
70
Archived Theses
0
DOIs Assigned
0%
DOI Rate
Archived Theses
Kaos teorisini sanat ve seramik ile ilişkisi
Sanat eseri çok bilinmeyenli bir denklemin sonucunda var olur. Fikir, sanatçı, izleyici, teknik, malzeme gibi bir çok unsurun bir araya gelmesiyle oluşur. Üretilen sanat eserleri benzerlik gösterse bile, hiçbiri birbirinin aynısı değildir. Sanat üretmek doğrusal değil dinamik bir sistemdir, dinamik bir sistemde sonuç kesin ve şaşmaz olamamaktadır. Kaos Teorisi dünyada gerçekleşen her olayın, var olan maddelerin, organik oluşumların ve bunlar gibi tüm yapıların linear düzlemde değil, farklı parametrelere bağlı olarak oluştuğunu, bazılarının gözlemlendiğini fakat bazı durumların parametrelerini ölçecek kadar teknolojiye sahip olmadığımızı savunur. Kaos Teorisinin fen bilimleri, sosyal bilimler ve felsefedeki tanımlarına bakıldığında, güzel sanatlar ve plastik sanatlar alanlarıyla da uyuştuğu görülür. Hem sanatçının kişisel ifadesinin oluşumu, izleyicinin esere katkısı, hem de sanat eserinin bütünü kaos teorisinin farklı alanlardaki tanımlarıyla benzerlik gösterir. Bu tez metni; felsefe, fen bilimleri ve sosyal bilimler gibi alanlarda kullanılan kaos teorisinin, bir çok sanat disiplini ve seramik sanatında geçerli bir teori olduğunu sorgulamayı amaçlamaktadır. Çağdaş sanatta, sanat eserinin oluşumunda ne tür etkenlerin ve parametrelerin üretimin sonucunu değiştirdiği seramik eserler önceliklenerek ele alınmıştır.
Günümüz sanatında botanik kullanımı
Bu eser metin çalışmasında, bitki ve botaniğe genel bir bakış ile bilimsel olarak botaniğin tanımı, bitkinin yeryüzü ve insan hayatı için önemi, çeşitli kültürel ve dini inanışlar, ritüeller ile olan ilişkileri araştırılmış, bu ilişkilerin yanı sıra ilaç yapımı ve tıp alanında yapılan araştırmaların neticesinde bitkinin aynı zamanda sanatsal bir biçim olarak çeşitli elyazmaları ve kitaplarda ve sanat eserlerinde, bilimsel ya da sembolik ifadelerle görülmesiyle bitki formunun sanattaki yeri geçmişten günümüze belirli örnekler üzerinden incelenmiştir. Bilimsel illüstrasyonların yanı sıra, resim sanatında bitkinin yeri ve bitki temsilleri ağırlıklı olarak batı sanatı örnekleri ile gösterilmiştir. 19. ve 20. yüzyıla gelmeden daha genel sembolik ifadelerle kendine yer bulan bitkilerin, bu yüzyıllardan itibaren daha bireysel ya da toplumsal sembollere evirilmesi ve 20. yüzyıldan itibaren toplumsal, bilimsel ve kültürel gelişmeler doğrultusunda botaniğin sanat yapıtında kullanım şekilleri ve yansımaları irdelenmiş, günümüzdeki etkileri incelenmiş, bu konuya eğilmiş farklı sanatsal disiplinlerden çalışmaların çağdaş örnekleri incelenerek, günümüz sanatında çevre, ekosistem ve sürdürülebilirlik bağlamında bitkinin ve bitki formunun sanattaki yeri araştırılmıştır. Bir süredir sanatsal çalışmalarımın ana unsurlarını oluşturan bitkiler üzerinden, geçmişten günümüze tarihsel örneklerle bağ kurarak çalışmalarımın analizi yapılarak çalışma sonlandırılmıştır.
Resimde mizah ve W. Hogarth
Resim sanatının mizahla ilişkisi ilk çağ mağara resimlerine kadar dayanır. Öyle ki sanat tarihinde Hogarth'dan Daumier'e, Goya'ya kadar pek çok ressam mizahı resimlerinde kullanmıştır. 18.yy–19.yy arasında İngiliz resminin Önemli temsilcisi William Hogarth'ın karikatürleri ve resimlerindeki ironik öğeler resim mizah ilişkisini önemli ölçüde dile getirmektedir. Ardından Goya ve Daumier'in resimlerinde de aynı çarpıcı etkiyi görürüz. Mizah, resim sanatının anlatım gücünü ve çarpıcı etkisini güçlendiren önemli bir faktör; sanat ve eleştiri literatürü açısından göz önüne alınmaya değer bir husustur. Anahtar Kelimeler: Sanat, Resim, W. Hogarth, Mizah, Karikatür, Siyasal ve Toplumsal Eleştiri, Zihniyet
1980 sonrası batı resminde figür ve mekân
Bu eser metninde öncelikle mekân kavramı üzerine durulmuştur. Tarih öncesinden modernizme dek akımlar ve üsluplar bazında figür ve mekân kullanımına genel olarak değinilmiştir. Modernizm ile derinlik kazanmaya başlayan çalışmada 20. Yüzyılın ilk yarısı genel itibari ile ele alınmıştır. 1960'lı yıllarda modernizmden postmodernizme geçiş süreci incelenmiş, günümüz sanatçılarının önde gelen figüratif eserleri mercek altına alınmıştır. Zaman içinde geçişler yapılmış, özellikle 80'li yılları yaratan 60'larda soyut ve figüratif çatışmasının eridiği yeni figürasyon sergilerine, Londra Okulu'na ve 80'ler bazında Yeni Dışavurumculuğa ağırlık verilerek gerek bir akım içinde, gerek bireysel çalışan sanatçıların çağdaş eserleri incelenmiştir. Ayrıca 90'lı yıllarda Leipzig'de eğitim gören sanatçıların 2000'lerde ortaya çıkmasıyla gündeme gelen Leipzig Okulu ve son dönemlerde figüratif resimde görünür olan farklı ülkelerden sanatçıların uluslararası karma sergileri etrafında biçimlenen çalışmada, günümüz sanatçıları seçtikleri konular göz önüne alınarak belirli kategorilerde incelenmiştir. Bu bağlamda bir çok önemli sanat manifestosu, sanatçıların kendi söylemleri, inisiyatifler, okullar ve bunları takip eden sergiler, oluşumlar ve yayınlardan faydalanılmıştır. Anahtar Kelimeler: Figür, Mekân, Çağdaş Sanat, Postmodern, Resim
Kurgu ve sinemasal anlatım üzerindeki etkileri
Kurgu, sinemacının seyirciyle kurduğu iletişimin en önemli araçlarından birisidir. Sinemanın dili olarak da aktarabileceğimiz kurgu, yalnızca çekim sonrası süreci kapsayan teknik bir işlem değildir. Senaryo aşamasından itibaren planlanarak filmin son haline ulaştığı tüm süreci kapsamaktadır. Sinemacı, düşüncesini en etkili biçimde ancak, temelden iyi planlanmış bir kurgusal tasarımla aktarabilecektir. Bu bakımdan çalışmada oluşturulan teorik yapı, senaryo aşamasından başlatılıp, çekim sırasına ve çekim sonrasına kadar uzanan bir kurgusal süreci işlemektedir. Bu sürecin en önemli unsurlarından biri ise kuşkusuz ki seyircinin sinema eserini yönetmenin aktarmak istedikleri doğrultusunda anlamlandırma çabasıdır. Anahtar Kelimeler: Kurgu, Sinema, Senaryo, Çekim Sonrası
Günümüz heykel sanatında varoluşçu etkiler
Günümüz Heykel Sanatında Varoluşçu Etkiler başlıklı bu metin bir Sanatta Yeterlik eser metni olarak hazırlanmıştır. Varoluşçuluk, bir felsefi disiplin olarak İkinci Dünya Savaşı sonrasında, iki dünya savaşı geçirmiş, yıkıntılar içinde ve kendi yarattığı ideallerin yok olduğunu görmüş bir Avrupa'nın ortasında ortaya çıkmış ve köklerini bu coğrafyada salmıştır. Varoluşçuluğu tarihsel olarak ele alan birçok kaynakta akım köklerini, felsefe tarihini devrimsel bir şekilde değiştiren ve insanın dünyada kendini bilmesinin önemine ve nasıl yaşaması gerektiğine dair düşünceleriyle felsefenin yönünü doğadan insana doğru çeviren Sokrates'te bulmaktadır. Elbette Sokrates Varoluşçu bir filozof değildir, ancak düşünceleriyle bu akımın filozoflarını oldukça etkilemiştir. Sokrates gibi aslında Varoluşçu olmayıp bu akımla ilişki kurulan Kierkegaard, Nietzsche, Blaise Pascal gibi pek çok farklı filozof vardır ancak Varoluşçuluğun asıl yeşerdiği yer yukarıda da belirtildiği gibi İkinci Dünya Savaşı sonrası Avrupa'dır. Ele aldığı iç sıkıntısı, dünyaya fırlatılmışlık, ölüm karşısında insanın varoluşu, kaygı, absürt gibi kavramlar dönemin toplumsal ve siyasal yaşantısında somut karşılıklar bulduğu için de oldukça popüler bir felsefe akımı olmuş ve etkileri günümüze kadar ulaşmıştır. Etkilerinin bu kadar geniş bir alanda ve zamansal olarak da uzun sürmesinin başka bir sebebi de akımın filozoflarının, diğer felsefe akımları ve disiplinlerinin aksine felsefi düşünce ve kavramlarını daha çok edebi metinler üzerinden aktarmaları ve bu sayede de entelektüel çevrelerde olduğu kadar gündelik yaşantının içinde de ses getirmiş olmalarıdır. Varoluşçuluk bu popülerliği üzerinden oldukça eleştirilmiş, bunalım ve umutsuzluk felsefesi olmakla itham edilmiştir. Varoluşçuluğun etkileri, edebiyat ve tiyatronun sınırlarını aşarak; resim, heykel, sinema, şiir, fotoğraf gibi alanlara da yansımış, bu felsefeden etkilenen ve kendi yaşantısı ve yaratma biçimleriyle bu felsefe arasında ilişki kuran birçok sanatçı olmuştur. Bu metnin konusu olan varoluşçuluk ve heykel ilişkisi de bu yüzden önemlidir. Bu eser metninin eser kısmını oluşturan üretimler, bütün bu kavramlar tarihsel ve felsefi olarak açıklandıktan sonra, varoluşçuluk ve heykel ilişkisine referans olabilecek üretimleri olan günümüz sanatçılarının eserleri üzerinden örneklenerek açıklanmış ve metin bu şekilde tamamlanmıştır. Anahtar Kelimeler: Varoluş, Heykel, Kaygı, Zaman, İç Sıkıntısı
19. yüzyıldan itibaren Opera'da Şeytan Teması'nın müzik ve oyunculuk bağlamında incelenmesi
Şeytan deyince aklımıza her zaman gelen nedir? Sadece insanları yollarından sapmaları için kötülüğe yönelten bir karakter midir? Yoksa insanların Tanrı yolundan saptıklarında sığındıkları bir liman mıdır? Medeniyet tarihi boyunca yaşadığımız dünyadaki, coğrafyadaki kurallar ve toplumsal değerler, genel olarak uhrevi dinlerin bize dayattıklarıyla oluşmuş kurallardır. Bazen tamamen insani olan bir duyguyu bile bu baskılarla yaşayamayan insanlar, baskıladıkları duygularını günün birinde ortaya çıkarttıklarında, Şeytan'a uyma diye bir tepkiyle karşılaşabilir. Goethe'nin Faust'unu incelediğimizde; Faust yıllarını sadece bilime, sanata edebiyata adamış, ancak dünyevi zevkleri tatmaya fırsatı bile olmamıştır. Bu duygular olmadan yaşadığı yılları düşündükçe aslına yaşamının ne kadar kısa olduğunu fark eden Faust, Şeytan'ın ona sunduğu anlaşmayı hem bilgiye olan açlığı hem de genç olabilmek için, Şeytan tarafından manipüle edilen bir kukla olduğunun farkında olmadan kabul etmiştir. Ardından gelen tüm olay dizilimi aslında Şeytan'ın bir oyun kurucu gibi tüm hikâyeyi yönetmesiyle oluşmaktadır. Aynı şekilde Christopher Marlowe tarafından yazılan Doktor Faustus eserinde ise Faustus ile anlaşmayı kutsal kitaplarda geçen Lucifer tarafından görevlendirilen Mephistofele karakteri yapmaktadır. 19. Yüzyılda yazılan operalarda genel olarak Goethe Faust üzerine durulmuştur. Ancak L. Spohr Faust operasını Marlowe 'un Doktor Faustus adlı trajedisi üzerine bestelemiştir. Karakter olarak ele aldığımızda Goethe'nin direk Şeytan olarak aldığı Mephistofele, Marlowe'a göre aslında Şeytan'ın uşağı olan Mephistofeledir. Ancak iki eserde de Şeytan yoldan çıkarandır. Bu çalışma ileride Şeytan karakteri ve temasının bulunduğu operalarda bu karakterini oynayacak Opera şarkıcılarına yol göstermek amacı taşır. Anahtar Kelimeler: 19. Yüzyıl, Opera, Şeytan
Dramaturji ve dans bağlamında göç kavramının araştırılması
Bu tez ve eser çalışması, göç kavramını, dramaturji ve dans bağlamında tartışmayı, araştırmayı ve bu bağlamda eser üretimini hedeflemiştir. Göçebeliğin sebepleri, biçimleri ve sonuçlarından örneklendirmelerle, bedendeki etkileri incelenmiştir. Koreografi çalışması ve hareket tasarımı araştırmasında özellikle Ortadoğulu göçmenlerin, bölgesel yasalar gereği sadece araçsız geçişin engellendiği, Rusya-Norveç arasında bulunan, Storskog sınırından ruhsatsız araç olma özelliğine sahip bisikleti kullanarak geçmesi koşulu temel alınmıştır. Söz konusu göç hareketinden ilhamla tez ve eser çalışması yapılırken insanlığın kadim meselesi göç kavramının tanımlanması, göç ve sanat alanlarının kesişim kümesinde yer alan eserlerin taramasının yapılması ve incelenmesi öncelikli araştırma yöntemi olarak belirlenmiştir. Eser oluşturma sürecinde, danışmanlarım, Prof. Tuğçe Ulugün Tuna ile Dr. Öğr. Üyesi Ozan Ömer Akgül'ün kıymetli geri bildirimlerinden yararlanılmış ve bu geri bildirimler doğrultusunda eser şekillenmiştir. Kavramsal çerçeve dahilinde yapılan araştırmalar ve ulaşılan örnek eserlerin incelenmesi bu tezin ve eserin oluşumuna temel teşkil etmiştir. Kadim göç meselesinin bir noktasında, Storskog sınırında, gerçekleşen göç hareketinden esinlenerek düo bir eser üretimi gerçekleşmiştir.
Resim sanatında transparanlık ve algı ilişkisi
Bu eser metni, transparanlık algısına ve transparanlığın sanattaki yerine odaklanır. Transparanlık algısının ve fiziksel transparanlığın iki boyutlu ve üç boyutlu yüzeylerdeki etkilerini incelemek üzerine oluşturulmuştur. Transparanlığın etmenleri mekân, espas, boşluk bağlamında araştırılmış varlık tabakaları ve sanat eserlerinin katman yapıları tabakalar teorileri üzerinden ele alınmıştır. Bu araştırmada literal (gerçek/ fiziksel) ve fenomenal (görüngüsel/ kavramsal) transparanlığın özelliklerine yer verilmiştir. Metnin temel konusu olan transparanlık olgusu literal ve fenomenal olmasının yanı sıra sembolik olarak da incelenmiş, yapıtlar üzerinden nasıl ele alındığı elde edilen verilere göre irdelenmiştir.Transparanlığın yapısal bir özelliği olan içini gösterme ve geçirgenlik durumu kavramsal olarak incelenmiş Foucault, Baudrillard, Byung- Chul Han gibi felsefecilerin insan ile toplumsal yapı açısından bu konuyu nasıl ele aldıkları değerlendirilmiştir. Transparanlığın algılanmasında fiziksel ve algısal koşullar Metelli x-kavşakları, Talbot Yasaları, Wolfgang Metzger Mozaik Yöntemi, Ehrenstein Diyagramı gibi araştırmalar üzerinden kategorize edilerek örneklerle irdelenmiştir. Transparanlığın etkilerini anlayabilmek için sanat eserleri üzerinden çözümlemeler yapılmış, kavrama dair literatür taraması yapılarak literal ve fenomenal transparanlık metodolojik olarak incelenmiştir. Bu araştırmada farklı disiplinlerde transparanlık üzerine yapılmış gözlem, teori ve deneyler bir araya getirilmiştir. Transparanlığın sanat tarihinin çeşitli dönemlerinden seçilen eserler üzerinden yapılan analizi de bu çalışmayı önemli kılar. Yapılan araştırmalar paralelinde kişisel eser incelemeleri ve metinleri, sanat tarihinden örneklerle karşılaştırılarak irdelenmiş, eserler arasındaki benzerliklerin yanı sıra ortaya konulan yenilikler de vurgulanmıştır.
Türk ve İslam Eserleri Müzesindeki 16. ve 17.yüzyıla ait seçme eserlerdeki tığ kompozisyonları ve analizleri
Kur'an-ı Kerimlerin sanatsal değerini arttıran tezhip uygulamalarında önemli bir yere sahip olan tığlar; esere zenginlik ve ihtişam katan, zemin boyanarak veya boyanmadan kullanılmak suretiyle belirli sınırlar içerisinde eserin bütünlüğünü koruyarak bitişini gösteren bezeme unsurlarıdır. Tığların asıl görevi "desen ve zemin arasındaki boşluğu dengelemek" olup, tasarım aşamasında öncelikle tığlar çizilerek asıl motif çıkarılmakta, ardından boşlukları doldurmak amacı ile daha küçük tığlar eklenmektedir. Yapıldıkları yerlere göre tasarlanan tığların çeşitliliği de fazladır. Bu meyanda, zahriyeler ve serlevhalardaki tığlar birbirine paralel olarak uzanan oklar şeklindedir. Tuğralarda yer alan yuvarlak ve beyzi madalyonların etrafında kullanılan tığlar ise adeta bir noktadan etrafa yayılan güneş ışınlarına benzemektedir. Ayrıca sayfa kenarında bulunan güllerin uç kısımlarında da tığlar kullanılmaktadır. Bazen tek olarak kullanılırken bazen tığ aralarında selvili tığlar da görülür. Sure ve hizip güllerinde düz zemin üzerine çekilen tığlar olduğu gibi, tığ aralarını doldurmak amacı ile zerefşan, iğne perdahı ve negatif çiçekler de kullanılmıştır. Tığların devirlerine göre de değişen yüzlerce çeşidi vardır. Ama hemen hepsinde motif genişten dara geçerek incelerek son bulmaktadır. Tığ bezemelerinde çoğunlukla çizgi, nokta ve küçük kıvrımlardan yararlanılmıştır. Zamanla rumi geometrik şekiller, bulut ve çiçek motifleri, hayvan figürlerine benzeyen şekiller de görülmüştür.