
617
Archived Theses
0
DOIs Assigned
0%
DOI Rate
Discipline
Kilis keçilerinde pou1f1, prlr, β-lg, gh gen polimorfizmleri ve süt verim özellikleri ile ilişkisi
Bu çalışmada Kilis keçilerinde POU1F1, PRLR, β-LG ve GH gen polimorfizmlerinin belirlenmesi ve genotipler ile laktasyon süt verimi, laktasyon süresi ve ortalama günlük süt verimleri arasındaki ilişkinin ortaya konulması amaçlanmıştır. Çalışmanın hayvan materyalini T.C. Tarım ve Orman Bakanlığı, Tarımsal Araştırmalar ve Politikalar Genel Müdürlüğü tarafından yürütülen "Kilis Keçilerinin Halk Elinde Islahı" projesi kapsamında yetiştirilen dört farklı elit sürüdeki hayvanlar oluşturmuştur. Bu doğrultuda toplamda 227 baş dişi keçiden kan örneği alınmış ve PCR-RFLP yöntemi kullanılarak genotipler belirlenmiştir. POU1F1 intron 5, ekzon 6 ve 3' flanking bölgesinde AluI restriksiyon endonükleaz enzim kesimi sonucu T ve C allel frekansları sırasıyla %67.08 ve %32.92, TT, TC ve CC genotip frekansları ise %40.83, %52.50 ve %6.67; PRLR 3' UTR bölgesinde RsaI lokusu için C ve T allel frekansları sırasıyla %86.80 ve %13.20; CC, CT ve TT genotip frekansları ise %75.42, %22.35 ve %2.23; β-LG ekzon 7 ve 3' UTR bölgesinde SacII lokusu için A ve B allel frekansları sırasıyla %59.04 ve %40.96, AA, AB ve BB genotip frekansları ise %30.34, %57.86 ve %11.80; GH1 ekzon 2, intron 2 ve ekzon 3 bölgesinde HaeII lokusu için A ve B allel frekansları sırasıyla %55.08 ve %44.92, AA, AB, BB genotip frekansları ise %10.17 ve %89.83, %0.00; GH2 ekzon 4 bölgesinde HaeIII lokusu için C ve D allel frekansları sırasıyla %0.83 ve %99.17, CC, CD ve DD genotip frekanslarının ise %0.00, %1.66 ve %98.34 olduğu tespit edilmiştir. POU1F1, β-LG ve GH1 genleri için popülasyonun Hardy Weinberg dengesinden sapma gösterdiği (P<0.05, P<0.01, P<0.001), ancak PRLR lokusu bakımından popülasyon dengede olup, GH2 lokusunda homozigotluğun arttığı saptanmıştır. Laktasyon süt verimi üzerine POU1F1, PRLR ve β-LG gen bölgelerinde elde edilen genotipler arasındaki farklılığın önemli olduğu ve sırasıyla TC, TT ve AB genotiplerine sahip hayvanların süt verimlerinin diğer genotiplere göre yüksek olduğu tespit edilmiş (P<0.05, P≤0.05, P≤0.001) ancak GH1'in herhangi bir etkisinin olmadığı belirlenmiştir. Laktasyon süresi incelendiğinde ise POU1F1 lokusu üzerinde elde edilen genotipler arasındaki farklılığın önemli ve TC genotipine sahip hayvanların laktasyon süresinin diğer genotiplere göre uzun olduğu (P<0.05) ve PRLR, β-LG ve GH1 lokuslarının herhangi bir etkisinin olmadığı tespit edilmiştir. Ortalama günlük süt verimleri incelendiğinde POU1F1, PRLR ve β-LG genleri için elde edilen genotipler arasındaki farklılık istatistiksel anlamda önemli ve TC, TT ve AB genotiplerine sahip hayvanların süt verimlerinin yüksek olduğu tespit edilmiş (P<0.05, P≤0.05, P≤0.001) ancak GH1 in herhangi bir etkisinin olmadığı belirlenmiştir. Yapılan bu çalışma ile Kilis keçi popülasyonlarında POU1F1, PRLR ve β-LG genlerinin çalışmada üzerinde durulan özellikler bakımından Markör Destekli Seleksiyon için kullanılabileceği sonucuna varılmıştır.
Türkiye'de yetiştirilen merinos melezi koyunlardan elde edilen yapağıların bazı fiziksel ve morfolojik özelliklerin analizi
Bu çalışmada, ülkemizde yetiştirilen merinos melezi ırkların bazı yapağı özellikleri incelenmiştir. Bu amaçla, Ankara bölgesinde Orta Anadolu Merinosu, Balıkesir bölgesinde Karacabey Merinosu ve Eskişehir bölgesinde Ramlıç koyunlarının yapağıları kullanılmıştır. Araştırmada, her ırktan aynı sürüden 30'ar baş olmak üzere, kuzu (3-6 aylık), 1-1.5 yaş (toklu), 2-2.5 yaş (1. doğumunu yapmış), 3-3.5 yaşlı (2 ve daha fazla doğum yapmış) koyunların, omuz, kaburga ve but bölgelerinden toplam 360 adet yapağı örneği alınmıştır. Alınan bu örneklerde, incelik, uzunluk, randıman, elastikiyet ve mukavemet değerleri tespit edilmiştir. Ayrıca her bir yaş grubunda kırkım sonu canlı ağırlık ve kirli yapağı ağırlığı belirlenmiştir. Çalışmanın istatistik analizleri SPSS paket programı ile yapılmıştır. Normallik varsayımı Kolmogorov- Smirnov ve Shapiro-Wilk testleri, homojenlik varsayımı Levene testi ile test edilmiştir. Değişkenlere ait açıklayıcı istatistikler ortalama ± standart hata şeklinde verilmiştir. Araştırma sonunda ortalama kirli yapağı ağırlığı Karacabey Merinoslarında, 3.6±0.09 kg, Orta Anadolu Merinoslarında 2.5 ± 0.09 kg, Ramlıç koyunlarında ise 2.2 ± 0.08 kg, Karacabey merinoslarında genel ortalama olarak yapağı inceliğini 23.9 ± 0.11 µ, uzunluğu 59.2 ± 0.64 mm, randımanı %56.2 ± 0.35, elastikiyeti 20.2 ± 0.23 cN/tex, mukavemeti 12.6 ± 0.09 cN/tex olarak tespit edilirken, aynı özellik sıralamasına göre Orta Anadolu Merinoslarında 24.7 ± 0.12 µ, 50.6 ± 0.71 mm, %55.2 ± 0.60, 21.6 ± 0.23 cN/tex, 13.8 ± 0.14 cN/tex; Ramlıç koyunlarında ise 24.1 ± 0.12 µ, 53.2 ± 1.05 mm, %62.9 ± 0.53, 22.3 ± 0.26 cN/tex, 13.4 ± 0.12 cN/tex olarak belirlenmiştir. Elde edilen bu bilgiler ışığında her üç ırkın da yapağı özelliklerinin tekstil endüstrisinin tercih ettiği kalite standartları içerisinde olduğu söylenebilir. Bu özelliklerinden dolayı bu ırklarımızın tekstil/dokuma endüstrisinde yeniden değerlendirilmesi için tarım politikaları geliştirilmeli, üreticiler bilinçlendirilmeli, birlikler ve kooperatifler aracılığıyla yapağının satışı için gerekli tedbirler alınmalıdır.
Kilis keçilerinde farklı vücut özellikleri ile verim özellikleri arasındaki ilişkiler
Çeşitli vücut ölçü ve tartıları ile besi ve laktasyon özellikleri arasındaki ilişkilerin araştırıldığı bu çalışma Kilis ilinde yetiştirilen Kilis keçileri ile yürütülmüştür. Çalışmanın hayvan materyalini 100 baş Kilis keçisi ile bunların oğlakları oluşturmuştur. Çalışma sonunda Kilis keçilerinin %58 ikizlik oranına sahip ve orta irilikte hayvanlar olduğu, bunların beside günlük 198.9 ± 7.20 g canlı ağırlık kazandıkları ve laktasyon süt verimlerinin 200.0 ± 9.32 ile 213.1 ± 6.05 litre ve laktasyon süresinin ise 251.4 ± 1.99 ile 256.4 ± 8.27 gün arasında değiştiği belirlenmiştir. Ayrıca bu hayvanların oğlaklarında besi öncesi cidago yüksekliği ile günlük canlı ağırlık artışı arasında anlamlı ilişkiler belirlenmiştir (P<0.05). Çalışmada, laktasyon süt verimi ile canlı ağırlık, vücut uzunluğu, göğüs genişliği arasında %5 ve göğüs çevresi arasında %1 önem seviyesinde pozitif ve önemli korelasyonlar belirlenmiştir. Çalışmadaki bir diğer tespit ise laktasyon süt verimi ile meme ölçüleri arasındaki pozitif ve önemli (P<0.01) ilişkilerdir.
Türkiye'de ipek böceği (Bomyx mori) yetiştiriciliğinin iller bazında gelişimi
İpek böceği yetiştiriciliği, yardımcı bir tarımsal faaliyet olarak yapılabilen, aile bireylerin emeklerinin değerlendirilmesinde ve kırsal alanda gizli işsizliğin önlenmesi ve son yıllarda üretimde dalgalanmalar yaşayan bir üretim dalıdır. İpek böceği, Bombycidae familyasından (Bombyx mori), dut yaprağı ile beslenen bir cins kelebeğin tırtılı olup, dünya üzerinde M.Ö. 2600 yıllarından beri kullanılan önemli ve pahalı bir dokuma sanayi hammaddesi olan ipeği üretmektedir. Dut ipeği dut ipek böceği (Bombyx mori) tarafından örülen kozalardan üretilmekte ve dünya ipek üretiminin %95'ini teşkil etmektedir. Gümrük ve ticaret bakanlığının 2019 yılı ipek böceği raporuna göre Dünyada, yaklaşık 30 ülkede ipek böcekçiliği yetiştiriciliği yapılmaktadır. Dünya yaş koza üretiminde yıllık ortalama 600-700 bin ton arasında değişen bir üretim rakamıyla Çin ilk sırayı almakta, bu ülkeyi 130 bin ton civarında bir üretimle Hindistan takip etmektedir. Bu üretim değerlerine göre Çin ve Hindistan dünya ipek böceği üretiminin büyük bir kısmını gerçekleştirdiği görülmektedir. Son iki yıldır Ülkemizde üretilen yaklaşık 100-120 ton yaş kozanın, yaklaşık 60-70 tonu Kozabirlik tarafından, 40-50 tonu ise Diyarbakır bölgesinde faaliyet gösteren Kulp Ziraat Odası Kulp İpek Üretim Merkezi İktisadi İşletmesince satın alınmaktadır. Kozabirlik ve Kulp Ziraat Odası Kulp İpek Üretim Merkezi tarafından satın alınan toplam kozanın kurutulması sonucunda yaklaşık 45-50 ton kuru koza elde edilmektedir. Ülkemizde 2002-2019 yılları arası ipek böcekçiliğinin durumu ve yaş koza üretim miktarları incelendiğinde yıllar itibarıyla yaş koza üretiminin yaygınlaştığı görülmektedir. 2002 yılında 21 olan ipek böceği yetiştiriciliği yapan il sayısı 2019 yılına gelindiğinde 52'ye, 327 olan köy sayısı ise 2019 yılında 660'a yükselmiştir. Bu çalışmada ülkemizde uzun yıllardan beri yetiştiriciliği yapılmakta olan ipek böceği üretiminin yıllar bazında incelenmesi amaçlanmıştır.
Farklı besleme diyetlerinin ana arı kalite parametreleri üzerinde etkisi
Arıcılık bal arısı kolonilerinin doğadaki çeşitli kaynaklardan çiçeklenme dönemlerinde nektar ve polen toplayarak bunları bal polen, arı sütü, arı zehri, propolis veya ana arı gibi değişik arıcılık ürünlerine dönüştürmelerini sağlamak veya bitkisel üretimde polinasyon amaçlı olarak kullanmak üzere yapılan tarımsal bir faaliyettir. Yapılan bu arıcılık faaliyetinde en önemli yeri ise ana arı almaktadır. İyi ve kaliteli bir ana arı daha yüksek verim ve daha iyi bir arıcılık anlamına gelmektedir. Daha kaliteli ve verimli ana arı yetiştirilmesine yönelik yapılan bu çalışmada yüksük kabul oranları, yüksük uzunluk ve genişliği, yüksükten çıkış ağırlıkları ve çiftleşme sonrası canlı ağırlıkları, spermateka çapı, spermateka hacmi ve spermatekadaki spermatozoa sayısı gibi bazı kalite parametreleri incelenmiştir. Çalışma sonucunda ortalama yüksük kabul oranları, yüksük uzunluğu, yüksük genişliği, yüksükten çıkış ağırlığı, çiftleşme sonrası canlı ağırlığı, spermateka çapı, spermateka hacmi ve spermatekadaki spermatozoa sayısı sırasıyla, % 91.66, 25.45±0.18 mm, 11.49±0.08, 174.90±2.10, 186.76±2.87, 1.18±1.09, 0.87±0.02 ve 4.655.369,93±428.171,13 olarak tespit edilmiştir. İstatistiki analiz sonucunda yüksük uzunluklarına ait veri ortalamalarının önemsiz (P>0.05), ancak yüksük çaplarına ait veriler arasındaki fark ise istatistiki olarak önemli olduğu görülmüştür (P<0.05). Benzer şekilde ana arı çıkış ağırlığına ait verilerin ortalamalar arasındaki fark istatistiki olarak önemli (P<0.05), ancak çiftleşme sonrası canlı ağırlıklar arasındaki fark istatisitiki olarak önemsiz olduğu tespit edilmiştir (P>0.05). Spermatheka çapları, spermateka hacmi ve spermateka içerisindeki spermatozoa sayısı arasındaki farklılıklar istatistiki olarak önemsiz bulunmuştur (P>0.05). Parametreler arası pearson korelasyon katsayısı bakımından incelendiğinde ana arı çıkış ağırlığı ile çiftleşme sonrası ağırlık arasında 0.481 (P<0.01), spermatozoa sayısı ile spermateka çapı arasında 0.427 (P<0.05), spermatozoa sayısı ile spermateka hacmi arasında 0.411 (P<0.05) ve spermateka hacmi ile spermateka çapı arasında ise 0.997 (P<0.01) gibi yüksek bir korelasyon tespit edilmiştir.
Alpin x Şam keçisi oğlaklarında büyüme ve gelişme özellikleri ile besi performanslarının belirlenmesi
Türkiye'de keçi sütü üretimini artırmak için uzun yıllardan beri değişik ıslah çalışmaları yapılmaktadır. Adana ilinde kurulu bulunan ve Şam keçisi yetiştiriciliği yapan özel bir işletmede Çukurova'nın yaz aylarındaki sıcak ve nemli ikliminde fazla süt verecek keçi genotipi geliştirmek amacı ile Alpin x Şam keçisi melezlemesi yapılmıştır. Bu çalışmada söz konusu melezlerin oğlaklarında büyüme ve gelişme özellikleri ile besi gücünün Şam keçisi oğlakları ile karşılaştırılması yapılmıştır. Çalışma sonunda melez ve Şam keçisi oğlaklarında sırası ile doğum ağırlıkları 2.5 ± 0.07 kg ve 2.7 ± 0.05 kg (P<0.05), sütten kesim ağırlıkları 10.3 ± 0.11 kg ve 9.5 ± 0.06 kg (P<0.01), sütten kesimde yaşama güçleri %75.6 ve %86.3, beside günlük canlı ağırlık kazançları ise 201.7 ± 10.16 g ve 246.1 ± 10.54 g (P<0.01) olarak belirlenmiştir. Sonuç olarak Şam keçileri doğumda daha fazla canlı ağırlıkta olmuşlar ama bu farklılık sütten kesimde tersine dönmüştür. Diğer taraftan melezlerde yaşama gücü gerilemiş ve beside günlük canlı ağırlık artışı bakımından ise Şam keçileri daha iyi performans sergilemişlerdir.
Tam yağlı süte organik asit, bitkisel ekstrakt ve prebiyotik karışımı ilave edilmesinin süt emme dönemindeki siyah alaca buzağılarda performans, dışkı ve kan parametreleri üzerine etkileri
Bu çalışma, tam yağlı süte organik asit, bitkisel ekstrakt, prebiyotik karışımı içeren ticari katkı ilavesinin süt emme dönemindeki Siyah Alaca buzağıların gelişim performansı, bazı dışkı ve kan parametreleri üzerine etkilerini belirlemek amacıyla yapılmıştır. Çalışmada her grupta 10 erkek 10 dişi olacak şekilde toplamda 40 baş buzağı iki gruba ayrılmıştır. Buzağılar doğumlarını takip eden 3 saat boyunca annelerinin yanında tutulmuş daha sonra bireysel bölmelere alınarak üç gün boyunca günlük 5 litre kolostrum (ağız sütü) ile beslenmiştir. Dördüncü günden itibaren birinci grup tam yağlı süt (kontrol) ile beslenirken, ikinci gruptaki buzağılar her 1 litre tam yağlı süt için 5 g ticari katkı ilave edilmiş süt (TK) ile beslenmiştir. Buzağılara başlangıç yemi ve su deneme boyunca ad libitum olarak verilmiştir. Ticari katkı maddesi ilave edilmiş süt ile beslenen buzağılarda, kesif yem tüketimi, yemden yararlanma oranı, canlı ağırlık artışları ile kan parametrelerinden beyaz kan hücreleri (WBC), hemoglobin (HGB), hematokrit (HCT), aspartat aminotransferaz (AST), fosfor, gama-glutamil transferaz (G-GT), glikoz, kalsiyum, kreatinin, kolesterol ve trigliserid değerleri etkilenmemiştir. Bunun yanı sıra, tam yağlı süte ticari katkı maddesi ilavesi buzağıların sadece 1., 2., 3. ve 4. haftalarda canlı ağırlıklarını olumlu etkilemiş ancak dışkı puanları ve ishal parametrelerini etkilememiştir.Sonuç olarak, tam yağlı süte ticari katkı maddesinin ilavesi buzağılar için kritik olan neonatal dönemde, sadece ilk 4 hafta canlı ağırlıkları olumlu olurken, ilerleyen haftalarda etkisinin önemsiz olduğu görülmüştür. Ayrıca, mevcut işletme şartlarında buzağılara tam yağlı sütle birlikte gıda takviyesi olarak verilmesinin ishale bağlı ölümlerin neden olduğu büyük ekonomik kayıpları azaltmada herhangi bir katkı sağlamadığı kanısına varılmıştır.
Soya ürünlerinde ısıl işlem hasarının tespit edilmesi
Çalışmada ham soya, farklı ısıl işlemde üretilmiş tam yağlı soyaların ve farklı protein içerikli soya küspelerinin besin madde içeriklerinin hem kimyasal hem de NIR spektrofotometrik yöntemle ortaya konması amaçlanırken, aynı zamanda ısıl işlem parametre değerlerinin NIR spektrofotometrik yöntemle ölçülmesi hedeflenmiştir. Bu çalışma; büyük soya yemi üreticisi işletmelerden toplanan örneklerle yürütülmüştür. Farklı sıcaklıklarda tam yağlı soya (TYS) üreten işletmelerden ham soya ve TYS örnekleri toplanmıştır. Her muamele grubu için 25 örnek alınmış ve toplamda 75 numune analiz edilmiştir. Araştırmadaki gruplar; kontrol grubu olarak ham soya, normal pişirme sıcaklığı 119-134°C (TYS-NS, yaygın kullanılan pişirme sıcaklığı) ve yüksek pişirme sıcaklığında 135-141°C (TYS-YS) ısıl işlem görmüş tam yağlı soyalardır. Yine farklı ticari yem işletmelerinden toplam 50 soya küspesi (SFK) örnekleri toplanmış, analiz sonuçlarına göre ham protein içerikleri %44-46 HP (SFK-A) ve %47-48,5 HP (SFK-B) içerikleri dikkate alınarak 2 gruba ayrılmıştır. Tüm örneklerin kimyasal analizleri (kuru madde, ham kül, ham protein, ham yağ) yapılmıştır. Aynı örneklerin Yakın Kızılötesi Yansıma Spektrofotometre (NIRS) cihazında temel besin madde analizleri, lizin ve metiyonin amino asit analizleri, ısıl işlem analizleri (Protein dağılabilirlik endeksi, KOH'de protein çözünürlüğü, tripsin inhibitör aktivitesi, reaktif lizin) yapılmış, ve reaktif lizin değerleri belirlenmiştir. TYS'nın kimyasal ve spektrofotometrik analizlerinin her ikisine göre; ham soya ile iki farklı sıcaklıklarda kavurma işlemi görmüş tam yağlı soyalar arasında kuru madde (KM), ham kül (HK), ham protein (HP), ham yağ (HY) ve nötral deterjent selüloz (NDF) değerleri arasındaki fark görülmüştür (p<0,05). Aynı zamanda spektrofotometrik analiz sonucuna göre farklı sıcaklıkta işlem görmüş tam yağlı soya gruplarının lizin ve metiyonin değerlerinin, ham soya grubununkinlerden daha yüksek bulunmuştur (p<0,05). Isıl işlem parametrelerinden Protein dağılabilirlik endeksi (PDİ) değeri tam yağlı soya gruplarında düşük iken, KOH'de protein çözünürlüğü (KOH-PÇ) ve tripsin inhibitör aktivitesi (TİA-A) değerleri TYS gruplarında artan sıcaklıkla linear olarak düştüğü dikkati çekmektedir (p<0,05). SFK gruplarının kimyasal ve NIR spektrofotometrik analizlere göre; HP, HS, ADF, NDF ve P değerleri iki küspe grubu arasındaki fark önemli bulunmuştur (p<0,05). Aynı zamanda SFK-B grubunun NIR spektrofotometrik metiyonin ve lizin amino düzeyleri, SFK-A grubuna göre daha yüksektir (p<0,05). Aynı zamanda SFK-A grubunun PDİ değeri, SFK-B grubundan daha düşük bulunurken, KOH-PÇ değerleri her iki soya küspesi grubunda da benzer sonuçlar göstermişlerdir. SFK-A grubunun TİA-A ve R-lizin değerleri, SFK-B grubundan daha düşüktür (p<0,05). Bu çalışmada her iki analiz metodu sonucuna göre, piyasada TYS ve SFK yemlerinin üretim şekillerinde ve içeriklerinde çok farklılıklar olduğu tespit edilmiştir. Isıl işlem parametrelerinin de hem TYS örneklerinde hem de SFK örneklerinde, uygulanan sıcaklık derecesine ya da protein içeriklerine bağlı olarak değiştiği gözlenmiştir. TYS ve SFK'lerinin kalitelerini bu ısıl işlem parametreleri üzerinden etkilerini daha iyi değerlendirmek için, in vivo çalışmalara özellikle farklı yaştaki etlik piliçlerde besleme çalışmalarına ihtiyaç duyulmaktadır. Anahtar Kelimeler: Amino asit, Antibesinsel faktörler, Isıl işlem, Koh-pç, Pdi, Reaktif lizin, Soya, Tripsin inhibitör aktivitesi.
Muğla ilinde siğircilik işletmelerinde beslenme şekilleri ve TMR (total mixed ration) kullanimi
Sığır işletmelerinde çeşitli yemleme yöntemleri kullanılmaktadır. Bu yöntemler arasında uygulanabilirlik ve hayvanlarda metabolik sorunların riskini en aza indirme açısından TMR (tam yemleme sistemi) önerilmektedir. Süt sığırlarının beslenmesi, hayvanın farklı dönemlerdeki ihtiyaçlarına göre hazırlanan bir rasyonla yapılmalıdır. Aksi takdirde, tek bir rasyonla yıl boyunca beslenme hayvancılıkta istenmeyen sonuçlara yol açabilir. Özellikle süt sığırlarında sağmal dönemde, hayvanların doğum sonrası dönemlere göre beslenmesi gerekmektedir. Besiye alınan hayvanların da dönemlere göre gruplandırılması ve ihtiyaçlarına göre TMR hazırlanması önemlidir. Hayvanların yemlere uyum sağlama sürecinde metabolik sorunlarla karşılaşılması işletmelerde önemli bir problemdir. Bu durum, verim kayıplarına ve maliyet artışına neden olabilir. Hayvanın ihtiyaçlarının yüksek olduğu durumlarda TMR'nin kolayca değiştirilmesi önemlidir. Aynı şekilde, farklı dönemlerde farklı kaba veya kesif yemlerin rasyonlara katılması da TMR uygulamasıyla daha kolay hale gelmektedir. Bu amaçla, çalışmamızda farklı ilçelerden rastgele seçilen 100 farklı küçük sığırcılık işletmesinden örnekleme yöntemi ile ziyaret edilip, ziyaretler sırasında TMR kullanımının olup olmadığı, kullanılabilirliği ile işletmede avantajları hakkında yüz yüze görüşmelerle gerekli bilgiler toplanmıştır. Sonuç olarak, çalışmada elde edilen bulgular çerçevesinde, orta yaş grubunun hayvancılık faaliyetlerinin yürüttüğü ve bunu geçim kaynağı olarak gördüğü, aile işletmelerinin çoğunlukta olduğu, eğitim seviyesinin düşük olduğu bir sosyo-ekonomik yapı ortaya çıkmıştır. Saman yine vazgeçilmez yem hammaddesi olarak karşımıza çıkmaktadır ve yem karışımlarının mısır silajı ve yoncadan oluştuğu görülmektedir. TKR kullanan yetiştiriciler, karışım hazırlamanın işletme ekonomisi açısından yararlı olduğu düşüncesindedirler. Ancak, karışım hazırlamayan işletme sayısı da az değildir. Bu nedenle bölgede, TKR kullanımının yaygınlaştırılması gerektiği söylenebilir. Anahtar Kelimeler: TKR (tam karışım rasyon), TMR (total mixed ration), Muğla, Sığır İşletmeleri
Geleneksel kafes sisteminde yetiştirilen beyaz yumurtacı bir tavuk sürüsünde hayvan refahı üzerine canlı ağırlık, yaş ve göğüs kondisyonunun etkisi
Geleneksel kafes sisteminde yetiştirilen beyaz yumurtacı bir tavukta; hayvan refahı üzerine canlı ağırlık, yaş ve göğüs kondisyonunun etkisinin belirlenmesi amacıyla bu çalışma yapılmıştır. Çalışma Bursa Uludağ Üniversitesi Veteriner Fakültesi Hayvan Sağlığı ve Hayvansal Üretim Araştırma ve Uygulama Merkezi Kanatlı Ünitesinde yetiştirilmekte olan beyaz yumurtacı tavuk sürüsünde gerçekleştirilmiş, Lohman LSL genotipi 450 adet tavukta 59 haftalık yaştan 67 haftalık yaşa kadar hayvan refahı düzeyi izlenmiştir. Deneme başlangıcında hayvanlar canlı ağırlıklarına göre 3 gruba ayrılmış; canlı ağırlığı 1100-1400g arası olanlar hafif; 1400-1700g arası olanlar orta;1700-2000 arası olanlar ise ağır grupta sınıflandırılmıştır. Her ağırlık grubunda yer alan hayvanlar göğüs genişliğine göre tekrar göğüs genişliği 2.0-4,4 cm arası (dar) ve 4,5-6.0 cm arası (geniş) olmak üzere iki farklı gruba daha ayrılmış ve bu şekilde çalışmada 2x3=6 deneme grubu oluşturulmuştur. Her kafes bölmesinde 5' er tavuk olacak şekilde barındırılan tavuklar deneme süresince ticari yumurtacı hayvanlar için standart koşullarda bakılmıştır. Gruplarda hayvan refahı düzeyini belirlemek için deneme başı ve deneme sonunda göğüs kemiği eğiklik düzeyi ile dört farklı vücut bölgesindeki tüy kalitesi değerlendirilmiştir. Deneme başı ve deneme sonunda göğüs kemiği eğikliği gösteren hayvanlar var/yok şeklinde tanımlanmış, baş-boyun, göğüs-karın bölgesi, sırt ile butlar-kloaka bölgesindeki tüylerin kalitesi, hasar/kayıp durumuna göre; iyi (skor 0), orta (skor 1) ve zayıf (skor 2) şeklinde skorlanarak değerlendirilmiştir. Hayvan refahı parametreleri ile birlikte gruplarda araştırma süresince yumurta verimi izlenmiş, deneme başı ve deneme sonu tavuk-kümes yumurtlama randımanı ile ortalama tavuk-gün yumurtlama randımanı, yumurta ağırlığı ve ölüm oranları hesaplanmıştır. Deneme başında canlı ağırlığa göre oluşturulan gruplarda; canlı ağırlık ve göğüs kondisyonu/genişliği değerleri bakımından farklılıklar (P<0.001, P<0.001) ile göğüs kondisyonu; göğüs genişliği bakımından gruplar arası farklılıklar önemli bulunmuştur (P<0.001). Ortalama yumurtlama randımanı üzerine canlı ağırlığın etkisi önemli bulunmuştur (P<0.005). Deneme başı ve deneme sonunda göğüs kemiğinde eğiklik saptanan tavukların toplam içindeki payı bütün gruplarda yaklaşık % 50' nin üzerinde bulunmuştur. Deneme başı toplam ve ortalama tüy kalitesi canlı ağırlıktan önemli düzeyde etkilenirken (P<0.009), deneme sonu tüy kalitesi üzerine canlı ağırlık ve göğüs kondisyonunun etkisi önemsiz bulunmuştur. Bütün gruplarda deneme başına göre deneme sonunda toplam ve ortalama tüy skoru yükselmiş, gruplarda yer alan tavuklarda tüy kalitesi kötüleşmiştir. Genel olarak vücut bölümleri içerisinde en iyi tüy kalitesinin but/kloaka bölgesinde olduğu tespit edilmiştir. Sonuç olarak geleneksel kafes sisteminde yetiştirilen tavukların yaklaşık yarısında göğüs kemiğinde eğilme saptanmış, tüy kalitesinin yaşla birlikte kötüleştiği ve tüylerde hasar ya da kaybın arttığı gözlemlenmiştir.
Bazı koyun ırklarında GDF-8, GH ve FABP4 gen varyasyonlarının et verim ve kalitesine etkilerinin araştırılması
Bu tezde, GDF-8 (Büyüme Farklılaşma Faktörü-8), GH (Büyüme Homonu) ve FABP4 (Yağ Asidi Bağlayıcı Protein 4) genlerinin Kıvırcık, Karacabey Merinosu, Bandırma, Hampshire x Merinos ve Ramlıç koyunlarındaki varyasyonu ve kuzu büyüme özellikleri, karkas et verimi ile kalitesine etkileri araştırılmıştır. Araştırma materyali olarak 230 baş kuzu kullanılmıştır. GDF-8 geni 3'UTR bölgesinde 4 nükleotid değişimi; GH 4. Ekzonda 7 nükleotid ve 3 amino asit değişimi; GH 5. Ekzonda 2 delesyon, 12 nükleotid ve 3 amino asit değişimi, FABP4 2.Ekzon-2.İntron bölgesinde 13 nükleotid ve 4 amino asit değişimi; FABP4 3.Ekzon-3.İntron bölgesinde 8 nükleotid ve 2 amino asit değişimi belirlenmiştir. GH 4. ve 5. Ekzon ile FABP4 2. ve 3. Ekzon polimorfizmlerinin bazı vücut ölçülerine etkisi önemli bulunmuştur (p<0,05). GDF-8, GH 4. ve 5. Ekzon ile FABP4 3. Ekzon polimorfizmlerinin bazı ultrasonografik MLD ölçülerine etkisi önemli bulunmuştur (p<0,05). GDF-8, GH 4. Ekzon, FABP4 2. ve 3. Ekzon polimorfizmlerinin bazı karkas kesim özelliklerine etkisi önemli bulunmuştur. GH 4. ve 5. Ekzon polimorfizmlerinin bazı et rengi değerlerlerine önemli etkisi bulunmuştur. FABP4 3. Ekzon polimorfizminin tekstür özelliklerine (sertlik ve elastikiyet) olan etkisi önemli bulunmuştur (p<0,05). Elde edilen veriler doğrultusunda bu gen bölgelerinin karkas ve et kalitesini geliştirmeye yönelik olarak yapılması planlanan çalışmalara önemli bir kaynak oluşturması beklenmektedir. Verim özelliklerine etki eden gen faktörlerinin daha ileri düzeyde yapılacak belirteç destekli seleksiyon uygulamalarında kullanılması önerilmektedir.
Farklı seviyelerde yapılan tek ve çift defa horoz değişiminin broiler damızlık sürüsünde üreme performansı, bazı vücut konfor ve kan parametreleri üzerine etkisi
Bu çalışmada, aynı kümeste bulunan aynı yaştaki horozlarla farklı seviyelerde yapılan tek ve çift defa horoz değişiminin broiler damızlık sürüsünde üreme performansı, bazı vücut konfor ve kan parametreleri üzerine etkisinin incelenmesi amaçlanmıştır. Çalışma özel bir ticari tavukçuluk firmasının broiler damızlık kümesinde toplam 4224 adet (3840 dişi ve 384 erkek) Ross 308 etlik damızlık üzerinde 28 ila 59 haftalık yaş dönemi takip edilerek yürütülmüştür. 28 haftalık yaş döneminde her bir bölmede 480 dişi ve 48 erkek olacak şekilde eşit bölmelere rastgele yerleştirilmiştir. Çalışmada 45 haftalık yaş döneminde tek defa horoz değişimi, 53 haftalık yaş döneminde ise çift defa horoz değişimi deneme bölmelerindeki horozlar %75, %50 ve %25 oranında değiştirilerek uygulanmıştır. Çalışmada tek ve çift defa horoz değişimi yapılan grupta yaşın döllülük oranı, kuluçka randımanı, çıkış gücü, embriyonik ölümler üzerine etkisi önemli bulunmuştur (P<0.0001). Horoz değişim oranı tek defa horoz değişimi yapılan grupta çıkış gücü ve erken embriyonik ölümleri etkilerken (P<0.0001), çift defa horoz değişimi uygulanan grupta döllülük oranı, çıkış gücü (P<0.05) ve erken embriyonik ölümleri etkilemiştir (P<0.01). Horoz değişim tipinin döllülük oranı (P<0.01), kuluçka randımanı (P<0.001) ve orta embryionik ölümler üzerine etkisi önemli bulunmuştur (P<0.05). Yaş ve horoz değişim oranı interaksiyonunun döllülük oranı, kuluçka randımanı, çıkış gücü üzerine etkisi tek ve çift defa horoz değişimi yapılan gruplarda önemli bulunmuştur (P<0.0001; P<0.05 ve P<0.01). Tek ve çift defa horoz değişimi yapılan grupta yaş ve horoz değişim oranı, horoz değişim tipi interaksiyonunun vücut tüy skoru ve vent skoru üzerine etkisi önemsiz bulunmuştur (P>0.05). Çalışmada tek defa horoz değişimi yapılan grupta horoz değişim oranının kan eozinofil ve bazofil düzeyine etkisi bulunurken (P<0.05), çift defa grubunda değişim oranı ve tipinin etkisi önemsiz bulunmuştur (P>0.05).
Geçiş döneminde kullanılan bir karaciğer destekleyici yem katkı maddesinin, siyah alaca ineklerin ve buzağılarının performansı üzerine etkileri
Bu çalışma iki aşamadan oluşmaktadır. Çalışmanın birinci aşamasında, süt ineklerinin beslenmesinde kuru dönemin son üç haftalık (21 gün) bölümünde kullanılan karaciğer destekleyici bir yem katkı maddesinin; kolostrum kalitesine, buzağı kan parametrelerine ve buzağı performans parametrelerine olan etkileri incelenmiştir. Çalışmanın ikinci aşamasında ise doğum sonrası ineklere 21 gün boyunca verilmeye devam edilen söz konusu yem katkı maddesinin, süt verimi ve süt beta hidroksi bütirik asit (BHBA) düzeyi ile sağlık parametrelerine olan etkisi incelenmiştir. Çalışmada geçiş dönemi boyunca (buzağılama öncesi 21 gün buzağılama sonrası 21 gün) kullanılan yem katkısı, selenyum (kaplanmış), niasin, biotin, kolin klorid, betain hidroklorid ve proviox nükleus (vitamin E ikamesi) içeriğine sahiptir. Çalışma Konya ili Ereğli ilçesine bağlı Bilimsel Süt ve Besi İşletmesinde yürütülmüştür. Çalışmada, toplam 82 baş Holstein inek ve toplam 85 baş buzağı kullanılmıştır. Doğum sonrası, kolostrum kalitesi ölçümü ile bu kolostrumu tüketen buzağıların serum toplam protein, immünoglobulin G seviyeleri, buzağının doğum ve gelişim dönemlerinde sağlık ve diğer performans parametrelerine etkileri izlenmiştir. Ayrıca buzağılarda doğumu takiben yaşama gücü skorlaması yapılmıştır. İneklerde kuru dönemde grup bazında yem tüketimleri takip edilmiştir. Doğumu takiben ineklerin belirlenen zamanlardaki süt verim düzeyleri, kan BHBA düzeyleri, üreme ve sağlık parametreleri de kayıt altına alınmıştır. Çalışmanın sonucunda, kullanılan karaciğer destekleyici yem katkı maddesi ineklerin üreme sağlığı ve süt verim performanslarını geliştirirken, buzağılarda kolostrum kalitesi, kan parametreleri, buzağı doğum ağırlığı ve buzağı gelişimini etkilemediği belirlenmiştir (P>0,05). Anahtar Kelimeler: Geçiş dönemi, Kolostrum, Buzağı gelişimi, Karaciğer desteği, Süt verimi
Free-range üretim koşullarında köy tavuğu ve ticari yumurtacı tavukların yumurta verim performanslarının belirlenmesi
Bu araştırma, free-range (serbest yetiştirme) koşullarında 16 hafta süre ile 30 haftalık yaştaki 25 adet genotipi bilinmeyen köy tavuğu ve 25 adet Isa Brown (kahverengi) yumurta tavuğu ile yürütülmüştür. Her grupta 3 adet 30 haftalık yaşta horoz bulunmaktadır. Tavuklar, deneme süresince tünek ve kapanlı folluk bulunan kümeste hayvan başına 0.35 m2 kapalı kümes alanında barındırılmış, ayrıca havanın müsait olduğu günlerde saat 14'den sonra gezinme alanında dönüşümlü olarak gezinmeleri ve taze ot tüketmeleri sağlanmıştır. Çalışmada, günlük ve haftalık yapılan ölçümlerle canlı ağırlık, yem tüketimi, yemden yararlanma oranı, yumurta verimi, yumurta ağırlığı, yumurta kabuk kalınlığı, yumurta şekil indeksi, yumurta kabuk kırılma direnci, yumurta sarısı yüksekliği, yumurta akı yüksekliği, yumurta sarısı ve yumurta akı ağırlığı, kabuk ağırlığı, yumurta kabuk rengi ve yumurta sarı rengi değerleri belirlenmiştir. Elde edilen bulgular doğrultusunda Isa Brown tavuk ırkının yumurta verimi % 98.7, köy tavuk ırkının ise % 76.0 olarak bulunmuştur. Yemden yararlanma oranı, Isa Brown ırkı tavuklarda 1,77 ve köy tavuklarında 2,44 olarak belirlenmiştir. Isa brown ırkı, canlı ağırlık, yumurta ağırlığı, yumurta sarısı ağırlığı ve kabuk dayanıklılığı özellikleri bakımından free-range koşullarında yetiştiricilik için daha uygun olduğu sonucuna varılmıştır.
Etlik piliçlerde belirli oranlarda yapılan kısıntılı yemlemenin; besi performansı, karkas özellikleri ve abdominâl yağlanma üzerine etkileri
Bu çalışmada; etlik piliçlerde belirli oranlarda (%0, %5, %10 ve %15) yapılan yem kısıtlamasının besi performansı, kesim özellikleri ve abdominâl yağlanma üzerine etkisi araştırılmıştır. Çalışmada 300 adet 1 günlük yaştaki dişi ve erkek etlik piliç (Ross 308) civcivi kullanılmıştır. Hayvanlar 4 gruba ayrılmış, her grup 3 tekerrürden oluşmuş ve her tekerrürdeki 25 civciv rastgele büyütme bölmelerine dağıtılmıştır. Deneme 42 gün sürmüştür. Deneme boyunca içme suyu askılı suluklarda ad libitum olarak sunulmuştur. Denemenin 42. gününde kesim ve bazı karkas özelliklerini belirlemek için her bir tekerrürden kesim ağırlığı ortalamaya yakın 2 erkek, 2 dişi piliç seçilmiştir. Toplam seçilen 48 piliçte; kesim öncesi canlı ağırlığı, sıcak karkas ağırlığı, yenilebilir iç organ ağırlıkları ve abdominâl yağ ağırlığı belirlenmiştir. Yapılan çalışma sonucu kısıntılı yemlemenin bazı haftalarda canlı ağırlık, canlı ağırlık artışı, yem tüketimi, yemden yararlanma ve buna bağlı olarak kesim özellikleri ve abdominâl yağlanmayı önemli düzeyde etkilediği saptanmıştır (P<0.05). Denemenin 22. gününden itibaren yapılan yem kısıntısında gruplar arasında istatistiksel olarak önemli fark bulunmuştur (P<0.05). Karkas ağırlığında ise dişilerde sıcak karkas ağırlıkları gruplar arasında fark bulunmazken (P>0.05), erkeklerde kontrol ve %5 kısıntılı yemleme gruplarında diğer deneme gruplarına göre önemli düzeyde etkilemiştir (P<0.05). Kesim özellikleri ve abdominâl yağlanma dişiler arasında önemli fark göstermezken (P>0.05), erkeklerde bu farklılık önemli bulunmuştur (P<0.05). Araştırma sonunda etlik piliçlerde yemden tasarruf amacıyla 28 günlük yaştan sonra %5 kısıntılı yemlemenin dahi performansı düşüreceği belirlenmiştir.
Bursa bölgesindeki süt sığırcılığı işletmelerinde yem ve süt kalite özelliklerinin belirlenmesi
Yapılan analizler sonucunda işletmelerden alınan yem ve çiğ süt örneklerinde pestisit, antibiyotik yönünden herhangi bir kalıntıya rastlanmamıştır. TMR örneklerinde maksimum kalıntı limitlerinden düşük, yem kalitesi ve hayvan sağlığı bakımından önemsiz düzeyde mikotoksin kalıntısına (Deoksinivalenol, Zearalenon) rastlanmıştır. Çiğ süt örneklerinde besin madde bileşenleri bakımından ilçeler ve işletme büyüklükleri arasında farklılıklar tespit edilmiştir. Çiğ süt örneklerindeki yağsız kuru madde (YKM) ve protein değerlerinin çiğ sütlerin gıda güvenliğine ilişkin standartlara uygun olduğu, yağ oranlarının ise küçük işletmeler dışında standartların altında olduğu tespit edilmiştir. Tank sütü toplam bakteri sayısı (TBS) ve somatik hücre sayısı (SHS) büyük işletmeler dışında gıda güvenliğine ilişkin standartlardan yüksek bulunmuştur. Büyük işletmelerde kullanılan yemlerde metabolik enerji (ME), ham yağ (HY), ham protein (HP), diğer işletmelere göre daha yüksek, ham kül (HK) ve ham selüloz (HS) değerleri ise düşük bulunmuştur. Karacabey'deki işletmelerin kuru madde (KM), HY, HP ve ME değerleri diğer ilçelere göre yüksek, HS değerleri ise düşük bulunmuştur. Büyük ölçekli işletmelerin ve Karacabey'deki işletmelerin ADF ve NDF değerleri optimum verim için önerilen düzeylerde olup, ADL değerleri ise diğer ilçe ve işletme büyüklüklerine göre düşük belirlenmiştir.
Yüksek nem içeren mısır danesinin silaj ve yem değeri özelliklerinin saptanması
Bu tez yüksek nemli dane mısırın silolanma özelliğini geliştirmek için düzenlenmiştir. Bu amaçla yüksek nemli mısır üç farklı kuru madde de (%65,32, %70,77 ve %75,31) hasat edilmiş ve kabaca öğütülerek denemede kullanılmıştır. Deneme materyali yüksek nemli dane mısır (YNDM)'lara sırasıyla; (katkısız: kontrol), %2 üre, 106 cfu/g Lactobacillus plantarum (LP)+Lactobacillus buchneri (LB) ve 106 cfu/g Lactobacillus buchneri (LB) ilave edilmiş ve 60 gün süreyle silolanmışlardır. Bu süre sonunda silajların besin madde bileşimleri, silaj fermantasyon özellikleri, silaj mikrobiyolojisi, aerobik stabilitesi, in vitro gaz üretimi ve sindirilebilirlik özellikleri saptanmıştır. Yüksek nemli mısır silajının farklı KM'de hasat edilmesi silajların besin madde bileşimi ve silaj kalitesini önemli düzeyde etkilemiştir (P<0,05; P<0,01). Kuru madde düzeyinin artması ham protein (HP) içeriğini düşürmüş, nişasta ve hücre duvarı bileşenlerini önemli düzeyde artırmıştır (P<0,05; P<0,01). Silajların laktik asit (LA), laktik asit bakteri (LAB), maya ve küf sayısını ise düşürmüştür. Silajların KM düzeyinin artması aerobik stabiliteyi geliştirmiştir. Yüksek nemli dane mısır silajına üre ilavesi silajların HP içeriğini artırmış, nişasta içeriğini ise düşürmüştür (P<0.05). Üre ilavesi ayrıca silajların LAB, maya, küf, laktik asit (LA), propiyonik asit (PA), etanol, in vitro gaz üretimi, OMS ve ME içeriğini düşürmüştür (P<0,05). Buna karşın üre silajların pH, amonyak azotu (NH3N) ve asetik asit (AA) miktarını artırmış, aerobik stabiliteyi olumsuz etkilemiştir. Yüksek nemli dane mısır silajına LP+LB ve LB ilavesi silajların besin madde bileşimi üzerine etkisi önemli bulunmuştur (P<0,05; P<0,01). Silajlara LAB ilavesi pH, maya ve küf sayısını düşürmüş, LAB sayısı ile LA, PA ve etanol miktarını artırmışlardır. Laktik asit bakteri ilavesi ayrıca karbondioksit (CO2) miktarını artırarak aerobik stabiliteyi geliştirmiştir. Araştırmadan elde edilen verilere göre yüksek nemli dane mısır silajı yapımında en uygun KM dozunun %70 olmuştur. Besin madde bileşimi, silaj mikrobiyolojisi, fermantasyonu, besin maddeleri sindirimi, aerobik stabilite için en uygun katkı maddesi LAB inokulantı olduğu sonucuna varılmıştır. En etkili LAB inokulantı LP+LB kombinasyonu olmuştur. Bunu LB ve %2 üre izlemiştir.
Farklı kuru madde ve laktik asit bakteri inokulantlarının mısır silajının fermantasyon ve aerobik stabilite özellikleri ile yem değeri üzerine etkisi
Bu çalışma, homofermantatif ve heterofermantatif laktik asit bakteri (LAB) inokulantlarının farklı kuru maddede (KM) hasat edilen mısır (Zea mays L.) silajlarının fermantasyon, aerobik stabilite ve yem değeri üzerine olan etkilerini araştırmak için tasarlanmıştır. Araştırmada kullanılan mısır materyali, süt olum (SO), hamur olum (HO), diş olum (DO) ve fizyolojik olum (FO) dönemi olmak üzere dört farklı olgunlaşma döneminde ve sırasıyla %26,3, 31,4, 37,3 ve 42,7 KM içeriğinde hasat edilmiştir. Homofermantatif LAB olarak Lactobacillus plantarum (LP), heterofermantatif LAB olarak Lactobacillus buchneri (LB) ve bu iki bakterinin (LP+LB) 1:1 kombinasyonunu içeren inokulantlar 1×106 cfu g-1 düzeyinde uygulanmıştır. Deneme grupları, dört olgunlaşma dönemi (SO, HO, DO ve FO) ve dört uygulamadan (kontrol (C), LP, LB ve LP+LB) oluşmuştur. Her deneme materyali dörder tekerrürlü olarak 1,5 L'lik anaerobik kavanozlara silolanmıştır. Silolamanın 60. gününde kavanozlar açılarak silajların kimyasal ve mikrobiyolojik analizleri yapılmıştır. Silolama döneminin sonunda açılan silajlara beş gün süreyle aerobik stabilite testi uygulanmıştır. Silajların yem değeri in vitro gaz üretim tekniği ile belirlenmiştir. Olgunlaşma dönemlerinin tüm parametreler üzerindeki etkileri anlamlı bulunmuştur (P<0,0001 ila P=0,0003). İnokulantların KM, amonyak azotu, asit deterjan lif, hemisellüloz, metabolik enerji, net enerji laktasyon içerikleri ve organik madde sindirilebilirlikleri üzerine etkileri önemsiz bulunurken (P>0,05), diğer parametreler üzerindeki etkileri farklı düzeylerde (P<0,0001 ila P=0,02) önemli bulunmuştur. İnokulantlar pH değerini tüm dönemlerde düşürmüşlerdir. Özellikle LP, pH düşüşü üzerine LB ve LP+LB'den daha etkili olmuştur. İnokulantların tümü kontrole göre laktik asit ve asetik asit üretimini artırmıştır. En yüksek laktik asit üretimi, LP uygulanan silajlarda olmuştur. LB ve LP+LB uygulamaları tüm dönemlerde aerobik stabiliteyi geliştirirken LP uygulaması tüm aşamalarda aerobik stabiliteyi düşürmüştür. Anahtar Kelimeler: Aerobik stabilite, gelişim dönemleri, heterofermantatif, homofermantatif, in vitro sindirilebilirlik, Lactobacillus buchneri, Lactobacillus plantarum, laktik asit bakterileri, mısır, silaj, olgunlaşma, fermantasyon, silaj katkı maddesi, yem değeri, Zea mays
Mısır ve ayçiçeği karışımı silajların yem değeri ve kuzu besisinde kullanılma olanakları
Bu çalışma, mısır ve ayçiçeği silajları ve bu silajların farklı oranlardaki karışımları ile hazırlanan rasyonların kuzuların besi performansı ve karkas özellikleri üzerine etkilerini belirlemek amacıyla yapılmıştır. Denemede, 10-12 haftalık yaşta ve ortalama 20-25 kg canlı ağırlığa sahip 40 baş Kıvırcık ırkı erkek kuzu kullanılmıştır. Kuzular 5 gruba ayrılmış ve hayvanlara deneme süresince yoğun yeme ek olarak 5 farklı silaj [%100 mısır silajı (kontrol), %75 mısır silajı+%25 ayçiçeği silajı, %50 mısır silajı+%50 ayçiçeği silajı, %25 mısır silajı+%75 ayçiçeği silajı, %100 ayçiçeği silajı] verilmiştir. Besi süresince performans kriterleri olarak, canlı ağırlık, canlı ağırlık artışı, silaj ve yoğun yem tüketimi ile yemden yararlanma oranı gibi özellikler belirlenmiştir. Ayrıca, beside kullanılacak yoğun yem ve silajların besin madde içerikleri, besi başı ve sonu olmak üzere 2 kez rumen sıvısı alınarak rumen bazı rumen parametreleri saptanmıştır. Besi süresi sonunda (0-8 hafta), farklı silajlarla beslenen kuzuların canlı ağırlıkları ve canlı ağırlık artışları arasında farklılıklar önemli bulunmamıştır. Benzer şekilde, 0-8 haftalık dönemde, gruplara ait günlük ortalama silaj tüketimleri arasındaki farklılıklar da önemli bulunmamıştır. Ancak, söz konusu dönemde, grupların silaj+yoğun yem tüketimleri arasındaki farklılıklar önemli (P≤0.05) bulunmuştur. En yüksek silaj+yoğun yem tüketimi (128.2 kg) %100 ayçiçeği silajı ile beslenen grupta görülürken, en düşük tüketim %100 mısır silajı (99.4 kg) ile %75 mısır silajı+%25 ayçiçeği silajı (101.6 kg) ile beslenen gruplarda saptanmıştır. Besi süresince, grupların günlük ortalama yoğun yem tüketimleri arasındaki farklılıklar önemsiz bulunmuştur. Yemden yararlanma düzeyi bakımından hafta en kötü olan grup %100 ayçiçeği silajı ile beslenen (10.2) grup olurken, en iyi gruplar %100 mısır silajı (7.6) ile %75 mısır silajı+%25 ayçiçeği silajı (7.8) ile beslenen gruplar olmuştur. Söz konusu dönemde, yemden yararlanma oranları bakımından elde edilen ortalamalar arasındaki farklılıklar önemli (P≤0.01) bulunmuştur. Karkas özellikler bakımından, farklı silaj tipleri ile beslenen kuzuların kesim ağırlıkları, sıcak- soğuk karkas ağırlıkları, sıcak- soğuk karkas randımanları, karkas firesi, MLD kesit alanı, iç yağı oranı ve sırt kabuk yağı değerleri arasında farklılıklar önemsiz bulunmuştur. Sonuç olarak; kuzu besisinde, mısır silajı yerine %100 oranına kadar ayçiçeği silajı kullanılmasının besi performansı ve karkas özellikleri üzerine olumsuz bir etkisinin bulunmadığı belirlenmiştir.
Holstein ve simmental ineklerde ilk laktasyonda süt verimi, pike çıkma-pikte kalma süreleri ve süt verimi persistensleri ile üreme performanslarının karşılaştırılması
Bu çalışmada Karacabey ilçesinde bulunan Sevkar hayvancılıkta 2016-2019 arasında doğup yetiştirilen ve 2018-2020 arasında buzağılayan 222 baş Holstein ve 80 baş Simmental sığıra ait süt ve döl verimi özellikleri incelenmiştir. Holstein ve Simmental sığırların süt verimi özelliklerinden 305 gün süt verimi, pike çıkma-pikte kalma süreleri, pik süt verimi ve persistenslerine ait genel ortalamalar sırasıyla 9690,02±154,80 kg ve 8934,01±193,24 kg, 55,84±1,20 gün ve 54,16±1,49 gün, 36,85±0,53 kg ve 32,86±o,66 kg ve 5,23±0,31 ve 6,37±0,39 olarak hesaplanmıştır. Döl verimi de ilk gebelik için tohumlama sayısı, ilk gebelik yaşı, servis periyodu, 2. gebelik için tohumlama sayısı, 2. gebelik yaşı ve iki gebelik arası sürelere ait genel ortalamalar sırasıyla 1,82 ve 1,88 adet, 16,05 ay ve 15,18 ay, 73,19 gün ve 65,05 gün, 2,94 ve 2,55 adet, 32,03 ay ve 28,57 ay ve 15,75 ay ve 13,39 ay olarak bulunmuştur. İncelenen özelliklere göre iki ırkının arasında 305-gün süt verimi, pike çıkma- pikte kalma süreleri ve persistensleri ırk, laktasyon sayısı ile ırk ve laktasyon sayısı arasında istatistik olarak önemsiz (P>0,05) bulunmuştur. Pik süt verimi ise ırk ve laktasyon sayısı önemli (P<0,05), ırk ve laktasyon arasındaysa önemsiz (P>0,05) bulunmuştur. Döl verimi özelliklerini bakıldığında ilk gebelik yaşı, servis periyodu, gebelik için tohumlama Sayısı, 2 gebelik yaşı ve iki gebelik arası süre çok önemli (P<0,01), ilk gebelik için tohumlama sayısı ise iki ırk arasında ortalamalar yönünden aradaki fark anlamlı bulunmamıştır (P>0,05).
Türkiye'de organik süt sığırı işletmeleri için seleksiyon indeksi geliştirilmesi
Araştırmada Türkiye'de organik süt sığırcılığı yapan işletmeler için süt verimi, dış görünüş, ömür uzunluğu, meme sağlığı, sağım ve döl verimi gibi bazı verim ve fonksiyonel özellikler kullanılarak seleksiyon indeksi geliştirilmiştir. Çalışma, Türkiye'nin Güneybatısında bulunan Aydın ilinde Siyah Alaca ile organik süt sığırcılığı yapılan 500 baş kapasiteli özel bir işletmede yürütülmüştür. İneklerin dış görünüşe göre değerlendirmesi ICAR kurallarına göre gerçekleştirilmiş olup, meme yüzey sıcaklığı kızılötesi termometre ile belirlenmiştir. İşletmede 3 ve üzeri yavrusu bulunan 72 babanın döllerine ait bilgiler kullanılmış ve pedigri dosyasına 4212 hayvan dâhil edilmiştir. Özelliklere etkili faktörlerin belirlenmesinde varyans analizi, çoklu karşılaştırma testleri için Fisher'in LSD testi, varyans komponentlerinin tahmininde REML ve damızlık değerleri tahmininde BLUP Animal Model, akrabalı yetiştirme için Wright'ın yöntemi kullanılmıştır. Veri analizinde Minitab, CFC ve MTDFREML isimli programlar kullanılmıştır. İndekslerin oluşturulmasında, öncelikle tüm hayvanların her özellik için tahmin edilen damızlık değeri, Almanya'da kullanılan standartlaştırma yöntemiyle ortalaması 100 ve standart sapması 12 olan normal dağılıma dönüştürülmüştür. Toplam Performans İndeksinin oluşturulmasında işletmenin ıslah hedefi gözetilerek 5 farklı senaryo geliştirilmiştir. Bunlar, TPİ1: Dengeli indeks, TPİ2: Verim ağırlıklı indeks, TPİ3: Döl verimi ağırlıklı indeks, TPİ4: Dış görünüş ağırlıklı indeks, TPİ5: Ömür uzunluğu indeksi şeklindedir. Alt ve ara indeksler ile bileşik indekslerin oluşturulmasında organik ve geleneksel süt sığırcılığı işletmeleri için Almanya başta olmak üzere bazı ülkelerde kullanılan indekslerin yapıları incelenmiş ve araştırmaya uyarlanmıştır. Araştırma sonunda organik süt sığırcılığı için dengeli yapıya sahip TPİ1 önerilmektedir.
Yerli kara ve Doğu Anadolu kırmızısı ırkı sığırlarda calpastatin (CAST), leptin (LEP) ve büyüme hormonu reseptörü(ghr) genlerinin frekanslarının belirlenmesi
Bu çalışma, Yerli Kara (YK) ve Doğu Anadolu Kırmızısı (DAK) ırkı sığırlarda Calpastatin (CAST), Leptin (LEP) ve Büyüme Hormonu Reseptörü (GHR) gen polimorfizmlerinin frekanslarının belirlenmesi amacıyla yapılmıştır. Çalışmada yaş ve cinsiyet ayrımı yapılmaksızın 50 baş YK, 50 baş DAK ırkı sığır kullanılmıştır. Alınan kan örneklerinden PCR-RFLP yöntemi ile genotiplendirme işlemi gerçekleştirilmiştir. CAST geni S20T polimorfizmi açısından CC, GC ve GG genotiplerine ilişkin frekanslar sırasıyla YK'larda %56, %40 ve %4; DAK'da ise sırasıyla %26, %40 ve %34 olarak belirlenmiştir. GHR geni S555G polimorfizmi açısından hem YK'da (%56) hem de DAK'da (%38) en yüksek frekansın AG genotipi olduğu tespit edilmiştir. LEP geni A80V polimorfizmi açısından ise incelenen tüm ırklarda sadece TT genotipi görülmüştür. Sonuç olarak, incelenen YK ve DAK ırkı sığırların hedeflenen CAST ve GHR polimorfizmleri açısından varyasyon gösteriği; ancak LEP-A80V polimorfizmi açısından ise monomorfik olduğu tespit edilmiştir. Et verim ve kalitesine etkili olduğu düşünülen CAST ve GHR genlerindeki polimorfik yapının, YK ve DAK ırkı sığırlarda fenotipi ne düzeyde etkilediğine ilişkin gerçekleştirilecek çalışmaların gerekliliği açıktır. Mevcut çalışmanın yerli gen kaynaklarının korunması açısından literatüre katkı sağlayacağı düşünülürken; söz konusu çalışmalara da temel oluşturacağı öngörülmektedir.
Kıvırcık koyunlarında anöstrus döneminde farklı senkronizasyon yöntemlerinin döl verimi üzerine etkisi
Bu çalışmada, Uludağ Üniversitesi Ziraat Fakültesi Araştırma Uygulama Çiftliği Koyunculuk İşletmesi'nde üreme mevsimi dışında farklı senkronizasyon yöntemlerinin döl verim parametreleri üzerine etkileri araştırılmıştır. Araştırmada 120 baş Kıvırcık koyun ve 8 baş ergin damızlık koç kullanılmıştır. 120 baş koyun rastgele 4 uygulama ve 1 kontrol grubu olmak üzere 5 gruba ayrılmıştır. Ӏ. gruptaki (n=25) koyunlara 18 mg melatonin içeren Regülin implantı özel aplikatörü ile kulak arkası deri altına uygulanmıştır. ӀӀ. (n=20) gruptaki koyunlara CIDR aparatı (0.33 g silikona emdirilmiş progesteron) intravajinal olarak 12 süreyle yerleştirilmiş ve çıkarıldığı gün koyun başına 500 I.U. GKSH kas içi olarak uygulanmıştır. ӀӀӀ. gruptaki (n=25) koyunlara 20 mg flugeston asetat emdirilmiş süngerler (Chronogest CR) 14 gün süreyle intravajinal olarak yerleştirilmiş ve çıkarıldığı gün koyun başına 500 IU GKSH kas içi olarak uygulanmıştır. IV. gruptaki (n=25) koyunlara 11 gün ara ile iki doz halinde deri altına prostaglandin F2α (3cc) enjeksiyonu uygulanmıştır. V. gruptaki (n=25) koyunlara ise herhangi bir hormon uygulaması yapılmamış kontrol grubu olarak değerlendirilmiştir. Tez çalışmasında, I., II., III., IV. ve V grupta sırasıyla kuzulama oranı; %80, %95, %88, %92 ve %76; çoğuz doğum oranı; %15, %26,3, %13,6, %4,3 ve %5,3; KKBDKS; 0,8, 1,2, 0,96, 0,96 ve 0,80 DKBDKS; 1,0, 1,3, 1,2, 1,0 ve 1,0, yaşama gücü; 0,88, 0,96, 0,96, 0,96 ve 0,90 olarak tespit edilmiştir. Kuzulama oranı, çoğuz doğum oranı, yaşama gücü oranı bakımından uygulama gruplarından elde edilen sonuçlar kontrol grubuna göre oransal olarak yüksek çıkmasına rağmen, farklı senkronizasyon grupları arasındaki fark istatistiki olarak önemsiz bulunmuştur (p>0,05). Gebelik üretkenliği, gebelik etkinliği, toplam üretkenlik ve toplam etkinlik değerleri senkronizasyon grupları bakımından CIDR grubundan sayısal olarak en yüksek, sürü genelinde sırasıyla; 453 kg, 7,9 kg, 2279 kg ve 40 kg olarak bulunmuştur. Kuzuların ortalama doğum ağırlıkları, sütten kesim ağırlıkları ve günlük canlı ağırlık artışları sırasıyla; 4,24, 23,61 kg ve 250 g olarak bulunmuştur. Uygulamalar arasında oransal olarak yüksek olan CIDR aygıtı ve 500 IU GKSH enjeksiyonu ile çiftleşme mevsimi dışında verimli bir senkronizasyon elde edilebileceği görülmüştür.
Kızgınlığın toplulaştırıldığı kıvırcık koyunlarında yaş, canlı ağırlık ve vücut kondisyon skorunun döl verimine etkisi
Bu çalışmada Bursa Uludağ Üniversitesi Ziraat Fakültesi Araştırma ve Uygulama Çiftliği Koyunculuk İşletmesindeki üreme mevsimi dışında olan Kıvırcık koyunlar kullanılmıştır. Kızgınlığı senkronize edilen Kıvırcık koyunlarında yaş, canlı ağırlık ve vücut kondisyon skorunun koyunların üreme parametreleri ve kuzuların gelişimi üzerindeki etkisi araştırılmıştır. Bu amaçla farklı yaş (2,3,4), vücut kondisyonu (2,0, 2,5, 3,0, 3,5, 4,0) ve canlı ağırlığa sahip (hafif-ağır) olarak gruplanan toplam 85 baş Kıvırcık koyun kullanılmıştır. Ana yaşı, canlı ağırlık (koç katım-doğum) ve vücut kondisyon skoru (koç katım-doğum) değeri ortalamaları sırasıyla 2,98, (57,05-62,99) ve (3,04-3,22) bulunmuştur. Döl verimi parametreleri içinde kuzulama oranı, çoğuz doğum oranı ve yaşama gücü değerleri üzerine ana yaşı ve vücut kondisyon skorunun (koç katım-doğum) önemli etkisi bulunmaktadır (P<0,05). Canlı ağırlığın (koç katım-doğum) sadece çoğuz doğum oranı üzerine etkisi önemli bulunurken, doğum dönemindeki canlı ağırlık değerinin yaşama gücü üzerine etkisi önemlidir (P<0,05). Kuzuların canlı ağırlık gelişimi üzerine ana yaşının etkisi doğum ağırlığı üzerine önemsiz, sütten kesim ağırlığı ve günlük canlı ağırlık artışı üzerine etkisi önemli olduğu belirlenmiştir (P<0,05). Doğum dönemindeki canlı ağırlığın, kuzuların sütten kesim ve günlük canlı ağırlık artışı üzerindeki regresyon katsayısı önemlidir (P<0,05). Koyunların yaş, farklı dönemlerdeki canlı ağırlık ve vücut kondisyon değerlerinin kend aralarındaki korelasyon katsayısı değerlerinin hepsi önemli olup, 0,220-0,874 arasında saptanmıştır (P<0,05; P>0,01). Anahtar Kelimeler: Kıvırcık, yaş, canlı ağırlık, vücut kondisyonu skoru, döl verimi, kuzu gelişimi.
Analı kuzu büyütmede iki farklı yemleme sisteminin assaf kuzularının büyüme performansına etkileri
Bu çalışma, Çukurova Üniversitesi Ziraat Fakültesi Araştırma ve Uygulama Çiftliği Koyunculuk İşletmesinde yürütülmüştür. Deneme materyali olarak Assaf koyunlardan (5/8 İvesi ve 3/8 Ost-Friz) 1996 yılında doğan 28 baş kuzu kullanılmıştır. Çalışmada deneme gurubu kuzulara, 2'nci haftadan itibaren kuzu büyütme yemi ve kuru yonca otu, deneme süresince serbest olarak verilmiştir. Kontrol grubu kuzularda ise işletmenin uyguladığı büyütme sistemi uygulanmıştır. Deneme grubu kuzular sütten kesimde 18.931 ±1.080 kg ve kontrol grubu kuzular ise 15.1 50± 1.1 18 kg toplam canlı ağırlık kazanmışlardır (PO.05). Deneme ve kontrol grubu kuzularda büyütme periyodu boyunca (9 hafta) ortalama canlı ağırlık kazancı sırasıyla 222±0.19 g/gün ve 166±0.18 g/gün olarak bulunmuştur (P<0.05). Deneme grubu kuzular, kontrol grubu kuzulara vücut ölçüleri bakımından istatistiki olarak bir üstünlük sağlamıştır (P<0.05). Deneme grubu kuzular büyütme periyodu boyunca 158.8 g/gün ve 9'ncu haftada 373.6 g/gün yem tüketebilecek duruma gelmişlerdir.Anahtar Kelimeler: Kuzu, Büyütme, Yemleme, Performans
Bıldırcınlarda değişik yaşlardaki canlı ağırlığa göre seleksiyonun verimliliği
öz YÜKSEK LİSANS TEZİ BILDIRCINLARDA DEĞİŞİK YAŞLARDAKİ CANLI AĞIRLIĞA GÖRE SELEKSİYONUN VERİMLİLİĞİ Mikail BAYLAN ÇUKUROVA ÜNİVERSİTESİ FEN BİLİMLERİ ENSTİTÜSÜ ZOOTEKNİ ANABİLİM DALI Danışman : Prof Dr. A Nazım ULUOC AK Yıl: 1998, Sayfa:74 Jüri : Prof Dr. Ahmet TESTİK : Doç. Dr. Zeynel CEBECİ Bu çalışma, Japon bıldırcınlarında (Coturnix coturnix japonica) değişik yaşlardaki canlı ağırlıklara göre uygulanacak kitle seleksiyonun döl ve anaç generasyonlardaki etkilerini irdelemek amacı ile yürütülmüştür. 3., 4. ve S. hafta yaşlarda yüksek canlı ağırlığa göre 2 generasyon kitle seleksiyonu uygulanmıştır. Her generasyon anaçlarda yumurta verimi ve ağırlığındaki değişim, birinci generasyon döllerinde ise besi ve karkas özellikleri incelenmiştir. Çalışmada, 3., 4. ve 5. hafta yaşa göre seçilen hatlarda sırasıyla birinci generasyonda -2.72, 5.89 ve 8.78 g, ikinci generasyonda ise 1.03, 0.7 ve 5.8 g canlı ağırlık artışı sağlanmıştır. Kalıtım dereceleri ise aynı sırayla birinci generasyonda -0.28, 0.33 ve 0.37, ikinci generasyonda ise 0.06, 0.03 ve 0.27 olarak bulunmuştur. Her iki generasyondada seleksiyon grupları arasında önemli farklılık olmamasına karşın ikinci generasyonda tüm gruplarda yumurta ağırlığı azalmıştır. Yumurta veriminde ise ikinci generasyonda tüm gruplarda artış gözlenmiştir. Her iki generasyondada 5. hafta yaşta seçilen grupta yumurta verimi daha yüksek bulunmuştur. Birinci generasyon döllerinde 6 haftalık beside yemden yararlanma oranı sıra ile 3.36, 3.05 ve 2.95 olarak bulunmuştur. Sonuç olarak 5. hafta canlı ağırlığa göre seleksiyon, 3. ve 4. hafta canlı ağırlığa göre yürütülen seleksiyondan daha iyi sonuçlar vermiştir. Anahtar Kelimeler: Bıldırcın, Kitle seleksiyonu, Yaş, Canlı Ağırlık, Yumurta Verimi
Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Güzelyurt Devlet Üretme Çiftliğinde yetiştirilen Şam (damascus) keçilerinde döl ve süt verimi özellikleri üzerine bir araştırma
Bu çalışma, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Güzelyurt Devlet Üretme Çiftliğinde yetiştirilen Damascus (Şam) süt keçilerinde yürütülmüştür. Deneme materyali keçilerde, doğumda oğlak verimi ortalaması, doğan oğlak teke altı keçiye göre % 111. 1, doğan oğlak doğuran keçiye göre % 135.1 olarak bulunmuştur. Farklı yaş grupları, doğumda oğlak verimini, Z testine göre önemli oranda etkilemiştir (P<0.05). Sütten kesimde oğlak verimi ortalaması, sütten kesilen oğlak teke altı keçiye göre % 102.2, sütten kesilen oğlak doğuran keçiye göre % 124.3 olarak bulunmuştur. Tüm sürüde kısırlık oram ise %15.5 olarak saptanmıştır. En düşük kısırlık oranına 6< yaşlılar (% 7.6), en yüksek kısırlık oranına ise 2 yaşlı (% 28.5) analar sahip olmuştur. Ortalama doğum oranı, doğuran keçi gebe keçiye göre % 97.3 olarak bulunmuştur. En yüksek çoğuzluk oranına 5 yaşlılarda (% 57.2) rastlanırken, en düşük çoğuzluğa 2 yaşlılarda (% 20) rastlanmıştır. Tüm sürünün genel çoğuzluk oranı ise % 32.4 olarak bulunmuştur. Farklı yaş gruplarında doğumda yaşama gücüne % 100 oranında rastlanırken, sütten kesimde yaşama gücü ortalaması % 92.0'a düşmüştür. Laktasyon suresi üzerine yaşın etkisi, yapılan varyans analizine göre önemsiz çıkarken (P>0.05), laktasyon süt verimi (ortalama 282.21 kg) ve günlük ortalama süt verimi (ortalama 1.06 kg) üzerine yaşın önemli etki yaptığı saptanmıştır (P<0.05). Doğum ağırlığı üzerine sadece doğum tipi ve ana yaşı önemli etki yaparken (P<0.05), sütten kesim ağırlığı üzerine ise sadece cinsiyet (P<0.01), doğum tipi (P<0.05) ve yaş (P<0.01 ) önemli etki yapmıştır. Anahtar Kelimeler: Damascus, Döl, Süt, Canlı Ağırlık.
Etlik piliç karma yemlerinde enzim kullanımı ve kullanım koşulları
öz DOKTORA TEZİ ETLİK PİLİÇ KARMA YEMLERİNDE ENZİM KULLANIMI VE KULLANİM KOŞULLARI Sibel CANOĞULLARI ÇUKUROVA ÜNİVERSİTESİ FEN BİLİMLERİ ENSTİTÜSÜ ZOOTEKNİ ANABİLİM DALI Danışman: Prof.Dr.Ferda OKAN Yıl: 1999, Sayfa Sayısı: 136 Jüri : Prof.Dr.Metin YELDAN Prof.Dr.Orhan ÖZTÜRKCAN Mısır ve soya fasulyesi küspesine dayalı etlik piliç karma yemlerinde a-amilaz enziminin en uygun kullanılma şeklini belirlemek için iki araştırma planlanmış ve araştırma in vitro ve in vivo olarak yürütülmüştür. Araştırmanın 1. aşamasında karma yemde %0, 0.1, 0.2 ve 0.3 enzim katkı düzeyinin kuru, yarı doymuş ve tam doymuş olarak üç sulandırma düzeyindeki etkisi araştırılmıştır. In vitro koşullarda enzim aktivitesinin tam doymuş karma yemlerde enzim katkı düzeyinin artmasıyla yükseldiği görülmüştür. In vivo koşullarda en yüksek kuru madde tüketimi ve canlı ağırlık kazancı %0. 1 enzim katkılı tam doymuş karma yem grubundan elde edilmiştir. Kuru madde dönüşüm düzeyinin ilk haftalarda ıslatma ve enzim katkısıyla iyileştiği daha sonra ise kötüleştiği belirlenmiştir. Karkas özellikleri bakımından en belirgin farklılık abdominal yağ, but ve göğüs ana parçasındaki yağ oranlarında görülmüş, enzim katkısı ve ıslatma ile yağlanmanın arttığı belirlenmiştir. Araştırmanın II. aşamasında karma yem %0, 0.1 ve 0.2 enzim katkı düzeyinde kuru ve tam doymuş (hemen, 1 saat sonra, 2 saat sonra) olarak verilmiş ve ıslatma- bekletme süresinin etkisi araştırılmıştır. Araştırmanın in vitro koşullarında en yüksek enzim aktiviteleri tüm enzim katkı düzeylerinde ıslatıldıktan sonra 1 saat bekletilen karma yemlerden sağlanmıştır. Kuru madde tüketimi, canlı ağırlık kazancı, but ve göğüsteki deri ve yağ oranları bakımından en iyi değerler %0.1 enzim katkılı karma yemin ıslatıldıktan sonra 1 saat bekletilenlerinden elde edilmiştir. Kuru madde dönüşüm düzeyinin ilk haftalarda enzim katkısı ve ıslatma ile iyileştiği üçüncü haftadan sonra kötüleştiği bulunmuştur. Sonuç olarak mısır ve soya fasulyesi küspesine dayalı etlik piliç karma yemlerinde a-amilaz enziminin %0.1 düzeyinde tam doymuş olarak verilmesi ve bunun da ıslatıldıktan sonra 1 saat bekletilmesinin yararlı olabileceği sonucuna varılmıştır. Anahtar Kelimeler: a-Amilaz, Islak Yem, Etlik Piliç, Performans
Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nde yem üretimi ve ruminant besleme açısından optimizasyonu
Hayvansal üretimde masrafların yaklaşık % 70 'ini yem oluşturmaktadır. Bilindiği gibi hayvanların yaşamlarını sürdürebilmeleri ve çeşitli ürünleri verebilmeleri için çeşitli besin maddelerine gereksinimleri vardır. Hayvanlar bu besin maddelerini yedikleri yemler ile içtikleri sudan sağlarlar. Özellikle ruminant hayvanların beslenmesinde kaba yemler çok büyük bir öneme sahiptir. Ekonomik bir hayvansal üretim için bitkisel üretimden elde edilen kaba yemlerin etkin bir şekilde kullanılması şarllır. Bu çalışma ile K.K.T.C. yem rezervinin saptanması ve makro düzeyde ruminant hayvan varlığı ve yem üretiminin optimizasyonu amaçlanmıştır. Çalışmada iki optimizasyon modeli üzerinde durulmuştur. Birinci modelde mevcut yem üretiminin ülkede yetiştiriciliği yapılan ruminant hayvanların gereksinimlerini karşılamadaki payı saptanmıştır. İkinci model ise ülkedeki mevcut ruminant hayvan varlığının rasyonel beslenmesi için gerekli yem miktarları saptanmaya çalışılmıştır. Çalışmada ayrıca KK.T.C.'nde yem üretiminin çeşitlendirilmesi kantite ve kalitesinin artırılmasına yönelik somut öneriler ortaya konmuştur. Anahtar Kelimeler: K.K.T.C, kaba yem, yem, ruminant, optimizasyon
Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti kurak iklim koşullarında yetiştirilen damascus keçilerinin adaptasyon mekanizmaları üzerinde bir araştırma
Bu çalışmada, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Ercan Devlet Üretme Çiftliği Süt Keçiciliği Ünitesinde yetiştirilen Damascus keçilerinin adaptasyon mekanizmaları üzerinde durulmuştur. Çalışmada ayrıca Damascus keçilerinin anılan koşullarda anatomik, morfolojik ve fizyolojik adaptasyon mekanizmaları, oğlakların büyüme, keçilerin ise laktasyon performansları ele alınmıştır.Elde edilen verilerin değerlendirilmesinden, yüksek atmosfer sıcaklıklarının Damascus keçileri üzerinde kısmi olarak termal zorlanım yarattığı, ancak genelde Damascus keçilerinin sıcak iklim koşullarındaki uyum yeteneklerinin yüksek düzeyde olduğu belirlenmiştir. Ayrıca verim yönünden doyurucu sonuçlar elde edilmiştir.Anahtar Kelimeler: Damascus keçisi, sıcaklık stresi, adaptasyon mekanizması, Kıbrıs
Maya ve Lactobacillus kültürüne dayalı probiyotiklerin süt sığırlarında süt verimi ve kompozisyonuna etkileri
Mevcut çalışmada; rasyona katılan Lactobacillus sp. ve maya+Lactobacilhıs sp. kültürlerine dayalı probiyotiklerin laktasyonun başındaki yüksek verimli süt sığırlarında süt verimi ve kompozisyonuna etkilerinin araştırılması amaçlanmıştır. Bu amaçla çalışma 3x3 latin kare deneme deseninde 3 tekerrürlü olarak 21 günlük periyotlarda yürütülmüştür. Denemedeki muameleler kontrol (probiyotik içermeyen), Lactobacillus sp. kültürü ve maya+Lactobacillus sp. kültürüne dayalı probiyotik içeren rasyonlardan oluşmuştur. Rasyonlar %60 kesif yem ve %40 öğütülmüş yonca kuru otundan izokalorik (2.4 Meal ME/kg KM) ve izonitrojenik (168 g HP/kg KM) olarak hazırlanmıştır. Probiyotikler toplam rasyonda 450 g/ton düzeyinde kullanılmıştır. Deneme sonuçlan, laktasyonun başındaki yüksek verimli süt sığırlarında %60 kesif yem ve %40 yonca kuru otundan oluşan rasyonlara Lactobacillus sp. ve maya+Lactobacilhıs sp. kültürüne dayalı probiyotik verilmesinin süt verimi ve kompozisyonu üzerinde istatistiki olarak önemli bir etkisinin olmadığını (P>0.05). göstermiştir. Ancak Lactobacilus sp. kültürüne dayalı probiyotik alan ineklerde süt üretim etkinliği (süt verimi/kuru madde tüketimi) daha yüksek olma eğiliminde olmuştur (P=0.08).Anahtar kelimeler: probiyotik, Lactobacillus sp., maya, Sacchromyces cerevisiae, süt sığırı
K.K.T.C. Çömlekçi D.Ü.Ç. Süt Sığırcılığı İşletmesi'nin geliştirme olanakları
oz YÜKSEK LİSANS TEZİ K.K.T.C. ÇÖMLEKÇİ D.Ü.Ç. SÜT SIĞIRCILIĞI İŞLETMESİNİN GELİŞTİRME OLANAKLARI AkayİNCE ÇUKUROVA ÜNİVERSİTESİ FEN BİLİMLERİ ENSTİTÜSÜ ZOOTEKNİ ANADİLİM DALI Danışman : Prof. Dr. Kemal ÖZKÜTÜK Yıl:2004, Sayfa: 99 Jüri : Prof. Dr. Kemal ÖZKÜTÜK Prof. Dr. Faruk ÖZGÜVEN Yrd.Dr. Serap GÖNCÜ KARAKÖK Bu çalışma ile, KKTC Çömlekçi ve Margo İşletmelerinde yürütülen Siyah Alaca süt sığırcılığı, bu günkü durumunun ortaya konulması ve geliştirilmesi için önerlerde bulunulması amacıyla, geniş kapsamlı incelenmiş ve değerlendirilmiştir. Düvelerde ilkine tohumlama yaşının gecikmesi, kızgınlıkların belirlenmesinde eksiklikler ve en önemlisi, aşım ve tohumlama da başarı oranlarının çok düşük olduğu saptanmıştır. İlkine çiftleşme yaşı ve ilkine buzağılama yaşları sırasıyla ortalama 19.9 ve 29.5 ay bulunmuştur. Yapay tohumlamalarda başarı oranları yıllara göre % 19 ile % 41 arasında olup, bu işletmede başarılı bir üreme performansı sağlanamadığı anlaşılmıştır. İşletmenin yapısal iyileştirilmesi için yeni ahırda tadilat yapılması önerilmiştir. Böylece bu ahırın kapasitesi iki katına çıkabilecektir. Verim seviyesinin arttırılması amacıyla çevrenin iyileştirilmesine ilişkin öneriler yanında genotipin iyileştirilmesi ve işletmenin gerçek bir damızlık işletmesi olabilmesi amacıyla Hiyerarşik MOET programının gerekli olduğu vurgulanmıştır. Anahtar Kelimeler: Sürü idaresi, besleme, yapay tohumlama, ilkine doğurma yaşı, barınaklar.
Etlik piliç karma yemlerine farklı adsorban madde katkısının aflatoksikozisi önleme derecesi, besi performansı, karkas ve histopatolojik özellikler üzerine olan etkisi
Bu çalışma, etlik piliç karma yemlerine hydrated sodium calcium aluminosilicate (HSCAS), diatomit, aktif kömür, Saccharomyces cerevisiae ve konjuge linoleik asit (CLA)'in adsorban olarak ilavelerinin aflatoksin Bı (AFBı)'in toksisitesini gidermedeki etkinliklerini belirlemek amacıyla yürütülmüştür. Çalışmalar, her biri 42 gün süreli dört ayrı deneme halinde günlük Ross 308 erkek civcivler ile yürütülmüştür. AFBı düzeyleri 0, 40 ve 80 ppb olan karma yemlere 3, 6 g/kg CLA, 2.5 ve 5 g/kg Saccharomyces cerevisiae ve ayrıca her AFBı düzeyine ayrı ayrı olmak üzere 2.5 g/kg HSCAS, diatomit ve aktif kömür katkılarının aflatoksikozisi gidermede adsorban olarak kullanılabilirlikleri irdelenmiştir. AFBı tüm denemelerde canlı ağırlık kazancını, yem tüketimini ve yemden yararlanma oranını olumsuz etkilemiş, serum parametrelerinin değişimine neden olmuştur. AFBı 'in her iki düzeyinde de karaciğer ağırlığı artmış, 80 ppb de ayrıca histopatolojik dejenerasyonlar görülmüştür. AFBı bulaşık karma yemlere HSCAS ilavesinin sadece AFBı verilen gruplarla karşılaştırıldığında, canlı ağırlık kazancı ve yem tüketimini artırdığı, yemden yararlanma oranım iyileştirdiği belirlenmiştir. Benzer şekilde AFBı bulaşık CLA katkılı yemleri alan grubun piliçlerinde karaciğer dejenerasyonlarının önemli düzeylerde azaldığı tespit edilmiştir. Saccharomyces cerevisiae katkısının AFBı 'in 40 ppb düzeyindeki besi performansı kayıplarım belirli düzeylerde önlediği ve karaciğerde histopatolojik değişimlerin olmadığı belirlenmiş, fakat 80 ppb düzeyindeki bulaşıkhkta Saccharomyces cerevisiae 'nin bu yöndeki etkisi bulunmamıştır. Adsorban olarak diatomit ve aktif kömür kullanımın AFBı'in olumsuz etkilerini gidermede etkili olmadığı saptanmıştır. Etlik piliçlerde aflatoksinin olumsuz etkilerini gidermede karma yemlere HSCAS ilavesinin en etkili adsorban olduğu sonucuna varılmıştır.Anahtar Kelimeler: Aflatoksin Bı, Aflatoksikozis, Adsorban, Performans, Etlik piliç
Melez sütçü keçilerde vücut kondüsyon puanı ile canlı ağırlık ve döl verimi arasındaki ilişkilerin belirlenmesi üzerine bir araştırma
Bu çalışmada, Alman Alaca x Kıl melezi hayvanlarda (%75 Alman Alaca Asil + %25 Kıl Keçi) vücut kondüsyon puanlaması yapılarak bunun bazı karakterlerle ilişkileri araştırılmıştır. Dört fizyolojik dönem için canlı ağırlık ortalama değerleri sırasıyla 50.20, 55.5 1, 52. 10 ve 53.91 kg olarak bulunmuştur. Birinci ve ikinci gözlemci bakımından kondüsyon puanı ortalamaları 4 fizyolojik dönemde sırasıyla 2.65, 2.83, 2.06 ve 2.63; 2.72, 2.92, 2.11 ve 2.63 olarak gerçekleşmiştir. Teke katımı ve gebelik döneminde CA ve kondüsyon puanı arasındaki ilişki her iki gözlemci bakımından önemli (p<0.01), doğum için; birinci gözlemci bakımından önemli (p<0.05), İkinci gözlemci bakımından önemsiz (p>0.05), sütten kesimde ise her iki gözlemci bakımından önemli (p<0.01) bulunmuştur. Döl verimi ve KP arasındaki ilişki incelendiğinde Birinci gözlemci bakımından sadece Doğumdaki ilişki istatistiki açıdan önemli (p<0.05), ikinci gözlemci bakımından ise doğum ve sütten kesimde önemli (p<0.05) bulunmuştur. Yaş grupları bazında oğlak sayılan ve keçi canlı ağırlıkları arasındaki ilişki incelendiğinde en yüksek oğlaklama oranı 3 ve 5 yaşlı keçilerde (1.75), en düşük oğlaklama oranı ise 2 yaşlı keçilerde (1.10), kondüsyon puanı grupları bazında ise her iki gözlemci bakımından 3.5 kondüsyona sahip keçilerde döl verimi en yüksek düzeyde bulunmuştur (1.80 ve 2.0). Anahtar Kelimeler: Vücut Kondüsyon Puanı, Canlı Ağırlık, Döl Verimi, Alman Alaca Asil Keçi, Kıl keçi.
Sıcaklık stresinin döl verim kriterleri üzerine etkisi ve süt verimi ile ilişkileri açısından sürü kayıtlarının değerlendirilmesi üzerine bir çalışma
Sıcaklık stresi süt sığırcılığı işletmelerinde önemli bir problemdir. Sıcaklık stresi, süt veriminde düşme, üreme ile sağlık problemlerinde artış ve ekonomik kayıplarla sonuçlanır. Süt verimi hayvanın genetik ve çevre interaksijonunun bir sonucudur. Belirli bir ırkın süt verimi, özellikle tropikal çevre şartlarında ya da ekosistemlerde iklim ile bu iklimin etki ettiği yem kalite ve miktarı, hastalık ve parazitlerin varlığı ve de besleme, sıcaklık ve sağlık kısıtlamalarım iyileştiren teknolojinin kullanılması ile etkileşir. Bu çalışmada, Çukurova Üniversitesi Ziraat Fakültesi Araştırma Uygulama Çiftliği'nde yetiştirilen Siyah Alaca (SA), İsrail Siyah Alaca (İSA) ve Kilis tipi GSK sığır ırkları ve bunların melezlerine ait 30 yıllık periyottaki (1973-2003) kayıtlar kullanılmıştır. Çalışmada, 3683 doğum, 7813 çiftleşme ve 2321 de süt verim kaydı değerlendirilerek, Çukurova Bölgesi için yaz aylarında artan çevre sıcaklığı ve yüksek oransal nem olması durumunda strese giren hayvanların döl ve süt verimlerindeki değişim analiz edilerek sonuçlar tartışılmıştır. SA'ların ilkine çiftleştirme yaşı, ilkine buzağılama yaşı ve servis periyodu sırasıyla 594±6, 895±6 ve 135±3 gün olduğu hesaplanmıştır. Buzağılama aralığı, gebelik süresi, damızlıkta kullanma süresi sırasıyla 404±3 gün, 277±0 gün, 1003±41 gün olarak saptanmıştır. Laktasyon süresi, laktasyon süt verimi, düzeltilmiş 305 gün süt verimi ve kuruda kalma süresi ortalama değerleri sırasıyla 299±2 gün, 4917±50 kg, 4885±46 kg ve 77±2 gün olarak tespit edilmiştir. Çukurova Bölgesi'ndeki Siyah Alaca'larda servis periyodu, buzağılama aralığı, laktasyon süresi, laktasyon süt verimi, düzeltilmiş 305 gün süt verimi ve kuruda kalma süresi için buzağılama ayına göre aralarındaki farkın istatistiki olarak önemli (P<0.01) olduğu tespit edilmiştir. İlkine çiftleşme yaşı için de istatistiki farkın önemli (PO.05) olduğu belirlenmiştir. Fakat diğer özellikler için gruplar arası fark istatistiki olarak önemsizdir. Anahtar Kelimeler: Sıcaklık stresi, süt sığırcılığı, döl verimi, süt verimi.
Gen dizilerinde temel bileşenler analizinin uygulanması
Bu çalışmada, farelerin karaciğerleri üzerine belirli zaman periyotlarında uygulanmış olan, toksikolojik çalışmalardan alınan ve cDNA mikrodizi teknolojisi kullanılarak elde edilen 6675 gen ve 20 dizi içeren verilere temel bileşenler analizi uygulanmıştır. cDNA mikrodizi analizi, birden çok deneme ya da örnekten alınan binlerce geni aynı anda analiz etmede kullanılan bir teknolojidir. Temel bileşenler analizi ise orijinal değişkenlere ait varyans-kovaryans yapısının açıklanmasını ve bağımlılık yapısının ortadan kaldırılmasını ve tüm veri yapısını ifade edebilecek ve daha az sayıda bileşen için boyut indirgenmesi amacıyla kullanılan çok değişkenli istatistik tekniğidir. cDNA teknolojisi kullanılarak, birbirine benzer ifade profilleri ile gen gruplarının oluşturulması ve gruplar içerisindeki benzer bileşen (component) yükleri vasıtasıyla birbirleriyle ilişkili genlerin tanımlanması açıklanmıştır. Bunun yanı sıra aynı veri kümesine ait korelasyon matrisinden faktörlerin ayrıştırılması ve yorumu izah edilmiştir. Kullanılan veri seti içinde, bütün veri yapısın izah edebilecek daha az sayıda bileşene indirgemek için temel bileşen sayısına karar verme yöntemlerinden bir kaçı burada değerlendirilmiştir. Bunlardan biri olan Scree grafiğe göre, eğrinin bileşen ekseninde düzleştiği bölgeye kadar olan bileşenler kabul edilmektedir. Yani eğrinin düz bir doğru halini almaya başladığı noktadan itibaren ana bileşenler red edilebilmektedir bu yönteme göre de 9 veya 10 temel bileşenin yeterli olacağı sonucu çıkmaktadır. Bunun yam sıra Kaiser' in ve Bartlett' önerdiği yöntemlerde göz önünde bulundurulmuştur. İlk 10 temel bileşenin bütün yapımn varyansını izah etmeye yeterli olduğu düşünülürse bu durumda %17.372'lik bir varyans kaybı ile 20 temel bileşen yerine 10 temel bileşen ile açıklamanın yeterli olduğu düşünülmektedir. Anahtar Kelimeler: cDNA mikrodizileri, Genetik analizler, Gen ifadesi, Temel bileşenler analizi
Kanonik korelasyon analizi ve hayvancılıkta kullanımı
ÖZDOKTORA TEZİKANONİK KORELASYON ANALİZİ VE HAYVANCILIKTA KULLANIMISoner ÇANKAYAÇUKUROVA ÜNİVERSİTESİFEN BİLİMLERİ ENSTİTÜSÜZOOTEKNİ ANABİLİM DALIDanışman : Prof. Dr. G. Tamer KAYAALPYıl: 2005, Sayfa: 135Jüri : Prof. Dr. G. Tamer KAYAALPProf. Dr. Yüksel BEKProf. Dr. Mustafa AKARProf. Dr. Zeynel CEBECİDoç. Dr. Suat ŞAHİNLERZootekni çalışmalarında, bir hayvandan, genellikle, birden fazla özelliğe ait ölçümleralınmaktadır. Elde edilen bu ölçüm değerlerine ait doğrusal ilişkilerin derecesinin ve yönününbelirlenmesinde, araştırmacılar tarafından genellikle basit korelasyon analizi tercih edilmektedir.Ancak, bir araştırmada ele alınan değişkeni ve/veya değişkenleri, çok sayıda değişken etkilemekteolup, değişkenlerin birbirleri ile olan ilişkileri fazla olmaktadır. Günümüzde karşılaşılan sorunlarınbirçoğu iki yada daha fazla değişken arasında bir ilişkinin olup olmadığının araştırılması ile ilgilidir.Bu çalışmanın amacı; kanonik korelasyon analizini, temel kavramları (basit korelasyon,çoklu korelasyon, kanonik korelasyon, kısmi kanonik korelasyon, kanonik değişken vb. terimler) dadikkate alarak açıklamak; kanonik korelasyon katsayılarının önem kontrollerinde kullanılan testistatistiklerini tanıtmak; analiz uygulanırken ve sonuçları yorumlanırken dikkat edilmesi gerekenhususları ortaya koymaktır. Kullanım yerine örnek olması açısından, 86 baş Alman Alaca x Kıl melezioğlaklarından ölçülen 8 farklı morfolojik özellik (X değişken kümesi) ile 3 farklı dönemde tespitedilen canlı ağırlıklar (Y değişken kümesi) arasındaki ilişki kanonik korelasyon analizi ileincelenmiştir. Buna ilaveten, kanonik korelasyon katsayısının yüksek olması durumunda, bazıdeğişkenleri elemine ederek oluşturulan anlamlı kümeler (L ve Y değişken kümeleri) arasında hemkanonik korelasyon, hem de kısmı kanonik korelasyon katsayısı tahmin edilmiş ve sonuçlarıkarşılaştırılmıştır.X ve Y değişken kümeleri için oluşturulan U ve V kanonik değişkenleri arasında tahminedilen kanonik korelasyon katsayısı (0.931) bu değişkenler arasında hesaplanan en büyük Pearsonkorelasyon katsayısından (0.871) daha yüksek bulunmuştur. Vücut uzunluğu, cidago yüksekliği,göğüs derinliğine ait özelliklerin elimine edilmesi sonucu oluşturulan anlamlı kümeler arasındakanonik korelasyon katsayısı 0.901 olarak hesaplanmıştır. Aynı değişkenlerin elimine edilmesi yerinediğer değişken kümeleri üzerinde etkisi sabit tutulması durumunda kısmi kanonik korelasyon katsayısı0.572 olarak tahmin edilmiştir. Bu sonuçlara göre aynı değişken kümeleri arasında hesaplanankorelasyon katsayıları arasında yaklaşık olarak % 33' lük bir fark olduğu belirlenmiştir. Buna ilaveten,U ve V kanonik değişkenlerin açıklayıcı gücüne en fazla katkı sağlayan orijinal değişkenin göğüsderinliği olduğu tespit edilmiştir.Anahtar Kelimeler: Kanonik korelasyon katsayısı, kısmi kanonik korelasyon katsayısı, kanonikdeğişken
Sıcaklığa dirençli amilaz genlerinin klonlanması üzerine çalışmalar
ÖZDOKTORA TEZİSICAKLIĞA DİRENÇLİ AMİLAZ GENLERİNİNKLONLANMASI ÜZERİNE ÇALIŞMALARBahri Devrim ÖZCANÇUKUROVA ÜNİVERSİTESİFEN BİLİMLERİ ENSTİTÜSÜZOOTEKNİ ANABİLİM DALIDanışman : Prof.Dr. Numan ÖZCANYıl: 2005, Sayfa: 122Jüri : Prof.Dr. Numan ÖZCANProf.Dr. Hasan Rüştü KUTLUProf.Dr. Halil KASAPProf.Dr. Mehmet TOPAKTAŞDoç.Dr. Mehmet Sait EKİNCİYapılan bu çalışma ile Bacillus stearothermophilus'a ait sıcaklığa dirençli α-amilaz genini taşıyanpC194α rekombinant vektörü, Bacillus subtilis YB886 ve Bacillus subtilis BR151 suşlarına elektroporasyontekniği ile aktarılmıştır. α-amilaz enziminin konakçıda hücre dışına salındığı gerek nişasta içeren LB/Agarbesiyerlerinde, gerekse SDS-Nişasta-PAGE'de zymogram analizleri ile gösterilmiştir. Ayrıca rekombinantbakterilerden izole edilen rekombinant plazmidlerin Hind III enzimi ile kesimi sonucu agaroz jelde 5.25 kbç'liksıcaklığa dirençli α-amilaz genini taşıyan DNA bandı ile 2.9 kbç'lik pC194 bandı gözlenmiştir. Rekombinant B.subtilis suşlarına ait hücre dışı sıvılarının 80 ºC'de 15 dakika inkübasyonu ile B. subtilis kökenli mezofilikproteinler denatüre edilirken, sıcaklığa dirençli α-amilaz enziminden sorumlu bant SDS-PAGE ve SDS-Nişasta-PAGE'de gösterilmiştir.Diğer taraftan sıcaklığa dirençli β-amilaz geni Thermoanaerobacterium thermosulfurogenesDNA'sından PCR tekniği ile izole edilerek pBluescript II KS/SK, pL2 ve pNW33N klonlama vektörleri ileEscherichia coli'de, pUB110 klonlama vektörü ile de Bacillus subtilis BR151 ve Bacillus amyloliquefaciensbakterilerinde klonlanmıştır. Rekombinant bakterilerden izole edilen plazmidlerin Bam HI enzimi ile kesilip β-amilaz genine ait 1.935 kbç'lik DNA parçasının agaroz jelde gösterilmesiyle gen entegrasyonunun tamamlandığıanlaşılmıştır. LB/Nişasta/Agar plaklarına ekilen rekombinant Escherichia coli kolonilerinin I2 boyaması sonucupozitif zon vermesi ile üretilen proteinin aktif olduğu tespit edilmiştir. Ayrıca rekombinant vektörler kalıp olarakkullanılmış ve sıcaklığa dirençli β-amilaz geni PCR ile çoğaltılarak elde edilen ürün agaroz jelde gösterilmiştir.Buna ilaveten, elde edilen PCR ürününün Hind III enzimi ile kesilmesi sonucu elde edilen yaklaşık 1.5 ve 0.5kbç'lik fragmentlerin agaroz jel elektroforezde gösterilmesi genin klonlanmasına yönelik bulguları dadesteklemiştir. Fakat sıcaklığa dirençli β-amilaz geni B. subtilis BR151 ve B. amyloliquefaciens'deklonlanmasına karşın LB/Nişasta/Agar plaklarında enzim aktivitesi görülmemiştir. Buna karşılık hücre dışıenzimlerin denatüre edilerek SDS-Nişasta-PAGE'de elektroforezi ve arkasından tekrar renatüre edilerekortamdaki substratı parçalaması sonucu zymogram analizinde enzimatik aktivite görülmüştür.Anahtar Kelimeler: Bacillus stearothermophilus, Thermoanaerobacterium thermosulfurogenes, α-amilaz, β-amilaz, KlonlamaI
Kekik ve çörekotu esansiyel yağı ile propolisin yonca kuru otu ve buğday samanının in vitro gerçek kuru madde organik madde ve NDF sindirilebilirliğine etkileri
Bıldırcınlarda büyütme dönemi sınırlı yemleme uygulamasının yumurtlama dönemi verim özelliklerine etkileri
ÖZYÜKSEK LİSANS TEZİBILDIRCINLARDA BÜYÜTME DÖNEMİ SINIRLI YEMLEMEUYGULAMASININ YUMURTLAMA DÖNEMİ VERİM ÖZELLİKLERİNEETKİLERİHacı Murat KILIÇÇUKUROVA ÜNİVERSİTESİFEN BİLİMLERİ ENSTİTÜSÜZOOTEKNİ ANABİLİM DALIDanışman : Prof. Dr. A. Nazım ULUOCAKYıl : 2005, Sayfa: 69Jüri : Prof. Dr. A. Nazım ULUOCAKProf. Dr. Ahmet TESTİKProf. Dr. Abdurrahman POLATÇalışmada Japon bıldırcınlarında (Coturnix coturnix japonica) büyütmedönemi sınırlı yemleme uygulamalarının, yumurtlama dönemi verim özellikleriüzerine olan etkileri incelenmiştir.Büyütme döneminde, 105 adet dişi ve 106 adet erkek olmak üzere toplam 211adet bıldırcın kullanılmıştır. İlk 3 hafta bıldırcınlar bir arada besiye alınmışlar 21.günden sonra, bıldırcınlar 7 gruba ayrılmıştır; Birinci gruba 21- 28 günleri arasıgünaşırı yem (G.A.Y), ikinci gruba 21- 28 günleri arasında seyreltilmiş yem (S.Y)(% 5 meşe talaşı + % 95 etlik civciv yemi), üçüncü gruba 21- 35 günleri arası GAY,dördüncü gruba 21- 35 günleri arası SY, beşinci gruba 28- 35 günleri arası G.A.Y,altıncı gruba ise 28- 35 günleri arasında S.Y, yedinci grup kontrol grubu olarakbelirlenmiş ve serbest yemleme uygulanmıştır. Besi sonunda, bireysel yumurtlamakafeslerine aktarılan bıldırcınlarda, cinsel olgunluk yaşı ve ağırlığı, yumurta verimözellikleri, döllülük oranları saptanmış ve bu özelliklere sınırlı yemlemeuygulamalarının etki düzeyleri belirlenmiştir. Canlı ağırlık (C.A) bakımından 10.haftada gruplar arası fark önemli bulunmuş (P<0.05); en yüksek canlı ağırlık değeri334.72 ± 8.32 g ile altıncı grupta, en düşük değer ise 293.83 ± 5.52 g ile ikinci gruptasaptanmıştır. Yumurta verimi bakımından gruplar arasındaki farklılık önemlibulunmuş (P<0.01); en yüksek değer dördüncü grupta (% 72.43 ± 4.01), en düşükdeğer ise (% 62.15 ± 4.60) altıncı grupta belirlenmiştir. Ortalama yumurta ağırlıklarıkarşılaştırıldığında sınırlı yemlemenin etkisi önemsiz çıkmıştır (P>0.05). Gruplararasında yumurtaya göre belirlenen yemden yararlanma oranı, farklılıkgöstermemiştir (P>0.05). Cinsel olgunluk yaşı ve ağırlığı bakımından gruplararasında önemli farklılıklar saptanmıştır (P<0.05). Sınırlı yemleme uygulamasınındöllülükte etkisi istatistiki olarak önemsiz olmuştur.Anahtar Kelimeler: Bıldırcın, Sınırlı yemleme, Yumurta verimi, Döllülük.I
Çukurova yöresindeki (Adana ve İçel illerindeki) broiler ve yumurta tavuğu işletmelerinin yetiştiricilik, teknik ve yapısal özellikleri üzerine bir araştırma
ÖZDOKTORA TEZİÇUKUROVA YÖRESİ'NDEKİ (ADANA VE İÇEL İLLERİNDEKİ)BROİLER VE YUMURTA TAVUĞU İŞLETMELERİNİN YETİŞTİRİCİLİK,TEKNİK VE YAPISAL ÖZELLİKLERİ ÜZERİNE BİR ARAŞTIRMAFatma YENİLMEZÇUKUROVA ÜNİVERSİTESİFEN BİLİMLERİ ENSTİTÜSÜZOOTEKNİ ANABİLİM DALIDanışman: Prof. Dr. Ahmet TESTİKYıl: 2005,Sayfa 114Jüri Prof. Dr. Ahmet TESTİKProf. Dr. Nazım ULUOCAKProf. Dr. Taner ALAGÖZProf. Dr. Tamer KAYAALPProf. Dr. Ömer CAMCIBu araştırma, Çukurova Yöresi'ndeki (Adana ve İçel illerindeki) broiler veyumurtacı tavuk işletmelerinin yetiştiricilik, teknik ve yapısal özelliklerini, kümes içisıcaklık ve oransal nem gibi önemli çevre koşulları ile yetiştiricilerin sorunlarını belirlemekamacıyla yapılmıştır.Araştırma bölgesinde incelenen broiler kümeslerinde kapasite genelde(%67,3)10.000'in altında, yumurtacılarda ise 5.000-10.000 (%33,3) arası veya 25.000'denfazladır (%22,2). Kümeslerin uzun eksen konumu yüksek yerlerde kuzey-güney, alçakyerlerde doğu-batıdır.İncelenen bütün kümeslerde kullanılan canlı materyal dış kaynaklı hibritler olup, birdönemdeki ölüm oranları genelde %4-5 civarındadır. Kümeste m²'ye konulan hayvan sayısıçoğunlukla (%39) 15-16 adet ve 13-14 adet (%31,4), hayvan başına tüketilen yem genelde3,6-4,0 kg ve 42 günlük canlı ağırlık ortalaması 1,9-2 kg'dır.Bölgede incelenen yumurtacı kümeslerde genelde 3 katlı apartman tipi kafeslerkullanılmakta olup, her kafes gözüne 4-5 adet tavuk konulmaktadır ve kullanılan genotipbroilerde kümeslerinde olduğu gibi dış kaynaklı hibritlerdir. Yumurtlama döneminde ölümoranı yine broilerde kümeslerinde olduğu gibi genelde (%70,4) %4-5, tavuk başına ortalamayumurta verimi (yıllık) 300 adetten fazladır.Kümes içerisinde yapılan sıcaklık ve oransal nem ölçümlerinde ortalama en yüksekAğustos ayında gözlenmiş olup, sıcaklık; broilerlerde 30,2ºC ve yumurtacılarda 29,6ºC,oransal nem; broilerlerde %66,9 ve yumurtacılarda %68,9 olarak saptanmıştır.Bölgemiz yetiştiricilerinin temel sorunları hayvan materyali, yem, hastalıklar,pazarlama, eğitim ve yüksek sıcaklık sorunlarıdır. Üretimi artırmak ve bölge yetiştiricilerininsorunlarının çözümü için yetiştiriciler, damızlık işletmeleri, yem üreticileri, pazarlamaorganizasyonları ve konuyla ilgili devlet kuruluşları düzeyinde teknik ve ekonomik olarak iyibir organizasyona ihtiyaç vardır.Anahtar Kelimeler: Broiler, Yumurtacı, İşletme, Yetiştiricilik, KümeslerI
Türkiye yerli sığır ırklarının büyüme hormon geni polimorfizmi
Bu çalışmada PCR-RFLP yöntemi kullanılarak beş Anadolu yerli sığır ırkı ve bir kültür sığırırkının, büyüme hormon geni polimorfizmi bakımından gen ve genotipik frekansları belirlendi. Yerliırklardan Boz Irk (BI), Yerli Kara (YK), Yerli Sarı (YS), Doğu Anadolu Kırmızısı (DAK) ve Kilis(Ki) sığırları ile egzotik bir ırk olan Siyah Alaca (SA) sığırlarından olmak üzere toplam 125 genomikDNA örneği alındı ve büyüme hormon geni polimorfizmi bakımından incelendi. Analizde Msp Ienzimi kullanıldı. RFLP işlemi sonucunda üç genotip elde edildi. Alleller birbirlerine kodominantolduklarından elde edilen genotipler AA, AB ve BB olarak harflendirildi. Tüm popülasyonlargenelinde AA genotipinin 0.31, AB genotipinin 0.63 ve BB genotipinin 0.06 frekanslarına sahipolduğu bulundu. Irklar düzeyinde ise AB genotipinin frekansının SA'da 0.95, Ki'de 0.85 ve DAK'da0.72'da görüldü. Beş Anadolu yerli ırkında BB genotipinin varlığına rastlandığı halde SA egzotikırkında hiç BB genotipine rastlanmadı. Tüm popülasyonlar genelinde A allelinin gen frekansı 0.628, Ballelinin gen frekansı 0.372 bulundu. Polimorfik allel (B) bakımından en yüksek frekansa (q) sırasıylaKi (0.525), SA (0.475) ve DAK(0.417) ırklarının sahip olduğu görüldü. Tüm ırklar için hesaplanangözlenen heterozigotluk (Ho), beklenen heterozigotluk (He) değerlerinden yüksek bulundu.Popülasyonların ortalama Ho değerinin (% 63) He (%47) değerinden yüksek oluşu popülasyonlarınyüksek genetik çeşitliliğini göstermesi bakımından önemli bulundu. Hardy-Weinberg dengesine göreKi ve SA popülasyonları dışındaki diğer popülasyonlar dengede bulundu (p<0.01 ve p<0.05). Yapılanistatistiksel analizde polimorfik allelin görülme sıklığının tesadüfi değil ırklara göre değiştiği bulundu(p=0.0209). Irkların polimorfik allel dağılımı bakımından birbirleri ile karşılaştırılması sonucunda Ki-YS, Ki-BI, SA-YS, SA-BI (p<0.01 ve p<0.05) ve DAK-BI (p<0.05) ırklarının birbirlerinden farklıoldukları görüldü. Ki ve SA ırkları q allel frekansı bakımından yüksek grupta yer aldı.Daha önce yapılan çalışmalarda q allelinin B. indicus'dan köken aldığı ve yüksek sütveriminden sorumlu olduğu bildirilmiştir. SA'nın ve yerli ırklarımızdan Ki ve DAK'ın diğer ırklaragöre daha yüksek oranda B. indicus genine sahip oldukları söylenebilir. Ki ve SA'nın diğer Anadoluırklarına göre yüksek süt verimine sahip olduğu bilinmektedir. Bu çalışma bireysel verim kayıtları ilebGH (sığır büyüme hormonu) genindeki polimorfizmler arasındaki ilişkinin incelenebilir olduğunugösteren bir ön çalışma niteliğindedir.Bu çalışma Anadolu yerli sığır ırklarının ve egzotik bir ırk olan SA ırkının bGH gen lokusubakımından genetik çeşitliliğini ortaya koymuştur.Anahtar Kelimeler: Büyüme hormon gen polimorfizmi, Anadolu yerli sığır ırkları, PCR-RFLP.I
Serbest duraklı ahırlarda sağmal inekler için kullanılan çeşitli yatma yeri materyalinin karşılaştırılması
Süt sığırlarının barındırılmasında yatma yeri zemininde kullanılan altlık materyali,inek gönencesi için büyük önemi haizdir. Bu çalışmada, 8 farklı yatma yeri altlık materyaliher biri 5 tekerrürlü olmak üzere toplam 40 durakta uygulanmıştır. Sekiz farklı altlıkmateryali olarak 2 çeşit mat(paspas), 2 farklı mattress(yatak), kum, hızar talaşı, buğday sapıve ayrıca halen mevcut beton zemin herhangi bir işlem yapılmadan aynen bir deneme konusuolarak uygulanmıştır. Bu çalışmada; 1.Deneme birbirini takip eden zamanlarda iki tekerrürlüolarak 40 inek, 40 yatma yeri, 2.Deneme 20 inek, 40 yatma yeri ve 3.deneme ise 40 inek, 40yatma yeri ve yatma yeri materyallerinin üzerlerine buğday kesi serilerek hayvandavranışları gözlenmiştir. İneklerin yatma yeri tercihleri; kirlilik, ayak ve diz lezyonları,topallık, duruş, yürüyüş davranışları gözlemlenmiş ve süt verimleri kayıtları tutulmuştur.Elde edilen sonuçlara göre; denemenin ilerleyişi ile birlikte kirlilik, ayak ve dizlezyonları, topallık, duruş, yürüyüş puanlamalarında olumlu gelişmeler gözlenmiştir. Yatmayeri materyali tercihleri bakımından Deneme 1'in 1.tekerrüründe 2.tip yatak(%3), Deneme1'in 2.tekerrüründe buğday sapı serili olan durakları(%4), Deneme 2'de 1.tip paspas(%6) veDeneme 3'de 1.tip yatak(%4) yanlarında belirtilmiş oranda bu tip yatakların en yüksekoranda tercih edildiği gözlemlenmiştir (ahır içi oranına göre). İneklerin yatma yerlerindendaha çok açık alanlarda yattıkları gözlenmiş bunun nedeni olarak da durak boyutlarınınstandartlara uygun olmayışı ve daha önce uygulanan açık alana sap serilmesi ile alışkanlıkkazanmaları ve bu alanda daha çok esinti aldıkları kanaatine varılmıştır.Anahtar Kelimeler:Yataklık materyali, yatma davranışı, hareket, süt sığırcılığı.I
Adana entansif süt sığırcılığı işletmelerinde yetiştirilen saf ve melez siyah alaca inek sütlerinde somatik hücre sayısına etki eden faktörler ve mastitis ile ilişkisi
Bu çalışma, Adana'da entansif süt sığırcılığı işletmelerinde yetiştirilen Siyah Alaca inek sütlerinde Somatik Hücre Sayısı (SHS) üzerine işletme, laktasyon sırası, lob ve tezi kan parametrelerinin etkisinin belirlenmesi amacıyla kurulmuştur. Bu amaçla sürü büyüklüğü göz önüne alınarak 3 işletme seçilmiştir. Haziran 1996 ile Temmuz 1997 arasında işletmelerin akşam sağımlarında meme lobu süt örnekleri alınmıştır. İnekler laktasyon sıralarına göre 3 gruba dağıtılmışlardır. Birinci grup birinci ve ikinci laktasyonunda olan ineklerden, ikinci grup üç ve dördüncü laktasyonunda olan ineklerden ve üçüncü grup da beşinci ve daha sonraki laktasyonlarında olan ineklerden oluşmaktadır. Somatik hücre sayımı Fossomatic 90 adlı sayım cihazı ile yapılmıştır. Aylık SHS, bağımsız tesadüfi hatadan kaynaklanan heterojenliği minimize etmek için logaritnük transformasyon yapılmıştır. SHS ve süt verimi tekrarlanan deneme planı modelinde, ANOVA ile analiz edilmiş, transferrin genotipleri dağılımı ise Khi-kare testi ile analiz edilmiştir. Meme loblan SHS sonuçlan arası farklar önemsiz (PX).05), ancak işletme, laktasyon sırası ve periyot etkileri istatistiki olarak önemli (P<0.01) bulunmuştur. Meme loblan genel ortalama SHS'ı 1,287,680 ± 88,850 (36,820 -10,479,890) SHS/ml olarak belirlenmiştir, laktasyon sırasının artması ile SHS 'da artış göstermiştir. Birinci ve ikinci laktasyon sırası gruplarına göre, ortalama SHS değerleri sırasıyla 856,830±96,140 ve 2,295, 150± 25,846 SCC/ml olarak gerçekleşmiştir. SHS bakımından işletmeler arası farklar istatistiki olarak önemli (P<0.01), yılın aylan SHS üzerinde etkili (P<0.01), ve en yüksek SHS değerlerinin Temmuz ve Ekim aylarında olduğu belirlenmiştir. Populasyonda hemoglobin genotipleri bakımından varyasyon, tespit edilmemiş olması Siyah Alaca sığırlarda hemoglobin genotipleri bakımından monomorfizm olması ile açıklanmaktadır. Altı farklı transferrin genotipi olduğu belirlenmiş ve transferrin genotiplerinin SHS üzerine etkisi önemli bulunmuştur (P<0.Q1). Anahtar Kelimeler: Somatik Hücre Sayısı, Transferin, Polimorfizm
Etlik piliçlerde probiyotik (Saccharomyces cerevisiae) kullanımının kronik dozlardaki T-2 toksininin olumsuz etkilerini gidermedeki rolü ve besi performansına etkileri
Bu çalışma, etlik piliç yemlerine yem katkı maddesi olarak probiyotik (Saccharomyces cerevisiae) ilavesinin etlik piliçlerde, T-2 toksininin farklı besi dönemlerindeki farklı dozlarının olumsuz etkisini gidermedeki rolünü, canlı ağırlık kazancı, yem dönüşüm oram, yem tüketimi gibi besi performansına etkilerini ve, ölüm oranı ile patolojik değişiklikleri belirlemek amacıyla yürütülmüştür. Günlük 88 Ross 308 erkek etlik civcivler biri kontrol, yedisi deneme grubu olmak üzere 8 gruba ayrılmışlardır. Deneme grubu yemlerine, 3 gr/ kg probiyotik, 2 mg/kg ve 4 mg/kg düzeyinde T-2 toksini besinin 1. günü ve 21. günlerinden itibaren sürekli katılmıştır. Civcivler 1-24. günler arası %22.5 hamprotein, 3120 kcal ME/kg, 25-42. günler arası % 21 hamprotein, 3250 kcal ME/kg besin maddesi içerikli yemlerle ad libitum olarak yenilenmişlerdir. Çalışmada, T-2 toksini verilen hayvanların bazı dokularında oluşan patolojik değişimlerin yemlere probiyotik ilavesi ile azaltılabileceği gözlemlenmiştir. İlave probiyotik+ 2 mg/kg T-2 toksini verilen grupların besi performansına ait değerler probiyotik eklenmemiş T-2 toksini gruplarına göre istatistiki olarak farklı bulunmuştur (PO.05). Çalışmanın sonunda ilave probiyotiğin etlik piliçlerde mikotoksikozis olgularım azalttığı ve besi performansına ait değerleri olumlu yönde etkilediği saptanmıştır.Anahtar Kelimeler: Probiyotik (Saccharomyces cerevisiae), T-2 toksin, etlik piliç, besi performansı, patoloji
Hatay ili kentiçi ve varoşları hayvan yetiştiriciliğinin (küçükbaş ve büyükbaş) yapısı ve çevresel etkileşimi
Bu çalışma da, Hatay ili Antakya ve İskenderun ilçelerinde kent içi ve çevresi, küçükbaş ve büyükbaş hayvancılığı teknik, sosyal, ekonomik ve çevre sağlığı yönünden incelenmiştir. Araştırmada kent içi hayvancılığının teknik yönden çok yetersiz olduğu, sosyal anlamda kent içi hayvancılığından dolayı çevre insanlarının koku, sinek ve gürültü gibi olumsuz faktörlerden son derece rahatsızlık duydukları, ayrıca hayvan barınaklarının insan, toplum ve çevre sağlığının korunması açısından pek uygun olmadıkları, yapılan işin ekonomik olmadığı,üretimin düşük olduğu belirlenmiştir. Kent İçi hayvancılığın genellikle insanların evsel ihtiyaçlarını karşılamak amacıyla yapıldığı düşünülürse, bu durumun ileriki dönemler için teşvik edici olduğu sonucuna varılmıştır. Anahtar Kelimeler: Antakya, İskenderun, Büyükbaş, Küçükbaş, Kent İçi ve Çevresi Hayvancılığı
İçel bölgesi küçükbaş hayvan yetiştiriciliğinin yapısal durumu, ekonomik verimliliği, sorunları ve çözüm önerileri
Bu çalışmanın amacı, İçel ve çevresinde koyun ve keçicilik konusunda uğraş veren işletmelerin teknik açıdan varolan yapısal durumları ve ekonomik yönden verimlilik düzeylerini incelemek ve bu konuda çözüm önerileri getirmektir. Gayeli örnekleme metodu kullanılarak, 250 işletmeden anket yolu ile toplanan veriler araştırmanın esas materyalini oluşturmuştur. İşletmeler üç büyüklük grubuna ayrılarak incelenmiştir. 1. grup işletmeler 30-60 anaç keçi veya koyuna, 2. grup işletmeler 61-160 anaç keçi veya koyuna, 3. grup işletmeler ise 161 ve daha yukarı anaç keçi veya koyuna sahip işletmelerdir. Yapılan analizler sonucuna göre keçicilik işletmelerinde ortalama nüfus 5.22, koyunculuk işletmelerinde 5.02 kişidir. Keçicilik işletmelerinde nüfusun %48.85'i erkek, %51.15'i kadınlardan, koyunculuk işletmelerinde ise %51.11'i erkek, %48.49'u kadınlardan oluşmaktadır. Keçicilik işletmelerinde aile reislerinin %5.60'ı, koyunculuk işletmelerinde %4'ü okuma-yazma bilmemektedir. Aile işgücü varlığı keçicilik işletmelerinde 3.47 ve koyunculuk işletmelerinde 3.37 erkek işgücü birimi olarak hesaplanmıştır. İşletme ortalamasına göre bir üretim birimi için yapılan masrafların toplamı, keçicilik işletmelerinde 55.693.594 ve koyunculuk işletmelerinde 57.992.186 TL, elde edilen GSÜD ise keçicilik işletmelerinde 51.579.120 TL ve koyunculuk işletmelerinde 58.858.025 TL'dir. Ayrıca bu araştırmada 1 kg sütün maliyeti, keçicilik işletmelerinde 151.351 TL, koyunculuk işletmelerinde 164.923 TL ve 1 kg canlı ağırlık maliyeti ise keçicilik işletmelerinde 1.970.760 TL; koyunculukta 1.505.889 TL olarak belirlenmiştir. Anahtar Kelimeler: Koyunculuk, keçicilik, ekonomik analiz
Ceylanpınar Tarım İşletmesi siyah alaca sığır popülasyonunda süt verimi ile ilgili genetik parametrelerin bayesian ve REML yöntemleriyle tahmini
Bu çalışmada, Ceylanpınar Tarım İşletmesi Siyah Alaca sığır populasyonundan 1990-1997 (8 yıl) yılları arasında elde edilen toplam 4807 süt verim kaydı kullanılmış ve süt verimleri ile ilgili varyans unsurları, kalıtım derecesi ve hayvanların damızlık değerleri Bayesian ve Kısıtlanmış Maksimum Olabilirlik (REML) yöntemleri kullanılarak tahmin edilmiştir. REML tahminleri hem boğa modeli altında (SAS Institute 1987, Sürüm 6.03), hem de hayvan modeli altında (DFREML Ver. 3.0 J3) yapılmıştır. Analizlerde, sabit etki olarak yıl-mevsim etkisi, kovaryetler olarak ise buzağılama yaşı ve laktasyon sırası alınmıştır. Süt veriminin kalıtım derecesi tahminleri boğa modeli altında REML yöntemi ile 0.28, hayvan modeli altında DFREML yöntemi ile 0.43 olarak bulunmuştur. Bayesian tahminleri için Gibbs örneklemesi yöntemi kullanılmış ve kalıtım derecesi 0.27 olarak hesaplanmıştır. Analizler, 305 gün süt verimleri üzerinde yıl-mevsim, laktasyon sırası ve buzağılama yaşının istatistiksel olarak önemli faktörler olduğunu göstermiştir (sırasıyla p<0.01, p<0.05 ve p<0.01). Tahmin edilen damızlık değerlerine göre boğalar sıralandığında, boğa modeli altında REML ve Bayesian tahminlerinin benzer sonuç verdiği (Kendall'ın tau korelasyon katsayısı 0.997), ancak hayvan modeli altında yapılan REML tahminleri ile diğer iki yöntemden elde edilen boğa sıralanışların farklı (Kendall' in tau korelasyon katsayıları 0.744 ile 0.745) olduğu görülmüştür. Ayrıca, ineklerin damızlık değer tahminleri ile ortalama verimleri arasındaki sıra korelasyonunun da oldukça düşük (Kendall' ın tau korelasyon katsayısı 0.377) olduğu bulunmuştur.Anahtar Kelimeler: REML, Bayesian, Siyah Alaca, Genetik Parametre, Süt Verimi
Genetik mühendisliği teknikleri ile yem katkısı kanatlı probiyotiklerinin oluşturulması
öz YÜKSEK LİSANS TEZİ GENETİK MÜHENDİSLİĞİ TEKNİKLERİ İLE YEM KATKISI KANATLI PROBİYOTİKLERİNİN OLUŞTURULMASI MELTEM AŞAN Çukurova Üniversitesi Fen Bilimleri Enstitüsü Zootekni Anabilim Dalı Danışman: Doç. Dr. Numan ÖZCAN Yıl: 2002, Sayfa: 77 Jüri: Doç. Dr. Numan ÖZCAN Prof. Dr. Hasan Rüştü KUTLU Yrd. Doç. Dr. Mehmet Sait EKÎNCÎ Lactobacillus acidophilus A-161 bakterisine ait içerisinde karışık bağlı p(l,3- l,4>glukanaz geni de taşıyan bir entegrasyon vektörü (pLAİL) geliştirilmiştir: Lactobacillus acidophilus A-161 genomuna ait 3 kb büyüklüğünde rastgele bir EcoRI-EcoRI fragmenti bir Escherichia coli replikatif vektörü olan pBR325 plazmidinin Kloramfenikol direnç geni içerisine takılarak pLAl entegratif plazmidi oluşturulmuştur. Buna ilave olarak, pL1Hc plazmidi üzerinde bulunan bir rumen bakterisi olan Streptococcus bovis JBl'e ait P(l,3-l,4)-glukanaz enzimim* kodlayan 1,8 kb büyüklüğündeki HindlH-BamHI DNA parçası pLAl vektörünün Tetrasiklin direnç geni bölgesine transfer edilerek pLAİL vektörü oluşturulmuştur. Bu vektör, muhtemelen tam olarak optimize edilememiş elektrotransformasyon koşullan nedeniyle Lactobacillus acidophilus A-161'in kromozomuna entegre edilememiştir. Escherichia coli I Streptococcus mekik vektörü pTRWIO ve karışık bağlı P(l,3-l,4>glukanaz geninden oluşan TLIR vektörü Streptococcus thermophilus FI8976 ve Lactococcus lactis IL1403 suşlanna elektrotransformasyonla aktarılarak bu enzimin üretimi başarıyla gerçekleştirilmiştir. SDS-Likenan-PAGE jellerin incelenmesi sonucu 26 kDa'luk enzim proteinine ait herhangi bir proteazla parçalanma belirtisi göstermediği gözlenmiştir. Anahtar Kelimeler: Laktik Asit Bakterileri, Probiyotik, Beta-glukanaz, Sub- klonlama
Saf ivesi ve değişik kan dereceli ost friz x ivesi melezi koyunların, Çukurova subtropik iklim koşullarındaki fizyolojik tepkileri ve performansları üzerine bir araştırma
Bu araştırma Saf İvesi ve değişik kan dereceli İvesi x Ostfriz melezi koyunların, Çukurova iklim koşullarındaki fizyolojik özellikleri ve performanslarını ortaya koymak amacı ile yapılmıştır. Araştırma materyali hayvan grupları, bölgenin iklim koşullarına adapte olmuş saf İvesi koyunu ile bunun Ostfriz'lerle melezleri olan F1 (%50 İvesi, %50 Ostfriz), F2 ( F1 x F1) ve G1 (%75 İvesi, %25 Ostfriz) koyunlarından oluşturulmuştur. Deneme boyunca, koyunların rektal sıcaklık, solunum sayısı ve nabız sayısı gibi fizyolojik parametreleri, sabah 07.00-08.00, öğle 11.00-12.00 ve öğleden sonra 14.00-15.00 saatleri arasında alınmıştır. Bunlara ek olarak döl verimi ve süt verimi ile ilgili, kuzu verimi, laktasyon süt verimi, laktasyon süresi gibi performanslar belirlenmiştir. Deneme sonunda elde edilen sonuçlar aşağıda verilmiştir. Denemeye alınan koyunların genetik yapısının, fizyolojik özellikler üzerinde önemli farklılıklara neden olduğu ortaya konulmuştur. Yaş faktörlerine göre düzeltilmiş nabız sayısı, solunum sayısı ve rektal sıcaklık bakımından deneme grupları arasındaki farklılık p<0.01 ve p<0.05'te önemli olarak bulunmuştur. Aynı parametreler yönünden haftalar ve saatler arası farklılık önemli düzeyde bulunmuştur (p<0.01 ve p<0.05). Ayrıca hafta x saat interaksiyonu da P<0.01'de önemli olarak saptanmıştır. Fizyolojik özellikler bakımından elde edilen düzeltilmiş ortalamalar ise İvesi, G1, F1 ve F2 koyun grupları için sırası ile rektal sıcaklık (°C) bakımından, 38.8±.0.19, 39.1+0.32, 39.3±0.28, 39.1±0.35 ; solunum sayısı (adet/dak.) bakımından 55.2+23, 57.6±23, 61.0±13, 58.9+20, nabız sayısı (adet/dak.) bakımından ise 56.5+11, 63.5+15, 63.5+15, 69.5+10 olarak bulunmuştur. Ölçümlerin yapıldığı 7.00-8.00, 11.00-12.00 ve 14.00-15.00 saatlerindeki fizyolojik özellikler bakımından, grupların düzeltilmiş ortalamaları sırası ile, rektal sıcaklık için 39.0+0.39, 39.2+0.38, 39.1+0.36, solunum sayısı için 55.6+17, 65.2+22, 69.0+20 ve nabız sayısı için 73.0+12, 74.0+10, 70+10 olarak3 3 saptanmıştır. Denemeye alınan koyunlarının süt veriminin belirlenmesi için, yaş faktörü elemine edilerek düzeltilmiş, laktasyon süt verimi ve laktasyon süreleri hesaplanmıştır. Elde edilen düzeltilmiş ortalamalar aşağıda verilmiştir. Laktasyon süt verimi İvesi, F1, F2 ve G1 için sırası ile; 134±24, 157±5, 136+2, 148+28 olarak saptanmıştır. Laktasyon süresi de aynı şekilde düzeltilmiş ve İvesi, F1, F2 ve Gl'ler için sırası ile, 163±23, 152+22, 137+16, 174+9 olarak bulunmuştur. Grupların döl verim özelliklerine bakıldığında G1 grubunun kuzu veriminin yüksek olduğunu, bunların kuzularının doğum ağırlığının düşük olduğunu ancak sütten kesim ağırlıklarının diğer gruplara eşit hatta daha yüksek olduğu belirlenmiştir. Deneme sonuçlarından, İvesi grubu koyunların bölge koşullarına en iyi adapte olmuş genotip olduğunu söyleyebiliriz. Bunların melezleri içinde GVlerin bölgeye adaptasyonunun yüksek, buna bağlı olarak performanslarınında denemeye alınan tüm gruplardan daha iyi olduğu söylenebilir.