
139
Archived Theses
0
DOIs Assigned
0%
DOI Rate
Discipline
Kurutulmuş beyaz dut posası, dut yaprağı ve dut ekstraktının in situ yıkımlanma ve in vitro fermentasyon parametreleri ile kuzularda verim performansı üzerine etkileri
Bu çalışmada kurutulmuş beyaz dut posası, dut yaprağı ve dut ekstraktının in situ yıkımlanma ve in vitro fermentasyon parametreleri ile kuzularda verim performansı üzerindeki etkilerinin incelenmesi amaçlanmıştır. Çalışmanın in vivo denemesinde 42 adet sütten kesilmiş, 3 aylık yaşta Merinos cinsi erkek ve dişi kuzu kullanılmıştır. Deneme; her biri 7 erkek ve 7 dişi kuzu içeren kontrol, DP150 (150 gram dut posalı) ve DP300 (300 gram dut posalı) olmak üzere 3 grup halinde yürütülmüştür. Kuzular, 14 günlük alıştırma ve 90 günlük besi dönemi beslemesine tabi tutulmuş, 15 günlük dönemlerde verim parametreleri incelenmiştir. Deneme başlangıcı, ortası ve sonunda kuzulardan kan örnekleri alınarak metabolik profil parametrelerine bakılmıştır. Çalışmanın in vitro denemesinde; %30, %35, %40, %45 ve %50 NDF içeren TMR örnekleri hazırlanmış, dut posası ve dut yaprağı %50 oranında, dut ekstraktı ise 0,325 ve 0,650 µl düzeyinde ilave edilerek gruplar oluşturulmuştur. In vitro rumen ortamında fermentasyon parametreleri ve besin madde sindirilebilirlikleri incelenmiştir. Çalışmanın in situ denemesinde ise, dut yaprağı ve dut posasının naylon kese tekniği kullanılarak yıkımlanma değerleri incelenmiştir. İn vivo denemede, ortalama canlı ağırlık artışı DP150 grubunda %60,9, DP300 grubunda %58,7, kontrol grubunda %46,7 olarak belirlenmiştir. Günlük ortalama canlı ağırlık artışları, DP150 grubunda 0,20 kg/gün, DP300 grubunda 0,18 kg/gün ve kontrol grubunda 0,16 kg/gün olarak bulunmuş, ancak gruplar arasındaki farklar istatistiksel olarak anlamlı bulunmamıştır (p>0,05). Kuru madde tüketiminde gruplar arasında anlamlı bir fark tespit edilmemiştir (p>0,05). Metabolik profil parametrelerinde değişimler gözlenmiş, ancak grup ve grup × zaman interaksiyonları açısından önemli farklılıklar saptanmamıştır (p>0,05). İn vitro denemede, dut posası ilaveli grupların gaz üretimi diğer gruplara göre daha yüksek bulunmuştur (p<0,001). İn situ denemede, ilk 24 saat içinde dut yaprağının %70,2, dut posasının ise %65,5 oranında yıkımlandığı belirlenmiştir. Sonuç olarak, dut posasının kuzuların günlük ve ortalama canlı ağırlık artışları, dut posası, dut yaprağı ve dut ekstraktının in vitro rumen fermentasyonu üzerine olumlu etkiler oluşturduğu söylenebilir. Dut posası ve dut yaprağının yonca ve mısır silajına benzer rumende yıkımlanma değerlerine sahip olması alternatif yem kaynağı potansiyellerinin bulunduğunu göstermektedir. Dut yan ürünlerinin birçok yönüyle incelendiği bu çalışmanın yapılacak olan araştırmalara yol göstereceği de düşünülmektedir.
Farklı nitrat ve iyot içeriğine sahip mısır silajları ile beslenen ineklerde süte iyot geçişinin araştırılması
Bu tez çalışmasının tarla denemesinde, düşük ve yüksek doz iyot ve nitrat uygulanarak bitkilerde iyot ve nitrat birikimi araştırılmıştır. Toplam 160 dekar alanda farklı düzeyde nitrat ve iyot uygulaması yapılan 4 farklı deneme tarlası oluşturulmuş ve silajlık mısır üretilmiştir. Silaj denemesinde yüksek ve düşük düzeyde nitrat ve iyot içeren mısır silajlarında fermentasyonun nitrat ve iyot düzeylerine etkisi incelenmiştir. Hayvan denemesinde ise yüksek ve düşük düzeyde nitrat ve iyot içeren mısır silajlarıyla beslenen Holstein ırkı süt sığırlarında süte nitrat ve iyot geçiş düzeyleri incelenmiştir. Mısır bitkisinde en yüksek nitrat düzeyi 7487 ppm ile sap kısmında en düşük nitrat düzeyi 1044 ppm ile genç yaprak kısmında ölçülmüştür (p<0,0001). En yüksek iyot düzeyi 2084 ppb ile yaşlı yaprak kısmında bulunurken en düşük iyot düzeyi 2,9 ppb ile tane kısmında olmuştur (p<0,0001). Toprağa nitrat uygulaması bitki nitrat düzeyini, iyot uygulaması bitki iyot düzeyini arttırmıştır. (p<0,0001). Bitkilere iyot uygulamasına ek olarak nitrat uygulandığında bitkilerin iyot konsantrasyonlarında önemli düşüşler ortaya çıkmıştır (p<0,0001. Bu azalmalar iyodun uygulanmadığı durumda daha belirgindir. Altmış günlük fermentasyon sonucunda mısır silajında nitrat düzeyi %68,60 (p<0,001), iyot düzeyi ise %22,30 (p<0,0015) azalmıştır. Fermentasyon sürecinde silajda iyot düzeyinin fazla olması nitrat düzeyini, nitrat düzeyinin fazla olması da iyot düzeyini etkilememiştir (p˃0,05). Hayvan denemelerinde, yüksek düzeyde nitratın süte nitrat geçişine etkisi olmamıştır (p˃0,05). Yüksek düzeyde iyot içeren mısır silajı ile beslemenin süt iyot düzeyine de bir etkisi olmamıştır (p˃0,05). Ayrıca yüksek düzeyde nitrat süte iyot geçişini (p˃0,05), yüksek miktarda iyot süte nitrat geçişini etkilememiştir (p˃0,05). Besleme denemesinin sonunda süt nitrat düzeyinde değişme olmadığı (p˃0,05) fakat süt iyot düzeyinin %50,90 azaldığı bulunmuştur (p<0,001). Besleme denemelerinin başarısız olmasının, rasyondaki diğer kaba yemlerde bulunan yüksek düzeyde nitrat ve iyot içeriklerine bağlı olarak farklı düzeyde iyot ve nitrat ihtiva eden mısır silajlarının etkisini gösterememesinden kaynaklandığı düşünülmektedir. Sonuç olarak nitrat ve iyot mısır bitkisinde farklı kısımlarda farklı miktarda birikmektedir. Toprağa uygulanan nitrat ve iyot düzeyi arttıkça bitkide depolanan nitrat ve iyot da artmaktadır. Nitrat topraktan bitkiye iyot geçişini engellemiş fakat iyot nitrat geçişini engellememiştir. Mısır silajlarında fermentasyon süreci nitrat ve iyot düzeylerini azaltmıştır. Nitrat ve iyotlu rasyonlarla beslenen süt ineklerinde sütte nitrat ve iyot düzeyleri değişmemiştir. Anahtar Sözcükler: İyot; Fermentasyon; Mısır silajı; Nitrat; Süt
Narenciye flavonoid ekstraktlarının rumen fermantasyon parametreleri üzerine etkileri
Bu tez çalışmasının amacı in vitro ortamda rumen içeriğine narenciye (citrus) ekstresi (%2,5; %5) ilavesinin pH, amonyak (NH3-N), uçucu yağ asitleri (UYA), in vitro gaz üretimi, fermentasyon kinetikleri ile in vitro kuru madde nötral deterjan lif sindirilebilirliği (IVNDFSKM), gerçek sindirilebilirliği (IVGSKM) ve organik madde sindirilebilirliği (IVOMSKM) üzerine etkisini belirlemektir. Araştırmada kaba yem ağırlıklı TMR (TMRkaba; 30g yonca, 30g mısır silajı, 15g mısır, 15g arpa, 15g buğday; Kaba/Kesif yem oranı 60/40) ile konsantre yem ağırlıklı TMR (TMRkon: 20g yonca, 20g mısır silajı, 20g mısır, 20g arpa, 20g buğday; Kaba/Kesif yem oranı 40/60) hazırlanarak in vitro ortamda substrat kaynağı olarak kullanıldı. Araştırmada gruplar; hiçbir katkı eklenmemiş kontrol grubu, ticari (Elito® Smart kimya; su ekstraktı) narenciye (citrus) flavonoid ekstraktının iki farklı dozunun (%2,5 ve %5) kullanıldığı deneme grupları ile iyonofor antibiyotiklerden monensin'in (Sigma Chemical Co.) 30 ppm düzeyinde eklendiği bir de pozitif kontrol grubu ile deneme düzeni oluşturuldu (2 TMR x 4 Grup). İn vitro rumen ortamının oluşturulmasında gerekli olan rumen sıvısı yaklaşık 650 kg canlı ağırlığında rumen kanüllü iki adet Holstein inekten temin edildi. Araştırmada in vitro ortamdan 6., 12. ve 24. saatlerde alınan rumen sıvısı örneklerinin pH değerleri TMR grupları arası istatistiki bir fark (p>0,05) belirlenmezken narenciye ekstraktı (özellikle de %5) eklenen grupların 24. saat pH (p<0,006) ve NH3-N (p<0,001) değerleri diğer gruplara göre daha düşük olduğu belirlendi. 6., 12. ve 24. saatlerde alınan rumen sıvısı örneklerinin NH3-N değerleri ile toplam in vitro gaz üretimlerinde TMR tipi ile ortama katılan ekstrakt ve monensin grupları arasında bir etkileşim görülmedi (p>0,05). TMR çeşidi fark etmeksizin ekstrakt eklenen gruplarda daha fazla TUYA (p<0,024) ve in vitro gaz üretimi (p<0,001) gözlenirken daha az metan üretimi (p<0,022) belirlendi. Farklı TMR çeşidi ve ekstrakt ve monensin eklenen CO2 üretimine etki etmediği belirlendi (p>0,05). Monensin ilave edilen gruplarda maksimum gaz üretim değerleri (VF, mL) en düşük hesaplandı (p<0,001). Mikrobiyal kütle üretimi (MBP24, mg/g) ekstrakt eklenen bütün gruplarda fazla bulunurken monensin ilave edilen gruplarda daha düşük hesaplandı (p<0,001). Kontrol grubuna göre %IVGSKM değerinde narenciye ekstraktı ve monensin eklenen gruplarda azalmalar belirlendi (p<0,001). Çalışmanın sonuçları değerlendirildiğinde narenciye (citrus) flavoniodlerinin iyonofor antibiyotiklerine bir alternatif olabileceği görülmektedir. İn vitro denemeden elde edilen bu sonuçların farklı ekstraksiyon yöntemleri ve değişen dozlar kullanılmak suretiyle in vivo çalışmalarla daha detaylı bir şekilde araştırılarak desteklenmesi gerektiği düşünülmektedir. Anahtar sözcükler: Rumen, narenciye (citrus) ekstraktı, flavonoid, in vitro, fermentasyon kinetiği
Mısır silajında Maillard reaksiyonu düzeyi ve etkilerinin farklı görüntüleme teknikleri ve analiz metotlarıyla belirlenmesi
Bu doktora çalışmasında mısır silajında fermantasyon sırasında oluşan Maillard reaksiyonunun bir ölçüsü olarak Browning İndeks düzeyi ve etkilerinin görüntüleme analizi, Penn State Partikül Büyüklüğü Testi, spektrofotometri, kromotografi, kimyasal analizler, in vitro gaz tekniği ve in vitro sindirilebilirlik gibi farklı analiz yöntemleriyle belirlenmesi amaçlanmıştır. Bu araştırmada, Konya ilindeki süt ineği işletmelerinden toplanan 20 adet mısır silajındaki Maillard reaksiyonları sonucu ortaya çıkan kahverengileşme (Browning Index, BI) CIE L*a*b* renk analizleri özel aparatlı görüntüleme cihazıyla belirlenmiştir. Silaj numunelerindeki besin madde düzeyleri, Otomatik Modüler İn Vitro Sistem ile fermentasyon kinetikleri ve in vitro sindirilme dereceleri tespit edilmiştir. Yaş, kurutulmuş ve öğütülmüş silajlardaki BI/renk parametreleri ile fermantasyon ve sindirilebilirlik parametreleri arasındaki ilişkiler araştırılmıştır. Kurutmanın renk parametrelerinde değişimlere yol açtığı belirlenmiştir. L ve a* renk parametreleri ile kızışmanın bir göstergesi olabileceği düşünülen BI yaş ve bütünlüğü bozulmamış silajlarda daha iyi tespit edilmiştir (p<0,05). BI değerleri ile silajların HP (r=-0.47, p < 0.01), NDICP (r=-0.53, p < 0.01) ve ADICP (r=-0.35, p < 0.01) arasında negatif bir ilişki olduğu, Maillard reaksiyonlarını belirten BI değerlerinin arttıkça proteinlerin hücre duvarı elemanları içerisinde kalarak sindirilme ihtimallerinin azaldığı belirlenmiştir. Renk parametrelerinden L* ile saatteki fermantasyon oranı (SFO) (r=-0.23, p < 0.01), asimptotik gaz üretim miktarı (VF) (r=-0.26, p < 0.01) ve en yüksek yıkımlanma oranına ulaşma süresi (EY Kd) (r=-0.25, p < 0.01) arasında negatif ilişkiler tespit edilmiştir. Renk parametrelerinden a* ile fermantasyon kinetiği parametreleri arasında değişik önemlilik düzeyde ters ilişkiler olduğu anlaşılmaktadır. Kızışma derecesini gösteren BI ile genel kinetik parametreler arasında da negatif ilişkilerin olduğu, kızışmanın fermantasyonu olumsuz etkilediği belirlenmiştir. Ortalama %67.01 olan in vitro kuru madde sindirilebilirliğinin a* ile ters ilişkili olduğu (r=-0.23, p < 0.01) görülmüştür. Bu araştırmada mısır silajının kızışması sonucu ortaya çıkan renk değişimlerinin belirlenmesinin silajın kalite kriterleri, fermentasyon özellikleri ve sindirilebilirlikleri hakkında saha şartlarında ve pratikte hızlı ve kolay bilgi verebileceği sonucuna ulaşılmıştır. Anahtar kelimeler: Maillard reaksiyonu, mısır silajı, sığır
Ceviz kabuğu atığının mısır silajında katkı maddesi olarak kullanımı
Bu çalışma, mısır hasılına farklı oranlarda ceviz yeşil kabuğu ilavesinin (%0, %0.5, %1, %2 ve %4) fermantasyon özellikleri, silaj kalitesi ve aerobik stabilite üzerindeki etkilerini ortaya çıkarmak amacıyla yapıldı. Çalışmada her gruptan 4 tekrar olacak şekilde 20 adet silaj örneği 1,5 litrelik cam kavanozlara konularak sıkıştırıldı. Silajlar 60 gün süreyle mayalanmaya bırakıldı. Ayrıca silajlar açıldıktan hemen sonra beş gün boyunca aerobik stabilite testine tabi tutuldu. Katkılı silaj gruplarının pH'ları 3.77-3.79 arasında, NH3-N değerleri %6.76-%9.21 arasında belirlendi. Silajlar Flieg puanlama sistemine göre yüksek kaliteli olarak değerlendirildi. Mısır hasılına ceviz yeşil kabuğu ilavesi toplam maya küf yoğunluğunu azalttı (P=0.000). Sonuç olarak mısır hasılına ceviz yeşil kabuğu ilavesinin silaj fermantasyonunu olumlu yönde etkilediği, toplam maya küf oluşumunu azalttığı belirlendi. Araştırma sonucunda mısır silajı yapılırken %0.5-%4.0 arasında ceviz yeşil kabuğu kullanılmasının silaj kalite özelliklerini artırabileceği tespit edildi. Ayrıca çalışmanın in vivo çalışmalarla desteklenmesi gerektiği sonucuna varıldı.
Ayçiçek yağı içeren rasyonlarla beslenen yumurta tavuklarında farklı selenyum kaynağı ilavesinin performans, yumurta selenyum konsantrasyonu, yağ asidi kompozisyonu ve lipid oksidasyon parametreleri üzerine etkileri
Bu çalışma, yumurta tavuğu rasyonlarına ayçiçek yağı, inorganik veya organik selenyum ilavelerinin; performans ve yumurta kalite kriterleri, yumurta yağ asitleri profili, yumurta selenyum konsantrasyonu ve lipid oksidasyon parametrelerine etkilerinin belirlenmesi amacıyla yapılmıştır. Denemede 42 haftalık yaşta 252 adet Lohmann LSL-Classic beyaz yumurtacı tavuk kullanılmıştır. Tavuklar, her bir muamele grubunda 7 tekerrür ve her tekerrürde 6 hayvan olacak şekilde 6 gruba (6x7x6) tesadüfi olarak dağıtılmıştır. 12 haftalık deneme buyunca kullanılan rasyonlar, izonitrojenik ve izokalorik olarak, ayçiçek yağlı ve yağsız olmak üzere iki farklı şekilde hazırlanmıştır. Hem yağsız hem de yağlı rasyona organik ve inorganik selenyum (Se) katkıları, total rasyonda selenyum miktarı 0.3 mg/kg olacak şekilde ilave edilmiştir. Yumurta ağırlığı, şekil indeksi, kabuk oranı, kabuk kalınlığı, renk skalası, ak indeksi ve sarı indeksi gibi yumurta kalite kriterlerine, muamelelerin etkileri ve interaksiyonları önemli olarak belirlenmiştir (p˂0.05). Selenyum ilave edilen gruplardaki yumurta selenyum konsantrasyonu, selenyum ilave edilmeyen gruplardan daha yüksek bulunmuştur (p<0.05). Organik selenyum ilave edilen gruplarda yumurta selenyum konsantrasyonu, inorganik selenyum ilave edilen gruplardan daha yüksek olarak tespit edilmiştir (p<0.05). Yumurta sarısı yağ asidi kompozisyonuna yağ ilavesinin etkisi önemli bulunmuştur (p˂0.01). Yağlı rasyonla beslenen gruplarda, özellikle yumurta sarısı çoklu doymamış yağ asitleri, yağsız rasyonla beslenen gruplara kıyasla daha yüksek değerlerde tespit edilmiştir (p<0.05). Yağlı rasyonla beslenen gruplarda yumurta malondialdehit (MDA) konsantrasyonu (TBARS, thiobarbituric acid reactive substances), yağsız rasyonla beslenen gruplara kıyasla daha yüksek tespit edilmiş (p<0.05) ve selenyum ilavesinin yağlı rasyonla beslenen gruplarda yumurta TBARS değerini düşürdüğü belirlenmiştir (p<0.05). Muamelelerin kan parametreleri (Catalase (CAT), Superoxide dismutase (SOD), Glutathione peroxidase (GSH-Px) ve MDA) üzerine etkileri ve interaksiyonları da önemli bulunmuştur (p˂0.01). Sonuç olarak; ayçiçek yağının yumurta tavuğu rasyonlarına katılmasının genel olarak performans ve yumurta kalite kriterlerini etkilemediği, ancak yumurtadaki n-6 yağ asitlerinden linoleik asit miktarını ve yumurta ağırlığını artırdığı gözlenmiştir. Yağlı ve yağsız rasyonlara her iki selenyum ilavesinin, özellikle de organik selenyum ilavesinin, yumurta Se konsantrasyonunu artırarak, yumurta raf ömrünün uzaması üzerinde pozitif etkileri olduğu belirlenmiştir.
Süt ineklerinin beslenmesinde yaş şeker pancarı posası, lenox ve ryegrass silajlarının, mısır silajı ile karşılaştırmalı olarak kalitelerinin belirlenmesi
Bu çalışma, süt ineklerinin beslenmesinde kullanılan yaş şeker pancarı posası, lenox ve ryegrass silajlarının, mısır silajı ile karşılaştırmalı olarak, kalitelerinin belirlenmesi amacıyla yapılmıştır. Mısır hasılı hamur olum döneminde, lenox çiçeklenmenin tamamlandığı dönemde, ryegrass ise, başaklanma başlangıcında hasat edilmiştir. Mısır silajına hiçbir katkı maddesi ilave edilmemiş; kolay parçalanabilir şeker düzeyi düşük olan yaş şeker pancarı posası, ryegrass ve lenox silajlarına ise %5 düzeyinde melas katımıştır. Şeker pancarı posası silajına ayrıca, kuru madde düzeyini %20'ye çıkaracak olacak şekilde %5 oranında korunga kuru otu da ilave edilmiştir. Bütün silajlar, 150 L hacmindeki varillere sıkıştırılarak hazırlanmıştır. Çalışmada kullanılan bütün silajlar Flieg puanlama sistemine göre "pekiyi" silaj sınıfında yer almıştır. Yedirme denemesinde ortalama 3 yaşlı, laktasyonun 3. ayında ve süt verimi birbirine yakın 4 adet Holştayn ırkı süt ineği kullanılmıştır. Çalışmada 4x4 latin kare deneme düzeni uygulanmış ve denemenin her dönemi 14 günlük alıştırma ve 7 günlük örnek toplama dönemi olmak üzere 21 günden oluşturulmuştur. Hayvanların dönemlere göre tüketecekleri yem miktarı, verim düzeylerine göre NRC'nin standartları esas alınarak hesaplanmıştır. Denemede, süt verimi, silaj gruplarında benzer bulunurken, süt yağı düzeyi mısır silajı tüketen grupta, diğer gruplardan yüksek bulunmuştur. Hayvanların rumen sıvısı ve kan serumu değerleri, referans değerler aralığında yer almıştır. Sindirim denemesinde, 4 baş erkek Norduz toklu kullanılmıştır. Deneme 4x4 latin kare deneme düzenine göre yürütülmüştür. Denemenin her dönemi 14 günlük alıştırma ve 7 günlük örnek toplama dönemi olmak üzere toplam 21 günden oluşmuştur. Hayvanların tüketeceği yem miktarı, hayvanların canlı ağırlığının %2'si kadar KM içerecek şekilde belirlenmiştir. Ham besin maddelerinin sindirilme derecesi ryegrass silajında, diğer silajlardan düşük bulunmuş ve bu etki silajın NEL düzeyine de yansımıştır. Sonuç olarak, bu çalışmada yaş şeker pancarı posası, lenox ve ryegrass silajlarına %5 melas katmak şartıyla, bu silajların süt ineklerinin beslenmesinde mısır silajı ile yarışabilir özelliklere sahip oldukları, ancak ryegrass silajının sindirilebilirlik ve enerji içeriğinin diğer silajlardan daha düşük olduğu belirlenmiştir.
Farklı düzeylerde kekik yaprağı ilavesinin yonca kuru otunun in vitro sindirim parametrelerine etkisi
Bu projede, farklı düzeylerde kekik yaprağı ilave edilen yonca kuru otunun in vitro KM, OM sindirilebilirliği, ME düzeyleri ile rumen parametrelerine etkisinin belirlenmesi öngörülmüştür. Bu amaçla yonca kuru otuna sırası ile %2, 4 ve 6 düzeyinde kekik yaprağı ilave edilerek daisy inkübatörde 48 saat inkübasyona bırakılacaktır. İnkübasyonun başında ve sonunda rumen parametrelerinin belirlenmesi amacı ile rumen sıvı örnekleri alınacaktır. Bu örnekleme periyodunda da in vitro sindirim parametreleri belirlenecektir. Dünya'da ve ülkemizde giderek etkilerini artırmakta olan sera gazı salınımının iştirakçısı olan çiftlik hayvanlarının tüketmiş oldukları besin maddelerinin rumende fermantasyonu sonucu doğal olarak metan gazı oluşmakta ve böylelikle hem ekolojik riskler hem de önemli oranda enerji kaybı söz konusu olmaktadır. Hayvansal ürünlere olan talebin karşılanması ve artan hayvansal üretim faaliyeti açısından ruminantlarda besin maddelerinin sindirim parametrelerinin, söz konusu hayvan lehine aromatik bitkiler ile değiştirilmesine yönelik araştırma alanı oldukça günceldir. Dolayısıyla bu yüksek lisans tezinden elde edilebilecek sonuçların, hayvan besleme alanına katkı sağlayabileceği düşünülmektedir. Hayvan beslemede büyüme uyarıcıları olarak kullanılan antibiyotiklerin çiftlik hayvanlarında kalıntı bırakması ve dirençli bakterilerin gelişimini artırması nedeniyle alternatif doğal maddelerden yararlanma öncelik kazanmıştır. Bu maddeler içerisinde yer alan kekik yapraklarının bünyesinde bulunan etken maddelerin antimikrobiyal ve antioksidan etkileri sayesinde rumen fermantasyonu ve besin maddelerinin sindiriminde önemli rol oynadığı ileri sürülmektedir. Dolayısıyla yöreye özgü doğal olarak yetişen kekik bitkisinin ruminantlarda sindirim ve rumen parametrelerine etkisinin tespiti de bitkinin bünyesindeki aktif bileşiklerin etkinliğinin bilinmesi bakımından önemlidir.
Suda çözünebilir karbonhidrat kaynağı olarak elmanın yaş şeker pancarı posası silaj kalitesi üzerine etkisi
Bu çalışmada, buğday kepeği ile kuru madde oranı %25'e çıkarılan yaş şeker pancarı posasına %5 ve %10 oranında elma ilavesi ile hazırlanan yaş şeker pancarı posası silajının kalite parametreleri incelendi. Bu amaçla, yaş şeker pancarı posasının kuru maddesi %25 olacak şekilde buğday kepeği ilavesi yapıldıktan sonra, ağırlık esasına göre, farklı seviyelerde (%5 ve %10) elma (altın çekirdek) ilavesi yapılarak laboratuar siloları hazırlandı. Her gruptan 10 tekerrür hazırlanan cam kavanozlar 60 gün sonra açıldı. Silaj örneklerinde fiziksel ve kimyasal analizler yapıldı. Koku, dış görünüş ve renk bakımından yapılan puanlama sonucunda yaş şeker pancarı posası silajları "Pekiyi" olarak puanlandı. Elma katkısı ile silaj kuru maddesinin (KM) önemli derecede azaldığı (P<0.001) belirlendi. Silajlarda ham protein (HP) ve nötral deterjan lif (NDF) miktarlarının elma katkılı silajlarda kontrol grubuna kıyasla önemli derecede azaldığı (P<0.001); ham kül (HK), organik madde (OM) ve asit deterjan lif (ADF) miktarının ise elma katkısından istatistiksel olarak etkilenmediği belirlendi. Silajlara ait pH değerlerinin 3.89-4.04 aralığında olduğu; elma katkısı ile yaş şeker pancarı posası silajı pH'sının önemli derecede düştüğü belirlenmiştir (P<0.001). Silajlarda laktik asit (LA) miktarının %5 elma ilavesi ile önemli derecede azaldığı, asetik asit (AA) miktarının önemli derecede arttığı ve silajlara ait propiyonik asit (PA) ile bütirik asit (BA) miktarlarının ise oldukça düşük olduğu belirlendi. Elma katkılı silajların toplam azot içerisindeki amonyağa bağlı azot (NH3N-TN) oranlarının kontrol grubu silajlarına kıyasla önemli derecede arttığı (P<0.01), elma katkılı silajlarda ise NH3N-TN oranının istatistiksel olarak değişmediği tespit edilmiştir. Yaş şeker pancarı posasına katılan her iki seviyedeki elmanın yaş şeker pancarı posası silajının kalitesini iyileştirdiği ve elmanın yaş şeker pancarı posasına suda çözünebilir karbonhidrat kaynağı olarak katılabileceği sonucuna varıldı. Anahtar Kelimeler: Şeker Pancarı Posası Silajı, Buğday Kepeği, Elma, Silaj Kalite Parametreleri
Kronik böbrek hastalığı olan kedilerde maydanoz suyu tüketiminin bazı böbrek parametreleri üzerine etkisinin belirlenmesi
Bu çalışmayla, kronik böbrek hastalığı (KBH) olan kedilere maydanoz suyunun (MS) değişik dozlarda uygulanmasının bazı böbrek parametreleri üzerine etkisinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Bu amaçla kronik böbrek hastalığını etkileyebilecek faktörlerden olduğu düşünülen total protein (TP), kan–üre azotu (BUN), kreatinin (CREA), lenfosit (LYM) ve beyaz kan hücreleri (WBC) değerleri incelenmiştir. Çalışmada IRIS 3 evre böbrek hastalığı bulunan her iki cinsiyetten ve yaşları 6 aylık ile 7 yaş arasında, canlı ağırlıkları ise yaklaşık 2.6 kg ile 4.27 kg arasında değişen 12 adet kedi (7 erkek, 5 dişi) kullanılmış ve hayvanlar her grupta 3 adet kedi olacak şekilde 4 gruba (kontrol ve grup 1, grup 2 ve grup 3) ayrılmıştır. Kontrol grubu dışındaki gruplardaki hayvanlara sırasıyla 2,5 cc, 5 cc ve 7,5 cc MS gavaj yoluyla verildi. Çalışma 60 gün sürdürülmüştür. Çalışma sonunda MS'nin TP, BUN ve CREA değerleri üzerine istatistiksel olarak anlamlı bir etkisi olmadığı, ancak zamana bağlı değişimlerin önemli olduğu belirlenmiştir (TP ve BUN'da p<0.001; CREA'da p<0.05)." LYM ve WBC değerleri bakımından hem gruplar arasında hem de zamana bağlı olarak önemlilik (p<0.001) tespit edilmiştir. Sonuç olarak çalışmada incelenen parametrelerin böbrek hastalıkları yanında diğer bazı sistemik ve metabolik hastalıklarda da önemli oldukları göz önüne alınacak olursa, maydanoz ve maydanoz ekstraktlarının böbrekler üzerine olan etkilerinin çok daha fazla sayıda, hem böbrek hastalığı olan hem de sağlıklı pet hayvan (özellikle kedi ve köpek) üzerinde, daha fazla parametre de eklenerek geniş kapsamlı klinik besleme çalışmalarıyla desteklenmesi gerektiği ve yapılan bu çalışmanın daha sonra yapılacak benzeri çalışmalara az da olsa katkı sağlayacağı düşünülmektedir.
Kedi ve köpeklerde beslenme ile ağız-diş sağlığı ilişkisi ve hayvan sahiplerinin bu ilişki hakkındaki farkındalığı
Bilinçsiz besleme, hayvanlarda birçok sağlık ve refah problemine yol açmaktadır. Bunlardan biri de ağız ve diş sağlığının bozulmasıdır. Bu konudaki bilgi yetersizliği hayvan dostlarımızın ağız ve diş sağlığını kötü yönde etkilemekte, hayvan sağlığı açısından olumsuzluklar oluşturmakta ve özellikle evde bakılan kedi-köpeklerin sosyal çevreleri ile kurdukları ilişkinin sürdürülebilirliği de olumsuz etkilenmektedir. Ülkemizde beslenmenin ağız ve diş sağlığı üzerindeki etkisi ve bunun hayvan sahipleri tarafından farkındalığı sınırlıdır. Mevcut araştırma, kedi ve köpek sahiplerinin hayvanlarının beslenmesi konusunda bilgi birikimlerini ölçmek ve bu bilgi birikimlerinin ağız ve diş sağlığı üzerindeki olası etkilerini belirlemek ve konu ile ilgili tüm paydaşların ortaya çıkacak sonuçlar bağlamında bilgiye ulaşma etkinliğine, veteriner hekim-hayvan sahibi bilgi paylaşımı ile doğru beslenme uygulamaları etkinliğine katkı sunabilme amaçlarını taşımaktadır. Sonuç olarak, beslenme-ağız diş sağlığı arasındaki güçlü ilişkinin hayvan sahiplerinin konu ile ilgili bilgi seviyesi yükseldikçe daha sorunsuz olduğu; hayvanlarının genel sağlık ve ağız-diş sağlığı profilinin daha iyi olduğu belirlenmiştir. Evcil hayvanlarımızın sağlık durumunu iyileştirmek ya da korumak için veteriner hekimlerin hayvan sahiplerine özellikle beslenme ve beslenme hastalıkları konularında daha sık ve etkin bilgi aktarımı yapmaları gerekliği teyit edilmiştir. Mama içerikleri ve tercihleri konusundaki bilgi eksikliğinin giderilmesi, diş plağı oluşumunun önlenmesi ve genel ağız-diş sağlığı açısından hayvan sahiplerinin farkındalığını artırmada önemli bir katkı sağlayacaktır. Veteriner hekim ile evcil hayvan sahibi ilişkisinde bilgi aktarımının detaylandırılması, hayvan sahiplerinin araştırma yapmaya teşvik edilmesi ve bilgi kaynaklarının çeşitlendirilmesi de önemlidir.
Türkiye'de üretilen kedi köpek mamalarının ağır metallerin varlığı yönünden incelenmesi
Bu çalışmanın amacı Türkiye'de üretilen balıklı-balıksız kedi ve köpek mamalarındaki iz elementler ile toksik elementlerin tespiti, yönetmeliklerde ve kılavuzlarda tavsiye edilen en yüksek limitlerle karşılaştırılmasıdır. Bununla birlikte mamalarının balıklı ve balıksız olma durumunun hayvanın ihtiyaç duyduğu mineraller ile toksik elementlerin varlığına etkisinin incelemesi de amaçlanmaktadır. Araştırmanın kapsamı Türkiye'de üretilmiş olan, 2023 Eylül ayında internet satış sitelerinde satışta olan, içeriği bakımından balıklı-balıksız olarak gruplandırılabilen ticari kuru kedi ve köpek mamalarından oluşmaktadır. Çalışmamız %95 güven aralığındadır. Bunun için popülasyonda beklenen frekans yüzdesi (p) %5±6 olarak hesaplanarak toplam 13 farklı markadan 28 balıklı, 34 balıksız toplam 62 mama incelenmiştir. Araştırmamızın zaman, mamaların menşei, tür ve fiyat açısından sınırlılıkları vardır. Balıklı ve balıksız mamalarda on dokuz adet elementin seviyeleri İndüktif eşleşmiş plazma-Optik Emisyon Spektroskopisi (ICP-OES) cihazı kullanılarak ölçülmüştür. Mamalar ayrıca standart-premium; kedi maması-köpek maması; kuzu-dana-tavuk-pirinç olarak da gruplandırılarak gruplar arasında istatistiksel karşılaştırılmalar yapılmıştır. İstatistiksel analizlerde SPSS versiyon 21 yazılımı kullanılmıştır. Kobalt (Co), cıva (Hg) ve arsenik (As) seviyeleri cihaz ölçüm limitlerinin altında kalmıştır. Premium mamalarda kurşun (Pb) tespit edilememiştir. Bu çalışmada tavsiye edilen maksimum limitlerin üzerinde çıkan elementler balıklı mamalarda krom (Cr), bakır (Cu), çinko (Zn), selenyum (Se); balıksız mamalarda ise mangan (Mn), demir (Fe), alüminyum (Al) ve Pb [ABD Gıda ve İlaç İdaresi (FDA) maksimum tolere edilebilir limit (MTL)'den düşük, ancak Avrupa Konseyi (EC) MTL'den yüksek] olarak tespit edilmiştir. Balıklı-balıksız mamalarda gruplar arasında Mn, Al ve nikel (Ni) için anlamlı farklılık bulunmaktadır (p<0,04). Standart- premium mamalarda gruplar arasında magnezyum (Mg), Mn ve stronsiyum (Sr) için anlamlı farklılık bulunmaktadır (p<0,02). Kedi-köpek mamalarında gruplar arasına Cu ve Sr için anlamlı farklılık bulunmaktadır (p≤0,04). Mamalarda Fe, Cu, Zn, Se gibi elementlerin ve Al ve Pb gibi toksik elementlerin seviyelerinin tavsiye edilen maksimum limitleri aşmış olmasının daha detaylı incelenmesi ve ileride yapılacak olan çalışmalarda daha hassas ölçüm aralığına sahip cihazların kullanılması önerilmektedir. Gelecekteki çalışmalarda kedi ve köpek için belirli yaş ve fizyolojik durum modellemeleri yapılarak maruz kalma değerlendirilmesinin ve hedef tehlike katsayısı ve toplam hedef tehlike katsayısı belirlenerek sağlık riski değerlendirmesi yapılması önerilmektedir.
Türkiye'de üretilen kedi diyetlerinde makro element tayini ve in vitro fosfor çözünebilirliği tespiti
Hayvan sahiplerinin kedileri için temin edebileceği çok farklı mama seçenekleri olmasına karşın bu mamaların ilgili kurum ve yönetmeliklerin tavsiye ettiği besin madde düzeylerini ne düzeyde karşıladığı hakkında büyük soru işaretleri bulunmaktadır. Evcil hayvanların sağlığı da mamanın içerdiği besin maddesi yeterliliklerine bağlıdır. Evlerde yaşayan kedilerde uzun yaşam beklentisi gün geçtikçe artarken 5 yaşından sonraki en yüksek ölüm nedeninin böbrek hastalıkları olduğu çeşitli çalışmalarla ortaya konmuştur. İnorganik fosfor katkıları ile böbrek hastalıkları arasındaki ilişkiler de son yıllarda akademinin ilgi odağını oluşturmaktadır. Bu nedenlerle bu tez çalışmasının amacı öncelikle ülkemizde üretilen kedi mamalarının ilgili kurum ve yönetmeliklerin tavsiye ettiği makromineralleri de içerecek şekilde besin maddelerini ne düzeyde karşıladıklarını tespit etmektir. Ayrıca bu mamaların in vitro fosfor çözünürlüklerini belirlemek, elde edilen tüm sonuçları böbrek hastalığı riski yönünden değerlendirmektir. Bu amaçla Türkiye'de üretimi yapılan çeşitli markalara ait premium/ekonomik yetişkin-yavru kuru mamalar, freeze-dried teknolojisi ile üretilen mamalar ile böbrek hastalığı özel mamaları petshoplar ve veteriner kliniklerinden toplanmıştır. Toplanan mamalar öncelikle Weende analizi ile besin maddeleri ve ICP MS ile makromineral analizleri yapılarak AAFCO ve FEDIAF yönergelerine uyum açısından değerlendirilmiş daha sonra in vitro fosfor çözünürlük analizlerine tabi tutulmuştur. Analizleri yapılmış olan 38 mamadan sadece 1 (%2,6) tanesi hem AAFCO hem de FEDIAF'ın minimum ham protein, ham yağ ve makromineral düzeylerini karşılayabilmiştir. Bu kurumların yönergelerine göre ülkemizde üretilen; 15 premium mamanın 10'u ham protein, 1'i fosfor, 13'ü potasyum, 15 ekonomik mamanın 14'ü ham protein, 1'i kalsiyum, 9'u potasyum düzeyleri bakımından düşük bulunmuştur. İn vitro fosfor çözünebilirlik oranları ise beklendiği gibi en düşük böbrek hastalıkları mamalarında bulunmuştur. Yapılan analiz sonucunda ülkemizde üretilen hem premium hem de ekonomik yavru ve yetişkin kedi mamalarının, nefrotoksik olduğu bilinen suda çözünür P kaynaklarını içermeleri açısından benzerlik gösterdiği tespit edilmiştir. Bu sonuç hammadde kalitesine göre yapılan mamalardaki isimlendirme politikasının yanıltıcı olabileceğini düşündürmektedir.
Farklı depolama süre ve koşullarının köpek mamalarının kalite ve güvenliği üzerine etkileri
Evcil hayvan beslenmesinde kullanılan kuru köpek mamalarının depolama süresi ve koşulları, ürünlerin hem besin değerini hem de mikrobiyal güvenliğini etkileyebilmektedir. Mama kalite ve güvenliğini sağlamak için standart bir yöntem bulunmamakla birlikte özellikle ev tipi depolamanın yanlış yönetimi bu riskleri arttırmaktadır. Bu tez çalışmasında, farklı depolama koşullarının köpek mamalarına olan etkileri incelenmiştir. Materyal olarak yerli ve yabancı üretim premium/ekonomik ve farklı kapatma mekanizmalarına göre sınıflandırılan ekstrüde kuru mamalar petshoplar ve veteriner kliniklerinden temin edilmiştir. Özellikle 10 kg ve üzeri ağırlıkta ambalajlar ile satışa sunulan 12 adet kuru mama seçilmiş olup ev tipi depolamanın simüle edilmesi amaçlanmıştır. Piyasaya sunulan orijinal ambalaja ek, ev tipi mama depolamada en çok kullanılan plastik ve metal kaplar ile seçilen mamaların oda koşullarında günlük kullanımı simüle edilerek 2 ay süre ile depolanmıştır. Denemenin başlangıç gününde çalışmaya dahil edilen örneklerin temel besin madde kompozisyonu, su aktivitesi, yağ asidi kompozisyonu, Salmonella spp. varlığı, küf ve maya sayımı, serbest yağ asitliği tayini ve peroksit sayısı analizleri yapılmıştır. 2 aylık depolama sonrasında ise Salmonella spp. varlığı, küf ve maya sayımı, serbest yağ asitliği tayini ve peroksit sayısı analizleri tekrarlanmıştır. Başlangıçta örneklerin hiçbirinde küf, maya ve Salmonella spp. ürememiş iken 2 aylık depolama sonucunda yine Salmonella spp. üremesi görülmemiş fakat her üç saklama koşulunda da küf üremesi gözlenmiştir. Başlangıç gününde tüm mamaların peroksit sayısı medyan değeri 0,68 mEq/kg iken 2 aylık depolama sonrası peroksit sayısı medyan değerleri mamanın kendi ambalajında 14,7 mEq/kg, plastik kapta 16,6 mEq/kg ve metal kapta 11 mEq/kg bulunmuştur (p<0,05). Serbest yağ asitliği medyan değerleri ise başlangıç gününde %4,95 iken 2 aylık depolama sonucunda mamanın kendi ambalajında %6,44, plastik kapta %6,6, metal kapta %6,42 bulunmuştur (p<0,05). Elde edilen bu sonuçlar depolama tercihlerinin kalite parametreleri üzerindeki değişen etkilerini göstermektedir.
Kedi ve köpek mamalarının saklama koşullarına bağlı olarak yağ yapısında meydana gelen oksidasyonun mama içeriği ve yağ kalitesine etkisi
Bu çalışma, 10 farklı kedi ve köpek mamasının ev koşullarında, ambalajları açık olarak 42 gün boyunca saklanması durumunda meydana gelen oksidasyon süreçlerini değerlendirmek amacıyla gerçekleştirilmiştir. Çalışmada, sentetik antioksidan içeren yerli ve yabancı menşeli mamalarda haftalık olarak Peroksit Değeri, Ransimat İndüksiyon Süresi, mama nem oranı, ortam sıcaklığı ve nem değerleri izlenmiş, çalışmanın başında ve sonunda yağ asitleri analizi yapılmış, oksidasyon göstergeleri arasındaki korelasyonlar %95 ve %99 güven aralıklarında değerlendirilmiştir. Mamalarda oksidasyonun henüz mama üretim sürecinde başladığı bilinmekle birlikte, bu araştırmada ev koşullarında ambalajı açık bırakılan mamalarda oksidasyonun nasıl ilerlediği ve bu sürecin bileşenlerle olan ilişkileri ortaya konmuştur. Özellikle yağ asidi kompozisyonunda meydana gelen değişimler ve yağ asidi fraksiyonlarının oksidasyon süreçlerine etkisi değerlendirilmiştir. Orta fiyat segmentindeki ürünlerin tercih edilmesi, sentetik antioksidanların ve farklı yağ kaynaklarının (hayvansal ve bitkisel) oksidatif süreçlere etkisinin gözlemlenmesini mümkün kılmıştır. Analiz sonuçları, kedi mamalarının ortalama Ransimat İndüksiyon Süresi açısından köpek mamalarına kıyasla daha yüksek değerlere sahip olduğunu göstermiştir. Bu durum, çalışmada seçilen kedi mamalarının oksidatif stabilite açısından daha dayanıklı olabileceğini düşündürmektedir. Ortam koşullarının Ransimat İndüksiyon Sürelerini etkilediği, özellikle köpek mamalarında bu etkinin daha belirgin olduğu gözlenmiştir. Peroksit Değeri ile Ransimat İndüksiyon Sürelerinin yağ asit kompozisyonu ile birlikte değerlendirilmesi, oksidasyon süreçlerinin karşılaştırılmasında kapsamlı bir değerlendirme imkanı sağlamıştır. Peroksit Değerinin doymuş yağ asit oranlarıyla ilişkili olduğu görülmüş, ortam neminin bu değişimde istatistiksel açıdan sınırlı da olsa etkili bir rol oynadığı tespit edilmiştir. Çalışmanın temelinde hayvan sahiplerinin gözlenen davranışlarından yola çıkarak mamaların oksidasyon süreçlerinin 42 gün gibi bir sürede etkilendiği ve bunun sonucunda tüketilebilirliğin azalabileceği düşüncesi yer almaktadır. Bu amaçla, mamanın bulunduğu konum, kullanım sıklığı ve ambalajdan çıkarma şekli gibi öznel kullanım kriterleri simüle edilerek çalışma gerçekleştirilmiştir. Elde edilen bulgulara göre, mama formülasyonlarındaki toplam yağ miktarı ile yağ asidi profili arasındaki ilişkilerin oksidatif stabilite açısından belirleyici olduğu görülmüştür. Düşük Peroksit Değerine sahip mamaların daha istekli tüketildiği bilinmekte olup, yağ içeriği ve ortam koşullarının tüketilebilirlik üzerindeki etkisi, mama içerikleri ve yağ kaynakları belirlenirken göz önünde bulundurulması gerektiği vurgulanmıştır. Çalışma sonucunda Ransimat indüksiyon sürelerinin hızlandırılmış stabilite testleri açısından evcil hayvan mamaları için tercih edilebilir bir değerlendirme yöntemi olduğu düşünülmüştür. Mama etiketlerinde kullanılan antioksidanların belirtilmesi, üreticilerin yağ kaynaklarını oksidatif stabiliteyi göz önünde bulundurarak seçmesi ve ambalajlarda uygun saklama koşullarına dair bilgilere yer verilmesi, hem ürün kalitesi hem de hayvan sağlığı açısından önemli görülmüştür. Ayrıca üreticilerin mama ambalajlarında ve tanıtım materyallerinde mamaların ideal koşullarda saklanması ve korunması adına ek bilgiler sunmaları, satış noktalarını ve hayvan sahiplerini bilgilendirmeleri gerektiği önerilmektedir.
Kedi ve köpekler için hazırlanan ticari çiğ mamalar ile ödül mamalarının besin maddesi analizleri ve mikrobiyolojik yönden incelenmesi
Son yıllarda yapılan çalışmalarda çiğ mamaların yararlarını kanıtlayacak somut veriler elde edilemezken, çiğ mamaların yaratabileceği riskler hakkında endişeler mevcuttur. Çiğ mamaların neden olabileceği riskler arasında patojen mikroorganizmalar ve besin maddesi dengesizlikleri yer almaktadır. Çalışmamızda 25 kedi ve köpek çiğ mamasının mikrobiyolojik analizleri ile besin maddesi tayinleri yapılmıştır. Ayrıca, ödül maması kullanımlarının hayvan sağlığına olan etkilerini araştırmak amacıyla da 25 adet ödül mamasının şeker ve besin maddesi analizleri yapılmıştır. Çiğ mamaların %28'inde Salmonella spp., %72'sinde E.coli ve %4'ünde Listeria monocytogenes saptanmıştır. Çiğ mamaların besin maddesi analizleri sonucunda ise köpek mamalarının %70'inin AAFCO ve FEDIAF tarafından yavru köpek mamalarında bulunması önerilen fosforu karşılamadığı, kedi mamalarından %80'inin AAFCO,FEDIAF,NRC tarafından yavru kedi mamalarında bulunması önerilen fosforu karşılamadığı görülmüştür. Kalsiyum analizleri sonucunda kedi mamalarının %80'nin, köpek mamalarından %95'inin AAFCO,FEDIAF tarafından yavru ve yetişkin kedi ve köpek mamalarında bulunması önerilen kalsiyumu karşılamadığı bulunmuştur.Çiğ mamalarda yapılan yağ asidi analizleri sonucunda, mamaların %40'ının EPA içermediği saptanırken, mamalardan 1'inde ise linoleik asit saptanamamıştır. Ödül mamalarının protein düzeyleri %6-62 arasında, yağ düzeyleri %0.2-18 arasında, selüloz düzeylerinin ise %0.2-5 arasında olduğu tespit edilmiştir. Kedi ödül mamalarında ortalama %0,352, köpek ödül mamalarında ise %0,225 düzeyinde toplam şeker tespit edilmiştir.Çalışmamızda elde edilen bulgularla çiğ mamaların insan ve hayvan sağlığı için risk yaratabileceği, hem ödül mamaları hem çiğ mamaların etiket beyanlarının doğru olmayabileceği, besin maddesi dengesizlikleri tespit edilen çiğ mamaların kedi ve köpeklerde metabolik ve ortopedik rahatsızlıklara yol açabileceği sonucuna varılmıştır.
Kekik yağının kuzuların performansı üzerindeki etkilerinin ölçülmesi
Dünya genelinde ve ülkemizde hayvancılık faaliyetlerinin üzerinde durduğu en önemli konulardan biri hayvanların kesim ağırlığına gelme sürelerini kısaltmak ve süreci en ekonomik hale getirmektir. Devlet kurumları ve şirketler bu konuda yoğun çalışma gerçekleştirmektedir. Bununla birlikte küçükbaş yetiştiriciliğinde önemli kayıplara sebep olan yavru ölümlerinin engellenmesi ve damızlıklarda süt verimi ile döl verimini artırmayı hedefleyen çalışmalar da yapılmaktadır. Ancak kullanılan her bir ilacın yan etkisinin bulunması sebebiyle, hayvan sağlığı ve verim parametreleri dikkate alınarak doğada bulunan bitkilerin, esansiyel yağlarının sürece doğal bir çözüm üretmesi gündeme gelmiştir. Bu çalışmada, karvakrol oranı %81.715 olan kekik yağının kuzu performansı üzerindeki etkilerini incelenmek amaçlanmıştır. Çalışmada deneysel yöntem kullanılarak; Balıkesir'de bulunan özel bir koyunculuk işletmesinde yakın yaş ve canlı ağırlığa sahip anaç koyunlardan doğan ve rastgele seçilen 30 adet kuzu ile kontrol grubu ve deneme grubu oluşturulmuştur. 15 adetlik deneme grubuna bakım rutinlerine ek olarak 0,1 ml/10 kg canlı ağırlık kekik yağı oral yolla verilmiştir. Kontrol ve deneme grubunda yem ve su ad libitum uygulanmıştır. Araştırma boyunca kuzuların canlı ağırlıkları 0, 49, 70 ve 90. günlerde tartım yapılarak belirlenmiştir. Kesim sonrası karkas ağırlığını belirlemek amacıyla tartımları yapılmıştır. 0.gün yapılan tartımlarda kontrol grubundaki kuzuların ağırlık ortalaması 3460 g, deneme grubunun ağırlık ortalaması ise 3486,7 g'dır. 49. günde yapılan tartımda ağırlık ortalamaları kontrol grubunda 26334,7 g iken deneme grubunda ise 28265 g olarak tespit edilmiştir. Ancak 70. günde kontrol grubu 39042,7 g ve deneme grubu 38571 g olarak tartılmış ve kontrol grubu kuzuları biraz daha ağır olduğu belirlenmiştir. Kuzuların canlı ağırlıkları deneme süresi içerisinde kontrol ve kekik yağının verildiği çalışma gruplarının karkas ağırlıkları istatistiki olarak önemli farklılık göstermiştir (p=0,01). Karkas randımanına bakıldığında gruplar arasında istatistiki açıdan önemli fark bulunamamıştır (p=0,07). Gruplar arası canlı ağırlıklarda farkın az olması saha şartları için önemsiz görünmekte ancak bu yönde çalışmaların devamı noktasında önem arz etmektedir.
Etlik piliç karma yemlerine katılan bacillus subtilis ve proteaz enziminin büyüme performansına etkileri
Bu araştırma, karma yemlere katılan Bacillus subtilis probiyotiği ile proteaz enziminin etlik piliçlerde toplam canlı ağırlık, günlük canlı ağırlık artışı, yem tüketimi ve yemden yararlanma oranı üzerine olan etkilerinin belirlenmesi amacı ile yapılmıştır. Araştırmada karışık cinsiyette 234 adet Ross 308 etlik civciv kullanılmıştır. Civcivler deneme başında canlı ağırlıkları benzer olacak şekilde 1 kontrol, 2 deneme grubuna ayrılmış, her grupta 13 adet hayvan olacak şekilde 6 alt gruba ayrılmış, bu şekilde civcivler 40 gün boyunca beslenmişlerdir. Kontrol grubuna (K) geleneksel etlik piliç karma yemi verilirken, deneme (P) grubuna 100 kg yeme 1 g ilave olacak şekilde (1x108 Kob/g) içeren Bacillus subtilis suşu ilave edilmiştir. Deneme PE grubuna ise deneme K grubu yemlerine ilave olarak 100 kg konsantre yeme 1 g ilave olacak şekilde (1x108 Kob/g) içeren Bacillus subtilis suşu + 12.5 g proteaz enzimi ilave edilmiştir. Civcivlerin canlı ağırlıkları 7,14,21,28,35 ve 40. günlerde, yem tüketimleri ise günlük tartılarak kaydedilmiştir. Deneme sonunda (40. gün) en düşük canlı ağırlık ortalaması Bacillus subtilis ve proteaz enzimi katılan grupta (deneme 2) görülmüştür (p<0.05). Canlı ağırlık artışı değerleri kontrol ve sadece Bacillus subtilis içeren grupta benzer bulunurken (p>0.05), en düşük canlı ağırlık artışı Bacillus subtilis + proteaz enzimi içeren grupta olmuştur (p<0.05). Araştırma sonu yem tüketimlerine ve yemden yararlanma oranına bakıldığında tüm gruplarda istatistiksel olarak önemli bir farklılık bulunmamıştır (p>0.05) Sonuç olarak bu çalışmada; etlik piliç karma yemlerinde Bacillus subtilis'in tek başına kullanımı, özellikle 7-21. günler arasında günlük canlı ağırlık artışını, 14-21. günler arasında yem tüketimi ve yemden yararlanma oranı üzerine olumlu etki göstermiş (p<0.05), deneme süresince karma yemlerde probiyotik + proteaz enzimi ile kombine edilen grupta büyüme performansı olumsuz etkilenmiştir. Anahtar Kelimeler: Bacillus subtilis, besi performansı, etlik piliç, proteaz, yem tüketimi.
Koyun süt yemlerine organik ve inorganik mineral madde katılmasının kolostrum kalitesi ve kuzu bağışıklık sistemi üzerine etkisi
Bu çalışma, gebe koyun rasyonlarına organik ve inorganik formda katılan mangan, demir, bakır, çinko ve selenyum içeren mineral katkılarının kolostrum kalitesi ile kuzularda bağışıklık üzerine etkilerini tespit etmek üzere yapılmıştır. Araştırmanın hayvan materyalini Kıvırcık X Karacabey Merinosu F1 melezi toplam 36 baş gebe koyun ve bu koyunlardan doğan kuzular oluşturmuştur. Koyunlar deneme başında ultrason muayenesiyle gebeliği kontrol edilmiş, tartılıp kanları alındıktan sonra her birinde 12 baş koyun olan biri kontrol ikisi deneme olmak üzere 3 gruba rastgele ayrılıp, bireysel besleme padoklarına yerleştirilmiştir. Denemenin yem materyalini ise buğday samanı ile pelet formda %19 ham protein içeren koyun süt yemi oluşturmuştur. Deneme gruplarını ise koyun süt yemine hiçbir katkı yapılmayan grup kontrol, kontrol grubu rasyonuna inorganik formda Mangan, Demir, Bakır, Çinko ve Selenyum içeren premiksten 5 g/gün/baş katılan grup Grup I; yine kontrol grubu rasyonuna organik formda aynı mineralleri içeren premiksten 5g/gün/baş katılan grup Grup II'yi oluşturmuştur. Araştırmadaki koyunların deneme başı canlı ağırlık ortalamaları Kontrol, Grup I ve Grup II'de sırasıyla 49.73, 49.28 ve 49.58 kg, doğumdan hemen sonra ise aynı sıraya göre 46.12, 46.66 ve 44.77 kg olarak tespit edilmiştir (p>0.05). Deneme gruplarında kuzuların doğum ağırlık aynı sıraya göre ortalama 4440.38, 4566.15 ve 4000.3 g olarak belirlenmiş; Grup II'de kuzularının diğer gruplara göre daha düşük canlı ağırlık değerine sahip olduğu belirlenmiştir (p<0.05). Denemenin 28. gününde kuzuların canlı ağırlık ortalamaları ise aynı sıraya göre 10087.69, 10866.92 ve 10763.46 g olarak tespit edilmiştir (p>0.05). Araştırmada kolostrum IgG değerleri aynı sırayla 75.84, 84.03 ve 84.93 mg/mL olarak saptanmıştır (p>0.05). Deneme gruplarında kuzuların 2. gün kan serum IgG ortalamaları sırasıyla 38.38, 37.89 ve 37.47 mg/mL; 28. gün ortalamaları ise 28.88, 27.86 ve 29.53 mg/mL olarak bulunmuş ve gruplar arası farklılıklar önemsiz olmuştur (p>0.05). Deneme başında koyunların kan serum mineral düzeyleri bakımından farklılık bulunmazken doğumdan hemen sonra alınan kan serum örneklerinde Se ortalaması aynı sırayla 165.2, 257.8 ve 182.5 ppb olarak tespit edilmiş; Kontrol grubunun Se düzeyi diğer iki gruptan daha düşük bulunmuştur (p<0.05). Kuzulardan doğum sonrası alınan kan serum örneklerinde Grup I ve Grup II'nin Zn ve Se düzeyleri Kontrol grubuna göre daha yüksek bulunmuştur (p<0.05). Sonuç olarak; gebe koyun rasyonlarına organik ve inorganik formda katılan iz minerallerin kuzuların doğum ağırlığı ile 28. gün canlı ağırlıkları üzerine belirgin etkisi olmamıştır. Bağışıklığın belirlenmesinde değerlendirilen IgG değerleri benzer bulunurken, yeni doğan kuzuların kan serum örneklerinde Zn ve Se düzeyleri Kontrol grubuna göre daha yüksek bulunmuştur (p<0.05).
Yemlik şalgam (lenox/brassica rapa L.) silajına tanen ilavesinin silaj fermantasyonu ile in vitro sindirilebilirlik üzerine etkisi
Bu çalışma yemlik şalgam (lenox/Brassica rapa L.) bitkisinin; iki farklı kuru madde düzeyinin, iki farklı konsantrasyonda tanen ilavesiyle (50 ve 75 g/kg/KM) silolanarak, farklı günlerde (2, 7, ve 90. günler) açılmasının, silajın ham besin maddeleri, fermentasyon ve in vitro sindirilebilirlik değerleri üzerine olan etkilerini incelemek amacı ile yapılmıştır. Çalışmanın silaj materyalini, çiçeklenme zamanının tam kapsüllenme döneminde biçilen yemlik şalgam (lenox/Brassica rapa L.) hasılı oluşturmuştur. Yem şalgamı iki farklı kuru madde düzeyinde (%20 ve %35); biri tanen eklenmemiş, katkısız, diğer ikisi farklı konsantrasyonlarda (50 ve 75 g/kg/KM) tanen ilave edilerek silolanmıştır. Silolar 2x3x3 faktöriyel deneme desenine göre 3 tekerrürlü olarak, 1 litrelik sızdırmaz, hava almaz, plastik kavanozlara hazırlanmıştır. Hazırlanan silolar, üç farklı günde (2, 7 ve 90. günler) açılarak örnekler alınmıştır. Silajlardan alınan örneklere; ham besin madde, fermentasyon kalitesi ve in vitro organik madde sindirilebilirlik analizleri uygulanmıştır. Ham besin madde analizleri için; kuru madde (KM), ham kül (HK), ham yağ (HY), ham protein (HP), ham selüloz (HS), nötr deterjanda çözünmeyen lif (NDF), asit deterjanda çözünmeyen lif (ADF), asit deterjanda çözünmeyen lignin (ADL) analizleri yapılmış ve azotsuz öz madde (NÖM), hemiselüloz (HC), selüloz (C), metabolik enerji hesaplamaları gerçekleştirilmiştir. Fermentasyon analizlerinde; toplam aerobik mezofilik bakteri (TMAB), toplam laktik asit bakteri (TLAB), maya küf (MK) sayımı, pH, suda çözünebilir karbonhidrat (SÇK), organik asit (UYA), serbest amonyak azotu (NH3-N) testi yapılmıştır. Sadece 90. gün örneklerinde ise aerobik stabilite (AS) ve toplam aflatoksin (B1+B2+G1+G2) analizleri uygulanmıştır. Örneklerde ayrıca in vitro organik madde sindirilebilirlik analizleri gerçekleştirilmiştir. Çalışmanın elde edilen sonuçlarına göre; %20 ve 35 kuru madde düzeylerinde olan silaj materyaline yapılan 50 veya 75g tanen katkısı, tanen katkısı yapılmayan gruplara göre kuru madde korunumunda etkili olduğu bulunmuştur (p<0.05). Çalışmanın 90. gün açımında (G3, 6, 9, 12, 15 ve 18 örneklerinde) baklagil silajlarında istenilen pH değerlerini sağladığı tespit edilmiştir. Silaj materyalinin yüksek protein ve su içeriğine rağmen sıkıştırma işleminin iyi yapılmış olması sonucunda istenilen pH düşüşü sağlanmıştır. Tanen ilave edilen gruplarda (G6, 9 ve 15, 18) pH düşüşü, tanen katılmamış gruplardan daha düşük olduğu belirlenmiştir (p<0.001). Silaj materyallerinin SÇK ve NH3-N bulguları, soldurma işlemi gerçekleştirilmiş %35 KM gruplarında, %20 KM gruplarına göre daha az olarak bulunmuştur (p<0.001). Ayrıca NH3-N parametresi %20 ve %35 KM düzeylerinde, 50 ve 75 g tanen ilave edilmiş gruplarda tanen katkısı yapılmamış gruplara göre daha düşük değerler gözlemlenmiştir (p<0.05). Çalışmanın organik asit bulguları için; LA ve AA değerleri %35 kuru madde düzeyindeki gruplarda, %20 kuru madde gruplarına göre daha yüksek olarak belirlenmiştir (p<0.001). Tanen ilave edilmiş gruplar içerisinde; 75 g gruplarının, 50 g ilave edilmiş deneme gruplarına göre, katkılı grupların her ikisinin de tanen katılmamış gruplara göre daha fazla LA üretimi gözlemlenmiştir (p<0.05). Silaj materyallerinin 2. gün örneklerinde, %35 KM gruplarında %20 KM gruplarına göre daha düşük BA düzeyi bulunmuştur (p<0.05). Silaj materyallerinde gerçekleştirilen TAMB ve TLAB ekimlerinde, %35 kuru madde düzeyinde %20 kuru maddeye göre daha yüksek üreme belirlenmiştir (p<0.001). 90. gün örneklerinde tanen ilave edilmiş 50 ve 75 g gruplarında, tanen katılmamış gruplara göre her iki kuru madde düzeyinde daha yüksek TLAB üremesi bulunmuştur (p<0.001). Çalışmanın 90. gün silo açımında alınan 18 örnekte gerçekleştirilen aerobik stabilite analizinde, %35 KM düzeyinde %20 KM düzeyine göre daha az CO2 üretimi gerçekleşmiştir (p<0.001). Ayrıca 50 ve 75 g tanen ilave edilmiş gruplarda tanen katılmamış gruplara göre daha düşük CO2 üretimi belirlenmiştir (p<0.001). Siloların 90. gün açımlarından alınan 18 örneğin hiçbirinde aflatoksin (B1+B2+G1+G2) varlığına rastlanmamıştır. Gerçekleştirilen IVOMS analizinde, %35 KM düzeyine sahip gruplarda %20 KM gruplarına göre daha yüksek değer belirlenmiştir (p<0.001). Diğer bir yandan silaj fermentasyonun ilerlediği günlerde IVOMS değerlerinin düştüğü görülmüştür (p<0.05). Çalışmanın elde edilen sonuçlarına göre; yemlik şalgam (lenox/Brassica rapa L.) bitkisi, düzgün bir soldurma işlemi uygulanarak, %35 kuru madde düzeyi ile silolanması sonucu daha iyi bir fermentasyon kalitesi sağlandığı belirlenmiştir. Ayrıca silolama gerçekleştirilirken yeterli bir sıkıştırma uygulandığı takdirde, bitkinin hasat edilen kuru madde düzeyinde dahi yeterli bir LA üretiminin gerçekleştiği ve pH değerinin düştüğü bulunmuştur. Bu durumun katkı olmasa dahi mikotoksin üretimini engelleyebileceği belirlenmiştir. Uygulanan 50 ve 75 g tanen ilavesinin antioksidan etkileri nedeniyle, %20 ve 35 KM değerlerinde tanen katılmamış gruplara göre TLAB üremesini teşvik ettiği görülmüştür. Bu durumda, daha yüksek LA üretildiği için daha düşük pH değeri elde edilmiştir. Tanenlerin bu antioksidan etkileri nedeniyle, tanen uygulanan gruplarda daha düşük CO2 üretimi gerçekleştiği ve bu durumun aerobik stabilite değerini yükselttiği belirlenmiştir. Bu veriler ışığında tanen katkısının siloların raf ömrünün uzatılmasında faydasının olabileceği, yemlik şalgamı silolamanın genelde kaliteli silaj özelliği gösterdiği, büyükbaş ve küçükbaş hayvancılık için alternatif bir kaba yem olabileceği düşünülmektedir.
Etlik piliç karma yemlerinde kullanılan ham gliserinin performans, incebağırsak histopatolojisi ve ayak taban lezyonları üzerine etkileri
Bu çalışmanın amacı etlik piliç karmayemlerinde mısırın miktarını düşürerek alternatif enerji kaynağı olarak ham gliserini kullanmaktır. Bu çalışmayla farklı yaş dönemlerinde, farklı oranlardaki ham gliserin (HG)'in etlik piliçlerin farklı parametrelerindeki etkilerini incelemek, literatüre katkı sağlayarak gelecekte yapılacak çalışmalara katkıda bulunmak amaçlanmaktadır. Birinci gün canlı ağırlığı ortalama 43 gram, Cobb 500 ırkı 350 etlik civcivle çalışma gerçekleştirilmiştir. İlk 4 gün civcivler beraber bakılmış, beşinci gün her birinde 10 civcivin olduğu 5 tekerrürden oluşan 7 deneme grubuna rastgele dağıtılmıştır. Grup I (Kontrol, 1-42. gün %0 HG), Grup II (5-21.gün %5 HG+22-42.gün %0 HG), Grup III (5-21.gün %0 HG+22-42.gün %5 HG), Grup IV (5-42.gün %5 HG), Grup V (5-21.gün %10 HG+22-42.gün %0 HG), Grup VI (5-21.gün %0 HG+22-42.gün %10 HG) ve Grup VII (5-42.gün %10 HG) şeklindedir. Yemler izonitrojenik ve izokaloriktir. Ham gliserinin AMEn değeri 3595 kcal/kg, içeriği %87.48 gliserol, %6.8 nem, %4 kül, %1.7 gliserol olmayan organik maddedir. Çalışmada canlı ağırlık, yem tüketimi, canlı ağırlık artışı, yemden yararlanma oranı, dışkı nemi, kan parametreleri, ayak taban dermatitisi, iç organların ağırlıkları, göğüs-baget renk ve pH'sı ile kimyasal özellikleri, tibia külü, diskondroplazisi, bağırsaktaki Enterobakteri, Coliform bakteri, toplam aerobik bakteri sayıları, ileumun villus, kript, epitel hücre kalınlığı ölçümleri, çalışmanın ekonomik analizi yapılmıştır. Araştırma sonuçlarına göre 11, 22. günlerde %5, %10 oranına ham gliserin tüketimi, kontrol grubuna göre canlı ağırlığı arttırmaktadır. Yem tüketimi 11-21, 5-21. günlerde %10 tüketenlerde artmaktadır (P<0.05). Tüm dönemlerde %5 HG tüketimi, %0 HG tüketenlere göre daha yüksek canlı ağırlık artışıyla (P<0.05) sonuçlanmıştır. Yemden yararlanma oranı 5-10, 5-21. günlerde %5, %10 HG tüketenlerde daha iyidir (P<0.05). %10 HG tüketmek dışkı nemini arttırmakta, %5 HG tüketmek kontrol grubuna göre az sulu dışkıya (P<0.05) neden olmaktadır. Tüketim arttıkça serum trigliseridi düşmüş, ayak taban dermatitisi derecesi-skoru-insidensi, kalp-karaciğer-pankreas-bağırsak ağırlığı, göğüs-baget kaslarında HP, HY oranı artmış, baget pH'ı azalmıştır (P<0.05). %10 HG tüketmek baget pH'sını azaltmaktadır (P<0.05). Bagetin kırmızılığı tüketimin artmasıyla azalmaktadır (P<0.05). Tüketimdeki artışla toplam Coliform yükünde artış (P<0.05) olmaktadır. Tüketimin artmasıyla villus yüksekliği, kript genişliği artmış, villus genişliği, kript derinliği azalmış, villus yüzey alanı, villus yüksekliği/kript derinliği oranı tüketimdeki artışla artmıştır (P<0.05). Tüketimdeki artış tüm çalışma dönemlerinde günlük yem maliyetini arttırmaktadır. Ancak, 5-10. günde %5 HG tüketen grubun 1 kg canlı ağırlık artışı için yem maliyeti en azdır (P<0.05). Bu sonuçlar, karmayem dengeli şekilde hazırlanırsa ham gliserinin etlik piliç karmayeminde %10 düzeyine kadar hem performans hem de sağlığı bozmadan alternatif enerji kaynağı olarak kullanılabileceğini göstermektedir.
Sodyum benzoatın listeria monocytogenes ile kontamine edilen mısır silajı kalitesine etkileri
Bu çalışma Listeria monocytogenes ile kontamine edilen mısır bitki materyaline ilave edilen sodyum benzoatın Listeria monocytogenes ve silaj kalitesi üzerine etkisinin araştırılması amacıyla yapılmıştır. Silaj materyalini oluşturan mısır bitkisi süt olum döneminde hasat edilerek 1,5-2,0 cm uzunluğunda kesildikten sonra 1,5 litrelik plastik bidonlara el ile sıkıştırıldıktan sonra oda sıcaklığında 60 gün süre ile bekletilmiştir. Çalışma kontrol (A grubu), L. monocytogenes pozitif grup (B grubu), L. monocytogenes+sodyum benzoat grubu (C grubu) ve sodyum benzoat grubu (D grubu) olmak üzere 4 gruptan oluşmuştur. L. monocytogenes B ve C gruplarına 105 kob/g düzeyinde, sodyum benzoat ise C ve D gruplarına % 0,1 oranında uygulanmıştır. Kontrol grubundaki silajlara L. monocytogenes ve sodyum benzoat uygulanmamıştır. Silolamanın 60. gününde açılarak alınan silaj örneklerinde kimyasal ve mikrobiyolojik analizler gerçekleştirilmiştir. Ayrıca; silajlar açıldıktan sonra 5 gün süreyle aerobik stabilite testine tabi tutulmuştur. Sodyum benzoatın L. monocytogenes ile kontamine silajlarda katkı maddesi olarak kullanımı sonucu (C grubu), silajların ham kül ve ham yağ oranları artarken, organik madde oranı ise azalmıştır. Sodyum benzoat, silajların suda çözünebilir karbonhidrat içeriğini arttırırken, bütirik asit, etanol ve amonyak azotu konsantrasyonunu azaltmıştır (p<0,001). Aerobik stabilite testi sonrası silajlardan elde edilen bulgularda kontrol grubuna kıyasla D grubunda pH ve CO2 düzeyi ile maya ve küf sayısı önemli şekilde düşük bulunmuştur. Yapılan mikrobiyolojik analizlerde silajlarda L. monocytogenes koloni gelişimi gözlenmemiştir. Sonuç olarak; sodyum benzoatın L. monocytogenes gelişimini inhibe ettiği ve silajların kalitesini olumlu yönde etkileyebileceği gözlenmiştir.
Sığırlarda metilentetrahidrofolat redüktaz geni polimorfizmi ve geçiş dönemi kolin ve metiyonin ilavesinin bazı metabolik parametreler ile süt verim özellikleri üzerine etkisi
Bu çalışma, Türkiye'de yetiştirilen Holştayn ırkı sığırlarda metilentetrahidrofolat redüktaz geni rs110692574 polimorfizmi ile geçiş döneminde farklı oranlarda kolin ve metiyonin ilavesinin biyokimyasal parametreler, süt ve döl verim özellikleri ile bazı sağlık problemleri üzerindeki etkilerini incelemek amacıyla yürütülmüştür. Araştırmanın hayvan materyalini, Balıkesir ilinde özel işletmelerde yetiştirilen Holştayn ırkı inekler oluşturmuştur. Bu çalışmanın ilk aşamasında, hayvanların metilentetrahidrofolat redüktaz geni rs110692574 polimorfizmi açısından genotipleri belirlenmiştir. Genotipleme işlemi, Tetra-primer ARMS-PCR yöntemi kullanılarak gerçekleştirilmiştir. Daha düşük frekansa sahip T allelini taşıyan (CT genotipli) bireyler öncelikli olarak seçilerek toplam 80 baştan oluşan bir araştırma grubu oluşturulmuştur. Araştırma grubundaki hayvanlar, genotip (CC ve CT) ve yem katkı maddesi uygulamalarına (CH: kolin ve CH+MET: kolin + metiyonin) göre sınıflandırılarak dört gruba ayrılmıştır. Çalışmada, hayvanlardan buzağılamadan önceki 21. gün, buzağılama günü ve buzağılamadan sonraki 21. günde alınan kan örneklerinde homosistein, folik asit, vitamin B₁₂ ve NEFA düzeyleri analiz edilmiştir. Buzağılama sonrası BHBA düzeyleri ile doğum, laktasyon, süt verimi ve sağlık kayıtları dijital sürü yönetim sisteminden elde edilmiştir. Genotip ve yem katkı maddesi gruplarının biyokimyasal parametreler üzerindeki zamana bağlı etkileri tekrarlı ölçümler varyans analizi, farklı zaman noktalarındaki etkileri ise genel lineer model kullanılarak analiz edilmiştir. Analizler sonucunda, Türkiye'deki Holştayn sığır popülasyonunda T alleli taşıyan hayvanların frekansı %12.64 olarak belirlenmiştir. Zaman × genotip etkileşiminin, geçiş döneminin farklı evrelerinde folik asit ve vitamin B₁₂ düzeylerindeki değişimler üzerinde istatistiksel olarak anlamlı bir etkisi olduğu saptanmıştır (p<0.05). CC ve CT genotip grupları arasında, buzağılama öncesi dönemde (-21. gün) folik asit ve B₁₂; buzağılama sonrası 7. günde ise BHBA düzeyleri açısından anlamlı farklılıklar tespit edilmiştir. Benzer şekilde, CH ve CH+MET grupları arasında buzağılama günü (0. gün) ve buzağılama sonrası 21. günde folik asit düzeyleri bakımından istatistiksel olarak anlamlı farklar gözlenmiştir. Ayrıca, yem katkısının 100, 200 ve 305 günlük süt verimi üzerinde anlamlı etkileri olduğu; rs110692574 polimorfizminin ise verim kaybına yol açabilecek bazı sağlık problemleriyle ilişkili olduğu ortaya konmuştur. Bu bulgular, geçiş döneminde metabolik dengenin korunması ve verim özelliklerinin artırılması amacıyla, genotipe dayalı bireysel beslenme stratejilerinin geliştirilmesinin önemini ortaya koymaktadır.
Etlik piliç rasyonlarına hibiskus (Hibiscus esculentus) ilavesinin performans, et kalitesi ve raf ömrü üzerine etkileri
Bu araştırma etlik piliç rasyonlarında doğal yem katkı maddesi olarak kullanılan hibiscusun canlı ağırlık, canlı ağırlık artışı, yem tüketimi ve yem dönüşüm oranı, sıcak karkas ağırlığı ve randımanı, bazı iç organ (bursa Fabricus, taşlık, bezli mide, kalp, dalak, karaciğer, kloaka yağı ve bağırsak) ağırlıkları, serum biyokimyasal (ALT, ALP, AST, HDL, LDL, CHOL, TG) değerleri, altlık ve dışkı pH, kuru madde, amonyak azotu değerleri, göğüs eti ve but eti pH'ı, ince bağırsak pH parametreleri, dışkı mikrobiyolojisi, et kalitesi ve raf ömrü üzerine etkileri üzerine etkilerini belirlemek amacıyla gerçekleştirilmiştir. Çalışmada, her biri 56 hayvan içeren 1 negatif ve 1 pozitif kontrol grubu ile 3 deneme grubu bulunmaktadır. Her bir grup ise 8 civcivden oluşan 7 alt gruptan oluşmaktadır. Deneme grubu rasyonlarına 0,2, 0,4 ve 0,6 g/kg düzeyinde hibiscus (H. esculentus) ilave edilmiştir. Negatif kontrol grubuna herhangi bir ilave yapılmazken, pozitif kontrol grubuna ise vitamin E ilave edilmiştir. Çalışma 42 gün sürdürülmüştür. Gruplarda denemenin 0, 7, 14,21, 28, 35 ve 42. günlerinde canlı ağırlık, canlı ağırlık artışı, yem tüketimi ve yem dönüşüm oranı belirlenmiştir. Incelenen grupları arasında istatistiksel fark olup olmadığını belirlemek için Tek Yönlü Varyans analizi kullanılmıştır. İstatistiksel olarak anlamlı fark bulunması halinde, grupların ikili olarak kıyaslanmasında Tukey Testi kullanılmıştır. Ayrıca değerlendirilen parametrelerin deneme gruplarındaki doz artışına bağlı olarak değişip değişmediğini kontrol etmek için Tek Yönlü Varyans Analizi'nde polinomial model kullanılarak (lineer, kuadratik) trend analizi yapılmıştır. Farklı düzeylerde etlik piliç rasyonlara ilave edilen hibiscus (H.esculentus) ilavesinin performans, karkas parametreleri, iç organ ağırlıkları, yem tüketimi ve yem dönüşüm oranları üzerinde istaktiksel olarak etkisinin bulunmadığı görülmüştür (p>0,05). Ancak 7. günde canlı ağırlık verileri ve 8-14. günler arasında gerçekleşen yem tüketimi anlamlı tespit edilmiştir. Bursa Fabricus ve karaciğer ağırlıklarında doz artışı ile birlikte anlamlı değişim tespit edilmiştir. TG ve LDL değerleri açısından istatistiksel olarak gruplar arasında anlamlı farklar bulunmuştur (p<0,05). Dışkı ve altlık kuru madde miktarı, amonyak azotu ve pH düzeyleri üzerine etkisinin istatistiki anlamda önemli olmadığı tespit edilmiştir. Ancak altlık kuru madde düzeyinde iyileşme gerçekleşmiştir. Hibiscus (H. esculentus) ilavesinin göğüs eti ve but eti pH'ı, jejenum ve ileum pH'ı oranı üzerine etkisi istatistiksel olarak önemsiz bulunmuştur (p>0,05). But etinin 5. gün pH değerleri ise istatistiksel olarak anlamlı tespit edilmiştir. Göğüs etinde çözülme kaybında, damlama kaybında, su tutma kapasitesinde istatistiksel olarak önemli bir sonuç elde edilememiştir (p>0,05). Göğüs etinden alınan numunelerde yapılan mikrobiyolojik analizlerde Pseudomonas spp ve E.coli'de istatistiksel olarak önemli sonuç elde edilemediği ancak doz artışı ile mikrobiyal yükte azalma olduğu tespit edilirken Aerobik mezofilik toplam bakteri yükünde önemli sonuçlar olduğu tespit edilmiştir. Kimyasal analizlerde yağ ve nem verilerinde önemli sonuçlar tespit edilememiş ancak tuz analiz sonuçlarında anlamlı veriler elde edilmiştir. Dışkıda yapılan mikrobiyolojik analizlerde ise Pseudomonas Spp ve Aerobik mezofilik toplam bakteri açısından fark tespit edilemezken, E.coli analiz sonuçlarında doz artışına bağlı anlamlı veriler elde edilmiştir. Hibiskusun etlik piliç rasyonlarında antioksidan ve antimikrobiyal özellikte yem katkı maddesi olarak güvenle kullanılabileceği sonucuna ulaşılmıştır.
Nar kabuğu ekstraktının yeni doğan buzağılarda performans, antioksidan kapasite ve bazı kan parametreleri üzerine etkileri
Bu çalışmada; meyve suyu sanayi yan ürünü olan nar kabuğu ekstraktı (NKE)'nin yeni doğan buzağılarda performans, antioksidan kapasite ve bazı kan parametreleri üzerine etkileri araştırıldı. Bu amaçla araştırmada 28 adet 3-7 günlük yaşta sağlıklı buzağılar 4 gruba ayrıldı. (Dişi erkek sayıları ana gruplarda eşit oldu). Kontrol grubu yalnızca ticari buzağı maması + konsantre yemle beslendi. Deneme grupları ise sırasıyla; Birinci Deneme Grubu: (Ticari buzağı maması + ilk 15 gün süreyle 4 ml/gün düzeyinde NKE) + (Konsantre yem), İkinci Deneme Grubu: (Ticari buzağı maması) + (Konsantre yem + %0,4 düzeyinde NKE), Üçüncü Deneme Grubu: (Ticari buzağı maması + ilk 15 gün süreyle 4 ml/gün düzeyinde NKE) + (Konsantre yem + %0,4 düzeyinde NKE) şeklinde beslendi. Deneme 60 gün sürdürüldü. Hayvanlar denemenin başında ve 15, 30 ve 60. günlerinde bireysel olarak tartıldı. Kuyruk sokumu yüksekliği, cidago yüksekliği ve göğüs çevresi ölçüldü. Hayvanların kuru madde tüketimi araştırmanın 15, 30 ve 60. günlerinde belirlendi. Dışkılar her gün izlenerek skorlandı. Deneme başlangıcında, 15 ve 60. günlerinde beslemeyi takiben 3. saatte her deneme grubundaki toplam 25 buzağıdan vena jugularisten kan alınarak; total protein, BUN, BHBA, Glikoz, İmmunglobulin G düzeyleri ve MDA belirlendi. Bu çalışmada, NKE ile takviye edilmiş rasyonlarla beslenen buzağıların ortalama günlük CAA ve yemden yararlanma oranı dahil olmak üzere performans indekslerinin kontrol grubu rasyonuyla beslenen buzağılarınkiyle karşılaştırılabilir olduğu bulunmuştur. Bununla birlikte, nar kabuğu ekstraktının rasyona takviyesi ile kuru madde alımında sınırlı bir düşüş olmuştur. Nar kabuğu ekstraktı takviyesinin kan biyokimyası, özellikle de vücudun antioksidan durumu üzerindeki etkisi bu çalışmada beklendiği kadar belirgin olmamıştır. Bununla birlikte, ishal insidansında gözlenen azalma, nar kabuğu ekstraktı takviyesinin buzağı sağlığı üzerinde potansiyel bir olumlu etkisi olduğunu göstermektedir. Nar kabuğu ekstraktının buzağılarda besin alımı ve sindirilebilirlik üzerindeki olumsuz etkilerini azaltmak için kullanılan kapsülleme tekniklerinin taşıdığı potansiyeli ortaya çıkarmak üzere daha fazla araştırma yapılması gerekmektedir.
Broylerlerde yem formunun performans, karkas özellikleri ile sindirim sistemi gelişimi ve bağırsak histomorfolojisi üzerine etkileri
Bu çalışma, ticari olarak üretilmiş olan benzer özelliklere sahip farklı fiziksel formdaki (toz, granül, pelet) yemlerin etlik piliçlerde performans karkas randımanı, karkas parametreleri, organ relatif ağırlıkları, ince bağırsak uzunluk ve ağırlığı ile ince bağırsak histomorfolojik parametreleri üzerine etkilerinin saptanması amacıyla yapılmıştır. Ross 308 ırkı 224 adet bir günlük yaştaki erkek civcivler, 4 deneme grubuna ayrılmıştır. Her bir grup 7'şer adet civcivden oluşan 8 tekrar grubundan oluşmuştur. Gruplar farklı formdaki yemlerle 42 gün süreyle beslenmişlerdir. İlk üç hafta iki grup toz yem formunda, iki grup ise granül formunda yem ile beslenmişlerdir. İkinci üç hafta ise toz yem formundaki gruplardan bir grup toz formunda yemle (TT), diğer grup ise pelet formunda yemle (TP) beslenmişlerdir. Granül form yem tüketen grupların bir grubuna pelet formda yem verilmiş, diğer gruba ise tekrar granül formda yem verilmiştir. Denemenin ilk üç haftasında granül formda yem verilmesi performansı ve jejunum ile ileum histomorfolojisini olumlu yönde etkilemiştir. Altı haftalık deneme süresince toz formunda yem tüketen grupta performans, EPEF, karkas randımanı ve göğüs randımanı olumsuz etkilenmiştir. İlk üç hafta granül formda yem verilmesinden sonra granül veya pelet formda yem verilmesi performans, EPEF, karkas randımanı ve göğüs randımanını olumlu etkilemiştir. İlk üç hafta toz yem tüketen gruba pelet formda yem verilmesi de performans, EPEF, karkas randımanı ve göğüs randımanını artırmıştır. Toz yemle besleme bağırsak histomorfolojisini diğer formlarla beslemeye göre daha fazla iyileşme sağlamıştır. Taşlık relatif ağırlığı, altı haftalık deneme süresince toz formunda yem tüketen grupta diğer gruplara göre daha yüksek bulunmuştur. Toplam ince bağırsak, karaciğer, kalp, dalak ve Bursa fabricius relatif ağırlıkları yem formundan etkilenmemiştir. İnce bağırsak relatif uzunluğu altı haftalık deneme süresince toz formunda yem tüketen grupta daha yüksek bulunmuştur. Altı hafta süreyle granül formda yem kullanılması performansda olumlu etki yaratsa da bağırsak villüslerinde toz yeme göre iyileşme sağlamamıştır. Broyler yetiştiriciliğinde ilk üç hafta toz formunda yem kullanımı performansı olumsuz etkilese de daha sonra pelet formunda yem kullanıldığında performansda iyileşme gözlenmiştir. Sonuç olarak, ilk üç hafta granül formda yem, daha sonra pelet formdaki yemlerin broylerler de performans, karkas randımanı, sindirim sistemi ve bağırsak histomorfolojisi yönünden olumlu yönde etkileyeceği kanısına varılmıştır. Anahtar Sözcükler: Bağırsak Histomorfolojisi, Broyler Performans, Karkas Özellikleri, Sindirim Sistemi, Yem Formu
L-arjinin'in in ovo enjeksiyonu ve rasyona ilavesinin etlik piliçlerde büyüme performansı, göğüs eti kalitesi ve bağışıklık sistemi üzerine etkileri
Amaç: Bu çalışmada etlik piliçlerde L-arjinin (L-Arj)'in in ovo besleme (IOB) ve rasyona ilavesinin kuluçka performansı, embriyo gelişimi, büyüme performansı, göğüs eti kalitesi ile bazı bağışıklık parametreleri, serum trigliserit ve nitrik oksit (NO) düzeylerine etkilerinin incelenmesi amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Toplam 780 kuluçkalık yumurta, Ross 308 et tipi damızlık sürüsünden toplanarak kuluçkaya yatırıldı. Kuluçkanın 17,5. gününde yumurtaların 1/3'üne tuz ile IOB (pozitif kontrol), sonraki 1/3 bölümüne L-Arj ile IOB uygulanmış ve kalan 1/3'üne ise IOB uygulanmıştır (negatif kontrol). Çıkım sonrası 432 adet civciv altı gruba dağıtılmıştır. Büyütme boyunca (47 gün), bu grupların yarısı bazal yem ile beslenmiş ve diğer yarsına L-Arj katkılı rasyon hazırlanmıştır. Bulgular: Çalışmada, kuluçka grupları arasında kuluçka randımanı, civciv ve dalak ağırlıkları değişmemişken, L-Arj ile IOB grubunda kalp ve bursa Fabricius ağırlıklarında artış saptanmıştır (p<0,001). Büyüme performansı parametreleri üzerine L-Arj katkısının bazı dönem aralıklarında etkileri önemli bulunmasına rağmen 0-47. günlerde gruplar arasında fark gözlenmemiştir. Ölüm oranı, L-Arj ile IOB grubunda azalmıştır (p=0,0009). Kesimde, çalışma uygulamaları oransal organ ağırlıkları ve göğüs etinin kimyasal bileşimi üzerinde herhangi bir farklılık oluşturmazken, sıcak karkas randımanı (p<0,01), abdominal yağının düzeyi (p<0,05), göğüs etinde 24. saatte göğüs etinin kırmızılık (a*; p<0,05), pH (p<0,001), pişirme kaybı (p<0,01), ayrıca 48. saatteki parlaklık (L*; p<0,05) ve pH değerleri üzerine olumlu etkileri olmuştur. Ayrıca, rasyona L-Arj ilavesi serumda trigliserit ve NO düzeylerini artırmıştır (p<0,01). Göğüs etinde beyaz çizgi oluşumu ve şiddeti bakımından gruplar arasında farklılık bulunmamıştır. Sonuç: Bu çalışmadan elde edilen bulgular doğrultusunda etlik genotipine ait embriyoların gelişim ve çıkımdan sonra civcivlerin büyütme dönemlerinin her ikisinde de L-Arj katkısıyla beslenmelerinin büyüme performansı, göğüs eti kalitesi ve bağışıklık sistemi üzerine olumlu etkileri olduğu sonucuna varılmıştır. Anahtar kelimeler: Etlik piliç, L-arjinin, in ovo besleme, büyüme performansı, göğüs eti kalitesi, bağışıklık sistemi
Erken sütten kesilen buzağılarda farklı selüloz düzeyi içeren buzağı başlangıç yemi ile beslemenin büyüme performansı, rumen gelişimi ve bazı biyokimyasal kan değerleri üzerine etkisi
Amaç: Bu araştırma başlangıç yeminde bulunan selüloz düzeyinin ve erken sütten kesim yaşının buzağılarda büyüme performansı, rumen ve kan biyokimyasal parametreleri ve rumen mikrobiyomu üzerine etkilerinin belirlenmesi amacıyla yapıldı. Gereç ve Yöntem: Çalışmada canlı ağırlıkları ve doğum ağırlıkları benzer 24 adet erkek Holştayn buzağının farklı düzeylerde selüloz (%4 ve 8) içeren buzağı başlangıç yemi ile beslenmesinin ve farklı sütten kesim yaşının (44 ve 54 günlük yaş) etkileri incelendi. Deneme 2 x 2 deneme deseninde düzenlendi. Bulgular: Araştırmada sütten kesim sonrası dönemde erken sütten kesmenin canlı ağırlık artışını önemli düzeyde arttırdığı belirlendi (P<0,05). Başlangıç yemi selüloz düzeyi ve sütten kesme zamanının canlı ağırlık ve vücut ölçüleri üzerine etkisi oluşmadı. Buzağıları erken sütten kesmek çalışmanın 6. (548 g ve 1102 g) ve 7. haftalarında (978 ve 1832 g) başlangıç yemi tüketimini arttırdı (P<0,05). Sütten kesim sonrası dönemde buzağıları erken sütten kesmek başlangıç yemi tüketimini önemli düzeyde arttırdı (P<0,05). Biyokimyasal olarak incelenen rumen içeriği parametrelerinden sütten kesim sonrası dönemde asetik asidin erken sütten kesilen düşük selülozlu başlangıç yemi tüketen grupta anlamlı düzeyde arttığı belirlendi (57,35 mol/100 mol; P<0,05). Selüloz düzeyi yüksek başlangıç yemi tüketen grupta rumen isobütirik asit değerinin artış gösterdiği (0,16 ve 0,42 mmol/L; P<0,05) belirlendi. Tüm dönemlerde alınan rumen içeriğinde cins düzeyinde en çok bulunan bakteri Prevotella olarak tespit edilirken, şube düzeyinde Firmicutes olarak tespit edildi. Sütten kesilmeden önceki dönemde en fazla bakteri sayısı erken sütten kesilen düşük selülozlu başlangıç yemi tüketen grupta görülürken en düşük bakteri sayısı erken sütten kesilen yüksek selülozlu başlangıç yemi tüketen grupta görüldü. Sütten kesim öncesi dönemde kan parametrelerinden toplam protein, üre ve BHBA yüksek selülozlu başlangıç yemi tüketen gruplarda anlamlı düzeyde (P<0,05) arttığı tespit edildi Aynı zamanda erken sütten kesilen gruplarda üre, GGT ve GLDH önemli düzeyde (P<0,05) arttığı saptandı. Sonuç: Buzağılara verilen başlangıç yemindeki farklı selüloz düzeyleri ile uygulanan farklı sütten kesim yaşının performans, rumen ve kan parametrelerini olumsuz etkilemediği belirlenmiştir. Anahtar Kelimeler: Buzağı, Erken Sütten Kesme, Performans, Rumen Mikrobiyomu, Selüloz Düzeyi.
Süt emen buzağılara kritik besleme dönemlerinde çörek otu tohumu yağı içirilmesinin performans ve kan parametreleri üzerine etkisi
Amaç: Araştırma süt emen buzağıların beslenmesinde kritik olan ilk 3 hafta ve sütten kesme döneminde çörek otu tohumu yağının verilmesinin performans ve bazı kan parametreleri üzerine etkilerinin incelenmesi amacı ile yapıldı. Gereç ve Yöntem: Araştırmada iki ve üzeri doğumunu yapan siyah-beyaz alaca (Holstein Fresian ırkı) ineklerden rastgele seçilen, kolostrum beslemesi yapılmış 4 günlük yaştaki toplam 64 adet buzağı (32 adet dişi, 32 adet erkek) kullanıldı. Buzağılar araştırma süresince bireysel kulübelerde barındırıldı. Süt emen buzağılar üzerinde iki farklı dönemde (yaşamın ilk 3 haftası ve sütten kesme dönemi) gerçekleştirilen araştırma, bir kontrol (16 erkek + 16 dişi) ve bir deneme (16 erkek + 16 dişi) grubu olmak üzere iki grup olarak yürütüldü. Buzağılara çörek otu tohumu yağı Deneme 1'de (4-21. günler arası) 5 ml/gün, Deneme 2'de (60-70 günler arası) 10 ml/gün miktarda oral yol ile verildi. Çalışmada performans parametreleri ile kanda bazı biyokimyasal ve hematolojik parametreler incelendi. Bulgular: Araştırmada elde edilen performans değerleri incelendiğinde Deneme 1 ve Deneme 2'de gruplar arasında kuru madde tüketimi, canlı ağırlık artışı ve yem etkinliği parametrelerinde farklar önemsiz bulunmuştur. Deneme 1'de kanda incelenen biyokimyasal parametreler değerlendirildiğinde deneme grubunda ALB, TG, HDL, TBIL, ALT, P (P<0.001); GLB, CHOL, LDL, AMY (P<0.01); UA, AST (P<0.05) düzeylerinde istatistik önemlilik belirlenmiş, incelenen diğer parametrelerde (GLU, TP, BUN, GGT, ALP, LPZ) bir farklılık saptanmamıştır. Deneme 2'de kanda incelenen biyokimyasal parametreler (GLU, TCHOL, HDL, LDL, MDA, SOD ve kortizol) açısından ise bir farklılık bulunmamıştır. Deneme 1 ve Deneme 2'de tam hematolojik parametreler incelendiğinde gruplar arasında farklılıklar istatistik açıdan önemsiz olarak belirlenmiştir. Sonuç: Çörek otu tohumu yağının buzağıların kritik besleme dönemlerinde oral yolla içirilmesinin kuru madde tüketimi, canlı ağırlık artışı, yem etkinliği ve hematolojik parametreler üzerine herhangi bir etkisi olmadığı, kanda bazı biyokimyasal parametrelerde değişiklik yarattığı belirlenmiştir.
Farklı yerleşim sıklığında yetiştirilen etlik piliçlerin rasyonlarına klinoptilolit katılmasının, büyüme performansı, et kalitesi ve ayak tabanı yangısı oluşumu üzerine etkileri
Amaç: Farklı yerleşim sıklığında yetiştirilen etlik piliçlerin rasyonlarına klinoptilolit katılmasının performans, et kalitesi ve ayak tabanı yangıları üzerine etkisi araştırılmıştır. Gereç ve Yöntem: Toplam 512 adet günlük yaşta Ross 308 erkek etlik civciv 2x2 deneme düzeninde yerleşim sıklığı (12-20 hayvan/m2) ve klinoptilolit (%0 ve 2) etkileri incelenecek şekilde 8 tekrar içeren 4 farklı deneme grubuna dağıtılmıştır. Aviagen (2019) besleme Kataloğu'nda belirtilen enerji ve besin madde gereksinimlerine uygun mısır-soya küspesi temelli rasyonlar hayvanlara ad libitum sunulmuştur. Araştırmada canlı performans verileri çalışmanın 0, 10, 24 ve 42. günlerinde belirlenirken denemenin sonunda kesim işlemi uygulanarak alınan örneklerde et kalitesi, karkas verimi ve bağırsak viskozitesi parametreleri incelenmiştir. Bulgular: Yüksek yerleşim sıklığı 42. gün (2410 ve 2246 g; P=0,001) yapılan tartımlarda CA ve deneme boyunca CAA'nı (2367 ve 2203 g, p=0,001) baskılarken, çalışmanın 0-42. günleri arasında (3736 ve 3518 g; P=0,01) YT'ni azaltmıştır. Buna karşılık hem yerleşim sıklığı hemde klinoptilolitin YYO üzerine önemli bir etkisi olmamıştır. Ayrıca yerleşim sıklığı yüksek olan gruplarda altlık nem ve sıcaklık düzeyi artarken, ayak tabanı yangılarında da artış belirlenmiştir. Klinoptilolit ilavesi etin pişirme kaybını ve su tutma kapasitesini arttırarak et kalitesi üzerine olumlu etki göstermiştir. Sonuç: Rasyona klinoptilolit ilavesinin yüksek yerleşim sıklığında performans, altlık kalitesi, ayak tabanı sağlığı üzerine olumsuz etkilerini gidermede etkisinin yetersiz kaldığı belirlenmiştir. Anahtar kelimeler: Büyüme Performansı, Etlik Piliç, Klinoptilolit, Yerleşim Sıklığı.
Etlik piliç rasyonlarına lignoselüloz katılmasının, büyüme performansı, et kalitesi ve ayak tabanı yangısı oluşumu ile bağırsak histomorfolojisi üzerine etkileri
Amaç: Yapılan araştırma etlik piliçlerin rasyonlarına %0, %0,4 ve %0,8 düzeyinde lignoselüloz katılmasının büyüme performansı, et kalitesi, bağırsak histomorfolojisi ile ayak tabanı yangılarının oluşum sıklığı ve şiddeti üzerine etkilerinin incelenmesi amacıyla yapılmıştır. Gereç ve Yöntem: Çalışma Aydın Adnan Menderes Üniversitesi Veteriner Fakültesi Kanatlı Araştırma Birimi'nde Kasım- Aralık 2022 tarihleri arasında gerçekleştirilmiştir. Toplam 270 adet günlük yaştaki Ross 308 etlik civciv, her bölmede 15 hayvan içeren altı tekrar grubundan oluşan üç deneme grubuna rastgele dağıtılmıştır. Deneme gruplarının rasyonları %0, %0,4 ve %0,8 düzeyinde lignoselüloz (Arbocel, JRS) katılarak katalogda belirtilen değerlere göre formüle edildi. Çalışmanın verileri, One Way ANOVA ve Ki- Kare testleri kullanılarak değerlendirilmiştir. Bulgular: Elde edilen performans değerleri değerlendirildiğinde 10. günde yapılan ölçümlerde canlı ağırlık değerleri %0,8 düzeyinde lignoselüloz ilavesi yapılmış deneme grubunda diğer gruplara göre daha yüksek (p<0,05) bulunur iken denemenin 24. ve 42 günlerinde canlı ağırlık bakımından fark önemsiz bulunmuştur. Karkas randımanı değerlendirmesinde ise deneme grupları arasında fark bulunamamıştır. Altlık kalite özellikleri (pH, nem, sıcaklık) değerlendirildiğinde ise deneme grupları arasındaki fark önemsiz bulunmuştur. Rasyonlarda farklı seviyelerde lignoselüloz kullanılması göğüs eti renginde, pişme kaybında ve su tutma parametrelerinde herhangi bir değişikliğe neden olmamıştır. Göğüs eti pH'sı değerlendirildiğinde ise %0,8 düzeyinde lignoselüloz ile beslenen deneme grubunun 24. saatte yapılan ölçümlerde daha düşük pH değerine (p<0,05) sahip olduğu görülür iken 72. saatte yapılan ölçümlerde ise gruplar arasında fark görülmemiştir. Rasyonlarda farklı düzeyde lignoselüloz kullanılması bağırsak viskozitesinde değişikliğe yol açmamıştır. Rasyonlarda farklı düzeyde lignoselüloz eklenmesi bazı bağırsak histomorfolojisi parametrelerinde önemli değişikliklere yol açmıştır. Duedonumda villus yüksekliği ve villus genişliğinde gruplar arasında fark görülmez iken %0,8 düzeyinde lignoselüloz eklenmiş deneme grubunun duedonum kript derinliğinin daha fazla (p<0,05) olduğu görülmüştür. Lignoselüloz ilavesi yapılmış grupların ileum villus yüksekliği, villus genişliği ve kript derinliği kontrol grubuna göre daha yüksek (p<0,05) bulunmuştur. Villus yüksekliğinin kript derinliğine oranı değerlendirildiğinde ise ileumda anlamlı bir fark görülmez iken duedonumda %0,8 düzeyinde lignoselüloz ilavesi yapılmış grubunun villus yüksekliğinin kript derinliğine oranı en düşük (p<0,05) seviyede bulunmuştur. Ayak tabanı yangısı görülme sıklığı ve şiddeti lignoselüloz ilavesi yapılmış deneme gruplarında kontrol grubuna göre daha düşük (p<0,05) bulunmuştur. Sonuç: Antinutrisyonel olarak kabul edilen lignoselülozun ticari etlik piliç yetiştiriciliğinde kullanılmasının performans parametrelerini ve göğüs eti kalitesini olumsuz yönde etkilemediği, bağırsak histomorfolojisinin bazı parametrelerinde iyileşmeler sağladığı, altlık kalitesinin stabil kaldığı ve FPD oluşma sıklığının azaldığı sonucuna varılmıştır. Anahtar kelimeler: Bağırsak, Etlik piliç, Lignoselüloz, Performans
Ekstrude kedi diyetlerine sentetik antioksidan ve/veya bitkisel ekstrakt karışımı katılmasının zamana bağlı lipid oksidasyonu ve besin madde bileşimi üzerine etkileri
Amaç: Bu tez çalışmasında, ticari olarak üretilen ekstrude kedi diyetlerine sentetik antioksidan karışımı (BHA, BHT) ve/veya bitkisel ekstrakt karışımı (biberiye, zerdeçal, karanfil) katılmasının lipid oksidasyonu ve besin madde bileşimi üzerine etkilerinin ortaya konması amaçlandı. Gereç ve Yöntem: Araştırma, köpek ve kedi ekstrude diyetleri üretimi gerçekleştiren özel bir firmada, deneme gruplarını oluşturacak olan ekstrude kedi diyetleri her bir deneme grubu için birer tonluk üçer parti olacak şekilde, toplam 12 ton yem üretimi 100 C'de ekstrüzyon işlemiyle gerçekleştirildi. Araştırmada antioksidan katkısı yapılmayan grup birinci deneme grubu olarak tanımlandı. Denemede 1000 gramında 200.000 mg BHT, 50.000 mg BHA, koruyucu olarak 80.000 mg sitrik asit, 20.000 mg ortofosforik asit, bağlayıcı ve taşıyıcı olarak 19.000 mg silisik asit ve %42,10 kalsiyum karbonat kapsayan ticari sentetik antioksidan karışımı firmanın önerdiği düzey olarak ton yeme bir kg olarak katıldı (Grup 2). Araştırmanın diğer faktörü olan ticari bitkisel ekstrakt karışımı ise eşit düzeyde biberiye, zerdeçal ve karanfil ekstraktlarını içerdi ve önerilen düzey olarak diyete ton başına 500 g eklendi (Grup 3). Her iki ticari antioksidan ürünün de yukarıda belirtilen düzeylerde birlikte katılmasıyla dördüncü deneme grubu oluşturuldu. Araştırmada üretimi yapılan diyetlerde zamana bağlı (0, 4, 8, 12 ve 16. haftalar) ham besin madde bileşimlerindeki değişimler, serbest yağ asitleri ve peroksit düzeyleri belirlendi. Bulgular: Araştırma sonucunda, gerek sentetik gerekse doğal antioksidan katkısı yapılmasının diyette zamana bağlı oluşan peroksit düzeyi üzerine ise baskılayıcı etki gösterdiği, birlikte kullanıldıklarında önemli düzeyde etki meydana getirdiği ortaya konmuştur. Diyetin besin madde bileşiminde ise oksidasyona ve antioksidan katkısı yapılmasına bağlı olarak bir değişiklik meydana gelmemiştir. Sonuç: Bu çalışmada doğal antioksidan katkısı yapılmasının sentetik antoksidanlara iyi bir alternatif olabileceği, birlikte kullanılmaları durumunda ise meydana getirdikleri istenilen etkilerin daha belirgin olarak ortaya çıktığı sonucuna ulaşıldı. Anahtar kelimeler: Diyet, Doğal antioksidan, Ekstrude, Kedi, Sentetik antioksidan.
Pazar dışı kalmış karpuzlar ile yer fıstığı meyvesi kabuklarından asitle muamele ile farklı kuru madde düzeyinde haylaj yapılma olanağının araştırılması
Bu çalışmanın amacı pazar dışı kalmış, atık karpuzların kabuk, çekirdek ve eti birlikte kıyılarak elde edilen karpuz püresi HCl katkılı ve katkısız olarak silo içi su emme özelliği olan kuru yer fıstığı kabuğu ile %40 ve %50 kuru madde içeren silaj/haylaj materyali üretme ve silolama olanağını araştırmaktır. Araştırma gruplarına, HCl katılmayan %40 KM içeren gruba 0-40 Grubu HCl katılmayan %50 KM içeren gruba 0-50 Grubu, HCl katılan %40 KM içeren gruba A-40 Grubu, HCl katılan %50 KM içeren gruba A-50 Grubu adı verilmiştir. Her grupta 4 tekerrür yapılmıştır. Yer fıstığı kabuğunun, taze karpuzun, bu çalışmada üretilen silaj/haylaj materyali ve silajlarının aerobik mezofilik bakteri, küf ve maya sayısı ile aflatoksin düzeyi, silaj/haylajların besin madde düzeyleri belirlenmiştir. Silaj/haylajların dansitesi, DLG anahtarına göre DLG-puanları, fleig puanları, pH düzeyleri tespit edilmiştir. Aerob mezofilik bakteri sayısı 6.15 log10cfu/g ile yer fıstığı kabuğunda, atık karpuzdan daha yüksek bulunmuştur. %40 ve %50 KM'li silaj materyalindeki mezofilik aerob bakteri sayısı ise yer fıstığı kabuğu ve atık karpuzdakinden önemli olmayan düzeyde düşük bulunmuştur. Silaj/haylaj materyaline silolama öncesi HCl katıldığında mezofilik aerob bakteri sayısı %40'lık grupta düşmüş %50'lik grupta yükselmiştir. Yer fıstığı kabuğunda 5.57 log10cfu/g maya 5.89 log10cfu/g küf bulunurken, taze karpuz örneklerinde saptanmamıştır. %40 ve %50 KM'li silaj/haylaj materyallerinde maya sayısı taze karpuzdan yüksek ve yer fıstığı kabuğundan biraz düşük çıkmıştır. Küf sayısı ise taze karpuzdan yüksek yer fıstığı kabuğundan düşük bulunmuştur. %50 KM'li silaj/haylaj materyalinde %40 KM'liden daha yüksek küf sayısı saptanmıştır. HCl katkısının maya ve küf sayısı üzerine etkili olmadığı gözlenmiştir. Silaj/haylaj örneklerinde mezofilik aerob bakteri sayısı silaj/haylaj materyallerinden daha düşük bulunmuş, maya ve küf tespit edilmemiştir. Yer fıstığı kabuğunda yapılan aflatoksin analizinde 6.77 ppb total aflatoksin düzeyi tespit edilmiştir. Total aflatoksiniçerisinde en yüksek değer Aflatoksin B1'de tespit edilmiştir. Taze karpuz püresinde ise yok denecek derecede düşük düzeyde aflatoksin B1 tespit edilmiştir. Silaj/haylaj materyallerinin kuru madde düzeylerininaflatoksin düzeyi üzerine net bir etkisi gözlenmemiştir. HCl katılan gruplarda ise daha yüksek olduğu tespit edilmiştir. Tüm gruplarda silaj ve /haylaj örneklerinde aflatoksin düzeylerinin yok denecek düzeye düşükolduğu görülmüştür. Silaj/haylajlarda ham kül ve ham yağ düzeyi %40 KM'li grupta daha yüksek olduğu tespit edilmiştir. Gruplarda HCl katkısı ile de silaj/haylajdaki ham yağ düzeyi yükselmiştir. Ham protein düzeyleri %50KM'li gruplarda, %40KM'li gruplarından daha yüksek olduğu saptanmıştır. Ham selüloz düzeyi %50KM'li gruplarda %40KM'li gruplara göre daha yüksek olduğu tespit edilmiştir. Ham selüloz oranının HCl katılan gruplarda katılmayan gruplara göre daha düşük olduğu saptanmıştır. Azotsuz öz madde düzeyinin de HCl katılmış %50 KM'li grupta katılmayana göre daha yüksek olduğu gözlenmektedir. Araştırma silajlarında %40 KM düzeyindeki silajların enerji düzeyi%50 KM içeren silajlarınkinden daha yüksek olduğu görülmektedir. HCl ile mumamele edilerek üretilmiş olan hem %40 hem de%50 KM içeren silaj/haylajlarda enerji düzeylerinin daha yüksek olduğu saptanmıştır. %50 KM'li grupların dansitelerinin%40 KM'li gruplardan daha düşük olduğu tespit edilmiştir. %40 KM'li gruplarında pH değeri %50 KM gruplarından daha düşük bulunmuştur. DLG anahtarındaki kriterlere göre yapılan fiziksel muayene sonucu verilen puanlarda tüm grupların aynı puan aldığı gözlenmiştir. %50 KM'li grupların %40 KM'li gruplardan daha yüksek bir fleig puana sahip olduğu bulunmuştur. Ancak hem DLG anahtarına hem de fleig puanına göre yapılan değerlendirmede tüm araştırma gruplarında kaliteli silaj/haylajların üretildiği saptanmıştır. Sonuç olarak iki bitkisel atıktan besin madde bileşimi, mikrobiyel ve aflatoksin yönünden kaliteli ve güvenli %40 ve %50 KM'li karpuzlu yer fıstığı kabuğu silaj/haylajları üretilebilmiştir.
Hindilerde bordetella avium antikorlarının enzyme-linked immunosorbent assay, mikroaglutinasyon ve lam aglutinasyon testleri ile belirlenmesi üzerine karşılaştırmalı bir araştırma
6. ÖZETBu çalışmanın amaçları solunum sistemi hastalığı semptomu bulunanhindilerden B. avium'a maruz kalmış olanların serolojik olarak saptanması için lamaglutinasyon (LAT), mikroaglutinasyon (MAT) test antijenlerinin hazırlanması ve butestlerin duyarlılıklarının ticari enzimle işaretli immun deneyi (ELISA) ilekarşılaştırılmasıdır.Çalışmanın materyalini oluşturan tüm serum örnekleri İzmir İl'i ve çevresindebulunan, solunum sistemi problemi gösteren 900 ticari hindiden alınan kan serumörnekleri oluşturmaktadır. Seroprevalens ELISA, LAT ve MAT için sırasıyla % 21,6, %13,8 ve % 12,1 olarak belirlenmiştir. İstatistiksel olarak, LAT ve MAT'leri ile ELISAarasındaki farkın önemli olduğu tespit edildi.Sonuç olarak, İzmir İli'nde ticari hindi işletmelerinde B. avium antikorlarınınseroprevalensi yüksek olarak belirlenmiştir. B. avium antikorlarının taranmasında enduyarlı testin ELISA olmasına karşın; LAT ve MAT'lerinin de bu amaçlakullanılabileceği tespit edilmiştir.Bu proje Türkiye Bilimsel Teknik ve Araştırma Kurumu tarafındandesteklenmiştir (TÜBİTAK Proje No: 106 O 268).ANAHTAR KELİMELER: B. avium, Enzyme-Linked Iimmunosorbent Assay, LamAglutinasyon Testi, Mikroaglutinasyon Testi
Yonca silajına melas ve sumak katkısının besin madde düzeyi, in vitro besin madde sindirimi ve silaj kalitesi üzerine etkileri
Bu proje, yonca silajına melas ve sumak katkısının silaj besin madde düzeyleri, in vitro besin madde sindirimleri ve silaj kalitesi üzerine etkilerini incelemek amacıyla planlanmıştır. Araştırma grupları Yonca grubu (Y, kontrol, katkısız), Yonca+Sumak grubu (YS, %10 sumak katkılı), Yonca+Melas grubu (YM, %5 melas katkılı) ve Yonca+Sumak+Melas (YSM, %10 sumak ve %5 melas katkılı) grubundan oluşturulmuştur. YS, YM ve YSM gruplarının kuru madde içerikleri kontrol grubuna kıyasla istatistiksel olarak daha yüksek bulunmuştur (P<0.001). Fermantasyonun sadece 21. gününde YS grubunun ham kül içeriği diğer gruplardan önemli derecede yüksek bulunmuştur(P<0.05). Silaj fermantasyonun 45. gününde YM ve YSM gruplarının organik madde düzeyleri Y ve YS gruplarınkinden istatistiki olarak önemli düzeyde düşük bulunmuştur (P<0.001). Tüm gruplarda fermantasyonunun 60. gün ham protein değerlerinde 0. gün değerlerine kıyasla önemli oranda düşüş tespit edilmiştir. Fermantasyonun 0-60. günleri arasında grupların ham yağ değerlerinde önemli bir değişim tespit edilememiştir (P>0.05). YSM grubunun NDF içeriği 0. güne kıyasla 60. günde önemli oranda düşmüştür (P<0.05). Ancak gerek gruplar arasında gerekse grupların kendi içinde ADF ve ADL bakımından farklılık görülmemiştir (P>0.05). YSM grubunun in vitro KM ve OM sindirim değerleri önemli düzeyde artmıştır (P<0.001). Sumak ve melas katkıları ile yonca silajı pH değerlerinde önemli derecede düşüş belirlenmiştir (P<0.001). Kontrol, YS, YM ve YSM gruplarının 60. gün NH3-N değerleri sırasıyla % 9.08, 7.22, 7.00 ve 6.81 olarak belirlenmiştir (P<0.05). Flieg puanına göre yapılan kalite sınıflandırmasında kontrol grubu orta, YS, YM ve YSM gruplarının ise pekiyi-iyi kalite sınıfında olduğu belirlenmiştir. Tüm gruplarının 60. gün SÇK değerleri 0. güne kıyasla önemli düzeyde düşmüştür (P<0.001). Gruplar kendi içinde değerlendirildiğinde 0. ve 60. gün laktik asit değerleri arasında istatistiksel anlamda önemli fark vardır. Kontrol grubunun 60. gün asetik asit miktarı diğer gruplara kıyasla önemli oranda yüksek tespit edilmiştir(P<0.01). Fermantasyonun 0. gününe kıyasla 21, 45 ve 60. günlerinde propiyonik asit düzeyinde önemli oranda azalma olduğu görülmüştür (P<0.001). Fermantasyonun 21, 45 ve 60. günlerinde en yüksek bütirik asit düzeyi Y grubunda belirlenmiştir (P<0.05). Sonuç olarak; sumağın tanen içeriğine bağlı olarak proteolizi önlediği ve organik asit içeriği sayesinde silaj fermantasyonunu olumlu yönde geliştirdiği, melas katkısının ise özellikle SÇK düzeyine bağlı olarak silaj fermantasyonunda etkili olduğu ayrıca sumakla birlikte kullanılması ile silaj fermantasyonunu daha iyi yönde etkilediği belirlenmiştir. Ancak her iki katkının da dozlarının düşüklüğüne bağlı olarak silaj pH'sını uygun değer aralıklarına (3.8-4.2) düşüremediği ve özellikle bütirik asit oluşumunu engelleyemedikleri tespit edilmiştir.
Etlik piliç karma yemlerine farklı düzeylerde ilave edilen hünnap(ziziphus jujuba mill.) meyvesinin performans, et kalitesi, antioksidan ve bazı kan parametreleri üzerine etkisinin araştırılması
Bu çalışma, etlik piliçlerde, karma yeme farklı miktarlarda ilave edilen hünnap (Ziziphus jujuba Mill.) meyvesinin performans, karkas özellikleri, et kalitesi, antioksidan ve bazı kan parametreleri üzerine olan etkilerini tespit etmek amacıyla yürütülmüştür. Araştırmada; her grupta 40 adet olmak üzere toplam 160 adet erkek etlik piliç (Ross-308) kullanılmıştır. Grupların her biri 10 adet etlik piliç içeren 4 alt gruba ayrılmıştır. Araştırma grupları; hünnap meyvesi katılmayan grup Kontrol grubunu; % 0.5 hünnap meyvesi katılan grup H-0.5 grubunu; % 1 hünnap meyvesi katılan grup H-1 grubunu ve % 2 hünnap meyvesi katılan grup da H-2 grubunu oluşturmuştur. Deneme sonunda (42. Gün) en iyi canlı ağırlık (P<0.01), günlük canlı ağırlık artışı (P<0.05), günlük yem tüketimi (P<0.01) ve yemden yararlanma oranı (P<0.05) H-1 grubunda tespit edilmiştir. En yüksek but ve kalp ağırlıkları H-1 grubunda saptanmış, en düşük sıcak karkas, göğüs, sırt-boyun ağırlıkları ile karkas randımanı H-2 grubunda belirlenmiştir (P<0.05). En yüksek kan glikoz, trigliserit, toplam kolesterol, VLDL kolesterol, ALT, AST ve ürik asit düzeyleri ile en düşük kreatin düzeyi kontrol grubunda tespit edilmiştir (P<0.05). En düşük MDA düzeyi H-2 grubunda (P<0.001), en yüksek GSH (P<0.01) ve CAT (P<0.05) düzeyleri ise H-1 ve H-2 gruplarında belirlenmiştir. But kası yağ asidi profiline bakıldığında en düşük PUFA, Ω-6 ve Ω-3 düzeyleri ile en yüksek Ω-6/Ω-3 oranı kontrol grubunda tespit edilmiştir (P<0.05). En düşük villus yüksekliği ve kript derinliği değerleri ile en yüksek villus yüksekliği/kript derinliği oranı kontrol grubunda belirlenmiştir (P<0.001). Çalışmada, ölüm oranı tüm gruplarda benzer bulunmuştur (P>0.05). Sonuç olarak; başta antioksidan özelliği ile kullanılan hünnap meyvesinin, performans, kan parametreleri, antioksidan paranmetreler, but kası yağ asidi düzeyi ve bağırsak morfolojisi üzerine olan olumlu etkileri nedeniyle kanatlı karma yemlerinde özellikle % 1 düzeyinde kullanılabileceği kanaatine varılmıştır. Anahtar Kelimeler: Hünnap meyvesi, etlik piliç, performans, yağ asidi, antioksidan parametreler, kan parametreleri.
Etlik piliç rasyonlarına kekik ve biberiye uçucu yağ katkılarının performans ve et kalitesi üzerine etkileri
Bu çalışmada, yemlere katılan kekik (300 ppm), biberiye (300 ppm) uçucu yağlarının tek başlarına ve 300 ppm ile 400 ppm karışımlarının broyler performansı, piliç etinin oksidasyonu ve duyusal özellikleri üzerine etkileri incelenmesi, amaçlanmıştır. Toplam 450 adet Ross 308 erkek broyler civciv kontrol, kekik, biberiye, kekik ve biberiye karışımı-1 ve kekik ve biberiye karışımı-2 olarak beş gruba ayrılmıştır. Her grup, dokuz civcivden oluşan 10 replikasyona ayrılmıştır. Kontrol hariç diğer grupların yemlerine, sırasıyla 300 ppm kekik uçucu yağı, 300 ppm biberiye uçucu yağı, 300 ppm kekik ve biberiye uçucu yağ karışımı (150+150), 400 ppm kekik ve biberiye uçucu yağ karışımı (200+200) katılmıştır. Denemenin 42. gününde kesilen piliçlerin göğüs ve but etlerinde, sırasıyla 7-8 gün depolamadan (+4˚C'de) önce ve sonra, malondialdehit düzeyleri ölçülmüştür. Lezzet panelinde etin duyusal özellikleri incelenmiştir. Denemenin 1., 7., 14., 28., 35. günlerinde canlı ağırlık, canlı ağırlık kazancı, yem tüketimi, ve yemden yararlanma oranı açısından farklar önemsizdir. Denemenin 21. gününde, biberiye uçucu yağ grubunun canlı ağırlık değeri karışım-300 ve karışım-400 grubundan yüksek bulunmuştur. Deneme sonunda yem tüketimi, karkas randımanı ve göğüs ile but etlerinin duyusal özellikleri açısından önemli fark görülmemiştir. 42. günde biberiye uçucu yağı ve karışım-400 gruplarının canlı ağırlık değerleri ile karışım-400 grubunun canlı ağırlık kazancı değeri kontrole göre yüksek bulunmuştur. Karışım-400 grubunun yemden yararlanma oranı değeri kontrole göre iyileşmiştir. Göğüs ve but etlerinin MDA (Malondialdehit) düzeylerinde, depolama (+4C) başlangıcında önemli fark bulunmamıştır. Depolamanın 7-8. günlerinde biberiye-300 ve karışım-400 gruplarının MDA düzeylerinin kontrol göre düşük olduğu saptanmıştır.
Üzüm çekirdeği ekstraktının sıcak stresi altındaki holstein ırkı buzağılarda büyüne performansı ve oksidatif stres üzerine etkisi
Bu araştırmanın amacı, sıcak stresi altındaki Holstein ırkı buzağılarda üzüm çekirdeği ekstraktı (ÜÇE) takviyesinin; büyüme performansı, antioksidan aktivite, inflamasyon, kan metabolitleri, fekal uçucu yağ asitleri (UYA), hematolojik ve fizyolojik parametreler üzerindeki etkilerini araştırmaktır. Araştırmada 60 adet Holstein dişi buzağı (3 günlük) canlı ağırlık (40,6 ± 2,17 kg) ve kıl örtüsüne göre benzer dört gruba ayrılmıştır. Gruplardaki buzağılara sırasıyla 0 (KON, n=15), 25 (ÜÇE1, n=15), 50 (ÜÇE2, n=15) ve 100 (ÜÇE3, n=15) mg/kg canlı ağırlık dozunda sütle beraber üzüm çekirdeği ekstraktı içirilmiştir. Ağırlık artışlarını belirlemek için buzağılar 15'er gün aralıklarla tartılmıştır. Kan örnekleri 3, 33 ve 63. günlerde alınırken, fekal UYA'yı değerlendirmek için 33 ve 63. günlerde dışkı örnekleri alınmıştır. Rektal sıcaklıklar ve solunum sayıları haftada üç kez ölçülmüştür. Sıcaklık nem indeksi (SNİ) değerleri çalışma boyunca 73,2 ile 87,4 arasında değişmiş ve çalışma 63. günde sonlandırılmıştır. Çalışmanın 3-18 ve 33-48 günleri arasına en yüksek günlük canlı ağırlık artışı (GCAA) ÜÇE2 grubundaki buzağılarda gözlenirken, 18-33 ve 48-63 günler arasında en yüksek GCAA ÜÇE3 grubundaki buzağılarda görülmüştür (P<0,01). Ayrıca, en yüksek yem tüketimi ÜÇE3 grubundaki buzağılarda gözlenmiştir (P<0,01). Plazma malondialdehit (MDA), tümör nekroz faktör alfa (TNF-α) konsantrasyonları ve solunum sayısı ÜÇE takviyesi yapılan tüm gruplarda azalmıştır (P<0,01). KON grubuna kıyasla 33. günde ÜÇE3 grubundaki buzağılarda plazma toplam antioksidan kapasite (TAK) konsantrasyonu artmıştır (P=0,02). Öte yandan KON grubuna kıyasla ÜÇE2 ve ÜÇE3 gruplarında süperoksit dismutaz (SOD) konsantrasyonu artarken, bu gruplarda plazma leptin, insulin ve kortizol konsantrasyonları azalmıştır (P<0,01). ÜÇE takviyesi yapılan tüm gruplarda hematokrit, hemoglobin ve kırmızı kan hücrelerinin (RBC) miktarı artmıştır (P<0,01). Ek olarak ÜÇE3 grubundaki buzağılarda fekal toplam UYA konsantrasyonu artmıştır (P<0,01). Sonuç olarak, günlük 50 mg/kg canlı ağırlık dozunda ÜÇE takviyesinin, sıcak stresi altındaki buzağıların sağlık parametreleri ve performansları üzerinde faydalı etkiler yaratarak sıcak stresi etkilerinin hafifletilebileceği sonucuna varılmıştır.
Farklı oranlarda verilen süt miktarının buzağılarda gelişim parametreleri üzerine etkisi
Bu araştırmanın amacı; 0-70. günlük buzağılarda farklı oranlarda verilen süt miktarının buzağılarda gelişim parametreleri üzerine etkisini görmek amacıyla ; yem tüketimi, canlı ağırlık artışı, yemden yararlanma, vücut ölçüleri ve rumen parametreleri üzerine etkilerini araştırmaktır. Bu araştırma Kırşehir İlinde yer alan Tek yön hayvancılık Çiftliği'ne ait buzağı ünitesinde gerçekleştirilmiştir. Çalışmada hayvan materyali olarak dişi (N=43) ve erkek (N=45) toplam 88 adet Holstein ırkı buzağı kullanılmıştır. Buzağılara haftalık yapılan canlı ağırlık tartımları neticesine göre haftalık süt miktarı belirlenmiştir. Çalışma toplamda 4 grupta yürütülmüş olup, 1. Grupta yer alan buzağılara canlı ağırlıklarının %10 miktarında sütü 3 öğünde ( %10-3 öğün) , 2. Grupta yer alan buzağılara canlı ağırlığın %15 miktarında sütü 3 öğünde ( %15-3 öğün), 3. Grupta Canlı Ağırlığın %20 miktarında sütü 3 öğünde ( %20-3 öğün), 4. Grupta yer alan buzağılara canlı ağırlığın % 10 miktarında sütü 2 öğünde ( %10-2 öğün) verilmiştir. Buzağılar doğumdan sonraki ilk 3 gün kolostrum ile beslenmiş, 4. günden itibaren doğum canlı ağırlıklarına göre gruplara dağıtılarak buzağı başlangıç yemi ve suya erişimleri sağlanacak şekilde bireysel kulübelere alınmıştır. Buzağıların canlı ağırlıkları, kaba yem buzağı başlangıç yemi tüketimleri ve yemden yararlanma oranları haftalık hesaplanmıştır. Buzağıların 58. Günlük yaştan itibaren sütten kesme prosedürü uygulanmış ve 70. Günlük yaşta sütten kesim gerçekleşmiştir. Yine buzağılardan doğumdan sonraki 24-36. saatlerde alınan kan numunelerinden Total Protein ve Serum Ig düzeyleri, 70. günde ve 90. günde alınan rumen sıvısında ise pH ölçümü yapılmış, rumen uçucu yağ asidi profili ve rumen NH3-N miktarına bakılmıştır. Buzağılarda 0.günden itibaren; cidago yüksekliği, göğüs çevresi uzunluğu ve boy uzunluğu haftalık ölçülmüştür. Veriler karma doğrusal modelleme ile SAS programında MIXED prosedürü kullanılarak değerlendirilmiştir.Buzağıların katı yem miktarları tüketiminde 2.Grup %15-3 ve 3.Grup %20-3 gruplarında yer alan buzağıların diğer gruplara nazaran daha az miktarda yonca ve konsantre yem tükettikleri tespit edilmiştir (P<0,0001). Günlük kuru madde tüketimlerinde 3.Grup %20-3 grubu diğer gruplara göre anlamlı düzeyde yüksek ( P<0,0001)olmuş; cidago yüksekliğine uygulamanın etkisi anlamlı görülmüş, %20-3 grubu sayısal anlamda diğer gruplara nazaran daha yüksek, %10-2 grubu ise en düşük cidago yükseklik ortalamasına sahip olduğu görülmüştür. Göğüs çevresi uzunluğu ve vücut uzunluğuna uygulamanın etkisine bakıldığında %20-3 grubunda diğer gruplara göre anlamlı düzeyde yüksek olmuş (P<0,0001); zamana bağlı değişim anlamlı gözlenmiştir (P<0,0001). Canlı ağırlık etkisi bakımından %20-3 grubunun %10-2 grubuna göre anlamlı düzeyde düşük olmuş (P=0,01), zamana bağlı değişimi anlamlı gözlenmiştir. Yapılan çalışmada günlük canlı ağırlık artışı %20-3 grubunun diğer gruplara göre anlamlı düzeyde yüksek ( P=0,0033) olmuş, zamana bağlı değişim anlamlı gözlemlenmiştir (P<0,0001). Buzağılardan 70. ve 90. günde alınan rumen örneklerinde gruplar arasında rumen uçucu yağ asitleri, rumen pH'sı, rumen NH3-N bakımından anlamlı bir etkisinin olmadığı görülmektedir. Sonuç olarak günde 3 öğün beslenen ve canlı ağırlığın %20'si kadar süt tüketen buzağılarda daha fazla vücut uzunluğu, göğüs çevresi ve canlı ağırlık artışı olduğu tespit edilmiş ancak buzağılar yaşamlarının 90.gününe geldiklerinde bütün gruplardaki canlı ağırlıklar benzer bulunmuştur. Sütten kesim zamanlarında daha fazla süt içen gruplarda toplam kuru madde tüketiminin azaldığı belirlenmiş olup sütten kesim stratejisinin belirleyici bir faktör olduğu ortaya çıkmaktadır.
Süt ineklerinde farklı glikoz prekürsörleri kullanılmasının metabolik hastalıklar ve laktasyon performansı üzerine etkileri
Bu çalışma, geçiş dönemindeki süt sığırlarında karşılaşılan negatif enerji dengesi problemine karşı kullanılan glikoz prekürsörlerinin süt verimi ve bileşimi, metabolik hastalıklar, kan parametreleri, reprodüktif parametreler, vücut kondisyon skoru, dışkı skoru üzerindeki etkilerini karşılaştırmak amacı ile yapılmıştır. Çalışmada hayvan materyali olarak en az bir doğum yapmış, 60 Holstein ırkı süt ineği kullanılmıştır. Hayvanlar 3 gruba ayrılmış ve her grup 20 hayvandan oluşmuştur. Kontrol (K) grubundaki hayvanlara deneme süresince herhangi bir uygulama yapılmamıştır. Gliserol (G) grubundaki hayvanlara deneme süresince günde 1 öğün, sabah yemlemesinden sonra 450 ml oral olarak G pompayla içirilmiştir. Propilen Glikol (PG) grubuna ise aynı şekilde 300 ml PG içirilmiştir. Hayvanların süt verimleri deneme süresince günlük takip edilmiştir. Laktasyonun 100. gününe kadar her hafta art arda iki gün tüm sığırlardan süt numunesi toplanarak süt analizleri yapılmıştır. Glikoz, beta hidoksi bütirik asit (BHBA) ve esterleşmemiş yağ asitleri (NEFA) gibi metabolik profil testleri için kan örnekleri doğum öncesi sırasıyla -1., 0., 1., 2. ve 3. haftalarda alınmış ve ticari kitlerle analiz edilmiştir. Araştırma boyunca ineklerden her hafta vücut kondisyon skoru, dışkı skoru, ateş, akıntı kontrolü, involüsyon takibi, topallık skorlaması yapılmıştır. İstatistik analizlerde SPSS paket programı kullanılmış ve NEFA, glikoz, BHBA, skorlamalar (vücut kondisyon skoru, dışkı skoru, uterus akıntı skoru, uterus involüsyon skoru), vücut ısısı, tohumlama, süt verimi ve süt kompozisyonu verilerinin karşılaştırmaları ANOVA ile yapılırken post test olarak Tukey HSD seçilmiştir. İneklerden alınan kan numunelerinden BHBA, NEFA ve glikoz seviyelerinde ve dışkı skorları, vücut kondisyon skorları, vajinal akıntı ve uterus akıntıları bakımından gruplar arasında bir farklılık saptanmamıştır. Ancak K (35.06 L/gün) grubu ineklerde süt verimi G (34.18 L/gün) grubuna göre 1 L ve PG (33.46 L/gün) grubuna göre ise 1.5 L daha yüksek bulunmuştur (P<0.05). Öte yandan süt yağı PG grubu ineklerde (%3.67) ise K (%3.44) ve G (%3.46) gruplarına göre daha yüksek bulunmuştur (P<0.05). Fakat K (% 3.32) grubu ineklerin süt proteinleri ise PG (%3.15) grubuna göre daha yüksek tespit edilmiştir. Araştırmadan elde edilen sonuçlara göre hiçbir uygulama yapılmayan K gubunda süt verimi ve süt proteini G ve PG gruplarına göre daha yüksek bulunmuş ve süt yağı bakımından da gruplar arasında farklılıklar saptanmıştır. Bu nedenle G ve PG gibi glikoz prokürsörlerinin özellikle rumen üzerindeki davranışlarının daha fazla araştırılmasına ihtiyaç duyulmaktadır
Effect of dietary herbal extract and probiotic supplementation alone or in combination on growth performance, meat quality, and stress indicators of broilers subjected to high stocking density
Objective: Effect of dietary melon-SOD and/or Pediococcus acidilactici on growth performance, meat quality, and stress indicators of broilers subjected to high stocking density (HSD) were investigated in this study. Material and Methods: A total of 504 one-day-old Ross 308 male broiler chicks were randomly distributed to 5 groups, each consisting of 6 replicate pens, each pen measuring 1 m2. Basal diets were formulated. One group was not subjected to HSD, fed diets without supplementation, and served as the control group (12 chicks/m2) whereas the remaining 4 groups were reared at HSD (18 chicks/m2). One of these HSD groups was fed basal diets without any supplementation. Other HSD groups received dietary melon-SOD (12.5 mg/kg), P. acidilactici (100 mg/kg), or a combination of both. Results: Growth performance, meat quality, and H:L ratio were not different among the treatments. Serum SOD activity decreased in HSD group compared to control, melon-SOD, and melon-SOD + P. acidilactici groups (P = 0.046). Birds fed melon-SOD or P. acidilactici alone had lower serum MDA levels than those reared at HSD (P = 0.050). SOD activity in breast meat remained unaffected. However, MDA levels in breast meat were greater in broiler chickens in the HSD group in comparison with other groups (P = 0.009). Conclusion: In this study, melon-SOD and P. acidilactici reduced the HSD-induced oxidative stress in broilers.
Sıcak stresi altındaki süt ineklerine canlı maya kültürü ve parçacık büyüklüğü farklı rasyonlar verilmesinin süt verimi ve kalitesi üzerine etkileri
Amaç: Araştırma rasyona canlı maya kültürü (Saccharomyces cerevisiae) ilavesinin ve rasyonda farklı yem parçacık büyüklüğünün sıcak stresi koşullarında süt ineklerinde kuru madde tüketimi, süt verimi ve kalitesi ile besin maddesi sindirilebilirliği ve rumen fermantasyon parametreleri üzerine etkilerinin incelenmesi amacıyla yapılmıştır. Gereç ve Yöntem: Çalışmada birden fazla doğum yapmış orta laktasyonda 4 adet Holstein süt ineği iki farklı dozda (0 ve 1 g/gün) canlı maya kültürü (CMK) içeren ve 2 farklı parçacık büyüklüğündeki rasyonla beslendi. Deneme 4 x 4 Latin kare deseninde 2 x 2 faktöriyel olarak düzenlendi. Bulgular: Rasyona CMK katılan gruplarda kuru madde ve besin maddesi tüketimleri benzerdi. Rasyon parçacık boyutu büyük rasyonun, rasyon parçacık büyüklüğünün düşürülmesi ile KM, OM, NDF ve ADF tüketimleri arttı (P<0,001), ancak peNDF tüketimi azaldı (P<0,05). Süt verimi ve süt yağı deneme rasyonlarından etkilenmedi. Rasyona CMK katkısının DSV'i artırma eğiliminde (P=0,058) olduğu belirlendi. Rasyon parçacık büyüklüğünün düşmesi ile süt ineklerinde süt HP seviyesinin düştüğü (P<0,05) gözlemlendi. Denemede CMK kullanılmasının ve rasyon parçacık büyüklüğü düşürülmesinin KM ve besin maddesi sindirilebilirliğine etkisi önemsiz olarak tespit edildi. Araştırmada rasyonda CMK kullanımı ile rumen pH seviyesi yükseldi (P<0,05). Rumen toplam UYA konsantrasyonu ve UYA dağılımı rasyona CMK katkısından veya rasyon parçacık büyüklüğünden etkilenmedi. Sonuç: Araştırmada rasyona CMK katılması verim parametrelerini istatistiksel olarak etkilememiştir. Rasyon parçacık büyüklüğü düşürmenin ise sıcak stresi şartlarında KMT'i artırsa da süt verimi üzerine etkisinin olmadığı belirlenmiştir.
Ratlarda farklı bor dozlarının ham besin maddelerinin sindirilme derecesi ve taşıyıcıları üzerine etkileri
Esansiyel bir iz element olan borun (B) hormon metabolizmasında, kemik gelişiminde, antioksidan savunma sisteminde, yara iyileşmesinde, enerji metabolizmasında ve immun sistemde önemli rolü bulunmaktadır. Son yıllarda, araştırmalarda kullanılan bor bileşiklerinin başında borik asit, sodyum borat, potasyum borat ve çinko borat gelmektedir. Bu çalışma, ratlarda sodyum perborat tetrahidrat'ın (SPT) ham besin maddelerinin sindirilme derecesi ve besin madde taşıyıcılarının (PepT1, SGLT1, GLUT1, GLUT2, GLUT5, FATP1) ekspresyonu üzerindeki etkilerini belirlemek amacı ile yapılmıştır. Çalışmada toplam 40 adet erkek Wistar albino rat kullanılmış ve ratlar 4 gruba ayrılmıştır: i) Kontrol, ii) SPT 0.5 (0.5 mg elemental B/kg), iii) SPT 1 (1 mg elemental B/kg), iv) SPT 2 (2 mg elemental B/kg). Deneme 4 hafta sürmüştür. Çalışma sonunda dışkı ve bağırsak örnekleri toplandı. Kuru madde, ham protein, ham yağ, ham kül ve organik maddelerinin sindirilme dereceleri belirlendi. Ardından Gerçek Zamanlı Polimeraz Zincir Reaksiyonu (RT-PCR) yöntemi aracılığıyla jejunum ve duodenumdaki PepT1, SGLT1, GLUT1, GLUT2, GLUT5 ve FATP1 proteinlerinin mRNA ekspresyon seviyeleri tespit edildi. Kontrol grubu ile karşılaştırıldığında, farklı SPT dozlarının ham besin madde sindirilme derecesi üzerine etki etmediği belirlendi (p>0.05). Ayrıca, SPT'nin PepT1, SGLT1, GLUT1, GLUT2, GLUT5 ve FATP1 ekspresyon seviyeleri üzerine bir etkisi tespit edilmedi (p>0.05). Sonuç olarak, bu çalışmada kullanılan SPT formundaki borun farklı dozlarının ratlarda besin madde sindirilme derecelerine ve ince bağırsak PepT1, SGLT1, GLUT1, GLUT2, GLUT5 ve FATP1 ekspresyon seviyeleri üzerine anlamlı bir etkisi olmadığı tespit edilmiştir.
Sıçanlarda farklı magnezyum formlarının kemik metabolizması üzerine etkileri
Magnezyum (Mg) kemik metabolizmasında önemli roller üstlenmektedir. Yüksek yağlı diyet (YYD) tüketimi kemik mineral yoğunluğu (KMY) ile kalsiyum (Ca), fosfor (P) ve Mg miktarını azaltarak kemik metabolizmasını bozabilmektedir. Bu çalışmada, YYD ile oluşturulan KMY kaybına karşı farklı Mg formlarının [inorganik magnezyum oksit (MgO)'e karşı, organik magnezyum pikolinat (MgPik)] moleküler düzeydeki etkisi araştırıldı. Araştırmada, toplam 42 adet Wistar albino ırkı erkek sıçan kullanıldı. Sıçanlar i) Kontrol, ii) Kontrol+MgO, iii) Kontrol+MgPik, iv) YYD, v) YYD+MgO ve vi) YYD+MgPik olmak üzere altı gruba ayrıldı (n=7). YYD grubu ile karşılaştırıldığında tibianın KMY seviyesi Mg katkısı yapılan gruplarda daha yüksek bulunurken (p<0.001), femurun KMY seviyesi ise sadece YYD+MgPik grubunda anlamlı bir farklılık göstermiştir (p<0.001). Kemik Ca (p<0.01), P (p<0.01), Mg (p<0.001) ve çinko (Zn) (p<0.01) seviyeleri YYD+MgPik grubunda YYD grubuna göre artış göstermiştir. YYD+MgPik grubu ile kıyaslandığında kemiğin P (p<0.05) ve Mg (p<0.001) seviyeleri YYD+MgO grubuna göre daha yüksek bulunmuştur. YYD+MgPik grubunda kemik osteokalsin (OCN) (p<0.001), insülin benzeri büyüme faktörü 1 (IGF-1) (p<0.001), osteoprotegerin (OPG) (p<0.05), kemik kollajen tip 1 alfa 1 (COL1A1) (p<0.001), kemik morfogenetik protein 2 (BMP2) (p<0.001) ve runt ilişkili transkripsiyon faktör 2 (Runx2) (p<0.001) gibi osteojenik proteinlerin seviyeleri YYD+MgO grubuna göre daha yüksek bulunurken, nükleer faktör kappa-β ligand reseptör aktivatörü (RANKL) (p<0.001) proteini seviyesinin ise daha düşük olduğu belirlenmiştir. Elde edilen veriler, YYD'ye yapılan MgPik katkısının KMY'yi ve kemikteki osteojenik proteinlerin seviyelerini MgO katkısına göre daha etkili bir şekilde artırarak kemik kaybının önüne geçebileceğini ve kemik iyileşmesine yardımcı olabileceğini göstermiştir.
Karma yeme iki farklı metot ile korunan esansiyel yağ karışımı ilavesinin kronik gürültüye maruz bırakılan yumurtacı bıldırcınlarda performans ve bazı kan parametreleri üzerine etkisi
Bu çalışma, kronik gürültüye maruz bırakılan yumurtacı bıldırcınlarda (Coturnix coturnix Japonica); temel karma yeme ilave edilen bitkisel yağ karışımının (portakal kabuğu yağı + defne yaprağı yağı + kekik yağı) performans parametreleri, yumurta kalitesi, bazı kan parametreleri, antioksidan parametreler ve besin maddelerinin sindirilme derecesi üzerine olan etkilerini belirlemek üzere yürütülmüştür. Araştırmada; her grupta 25 adet olmak üzere toplam 100 adet yumurtacı bıldırcın kullanılmıştır. Grupların her biri 5 adet yumurtacı bıldırcın içeren 5 alt gruba ayrılmıştır. Hayvanlara günde 8 saat süre ile 100 dB şiddetinde gürültü, 56 gün boyunca uygulanmıştır. Araştırma grupları; gürültü uygulanmayıp karma yeme sadece zeolit katılan Negatif Kontrol (NK) grubu, gürültü uygulanıp karma yeme sadece zeolit katılan Pozitif Kontrol (PK) grubu, gürültü uygulanıp karma yeme zeolit ile stabil hale getirilen 400 ppm dozunda bitkisel yağ karışımı ilave edilen Zeolit grubu ve gürültü uygulanıp karma yeme mikrokapsulasyon ile stabil hale getirilen 400 ppm dozunda bitkisel yağ karışımı ilave edilen Kapsül grubu şeklinde oluşturulmuştur. Canlı ağırlık, yumurta ağırlığı ve yem tüketimi bakımından gruplar arasında istatistiksel olarak bir farklılığın olmadığı (P>0.05), ancak en iyi yemden yararlanma oranı (P<0.001) ile en yüksek yumurta veriminin kapsül grubunda olduğu belirlenmiştir (P<0.01). Yumurta kalite kriterlerinden, ak yüksekliği (P<0.001), ak uzunluğu (P<0.001) ve haugh birimi (P<0.01) bitkisel yağ karışımı ilave edilen gruplarda kontrol gruplarından istatistiksel olarak daha yüksek, kabuk ağırlığının (P<0.01) ise daha düşük olduğu tespit edilmiştir. En düşük yumurta eni ve sarı yüksekliği zeolit grubunda belirlenirken (P<0.001), en düşük kabuk oranı (P<0.01) ise pozitif kontrol grubunda tespit edilmiştir. Denemede glikoz düzeyi bakımından negatif kontrol grubu ile pozitif kontrol grubu ve zeolit grupları arasında istatistiksel olarak bir farklılık belirlenirken (P<0.05), stresin etkisi ile yükselen glikoz ve kolesterol düzeyleri kapsül grubunda bir miktar düşmüştür. Kolesterol düzeyi bakımından negatif kontrol grubu pozitif kontrol grubundan istatistiksel olarak farklı bulunmuş (P<0.05), gürültü stresinin etkisi ile yükselen kolesterol düzeyi bitkisel yağ ilave edilen gruplarda azalmıştır. Trigliserit düzeyi üzerine bitkisel yağ karışımının olumlu yönde etkisi olmuş, trigliserit seviyesi bu gruplarda kontrol gruplarından daha düşük olarak belirlenmiştir (P<0.05). Toplam protein düzeyi üzerine ne gürültü stresinin nede kullanılan bitkisel yağın bir etkisi olmamıştır (P>0.05). Karma yemin kuru madde (P<0.05) ve ham yağ (P<0.001) sindirilme dereceleri bakımından en düşük değerler pozitif kontrol grubunda tespit edilirken, ham protein sindirilme derecesi bitkisel yağ ilave edilen gruplarda kontrol gruplarından daha yüksek düzeyde belirlenmiştir (P<0.01). Plazma malondialdehit (MDA) düzeyi bakımından negatif kontrol grubu ile pozitif kontrol grupları arasında farklılık belirlenirken (P<0.05), bitkisel yağ ilave edilen gruplar ile her iki kontrol grubu arasında bir farklılık şekillenmemiştir. En yüksek plazma katalaz düzeyi kapsül grubunda tespit edilmiştir (P<0.05). En düşük karaciğer MDA düzeyi negatif kontrol grubunda belirlenmiş (P<0.05), kapsül grubu istatistiksel olarak negatif kontrol grubu ile benzerlik göstermiştir. Karaciğer glutatyon (GSH), glutatyon peroksidaz (GSH-Px) ve katalaz enzim düzeyleri bakımından kapsül grubu ile negatif kotrol grubu arasında istatistiksel olarak farklılık olduğu tespit edilmiştir (P<0.05). Kalp MDA düzeyi bakımından negatif kontrol grubu ile kapsül grubu pozitif kontrol grubu ile zeolit grubundan farklı bulunmuştur (P<0.01). En yüksek katalaz düzeyi kapsül grubunda belirlenmiştir (P<0.05). Çalışmada, ölüm oranı bakımından gruplar arasında istatsitiksel olarak bir farklılık tespit edilememiştir (P>0.05). Sonuç olarak; antioksidan özellikleri nedeni ile kullanılan bitkisel yağların gürültü stresinin olumsuzluklarını azaltıcı yönde etki gösterdiği belirlenmiştir. Ancak bitkisel yağların stabilitesinde kullanılacak olan mikrokapsulasyon yönteminin etkinliği ile ilgili olarak ekstra çalışmalara ihtiyaç olduğu kanaatine varılmıştır.
Sıcak stres koşulları altındaki etlik bıldırcınlarda karma yeme iki farklı metot ile korunan esansiyel yağ karışımı ilavesinin performans, karkas özellikleri ve kan parametreleri üzerine etkisi
Bu çalışma, sıcak strese maruz bırakılan bıldırcınlarda (Coturnix coturnix Japonica); temel karma yeme ilave edilen bitkisel yağ karışımının (portakal kabuğu yağı + defneyaprağı yağı + kekik yağı) performans parametreleri, karkas özellikleri, bazı kan parametreleri, antioksidan parametreler ve sindirim sistemi organ ağırlıkları üzerine olan etkilerini belirlemek üzere yürütülmüştür. Araştırmada; her grupta 32 adet olmak üzere toplam 96 adet karışık cinsiyette bıldırcın kullanılmıştır. Grupların her biri 8 adet bıldırcın içeren 4 alt gruba ayrılmıştır. Hayvanlar günde 8 saat süre (9.00-17.00) ile 34±2oC olacak şekilde sıcak stresine maruz bırakıldı. Sıcak stresi uygulaması, 28 gün boyunca uygulanmıştır. Araştırma grupları; sıcak stresi uygulanıp temel karma yeme sadece zeolit katılan Kontrol (NK) grubu, sıcak stresi uygulanıp karma yeme zeolit ile stabil hale getirilen 200 ppm dozunda bitkisel yağ karışımı ilave edilen Zeolit grubu ve sıcak stresi uygulanıp karma yeme mikrokapsulasyon ile stabil hale getirilen 200 ppm dozunda bitkisel yağ karışımı ilave edilen Kapsül grubu şeklinde oluşturulmuştur. Araştırmada, en yüksek canlı ağırlık (43. gün), canlı ağırlık artışı (15-43. günler) ve en iyi yemden yararlanma oranı kapsül grubunda elde edilmiştir (P<0.05). Yem tüketimi ve sindirim sistemi organ ağırlıkları bakımından gruplar arasında istatistiksel olarak bir farklılık elde edilememiştir (P>0.05). Kesim ağırlığı (P<0.05), dalak ağırlığı (P<0.01) ve dalak oranı (P<0.05) bakımından en yüksek değerler kapsül grubunda tespit edilmiştir. Sıcak karkas ağırlığı ve karkas randımanı bitkisel yağ ilave edilen gruplarda kontrol grubundan istatistiksel olarak daha yüksek bulunmuştur (P<0.05). Denemede glikoz (P<0.01), ürik asit, alanin aminotransferaz (ALT) ve aspartat aminotransferaz (AST) düzeyleri en düşük kapsül grubunda belirlenirken (P<0.05), kolesterol ve trigliserit düzeyleri en yüksek kontrol grubunda tespit edilmiştir (P<0.05). Karaciğer (P<0.05) ve kalpte (P<0.001) malondialdehit (MDA) düzeyleri en düşük kapsül grubunda belirlenirken, karaciğer (P<0.01) ve kalpte (P<0.05) en yüksek glutatyon peroksidaz (GSH-Px) düzeyleride kapsül grubunda tespit edilmiştir. Karaciğer, redükte glutatyon (GSH) (P<0.05), süperoksit dismutaz (SOD) (P<0.01) ve kalp GSH (P<0.01) enzim düzeyleri bitkisel yağ ilave edilen gruplarda kontrol grubundan daha yüksek düzeyde belirlenmiştir. Kalp SOD düzeyi bakımından gruplar arasında istatistiksel olarak bir farklılık belirlenememiştir (P>0.05). Çalışmada, ölüm oranı bakımından gruplar arasında istatsitiksel olarak bir farklılık tespit edilememiştir (P>0.05). Sonuç olarak; antioksidan özellikleri nedeni ile kullanılan bitkisel yağların sıcaklık stresinin olumsuzluklarını azaltıcı yönde etki gösterdiği belirlenmiştir. Bitkisel yağların stabilitesinde kullanılan mikrokapsulasyon yönteminin etkinliğinin zeolite emdirilme yönteminden daha iyi olduğu bitkisel yağların stabilite işlemlerinde kullanılmasının hayvanlardan elde edilmesi düşünülen verimleri arttırabileceği kanaatine varılmıştır.
Farklı sıcaklıklarda yetiştirilen yumurtacı bıldırcınlarda ellagik asidin performans, sindirilebilirlik, sekal bakteriyel flora, antioksidan aktivite ile bazı kan parametreleri üzerine etkisi
Bu çalışmada, ellagik asidin normal şartlarda ve yüksek çevre sıcaklıklarında beslenen bıldırcınlarda performans, yumurta kalitesi, ham besin maddelerinin sindirilme derecesi, sekum toplam koliform ve toplam laktik asit bakteri sayıları, serum MDA düzeyi ve bazı kan parametreleri (glikoz, toplam protein, kolesterol, AST, ALT, kalsiyum, fosfor, magnezyum, sodyum) üzerine etkileri araştırılmıştır. Bıldırcınlar (n=240; 5 haftalık yaşta), iki farklı çevre sıcaklığı [Termonötral (TN) ve Sıcaklık Stresi (SS)] ve dört ellagik asit dozu (0, 100, 200 ve 400 mg/kg) olmak üzere 2 x 4 faktöriyel deneme düzenine göre rastgele 8 gruba ayrılmıştır. Deneme 75 gün sürmüştür. TN gruplarında SS gruplarına göre yem tüketimi, yumurta ağırlığı, yumurta verimi değerlerinin daha yüksek (P<0.001) ve yemden yararlanma oranının (YYO) (P<0.01) daha iyi olduğu gözlemlenmiştir. SS grupları ile karşılaştırıldığında, TN gruplarında yumurta ağırlığı (P<0.01) ve kabuk ağırlığı (P<0.001) değerleri daha yüksek tespit edilirken; kabuk kalınlığı, sarı indeksi, ak indeksi ve haugh birimi bakımından gruplar arasında istatistiksel olarak bir farklılık bulunmamıştır (P>0.05). Yumurta ve kabuk ağırlığı üzerine ellagik asit katkısının etkisi istatistiksel olarak önemli bulunmuştur (P<0.05). Yüksek çevre sıcaklığı kuru madde (P<0.05), ham yağ (P<0.01) ve ham protein (P<0.01) sindirilme derecesini üzerine etkisi istatistiksel olarak önemli düzeyde düşürürken, rasyona ilave edilen ellagik asidin, kuru madde (P<0.05), ham yağ (P<0.01) ve ham protein (P<0.01) sindirilme derecesini istatistiksel olarak önemli düzeyde yükseltmiştir. Ellagik asit katkısı sekum toplam koliform bakteri sayısını düşürürken (P<0.01), sekum toplam laktik asit bakteri sayısını yükseltmiştir (P<0.001). Serum MDA düzeyi sıcaklık stresinin etkisi ile artarken (P<0.001) ellagik asit ilavesi ile azalmıştır (P<0.001). Çevre sıcaklığının serum glikoz (P<0.001), kolesterol (P<0.05), toplam protein (P<0.05), ALT (P<0.001), sodyum (P<0.05) ve magnezyum (P<0.001) düzeyleri üzerine etkisi istatistiksel olarak önemli bulunurken; serum AST, kalsiyum ve fosfor düzeyi üzerine etkisi önemsiz olmuştur (P>0.05). Sonuç olarak, bu çalışmada sıcaklık stresi altındaki bıldırcınlarda ellagik asit ilavesinin oksidatif stresi azalttığı, yemden yararlanma oranını iyileştirdiği, yumurta kalitesini artırdığı, ham besin maddelerinin sindirilme derecesini yükselttiği, antimikrobiyel etkisi nedeniyle sekum toplam koliform bakteri sayısını düşürürken sekum yararlı bakterilerden olan laktik asit bakterileri üzerine olumlu etki yaptığı, serum kolesterol ve AST-ALT düzeylerini düşürdüğü sonucuna varılmıştır. Ellagik asidin bu olumlu etkileri doza bağlı olarak artarken 400 mg/kg dozunun en etkili doz olduğu gözlemlenmiştir.
Pazar dışı karpuzlardan üretilen konserve karpuz püresi ve suyunun etlik bıldırcın rasyonuna katılma olanaklarının araştırılması
Bu çalışmada, etlik bıldırcın yemlerinde pazar dışı kalan karpuzlardan elde edilen karpuz püresi ve karpuz suyu ürününün hayvanlarda besin madde kaynağı olarak kullanılabilme olanağının, performans üzerine olan etkilerinin araştırılması amaçlanmıştır. Ayrıca üretilen karpuz suyu ve püresinin pelet yapıştırıcısı olarak kullanılabilme olanakları da araştırılmıştır. Bu çalışmada, kullanılan yem ham maddeleri NRC standartlarına göre başlangıç ve büyütme bıldırcın rasyonu hazırlanmıştır. Bu rasyona kontrol grubu adı verilmiştir. Kontrol grubu rasyonu ile izokalorik ve izonitrojenik olacak biçimde kontrol grubunda kullanılan yem ham maddeleri yerine kuru madde üzerinden %5 konserve karpuz püresi ve karpuz suyu katılarak deneme grupları oluşturulmuştur. Deneme gruplarından karpuz püresi katılan gruba püreli grup, karpuz suyu katılan gruba sulu grup adı verilmiştir. Deneme 3 ana ve 5'er alt gruptan oluşmuştur. Denemede bir haftalık yaşta toplam 90 adet, erkek Japon bıldırcını (Coturnix coturnix japonica) kullanılmıştır. Bıldırcınlar her alt gruba 6'şar hayvan gelecek şekilde konulmuştur. Gruplar kafeslere homojen bir şekilde dağıtılmıştır. Araştırma sonunda gruplarda bıldırcınların deneme başlangıcı canlı ağırlıkları birbirine benzerken deneme sonu canlı ağırlık 189 gr ile püre grubunda en yüksek değere ulaşmıştır. Günlük canlı ağırlık artışı 3.68 gr ile karpuz püresi en yüksek değere ulaşırken 3.44 gr ve 3.43 gr ile karpuz suyu ve kontrol grubunda görülmüştür. Yem tüketiminde 7.79 gr ile karpuz püresi grubunda 8.97 gr ve 10,42 gr ile karpuz suyu ve kontrol grubunda görülmüştür. Yemden yararlanma 2.46 gr ile en yüksek karpuz püresi grubunda görülürken sırasıyla 3.53 gr ve 3.58 gr ile karpuz suyu ve kontrol grubunda görülmüştür. Besin madde sindirimi ve ölüm oranlarında önemli bir fark görülmemiştir. Sonuç olarak, hem konserve üretiminin kolaylığı ve konserve işlemlerinin az olması ile atık karpuzun tamamını içermesi, hem de düşük yem tüketimine rağmen karpuz suyu ve kontrol grubuna yakın günlük ağırlık artışı göstermesi nedeniyle konserve karpuz püresi alternatif bir kanatlı yemi olarak değerlendirilebilir. Anahtar Kelimeler: Konserve, Karpuz, Püre, Su, Bıldırcın
Bakır sülfat toksisitesi oluşturulan ratlarda krisin ve fluniksin megluminin yem tüketimi, canlı ağırlık, antioksidan durum, bazı kan ve yangı parametreleri üzerine etkileri
ÖZET Bu araştırma, aşırı bakıra maruz bırakılmış ratlarda krisin ve fluniksin meglümin'in, yem tüketimi, canlı ağırlık değişimi, antioksidan durum, bazı kan ve yangı parametreleri ve histolojik değişimler üzerine koruyucu etkilerini belirlemek amacıyla yapıldı. Araştırmada bireysel olarak barındırılan 36 adet erkek Sprague-Dawley rat kullanıldı ve Kontrol, Bakır Sülfat (Cu, 500 ppm canlı ağırlık (CA)/gün, gavaj), Fluniksin Meglumin (FM; 2,2 ppm CA/gün, ip), Krisin (Krisin, 50 ppm CA/gün, gavaj), Bakır Sülfat+Fluniksin Meglumin (Cu+FM; 500 ppm BW/gün bakır sülfat, gavaj ve 2,2 mg/kg CA/gün fluniksin meglumin, ip) ve Bakır Sülfat+Krisin (500 ppm CA/gün bakır sülfat, gavaj ve 50 ppm CA/gün krisin, gavaj) olarak altı gruba ayrıldı. Yem tüketimi (YT) Cu grubuyla karşılaştırıldığında, Cu+Krisin grubunda önemli oranda arttı (P<0.01). Cu toksisitesi, oksidatif stresin göstergesi olan malondialdehiti (MDA) önemli oranda artırdı. Krisin ve FM uygulaması karaciğer ve böbrek dokularında önemli oranda MDA düzeyini azalttı, ve superoksit dismutaz ve katalaz aktivitelerini artırdı (P<0.001). Serum TNF-α düzeyi bakır grubuyla karşılaştırıldığında Cu+FM ve Cu+Krisin gruplarında önemli oranda daha düşüktü (P<0.001). Cu uygulanan ratların karaciğer ve böbrek dokularında FM ve krisin uygulamaları dejenerasyonu, nekrozu ve apoptozisi iyileştirdiği görüldü. Krisinin serbest radikalleri temizleyerek ve antioksidanların aktivitesini artırarak YT ile karaciğer ve böbrek üzerine olan olumsuz etkileri iyileştirdiği ortaya çıktı. Anahtar Kelimeler: Bakır toksisitesi, krisin, fluniksin meglumin, yem tüketimi, canlı ağırlık değişimi, antioksidan durum, kan, yangı, histolojik parametreler, rat.
Yüksek yağlı diyet/streptozotosin ile indüklenen diyabetik ratlarda mango ginger ekstraktının gsk-3β/fyn/nrf2 sinyal yolağı üzerine etkisi
Dünya genelinde insidansı hızla artan diyabet ile mücadelede yeni stratejilerin araştırılması için sıklıkla hayvan modelleri kullanılmaktadır. Rodentlerde yüksek yağlı diyet (YYD) ve STZ uygulanması insan tip 2 diyabeti (DM2) için uygun bir modeldir. DM2 ve komplikasyonlarına karşı çeşitli fitokimyasalların koruyucu veya tedavi edici etkileri araştırılmaktadır. Curcuma amada Roxb (Mango Ginger, MG) tıbbi bitkiler alanında antioksidan ve antiinflamatuvar gibi farmakolojik ve biyolojik etkileri ile dikkat çekmektedir. Bu çalışmanın amacı; yüksek yağlı diyet (YYD) ve streptozotosinle (STZ) indüklenmiş diyabetik sıçanlarda, diyabetin olumsuz etkilerine karşı potansiyel koruyucu etkisi olabilecek MG ekstraktının etkilerinin belirlenmesi ile GSK-3 beta/Fyn/Nrf2 sinyal yolakları üzerine MG ekstraktının nasıl etki edeceğinin ortaya konmasıdır. Çalışmada 28 adet erkek Wistar albino sıçan rastgele dört gruba ayrıldı; i) Kontrol Grubu; standart diyetle beslenen ratlar; ii) MG grubu: standart diyet+ MG (50 mg/kg/gün) uygulanan ratlar; iii) YYD grubu: YYD ile beslenen ve STZ, (40 mg/kg i.p.) uygulanan ratlar; iv) YYD+STZ+MG. Çalışma,12 hafta süreyle devam ettirilmiştir. Diyabetik ratlarda glikoz, insülin ve bazı biyokimyasal değerler artış gösterirken (P<0.01), MG uygulaması bu durumu hafifletmiştir (P<0.001). Diyabetik sıçanlarda, serum ve karaciğer malondialdehit (MDA) artarken (P<0.001), total antioksidan kapasite (TAK) azalmıştır (P<0.001). YYD+STZ grubunda GSK-3β, Fyn ve Keap-1 protein düzeyleri artarken Nrf2 ve HO-1 protein düzeyleri azalmış buna karşın MG uygulaması, diyabetik sıçanlarda tersine bir etki göstermiştir (P<0.05). Diyabetik sıçanlarda MG uygulamasının biyokimyasal parametreleri iyileştirdiği ve GSK-3 beta/Fyn/Nrf2 sinyal yolaklarını regüle ederek antioksidan savunma mekanizmalarını iyileştirdiği ve böylece diyabet tedavisinde destekleyici ve komplikasyonları hafifletici özellik gösterdiği söylenebilir.