
2,051
Archived Theses
3
DOIs Assigned
0%
DOI Rate
Discipline
Okul öncesi dönem çocukların oyun becerileri ile ebeveyn-çocuk ilişkileri ve ebeveyn tutumları arasındaki ilişkinin incelenmesi
Okul öncesi eğitim kurumlarına devam eden 60-72 aylık çocukların oyun becerileri ile ebeveyn-çocuk ilişkileri ve ebeveyn tutumları arasındaki ilişki incelenecektir. Araştırmanın örneklemi belirlenirken; süreci ve uygulamayı kolaylaştırmak, zamandan tasarruf etmek için ilk aşamada Ankara'daki ilçeler, ikinci aşamada ilçelerdeki okullar seçkisiz olarak sıralanmıştır. Belirlenen sıraya göre okullara gidilerek ölçekler dağıtılmıştır. Bu doğrultuda araştırmanın örneklemini, Ankara ilinde okul öncesi eğitime devam eden 477 çocuğun ebeveynleri oluşturmaktadır. Araştırmada kullanılan veri toplama araçları Çocuk Aile Bilgi Formu, Oyun Becerileri Değerlendirme Ölçeği, Ebeveyn-Çocuk İlişkisi Ölçeği ve Ebeveyn Tutum Ölçeği'dir. Araştırma sonucunda; elde edilen verileri istatiksel olarak analiz etmek için parametrik testlerden Bağımsız Gruplar T-Testi, Tek Yönlü Varyans Analizi (ANOVA), Pearson Korelasyon Analizi, Çoklu Doğrusal Regresyon Analizi kullanılırken; non- parametrik testlerden Mann Whitney U Testi kullanılmıştır. Yapılan araştırma sonucuna göre; ebeveynlerin demokratik ve aşırı koruyucu tutumları arttıkça çocukların oyun becerileri artmakta, otoriter tutumları arttıkça çocukların oyun becerileri azalmaktadır. Araştırmanın diğer bir sonucu ise, çocukların ebeveynleri ile yakın ilişkileri arttıkça oyun becerileri artmakta, çocuğun ebeveyni ile olan çatışması oyun becerilerini düşürmektedir. Yanı sıra, oyun beceri puanlarındaki değişkenliğin %19.2'si ebeveyn-çocuk ilişkisi ve ebeveyn tutumlarıyla açıklanmaktadır. Demokratik ve yakınlık alt boyutları çocukları oyun beceri puanlarını istatiksel olarak pozitif yönde ve anlamlı olarak yordamaktadır.
4-7 yaş çocukları için örüntü becerileri ölçeğinin geliştirilmesi ve örüntüye ilişkin öğretmen uygulamalarının incelenmesi
Bu çalışmada 4-7 yaş aralığındaki çocukların örüntü becerilerini belirlemek için ölçme aracı geliştirmek ve okul öncesi öğretmenlerin örüntü becerilerine ilişkin uygulamalarını belirlemek amaçlanmaktadır. Çalışma iki aşamalı olarak yapılmıştır. Birinci aşamada ölçek geliştirmek için tarama yöntemi kullanılmıştır. İkinci aşamada ise nitel araştırma yöntemlerinden durum çalışması kullanılmıştır. Ölçek geliştirme çalışmasında 572 çocuktan veri toplanmıştır. Nitel araştırmanın çalışma grubunu 27 okul öncesi öğretmeni oluşturmuştur. Ölçek geliştirme çalışmasında uygun ve kartopu örnekleme kullanılarak veri toplanmıştır. Nitel araştırma için çalışma grubunun oluşturulmasında ölçüt örnekleme kullanılmıştır. Verilerin analizlerinde Microsoft Office Excel, Factor 12, Lisrel 9.1 ve IBM SPSS Statistics 24 paket programı kullanılmıştır. Okul öncesi öğretmenleriyle yarı yapılandırılmış görüşme formu aracılığıyla görüşme tekniği kullanılarak veriler toplanmıştır. Verilerin analizinde MAXQDA programı aracılıyla içerik analizi kullanılmıştır. Ölçek geliştirmede görüş geçerliği için uzmanlardan görüş alınmış, kapsam geçerliği için Lawshe tekniği, yapı geçerliğini sağlamak için açımlayıcı ve doğrulayıcı faktör analizleri yapılmıştır. Güvenirlik çalışmaları kapsamında Cronbach's Alpha, KR-20 iç tutarlık katsayıları hesaplanmış ve iki yarı test güvenirliği yapılmıştır. Madde analizi kapsamındaysa madde güçlüğü ve çift serili korelasyon testleri uygulanmıştır. Araştırma sonucunda 4 boyut 19 maddeden oluşan, Cronbach's Alpha değeri 0,87 olan geçerli ve güvenilir bir örüntü becerileri ölçeği geliştirilmiştir. Okul öncesi öğretmenlerinin örüntü becerisini kazandırırken sadece tekrarlayan örüntü türünde çalışmalar yaptıkları belirlenmiştir. Öğretmenler örüntü becerilerini kazandırma sürecinden fazla gösterip yaptırma yöntemini ve soru-cevap tekniğini kullanmaktadır. Okul öncesi öğretmenlerinin örüntüyü devam ettirme, kopyalama ve örüntüdeki eksik parçayı bulma becerilerine daha sık yer verdiği tespit edilmiştir. Ayrıca öğretmenlerinin büyük çoğunluğunun örüntü becerilerini kazandırma sürecinde sınıfta herhangi bir düzenleme yapmadıkları sonucuna ulaşılmıştır.
İlkokul öğrencilerinin okuma becerilerini geliştirmeye yönelik sınıf öğretmenlerinin sahip olması gereken yeterlikler
Bu araştırmanın amacı, ilkokul öğrencilerinin okuma becerilerini geliştirmeye yönelik sınıf öğretmenlerinin sahip olması gereken yeterliklerin ortaya çıkarılması ve bu yeterliklere yönelik uzmanlar arasında görüş birliğinin olup olmadığının belirlenmesidir. Değiştirilmiş Delphi tekniği ile yürütülen bu araştırma; görüşmelerin gerçekleştirilmesi ve literatür incelemesi yapılması, I. Delphi anketinin uygulanması ve II. Delphi anketinin uygulanması olarak üç aşamadan oluşmuştur. Araştırmada yarı yapılandırılmış görüşme formu ve Delphi anketleri veri toplama araçları olarak kullanılmıştır. Araştırmanın çalışma grubu; on beş öğretim elemanı ve beş sınıf öğretmeninden oluşmaktadır. Görüşmeler sonucunda elde edilen nitel veriler betimsel analize tabi tutulmuştur. Delphi anketlerinden elde edilen verilerin analizinde ise ortalama, standart sapma, ortanca, yüzde, çeyreklik, çeyreklikler arası fark ve bağıl değişkenlik katsayısı kullanılmıştır. Görüş birliği tanımında ortanca, çeyreklikler arası fark, yüzdelik ve bağıl değişkenlik katsayısı değerleri dikkate alınmıştır. Elde edilen verilerin geçerlik ve güvenirliğini sağlamak amacıyla aktarılabilirlik, inandırıcılık, tutarlılık ve teyit edilebilirlik stratejileri kullanılmıştır. Araştırma sonucunda, yüz altmış gösterge ifadesi, kırk yeterlik maddesi ve yedi yeterlik alanı ortaya çıkarılmıştır. Delphi anketleri sonucunda ise kırk yeterlik maddesinin tamamı üzerinde bir görüş birliğinin olduğu tespit edilmiştir. Araştırma sonucunda ortaya çıkarılan yeterlikler; okuma becerilerine yönelik temel bilgi, okuma becerilerini geliştirme, okuma becerilerini ölçme ve değerlendirme, bireysel gelişim ve okuma ortamları, çocuk edebiyatı ve okuma metinleri, kişisel sorumluluk ve mesleki gelişim ve işbirliği ve destekler olmak üzere yedi yeterlik alanı altında toplanmıştır. Araştırma sonuçları doğrultusunda uygulayıcılara ve araştırmacılara yönelik bazı öneriler geliştirilmiştir.
Birinci sınıf öğretmenlerinin okuma yazma öğretimine hazırlık döneminde yaptıkları uygulamaların nitel bir analizi
Türkiye'de 3-5 yaş arası okul öncesi eğitim zorunlu değildir ve eğitime katılma oranı %39'dur. Farklı yaş grupları, yabancı uyruklu ve kaynaştırma öğrencisi olan, büyük çoğunluğun okul öncesi eğitim görmediği sınıflarda öğrenciler aynı kazanımları edinmekten sorumludur. Bu araştırmanın amacı, birinci sınıf öğretmenlerinin öğretim yılının başlangıcının hemen öncesinde ve bunu izleyen dönem içerisinde farklı özellik ve seviyedeki öğrencilerinin nitelikli bir okuma yazmaya hazır oluşlarını sağlamaya yönelik sınıf içi ve sınıf dışı uygulamalarını ve hazırlık çalışmalarını belirlemektir. Bu araştırmada nitel araştırma yöntemlerinden durum çalışması deseni, Ankara ilinde tipik bir okulda, ölçüt örneklem ile belirlenen 4 devlet okulu öğretmeniyle 2022-2023 öğretim yılında çalışılmıştır. Araştırma verileri görüşme, gözlem ve doküman incelemesi yoluyla toplanmıştır ve veriler içerik analizi ile analiz edilmiştir. Araştırma sonucunda öğretmenlerin ders kitaplarını yetersiz gördükleri, büyük oranda çevrimiçi kaynaklardan çalışma kâğıtları kullandıkları, yazma çalışmalarını farklı materyallerle zenginleştirmedikleri, ulusal ve uluslararası yayınları takip etmedikleri belirlenmiştir. Öğretmenler öğrencileri hakkındaki temel bilgileri okul başlamadan öğrenmeyi, kalem tutuş ve defter düzenini çok önemsemektedir. Öğretmenler dinleme, konuşma ve görsel okuma çalışmalarını Türkçe dersi dışındaki derslerde yapmakta, sosyal duygusal gelişim ve algı becerilerini geliştirecek etkinlikler uygulamaktadır. Donanım eksikliği nedeniyle izleme etkinlikleri yaptırılamamaktadır. Okuma yazmaya hazırlık dönemi; öğrencilerin hazır oluşları, öğrenci ve velilerin beklentilerinden etkilenerek sonlandırılmaktadır. Öğretmenler bu döneme kaygılı başlayıp olumlu duygularla bitirmekte, bedenen ve zihnen çok yorulmaktadır. Ders kitaplarının yeterli hâle getirilmesi, teknolojik donanımların arttırılması, çalışma örneklerinin materyallerinin sağlanması ve en önemlisi okul öncesi eğitim zorunlu hâle getirilmesi önerilmektedir.
Okul öncesi dönemde çocuğa sahip ebeveynlerin nomofobi düzeylerini etkileyen faktörler ve nomofobinin ebeveyn-çocuk iletişimine etkisinin incelenmesi
Günümüz dünyası teknolojide yaşanan gelişmeler ve bunlara bağlı yaşamsal değişikliklerin ortaya çıkardığı sonuçlar bağlamında ''teknoloji ve bilgi çağı'' olarak adlandırılmaktadır. Dijital teknolojide yaşanan gelişmeler pek çok alanı etkilediği gibi ebeveyn ve çocuk arasındaki iletişim ve etkileşimlerin de değişmesine neden olmuştur. Bu durumdan yola çıkarak çalışmanın amacı okul öncesi dönemde çocuğa sahip ebeveynlerin nomofobi (akıllı telefondan yoksun kalma korkusu) düzeyleri ile bazı sosyodemografik özellikleri ve telefon kullanma alışkanlıkları arasındaki ilişkinin incelenmesidir. Ayrıca ebeveynlerin nomofobi düzeyleri ile ebeveyn-çocuk iletişimi arasında anlamlı bir farklılık olup olmadığının belirlenmesi amaçlanmıştır. Araştırmanın örneklem grubunu okul öncesi eğitime devam eden 4-6 yaş döneminde çocuğa sahip 458 anne-baba oluşturmuştur. Betimsel ve ilişkisel tarama modeliyle yürütülen çalışmada; anne ve babalarla ilgili bilgi toplamak amacıyla ''Kişisel Bilgi Formu'', anne-babaların çocuklarıyla iletişimini değerlendirmek amacıyla ''Anne-Baba-Çocuk İletişimini Değerlendirme Aracı (ABÇİDA)" ve anne-babaların nomofobi düzeylerini belirlemek amacıyla ''Nomofobi Ölçeği'' kullanılmıştır. Elde edilen verilerin çözümlenmesinde kişisel değişkenlerin frekans ve yüzdeleri alınmış, çoklu cevaplı iki soru için çoklu değerlendirme yapılmıştır. Kişisel değişkenler ve ölçek puanları arasındaki farkın incelenmesinde standart sapma ve ortalama değerleri verilmiş, kişisel değişkenler ve Nomofobi Ölçeği puanları arası farkın incelenmesinde non parametrik testlerden Mann Whitney U ve Kruskal Wallis H testleri, ABÇİDA puanları arası farkın incelenmesinde parametrik testlerden Bağımsız Örneklem t Testi ve tek yönlü varyans analizi (ANOVA) kullanılmıştır. Nomofobi Ölçeği ve ABÇİDA puanları arası ilişkinin belirlenmesinde ise Spearman Brown Korelasyon Katsayısı kullanılmıştır. Araştırma kapsamında ulaşılan sonuçlara göre, ebeveynlerin nomofobi puanlarının orta düzeyde olduğu belirlenmiştir. Ebeveynlerin nomofobi puanlarında yaşa göre anlamlı bir farklılık bulunmamıştır. Nomofobi puanları ebeveynlerin cinsiyet, öğrenim, çalışma, gelir durumu ve ikamet yerleri ile akıllı telefonu günlük kullanım sürelerine göre anlamlıdır. ABÇİDA puanlarına göre ebeveynlerin çocuklarıyla iletişimleri ebeveynlerin yaşlarına, cinsiyetlerine, çalışma durumlarına, çocuklarının yaşlarına ve akıllı telefonu günlük kullanma sürelerine göre anlamlı düzeyde farklılaşmaktadır. ABÇİDA puanlarına göre ebeveynlerin gelir durumu, ikamet yerleri ve çocuklarının cinsiyeti değişkenlerine göre anlamlı bir farklılık bulunmamaktadır. Bununla birlikte ebeveynlerin ABÇİDA puanlarına bakıldığında en yüksek puanı Empati alt boyutunda aldıkları, bunu sırasıyla Konuşma, Mesaj, Dinleme ve Sözsüz İletişim alt boyut puanlarının izlediği, ebeveynlerin çocuklarıyla iletişimlerinin ortanın üzerinde olduğu bulgulanmıştır. Ebeveynlerin Nomofobi Ölçeği ve ABÇİDA puanları arasındaki ilişkiye göre, ebeveynlerin Nomofobi Ölçeği puanları arttıkça ABÇİDA puanlarının azaldığı veya Nomofobi Ölçeği puanları azaldıkça ABÇİDA puanlarının arttığı görülmektedir. Sonuç olarak nomofobi ile ebeveyn-çocuk iletişimi arasında anlamlı bir ilişki olduğu ve nomofobinin iletişimi engellediği sonucu elde edilmiştir.
Zekare görsel dikkat setinin okul öncesi eğitime devam eden çocuklarda örüntü becerilerinin gelişimine etkisi
Bu araştırmanın amacı Zekare Görsel Dikkat Seti'nin okul öncesi eğitime devam eden çocuklarda örüntü becerilerinin gelişimi üzerindeki etkisinin belirlenmesidir. Bu araştırmada, "ön test-son test kontrol gruplu deneme modeli" kullanılmıştır. Araştırmanın çalışma grubunu İstanbul ili Üsküdar İlçe Milli Eğitim Müdürlüğüne bağlı bir uygulama anaokulunda 5 yaş grubunda öğrenim gören 38 öğrenci (18 kız, 20 erkek) oluşturmuştur. Araştırmada deney grubundaki çocuklara 12 hafta için her gün çocuğun ilgi ve dikkat seviyesi dikkate alınarak 30-40 dakika süreyle "Zekare Görsel Dikkat Seti" içerisinde yer alan çalışmalar uygulanmıştır. Kontrol grubunda yer alan çocuklar ise normal müfredatları dahilinde eğitimlerine devam etmişlerdir. Verilerin toplanmasında demografik bilgileri de içeren Okul Öncesi Örüntü Becerileri Testi kullanılmıştır. Verilerin analizinde SPSS v24 ile R paket programından yararlanılmıştır. Araştırmanın sonucunda deneme ve kontrol grubunu oluşturan çocukların örüntü becerileri ön test puanları arasında anlamlı farklılık olmadığı (p>.05), deneme grubunu oluşturan çocukların örüntü becerileri ön test-son test puanları arasında son test puanları lehine anlamlı farklılık olduğu (p<.05), kontrol grubunu oluşturan çocukların örüntü becerileri ön test-son test puanları arasında anlamlı farklılık olmadığı (p>.05) tespit edilmiştir. Deneme ve kontrol grubu çocukların örüntü beceriler son test puanlarında Zekare Görsel Dikkat Seti uygulanan deneme grubu lehine anlamlı farklılık (p<05) belirlenmiştir. Deney ve kontrol gruplarının örüntü becerileri ön test puanları kontrol edilerek yapılan son test puan ortalamalarına ait karşılaştırmalar deney grubunda son testte yaşanan artışın Zekare Görsel Dikkat Seti uygulamasından kaynaklandığı saptanmıştır. Araştırmanın sonuçlarında, Zekare Görsel Dikkat Setinin okul öncesi dönemdeki çocuklarının örüntü becerileri üzerinde olumlu etkisi olduğunu göstermiştir.
Okuma becerilerinin geliştirilmesinde öğretmen aile işbirliği: Bir eylem araştırması
Bu araştırmanın amacı, okuma becerisi zayıf ilkokul ikinci sınıf öğrencilerinin okuma becerilerinin geliştirilmesinde öğretmen ve aile iş birliğine dayalı okuma çalışmalarının etkisini incelemektir. Araştırma eylem araştırması olarak desenlenmiştir. Araştırma 2021-2022 eğitim-öğretim yılı güz döneminde Şanlıurfa ilinde bir ilkokuldaki altı öğrenci ve ebeveynleriyle toplam sekiz hafta boyunca gerçekleştirilmiştir. Araştırmanın katılımcılarını ölçüt örnekleme yöntemine göre seçilen okuma becerisi zayıf altı ilkokul ikinci sınıf öğrencisi ve bu öğrencilerin gönüllü ebeveynleri oluşturmuştur. Araştırmada veri toplama aracı olarak video ve ses kayıt cihazı, araştırmacı günlüğü, yarı yapılandırılmış görüşme formu, yanlış analiz envanteri kullanılmıştır. Öğrencilerin okuma alanındaki yetersizliklerini gidermek için eşli okuma yöntemi seçilmiş, evde ve okuldaki çalışmalar bu yöntem ile yürütülmüştür. Araştırmada ebeveynlere eşli okuma hakkında araştırmacı tarafından seminer verilmiş ve eşli okumayı evde çocuklarıyla birlikte uygulamaları istenmiştir. Seçilen üç hikâye kitabıyla araştırmacı ve öğrenci okulda toplam 24 eşli okuma, ebeveyn ve öğrenci evde toplam dokuz eşli okuma yapmıştır. Uygulama sonunda ebeveynlere yarı yapılandırılmış görüşme formları uygulanarak okuma sonrası görüşlerine ilişkin veriler toplanmıştır. Araştırmacının karşılaştığı sorunlar ve öğrencilerin okuma beceri ve davranışlarındaki değişime yönelik elde edilen veriler içerik analiz yöntemi ile analiz edilmiştir. Öğrencilerin uygulama öncesi ve uygulama sonrası okuma düzeyleri betimsel analiz yöntemi ile analiz edilmiştir. Analizler sonucunda öğretmen ve aile iş birliğine dayalı okuma çalışmaları sırasında ve sonrasında öğrencilerin okuma hızı ve okuduğunu anlama becerilerinde gelişmeler olduğu, öğrencilerin daha uzun cümleler kurmaya başladıkları ve okuma isteklerinin artarak okumadan zevk almaya başladıkları görülmüştür. Tüm öğrencilerin endişe düzeyindeki okumalarının öğretim seviyesine yükseldiği tespit edilmiştir. Araştırma sonucunda okuma becerisi zayıf (okuma sorunu yaşayan) altı ilkokul ikinci sınıf öğrencisinin okuma becerilerinin gelişim gösterdiği sonucuna ulaşılmıştır.
Sınıf öğretmenlerinin fen öğretiminde kullandıkları yöntem ve teknikler
Araştırmanın amacı; sınıf öğretmenlerinin fen bilimleri dersi öğretiminde kullandıkları öğretim yöntem ve tekniklerinin neler olduğunu, bu yöntem ve teknikleri tercih etme ve etmeme nedenlerini, öğretim yöntem ve teknikleri kullanırken karşılaştıkları sorunlar ve bu sorunlara getirilen çözüm önerilerini betimlemektir. Araştırmada nitel araştırma yöntemlerinden durum çalışması kullanılmıştır. Araştırmanın katılımcılarını, 2022-2023 eğitim öğretim yılında Ordu ilinde MEB'e bağlı kurumlarda çalışan 30 sınıf öğretmeni oluşturmaktadır. Araştırmada veriler, araştırmacı tarafından geliştirilmiş yarı yapılandırılmış görüşme formu aracığıyla toplanmıştır. Verilerin analizinde içerik analizi yöntemi kullanılmıştır. Araştırmanın sonucunda, sınıf öğretmenlerinin fen bilimleri dersi öğretiminde en sık kullandıkları yöntemlerin deney, anlatım ve soru cevap yöntemleri olduğu tespit edilmiştir. Bunun yanı sıra en az tercih edilen yöntem ve tekniklerin gezi, araştırma inceleme, STEM olduğu tespit edilmiştir. En sık kullandıkları öğretim yöntem ve teknikleri tercih etme nedenlerinin başında, öğrencinin ilgisi/dikkati, yöntemin kalıcı öğrenmeye fırsat vermesi, öğrencinin aktif olması ve yöntemin öğretmen açısından kolaylığı gelmektedir. Az kullanılan öğretim yöntem ve tekniklerin nedenleri olarak ekonomik nedenler, öğrencilerin hazırbulunuşluk düzeyi, öğrencinin aktif olmasına fırsat vermesi ilk sıralarda yer almaktadır. Sınıf öğretmenlerinin fen bilimleri dersi öğretiminde kullandıkları öğretim yöntem ve tekniklerin kullanımında karşılaştıkları sorunların öğrenci, öğretmen, okul, öğretim programı, eğitim öğretim süreci ve aile kaynaklı sorunlardan oluştuğu görülmüştür.
Sayı konuşmalarının ilkokul birinci sınıf öğrencilerinin sayı hissine etkisi
Bu çalışmanın amacı, sayı konuşmalarının ilkokul birinci sınıf öğrencilerinin sayı hissine etkisini belirlemektir. Bu çalışmada, öntest-sontest kontrol gruplu yarı deneysel model kullanılmıştır. Araştırmanın çalışma grubunu, Ordu ili Fatsa ilçesinde bulunan ilkokullarda öğrenim gören 297 birinci sınıf öğrencisi oluşturmaktadır. İlkokul birinci sınıf öğrencilerinin sayı hissini ölçmek için Palabıyık ve Işık-Tertemiz (2021) tarafından geliştirilen 1. Sınıf Sayı Hissi Testi kullanılmıştır. Deneysel işlem öncesi bütün katılımcılara öntest olarak uygulanan 1. Sınıf Sayı Hissi Testi, deneysel çalışmanın tamamlanmasından sonra sontest olarak tekrar uygulanmıştır. Elde edilen verilerin analizinde, ilişkili ve ilişkisiz örneklemler için t-testi kullanılmıştır. Araştırmada sayı konuşmalarının uygulandığı deney grubu ile uygulanmadığı kontrol grubu öğrencilerinin, deneysel işlem öncesi ve sonrası ölçümlere göre sayı hisleri arasında anlamlı bir farklılık olduğu tespit edilmiştir. Ayrıca; araştırmada, sayı konuşmalarının sayı hissi yüksek olan öğrencilerin sayı hisleri üzerinde etkili olmadığı, ancak sayı konuşmalarının sayı hissi düşük olan öğrencilerin sayı hisleri üzerinde etkili olduğu tespit edilmiştir. Araştırma sonucunda, araştırmanın amacı ve alt amaçlarına bağlı olarak uygulayıcılara ve araştırmacılara yönelik öneriler verilmiştir. Anahtar Sözcükler: Sayı konuşmaları, Sayı konuşmaları etkinlikleri, Sayı hissi, İlkokul, Matematik
Sınıf öğretmenlerinin çok kültürlü öğretmen yeterliklerinin yordayıcıları olarak kültürel zekâ ve kültürler arası duyarlılık
Araştırmada sınıf öğretmenlerinin kültürel zekâ ve kültürlerarası duyarlılıklarının, çokkültürlü öğretmen yeterliklerini yordama durumlarının incelenmesi amaçlanmıştır. Bu araştırma nicel araştırma yöntemlerinden ilişkisel tarama modeli ile yürütülmüştür. Araştırmanın çalışma grubunu 2022-2023 eğitim öğretim yılında Şırnak ilinde, Millî Eğitim Bakanlığı'na bağlı ilkokullarda görev yapan 446 sınıf öğretmeni ile yürütülmüştür. Araştırmanın verilerinin toplanmasında öğretmenlere Kişisel Bilgi Formu, Kültürel Zekâ Ölçeği, Kültürlerarası Duyarlılık Ölçeği ve Sınıf Öğretmenlerine Yönelik Çokkültürlü Öğretmen Yeterlikleri Ölçeği uygulanmıştır. Normal dağılım analizinde ortalama-medyan değerlerinin yakınlığı ve basıklık çarpıklık değerlerine göre verilerin dağılımının normal olduğu belirlenmiştir. Araştırmada elde edilen bulgular SPSS 25.0 programı ile analiz edilmiştir. Araştırma sonucuna göre öğretmenlerin kültürel zekâ, kültürlerarası duyarlılık ve çokkültürlü öğretmen yeterlikleri düzeyleri yüksek bulunmuştur. Kültürel zekâ ve kültürlerarası duyarlılığın; çokkültürlü öğretmen yeterlikleri üzerinde anlamlı bir etkisi olduğu bulunmuştur. Bu sonuçların yanı sıra, sınıf öğretmenlerinin kültürel zekâ düzeyleri ile kültürlerarası duyarlılık düzeyleri arasında; kültürel zekâ düzeyleri ile çokkültürlü öğretmen yeterlikleri arasında ve kültürlerarası duyarlılık düzeyleri ile çokkültürlü öğretmen yeterlikleri arasında pozitif yönde orta düzeyde anlamlı bir ilişki olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Sınıf öğretmenlerinin cinsiyetlerine, yaşlarına ve mesleki kıdemlerine göre kültürel zekâ ve kültürlerarası duyarlılık düzeylerinin farklılaşmadığı görülmektedir. Bunun yanı sıra sınıf öğretmenlerinin cinsiyetlerine ve mesleki kıdemlerine göre çokkültürlü öğretmen yeterlik düzeylerinin farklılaştığı sonucuna ulaşılmıştır.
Dijital zihin haritalarının ilkokul 4. sınıf öğrencilerinin okuduğunu anlama becerilerine etkisi
Okuduğunu anlama oldukça karmaşık zihinsel bir süreçtir. Bu yetenek, temel eğitimin başlangıç yıllarından itibaren öğrencilere kazandırılması gereken bir kabiliyettir. Okuduğunu anlama üzerine yapılan çalışmalar genellikle bir strateji veya tekniğin öğrencilerin anlama becerileri üzerindeki etkisinin incelenmesine dayanmaktadır. Bu tekniklerden biri de dijital zihin haritalarıdır. Bu stratejinin okuma becerisi üzerindeki etkisi inkâr edilemez. Bu araştırmanın amacı dijital zihin haritalarının ilkokul 4. sınıf öğrencilerinin okuduğunu anlama becerilerine etkisinin incelenmesidir. Araştırmanın çalışma grubunu 2022-2023 eğitim öğretim yılında Ordu ilinde bulunan bir ilkokulun 4. sınıfında öğrenim gören 28 öğrenci oluşturmaktadır. Deney grubunda 15 öğrenci, kontrol grubunda ise 13 öğrenci yer almaktadır. Araştırma öntest - sontest kontrol gruplu yarı deneysel modele göre tasarlanmıştır. Araştırmada, veri toplama aracı olarak iki farklı okuduğunu anlama testi kullanılmıştır. Bunlardan ilki araştırmacı tarafından geliştirilen "Çatlak Kova" metnine yönelik soruları içeren Okuduğunu Anlama Testi 1'dir. Diğeri ise Sulak (2014) tarafından geliştirilen "Her Şey Bir Uçurtma ile Başladı" metnine yönelik soruları içeren Okuduğunu Anlama Testi 2'dir. Her iki test de 5 çoktan seçmeli ve 5 açık uçlu olmak üzere toplamda 10 sorudan oluşmaktadır. Araştırmada verileri analiz etmek için, aritmetik ortalama, frekans, yüzde, standart sapma ve bağımsız örneklem t testi analizleri kullanılmıştır. Araştırmadan elde edilen verilere göre, her iki grup arasında puan ortalamaları açısından anlamlı bir fark bulunmuş ve bu fark deney grubu lehine olmuştur (α=0.05). Araştırmanın sonucunda dijital zihin haritalarının öğrencilerinin okuduğunu anlama becerilerinin geliştirilmesi hususunda etkili olduğu ifade edilebilir. Bu durumda öğretmenler bu stratejiyi sadece Türkçe dersinde değil diğer derslerle de kullanabilir.
Dördüncü sınıf öğrencilerinin ekrandan akıcı okuma düzeyleri ile dijital okuma motivasyonları arasındaki ilişkinin incelenmesi
Teknolojinin gelişmesi ile birlikte bilgi yoğunluğu ve bilgi paylaşım hızının artışı birçok alanda dijital dönüşüme neden olmuştur. Yaşanan bu süreçten kaçınılmaz olarak okuma becerisi de etkilenmiş ve "dijital okuma" kavramı ortaya çıkmıştır. Bu bağlamda, dijitalleşen dünyada gün geçtikçe daha sık karşılaşılan "dijital okuma" kavramının farklı açılardan incelenmesi önem taşımaktadır. Bu araştırmada, dördüncü sınıf öğrencilerinin ekrandan akıcı okuma düzeyleri ile dijital okuma motivasyonları arasındaki ilişkinin incelenmesi amaçlanmıştır. Öğrencilerin ekrandan akıcı okuma düzeyleri ile dijital okuma motivasyonları arasındaki ilişkinin incelenmesi için nicel araştırma modellerinden tarama modeli kullanılmıştır. Araştırmaya 2022- 2023 eğitim öğretim yılında Ordu ilinin Korgan İlçesinde bulunan üç farklı okuldan toplam 154 dördüncü sınıf öğrencisi katılmıştır. Çalışma grubu, basit seçkisiz yöntem ile örneklem alınarak oluşturulmuştur. Araştırmada veriler, "Dijital Okuma Motivasyon Ölçeği", "Prozodik Okuma Ölçeği", "Okuma Metni", "Doğru Okuma Formülü" ve "Okuma Hızı Formülü" aracılığı ile toplanmıştır. Veri toplama sürecinin ilk aşamasında öğrencilere "Dijital Okuma Motivasyon Ölçeği" uygulanmıştır. Sonra öğrencilere bir metin okutulmuştur. Daha sonra öğrencilerin akıcı okumaları Doğru Okuma Formülü, Okuma Hızı Formülü ve Prozodik Okuma Ölçeği aracılığı ile ölçülmüştür. Elde edilen veriler analiz edilmiş ve araştırma sonucunda dördüncü sınıf öğrencilerinin ekrandan akıcı okuma düzeyleri ile dijital okuma motivasyonları arasında anlamlı bir ilişki bulunmamıştır. Araştırmada, öğrencileri dijital okuma yapmaya yönlendirecek ve öğrencilerin dijital okuma becerilerini geliştirecek etkinliklerin düzenlenmesi önerilmektedir.
Sınıf öğretmenlerinin Türkçe dersi ölçme değerlendirme yaklaşım ve uygulamalarının incelenmesi
Bu araştırmanın amacı, sınıf öğretmenlerinin Türkçe dersi kapsamında ölçme değerlendirme yaklaşım ve uygulamalarının nasıl bir görünüme sahip olduğunu ortaya koymaktır. Sınıf Öğretmenlerinin Türkçe dersi ölçme değerlendirme yaklaşım ve uygulamalarının incelendiği bu araştırmada nitel araştırma desenlerinden temel nitel araştırma ve doküman incelemesi kullanılmıştır. Araştırmanın veri toplama araçları ve kapsamını "Ölçme Değerlendirme Deneyimleri Görüşme Formu", "Ölçme Değerlendirme Deneyimleri Görüş Formu" ve "4. Sınıf Türkçe Dersi Sınav Kâğıtları" oluşturmaktadır. Katılımcıları belirlerken amaçlı örnekleme yöntemlerinden maksimum çeşitlilik örnekleme yöntemi tercih edilmiştir. Araştırmada 10 ilkokuldan 120 öğretmen Ölçme Değerlendirme Deneyimleri Görüş Formu doldurmuştur. 13 öğretmen ile de Ölçme Değerlendirme Deneyimleri Yapılandırılmış Görüş Formu üzerinden görüşmeler gerçekleştirilmiştir. 75 adet 4. Sınıf Türkçe yazılı sınav kâğıdı doküman incelemesinde kullanılmak üzere toplanmıştır. Araştırmada elde edilen veriler içerik analizi yöntemiyle analiz edilmiştir. Araştırmanın bulgularında Türkçe dersi yazılı sınav kâğıtlarında yer alan soruların çok büyük bir çoğunluğunun hatırlama, ayırt etme, sıralama, eşleştirme gibi bilgi düzeyinde düşünme becerilerini ölçmeye yönelik hazırlandığı; bilgiyi transfer etme, analiz etme, sentez yapma, sorgulama, eleştirel düşünme, yaratıcı düşünme ve problem çözme gibi üst düzey düşünme becerilerini ölçmeye yönelik sorulara yer verilmediği gözlenmiştir. Soruların Türkçe Dersi Öğretim Programı'ndaki konuşma, dinleme, okuma ve yazmayı içeren dört temel dil becerilerini eşit düzeyde ölçecek şekilde hazırlanmadığı; çoktan seçmeli ölçme araçlarının daha çok tercih edilip hatırlama düzeyindeki açık uçlu düzenlenirken, bunun dışında sıralama, eşleştirme, boşluk doldurma gibi ölçme araçlarından yararlanıldığı ancak düşünme becerilerini harekete geçirecek soru türlerine yer verilmediği görülmüştür. Araştırmanın diğer alt probleminde yer alan "Sınıf öğretmenlerinin ölçme değerlendirme konusunda gördüğü eğitimlere yönelik değerlendirmeleri, ölçme değerlendirme konusunda yeterliliklerine yönelik değerlendirmeleri, ölçme değerlendirmenin işlevlerine yönelik değerlendirmeleri, ölçme değerlendirme uygulamalarına yönelik değerlendirmeleri ve ölçme değerlendirmenin güncel uygulamalarına yönelik değerlendirmeleri nelerdir?" şeklinde soruların cevapları aranmıştır. Araştırmada öğretmenlerin verdikleri cevapların analizi yapılarak her bir alt soruya ilişkin oluşturulan kategorik yapılar ile bulgulara ulaşılmıştır. Bu kategorik yapılar ile birlikte yapılan tartışma ile sonuçlar elde edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Ölçme ve Değerlendirme, Türkçe Dersi, Yazılı Sınav Kâğıtları, Düşünme Becerileri, Üst Düzey Düşünme Becerileri
Sınıf öğretmenlerinin sınıflarında yaşanan çatışmalara ve çatışma yönetimi stratejilerine ilişkin bir inceleme
Bu araştırmanın amacı; sınıf öğretmenlerinin sınıflarında yaşanan çatışmalara ilişkin görüşlerini ve çatışma yönetimi stratejilerini belirlemektir. Nitel bir çalışma olarak desenlenmiş olan bu araştırmada temel araştırma yöntemi tercih edilmiştir. Araştırmanın çalışma grubunu 6 kamu okulunda (ilkokul) görev yapan 32 sınıf öğretmeni oluşturmaktadır. Araştırmanın yapılacağı okulların belirlenmesinde maksimum çeşitlilik örneklemesi; katılımcıların belirlenmesinde ise amaçlı örnekleme yöntemlerinden ölçüt örnekleme yöntemi kullanılmıştır. Araştırma verileri, araştırmacı tarafından geliştirilen yarı yapılandırılmış görüşme formu ile toplanmış ve elde edilen veriler içerik analizi tekniği ile analiz edilmiştir. Araştırmada, sınıf öğretmenlerinin çatışma kavramına genelde olumsuz anlam yükledikleri ve çatışma kavramını "iletişimsizlik", "fikir ayrılığı", "kişilik" ve "çıkar" sorunu olarak tanımladıkları belirlenmiştir. Araştırmada, sınıfta yaşanan çatışmaların "kişilik", "aile", "teknoloji/medya", "okul/sınıf ortamı" ve "çevre" kaynaklı olduğu; en sık yaşanan çatışmaların ise "sözel", "fiziksel" ve "toplumsal" çatışma türleri olduğu tespit edilmiştir. Araştırmada, çatışmaların öğretmenler ve öğrenciler üzerinde "performans düşüklüğü", "motivasyon kaybı", "stres", "mutsuzluk", "kaygı" ve "tükenmişlik" gibi olumsuz etkileri olduğu gibi, "iletişim artışı", "güdülenme", "yenilenme", "çaba artışı" ve "sorgulama" gibi olumlu etkileri de olduğu; sınıf öğretmenlerinin sınıfta yaşanan çatışmaları yönetmek için sırasıyla uzlaşma, hükmetme ve kaçınma stratejilerini kullandıkları ve öğretmenlerin büyük çoğunluğunun sınıfındaki çatışmaları yönetebildiğine inandıkları sonucuna ulaşılmıştır.
Deneyimli sınıf öğretmenlerinin karar almalarını gerektiren durumların incelenmesi
Bu araştırmanın amacı deneyimli sınıf öğretmenlerinin aldıkları kararlarını değiştirmelerini, yeni karar almalarını aldıkları kararları sorgulamalarını gerektiren durumların incelenmesi oluşturmaktadır. Bu araştırmada nitel araştırma modeli içinde yer alan temel araştırma deseni benimsenmiştir Araştırmanın çalışma grubunu Buna göre bu araştırmanın çalışma grubu için Giresun ilinde 5 farklı okulda görev yapmakta olan 20 yıl ve üzeri deneyime sahip olan 11 sınıf öğretmeni belirlenmiştir. Araştırmanın yapılacağı okulların belirlenmesinde maksimum çeşitlilik örneklemesi; katılımcıların belirlenmesinde ise amaçlı örnekleme yöntemlerinden ölçüt örnekleme yöntemi kullanılmıştır. Araştırma verileri, araştırmacı tarafından geliştirilen yarı yapılandırılmış görüşme formu ile toplanmış ve elde edilen veriler içerik analizi tekniği ile analiz edilmiştir. Araştırmada, deneyimli sınıf öğretmenlerinin karar alma durumlarını, öğrenci, öğretim, öğrenme, paydaşlar, öğretmen, program, ilişki, kural, sınıf atmosferi temalarının etkilediği tespit edilmiştir. Bu temaların kategori ve alt kategorilerine ulaşılmıştır. Araştırma sonucunda, araştırmanın amacı ve alt amaçlarına bağlı olarak uygulayıcılara ve araştırmacılara yönelik öneriler geliştirilmiştir.
Bir sınıfta iki kültürün öğretmeni olmak: Bir fenomenoloji araştırması
Suriye'de yaşanan iç savaşın göçe dönüşmesiyle birlikte Suriyelilerin coğrafik açıdan yakın olan ülkelere göç etmişlerdir. Bu süreçte coğrafik açıdan sınır komşusu olması sebebiyle Türkiye'nin yoğun bir göç dalgası ile karşı karşıya kaldığı bilinmektedir. Göç dalgasının kısa süreli olmaması ve uzun bir zaman devam etmesi sonucunda göç eden bireyler de, göç ettikleri toplumlar da çeşitli sorunlarla karşı karşıya kalmışlardır. Bu göç dalgasında çocukların sayısının fazla olması eğitim konusunda çeşitli sorunlar yaşanmasına sebep olmuştur. Yaşanan sorunların ardından Milli Eğitim Bakanlığı tarafından çocukların eğitim haklarına yönelik çeşitli uygulamalar yapılmaya başlanmıştır. Bu noktada eğitim sisteminde sorunlar hız kesmeden hem öğrenciler hem de öğretmenler bağlamında artış göstermeye devam etmiştir. Bu çalışmada Suriyeli öğrencisi bulunan öğretmenlerin karşılaştıkları sorunların incelenmesi amaçlanmıştır. Çalışmada yarı yapılandırılmış mülakat tekniği kullanılmıştır. Çalışmanın kodlama süreçlerinin yapılabilmesi için MAXQDA programı kullanılmıştır. Yapılan çalışma sonucunda öğretmenlerin; iletişim, kültür farklılığı, davranış sorunları, Suriyeli ebeveynlerin ilgisizliği, uyum, hijyen, akran zorbalığı, Suriyeli öğrencilerin hazır bulunuşluğa sahip olmaması, ders işleyiş hızlarının düşmesi, ders bütünlüğünün sağlanamaması, Suriyeli öğrencilerin öğretmen otoritesini tanımaması, ders dinleme süreçlerinde isteksiz olmaları, müfredatı yetiştirme ve materyallerden kaynaklı sorunların yaşandığı tespit edilmiştir.
İlkokullarda özel öğrenme güçlüğü olan öğrencilere destek eğitim veren öğretmenlerin matematik öğretimine ilişkin görüş ve önerileri
Bu araştırmanın amacı ilkokullarda özel öğrenme güçlüğü olan öğrencilere destek eğitim veren öğretmenlerin matematik öğretimine ilişkin deneyimlerini belirlemek ve öğretim süreçlerinde yaşanan olumlu ve olumsuz durumları derinlemesine incelemektir. Araştırmada nitel araştırma modellerinden temel araştırma yöntemi kullanılmıştır. Veri toplama aracı olarak araştırmacının geliştirdiği yarı yapılandırılmış görüşme formu ile ilkokullardaki destek eğitim odalarında özel öğrenme güçlüğü (ÖÖG) olan öğrencilere destek eğitim hizmeti veren 22 öğretmenle görüşülmüştür. Elde edilen veriler içerik analiziyle analiz edilmiştir. Araştırma sonucuna göre, öğretmenlerin çoğunlukla norm fazlası olmaları nedeniyle destek eğitim odalarında görevlendirildikleri, matematik öğrenme güçlükleri ile ilgili yeterli ve doğru bilgiye sahip olmadıkları, öğrencilerinin matematikte yaşadıkları güçlükleri çoğunlukla ders sırasında kişisel gözlem ve deneyimlerine göre belirledikleri, matematik öğretimini planlama aşamasında çoğunlukla sınıf öğretmenlerinin hazırladıkları bireysel eğitim planlarını kullandıkları tespit edilmiştir. ÖÖG olan öğrenciler özellikle ritmik saymalar, sayı kavramı, dört işlem, problem çözme, çarpım tablosunu ezberlemede güçlükler yaşamaktadırlar. Öğretmenler matematik öğretiminde somut materyallerle öğretim, tekrar, yaparak yaşayarak öğrenme, soru cevap, sunuş yoluyla öğretim, günlük yaşam örnekleriyle ve oyunla öğretim yöntemlerini kullanmakta, en çok basılı materyaller, standart matematik araçları, akıllı tahtayla öğretim yapmakta, en fazla çoktan seçmeli testler/çalışma kâğıtları/sınavlarını ölçme ve değerlendirme aracı olarak kullanmaktadırlar. Destek eğitim veren öğretmenler genellikle öğrencilerinin sınıf öğretmenleri ve aileleriyle yeterli düzeyde iletişim kurmakta, yapılan çalışmaların tekrarı, akademik çalışmalar, ödevler ile ilgili paylaşımlarda bulunmaktadırlar. Uygulamada yaşanılan güçlükler fiziki koşulların ve ders saatlerin yetersizliği, öğrencilerin derse karşı ilgisiz ve isteksiz olmaları, ailelerin ilgisiz ve yeterli bilince sahip olmamaları, destek eğitim, ÖÖG ile ilgili öğretmenlerin bilgi eksikliğinin olması şeklindedir. Öğretmenler fiziki koşulların iyileştirilmesi, öğrenciyi tanımak, uygun öğretim yöntemleri kullanmak, planlı olmak, tekrara önem vermek gibi öğretimle ilgili öneriler, mesleki gelişim, öğrencilerin ebeveynleri ve sınıf öğretmenleri ile iletişimi ve iş birliğini sağlamaya yönelik önerilerde bulunmuşlardır. Anahtar Kelimeler: Kaynaştırma Eğitimi, Özel Öğrenme Güçlüğü, Matematik Öğrenme Güçlüğü, Destek Eğitim Odası, Destek Eğitim
Okul öncesi öğretmenlerinin stem eğitimine yönelik uygulamalarının ve görüşlerinin incelenmesi
Teknoloji, geçmişten başlayıp günümüze kadar sürekli gelişim göstermiş ve insanların günlük yaşamlarının vazgeçilmez bir parçası haline gelmiştir. Yaşanan bu gelişmelere ayak uydurabilme ve teknoloji alanına katkıda bulunabilme adına eğitimde yaşanan değişimlerin de takip edilmesi gerekmektedir. Dünya'da eğitim alanında, teknoloji disiplinini de içinde barındıran STEM yaklaşımının popüler hale geldiği görülmektedir. Bu çalışmada okul öncesi öğretmenlerinin STEM eğitimine yönelik uygulamalarının ve görüşlerinin incelenmesi amaçlanmıştır. Bu amaca yönelik çalışmada, karma metot desenlerinden olan gömülü desen kullanılmıştır. Çalışmanın uygulama süreci 30 okul öncesi öğretmeni ile 10 hafta süren okul dışında öğrenme olacak şekilde yürütülmüştür. Araştırmanın nitel verileri yarı yapılandırılmış görüşme formları ve araştırmacı günlükleri kullanılarak, nicel verileri ise "Sosyal Ürün Genel Rubriği" aracılığıyla elde edilmiştir. Nitel veriler içerik analizi yöntemi ile nicel veriler ise SPSS programı kullanılarak analiz edilmiştir. Yapılan analizler sonucunda uygulamaya katılan öğretmenlerin STEM eğitimine yönelik bilgi ve birikimlerinde artış olduğu, ön yargılarının kırıldığı, etkinlik tasarlama süreçlerini kavradıkları görülmüştür. Öğretmenler STEM yaklaşımı ve etkinliklerinin eğlenceli, verimli ve faydalı olduğunu dile getirmişlerdir.
İlkokul öğretmenlerinin ve öğrencilerinin üstbiliş becerileri arasındaki ilişkinin incelenmesi
Üstbiliş, bireylerin kendi düşünme süreçlerini gözlemleme, değerlendirme ve gerektiğinde düzenleme kapasitesini ifade eder. Bu yetenek, bireylerin öğrenme hedeflerine ulaşmalarını ve akademik başarılarını artırmalarını sağlayarak, öğrenme stratejilerini değerlendirmelerine, düzenlemelerine ve geliştirmelerine olanak tanır. Üstbiliş farkındalığının yüksek olması hem öğrenci hem de öğretmen açısından öğrenme süreçlerini daha etkili yönetilebilmesine dolayısıyla, akademik başarının artmasına neden olur. Araştırma 2022-2023 Bahar döneminde gerçekleştirilmiştir. Araştırmanın çalışma grubunu Ordu ilinde dört farklı ilçeden 7 devlet okulunun 25 farklı sınıfında öğrenim görmekte olan 495 öğrenciyi kapsamaktadır. Araştırmaya farklı sosyo-ekonomik özelliklere sahip, aynı öğretmen ile dördüncü sınıfa kadar devam etmiş dördüncü sınıf öğrencileri dahil edilmiştir. Sınıfa farklı dönemlerde katılım sağlayan öğrenciler, araştırma grubuna dahil edilmemiştir. Çalışmada öğrencilere, Üstbiliş Bilgi ve Beceri Ölçeği ve Öğretmen Üstbiliş Ölçeği uygulanmıştır. Elde edilen veriler SPSS (Statistical Package for Social Sciences) Windows 25.0 programı kullanılarak analiz edilmiştir. Öğrenci üstbiliş bilgi ve beceri ölçeği ile alt boyutları arasındaki ilişkiye bakılmış olup; Tahmin Değerlendirme puanları 6,53±4,37 olarak anlamlıdır; Bildirimsel Bilgi 2,62±1,20 olarak grup puanı anlamlı olmuştur. Durum Bilgisi 12,86±5,83 ile grup puanı anlamlı değildir. Planlama 7,92±4,06 ile grup puanı anlamlı değildir. İzleme 14,71±4 ve Yordam Bilgisi 19,99±7 çıkarak her ikisi de anlamsızdır. Üstbiliş toplam ise 64,64 ±19 ile hesaplanmıştır ve anlam taşımamaktadır. Tablodaki öğrenci üstbiliş bilgi ve beceri ölçeği ve alt boyutlar arasındaki ilişki bulguları arasında sadece Tahmin ve Değerlendirmede anlam taşıyan bir sonuç gösterdiği söylenebilir. Öğretmen üstbiliş envanteri puanları ortalamasına bakılmış; ortalaması 106,80±13,11 olarak hesaplanmıştır. Bu bulgu, dikkat çekici bir şekilde öğretmenlerin yüksek düzeyde üstbiliş becerilerine sahip olduğu söylenebilir. Öğrenci üstbiliş becerisi ve öğretmen üstbiliş becerisi araştırmanın bulgularına bakılmıştır; öğretmenlerin üstbiliş puanları ile öğrencilerin "tahmin değerlendirme, bildirimsel bilgi, durum bilgisi, planlama, izleme ve yordama bilgisi" arasındaki ilişki incelendiğinde, sadece öğretmenlerin ve öğrencilerin planlama puanları arasında (r=.469; p=.018) pozitif yönlü bir ilişkinin olduğu görülmüştür. Bu sonuçlar, üstbiliş bilgi ve beceri ölçeğinin yalnızca Tahmin ve Değerlendirme alt boyutunda anlamlı bir ilişki ortaya koyduğunu ve diğer alt boyutların anlamlı fark göstermediğini göstermektedir. Yapılan araştırmanın bulguları, öğretmenlerin üstbiliş becerilerinin öğrenci planlama becerileri üzerindeki etkisini vurgulamakla birlikte, önümüzdeki zamanlarda yapılacak pek çok araştırma için öneriler sunabilir.
3. ve 4. sınıf öğrencilerinin okuma prozodilerinin farklı bağdaşıklık düzeyindeki metinlere göre incelenmesi
İlkokul düzeyinde, okuma becerisinin temellerinin atıldığı ve bu becerinin gelişiminin sağlandığı süreçte, öğrencilerin okuduğu metinlerin niteliği ve niceliği büyük önem taşımaktadır. Bu bağlamda, metinlerin bir özelliği olan bağdaşıklık, okuma sürecinde kritik bir rol oynamaktadır. Bağdaşıklığın sağlandığı metinlerin akıcılığı, sağlıklı ve verimli bir okuma süreci için gereklidir; diğer bir deyişle, bağdaşık metinler, hem akıcı okumaya hem de prozodik okuma becerilerine katkı sağlar. Dolayısıyla, öğrencilerin prozodik okuma performanslarının, farklı bağdaşıklık düzeylerine sahip metinlere göre nasıl değiştiği önemli bir araştırma sorusu olarak ortaya çıkmaktadır. Bu soruya yanıt aramak amacıyla, ilkokul 3. ve 4. sınıf öğrencilerine bağdaşıklık düzeyi farklı iki metin okutulmuş ve okuma prozodileri ölçülmüştür. Böylece, öğrencilerin okuma prozodilerinin, metinlerin bağdaşıklık düzeylerine göre nasıl bir değişim gösterdiğine dair veriler elde edilmiştir. Bu çerçevede, araştırmanın temel amacı, bağdaşıklığın okuma prozodisi üzerindeki etkilerini incelemektir. Araştırmada, nicel araştırma yöntemlerinden ilişkisel tarama yöntemi tercih edilmiştir. Araştırmanın örneklemini, 2023-2024 eğitim öğretim yılı içerisinde Ordu ilinde bulunan çeşitli ilkokullarda öğrenim gören 3. ve 4. sınıf öğrencileri oluşturmaktadır. Veri toplama sürecinde ise Coşkun (2005) tarafından geliştirilen "Bağdaşıklık Düzeyi Değerlendirme Ölçeği" ve Keskin ve Baştuğ (2013) tarafından geliştirilen "Prozodik Okuma Ölçeği" kullanılmıştır. Spesifik olarak, Coşkun'un geliştirdiği ölçek, öyküleyici metinlerin bağdaşıklık ve tutarlılık seviyelerini belirlemek amacıyla oluşturulmuş olup, beş başlıktan oluşmaktadır: göndermeler, eksiltili anlatım, değiştirim, bağlama ögeleri ve kelime bağdaşıklığı. Keskin ve Baştuğ'un "Prozodik Okuma Ölçeği" ise öğrencilerin vurgu, tonlama gibi okuma kriterlerini değerlendirmeye yöneliktir. Araştırmanın bulgularına göre, Wilcoxon işaretli sıralar testi sonuçları, 3. ve 4. sınıf öğrencilerinin düşük ve yüksek bağdaşıklığa sahip metinler için prozodik okuma puanları arasında anlamlı bir fark olduğunu ortaya koymuştur. Bu sonuçlar, öğrencilerin yüksek bağdaşıklığa sahip metinlerde daha iyi performans sergilediğini göstermektedir. Ancak, Mann Whitney U testi sonuçlarına göre, düşük ve yüksek bağdaşıklığa sahip metinler arasında sınıf seviyeleri açısından anlamlı bir fark bulunmamıştır. Bu durum, bağdaşıklığın prozodik okuma üzerindeki etkisinin sınıf seviyesinden bağımsız olduğunu ortaya koymaktadır. Sonuç olarak, araştırma, bağdaşıklığın öğrencilerin prozodik okuma performanslarını önemli ölçüde etkilediğini, ancak bu etkinin sınıf düzeyi ile ilişkili olmadığını göstermektedir.
Okul öncesi öğretmen adaylarının STEM farkındalık düzeyleri ölçeğinin geliştirilmesi
Bu araştırmanın amacı, okul öncesi öğretmen adaylarına yönelik Okul Öncesi Öğretmen Adaylarının STEM Farkındalık Düzeyleri Ölçeği 'nin geliştirilmesidir. Söz konusu amaç doğrultusunda, bu çalışma 2024-2025 eğitim ve öğretim yılının güz döneminde iki devlet üniversitesinin eğitim fakültesi temel eğitim bölümü okul öncesi eğitimi anabilim dalında öğrenim görmekte olan 369 okul öncesi öğretmen adayı ile yürütülmüştür. Nicel verilerden oluşan bu çalışmanın veri analiz sürecinde SPSS paket programı kullanılmıştır. Analiz sürecinde sırasıyla veri setinin değerlendirilmesi, madde analizi, açımlayıcı faktör analizi (AFA), doğrulayıcı faktör analizi (DFA), madde analizi ve iç güvenirlik analizi uygulanmıştır. Elde edilen analiz sonuçları doğrultusunda, toplam varyansın %72.242'sini açıklayan altı faktörlü ölçek yapısı elde edilmiştir. Bu faktörler; STEM' e Yönelik İnanç, STEM'e Yönelik Özyeterlilik, Mühendislik, Fen, Teknoloji ve Matematik şeklinde adlandırılmıştır. DFA sonucunda elde edilen uyum indekslerinin kabul edilebilir ölçütlerde olduğu tespit edilmiş ve ölçek modeli doğrulanmıştır. Ölçeğin Cronbach Alpha katsayısı .959 olarak belirlenmiştir ve bu değer mükemmel düzeyde güvenilir bir ölçme aracına işaret etmektedir. Bu bulgular ışığında, okul öncesi öğretmen adaylarının STEM farkındalık düzeylerini belirlemek amacıyla kullanılabilecek geçerli ve güvenilir bir ölçek elde edilmiştir.
Doğa temelli öğrenme etkinlikleri kapsamında 60-72 aylık çocukların çevreye yönelik deneyimlerinin incelenmesi
Nüfus artışına paralel olarak toplumsal tüketimdeki hızlı artış doğal kaynakların bilinçli kullanılması gerektiğini bize göstermektedir. Bu konuda bilinçlenmenin temeli okul öncesi dönemden başlayarak yapıldığında bireylerde çevreye karşı duyarlılık oluşmasını destekleyecektir. Okul öncesi dönemde çocuklara verilecek çevre eğitimiyle çocukların çevreye yönelik farkındalıkları artarak bilinçleneceklerdir. Bu çalışmada okul öncesi çocuklarına verilen çevre eğitiminin, çocukların zihinsel model ve çevre bilinçleri üzerinde oluşturduğu etkinin incelenmesi amaçlanmıştır. Bu amaca yönelik çalışmada, karma metot araştırma desenlerinden yakınsak paralel desen kullanılmıştır. Çalışma 16 okul öncesi dönem çocuğu ile 8 hafta süren çevre eğitim etkinliklerinin uygulama sürecine dahil edilmesiyle yürütülmüştür. Araştırmanın nitel verileri toplanırken yarı yapılandırılmış görüşme soruları, gözlem, doküman, görsel ve işitsel materyaller ve araştırmacı günlüğü kullanılmıştır. Nicel verileri ise "Çocuklar İçin Çevre Bilinci Testi" ve "Bir Çevre Çiz Test Rubriği" aracılığıyla elde edilmiştir. Bu veri toplama araçları uygulama sürecinin başında ve sonunda ön test ve son test olarak uygulanmıştır. Nitel veriler içerik analizi yöntemi ile, nicel veriler ise SPSS paket programı kullanılarak analiz edilmiştir. Nicel analiz sonuçları doğrultusunda uygulanan çevre eğitimi etkinliklerinin çocuklarda çevre bilincini geliştirdiği sonucuna ulaşılırken, çocukların zihinsel model gelişimi üzerinde etkili olmadığı tespit edilmiştir. Nitel analiz sonuçları doğrultusunda çocuk resimlerinden elde edilen kod sayıları uygulama sonrasında artış göstermiştir. Buna ek olarak çocuklar uygulama sürecini eğlenceli ve dikkat çekici olarak tanımlamışlardır. Nitel ve nicel verilerden elde edilen bulgular ışığında uygulama sürecinin çocukların çevreye yönelik algılarının gelişimine katkı sağladığı ve çevresel farkındalıklarını arttırdığı sonucuna ulaşılmıştır.
Yetişkinlikte algılanan ebeveyn kabul-reddinin okul öncesi dönemde çocuğa sahip annelerin çocuk yetiştirme stilleri ile ilişkisinin incelenmesi
Çocukluk dönemi, bireyin kişilik, sosyal ve duygusal gelişiminin, duygusal yapılanmasının ve sosyal ilişkilerinin temellerinin atıldığı kritik bir dönemdir. Bu dönemde yaşanan deneyimler, çocukların hem kendilerini algılama biçimlerini hem de yaşamlarının ileriki dönemlerinde başkalarıyla olan ilişkilerini etkileyebilmektedir. Özellikle bireylerin çocukluk dönemlerinde ebeveynlerinden algıladıkları kabul veya red algısının, çocuk yetiştirme biçimleri üzerinde belirleyici bir rol oynayabileceği düşünülmektedir. Bu bağlamda çalışmanın amacı, annelerin kendi çocukluk yaşantılarında algıladıkları ebeveyn kabul-red düzeyleri ile mevcut çocuk yetiştirme stilleri arasındaki ilişkinin incelenmesidir. Araştırmanın örneklem grubunu okul öncesi eğitime devam eden 4-6 yaş döneminde çocuğa sahip 407 anne oluşturmaktadır. Betimsel ve ilişkisel tarama modeliyle yürütülen araştırmada; annelerle ilgili bilgi toplamak amacıyla "Kişisel Bilgi Formu", annelerin kendi çocukluklarında ebeveynlerinden algıladıkları kabul-red düzeylerini değerlendirmek amacıyla "Ebeveyn Kabul-Red Ölçeği-Kısa Formu (Yetişkin EKRÖ/K)-Anne ve Baba Formu" ve annelerin mevcut çocuk yetiştirme stillerini belirlemek amacıyla "Çok Boyutlu Ebeveynlik Stillerini Değerlendirme Ölçeği (ÇESDÖ)-Ebeveyn Formu" kullanılmıştır. Elde edilen verilerin analizinde, SPSS 24 Statistics paket programı kullanılmıştır. Verilerin normal dağılım göstermemesi sebebiyle parametrik olmayan testler tercih edilmiştir. Katılımcıların kişisel bilgileri frekans ve yüzde hesaplarıyla, ölçeklere ait betimsel istatistikler ortalama ve standart sapma değerleriyle ortaya konulmuştur. Kişisel değişkenler ile Yetişkin EKRÖ/K ve ÇESDÖ puanları arası farkın incelenmesinde Mann Whitney U ve Kruskal Wallis H testleri kullanılmıştır. Yetişkin EKRÖ/K ve ÇESDÖ puanları arasındaki ilişkiyi belirlemek amacıyla Spearman Brown Sıra Farkları Korelasyon Katsayısı uygulanmıştır. Araştırma sonucunda, annelerin ebeveynlerinden algıladıkları Sıcaklık/Şefkat düzeyinin en yüksek, Düşmanlık/Saldırganlık, Kayıtsızlık/İhmal, Ayrışmamış Red ve toplam puanlarının ortanın altında düşük olduğu tespit edilmiştir. Annelerin, Yetişkin EKRÖ/K-Anne puanları annenin yaşı ve eğitim durumuna göre anlamlıdır. Annelerin, Yetişkin EKRÖ/K-Anne puanlarında çalışma durumuna, çocuk sayısına, çocuğun yaşına, çocuğun cinsiyetine ve okula devam süresine göre anlamlı bir farklılık bulunmamıştır. Annelerin, Yetişkin EKRÖ/K-Baba puanları ile tüm değişkenler arasında anlamlı bir farklılaşmaya rastlanmamıştır. ÇESDÖ puanları incelendiğinde, Kapsamlı Olumlu Ebeveynlik alt boyut puanlarının ortanın üzerinde yüksek, Kapsamlı Olumsuz Ebeveynlik alt boyut puanlarının ise ortanın altında düşük olduğu belirlenmiştir. ÇESDÖ puanlarına göre annenin yaşına, eğitim durumuna, çocuk sayısına, çocuğun yaşına ve okula devam süresine göre anlamlı farklılık bulunmaktadır. Bununla birlikte, ÇESDÖ puanları, annelerin çalışma durumu ve çocuklarının cinsiyeti değişkenlerine göre anlamlı düzeyde farklılaşmamaktadır. Annelerin Yetişkin EKRÖ/K-Anne ve EKRÖ/K-Baba ile ÇESDÖ puanları arasındaki ilişkiye göre, annelerin Sıcaklık/Şefkat puanları arttıkça olumlu ebeveynlik stili sergileme düzeylerinin arttığı; Düşmanlık/Saldırganlık, Kayıtsızlık/İhmal, Ayrışmamış Red ve toplam puanları arttıkça olumsuz ebeveynlik stili sergileme düzeylerinin arttığı veya Sıcaklık/Şefkat puanlarının azaldıkça olumlu ebeveynlik stili sergileme düzeylerinin azaldığı; Düşmanlık/Saldırganlık, Kayıtsızlık/İhmal, Ayrışmamış Red ve toplam puanları azaldıkça olumsuz ebeveynlik stili sergileme düzeylerinin azaldığı görülmüştür. Sonuç olarak, annelerin çocukluk dönemlerinde ebeveynlerinden algıladıkları kabul veya red durumunun, mevcut çocuk yetiştirme stillerini önemli ölçüde etkilediği belirlenmiştir.
Okul öncesi dönemde çocuğa sahip annelerde gelişimsel niş ile annelik becerilerindeki öz yeterlik ilişkisinin incelenmesi
Çocuğun gelişiminde kültürel ve çevresel koşullar önemli rol oynar. Gelişimsel Niş Kuramı; fiziksel ve sosyal çevre, bakım uygulamaları ve ebeveyn etnoteorileri olmak üzere üç bileşenle çocuğun gelişimsel bağlamını açıklar ve ebeveynlik davranışlarının sosyal çevreden bağımsız değerlendirilemeyeceğini belirtir. Ebeveyn öz yeterliği ise bireyin çocuk yetiştirme becerilerine olan güvenini ifade eder. Bu çalışma, annelerin gelişimsel niş düzeyleri ile ebeveyn öz yeterliği arasındaki ilişkiyi incelemeyi amaçlamaktadır. Aynı zamanda gelişimsel niş düzeyleri ile annelik becerilerindeki öz yeterlik ilişkisinin bazı demografik değişkenlere (anne yaşı, öğrenim durumu, çalışma durumu, çocuğun cinsiyeti, çocuk sayısı, çocuğun okula devam süresi) göre farklılaşıp farklılaşmadığı da araştırılmıştır. Araştırmanın örneklemini, okul öncesi eğitime devam etmekte olan 4–6 yaş dönemde çocuğu bulunan 400 anne oluşturmaktadır. Nicel araştırma yöntemlerinden ilişkisel tarama modeli ile yürütülen bu çalışmada, veri toplama aracı olarak ''Gelişimsel Niş Ölçeği (GNÖ)'', ''Yenilenmiş Berkeley Ebeveyn Öz Yeterlik Ölçeği (BPSE-R)'' ve ''Kişisel Bilgi Formu'' kullanılmıştır. Verilerin analizinde parametrik testler tercih edilmiş; gruplar arası karşılaştırmalar için t-testi ve tek yönlü varyans analizi (ANOVA), değişkenler arası ilişkilerin belirlenmesinde ise Pearson korelasyon katsayısı kullanılmıştır. Bulgulara göre, annelerin gelişimsel nişe ilişkin olumlu alt boyut puanları ortalamanın üzerinde, olumsuz duygusal iklim puanları ise düşüktür. Annelerin gelişimsel niş düzeyleri, eğitim ve çalışma durumuna göre anlamlı farklılık gösterirken; anne yaşı, çocuğun yaşı ve okula devam durumu açısından fark saptanmamıştır. Annelerin ebeveyn öz yeterlik düzeyleri genel olarak yüksek bulunmuş; bu algı annenin öğrenim durumu, çalışma durumu, çocuğun okula devam durumu, çocuğun yaşına göre anlamlı bulunmazken, çocuğun cinsiyeti ve annenin yaşına göre anlamlıdır. GNÖ alt boyutlarından "Olumlu Duygusal İklim", "Destekleyici Aile Ortamı" ve "Etkinliklere Katılım" ebeveyn öz yeterliğini pozitif, "Olumsuz Duygusal İklim" ise negatif yönde yordayıcıdır. Araştırma sonuçlarına göre, annelerin gelişimsel niş düzeyleri ile ebeveyn öz yeterlik düzeyleri arasında pozitif ve anlamlı bir ilişki tespit edilmiştir. Bulgular, ebeveynliğin hem bireysel hem kültürel geçmişe dayalı bir yapı olduğunu göstermektedir.
E-portfolyo uygulamasının sınıf öğretmeni adaylarının öğretmen yeterliklerine, motivasyonlarına ve yansıtıcı düşüncelerine etkisi
Bu araştırmanın amacı, e-portfolyo uygulamalarının öğretmen yeterlikleri arasında yer alan teknolojik yeterlik, ölçme ve değerlendirme yeterlik algısı, yansıtıcı düşünme ve öğrenme motivasyonuna etkisinin belirlenmesidir. Çalışma Ankara'da bir devlet üniversitesinin Eğitim Fakültesi'nin 3. sınıfında öğrenim gören sınıf öğretmeni adaylarıyla gerçekleştirilmiştir. Araştırmada ön test-son test kontrol gruplu yarı deneysel desen kullanılmıştır. Deney grubunda eğitimde ölçme- değerlendirme dersi öğretim programı e-portfolyo uygulanarak işlenmiş, kontrol grubunda ise e-portfolyo uygulaması kullanılmadan öğretim gerçekleştirilmiştir. Araştırmanın nicel verileri Bilgi ve iletişim teknoloji ölçeği, Ölçme ve değerlendirme yeterlilik algı ölçeği, Öğrenme motivasyonu ölçeği, Yansıtıcı düşünme ölçeği, Performans görevleri ve İzleme etkinlikleri kullanılarak toplanmış ve nicel verilerin analizinde bağımsız gruplar için t-testi, karışık desenler için iki faktörlü ANOVA, Mann Whitney U-Testi ve ANCOVA testi kullanılmıştır. Araştırmanın nitel verileri ise deney grubundaki sınıf öğretmeni adaylarına görüşme tekniği yoluyla yarı yapılandırılmış görüşme formu uygulanarak toplanmış ve nitel verilerin analizinde ise içerik analizi yöntemi kullanılmıştır. Araştırmadan elde edilen bulgular, e-portfolyo uygulamalarının sınıf öğretmeni adaylarının, teknoloji yeterlik, ölçme ve değerlendirme yeterlik algısı, yansıtıcı düşünme, öğrenme motivasyonunu, performans görevleri ve izleme etkinlikleri üzerinde olumlu yönde etkisi olduğunu göstermiştir. Araştırma sonucunda, e-portfolyo uygulamasının sınıf öğretmenliği lisans programında kullanılmasının faydalı olacağı sonucuna varılmıştır.
36-66 aylık çocukların sosyal yeterlilik ve davranışlarının incelenmesi: Kapadokya örneği
Bu araştırmada 36-66 aylık çocukların sosyal becerileri, problem davranışları ile sosyal yeterlilik ve davranışları çeşitli değişkenler açısından incelenerek; sosyal beceri, problem davranış ile sosyal yeterlilik ve davranışları arasındaki ilişkinin ve yordayıcılık düzeylerinin ortaya konulması amaçlanmıştır. Araştırmada, nicel araştırma yöntemlerinden tarama modeli kullanılmıştır. Kapadokya Bölgesi sınırları içerisinde yer alan (Nevşehir, Niğde, Aksaray, Kayseri Kırşehir illeri) MEB'e bağlı anaokulları ve anasınıflarındaki gönüllü katılımı sağlanan 44 öğretmen, sınıflarında bulunan her bir çocuk için ölçme araçlarını doldurmuş, toplamda 594 okul öncesi dönem çocuğu çalışmanın örneklemini oluşturmuştur. Araştırmada veri toplama aracı olarak; araştırmacı tarafından geliştirilen ve çocukların sosyo-demografik özelliklerini tespit etmek amacıyla kullanılan "Kişisel Bilgi Formu", Merrell (1994) tarafından geliştirilen, Özbey ve Alisinanoğlu (2009) tarafından geçerlilik ve güvenilirlik çalışması yapılan "Sosyal Beceri Ölçeği" ve "Problem Davranış Ölçeği" olmak üzere iki bağımsız ölçekten oluşan "Anaokulu ve Anasınıfı Davranış Ölçeği", LaFreniere ve Dumas tarafından 1996 yılında geliştirilen ve araştırmacı tarafından Türk kültürüne uyarlaması yapılan "Sosyal Yeterlilik ve Davranış Değerlendirme-30" ölçeği kullanılmıştır. SYDD-30 ölçeği için Cronbach Alpha genel güvenilirlik katsayısı α= .889 olarak hesaplanmış olup; "Kızgınlık / Saldırganlık" boyutu için Cronbach Alpha α= .867, "Sosyal Yeterlilik" boyutu için Cronbach Alpha α= .831, "Sosyal Kaygı" Cronbach Alpha α= .648 değerleri elde edilmiştir. Ayrıca SYDD-30 ölçeğinin özgün formunun faktör yapısının Türk çalışma grubunda doğrulanıp doğrulanmayacağını belirlemek üzere doğrulayıcı faktör analizi yapılmış, üç boyut ve toplam 30 maddeden oluşan SYDD-30 ölçeğinin (on maddelik "Kızgınlık / Saldırganlık" boyutu, on maddelik "Sosyal Yeterlilik", on maddelik "Sosyal Kaygı" boyutu) birinci düzey faktöriyel yapısı LISREL 9.1 (Scientific Software International) programı kullanılarak test edilmiştir. Bu geçerlilik ve güvenilirlik analizleri sonucunda araştırmada kullanılan SYDD-30 ölçeğinin geçerli ve güvenilir olduğu tespit edilmiştir. Elde edilen verilerin analizinde SPSS 20 paket programı kullanılmış; frekans ve yüzde dağılımları alınmış, bağımsız örneklemler t-testi, tek yönlü varyans analizi, Pearson korelasyon analizi ve çoklu doğrusal regresyon analizi kullanılmıştır. Araştırma bulguları sonucunda; sosyal beceri, problem davranış, sosyal yeterlilik ve davranış düzeyleri bakımından cinsiyet, yaş, anne eğitim düzeyi, baba eğitim düzeyi, aile gelir düzeyi ve kardeş sayısı değişkenlerine göre bazı anlamlı farklılıklar tespit edilmiştir. 36-66 aylık çocukların sosyal beceri ve problem davranışları arasında orta düzeyde, negatif ve anlamlı bir ilişki olduğu tespit edilmiştir. Sosyal beceri ve SYDD-30 ölçeğinin boyutları olan kızgınlık / saldırganlık, sosyal yeterlilik ve sosyal kaygı puanları arasında anlamlı ilişkiler olduğu görülmektedir. Ayrıca problem davranış ve SYDD-30 ölçeğinin boyutları olan kızgınlık / saldırganlık, sosyal yeterlilik ve sosyal kaygı puanları arasında anlamlı ilişkiler olduğu saptanmıştır.
Doğa temelli eğitim uygulamaları yürüten bir anaokulunun sürdürülebilirlik için eğitim unsurları açısından incelenmesi
Bu araştırmanın amacı Türkiye'deki doğa temelli eğitim uygulamaları yürüten bir anaokulunun 8R (azaltma/reduce, yeniden kullanma/reuse, doğa ile yeniden bağ kurma/reconnect with nature, saygı duyma/respect, yansıtma/reflect, sorgulama/rethink, geri dönüşüm/recycle, kaynakları eşit paylaşma/redistribute) temaları çerçevesinde sürdürülebilir kalkınma için eğitim unsurlarını incelemektir. Çalışma, nitel araştırma yöntemlerinden durum çalışması yöntemi ile Bursa ilinde doğa temelli eğitim uygulamaları yürüten bir anaokulunda yürütülmüştür. Araştırmanın verileri sürdürülebilirlik için okul gözlem formu, öğretmenler ile yürütülen yarı-yapılandırılmış görüşmeler ve araştırmacı tarafından gerçekleştirilen doğal gözlemler aracılığı ile toplanmıştır. Elde edilen veriler, betimsel analiz yolu ile analiz edilmiştir. Elde edilen bulgular 8R temaları altında incelenmiştir. Araştırmanın sonucunda, doğa temelli eğitim uygulamaları yürüten bir anaokulunun sürdürülebilirlik için eğitim unsurlarının büyük bölümünü 8R temaları çerçevesinde barındırdığı görülmüştür. Özellikle sürdürülebilirliğin çevresel ve ekonomik boyutunda elde edilen veriler, okulun sürdürülebilirlik için eğitim anlayışına uygun uygulamalar yürüttüğünü gösterirken; sosyo-kültürel boyut için kültürel farklılıklar ve toplumsal cinsiyet eşitliğine ilişkin desteklenmesi gereken unsurlar olduğu düşünülmektedir.
3- 6 yaş için olan resimli öykü kitaplarının sürdürülebilirliğin küresel amaçları bakımından incelenmesi
Okul öncesi dönem; çocukların kişilik gelişiminin, tutum ve alışkanlıklarının, öğrenmelerinin temelinin atıldığı ve kazanımlarının yaşam boyu etki edeceği kritik bir dönemdir. Bu sebeple sürdürülebilirlik bilincini geliştirmek, çevre duyarlılığı sağlamak ve evrensellik kültürünü oluşturmak için en uygun zamandır. Okul öncesi dönem çocuklarında öğrenme çok farklı materyallerle ve yöntemlerle desteklenmektedir. Okul öncesi dönem çocuklarına sunulacak materyallerin dayanıklı, güvenilir ve sağlığa uygun olması kadar; belli bir amaca veya kazanıma hizmet etmesi, herkes tarafından ulaşılabilir ve ekonomik olması, eğlendirirken öğretici olması, yeni deneyimleri yaşatırken eski deneyimlerinden ve yakın çevresi ile bağ kurması gibi unsurlara sahip olması beklenir. Resimli öykü kitapları bütün çocukların erişebileceği bir materyal olduğundan okul öncesi dönem çocuklarında en çok kullanılan materyallerden biri olarak karşımıza çıkmaktadır. Çocuklara sunulan kitapların iç ve dış yapı özellikleri bakımından bazı kıstaslara sahip olması gerekir. Çalışmanın amacı 3-6 yaş aralığındaki çocuklara yönelik resimli öykü kitaplarında sürdürülebilirliğin küresel amaçlarının var olup olmadığı, varsa hangilerinin olduğu, ne şekilde ve ne sıklıkta yer aldığını tespit etmek olduğu için; nitel araştırma yöntemlerinden fenomenoloji deseninde betimsel analiz yapılmıştır. Fenomonoloji; bir grubun ya da birkaç kişinin belirli bir olguya yönelik algılarını, bu algıları betimleme ve yorumlama şeklini ortaya çıkararak evrensel nitelikli bir açıklama yapma çabası olduğu için araştırmada bu desen tercih edilmiştir. Araştırmanın evrenini 2010-2022 yılları arasında yayınlanmış olan 3-6 yaş için olan resimli öykü kitapları oluşturmaktadır. Örneklem belirlemede Gaziantep Belediyesi Çocuk Kütüphanesi, Adana İl Halk Kütüphanesi Çocuk Bölümü ve araştırmacının kendi kütüphanesinde bulunan yüzlerce kitap taranıp, amaçlı örnekleme yöntemlerinden ölçüt örneklem yöntemi kullanılmıştır. Ölçüt örnekleme yönteminde önceden belirlenmiş ölçütleri destekleyen bütün veriler örneklem grubunu oluşturur. Araştırmada 363 kitap incelenmiş, bu kitaplardan 85 adet kitapta sürdürülebilirliğin küresel amaçlarına yer verildiği, 255 kitapta sürdürülebilirliğin küresel amaçlarına yer verilmediği tespit edilmiştir. Sürdürülebilirliğin küresel amaçlarına yer veren 85 kitapta amaçlara ne şekilde ve hangi amaçlara yer verildiği nitel araştırma yöntemlerinden fenomenoloji deseni ile incelenmiştir.
Erken çocukluk dönemindeki çocukların oynama eğilimleri ile psikolojik dayanıklılıkları arasındaki ilişkinin incelenmesi
Bu araştırma, erken çocukluk dönemindeki çocukların oynama eğilimleri ile psikolojik dayanıklılık düzeylerinin belirlenmesi ve oynama eğilimleri ile psikolojik dayanıklılıkları arasındaki ilişkinin incelenmesi amacıyla gerçekleştirilmiştir. Çalışmada, nicel araştırma yöntemlerinden genel tarama modeli kullanılmıştır ve oynama eğilimi ile psikolojik dayanıklılık arasındaki ilişkinin belirlenmesi için korelasyonel araştırma modeli benimsenmiştir. Araştırmanın verilerini toplamak için "Çocuklar İçin Oynama Eğilimi Ölçeği" (ÇOEÖ) ve "Erken Çocuklukta Yılmazlık Ölçeği" (EÇYÖ) kullanılmıştır. Araştırmanın örneklemini 2022-2023 eğitim-öğretim yılında İstanbul ili Eyüpsultan ilçesinde bulunan Milli Eğitim Bakanlığına (MEB) bağlı resmi okul öncesi eğitim kurumlarına devam eden 200 çocuk oluşturmuştur. Araştırmanın sonucunda; çocuğun yaşı, doğum sırası, annenin ve babanın yaşı, ailenin aylık geliri, ebeveynin medeni durumu ve aile yapısı değişkenlerinin çocukların oynama eğilimleri ve psikolojik dayanıklılıkları üzerinde istatistiksel olarak anlamlı farklılık oluşturmadığı tespit edilmiştir. Öte yandan ÇOEÖ alt boyutlarından fiziksel kendiliğindenlik üzerinde çocuğun cinsiyetinin, bilişsel kendiliğindenlik üzerinde kardeş sayısının, zevkin dışa vurumu üzerinde çocuğun devam ettiği eğitim kurumunun etkili olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Çocukların psikolojik dayanıklılıklarının ise yalnızca anne eğitim durumu ile ilişkili olduğu bulunmuştur. Bunlarla birlikte çocukların oynama eğilimleri ile psikolojik dayanıklılıkları arasında orta düzeyde pozitif ve istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki ortaya çıkmıştır.
Çocuklar için felsefe etkinliklerinin çocukların ahlaki ve sosyal kural algıları üzerindeki etkisinin incelenmesi
Çağın getirdiği değişim ve dijitalleşmenin etkisiyle bireylerin ve toplumların ilgi, istek, ihtiyaç ve öncelikleri değişiklik göstermeye başlamıştır. Çocukların çevresel uyaranları, bu uyaranlarla etkileşimleri farklılaşırken eğitime duyulan gereksinimlerinin de farklılaştığı görülmektedir. Çağımızda meydana gelen değişimlerle beraber bireyin eğitime duyduğu ihtiyacı karşılamak için eğitim sistemleri de zaman içerisinde değişen koşullara uyum sağlamıştır. Eğitim sistemleri bilgiyi pasif bir şekilde edinen bireyler yerine verilen bilgiyi eleştiren, sorgulayan ve karşısına çıkan problemleri çözebilen bireyler yetiştirmeyi amaçlamaktadır. "Çocuklar İçin Felsefe" yaklaşımı bu amaçlarla örtüşen bir düşünme eğitimi yaklaşımıdır. Araştırmada temel amaç; çocuklar için felsefe etkinliklerinin çocukların ahlaki ve sosyal kural algıları üzerindeki etkisinin incelenmesidir. Bu amaç doğrultusunda araştırmacı tarafından "Çocuklar İçin Felsefe Etkinlik Seti (ÇİFES)" hazırlanmış ve uygulanmıştır. Araştırma 2022-2023 eğitim öğretim yılında Ankara ili Çankaya ilçesindeki kamu kurumuna bağlı bir anaokuluna devam eden beş altı yaş grubundan 23'ü deney grubu, 25'i kontrol grubu olmak üzere toplam 48 çocukla yürütülmüştür. Deney ve kontrol gruplarının belirlenmesinde, kolay ulaşılabilirlik ilkesi gözetilmiştir. Araştırmada nitel ve nicel verilerin yer aldığı karma yöntem yarı deneysel model kullanılmıştır. Araştırmanın nitel boyutunda çocuklar için felsefe etkinlik setine ilişkin çocukların deneyimlerini yansıtan gözlem formu, görüşme soruları ve anekdot kayıtları kullanılmıştır ve elde edilen nitel veriler içerik analizi kullanılarak analiz edilmiştir. Araştırmanın nicel boyutunda ise çocukların ahlaki ve sosyal kural algı düzeylerinin belirlenmesine yönelik Smetana (1981) tarafından geliştirilen, Seçer ve Sarı (2006) tarafından Türk kültürüne uyarlanan "Ahlaki ve Sosyal Kural Algısı Ölçeği" kullanılmıştır. Nicel verilerin analizinde çocukların ÇİFES öncesi ASKAÖ aldıkları puanlar ile ÇİFES sonrası elde edilen puanlarının nasıl analizinde testler kullanılacağının belirlenmesi amacıyla Shapira-Wilks normallik testi yapılmış ve değerler normal dağılım gösterdiği için araştırmada parametrik testle kullanılarak analizlerin yapılmasına karar verilmiştir. Araştırmanın sonucunda Çocuklar Için Felsefe Etkinliklerinin çocukların ahlaki ve sosyal kural algılarının gelişimine katkı sağladığı tespit edilmiştir.
Oyunlaştırılmış ters yüz sınıf modelinin ilkokul öğrencilerinin eleştirel düşünme eğilimlerine, problem çözme becerilerine ve fen öğrenme motivasyonlarına etkisinin incelenmesi
Eğitim, bireyin yaşam kalitesini arttırmasında önemli bir rol oynamaktadır. Doğumdan itibaren düzensiz olarak başlayan öğrenme süreci okul ortamlarında planlı bir yapıya bürünür. Eğitimciler, öğrenciler için kalıcı öğrenmeler hedeflemektedir. Bu bağlamda bireyin kalıcı öğrenmeler gerçekleştirebilmelerine etki edecek öğrenme modelleri üzerine çalışmalar geliştirmektedirler. Eğitimcilerin bu doğrultuda uyguladıkları modellerden biri olan oyunlaştırılmış ters yüz sınıf modeli, sınıf içerisinde anlatılan konunun sınıf dışına aktarılması ve sınıf dışında verilen ödev ve etkinliklerin sınıf içerisine taşınması şeklindedir. Bu araştırmanın amacı oyunlaştırılmış ters yüz sınıf modelinin ilkokul öğrencilerinin eleştirel düşünme eğilimlerine, problem çözme becerilerine ve fen öğrenme motivasyonlarına etkisini incelemektir. Araştırmada nicel araştırma yöntemlerinden öntest – sontest kontrol gruplu yarı deneysel desen tercih edilmiştir. Mersin ili Akdeniz ilçesinde yer alan bir devlet ilkokulunun 3.sınıf öğrencileri bu araştırmanın çalışma grubunu oluşturmuştur. Araştırma 3.sınıf Fen Bilimleri dersi öğretim programı çerçevesinde "Maddeyi Tanıyalım" ünitesine yönelik hazırlanan 6 etkinlik ile yürütülmüştür. Bu doğrultuda uygulama süreci 6 hafta sürmüştür. Araştırmanın veri toplama araçlarını; İlkokul Öğrencileri İçin Eleştirel Düşünme Eğilimleri Ölçeği, İlköğretim Düzeyindeki Çocuklar İçin Problem Çözme Envanteri ve Fen Öğrenme Motivasyon Ölçeği oluşturmuştur. Toplanan veriler non-parametrik testlerden Mann Whitney U testi ile analiz edilerek bulgular elde edilmiştir. Bulgular neticesinde öntest sonuçları dikkate alındığında her iki grup için anlamlı bir fark bulunamamıştır. Sontest sonuçları incelendiğinde öğrencilerin eleştirel düşünme eğilimlerinde, problem çözme becerilerinde ve fen öğrenme motivasyonlarında anlamlı farklar tespit edilmiştir. Bu durum deney grubu lehine ve olumlu düzeydedir. Sonuç olarak oyunlaştırılmış ters yüz sınıf modelinin ilkokul öğrencilerinin eleştirel düşünme eğilimlerine, problem çözme becerilerine ve fen öğrenme motivasyonlarına olumlu etki ettiği görülmüştür.
Sınıf öğretmeni adaylarının matematik okuryazarlık öz-yeterlik düzeylerinin ve görüşlerinin belirlenmesi
Bu araştırmanın amacı sınıf öğretmeni adaylarının matematik okuryazarlığı öz-yeterlik düzeylerini belirlemek ve sonuçlarını derinlemesine açıklamaktır. Araştırmada karma yöntem araştırmalarından sıralı açıklayıcı desen kullanılmıştır. Araştırmada veri toplama aracı olarak Özgen ve Bindak (2008) tarafından geliştirilen "Matematik Okuryazarlığı Öz-Yeterlik Ölçeği" kullanılmıştır. Bu araştırmanın nicel bulgularını desteklemek amacıyla nitel verileri toplamak için yarı yapılandırılmış görüşme formu kullanılmıştır. Bu araştırmanın nicel verilerini toplamak için 2022-2023 öğretim yılında Mersin Üniversitesi Eğitim Fakültesi Sınıf Öğretmenliği Bölümü'nde öğrenimine devam eden 1, 2 , 3 ve 4. sınıfta okuyan 129 öğretmen adayı çalışma grubunu oluşturmuştur. Araştırmanın nitel verilerini toplamak için 9 öğretmen adayı ile yarı yapılandırılmış görüşme yapılmıştır. Bu araştırma kapsamında sınıf öğretmeni adaylarının matematik okuryazarlığı öz-yeterlik düzeyleri cinsiyet, sınıf düzeyi, mezun olunan lise türü, akademik not ortalamaları, aile gelir düzeyi, öğretmen adaylarının beyan ettiği matematiğe yönelik ilgi, öğretmen adaylarının beyan ettiği matematiğe yönelik tutum, matematik öğretimi I ve Matematik öğretimi II derslerini alıp almama değişkenlerine göre incelenmiştir. Çalışmadan elde edilen bulgulara göre öğretmen adaylarının matematik okuryazarlığı öz-yeterlik düzeyleri cinsiyet, lise türü, sınıf düzeyi, akademik not ortalaması ve matematik öğretimi I-II derslerini alıp almama durumlara göre farklılaşmamaktadır. Akademik not ortalaması, 70- 79 olan öğretmen adayları ile 90-100 olan adaylarının matematik okuryazarlığı öz-yeterlikleri arasında anlamlı farklılık ortaya çıkmıştır. Öğretmen adaylarının matematik okuryazarlığı öz yeterlik düzeylerinde matematiğe yönelik ilgi ve matematiğe yönelik tutum değişkenleri açısından da anlamlı farklılıklar ortaya çıkmıştır.
Tülin Kozikoğlu'nun kitaplarının erken çocuklukta yaratıcı düşünme becerilerini desteklemesi bağlamında incelenmesi
Gelişen teknoloji, değişen dünya şartlarıyla birlikte insanların ihtiyaçları değişmiş, bu şartlara uyum sağlayabilmek, güncel olanı yakalayabilmek için eğitim program ve felsefeleri de değişmiştir. İletişimin fazlaca önem kazandığı yeni dünya düzeninde, insanların ihtiyacını karşılayabilecek dil ve düşünme becerileri daha öncelikli hale gelmiştir. Bu sebeple erken çocukluktan itibaren yaratıcı düşünme, analitik düşünme, yansıtıcı düşünme ve eleştirel düşünme gibi çok sayıda düşünme becerisi çok önemli beceriler arasında yer almakta ve hepsinin geliştirilmesine çalışılmaktadır. Bu amaca hizmet eden alanlardan biri de erken çocukluk dönemi çocuk kitaplarıdır. Erken çocukluk dönemi çocuğun eğitim hayatına hazırlandığı bir kuluçka dönemi sayılabilir. Dil ve düşünme becerilerinin gelişiminin en yoğun olduğu bu dönemde, edebi metinler önemli bir role sahiptir. Erken çocukluk dönemi, hayat boyu ve özellikle kişiliğin oluşumunda önemli bir paya sahip olduğu için, bu dönem çocuğuna yönelik edebi metinlerin önemi daha da artmaktadır. Bu çalışmada da modern çağın önde gelen çocuk edebiyatı yazarlarından Tülin Kozikoğlu'nun kitaplarının erken çocuklukta yaratıcı düşünme becerilerini desteklemesi bağlamında incelenmesi başat amaç olmuştur. Çalışma materyalleri olarak Tülin Kozikoğlu'nun 2021 yılına kadar yayımlanmış yirmi yedi eseri incelenmiştir. Nitel bir araştırma olan bu çalışmada doküman analizi veri toplama yöntemi kullanılmıştır. Verileri sınıflandırmak üzere araştırmanın kaynak birimleri ve bağlam birimleri saptanmış ve birimler doğrultusunda kategoriler belirlenerek 'resimli öykü kitaplarında yaratıcı düşünme becerilerini belirlemeye yönelik kontrol listesi' oluşturulmuştur. Kontrol listesine göre öykü kitapları başlıkları açısından, kapak ve cilt özellikleri açısından, çizimleri açısından ve metinleri açısından ayrı ayrı yaratıcı düşünme becerilerini desteklemeye yönelik değerlendirilmiş, elde edilen veriler betimlenmiştir. Yapılan değerlendirmeler sonucunda Tülin Kozikoğlu'nun eserlerinin yaratıcı düşünme becerilerine uygun özellikler barındırdığı saptanmıştır. Tülin Kozikoğlu'nun kitaplarındaki başlık, kapak, resim ve metinlerin; duygusal dışavurum, fantastik unsurlar, hayal gücü zenginliği ve renkliliği, ön ve arka kapak bütünlüğü, alışılmamış görselleştirme, sınırları uzatma ve geçme, hareket veya faaliyet, sınırları uzatma ve geçme, alışılmamış işitselleştirme açısından yaratıcılığı destekleyen unsurlar taşıdığı sonucuna ulaşılmıştır.
Etwinning faaliyetlerine katılan sınıf öğretmenlerinin dijital okuryazarlık düzeylerinin ve görüşlerinin belirlenmesi
Bu çalışmanın temel amacı, 2022-2023 eğitim öğretim yılında Mersin ilinde görev yapan, eTwinning faaliyetlerine katılan sınıf öğretmenlerinin çeşitli değişkenlere göre dijital okuryazarlık düzeylerini ve eTwinning proje uygulamalarının dijital okuryazarlık düzeylerine katkısına ilişkin görüşlerini belirlemektir. Araştırmada karma yöntem kullanılmıştır. Nicel verilerin toplanmasında Bayrakçı (2020) tarafından geliştirilen "DOÖ" (Dijital Okuryazarlık Ölçeği) kullanılmıştır. Dijital okuryazarlık ölçeği; etik ve sorumluluk, genel bilgi ve işlevsel beceriler, günlük kullanım, profesyonel üretim, gizlilik ve güvenlik, sosyal boyut olmak üzere 6 alt boyut ve 29 maddeden oluşmaktadır. Ölçekten alınabilecek en düşük puan 29, en yüksek puan 145'tir. Araştırmanın çalışma grubunu Mersin ilinde görev yapan ve veri toplama aracını doldurmayı kabul eden eTwinning faaliyetlerine katılmış gönüllü 362 sınıf öğretmeni oluşturmuştur. Araştırmanın nitel verileri araştırmacı tarafından hazırlanan görüşme formu kullanılarak 7 sınıf öğretmeniyle yarı yapılandırılmış görüşme ile toplanmıştır. Elde edilen veriler içerik analiziyle incelenmiştir. Araştırma kapsamında eTwinning faaliyetine katılan sınıf öğretmenlerinin dijital okuryazarlık düzeyleri yüksek bulunmuştur. Yapılan görüşmelerde öğretmenler eTwinning faaliyetinin Web 2.0 araçları kullanma, e-güvenlik kurallarına uyma, çevrimiçi iletişim sağlama ve dijital içerik oluşturmada sağladığı katkılarla dijital okuryazarlık becerilerini geliştirdiğini belirtmişlerdir. Araştırma sonucunda erkeklerin kadınlara göre, yüksek lisans mezunlarının lisans mezunlarına göre DOÖ puanlarının daha yüksek olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Hizmet süresine göre ise anlamlı bir fark bulunamamıştır. Öğretmenlerin eTwinning'e üye olma süresi ve teknolojik cihazları kullanma süresi arttıkça DOÖ puanlarının arttığı sonucuna ulaşılmıştır. DOÖ puanları Avrupa Kalite Etiketi alanların Ulusal Kalite Etiketi alanlardan, Ulusal Kalite Etiketi alanların da kalite etiketi almayanlardan daha yüksek olduğu araştırma sonuçlarındandır. Mesleki gelişim kurslarına katılan öğretmenlerin DOÖ puanları katılmayan öğretmenlere göre daha yüksek bulunmuştur.
Çocukların ve anne babalarının problem çözme becerilerinin incelenmesi
Bireyler yaşadıkları toplumda birçok karmaşık problemle karşılaşmaktadır. Problem, insan zihninde karışıklıklar meydana getirip belirsizliklere neden olur, bireyi rahatsız eden bir zorluk olarak görülür ve çözülmesi gerekir. Problemlere çözüm önerileri geliştirecek bireylerin yetişmesinden sorumlu kişilerin başında ise anne babalar gelmektedir. Bu noktadan hareketle, çocukların gelişim süreçlerinin her alanına iz bırakan ebeveynlerin problem çözmeye yönelik algılarının çocukların problem çözme becerileri üzerinde etkisi olduğu düşünülmektedir. Tüm bu düşünceler ışığında bu araştırmada, Çocukların problem çözme becerileri ile anne babaların problem çözme becerilerinin incelenmesi amaçlanmıştır. Araştırmada ilişkisel tarama modeli kullanılmıştır. Araştırmanın çalışma grubuna 2022-2023 eğitim-öğretim yılında Mersin ili, Mersin Valiliği İl Milli Eğitim Müdürlüğü'ne bağlı 4 bağımsız anaokulunda ve Gaziantep ili, Gaziantep Valiliği İl Milli Eğitim Müdürlüğü'ne bağlı 3 bağımsız anaokulunda bulunan anne-babası ile birlikte yaşayan, normal gelişim gösteren 203 çocuk ve bu çocukların anne babaları (anne=203,baba=203) dâhil edilmiştir. Araştırmada, veri toplama aracı olarak, Oğuz ve Köksal Akyol (2015) tarafından geliştirilen Çocuklar İçin Problem Çözme Becerisi Ölçeği ve Heppner ve Peterson (1982) tarafından geliştirilen Problem Çözme Envanteri kullanılmıştır. Elde edilen nicel veriler IBM SPSS 26 paket programı aracılığıyla analiz edilmiştir. Elde edilen verilerin analizinde "Pearson Korelasyon Katsayısı Önemlilik Testi" ve "Regresyon Analizi" kullanılmıştır. Araştırma sonuçlarında; annelerin problem çözme becerileri ile çocukların problem çözme becerileri arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki bulunmamıştır. Babaların Problem Çözme Envanteri aceleci yaklaşım alt boyutu ile çocukların problem çözme becerileri arasında negatif yönde istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki saptanmıştır (r= -.225 p<.001). Baba Problem Çözme Envanteri alt boyutlarından aceleci yaklaşım, çocuk problem çözme becerilerinin %5'ini tek başına açıklamaktadır. Bir birimlik aceleci yaklaşımda sağlanan artış, çocukların problem çözme davranışlarında %169 oranında bir azalmaya neden olmaktadır. Annelerin ve babaların problem çözme becerileri arasında pozitif yönde orta düzeyde istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki olduğu bulunmuştur (r=.505 p<.01). Anahtar kelimeler: Çocuk, Okul Öncesi Dönem, Problem Çözme Becerisi, Anne-Baba.
60-72 aylık çocukların benlik algıları ile anne-baba-çocuk iletişimi arasındaki ilişkinin incelenmesi
Bu araştırmada, okul öncesi eğitim kurumuna giden 60-72 aylık çocukların benlik algılarıyla anne-baba-çocuk iletişimi arasındaki ilişkiler incelenmiştir. İlişkisel tarama modeline uygun olarak yapılan çalışmanın örneklemini 2021-2022 öğretim döneminde Milli Eğitim Bakanlığına bağlı Mersin ili Yenişehir ilçesinde yer alan iki bağımsız anaokuluna ve bir ilkokula bağlı anasınıfına giden, 60-72 aylık 160 çocukla söz konusu çocukların anne babaları oluşturmuştur. Çalışmada veri toplama araçları olarak, anne babalarla çocukların demografik bilgilerini tespit etmek için "Kişisel Bilgi Formu", çocukların benlik algısı düzeylerini tespit etmek için 5-6 yaşlarındaki okul öncesi dönemdeki çocuklara yönelik geçerlik ve güvenirlik araştırması Turaşlının (2014) yaptığı "Demoulin Çocuklar İçin Benlik Algısı Ölçeği" ve anne-baba-çocuk iletişimini değerlendirmek için Arabacının (2011) geliştirdiği "Anne-Baba-Çocuk İletişimi Değerlendirme Aracı (ABÇİDA)" tercih edilmiştir. Elde edilmiş olan nicel veriler SPSS 26 paket programıyla incelenmiştir. Veriler analiz edilirken, normal dağılım testleri yapılmıştır, dağılımın normal olduğunun saptanmasının ardından Pearson Korelasyon Testi kullanılmıştır. Yapılan analizler sonucunda; çocukların 111'i (%69.4) yüksek ve 48'i (%30) orta düzey benlik algısına sahip olduğu belirlenmiştir. Çocukların benlik algılarında cinsiyete göre istatistiki bakımdan kayda değer farklılık saptanmamıştır. Çocukların benlik algılarıyla anne-baba-çocuk iletişimi puanlarında istatistiksel olarak herhangi bir anlamlı fark bulunmamıştır. Ancak; anne-çocuk iletişimi ile baba-çocuk iletişimi arasında orta düzeyde istatistiksel olarak anlamlı bir ilişkinin bulunduğu saptanmıştır.
Evaluation of preschool teachers' neurophysiological perception levels: Mersi̇n province example
This research, which was conducted to determine the neurophysiological perception levels of preschool teachers towards behavior, learning and cognitive processes, was designed in a screening model. The Neurophysiological Learning Perception Scale (NAÖ) developed by Sülün, Aydoğdu, Taşçı and Şimşek (2014) was used to obtain data in this research, where the sample consisted of 200 pre-school teachers working in official institutions affiliated with the Ministry of National Education in the central districts of Mersin province. In addition, the General Information Form prepared by the researcher was distributed to the teachers. In data analysis, Kolmogorov-Smirnov and Shapiro-Wilk tests were performed to test normality. Mann-Whitney ut-test was used for significance tests between groups, and Kruskal-Wallis Htest was used to compare more than two groups. As a result of the research, the participants considered the information about the brain as valuable information , they did not have sufficient knowledge about neurophysiology, it would be useful for them if they went through education, and that it would be useful in the fields of participation in the lesson, student attitude towards the lesson, permanence in learning and academic success. As a result of the research, it was understood that the participants believed in the positive relationship between the brain and learning, that age and professional experience did not affect neurophysiological perception, but as the level of education increased, a more positive perception occured. While the fact that the participants needed training in the field of neurophysiology and received training on this subject did not affect the perception, it was determined that the general neurophysiological perception increased when an effect enhancing the neural dimension occured. It is thought that the results obtained in the research will be useful for field practitioners and researchers.
İlkokul ikinci sınıf öğrencilerinde Bil-İste-Öğren (K-W-L) tekniğinin okuduğunu anlamaya etkisi
Okuma, harflerin bir araya gelerek oluşturduğu kelimeleri anlamlı hale getirerek sesli veya sessiz bir şekilde zihinde anlamlandırmaya çalışmaktır. Türkçe dersinde de okuduğunu anlama etkinliklerine sıklıkla yer verilmiştir. BİÖ (Bil-İste-Öğren) tekniği de bu tekniklerden biridir. Bil-İste-Öğren tekniği ilkokul 2. sınıf öğrencilerinde okuduğunu anlama becerileri üzerinde etkisini belirlemeyi amaçlayan bu çalışma yarı deneysel yöntemle gerçekleştirilmiştir. Araştırmanın çalışma grubunu Mersin'in Toroslar ilçesinde bulunan bir ilkokulda 2.sınıf 23 öğrenci deney grubu, 23 öğrenci kontrol grubu olmak üzere toplamda 46 öğrenci oluşturmuştur. Grupların uygulama öncesindeki başarı düzeyleri karşılaştırılmış Mann- Whitney U testi yapılmış olup her iki grubun da benzer başarı düzeyine sahip olduğu tespit edilmiştir. Deney grubunda Bil-İste-Öğren tekniği ile oluşturulan okuduğunu anlama çalışmaları yapılmıştır. Kontrol grubunda ise Türkçe dersinde müfredatta bulunan okuduğunu anlama çalışmaları uygulanmıştır. Uygulama sonrasında yapılan Wilcoxon İşaretli Sıralar Testi sonuçlarına göre ise deney grubunun ön test ve son test OABT toplam puanları, basit anlama alt boyutu puanları ve derinlemesine anlama alt boyutu puanları arasında anlamlı bir farklılık ortaya çıkmıştır (p<0,05). Bu araştırma Bil-İste-Öğren tekniği tekniğinin ilkokul 2. sınıf öğrencilerinin okuduğunu anlama becerileri üzerinde etkili bir yöntem olduğunu ortaya koymaktadır. Deney grubundaki öğrencilerin önemli ölçüde okuduğunu anlama düzeyinde gelişme göstermesi, tekniğin başarıya katkı sağladığını göstermektedir. Bu sonuçlar, okul ortamında ve öğretim süreçlerinde bil iste öğren tekniğinin kullanılmasının okuduğunu anlama becerilerini artırma konusunda önemli bir teknik olabileceğini göstermektedir. Anahtar Kelimeler: Okuma, okuduğunu anlama, BİÖ (Bil-İste-Öğren) tekniği, İlkokul
Okul öncesi öğretmenlerinin bilişsel esneklikleri ile eğitimde teknolojiyi kullanma yeterlilikleri arasındaki ilişkinin incelenmesi
Bu çalışmanın amacı, okul öncesi öğretmenlerinin teknopedagojik eğitime yönelik yeterliliklerinin bilişsel esneklikleri ve demografik özellikleri açısından incelenmesidir. Araştırmanın çalışma grubunu, Diyarbakır ili Bismil ilçesinde görev yapan 200 okul öncesi öğretmeni oluşturmuştur. Araştırma kapsamında, "Kişisel Bilgi Formu", "Bilişsel Esneklik Ölçeği" ve "Teknopedagojik Eğitim Yeterlik Ölçeği" kullanılmıştır. Elde edilen veriler, SPSS 25 istatistik yazılım programı kullanılarak analiz edilmiştir. Verilerin analizinde; Bağımsız Örneklemler için t Testi, Tek yönlü varyans analizi, Pearson Momentler Çarpımı Korelasyon Katsayı, Çoklu doğrusal regresyon tekniğinden yararlanılmıştır. Araştırma sonucunda; okul öncesi öğretmenlerinin teknopedagojik eğitime yönelik yeterliliklerinin cinsiyet, yaş, öğrenci sayısı ve kurum türüne göre anlamlı bir farklılık göstermediği görülürken; kişisel bilgisayar ve internet bağlantısına sahip olma durumlarına göre anlamlı bir farklılık gösterdiği görülmüştür. Okul öncesi öğretmenlerinin teknopedagojik eğitime yönelik yeterlilikleri ile bilişsel esneklikleri arasında pozitif yönde ve orta düzeyde anlamlı bir ilişki olduğu görülmüştür. Teknopedagojik eğitime yönelik yeterlilik alt boyutlarından tasarım ve uygulama alt boyutu ile bilişsel esneklik düzeyleri arasında orta düzeyde ve pozitif yönde anlamlı bir ilişki olduğu görülürken; etik ve uzmanlaşma ile bilişsel esneklik düzeyleri arasında düşük düzeyde ve pozitif yönde anlamlı bir ilişki olduğu görülmüştür. Teknopedagojik eğitime yönelik yeterliliklerinin tüm alt boyutları ile bilişsel esnekliğin farkındalık ve isteklilik alt boyutları arasında düşük düzeyde ve pozitif yönde bir ilişki görülürken; teknopedagojik eğitime yönelik yeterliliklerinin tüm alt boyutları ile öz-yeterlik ile ise orta düzeyde ve pozitif yönde anlamlı bir ilişki görülmüştür. Ayrıca bilişsel esnekliğin öz-yeterlik alt boyutunun teknopedagojik eğitime yönelik yeterlililik ve alt boyutları olan tasarım, uygulama, etik ve uzmanlaşma boyutlarını çeşitli oranlarda yordadığı saptanmıştır.
Sınıf öğretmenlerinin saygısızlık algıları
Bu araştırmanın amacı, sınıf öğretmenlerinin saygısızlık algılarını ve deneyimlerini araştırmaktır. Çalışma, nitel araştırma modeline dayalı olarak yürütülmüştür. Araştırmanın çalışma grubunu 2022-2023 eğitim-öğretim yılının Bahar döneminde Mersin ili Akdeniz, Yenişehir, Mezitli, Toroslar ve Tarsus ilçelerinde bulunan resmi ilkokullarda görev yapan 20 sınıf öğretmeni oluşturmuştur. Araştırmanın katılımcıları, amaçlı örnekleme yöntemlerinden biri olan maksimum örnekleme tekniği ile seçilen sınıf öğretmenlerinden oluşmuştur. Çalışmada, görüşme tekniği kullanılmış olup verilerin analizinde araştırma soruları ve katılımcıların görüşme sorularına verdikleri cevaplar sınıflandırılarak kategorik (tematik) bir çerçeve oluşturulmuştur. Ardından veriler, bu kategorik çerçeveye göre işlenmiş ve yorumlanmıştır. Araştırma sonuçlarına göre saygısızlık, onu ifade eden davranışlara ve muamele türlerine ilişkin algılar açısından tanımlanmıştır. Sonuçlar, katılımcıların saygısızlığı eylem biçimleri ve saygısızlığın hissettirdiği duygu ile bireysel yaşantı ve tecrübelerinden hareketle tanımladıklarını ortaya koymuştur. Saygısızlığı eylem biçimleri üzerinden açıklayan tanımlar, katılımcılar tarafından daha yoğun şekilde bildirilmiştir. Ayrıca araştırma sonuçları, katılımcıların saygısızlık karşısında konuşmak/anlatmak, sessiz kalmak, empati yapmak, hakkını savunmak, empati yapmaya yönlendirmek, uyarmak, ses yükseltmek, rehberlik servisiyle iş birliği yapmak şeklinde tepkiler verdiklerini göstermiştir. Konuşmak/Anlatmak, katılımcıların saygısızlık karşısında daha yoğun şekilde dile getirilen reaksiyon olmuştur. Katılımcıların öğrencilerle, velilerle, meslektaşlarıyla, okul idaresiyle, diğer kişi ve kurumlarla saygısızlık deneyimlerini yaşadıklarını ortaya koymuştur. Katılımcıların tamamı, velilerle bir saygısızlık tecrübeleri olduğunu bildirmiş ve velilerin zamansız aramaları, işlerine müdahale etmeleri, öğretmene bakıcı rolü yüklemeleri, öğretmeni meslektaşlarıyla kıyaslamaları, öğretmen çatışma içerisine girmeleri, suçlayıcı ve yargılayıcı tavır ve ithamlarda bulunmaları, hakaret etmeleri ve iletişimdeki kusurlarıyla ilgili deneyimler yaşadıklarını bildirmişlerdir. Katılımcılar meslektaşlarıyla işbirliği, dayanışma ve iyi ilişkiler içinde çalışamama ve küçümseme noktasında saygısızlık deneyimleri yaşamışlardır. Okul idaresiyle mobing, tahammülsüzlük, hoşgörüsüzlük, tehdit, azarlama, aşağılama, küçümseme, değersizleştirmeyle ilgili saygısızlık deneyimleri olmuştur.
Okul öncesi eğitim kurumlarında eğitim-öğretime devam eden özel gereksinimli çocukların serbest oyun zamanlarındaki oyunlarının incelenmesi
Bu çalışmanın amacı, okul öncesi eğitim kurumlarında eğitim-öğretime devam eden özel gereksinimli çocukların serbest zamandaki oyunlarının incelenmesidir. Nitel bir çalışma olan bu araştırmanın çalışma grubunu; Mersin ili merkez ilçelerinde bulunan bağımsız anaokullarında 2021-2022 yılı güz döneminde eğitim öğretime devam eden 40 özel gereksinimli çocuk oluşturmaktadır. Araştırmada etik ilkeler gereğince katılımcı çocukların ailelerine bilgilendirici onam formu gönderilmiş ve dönütleri alındıktan sonra araştırmaya başlanmıştır. Özel gereksinimi olan okul öncesi dönem çocuklarının serbest oyun zamanlarındaki oyunları açık ve kapalı alanlarda gözlemlenmiştir. Araştırmada veri toplama aracı olarak özel gereksinimli çocukların, serbest zamandaki oyunlarını incelemeye yönelik araştırmacı tarafından uzmanlardan görüş alınarak hazırlanan "Özel Gereksinimli Çocukların Oyunları Gözlem Formu" ve "Gözlem Güncesi" kullanılmıştır. Özel gereksinimli çocukların oyunları gözlem formuna ilişkin veri toplama süreci; çocukların her biri için her gözlemde 20 dakika açık alanda, 20 dakika kapalı alanda olmak üzere araştırma boyunca her biri 4'er defadan toplamda 160 dakika gözlemlenerek 8 hafta içerisinde tamamlanmıştır. Bu çalışma ile özel gereksinimli çocukların tercih ettikleri oyun türleri ile oyun oynadıkları alan arasında bir ilişki olduğu belirlenmiştir.Yapılan gözlemler; özel gereksinimli çocukların çeşitli oyun türlerinde ve oyun alanlarında oyun oynadıklarını, serbest zamandaki oyunlarında özellikle paralel oyun davranışlarını sergilediklerini göstermiştir. Bu araştırma sonucunda bedensel yetersizliği olan çocukların fiziksel oyunları oynamadığı görülmüştür. Özel gereksinimi olan çocukların oyun süreleri analiz edildiğinde, genellikle 80 dakikalık gözlem süresi içinde çoğunluğunun 48 ile 63 dakika arasında oyun oynadığı, bu süre içinde oyun materyallerini sıkça değiştirdikleri ancak oyun yapısını pek değiştirmedikleri gözlenmiştir. Ayrıca çalışma grubuna dâhil edilen özel gereksinimli çocukların oyunlarında iletişim problemleri başta olmak üzere, oyun dışı bırakılma, düşme yaralanma gibi farklı güçlükler ile karşılaştıkları görülmüştür. Araştırmadan elde edilen bulgular alanyazın çerçevesinde tartışılarak irdelenmiş, elde edilen sonuçlar ışığında uygulamaya ve araştırmacılara yönelik öneriler geliştirilmiştir.
İlkokul öğrencilerinin siber aylaklık seviyeleri ile matematik ders başarıları arasındaki ilişki
Bu araştırmada, ilkokul 3. ve 4. sınıf öğrencilerinin siber aylaklık seviyeleri ile matematik ders başarıları arasındaki ilişki incelenmiştir. Araştırma ilişkisel tarama modeli kullanılarak gerçekleştirilmiştir. Çalışmanın evrenini, 2023-2024 eğitim öğretim yılında Gaziantep ilinde öğrenim gören ilkokul 3. ve 4. sınıf öğrencileri oluşturmaktadır. Bu evren içerisinden oranlı küme örnekleme yöntemi ile seçilen 484 3. sınıf öğrencisi ve 518 4. sınıf öğrencisi olmak üzere toplam 1002 öğrenci araştırmanın örneklemini oluşturmaktadır. Çalışmada veri toplama aracı olarak; Balcı (2019) tarafından geliştirilen " Matematik Başarı Testi" ve araştırmacı tarafından geliştirilen "Kişisel Bilgi Formu" ile "İlkokul Öğrencileri İçin Siber Aylaklık Ölçeği" kullanılmıştır. Araştırmanın sonuçlarına göre ilkokul 3. sınıf öğrencilerinin matematik ders başarıları orta üstü, siber aylaklık düzeyleri ise düşük seviyededir. Matematik başarılarında ve siber aylaklık seviyelerinde cinsiyet ve kendisine ait oda bulunma değişkenine göre anlamlı bir farklılık bulunamamıştır. Kardeş sayısı değişkenine göre öğrencilerinin kardeş sayısı arttıkça matematik ders başarısının azaldığı sonucuna ulaşılmıştır. İlkokul 4. sınıf öğrencilerinin ise matematik ders başarıları ve siber aylaklık seviyeleri orta üstü düzeydedir. Erkek öğrencilerinin kız öğrencilerden daha fazla siber aylaklık davranışları sergilediği sonucuna ulaşılmıştır. Kardeş sayıları ve kendisine ait oda bulunma durumuna göre matematik başarıları ve siber aylaklık seviyelerinde anlamlı farklılık bulunamamıştır. İlkokul 3. ve 4. sınıf öğrencilerinin okul öncesi eğitim alma durumlarına göre matematik başarılarında okul öncesi eğitim alanların lehine anlamlı bir farklılık olduğu belirlenmiştir. Anne ve baba eğitim seviyesi arttıkça matematik ders başarısı artmaktadır. Siber aylaklık seviyesinde okul öncesi eğitim alma ve anne baba eğitim düzeyi değişkenine göre anlamlı farklılık bulunamamıştır. Günlük akıllı cihaz kullanım süreleri ile matematik ders başarıları arasında anlamlı farklılık bulunamamıştır. Ancak akıllı telefon ile geçirilen süre arttıkça siber aylaklık seviyelerinin arttığı sonucuna ulaşılmıştır. İlkokul 3. sınıf öğrencilerinin matematik başarıları ve siber aylaklık seviyeleri arasında anlamlı ilişki bulunamamıştır. İlkokul 4. sınıf öğrencilerinin matematik başarıları ve siber aylaklık seviyeleri arasında ise negatif yönde, zayıf ve anlamlı bir ilişki saptanmıştır. Anahtar Kelimeler: Başarı, ilkokul, matematik, siber aylaklık, teknoloji
İlkokul öğrencilerinin fen bilimleri dersi sorumluluk düzeyleri ile akademik başarıları ve temel becerileri arasındaki ilişki
Bu araştırmanın amacı, ilkokul 3. ve 4. sınıf öğrencilerinin fen bilimleri dersi sorumluluk düzeylerini belirlemek ve öğrencilerin sorumluluk düzeyleri ile akademik başarıları ve temel becerileri arasındaki ilişkiyi tespit etmektir. Bu araştırmada birden fazla özelliğe ilişkin veri toplanarak bunlar arasındaki ilişki incelendiği için ilişkisel tarama modeli kullanılmıştır. Araştırmanın evrenini, Nevşehir il merkezindeki 2022-2023 eğitim öğretim yılında öğrenimine devam eden 3. ve 4. sınıf öğrencileri oluşturmaktadır. Araştırmanın örneklemi ise küme örneklem yöntemiyle tespit edilmiş ve ilde yer alan 10 okuldan 310 üçüncü sınıf, 310 dördüncü sınıf olmak üzere 620 öğrenciden oluşmuştur. Araştırmada kullanılan veri toplama araçları; Açıkgöz(2021) tarafından geliştirilen "Fen Bilimleri Dersi Odaklı Öğrenci Sorumluluk Ölçeği", Padilla, Cronin ve Twiest (1985)'in geliştirdiği; Aydoğdu ve Karakuş (2015)'un Türkçe'ye uyarladığı "Temel Beceriler Ölçeği" ve araştırmacının hazırladığı hem 3. hem de 4. sınıf akademik başarı testleri kullanılmıştır. Araştırma bulgularına göre; ilk olarak ilkokul 3. ve 4. sınıf öğrencilerinin fen bilimleri dersine yönelik sorumluluk, akademik başarı ve temel becerileri düzeylerini belirleyebilmek için betimsel analizler uygulanmıştır. Uygulama sonucunda; sorumluluk ve akademik başarıları yüksek, temel becerileri ise orta düzeyde bulunmuştur. İkinci olarak öğrencilerin sorumluluk düzeylerinin cinsiyet ve sınıf düzeyi değişkenlerine göre anlamlılık durumunu inceleyebilmek için MannWhitney U- testi uygulanmıştır. Test sonucunda; kız öğrencilerinin ve 3. sınıf düzeyinin lehine anlamlı düzeyde farklılık olduğu belirlenmiştir. Üçüncü olarak öğrencilerin sorumluluk düzeyleri ile akademik başarıları ve temel becerileri arasındaki ilişkiyi incelemek için korelasyon analizi yapılmıştır. Analiz sonucunda; öğrencilerin fen bilimleri dersi sorumluluk düzeyi ile akademik başarıları ve temel süreç becerileri arasında pozitif yönde ve orta düzeyde bir ilişki olduğu belirlenmiştir. Son olarak öğrencilerin akademik başarı ve temel becerileri, sorumluluk düzeylerini yordama durumu için regresyon analizi yapılmış ve sonucunda fen bilimleri dersine yönelik akademik başarı ve temel beceri düzeyleri, sorumluluk düzeylerinin anlamlı bir yordayıcısı olduğu belirlenmiştir. Anahtar Kelimeler: İlkokul Fen Bilimleri Dersi, Sorumluluk, Akademik Başarı, Temel Süreç Becerileri.
İlkokul fen öğretiminde dijital hikâye destekli uygulamaların öğrencilerin akademik başarılarına ve tutumlarına etkisi
Araştırmanın temel amacı; kazanım odaklı dijital hikâyelerle desteklenen fen öğretiminin, ilkokul 3. sınıf öğrencilerinin fen bilimleri dersi 'Kuvveti Tanıyalım' ünitesindeki akademik başarılarına, fen bilimleri dersine yönelik tutumlarına ve akademik başarılarının kalıcılığına etkisinin incelenmesidir. Araştırmanın çalışma grubu 2022-2023 eğitim öğretim yılı güz döneminde, Niğde ili Çamardı ilçesindeki bir ilkokulda eğitim gören 3. sınıf öğrencileridir. Araştırmada, nicel araştırma yaklaşımlarından deneme modeli kullanılmıştır. Araştırmanın deney grubunda 16 öğrenci, kontrol grubunda ise 18 öğrenci yer almaktadır. Deney ve kontrol grubu, iki şubenin denklik çalışmaları sonucunda ve yansız-tesadüfi olarak belirlenmiştir. Araştırmada veri toplama araçları olarak 'Fen Bilimleri Dersi Tutum Ölçeği' ve 'Kuvveti Tanıyalım Ünitesi Başarı Testi' kullanılmıştır. Araştırma sonucunda elde edilen verilerin analizi neticesinde; ➢ Deney grubu, akademik başarı ve tutum ölçeği ön test, son test puan ortalamaları incelendiğinde, puan ortalamalarının son test lehine anlamlı farklılık gösterdiği tespit edilmiştir. ➢ Kontrol grubu, akademik başarı ve tutum ölçeği ön test, son test puan ortalamaları incelendiğinde, akademik başarı puan ortalamaları arasında son test lehine anlamlı farklılık tespit edilirken, tutum ölçeği puan ortalamaları arasında istatistiksel açıdan anlamlı farklılık tespit edilmemiştir. ➢ Deney ve kontrol grubu, akademik başarı ve tutum ölçeği son test puan ortalamaları incelendiğinde, deney grubu lehine anlamlı farklılık tespit edilmiştir. ➢ Deney ve kontrol grubu, akademik başarı kalıcılık testi puan ortalamaları incelendiğinde, deney grubu lehine anlamlı farklılık tespit edilmiştir. Bu çalışmada elde edilen bulgular doğrultusunda dijital hikâye destekli uygulamaların farklı kademelerde, farklı yaş gruplarında ve farklı konularda çeşitli değişkenlere etkisinin incelenmesi önerisi getirilmiştir.
Harmanlanmış yöntemin ilkokul 3. sınıf öğrencilerinin konuşma becerilerine ve tutumlarına etkisi
Araştırmanın amacı, harmanlanmış yöntemin ilkokul 3. sınıf öğrencilerinin konuşma becerileri ve tutumları üzerine etkisini belirlemektir. Araştırmada, karma araştırma yöntemlerinden açıklayıcı ardışık desen kullanılmıştır. Çalışma 2023-2024 eğitim öğretim yılında Konya'nın Çumra ilçesinde bir ilkokulda öğrenim gören 48 öğrenciyle gerçekleştirilmiştir. Veriler konuşma becerisi tutum ölçeği, konuşma becerisi değerlendirme formu, öğrenci görüşmeleri ve araştırmacı günlükleri ile toplanmıştır. 3 haftalık pilot uygulama olmak üzere toplam 16 hafta süren uygulama, haftada 2 ders saati olacak şekilde gerçekleştirilmiştir. Öntestte ve sontestte alınan video kayıtları incelenerek konuşma becerisi değerlendirme formu doldurulmuş, puanlayıcı güvenirliğine bakıldıktan sonra analiz edilmiştir. Nicel verilerde SPSS ve AMOS istatistik paket programları, nitel verilerde, içerik analizi yöntemi kullanılmıştır. İstatistiksel analizler sonucunda elde edilen verilerin dağılımlarının normal olmasından dolayı parametrik testlerden bağımlı ve bağımsız örneklemler için t-Testi yapılmıştır. Öntestin, sontest üzerindeki etki durumunu kontrol altına almak için ANCOVA Testi yapılmıştır. Yapılan analizler sonucunda deney grubu öğrencilerinin öntest-sontest puanları arasında sontest lehine, deney ve kontrol grubu öğrencilerinin sontest puanları arasında deney grubu lehine, istatistiksel olarak anlamlı farklılıklar bulunmuştur. Kontrol grubunun öntest sontest puanları arasında, konuşma becerisine yönelik tutum düzeylerinde anlamlı farklılık bulunmazken, konuşma becerisi düzeylerinde önteste kıyasla eğitim öğretimin doğası gereği bir miktar artış olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Öğrenci görüşmelerinin betimsel analiz sonuçları incelendiğinde öğrenciler, harmanlanmış yöntem kullanılarak işlenen dersin konuşma becerisi tutumlarına ve konuşma becerisi düzeylerine olumlu etki ettiğini ifade etmişlerdir. Araştırmanın son kısmında ulaşılan sonuçlar literatür ışığında tartışılmış ve çeşitli önerilerde bulunulmuştur. Anahtar Kelimeler: Konuşma Becerisi, Harmanlanmış Yöntem, Konuşma Becerisine Yönelik Tutum
İlkokul fen bilimleri dersinde infografiklerin kullanımının yansıtıcı düşünme becerisine ve ders motivasyonuna etkisi
Bu araştırmada ilkokul 3. sınıf fen bilimleri dersinde infografik kullanımının öğrencilerde problem çözmeye yönelik yansıtıcı düşünme becerisine ve fen bilimleri dersine yönelik motivasyona etkisini belirlemek, öğrencilerin infografik kullanımına dair görüşlerinin alınması amaçlanmaktadır. Araştırmada çalışma grubunu İstanbul ili Gaziosmanpaşa ilçesinde bulunan bir devlet okulundaki iki şubede öğrenim gören 76 öğrenci oluşturmaktadır. Deney grubunda bulunan öğrencilerle infografiklerle zenginleştirilmiş ders işlenişi gerçekleşirken kontrol grubundaki öğrencilerle öğretim programı kazanımları ve şube öğretmeninin ders planları doğrultusunda fen bilimleri dersi işlenişi gerçekleşmiştir. Karma yöntemle yürütülen çalışmada, nitel ve nicel verilerin bir arada toplanarak birbirini desteklemesi ve böylece daha kapsamlı ve derinlemesine analizler yapılabilmesi için gömülü deneysel desen kullanılmıştır. Nitel veriler için; öğrencilerin görüşlerini belirlemek amacıyla yarı yapılandırılmış görüşme formu kullanılmıştır. Araştırmacı günlüğü tutulmuştur. Nicel verilerin analizinde t-test kullanılmıştır. Nitel verilerin analizi ve yorumlanması konusunda betimsel analiz tekniği kullanılmıştır. Çalışma sonucunda deney ve kontrol gurubundaki öğrencilerin fen öğrenmeye yönelik motivasyon ortalamaları arasında istatistiki açıdan anlamlı fark bulunmuştur. Bu fark, deney grubu lehinedir. Fen bilimleri dersinde infografiklerin kullanılması; öğrencilerin derse yönelik motivasyon düzeylerinde anlamlı bir farka neden olmuş, öğrencilerin derse dönük motivasyon düzeyini artırmıştır. Deney grubunun, problem çözmeye yönelik yansıtıcı düşünme becerisi ölçeği ön test son test puan ortalamaları incelendiğinde son test lehine anlamlı farklılık bulunmuştur. Deney ve kontrol grubundaki öğrencilerin problem çözmeye yönelik yansıtıcı düşünme becerisi son test puan ortalamalarında istatistiki açıdan anlamlı bir farklılık olmadığı belirlenmiştir. Fakat öğrencilerle olan görüşmelerde ve araştırmacı günlüğünde yansıtıcı düşünme becerisinin geliştiğini destekleyen bulgulara ulaşılmıştır. Anahtar Kelimeler: Fen bilimleri, infografik, motivasyon, yansıtıcı düşünme
Rehabilitasyona devam eden kaynaştırma öğrencilerinin potansiyel gelişim alanı bağlamında desteklenme süreci: Bir eylem araştırması
Bu çalışmanın amacı ilkokul düzeyinde öğrenimlerine devam eden kaynaştırma öğrencilerinin rehabilitasyon merkezleri desteği ile potansiyellerini gerçekleştirme durumunun maksimum düzeye ulaşmasını sağlamaktır. Araştırma 2023-2024 eğitim-öğretim yılında Kayseri' de bulunan bir özel eğitim ve rehabilitasyon merkezinin ilkokul kaynaştırma öğrencilerinden oluşan 20 öğrenci, 5 veli ve 11 öğretmen ile birlikte toplam 36 kişi çalışmaya dahil edilmiştir. Araştırma 4 hafta süreç ve 1 hafta sonuç olacak şekilde 5 haftalık bir uygulama planlanmıştır. Araştırma da elde edilecek bulgular için eylem araştırması kullanılmış ve planlar dahilinde hareket edilmiştir. Veri toplama araçları olarak gözlem, görüşme, araştırmacı günlükleri, fotoğraf ve video-kayıt kullanılmıştır. Öğrencilerin potansiyel düzeyini artırmak ve maksimum düzeye ulaşmalarını sağlamak için öğretmen, veli, çevre ve öğrenci potansiyeli olarak ele alınmıştır. Etmenlerden her birinin birlikte iş birliği sonucu iletişim kurması, etkinliklere katılması öğrencinin kendini gerçekleştirme süreci bağlamında olumlu sonuçlar yaratmıştır.
İlkokul 2. sınıf Türkçe dersinde arkası yarın tekniğinin konuşma kaygısına ve dinleme becerisine etkisi
Bu çalışmanın amacı ilkokul 2. Sınıf Türkçe ders kitaplarında yer alan okuma metinlerinin arkası yarın tekniğini kullanılarak işlenmesiyle öğrencilerin sınıf önünde konuşma kaygısı ve dinleme becerilerine etkisini incelemektir. Araştırmada tek grup ön test – son test deneysel desen kullanılmıştır. Veriler Sınıf Önünde Konuşma Kaygısı Ölçeği ve Dinleme Becerisi Değerlendirme Ölçeği kullanılarak toplanmıştır. Araştırmanın çalışma grubunu Niğde ili merkez ilçede bulunan bir ilkokulda 2. sınıfa devam eden 26 öğrenci oluşturmaktadır. Veri toplama araçlarıyla elde edilen veriler, SPSS istatistik paket programı kullanılarak bağımsız gruplar t-testi ve ilişkili gruplar t-testi ile analiz edilerek yorumlanmıştır. Araştırmanın sonuçlarına göre ilkokul öğrencileri Türkçe dersinde konuşma kaygısı yaşamaktadırlar. Türkçe okuma metinlerinin arkası yarın tekniği kullanılarak işlenmesiyle öğrencilerde konuşma kaygısının azaldığı sonucuna ulaşılmıştır. Konuşma kaygısına ilişkin kız ve erkek öğrenciler arasında anlamlı bir farklılığın olmadığı sonucuna ulaşılmıştır. Öğrencilerin Türkçe dersinde dinleme becerileri ise orta düzeydedir. Aynı zamanda Türkçe okuma metinlerinin arkası yarın tekniği kullanılarak işlenmesiyle öğrencilerin dinleme becerinin olumlu anlamda geliştiği sonucuna ulaşılmıştır. Dinleme becerisine ilişkin kız ve erkek öğrenciler arasında anlamlı bir farklılığın olmadığı sonucuna ulaşılmıştır.
6+1 analitik yazma ve değerlendirme yönteminin 4. sınıf öğrencilerinin yazma becerisi üzerine etkisi
Bu araştırma, 6+1 Analitik Yazma ve Değerlendirme Yönteminin ilkokul 4. Sınıf öğrencilerinin yazma becerisi üzerine etkisini incelemek amacıyla gerçekleştirilmiştir. Bu amaç dahilinde, deney ve kontrol gruplu ön-test ve son-test ölçümlü yarı deneysel araştırma yöntemi kullanılarak araştırma yürütülmüştür. Deney grubunda yer alan öğrencilere 6+1 Analitik Yazma ve Değerlendirme Yönteminin etkili olup olmadığını araştırmak amacıyla 9 hafta ve toplamda 27 ders saatini kapsayacak şekilde bir ders planı hazırlanmış ve Aksaray ili merkezinde bir ilkokulda araştırmacı tarafından uygulanmıştır. Kontrol grubunda yer alan öğrencilere ise herhangi bir uygulama yapılmamış olup Türkçe dersi normal akışında işlenmiştir. Hem deney hem de kontrol grubunda yer alan öğrencilere ön-test ve son-test ölçümlerinde "Arkadaşlık" isimli bir yazı yazmaları istenmiştir. Ön-test ve son-testte elde edilen yazılar 6+1 Analitik Yazma ve Değerlendirme Yöntemi doğrultusunda değerlendirilmiştir. Araştırma verilerinin analizinde, deney ve kontrol grubunda yer alan öğrencilerin tanıtıcı özelliklerinin karşılaştırılmasında Ki-kare testi kullanılmıştır. Gruplar arası ölçek puan ortalamasının karşılaştırılmasında independent samples (bağımsız gruplar) t testi, grup içi ortalamaların karşılaştırılmasında ise paired samples (bağımlı gruplar) t testi kullanılmıştır. Deney ve kontrol grubunda yer alan öğrencilerin ön-test puan ortalamaları arasında anlamlı bir farklılık bulunmaz iken, deney grubu son-test puan ortalamaları ise 6+1 Analitik Yazma ve Değerlendirme ölçeği toplam puan ve tüm alt boyutlar puan ortalaması açısından kontrol grubuna göre anlamlı derecede yüksek olduğu bulunmuştur. Elde edilen bu sonuçlar değerlendirildiğinde deney grubunda yer alan öğrencilere uygulanan 6+1 Analitik Yazma ve Değerlendirme Yönteminin öğrencilerin yazma becerisini artırdığı sonucuna ulaşılmıştır. Bu nedenle, Türkçe dersinin işlenişinde öğrencilerinin yazma becerilerinin ve motivasyonlarının artırılması için süreç temelli yaklaşımlarda kullanılan yöntemlerden birisi olan 6+1 Analitik Yazma ve Değerlendirme Yönteminin kullanılması önerilmektedir.
Karaoke etkinliklerinin ilkokul ikinci sınıf öğrencilerinin akıcı okuma becerilerine ve okuma tutumlarına etkisi
Bu araştırmada karaoke etkinliklerinin ilkokul ikinci sınıf öğrencilerinin akıcı okuma becerilerine ve okuma tutumlarına bir etkisinin olup olmadığını incelemek amaçlanmıştır. Bu amaç doğrultusunda 2023-2024 Eğitim Öğretim yılında Niğde ilinde Millî Eğitim Bakanlığına bağlı iki ilkokulda öğrenim gören 48 ikinci sınıf öğrencisiyle 6 hafta süren bir çalışma yürütülmüştür. Bu araştırmada deney grubu (n:25) ve kontrol grubu (n:23) olmak üzere 2 grup yer almıştır. Deney grubuna karaoke etkinlikleri uygulanırken kontrol grubuna herhangi bir müdahale yapılmamıştır. Araştırmada karma yöntemlerden biri olan sıralı açıklayıcı tasarım kullanılmıştır. Araştırmanın nicel kısmında yarı deneysel bir desen olan eşitlenmemiş kontrol gruplu desen kullanılmıştır. Veri toplama aracı olarak, okuma hızı formülü, doğru okuma formülü, Prozodik Okuma Ölçeği, "Garfield" Görselli 1-6. Sınıflar İçin Okumaya Yönelik Tutum Ölçeği, yarı yapılandırılmış görüşme formu ve araştırmacı günlüğü kullanılmıştır. Veri toplama araçlarından, okuma hızı formülü, doğru okuma formülü, Prozodik Okuma Ölçeği, "Garfield" Görselli 1-6. Sınıflar İçin Okumaya Yönelik Tutum Ölçeği deney ve kontrol grubu öğrencilerine ön test ve son test olarak uygulanmıştır. Araştırmanın nitel kısmında ise açıklayıcı durum çalışması kullanılmıştır. Araştırmanın nitel bölümünde araştırma süresince araştırmacı günlüğü tutulmuş, uygulama sonunda uygulamaya yönelik öğrenci görüşleri alınmıştır. Araştırma çözümlenmesinde nicel verileler için SPSS 27 paket programı ve nitel veriler için içerik analizi yöntemi kullanılmıştır. Karaoke etkinliklerinin öğrencilerin akıcı okuma bileşenlerinden doğru okuma oranı ve prozodik okuma ile okuma tutumları olumlu yönde etkilediği ancak bu etkilerin cinsiyete göre farklılaşmadığı tespit edilmiştir.