İnönü University
Discipline

Communication Sciences

İnönü University

587

Archived Theses

0

DOIs Assigned

0%

DOI Rate

Discipline

50 Theses
DoctorateOpen AccessTR

Quentin Tarantino filmlerindeki erkeklik ve şiddet temsillerinin Türkiye'deki izleyiciler tarafından alımlanması

Bu çalışmada Hollywood sinemasının dünya çapında popüler yönetmenlerinden Quentin Tarantino'nun filmlerinde yer alan erkeklik ve şiddet temsillerinin Türkiye'deki izleyiciler tarafından nasıl okunup yorumlandığı incelenmektedir. Filmler ve izleyiciler arasındaki ilişkiyi anlayabilmek, filmlerin izleyicilerde bıraktığı izleri takip edebilmek üzere izleyicilerin anlam dünyalarına ve deneyimlerine başvurmak gerekir. Bu çerçevede izleme (ve hatta yeniden izleme) ediminin gerçekleştiği tarihsel ve toplumsal koşulları göz önünde bulundurmak ve izleyicilerin deneyimlerini ve düşüncelerini aktarırken içinden konuştukları söylemleri ve tarihsel bağlamı anlamak hayati önem taşımaktadır. Dolayısıyla bu tezde izleyicilerin okuma ve anlamlandırma pratikleri ile dolaşımdaki tarihsel, toplumsal, kültürel ve politik söylemler arasındaki ilişkiyi anlayabilmek amacıyla Janet Staiger'ın tarihsel materyalist yaklaşımından ve izleyici araştırmalarında etnografik yaklaşımlardan yararlanılmıştır. Çalışma kapsamında gerçekleştirilen yarı-yapılandırılmış derinlemesine görüşmelerden elde edilen veri analiz edilirken, izleyicilerin Tarantino filmlerini nasıl alımladıkları üç başlık altında ele alınmaktadır. Bunlardan ilk ikisinde izleyicilerin filmleri yorumlama biçimlerini çerçevelemekte olduğu bulgulanan auteur'lük söylemi ve adeta bir tür (genre) gibi işleyen "erkek filmi" kategorisi tartışmaya açılmaktadır. Son bölümde ise izleyicilerin filmlerle nasıl ilişkilendikleri ve toplumsal cinsiyet rollerine ve şiddete ilişkin anlatısal ve görsel unsurları nasıl yorumladıkları mevcut tarihsel ve toplumsal bağlam çerçevesinde incelenmektedir. Sonuç olarak kültürel, tarihsel ve toplumsal bağlamın katılımcıların düşüncelerini ve yorumlarını güçlü biçimde etkilediği görülmektedir. Çalışmada ulaşılan önemli sonuçlardan birine göre Türkiye'deki mevcut politik iklim izleyicilerin gündelik yaşamlarında eksikliğini hissettikleri adalet duygusunu filmlerde aramasına neden olmakta ve anlatıda 'adaletin yerini bulması' onlarda haz uyandırarak katarsis yaratmaktadır.

Ezgi Bugey
Hacettepe University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Kadın güçlenmesi bağlamında sosyal medya: Instagram'da kadın girişimciler

Günümüzde iletişim olanaklarının yanı sıra, iş hayatından gündelik yaşama kadar bir dizi alanda katılım, etkileşim ve yeni iş modelleri yaratma konusunda önemli olanaklar sağlayan dijital teknolojiler, girişimcilik faaliyetleri açısından da büyük ilgi görmeye başlamıştır. Dijital teknolojilerin bir parçası olan sosyal medya platformları, kullanım kolaylığı, geniş kitlelere anında erişim sağlama, zaman ve mekân kısıtlamalarını ortadan kaldırma avantajları ve mâliyet tasarrufları gibi nedenlerle pek çok kurum, şirket ve bireysel girişimci için çekici bir seçenek hâline gelmiştir. Girişimcilik faaliyetleri konusunda sosyal medya platformlarının sunduğu bu olanaklar, özellikle dezavantajlı gruplar ve bireyler için güçlenme stratejileri oluşturma olanağı sunmaktadır. Bu çalışma, kadın güçlenmesi bağlamında toplumsal cinsiyet eşitsizlikleri temelli birçok engel karşısında Instagram üzerinden girişimcilik faaliyetleri sürdüren kadınların deneyimlerine odaklanmaktadır. Tez kapsamında gerçekleştirilen nitel saha araştırmasında Instagram üzerinden girişimcilik faaliyeti yürüten toplamda 17 kadınla derinlemesine görüşmeler gerçekleştirilmiştir. Katılımcılarla yapılan görüşmeler, sosyal medya üzerinde girişimcilik faaliyeti yürütmenin, kadın güçlenmesiyle olan ilişkisi açısından değerlendirilmiştir. Çalışma sonucunda, güçlenmenin ekonomik bağlamda başlasa da kadınların hayatlarının toplumsal, ekonomik ve kişisel boyutlarında aynı anda çok ciddi kazanımlarla devam ettiğini ve dönüşüm yarattığını göstermiştir.

Şeyma Yıldırım Smıth
Hacettepe University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2024
00
DoctorateOpen AccessTR

Şeylerin interneti ve tekno-ütopyan tahayyüller: Şeylerin interneti reklamlarının göstergebilimsel analizi

Bu tez, Şeylerin İnterneti (Internet of Things - IoT) ekosisteminin, akıllı teknolojilerin günlük yaşamın her alanına nüfuz etme iddiasıyla şekillenen geniş ve karmaşık bir ağ olarak inşasını ve etkilerini iletişim bilimleri perspektifinden ele almaktadır. Çalışma, IoT teknolojileriyle ilişkilendirilen ütopyacı tahayyüller ve teknolojik gelişmelerin toplumsal yaşamın yeniden düzenlenmesinde nasıl bir rol oynayabileceğini reklamlar üzerinden irdelemekte; bu bağlamda, hâkim ideolojinin ve endüstrinin teknolojik gelişmeleri nasıl çerçevelediğini ve toplumsal yaşamın yeniden düzenlenmesine yönelik vaatlerinin ne olduğunu ortaya koymayı amaçlamaktadır. Araştırmanın odak noktasını oluşturan temel soru; IoT teknolojilerine ilişkin reklamlar aracılığıyla gösterilen yeni yaşama biçimlerinin "kimin ütopyası?" olduğu sorusudur. Çalışmanın kalbini IoT reklamlarının göstergebilimsel analizi ve bu analizlerin geleceğe yönelik tekno-ütopya anlatıları olarak okunup okunamayacağının değerlendirilmesi oluşturmaktadır. Bu reklamlar aracılığıyla, akıllı şehirler, akıllı evler, giyilebilir teknolojiler, sanal asistanlar ve Metaverse'de çalışma gibi konular ele alınarak, IoT ekosisteminin yaşamımıza nasıl entegre olduğu, olması beklendiği ve bu entegrasyonun sosyal, kültürel, politik ve etik boyutlardaki etkilerinin neler olabileceği irdelenmiştir. Çalışmanın bir diğer önemli katkısı, iletişim ve anlamlandırma süreçlerinin artık sadece insanlar veya kitle iletişim araçları arasında gerçekleşmediğine dair gözlemidir. IoT ekosistemi içerisinde, anlamlar yalnızca bireyler tarafından değil, aynı zamanda ağa bağlı sensörler, veritabanları ve algoritmalar tarafından da üretilmekte ve bu, anlamın nasıl ve kim için inşa edildiği sorusunu ortaya çıkarmaktadır. Temsil ve güç dinamiklerini anlamak bu bağlamda kritik bir öneme sahiptir. Bu tespitler, IoT teknolojilerinin sosyal, kültürel ve etik etkilerini anlamlandırmanın yanı sıra, bu teknolojilerin aktörler tarafından nasıl temsil edildiğine dair derinlemesine bir analize de zemin hazırlamaktadır.

Semiha Eryol
Hacettepe University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2024
00
DoctorateOpen AccessTR

2000 sonrası bilim kurgu filmlerinde teknofobi ve nostalji

Bu çalışmada 2000 sonrası distopik bilim kurgu filmlerinde teknofobinin nasıl ve neden ortaya çıktığı tartışmaya açılacaktır. Tartışmada teknoloji karşısında duyulan korkunun başlıca kaynağının sınırların "ihlal edilmesi" ya da belirsizleşmesi olduğu varsayımından yola çıkılmaktadır. Bilim kurgu filmlerinin birçoğunda söz konusu sınırlardan kasıt özellikle insan-yaratıcı ve insan-insan olmayan arasındaki sınırlardır. Teknoloji korkusunu işleyen temsillerde her iki sınırın da belirsizleşmesi insanın genel anlamda kurulu "doğal" düzeni ve "doğal olan"ı "bozmasıyla" sonuçlanmaktadır. "İnsan ve "insan olmayan"ın karşılaşması bilinmeyenin tekinsizliğine işaret ettiği gibi insanın yaratıcı rolüne girmesi de benzer biçimde öngörülemeyen sonuçlara yol açması bakımından tanımlanamayan bir tehlike içerir. Dolayısıyla, doğallığın bozulması etrafında biçimlenen teknofobi temalı metinlerin vurgusu genellikle "bilinmeyen"in yarattığı tehlike ve bu tehlikenin ya insanlığın sonunu getireceği ya da 'alışıldık olan/bilinen'in dışında, risk dolu bir yeni düzen yaratacağı endişesi üzerindedir. Her iki sınırın ihlal edilmesi "yitirilmiş" olanın yeniden çağrılmasına yönelik bir çabayı ortaya çıkarmaktadır. Bu çaba "nostalji" tanımıyla paralellik göstermekte ve buna bağlı olarak muhafazakârlık tartışmasını beraberinde getirmektedir. Çalışmaya konu olan filmler incelendiğinde, 'zaman ve mekân', 'bellek, 'kimlik', 'beden' ve 'duygu' kavramlarının nostaljik yönelimde merkezî bir yerde durduğu, bu kavramların eklemlendiği ruh, duygu ve "öz"e yapılan vurgunun, "doğal" olanı koruma güdüsünü ve filmlerin modernite ile birlikte postmodernite eleştirisini de besleyen bir role sahip oldukları görülmüştür. Öte yandan, teknofobi temalı distopik kurguların, eleştirisini teknolojiye ve onun yarattığı distopik sonlara yöneltmesi ve buna bir çözüm olarak geçmişi çağırması muhafazakâr söylemleri pekiştirirken, geleneksel kabullerle birlikte gelen ayrımcılık pratiklerini de yeniden üretmekte, 'şimdiki zaman'ın "risklerinin" altında yatan ve geçmişten gelen nedenlere dair eleştirel bakışı kapatmaktadır.

Pınar Dündar
Hacettepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2024
00
DoctorateOpen AccessTR

Sessiz ve Olaysız Hayatlar: İşçi kadınların hayat hikâyelerine dair feminist bir prosopografi

İşçi kadınların "sessiz ve olaysız" görülen bu nedenle de dikkate değer bulunmayan hayatları ve hikâyeleri uzun yıllar boyunca yok sayılmıştır. Dikkate değer bulundukları hikâyelerde ise genellikle iki şekilde yer alırlar: İlki yoksulluklar, yoksunluklar ve yorgunluklar arasında süren bir hayatta hem işçi hem de kadın olarak ezilen, işçi kadının "mükemmel mağdur" olduğu hikâyeler, diğeri de mücadelesi ve direnişi ile bir başarı öyküsünün "mükemmel baş kahraman"ı olduğu hikâyelerdir. Bazen de bu iki durum aynı anda yaşanır: hikâyesi anlatılan kadın hem mağdur hem de kahramandır. Bu hikâyeler elbette kıymetlidir ancak hayat hiçbir zaman iki andan ve durumdan ibaret değildir. İşçi kadınların mükemmel mağdurlar ya da mükemmel kahramanlar olmadıkları anları ve hikâyeleri vardır. Bu hikâyeler diğerlerinden daha az kıymetli değildir. Çünkü tam olarak bu anlar bizi görmediklerimizi görmeye, konuşmadıklarımızı konuşmaya, şimdiye kadar mesele etmediklerimizi mesele etmeye zorlar. Feminizmin "kişisel olan politiktir" şiarını merkezinde tutan tezin temel amacı budur: İşçi kadınların "sessiz ve olaysız" hayatlarına bakmak, hikâyeleri aracılığıyla şimdiyi tarihselleştirmek, kişisel olandan, gündelik hayattan, kadınlardan öğrenmek ve işçi kadınların meselelerini mesele edebilmek. Bu amaçla Çerkezköy'de yaşayan ve organize sanayi bölgesinde çalışan çoğu tekstil işçisi 24 kadının hayat hikâyelerini dinledim, gündelik hayatlarını izledim. Her birini kolektif bir büyük hikâyenin, tarihsel bir sürekliliğin biricik parçaları olarak kıymetli gördüğüm bu hikâyeleri tek bir gerçeğin ve tamamlanmış bir resmin peşinde olmadan anlamaya çalıştım. Bir kız çocuğu olarak dünyaya geldikleri evden başlayarak emeklilik hikâyelerine varacak şekilde, kadınlık ve işçilik deneyimlerini merkezde tutarak prosopografik bir kurguyla bir araya getirdim.

Kültürel feminizmOtobiyografiÇalışan kadınlar
Nalan Mumcu
Hacettepe University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2024
00
DoctorateOpen AccessTR

Modern bir toplumsal tip: Koleksiyoncu üzerine bir alan araştırması

Bu tezin konusu koleksiyoncudur. Çalışmada koleksiyoncuya toplumsal tip olarak yaklaşılmaktadır. Toplumsal tipler toplumu anlamanın metodolojik araçlarıdır. Dolayısıyla çalışmada koleksiyonculuk bir pratik değil, modern çağın bir çeşit düşünme, davranış ya da algılama biçimi olarak değerlendirilmektedir. İlk kez Walter Benjamin'in çeşitli metinlerinde yer bulan koleksiyoncu toplumsal tipi, Avrupa'nın modernleşme sürecinde kitle kültürü içinde hem burjuva kültürünün bir aktörü olup hem de kalabalıklardan kendisini yalıtan, kapitalizmin tüketim kültürü içinde olağanın aksine nesneleri tüketmeyip onlara kullanım ve değişim değerinin ötesinde anlam yükleyerek, vb. modern yaşamın kimi tipik davranış ve düşünce biçimlerine direnç geliştiren bir olgusallığa işaret etmektedir. Ancak Benjamin'in metinlerinde bu tipin özelliklerine ilişkin görüşleri, diğer pek çok konuda olduğu gibi parçalı halde, veciz sözler olarak kalmıştır. Bu çalışmanın amacı, insan nesne arasındaki ilişkinin anlamı yoluyla koleksiyoncu tipini ortaya koymaktır. Amacın ardında, insanların yaşamlarını nesneler yoluyla düzenlediği ve anlamlandırdığı varsayılmaktadır. Tipler, ortaya çıktığı tarihsel sürecin özelliklerini barındırırlar. Koleksiyoncuyu toplumsal tip olarak ortaya koymak nesnesiyle ilişkisinde kurduğu tarihselliği, bir başka ifadeyle zamanı nasıl deneyimlediğini ortaya koymakla mümkündür. İnsana özgü zamansal kavrayış anlatılara gömülüdür. Çalışmada koleksiyoncu tipini ortaya koymak için pratikte koleksiyoncu olan kişilerle görüşmeler gerçekleştirilmiş, onların hikâyelerinden yola çıkarak anlatı analizi yöntemi uygulanmıştır. Anlatı analiziyle tipin özellikleri ortaya koyulurken koleksiyoncunun zaman deneyimi için de bir kavram üretilmiştir. Çalışmanın sonucunda koleksiyoncunun, içinde doğduğu modern dönemin zamansal kavranış biçimi olan "ilerleme"ye direnç geliştirdiği görülmüştür. Koleksiyoncunun çizgisel biçimde kavranan ilerleme karşısında, nostaljik duygu yapısıyla helezonik biçimde kavradığı arkeoletişimsel bir zaman deneyimi, düşünüş, davranış veya algı biçimi vardır.

Gülay Acar Göktepe
Hacettepe University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2024
00
DoctorateOpen AccessTR

2000 sonrası Türkiye'de sivil toplum çalışanı olmak: İnsani yardım kuruluşları örneği

Bu tez, insani yardım alanında faaliyet gösteren sivil toplum kuruluşlarında çalışma deneyimine sahip bireylerin kendi anlatıları ve çalışma deneyimleri üzerinden elde edilen veriler doğrultusunda, neoliberal düzenlemelerin sivil toplum çalışmalarına etkisini ve çalışanların emek süreçlerini araştırmaktadır. Bu çerçevede öncelikle sivil toplum kavramının tarihsel süreçte sahip olduğu anlamları ve bu anlamların siyasal düşünce tarihinde nasıl kullandığını tartışmaktadır. Neoliberalizm tartışmalarının kurmuş olduğu teorik çerçevede maddi olmayan emek ve prekaryalaşma tartışmaları eşliğinde STK'laşma kavramı ile güncel sivil toplum tartışmalarına değinilmiş, bu tartışmalar doğrultusunda sivil toplum alanında çalışan bireylerin çalışma deneyimleri analiz edilmiştir. Bu alanda çalışan sivil toplum çalışanlarının fayda vermeyi amaçladığı grup ile kurdukları bağı ve fayda verilmesi beklenen topluluğu "proje" döngüsü içinde nasıl konumlandırdıkları görmek amaçlanmıştır. Öte yandan bu tez Türkiye'deki sivil toplum tartışmaları ve sivil toplum kuruluşlarının geçmişten bugüne olan yolcuğunu inceleyen bir çalışma olmakla birlikte tarihsel bir izlek de takip etmektedir. Süreç içinde dönüşen sivil toplum anlayışının günümüzde yeni bir çalışma alanı olan sivil toplum alanında gerçekleşen donör, proje ve kurum ilişkisini inceleyerek güncel bir tartışmaya da dikkat çekmektedir. Anahtar Sözcükler sivil toplum, sivil toplum kuruluşları, neoliberalizm, maddi olmayan emek, prekarya, STK, STK'laşma

Sivil toplumSivil toplum projesiSivil toplum örgütleri+3
Görkem Uzunali
Hacettepe University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2024
00
DoctorateOpen AccessTR

2000'ler Türk sinemasında engelli kadınların alımlanması: Temsil, öznellik, kapsayıcılık

Bu tez, 2000'ler Türk sinemasında engelli kadın temsillerinin engellilik deneyimi olan kadınlar tarafından nasıl alımlandığına, engelli kadınların bu temsilleri yorumlarken ne gibi söylemlerle ilişkilendiklerine ve bu temsillere ne gibi duygusal tepkiler verdiklerine odaklanmıştır. Çalışma, temel olarak "Engelli kadınlar, engelli kadın temsilleri içeren filmleri nasıl alımlamakta ve engelli kadın temsillerine ne gibi düşünsel ve duygusal yanıtlar vermektedir?" sorusunu yanıtlamaya çalışmıştır. Çalışmanın örneklemi Neredesin Firuze (Ezel Akay, 2004), Vizontele Tuuba (Yılmaz Erdoğan, 2004), Beyza'nın Kadınları (Mustafa Altıoklar, 2006), Sadece Sen (Hakan Yonat, 2013), Benim Dünyam (Uğur Yücel, 2018), Aşkın Gören Gözlere İhtiyacı Yok (Onur Ünlü, 2022), Demir Kadın Neslican (Özgür Bakar 2022) filmlerinden oluşmuştur. Çalışmanın teorik yaklaşımı, Feminist Engellilik Çalışmaları ve Kültürel Çalışmalar yazınları içerisindeki kimlik, öznellik, beden, temsil, aktif izleyici üzerine tartışmalar tarafından biçimlendirilmiştir. Araştırma verileri, Ekim 2023 – Mart 2024 tarihleri arasında görme, bedensel ve mental engelli sekiz kadın katılımcı ile uygulanan derinlemesine görüşmeler aracılığıyla toplanmıştır. Veriler, Janet Staiger'ın tarihsel materyalist yaklaşımını takip edilerek deneyimsel ve tarihsel bir bağlamda analiz edilmiştir. Tarihsel olarak kurulmuş aktif izleyiciler olarak engelli kadınların görüşlerine ve engellilik çalışmalarının sunduğu eleştirel perspektife dayanılarak engelli kadınlarla ilgili daha kapsayıcı uygulamalrı teşvik edecek anlamların neler olabileceği keşfedilmeye çalışılmıştır. Bulgular, kadınların temsilleri büyük ölçüde kendi deneyimleri ile ilişki içerisinde yorumladıklarını göstermiştir. Çoğunluğu engelliliği sosyal bariyerlerle ilişki içerisinde anlayan katılımcılar, filmleri bağımsız yaşam, sosyal katılım, faillik nosyonlarıyla ilişki içerisinde yorumlamıştır. Bu yorumsal çerçevede, incelenen filmlerde engelli kadınların yetersizlik, muhtaçlık ve bağımlılıkla ilişkilendirildiği, engelliliğin araçsallaştırıldığı, abartılı ve yüzeysel olarak resmedildiği, engelli kişilerin temsillerinde deneyimledikleri fiziksel ve sosyal baskıların dışarıda bırakıldığı ve güzelliğin engelli kadını normalleştirme aracı olarak kullanıldığı düşünülmüştür. Engelli kadınların görüşlerini dahil etmek, temsili olumlu/olumsuz ikileminin ötesinde ayrıntılı bir şekilde analiz etmeyi mümkün kılmıştır. Bu çalışma, engellilik ve engelli kadınlarla ilgili daha kapsayıcı politika ve pratikleri teşvik edecek temsillerin inşa edilmesi için içerik üretim ve performans süreçlerine engelli insanların görüş ve deneyimlerinin dahil edilmesini önermektedir.

Bedensel engellilerGörme engellilerSosyal temsiller+3
Merve Alçayır
Hacettepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2024
00
DoctorateOpen AccessTR

Bir işletme kasabasının tarihi: Değirmisaz'da emek, mekân ve toplumsal ilişkiler

Bu tez, bugün "hayalet kasaba" olarak varlığını sürdüren, adı az bilinen ancak eski sakinleri tarafından özlemle anılan eski işletme kasabası Değirmisaz'ı ele alıyor. İşletme kasabaları sanayileşme döneminde tek bir üretime bağlı olarak gelişen yerleşim yerlerine referans verir. Değirmisaz, devlete bağlı Garp Linyitleri İşletmesi'nin (GLİ) üretim yaptığı 1938-1966 yılları arasında büyümüş ve bir işletme kasabası haline gelmiştir. Kasabalarının medeniyetiyle gurur duyan ancak kaybına yas tutan Değirmisazlıların anlatıları bir "toplumsal uyum" tecrübesine işaret etmiştir ve çalışma buradan yola çıkarak ve arşiv kaynakları, sözlü anlatılar ve etnografik verilerden yararlanarak kasabadaki toplumsal ilişkileri oluşturan sermaye, emek ve mekân dinamiklerine odaklanır. Bu doğrultuda, arşiv çalışmasıyla beraber Değirmisaz'da yaşamış 31 kişiyle yarı yapılandırmış görüşmeler yapılmıştır. Kasabadaki sermaye, emek ve mekânın yapılanma biçimleri, Değirmisaz'da tecrübe edilen "toplumsal uyum"un işgücü hiyerarşilerine ve emeğin mekânsal organizasyonuna dayanan içerme-dışlama ilişkisinden kaynaklandığını gösterir. Bu ilişki, ulus-devlet ve aile üzerinden makbul vatandaşlar ve işçiler yaratmaya çabalayan, karşılığında da işçilere güvence ve orta sınıflaşma vaadi sunan Fordist sanayileşme sürecinin sonucudur. Ancak söz konusu uyum, paternalist uygulamalara ve barınma, eğitim ve eğlence gibi kaynakların eşitsiz dağıtımına dayandığı için koşullu ve dışlayıcıydı. Paternalizm kasabaya yerleşen ailelere bir topluluk ve güvence hissi sağlarken, işletmeye bağımlılığı ve hiyerarşik toplumsal ilişkileri de pekiştirmiştir. Öte yandan, kasabanın küçük mekânsal boyutuna rağmen göç alması, işletmenin kontrol etmediği alanlarda yüz yüze, kişisel ve pozitif "yabancılık" ilişkilerinin kurulmasına sebep olmuştur. İşletmenin güvencesinde, ancak onun denetimi dışında gerçekleşen bu toplumsallık, ailesini köyde bırakmış "bekâr işçiler"den ziyade kasabada yaşayan aileleri kapsadığı için, kasabanın "toplumsal uyum" hafızasını aktaran da bugünün Post-Fordist duygulanım özneleri, yani bu çalışmanın katılımcıları olmuştur. Anahtar Sözcükler: Değirmisaz, GLİ, işletme kasabası, paternalizm, Post-Fordist duygulanım,

Endüstriyel paternalizmFordist üretimGarp Linyitleri İşletmesi+1
Biray Anıl Birer Yanık
Hacettepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2024
00
DoctorateOpen AccessTR

Nuri Bilge Ceylan filmlerinin neoformalist yaklaşımla incelenmesi

"Neoformalizm" (yeni biçimcilik), David Jay Bordwell ve Kristin Thompson tarafından geliştirilen, filmlerin biçim ile anlatı ilişkisine odaklanan metodolojik bir yaklaşımdır. "Biçim", film öğeleri arasındaki ilişkiler sistemini ifade eder, "anlatı" ise zaman ve mekân içinde neden-sonuç ilişkisiyle ilerleyen olay örgüsünde öykü bilgisinin nasıl dağıtıldığıdır. Neoformalist yaklaşım, "anlatısal olarak tamamlanmış" bir sanat eserinin oluşturulma sürecini ve ilkelerini inceler. Bu tez çalışmasında, Nuri Bilge Ceylan'ın filmlerinin neoformalist yaklaşımla incelenmesi, yönetmenin kendi stilini görünür hale getiren biçimsel yönelimler ile filmlerde biçimin anlatıyı nasıl yönlendirdiğinin ortaya konması ve yönetmenin sinemasal stilinin tanımlanması amaçlanmıştır. Bu doğrultuda tezde, Nuri Bilge Ceylan'ın uzun metrajlı filmleri; Kasaba (1997), Mayıs Sıkıntısı (1999), Uzak (2002), İklimler (2006), Üç Maymun (2008), Bir Zamanlar Anadolu'da (2011), Kış Uykusu (2014) ve Ahlat Ağacı (2018) Bordwell ve Thompson'ın filmlerin "stil"ini, biçim-anlatı ilişkisini çözümlemek için önerdiği ilkelere göre analiz edilmiştir. Ceylan ilk filmlerinde daha sade ve doğal hikâyeleri işlerken, son dönem eserlerinde karakterlerin daha detaylı analizlerini ve karmaşık insan ilişkilerini ele almış, filmlerinde, uzun süreli çekimler ve sınırlı anlatım kullanarak, izleyicileri hikâyelerle derinlemesine düşünmeye yönlendirdiği sonucuna varılmıştır.

Bihter İşler
Hacettepe University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2024
00
DoctorateOpen AccessTR

COVID-19 pandemisi döneminde post-truth agnotolojisi ve sağlık iletişimi

2019 yılında Çin'in Wuhan Şehri'nde başlayan bir grip türü olan Covid-19 pandemisi tüm dünyayı etkisi altına almıştır. SARS-CoV-2 virüsünün sebep olduğu ve mevcut grip türlerinden daha hızlı yayılan Covid-19 pandemisinin yarattığı panik ortamı yalan haber üretimine de etki etmektedir. Neoliberal politikalarla kesişen sosyal ağların zaman ve uzam kısıtından muaf, anlık ve kullanıcı etkileşimli yapısı salgınla ilgili yalan haberlerin hızlıca yayılmasına yol açarak tüm insanlığı tehlikeye atmaktadır. Bu çalışmada, Covid-19 pandemisinde sağlık alanında üretilen yalanın ve yalan haberin neoliberalizmle girdiği ilişkinin de bir sonucu olarak 'makul şüpheye' dönüşerek inandırıcılığını arttırdığı öne sürülmekte, söz konusu bu varsayımın post-truth, biyopolitika, neoliberal yalan, agnotoloji kavramları ve bu kavramların beslendiği kuramsal literatür çerçevesinde tartışılması planlanmaktadır. Çalışmanın temel amacı sağlıkla ilgili yalan haberlerin yol açtığı belirsizlik ortamının siyasi ve ticari çıkarlar doğrultusunda kasıtlı ve stratejik olarak üretilen bir cehalet türü yarattığını ortaya koymaktır. Böylelikle sermaye ve devletlerin kriz dönemlerindeki sorumlulukları görünmez kılınmaktadır. Bu bağlamda kasıtlı ve stratejik olarak üretilen cehaletin izlerini post-truth agnotolojisi ve infodeminin bağlarını kurarak serimlemeye çalışan bu çalışma ile Covid-19 salgını döneminde sağlık alanında üretilen ve konusu salgın olan Teyit.org doğrulama platformunda yayınlanan yalan haberler analiz edilecektir. Çalışma kapsamında yalan haberle doğan makul şüphe ortamında üretilen cehaletle mücadele edebilmek için ise sağlık iletişimi alanındaki başarılı örneklere ve olanaklara değinilecektir.

Müge Yılmaz
Hacettepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2024
00
DoctorateOpen AccessTR

Ötekilerin sinemasına kuir perspektiften bakmak: Ali Kemal Çınar filmlerinin alımlanması

Bu çalışmada, kuir kavramının akışkanlığından yola çıkarak, tanımın Kuzey Amerika ve Batı Avrupa dışında nasıl anlamlandırılabileceği sorgulanmaktadır. Yeni Kuir Sinema ve Üçüncü Sinema geleneklerinden hareketle, kuir sinemanın Kürtlerin meskûn olduğu coğrafyalarda nasıl tartışılabileceği ele alınmaktadır. Bu çerçevede, Kürt sinemasında özgün ve ayrıksı bir yerde duran Ali Kemal Çınar filmlerinde kuir sinemayı da tartışabilecek alanlar olduğu savunulmaktadır. Çınar sinemasından Bajar (2010), Veşartî (2015), Di Navberê De (2018) ve Berîya Şevê (2021) örneklem olarak seçilmiştir. Arşiv görüntülerinin toplumsal hafızayla bağlantısı, cinsiyet değişimi, arada kalmışlık, ikili cinsiyet rejiminin dışındaki bedenler ve ilişkiler gibi konular filmlerin kuir perspektifle ilişkilendirilmesini mümkün kılmaktadır. Söz konusu kuir perspektifi izleyenlerin nasıl yorumladığı da çalışmanın kapsamındadır. Bu doğrultuda, Van'da ve Diyarbakır'da üniversite öğrencisi olan gençlerle on yedi yarı yapılandırılmış görüşme gerçekleştirilmiştir. Görüşmeler doğrultusunda, ortaya çıkan temalar hem Kürt sineması hem de kuir sinema tartışmaları çerçevesinde incelenmiştir. Film üretiminin politikleşmesi ve bütçe sorunları, ana dilin film okumalarında ortak bir zemin oluşturması ve şehir görüntülerinin arşiv değeri ile toplumsal bellek inşasındaki işlevi Kürt sineması tartışmalarıyla birlikte okunmuştur. Aynı zamanda, görüşmecilerin toplumsal cinsiyet bağlamında film karakterleriyle kurdukları ilişki, yakınlık ve bağlılık konusunda biyolojik aileye sundukları alternatifler ve filmleri yorumlarken bırakılan boşluklar da kuir sinemaya dair teorik çerçeve ekseninde yorumlanabilmektedir. Hem Kürt sineması hem de kuir sinema tartışmalarının Türkiye coğrafyasında bulduğu yankılar da kimliklerin çok katmanlılığı, bakışın çoğulluğu ve kuirin akışkan anlamları üzerine bilgi üretimine katkıda bulunmaktadır. Anahtar Sözcükler alımlama, Ali Kemal Çınar sineması, Kürt sineması, Yeni Kuir Sinema

Kaan Akın
Hacettepe University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2024
00
DoctorateOpen AccessTR

Mübadele'nin (1923-24) Belleği: Müslümanlaş(tırıl)mış Rumlar'da Bellek ve Kimlik İlişkisi

Bellek ve kimliğin ilişkisini ele alacak olan bu tez, Mübadele döneminde bir şekilde Anadolu'da kalarak Müslümanlaş(tırıl)an Rumların belleklerinin verili kimlikleri ile ilişkisini merkezine alıp, hatırlama ve unutma rejimleri üzerinden inceleyecektir. Hatırlama kadar, unutmanın da oldukça etkili olduğu savından hareketle, Mübadele ile başlayan ve sonrasında gerçekleşen olaylarla Müslümanlaş(tırıl)an Rumların unutma ve unutulma taleplerini, daha sonra hikayelerini bugüne neden taşıdıkları, nelerin, ne şekilde, ne için hatırlama sürecine girdiğini, bu süreç sonunda kimliklerle olan ilişkinin ve olası değişimin etnik yeniden canlanma ile ne biçimde ilişkilendirilebileceği tartışılacaktır. Bu doğrultuda aile hikayelerinde Müslümanlaş(tırıl)mış Rumluk olan kişilerle yapılacak sözlü tarih çalışmasıyla, hatırlama sürecinin kimlikler ile ilişkisi ve geçmişin anlamını şimdide sorgulayarak, evirildiği yeni anlamlar ve geleceğe yönelik beklentinin mahiyeti hakkında sonuçlar üretmeyi hedefleyecektir.

Asimilasyon politikalarıBellekKimlik+7
Mert Kaya
Hacettepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Yeni medyada hikaye anlatımı pratikleri bağlamında ötekiyle karşılaşma: "Katarsis X-tra" örneği

Bu tez çalışması, yeni medyada gerçekleşen hikaye anlatımı pratiklerinin doğurduğu toplumsal ötekileştirme problemiyle yüzleşme sürecini 'Katarsis X-tra' ve 'Geçecek mi?' programları örnekleminde inceleyecektir. Örneklemde yer alan programlar YouTube üzerinde yayınlanmakta ve uzman psikolog Gökhan Çınar moderatörlüğünde; toplum tarafından ötekileştirilmiş bireylerin kendi hayat hikayelerini anlatmalarına, seslerini duyurmalarına aracı olmaktadırlar. Yeni medya teknolojileri ile izleyiciler içeriklere yorum yaparak cevap verebilmektedirler. Bu çalışmada, belirlenen videolara gelen yorumlar post yapısalcı feminist söylem analizi yöntemiyle analiz edilecek ve videolarda anlatılan hikayelere nasıl yorumlar yapıldığı, bu hikayelerin doğurduğu yeni hikaye anlatımı süreçleri incelenecektir. İncelemeler sonucunda, videolardaki hikaye anlatımlarının izleyicide ötekileştirmeye dair hangi şekillerde farkındalık yarattığı ve ötekileştirme söylemlerine karşıt söylemler geliştirme potansiyeli sorgulanacaktır.

Bilgenil Söken
Hacettepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Muhafazakâr ailelerin çocuk vizyonu

Türkiye'de aile, diğer tüm kurumlarla eş zamanlı olarak dönüşüm geçirmektedir ve toplumsal değişimlerle karşılıklı etkileşim halindedir. Son yıllarda, aile ve muhafazakârlık hem siyasetin hem hukukun hem kültür endüstrisinin ilgi odağı olmuştur. Aile ve muhafazakârlık birbirini beslerken, muhafazakârlığa ve aileye eleştirel yaklaşma durumunda öznelik kapasitesinin de ortaya çıktığı durumlar oluşmaktadır. Bu araştırma; muhafazakârlığın aile içindeki görünümünü ve işçi sınıfına mensup olan orta gelirli olan muhafazakâr ailelerin çocuklarının geleceğini nasıl şekillendirdiği sorusunu takip etmektedir. Araştırmanın problemi, Konya'nın Hüyük ilçesinde yaşayan orta gelirli muhafazakâr ailelerin çocuk vizyonunun nasıl olduğu üzerinedir. Bu konu ile ilgili literatür tarandığında ailenin dönüşümü hakkında örnekler mevcuttur. Fakat bu tezi özgün kılan muhafazakâr ailenin dönüşümüne odaklanması ve söz konusu çocukları olduğunda muhafazakâr ailelerin hangi saiklerle hareket ettiğine bakacak olmasıdır. Dünyada ve Türkiye'de kurumlar muhafazakârlaşırken Türkiye'deki ailelerin, laik/seküler öğelerle çocuklarını yetiştirme eğiliminde olduğu varsayımı ile yola çıkılması da araştırmayı özgün kılan bir bakış açısı içermektedir. Araştırma probleminin doğası gereği sahaya çıkılıp, yarı-yapılandırılmış görüşmeler yapıldığı için nitel araştırma yöntemi tercih edilmiştir. Toplanan veriler, eleştirel niteliksel analize tabii tutularak çözümlenmiştir. Araştırma sonunda; muhafazakârlığın tek biçimi olmadığı, mikro alanda bile çeşitli muhafazakârlıklar olduğu görülmüştür. Buna ek olarak, muhafazakârlığın cinsiyetler ve kuşaklar arasında deneyimlenme/pratik edilme biçimlerinin değiştiği anlaşılmıştır. Anahtar Sözcükler Muhafazakârlık, muhafazakâr aile, muhafazakâr ailelerin çocuk vizyonu

Elif Soysal
Hacettepe University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2024
00
DoctorateOpen AccessTR

Neo liberal öznenin inşası olarak Türkiye'de yükseköğretim ekosistemi ve akademisyenler

Bu tez Türkiye'de yükseköğretim ekosistemine odaklanmakta, neoliberal ekonomi politik eksende yükseköğretim alanını ve akademik emeği analiz etmektedir. Neoliberal politikalar neticesinde üniversiteler küresel ölçekte idari, mali ve akademik bağlamda dönüşüm geçirerek Anglo-Amerikan olarak tarif edilen girişimci üniversite anlayışını model almışlardır. Benzer şekilde Türkiye'de de uygulanmaya konulan girişimci üniversite modeli yükseköğretim ekosistemini piyasa odaklı bir akılsallıkla kuşatmaya başlamış ve şirket ideolojisi doğrultusunda üniversite mecrası bir dizi yapısal dönüşüm geçirmiştir. Şirket örgütlenmesini, yapılanmasını ve dilsel süreçlerini içinde barındıran girişimci üniversite anlayışı neoliberal politikaların hedeflerine yönelik olarak hegemonik hale getirilmeye çalışılmakta ve yükseköğretim alanı kapitalist yeni bir üretim modeli olarak metalaşma sürecine girmektedir. Yükseköğretimin metalaşması bir yönüyle akademik emeğin de piyasanın taleplerine uygun hareket etmesi anlamına gelmektedir. Bu bakımdan neoliberal politikalar ile girişimci üniversite anlayışı akademik emeği de dönüşüme tabi tutarak girişimci akademik özneleri ön plana çıkarmakta ve geleneksel akademik kültürü de yerinden etmektedir. 1980 sonrası Türkiye'de başlayan neoliberal dönüşümün üniversiteler üzerindeki etkisi, YÖK'ün işlevi, rekabet sisteminin küreselleşmesi, üniversitelerin gittikçe daha az özerk kimliğe bürünmesi, nitelik kaybının yaşanması, üniversitelerin endüstri tarzı kurulumu ve yönetimi, eğitim hakkının satılabilir metaya dönüşmesi, kamusal yarar bilincinin aşınması gibi başlıklar ile Türkiye özelinde neoliberal politikalar sonucu üniversitelerin devlet-vakıf bağlamı ele alınmaktadır. YÖK mevzuatı, akademik emeğin 1980 sonrası gittikçe güvencesiz hale gelmesi, üniversite özerkliğinin aşınması üniversitelere yüklenen kamusal yarar misyonunu ortadan kaldırmakta, üniversiteler sermaye tarzı bir fabrika modeline dönüştürülmeye çalışılmaktadır. Üniversite varlığının bilgi ekonomileri çerçevesinde fabrika modeline dönüştürülmesi neticesinde akademik emek de yeni sömürü ilişkilerine eklemlenmiştir. Bu çalışma bu bağlam ekseninde yükseköğretim literatürü içinden neoliberal rasyonalitenin girişimci üniversite anlayışına odaklanmakta, girişimci üniversite modelinin akademik özneleri nasıl dönüştürdüğüne ve onu nasıl yeni yönetim aklıyla kurduğuna yoğunlaşmakta, saha çalışması üzerinden Türkiye'nin güncel yükseköğretim ekosistemine ve akademik emeğin varoluşsal koşullarına odaklanarak yükseköğretimi neoliberal ideoloji üzerinden eleştiriye açmaktadır.

Murat Özdemir
Hacettepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Türkiye'de medyaya güven: Niceliksel bir yaklaşım

Modern toplumlarda medyanın demokratik toplum yapısı ve iletişim için özgür ve tarafsız olması beklenir. İdeal demokratik sistemlerde medyaya yönelik toplumsal güvenin bu koşullar olmadan gerçekleşmeyeceği varsayılır. Bu çalışmanın amacı, konvansiyonel ve konvansiyonel olmayan medyanın Türkiye'de medyaya yönelik genel güven dalgalanmalarının neresinde yer aldığını ve medyaya güveni şekillendiren faktörleri araştırmaktır. Güven olgusunu açıklayabilecek birçok faktör olabileceği gibi medyaya güven konusuyla ilişkilenebilecek çok sayıda bağımsız değişken bulunmaktadır. Literatür incelendiğinde, Türkiye'de konvansiyonel ve konvansiyonel olmayan medyaya güvenin üç ayrı grup değişken ile açıklanabileceğini söylemek mümkündür. Bunlar; medya değişkenleri, siyasi değişkenler ve bireysel değişkenlerdir. Bu çalışmada medya değişkenleri sosyal medya kullanım sıklığı ve medya özgürlüğü kapsamında ele alınacaktır. Siyasi değişkenler; siyasi ilgi, hükümet kurumlarına güven, ideolojik konum ve siyasi bilgi ile incelenecektir. Bireysel güven değişkenleri ise paranoya hissiyatı ve kişisel güven ile değerlendirilecektir. Bu araştırma, Türkiye'de medyaya güvenin hangi teorik temellerde tartışılabileceğini araştırırken, konvansiyonel ve konvansiyonel olmayan medyaya güvenin hangi değişkenler ile şekillendiğini açıklamak istemektedir. Böylece, medya güveni üzerinde belirleyici rol oynayan unsurlar tartışılarak literatüre ve gelecek araştırmalara katkı sunulması hedeflenmektedir. Yapılan analizler sonucunda medyaya güvenle beklenen yönün aksine ilişki gösteren bağımsız değişkenler; siyasi ilgi, kişisel güven ve gelir olmuştur.

Ayşe Hindioğlu
Hacettepe University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Siyasi güven bağlamında deprem sonrası toplumsal hareketlilik

Toplulukların güçsüz olduğu ve sosyal, ekonomik veya siyasi haksızlıklarla karşı karşıya kaldığı durumlarda toplumsal hareketler meydana gelir. Bu hareketler, tabandan başlayarak kolektif eylemler şeklinde gerçekleşir. Bu çalışma, Türkiye'deki son deprem felaketine odaklanarak siyasi kurumlara olan güven ile taban hareketlerine katılım arasındaki ilişkiyi incelemeyi amaçlamaktadır. Deprem sonrasında, sivil nüfus, siyasi kurumların etkisiz yanıtlarına karşı duydukları hayal kırıklığını, kurdukları yapısal bağlantılarla deprem mağdurlarını kurtarma amacıyla harekete geçerek gösterdi. Bu olgu, siyasi kurumlara olan güven ile taban hareketleri arasındaki ilişkiyi araştırmak için benzersiz bir fırsat sunmaktadır. Bu araştırma, Türkiye Güven Araştırması verilerine dayanarak gerçekleştirilecektir. Bu kapsamda kesitsel veri toplanacak ve toplanan veriler analiz edilecektir. Bulgular, siyasi kurumlara olan güvenin vatandaş katılımı ve aktivizmini şekillendirmedeki rolünün anlaşılmasına katkıda bulunacaktır. Bu çalışma, büyük bir felaketin siyasi katılım üzerindeki etkisini inceleyerek, taban hareketlerinin mevcut durumu sorgulama ve sosyal ve siyasi değişim sağlama potansiyeline ışık tutacaktır. Sonuçlar, siyasi kurumların halkın beklentilerine daha iyi yanıt verebilme ve güvenlerini yeniden inşa etme sürecinde yol gösterici olabilir.

Didem Mina Kara
Hacettepe University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Türkiye'de kadın sağlığının dijitalleşmesi: Pepapp regl takip mobil uygulamasına dair bir inceleme

Bu çalışmada, kadınların regl ve cinsel sağlık ile ilgili bilgilerini verileştirmesinin bir sonucu olarak değişen gündelik yaşam pratiklerinin sosyokültürel bağlamda incelenmesi amaçlanmıştır. Reglin konuşulmasından imtina edilinilen Türk toplumunda, bireylerin bedenleri ve cep telefonları arasında kurdukları siber bilgi alışverişinin biyopolitika ve cinsiyet eşitsizliği ile nasıl ilişkilendiği incelemektedir. Kadınların, regl döngülerinin ve cinsel sağlıklarının takibi amacıyla kullandıkları mobil uygulamalarından biri olan "Pepapp" özelinde, kadın bedeninin dijitalleşme sürecinde karşılaşılan olgular incelenmiştir. Çalışma için "Pepapp" uygulamasını kullanan 10 kadınla yarı yapılandırılmış görüşmeler gerçekleştirilmiştir. Yapılan nitel araştırmanın yanında uygulamanın kullanımını ve deneyimlerini aktarmak için oto-etnografik bir yöntem benimsenmiştir. Pepapp'in kullanım haritası ve bireysel kullanıcı deneyimleri aktarılmıştır. Araştırmacı olarak benim de dahil olduğum kullanıcı kümesinin cinsel sağlık verilerini uygulama öncesinde analog olarak da takip etmiş olması, mobil uygulamalar öncesi ve sonrası arasındaki pratiklerin değişimini ortaya koymak için tercih edilmiştir. Araştırma sonucunda, dijital okur-yazarlığı yüksek ve eğitimli kadınların Türkiye toplumundaki kabul görmüş heteronormatif regl bakışından azade olmadıkları sonucuna ulaşılmıştır. Kadının özel alana hapsedilmiş olması ve ahlaki toplumsal kodlardan bağımsız düşünülmemesi, dijital teknolojilerde cinsiyet eşitsizliğini derinleştirmiştir. Siberfeminizm, ataerkil dijital teknoloji ekosistemi içinde kadınlar için kapsayıcı bir bakış önermektedir. Ataerkil güç ilişkilerinin kamusal alandan özel alana hapsettiği kadın bedenleri aracılığıyla çevrimiçi ve çevrimdışı varlıklarını bilinçli olarak yürütmeleri esas amaç olmalıdır. Bu konuda bedene dair kontrol mekanizmalarının öz-takip yoluyla bireylere geçtiği illüzyonunu yaratan iktidar, gücünü pekiştirmiştir.

Ceren Biltekin
Hacettepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Askerlik hikayelerinde erkeklik anlatısı

Zorunlu askerlik görevini temel alan askerlik hikayeleri Türkiye'de geleneksel bir hikâye anlatım biçimini almış toplumsal bir olgudur. Zorunlu askerliğin yalnızca erkek vatandaşları kapsaması ve erkek egemen bir ortamda gerçekleştirilmesi, görev sonrasında anlatılan bu hikayelerde erkekliğin izlerinin görülmesini mümkün kılar. Bu araştırma söz konusu bireysel askerlik hikayelerinde erkekliğin nasıl bir anlatı olarak inşa edildiğini ortaya koymayı amaçlar. Araştırma zorunlu askerlik görevini tamamlamış ve Ankara'da yaşayan bireylere odaklanır. Araştırmanın problemi askerlik hikayelerinde erkekliğin nasıl inşa edildiği üzerinedir. Bu konu ile ilgili literatür tarandığında zorunlu askerlik ve erkeklik temasını içeren çalışmalar görülebilir. Fakat bu çalışmanın konuyu hikayeler bazında ele alan bir çalışma olması çalışmayı özgün kılmaktadır. Araştırma problemi temel alınarak nitel bir araştırma yöntemi tercih edilmiştir, yarı-yapılandırılmış görüşmeler aracılığıyla katılımcıların askerlik hikayeleri toplanmış ve anlatı analizi tekniği ile elde edilen veri analiz edilmiştir. Bu araştırmanın Türkiye'deki zorunlu askerlik, erkeklik ve hikâye üzerine olan literatüre katkı sağlayacağı öngörülmektedir.

Öseday Abdulkadir Yazıcı
Hacettepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Instagram'da kendine yardım endüstrisi: The Holıstıc Psychologıst örneği

Yeni medya araçlarının hayatımıza girmesiyle birlikte bilgilerin ve söylemlerin dolaşıma girme biçimleri yeni formlar kazanmıştır. Neoliberal dönemde hakkında sürekli bilgi üretilen ve dolaşıma giren söylemlerin önemli bir parçasını da ''bireyin iyilik hali''ne dair tartışmalar oluşturmaktadır. Psikologlar, kişisel gelişimciler ve yoga eğitmenleri gibi pek çok özneden oluşan kendine yardım endüstrisi modernitenin başından beri ''sağlıklı birey'' üzerine çeşitli söylemler üretmektedir. Mental sağlık alanında ''bireyin iyilik'' hali üzerinde yıllardır üretilen söylemler artan sayıda psikolog ve kişisel gelişimcinin yeni medya araçlarını kullanmaya başlamasıyla birlikte yepyeni bir dolaşım hali kazanmıştır. Bu tezde kendine yardım endüstrisinin bugün Instagram mecrasını kullanarak ''sağlıklı birey'' üzerine ne gibi söylemler ürettiğini anlamak üzere Instagram'da milyonlarca takipçisi olan Dr. Nicole LePera'nın The Holistic Psychologist hesabına bakılacaktır. Böylece modern kapitalist toplumların gündeminde önemli bir yer işgal eden modern bireyin mental sağlığına dair bugüne kadar üretilmiş hâkim söylemlerin bugün mental sağlık açısından popüler bir mecra haline gelmiş olan Instagram üzerinden paylaşım yapan psikologların paylaşımlarında nasıl ele alındığına bakılacaktır.

Yeni medyaİnstagramİçerik analizi
Sümeyye Nur Kavuncu
Hacettepe University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Anaakım ABD ve Britanya medyasında Suriyeli kadın temsilleri: Kurban mı kahraman mı?

Oryantalizm, Batı'nın anlam olarak Doğu'yu inşa etmek ve ona hükmetmek için geliştirdiği bir düşünce ve temsil çerçevesidir. Edward Said'e göre kökleri sömürgeciliğe dayanan Oryantalizm, Doğu'yu geri kalmış, egzotik, tembel ve despot olarak tasvir ederken Batı'yı ileri, medeni, ahlak olarak üstün ve rasyonel olarak tanımlamaktadır. Bu ikili karşıtlık sadece Doğu'yu ötekileştirmekle kalmaz, aynı zamanda Batı'nın kendini üstün görmesini de pekiştirir. Modern bağlamlarda Neo-Oryantalizm, Müslümanları şeytanlaştırmaya, onları "öteki" olarak tasvir etmeye ve Doğulu/Arap kadınları ezilmiş ve Batı müdahalesine muhtaç olarak gösteren medya anlatıları aracılığıyla stereotipleri pekiştirmeye devam etmektedir. Bu çalışma, Suriye iç savaşı sırasında ABD ve Britanya anaakım medyasında Suriyeli kadınların temsilini oryantalizm kavramı üzerinden incelemekte ve kadınların temsillerinin Oryantalist söylemleri nasıl yansıttığı ve farklı bağlamlarda nasıl değiştiğini ortaya koymaya çalışmaktadır. Çalışma ABD'den New York Times ve Washington Post, Britanya'dan Guardian ve Times gazetelerinde genel olarak 2014, 2015 ve 2017 yılları ve Rakka, Rojova/Kobani, Halep, İdlib ve Humus şehirleri özelinde 2012-2019 yıllarında yayımlanan haber metinlerini analiz ederek medyanın Oryantalist söylemleri nasıl sürdürdüğünü, stereotipleri nasıl pekiştirdiğini ve kadınların sesini nasıl susturduğunu ortaya koymaktadır. İçerik analizi ve eleştirel söylem analizini birleştiren karma bir yöntem kullanılarak bu temsillerdeki baskın söylemleri ve örtük anlamlar ortaya çıkarılmaktadır. Çalışmada, Ruth Wodak'ın söylem-tarihsel yaklaşımı kullanılarak olayların arka planı ve bağlamı bir arada değerlendirilerek söylemlerin oluştuğu politik zemin de ortaya konulmaya çalışılmaktadır. Anahtar Sözcükler Oryantalizm, temsil, postkolonyal feminizm, eleştirel söylem analizi

Eleştirel söylem çözümlemesiPostkolonyal feminizm
Melek Güler
Hacettepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2024
00
DoctorateOpen AccessTR

Özel sektörde yönetici kadınlar: Öznellik, toplumsal cinsiyet ve deneyim

Türkiye'de özel sektörde yönetici olarak çalışan kadınların ait oldukları nesil, sınıf, statü ve eğitim düzeyine göre değişen, gündelik ve iş yaşamlarında karşılaştıkları iktidara karşı kendi iktidarlarının, diğer bireyler ile kurulan ilişkilerinin kadınlıklarını nasıl yeniden inşa ettiği tekil deneyimleri ve anlatıları üzerinden ele alınmıştır. Öznelliklerini inşa sürecinde aktif katılımları ile cam merdiveni tırmanan, cam tavanı aşan kadınların kariyer basamaklarında yaşadıkları, başarı tanımlamaları irdelenirken, iş yaşamlarının gündelik hayatta ev ve sosyal yaşamlarına nasıl yansıdığını anlayabilmek amaçlanmıştır. Bu bağlamda, yönetici kadınların iktidarı nasıl tanımladıkları ve onun dayattığı denetim ve zorluklarla başa çıkma strateji ve taktiklerini öğrenmek de çalışmanın amaçlarından olmuştur. Özel sektörde çalışan 21 yönetici kadının anlatı ve bireysel deneyimlerine odaklanan çalışma, feminist metodolojiye dayanan, anlatı analizi ile irdelenen nitel bir çalışma olarak tasarlanmıştır. Çalışan kadınlar, iş yaşamında karşılaştıkları zorluklar ve duygusal emek üzerine yapılan çalışmalardan farklı olarak, iktidar alanı olarak kabul edilen yöneticiliğin merkezinde olan kadınların başarı, iktidar algıları, diğer bireyler ile gündelik hayatlarındaki iletişim süreçleri, yaşam mücadelelerinde sınıfın etkisi ve bu anlatılar çerçevesinde statü, eğitim, kültür kıyaslamaları ile gündelik hayatta ev ve sosyal yaşamlarının diğer kadınlar ile nasıl ortaklıklar ve ayrışmaları dile getirdikleri de incelenmiştir.

Çağıl Tuğba Metin Balcı
Hacettepe University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2024
00
DoctorateOpen AccessTR

Bir garip cürmü meşhud: Erken Cumhuriyet döneminde polisiye/adliye haberleri

Haberin kapalı mı yoksa açık bir metin mi olduğu iletişim bilimleri açısından tartışmalı bir konu olagelmiştir. Haber olgusal bir metin olduğu ve mesleki retorik kurallara göre yazıldığı için biçimsel olarak kapalı bir metindir. Ne var ki bir kez toplumsal dolaşım alanına giren haber ile haberdar olan insanın ilişkisi ister istemez metni yeni ve farklı yorumlarla açılmaya zorlar. Bu tezde haberin bir metin olarak diğer metinlerle ilişkisi araştırılmıştır. Bu araştırma için haber bir anlatı olarak okunmuş ve diğer anlatılar içerisindeki konumu tespit edilmeye çalışılmıştır. 1931 Matbuat Kanununun yürürlüğe girdiği tarih aralığında, İstanbul'da yayınlanan gazetelerin polisiye/adliye haberleri hem kendi metinsel özellikleriyle hem de diğer metin türleriyle birlikte okunmuştur. Bir metnin ancak başka metinlerle birlikte varoluşu ile bir anlama sahip olabileceği varsayımından hareketle, polisiye/adliye haberlerinin 1930'ların İstanbul'unda insanların değişen bir hayatı anlamlandırmaları için onlara ihtiyaç duydukları kaynakları sağladığı varsayılmıştır. Polisiye/Adliye haberleri bu özellikleriyle resmi ideoloji ile gündelik hayat arasında bir diyaloğa ev sahipliği yapmış ve bu münakaşanın sonucunda yeni hayatın yeni koşullarına insanlar razı olmuş ya da olmamıştır. Rıza "üretiminin" razı olacak kimse olmayınca bir anlamı da olmadığından hareketle bu tezde gündelik hayat deneyimlerinin haberlerde bir anlatıya çevrilmesinin yeni bir anlama razı olmak üzerindeki etkisi anlaşılmaya çalışılmıştır.

Gökhan Arıkan
Hacettepe University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Holokost bellek mekanları üzerine tematik bir inceleme

Bu çalışma, Almanya'da bulunan Holokost bellek mekânları üzerine tematik bir incelemedir. Araştırmanın kavramsal çerçevesi toplumsal bellek, kültürel bellek ve bellek mekânları eksenlerinde kurulmuştur. Çalışma kapsamında on bir bellek mekânı incelenmek üzere örneklem olarak seçilmiştir. Müze, anıt ve karşı-anıt biçimlerinde inşa edilmiş, Holokost'un belleğini aracılayan bir anlatı sunan, bu yolla kültürel ve toplumsal belleği inşa eden ve dönüştüren mekânlardır. Bu nedenle araştırma yöntemi olarak sembolik biçimlerin incelenmesine imkân sağlayan derinlik yorumsama yöntemi tercih edilmiştir. Mekânlara panoramik olarak bakıldığında, işlevsel anlamda beş tema altında sınıflandırılabileceği bulgulanmıştır. Bu temalar kanonik, alternatif, geçmişle hesaplaşan, hayatta kalan ve gündelik hayata içkin olarak tanımlanmıştır. Kanonik teması altında; alanda en görünür olan, popüler kültüre eklemlenmiş, vitrinde olan, küresel turistik rotalar içerisinde sıkça ziyaret edilen, Holokost'tan söz edildiğinde ilk akla gelen mekânlar incelenmiştir. Bunlar: Berlin Yahudi Müzesi ve Katledilen Avrupalı Yahudiler Anıtı'dır. Alternatif teması altında; Holokost anlatısı içerisinde ikinci planda kalmış grupları temsil eden bellek mekânları incelenmiştir. Bunlar: Nasyonal Sosyalist Rejimi süresince Katledilen Sinti ve Roman Halkları Anıt Mekânı, Nazi Rejiminde Zulüm Gören Homoseksüeller Anıtı ve T4 – Nazi Ötenazi Programı Kurbanları için Bilgi Merkezi ve Anıtı'dır. Geçmişle hesaplaşan teması altında, geçmişle hesaplaşan, kurbanlara daimî bir tazminat sağlayan bir bellek mekânı olan Berlin'deki Terörün Topografyası Müzesi incelenmiştir. Hayatta kalan teması altında; sorumlularca yok edilmeye çalışılmış ancak başarısız olunmuş, yeniden işler hale gelmiş bellek mekânları incelenmiştir. Bunlar; Neuer Börneplatz Anıt Mekânı ve Yahudi Mezarlığı, Höchst Sanal Sinagogu'dur. Gündelik hayata içkin teması altında; peyzaj mimarisine çok iyi eklemlenen bellek mekânları incelenmiştir. Bunlar: Frankfurt Meleği, Cam Küp, Tökezleten Taşlar'dır. Sonuç olarak, söz konusu bellek mekânlarının toplumsal ve kültürel belleğin inşasındaki işlevsel yönleri ortaya çıkarılmıştır. Bu alanda yapılacak ileri araştırmalarda, bu çalışmada bulgulanan örüntüleri dikkate alarak söz konusu temalar çerçevesinde tercihler yapılması önerilmektedir.

Bellek mekanlarıToplumsal bellek
Ozan Doğuş Alpsar
Hacettepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Popüler kültür örneği olarak Socrates Dergi ve Türkiye'deki spor kültürü

Spor, 20. ve 21. Yüzyılda rekabete dayalı bir performans eyleminden sıyrılarak toplumsal alanda önemli konuma yerleşen bir kavram haline geldi. Son yüzyılda sporun kitleleri bir araya getirmesiyle ekonomik, kültürel, politik ve toplumsal birçok sorunu içermeye başladı. Kitlelerin toplumsallaşma sürecinde sporla olan ilişkisinin artması, sporun etki alanını genişletti. Bu anlamda, sporun toplumsal süreçlerle ve kitlelerle olan ilişkisi spor kültürü kavramını ortaya çıkardı. Bahsi geçen spor kültürü kavramı bu tezin konusunu oluşturmaktadır. Sporun kitleler arasında yayılması, medya aracılığıyla popülerleşmesi sporun popüler kültür örneği olarak gösterilmesine neden olmuştur. Bu bağlamda spor kültürü ve spor medyası popüler kültürün bir parçası olarak kabul edilmiş ve gündelik hayatta azımsanamayacak düzeyde kendisine yer edinmiştir Spor kültürünü ve spor medyasını popüler kültür bağlamında incelemekse bu alandaki toplumsal ilişkilerin, kültürel üretimlerin oluşturduğu sorunlar açısından önemli veriler ortaya çıkarmaktadır. Buradan hareketle, spor medyasının yarattığı spor kültürünün nasıl olduğunu, hangi bağlamlarda ele alındığını; değişimleri ve dönüşümleri popüler kültür üzerinden analiz etmek mümkündür. Bu tez çalışmasında, spor kültürü ve spor medyası açısından verimli bir alan olan Socrates Dergi incelenmiştir. Türkiye'deki spor medyası içinde alternatif medya örneği olarak kabul edilen Socrates Dergi'nin farklı bir spor kültürü üretme varsayımından hareketle; spor kültürüyle olan ilişkisi analiz edilmiş ve yarattığı spor kültürünün bileşenleri ortaya koyulmuştur. Çalışma, niteliksel araştırma metodolojisi benimseyen betimsel analiz yöntemine dayanmaktadır. Örneklem olarak Socrates Dergi'nin 2015-2023 yılları arasında yayınladığı basılı içeriklere bütüncül bir yaklaşım getirilerek seçilmiş metinler ve ülkedeki baskın spor kültürü arasındaki ilişki analiz edilmiştir. Çalışmada Socrates Dergi'nin baskın spor kültürü içerisinde alternatif bir yerde konumlandığı ve derginin alternatif bir spor kültürü üretebildiği sonucuna ulaşılmıştır. Anahtar Sözcükler Kültür, Popüler Kültür, Spor Kültürü, Spor Medyası, Socrates Dergi

DergilerKültürKültür dergisi+4
Nusret Tongarlak
Hacettepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2024
00
DoctorateOpen AccessTR

Müge Anlı ile Tatlı Sert örneğinde izleyici etkileşimi

Dijital teknolojilerin ve İnternet kullanımının yaygınlaşmasıyla birlikte, televizyonla ilişkilenim pratiklerinde de dikkate değer dönüşümler yaşanmaya başlamıştır. Televizyon gündelik yaşamımızda; erişimi yaygın, kullanımı kolay, görece ekonomik ve ikincil izlemeye olanak tanıyan yapısından dolayı oldukça fazla yönelinen bir medya aracı durumundadır. Bunların yanısıra, televizyon, gündelik yaşamın akışı içerisinde haber alma, eğlence, günü bölümlendirme, vakit geçirme gibi birçok işlev için kaynak sunmasından dolayı da sıkça tercih edilmektedir. Çalışmada izleyicilerin televizyon içerikleriyle ilişkilenme biçimlerinde bu dönüşümlerin etkilerinin izleri sürülmektedir. İletişim araçlarındaki ve izleyicilerin medya ile ilişkilenme biçimlerindeki dönüşümlerin toplumsal, ekonomik ve siyasal koşullardan ayrı olarak düşünülmesi mümkün değildir. Buradan yola çıkılarak, çalışmanın çerçevesi bir gerçeklik televizyonu içeriği olan reality-talk show türü olarak belirlenmiş ve bu türün en sık ilişkilendiği temsiller olan suç, suçlu ve adalet kavramlarına odaklanan bir araştırma yürütülmüştür. Çalışmada Müge Anlı ile Tatlı Sert programına ilişkin bir söylem analizi yürütülmüş ve izleyicilerin Müge Anlı ile Tatlı Sert programıyla çevrimiçi dolayımlı etkileşim örüntülerinin ortaya çıkarılabilmesi için X (Twitter) sitesinde bir netnografi çalışması gerçekleştirilmiştir. Sonuçlar ilgili literatür çerçevesinde tartışılmıştır.

Kadriye Beren Kandemir
Hacettepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2024
00
DoctorateOpen AccessTR

Karanlık şehirler, kent distopyaları ve ümitvar açılımlar: Abluka, "Üçüncü Çocuk", Körfez

Bu tezde, 2000'lerde Türkiye edebiyatında ve sinemasında üretilen kent distopyaları ve distopik kentler, Emin Alper'in Abluka (2015) adlı filmi, Mehmet Açar'ın "Üçüncü Çocuk" (2018) adlı öyküsü ve Emre Yeksan'ın Körfez (2017) adlı filmi üzerinden incelenmektedir. Bu eserlerin, son yıllarda Türkiye bağlamında belirleyici olan hızlı kentleşme, neo-liberal politikalar, kimlik çatışmaları ve otoriter eğilimler gibi sosyo-politik ve kültürel değişimlere karşılık olarak üretildiği savunulmaktadır. Bunun yanı sıra ütopya-distopya çalışmaları bağlamında dünya literatüründe öne çıkan kanonik eserlerin Türkiye'de yaratılan bu distopik kentlerle ilişkisi de ele alınmaktadır. Çalışmada, yazar ve yönetmenlerin kenti hem mücadele ve direnişin heterotopik bir mekânı hem de kaygı, korku, yabancılaşma ve egemenlik kaynağı olarak nasıl kullandıkları incelenmektedir. Tez, totalitarizm, mimari ve kent politikaları bağlamında dört temel tema üzerinde durur: kapitalist şehir ve kenarındaki yaşamlar, şehrin şiddet ve despotizmin bir sahnesi olarak tasarımı; modernist kent ütopyalarının distopya olarak temsili, alternatif senaryolar üzerinden gelecek kurguları. Çalışma, edebiyat ve sinemada yeterince çalışılmamış bir konu olan kent distopyalarını Türkiye'den örneklerle inceleyerek ütopya/distopya ve kent araştırmaları alanına katkıda bulunmayı amaçlamaktadır.

DistopyaEdebiyatKent mimarisi+7
Sinem Şahin Yeşil
Hacettepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

Büyük veri çağında toplumsal bilgi: Sosyal teorik ve metodolojik sorgulamalar

Büyük veri setleri ve veri bilimi üzerine kurulu veri işlem pratikleri, dijitalleşmeyle birlikte son yıllarda toplumun her alanında yaygınlaşarak benimsenmektedirler. Bu doğrultuda tezin keşfetmeye çalıştığı ana soru "büyük veri" kavramıyla gönderme yapılan dijital veri türleri ile onları analiz etmek için kullanılan bilgisayar tabanlı teknik ve yöntemlerin – hem sıradan toplumsal aktörler hem de araştırmacılar olarak- toplumsal dünyayı bilme biçimlerimiz için ne anlama geldiğidir. Tezin çıkış noktası sahip oldukları muazzam güce rağmen bu dijital bilgi aygıtlarının işleyişlerini, derinliklerini ve mantıklarını bilmediğimiz, bilmek için de gereken kuramsal ve yöntemsel araçlara sahip olmadığımızdır. Bu genel amaç çerçevesinde tez büyük verinin tanımlayıcı unsuru olduğu çağdaş dijital bilgi ekolojisini farklı veçheleriyle sosyal teorik, ampirik ve metodolojik olarak keşfetmeyi denemektedir. Tez büyük veriyle ilgili literatüre iki eksende katkılar sunmayı amaçlamaktadır. İlk olarak, bilgisayar tabanlı veri işlem altyapılarının, cihazların ve pratiklerin toplumsal dünyada yaygınlaşmasıyla dönüşen toplum, teknoloji ve bilgi ilişkilerini posthümanist teorik bir yaklaşımla kuramsallaştırmaya çalışmaktadır. İkinci olarak, dijital medyaya özgü verilerin ve yöntemlerin büyük veri tabanlı dijital platformları, epistemolojilerini ve kültürlerini incelemek için yeni bir alan açtığı iddiasından hareketle, dijital yöntemler metodolojisi temelli vaka çalışmalarıyla alana ampirik katkılar yapmayı amaçlamaktadır.

Büyük veriSayısal medyaSayısal yöntemler+6
Umut Yener Kara
Hacettepe University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

Annelik deneyimleri: Gerilimler, mücadeleler ve uzlaşmalar

Bu çalışmada kadınlığın inşasında annelik mefhumunun yerine dair bir bakış açısı oluşturmak için farklı kesimlerden 32 kadının kendi hayatlarına dair anlattıkları ele alınmıştır. Kadınların toplumsal/kültürel bağlamda inşa edilen "annelik" kavrayışı ile ilişkilenmeleri üzerinden gidilerek onların kendi anneliklerini nasıl değerlendikleri konu edilmiştir. Anneliğe dair yapılan duygusal yatırımlar ve bu kimliğe dair idealize edilen değerler; gündelik hayatın sıradan faaliyetleri, rutin olarak yapılan "annelik işleri" betimsel olarak değerlendirilmiştir. Annelik deneyiminin barındırdığı değerlerden, alışkanlıklardan, inançlardan, duygulardan ve önyargılardan yola çıkılarak toplumsal ve kültürel olanla temas etmek amaçlanmıştır. Kadın öznelliği üzerinde radikal değişimler oluşturan anne kimliği içine dâhil olan rol ve sorumluluklar giderek artmaktadır. İdealize edilen ve deneyimlenen annelik arasındaki fark açıldıkça anne olmak yıpratıcı ve baskılayıcı bir hâl almakta, bu durum yetersizlik, kaygı ve suçluluk duygularını tetiklemektedir.Ayrıca, kadınların kendi anneliklerini değerlendirmelerinde anneliğin toplumsal yönü ve makbul anne söylemi bir baskı unsuru olarak görülebilir. İktidarın biyopolitikası, neoliberal piyasa değerleri, bireyci ve rekabetçi toplumsal yapı, muhafazakâr eğilimler makbul anne söyleminin temel bileşenleri olmuştur.Anne kimliği kadın öznelliğinde nerede durur? Anne kimliğine yapışan şefkatlilik, cefakârlık, fedakârlık gibi sıfatların ürettiği duygular ve bu duyguların kültürel politik dinamikleri bu çalışmanın temel meselesidir. Ayrıca bu çalışmada annelik deneyiminden farklı perspektifler, etik-politik konumlanmalar üretilebilir mi ve ideal annelik ile hakikatte yaşanan arasında nasıl bir mesafe tarif edilebilir sorularına cevaplar aranmıştır.

Anne deneyimiAnnelerAnnelik+7
Ceylan Nur Akgün
Hacettepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

Tevafuktan tesadüfe, beş vakitli günden vazgeçmek: Mütedeyyin erkeklerin dini terk etme pratikleri ve sekülerleşme süreçleri

Bu çalışma, dindar ailelerde/çevrelerde yetişmiş ve yıllarca dini pratikleri yerine getirmiş fakat sonrasında farklı süreçlerden geçerek dini yaşayışı terk etmiş erkeklerin gündelik hayat pratiklerine ve sekülerleşme süreçlerine odaklanmaktadır. 25 erkek katılımcı ile derinlemesine görüşmeler içeren çalışma, Pierre Bourdieu'nün habitus kavramı ile Henri Lefebvre'nin ritimanaliz yöntemini bir arada düşünerek dini habitusun ritim ve rutinlerini ortaya koymayı amaçlar. Bilindiği gibi mütedeyyin bireyler için gündelik hayatta inanç önemli bir yer kaplamaktadır. İslamiyet'e göre bireyin hayatı belli zamanlara bölünmüştür. Bu taksim gündelik olarak namaz vakitlerine göre "sabah, öğle, ikindi, akşam ve yatsı" şeklinde beşe bölünerek yapılır. Haftanın belli günleri diğerlerinden daha kıymetli, senenin bazı zamanları diğerlerinden daha önemlidir. Dindar bir çevrede yetişen bireyler zamanın bu bölünmüş haline gerek ev içi gündelik inanç pratiklerinden gerekse sosyal hayatın kendisinden ötürü aşinadır. 2000'lerle birlikte Türkiye'de çeşitlilik kazanan sekülerleşme ve desekülerleşme tartışmalarına ritimanalistik bir yaklaşım getirme gayesinde olan bu çalışma, poliritmik sekülerleşme ve aritmik sekülerleşme gibi konsept denemesiyle dini yaşayışı terk etmiş eski dindar erkeklerin sekülerleşme süreçlerini dönüşen ritim ve rutinleri ile habitusları üzerinden tartışır. Gündelik hayatın sıradanlığına odaklanan çalışma, sıradan karşılaşmaların meydana getirdiği büyük dönüşümlerin sekülerleşme özelinde ne gibi pratikleri ortaya koyduğunu göstermeye çalışır.

Din sosyolojisiDindarlıkErkeklik+7
Furkan Dilben
Hacettepe University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Gündelik hayatta yerel ve mülteci kadınların annelik deneyimleri: Ankara-Sincan örneği

Gündelik hayat içinde yer alan olaylar, durumlar, insanlar ve nesnelere kısacası her şeye anlamlar yüklenir. Bu anlamlar toplumun tüm kesimleri tarafından kabul edilmez ya da benimsenmez. Kişinin çevresini anlamlandırmak için girdiği kategorilendirme süreci, bireylerin sosyal etkileşimi yapılandırmasını, bireyleri farklılaştırmasını ve biçimlendirmesini sağlar (Coşgun, 2004: 23-24). Bu süreçte oluşturulan "grup içindekiler"- "grup dışındakiler" ayrımı en çok gündelik hayatta "öteki" yani grup dışında tanımlananla karşılaşma anlarında ortaya çıkar. Bu tip karşılaşmalar göç süreçlerinde ve sonrasında oldukça belirgin bir şekilde gözlemlenmektedir. Göç zorunlu olsun ya da olmasın kişinin yaşadığı yeri, çevreyi, şehri, ülkeyi geride bırakması ve yeni bir yere yerleşme çabası kişiyi olumsuz etkileyen bir durumdur (Şakar, 2019: 30). Gündelik hayat pratiklerinin tamamıyla bozulması, rutinlerin, alışkanlıkların terk edilen yerle birlikte geride bırakılamaması, toplumsal, ekonomik, kültürel değişimler kişinin bir anda yeni geldiği yere adapte olamamasına ve uyum sorunları yaşamasına sebep olmaktadır. Göçle birlikte gelenlerin yerleşiklerle etkileşime geçtikleri gündelik hayat aktiviteleri, hem gelenler hem geldikleri yerde yaşayanlar için karşılıklı uyum süreçlerini beraberinde getirir. Mülteci kadınların toplumsal uyum sorunlarını ekonomik sıkıntılar, sosyal izolasyon ve dil problemi olarak üç ana başlıkta toplayan literatür kadınların bu sıkıntılarla başa çıkma, yeni bir hayat kurma motivasyonlarının altında annelik deneyimlerinin önemli bir rolü olduğunu göstermektedir. Bu motivasyonun temel sebebi ise anneliğin inşa ediliş ve anlamlandırılış şeklidir. Kadın deneyimlerinin önemli bir parçası olarak ele alınan annelik deneyimleri, annelik sürecini ve annelik yapmayı, yaygın toplumsal cinsiyet sistemleri tarafından organize edilen ve toplumsal bir bağlamda yer alan sosyal etkileşimler ve ilişkiler olarak görülmektedir. Annelik deneyimlerinin çeşitliliği tek tip bir annelikten bahsetmenin zorluğunu göstermektedir. Bu nedenle farklı kültürlerin karşılaştığı, etkileşime geçtiği (geçmek zorunda kaldığı) durumlarda aynı kültür içinde bile çeşitlilik gösteren annelik deneyiminin bu karşılaşma anlarında nasıl bir rol oynadığı önemlidir. Tüm bu farklı kadınlık, annelik ve göç deneyimleri çerçevesinde tezin konusunu mülteci ve yerel kadınların gündelik hayatlarında annelik deneyimlerinin neler olduğu oluşturmaktadır.

Ankara-SincanAnnelikGöçler+7
Nagehan Uğurlu Tıraş
Hacettepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2023
00
Master'sOpen AccessEN

Discussing homonormative power relations: Drag queens in Turkey

The aim of this study is to fill the gap of normativity discussions which is specifically based upon homonormativity, and its power relations in the context of Turkey. The study brings an understanding to culturally created norms – they are named homonormativity and a broader sense hegemonic heteronormativity in the frame of the study – with centre & periphery terms. The study adopts a qualitative research method. Homonormativity is concerned by three different approaches according to the flow of the study: i. Semi structured in-depth interviews are conducted with 5 drag queens in order to examine homonormativity from drag queens' point of view. The interviews are voice recorded by the consent of the interviewees. The data from the interviews are analysed by using queer linguistics (QL) approach. ii. Drag queen performances are observed by the researcher with participant observation technique thus the unmarked homonormativity can be discussed by the researcher in its ordinary and common form. This part of analysis consists of observation notes and descriptions of the researcher. iii. Last, the analysis of the study also includes YouTube videos of participants – if there is a channel of the interviewee – so that the scope of the study broadens to online settings. First two methods are the representations of the physical world around drag queens and homonormative settings. On the other hand, the third step focuses on the invisible power of YouTube as a new media tool, and representation of homonormative power relations in media. This research converges to different approaches to discuss homonormative power relations which aims at making a multi-component explanation. To conclude, this thesis has partly reached its aim to understand how homonormativity mirrored itself to the drag scene of Turkey.

Drag queenHomonormativityPerformance+2
Abdul Kadir Karakaş
Hacettepe University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

İletişim teknolojileri çağında ebeveynlik pratikleri: Erken çocukluk döneminde medya kullanımı

Bu tez çalışmasında 21. yüzyılın dijital göçmenlerinin, doğumlarıyla birlikte teknolojiyle tanışan dijital yerli evlatlarının, medya kullanımı yönetmekteki stratejileri ve pratikleri incelenmiştir. Çalışmada çocukluk, medya ve ebeveyn ilişkisi, ebeveyn aracılığı teorisi ışığında çok boyutlu olarak değerlendirilmiştir. Dijital okuryazarlığın, çocukların medyaya erişim, katılım ve medyadan korunma haklarının uygulanmasında ve dijital eşitsizliklerin yumuşatılmasındaki rolü de irdelenmiştir. İletişim teknolojileri çağında ebeveynlerin çocuklarının medya kullanımını yönetim pratiklerine odaklanan bu çalışmada sahada 40 ebeveyn ile yarı yapılandırılmış görüşmeler yapılarak, 0-6 yaş çocukların medya kullanımı ve ebeveynlerin aracılık stratejileri eleştirel nitel analize tabi tutulmuştur. Erken çocukluk döneminde medya ile eğitim, eğlence ve iletişim bağlamında "sınırlı" ve "sınırları aşmaya eğilimli" bir ilişki kurulduğu anlaşılmıştır. Ebeveynlerin medya aracılık pratikleri kendilerine, çocuklara ve ortama bağlı faktörlerin etkileriyle değişip dönüşürken, kısıtlayıcı aracılık ve birlikte kullanım yöntemlerini çoğunlukla, aktif aracılık ve izleme yöntemlerini ise daha az kullandığı anlaşılmıştır. Çalışmayla sahada ebeveynlerin medya aracılık kuralları, yöntemleri, bunları şekillendiren faktörler ve pratikler incelenerek, değişen ve dönüşen ebeveynlik pratikleri döngüsü ortaya koyulmuştur.

Ana-baba aracılığıDijital ebeveynlikEbeveyn-çocuk ilişkisi+4
Berrin Aşkın Bozkurt
Hacettepe University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Kadınların sağlıklı bedeni kavrayışı: İnstagram örneği

Bu çalışmanın amacı, sosyal medya platformlarından biri olan İnstagramda yapılan sağlıklı beden paylaşımlarına odaklanarak günümüz tüketim toplumunun ve onun beslediği sağlıklı yaşam endüstrisinin sağlıklı beden kavramında meydana getirdiği değişimleri ve kadınların sağlıklı beden olgusunu nasıl anlamlandırdıklarını ortaya koymaktır. Kadın bedeni, yıllardır nesneleştirilmiş ve üzerinde çalışılması gereken bir proje olarak görülmektedir. Bu sebeple günümüzde kabul gören sağlıklı kadın bedenin ne anlama geldiği ve nasıl kurulduğu toplumsal ve bireysel perspektiflerden yaklaşılarak incelenmiştir. Bu bağlamda kadınların kendi bedenleri üzerinden geliştirilen sağlıklı beden anlatısına dair anlamlarını ortaya koymak için İnstagramı aktif olarak kullanan 12 kadın katılımcı ile derinlemesine görüşmeler yapılmış ve bu kadınların İnstagramda takip ettikleri ve içeriğini sağlık, kozmetik ve spor oluşturan hesaplar incelenmiştir. Bu hesaplarda yapılan paylaşımlar çeşitli diyet egzersiz, bakım, kozmetik ürün ve güzellik önerilerinden ile ideal bedenlere dair görsellerden oluşmaktadır. Sonuç olarak İnstagram, kadınlara yoğun olarak sağlıklı yaşam endüstrisinin sağlığa olan olumlu etkilerini sunmaktadır. Fakat aynı zamanda İnstagram, sağlıklı yaşam endüstrinin ekonomik kaygılarını da beslemektedir. Bu kaygıların baskın olduğu sağlıklı bedene dair yapılan paylaşımların kadınları hem psikolojik hem de fiziksel olarak olumlu ve olumsuz yönde etkilediği ortaya çıkmıştır. İnstagramda sunulan sağlıklı beden paylaşımlarının kadın bedenini, dönemin moda estetik değerleri üzerinden inşa ettiği belirlenmiştir. Kadının sahip olması gereken beden ve bu bedene ait tüm fiziksel ayrıntılar (yüz hatları, dudaklarının kalınlığı, dişleri, göz biçimi, kaşları, kirpikleri,…) tüketim toplumunun sağlıklı yaşam endüstrisi tarafından belirlenmektedir. Bu endüstri içinde bedenin kendisi sürekli tüketen bir nesne olarak ayakta kalmalı ve tüketim toplumunun devam etmesine bir kaynak sağlamalıdır. Bu amaçla kurgulanan derinlemesine görüşme soruları sonucunda kadınların İnstagram'da sağlıklı beden bağlamında denk geldikleri ve inceledikleri görsellerle farklı şekillerde etkileşime girdiği belirlenmiştir. Sağlıklı yaşam endüstrisi ve tüketim toplumunun sürekliliğinin araçlarından biri olan İnstagram paylaşımlarının, farklı dönemlerde değişen 'ideal beden' kurgusunu, sağlıklı beden olarak sunduğu ve bu durumun kadın bedeni üzerindeki tartışmalı yaklaşımı pekiştirdiği görülmüştür.

BedenKadın bedeniKadınlar+6
Defne Gülcan
Hacettepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Turco-Screwball: 1970-1980 arası Türk romantik komedi filmlerinin analizi

Bu çalışma 1970-1980 yılları arasında çekilmiş olan Türk Romantik komedi filmlerinin 1930'ların Amerikan screwball sinema türünden kök aldığı ve bu sebeple "turco-screwball" terimiyle isimlendirilmesi gerektiğini savunmaktadır. Araştırma, 1970'lerin Türk sinemasındaki aşk ve mizah geleneğinin Amerikan screwball sineması ile buluşmasından doğan bu yeni alt-türün sentez özelliğine vurgu yapmaktadır. Böylelikle toplumun sinema sanatı ile olan bağı ve popüler beğeni algısının aynı zamanda tarihsel, sosyolojik ve iktisadi şartlarla ilişkili olabileceği öne sürülmektedir. Araştırma, nitel anlayış kapsamında tür analizi şeklinde kurgulanmıştır. Veriler, ilgili literatürün taranmasından ve dijital film arşivlerinin incelenmesi ile oluşturulmuş 19 eserlik bir seçkiden elde edilmiştir. Araştırma sonunda 1970'li yıllardaki Türk romantik komedi yapımlarının açık bir şekilde screwball etkisi taşımakla birlikte kendilerine özgü birtakım özelliklere de sahip oldukları için sentez bir alt türün filmleri olarak sınıflandırılmaları gerektiği anlaşılmıştır.

Amerikan sinemasıRomantik komediScrewball+4
Onurcan Boran
Hacettepe University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

Anglofon gelenek ve çizgi romanda karşı kültür ve L-Manyak ve Lombak dergilerinde (1996-2009) altkültürel politika olarak underground stil

Bu tez, Türkiye mizah basını içinde konumlandırılmış ancak dönemin toplumsal dönüşümleri ile yeterince ilişkilendirilememiş sıra dışı ancak popüler L-Manyak ve Lombak dergileri üzerine bir araştırmayı konu almaktadır. Bu dergiler, ilk bakışta politik bir görünüm sergilemezler, kapak veya içerikte siyasi gündeme dair bir şey bulunmaz. İçeriklerinde ise, herkes tarafından kabul edilemeyecek komik çizilmiş vulgar şiddet-müstehcenlik-argo gibi kışkırtıcı radikal-marjinal temalar barındırırlar. Ana-akım basım dağıtım kanallarını kullanan, on binlerce baskı yapan ve her gazete bayisinden erişilebilen bu yayınların, Türkiye gibi bir ülkede, bir uyarı ibaresi dahi kullanmadan yayınlanmış olması bu durumu daha da ilginç kılar. Genel olarak bakıldığında bu dergiler, içerdikleri siyasetçiden nefret, ebeveyn-öğretmen-derviş gibi didaktik otoritelere karşıtlık, toplum duyarlılıkları ile alay etme gibi boyutları ile beraber buradaki siyasetin başka türlü düşünülmesi gerektiği kanısını uyandırırlar. Bu yayınlar, bizzat varlıkları ile çoğunluk değerlerine, beşeri ilişkilere ve onun düzenine muhalefet ederler. Bu çalışmada, ekolünün popüler örnekleri olan ve son ana-akıma dönüşen bu yayınların yansıttığı apolitik tavrın ve sıra dışı stilin, aslında antipolitik ve underground olduğu iddia edilmiştir. Araştırma bu bağlamda, gençlik kültürleri ve çizgi romanlarda Anglofon karşı-kültür hareketleri ile okunabilen underground stile ait göstergeleri, bu dergilerde arayıp bunların varlığını toplumsal bağlamda değerlendirmeyi amaçlamıştır. Böylece 'stil ile isyan' (Hebdige), 'medyanın rıza üretme işlevi' (Hall) ve 'iktidarın normalleştirme stratejisi' (Foucault) gibi kuramsal yaklaşımlarla politik okuması yapılabilen bu göstergelerin, bir takım toplumsal dönüşümlerin semptomu olarak anlamlandırılabilmesi hedeflenmiştir.

Emre Adıgüzel
Hacettepe University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessEN

Algorithmic culture and data ethics

This thesis study examines how features of algorithms that run on social networks and on the Internet affect culture and society. Algorithm which was once mainly debated in Computer Sciences has now become a topic of everyday life discussions. Even though, algorithms did exist before, there are new discussions surrounding them about their societal and cultural impact, emerging from their technological capacities and their application on various areas of life. In this respect, the main interest of this research is to find out what makes algorithms a new concern, why they become a part of the debates in social sciences and how they become prominent in the flow and activities of daily life. In modern information societies, the works of culture are increasingly being handed to computational processes which is called as Algorithmic Culture (Striphas, 2015). It is thought that this change has created social, cultural and economic outcomes which are conceptualized as information diet, economy politics of algorithms and surveillance. In order to deal with cultural, social and economic problems emerging from attribution of culture's work to computational processes, this study suggests data ethics. In this regard, an ethics map is created including problems rising from data-driven algorithms and related data practices, features of algorithms and types of algorithms. The map has the purpose to conceptualize ethical problems and to discuss them with case studies empirically. The study suggests regulatory responses for the problems and aims to initiate an ethics discussion before the 'unethical' is stabilized.

AlgorithmsEthicsSocial networks+3
Derya Güçdemir
Hacettepe University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
DoctorateOpen AccessTR

Emek pazarı ve kimliklenme ilişkisi: İzmir Urla Sıra Mahallesi Romanları örneği

Bu çalışma, emek pazarıyla temasın, Roman kimliğine etkisini konu edinmektedir. Bu çalışmanın yöneldiği özgün soru, hipergetto bir yerleşke olan Sıra Mahallesi'nde yaşayan Romanların, kendi kültürel kimliklerinin penceresinden ve değer setlerinden hareketle emek piyasalarını nasıl gördükleridir. Çalışmada Romanların yaşam koşullarını, onların sesleri ve bakışı, taktikleri ve eylem pratikleri üzerinden görmek hedeflenmiştir ve yoksul, hipergetto bir mahalle olan Sıra mahallesinde (Urla-İzmir) yaklaşık iki yıl boyunca etnografik saha çalışması gerçekleştirilmiştir. Tez, Romanların mekan, eğitim ve çalışma deneyimlerine odaklanırken, yaşam alanlarına ilişkin detaylı, mikro bir perspektif sunmaktadır. Toplumsal alanlarda hakim pozisyonlarda bulunan ve emek pazarını hakimiyetinde bulunduran Gaco (Roman olmayanlar), dikte ettiği kültürel değer ve yaşam biçimleri ile Romanların yaşamlarını da büyük ölçüde belirlemektedir. Tezde, emek pazarı ile ilişkilenen Romanların, tahakküm-direniş ilişkisi üzerinden Gaco ile nasıl bir kültürlerarası bir müzakere sürdürdüğü ve güç asimetrisi içeren bu müzakerenin bir sonucu olarak Roman kimliklenmesinin nasıl gerçekleştiği incelenmiştir. Yoksulluğa dair kuramsal tartışmalar ve yoksulların norm-dışı davranışlarına odaklanan literatürün ışığında, etno-ırksal ve maduniyet ekseninde gerçekleşen Roman kimliklenmesindeki faillik sorgulanmış ve Romanların yaşam tercihlerinde kültürel değerlerin ve sınıfsal bağlamın nasıl yer bulduğu irdelenmiştir. Mevcut yoksulluk literatüründe genellikle yoksulluğun yapısal şartlarına odaklanılırken, yoksul bireylerin, topluma ve emek piyasalarına eklemlenmek arzusu taşıdığı varsayımından hareket edilmektedir. Yoksullara emek piyasasına eklemlenme arzusu atfetmek yerine, Romanlar örneğinde doğrudan onların gözünden piyasaya bakmak, normalleştirilmiş/meşrulaştırılmış kimlik-emek ilişkisini sorgulamak için verimli bir başlangıç noktası olmuştur. Bu çerçeveden yoksulluğun ve başarısızlığın yükünü maduna yükleyen egemen bakışı sorgulamak hedeflenmiştir.

KimliklendirmeKültürel kimlikRomans+5
Ozan Uştuk
Hacettepe University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Türkiyeli orta sınıf seküler gençlerde kültürel, politik, duygusal dönüşüm ve yurt dışına göç fikri

Bu çalışma temelde Türkiye'nin yakın geçmişinde deneyimlediği dönüşümün Türkiyeli orta sınıf seküler gençlerin yaşamlarında ne tür karşılıklar ürettiğini ve son yıllarda göç arzusunun neden yükseldiğini incelemektedir. Türkiye, Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) iktidarında tarihinin en büyük siyasal ve toplumsal dönüşümlerinden birini yaşarken yoğun bir muhafazakârlaşma, kutuplaşma ve otoriterleşme politikası güdülmekte, toplumsal, kültürel ve politik alan sil baştan düzenlenmektedir. Söz konusu toplumsal dönüşümler ve düzenlemeler ise orta sınıf, seküler, muhalif genç kitlede kültürel, politik ve duygusal karşılıklar üretmektedir. Bu karşılıklar çalışmada birkaç farklı temaya odaklanarak ele alınmaktadır. Bunlardan ilki, ülkedeki dönüşümler ve deneyimler neticesinde açığa çıkan duygulanımlar ve seküler cenahın toplumsal aidiyet duyumsamasındaki yitimdir. İkincisi, gençlerin Gezi direnişi, 15 Temmuz darbe girişimi, bombalı saldırılar veya seçimler gibi yüksek yoğunluklu momentlerdeki ya da gündelik ve toplumsal yaşamlarındaki deneyimlerine, fikirlerine, hislerine kulak verilmesi ve ne tür bir faillik biçimi geliştirdiklerinin paylaşılmasıdır. Bir diğer tema ise, AKP döneminde uygulamaya konan söylem ve politikalara seküler toplum tarafından karşılık olarak üretilen geleneksel, geleneksel olmayan ve pasif mücadele formlarının incelenmesidir. Ele alınan tüm bu temalar ve inceleme konuları, hem Türkiye'de iktidara muhalif seküler bir genç olarak yaşamanın muhteviyatını hem de gençler arasında göç arzusunun hangi dinamiklere ve saiklere bağlı olarak yükseldiğini açığa çıkarmaktadır. Çalışmanın, nihai olarak, son yıllarda ağır zihinsel, duygusal, psikolojik yükle yaşayan seküler kesime mensup gençlerin sesini duyurması ve hikâyelerini anlatması beklenmektedir.

Duygusal gelişmeDönüşümDönüşümsel değişim+7
Adil Özhan Yüksel
Hacettepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Master'sOpen AccessTR

AKP'nin neoliberal bağlamında kadın istihdam politikasının medyaya yansıması

Dünyada hızla yükselen neoliberal süreç ülkemizde 1980 'li yıllarla birlikte başlamış ve bununla beraber, bu dönemde ılımcı-islamcı kesimin postmodern dünya algısı ve küreselleşmeye duyduğu sempati de daha fazla anlam kazanmaya başlamıştır. Bu bağlamda Adalet ve Kalkınma Partisi zinde bir aktör olarak ortaya çıkmıştır. AKP liberallerin desteğini almış ve diğer yandan neoliberalizmi tüm gücüyle hayata geçirmeye çalışmıştır. Sağlıktan özelleştirmeye, yeni şirketlerin hızla el değiştirmesi ve sosyal güvenlik kazanımlarının tasfiye edilmesine dek uzanan bir sürecin ana aktörü olarak siyasette yer almıştır. Pek çok sosyal düzenlemenin yapıldığı bu dönemde AKP 'nin çıkarmış olduğu Kadın İsdihdam Paketi bu çalışmanın ana temasını oluşturmaktadır. Seçim sonuçları değerlendirildiğinde Türkiye'de yaklaşık %50'lik bir başarı grafiği yakalayan bir partinin oy verenlerinin neredeyse yarısının kadın olduğunu söylemek yanlış olmayacaktır. Bu bağlamda araştırmada, "AKP'nin Neoliberal Politikaları Bağlamında Kadın İstihdam Politikası ve Medyaya Yansımaları" başlığı doğrultusunda; AKP'nin neoliberal politikalarının analiz edilmesi çerçevesinde, kadın istihdam politikasına yönelik yasal düzenlemelerin ortaya konulması ve bu düzenlemelerin çalışan kadınlar tarafından nasıl değerlendirildiğinin bulunmasına yönelik bir çalışmadır.

Adalet ve Kalkınma PartisiKadın iş gücüKadın politikaları+7
Serpil Tuncer
İstanbul Arel University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2015
00
Master'sOpen AccessEN

Low-cost microstrip patch array antenna for X band satellite applications

In this thesis, the aim of the design a microstrip patch array antenna that operate between 7.25 GHz and 8.4 GHz frequencies for VSAT satellite communication so VSAT structure and array antenna structures which are used and designed in the literature are examined in detail. The bow tie antenna has been studied as the first design can produce broadband results. S11 parameter was expected to be at least -10 dB in the desired frequency range, but the result was observed as -7 dB. Therefore, this design was decided to be completely replaced. In order to obtain a better result in the desired frequency range S11 parameter, a new design has been obtained by applying the "proximity coupling" method which is used for this purpose in the literature. But this method is not allow us to reach the desired results. After these results, due to the complexity of bow tie antennas, it is decided to design a microstrip square patch antenna which is easier to design in the literature rather than this type of antenna. It was observed that the results were better than the previous designs in the S11 parameter values in the desired frequency range. In the antenna structures designed in the literature, the radiation patterns occur in the middle of the antenna. However, the main problem in this design is that the pattern of radiation is exposed in the upper right lobe and upper left lobes of the antenna. This design should be positioned vertical in the area used for realization and use. However, in order to increase the applicability of the design, horizontal positioning is of great importance so improvement of this design has been abandoned. In the final stage of the thesis study, microstrip square patch antenna which is the basic structure was designed with the addition of a proximity coupling system to operate in the desired frequency range. This latest design has a radiation pattern in the center of the antenna and operates in the desired frequency range in the X-band. The desired radiation pattern is reached at the desired frequencies so it has began study to increase the gain. In order to increase the gain, the array antenna design was replicated. Four, eight and sixteen patch array antenna designs were realized, respectively. The desired results were successfully reached by the simulation on CST software.

Muhittin Mert Kuzer
İstanbul Technical University · Bilişim Enstitüsü
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Toplumsal cinsiyet bağlamında yoksulluk ve kadın olgusunun ulusal yazılı basında temsili: Hürriyet, Yeni Şafak ve Cumhuriyet gazeteleri örneği

Neredeyse insanlık tarihinin her döneminde var olan yoksulluk, küreselleşmeyle birlikte gitgide derinleşirken aynı zamanda dünya çapında yaygınlaşan bir insanlık sorunu olmayı sürdürmektedir. Dolayısıyla insanları tüketim üzerinden tanımlayan neoliberal süreç, küreselleşmeyle birlikte yeryüzünde oluşabilecek bütün yoksullukları arttırmaktadır. Bu çerçevede, hayatı sürdürebilmek için gereken temel ihtiyaçlara ulaşılamayan bir mahrumiyet durumu olan yoksulluk, birtakım gereksinimlerin karşılanamaması anlamına da gelen geniş kapsamlı ve çok boyutlu bir kavramdır. Bu noktada yoksulluğu tam olarak açıklayabilmek için çeşitli kavramlar türetilmiştir. Bunlardan biri de yoksullar arasında kadınların oranının fazla olması ve yoksulluğu daha yoğun yaşamalarıyla ortaya çıkan 'yoksulluğun kadınlaşması' olgusudur. Yoksulluğun toplumsal cinsiyet boyutuyla ilgili olan kadın yoksulluğu, yoksulluğun kadınlar tarafından erkeklere göre daha şiddetli yaşandığını ve bu yüzden kadınların daha kırılgan olduğunu gösteren bir kavramdır. Bu tez çalışması da ulusal yazılı basında kadın ve yoksulluğun nasıl dile getirildiğini, nasıl algılandığını ve nasıl sunulduğunu farklı ideolojilere sahip gazeteler (Hürriyet, Yeni Şafak ve Cumhuriyet) üzerinden nitel veri analiziyle ortaya koymayı amaçlamaktadır.

Cumhuriyet gazetesiGazetelerHürriyet gazetesi+5
Ömer İpci
Uşak University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Türkiye'de kadın hakları ve medya: 8 Mart Dünya Kadınlar Günü'nün basında temsili

Bu tez çalışması, uluslararası bir anma günü olan 8 Mart Dünya Kadınlar Günü'nün Türkiye'de yayınlanan ulusal medya araçlarında nasıl sunulduğunu ortaya koymayı amaçlamaktadır. Bu amaçla tez çalışmasında farklı ideolojilere sahip 6 gazete ele alınmıştır. Betimsel analiz yöntemi çerçevesinde son 10 yıl verileri basılı medya ve internet medyasıyla incelenmiştir. Kadınların örgütlü bir şekilde sokaklarda olduğu 8 Mart Günü adına incelenen gazeteler; Hürriyet, Cumhuriyet, Yeni Akit, Yeniçağ, Türkiye ve BirGün gazeteleridir. Toplumsal hareketlerin 1960 yılında yaşadığı dönüşümle birlikte, toplumsal hareketler bir kimlik hareketine dönüşmüştür. Yeni toplumsal hareketler olarak adlandırılan bu eylemler tarihsel süreç içersinde kadınları da etkisi altına almıştır. Kadın hareketinin tarihçesine bakıldığında Fransız Devrimiyle birlikte örgütlenme bilincine ulaşan kadınların, aslında 13. yüzyıldan sonra eşitsiz durumlarını basılı araçlarla sorguladıkları görülmektedir. Kadınların toplumsal hareketlerden ayrılarak kadın hareketi içerisinde olmaları ise 18. yüzyılda görülmektedir. Dünyada kadın hareketinin simgeleşmiş bir günü olan 8 Mart Kadınlar Günü'nün nasıl ortaya çıktığı konusunda farklı görüşler ortaya çıkmıştır. Ancak genel olarak kadınların 1857 yılında bir fabrikada grev yapmalarının ardından çıkan yangında hayatını kaybeden kadın işçiler adına düzenlenen eylemler olduğu düşünülür. Birleşmiş Milletler tarafından uluslararası bir gün olarak tanımlanması 1975 yılında olsa da, 8 Mart'ın anma günü olması Clara Zetkin tarafından 1910 yılında İkinci Sosyalist Enternasyonal'e bağlı Uluslararası Sosyalist Kadın Konferansı'nda önerilmiştir. Kadın hareketinin Türkiye'deki durumuna bakıldığında ise Osmanlı döneminde başlayan yenileşme hareketiyle birlikte kadınların mevcut konumlarını sorguladıkları görülmektedir. Tanzimat Fermanı ile başlayan ve basılı araçlarla kendilerini ifade eden kadınlar Cumhuriyet rejiminin gelmesiyle daha görünür hale gelmişlerdir. Türk kadının 1935 yılında oy hakkını elde ettikten sonra 1960'lara dek kadın hareketlerinde bir duraksama görülse de, 1980 yılına gelindiğinde Türkiye'de kadın hareketlerinin ivme kazandığı görülmektedir. 8 Mart Günü'nün Türkiye'de ilk kutlanışı ise 1921 yılında Komünist Parti üyesi Süleyman Selim'in düzenlemiş olduğu kadınların genel toplantısıyla gerçekleşmiştir. Tüm dünyada bilinen bu anma gününün Türk basınında nasıl ele alındığı konusu, kadın eylemlerine bakış açısından önemlidir. Bu tezde incelenen 8 ve 9 Mart tarihinde çıkan haberlerin son 10 yılı incelendiğinde Kadınlar Günü'ne ilişkin farklı bakış açıları görülmektedir. İdeolojik olarak farklı bakış açılarına sahip bu gazetelerde kadınlar, toplumsal cinsiyet rolleri ile temsil edildiği, kadın eylemlerine ise bazı gazetelerde temsil hiç edilmezken, bazı gazetelerde ise kadın sorunlarına yönelik haber yazıldığı ve bazı gazetelerde siyasilerle birlikte anıldığı sonucuna ulaşılmıştır.

BasınGazetelerKadın hakları+5
Elif Ceyda Albayrak
Uşak University · Institute of Graduate Studies
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Nuri Bilge Ceylan sinemasında karakterlerin sinematografik sunumları

Nuri Bilge Ceylan, Türk Sineması'nda sinematografik anlatım yöntemi bakımından farklı bir yerde durur. Çünkü Ceylan'ın sinematografisi görsel-işitsel süreçleri kapsayan sentez bir estetik üsluba karşılık gelmektedir. Özellikle karakterlerin sunumu sırasında diğer göstergebilimsel imgeler ve kendine özgü sinematografi birbirini tamamlayarak anlamın oluşmasına olanak sağlar. Sinema filmlerinde karakterlerin sunumu esnasındaki sinematografik etki, senaryo ve dramatik yapı kadar önem taşır. Çünkü karakterlerin senaryo kuramı gereği kişilik duyguları, motivasyonları, doğrulukları, güç ve varlıkları ve tanınma biçimleri gibi konularda geçirdikleri değişim ve dönüşüm, filmlerde sinematografik olarak gösterilmektedir. Dolayısıyla sinematografi hem karakterlerin gelişimini gösteren hem de filmin anlam ağına direk olarak etki eden bir anlatım öğesi haline gelmektedir. David Bordwell ve Kristin Thompson, sinematografiyi "Çekimin Fotoğrafik Kapsamı", "Çekimin Çerçevesi" ve "Çekimin Süresi" olmak üzere üç temel kategori ile sınırlandırır. Bu çalışmada Bordwell ve Thompson'un sinematografik anlatı tasviri yöntem alınarak Nuri Bilge Ceylan sinemasındaki "Bir Zamanlar Anadolu'da" filminden "Savcı Nusret", "Kış Uykusu" filminden "Necla" ve "Ahlat Ağacı" filminden "Sinan" karakterinin sinematografik sunum biçimleri incelenmiştir. Böylece Nuri Bilge Ceylan sinemasının karakter sunumlarındaki sinematografik yöntemler bakımından farkı ortaya konmuştur.

Ceylan, Nuri BilgeKarakterSinema+2
Resul Sakınmaz
Uşak University · Institute of Graduate Studies
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Yeni iletişim ortamı olarak sosyal medya canlı yayın araçlarının kullanım alışkanlıkları ve motivasyonları

Bu çalışmada video tabanlı içeriklerden oluşan, Facebook, Periscope, Youtube ve Instagram uygulamalarının canlı yayın özellikleri ve sosyal medyada kullanıcıların canlı yayın kullanım anlayışları ortaya konulmuştur. Sosyal medyada canlı yayın anlayışı ele alınırken kullanım ve doyumlar kuramı temel alınmıştır. Bu kuram çerçevesinde sosyal medya canlı yayın araçlarının kullanım amaçları ve doyumları ortaya çıkarılmıştır. Çalışmada iletişim araştırmaları tarihi irdelenerek, kullanımlar ve doyumlar kuramı açıklanmakta, sosyal medya ve sosyal medya canlı yayın araçlarının özellikleri tanımlanmaktadır. Sosyal medya canlı yayın araçlarının kullanımı, hangi nedenlerden dolayı tercih edildiği, seçilen dört canlı yayın uygulaması üzerinden incelenmektedir. Sosyal medya canlı yayın uygulamalarının, Uşak Üniversitesi İletişim Fakültesi öğrencileri tarafından, hangi amaçlarla kullanıldığı ve öğrencilerin hangi doyumlarını karşıladığını ölçmek için 406 öğrenci ile anket çalışması uygulanmıştır. Bu çalışmanın temel amacı; sosyal medya canlı yayın araçlarını kullanan kişilerin, kullanım nedenleri ve bu kullanımdan elde ettikleri doyumları ortaya çıkarmaktır. Anahtar Kelimeler:Yeni Medya, Sosyal Medya, Canlı Yayın Uygulamaları, Kullanımlar ve Doyumlar Kuramı, İletişim Bilimleri

Canlı yayınlarKullanım değerlendirmeKullanımlar ve doyumlar+2
Yusuf Şahin
Uşak University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Hollywood sineması ve İslamofobi: 11 Eylül sonrası Hollywood sinemasında İslamofobinin yeniden üretimi

İslamofobi kavramı, her ne kadar dinî bir kavram gibi görünse de tarihsel ve ideolojik bir arkaplana sahip olan bir kavramdır. Batı'nın İslam'la olan ilk temasından itibaren bir kutuplaşma, ötekileştirme ve düşmanlığın ortaya çıktığı görülmektedir. İslam Dünyası'nın coğrafi, bilimsel ve kültürel ilerleyişinin Emevilerden Osmanlı İmparatorluğu'nun ilk toprak kaybı yaşadığı Karlofça Antlaşması'na kadar devam ettiği görülmektedir. Ancak daha sonrasında yaşanan Batı'daki Coğrafi Keşifler, Rönesans ve Reform hareketleri ile beraber Batı'nın birçok açıdan İslam Dünyası'nın önüne geçmeye başladığı görülmektedir. Bu durumun dünyanın daha çok Batı-Doğu ekseninde kutuplaşmasına sebep olduğu görülmektedir. Doğu, artık Batı için geri kalmış, Batı'nın müdahalesine ihtiyaç duyan egzotik bir masal diyarı gibidir. Bu görüş Oryantalizm olarak adlandırılmaktadır. Doğu'nun hala birçok açıdan geride olması Oryantalist görüşün devam etmesine olanak vermektedir. Oryantalizm, bazı Batılı bilim insanlarının ideolojik ve politik yanlılıkla Doğu'yu ötekileştirmesini, tektipleştirmesini ve Batı'ya muhtaç bir yer olarak göstermeye çalışmasını ifade etmektedir. Böylelikle Batı'nın Doğu'ya düzenlediği müdahaleler meşrulaştırılmaktadır. 20. Yüzyılın başlarında Oryantalizmin ABD tarafından devralındığı görülmektedir. Bu yıllar sinemanın ABD'de var olmaya başladığı yıllardır ve İslam ile Doğu, Oryantalist görüşe göre sinemaya aktarılmaktadır. Ancak 20. Yüzyıl'daki gelişmeler sadece bununla kalmamaktadır. Bu yüzyılın ilk yarısı iki dünya savaşına ikinci yarısı ise Soğuk Savaş'a, bu savaşın bitimine, 3. Dünya ülkelerinin ortaya çıkışına ve dünyadaki dengelerin yeniden kurulmasına sahne olmaktadır. Bu kırılma noktalarının Oryantalizmin İslamofobiye doğru evrilmesine olanak sağladığı görülmektedir. Arap-İsrail Savaşları, Petrol Krizi, Rehine Krizi, SSCB'nin yıkılması ve son olarak 11 Eylül saldırıları sonucunda İslam'ın Batı ve özellikle ABD tarafından aynı anda hem korkulan hem nefret edilen bir olgu olarak algılanmaya başlamasına sebep olduğu görülmektedir. İslam, artık ABD'nin yeni düşmanı ve yeni ötekisidir. Artık tehdit konumunda SSCB ve komünizm değil İslam vardır. Tarihsel gelişim süreci boyunca Amerikan hükümetlerinin en büyük işbirlikçisi olan ve politikadan ayrı düşünülmesi mümkün olmayan Hollywood Sineması ise bu algının yaratılmasında ve güçlendirilmesinde üstüne düşen görevi fazlasıyla yerine getirmektedir. Hollywood Sineması, her yıl üretilen yeni filmlerle ABD'nin ve Batı'nın güncel düşmanının İslam olduğunu hatırlatmakta, toplumsal düzlemde İslam karşıtlığını ve İslamofobiyi yaygınlaştırmakta ve pekiştirmektedir. Buna bağlı olarak bu çalışmada 11 Eylül sonrası Hollywood Sinemasında İslamofobinin yeniden üretildiği filmler konu alınmaktadır. Bununla birlikte bu yeniden üretme sürecinin içerik ve biçim açısından nasıl oluşturulduğuna odaklanılmaktadır.

11 Eylül 2001 olayıAmerikan sinemasıHollywood+3
Mahmut Yavuz Türkmen
Uşak University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Yeşim Ustaoğlu sinemasında yolculuk, benlik ve kimlik ilişkisi

Çocuklukla başlayan benlik gelişiminde ailenin katkısı önemli bir başlangıç noktası oluşturur. Birey anne ve babasından gördüğü davranışlarla, çocukluk döneminde grup içinde etkileşimler sağlayarak kendi benliğini oluşturma sürecinde ilk adımını atar. Psikoloji çalışmalarında benlik kavramının üzerinde önemle durulmasının sebebi, bireyin çocukluktan itibaren sağlıklı bir benliğe sahip olmasının, toplumun ve toplumsal süreçlerin gelişiminde referans oluşturmasıdır. Geleneksel ve modern toplumda benliğin toplumla ve bireylerle girdiği ilişki sonucunda birey kendi benliğini oluştur. Benliklerin, modern toplumda sağlıksız gelişimi ise bireylerin birbirine ve topluma yabancılaşmasına sebep olmaktadır. Benliğin sosyolojik bakış açısıyla ele aldığı kimlik kavramı, aynı şekilde toplumla ilişkiye giren benliğin, çevresine göre kendini şekillendirdiği kimlik yapısıdır. Bireyin bu anlamda kolektif, etnik, kültürel, cinsel, bireysel gibi pek çok kimliği bulunmaktadır. Kimlik oluşumu etkileşimli ve sürekli yapısından dolayı daima bir inşa halindedir ve bu süreçte kimlikler kendi benlikleriyle, oluşturdukları kimlikleri arasında yolculuk yaparlar. Sinemanın bir dil olarak anlam yaratmada kendi bakış açısını geliştirmesi, filmlerinde benliğin ve kimliğin yolculuğunu konu alan Yeşim Ustaoğlu Sineması'nda karşımıza çıkmaktadır. Ustaoğlu, filmlerinde ortak tema olarak benlik, kimlik ve yolculuk ilişkisini ele alır ve bu tema üzerinden bireylere kendi kimliklerini sorgulamalarını, kendi kimliklerini bulma adına yolculuğa çıkmalarını amaçlar. Bu bağlamda, çalışmanın kavramsal çerçevesini benlik, kimlik ve modernleşme süreciyle ortaya çıkan yabancılaşma kavramı oluşturur. Genelde Türk Sineması, özelde Yeşim Ustaoğlu Sineması'na odaklanan bu çalışma, içerik analizi yöntemiyle Ustaoğlu'nun Pandora'nın Kutusu, Araf ve Tereddüt filmlerini yolculuk, benlik ve kimlik ilişkisini üzerinden çözümleyip, Yeşim Ustaoğlu Sineması'na yeni bir bakış açısı sunmayı amaçlamaktadır. Anahtar Sözcükler: Benlik, Kimlik, Yolculuk, Yabancılaşma, Yeşim Ustaoğlu, Sinema

Benlik gelişimiBenlik kavramıKimlik+5
Melike Demirbaş
Uşak University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Sinemada seyir pratiklerinin ve ortamlarının dönüşümü : Adana ve İstanbul örneği

Bu çalışmada sinemada seyir pratiklerinin ve ortamlarının dönüşümü meydana koyulmuş, Adana ve İstanbul şehirlerindeki sinema ilgilileri incelenmiştir. Bu amaçla 20 kişiyle görüşülmüş, bu kişiler kartopu örneklem yöntemi başlığına uygun şekilde seçilmiştir. Çalışmanın ilk bölümünde yeni iletişim teknolojileri, yeni medya, sinemanın endüstriyel yapısı, film yapım aşamaları üzerinde durulmuş, ikinci bölümde ise seyir pratiklerinin ve ortamlarının zamansal dönüşümü, tiyatronun sinemayla ilgisi, dünya sinema tarihinin seyir pratiklerinin ve ortamlarının değişimi, Türk sinema tarihinin seyir pratiklerinin ve ortamlarının değişimi, Türkiye'de film seyir ortamlarının değişimi anlatılmıştır. Son bölümde ise İçerik Analizi ile derinlemesine görüşme metinleri çözümlenmiş ve sonuçlar ortaya konmuştur.

SeyircilerSinemaSinema sektörü+2
Akif Büyüktolu
Uşak University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Yerel yazılı basın özellikleri ve sorunları: Uşak ve ilçeleri üzerine bir çalışma

Yerel yazılı basınlar birçok ilde birbirinden farklılıklar gösterebilmektedir.Bu açıdan her yerel basının kendi içerisinde geçmişten bu güne inceleyerek değerlendirmek gerekmektedir.Gerçekleştirilen araştırmanın asıl amacı Uşak ili ve ilçelerinde ki yerel yazılı basının sorunlarını belirlenmesi ve yerel yazılı basında çalışan kişilerin görüşleri doğrultusunda uşak iline özel önerilerde bulunmaktır.

BasınSosyoekonomik sorunlarSosyokültürel sorunlar+3
Murat Çil
Uşak University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00