
1,770
Archived Theses
1
DOIs Assigned
0%
DOI Rate
Discipline
Türk vergi hukukunda yerel yönetim gelirlerinin mali özerklik ve vergilendirme yetkisi kavramları çerçevesinde seçili ülkeler ile karşılaştırılması
Yerel yönetimler, yönetim sistemi fark etmeksizin tüm dünya gündeminde önemli yer tutan yönetim birimleridir. Küreselleşmenin etkisiyle önemi daha da artan ve birer demokrasi okulu olarak görülen bu birimlerde zaman içerisinde yeni arayışlar ve değişimler ortaya çıkmaktadır. Verilecek hizmetlerin vatandaşa en yakın yönetim tarafından sunulması görüşünün ağırlık kazanmasıyla yerel idare birimlerinin yerel nitelikte olan hizmetlerin sunumunu merkezi idarenin yardımı olmaksızın gerçekleştirebilecek bağımsız politikalar oluşturabilmeleri, bu hizmetleri finanse edecek mali kaynaklara sahip olabilmeleri maliye biliminin konularından birini oluşturmaktadır. Yapılan çalışmalarda yerel idarelerin kendi sorumluluk sahalarında, işlevsel ve özerk birimler halinde çalışması öngörüldüğü halde, ülkemizde ve dünyada gerçekleşen uygulamalarda aksamalar olduğu görülmektedir. Bunun temel nedeni ise yönetim anlayışının merkezi yönetim yönünde ağır basmasından kaynaklanmaktadır. Yerel yönetimleri ilgilendiren sorumluluk alanlarının net bir şekilde belirlenerek, finansmanı sağlayacağı kaynakların netlik kazanması önemli sorunlardır. Genellikle ister federal ister üniter yapıya sahip olsun, tüm yönetim sistemlerinde merkezi idare, yerel idareler üzerinde politik, yönetimsel ve mali açılardan etkin olma seçeneklerini aramaktadır. Üniter yapıya sahip olan ülkemizde yerel yönetim mali kaynakları merkeze bağımlı durumdadır ve bu durum pek çok sorunu beraberinde getirmektedir. Dünyamızda artan kentleşme olgusu, teknolojik gelişmeler, küreselleşmenin getirdiği yerelleşme çabaları ile birlikte yerel yönetimlerin kendilerinden beklenen görevleri artmakta fakat finansmanını sağlayacak mali kaynakları aynı oranda artamamaktadır. Çalışmamızda; Türk Vergi Hukukunda yerel yönetim gelirlerinin durumu, söz konusu gelirlerin mali özerklik çerçevesinde değerlendirilerek eksiklikleri ve nedenleri, seçili ülke uygulamalarında ülkemizde sorunlara benzer durumlar yaşandığında ne gibi çözüm yolları arandığı gibi hususlar göz önüne alınarak sorunlu alanların tespiti yapılamaya çalışılmış ve bu konu hakkındaki çözüm önerilerimiz sunulmaya gayret edilmiştir.
Türk vergi hukuku açısından mükellef haklarının değerlendirilmesi: Edirne Merkez ilçe örneği
VUK' da kanun koyucu mükellefi; vergi kanunlarına göre kendisine vergi borcu terettüp eden gerçek ya da tüzel kişiler olarak tanımlanmıştır. Vergi mükellefiyeti vergiyi doğuran olay ile birlikte gerçekleşir ve vergiyi doğuran olay her vergi bakımından yasalarla belirlenmiştir. Vergileme iki taraflı bir işlemdir. Bunlardan biri vergi tahsilatını cebren dahi yapmaya yetkili devlet, diğer taraf ise vergilendirmenin muhatabı olan mükelleftir. Bu işlem itibariyle her iki tarafın da sahip olduğu haklar ve yerine getirmesi gereken yükümlülükler bulunmaktadır. Günümüzde, mükellef haklarının açıklanması ve bunların korunmasına yönelik çalışmalara önem verilmesi, bir ülkede devletin vergileme işlemine ve mükelleflerine yaklaşımının bir göstergesi kabul edilir hale gelmiştir. Aynı zamanda mükelleflerin haklarının bilincinde olması vergileme sürecinin sağlıklı işleyebilmesi açısından da önem arz etmektedir. Özetle, mükellefin sahip olduğu hakların farkında olarak vergileme sürecinde bulunması hem birey hem de toplum için son derece önemlidir. Bu çalışma ile Edirne Merkez ilçe özelinde bulunan mükelleflerin farkındalık düzeyleri tespit edilerek değerlendirmelerde bulunulacaktır.
Seçilmiş ülkeler ve yeni gelişmeler ışığında Türkiye'de elektronik vergi denetimi
Devletin ülkede kamusal mal ve hizmet sunumunda bulunabilmesi için gelire ihtiyacı vardır. Kamu finansmanında gelir kaynağı olarak en çok başvurulan yöntem vergilerdir. Türkiye'de devlet finansmanında kullanılan vergiler, mükelleflerin beyanına göre tahsil edilmektedir. Devlet, ülkemizde halen kullanılmaya devam eden beyan yöntemini basitleştirmek ve etkili bir şekilde kullanmak için birçok yenilik yapmaktadır. Öncelikle, sistemin doğru işlemesini sağlayacak programlar oluşturulmalı ve mükellefler üzerindeki vergi baskısını kontrol etmek için etkin vergi denetim sistemleri geliştirilmelidir. Gelişen teknoloji ile birlikte, devletlerin denetim yöntem ve tekniklerinde değişimler yaşanmıştır ve özellikle, mükelleflerin gelişim ve uyum göstermesine yönelik yapılan çalışmalarda fazlasıyla artış olmuştur. Çalışma kapsamında, Türkiye ve seçilmiş ülkelerin vergi denetimi ve elektronik uygulamalarında yaşanan gelişmelerin neler olduğuna değinilmiştir. Devlet, hizmet sunarken birçok unsuru göz önünde bulundurarak faaliyetlerini gerçekleştirmektedir. Başta, vergi sistemlerine uygun denetim yöntem ve teknikleri geliştirmektedir ve bunları elektronik uygulamalarla destekleyici nitelikte yapmaktadır. Sonuç olarak, yaşanan gelişmeler doğrultusunda devletin, kamu kurumlarına ve mükelleflere yönelik olarak sunduğu uygulamaların usul ve esaslarının kapsamının nasıl oluştuğu ve bu usul ve esasların etkin ve verimliliğine yönelik yaptığı çalışmaların neler olduğu değerlendirilmiştir. Çalışmanın amacı, seçilmiş ülke vergi sistemlerde kullanılan elektronik uygulamaların vergilendirme ve denetim alanında ne gibi katkılar sağlandığı incelenmiştir. Mükellefler, vergilerini önceden vergi dairelerine giderek ve çeşitli aksaklıklarla karşılaşarak ödemekteydi. Ancak vergi ödemeleri, günümüzde vergi dairelerine gidilmesine gerek kalmadan bilgi ve iletişim teknolojileri ile geliştirilmiş uygulamalar kullanılarak hızlı bir şekilde gerçekleştirilebilmektedir. Denetim işlemlerinde bilgi ve iletişim teknolojilerinin kullanımı, vergisel işlemlerin kayıt altına alınmasını sağlayarak, denetim elemanlarının denetim işlemlerini kolaylaştırmış ve iş yükünü azaltmıştır. Ayrıca, defter ve belgelerde yer alan bilgilerin doğruluğu tespit edilmekte ve beyannamelerde belirtilmemiş olan vergiler, kayıt altına alınarak kayıtdışılığı azaltmıştır.
Çevresel vergilendirme ve işsizlik: Çifte yarar hipotezi açısından bir değerlendirme
Küreselleşmeyle birlikte meydana gelen iklim değişikliği, kuraklık, kaynakların tükenmesi gibi olumsuz durumlar; 1970'lerden itibaren etkisini daha fazla hissettirerek önemli hale gelmiş ve toplumları bu sorunlarla mücadele etmeye zorlamıştır. Söz konusu sorunlarla mücadelede; çevresel tahribatların minimize edilmesi, doğal kaynakların korunması ve daha yaşanabilir sağlıklı bir çevre için uygulanan çevresel vergiler oldukça önemli bir role sahiptirler. Çevre vergileri ile elde edilecek çevresel yararın yanında; pek çok ülkede bir diğer önemli sorun olan işsizlik olgusuyla da mücadele edilebileceği düşüncesi giderek önem kazanmaya başlamıştır. Çifte yarar hipotezi olarak adlandırılan bu durum; emek ve sermaye üzerinden alınan vergilerin istihdamı olumsuz etkilediğini, çevre vergilerinden elde edilen gelirlerin bu üretim faktörlerindeki vergi yükünün azaltılmasında kullanılmasıyla ortaya çıkan istihdamı artırıcı etkiyi açıklamaktadır. Bu bağlamda çalışmada genel olarak, çevresel vergilerin sürdürülebilir kalkınma üzerindeki rolü ve bu doğrultuda belirlenen politika ve hedeflerin üzerinde durulmuştur. Çevresel vergilerinin çifte yarar hipotezi kapsamında değerlendirildiği çalışmada, çevre vergilerinin istihdam üzerindeki etkisi panel zaman serileri ile analiz edilmiştir. Panel eşbütünleşme ve panel VAR modellerinin kullanıldığı ampirik analizde elde edilen bulgular, çevresel vergilerin istihdam üzerinde anlamlı ve pozitif bir etkiye sahip olduğunu göstermektedir. Dolayısıyla, incelenen dönem ve ülkeler kapsamında çifte yarar hipotezinin geçerli olduğu sonucuna ulaşılmıştır.
Birleşmiş milletler sürdürülebilir kalkınma amaçları perspektifinde ekolojik vergilendirme
Bu tezde, küresel çevre sorunlarının çözümünde mali araçların rolü ele alınarak Birleşmiş Milletler Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları (SKA) çerçevesinde ekolojik vergilendirmenin teorik temelleri ve uygulama boyutu incelenmiştir. Sanayi Devrimi sonrası hızla artan üretim ve tüketim faaliyetleri, doğal kaynakların tahribatına ve çevresel bozulmalara yol açmıştır. Bu sorunların giderilmesi için geliştirilen sürdürülebilir kalkınma yaklaşımı, çevresel, ekonomik ve sosyal boyutlarıyla kalkınma politikalarına yön vermektedir. Tezde, sürdürülebilir kalkınmanın tarihsel gelişimi ve temel bileşenleri ele alınarak, ekolojik vergilerin çevresel dışsallıkların içselleştirilmesindeki rolü analiz edilmiştir. Ayrıca, dünyada ve Türkiye'deki ekolojik vergi uygulamaları karşılaştırmalı olarak değerlendirilmiş, yeşil dönüşüm ve Avrupa Yeşil Mutabakatı kapsamında bu vergilerin önemi vurgulanmıştır. Sonuç olarak, Birleşmiş Milletler Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları (SKA) ile ekolojik vergilendirme politikaları arasında güçlü ve çok boyutlu bir ilişki olduğu ortaya konulmuştur. SKA'lar, çevresel sürdürülebilirlik ile ekonomik ve toplumsal kalkınma hedeflerini bir arada ele alan bütüncül bir yaklaşımı temsil etmektedir. Bu doğrultuda, ekolojik vergiler yalnızca çevresel zararları azaltmakla kalmayıp, aynı zamanda SKA'ların uygulanabilirliğini destekleyen yapısal politika araçları olarak öne çıkmaktadır. Ancak bu vergilerin etkinliği, kamuoyu desteği, şeffaf yönetim, gelir dağılımı üzerindeki etkiler gibi çok yönlü unsurlar dikkate alınarak tasarlanmasına bağlıdır.
Yeşil ekonomi çerçevesinde karbon sınırlandırıcı düzenlemeler ve çevresel ekonomik araçlar
Bu tez çalışması, küresel çevre sorunları ve iklim krizi bağlamında giderek önem kazanan yeşil ekonomi yaklaşımının teorik çerçevesini incelemekte, çevresel ekonomik araçları ve karbon sınırlandırıcı düzenlemeleri analiz etmektedir. Çalışmanın temel amacı, düşük karbonlu ekonomiye geçiş sürecinde kullanılan politika araçlarının etkinliğini incelemek ve sürdürülebilir kalkınma hedeflerine ulaşmada bu araçların potansiyel katkılarını ortaya koymaktır. Tez, beş ana bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde, yeşil ekonomi ve sürdürülebilir kalkınma kavramları tarihsel gelişimleri ve temel ilkeleri çerçevesinde ele alınmış, bu kavramların birbiriyle ilişkisi çeşitli kurumsal yaklaşımlar doğrultusunda incelenmiştir. İkinci bölümde, karbon emisyonlarının ekonomik, çevresel ve sosyal etkilerine odaklanılarak, emisyon azaltımının önemi ve aciliyeti vurgulanmıştır. Bu bölümde, karbon döngüsü ve karbon emisyonlarının makroekonomik ve mikroekonomik yansımaları kapsamlı bir şekilde analiz edilmiştir. Üçüncü bölümde, çevresel ekonomik araçlar detaylı bir şekilde ele alınmış, çevresel vergiler, yenilenebilir enerji kaynakları, teşvikler, sübvansiyonlar ve enerji verimliliği politikaları gibi ekonomik enstrümanların tasarımı ve uygulanması incelenmiştir. Dördüncü bölümde, karbon sınırlandırıcı düzenlemeler kapsamında emisyonların sınıflandırılması, karbon vergisi, karbon yakalama ve depolama teknolojileri, sınırda karbon düzenlemeleri, emisyon hedefleri ve karbon piyasaları ayrıntılı olarak değerlendirilmiştir. Bu bölümde ayrıca, net sıfır, iklim nötr ve karbon nötr gibi kavramların farklılıkları ve uygulama alanları da açıklanmıştır. Tezin sonuç bölümünde, çevresel ekonomik araçların ve karbon sınırlandırıcı düzenlemelerin etkinliği değerlendirilmiş, politika tasarımındaki başarı faktörleri ve küresel iş birliğinin önemi vurgulanmıştır. Araştırma bulguları, çevresel ekonomik araçların başarısının politika tasarımının kalitesine, piyasa koşullarına ve kurumsal kapasiteye bağlı olduğunu göstermektedir. Ayrıca, karbon sınırlandırıcı düzenlemelerin emisyon azaltımında etkili olabilmesi için uluslararası koordinasyon, şeffaf uygulama mekanizmaları ve adil geçiş politikalarının geliştirilmesinin önemi ortaya konulmuştur. Bu çalışma, yeşil ekonomiye geçiş sürecinin yönetilmesinde ekonomik, çevresel ve sosyal boyutların dengeli bir şekilde gözetilmesinin, sürdürülebilir kalkınma hedeflerine ulaşmada kritik önem taşıdığını göstermektedir. Çalışmanın, politika yapıcılar, akademisyenler ve çevre ekonomisi alanındaki araştırmacılar için önemli bir kaynak olması hedeflenmektedir.
Türkiye'de faaliyet gösteren ticaret bankalarının karlılığını etkileyen içsel faktörler: 2005-2016 yılları arası panel veri analizi
Bankalar, ülke ekonomilerinde finansal sistemin en önemli aracı kurumlarından biri olup, mevduatın toplanmasında ve toplanılan mevduatların ekonominin çeşitli sektörleri arasında kredi olarak kullandırılmasında önemli bir role sahiptir. Bankalar, piyasa odaklı bir ekonomide aracılık faaliyetlerini üstlenirken aynı zamanda o ekonomide yatırım ve büyümenin en önemli unsuru olarak kabul edilirler. Bu çalışmasının amacı; Türkiye'de faaliyet gösteren ticari bankaların karlılığını etkileyen içsel faktörleri araştırmaktadır. Çalışmada CAMELS değişkenleri; sermaye yeterliliği, aktif kalitesi oranı, yönetim kalitesi oranı, kazanç kabiliyeti oranı, likidite oranı ve piyasa risklerine duyarlılık oranları dikkate alınarak, Türkiye'deki ticari bankaların karlılığını etkileyen en önemli içsel faktörler belirlenmeye çalışılmıştır. Aktif karlılığı (ROA), öz sermaye karlılığı (ROE) ve net faiz marjı (NIM) ise karlılık ölçütünün göstergeleri (bağımlı değişkenler) olarak modellerde dikkate alınmıştır. Çalışmada CAMELS faktörlerinin bankaların karlılığı üzerindeki etkisini incelerken aynı zamanda karlılık üzerinde etkisinin olabileceği düşünülen iki kontrol değişkeni (yaş ve aktif büyüklüğü) modellere bağımsız değişkenler olarak eklenmiştir. Bu kapsamda, 2005-2016 yılları arasında Türkiye'de faaliyet gösteren 23 ticari bankanın CAMELS analizinde kullanılan değişkenler vasıtasıyla karlılık performansları araştırılmıştır. Çalışmada, CAMELS değişkenlerinin ROA, ROE ve NIM gibi karlılık değişkenleri üzerindeki etkisini analiz etmek için panel veri analiz yöntemleri kullanılmıştır. Elde edilen bulgular, tüm karlılık göstergelerinin sermaye yeterlilik oranı ve toplam maliyetlerin toplam gelirlere oranından etkilendiğini göstermektedir. Güçlü sermaye oranına sahip bankaların aktif ve öz sermaye karlılıklarının da yüksek olduğu görülmüştür. Bunun yanı sıra, kaldıraçtaki aşırı artışın ticari bankaların karlılığında bir azalmaya neden olduğu tespit edilmiştir. Ekonometrik analizler, bankaların karlılıklarını artırabilmesi ve bankacılık sektörünün işlerini sağlıklı yürütebilmesi için yüksek sermaye yeterlilik oranına sahip olması gerektiği yönünde kanıtlar sağlamıştır. Bankalar, kredilerinin ve varlıklarının kalitesini artırmalı, sorunlu alacaklardan kaçınırken varlıklarını yüksek kaliteli enstrümanlarda değerlendirmelidir. Buna ek olarak, ticari bankalarda yönetimler maliyeti sıkı bir şekilde kontrol altında tutarken aynı zamanda gelir artıcı alanlara odaklanarak yüksek karlılık hedeflerine ulaşabilirler. Döviz açık pozisyonunun ticari bankaların karlılıkları üzerinde olumsuz bir etkisi olduğundan, ticari bankalar kur riskinden de kaçınmalıdır.
Türkiye'de vergi affı uygulamalarının ekonomik büyüme ve kayıt dışı ekonomi üzerindeki etkileri
Vergi aflarına, tüm dünyada olduğu gibi Türkiye'de de sıklıkla başvurulmaktadır. Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluşundan günümüze dek ekonomik, siyasi ve idari gerekçelerle 36 vergi af kanununun yürürlüğe konulması, ortalama her üç yılda bir aflara başvurulduğunu göstermektedir. Ekonomik kriz ve siyasi bunalımların tüm toplumu derinden etkilediği düşünülürse, uygulamaya konulacak vergi aflarıyla toplumsal uzlaşının sağlanması ve artan vergi gelirleriyle ekonomik büyüme üzerinde olumlu etkiler sağlanması beklenmektedir. Buna karşın, vergi affı uygulamalarının dürüst mükelleflerin vergi ahlakını zedeleyerek vergiye olan uyumu zayıflatması, dürüst ve dürüst olmayan mükellefler arasında adaletsizlik yaratması ve bu nedenle kişileri kayıt dışına çıkmaya yöneltmesi yönünden olumsuz etkiler yaratabileceği tartışılmaktadır.Bu çalışmada, Türkiye'deki vergi affı uygulamalarının ekonomik büyüme ve kayıt dışı ekonomi üzerindeki etkilerini incelemek amacıyla 1970 ve 2017 dönemini kapsayan veriler kullanılmıştır. Bu çalışmada, Türkiye'deki vergi affı uygulamalarının ekonomik büyüme ve kayıt dışı ekonomi üzerindeki etkilerini incelemek amacıyla 1970 ve 2017 dönemini kapsayan veriler kullanılmıştır. İlk modelde Tanzi'nin (1983) Nakit Para Talebi Yaklaşımı kullanılarak kayıt dışı ekonominin büyüklüğü En Küçük Kareler Yöntemi ile tahmin edilmiştir. İkinci modelde, 1970 ve 2017 yılları arasında uygulamaya konulan 19 vergi affı uygulamasının kayıt dışı ekonomi üzerindeki etkisi Genişletilmiş Nakit Para Talebi Yaklaşımı ile tahmin edilmiştir. Son olarak GSYİH'nin bağımlı değişken kabul edildiği bir büyüme modeli oluşturulmuş ve vergi aflarının ekonomik büyüme üzerindeki etkisi En Küçük Kareler Yöntemi ile analiz edilmiştir. Sonuçlar, vergi aflarından sonra, vergi gelirlerinin ekonomik büyüme üzerinde önemli bir farklılık yaratmadığını göstermektedir. Buna karşın vergi aflarının kayıt dışı ekonomiyi artırdığı sonucuna ulaşılmıştır. Anahtar Kelimeler: Vergi Affı, Ekonomik Büyüme, Kayıt Dışı Ekonomi, Nakit Para Talebi Yaklaşımı, En Küçük Kareler Yöntemi
Türkiye'de sağlık turizminin ekonomik potansiyeli ve vergi düzenlemeleri
Tüm dünya ülkeleri için turizm, milli gelire olan katkısı, sağladığı döviz gelirleri, istihdam ve ödemeler dengesine olan katkısıyla çok önemli bir sektördür. Uluslararası açıdan turizm, ülkelerin refah seviyelerine olumlu katkılar sağlar. Döviz rezervelerini arttrıcı etkisiyle ülkeler için adeta bacasız sanayidir. Günümüzde turizm denilince akla deniz, kum, güneş gelirken insan ihtiyaçları, teknolojik alanda gelişmelere bağlı olarak artan olanaklar ve diğer tüm faktörler turizmde alternatif türlerin ortaya çıkmasını sağlamıştır. Bu alternatif turizm türlerinin başında ''sağlık turizmi'' gelmektedir. Son yıllarda tüm dünyada gelişen sağlık turizmi tüm ülkelerin önem verdiği bir hizmet sektörü haline gelmiştir. Çalışmamızda Türkiye'de sağlık turizminin ekonomik potansiyeliyle buna bağlı olarak yapılan vergi düzenlemeleri ve teşvikler diğer ülkelerle karşılaştırılarak güçlü, zayıf yönleri, fırsatlar ve tehditler SWOT analizi yardımı ile değerlendirilecektir. Anahtar Kelimeler: Sağlık Turizmi, SWOT analizi, Vergi düzenlemeleri
Merkezi yönetim ve yerel yönetimler arası mali ilişkiler: Tekirdağ Büyük Şehir Belediyesi örneği
Küreselleşme hareketine bağlı olarak yerelleşme hareketi de aynı şekilde hız kazanmaya başlamıştır. Bu sürecin bir sonucu olarak merkeziyetçi yapıların sahip olduğu güç ve imkanların bir kısmı yerel yönetimlere devredilmiştir. Bu yetki ve görev devrinin bir sonucu olarak yerel yönetimlerin kendi mali ve idari sorumlulukları oluşmuştur. Bu çalışmada Tekirdağ Büyük Şehir Belediyesinin mali disiplin içerisinde yürütmüş olduğu faaliyetler kapsamında 2014-2018 yılları arası mali bütçe bilançosu analiz edilmiştir. Genel itibariyle Tekirdağ Büyük şehir Belediyesinin gelir ve giderleri karşılıklı olarak incelendiğinde gelirlerin giderleri karşılamadığı görülmektedir. Bunun neticesinde oluşan bütçe açıklarını ise borçlanma ile kapatma yoluna gitmişlerdir. Bu durum Tekirdağ Büyük şehir Belediyesini mali açıdan devamlılığı çok güç olan bir borç yükü altına sokmuştur. Böylece belediye bir borç döngüsü içine girmiş ve borç ödemekte sıkıntıya düşmüştür.
İşletmelerde kurumlar vergisi kanunu kapsamında vergi planlaması
Vergi planlaması, işletmelerin kamu finansmanına katılım amacıyla ödemiş oldukları vergileri en aza indirmelerinin yasal çerçevede gerçekleştirilmeye çalışılmasıdır. İşletmelerin temel amaçlarından birisi olan kârı maksimize etme amacının bir sonucu olarak işletmelerce maliyet ya da gider unsuru kabul edilen ve kârı azaltan vergi yükünün düşürülmesi büyük önem taşır. Küreselleşme olgusu ile beraber ülkeler arası sermaye hareketleri de büyük hız kazanmıştır. Vergi planlaması yapmak isteyen çok uluslu şirketler için sadece ulusal mevzuat kapsamında değil uluslararası vergi mevzuatı da dikkate alınarak planlama stratejisi geliştirme gerekliliği ortaya çıkmıştır. Tüm vergi türleri için planlama yapılabilmektedir. Çalışmada, kurumlar vergisi esas alınarak dört ana başlık altında vergi planlaması anlatılmaya çalışılmıştır. Vergi planlaması ve alternatif yollardan bahsedilmiş, işletmeler açısından vergi planlamasının önemi ve yöntemleri üzerinde durulmuş, Türk Kurumlar Vergisi kapsamında uluslararası vergi planlaması stratejilerine değinilmiş ve son olarak da kurumlar vergisi kanununda vergi planlamasına sınırlama getiren uygulamalar açıklanmaya çalışılmıştır.
Tekirdağ'da ihraç kayıtlı satış KDV iade uygulamasına yönelik memnuniyetin ölçülmesi
Dünya üzerinde yaşayan toplulukların kültürleri birbirinden farklılık göstermektedir. Bu farklılıklar geçmişte ve günümüzde özellikle siyasi ve ekonomik savaşlara veya ticarete yol açmıştır. Artık küreselleşme ile bu farklılıklar yerini benzerliklere bırakmaktadır. Bu sebeple ticaretin gelişmesi ülkeler arasındaki ticareti engelleyen durumlarında ortadan kalkmasına olanak vermektedir. Ülkelerin birbirlerini tanıma, birbirlerinden etkilenmesi sonucunda aralarındaki ticaretin gelişmesi ticaret yapan ülkeler, firmalar, insanlar içinde bir başarıyı ifade etmektedir.Ülkeler arasındaki bu ticaret aynı malları üretebilen ülkeler için de rekabeti körükleyen bir durum oluşturmaktadır. Bu durum rekabet edilebilirliğin geliştirilebilmesinin de yolunu açmıştır.Ülkeler arasındaki ticari rekabette önemli unsurlardan biri de vergi istisnaları ve buna bağlı olarak oluşturulan ihracattan doğan vergi istisnalarıdır. İhracattan doğan vergi istisnaları, satıcıların daha az vergi ödeyerek dünya ticareti piyasa koşullarına göre yurt dışındaki üreticiler ilerekabet edebilirliklerini artıran çok esaslı bir hamledir.Bu çalışmada; Türkiye'de uygulanan Katma Değer Vergisi ile ilgili genel esasları ve ihracat istisnalarından olan ihraç kayıtlı satış ve iadesi ile ilgilimevzuata dayanan genel durumu açıklamaya çalışılmıştır. Tekirdağ ilinde ihraç kayıtlı satış yapan mükellefler arasında yapılacakolan anket çalışması ile mükelleflerin iade uygulamasına yönelik olarak memnuniyetlerini ortaya koymaya çalışmaktadır. Anahtar Kelimeler: Değer Katma, İhraç Kayıtlı Satış, İstisna, KDV İadesi, Memnuniyet.
Türkiye'de kadın istihdamı ve ekonomik büyüme ilişkisi: Bir zaman serisi analizi
Bu tez çalışmasında, kadın istihdamı ile ekonomik büyüme arasındaki ilişki üzerinde durulmaktadır. Literatür taraması, Türkiye ekonomisi ile ilgili bu tür çalışmaların oldukça sınırlı olduğunu ortaya koymaktadır. Burada, 1988-2016 dönemi yıllık zaman serileri dikkate alınmaktadır. Kadın istihdamının yanı sıra, kentleşme ve sabit sermaye bağımsız değişkenleri, ekonomik büyüme ise bağımlı değişkeni ifade etmektedir. Değişkenlerin durağanlık analizleri için PP, KPSS ve ERSP birim kök testleri kullanılmaktadır. Değişkenler arasındaki uzun dönem ilişkisi, ARDL sınır testi yardımıyla araştırılmaktadır. Değişkenler arasındaki nedensellik ilişkisinin varlığı, Granger nedensellik analizi ile incelenmektedir. Çalışmadan elde edilen ampirik sonuçlar, değişkenler arasında bir eşbütünleşme (uzun dönem) ilişkisinin varlığını göstermektedir. Çalışmadan elde edilen ampirik sonuçlar, aynı zamanda kadın istihdamı ile ekonomik büyüme arasında uzun dönemde pozitif ve istatistiki olarak anlamlı bir ilişkiyi göstermektedir. Son olarak, nedensellik testi sonuçlarına göre, kadın istihdamından ekonomik büyümeye doğru işleyen bir nedensellik söz konusudur. Bu sonuçlara göre; Türkiye ekonominde ekonomik büyümeyi hızlandırabilmek için politika yapıcıların kadın istihdamına özel bir önem vermesi gereği ortaya çıkmaktadır.
Vergi yargısında istinaf kanun yolu incelemesi
Kamusal kaynakların en önemli kalemlerinden olan vergilerin toplanması, konulması ve vergilendirmeye ilişkin yapılan her türlü işlem toplumsal hayatta her anlamda bir etki doğurmaktadır. Bu nedenler vergiye ilişkin oluşumlarda yapılacak değişikliklere toplumlar hassasiyet geliştirmişlerdir. Vergiye ilişkin oluşumlarda olduğu gibi adalet sisteminde yapılan değişiklikler de toplumda hızlı ve etkin şekilde olumlu veya olumsuz tepki doğurmaktadır. Bu çalışma da yargı sisteminde yapılan önemli değişikliklerden birinin vergi yargısı üzerine etkileri ve benzeri uygulamaların farklı ülkelerde ve yargı kollarında görünümleri incelenmiştir. Tüm bu inceleme ile hedeflenen yapılan yargısal değişikliğin kısa zaman içerisinde istenilen sonuca ulaşılamasa bile beklenen faydayı sağlayıp sağlamadığının belirlenmesine ilişkindir.
Sürdürülebilir kalkınmanın başarısızlığı, sürdürülebilir kalkınmaya eleştiriler ve hâkim çevre anlayışına alternatif yaklaşımlar
Sanayi devrimine kadar doğa ile uyum içerisinde yaşanırken, sanayi devriminden sonra oluşan endüstriyel üretim ve tüketim toplumuyla, insanoğlunun doğaya daha çok hakim olmaya başladığı ve doğaya verilen zararların arttığı gözlemlenmiştir. Ekolojik sorunların göz ardı edilemeyecek seviyeye gelmesi ile birlikte sorunlara çözüm önerileri de farklı bakış açıları ile çeşitlilik kazanmıştır. Bu çözümlerden biri olarak sürdürülebilir kalkınma hakim ekonomik paradigmanın ürünü olarak sunulmaktadır. Sürdürülebilir kalkınma; hem ekonomik gelişmenin devam edebileceğini hem de ekolojik sistemin korunabileceğini; çevre ile kalkınma çelişkisinin ortadan kalkacağını öne sürmektedir. Bu bağlamda çalışmanın üç amacı vardır. Bunlardan ilki sürdürülebilir kalkınmanın ekonomik gelişmenin yanında ortaya çıkan ekolojik sorunları giderip gidermediğini araştırmaktır. İkinci aşamada uluslararası kurumlar tarafından ortaya konulan sürdürülebilir kalkınma hedeflerinin hangilerinin başarılı ve başarısız olduğunu açıklamak, varsa bulunan başarısızlığın nedenlerini araştırarak sürdürülebilir kalkınma konusuna yönelik eleştirileri değerlendirmektir. Son bölümde ise, mevcut ekolojik sorunların önlenmesinde alternatif çözümlerin neler olduğuna yer vermektir. Çalışma yerli ve yabancı yazarlara ait kitaplar, makaleler ile ulusal ve uluslararası kuruluşlarının yayınlamış olduğu veriler ve raporlardan yararlanarak sürdürülebilir kalkınmaya yönelik eleştirel bakış açısının yetersizliğini giderecek ve alternatif ekolojik yaklaşımların geliştirilmesi açısından literatüre katkıda bulunacağı düşünülmektedir. Anahtar kelimeler: Sürdürülebilir kalkınma, İklim değişikliği, Yoksulluk
Vergilerin kooperatifler bağlamında yorumu Türkiye için bir değerlendirme
Bireylerin günlük yaşamı için ihtiyaç duyduğu yiyecek, giyecek ve barınma gibi temel ihtiyaçlarını, daha verimli ve rasyonel şekilde sağlamak için oluşturulan işbirlikleri kooperatifçiliğin temellerini oluşturmuştur. Endüstri devrimi 19. Yüzyılda modern kooperatifçilik hareketinin doğmasını ve yaygınlaşmasını sağlamıştır. Türkiye'de kooperatifçilik hareketi Osmanlı Devleti döneminde Mithat Paşa'nın "Memleket Sandıkları" ve Cumhuriyet döneminde Atatürk'ün bir numaralı üyesi olduğu "Ankara Memurin Erzak Kooperatifi" ile gerçekleşmiştir. Cumhuriyetin ilk yıllarından itibaren kooperatiflerin ekonomi içerisinde istenilen seviyede aktif hale gelmesi için kooperatifçilik ilke ve hedefleri de dikkate alınarak, mevzuat düzenlemeleri yapılmıştır. Söz konusu mevzuat düzenlemeleri, başta vergi hukuku olmak üzere pek çok konuda tartışmalı ve yoruma açık hususlar ortaya çıkarmıştır. Bu çalışmada, kooperatiflerin muafiyet şartlarına ilişkin olarak, ortak dışı işlemlerin neler olduğu, ortak içi sayılan işlemler ve iktisadi işletme müessesinin nasıl uygulanacağıyla ilgili görüş ve öneriler bulunulacaktır. Yine kooperatif özel kanunları, katma değer vergisi ile diğer vergi ve harç kanunlarında kooperatiflere yönelik düzenlemelere ilişkin uygulamada karşılaşılan sorunlara yönelik çözüm önerileri açıklanmıştır.
Türkiye'de 2000 yılından günümüze çıkarılan vergi afları ve bu afların Trakya Bölgesindeki vergi tahsilatlarında ortaya çıkardığı değişmeler
Vergi afları günümüzde hem gelişmiş hem de gelişmekte olan ülkelerde sıklıkla kullanılan bir araç haline gelmiştir. Bu durumun nedeni, affın kısa vadeli bütçe açıklarını kapatmak ve hazinenin nakit ihtiyaçlarını karşılamak, yargıdaki iş yükünü hafifletmek ve diğer sosyal, teknik ve idari olumlu etkilerle açıklanmaktadır. Vergi afları; tahsilatları arttırması, vergi sisteminin ortaya çıkardığı sorunları gidermesi, kayıt dışı faaliyet gösteren mükelleflerin kayıt altına alınması, vergi yargı mercilerinde ve vergi dairelerinde biriken dosyaların tasfiyesini sağlaması, insancıl bir müessese olması dolayısıyla savunulmuştur. Vergi afları; vergi adaletine zarar vermesi, mükelleflerin vergiye uyumunu güçleştirmesi, dürüst mükelleflerin vergi ödeme heveslerini ortadan kaldırması, hükümetlerin siyasi hedefleri doğrultusunda vergi affını kullanmaları gibi birçok olumsuz yönüyle eleştirilmiştir. Bu çalışmada; verginin tarihinden bahsedilmiş, vergi ile ilgili temel kavramlar tanıtılmış, vergi affı hakkında bilgiler verilmiş ve Türkiye Cumhuriyeti'nde 2000-2018 yılları arasında uygulamaya konulan vergi aflarının Trakya Bölgesi vergi tahsilatlarını nasıl etkilediği araştırılmıştır.
Türkiye'de finansal baskıya neden olan faktörlerin öncü göstergelerle tahmin edilmesi
Özellikle 1990'ların başından itibaren finansal krizlerin nedenlerini araştıran çalışmaların sayısında önemli bir artış gerçekleşmiştir. Bu nedenle, literatürde finansal krize neden olan faktörleri belirlemek için çeşitli modeller bulunmaktadır. Finansal krizin kaynaklarını belirlemek önemlidir çünkü bu politika yapıcılara önceden önlem almaları için rehberlik edecektir. Diğer taraftan, küresel finansal krizden sonra finansal stresin ölçülmesi önem kazanmıştır, çünkü küresel finansal krizin en önemli nedenlerinden biri, tüm ekonomideki finansal stresin artmasıdır. Bu nedenle, finansal stresin ölçülmesi ve izlenmesi politika yapıcılar için çeşitli faydalar sağlayabilir. Bu çalışmanın amacı, Türkiye'deki finansal stresi ölçmek için bir finansal stres endeksi oluşturmaktır. Finansal stres endeksi oluşturulurken; para piyasası, sermaye piyasası, ülke riski, dış borç ve enflasyon gibi finansal baskıya neden olabilecek birçok faktör göz önünde bulundurulmuştur. Finansal baskı endeksini hesaplamada temel bileşenler analizi kullanılmıştır. Ampirik sonuçlar, finansal stres endeksinin Türkiye'deki tüm daralma dönemlerini başarılı bir şekilde yakaladığını göstermektedir. Son olarak, Türkiye'deki finansal stresi etkileyebilecek küresel faktörler ARDL modeli ile araştırılmıştır. Analiz sonuçları, VIX, S&P 500 endeksinin, dünyadaki enflasyonun ve ekonomik büyümenin Türkiye'deki finansal stresi önemli derecede etkilediğini göstermektedir.
Ücret gelirleri üzerindeki mali yükler: Orta Asya Türk Cumhuriyetleri ve Kırgızistan
Emek unsuru, üretim faktörlerinin içinde ayrı bir yere ve öneme sahiptir. Özellikle emek unsuru, ülkeler açısından iktisadi büyüme, siyasal ve sosyal istikrarın sağlanmasında çok büyük etki yaratabilmektedir. Ücretler üzerindeki başlıca mali yükler; kişisel gelir vergisi ve sosyal güvenlik primlerinden oluşmaktadır. Bu çalışmada, Kırgızistan ve Orta Asya Türk Cumhuriyetlerinde (Kazakistan, Tacikistan, Türkmenistan, Özbekistan) ücretler üzerinde oluşan mali yükler kapsamında gelir vergisi tarifeleri, vergi indirimleri ve muafiyetleri, sosyal güvenlik ödenekleri incelenmektedir. Asgari ücret yönünden yapılan değerlendirmelerde, Türkmenistan 248,57 ABD Doları birinci sırada, Kazakistan 114,60 Doları ile Orta Asya Cumhuriyetleri arasında ikinci sırada yer almaktadır. Bu ülkeleri sırasıyla, Özbekistan, Tacikistan ve Kırgızistan izlemektedir. Kazakistan ve Türkmenistan'da çalışanların asgari ücreti 100 doların üstünde iken, diğer üç ülkede asgari ücret 100 doların altında kalmaktadır. Çalışmada asgari ücretle birlikte ücret üzerindeki mali yüklerin seviyeleri Orta Asya Türk Cumhuriyetleri ve Kırgızistan için karşılaştırmalı olarak incelenmiş ve emek unsuru üzerindeki mali yüklerin azaltılmasına ilişkin politika önerilerinde bulunulmuştur. Elde edilen bulgular, Kırgızistan'nın Orta Asya Cumhuriyetleri arasında en düşük asgari ücret ödeyen ülke olduğunu ve ücretler üzerindeki sosyal güvenlik prim oranlarının diğer ülkelerden daha yüksek olduğunu ortaya çıkarmıştır.
Maliye politikasının gelir dağılımına etkisi: OECD ülkeleri üzerine bir araştırma
Gelir dağılımında adaletin sağlanması tarih boyunca tüm dünyanın en önemli sorunlarından biri olmuştur. Gelir dağılımının sadece ekonomik gösterge olmaması aynı zamanda sosyal barışın ve toplumsal refahın temel taşı olması gelir dağılımını oldukça önemli hale getirmektedir. Vergiler ve kamu harcamaları gelir dağılımının iyileştirilmesinde oldukça etkili maliye politikası araçlarıdır. Bu çalışmada vergiler ve kamu harcamalarının gelir dağılımı üzerindeki etkileri incelenmektedir. OECD üyesi 24 ülkenin 2004-2017 dönemi verileri kullanılarak, gelir dağılımı adaletsizliği ile vergiler ve kamu harcamaları arasındaki ilişki panel veri analiz yöntemleri aracılığıyla araştırılmıştır. Panel regresyon modelinde, Gini endeksi bağımlı değişken; dolaylı vergiler, kamu harcamaları, gelir vergisi, kurumlar vergisi, servet vergileri ile birlikte çeşitli makro iktisadi değişkenler bağımsız değişken olarak kullanılmıştır. Ekonometrik analiz sonuçlarına göre; gelir vergisi, servet vergileri, kamu harcamaları ve büyüme değişkenlerinde istatistiksel olarak anlamlı bir sonuca varılamamış, dolaylı vergilerin ise gelir dağılımı üzerinde bozucu etkisinin olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Ayrıca, enflasyon, işsizlik ve nüfus artış hızındaki artışın gelir dağılımını bozucu etkisinin olduğu tespit edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Gelir Dağılımı, Maliye Politikası, Panel Veri Analizi, Gini Endeksi, OECD Ülkeleri
5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanunu'nun davranışsal iktisat perspektifinden değerlendirilmesi
"İnsan" faktörü iktisadi kararların analiz edilmesindeki en temel ve önemi yadsınamaz bir husustur. İnsanı tanımak ve anlamak, insanların iktisadi kararlar alırken ne tür motivasyonlar ile hareket ettiklerini ya da edebileceklerini öngörmek için iktisadın insana bakış açısının da buna göre düzenlemesi gereklidir. "Rasyonellik" açısından bakıldığında; bireylerin vergi ödemekten hoşlandıklarını iddia etmek güçtür, hatta rasyonellik ilkesine göre, mükellefler genellikle vergiyi hoş karşılamamakta bunun sonucunda da vergiye uyum açısından problemler ortaya çıkmaktadır. Bu durumda varılan sonucun gerçekliği ne kadar doğru yansıttığı sorgulanmalıdır. Zira mükelleflerin diğer bütün konularda olduğu gibi vergiye olan tutumlarını belirleyen hususları yalnızca "rasyonalite" açısından incelemek ne kadar mümkün olabilir? Davranışsal iktisadi yaklaşıma göre mükelleflerin vergiye yaklaşımlarını belirleyen oldukça önemli faktörler vardır. Mükelleflerin vergiye karşı uyum ve dirençlerini analiz edebilmek açısından, davranışsal iktisat literatüründe yapılan çalışmalar, mükelleflerin vergiye uyumunun anlaşılmasında bilişsel yanlılıklarının, dolayısı ile sosyal ve psikolojik unsurların önemli bir rolü olduğunu göstermektedir. Bu çalışmada kamu kesiminin, kamu gelirlerinde önemli bir paya sahip olan kurumlar vergisi gelirini elde etmek amacıyla uygulamış olduğu politikalar davranışsal çerçevede değerlendirilip, 2006 yılında kurumlar vergisine yönelik bir reform niteliğinde olan 5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanunu sonucunda uygulanan politikaların, mükelleflerin vergiye ve vergi erkine bakışını ne ölçüde biçimlendirdiği ve kurumlar vergisi gelirlerinin reformdan sonra ne ölçüde etkilediği incelenmeye çalışılacaktır.
The relationship between anti-corruption and economic development: The case of Banaadir Region Somalia
This study was carried out to examine the relationship between Anti-corruption practices and Economic development in the Banaadir region of Somalia. Especially, it sought to establish how Anti-corruption practices relate to economic development in the Banaadir region of Somalia. The study used the correlational research design to establish the relationship between Economic Development and Good Governance; Transparency Strategy; Social Integration variables. The methodology used was the quantitative method. Data were collected from respondents by use of a questionnaire. Census and stratified random sampling were used as sampling techniques to select 98 respondents out of the study population of 130 people. Pearson correlations analyses were used to establish the relationship among the study variables. The correlation revealed that good governance has a strong, positive, and statistically significant relationship with the Economic Development of the Banaadir region of Somalia (r. 0.614. sig value = 0.000 p-value at 0.05), the Transparency Strategy has a strong, positive, and statistically significant relationship with the economic development of the Banaadir region of Somalia (r. 0. 571. Sig value = 0.000 p-values at 0.05) and the Social Integration has a strong, positive and a statistically significant relationship with the economic development of the Banaadir region of Somalia (r= 0.685. sig value = 0.000 p-value at 0.05). All these findings are economic development perceptions of the surveyed people. The study recommends that Anti-corruption practices should be mitigated through good governance arrangements since this is what many scholars advocate for. Additionally, sustaining transparency when it comes to economic development eventually brings the smart way to develop terms of economic development of the Banaadir region of Somalia. The study recommends that Anti-corruption practices control more social integration arrangements and mutual interests in the society relating to the economic development of the Banaadir region of Somalia. Additionally, the study recommended promoting more and more social integration by building mutual contribution and demotivating all kinds of Anti-corruption practices. Key words: Anti-corruption, Economic Development, Good Governance, Transparency Strategy and Social Integration
Bütçe hakkı ve demokrasi: OECD ülkelerinden ampirik bulgular
Bütçe hakkı, kamu mali kararları olan gider ve gelirlerin belirlenmesinde halkın söz sahibi olması anlamına gelmektedir. Bu bağlamda bütçe hakkının varlığı ve etkin işlemesi bir ülkedeki millet iradesinin kesin bir şekilde ifadesi olmaktadır. Demokrasi ise mali kararlarda dahil olmak üzere egemenliğin halka ait olduğu bir yönetim biçimidir. Tarihi süreçte bütçe hakkı geliştikçe demokrasiler de gelişme göstermiştir. Bütçe hakkı uzun yıllardır halk adına, halkın seçtiği temsilciler tarafından kullanılmaktadır. Ancak temsili demokrasinin krizde olduğu dönemlerde bütçe hakkının kullanımı zedelenmektedir. Bu çalışma ilgili literatür ışığında demokrasi ve bütçe hakkının birbiriyle ilişkili ve birbirini tamamlayan süreçleri ifade ettiğini savunmaktadır. Demokratik değerlerin artması bütçe hakkının tesisini ve kullanımını kolaylaştırmaktadır. Bütçe hakkının kullanılamadığı bir ortamda demokrasi açığı olduğu düşüncesinden yola çıkılarak bütçe hakkının nasıl geliştirilebileceği sorusuna demokrasi boyutunda cevap aranmaktadır. Demokrasinin öngördüğü temel ilkelerle bağlantılı olan ve bütçe hakkını güçlendiren şeffaflık, katılım ve hesap verebilirliğin hayata geçirilmesinin hem demokratik yapıyı güçlendirdiği hem bütçe hakkının kullanımını kolaylaştırdığına dair kanıtlar sağlanmaktadır. Bu çalışmada, demokratik değerlerin bütçe hakkı üzerindeki etkisi ampirik bir analiz aracılığıyla incelenmiştir. OECD üyesi 19 ülkenin açık bütçe endeksi, demokrasi endeksi, politik istikrar endeksi, kişi başına gelir değişkenlerine ilişkin 2012-2021 dönemine ait verileri panel regresyon analizi aracılığıyla çözümlenmiştir. Ekonometrik analizler sonucunda bütçe şeffaflığı ile demokrasi arasında pozitif ve anlamlı bir ilişki bulunmuştur. Araştırma konusu ve ana hipotezi ifade eden bütçe şeffaflığı ve demokrasi ilişkisinin desteklendiği görülmüştür. Daha demokratik ülkelerin daha fazla bütçe şeffaflığı sağladığı ve neticede bütçe hakkının kullanımını kolaylaştırdığı sonucuna ulaşılmıştır. Benzer şekilde çalışmada ele alınan diğer bağımsız değişkenler ile bütçe şeffaflığı arasında da pozitif ve anlamlı ilişki tespit edilmiş ve bu faktörlerin de bütçe şeffaflığı sürecine katkı sağladığına dair kanıtlar elde edilmiştir.
Sürdürülebilir kalkınma çerçevesinde çevreye duyarlı bütçeleme yaklaşımı
Küreselleşen dünyanın olumsuz bir sonucu olarak çevre sorunları karşımıza çıkmaktadır. Bu sorunları en aza indirip en düşük hasarla sonraki nesillere aktarmak her toplumun görevidir. Sürdürülebilir kalkınma kavramı bu noktada ortaya çıkmaktadır. Bu kavram, elimizde bulunan kaynakların ihtiyacımız kadarını kullanıp gelecek nesillerin kullanımına engel olmayacak şekilde aktarılması anlamına gelmektedir. Dolayısıyla çevreyi koruyarak ilerlememiz gerekmektedir. Bu da çevreci harcamaların ve çevreyi korumaya yönelik alınan önlemlerin arttırılmasını gerekli kılmaktadır. Karar alıcıların kamu bütçelerini hazırlarken çevreyi göz ardı etmemeleri gerekmektedir. Çevre sorunlarıyla mücadelede devlet, elinde bulunan ekonomik olanakları düzenleyerek çevreye duyarlı bütçe anlayışını gündeme getirmektedir. Bu bütçe anlayışı çevre ile ilgili son durum hakkında bilgi veren bir rapor özelliği taşımaktadır. Bu rapor sayesinde harcamalar kaynak dağılımında etkinlik ilkesi gereğince daha doğru bir şekilde yapılmaktadır. Sürdürülebilir kalkınma hedefleri ile çevreye duyarlı bütçeleme anlayışı gelir ve gider dengesini sağlayarak çevreye daha duyarlı politikalarla gelecek nesillere yaşanabilir bir dünya bırakmayı hedeflemektedir. Bu çalışmada sürdürülebilir kalkınma kavramı üzerinde durulup bu kavram çerçevesinde belirlenen çevreci hedeflerden bahsedilmiştir. Karar alıcıların bütçe hazırlarken çevreye duyarlılık esasına göre aldıkları kararlar ve bu kararların uygulanış biçimleri ülkeler açısından karşılaştırılmalı bir şekilde ele alınmıştır.
Türkiye'de hazine garantili yap işlet devret projelerinin ulaştırma yatırımları kapsamında değerlendirilmesi
Bu çalışmada Türkiye'de hazine garantili Yap İşlet Devret projelerinin ulaştırma yatırımları kapsamında değerlendirilmiştir. Ulaştırma alanında olduğu gibi büyük altyapı yatırımlarının gerçekleştirilmesi yüksek teknoloji yanında ciddi oranda finansal kaynak birikimi gerektirmektedir. Diğer gelişmekte olan ülkelerde olduğu gibi Türkiye'de de bu yatırımların yapılabilmesi kısıtlı imkanlar nedeniyle alternatif kaynak arayışları gündeme gelmiştir. Kamu Özel İşbirliği modelleri arasındaki Yap İşlet Devret modeli de bu güçlüklere karşı geliştirilen ve kullanımı giderek artan proje finansman yöntemi durumuna gelmiştir. Yap İşlet Devret modelinde kamunun finansman yükünün azaltılması, özel kesimin yatırımlardaki payının arttırılması, hizmet sunumunun daha etkin olabilmesi hedeflenmektedir. Bu finansman modeli özellikle ciddi finansman gerektiren ulaştırma yatırımlarında uygulama alanı bulmaktadır. Karayolları Genel Müdürlüğü tarafından son yıllarda ulaştırma yatırımlarının yapımı ve işletmesinde tercih edilirliği artmaktadır. Çalışmada Yap İşlet Devret modeli kapsamlı olarak ele alınmış ve ulaştırma alanında uygulama olanakları değerlendirilmiştir. Çalışmada hazine garantili Yap İşlet Devret modeli ile gerçekleştirilen ve örnek olarak seçilmiş olan Yavuz Sultan Selim Köprüsü ve Kuzey Marmara Otoyolu, İstanbul Havalimanı ve Gebze İzmir Otoyolu projeleri incelenmiştir. Sonuç olarak çalışmada incelenen ve Yap İşlet Devret modeli ile gerçekleştirilen projelerin yapım aşamasında finansal, sosyal ve politik anlamda birtakım risklerle karşılaşıldığı görülmüştür. Ancak projelerin işletme aşamasında ülkeye sağlayabileceği katkılarının da olabileceği belirlenmiştir.
Kayıt dışı ekonomiyi meydana getiren faktörler ve çözüm önerileri: Türkiye örneği
Kayıt dışı ekonomi kavramı, kapsamı, sebepleri ve neticeleri açısından araştırmalara konu olan global bir problem olarak karşımıza çıkmaktadır. Kayıt dışı ekonomi; kamu kurumlarından saklanan, kayıtlara alınmayan/alınamayan ve bu nedenle denetimi yapılamayan faaliyetler şeklinde tanımlanmaktadır. Sebepleri, neticeleri ve işleyişi açısından karmaşık bir yapı olan kayıt dışı ekonomi; ekonomik, mali, siyasal, mevzuatsal, çalışma hayatı ve sosyo-kültürel gibi vb. unsurlardan kaynaklı olarak ülkelerin farklı karakteristik yapılara sahip olmaları nedeniyle ülkeler bazında değişik boyutlarda karşımıza çıkmaktadır. Kayıt dışı ekonomik faaliyetlerin boyutunun, ülkelerin gayri safi milli hasılasına oranla gelişmiş ülkelerde %10-15 aralığında olduğu düşünülmekte iken gelişmekte olan ülkelerde ise bu durumun %20-50 aralığında olduğu düşünülmektedir. Çeşitli ekonomi toplulukları ve ülkeler ile yapılan kıyaslamalar sonucunda, Türkiye'deki kayıt dışı ekonomi oranının OECD ve Avrupa ülkeleri ortalamalarından yüksek olduğu görülmektedir. Türkiye'de, kayıt dışı ekonomi ile mücadele konusunda henüz istenilen seviyelere ulaşılamadığını söylemek mümkündür. Bu çalışmada, Türkiye'de kayıt dışı ekonomiyi meydana getiren unsurların tespitinin yapılması, kayıt dışı ekonomi ile mücadele kapsamında etkin politikalar geliştirilmesi, geliştirilen bu politikalar doğrultusunda Türkiye'de kayıt dışı ekonomi olgusunun kısmen veya tamamen önüne geçilmesi amaçlanmaktadır. Türkiye'de kayıt dışı ekonominin önlenebilmesi adına ekonomik, mali, çalışma hayatı, sosyo-kültürel, hukuki vb. çeşitli alanlarda geniş çaplı düzenlemelere gidilmelidir. Bu çalışmada, kayıt dışı ekonomi ile mücadele konusunda başarılı sonuçlar elde etmiş seçili ülkeler ve ekonomi topluluklarında uygulanmakta olan politikalara yer verilerek Türkiye'de kayıt dışı ekonominin önlenebilmesi konusunda çeşitli çözüm önerilerinde bulunulmuştur. Ülke ekonomilerinin henüz tam olarak bir çözüm üretemediği kayıt dışı ekonomi sorununun tamamen ortadan kaldırılması veya makul bir düzeye indirilmesi, orta ve uzun vadede ülke ekonomilerinde istikrarın sağlanabilmesi, yüksek oranlı bir büyüme performansının elde edilebilmesi, istikrarlı ve devamlılığı bulunan bir ekonomik yapıya sahip olabilmesi konusunda önem arz etmektedir
Toplumsal cinsiyet perspektifiyle yerel yönetim bütçeleri üzerine inceleme: Güneydoğu Anadolu Bölgesi Büyükşehir Belediyeleri örneği
Toplumsal cinsiyet; kadının toplumsal alanda var olmasına engel olan koşullara farkındalık yaratmak için kullanılan kadınların yanında erkekler ve toplumun kuralları gereği dezavantajlı duruma düşen bireyleri de kapsayan çok yönlü bir kavram olarak ifade edilmektedir. Bireylerin hür ve eşit yaşamasının sağlanması bakımından devlet politikaları toplumsal cinsiyet kavramıyla yakından ilgilidir. Toplumda var olan bireyler arası eşitsizliğe yapılacak müdahalelerin halka en yakın yönetim birimi olan yerel yönetimlerden başlaması ulusal demokrasinin sağlanması noktasında kolay ve etkili olacağı düşüncesiyle yerel yönetim politikaları ile kadınların yaşadıkları yerlerde güçlenmesi hedeflenmektedir. Bu çalışmada toplumsal cinsiyet olgusunun temelini oluşturan kavramlar incelenmiş, yerel yönetimlerin yapısı ele alınmış, yerel yönetimlerin hizmet algılarının toplumsal cinsiyet eşitliği noktasında ne derece etkili olduğu belirlenmeye çalışılmıştır. Güneydoğu Anadolu Bölgesi Büyükşehir Belediyeleri örnek alınan çalışmada kaynak taraması yöntemi kullanılmıştır. Şanlıurfa, Diyarbakır, Gaziantep ve Mardin Büyükşehir Belediyelerinin Stratejik Planları, Performans Programları, Faaliyet Raporları ve resmi verileri analiz edilmiş, elde edilen bulgular ışığında kadına yönelik hizmetlerin etkileri değerlendirilmiştir.
Kamu harcamaları ve mutluluk: Türkiye örneği
Mutluluk, her bireyin hissettiği bir duygu olup, ölçülmesi ve sayısal veriler ile ifade edilmesi pek mümkün olmayan bir kavramdır. Öte yandan mutluluk geçmişten günümüze herkesin ortak gayesi olmuştur. Bireyler mutlu olmak için birçok çaba sarfetmişlerdir. Göreceli bir kavram olan mutluluğu etkileyen birçok faktör olsa da yapılan araştırmaların çoğunda mutluluk ve ekonomi arasındaki ilişkiye değinilmektedir. Daha önceleri yalnızca psikoloji alanında incelenen mutluluk konusu, son zamanlarda ekonomik açıdan da sıklıkla incelenmeye başlanmıştır. Ekonomik açıdan mutluluk, insanların mutluluklarını artırmak adına devletin uyguladığı ekonomi politikalarını incelemektedir. Bu çalışma ile Türkiye'de uygulanan kamu harcamaları ve mutluluk ilişkisinin ortaya konulması amaçlanmaktadır. Bu kapsamda Türkiye'deki kamu harcamaları, Türkiye İstatistik Kurumu'nun yaşam memnuniyeti çerçevesinde yaptığı kamu hizmetlerindeki memnuniyetler ile karşılaştırılarak bir korelasyon analizi yardımıyla kamu harcamaları ve mutluluk ilişkisi değerlendirilmiştir. Yapılan korelasyon analizinde Türkiye İstatistik Kurumu memnuniyet analizi verileri ile eğitim bütçesi, sağlık harcamaları ve milli güvenlik harcamalarının gayri safi yurtiçi hasıla oranı arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki gözlemlenmiştir. Toplam kamu harcamalarının gayri safi yurtiçi hasıla oranı ile Türkiye İstatistik Kurumu yaşam memnuniyeti arasında ise istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki saptanmamıştır. Ayrıca, mutluluk ile kamu harcamaları ilişkisi seçilmiş bazı G20 ülkeleri ele alınarak grafikler eşliğinde karşılaştırılmıştır.
Enflasyon ve enflasyon belirsizliğinin hisse senedi getirilerine etkisi: Borsa İstanbul örneği
Bu çalışmada, 2006:1 – 2024:4 döneminde Türkiye'deki enflasyon ve enflasyon belirsizliğinin Borsa İstanbul'da işlem gören hisse senedi getirileri üzerindeki etkisi ve bu değişkenler arasındaki ilişki incelenmektedir. Bu çalışmanın temel amacı, Türkiye'de uzun yıllardır süregelen yüksek enflasyonun ve bu yüksek enflasyonun yol açtığı enflasyon belirsizliğinin hisse senedi getirileri üzerindeki muhtemel etkisini incelemek ve varsa bu ilişkinin boyutunu değerlendirmektir. İncelenen zaman dilimi, Türkiye ekonomisinde açık enflasyon hedeflemesine geçilmesiyle birlikte önemli yapısal değişimlerin yaşandığı ve finansal piyasaların derinleştiği bir dönemi kapsamaktadır. Analizlerde, Türkiye'deki hisse senedi getirilerini temsilen en yüksek işlem hacmi ve piyasa değerine sahip ilk 100 şirketin performansını yansıtan BİST100 endeksi getirileri kullanılmaktadır. Enflasyonu temsilen ise TÜFE oranları tercih edilmiştir. Veriler, TCMB EVDS üzerinden elde edilmiş olup, aylık frekansta 220 gözlem bulunmaktadır. Bu çalışmalarda, enflasyon belirsizliği otoregresif koşullu varyans (ARCH) ve genelleştirilmiş otoregresif koşullu varyans (GARCH) yöntemleri kullanılarak modellenmiştir. Ayrıca değişkenler arasındaki uzun dönemli ilişkilerin tespit edilmesi amacıyla Johansen eşbütünleşme testi ve uzun dönem katsayıların analizi için ise FMOLS, DOLS ve CCR yöntemleri uygulanmıştır. Bu analizler sonucunda, Türkiye'de enflasyonun ve enflasyon belirsizliğinin hisse senedi getirilerini pozitif yönde etkilediği tespit edilmiştir. Özellikle, enflasyon belirsizliğinin (volatilitesinin) artışının, enflasyonun artışından daha fazla hisse senedi getirilerini artırdığı belirlenmiştir. Dolayısıyla, hisse senetlerinin enflasyonist bir ortamda güvenli bir liman niteliği taşıdığı ortaya konmuştur.
Türk vergi sisteminde yolsuzluk ve yolsuzlukla mücadele stratejileri
Yolsuzluk ülke ekonomilerine zarar veren önemli bir etken olarak kabul edilmektedir. Yolsuzluk, ekonomik büyüme ile birlikte sosyal yapıyı da zayıflatmaktadır. Özellikle gelişmekte olan ülkelerde, ekonomik performansın iyileştirebilmesi için yolsuzlukla mücadele edilmesi gerekir. Bu ülkelerin gelişmiş ülkelere erişebilmesi ekonomik büyüme ve gelişme performanslarına bağlıdır. Adı geçen ülkelerde yolsuzluğun önlenmesi oldukça önemli bir olgudur. Yolsuzluğun ekonomi üzerindeki olumsuz etkileri, yolsuzlukla mücadelede devamlılık arz eden ve nitelikli stratejilere ihtiyaç duyulmasına neden olmaktadır. Bu tez çalışmasında, Türkiye ile uluslararası kuruluşların deneyimleri yolsuzluk stratejileri açısından karşılaştırılmakta, yolsuzlukta büyük pay sahibi olan Türk vergi sisteminin ihtiyaç duyduğu stratejiler saptanmaktadır. Araştırma neticesinde Türk vergi sisteminin yolsuzlukları önlemede esaslı strateji ve politikalar güderek, köklü reformlar gerçekleştirmesi gerektiği kanaatine varılmaktadır. Anahtar Kelimeler: Yolsuzluk, Vergi, Türkiye, Vergi Sistemi, Mücadele, Strateji
Sosyal normlar ile adalet ve güven algısının vergi uyumuna etkisi: Isparta ili üzerine bir uygulama
Mevcut çalışmanın temel amacı, Türkiye'de sosyal normların, vergi adalet algısının ve devlete duyulan güvenin vergi uyumu üzerindeki doğrudan ve dolaylı etkilerini incelemektir. Türkiye'deki vergi uyumuna ilişkin literatürde oldukça fazla araştırma yapılmasına rağmen sosyal normlarla vergi uyumun ilişkisini inceleyen çalışma sayısı oldukça azdır. Bu sebeple, öncelikli olarak vergi uyumunu, vergi uyumuna yönelik sosyal normları, vergi adalet algısı ve devlete duyulan güveni ölçmek adına bir anket hazırlanmıştır. Isparta ilinde yaşayan gelir vergisi mükelleflerinden anket verileri toplanmıştır. Elde edilen verilerin SPSS programı kullanılarak, güvenilirlik analizi, grup karşılaştırmaları, korelasyon ve regresyon analizleri yapılmıştır. Daha sonrasında, hipotezleri test etmek ve sosyal normların, vergi adalet algısının ve devlete duyulan güvenin vergi uyumu üzerindeki doğrudan ve dolaylı etkilerini irdelemek adına Yapısal Eşitlik Modeli (YEM) kurulmuştur. Hipotezler yol analizi ile test edilmiştir. Analizde elde edilen bulguların sonucunda, sosyal normları içeren, kişisel, öznel ve uyarıcı normların vergi uyumu üzerinde doğrudan etkileri olduğu tespit edilmiştir. Dahası, öznel normların, uyarıcı normların ve devlete güvenin ise kişisel normlar üzerinden vergi uyumu üzerinde dolaylı etkileri olduğu saptanmıştır. Vergi adalet algısının devlete güven faktörü üzerinde doğrudan etkisi tespit edilmiştir. Öte yandan, vergi adalet algısının devlete güven faktörü üzerinden kişisel norm üzerinde dolaylı etkisi saptanmıştır. Anahtar Kelimeler: Vergi Uyumu, Sosyal Normlar, Vergi Adalet Algısı, Devlete Güven, Yapısal Eşitlik Modeli, Isparta Gelir Vergisi Mükellefleri
Doğal afetler ve kamu maliyesi ilişkisi: G-20 ülkelerine yönelik panel veri analizi
Doğal afetler, sosyoekonomik ve mali sonuçları olan, büyük maliyetler ortaya çıkarabilen dışsal risk unsurlarıdır. Bu risklerle mücadele edebilmek adına ülkelerin makroekonomik ve mali yapıları önem arz etmektedir. Bu bağlamda kamusal politikaları afet riskini dikkate alarak oluşturmak, afet zararlarını azaltmayı sağlayan önemli bir mücadele yöntemidir. Bu çalışmada, G-20 ülkeleri konu edilerek ekonomik gelişmişliği birbirine yakın ülkeler baz alınmıştır. Böylece dünya ekonomisinin yaklaşık %85'ini oluşturan G-20 ülkelerindeki kamu mali unsurlarının önemli bir kriz unsuru olan doğal afet zararlarına etkisi ölçülmek istenmiştir. Literatür incelemesinde, G-20 ülke grubuna yönelik bir çalışmaya rastlanmamıştır. Çalışmada, gelişmiş ve üst orta gelire sahip G-20 ülkelerinde doğal afetler ve makroekonomik unsurlar arasındaki ilişki ile kamu maliyesi unsurlarının doğal afet zararlarına etkisi "panel veri analizi" yöntemiyle ölçülmek istenmiştir. Dolayısıyla doğal afetlerin kamu maliyesi unsurları ile ilişkisi kapsamında, literatürde yer alan ampirik çalışmalar özelinde görülen boşluk doldurulmaya çalışılmıştır. Yapılan incelemede 1992-2021 dönemi 19 adet G-20 ülkesinin yıllık verileri kullanılmıştır. Çalışmada afetten etkilenen kişi sayısı verisi, doğal afetlerle ilgili literatürde sıklıkla faydalanılan EM-DAT (Acil Durum Olay Veri Tabanı - The Emergency Event Database) üzerinden sağlanmıştır. Araştırmanın sonuçlarına göre kamu harcamaları ve bütçeleme, doğal afetler dolayısıyla oluşan zararları etkilemektedir. Birincil kamu harcamalarında görülen artış, afet zararlarını istatistiksel olarak %10 anlamlılık düzeyinde azaltmaktadır. Bir kamu harcaması türü olan ve esasen kamu borçlanmasının maliyeti niteliğindeki kamu borç faiz ödemeleri ise doğal afet zararlarını arttırmaktadır. Bu etki ise %1 düzeyinde anlamlıdır. Bütçe dengesinde görülen artışlar ise %1 düzeyinde anlamlılık düzeyinde afet zararlarını azaltmaktadır. Borçlanmanın ise doğal afet zararlarına istatistiksel olarak anlamlı bir etkisi bulunmamıştır. GSYH'de görülen ters U şeklindeki etkileme ise başlangıçta GSYH'de görülen artışların afet zararlarını azalttığını, bir süre sonra ekonomilerin gelişmişlikleri arttıkça sosyoekonomik yapı, toplumsal refah gibi unsurlar da gelişeceğinden afet zararlarının da bir tepe noktasından sonra azalmaya başladığı sonucuna ulaşılmıştır. Son olarak, nüfus ve alan değişkenleri de incelenmiş, ancak bu değişkenlerin afet zararlarına istatistiksel olarak anlamlı bir etkisinin bulunmadığı görülmüştür.
Bölgesel kalkınma ajanslarının bölge kalkınmasına katkısı; BAKA (Batı Akdeniz Kalkınma Ajansı) örneği
Bölgesel Kalkınma Ajanslarının Bölge Kalkınmasına Katkısı BAKA (Batı Akdeniz Kalkınma Ajansı) örneği isimli bu tez çalışmamda Türkiyenin Avrupa Birliğine Katılım sürecinde ADAY ülke konumunda katılım ortaklığı belgesinde orta vadede yerine getirilmesi gereken düzenlemeler kapsamında 2006 yılında yayınlanan 5549 sayılı kanun ile kuruluşu başlayan ve 2023 yılı sonuna dek geçirdiği tüm evreleri, Dünyadaki, Avrupa Birliğindeki ve gelişmiş ekonomilerdeki Kalkınma Ajanları örneklerinden yola çıkarak kıyasladım. Ülkemizdeki Kalkınma Ajanslarının kuruluş, işleyiş, hukuki ve teknik yapıları, destek türleri ile Türkiye'deki 26 Kalkınma ajansı arasında 14.07.2009 tarihinde Bakanlar Kurulu Kararı ile Batı akdeniz İlleri Antalya, Isparta, Burdur illeri için kurulan Batı Akdeniz Kalkınma Ajansı (BAKA)'nın bölgesel kalkınmaya yönelik yaptığı çalışmları, teknik ve hukuki alt yapısını kuruluşu itibari ile Antalya, Isparta ve Burdur illerinde sağladığı tüm destekleri 2010 - 2022 yıllarının resmi verileri ışığında inceleyerek Porter modeli ile değerlendirmeye çalıştım. Türkiye'de kurulan 26 Kalkınma ajansından biri olan BAKA'nın Antalya, Isparta, Burdur ve ilçelerinde yapmış olduğu sektör taramaları ve analizler sonucu Beş Yıllık Kalkınma planları doğrultusunda hazırlanan Bölgesel Kalkınma Raporları ve sektör değerlendirmeleri ile ortaya çıkan teknik raporlar ışığında belirlenen sektörler ve alanların faaliyetleri; Kar amacı güden kuruluşlar ve kar amacı gütmeyen kuruluşlar Finansal olarak desteklenerek bölge ekonomisine ve kalkınmasına olan faydaları ile iş ve işleyişi açısından ele alınmış olup Batı Akdeniz Kalkınma Ajansı BAKA'nın çalışmaları hakkında görüş ve öneriler sunulmuştur. Bölgesel Kalkınma Ajanslı BAKA üzerinde böyle bir Doktora tez çalışması yapmamdaki amacım kuruluşundan bu yana Kalkınma Kurulu üyeliği görevinde bulunduğum süre içerisinde ülkemizde yeni olan Kalkınma Ajanslarının etki ve faydalarını teknik ve bilimsel açıdan inceleyerek; kalkınma ajansı BAKA'nın Batı Akdeniz illeri Antalya Isparta Burdur açısından önemini değerlendirmektir.
Yerel yönetimlerde mali saydamlığı etkileyen faktörler: Bir meta analiz çalışması (2005-2023)
Bu çalışmanın amacı, yerel yönetimlerde mali saydamlığı etkileyen faktörlerin neler olduğuna ilişkin literatür taraması gerçekleştirmek ve elde edilen sonuçların ülkeler üzerindeki etki büyüklüklerini tespit etmektir. Çalışmada nicel araştırma yöntemlerinden birisi olan meta analiz yöntemi kullanılmıştır. Bu kapsamda Google Scholar, Web of Science, Scopus, Dergipark ve Yöktez veri tabanlarından yararlanılmıştır. Söz konusu veri tabanlarında 2005-2023 yılları arasında yayınlanan ilgili çalışmalar kapsamlı bir şekilde incelenmiştir. Veri tabanlarında gerçekleştirilen incelemeler sonucunda ilk etapta 6281 kayıta ulaşılmış, eş kopyaların kaldırılması ve belirlenen dışlama kriterleri çerçevesinde uygun olmadığı değerlendirilen eserler çıkarılarak 46 çalışmanın amaca uygun olduğu belirlenmiştir. Söz konusu çalışmalar meta-analizin örneklemini oluşturmuştur. Meta-analize dahil edilen çalışmalar başlık, özet ve içerik açısından değerlendirilmiştir. Verilerin analizinde "Compressive Meta Analysis (CMA)" lisanslı yazılımı kullanılmıştır. Veri girişleri sonrasında makalelerin heterojenite durumları belirlenmiş, heterojenite testinde p<0.05 olan grup analizlerinde rastgele etkiler modeli kullanılırken, p>0,05 olan grup analizlerinde ise sabit etkiler modeli kullanılmıştır. Araştırmaya dahil edilen tüm makalelerin çalışma ağırlıkları, etki büyüklükleri, %95 güven aralıkları ve genel etki büyüklükleri hesaplanmıştır. Genel etkinin değerlendirilmesinde istatistiki anlamlılık sınırı p<0.05 olarak kabul edilmiştir. Literatür taraması sonucunda yerel yönetimlerde mali saydamlığı etkileyen faktörlerin neler olduğu konusuna en çok Endonezya ve İspanya ülkelerinde yoğunlaşıldığı görülmüştür. Yaş siyasi ideoloji, gelir düzeyi, yerel seçimlere katılım durumu, nüfus, borç, iç denetim, siyasi rekabet, işsizlik, cinsiyet, kamu harcamaları, internet kullanımı ve eğitim düzeyi faktörlerinin yerel yönetimlerde mali saydamlığı etkileyen faktörler olduğu gerçekleştirilen literatür taraması sonucunda tespit edilmiştir. Söz konusu faktörlerin etki durumu ise her ülkede aynı olmamakla beraber siyasi, coğrafi, kültürel veya sosyo demografik unsurlar dolayısıyla değişiklik göstermektedir.
Küresel ısınma ve iklim değişikliği kapsamında tarım sektörüne uygulanan mali teşvikler: BRICS-T ülkeleri
İklim değişikliği ve küresel ısınma, dünyanın olağan sıcaklığındaki küresel değişimleri ifade etmek için kullanılan kavramlardır. Günlük yaşamda karşılaştığımız en temel sorunlarından biri olan iklim değişikliği etkisini her geçen gün arttırmaktadır. Esasında iklim değişikliği tarımı, su kaynaklarını, insan sağlığını doğrudan veya dolaylı olarak etkilemektedir. İklim değişikliği sonucunda toprak ve su sistemleri değişmekte, tarımsal üretim azalmakta ve gıda güvenliği risk altına girmektedir.Küresel iklim krizi sonrasında oluşan etkiler bazı sektörlerde önemli seviyelerde ürün kaybına neden olmaktadır. Özellikle tarım sektörü yaşanan bu küresel krizden etkilenmektedir. Bu durum devletlerin tarımsal alanda harekete geçmesine ve sürdürülebilir bir tarım politikası için mali destekler sunmasına sebep olmaktadır. Çalışmanın temelini dünya ekonomisinde önemli bir rol oynayan altı yükselen ekonomiyi temsil eden BRICS-T ülkeleri oluşturmaktadır. Bu kapsamda çalışmada küresel ısınma ile mücadelede, BRİCS-T ülkelerinin tarımsal desteklemeleri ve tarımsal GSYH verilerinden elde edilen analiz sonuçlarına yönelik değerlendirmeler yer almaktadır. Verilerin analiz edilebilmesi için Arellona Bond Dinamik Panel Veri Analizi yöntemi kullanılmıştır. Bu yöntem ile tarımsal GSYH, toplam tarımsal destekler, üretici destekleri ve genel hizmet desteklerini kapsayan bir model kullanılmış ve desteklerin tarımsal GSYH'ye olan etkileri analiz edilmiştir. Analiz sonuçları, dinamik panel veri analizinin, tarımsal destekler ve üretici desteklerinin TGSYH üzerindeki etkilerini ve bu etkilerin zaman içindeki dinamiklerini ortaya koyduğunu göstermektedir. TAS'ın negatif, PES'in ise pozitif etkileri özellikle dikkat çekici bulgulardır. Bununla birlikte, GSSE'nin ve sabit terimin istatistiksel olarak anlamlı sonuçlar sunmaması, modelin bu değişkenlerin etkisini yakalamakta yetersiz kaldığını göstermektedir. Bu sonuçlar, politika yapıcılar için TGSYH'nin artırılmasında hangi kaldıraçların etkili olduğu konusunda önemli ipuçları sağlayabilir.
Dijital ekonominin vergi gelirleri üzerindeki etkisinin OECD ülkeleri çerçevesinde incelenmesi
Gerçekleştirilen bu çalışmada, dijital ekonominin vergi gelirleri üzerindeki etkisinin Ekonomik Kalkınma ve İş Birliği Örgütü (OECD) ülkeleri kapsamında incelenmesi amaçlanmaktadır. Belirlenmiş olan bu amaç doğrultusunda, konu ile ilgili literatürde yer alan çalışmalar incelenmiştir. Yaşanan teknolojik gelişmelerin bir sonucu olarak ortaya çıkmış olan dijital ekonomi yeni bir kavram olmasına rağmen ortaya koyduğu fırsatlar ve neden olduğu sorunlar sebebiyle küresel alanda büyük tartışmalara neden olmaktadır. Bu sorunları çözebilmek adına ulusal düzeyde devletler ve uluslararası alanda OECD, BM, AB Komisyonu gibi uluslararası kuruluşlar çeşitli düzenlemeler yapmışlardır. Çıkarılan tüm yasalara ve hayata geçirilen tüm elektronik uygulamalara rağmen dijital ekonomiyle ilgili sorunlar ortadan kaldırılamamıştır. Bu çalışma, literatürde dijital ekonomi ve vergi gelirlerini birlikte ele alan araştırma ve çalışmaların az olmasından kaynaklı literatüre katkıda bulunulması ve gelecekte konuyla ilgili yapılacak olan çalışma ve araştırmalara örnek teşkil etmesi açısından önem taşımaktadır.
Türkiye'de gelir eşitliğine yönelik 2012-2022 yılları arasında sosyal koruma harcamalarının gelişimi
Bir ülke içerisinde belirli bir sürede elde edilen milli gelirin bireyler, toplumsal gruplar, bölgeler, üretim faktörleri arasında dağıtılması gelir dağılımı olarak adlandırılmaktadır. Sosyal bilim dallarının içerisinde yer alan ekonomi biliminin amaçlarından biri gelir dağılımındaki eşitliği gerçekleştirmektedir. Gelir dağılımı üzerinde yapılan çalışmalar ile gelir eşitsizliklerinin nedenleri gözlenmektedir. Devletler gelir eşitsizliklerini gidermeye ve eşitsizlikleri en aza indirmeye çalışmaktadır. Bu amaç doğrultusunda devletler sosyal harcamalar ve politikalar gerçekleştirmektedirler. Sosyal koruma harcamaları direkt yoksulluk üzerine müdahale için yapılan alt gelir gruplarını destekleyerek gelir eşitsizlikleri üzerinde müdahale eden harcamalardır. Dolaylı olarak ise sosyal koruma harcamaları alt gelir grubuna ekstra harcama ve koruma imkanı sunarak bu gruba avantaj sağlamayı amaçlamaktadır. Bu çalışmanın amacı Türkiye'de gelir eşitsizliğine yönelik yapılan sosyal harcamaların yıllar itibariyle gelişimini, dağılımını, sosyal harcamaların gelir dağılımı ile ilişkini tablo, veri ve şekiller yardımıyla inceleyip değerlendirmektir. Sosyal harcamaların içerisinde yer alan sosyal koruma harcamalarının uygulamaları, tarihsel süreci, gelir dağılımında yaşanan eşitsizliği önlemedeki rolü kavramlarla birlikte anlatılmaktadır. Devletin gelir eşitliği ve sosyal adaleti sağlamadaki amacı ile yapmış olduğu bu harcamalar alt dalları ele alınarak tablolar üzerinden son 10 yıllık gelişimi incelenmektedir. 2008 krizini dahil etmemek için krizin etkilerinin geçtiği 2012 yılı başlangıç yılı olarak kabul edilmiştir. Ayrıca 2019 pandemi krizi etkisi incelenmek istenmiştir. Bu nedenle son 10 yıl verileri baz alınmıştır. Türkiye'de eğitim harcamaları, sağlık harcamaları ve sosyal güvenlik harcamalarının incelenmesi sonucunda, eğitim harcamalarının GSYH'deki payı, yıllar içerisinde dalgalı bir seyir izlemektedir ve milli gelirden aldığı payın yetersiz olduğu görülmektedir. Sağlık harcamaları gelir dağılımını olumlu etkilemektedir bu yüzden sağlıkla ilgili yapılan yatırımların, harcamaların artan nüfusla beraber doğru orantıda arttırılarak yeterli düzeyde olması gerekmektedir. Türkiye'de sosyal koruma harcamalarının sürekli arttığı görülmektedir buna karşın GSYH içerisindeki oranında çok artış görülmemektedir. Daha etkin politikalar ve denetimler ile olumlu sonuç alınacağı öngörülmektedir.
Türkiye'de terör örgütlerinin finansal desteğinin tespitinde mali istihbarat birimlerinin rolü ve ABD mali istihbarat birimi ile karşılaştırılması
Terörizm, farklı ülkelerde değişik amaçlar doğrultusunda gerçekleştirilmektedir. Terör örgütleri genellikle belirli ideolojilere bağlı olarak hareket ederler. Terörizmin temel amacı, ülkelerin yönetim sistemini yıkarak kendi ideolojisini yaymaktır. Terör örgütü başka bir devletin çıkarlarına hizmet ediyorsa, çıkarı olan devlet tarafından desteklenir. Fakat hedefleri devletin çıkarlarına ters düşüyorsa mücadele edilmesi gereken bir kavram haline gelirler. Bu nedenle, terörle mücadelede farklı stratejiler izlenebilir. Terör örgütlerinin hedeflerine ulaşmak için önemli miktarda ekonomik desteğe ihtiyaçları vardır. Söz konusu ihtiyaçlarını yasal veya yasa dışı yollardan karşılamaya çalışmaktadırlar. Ülkeler yasa terör örgütlerinin mali ihtiyaçlarını karşılamada kullandıkları yöntemleri ortaya çıkarmak maksadıyla bir takım istihbarat yöntemlerini veya kurum/kuruluşlarını kullanmaktadır. Terör örgütleri, faaliyetlerini finanse etmenin yanı sıra legal bir görünüm kazanmaya ve finansal sistemlerin içine girmeye de çalışmaktadır. Mali istihbarat birimleri, terör örgütlerinin finansal kaynaklarını belirlemek ve takip etmek için bu aşamada devreye girmektedir. Bu birimler, yasa dışı finansal faaliyetleri tespit ederek engellemekte, ulusal ve uluslararası düzeyde diğer ülkelerle iş birliği yaparak terör örgütlerinin finansal ağlarını ortaya çıkartmaya çalışmaktadır. Terörizmin finansmanına karşı daha etkili bir mücadele için güçlü bir iş birliği ve koordinasyon yapılması gerekmektedir. Türkiye'de terör örgütleri ve diğer yasadışı para aklama faaliyetlerini takip eden Mali İstihbarat ve Suç Araştırma Kurulu (MASAK) bulunmaktadır. MASAK, Türkiye'nin mali suçları ile ilgili gerekli araştırmaları yaparak adli birimlere bildirmekle görevlidir. Amerika Birleşik Devletleri'nde (ABD), Mali Suçları Uygulama Ağı (Financial Crimes Enforcement Network (FinCEN)), bankalar ve diğer mali kuruluşlar aracılığıyla gerçekleştirilen mali işlemleri takip ederek kara para aklama ve terörizmin finansmanı ile mücadele eder. Çalışma içerisinde Türkiye'deki terör örgütlerinin finansmanı ile mücadele eden kurum/kuruluşların ABD Mali İstihbarat Birimi ile karşılaştırmış ve konuyla ilgili literatür taraması yapılarak sonuçlar nitel olarak değerlendirilmiştir. Anahtar Kelimeler: Mali İstihbarat, Terörizmin Finansmanı, Türkiye, ABD.
Kamu harcamaları ve ekonomik büyüme üzerine ampirik çalışmaların analizi ve değerlendirilmesi
Kamu harcamaları ve ekonomik büyüme arasındaki ilişki yıllardır ekonomi literatüründe tartışılagelmiş konu başlıklarındandır. Literatürde oldukça popüler bir konumda olan bu tartışmaların arka planında Wagner ve Keynes'in teorik fikir dünyası yatmaktadır. Bu tez çalışması da genel bir perspektifi için alan kapsamlı bir incelemeyi amaç edinmektedir. Nitekim bu amaç için 5 bölüm olarak tasarlanan tez çalışmasında ilk olarak literatüre farklı analiz yöntemleri ile geniş bir pencereden bakılmıştır. Elde edilen bulgular açısından konu özelindeki yayınlarda ulusal ve uluslararası işbirliklerinin tam anlamıyla sağlanamadığı, birden fazla çalışmayı az sayıda araştırmacının kaleme aldığı ve gelişmiş, gelişmekte olan ülkelere göre alan katkılarının farklılaştığı tespit edilmiştir. İkinci olarak çalışmanın OECD, Dünya Bankası, IMF vb., uluslararası kurumların yapmış olduğu ülke sınıflandırmalarının yerine benzer harcama kompozisyonlarına sahip ülkelerin yer aldığı bir yöntemle ülke örneklemenin seçilmesi yoluna gidilmiştir. Bu temel amaç doğrultusunda Entropi yöntemiyle her ülkenin harcama bileşenlerinin ağırlık dağılımları hesaplanmış ve bu dağılımlara göre WASPAS skorları elde edilmiştir. Bu skorlar sayesinde ülkeler K-Means yöntemi kullanılarak kümelenmiş ve Türkiye'nin de içinde bulunduğu 15 ülke üçüncü bölüm için örneklem seçilmiştir. Üçüncü bölümde Türkiye, Avusturya, Almanya, Avustralya, Belçika, Danimarka, Finlandiya, Fransa, Hollanda, İzlanda, İrlanda, İsrail, İsveç, Birleşik Krallık, Kanada ve Güney Kore'nin içinde bulunduğu 15 ülkenin 2004-2022 yıllarına ait harcama ve büyüme ilişkisi PFTY nedensellik testi ile incelenmiştir. Elde edilen bulgulara göre farklı ülkeler için Keynes ve Wagner hipotezlerinin geçerliliği doğrulanmış ve farklı ülkeler için hipotezlere ilişkin destekler hiçbir bulguya rastlanamamıştır. Dördüncü bölümde ise Türkiye özelinde İBBS'ye göre ayrılan 12 bölge için bölgesel farklılıkların hipotez geçerlilikleri sorgulanmış ve bu doğrultuda testler gerçekleştirilmiştir Elde edilen bulgular, gelişmiş ve gelişmekte olan bölgelere göre hipotez geçerliliklerinin farklılık gösterdiğini ortaya koymaktadır. Son bölümde ise Türkiye'nin 2004Q1-2024Q3 dönemine ait harcama ve büyüme değişkenlerinin zaman serisi analizleri Fourier fonksiyonları ile genişletilmiş yöntemlerle yapısal ve döngüsel kırılmalar dikkate alınarak gerçekleştirilmiştir. Analizler, Türkiye'de kamu harcamalarının ekonomik büyüme üzerinde belirleyici bir rol oynadığını ve Keynesyen yaklaşımın ağırlık kazandığını göstermektedir. Bu durum, Türkiye'nin ekonomik dinamikleriyle uyumlu olup, Keynes'in gelişmekte olan ülkeler için yaptığı teorik öngörüyü desteklemektedir.
Vergilendirme ilkeleri açısından matrah artırımı incelemesi
Kamunun finansmanı büyük ölçüde vergilerle karşılanmaktadır. Mükellefler kamu hizmetlerinin karşılığı olarak devlete vergi ödemek zorundadır. Verginin seçimi, uygulanma biçimi ve teknik yapısı belirlenirken, verginin beklenen işlevlerini yerine getirilmesi için de vergilendirme ilkeleri önemlidir. Birinci bölümde, sosyal, mali, iktisadi ve idari vergileme ilkeleri incelenmiştir. Matrah artırımı, klasik vergi aflarının ilerisinde, kişilerin hem cezaların affı kapsamına alıp hem de inceleme dışında bırakan bir tür aftır. Bu nedenle ikinci bölümde, vergi affının tarihçesi, nedenleri ve bu uygulamayı savunan/ uygulamaya karşı olan görüşler incelenmiştir. Yine bu uygulamada varlık barışı uygulamasından da bahsedilmiştir. Modern bir vergilemenin temelini beyan oluşturmaktır. Fakat mükellefin beyan etmiş olduğu tutarlar her zaman gerçeği yansıtmamaktadır. Devlet 19 Ağustos 2016 tarihinden itibaren matrah artırımı uygulamasına başlamış ve son yıllarda sıklıkla başvurulan bir uygulama haline gelmiştir. Çalışmanın üçüncü bölümünde matrah artırımının kapsamından bahsedilecek olup matrah artırımdan kimlerin yararlanabileceği, olumlu ve olumsuz yönleri incelenmiştir. Yine bu bölümde en kapsamlı ve gerçek anlamda matrah artırımı diyebileceğimiz 7143 ve 7440 sayılı kanunların oranları ve tahsilat yüzdeleri incelenmiştir. Dördüncü bölümde matrah artırımı uygulamasının sosyal, mali, iktisadi ve idari vergileme ilkelerine uygunluğu incelenmiştir. Bu çalışmada, son dönemlerde ülkemizin sıklıkla başvurmuş olduğu matrah artırımının, vergilendirme ilkesine uygunluğu konusunda literatür taraması yapılacak olup, uygulamanın tahsilatlara etkisi betimsel istatistik yöntemiyle açıklanmıştır.
Türkiye'de tıp doktorlarının vergi bilinci ve uyumu üzerine ampirik bir değerlendirme
Bu çalışmanın temel amacı, Türkiye'de tıp doktorlarının vergi bilinci ve vergiye uyum düzeylerini çok boyutlu bir perspektifle incelemektir. Vergi uyumu, kamu gelirlerinin sürdürülebilirliği ve vergi sisteminin etkinliği açısından kritik bir olgu olup; ekonomik, psikolojik, sosyolojik ve kültürel unsurların etkileşimiyle şekillenmektedir. Çalışmada öncelikle vergi uyumuna ilişkin teorik çerçeve ele alınmış; vergi ahlakı yaklaşımı, Allingham-Sandmo modeli, Fischer modeli, davranışsal yaklaşım, kaygan zemin yaklaşımı ve mali psikoloji yaklaşımı ayrıntılı biçimde değerlendirilmiştir. İkinci bölümde, uluslararası literatürdeki eğilimleri ortaya koymak amacıyla Web of Science veri tabanından elde edilen makaleler üzerinde bibliyometrik analiz yapılmıştır. Analizler sonucunda, yayınların yıllar içerisindeki gelişimi, en çok atıf alan çalışmalar, yazar, kurum ve ülke iş birlikleri ile anahtar kelime ağları incelenmiştir. Bulgular, vergi uyumu araştırmalarının giderek artan biçimde güven, etik ve davranışsal ekonomi gibi kavramlar etrafında şekillendiğini ortaya koymuştur. Üçüncü bölümde ise Türkiye'de görev yapan 523 hekim üzerinde anket uygulanmış; demografik özellikler, çalışma sektörü (kamu/özel), gelir düzeyi ve mükellefiyet türü gibi değişkenler ile vergi uyumu arasındaki ilişkiler istatistiksel olarak analiz edilmiştir. Sonuçlar, vergi uyumunun özellikle yapısal faktörlerden etkilendiğini göstermektedir. Kamu sektöründe çalışan hekimlerin gönüllü uyum düzeyleri daha yüksek bulunurken, özel sektör hekimlerinin vergi kaçırmaya daha eğilimli oldukları tespit edilmiştir. Bunun yanı sıra, vergiye ilişkin etik algılar ve kamu hizmetlerinin finansmanına dair farkındalığın da uyum davranışını önemli ölçüde şekillendirdiği görülmüştür. Bu araştırma, meslek grupları özelinde vergi uyumunu inceleyen sınırlı sayıdaki çalışmalara katkı sunmakta; sağlık sektöründe çalışan mükelleflerin vergiye yönelik tutumlarını ortaya koyarak politika yapıcılar için yol gösterici sonuçlar üretmektedir. Bulgular, vergi uyumunun yalnızca yaptırımlar ve ekonomik teşviklerle değil; aynı zamanda güven, adalet algısı, mesleki etik ve toplumsal bilinç ile güçlendirilebileceğini göstermektedir.
Vergi Hukukunda sahte belge suç ve cezaları ile vergi afları ilişkisinin mükellef davranışları üzerine etkisi: Vergi ahlakı ve vergi uyumu açısından bir analiz
Vergi afları, vergi borçlarının belirli bir süre veya koşullarla affedilmesini sağlayan bir mekanizmadır. Tezde, vergi aflarının vergi uyumu üzerindeki etkileri incelenmekte ve vergi aflarının mükellefleri vergi affı beklentisine sürükleyerek vergi uyumunu olumsuz etkileyebileceği üzerinde durulmaktadır. Aynı şekilde, vergi cezalarının vergi uyumu üzerindeki disiplinleyici rolü de detaylı bir şekilde değerlendirilmektedir. Çalışmada, Türk vergi hukuku bağlamında sahte belge suçu, vergi ahlaki davranış, vergi afları ve cezalar arasındaki kompleks ilişkileri ve bu faktörlerin vergi uyumu üzerindeki etkilerini akademik bir perspektifle ele almaktadır. Bu analiz, vergi uyumunu artırmak için etkili politikaların geliştirilmesi ve vergi sisteminin sağlıklı işleyişini sürdürme ve güçlendirme konusunda önemli bir temel oluşturmaktadır. Tezin temel odak noktalarından biri, sahte belge suçunun vergi ahlaki davranış üzerindeki etkilerinin derinlemesine incelenmesidir. Sahte belge kullanımının vergi ahlaki değerleri zayıflattığı ve dürüstlük prensiplerine aykırı olduğu vurgulanmaktadır. Mükelleflerin sahte belge kullanma eğilimleri vergi uyumunu azaltabilir ve vergi sisteminin adaletini tehlikeye atabilir. Bu bağlamda, etkili önlemler alınması ve bilinçlendirme çalışmalarının yapılması gerekmektedir. Ayrıca, tezde vergi aflarının ve cezaların vergi uyumu üzerindeki etkileri ayrıntılı bir şekilde ele alınmaktadır. Vergi afları, vergi mükelleflerine geçmiş vergi borçlarının belirli bir süre veya koşullarla affedilmesini sağlayan bir mekanizmadır. Bu afların kullanımı, mükelleflerin vergi uyumunu artırma amacı taşımaktadır. Ancak, sürekli ve aşırı vergi aflarının kullanımı, mükellefleri vergi affı beklentisine sürükleyebilir ve dürüst mükelleflerin motivasyonunu azaltabilir. Bu nedenle, vergi aflarının dikkatli bir şekilde tasarlanması ve sınırlı bir şekilde uygulanması önemlidir. Cezaların vergi uyumu üzerindeki disiplinleyici etkileri de tezde ele alınmaktadır. Vergi kaçakçılığı ve sahte belge suçu gibi vergi ihlalleri, caydırıcı cezalarla karşılanmalı ve bu cezaların etkin bir şekilde uygulanması sağlanmalıdır. Ceza politikalarının adaletli ve etkili bir şekilde yürütülmesi, vergi uyumunu artırmaya yardımcı olabilir ve vergi ahlaki davranışı teşvik edebilir. Sonuç olarak, bu tez çalışması sahte belge suçu, vergi ahlaki davranış, vergi afları ve cezalar arasındaki karmaşık ilişkileri analiz ederek, vergi uyumu üzerindeki etkilerini aydınlatmaktadır. Makalenin bulguları, vergi politikalarının oluşturulması ve uygulanması sürecinde karar alıcılar ve ilgili paydaşlar için değerli bir rehberlik sağlayabilir. Vergi uyumu ve etik davranışların teşvik edilmesi, sağlıklı bir vergi sisteminin sürdürülmesi ve toplumun refahına katkı sağlaması açısından büyük önem taşımaktadır. Anahtar Kelimeler: Sahte Belge, Vergi Uyumu, Vergi Affı, Vergi Kaçakçılığı
Yerel yönetimlerde sosyal yardımlara yönelik bir alan araştırması: Siirt ili örneği
Yerleşim birimlerinde yerel halkın temel nitelikli ihtiyaçlarını gideren yerel yönetimler, halka önemli kamusal hizmetler sunmaktadır. Sunulan hizmetlerin en önemlisi olarak da sosyal yardımlar gelmektedir. Belediyelerin sosyal yardımlarını konu alan bu çalışmayla yoksullukla ilgili kavramsal ve kuramsal çerçeveye yer verilmiştir. Yoksullukla ilgili genel bilgilere yer verildikten sonra yerel yönetimlere ve onların yapmış oldukları sosyal yardımlara ilişkin bilgilere yer verilmektedir. Siirt'te yürütülen bu çalışma ile yerel yönetimlerin sosyal yardım sürecindeki çalışmaları incelenmiştir. Araştırmada görüşülen kişilerden toplanan veriler ve Siirt örneğinde yürütülen çalışmalarla yerel yönetimlerin bu alandaki çalışmaları yapılan nitel çalışma ile ortaya konmuştur.
Kamu-özel işbirliği projelerinin hukuki açıdan değerlendirilmesi: Türkiye'de uygulama ve iyileştirme önerileri
Kamu-Özel İşbirliği (KÖİ) projeleri, özellikle son yıllarda dünya genelinde giderek yaygınlaşan bir iş modeli olarak öne çıkmaktadır. Bu model, kamu kaynaklarının etkin bir şekilde kullanılması, özel sektörün tecrübe, sermaye ve teknolojik kapasitesinin kullanımı ile birlikte kamu hizmetlerinin kalitesinin artırılması amacıyla ortaya çıkmıştır. Türkiye'nin de bu alanda ciddi bir ivme yakalaması, birçok sektörde KÖİ projeleri gerçekleştirmesi ve bu projelerin toplam tutarının milli gelirin %5'ine ulaşması, bu modelin ülkemizdeki önemini arttırmaktadır. Ancak, KÖİ projelerinin hukuki boyutu, bu modelin başarısının önemli bir parçasını oluşturmaktadır. Zira bu projelerde yer alan taraflar arasındaki sözleşmelerin hukuki geçerliliği, işbirliği sürecinin tüm aşamalarında doğru bir şekilde uygulanması, projelerin başarısında kritik bir rol oynamaktadır. Ayrıca, KÖİ projelerinde sıkça karşılaşılan hukuki sorunların da ayrıntılı bir şekilde ele alınması gerekmektedir. Bu sorunlar, devlet garantileri, ticari sır, uluslararası tahkim ve sözleşme yönetimi gibi konuları kapsamaktadır. Bu tez çalışması, yukarıda belirtilen ihtiyaçtan hareketle hazırlanmıştır. Çalışmanın temel amacı, Türkiye'deki KÖİ projelerinin hukuki boyutunu detaylı bir şekilde inceleyerek, bu alanda uygulanan pratikleri değerlendirmek ve iyileştirme önerileri sunmaktır.
Türkiye'de kamu kurumlarındaki istihdam politikalarının dönüşümü: 1999-2020 dönemine dair bir inceleme
Kamuda çalışan personelin istihdam şekilleri ve mali hakları ile ilgili çalışma yapılmıştır. Kamuda istihdam edilen personelin sınıflandırma ve kadroya dayalı olarak özlük hakları hakkında nasıl bir iyileştirme yapılması gerektiği anlatılmıştır. Bunun yanında personel değerlendirmesi, bir örgütün gelecekteki özelliklerini ve performansını önemli ölçüde etkileyebilecek çok kriterli bir karar verme problemi olarak görülmektedir. Dolayısıyla kuruluşların insan gücünden en iyi şekilde yararlanabilmesi için personel seçiminin ve süreç içerisinde personel değerlendirmesinin uygun bir şekilde yapılması gerekir. Buradan hareketle, bu çalışmada, Türkiye'de kamu kurumlarındaki istihdam politikalarının dönüşümüne yönelik 1999-2020 dönemine dair bir inceleme yapmak amaçlanmıştır. Araştırmada doküman analizi kullanılmıştır. Araştırma sırasında ulaşılan bulgular dahilinde konuya yönelik olarak değerlendirme yapılmıştır. 657 sayılı Kanun kapsamında istihdam edilen personelin mali ve özlük, sosyal hakları ayrıntılı olarak anlatılmıştır. Ayrıca kamuda istihdam edilen personelin merkezi bütçeye oranı hesaplanmıştır.
Türkiyede bütçe açıklarının enflasyona etkisi: 1960-2020 dönemine dair bir inceleme
Bütçe açığı ile enflasyon arasındaki ilişki makroekonominin en önemli konularından biridir. Bütçe açığının enflasyona yol açması konusu ekonomistler tarafından sıklıkla araştırılan bir konu olmuştur. Hükümetler para basmanın yanı sıra yurt içi ve yurt dışından borç alarak açıkları finanse etmektedir. İstikrarsız para talebi, döviz kuru değer kaybı ve yaygın endeksleme gibi çeşitli faktörler, açıkların parasal finansmanı ile daha kısa dönemler için enflasyon arasındaki ilişkiyi gölgelemektedir. Dolayısıyla teorik açıdan genellikle muğlak olan bütçe açığının enflasyon üzerindeki etkisi çalışmanın temel amacını oluşturmaktadır. Bu çalışma Türkiye'de bütçe açığının enflasyona etkisini 1960-2020 dönemini kapsayan verileri kullanarak incelemektedir. Enflasyonu temsilen Tüketici Fiyat Endeksi (%), bütçe açıklarını temsilen bütçe dengesi/GSYİH kullanılmıştır. Çalışmada öncelikle değişkenlerin durağanlığını sağlamak için geleneksel birim kök testlerinden ADF ve PP birim kök testleri kullanılmıştır. Daha sonra yapısal kırılmalara izin Zivot-Andrews birim kök testi kullanılmıştır. Hem geleneksel hem de yapısal kırılmaları dikkate alan birim kök testleriyle yapılan uygulamalardan sonra serilerin birinci farkları alındıktan sonra durağanlıkları sağlanmıştır. Beş kırılmaya kadar izin veren yapısal kırılmaları dikkate alan eş bütünleşme testi ile değişkenler arasında uzun dönemli bir ilişki olduğu tespit edilmiştir.
Hazine ve Maliye Bakanlığının e-devlet projesine kayıtlı bilgi modülü ve e-devlet varlıklarına ilişkin bilgi güvenliğinin sağlanması
Kuruluşlar, stratejik hedeflerini belirleme aşamasında hedeflerini etkileyen fırsatları ve tehditleri belirlemek, değerlendirmek, belirlenen ve değerlendirilen fırsat ve tehditlere ilişkin alınması gereken önlemleri almak ve süreç içerisinde yer alan kontrol noktalarını belirlemek zorundadır. Bu kontrol noktalarının etkin ve verimli olarak çalışmasını sağlamak amacıyla testler gerçekleştirmek de önemlidir. Bilgi güvenliğinin sağlanmasına yönelik tüm faaliyetlerin etkinliğini ve verimliliğini artırmak, varlıkların korunmasını sağlamak, raporlamaların tamlığını, bütünlüğünü ve güvenilirliğini temin etmek, yürürlükteki kanun, mevzuat, politika ve prosedürlere uyum hedeflerini gerçekleştirmek için iç kontrol faaliyetleri önemlidir. Bu faaliyetler, olası güvenlik açıklarını azaltmaya ve suiistimallerin önüne geçmeye yardımcı olabilir. İç kontrol mekanizmalarının sürekli değişen ve farklılaşan risklere cevap verebilir olup olmadığını izlemek, kurum kültürünü şekillendirmek ve tüm çalışanların görev tanımının gerektirdiği iç kontrol faaliyetlerini yerine getirmesini sağlamak, bilgi güvenliğinde olgunluk seviyesini artırmada önemli bir katkı sağlayabilir. Bu çalışmanın amacı, E-Devlet kavramının ne olduğu, nasıl ortaya çıktığı ve olası risklerinin neler olduğu konusunda farkındalık oluşturmak, kullanım sıklığı ve kapasite artışı durumlarından kaynaklanan risk seviyelerini değerlendirmek, uygulamaya ilişkin bilgi varlıklarına yönelik mevcut durumu ele almak ve bu risklere karşı hangi kontrol yaklaşımının uygulandığını incelemektir. Ayrıca, Avrupa Birliği ve Birleşmiş Milletlerin e-Devlet hizmet kalitesi verilerine göre Türkiye'nin olgunluk seviyesini belirlemek, bu olgunluk seviyesindeki uygulamanın Hazine ve Maliye Bakanlığı süreçleri içindeki rolünü anlamak ve dijital hizmetlerin kamu maliyesi ve vatandaş açısından sağladığı katkıları değerlendirmektir.
Türkiye'de elektronik ticaretin vergilendirilmesi ve ekonomiye etkisi
Teknolojik gelişmelerin ardından elektronik ticaretin (e-ticaret) ortaya çıkışı, ticarette uluslararası sınırları aşma kapasitesiyle karakterize edilen yeni bir paradigmayı ortaya çıkarmıştır. E-ticaretin kolaylaştırdığı yeni ortaya çıkan ticaret modlarının sağladığı çeşitli kolaylıklar ve avantajlara rağmen, aynı zamanda bir dizi belirsizlik ve zorluğu da beraberinde getirdiler. Bu zorlukların başında teknik altyapı, yasal çerçeveler ve en önemlisi e-ticaret alanındaki işlemlerin vergilendirilmesiyle ilgili sorunlar gelmektedir. Geleneksel ticaretle karşılaştırıldığında e-ticaretin yapısı ve işleyiş tarzındaki temel farklılık, geleneksel vergi sistemlerini e-ticaret işlemlerinin karmaşıklıklarını özümsemek için yetersiz donanıma sahip hale getirmiş, dolayısıyla bu tür ticari faaliyetleri etkili bir şekilde düzenleme kapasitelerini engellemiştir. Bu bilimsel araştırmanın temel amacı, elektronik ticaret kavramının ve bunun vergilendirme kapsamındaki çok yönlü sonuçlarının kapsamlı bir şekilde araştırılmasında yatmaktadır. Çalışma, e-ticaretin inceliklerini aydınlatmaya, beraberinde getirdiği zorlukları açığa çıkarmaya ve bu sorunları çözmeye uygun potansiyel çözümlere ışık tutmayı amaçlamaktadır. Bu araştırmanın kapsamı, e-ticaretin kavramsal temellerinin ve pratik uygulamalarının ayrıntılı bir incelemesini kapsamaktadır. Ayrıca, e-ticaret uygulamalarını hayata geçirmeyi ve bunların yol açtığı zorlukları iyileştirmeyi amaçlayan hem yerel hem de uluslararası çabaları kapsamlı bir şekilde incelemektedir. Çalışma aynı zamanda küresel ölçekte ve Türkiye bağlamında bu uğraşlarla ilgilenen ilgili kuruluşların ayrıntılı bir açıklamasını içerecek şekilde kapsamını genişletmektedir. Analizin ayrılmaz bir parçası, Türk yargı yetkisi dahilinde e-ticareti destekleyen yasal altyapının kapsamlı bir değerlendirmesidir. Bu kapsamlı bilgilerin sunulmasının ardından çalışma, Türkiye'de e-ticareti düzenleyen vergi rejiminin, mevcut mevzuat çerçevesinde vergilendirmenin çeşitli yönlerini kapsayan kapsamlı bir değerlendirmesini üstlenmektedir. Bu değerlendirme çalışmasının amacı, e-ticaretin birden fazla vergi kategorisinde vergilendirilmesine ilişkin Türkiye'deki mevcut yasal çerçevedeki boşlukları ve komplikasyonları aydınlatmaktır. Bu değerlendirmelerin sonuçlanması, mevcut mali çerçeve içerisinde e-ticaretin yol açtığı sorunları net bir şekilde ortaya koymaya hizmet etmekte ve böylece çağdaş vergi mevzuatı kapsamında düzeltilmesi gereken zorluklara ilişkin içgörüler sağlamaktadır.
Türkiye'de ekonomik krizlerin etkileri ve ekonomik istikrarı sağlamada maliye politikasının dönemsel analizi
Bu çalışmada öncelikle kriz ve kriz olgusu üzerinde araştırma yapılarak, 1929 Ekonomi Buhranından başlayarak dünyada ve Türkiye'de meydana gelen krizler ve bu krizlerin Türkiye ekonomisi üzerindeki mali etkileri araştırılmaktadır. Çalışmada kriz kavramı, ekonomik kriz kavramı ve kriz olgusu üzerinde literatür araştırması yapılarak krizin özellikleri, müdahale edilmesinde izlenecek yöntemler ile 1929 Ekonomi Buhranından başlayarak dünyada meydana gelen ekonomik krizler ve bu krizlerin Mali etkileri, etki alanları, yarattığı sonuçlar ve bu krizler karşısında alınan tedbirler ortaya konulmuştur. Ayrıca 1980 Banker krizinden 2020 yılında Tüm dünyada etkili olan COVİD – 19 pandemisine kadar meydana gelen krizlerin Türkiye Ekonomisi üzerindeki mali etkileri araştırılarak, krizlere karşı alınan tedbirler incelenecek ve bu krizlerden sonra ülke ekonomisinin genel durumu incelenmiştir. Çalışmadan elde edilen çıkarımlar çerçevesinde, Türkiye'de ekonomik kriz durumlarında, özel sektör ekonomisinin girişimcilik arzını artıracak ve dış yatırımları ülkeye çekecek ekonomi ve maliye politikalarının etkin olacağı kanaatine varılmıştır.
Türkiye'de maliye politikalarının dönemsel analizi
Sosyal politikaların belirlenmesinde ve ekonomik kararların işlerlik kazanmasında büyük öneme sahip olan maliye politikalarının etkileri hem ülkelere hem de dönemlere göre farklılık göstermektedir. Nitekim devlet yönetimleri, ekonomik istikrarın sağlanması ve özellikle kriz dönemlerinde ortaya çıkan olumsuzlukları en aza indirmeyi amaçlayarak maliye politikalarında değişiklikler yapmaktadır. Genellikle vergi teşvikleri veya yeni vergi türlerinin yürürlüğe konulması, iç veya dış borçlanma yoluna gidilmesi, kamu harcamalarının arttırılması, iç tasarrufun arttırılması, ihracatın arttırılması ya da ithalatın azaltılmasına yönelik düzenlemelerin yapılması maliye politikalarının da değiştiğini yansıtmaktadır. Literatür taraması ve resmi istatistiki verilerden yararlanılarak hazırlanan bu araştırmada Türkiye'de 1923 yılından günümüze kadar uygulanan maliye politikaları araştırılmış, tercih edilen maliye politikaları arasındaki benzerlikler ve farklılıklar karşılaştırmalı analiz edilmiştir. Araştırma sonucunda Türkiye'de uygulanan maliye politikalarının bütçe açıklarının finansmanında uzun vadede olumlu etkisinin olduğu tespit edilmiştir.