Gazi University
Discipline

Hukuk Anabilim Dalı

Gazi University

263

Archived Theses

0

DOIs Assigned

0%

DOI Rate

Discipline

50 Theses
Master'sOpen AccessTR

Anonim şirketlerde menfi genel kurul kararlarının iptali

Genel kurul, anonim şirketlerin vazgeçilmez zorunlu bir organıdır. Anonim şirketin genel işleyişi ve yönetimi ile ilgili kararlar, tüm ortakların katılma hakkına sahip olduğu genel kurulda alınır ve şirketin iradesi genel kurulda oluşur. TTK anonim şirket genel kurul kararları ile ilgili hükümsüzlük halleri için yalnızca iptal edilebilirliği düzenlenmekle beraber, baştan itibaren geçersiz olan yani yok hükmünde olan ve konusu itibari ile imkansız olan veya kanunda belirtilen esaslı şartları içermeyen butlan kapsamındaki kararları ayrıca düzenlememiştir.Anonim şirket menfi genel kurul kararlarının iptali bu inceleme kapsamında, ilgili mevzuat, öğreti ve mahkeme kararları ışığında çeşitli yönleriyle ele alınmaktadır.Çalışmamızda, genel anlamıyla genel kurul kararlarının iptali değerlendirilmek suretiyle, menfi genel kurul kararlarının iptal edilebilirliği üzerinde durulmuştur. Menfi genel kurul kararları hukuki mahiyetleri açısında incelendiklerinde karar kavramı içerisinde değerlendirildiklerinden, menfi genel kurul kararı ile olumlu bir etkinin doğduğu durumlarda, karar TTK.m.381 kapsamında iptal davasına konu olabilmelidir.

Anonim ortaklıklarGenel kurulGenel kurul kararları+4
Sanem Güngör
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2010
00
Master'sOpen AccessTR

Adil yargılanma hakkı çerçevesinde memurların disiplin soruşturması

Disiplin hukuku ve adil yargılanma hakkı alanında hazırlanmış olan bu tezin amacı memur disiplin soruşturmalarının adil yargılanma hakkı çerçevesinde yürütülmesinin gerekliliğini ortaya koymaktır.Disiplin hukuku, memurların kamu hizmetini yerine getirirken uyması zorunlu bazı kuralların yerine getirilmemesi halinde kamu görevlisine çeşitli yaptırımların uygulanmasını sağlayan ve bu şekilde hizmette verimliliği, güvenilirliği ve devamlılığı sağlayan kurallar bütünüdür.Disiplin soruşturmaları ise bahsi geçen disiplin kurallarına uyulmaması halinde memurun gerçekten iddia olunan disiplin suçunu işleyip işlemediği, işlemiş ise hangi ceza ile cezalandırılması gerektiği, işlenen suçun niteliğine göre memurun görev yerinin değiştirilip değiştirilmemesi konusunda kanaat oluşturan veya memurun memurluk sıfatı devam etmekle birlikte başka bir kuruma geçmesinin daha uygun olup olmayacağı noktasında görüş belirten, kesin ve yürütülebilir bir işlem niteliğinde olmayan, disiplin cezasına ön hazırlık oluşturan incelemelerdir.Adil yargılanma hakkı daha çok ceza yargılaması ile ilişkili bir kavram olmasının yanında, sonucu cezalandırma olan disiplin soruşturmalarında da olmazsa olmaz bir kuraldır. Bu çalışmadan çıkan en önemli sonuç da özellikle partizan uygulamaların çok olduğu ülkemizde adaletin sağlanması açısından gerekliliğinin tartışmasız olmasıdır.Anahtar Sözcükler1.Disiplin2.Soruşturma3.Memurlar4.Rapor5.Adil Yargılanma

Adil yargılanmaDisiplinDisiplin koğuşturması+6
Kadir Kartal
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2010
00
Master'sOpen AccessTR

Geçici iş ilişkisinde geçici işveren-işçi ilişkisi

Teknoloji ve hayat koşullarının hızla gelişmesine paralel olarak iş hukuku da değişim ve gelişim göstermektedir. Çalışmamızın konusunu oluşturan geçici iş ilişkisi de bu gelişimin bir sonucu olarak karşımıza çıkan işçi istihdamında esnekliğin bir modelidir.Geçici iş ilişkisi, işverenin işçisini rızasını almak koşuluyla geçici bir süre için başka bir işverene iş görme edimini ifa etmek üzere vermesiyle kurulur. Üç taraflı bir ilişki olan geçici iş ilişkisinde en tartışmalı husus geçici işveren ile işçi arasındaki ilişkidir. Bu nedenle çalışmamızda ayrıntılı olarak bu iki figürün ilişkisi incelendi.Çalışmamızda öncelikle, geçici iş ilişkisi ve geçici işveren-işçi ilişkisi genel hatlarıyla ortaya konuldu. Daha sonra bireysel iş hukuku açısından geçici işveren ile işçi arasındaki haklar ve borçların neler olduğu incelendi. Son olarak da taraflar arasındaki ilişki toplu iş hukuku yönünden değerlendirildi.

Geçici işGeçici işçilerToplu iş hukuku+5
Seda Alkazak
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2010
00
Master'sOpen AccessTR

Mücbir nedenle iş sözleşmesinin feshi, hüküm ve sonuçları

İş sözleşmesi kişisellik özelliği ağır basan bir sözleşmedir. Bu nedenle mücbir neden, Borçlar Hukukundan farklı olarak İş Hukukunda doğrudan sözleşmeyi sona erdiren bir neden olmayıp; işçiye ve işverene şartların oluşması halinde haklı nedenle fesih imkanı tanıyan bir nedendir. Mücbir nedenle iş sözleşmesi kendiliğinden sona ermediğinden hüküm ve sonuçları bakımından da farklılıklar ortaya çıkmaktadır.Yüksek lisans tezimiz de biz de mücbir neden kavramını ve bunun Borçlar Hukukunda ve İş Hukukunda meydana getirdiği sonuçları açıklamaya çalıştık.

Borçlar hukukuFesihMücbir sebepler+3
Burcu Çiçekdağ
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2010
00
Master'sOpen AccessTR

Asıl işveren - alt işveren ilişkisi ve alt işverenlik yönetmeliği ışığında uygulamadaki sorunlar

Değişen dünya ekonomi sistemi içerisinde artık işverenler işçi istihdam ederken hem daha verimli ve eksiksiz iş yapmış olmak adına, hem de daha ekonomik olduğundan işin bir kısmını, devredilen iş açısından uzman bir başka işverene yaptırmaya başlamışlardır. İşte bu ?bir başka işveren? artık günümüzde, dilimize alt işveren olarak yerleşmiş olan kurumdur. İşin alt işverene devrinde daha iyi iş çıkartmak ve bu işi ucuza mal etmek duygusunun yanı sıra daha az sorumluluk doğuran ve her alanda daha kolay ve nitelikli istihdam anlayışı da rol oynamaktadır.Yine alt işverenlik kurumunun bu denli gelişmesindeki bizce en büyük etmenlerden bir diğeri ise işverenlerin, İş Hukukunun ve Sosyal GüvenlikHukukunun işverenlere yüklediği sorumluluklardan kurtulmak istemeleridir. İşverenlerin işçiler arasındaki örgütlenme bilincini kırarak sendikasızlaştırmaya çalışma amacı da büyük bir rol oynamıştır.Ülkemizde ilk uygulanma anından bugüne kadar sürekli problem yaratan asıl işveren-alt işveren ilişkisi kanun koyucular tarafından defalarca düzenlenmiştir. 1475 sayılı Kanun döneminde sadece asıl işverenin, alt işverenle birlikte sorumluluğu dikkate alınmış ve bu husus düzenlemeye konu olmuştur. Bu düzenleme yeterli gelmemiş ve 4857 sayılı Kanun ile bu konu biraz daha kapsamlı incelenmiştir. 4857 sayılı Kanun ile alt işverenin tanımı, muvazaalı işçi çalıştırılması halinde uygulanacak müeyyideler düzenlenmeye çalışılmıştır. Bu düzenlemeyle birlikte, işçilerini sadece bir başka işverenin yardımcı işlerinde ya da bir başka işverenin asıl işinin bir bölümünde istihdam eden işverenin alt işveren olduğu kabul edilmiştir. Alt işverenin varlığının kabulü için 4857 sayılı İş Kanunu ile getirilen bir diğer kıstas ise işletmenin veişin gereği, teknolojik nedenlerle uzmanlık gerektiren işlerin varlığı halinde, bu alanların alt işverene devri mümkün olacaktır.Yine 4857 sayılı Kanun ile alt işverenin yanında asıl işverenin işçilerinin çalışması, daha öncesinde asıl işverenin çalışanı olan bir işçi ile alt işveren ilişkisinin kurulması da yasaklanmıştır. Bu yasaklamanın yaptırımı olarak ise muvazaa düzenlenmiş ve bu hallerde alt işveren ilişkisinin başından itibaren muvazaalı kabul edilmiştir. Muvazaanın asıl işveren yönünden en kötü sonucu ise, alt işveren işçileri muvazaanın kabulü ile birlikte başlangıçtan itibaren asıl işverenin işçisi sayılmaktadır.Muvazaanın, bu kadar kesin çizgilerle belirlenmesi doktrinde çok eleştirilmiştir. Sebep olarak da, kanunda sayılan bütün nedenler var olmasına rağmen aslında gerçek bir alt işveren - asıl işveren ilişkisinin kurulmuş olma ihtimalidir.Ülkemizde alt işverenlik kurumunu daha çok, sermayesi daha az olan işverenler yürüttüğünden, uygulamada birçok defa alt işverenin iflası ya da kötü niyetli olması hallerinde, işçiler mağdur edilmiş ve emeklerinin karşılığını alamamışladır. Bu nedenle de kanunlarda daha çok işçiyi koruyan düzenlemelere yer verilmiştir. İşçilerin alacaklarına kavuşamama ihtimalini ortadan kaldırmak için düzenlemeye giden kanun koyucular, asıl işvereni, alt işveren işçilerine karşı o işyeri ilgili olarak, İş Kanunundan, iş sözleşmesinden veya alt işverenin taraf olduğu toplu iş sözleşmesinden doğan yükümlülüklerinden alt işveren ile müteselsilen sorumlu tutmuşlardır. Böylece işçi, zarara uğraması halinde asıl işverene veya alt işverene yalnız başvurabileceği gibi her ikisine birden aynı anda başvurma hakkına da sahip olmuştur.27.09.2008 tarihli ve 27010 Sayılı Alt İşverenlik Yönetmeliği ile birlikte ise asıl işveren-alt işveren uygulamasına yeni bir boyut kazandırılarak, işçiye tam güvence verilmeye çalışılmıştır. Fakat hem işçi ve işçi hakları savunucuları, hem de işveren ve işveren hakları savunucuları tarafından çok eleştirilen iptal davasına konu edilen bu yönetmelik bizce de esaslı bir değişikliğe mahkumdur. Yönetmelik henüz çok yeni olup, ne işveren, ne de işçi cephesi açısından beklenen yararı taşımamaktadır. Özellikle bugüne kadar yargı yolu ile çözülmeye çalışılan, hizmet tespiti ve muvazaa hallerinde işçinin kimin işçisi sayılacağının tespiti konusunda ilk yetki mahkemelerden alınarak, iş müfettişlerine devredilmiştir. İş müfettişlerince düzenlenecek rapora karşı yargıya müracaat ederek dava ikame edebilme hakkı tanıyan kanun koyucu böylece bizce zaten uzun ve hantal olan yargılama sürecine birde müfettiş incelemesini eklemiştir. Düzenlenen raporun her halükarda işçi ya da işveren taraflarından birinin aleyhine olacağından mutlak bir yargı yolu görünmektedir. Bu nedenle usul ekonomisi açısından isabetli bir düzenleme olmamıştır. Yine yönetmelik ile, İş Kanunu ile düzenlenmemiş konularda düzenleme yapılmış ve sözleşme serbestisi ihlal edilmiştir.

Alt işverenKanunlar 4857 sayılıTürk iş hukuku+3
Sebahat Gençtarih
Çağ University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2009
10
Master'sOpen AccessTR

Vesaik mukabili ödemeden doğan uyuşmazlıklara uygulanacak hukuk

Çalışma kapsamında uluslararası ticarette yaygın olarak kullanılan bir ödeme yöntemi olan vesaik mukabili ödeme ve bu ödemeden doğan uyuşmazlıklara uygulanacak hukuk konusu incelenmektedir. Çalışmanın giriş bölümünde uluslararası ticaretin genel yapısı ve uluslararası ticarette kullanılan diğer ödeme yöntemleri ile ilgili bilgi verilmektedir. Birinci bölümde vesaik mukabili ödeme ve bu ödeme yöntemine ilişkin Milletlerarası Ticaret Odası tarafından düzenlenen Tahsiller İçin Yeknesak Kurallar incelenmektedir. İkinci bölümde de vesaik mukabili ödemeden doğan uyuşmazlıklarda, taraflar arasındaki her bir ilişki bakımından yetkili hukukun tespiti hususu incelenmektedir.

AkreditifDevletler özel hukukuUluslararası Ticaret Odası+2
Hande Akça
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2009
00
Master'sOpen AccessTR

Enerji sektöründe özel kişiler lehine kamulaştırma: Elektrik piyasası özelinde inceleme

Önceleri devletin asli ve vazgeçilmez ödevlerinden biri sayılan enerji üretimi ve dağtımı, dünyayı etkisi altına alan özelleştirme dalgası ile birlikte devlete mahsus olmaktan çıkmış ve enerji alanında da özelleştirmeler başlamıştır. Bu özelleştirmeler ise, münhasıran devlet denetiminde olmakla birlikte enerji alanında faaliyet gösterecek özel kişilere de bir takım haklar tanınmıştır. Ancak, enerji sektörünün çok geniş olması ve her pazarın kendi özel dinamiklerine sahip olması nedeniyle konunun elektrik piyasası özelinde incelenmesi zorunluluğu doğmuştur.Bu çalışmada, elektrik piyasasında faaliyet gösterecek özel kişilere tanınmış haklardan, lehe kamulaştırma yapılmasını isteme hakkı ele alınmıştır.Çalışmanın sonucunda, özel kişilerin lehe kamulaştırma yapılmasını isteme hakkının Menafii Umumiyeye Müteallik İmtiyazat Hakkında Kanun'da düzenlenmiş olduğu, kanunun oldukça eski ve dilinin ağır olması sebebiyle uygulamada sorunlara yol açtığı görülmüştür.Anahtar Kelimeler1.Enerji Sektörü2.Elektrik Piyasası3.Lehe Kamulaştırma4.Özel Kişiler5.Kamu Hizmeti

ElektrikElektrik enerjisiElektrik sektörü+6
Zeynep Fırtına
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2009
00
Master'sOpen AccessEN

Right to manifest religious belief through clothing and symbols in the practice of the European Court of Human Rights and the United Nations Human Rights Committee: Application of the same right within different interpretative contexts

Article 18 of the Universal Declaration on Human Rights (UDHR) is the common origin for Article 18 of the International Covenant on Civil and Political Rights (ICCPR) and Article 9 of the European Convention on Human Rights (ECHR). Both provisions, formulated with parallel wordings, protect the right to freedom of religion or belief. However, the monitoring bodies of the two conventions, respectively the United Nations Human Rights Committee (HRC) and the European Court of Human Rights (ECtHR), have delivered contradictory decisions while interpreting the right. This contradiction is particularly visible with regards to the applications concerning wearing religious signs, symbols or clothing. Despite dealing with similar, or in some cases even identical complaints, the HRC is likely to find a violation on restrictions of religious signs justified by reference to public security, public order, or protection of the rights of the others whereas the ECtHR tends to decline these complaints relying on the margin of appreciation of the member states of the Council of Europe. This thesis provides a comparative analysis as to the interpretation of the right to manifest religion before the HRC and the ECtHR. The thesis has two specific aims. First, it identifies the main diverging points between the HRC and the ECtHR in their interpretation of the right to manifest religion. There, it surveys the relevant jurisprudence of the two bodies through a comparative lens, and shows three main points of divergence: interpretation of (i) safety and order (ii) barrier to equality or social interaction and (iii) duty of neutrality. Second, the thesis investigates the factors that could explain this divergence. There, the thesis identifies three factors: (i) different mandates, (ii) different methods and (iii) different interpretative contexts. The thesis argues that the difference of the interpretative contexts is the main factor creating this divergence. In conclusion, the study briefly examines the current and potential implications of this divergence on International Human Rights Law, on litigation strategies of the future applicants, and on implementation responsibilities of the states.

European law of human rightsEuropean Court Human RightsUnited Nations+7
Deniz Yıldız
Koç University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Türk Borçlar Hukuku bakımından "Akıllı Sözleşmeler"

Akıllı sözleşmeler, günden güne ismini daha sık duyduğumuz fakat hukuken nerede konumlandığını bilemediğimiz yeni bir kavram olarak karşımızda durmaktadır. İçinde sözleşme ifadesinin geçiyor olması yönüyle bunlar, hukuki bir kavram izlenimi uyandırmakta ve yeni nesil sözleşmeler olarak algılanmaktadır. Ancak akıllı sözleşmeler, yeni bir sözleşme tipi olmadığı gibi, tek bir akıllı sözleşme çeşidi de mevcut değildir. Akıllı sözleşmeler, mevcut sözleşme tiplerinin yeni bir teknikle akdedilmesi ve otomatik olarak ifa edilmesi süreci olarak görülebilir. Bir diğer ifadeyle akıllı sözleşmeler, iki veya daha çok tarafın, üzerinde anlaştıkları ve önceden belirledikleri hükümleri, otomatik icrası için blokzincire aktarmaları sürecidir. Akıllı sözleşmeler, sözleşme kapsamındaki edimlerin ifasını otomatikleştirdiği gibi, sözleşmelerin kuruluşunu da otomatikleştirebilir. Tüm bu süreçlerde kişilerin anonim kalabilmesi akıllı sözleşmelerin karakteristik özelliklerinden birisidir. Bununla birlikte, akıllı sözleşme kavramının, blokzincir üzerinde gerçekleştirilen basit işlemlerden, kompleks hukuki sözleşmelere kadar çok geniş bir yelpazede kullanıldığı ve genelgeçer bir tanımının bulunmadığı unutulmamalıdır. Akıllı sözleşmelerin hukukla temas ettiği pek çok nokta sıralanabilir. Bunlar arasında, ceza hukuku, vergi hukuku, tüketici hukuku, kişisel verilerin korunması hukuku gibi, pek çok farklı branş bulunmaktadır. Ancak bu çalışma, akıllı sözleşmelerin, borçlar hukuku kuralları uyarınca genel değerlendirmesiyle sınırlı tutulmuştur. Bu bağlamda, akıllı sözleşmelerin hukuki anlamda bir sözleşme olup olmadıkları sorusu, ilk akla gelen sorulardan birisidir. Bundan sonra, otomatikleştirilmiş irade beyanlarının geçerliliği, tarafların anonim kalabilmeleri sorunsalı, akıllı sözleşmelerde şekil şartları, irade sakatlıkları ve bunların giderilmesi, akıllı sözleşmelerin yorumu, bu çalışmada değerlendirilen konulardan bazılarıdır. Bunlara ek olarak, özellikle Avrupa ve ABD'de akıllı sözleşmelerle ilgili yapılan düzenlemeler incelenmiş ve devletlerin yaklaşımları ortaya konmaya çalışılmıştır. Bu çalışmanın amacı, akıllı sözleşmelerle ilgili olarak, biz hukukçuları bekleyen sorunlar üzerine tartışmak, okuyucuları düşündürmek ve çözüm yollarına ulaşılmasına katkı sağlamaktır. Yeni bir kavram olması sebebiyle, akıllı sözleşmelerle ilgili yasal düzenleme ve içtihat eksikliği söz konusudur. Hal böyle olunca, meselenin aydınlatılması konusunda öğretiye büyük bir görev düşmektedir. Bu doğrultuda, akıllı sözleşmelere ilişkin dünyadaki farklı bakış açıları baz alınmış ve Türk hukuku için en uygun yaklaşımların bulunmasına gayret edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Blokzincir, kripto varlık, akıllı sözleşme, otomatikleştirilmiş irade beyanları, geri döndürülemezlik, edimlerin otomatik ifası.

Ali Nizamettin Yıldırım
Koç University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessEN

Analyzing of legitimate interest under the general data protection regulation in the light of the court of justice of the European Union and the European Court of Human Rights Case Law

Legitimate interest is one of the most intriguing and ambiguous subjects under data protection law. It is difficult to define as a notion and its repercussions in practice cannot be easily anticipated. The goal of the present thesis is to investigate whether legitimate interest clause under the General Data Protection Regulation (GDPR) provides an effective protection. To answer this question, first, circumstances that created the GDPR and the reasons why it was needed are explained from the legitimate interest perspective. Second, the consequences of the lack of legal certainty caused by the legitimate interest clause are pointed out. Third, benchmarks are drawn up for an optimum balance testing by specifying which elements should be considered in a legitimate interest review one by one. Since the case law of both CJEU and ECtHR play a critical role in ensuring legal certainty, related landmark cases are examined in a comparative way. Lastly, a legal projection of what awaits the legitimate interest in the future is demonstrated with the help of the Article 29 Working Party opinions, national data protection authorities' decisions and international guidelines and recommendations.

Court of JusticeEuropean Court Human RightsGeneral Data Protection Regulation+3
İrem Mutlu
Koç University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessEN

Protection of AI-generated products and examination within the context of the European Union and Turkish copyright laws

Since its discovery, artificial intelligence (AI) has demonstrated rapid development, and AI-based solutions have begun to play a significant role in all aspects of human life. Artificial intelligence, which can be defined as computer programs aimed at mimicking human behaviour and performing activities carried out by humans through machines, has particularly started to create works in the field of art in recent years. This has led to confusion in terms of copyright, and questions regarding whether copyright can be established on these works and the potential consequences of the decisions made have transformed into a structure that occupies intellectual property experts and lawmakers. This study aims to examine the existence and limits of copyright protection on AI-generated works within the framework of the laws currently in practice in the European Union and Turkish Law. In this regard, firstly, the current copyright rules have been examined, the limits of human intervention in works produced by AI have been classified, and finally, efforts to determine the existence of copyright protection for AI-generated works in different situations have been presented. As it is still an unresolved dilemma, this study also includes the approaches of some countries that are not covered within the scope of the thesis and. The proposals presented have been scrutinized, considering the ethical discussions. Keywords: Artificial Intelligence, Intellectual Property Rights, Copyright, Work, Authorship.

European Union lawTraceOwnership work+3
Merve Nur Yalçın Uslu
Koç University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Tanzimat' tan Lozan' a Türkiye' de azınlık hakları

Azınlık kavramı dünyada ilk kez 16. yüzyılda ortaya çıkmıştır. Ancak bu dönemdeki azınlık kavramı günümüzdeki gibi etnik kökene dayalı bir ayrım değil, din ayrımına dayalı bir kavramdır. Bu dönemde, Osmanlı İmparatorluğu' nda da din ayrımına dayalı bir millet sistemi oluşturulmuş, yüzyıllarca başarılı bir şekilde sürdürülmüştür. Ancak 1789 Fransız İhtilali' nin yaydığı milliyetçi fikirler, etnik kökene dayalı bir azınlık anlayışı geliştirerek 19. yüzyılda çok uluslu imparatorlukların sonunu hazırlamıştır. Diğer taraftan, 19. yüzyıla diplomatik bakımdan hazırlıksız giren Osmanlı İmparatorluğu, uluslararası baskılar ve iç çekişmelerin etkisiyle bir dizi ıslahat gerçekleştirmiştir. Bu ıslahatların kuşkusuz en önemli ayaklarından biri gayrimüslimlere yönelik düzenlemelerdir. Azınlık taleplerini en aza indirmek ve istikrarı sağlamak için Osmanlı İmparatorluğu tarafından çıkarın fermanlar ve anayasal düzenlemeler çöküşü önlememiştir. Birinci Dünya Savaşı sonrası imzalanan Sevr Anlaşması ile Osmanlı İmparatorluğu' daki tüm azınlıklara otonomi tanınmış, Kurtuluş Savaşı' ndan galip ayrılan genç Türkiye Cumhuriyeti ise bu anlaşmayı tanımamıştır. Büyük çabalar sonucu imzalanan Lozan anlaşması ile yalnızca Gayrimüslim Türk vatandaşlarının azınlık olarak kabulü sağlanmıştır. Ancak günümüzde yalnızca gayrimüslimleri azınlık kabul eden bu sınırlayıcı tutum, dünyadaki eğilimlere gitgide ters düşmektedir.Anahtar Sözcükler1. Azınlık2. Gayrimüslim3. Tanzimat4. Islahat5. Lozan

Azınlık haklarıLozan KonferansıTanzimat Dönemi
Bahar Ayber
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2008
00
Master'sOpen AccessTR

Geçici(ödünç) iş ilişkisi

Teknoloji alanında yaşanan gelişmeler, uluslararası alanda görülen rekabet bir çok alanı olduğu gibi çalışma hayatını da etkilemiştir. Yaşanan bu gelişmeler, çalışma hayatında esnekleşme olgusunu gündeme getirmiş ve esneklik temelli yeni iş ilişkilerinin doğmasını sağlamıştır. İşçinin iş sözleşmesi ile bağlı olduğu işverenle arasındaki sözleşmeyi sona erdirmeden, işin görülmesini talep hakkının geçici bir süreliğine bir başka işverene devredilmesi anlamına gelen geçici (ödünç) iş ilişkisi, bu yeni iş ilişkisi örneklerinden bir tanesini oluşturmaktadır. Ülkemizde 1960'lı yıllardan itibaren uygulanmaya başlayan geçici (ödünç) iş ilişkisi, 1475 sayılı İş Kanunu hükümlerinin bu ilişkiye yönelik ihtiyaçlara cevap verememesi nedeniyle A.B'ye uyum süreci kapsamında yapılan mevzuat çalışmaları ile 10 Haziran 2003 tarihli 4857 sayılı İş Kanunu ile yasal düzenlemeye kavuşmuştur. Geçici (ödünç) iş ilişkisi, yasal düzenlemeye yeni kavuşmuş bir kurum olduğu için konuyla ilgili çok fazla mahkeme kararı ve içtihat bulunmamaktadır. Yapılan bu çalışmada; öncelikle esneklik olgusu neden ve sonuçları ile birlikte ele alınıp incelendi. Daha sonra geçici (ödünç) iş ilişkisinin tanımlaması yapılarak, benzer hukuki kavramlardan farkları tespit edilerek kurulma koşulları, doğurmuş olduğu hukuki sonuçlar, sona erme koşulları ve geçici (ödünç) iş ilişkisi düzenlemelerine aykırılığın sonuçları ele alındı. Konuyla ilgili çalışma hayatında yaşanan sorunlara yönelik çözüm önerileri geliştirilmeye çalışıldı. Bu doğrultuda; konuyla ilgili mevzuat hükümleri, yazılmış kitaplar, makaleler, mahkeme kararları araştırıldı. Yapılan inceleme sonucunda varılan sonuçlar, söz konusu üçlü ilişki içinde yer alan asıl işveren, geçici işveren ve işçi menfaatleri yönünden değerlendirildi.Anahtar Sözcükler1. Esneklik2. İşçi3. İşveren4. Ödünç5. Geçici

Arzu Zengin
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2008
00
Master'sOpen AccessEN

Peacebuilding after crisis, A case study of guatemala

This thesis examines peacebuilding and reconciliation in with an emphasis on international law in post-war Guatemala. The study is a comprehensive analysis of the 36 year long internal conflict that took place, its peace accords, post-war reconstruction and lessons learned in peacebuilding. It aims to study a comprehensive look into peacebuilding after crisis using Guatemala as a case study. The thesis begins by looking into its historical background, information on peacebuilding, how Guatemala participated in its peacebuilding process, an interview with a human rights activist, a legal analysis and ending conclusion that includes an analysis based upon finding on research taken within the thesis. The thesis relies upon international law, national law, a social economic analysis and the role of development organizations within its post-war reconstruction. Lessons learned and general peacebuilding practices are also analysed in detail within this thesis. It proposes recommendations based upon international treaties, comparative analysis, and management of programs that the government and international development organizations have implemented. It uses academic, legal, and other sources that could be useful to peacebuilders, development organizations, or policy makers in a post-conflict reconstruction period after crisis.

PeacePeacebuildingGuatemala+1
Eric Tyler Landon
Koç University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Sermaye avansı

Çalışmamız, uygulama tarafından yaratılmış ve vergi mevzuatı ile idari kurumlarının düzenlemeleri haricinde, özel hukuk kapsamında düzenlenmemiş olan sermaye avansını konu almaktadır. Sermaye avansı, pay sahibinin şirkete verdiği borcun, alacaklısına geri ödenerek veya paya dönüştürülerek ödenmesine izin veren, özel bir ifa mekanizmasına sahip olan borcu ifade etmektedir. Çalışmamızda sermaye avansının unsurları, ifa yolları, tarafların hak ve yükümlülükleri, diğer hukuk kurallarıyla ilişkisi incelenmiş ve değerlendirilmiştir.

Begüm Bilge
Koç University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessEN

Rethinking state criminality in international law: Legal barriers and future prospects

This thesis examines the historical development of state criminal responsibility under international law, from early attempts at codification to contemporary discourse on holding states accountable for international crimes. It traces foundational efforts like the Draft Code of Offenses against the Peace and Security of Mankind and the ILC's Draft Article 19 on "international crimes of states," analyzing factors behind Article 19's removal and arguments for retaining the concept's viability. Doctrinal analysis evaluates scholarly perspectives on whether states can fulfill criminal responsibility requirements, surveying procedural/substantive impediments to establishing state criminality. By systematically comparing and contrasting parallels/differences in attributes like subjects of responsibility, norms, procedures and consequences under domestic criminal law versus international responsibility frameworks, the feasibility of this proposed additional layer of accountability is assessed. Despite conceptual appeal, actualizing binding state criminal responsibility faces constraints at the current stage of international legal development, including difficulties in attributing intent/conduct for culpability determination, lack of enforcement mechanisms, risks to cooperation and compliance. Challenges reconciling criminal law concepts like nullum crimen sine lege with the decentralized nature of international law also arise. While state criminal responsibility remains theoretically viable, translating it into international judicial practice involves profound hurdles. Incremental developments in areas like collective sanctions for community interests provide foundations but further evolution is needed before comprehensive state criminal liability can crystallize under international law. However, the principle retains conceptual force and future shifts in international politics could engender greater regulation of state criminality. Keywords: State Criminality, International Crimes, State Responsibility, Individual Criminal Responsibility

Swaleh Hemed Wengo
Koç University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

Üçüncü kişinin zararının tazmini

Borca aykırılık veya haksız fiil sonucu zarara uğrayan kişi ile tazminat talebinde bulunabilecek kişinin birbirinden farklı olduğu durumlarda üçüncü kişinin zararının tazmini problemi gündeme gelmektedir. Bu durumda bir zarar kaymasından söz edilmektedir. Zarara uğrayan kişi aykırı davranılan borç ilişkisine taraf olmadığı ya da bir haksız fiil söz konusu olduğunda hukuken ihlâli tazminat yaptırımına bağlanan hakkın sahibi olmadığı için tazminat talep edememektedir. Borç ilişkisinin tarafı ya da ihlal edilen hakkın sahibi ise zarara uğramadığından bir tazminat alacağına kavuşamamaktadır. Hiç kimsenin tazminat talep edemediği bu durumun ortaya çıkmasına yol açan hukuk prensiplerinin amacı aslında böyle bir sonuca yol açmak değildir. Bu sorun kimi istisnai durumlarda tarafların farazi iradesine dayanarak sözleşme boşluğunun doldurulması yoluyla bir üçüncü kişi yararına sözleşmenin kabulü ile çözülebilir. Bunun dışında kalan hâllerde ise bir örtülü kanun boşluğu söz konusudur. Bu çalışmada bu kanun boşluğu TBK 509 I hükmünün kıyasen uygulanması ile doldurulmuş ve zarara uğrayan üçüncü kişi doğrudan zarar verene karşı ileri sürebileceği bir tazminat talebine kavuşturulmuştur. Bu hüküm bir yasal devir öngördüğünden, gündeme gelebilecek kimi özel meselelerin (tarafların birbirine karşı ileri sürebileceği savunmalar gibi) çözümünde alacağın devrine ilişkin hükümlerden kıyasen yararlanmak mümkün olmuştur. Zarar kaymasının meydana gelebileceği somut örnekler özel olarak incelendiğinde bu çalışmada geliştirilen teorinin Türk hukukunda önemli bir boşluğu doldurabileceği görülmektedir.

Türk borçlar hukuku
Orcan Ok
Koç University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2024
00
DoctorateOpen AccessTR

Mülkiyet hakkı, güvencesi ve korunması

?Mülkiyet Hakkı, Güvencesi ve Korunması?, Doktora Tezi, Ankara, 2008.Sözlük anlamı olarak, belirli bir nesne, taşınır veya taşınmaz mal üzerinde sahibine kullanma, yararlanma ve tasarruf etme yetkileri veren bir hak olarak tanımlanan mülkiyet hakkı, tarih boyunca üzerinde en çok tartışmaların yaşandığı konulardan birini oluşturmaktadır. Zira, tarih boyunca mülkiyet kavramı ve mülkiyet hakkının niteliği ve kapsamı üzerindeki düşünceler, kişilere, toplumlara, dönemlere, felsefi ve ideolojik bakış açılarına ve devlet sistemlerine göre farklılıklar arzetmiştir.Mülkiyet kavramı geniş anlamıyla, özel hukuku ilgilendirdiği kadar, kamu hukuku, hukuk felsefesi ve hukuk sosyolojisi gibi diğer hukuk alanlarının da ana konularından birisini oluşturmaktadır.Bu açıdan mülkiyet, sadece hukuki bir kurum olmayıp, felsefi, iktisadi, sosyal, kültürel ve ideolojik boyutları da içerisinde barındıran bir kurumdur.Mülkiyetin bir hak olarak kabulünden sonra, tartışmalar bu kez bu hakkın kapsamı ve çerçevesi üzerinde yapılmıştır. Mülkiyet kavramının göreceli niteliği tartışmaları daha da alevlendirmiştir. Ülkeler, devlet yapılarına ve geleneklerine, ülkelerinin refah düzeyine, benimsedikleri ekonomik sisteme ve dahil oldukları uluslararası sistemlerin gereklerine göre mülkiyet hakkının kapsamını belirlemişlerdir.Ülkemizde de, mülkiyet hakkının niteliği ve kapsamı ile ilgili görüşler tarihi seyir içerisinde farklılıklar kazanmıştır. Mülkiyet hakkı Anayasalarda düzenlenerek, anayasal güvenceye kavuşturulmaya çalışılmış, bununla birlikte mülkiyet hakkının aynı zamanda bazı ödevler de içerdiği, belirli koşullarla bu hakkın da diğer haklar gibi sınırlandırılabileceği kabul edilmiştir.Mülkiyet hakkının devlet yapısı, ülkenin ekonomik düzeyi ve mevcut statüko ile yakın ilişki içerisinde bulunması, konunun özel hukuktan daha ziyade kamu hukuku alanında tartışılmasına neden olmuştur.Nihayet, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 1 No'lu Protokolünün 1. maddesinin mülkiyet hakkını güvence altına alması, bu hakkın kamu hukuku alanında daha da önem kazanmasına neden olmuştur.Konunun yalnızca kamu hukuku yönünden incelenmesi, mülkiyet hakkının önemini ve bireye sağlaması gereken güvenceyi açıklamada yeterli olamamaktadır. Mülkiyet hakkı bu yönüyle özel hukukun en temel kavramlarından birisidir. Özel hukuk alanında güvenceye kavuşmamış bir hakkın anayasal bir hak olarak düzenleme altına alınması fazla bir anlam ifade etmeyecektir. Bu açıdan, özel hukuk alanındaki mülkiyet hakkı ile ilgili uygulamaların gerek birey, gerekse toplum açısından büyük önem taşıdığı anlaşılmaktadır.Bu çalışmada, genel olarak mülkiyet hakkı kavramı, mülkiyet güvencesi ve mülkiyetin korunması ilgili düzenlemelerin incelenmesine çalışılmıştır.Çalışmanın giriş bölümünde, mülkiyet kavramı ve konuya ilişkin temel sorunlar ortaya konulduktan sonra mülkiyet kavramıyla ilgili tarihi gelişim mukayeseli olarak incelenecek, birinci bölümünde mülkiyet hakkının tanımı, unsurları, hukuki niteliği ve çeşitleri üzerinde durulmuştur. Çalışmanın ikinci bölümü mülkiyet güvencesinin anlamı, mülkiyet güvencesini sağlayan ve koruyan kurum ve kurallar üzerindeki açıklamalar, yargı kararları ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi uygulamaları içeren açıklamalardan oluşmaktadır. Üçüncü ve son bölüm ise mülkiyet hakkının ulusal ve uluslararası seviyede korunmasına yönelik kurum ve uygulamalar açıklanmıştır. Çalışma, yapılan açıklamaların tamamının değerlendirilmesinden oluşan bir sonuç bölümüyle sona ermektedir.ANAHTAR SÖZCÜKLER1. Mülkiyet hakkı2. Mülkiyet güvencesi3. Mülkiyetin korunması4. Mülkiyetin tarihi

Alparslan Altan
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2008
00
Master'sOpen AccessEN

Competition Law and the African Continental Free Trade Area - why a harmonised competition regime is essential to Africa's free trade agenda

This thesis tackles competition law in light of the African continent and the African Continental Free Trade Area (AfCFTA). Inspired by the AfCFTA, which aims to create a single market for goods and services across Africa, this thesis explores how Africa can utilise competition law to build a more competitive, robust and resilient market. It looks at the development of competition law from a national and regional perspective and proposes that Africa develop a harmonised competition regime under the AfCFTA regime. It explores how Africa can do so by examining the AfCFTA agreement and the AfCFTA draft Competition Protocol. It does a comparative analysis with the European Union, which has been able to achieve a harmonised competition regime founded on Articles 101 and 102 of the Treaty for the Functioning of the European Union. It argues that if Africa aims to protect and develop AfCFTA, it must embrace competition law at the heart of it, to protect its market against anti-competitive conduct, abuse of dominant positions, and collusions or combinations that will undermine its goal of developing a truly competitive market. It finishes by giving its conclusions of the current competition regime under AfCFTA and offers recommendations on how AfCFTA ought to proceed moving forward.

Joshua Omıdo Ambanı
Koç University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2024
00
DoctorateOpen AccessEN

A study on violence against women and girls and its legal and policy regulation in Central Asia

Central Asian women and girls are often subjected to various forms of abuse. Although the region has adopted related international and specialized domestic legal and policy frameworks in the field of human rights, the prevention of violence against women and girls (VAWG) is not addressed sufficiently. This dissertation aims to broadly explore the problem of gender-based violence and questions of its legal and policy regulation in the Central Asian region, particularly in these four states: Kazakhstan, Kyrgyzstan, Tajikistan, and Uzbekistan. To achieve this goal, the study connects the theoretical framework, historical context, forms of gendered violence, and legal and policy landscape. First, it provides an overview of the theoretical roots of the issue to facilitate understanding of what VAWG is. Second, it examines gendered violence issues specific to Central Asia by focusing on several aspects. Specifically, the discourse introduces the historical background of Central Asian women's rights with its impact on the present VAWG context and investigates whether the barriers were created by Central Asian authoritarianism to gender equality and VAWG elimination. The study then identifies forms of gender-based violence that exist in the Central Asian region. These include such common VAWG instances as domestic violence, trafficking in women, femicide, and others, followed by specific forms of VAWG prescribed by traditional practices of peoples of Central Asia, such as bride kidnapping ("kyz ala kachuu"), "kelinism" and early marriages. Third, in a comparative analysis, the progress, challenges, and outlook of the four Central Asian countries in addressing the issue of VAWG are scrutinized from legal and policy perspectives. The analysis covers aspects such as the alignment of four Central Asian states with global standards on VAWG, with an emphasis on CEDAW (particularly CEDAW's VAWG-related Recommendations) and the Beijing Declaration. Finally, the dissertation examines the question of how Central Asian countries regulate gender-based violence through a detailed examination of their domestic laws and policies related to VAWG, along with advancement and challenges in their implementation. Aside from a review of relevant literature and normative analysis of VAWG laws and policies, the research is complemented by semi-structured, in-depth interviews with experts specializing in women's rights and gender issues in Kazakhstan, Kyrgyzstan, Tajikistan, and Uzbekistan, who provided subsidiary practical insights into the regulation of gender-based violence in the Central Asian region.

Violence against women
Asylaı Akısheva
Koç University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2024
00
Master'sOpen AccessEN

Inquiring the meaning of 'Peoples' under the right to self-determination: The case of Patani people in Southern Thailand

This thesis examines the definition of peoples who may claim the right to self-determination. It also inquiries into situations where peoples may claim the right to self-determination, which is usually associated with the right to be free from colonial power. To that end, this thesis focuses on the Patani people in Southern Thailand. This research is carried out via in-depth analysis of statutes, cases, and interviews with local leaders, which further illustrates the need for a legal definition of peoples under international law. This thesis argues that the Patani people satisfy the criteria of a people based on the similarity characteristics of history, language, culture, and religion, connection to the territory and their consciousness as a distinct people. Even though the Patani people are not a colonial people under the definition of international law, the right of self-determination is guaranteed to them as Indigenous people and Minorities. Furthermore, if an element of oppression exists, Patani people have the full right to exercise the right of self-determination in terms of social, cultural, and economic development under international law.

Auzaie Bın Shamsul Maarıf
Koç University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2024
00
Master'sOpen AccessEN

Interpretation of victim status in climate crisis cases before the European Court of Human Rights

The thesis examines the evolving interpretation approach of the European Court of Human Rights (ECtHR) to individual applicants' victim status especially in climate crisis cases. It comprehensively analyses the requirement of victimhood under Article 34 of the European Convention on Human Rights (ECHR). First, it delves into key national, regional, and international decisions where victimhood was a disputable matter before the court and examines the approach of the relevant judicial body. Then it thoroughly examines the determining factors for victimhood as an admissibility criterion before the ECtHR in general and in environmental cases to lay the ground for understanding the Court's approach in climate cases. Next, the approach of the ECtHR is assessed for cases where human rights violation was alleged due to climate change. Focusing on the discussion of the three Grand Chamber decisions, it aims to explore the cautious yet evolving approach of the ECtHR in interpreting the victim status for individual applications. Finally, the thesis contributes to the growing field of climate change and human rights litigation examining the interpretation method of ECtHR on climate cases and provides an overall view of how human rights bodies are addressing this complex issue.

Farzana Faiza
Koç University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2024
00
Master'sOpen AccessEN

Where are the others: Marginalized and vulnerable groups' interests in just transition under international law

This thesis explores how the concept of "just transition" is understood in the literature and under international law, with a focus on whether the broader scholarly conceptualizations are reflected in the United Nations Framework Convention on Climate Change (UNFCCC) regime. Originally coined to support workers losing their jobs due to environmental regulations in the US, the concept "just transition" has evolved in four directions in the literature: (1) linking with other justice frameworks such as climate, energy, and gender justice; (2) expanding beyond fossil fuel closures to concerns in the renewable energy sector and contested adaptation measures; (3) moving from minimizing the harms to also maximizing the gains and fairly distributing both the harms and gains and remedying the past injustices of the fossil fuel-based system; and (4) changing the leaders and participants of just transition to adopt more participatory, community-led models of transition. International law has begun to acknowledge justice concerns tied to the transition beyond workforce impacts, yet the Paris Agreement and subsequent COP documents provide only vague guidance and remain inattentive to the interests of marginalized and vulnerable groups during the energy transition. As a result, the potential of just transition as a legal concept to guide states in considering these groups while transitioning to tackle climate change is largely missed. This study highlights the gap between scholarly developments and their operationalization in international law.

Begüm Acar Kurt
Koç University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Kefilin rücu hakkı

Kefalet sözleşmesi, teminat sözleşmelerinin bir çeşidi olup geçmişten bugüne en sık rastlanan sözleşme türlerindendir. Kefil, kefalet sözleşmesiyle birlikte, asıl borçlunun, borcunu ifa edememesinin rizikosunu üstlenir. Asıl borçlu, kendi borcundan doğan ifa yükümlülüğünü yerine getirmediği takdirde kefil, kefalet sözleşmesi gereği, alacaklının bu kapsamda uğradığı maddi zararı, kendi mal varlığı ile gidermekle yükümlüdür. Kefilin, kefalet sorumluluğu altına; büyük çoğunlukla asıl borçlu ile olan hatır ilişkisi ile asıl borçluya duyduğu güven sonucu girmiş olması ve borcun nihai sorumlusunun kendisinden başkası olması sebebi ile kanun koyucu, kefalet hükümlerini, kefili öncelikli olarak korumak amacı ile düzenlemiştir. Çalışmamız kapsamında incelenen kefilin rücu hakkı da temelini, bir başkasının üstlenmesi gereken mali yükü üstlenen kefilin, mal varlığında meydana gelen eksilmeyi, borcun nihai sorumlusuna başvurarak gidermesinin hakkaniyetli olduğu düşüncesinden alır. Bu sebeple rücu hakkının kaynağı, borcun nihai sorumlusu ile kefil arasındaki iç ilişkidir. Başka bir ifade ile iç ilişki, rücua imkân vermediği sürece kefil, kefalet hükümlerinin bu kapsamda koruması altına giremeyecektir. Kanun koyucu, kefilin söz konusu rücu hakkını, kefalet hükümleri kapsamında ayrıca düzenlemiş ve böylece iç ilişkide rücu hakkına sahip olan kefili, halefiyet imkanından da faydalandırarak ispat ve teminat avantajları ile koruma altına almıştır. Kefil böylece, rücu hakkından doğan taleplerini, dilerse iç ilişkinin işaret ettiği kanun hükümlerine dayandırarak ileri sürebilecek; dilerse doğrudan kefalet hükümlerine dayanarak halefiyet araçları ile ileri sürebilecektir. Bu çalışmamızda kefilin rücu hakkı, talep (ileri sürme) aracılarına göre incelenmiş, iki ayrı rücu talebinin birbiriyle ilişkisi ortaya konmuş ve rücu hakkının doğurduğu sonuçlar ile rücu hakkının son bulduğu haller, kefalet hükümleriyle birlikte değerlendirilmiştir.

AlacaklıBorçluHalefiyet+3
Büşra Çiçekli
Doğuş University · Institute of Graduate Studies
2024
00
Master'sOpen AccessTR

1982 Anayasası'nda adil yargılanma hakkı

Adil yargılanma hakkı, bir çok anayasa, uluslararası bildiri ve sözleşmeile ulusal yasalar tarafından güvence altına alınmış en temel insanhaklarından birisidir. Söz konusu hak ve bu hakkın kapsamında yer alantemel ilke ve kurallar, uluslararası sözleşmelere paralel bir düzenleme ileanayasamız ve ilgili mevzuatımız tarafından da koruma altına alınmıştır.Adil yargılanma hakkı, en açık ifadesi ile ilk kez Avrupa nsan HaklarıSözleşmesi'nde ifadesini bulmuştur. Adil yargılanma hakkının temelini teşkileden bir takım hak ve ilkeler Sözleşme hükmünde açıkça ifade edilmiştir.Diğer bir kısım hak ve ilkeler ise adil yargılanma hakkının zımni unsurlarıolarak sözleşme organlarının içtihatlarıyla belirlenmiştirAdil yargılanma hakkının en temel unsuru kanuni, bağımsız ve tarafsızmahkeme önünde yargılanma hakkıdır. Çünkü, diğer hak ve ilkelerinyargılama faaliyetinde geçerli olabilmesi için, her şeyden önce yargılamafaaliyetinde bulunan bir makamın varlığı; ve bu makamın da kanunlakurulmuş, bağımsız ve tarafsız nitelikte olması gerekir. Bünyesinde silahlarıneşitliği ile çelişmeli yargılama ilkesini, duruşmada hazır bulunma hakkı ilekendi aleyhine tanıklık etmeme ve susma hakkını içeren hakkaniyete uygunyargılanma hakkı, adil yargılanma hakkının diğer bir unsurunu teşkiletmektedir. Yine, yargılama makamları önünde hak arayan ya da yargılanankimseleri, yargılama işlemlerinin sürüncemede kalmasına karşı koruyan vemağdur olmasını önleyen makul sürede yargılanma hakkı adil yargılanmahakkının başka bir unsurunu teşkil eder. Son olarak adil ve hakkaniyeteuygun bir yargılamanın sağlanabilmesi için, yapılan yargılamanın aleni vekamuya açık olması şarttır. Bu bağlamda yargılamanın aleniliği ve kamuyaaçık yargılama, adil yargılanma hakkının diğer bir gereğidir.Adil yargılanma hakkı, hukukun genel bir ilkesi niteliğini taşıyanmasumiyet karinesi ile de doğal bir ilişki içindedir (A HS md 6/2, Anymd.38/4). Nitekim, masumiyet karinesi, şüpheli ya da sanığın adil vehakkaniyete uygun yargılanabilmesi için en başta kabul edilmesi gerekentemel bir ilkedir. Çünkü, bireyin özgürlüğünün kısıtlanması ile temel hak veözgürlüklerinden yoksun bırakılması istisnai bir nitelik arz eder. Zira, yine?şüpheden sanık yararlanır? evrensel hukuk ilkesi de bu amaçla kabuledilmiştir. A HS'nin 6. maddesinin 3. fıkrasında ifadesini bulan ve sanığatanınmış olan asgari güvenceler-isnadı en kısa sürede anladığı dildeöğrenme hakkı, savunmasını hazırlamak için gerekli zaman ve kolaylıklarasahip olma hakkı, bizzat ya da müdafii aracılığı ile kendini savunma hakkı,tanık dinletme ve sorgulama hakkı, tercümandan ücretsiz yararlanma hakkı -de adil bir yargılamanın yapılabilmesi için gerekli olan ilkelerdir.Burada özet olarak değindiğimiz adil yargılanma hakkının gerekleriniinceleyen ve üç bölümden oluşan bu çalışma ile amaçlanan, Avrupa nsanHakları Sözleşmesinde açık ifadesini bulan ve en temel insan haklarından birikabul edilen adil yargılanma hakkının ilke ve kurallarının, 1982Anayasası'nda ve ilgili mevzuatımızda yer alan hükümler ışığında hukuksistemimize yansımalarını ortaya koymak, bununla birlikte gerek pratiknedenlerden ve gerekse mevzuattan kaynaklanan problemlere değinerekhukuk sistemimiz açısından olması gerekene küçük bir katkı sağlamaktır.

Adem Çelik
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2006
00
Master'sOpen AccessTR

İdari para cezaları

İdari Para Cezaları, ceza yargılamasının tarihi gelişimi içinde önemli bir yer tutmaktadır. Gün geçtikçe uygulama sahası artarak devam etmektedir. Günümüzde hemen her alanda karşımıza çıkan idari para cezaları, tezimizde 5326 sayılı Kanun kapsamında değerlendirilmiştir. Bu kapsamda; kitap, makale, kanun, yönetmelik ve mahkeme kararlarından yararlanılmıştır. Çalışmamızın ilk bölümünde idari para cezası ve kabahat kavramları ayrıntılı olarak açıklanmış, kabahatlerde kusurluluğu ortadan kaldıran haller ile teşebbüs, iştirak ve içtima konuları incelenmiştir. İkinci bölümde yer ve konu itibariyle idari para cezası verme yetkileri ayrıntılı bir şekilde açıklanmıştır. Ayrıca idari para cezalarının tebliğ ve tahsil süreci ile başvurulacak yargı yolu da açıklanmıştır. Son bölümde ise 5326 sayılı Kanunda yer alan ve idari para cezası yaptırımı uygulanan kabahatler örnek mahkeme kararları ile incelenmiştir. Herhangi bir yargılama makamının işlemine gerek duyulmaksızın idari yaptırımın uygulanmasına bağlı olarak yargı mercilerinin iş yükü azalmıştır. Fakat uygulamada para cezalarının belirlenmesi, kabahatin önlenmesi sonuçlarına ulaşabilmesinde önemli sorunlarla karşılaşılabilmektedir. Bu nedenle, idari para cezalarının günümüz ekonomik koşullarına uygun hale getirilerek caydırıcılık ve etkinlik vasıflarını taşıması uygun olacaktır.

Kabahatler KanunuPara cezası
Duygu Berber
İstanbul Beykent University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Türkiye'de yargı bağımsızlığı çerçevesinde Hakimler ve Savcılar Kurulu

Demokratik hukuk devletinin en temel gereklerinden biri olan yargının başta Anayasa olmak üzere kanunlarla kendisine verilen görevleri yerine getirebilmesi için bağımsız olması gerekmektedir. Bunun sağlanabilmesi hiç şüphesiz yargı işlevini yerine getiren bağımsız ve teminatlı hakimlerin varlığına bağlıdır. Mahkemelerin bağımsızlığı ve hakimlik teminatı ilkeleri hukuk devletinin en temel unsurlarından kabul edilmiştir. Yargı organına tanınmış olan bu güvenceler anayasal düzeyde güvence altına alınmışlardır. Yargı bağımsızlığına ilişkin bu ilkelerin sağlanması için hakimlerin mesleğe kabul, atanma ve özlük işlerinin bağımsız bir kurul tarafından yerine getirilmesi gereklidir. Bu kurul ülkemizde Hakimler Savcılar Kurulu'dur.HSK yargının bağımsızlığı ve tarafsızlığı hususunda çok önemli bir konumdadır. Çalışmamızın ilk bölümünde yargı bağımsızlığı ve tarafsızlığı,unsurları, tarihsel gelişim süreci incelenmiş, İkinci bölümde Hakimler Savcılar Kurulu'nun geçmişten günümüze oluşumu,yapılan değişiklikler ayrıntılı biçimde ele alınmıştır. Üçüncü bölümde ise HSK'nın Yargı bağımsızlığına olan etkileri ayrıntılı olarak incelenmiştir. Sonuç bölümünde ise çalışma özetlenerek mevcut yapıya yönelik eleştirilere ve çözümlere yer verilmiştir.

Hakimler ve Savcılar Yüksek KuruluTürk HukukuYargı bağımsızlığı
Melek Koç
İstanbul Beykent University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Ülkemizde intifa hakkının vergilendirilmesi ve değerlendirilmesi

İntifa hakkı tesisi işleminin hukuki mahiyeti ve intifa hakkı tesisi karşılığında elde edilen gelirin niteliği ve vergilendirilmesi hususu ile ilgili Türk Vergi mevzuatında net bir düzenleme olmaması sebebiyle, söz konusu hak kapsamında elde edilen gelirin niteliği ve bu gelirin vergilendirmesi hususunda mevzuatta uzun zamandır ihtilaf yaşanmaktadır. Bu çalışmada öncelikle mülkiyet, kuru mülkiyet ve intifa hakkı kavramlarının medeni hukuktaki ayrıntılı tanımları verilmekle beraber; medeni hukuk konusu olan intifa hakkının özellikleri ve çeşitleri, intifa hakkının kazanılması ve sona ermesi, intifa hakkının sona ermesinin sonuçları ve intifa hakkının hükümlerine değinilmiştir. Çalışmanın devamında vergi sistemimizde, intifa hakkı tesisi sonucuyla elde edilen gelirin, mevzuattaki görüşler, Vergi idaresinin uygulamaları ve yargı kararları uyarınca ne şekilde vergilendirildiği anlatılmaktadır. Çalışmanın sonucunda, intifa hakkı tesisi işleminin hukuki mahiyeti ve intifa hakkı tesisi karşılığında elde edilen gelirin vergi sistemimizdeki vergi tipleri uyarınca vergilendirilmesi değerlendirilmiş ve mevzuattaki ihtilafların giderilmesi için çözüm yolları ve Gelir Vergisi Kanunu'na ilave hüküm önerisi getirilmiştir.

MülkiyetVergilendirmeVergiler+1
Harika Şahin
İstanbul Beykent University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Türk Hukukunda ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nde özel hayatın gizliliği ve korunması

Herkes, özel hayatına ve aile hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkına sahiptir. Özel hayatın ve aile hayatının gizliliğine dokunulamaz' (Anayasa 20. md.). Bu hak, Anayasa ile de güvence altına alınmıştır. Son yıllarda teknolojinin gelişmesiyle birlikte özel hayata dâhil olan alanların boyutları da genişlemiştir. Kişinin, özel hayatı ve aile hayatı yanında, konutuna, haberleşmesine, kamusal ve sanal alanlardaki haklarına da saygı gösterilmelidir. Özel hayatın gizliliği bir insan hakkıdır ve ihlali durumunda suç teşkil eder. Milli güvenlik, kamu düzeni, genel sağlık, genel ahlak, ülkenin ekonomik refahı, suç işlenmesinin önlenmesi, başkalarının hak ve özgürlükleri, dirlik ve düzenin korunması gibi durumlarda özel hayata müdahale olabilir. Ancak bu müdahale, yasayla belirlenmiş olmak koşuluyla ve bir kamu otoritesinin izniyle gerçekleşebilir. Yasalara dayanmayan ve bir izne tabii olmayan müdahaleler, özel hayatın gizliliğine müdahaledir ve suç teşkil eder. Bu çalışmada Türk Hukukunda ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinde Özel Hayatın Gizliliği işlenmiştir.

Avrupa İnsan Hakları MahkemesiMahremiyetTürk Hukuku+1
Ahmet Kurdoğlu
İstanbul Beykent University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Türk Ceza Kanununa göre aile içinde küçüğü terbiye yetki sınırlarının aşılmasının müeyyideleri

Aile, toplumun temelini oluşturmaktadır. Toplum, ailelerin bir araya gelmesiyle oluşmuştur. Ekonomik, psikolojik ve sosyal yönden sağlıklı olan aileler, toplumun da daha sağlıklı olmasını sağlamaktadır. Ailenin sarsılması, toplumda bir yapısal bozukluğa ve huzursuzluğa neden olacaktır. Toplumun huzuru ve refahı ile ailenin mutluluğu doğru orantılı bir biçimde ilerlemektedir. Ailenin en önemli görevlerinden birisi, çocuklarının sosyal yönden uyumsuz bireyler olmalarının önüne geçmektir. Ebeveynlerinin, bu amaç doğrultusunda çocukları üzerinde kullanabilecekleri tedip yetkisi bulunmaktadır. Terbiye yetkisi olarak da adlandırılan bu kavram, bir hukuka uygunluk nedeni olarak görülmekte ve görevin ifa edilmesiyle ilişkilendirilmektedir. Terbiye yetkisinin kötüye kullanılması ise kanunda suç olarak öngörülmüştür. Kanuna göre terbiye yetkisi kullanılırken yetkinin üzerinde kullanıldığı kişinin sağlığına zarar verilmemeli, onun özgürlüğünü ve onurunu tehdit edici yaklaşımlardan uzak durulmalıdır. Terbiye yetkisinin kötüye kullanılmasının bir suç olarak kabul edilmesinde, bireyin hayatını dış tehditlere karşı koruma altına alma isteği etkili olmuştur. Bu çalışmanın amacı, Türk Ceza Kanununa göre aile içinde küçüğü terbiye yetki sınırlarının aşılmasının müeyyidelerini ortaya koymaktır. Bu kapsamda çalışma iki bölümde tamamlanmıştır. Birinci bölümde, aile ve aile içi şiddete yer verilmiş; ikinci bölümde ise çocuk ve terbiye yetkisinin kötüye kullanılması suçu ele alınmıştır.

AileAile içi şiddetKötü muamele+5
Merve Selin Cengiz
İstanbul Beykent University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Ödev ve sorumluluklarının ihlali halinde kamu görevlilerinin görevden uzaklaştırılması

Kamu hizmeti, toplum için gerekli olan sağlık, eğitim, güvenlik gibi önemli konularda üretilen hizmetleri kapsamaktadır. Devletin yaptığı bütün faaliyetleri birer kamu hizmeti olarak nitelemek mümkündür. Devlet, kamu hizmetini, kamu görevlileri aracılığıyla yerine getirmektedir. Kamu görevlileri, belli haklara ve yükümlülüklere sahiptir. Kamu hizmetlerini de bunları gözeterek yerine getirmekle yükümlüdür. Devlet memurlarının içinde bulunduğu statü ve ayrıldığı kategoriler detaylı bir biçimde incelenmelidir. Bu çalışmada devlet memurları devlet memurlarının ödev ve sorumlulukları detaylı bir biçimde ele alınmış devlet memurlarının sahip oldukları haklardan bahsedilmiştir. Ayrıca konuyla ilgili olarak 1961 ve 1982 Anayasalarındaki düzenlemeler ele alınmıştır. Kamu görevlisinin ne olduğu ve kapsamı yanında kamu görevlilerine uygulanacak görevden uzaklaştırma tedbirinden bahsedilmiştir. Devlet memurlarının sahip oldukları bazı haklar yalnızca görev başında bulundukları zaman değil haklarında görevden uzaklaştırma kararının verildiği durumlarda da geçerliliğini korumaktadır. Bir devlet memurunun ödev ve sorumluluklarını ihlal etmesi halinde başvurulan ve tedbir niteliği taşıyan görevden uzaklaştırma kararının söz konusu memur açısından bir cezai yaptırıma dönüşmemesi gerekmektedir. Bu çalışmada, tedbir niteliğindeki ve bir yönüyle disiplin cezasına benzeyen görevden uzaklaştırma kurumu devlet memurlarının ödev ve sorumluluklarının ihlali kapsamında ele alınmıştır.

Devlet görevleriGörevden uzaklaştırmaHukuki sorumluluk+5
Ada Dengiz
İstanbul Beykent University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Uluslararası hukuk bakımından silahlı insansız hava araçlarının silahlı çatışmalarda kullanılması

Silahlı insansız hava araçları, modern savaşlarda giderek daha önemli bir rol oynamaya başladı. Yirmi birinci yüzyılda, insansız hava araçlarının silahlı çatışmalarda kullanılması, uluslararası insan hakları hukuku ve silahlı çatışma hukukunun karşı karşıya kaldığı en tartışmalı konularından biridir. Muhtemel sebep, teknolojik gelişmelere ek olarak, rekabetçi silahların, Batı'nın insan yaşamına risk getirmeden, stratejik düzeyde stratejik öneme sahip silahlar aramak için bir çabası olduğu gösterilebilir. Araştırmanın ana hedefi, silahlı insansız hava araçlarının yeni silahlar veya yeni savaş taktikleri olarak kabul edilip veya edilmeyeceğinin, bu tür silahları kullanma yasallığının ve uluslararası hukukun ilkeleri temelinde nasıl analiz edilebileceğinin belirlenmesi, Cenevre Sözleşmesinin I. Protokolünün 36. Maddesi gereğince bu tür silahları yasal kılmak için çıkarılacak yasaların Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri'ne bildirme yükümlülüğünün nasıl sağlanacağıdır. Bu sorulara yanıt bulunması için araştırmada uluslararası hukukun hüküm ve ilkeleri ve daha sonra Silahlı İnsansız Hava Araçları kullanımının silahlı çatışmalarda yasallığı göz önünde bulundurulmuştur.

Kamu hukukuSilahlı insansız hava araçlarıSilahlı çatışma+3
Bışar Özbey
İstanbul Beykent University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Makul sürede yargılanma hakkı

Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 6/1. Maddesinde ve TC Anayasasının 36. ve 141. Maddesinde hüküm altına alınan makul sürede yargılanma hakkı, yargılamanın adil olabilmesi anlamında en önemli unsurlarından birini teşkil etmektedir. Zira gecikmiş adalet, adalet olmaktan çıkar, hakkın iadesinden ziyade mağduru daha fazla mağdur etmek anlamını taşır. Yargılamanın makuliyet sınırı aşması ülkemizin de önemli bir sorunudur. Bu yüksek lisans tez çalışmasında adil yargılanma hakkı içerisinde makul sürede yargılanma hakkının yeri ve bu hakka ilişkin gerek ulusal gerek uluslararası boyuttaki düzenlemelere yer verilerek, yargılama süresinin makuliyet değerlendirmesine değinilmiş ve yine bu hakka ilişkin ihlaller incelenerek Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ve Anayasa Mahkemesi kararları ile ulusal kanunlar ve uluslararası sözleşme ve belgeler doğrultusunda makul sürede yargılanma hakkı ortaya konulmaya çalışılmıştır.

Anayasa MahkemesiAvrupa İnsan Hakları MahkemesiAvrupa İnsan Hakları Sözleşmesi+3
Neylan Reyhan Kürtür
İstanbul Beykent University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Adil yargılanma hakkı çerçevesinde Türk hukuku'nda makul sürede yargılanma hakkı

Çalışmada adil yargılanma hakkının en önemli unsuru olup, aynı zamanda Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nde düzenlenmiş olan Türk Hukuku'nda makul sürede yargılanma hakkı değerlendirilmiştir. Makul sürede yargılanmanın amacı, yargılamanın uzun sürmesinin engellenmesidir. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'ndeki düzenleme ile adaletin etkinliği ve adalete güvenin korunması amacıyla adaletin gecikmeden gerçekleşmesi gerektiğinin önemi vurgulanmaktadır. Çalışmamın ilk bölümünde, genel hatlarıyla adil yargılanma hakkı ele alınmış ve makul sürenin adil yargılamadaki yeri ve önemine değinilmiştir. İkinci bölümde makul süre ve makul süre ihlali, Türk Hukuku çerçevesinde ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 6. maddesi ışığında ele alınmıştır. Üçüncü bölümde ise uygulamada makul sürede yargılanma hakkının ihlali ve ihlalin ortadan kaldırılması için gereken tedbirler üzerinde durulmuştur. Bu bağlamda Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nde makul sürenin değerlendirilmesindeki kriterler ele alınmış, makul süre ihlaline ilişkin mahkeme kararları da incelenmiştir.

Adil yargılanmaArap İnsan Hakları SözleşmesiKamu hukuku+3
İlyas Karahan
İstanbul Beykent University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi 8. madde çerçevesinde aile hayatına saygı hakkı kapsamı

AİHS'in 8. maddesinde güvence altına alınan "aile hayatı" kavramı şüphesiz ki bu hakkın uygulanabilirliğini de gerektirmektedir. Bununla birlikte AİHS'de "aile hayatı"nın tanımı bulunmamaktadır. Ancak bu kavram, AİHS'in hazırlandığından beri sosyal ve yasal değişiklikler göz önünde bulundurularak hızlı bir evrim yaşamıştır ve halen de bu şekilde gelişmeye devam etmektedir. Bu itibarla çalışmamızın başlıca amacı ise, doktrinde çoğu kez özel hayata saygı hakkı başlığı altında değinilmekle yetinilen aile hayatına saygı hakkının AİHS'nin 8. maddesi çerçevesinde ele alınışını belirlemektir.

AileAile hayatıAvrupa İnsan Hakları Sözleşmesi+2
Safiye Aydoğan
İstanbul Beykent University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Uluslararası insan hakları hukuku kapsamında çocuklara yönelik cinsel istismar

Toplumlar geleceklerini iyi eğitimli, düzgün karakterli ve uygun meziyetler kazandırılmış çocuklar yetiştirerek güvence altına alabilirler. Kuşkusuz çocukların istismar ve ihmal edilmesi toplumların bu konudaki plan ve çalışmalarının en büyük engellerindendir. Bu çalışmanın amacı, çocuk cinsel istismarını ulusal ve uluslararası yasal düzenlemelerinde kavramsal ve pratik açıdan incelemektir. Çalışma literatür araştırması sonucunda, elde edilen kaynaklar ışığında üç bölüm olarak tamamlanmıştır. Birinci bölümde, çocuklara yönelik cinsel istismar ve kapsamı açıklanmaya çalışılmış, ikinci bölümde ise T.C. Anayasası, Türk Ceza Kanunu ve Çocuk Koruma Kanunu bağlamında çocuk istismarı olgusu ve cezası analiz edilmeye çalışılmış, Türkiye'nin taraf olduğu sözleşmeler açıklanarak, sözleşmelerin Türkiye'de uygulanabilirliği değinilmiştir. Üçüncü bölümde ise cinsel istismarı mağduru çocukların sorunlarına değinilmiş ve korunması açısından önerilerde bulunulmuştur. Bu kapsamda ulusal ve uluslararası zeminde daha etkili yöntemlerin geliştirilmesi gerektiği konusuna değinilmiştir. Çalışma sonucunda çocukların cinsel istismar olgusu evrensel bir sorun olduğu ortaya konulmuş ve yapılan yasal veya sosyal düzenlemelerin cinsel istismar suçunu önlemede yardımcı olsa da bitirmeye yönelik eksiklikler içerdiği ve gerek ulusal gerekse uluslararası alanda daha fazla önlemler ve çocuk koruma politikaları geliştirilmesi gerektiği görülmüştür.

Cinsel suçlarUluslararası HukukÇocuk hakları+3
Esma Demiral
İstanbul Beykent University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Genel sağlık sigortasına eleştirel bir bakış

Türkiye Cumhuriyeti Sosyal bir devlettir. Sosyal devlet olmanın gereği olarak, Sosyal Güvenlik Hukuku ile ilgili birçok önemli adımlar atmıştır bu kapsam da 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası kanunu düzenlenmiş ve yürürlüğe girmiştir. Kanun'un en önemli alanını Genel Sağlık Sigortası oluşturmaktadır. Genel Sağlık sigortası kapsamında, kişilere, hastalıktan önce Koruyucu sağlık hizmetleri, hastalıktan sonra ise tedavi edici sağlık hizmetleri sunulmaktadır. Kanun sağlık hizmetlerinden yararlanma konusunda, prim ödeme, kimlik tespiti, katkı payı ödeme, hizmet basamaklarına uyma ve sevk zincirine uyma şartlarını düzenlemiştir. Bura da hizmet basamakları ve sevk zinciri ile diğer dünya ülkelerinde olduğu gibi, sağlık hizmetlerinin daha etkin bir şekilde sunulması hedeflenmektedir.

Sağlık hizmetleriSağlık sigortası
Çağlayan Tek
İstanbul Beykent University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarında eğitim hakkı

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Kararlarında Eğitim Hakkı başlıklı bu çalışmanın amacı, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarında eğitim hakkının nasıl yorumlandığı, söz konusu kararlar alınırken hangi değer ve ilkelerin temel alındığı ve söz konusu bu kararların eğitim alanındaki mevcut sorunlara çözüm getirip getirmediğinin tespit edilmesidir. Bununla birlikte belirlenen sorunlu alanlara çözüm önerileri getirilmesi amaçlanmıştır. Bu bağlamda, öncelikli Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin konuya yönelik kararları araştırılmış, bu kararlardan çıkarılan temel ilke ve esaslar, eğitim hakkının farklı yönlerine ilişkin durumlar çeşitli başlıklar altında açıklanmaya çalışılmıştır. Buna ek olarak, söz konusu temel ilke ve esasların eğitim alanında özel konulara ne denli yansıdığı tespit edilmeye çalışılmıştır. Konunun detaylandırılabilmesi açısından gerek görüldükçe Mahkeme'nin yaklaşımına ilişkin doktrindeki görüşlere ve eleştirilere atıfta bulunulmuş, bu görüşler çerçevesinde açıklamalar yapılmış, sonuç bölümünde ise Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin eğitim hakkına ilişkin kararları neticesinde ortaya çıkan sorunların tespiti yapılarak sorunların etkin çözümünün sağlanması adına çözüm önerilerinde bulunulmuştur

Afrika İnsan Hakları MahkemesiEğitim hakkıMahkeme kararları
Aynur Aydoğan
İstanbul Beykent University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Türk hukukunda özel hayatın gizliliği

Günümüzde özel hayatın gizliliği, başka bir tabirle özel yaşamın korunması, teknolojinin gelişmesi ve kişilerin hem gerçek hem de dijital mecralarda sosyalleşmesi ile temel hak ve özgürlüklerin önemli bir parçası haline gelmiştir. Tezimin birinci bölümünde; özel hayatın gizliliği kavramını daha detaylı şekilde anlatabilmek için kişi ve kişilik hakları kavramlarını, doktrin ve yargı kararları ile anlatmaya başladım. Daha sonra özel hayatın gizliliğinin kapsam ve içeriği Yargıtay kararları ışığında olmak üzere Türk Hukukunda ne gibi sınırlamalarının olduğunu değerlendirdim. İkinci bölümde ise Uluslararası Hukuk açısından özel hayatın gizliliğinin bugüne kadar nasıl geldiği ve Türk Hukukundaki yeri ve diğer hukuk dallarını nasıl etkilediğini inceledim. Üçüncü bölüm olan son bölümde ise Türk Ceza Kanununda özel hayatın gizliliğini ihlal eden suçların tanımlarını ve özelliklerini farklı Yargıtay kararları ışığında inceledim.

Kamu hukukuTürk Ceza KanunuTürk ceza hukuku+4
Hasibe Nazlı Ağar
İstanbul Beykent University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Evliliğin genel hükümleri ve sadakat yükümlülüğünün sona ermesi

İşbu tezin ana konuları 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu kapsamında evlenme, evliliğin genel hükümleri, evliliğin genel hükümlerinden özel olarak sadakat yükümlülüğü sadakat yükümlülüğünün sona ermesi ile bağlantılı olarak evliliğin sona ermesidir. Toplumun temelini oluşturan aile ve varlığını meydana getiren evlenme ve süreç devam ederken oluşturduğu evlilik birliği toplumsal süreklilik açısından çok büyük önem teşkil etmektedir. Bu kapsamda çalışmamızın ilk bölümünde, evlenme niteliği ve şartlarına değinilerek pozitif hukuk ve doktrin kapsamında değerlendirilmiştir. İkinci bölümde evliliğin genel hükümleri sadakat yükümlülüğü ön planda tutularak incelenmiştir. Üçüncü bölümde evliliğin sona ermesi ile sadakat yükümlülüğünün sona ermesi arasındaki bağlantı incelendikten sonra evliliğin sona ermesi yolları incelenmiştir. Çalışmanın sonucunda, evlenmenin bir sözleşme, sadakat yükümlüğünün dürüstlük kuralının evlenme hukukuna bir yansıma olduğu bulunmuştur. Bunun yanında özellikle son bölüm kapsamında sadakat yükümlülüğünün varlığının her daim sadece evlilik varlığı ile bağlantılı olmadığı ortaya konulmuştur. Tartışmalı olan konular teker teker incelenmiş ve bu konular hakkında görüş ve çözüm önerilerimiz vurgulanmıştır.

EvlilikEvlilik akdiSadakat+4
Fethi Tuğhan Tezcan
İstanbul Beykent University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Vergi ahlakı ve vergi uyumu açısından yapılandırma kanunlarının değerlendirilmesi (2011-2018)

Günümüzde gelişmiş ve gelişmekte olan ülkeler mali programlarının bir parçası olarak mali ve politik nedenlerle vergi aflarına sıkça başvurmaktadırlar. Vergi aflarının, vergi gelirlerini kısa sürede arttırarak hazineye gelir sağlaması, mükelleflere yeni bir başlangıç yapma imkanı tanımasının yanı sıra idarenin ve yargının iş yükünü hafifletmesi gibi faydaları olmasına rağmen, sık sık başvurulan vergi afları vergilemede adalet ilkesi üzerinde telafisi zor tahribatlara yol açarak vergisel yükümlülüklerini zamanında yerine getiren dürüst mükelleflerin vergiye uyumunu ve adalet duygusunu olumsuz yönde etkilemektedir. Bu nedenle hükümetlerin vergi affı uygulamasına mali programlarının bir parçası gibi başvurmak yerine, vergi sisteminin genel kabul görmüş vergilendirme ilkelerine ve çağdaş hukuk normlarına uygun, vergisel kayıt dışılığın önüne geçecek şekilde, kolay anlaşılır ve en önemlisi adaletli bir şekilde yeniden düzenlenmesi gerekmektedir.

KanunlarMali hukukVergi affı+4
Manolya Aslıhan Karalar
İstanbul Beykent University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Marka hakkına karşı işlenen suçlar ve yaptırımları

Sanayileşme sürecinden bu yana artan rekabet ortamı ticari hayattaki birçok pazarlama ve satış kuralını değiştirmiş, mal ve hizmet sağlayıcıları için piyasada fark yaratma ve çoğunluk tarafından tanınma arzusu ön plana çıkmıştır. Bu bağlamda, üretim sahipleri yönünden kendi sundukları mal ve hizmetlerin diğerlerinden ayırt edilmesi, dolayısıyla daha güçlü bir bilinirlik elde edilmesi amacıyla markalaşma süreci başlamıştır. Marka hakkı elde edilmesi, aynı zamanda bu hakkın etkin bir şekilde korunması ve güvence altına alınması ihtiyacını da ortaya çıkarmıştır. Süreç içerisinde özel hukuk bağlamında sağlanan ekonomik güvencelerin yetersiz kalması ve ihlallere karşı caydırıcılığın arttırılması için ceza hukuku yönünden de bir takım tedbirler alma yoluna gidilmiştir. Tez çalışmasında, markaların tarihsel süreçteki gelişimine değinilerek, marka hukukunun genel esasları, unsurları ve marka hakkına karşı gerçekleştirilen suç niteliğindeki eylemlerin (bundan böyle marka suçu olarak adlandırılacaktır) Ceza Hukuku yönünden tabi olacağı yaptırımlar incelenmiştir. Marka suçları, mevcut 6769 Sayılı Sınaî Mülkiyet Kanunu kapsamında incelemeye alınmış, Yüksek Mahkeme kararları ve içtihatların bu bağlamdaki değerlendirmelerine yer verilerek konunun tüm açılardan irdelenmesine çalışılmıştır.

MarkaMarka hakkıMarka hakkını ihlal+2
Emrah Bulut
İstanbul Beykent University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Türk Hukukunda tedbir, yoksulluk ve iştirak nafakası

Evlilik birliğinin boşanma sebebiyle sona ermesi halinde evlilik birliğinden doğan yükümlülükler son bulmakla beraber, boşanma nedeniyle yoksulluğa düşecek olan eşin ve çocukların, sosyal seviyesine uygun bir şekilde hayatlarına devam edebilmesini sağlamak amacıyla 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nda nafaka yükümlülüğü öngörülmüştür. Anayasa md. 41/2 ile devlete yüklenen, ailenin huzur ve refahı, çocuk ve annenin korunması için gerekli önlemleri alma ve teşkilatı kurma ödevinin bir görünümü olan bu yükümlülük, boşanma davasının açıldığı tarihten itibaren eş ve çocuk için tedbir nafakası, boşanma hükmünün kesinleştiği tarihten itibaren ise yoksulluğa düşecek eş için yoksulluk nafakası, ergin olmayan çocuk için de iştirak nafakası aracılığıyla sağlanmaktadır. Çalışmamızın konusunu "Türk Hukukunda Tedbir, Yoksulluk Ve İştirak Nafakası" oluşturmaktadır. Bu kapsamda öncelikle nafaka kavramı, nafakanın hukuki niteliği, nafaka alacağının özellikleri ve nafaka türlerine değinilmiş, tedbir nafakası, yoksulluk nafakası ve iştirak nafakası ayrı ayrı ele alınmış ve her bir nafaka türü için talepte bulunma şartları, miktarının belirlenmesi, azaltılması ve artırılması, nafakanın başlaması ve sona ermesi hususları, yetkili ve görevli mahkemeye ilişkin usul hükümleriyle birlikte incelenerek ve konuya ilişkin yargı kararlarına yer verilmiştir.

Tedbir nafakasıTürk HukukuYoksulluk+2
Hilal Nur Güncan
İstanbul Beykent University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Cumhurbaşkanlığı kararnameleri ile temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılması

Toplumumuzun ve değişen dünyanın etkisiyle birlikte siyasi politikalarda hızlı bir değişiklik içerisine girmiştir. Anayasal nitelik taşıyan düzenlemeler sonucunda, Türkiye'nin yönetim sisteminde ciddi değişikliklere gidilmiştir. En önemli düzenlemeler ise 21 Ocak 2017 tarihli ve 6771 sayılı Kanun ile getirilen değişikliklerdir. Bu sebeple, olağan dönem ve olağanüstü dönemde çıkarılan kanun hükmünde kararnamelerinin kaldırılmasıyla Cumhurbaşkanlığı kararnameleri önem kazanmış ve temel hak ve özgürlüklerin nasıl sınırlandırılacağı çalışmamızın konusu olmuştur. Tezimin birinci bölümünde, temel hak ve özgürlüklerin, kavramsal olarak ne anlam taşıdığı ve tarihi açıdan geçmişten günümüze nasıl önemli olduğu açıklanmaya çalışılmıştır. Daha sonra 1982 Anayasası'nın hukuki çerçevesi de dikkate alınarak temel hak ve özgürlüklerin nasıl sınıflandırıldığı ve nasıl güvence altına alındığı incelenmiştir. İkinci bölümde ise, Cumhurbaşkanının görev, yetki ve işlemlerinin neler olduğu, olağan dönemlerde ve olağanüstü hal dönemlerinde çıkartacağı Cumhurbaşkanlığı kararnamelerinin unsurlarının nasıl düzenlediğini, yine Cumhurbaşkanı tarafından çıkartılan Cumhurbaşkanlığı yönetmelikleri ile diğer düzenleyici işlemlerinin farklılıkları ve benzerlikleri üzerinde durulmuştur. Üçüncü bölümde ise, Cumhurbaşkanlığı kararnameleri ile olağan ve olağanüstü hal dönemlerinde temel hak ve özgürlüklerin nasıl sınırlandırıldığı, bu sınırlandırmaların Anayasa'ya ve diğer şartlarının hukuka uygunluğu açısından irdelenmiştir

CumhurbaşkanıHukuka uygunlukKamu Hukuku+4
Zeynep Gizem Süren
İstanbul Beykent University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Gümrük işlemlerinde vergilendirme süreci ve karşılaşılan hukuki uyuşmazlıklar

Gümrük vergileri, genel anlamda bir ülkeye giren veya bir ülkeden çıkan eşyadan alınan vergileri ifade etmektedir. Gümrük vergileri, her ne kadar devlet hazinesine bir gelir sağlasa da, esas olarak ülke içi üretimi korumak, ihracatı artırmak, tarım politikaları oluşturmak gibi amaçlarla alınmaktadır. Gümrük vergileri mevzuatında kullanılan kavramlar "kendine özgü" bir yapı oluşturmuştur. Bu nedenle gümrük vergileri genel kullanımdaki kavramlara farklı anlamlar yüklendiği için özel uzmanlık gerektiren bir uygulamaya dönüşmüştür. Çalışmada gümrük işlemlerinin vergilendirilmesi sürecinin nasıl olduğu, gümrük idaresi ile yükümlüler arasında çıkan uyuşmazlıkların neler olduğu ve bu uyuşmazlıkların ne şekilde çözüme kavuşturulduğu hususlarının analiz edilmesi hedeflenmiştir. Bu kapsamda çalışmamızın ilk bölümünde gümrük işlemlerinde kullanılan temel kavramlar ile gümrük işlemlerinin neler olduğu incelenmiştir. İkinci bölümde ise ilk olarak gümrük vergilerinin yapısı, ardından gümrük işlemlerinin vergilendirilme süreci detaylı olarak izah edilmiştir. Çalışmanın üçüncü bölümündeyse, gümrük vergilerine ilişkin uyuşmazlıklarının neler olabileceği ve bu uyuşmazlıkların idari ve yargısal çözüm yolları anlatılmıştır. Çalışma genel bir değerlendirme ile sonuçlanmıştır.

Gümrük tarifesiGümrük vergisiGümrükler+5
Çiğdem Durmaz
İstanbul Beykent University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

İhtiyati hacizin 6183 sayılı kanun (Kamu hukuku) ile icra iflas kanununa (özel hukuk) göre karşılaştırılması

Haciz davaları, günümüz ekonomik koşulları göz önüne alındığında dünya genelinde en sık karşılaşılan davaların başında gelmektedir. Bu sebeple de haciz davalarına yönelik birçok kanuna ve güncellemeye rastlanmaktadır. İhtiyati haciz davaları ise görece daha az karşılaşılan ama azımsanmayacak düzeyde olan davalardır. Bu davaların sonuca bağlanmasına yönelik ise icra iflas kanunu ve 6183 Sayılı Kanun'da yararlanılmaktadır. Bu iki kanunun da davayı sonuca bağlama kapsamına sahip olması yorumsal farklılıkların yaşanmasına yol açmaktadır. Bu doğrultuda çalışma kapsamında ihtiyati haciz kavramından ve her iki kanuna göre kapsamından bahsedilmiştir. Çalışmanın ilk bölümünde ihtiyati haciz kavramının tanımına, yasal kaynaklarına ve 6183 Sayılı Kanun kapsamındaki yasal düzenlemelere yer verilmiştir. Çalışmanın ikinci bölümünde bu kez İcra İflas Kanunu kapsamında ihtiyati haciz kavramı ele alınmış, iki kanun arasındaki farklılıklara ve benzerliklere yer verilmiştir. Çalışmanın üçüncü ve son bölümünde ise mahkeme örneğine yer verilerek çalışma tamamlanmıştır.

DavalarHacizKamu hukuku+4
Gökçe Ottaş
İstanbul Beykent University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Rekabet hukuku açısından teşebbüs birliği davranışları

Bu çalışmanın amacı, teşebbüs birliklerinin Rekabet Hukuku açısından oynadığı önemli rollerin araştırılması, rekabet uygulamaları doğrultusunda teşebbüs birliklerinin rekabeti ihlal eden çeşitli kararları ve eylemleri yoluyla meydana getirdikleri rekabet ihlallerinin incelenmesi, çeşitli Rekabet Kurulu ve yargı kararları ışığı altında değerlendirilmesidir. Buna göre, bu ihlallerin ekonomik hayatta meydana getirdiği olumsuz etkilerin ve rekabet kanunu ihlallerin önlenmesine yönelik dikkat edilmesi gereken hususların ortaya konması hedeflenmektir. Rekabeti ihlal eden teşebbüs birliği davranışlarının hukuki ve ekonomik sonuçlarının irdelendiği çalışma; teşebbüs ve teşebbüs birliği kavramı ve türleri tanımlanarak, faaliyet ve amaç bakımından, dernek, vakıf, sendika, kooperatif gibi benzer kurumlarla karşılaştırılmıştır. Rekabet hukuku bağlamında teşebbüs birliği kararları ile rekabet ihlaline sebebiyet veren teşebbüs birliği kararlarına bağlanan yaptırımların da araştırma kapsamına alınmıştır. Rekabeti ihlal eden teşebbüs birliği uygulamaları ve buna bağlı ihlallerin meydana getirdiği olumsuz etkiler detaylı bir şekilde açıklanarak, çeşitli yargı kararları, Rekabet Kurulu kararları, doktrindeki çeşitli görüşlerle araştırma desteklenmiş, geniş bir perspektifle sebep-sonuç ilişkisi içinde incelenerek açıklanmıştır.

GirişimKamu hukukuRekabet+3
Raif Aktepe
İstanbul Beykent University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Türk Ceza Kanununda yer alan "Görevi yaptırmamak için direnme" suçunun incelenmesi

Görevini yaptırmamak için Direnme suçu Haziran 2005 tarihinde yürürlüğe giren 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun Dördüncü Kısmının "Kamu İdaresinin Güvenilirliğine ve İşleyişine Karşı Suçlar" alt başlıklı birinci bölümünde yer almakta olup; 265. maddedir. Bu maddede amaç kamu idaresinin yaptığı iş ve işlemleri düzenli bir şekilde kamu görevlisi tarafından yapılabilmesi, kamu hizmetinin sürekliliğinin sağlanarak devlet otoritesinin saygınlığının muhafaza edilmesidir. Bu kapsamda Direnme Suçu hakkında genel bilgiler, diğer ülkelerdeki ceza hukukundaki yeri, tarihsel gelişimi, suçun maddi ve manevi unsurları, hukuka aykırılık nedenleri, suçun özel gerçekleşme nedenleri, görevli mahkemesi, kovuşturma usulü ve yaptırımı incelenmiştir.

Ceza hukukuDirenme suçuEngelleme+4
Derya Akturan
İstanbul Beykent University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

İş sağlığı ve güvenliği yükümlülüklerinin yerine getirilmemesinin idari yaptırımları

İş kazaları ve bu kazalarda yaşanan kayıplar dikkate alındığında iş sağlığı ve güvenliği konusunda alınması gereken tedbirlerin ne denli büyük öneme sahip olduğu daha net görülmektedir. İnsan sağlığı ve hayatını yakından ilgilendirmesi nedeniyle biz de çalışma konumuzu bu alanda belirlemiş bulunmaktayız. Çalışmamız üç bölümden oluşmaktadır. İlk bölümde genel olarak iş sağlığı ve güvenliği kavramlarına değineceğiz. Burada iş sağlığı ve güvenliğinin kavramsal çerçevesini çizip, iş sağlığı ve güvenliğinin önemine, hukuki niteliğine, Türkiye'deki tarihsel gelişimine ve sorumlu kuruluşların hangileri olduğuna değineceğiz. İkinci bölümde iş sağlığı ve güvenliği konusunda işverenin ve çalışanların ne gibi hak ve yükümlülüklerinin bulunduğunu açıklamaya çalışacağız. Bu bölümde ağırlıklı olarak işverenlerin iş sağlığı ve güvenliği konusundaki yükümlüklerine değinmekle birlikte iş görenlerin hak ve yükümlülüklerine de değineceğiz. İlk iki bölümde iş sağlığı ve güvenliği konusunu açıklayıp işverenin yükümlülüklerini belirledikten sonra üçüncü ve son bölümde iş sağlığı ve güvenliği yükümlülüklerini yerine getirilmeyen işverenlerin ne gibi idari yaptırımlarla karşılaşacaklarını açıklayacağız. Bu anlamda mevcut sistemimizde yer alan işin durdurulması, idari para cezası, işçilerin çalışmaktan alıkonulması ve ölümlü iş kazası sebebiyle kamu ihalesinden yasaklanma idari yaptırımlarına ayrıntılı bir şekilde değineceğiz. İş yerine, işverene ve çalışmalara etkisi bakımından son derece geniş ve büyük etkiye sahip olması bakımından işin durdurulması ve idari para cezası yaptırımlarına diğer konulara nazaran biraz daha ayrıntılı değineceğiz. Bunun yanında çalışmamızın gerekli yerlerinde son yıllarda mevzuatımıza dahil olan teşvik niteliğindeki düzenlemelere de yer vereceğiz. Çalışmamızı şuan yürürlükte bulunan 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu çerçevesinde oluşturacak olmakla birlikte mülga kanunlar ve diğer mevzuata da gereli yerlerde değinmekten kaçınmayacağız. Mevzuatın yorumlanmasında doktrin ve yargı kararlarından da faydalanacağız.

Kanunlar 6331 sayılıYaptırımlarYükümlülük+7
Fatma Paşaoğlu
İstanbul Beykent University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Sağlık hakkı açısından ayrımcılık yasağı

Bu çalışmada sağlık hakları açısından ayrımcılık yasağı incelemesi yapılmıştır. Ayrımcılık kavramı, insan haklarına aykırı bir durum olması yönüyle değerlendirilen bir kavram olup, etkileri insan hayatını zorlu bir sürece yöneltebilmektedir. Söz konusu bu süreç, sağlık haklarına yönelik ifadeleri kapsaması ölçüsünde değerlendirme kazanmaktadır. Sağlık hakkı, kişinin hem ruhen hem de fiziken sağlıklı bir şekilde yaşamasını gerektirmesi yönüyle dikkate alındığında, en önemli haklar içerisinde yer edinmektedir. Ancak sağlık hakkına yönelik ayrımcılık günümüzde, belirli gruplar ile ilişkilendirildiğinde %70'den fazla düzeyi içermektedir. Söz konusu ayrımcılık etkeninin bu denli fazla olması ise, farklı ayrımcılık türleri ve mekanizmaları olmasından kaynaklıdır. Bu türler arasında doğrudan, dolaylı, dolayısıyla ayrımcılıklar, tacize, makul uyumlaştırmaya, çoklu temele ya da istisnalara göre şekillendirilmektedir. Bu ayrımcılıkların gelişmesinde temel ölçütler ise etnik kökene, sağlık hizmetlerine, hasta problemlerinde yetkin bir çözümü geliştirmemeye, din ve inanç temeline, engelliliğe, mültecilik statüsüne, yaşlı ya da çocuk olmasından dolayı yaşa göre, hastanın taciz edilmesine, gerekli ilgiyi gösterememeye ve hastanın bakım sürecindeki ihlale göre meydana gelebilmektedir. Buna göre söz konusu ifade edilen bu ölçümlemelerden kaynaklı olarak, araştırmada mücadele yöntemlerine bakış ve diğer ülkelerde genel kapsam irdelemesi geliştirilmeye çalışılmıştır.

AyrımcılıkKamu hukukuSağlık hakkı+1
İzzet Demir
İstanbul Beykent University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00