Trakya University
Institute

Institute of Graduate Studies in Science

Trakya University

179

Archived Theses

0

DOIs Assigned

0%

DOI Rate

Archived Theses

10 Theses
DoctorateOpen AccessTR

Kuinklorak herbisitinin ergin zebra balığı (Danio rerio, Hamilton 1822) solungaç dokusu üzerinde genotoksisitesi ve rosmarinik asitin koruyucu etkisi

Dünyada pestisitler içerisinde en fazla herbisitlerin kullanıldığı bilinmektedir. Ülkemizde de herbisit kullanımı her geçen gün artmakta ve bu artışla birlikte herbisitlerin çevre ve canlı organizmalar üzerindeki olumsuz etkileri de buna bağlı olarak artış göstermektedir. Kinolin karboksilik asit türevi olan kuinklorak (3,7-dikloro-8-kinolinkarboksilik asit); yeni, seçici bir oksin grubu herbisit olup, pirinç, çim alanları, buğday ve kimyasal nadasta kullanılmaktadır. Bu çalışmada, kuinklorak herbisitinin Zebra balığı üzerinde muamelesi ile solungaç dokularında, Rastgele Çoğaltılmış Polimorfik DNA (RAPD) yöntemiyle DNA hasarı ve Kantitatif Real Time PCR (qRT-PCR) ile antioksidan, oksidatif stres, gen onarımı, ısı şoku, hücre döngüsü kontrolü, apoptoz yolağı gibi belirli hücre savunma sistemlerinin etki mekanizmasının ortaya çıkarılması ve biberiye bitkisinden elde edilen Rosmarinik Asit'in (RA) kuinklorak herbisitinin toksik etkisine karşı koruyucu etki değerlendirilmesinin yapılması, kuinklorak herbisitinin doku üzerinde genotoksik etkisi ile RA'nın arasındaki ilişkinin ortaya konması amaçlanmıştır. Zebra balıkları, kuinklorak herbisitinin ön çalışma sonrası belirlenen LC50 96 saat değerinin katlar halinde azalan konsantrasyonları ile sırasıyla 177,00 mg/L, 88,50 mg/L, 44,25 mg/L ve 100 μM RA ayrı ayrı ve en yüksek kuinklorak konsantrasyonu ile birlikte 100 μM RA+ 177,00 mg/L 48 saat boyunca muamele edilmiştir. Sonuçlar değerlendirildiğinde RAPD profillerinde kuinklorak maruziyeti sonrası tespit edilen göstergeler, yüzde genomik kalıp kararlılığında (% GKK) değişim olduğunu göstermiştir. Kuinklorak maruziyeti sonrası en yüksek test konsantrasyonunda antioksidan (Cu-Zn SOD, Mn-SOD, GPX, GST, MT2), insülin benzeri büyüme faktörü (IGF2), ısı şok proteini (HSP70), hücre döngüsü kontrol noktası (P21Kip1 ve P27Kip1), DNA tamir (XPA, XPC ve XRCC3) ve apoptoz yolağı (P53, BAX, Kaspaz 3, Sitokrom C) genleri ifade düzeylerinde artış tespit edilmiştir. RA'nın en yüksek test konsantrasyonu ile birlikte uygulandığı muamele sonrası, kontrol grubuna benzer sonuçlar elde edilmiştir. Sonuç olarak, kuinklorak maruziyetinin Reaktif Oksijen Türleri (ROT) oluşumunu arttırmış olabileceğinden antioksidan savunma sistemi gen ifadelerinde artışa neden olduğu, DNA hasarını indüklediği, hücre döngüsü ilerlemesini kesintiye uğrattığı, DNA onarım sistemi gen ifadelerini arttırdığı, apoptotik yolağı tetiklediği tespit edilmiştir. RA'nın kullanıldığı test gruplarında, antioksidan etki mekanizmasına bağlı olarak, hücreleri toksik etkiden koruyarak sağkalımı indüklediği tespit edilmiştir.

Kezban Yıldırım
Trakya University · Institute of Graduate Studies in Science
2024
00
DoctorateOpen AccessTR

Yeni tanılı erişkin akut miyeloid lösemili hastalarda, hücre proliferasyonu, hücre farklılaşması ve apopitozis üzerine etkili uzun kodlamayan rna'ların araştırılması

Uzun kodlamayan RNA'lar (lncRNA), protein kodlama potansiyeli olmayan ve düzenleyiciler olarak işlev gören, 200 nükleotidten daha uzun olan RNA'lardır. lncRNA'ların birçok hastalık ve kanser ile ilişkili olarak hastalık prognozundaki önemi bildirilmiş ve bazı kanser türlerinde biyobelirteç olarak önerilmiştir. Akut miyeloid lösemi (AML), miyeloid progenitör hücrelerin anormal çoğalması, farklılaşması, hayatta kalmasına neden olan çeşitli genetik anomalilere sahip hematopoetik hücrelerin kanseridir. Yetişkinlerde en sık görülen lösemi türüdür. AML hastalığında genetik alt yapının önemli olduğu Dünya Sağlık Örgütü (WHO), Avrupa Lösemi Net (ELN) ve Uluslararası Konsensus Sınıflandırması (ICC)'nin yakın zamanda güncellediği tanı ve tedavi kılavuzuyla ortaya konmuş olmasına rağmen hastalığın heterojenliği, moleküler mekanizmasının tam olarak aydınlatılmasını kısıtlamaktadır. Yaptığımız çalışmada, AML'nin moleküler mekanizmalarının aydınlatılmasında hox transkript antisens intergenik RNA (HOTAIR), H19, kolon kanseri ile ilişkili transkript-1(CCAT1) ve mide karsinomu proliferasyonunu arttıran transkript 1 (GHET1)'in ifade düzeyleri ile bu lncRNA'larla ilişkili olan v-MYC miyelositomatoz viral onkogen homoloğu (c-MYC) ve Ras ile ilişkili protein 2B (RAP2B)'nin ifade düzeyleri araştırıldı. lncRNA'ların hücre döngüsüne etkisini siklin bağımlı kinaz 4 (CDK4) ifadesiyle ve apopitoziste olan etkisini de Bcl-2 ile ilişkili X proteini (BAX) ifadesi ile araştırıldı. Araştırmamızda ekspresyon düzeylerinin belirlenmesinde gerçek zamanlı polimeraz zincir reaksiyonu (PCR) yöntemi kullanıldı. Elde edilen tüm sonuçlar hastaların klinik durumları ve genetik varyasyonları ile değerlendirildi. Araştırdığımız lncRNA'ların AML'de kan ve kemik iliği örneklerindeki ifade oranları arasındaki farka dair bir bilgiye rastlamadığımızdan, öncelikle AML periferik kan ve kemik iliği örneklerindeki ifade düzeyleri karşılaştırıldı. HOTAIR, H19, CCAT1, GHET1, c-MYC, RAP2B, BAX ve CDK4'ün AML periferik kan ile kemik iliği örneklerindeki ifade düzeyleri arasındaki fark istatistiksel açıdan anlamlı değildi (p>0,05). AML hastalarında sağlıklı kontrollere kıyasla HOTAIR ve H19 ifadesinin yüksek olduğu bulundu (p<0,05). HOTAIR'ın NPM1 varyantı taşıyan AML hastalarında yabanıl tipteki hastalara oranla ifadesi artmıştı (p<0,05). AML'li hastalarda sağlıklı kontrollere kıyasla c-MYC ve CDK4'ün ifade düzeyleri yüksek olduğu bulundu (p<0,05). CCAT1, GHET1 ve BAX'ın ifadeleri istatistiksel açıdan anlamlı değildi (p>0,05). RAP2B'nin ifadesi ise AML hastalarındaki ifadesi, sağlıklı kontrollere göre düşüktü (p<0,05). H19 ifade oranları c-MYC ifadesi, monosit düzeyleri, lökosit düzeyleri ve blast yüzdeleri ile pozitif yönde koreleydi. HOTAIR, H19, GHET1, CCAT1 ve CDK4'ün ifade oranları arasında pozitif yönlü bir ilişki vardı. Sonuçlarımız beraber değerlendirildiğinde; HOTAIR, H19, GHET1, CCAT1, c-MYC, RAP2B, CDK4 ve BAX'ın AML'li hastaların kemik iliği numunelerinden elde edilen sonuçlar, sağlıklı kontrollerin periferik kanından elde edilen sonuçlar ile kıyaslanabilir. AML'de, HOTAIR, H19, GHET1, CCAT1'in ifade düzeyleri pozitif yönde ilişkili olarak CDK4 geni ifadesinin artışı üzerinden hücre döngüsünün ilerlemesine katkı sağlayarak lökomogenezde rol oynayabilir. AML'de daha büyük örneklem gruplarıyla elde ettiğimiz sonuçların doğrulanması gerekir Bu bulgular ışığında HOTAIR ve H19, potansiyel bir biyobelirteç olarak kullanılabilir.

Ebru Göncü
Trakya University · Institute of Graduate Studies in Science
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Kavuz yakıtlı dikey kurutma makinesinin sıcaklık kontrolü

Çeltik, hasat edildikten sonra %20-%25 nem oranına sahiptir. Tahılların güvenli bir şekilde depolanması ve işlenmesi için nem oranlarının %12-%14 aralığına indirilmesi gerekmektedir. 31 ton çeltiği kurutmak geneli %90 kömür yakıtlı, 45.000m³/h debili sıcak hava kullanılarak yapılır ve ısı 700000kCal/kg'lik kazanlar ile sağlanır. Bu çalışma kapsamında çeltik kurutmada kullanılmak kömür kazanı ile eşdeğer, çeltik kabuğu yakıtlı kazan tasarımı yapılmıştır. Giriş ve çıkış birimleri, PLC ile kontrol edilen sistemin termodinamik hesaplamaları yapılmış ve bu veriler elektronik ortamda analiz edilmiştir. Besleme hızı, hava hacmi, sıcaklık kontrolü optimize edilerek, dikey kurutma makinesinin standartlarına uygun çalışma sağlanmıştır. Kavuz yakıtının kömür kazanı ile aynı kurutma performansını gösterebilmesi için gerekli ısıl değerler incelenmiştir. Kabuk kazanı çıkış sıcaklığı 65°C'ye ulaşmayı hedeflenmiştir ve sabit tutulması gerekmektedir. Bu çalışmanın, sürdürülebilir enerji kaynaklarının kullanımını teşvik ederek ekonomik ve çevresel faydalar sağlaması beklenmektedir. Yıl : 2024 Sayfa Sayısı : 99 Anahtar Kelimeler : Dikey Kurutma, Kavuz Yakıtı, Kazan Tasarımı, Kazan Kontrolü

PLC
Aylin Satılmış
Trakya University · Institute of Graduate Studies in Science
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Engelliler için afet sonrası toplanma alanlarının değerlendirilmesi/Fatsa örneği

Tarih boyunca afetler, öncelikle müdahaleye odaklanarak hazırlık ve zarar azaltma önlemlerini ihmal etmiştir. Yaşanılan afetler sonucunda deneyimlerden çıkan bilgilerle, afet ve acil durum yönetiminde daha etkili bir sistem oluşturmak için ilerlemeler sağlamıştır. Yönetim süreci, risk azaltma, hazırlık, müdahale ve iyileştirme aşamalarını içerirken, teknolojideki ilerlemeler ve ulusal/uluslararası yardım kurumlarının önemi, afetlere karşı daha kapsamlı ve koordineli bir hazırlık ve müdahale yaklaşımının benimsendiğini göstermektedir. Doğal felaketler, acil durumlar veya krizler sırasında kilit bir rol oynayan afet sonrası toplanma alanları, mağdurların güvenli bir şekilde bir araya gelebileceği, yardım alabileceği ve toplumsal dayanışmanın desteklendiği kritik altyapı unsurlarıdır. Bu bölgeler, hızlı bir şekilde toplulukları etkileyebilecek büyük tehditlere karşı önemli bir savunma hattı oluşturmaktadır. Afet ve acil toplanma alanlarının, afet sırasında ve sonrasında tüm bireylerin özel ihtiyaçlarına uygun olması gerekir. Afet ve acil toplanma alanlarının herkes için erişilebilir olması ve özellikle engelli bireyler için, bu alanların tasarımı ve yönetimi, onların entegrasyonunu ve güvenliğini sağlamak amacıyla özel tedbirleri içermelidir. Sonuç olarak, afet ve acil toplanma alanları, çeşitli ihtiyaçları karşılayacak şekilde dikkatlice planlanmalı ve etkili bir şekilde yönetilmelidir. Bedense ve görme engelliler için afet ve acil toplanma alanlarının Fatsa ilçesi örneği üzerinden değerlendirilmesi amaçlanan bu çalışmada, afet hazırlığı ve yönetimi planlarının engelli bireyleri de içerecek şekilde tasarlanmasının önemi vurgulanmaktadır. Fatsa ilçesinin afet ve acil toplanma alanları üzerinden yapılan çalışma, T.C. Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı'nın yayınlamış olduğu 'Açık Alanlar İçin Erişilebilirlik İzleme Ve Denetleme Formu'ndan eksik noktaları belirleyerek bu alanları bedensel ve görme engelli bireyler için iyileştirmek amacıyla öneriler sunmaktadır. Çalışma, engelli bireylerin yaşam kalitesini artırmaya yönelik önerilerle literatüre katkıda bulunmayı hedeflemektedir.

Dilek Düşünüş
Trakya University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2024
00
DoctorateOpen AccessTR

Genetik algoritmaları kullanarak web sayfalarından veri çıkarımı için otomatik olarak düzenli ifade oluşturma

Bu tez çalışmasında web sayfalarından ilgili görüntülerin çıkarılması için genetik algoritmalara dayalı otomatik düzenli ifade üreten bir model tasarlanmıştır. Web ortamında paylaşılan veriler çıkarıldıktan sonra metin madenciliği, veri madenciliği, görüntü analizleri, sahte haber analizi gibi birçok alanda kullanılmaktadır. Web sayfalarında paylaşılan verilerin çıkarılmasına web kazıma işlemi denilmektedir. Fakat genellikle web kazıyıcı programlar ya da manuel olarak gerçekleştirilen bu veri çıkarma işlemi hem daha çok hataya yol açmakta hem de daha çok zaman alıcı olabilmektedir. Literatürde genellikle haber başlıkları, ana içerik ve tablolar gibi metin verisinin çıkarılmasına yönelik çalışmaların daha yoğun olduğu görülmektedir. Bu tez çalışmasında, web sayfalarındaki asıl haber içeriğine ait görüntü verisinin çıkarılması için bir yöntem geliştirilmiştir. Diğer yöntemlerden farklı olarak ilgili görüntülere erişilebilmesine yönelik tasarlanan modelde otomatik olarak bir düzenli ifade üretilmektedir. Düzenli ifadelerin yazım zorluğu ve tecrübe gerektirmesi nedeniyle elle yazılması işlemini zorlaştırmaktadır. Bu sebeple, gerçekleştirilen çalışma ile bir ya da birkaç ilgili resim verisine ait HTML metni incelenerek ilgili resimlere ulaşabilmeyi sağlayan düzenli ifade otomatik olarak oluşturulmaktadır. Genetik algoritmalardan yararlanılarak gerçekleştirilen çalışmada, genetik algoritmaların kötünün elenmesi ve en iyinin hayatta kalması prensibine göre en çok ilgili resme ulaşmayı sağlayan düzenli ifadenin üretilmesi amaçlanmıştır. Çalışmada kullanılan veri setinde 58 farklı ülkeye ait 200 web sitesinden toplanmış görüntü verisine ait HTML kodları bulunmakta ve her site için de 100 sayfa yer almaktadır. Toplam 635.015 adet ilgili ve ilgisiz görüntü verisinin bulunduğu veri seti içerisinde 22.682 adet ilgili görüntü verisi bulunmaktadır. Her bir görüntü verisi 30 adet özellik ile kodlanmıştır. Yapılan çalışma ile bu özelliklerden 3 tanesi kullanılmıştır. Çalışmada elde edilen bulgularda Python programlama dili kullanılarak tasarlanan model ile yapılan testler sonucunda 200 web sitesi için ilgili resimlere ulaşma oranının %98 oranında olduğu görülmüştür.

Canan Aslanyürek
Trakya University · Institute of Graduate Studies in Science
2024
00
DoctorateOpen AccessTR

Kırklareli, Edirne ve Tekirdağ illerindeki yumurtacı tavuk altlıklarından elde edilen salmonella izolatlarının serotiplendirilmesi, bazı dezenfektanlara, antibiyotiklere ve kamfor yüklü kitosan gümüş nanopartiküllerine duyarlılıklarının belirlenmesi

Bu çalışmada, Türkiye'nin Avrupa yakasında bulunan üç farklı il (Kırklareli, Edirne ve Tekirdağ) üzerindeki yumurtacı tavukların taze dışkısından toplam 323 adet drag swab örneği alınmıştır. ISO 6579:2002 yöntemine göre örneklerin %17,3'ünde Salmonella tespit edilmiştir. Elde edilen 56 Salmonella izolatı, Kauffmann-White-Le Minor Şeması'na göre antiserum kullanılarak lam aglütinasyonuyla serotiplendirilmiştir. S. Typhimurium (%28,6), S. Kentucky (%17,9), S. Abony (%16,1), S. Infantis (%8,9), S. Enteritidis (%5,4), S. Anatum (%3,6), S. Saintpaul (%3,6), S. Szentes (%1,8), S. Dibra (%1,8), S. Fallowfield (%1,8), S. Kimuenza (%1,8), S. Escanaba (%1,8), S. Nagoya (%1,8), S. Mbandaka (%1,8), S. Agona (%1,8) ve Salmonella II 17: e, n, x, z15: 1,6 (%1,8) olmak üzere 16 Salmonella serotipi belirlenmiştir. S. Kimuenza, S. Escanaba ve S. Nagoya'nın yumurtacı tavuklarından izolasyonu Türkiye'de ilk kez rapor edilmiştir. S. Dibra, S. Fallowfield, S. Szentes ve Salmonella II 17: e, n, x, z15: 1,6'nın yumurtacı tavuklarından izolasyonu dünyada ilk rapordur. Toplam 56 Salmonella izolatının amoksisilin-klavulanik asit, sefepim, azitromisin, kloramfenikol, ofloksasin, sefoksitin ve trimetoprim/sülfametoksazol'e olan duyarlılıkları disk difüzyon metoduyla test edilmiştir. S. Kentucky izolatlarının %10'u ofloksasine, S. Kimuenza ise sadece kloramfenikole dirençli bulunmuştur. Kitosan ile stabilize edilmiş gümüş nanopartikülü (CS@AgNP), CS'nin otoklavda hem indirgeyici madde hem de stabilizatör olarak görev yaptığı bir çözeltide yeşil prosese dayalı olarak sentezlenmiştir. Elde edilen nanomateryal, doğal bir bileşik olan kamforla kaplanmıştır. Bu şekilde ilk kez kamfor yüklü kitosan gümüş nanopartikülü (C-CS@AgNP) sentezlenmiştir. Nanokompozitin 100 µg/mL konsantrasyonunda Salmonella serotiplerine karşı maksimum antibakteriyel aktivite (8,9-11,6 mm) gözlenmiştir. Çalışmamızda C-CS@AgNP'nin yanı sıra kanatlı dezenfeksiyonunda kullanılan farklı etken maddeli 5 dezenfektanın serotipler üzerindeki etkileri kalitatif süspansiyon testine göre değerlendirilmiştir. Kuaterner amonyum bileşiği (%16) dışındaki tüm dezenfektanlar, 1 dakikalık temas süresi sonunda serotiplerin üremesini engellemiştir. Serotipler üzerinde etkili olan dezenfektanlar, hidrojen peroksit (%26), perasetik asit (%6) > potasyum peroksimonosülfat (%21,41), sodyum klorit (%1,5) > C-CS@AgNP > glutaraldehit (%15), kuaterner amonyum bileşiği (%10) > glutaraldehit (%50) şeklindedir.

İbrahim Polat
Trakya University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Tarihi binalarda doğal aydınlatma performansının incelenmesi: Rami Kışlası örneği

Günümüzde enerji verimliliği, sürdürülebilirlik ve çevresel etkilerin azaltılması önemini giderek arttırmaktadır. Özellikle kentleşme sürecinde binaların enerji tüketimi; çevresel kaynakların korunması ve enerji maliyetlerinin azaltılması açısından kritik bir rol oynamaktadır. Binalarda enerji verimliliğini artırmak için kullanılan stratejilerden biri de doğal aydınlatma yöntemleridir. Binalarda doğal aydınlatma, iç mekânları aydınlatmak için güneş ışığını kullanmanın bir yoludur. Bu yöntem, binalarda yapay ışık kullanımını azaltarak enerji tasarrufu sağlamakta ve insanların yaşam kalitesini artırmaktadır. Doğal aydınlatma, binaların iç mekânlarında daha sağlıklı, verimli ve konforlu bir ortam oluştururken, aynı zamanda binaya estetik açıdan da değer katmaktadır. Güneş ışığının iç mekânlara doğrudan ulaşmasıyla, binalarda yapay aydınlatma ihtiyacı azalmakta ve buna bağlı olarak enerji tüketiminin düşmesine fayda sağlamaktadır. Bu tez çalışmasında tarihî ve mimarî değeri yüksek bir bina olan Rami Kışlası'nın doğal aydınlatma performansı değerlendirilmiştir. Çalışmanın temel hedefi, yeniden kullanım sürecinde olan farklı fonksiyondaki bir binada yeni kullanım alanlarında gün ışığı kullanımının incelenmesidir. Bu bağlamda, doğal aydınlatmanın etkin kullanımı; enerji tüketimini azaltmak ve kullanıcıların mekânsal konforunu artırmak açısından kritik bir rol oynamaktadır. Çalışma beş temel bölümden oluşmaktadır. İlk bölümde, çalışmanın amacı, kapsamı ve önemi ele alınmakta, saydam yapı elemanlarının binalarda enerji tasarrufu ve kullanıcı konforuna katkıları anlatılmaktadır. İkinci bölümde, enerji verimliliği kavramı açıklanarak, binalarda enerji tüketimini azaltmaya yönelik stratejiler ve aydınlatma enerjisinin bu süreçteki rolü belirtilmektedir. Üçüncü bölümde, saydam yapı elemanlarının kullanımının önemi vurgulanmakta ve bu elemanların doğal aydınlatma ve kullanıcı konforu üzerindeki etkileri açıklanmaktadır. Dördüncü bölümde, Rami Kışlası'nın tarihi, yeniden işlevlendirme ve restorasyon süreci, mimari yapısı anlatılmakta, bu bina üzerinde Velux Daylight Visualizer simülasyonu kullanılarak elde edilen hesaplama sonuçları sunulmaktadır. Son bölümde, çalışma bulguları özetlenmekte ve enerji verimliliğini artırmak ve kullanıcı konforunu sağlamak için önerilerde bulunulmaktadır.

Doğal aydınlatma
Dilara Karabulut
Trakya University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Bebek çoraplarında konfor ve performans özelliklerinin araştırılması

Konfor tüketici memnuniyetinin önemli bir belirleyicisidir. Çoraplar, ayak ve çevre arasında bariyer oluşturarak kişilerin hem termal hem de duyusal konforunu sağlar. Ayak konfor durumu, vücudun genel konforu üzerinde büyük bir etkiye sahip olduğu için çok önemlidir. Su emme oranı, ısı iletkenliği, hava ve su buharı geçirgenliği, ilmek yoğunluğu, çorap yapımında kullanılan tekstil malzemelerinin türüne bağlı olarak değişir. Bebeğin çorabı, sağlığı ve konforu açısından büyük önem taşımaktadır. Bu nedenle bebek çorabı üretiminde birçok faktörü dikkate almak gerekmektedir. Konfor açısından,hava almayı sağlayan, teri emen, anti bakteriyel özelliklere sahip olmalıdır. Sıkı çoraplar ayağın geli¬şimini engellerken, hava ve su buharı geçirgenliği olmayan, çoraplar da çocuğu ra¬hatsız edebilir. Bu nedenle bebek çorabı tasarımlarında termal konfor özellikleri dikkate alınarak tekstil malzeme seçimi yapılmalıdır. Kullanım öncesi çorapların performans özelliklerinin bilinmesi ve bu şekilde bebek ayak konforunun sağlanmasını gerekmektedir. Bu tez çalışmasında, farklı elyaflardan üretilmiş farklı yapısal özellikteki boyalı ve boyasız bebek çoraplarından rastgele yöntemle mağaza ve pazarlardan örnekler toplanarak konfor özellikleri ve antibakteriyel performansları uluslar arası standartlara uygun testlerle belirlenecektir. Kumaş yapısal özelliklerine, lif çeşidine ve üretim yöntemine bağlı olarak konfor ve anti bakteriyel özellikleri karşılaştırılacaktır. Çorapların termal konfor özellikleri; hava geçirgenliği (TS 391 EN ISO 9237 (T)), Termal Geçirgenlik Direnci Ölçümü (Sweatıng Guarded) (TS EN ISO 11092 ), Su Buharı Geçirgenliği Direnci Ölçümü (Sweatıng Guarded) TS EN ISO 11092), Isı İletkenliği (TS EN 12667) Hidrofilite (TS 866 ) analizleri ile belirlenecektir. Seçilecek bakteri ve maya türlerine karşı antimikrobiyal aktiviteleri JIS 1902 standardına göre ölçülecektir. Ayrıca patlama mukavemet(ISO 13938) , yıkama sonrası boyutsal değişim(TS EN ISO 3759 (T), boncuklanma testleri( TSE EN ISO 12945–2), Kumaş – Birim Alan Ağırlığı (gramaj, TS 251 (T) ) uygulanarak fiziksel özellikleri de belirlenecektir. Elde edilen sonuçlar ile bebek çoraplarının performas özellikleri hakkında veri tabanı niteliğinde detaylı bilgi kaynaklarının oluşturulmasına katkı sağlanması planlanmaktadır.

Seydi Dikmen
Trakya University · Institute of Graduate Studies in Science
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Sıcak iklim bölgelerinde saydam yüzey özelliklerinin günışığı çarpanı ve soğutma yüküne etkisi

Mimarlığın bir meslek olarak yapılmasından beri tasarımcılar ışığı göz ardı etmeden bu alanda çalışmalar yapmışlardır. Bilhassa doğal ışık olmak üzere, gölge ve teknolojinin de gelişimiyle tasarım ögesi bağlamında değerlendirilen yapay ışık; tasarım sürecinde bina kabuğu şekillenmesinde etkili olmuştur. Doğal ve yapay çevreleri birbirinden ayıran, iç ve dış mekân arasında ayırıcı görev gören yapı kabukları; yüzeye ulaşan günışığının açıklıklar yoluyla mekân içine alınmasına olanak sağlamaktadır. Yüzeydeki açıklıklar, iç ortam için aygıt özelliği taşımaktadır. Bu nedenle iç ortamda görsel konforun sağlanmasına yönelik optimum değerlerde günışığı performansına ulaşabilmek için doğru tasarımlar ile günışığı mekân içine alınmalıdır. İç ortamda nitelikli bir görsel alan oluşumunu sağlamak ve görsel açıdan beklentileri karşılayacak ortamlar oluşturmak kullanıcı sağlığı, aktivitesi ve konforu kapsamında önem taşımaktadır. Bu çerçevede; günışığının mekân içinde etkin kullanımı, kullanıcı için optimum görsel beklentinin sağlanmasında ve iç mekândaki görsel konfor şartlarının oluşması açısından tasarımlarda önem verilmesi gerekli bir ögedir. Bu sayede, aydınlatma gereksinimi için harcanan enerji ve maliyetler de azaltılabilmektedir. Saydam yüzeylerin kullanımı, günümüzdeki kabuk tasarımlarında gitgide artmaktadır. Cephelerde artan saydam yüzey alanlarının opak yüzey alanlarına oranı enerji kayıplarını da beraberinde getirmektedir. Çünkü saydam yüzeyler, opak yüzeylere göre enerji kaybı açısından daha zayıf bileşenlerdir. Fakat bu durumun yanı sıra saydam yüzeyler, günışığından yararlanmada da olumlu etkiler oluşturmaktadır. Günümüzde özellikle ofis binalarında yapı kabuğunda saydam yüzey alan oranlarının arttığı görülmektedir. Bu durumda saydam yüzey özelliklerinin etkisinin de artmasına neden olmaktadır. Bu çalışma kapsamında sıcak iklim bölgesinde örnek bir yapı seçilerek saydam yüzey özelliklerinin günışığı çarpanı ve soğutma yükü üzerindeki etkisi değerlendirilmiştir. Çalışmada, mevcut yapının saydamlık oranı sabit tutularak (%65) Design Builder simülasyon programı aracılığıyla farklı saydam yüzey özelliklerinden oluşan üç farklı senaryo kurgulanmıştır. Elde edilen bulgular tablo ve grafikler ile analiz edilmiştir. Çalışmanın sonucunda sıcak iklim bölgesine uygun saydam yüzey seçiminin önemi vurgulanmıştır. Çalışmanın sonucunda, elde edilen çıktıların genel bir değerlendirmesi yapılmış ve ulaşılan sonuçlara göre ofislerde optimum günışığından yararlanma ve görsel konfor koşullarını sağlama amaçlı tasarımlarda kullanılması gereken yapı kabuğu özelliklerini oluşturan cam türleri tespit edilmeye çalışılmıştır. Çalışma kapsamında kullanılan cam türlerinden sıcak iklim bölgesine en uygun olanı reflektif kaplamalı camdır.

Nursena Menteş
Trakya University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Tarihi çevrede 'yeni' kavramı ve fenomenolojik mimari yaklaşımı

Tarihi çevrede yeni yapı tasarımı, İkinci Dünya Savaşı'nı takip eden yıllardan günümüze kadarki süreçte mimarlık, koruma ve kentsel tasarım alanlarında ele alınan ve tartışılan bir konudur. Tarihi çevrede eski ve yeni arasındaki ilişkinin nasıl kurulacağı sorusu, 'eskiyi taklit eden yeni' ya da 'tarihi gölgeleyen yeni' şeklinde iki uç noktada tanımlanan düşüncelerle yanıt bulur. Bu yaklaşımların, yeni yapının eski yapıyla benzerlik derecesine göre farklılaştığı görülmektedir. Yeni yapı, eski olanın bir taklidi olabilir, çağdaş tasarımıyla tarihi sürekliliği sağlayabilir ya da karşıtlık yaratarak çevrenin bağlamına uyum sağlayabilir. Modern hareketle birlikte, tarihi özelliklerin yeni yapının tasarımında girdi olarak ele alındığı ve 'yeni' kavramının yerin ruhu, eylemsel tarih, ortak bellek gibi bağlamla ilişkili soyut kavramlar etrafında yeniden değerlendirildiği görülmektedir. Kenti, halkın kolektif hafızasının odağı olarak ele alan bu yöntemin temelinde, aynı dönemde mimarlık sahnesine konu olan fenomenoloji yaklaşımı bulunmaktadır. Mimarlıkta, anlamın sorgulanması ve insan çevre ilişkilerinin anlaşılması amacıyla bir yöntem olarak ele alınan fenomenoloji, 'bağlam'dan oluşan 'anlam'a odaklanır; mimarlık ürünü olan mekânı, çevreye dair fiziksel kabüllerden uzaklaşarak ve deneyime öncelik tanıyarak anlamlandırmayı hedefler. Yaklaşımın temel amacı, 'yer'in özünün bedenleşen zihin aracılığıyla algılanmasıdır. Tarihi çevrede yeni yapı tasarımı sorununu, 'yer'in 'zaman' ve 'mekân'la ilişkisini sorgulayarak çözümleyen fenomenoloji yaklaşımı, form, malzeme, mekân aracılığıyla kentin ve çevrenin hafızasının yeniden okunmasını sağlar. Fenomenoloji yaklaşımıyla tasarlanan yeni yapı, yerin ruhunun bir parçası ve tarihi çevrenin özünü açığa çıkaran çağdaş bir anahtardır. Fenomenolojik mimariyle, 'yerin ruhu' kavramı yeniden tanımlanmıştır. Bu kavram, tarihi çevreyle doğrudan ilişkilidir ancak; fenomenoloji, literatürde doğrudan yeni yapı tasarım yaklaşımı olarak ele alınmamıştır. Bu çalışmada, tarihi çevrede yeni yapı tasarımı konusu, mimarlıkta fenomenoloji yöntemi açısından tartışılmaktadır. Çalışmanın amacı, fenomenoloji yöntemini, tarihi çevrede yeni yapı konusu çerçevesinde mevcut yaklaşımlara alternatif bir tasarım stratejisi olarak ele almaktır. Çalışmanın amacı doğrultusunda, tarihi çevrede yeni tasarım örnekleriyle, yeni ve eski arasındaki ilişki değerlendirilmiştir. Çalışmada, örnek yapıların seçilmesi ve kuramsal altyapıyı oluşturacak bilgilerin elde edilmesi için yazılı ve elektronik kaynaklardan yararlanılmıştır. Örneklerin tasarım özelliklerinin irdelenmesiyle, çalışmanın sonucunda fenomenoloji ve tarihi çevre ilişkisinin yeniden yorumlanması beklenmektedir.

Ayten Maltepe
Trakya University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2024
00