
127
Archived Theses
0
DOIs Assigned
0%
DOI Rate
Discipline
Van Yüzüncü Yıl Üniversitesine ergonomik yaklaşım
''Van Yüzüncü Yıl Üniversitesine Ergonomik Yaklaşım'', Tez çalışmasında, Üniversitenin ergonomik yapısı ele alınmıştır. Genel olarak binaların giriş merdivenleri, giriş kapıları, tekerlekli sandalye engellileri rampası, asansörler, görme engelliler için tasarımlar, Üniversitenin kaldırımları, kaldırım rampaları, duraklar, spor tesisleri ve otoparklar incelenmiş elde edilen değerler standart değerler ile karşılaştırılmıştır. Bu çalışmalar sonucunda; Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi engelli olmayan bireyler için genel olarak olumlu sonuçlar elde edilirken, bazı tasarımların ise yapılan değerlendirmede ergonomik olmadığı görülmüştür. Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi'nde yapılan tasarımların görme ve tekerlekli sandalye engelliler açısından yetersiz olduğu ve çoğu tasarımın da ergonomik olmadığı saptanmıştır. Bu incelemeler insanın fiziksel özelliklerine göre yapılmış antropometrik değerler ile karşılaştırılarak değerlendirilmiştir. Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi, 2011 Yılı Van Depreminden sonra yapılan tasarımların daha ergonomik olduğu tespit edilmiştir. Üniversitemizde ileriki yıllarda yapılacak olan yeni binalar, kaldırımlar ve diğer alanların ergonomik yapılmasının kampüs içi yaşamın kolaylaştırılması için önemli olduğunu düşünmekteyiz. Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi'nde çalışmalar devam ettiği için yapılan bu çalışma Haziran 2017 ye kadar inşa edilmiş olan çalışmaların analizleri yer almaktadır. Yapılan bu çalışma hem Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi hem de diğer üniversiteler için tasarım ve yapımda önemli bir örnek olacaktır. Anahtar Kelimeler : Ergonomi, Antropometri, Tasarım, Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi Sayfa Sayısı : 329 Tez Danışmanı : Dr. Öğr. Üyesi Seda KARAÖZ ARIHAN
Bahai inancının Türkiye coğrafyasında kurumsallaşmasında antropolojik verilerin analizi
Türkiye coğrafyasında Osmanlıdan günümüze var olmayı sürdüren Bahailik inancı ve Bahai olan grupların yaşantısı güncel toplumsal tartışmaların gündemini oluşturmamakla beraber uzun yıllara dayanan lokal alanlarla sınırlanmış Bahailik olarak yaşama kültürü gelişmiştir. Kapalı bir topluluk olmamakla birlikte yaygın olarak tanınmayan bu grubun anlaşılması, tanımlanabilmesi ve çatışma antropolojisi boyutunda irdelenmesi günümüz tartışmalarına ışık tutacaktır. Araştırma; Bahai inancı örnekleminde din ve çatışma olgularını antropolojik bağlamda irdelemeyi amaçlamaktadır. Özellikle küreselleşen dünyada giderek toplumsal çatışmaların gündemine yeniden yoğun biçimde giren inanç ve inanç gruplarının siyasal ve ekonomik çatışmaların öznesi olma durumu; çatışmasızlık savlarını öne çıkaran Bahai inancının analizine yönelmesini sağlamıştır. Birinci bölümde araştırmanın konusu, tanımı ve önemi ardından amaç, konunun sınırlılıkları ve kapsamı hakkında bilgi verilmiştir. İkinci bölümde; Bahailiğin tarihçesi, dini kuralları, Bahailiğin önerdiği toplumsal yaşam biçimi hakkında bilgi verilmiş ve Bahai toplumunun günümüzde dünyada ve Anadolu'da var oldukları bölgeler irdelenmiştir. Üçüncü bölümde ise Bahai inancını benimsemiş olan bireylerle yapılan görüşme konuları, görüşme verilerinin analizi ve çalışmada kullanılan alan çalışma teknikler hakkında bilgi verilmiştir. Dördüncü bölümde görüşmeler sonucu elde edilen veriler değerlendirilmiş, araştırmanın bulguları analiz edilerek yorumlanmış ve çatışma antropolojisi bağlamında Bahai olarak yaşamın anlamı analiz edilmiştir. Anahtar Kelimeler : Bahailik, Din Antropolojisi, Çatışma Antropolojisi, Evrensel Barış Sayfa Sayısı : 93 Tez Danışmanı : Dr. Öğr. Üyesi Handan TUNÇ
Üçağızlı Mağarası (Hatay) kemik aletlerinin teknolojik ve tipolojik analizi
Üçağızlı Mağarası, Hatay ili, Samandağ ilçesi, Meydan köyü yakınlarında yer almaktadır. Üçağızlı Mağarası, kesintisiz olarak 12.000 yıl boyunca insanlar tarafından yerleşim görmüştür. Erken Üst Paleolitik Dönem yerleşimidir (Güleç, Baykara,2014;149). Mağarada, erken Üst Paleolitik Dönem'e tarihlendirilen iki kültür bir arada belirlenmiştir. B1-B3 ve C tabakaları Levant'ın Ahmarian olarak bilinen taş aletleri ile karakterizedir. F-I tabakaları ise Öncül Üst Paleolitik dönem taş aletler topluluğuna sahiptir (Baykara,2010;146). İnsanın evrimsel sürecinin bilinmesinde ve tanımlanmasında en önemli kaynaklar aletlerdir. İnsanın ihtiyaçları doğrultusunda, belirli bir hammadde kullanarak ürettiği aletler teknolojik ve tipolojik olarak incelendiğinde insanın düşünsel gelişmişliği ve teknolojik ilerleyişi hakkında bilgiler sunar. Paleolitik Dönem insan yaşamında taş ve kemik hammaddeleri işlenerek, biçimsel ve işlevsel olarak farklı alanlarda kullanılmıştır. Süslenme amaçlı objelerin insan yaşamında yer alması kültürel gelişmişliğin farklı bir göstergesidir. Zengin buluntularıyla Anadolu'da Paleolitik Dönemin önemli temsilcisi durumunda olan Üçağızlı Mağarasında ele geçen kemik aletlerin teknolojik ve tipolojik analizleri yapılarak, Anadolu'da yer alan diğer yerleşimlerde ortaya çıkarılan kemik aletlerin karşılaştırılmasıyla Paleolitik Dönem insanlarının yaşam biçimi, düşünce ve davranış biçimleri konusunda bilgiler sunulmuştur.
Ötekine dair anlatıların kimlik inşasındaki rolü: Van'a bağlı Alaköy'de toplumsal bellek çalışması
Bu tez çalışmasında, sözlü kültür ve anlatının toplumsal işlevinin incelenmesi amaçlanmaktadır. Düşünme ve ifade etmenin sözlü aktarıma dayalı olduğu kültürlerde anlatı, toplumsal benliğin kurucu unsuru ve aynı zamanda değişim göstererek devamlılığını sürdüren bir mekanizma olarak iş görmektedir. Tez çalışmasında savunulan bu görüşe göre; anlatılar, dayandıkları fikirler ve söylemler aracılığıyla toplumların kimliklerini yeniden üretmektedir. Toplumların "ben kimim?" sorusuna verdiği cevap, geçmişten bugüne hatırda kalanların anlatılarından ortaya çıkmaktadır. Van ilinin Tuşba ilçesine bağlı Alaköy'de yaşayan insanların, köyün geçmişine dair neler hatırladıkları, önceki kuşaklardan onlara neler aktarıldığı ve bunları nasıl anlattıkları bu tezin temel problemidir. Bu amaçla, yapılan etnografik saha araştırması ve sözlü tarih görüşmelerine dayanarak, Alaköy'de yaşayan insanların köyün geçmiş hayatına ilişkin anlatıları ve anlatılarında kullandıkları söylemler incelenmiştir. Böylelikle, Alaköy örneğinde, geçmişte bir arada yaşayan ve ortak bir kültürü paylaşan farklı kimlikten insanların, geçmişi hatırlama ve unutma pratiklerinin kimlik ekseninde nasıl bir değişim gösterdiği belirlenmiştir. Köyde yaşayan insanların sözlü anlatıları; kimliğin inşasında belirleyici rolü olan toplumsal belleğin, farklı kimlikten insanların birbiriyle kurduğu ilişkilere bağlı olarak şekillendiğini ortaya koymuştur. Sonuç olarak bu durum, toplumsal belleğin de tıpkı toplumun kendisi gibi dinamik olup, durumsal ve zamansal olarak sürekli değişim gösteren bir olgu olduğunun bir göstergesidir.
Etnik kimlik inşasında mezhep farklılığının oynadığı rol: Zazalar örneği
Bu çalışmada Türkiye'nin çeşitli bölgelerinde yaşayan Zazaların, din-mezhep değişkeni çerçevesinde, etnik kimliklerinin incelenmesi hedeflenmiştir. Bu tez çerçevesinde temel alınan etnik grup Zazalardır. Mezhep ile ifade edilmek istenen ise Alevi ve Sünni gruplardır. Böylece araştırmada, Sünni Zaza ve Alevi Zaza gruplarındaki dini ve etnik kimliği karşılaştırmalı olarak incelenmiştir. Bu çalışmada Elazığ'da Alevi ve Sünni Zazaların yoğun olarak yaşadığı mahallelerde Zaza etnik kimliğinin inşasında ait olunan mezhebin etkisine bakılmıştır. Elazığ'da gerçekleşen alan araştırması sonucunda Alevi ve Sünni Zazaların etnik kimlik inşalarında mezhep farklılığının etkin rol oynadığı tespit edilmiştir.
İşitme engelli bireylerin kültüre dahil olmalarını mümkün kılan araç ve kurumların sosyal antropolojik analizi
Çalışmanın amacı, işitme engelli bireylerin yaşadıkları kültüre nasıl dahil oldukları, bunun için geliştirilen araçların neler olduğu ve bu araçların işlevselliğinin anlaşılmasıdır. İnsanlar sürekli iletişim halindedir. İnsanlar kültürlerini, konuşarak, dinleyerek ve bulundukları toplumla iletişime geçerek öğrenir. Bu çalışmada, işitme engelli bireylerin yaşadıkları toplumun kültürüne dahil olmaları ve kültür aktarımının devamlılığı için oluşturulmuş araç ve kurumların işlevselliği araştırılmıştır. Çalışmanın örneklem grubu Van'da yaşayan "Van İşitme Engelliler, Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Kulübü Derneği"ne üye olan işitme engelli bireyler, işitme engelli bireylerin aileleri, çevreleri ve öğretmenleridir. Araştırma, derinlemesine görüşme tekniği, katılarak gözlem tekniği kullanılarak yapılmıştır. Yapılan araştırma sonucunda işitme engelli bireylerin kültüre dahil olmalarında ailenin, işaret dilinin, teknolojinin, eğitimin ve sivil toplum kuruluşlarının etkili olduğu tartışılmıştır.
Anadolu'daki çevresel arkeoloji çalışmalarına antropolojik bakış
Bu çalışmada, Çevresel arkeoloji çalışmaları göz önünde bulundurularak Anadolu coğrafyasında, mekânla sosyal aktiviteler arasında bağlantı kurulmaya çalışılmıştır. Bu bağlantıları en fazla etkileyen faktör ise iklim olmuştur. Yaşadığımız iklimsel döngüler büyük oranda çevreyi ve üzerinde yaşayan insanları etkilemiştir. Paleolitik dönemde insanlar doğaya karşı daha korumasız durumdaydılar ve doğanın sunduğu imkânlar doğrultusunda yaşamlarını düzenliyor, değişen çevre koşullarından daha fazla etkileniyorlardı. Özellikle nüfusun artması ve kentleşmenin gerçekleşmesiyle birlikte arkeolojik sit alanları olumsuz etkilenmiştir. Bu sebeple yapılan çalışmalar ile sit alanlarını korumak ve geçmişle ile gelecek arazi kullanımlarının arasında bağ kurmak mümkün hale gelmiştir. Ayrıca çevresel arkeoloji çalışmaları ile sit alanlarındaki kültürel değerlerimizi doğal ve beşeri faktörlerden daha fazla korumayı öğrenmiş durumdayız.
Antropolojik bakış açısıyla zoofarmakognozi, geleneksel halk tıbbı ve primitif tıp ilişkisi
Zoofarmakognozi, hayvanların kendi kendine tedavisi anlamına gelen ve tüm canlıların kendini tedavi edici yöntemlerini, diğer bilim dallarından aldığı yardımla canlının öztedavi olgusunu anlamaya yönelik çalışma yürüten bir bilim dalıdır. Zoofarmakognozi önlem amaçlı "profilaktik" ve tedavi edici "terapötik" amaçlı yapılan hayvan davranışlarını inceleyerek hayvanların kendini tedavi etmesi yönünde bilgiler toplar. Canlıların kendi kendilerini tedavi yöntemleri incelendiğinde, insanların da benzer tedavi yöntemlerini uyguladıkları görülmektedir. Bu tedavilerin başında kil veya toprak benzeri maddeleri yeme "jeofaji" gelmektedir. İnsan ve diğer canlı türlerinin tedavi yöntemleri arasında benzerlikler ve insanın bu canlılardan gözlemleme ile tedavileri öğrenip öğrenmediği araştırılmaktadır. Hayvanların ve diğer canlı türlerinin tedavi edici davranış türlerini ne şekilde öğrendikleri, bu davranış türlerinin öğrenilmiş mi yoksa içgüdüsel mi olduğu halen araştırılmaktadır. Hayvanların kendi kendine tedavi davranışlarını inceleyen çalışmalar karmaşık hayvan-bitki-parazit etkileşimlerini ortaya çıkarmayı ve nihai olarak erken hominidlerde kendi kendine tedavi, "self-medication" gelişimini anlamayı amaçlar. Antropolojik açıdan Zoofarmakognozi davranışının insana olan etkisi, insanla ne ölçüde bağlantılı olduğu, insan hayatını nasıl etkilediği araştırılmıştır. Zoofarmakognozinin primitif tıp ve halk tıbbını nasıl etkilediği değerlendirme konusudur. Zoofarmakognozinin günümüzdeki etkilerinin ne olduğu yönünde antropolojik bir bakış açısı ortaya konmuştur. Anahtar Kelimeler: Zoofarmakognozi, Halk Tıbbı, Primitif Tıp, Tıbbi Antropoloji, Kendi kendine tedavi
Fetullahçı Terör Örgütü'nün öğretileri, örgütlenme yöntemleri ve benzer yapılanmalarla karşılaştırılması
Türkiye kamuoyunu son yıllarda Fetullahçı Terör Örgütü (FETÖ) çokça meşgul etmektedir. Bu tezin amacı; antropoloji disiplini kapsamında FETÖ'nün öğretilerini ve örgütlenme yöntemlerini ortaya koymak, benzer yapılanmalarla karşılaştırmaktır. Bu çalışmayla yaklaşık 60 yıllık geçmişi olan FETÖ yapılanmasının akademik anlamda değerlendirilmesi amaçlandı. Geçmişte Gülen ve örgütü hakkında çok şey yazılmış, söylenmiş ama gizli emelleri, stratejileri görülememiş yahut görülmek istenmemiştir. Bu tezde yapılan araştırma sonucu FETÖ kapsamlı olarak ortaya konulmuş, çalışmada yer alan bulgular ve değerlendirmeler de akademiye bilimsel bir rehber ve referans olması gayesiyle hazırlanmıştır. Tezin kapsamı ne FETÖ hakkında yürütülen yargı süreci ne de dini, siyasi ve felsefi tartışmalardır. Kapsam, antropolojik açıdan FETÖ'nün öğretileri, örgütlenme yöntemleri ve benzer yapılanmalarla karşılaştırılmasıyla sınırlıdır. Araştırmaya Gülen'e ait sözler, yazılar, Gülen ve örgütü hakkında yazılmış tezler, makaleler, temini yasal kitaplar ve raporlar incelenerek başlanmış, böylece bir bilgi-veri havuzu oluşturulmuştur. Ardından havuzdaki veriler nesnellik açısından tasnif edilerek, karşılaştırılmıştır. Kronoloji, terminoloji ve yasal müktesebat dikkate alınmış, tekil bilgiye dayalı sübjektif yorumlardan kaçınılarak, farklı kaynaklardan teyit edilebilen somut, nesnel sonuçlara ulaşılmıştır. Akabinde benzer yapılanmalarla karşılaştırılarak, sonuç pekiştirilmiştir. Nihayetinde Gülen, kendisini "Mehdi-Mesih-Elçi" gibi kutsallaştırmıştır. Sistematik biçimde dini duyguları kullanarak; mistik, ağdalı, duygu yüklü üsluba yönelmiştir. Örgütünü Altın Nesil, Kutsiler Ordusu, Seçilmiş Cemaat şeklinde tanımlayarak, etrafında kenetlediği ve yönettiği anlaşılmıştır. Ev imamlığından Kâinat İmamı'na kadar yedi katmanlı hiyerarşiyle hücresel örgütlendikleri, yatay iletişimi kısıtladıkları, tedbir ve takiyeyi esas aldıkları saptanmıştır. Yabancı istihbarat örgütleriyle ilişki kurmuşlar, devleti ele geçirmeye çalışmışlar, amaca giden her yolu mübah saymışlar; baskı, tehdit, şantaj, kumpas, suikast gibi metotları sıkça kullanmışlardır. Mooncularla adeta tek yumurta, Haşhaşilerle ruh ikizi olan, Sabataycılarla kader birliği yapan, Opus Dei, Cizvitler ve Kadıyanilikle benzeşen FETÖ'nün, Gülen'den sonra dini, siyasi ve kültürel olarak üç farklı bölünme geçirebileceği, kendine özgü bir inanç veya mezhep olarak yoluna devam edebileceği kanaatine ulaşılmıştır.
Van ilinde yaşayan insanların rüya deneyimleri ve rüyalarının içerik analizi
Bu tez Van ilinde yaşayan bireylerin rüya deneyimlerini ve rüyalarının içeriklerini analiz etmeyi amaçlamaktadır. Rüya içerikleri, bir kültürün toplumsal değerlerini, inançlarını ve bireylerin düşüncelerini anlamak için değerli bir veri kaynağıdır. Rüyalar, bir kültürün bireyler üzerindeki etkilerini ve toplumun bilinçdışındaki sembolik anlamları yansıtabilir. Bu nedenle, rüyaların içerik analizi, kültürel araştırmalarda önemli bir yöntem olarak kullanılabilir. Bu çalışma, rüya içeriklerinin cinsiyetler arası farklılıklarını ve bu içeriklerin kültürel yansımalarını ortaya koymak için Hall/Van de Castle rüya içerik analizi yöntemiyle gerçekleştirilmiştir. Araştırmada, Van ilinde ikamet eden 250 katılımcının rüyaları toplanmış ve analiz edilmiştir. Bu katılımcılar, 125 kadın ve 125 erkekten oluşmaktadır. Rüya içerikleri, Hall/Van de Castle'ın geliştirdiği standart rüya içerik analiz yöntemi kullanılarak sınıflandırılmış ve değerlendirilmiştir. Bu yöntemle, rüyalar cinsiyet, sosyal roller, saldırganlık, talihsizlik, başarı, aile ilişkileri ve diğer ana temalar altında incelenmiştir. Çalışmanın bulguları, kadın ve erkeklerin rüya içeriklerinde belirgin farklılıklar olduğunu ortaya koymaktadır. Kadınlar, daha çok sosyal ilişkiler ve aile içi dinamiklerle ilgili rüyalar görürken, erkekler iş hayatı, rekabet ve güç temalı rüyalara daha sık rastlamaktadır. Hall/Van de Castle'ın Amerikan normlarıyla yapılan karşılaştırmalar, Türk katılımcıların rüya içeriklerinde kültürel ve toplumsal faktörlerin etkisini göstermiştir. Özellikle, Türk katılımcıların rüyalarının, Amerikan normlarından belirgin farklılıklar gösterdiği, bu farklılıkların kültürel normlar ve sosyal rollerle bağlantılı olduğu tespit edilmiştir. Bu çalışma, rüyaların içerik analizinin cinsiyet ve kültürel farklılıkları anlamada güçlü bir araç olduğunu ortaya koymakta ve rüya analizlerinde kültürel perspektiflerin göz önünde bulundurulmasının gerekliliğini vurgulamaktadır.
6 Şubat 2023 Hatay-Antakya depremlerinin psikososyal yansımaları
.Depremler, bulunduğu bölgelerde yıkıcı hasarlara neden olabilmesinin yanı sıra bireylerin hayatlarını kaybetmeleri ve önemli psikolojik sonuçlara yol açan bir doğal afettir. Depremlerden sonraki faaliyetler ise enkaz altında kalanların kurtarılması, fiziksel yaralanmaların tedavisi, çeşitli yardımların yapılması, barınacak yerlerin sağlanması, alt yapının düzeltilmesi şeklindedir. Psikolojik etkilenme sürecinin saptanması ve tedavi edilmesi ise daha karmaşık ve uzun vadeli olduğundan, bu alandaki hasarın çoğu zaman ihmal edilmesine neden olmaktadır. Çoğu insan, ilk haftalarda yeni duruma uyum sağlayarak, psikolojilerini yeniden kurup sorunlarla başa çıkabilirken, bazı kişiler için ise bu zor süreç uzun bir zaman içerisinde düzelmeyebilmektedir. Depremzedelerde özellikle de depremden doğrudan etkilenen bireylerde öfke, kırgınlık-kızgınlık, acı (keder), güvensizlik, isyan, birbirleri ile dayanışma duygusu içinde olma, yalnız bırakılmışlık-kaderine terk edilmişlik hissi, travma, hayal kırıklığı, ümitsizlik, kaygı, korku, belirsizliğin yarattığı huzursuzluk/güvensizlik duygusu içinde olma, ümitsizlik, uykusuzluk, odaklanma sorunları görülebilmektedir.6 Şubat 2023 tarihinde, Türkiye'de iki yıkıcı deprem meydana geldi. Bu depremler Türkiye'deki birçok ili olduğu gibi Hatay'ı da derinden etkilemiştir. Sonuç olarak; bu tarihte, T.C. Tarihi'nin en büyük afetlerinden biri yaşanmıştır. Bu çalışmada, antropolojik bakış açısıyla 6 Şubat Depremlerinin Hatay-Antakya'da yaşayan bireyler üzerindeki psikososyal yansımalarının incelenmesi amaçlanmıştır.
Van ilindeki farklı branşlardaki sporcuların motorik özellikleri ve somatotiplerinin incelenmesi
Bu çalışma, farklı spor branşlarındaki sporcuların somatotip ve motorik özelliklerini belirlemek amacıyla yapılmıştır. Van ilinde, 15-18 yaş aralığındaki kayak, yüzme, kısa mesafe atletizm ve bisiklet branşlarında aktif olarak spor yapan 80 sporcunun antropometrik ölçümleri alınarak somatotipleri ve motorik özellikleri belirlenmiştir. Sporcuların denge, esneklik, dayanıklılık ve kuvvetlerini ölçmek için motorik testler uygulanmıştır. Elde edilen veriler sporcunun vücut tipi ve performans başarısının arasındaki ilişkiyi ortaya koymuştur. Araştırma genelinde erkek sporcuların boy ortalaması 1727.76±86.31 mm, kız sporcuların ise 1587.84±69.25 mm; ağırlık ortalaması ise erkeklerde 62.33±35.9 kg, kızlarda 47.77±7.56 kg olarak bulunmuştur. Erkek sporcuların antropometrik değerlerinin kızlardan daha yüksek olduğu saptanmıştır. 0,05 anlamlılık düzeyine göre boy, ağırlık, biceps çevresi, baldır çevresi, dirsek genişliği, diz genişliği, triceps ve baldır deri kıvrım kalınlıkları cinsiyete göre anlamlı farklılık göstermiştir. 20 metre mekik koşu testinde en iyi sonucu, 76.90±10.36 mekik ile yüzme sporcuları elde etmiş, kayakçılar 64.50±7.53 mekik ile ikinci sırada yer almış, atletizm sporcuları ise 43.59±4.63 mekik ile en düşük sonucu göstermiştir. Flamingo denge testinde kayakçılar, sağ ve sol ayak denge durumlarında sırasıyla 2.02±0.62 ve 2.15±0.62 hata sayısıyla en iyi sonuçları alırken, yüzme sporcuları sağ ayakta 5.44±0.44, sol ayakta 4.90±0.64 hata sayısıyla en düşük performansı göstermiştir. Otur eriş testinde en yüksek değer kayak sporcularında (35.14±1.23 cm), en düşük değer yüzme sporcularında (31.29±1.44 cm) bulunmuştur. El kavrama kuvvet testlerinde bisiklet sporcuları en yüksek ortalamalara sahipken (sağ el 40.44±2.61 kg, sol el 38.26±2.42 kg), atletizm sporcuları en düşük değerlere ulaşmıştır. Somatotip analizine göre atletizm sporcularında 2.37-1.50-3.98, bisiklet sporcularında 2.70-1.04-3.77, kayak sporcularında 3.06-2.09-3.54 ve yüzme sporcularında 3.39-2.12-2.90 değerleri baskın bulunmuştur. Erkek sporcularda kayak branşı daha ektomorfik özellikler gösterirken, kadın sporcularda kayak branşı daha endomorfik özelliklere sahiptir. Sonuç olarak, spor branşlarına göre somatotip ve motorik özelliklerde belirgin farklılıklar tespit edilmiştir.
Van ili okul öncesi dönem çocuklarının büyüme–gelişme durumlarının değerlendirilmesi
Bu çalışma, Van ilinde 3-5 yaş arasındaki 452 çocuğun büyüme, gelişme, beslenme alışkanlıkları ve sosyoekonomik faktörler arasındaki ilişkiyi incelemiştir (Mayıs-Haziran 2024). Farklı sosyoekonomik düzeydeki çocukların katıldığı araştırmada, ebeveynlerin sosyoekonomik durumları, çocukların beslenme alışkanlıkları ve detaylı antropometrik ölçümleri (boy, ağırlık, BKİ, kafa çevresi, kafa uzunluğu, kafa genişliği, bel çevresi, kalça çevresi, göğüs çevresi, omuz genişliği, kulaç genişliği, büst yüksekliği, tüm kol uzunluğu, üst kol uzunluğu, ön kol uzunluğu, biceps çevresi, dirsek genişliği, el bilek genişliği, alt taraf yüksekliği, alt bacak uzunluğu, üst bacak uzunluğu, diz yüksekliği, alt diz genişliği, ayak bilek genişliği) SPSS 21 ile analiz edilmiştir. Araştırma bulgularına göre, antropometrik ölçümlerin yaşla arttığı belirlenmiştir. Temel bulgulardan biri, düşük sosyoekonomik düzeyin çocukların fiziksel gelişimini (boy, kafa çevresi, ekstremite uzunluğu) olumsuz etkilemesidir. Çocukların %66.8'i normal ağırlıkta olup, yaşla birlikte zayıflık oranı azalırken, fazla kiloluk oranı artmaktadır. Örneklemin büyük çoğunluğunun boyu normal aralıktadır. Araştırma, gelişimsel süreçlerin genetik ve çevresel etkileşimle şekillendiğini ve sosyoekonomik faktörlerin önemli rol oynadığını göstermektedir.
Taşradan metropole göç sonucu oluşan kadının yeni konumu: İstanbul'a göç etmiş Van-Bahçesaraylı kadınların gözüyle kentsel yaşam
Bu çalışma kapsamında Van'ın Bahçesaray ilçesinden İstanbul'un farklı semtlerine göç etmiş kadınların göç etme sebepleri ve adaptasyon süreçleri irdelenmiştir. Bu süreç içerisinde kadınların yaşadıkları deneyimler, göç sonucu yaşadıkları dönüşümler, yaşadıkları kültürel değişimler, aidiyet duyguları ve gündelik yaşam pratiklerindeki değişimlerin ortaya konulması amaçlanmıştır. Nitel araştırma yöntemi kullanılarak, Van'ın Bahçesaray İlçesinden, İstanbul'un Esenyurt, Bağcılar ve Arnavutköy ilçelerine göç etmiş, farklı yaş grubundaki 20 kadın birey ile yüz yüze görüşmeler yapılmıştır. Katılımcı kadınların çoğu, taşradaki baskıcı yaşam koşullarından ayrılarak kentte daha özgür bir hayata geçtiklerini ifade etmişlerdir. Görüşmeler sonucunda göçün kadınlar için hem özgürlük süreci olduğu hem de bu sürecin onları zorladığı ortaya çıkmıştır.
Van ilinde insan- hayvan etkileşimi: Sokak köpekleri, Van kedisi ve güvercin üzerinden antrozoolojik bir değerlendirme
Antrozoolojik perspektiften hareketle bu araştırma, Van ilinin geleneksel inanış sisteminde hayvanların sembolik, manevi ve pratik (işlevsel) rollerini, antrozoolojinin teorik çerçevesiyle gündelik hayatta görülen pratikleri çözümlemeyi amaçlamaktadır. Bu çalışmada Van kedisi, güvercin ve sokak köpekleri ele alınmıştır. Bu bağlamda Van kedisi ve güvercin besleyen kişiler ve sokak köpekleri konusunda rastgele kişilerle derinlemesine görüşmeler gerçekleştirilmiştir. Katılımcılar, Van ilinin Edremit, Tuşba ve İpekyolu ilçelerinde ikamet eden 18 yaş ve üstü 44 bireyden oluşmaktadır. Yapılan çalışma sonucunda katılımcıların kedi ve güvercinleri aile bireyi olarak sevdikleri, değer verdikleri, eğittikleri, hastalandıklarında üzüldükleri ve öldüklerinde yas tuttukları görülmüştür. Ancak bu durum hayvan türüne, özelliklerine ve hatta nerede olduğuna bağlı olarak çeşitli sebeplerle farklılaşmaktadır. Örneğin sokak köpekleri konusunda tutumlarda çelişkiler saptanmıştır. Katılımcılar sokak köpeklerinin sorunlara yol açtığını söylemekle birlikte sokak köpekleri konusunda belediyenin daha iyi çalışması ve sokak köpeklerine insanlardan ayrı bir mekânda daha iyi koşullar sağlaması gerektiğini ifade etmiştir. Ayrıca hayvan failliği de bir diğer olgudur. Kedilerin ve güvercinlerin bakımlarının eksiksiz karşılanmasına rağmen bazen farklı davranış biçimleri gösterdikleri görülmüştür. Öncelikle kedilerin sahibinden uzak durması, oynamaması ve hatta evden ayrılması, kedi ve güvercinlerin eş seçmeleri, kendilerine dayatılanı kabul etmemeyi sergilemeleri, sokak köpeklerinin de belirli davranış örüntüleri geliştirmeleri, hayvan failliğine örnek olarak verilebilir. Bu durumlardan da anlaşılacağı üzere hayvanların sadece insanlara hizmet eden veya insanların ihtiyaçlarını karşılayan varlıklar olarak görülmesinden ziyade, karşılıklı bir ilişki içinde, birbirlerini etkileyen ve dönüştüren özneler olarak ele alınması gerekmektedir. Dolayısıyla çalışmanın odağı odak salt faydacı diğer bir deyişle araçsalcı yaklaşımların sonucu olan yorumların ötesine geçmeyi amaçlayarak insan- hayvan etkileşimlerinin çok katmanlı dinamiklerine kaydırılmaktadır. Mevcut araştırma bulguları ve Türkçe literatürdeki mevcut boşluk bu ilişkisel ağların derinlemesine irdelenmesini zorunlu kılmaktadır. Bu sebeple bu çalışmada insan-hayvan etkileşimleri çalışılmıştır.
Zorla kaybetmenin liminal okunuşu: Bekleyenler ve yolcular
Bu çalışmanın temel amacı, liminality kavramını zorla kaybetme suçu ardından ortaya çıkan sorun alanlarına yönelterek, oluşan kültürel yapıyı çözümlemektir. Bu çalışmada ilk olarak, liminality kavramı açıklanmıştır. Zorla kaybetmeye maruz kalan Cumartesi İnsanları'nın söylemlerinde vurguladığı "araf" ya da "askı" gibi tanımlamaların ya da kavramın literatürdeki Türkçe karşılıklarının liminality yerine kullanılmasının yeterli olmadığına değinilmiştir. Liminal çalışmaların ritüel bağlamdan kopartılabileceği, boyutları olduğu ve salt yıkıcı değil aynı zamanda yaratıcı bir alan olduğu ifade edilmiştir. Zorla kaybetmenin Türkiye'deki tarihsel ve siyasal arka planı açıklandıktan sonra yarattığı sonuçlara dair bir liminal okuma geliştirilmiştir. Yakınları kaybedilen kişilerin liminal durumunun bilişsel boyutunun çözüldüğü ancak cenazenin bulunması ve mezarın kurulumunun duygusal ve toplumsal boyutta çözümüne yetmediği; cezasızlığın liminal alan açtığı ve bu noktada liminal deneyimin hem kayıpların bulunan mezarlarının hem de Galatasaray Meydanı'nın özünü şekillendirdiği; ailelerin "bu suçu biz durdurduk" motivasyonuyla yakınların geri dönmesini bekleyenler ve komünitas halinde ortaya çıkardıkları yoldaşlık ilişkisinde yakınlarını arayan yolcular olarak, binlerce dilemma içerisinde suçun parçaladığı sosyal dokuları onardıkları; suçun meydana geldiği geçmişi ve günümüze yansımalarını tehdit eden ve demokratik talepleriyle yeni bir dönemin umudunu veren direniş içinde oldukları; Cumartesi İnsanları'na katılan yeni kuşakların saf olasılık alanı yarattığı; kaybedilenler ile kurdukları kopmaz iletişimde yeniden doğum örüntüleri oluşturdukları ve dolasıyla kendi tözünün bir parçası olan bireyin sonsuza kadar kaybolmasına izin vermedikleri, sahadan elde edilen verilerde yer almıştır.
Toplumsal bellekte kurulan "adaletsizliğin kürsüsü": Uğur Mumcu örneği
Gerçekleşmesinin ardından adaletin gereği gibi sağlanamadığı fikrinin hâkim olduğu kimi olaylar, o olaylardan etkilenen insan grupları açısından uyarlanma mecburiyeti yaratan bir özellik taşımaktadır. Bu bağlamda tez, Uğur Mumcu suikastını ve Uğur Mumcu'yu anan toplulukları merkeze alarak, insan gruplarında egemen olan adaletsizlik algısının toplumsal bellekte ne şekilde yansımalar meydana getirdiğini göstermeye çalışmaktadır. 24.01.1993 günü Uğur Mumcu bir suikast sonucu öldürülmüş, bu cinayetin ardından kimi topluluklar onu anmayı, aradan geçen on yıllara rağmen sürdürmüşlerdir. Bu anma etkinliklerinde, bir kısmı Uğur Mumcu anmalarına özgü ritüeller, semboller, kimlikler, "hafıza mekânları" ortaya çıkmış, etkinliklerin takvimi, duygudaşlığı ve örgütlenmesi meydana gelmiştir. Süreç içinde toplumsal bellek, adaletsizliğin onarıcı yönünden mahrum kalan kişilerce araçsallaştırılmıştır. Öte yandan aynı adaletsizlik algısı, toplumsal aktörlerin kimliklerini besleyen ve o kimlikleri ifşa edebilecekleri, meşruiyetini adalet arayışının toplumsal haklılığından alan ve tezde "adaletsizliğin kürsüsü" şeklinde isimlendirilen bir zemin yaratmaktadır. Bu zeminde ortaya konan etkinlikler, performanslar, tutumlar ve uygulanagelen ritüeller ile, bireyler ve insan grupları kimliklerini kendilerine ve topluma göstermektedir. Bu çerçevede adalet arayışına dair söylem ve bir toplumsal figür olarak Uğur Mumcu, süreç içinde yeni anlam ve işlevler kazanmıştır. Sonuçta toplum, adaletsizliğe uyarlanma çabası içinde toplumsal belleği kullanmakta, zamanla aynı toplumsal bellek, grupların kendi kimliklerini görünür kılabilecekleri bir alana dönüşmektedir.
Different Iranian tourist experiences in Turkey, case studies: Istanbul, Antalya, Konya
Every year, more than two million Iranian tourists travel to different cities in Turkey. In these different destinations, they gain different experiences. However, since no serious research has been done on them so far -except journalism reports-, little is known about their experiences. Therefore, understanding the experiences of Iranian tourists in various destinations in Turkey was the aim of this dissertation. To do this, the three destinations of Istanbul, Antalya and Konya were selected as case studies. The research methods were ethnography (especially with techniques such as participant observation and deep interview) and documentary analysis (especially in the study of Iranian travelogues to Turkey). Theories of "Long-distance Nationalism" (Anderson. 1992) and the "Social Drama" (Turner, 1969) were more widely used to examine this issue. The findings show that Iranian tourists generally travel to Turkey to gain cultural and social freedoms, and that consuming parts of Iranian culture that are neglected in Iran itself (such as Iranian pop music or Iranian Sufism) is one of their special experiences in Turkey. In these experiences, nationalism is seen in various ways among the speech and behavior of Iranian tourists. This distance from the control of the Iranian government and the experience of the forbidden or neglected Iranian culture creates a liminal atmosphere which, although violates the rules of the structure of the official culture in Iran, has its own structure. The dissertation concludes with the claim that Iranians' travel to Turkey can be expressed in terms of tourism in voluntary and short-term exile.
Gelenek ve modernite arasında iyileştirme uygulamaları
Geleneksellik uzun süre modernliğin zıttı olarak algılanmış ve modernitenin yayıldığı alanlarda onun gölgesinde kalmıştır. Bununla birlikte, birçok geleneksel iyileştirme uygulaması eski zamanlardan bugüne dek sürdürülmüştür. Yapılan son çalışmalar gösteriyor ki geleneksellik ve modernlik bir yandan zıt içeriklere sahipken diğer yandan her geçen gün değişen özellikleri nedeniyle birbirlerini kapsayabiliyor ve etkileyebiliyorlar. Geleneksel yöntemlere dayandığı savunulan iyileştirme uygulamalarının, modernliğin daha baskın olduğu bir kültürel ortamda ifade buluş şekilleri bu araştırmaya konu edilmiştir. Uygulayıcıların anlatımlarının bu yöntemlerin modernite ve geleneklerle olan ilişkisini nasıl yansıttığı sorunu buradaki araştırmalara yön verir. Söz konusu iyileştirme uygulamalarının Türkiye'deki çeşitliliği dolayısıyla araştırma alanlarının sınırlandırılmasına ihtiyaç duyuldu. Bu sebeple eski zamanlardan bugüne dek bir iyileştirme aracı olarak kullanılan elle dokunma yöntemini içeren üç uygulama seçilmiştir. Bunlar: masaj, Mikusano Mitakara ve Reiki'dir. Araştırma alanlarındaki ifadelerin betimlenerek incelenmesi sonucunda uygulayıcıların, iyileştirme yöntemlerini ve kendilerini modernlik ile geleneksellik arasında çeşitli bağlamlarda konumlandırarak uygulamaları aktardıkları ve sürdürdükleri anlaşılır.
Negotiating diaspora identities: Kazakhs in Turkey
This study explores the ethnic identification of Kazakhs living in Istanbul, Turkey who settled here in the beginning of the 1950s. Today their approximate number is 20.000. The work is going to discuss and analyse discourses and practices associated with their ethnic identifications. It particularly focuses on their self-identification and how they express and articulate their ethnic identity. The given work explores when and why they do so, what it means for them to be a Kazakh, and how their attitudes and opinions about their identity have been evolving over time. Kazakhs had to leave their historical homeland, Xinjiang-Uyghur Autonomous Region (Eastern Turkestan) after unsuccessful uprisings against the Chinese government in the 1930s and 1940s. After spending sometime in India, they applied for asylum in Turkey. Here they were accepted as iskanlı goçmenler, i.e. as migrants with Turkish ancestry and closely affiliated to Turkish culture. Therefore, analysing the ethnic identifications of Kazakhs in Turkey presents an interesting case, because on one hand they are regarded as Turks/Turkish, and on the other hand, despite this popular assumption, they still stand out from the majority of people, partially because of their physical appearance. Therefore, this ambiguous nature of being "Turk, but not quite" makes the case of Kazakhs unique and interesting. The work aims to demonstrate that like other types of identities, Kazakh ethnic identity is not fixed and bounded, instead it is flexible and fit for various negotiations and changes depending on personal and social relations of the people as well as national and international contexts. Keywords Kazakhs in Turkey, Ethnic identity, Nation, Diaspora, Minority
Söylem olarak kimlik: Çerkesliğin söylemsel inşası
Çerkesler Türkiye'nin çeşitli bölgelerinde dağınık olarak yaşayan ve sayıları birkaç yüz bini bulan etno-kültürel bir gruptur. Tarihsel topraklarının Rusya İmparatorluğu tarafından kolonizasyonunu müteakiben 19. yüzyılın ikinci yarısından itibaren 20. yüzyıla kadar dalgalar halinde ve kitlesel olarak Osmanlı topraklarına geldiler. Osmanlı ve Türkiye sosyo-politik yaşamına entegre olarak kimliklerini ve farklılıklarını koruyan Çerkesler, Rusya Federasyonuna bağlı Çerkes cumhuriyetleri ve çoğunlukla Orta Doğu ülkeleri olmak üzere dünyadaki çeşitli ülkelerdeki soydaşlarıyla ilişki içinde Türkiye'de tarihsel süreksizlikler gösteren bir kimliği söylemsel olarak inşa ettiler. Bu söylemsel kimlik, aynı referansları temel almakla birlikte farklı okumalarla ve içerisinde bulundukları koşulların kendilerine dayattığı zorunluluklarla birlikte değişen dinamik bir kimliktir ve hem süreç içinde hem de eş zamanlı olarak kendi içinde büyük bir çeşitlilik taşımaktadır. Bu bağlamda, bu tezde, Türkiye'de yaşayan Çerkeslerin farklı söylem alanları içerisinde oluşturdukları söylemsel bir oluşum olarak Çerkeslik incelenmektedir. Çerkeslik, Çerkeslerin kökeni, kim oldukları, hangi dili konuştukları, gelenekleri, 19. yüzyılda maruz kaldıkları soykırım, anavatan algıları ve Osmanlı'dan itibaren oluşturdukları kurumsal yapıları ile ilgili aynı referanslara dayanan farklı söylemleri açısından ele alınmaktadır. Anahtar Sözcükler Çerkesler, Çerkeslik, Kafkas, söylem, kimlik, etnisite, diaspora
Cafer Höyük ve Değirmentepe Ortaçağ topluluklarının karşılaştırmalı antropolojik analizi
Anadolu coğrafyası üzerinde Fırat Nehri kıyısında ve önemli ticaret yollarına yakın konumu itibariyle Malatya, tarih boyunca farklı insan toplulukları için geçiş bölgesi olmuştur. Çeşitli topluluklar tarafından iskan edilen ve birçok istilaya uğramış olan bu coğrafyanın Ortaçağ dönemine dair veriler oldukça kısıtlıdır. Bu çalışma kapsamında, Malatya bölgesinden açığa çıkarılmış olan Cafer Höyük ve Değirmentepe yerleşim yerlerinden ele geçen ve Ortaçağ'a tarihlendirilen insan iskelet kalıntıları paledemografik, paleopatolojik ve ölü gömme uygulamalarına dair veriler ışığında incelenmiştir. Her iki toplulukta da yüksek oranda seyreden bebek ve çocuk ölümlerinin Cafer Höyük'te %44,4; Değirmentepe'de ise %39,7'ye ulaştığı belirlenmiştir. Söz konusu bu yüksek ölümlülük topluluğun doğumdaki yaşam beklentisinin 20 yıl olmasına neden olmuştur. Yaşamın ilk aylarında maksimum düzeye ulaşan ölümlülüğün, olasılıkla kötü hijyen koşulları ve buna bağlı enfeksiyonlar ile yetersiz anne ve çocuk bakımından ileri gelmiş olabileceği söylenebilmektedir. Topluluklarda çocukluk dönemi itibariyle gözlenen metabolik hastalıklar, malnütrisyona ve dolayısıyla düşük bir sosyo-ekonomik duruma işaret etmektedir. Her iki toplulukta da gündelik yaşamda ortaya çıkan düşme, çarpma gibi kazalara bağlı yaralanmalar saptanmış olup; Değirmentepe'de bunlara ek olarak topluluktaki grup-içi şiddet olgusunun varlığını gösteren perimortem travmalara rastlanmıştır. Toplulukların yaşam biçimlerine bağlı olarak eklemlerde meydana gelen dejenerasyon dikkate alındığında, kadın ve erkeklerde etkilenen bölgelerin farklılık göstermesinden hareketle geçim örüntüsüne bağlı gündelik uğraşılarda toplumsal cinsiyete dayalı rol farklılıklarının mevcut olduğu anlaşılmaktadır. Cafer Höyük mezarları ve buradan ele geçen mezar eşyaları ölü gömme uygulamaları kapsamında incelenmiştir. Nekropol alanında rastlanılan iki mezar türünden basit toprak gömülere yalnızca bebek ve çocuklar gömülürken; kerpiç sanduka mezarlara erişkin bireylerin gömüldüğü gözlenmiştir. Buna bağlı olarak, toplulukta erişkin olmayan bireylere yönelik farklılaşan bir muamelenin varlığı saptanmıştır. Mezarlardan ele geçen buluntuların dağılımına bakıldığında kadın ve çocuk mezarlarında niceliği arttığı görülmektedir. Çok sayıda buluntuya rastlanılması, Cafer Höyük'teki gömü uygulamalarını Anadolu'da yer alan diğer Ortaçağ topluluklarından ayırmaktadır. Sonuç olarak, aralarında zamansal açıdan belirgin bir farklılık bulunmasına karşın Cafer Höyük ve Değirmentepe insanlarının bulundukları ekolojik çevreye adaptasyonlarının benzer olduğu söylenebilir.
Farklı antik dönem toplumlarında karşılaştırmalı dental mikro aşınma analizi
Antropoloji'nin temel kaynaklarından olan dişler, hayatta kalmanın temel unsuru olan beslenmenin ortaya çıkarılmasında çok büyük bir öneme sahiptir. İncelenen antik toplumun sosyal yapısının ve sağlık problemlerinin ortaya çıkarılmasında beslenme önemli bir yere sahiptir. Bu nedenle bu tez çalışmasında Doğu Roma/Bizans Dönemi'ne tarihlenen Belentepe, Patara ve Kibyra toplumlarının beslenme rejimlerinin belirlenmesi ve yaşanılan bölgenin bu duruma etkisi olup olmadığının ortaya konulabilmesi için mikro aşınma çalışması yapılmıştır. Toplumun genelini yansıtması amacıyla her toplumdan kadın, erkek ve çocuk bireylerin her birinden 15 adet birinci molar seçilmiştir. Seçilen dişlerin her birinin oklüzyal yüzeylerinde beslenme için kullanılan 10n, f9 ve fx fasetlerinden SEM'de (taramalı elektron mikroskobu) 500 büyütme ile görüntü alınmış ve alınan görüntüler Microwear 4.02 programında analiz edilmiştir. Analizler yapılırken alınan görüntülerde belirlenen mikro izler 4:1 oranına göre sınıflanmış ve belirlenen izin uzunluğunun derinliğine oranı 4: 1 oranından büyük olan tüm izler çizik, bu orandan küçük ya da eşit olan tüm izler çukurluk olarak belirlenmiştir. Yapılan analizler ile her dişin her faseti için belirlenen mikro izlerin çizik sayısı, çukur sayısı, çizik genişliği, çizik uzunluğu, çukurluk oranı, çukur genişliği ve çukur uzunluğu belirlenmiş ve istatistik analizlere tabi tutulmuştur. Analizler sonucunda bir deniz kenarı yerleşimi olana Patara toplumunun, bir tepe yerleşimi olana Belentepe toplumu ile yüksek bir tepe yerleşimi olan Kibyra toplumlarına oranla beslenmesinde daha fazla aşındırıcı nitelikte madde bulunduğu belirlenmiştir. Belentepe toplumunun ise diğer iki topluma oranla daha yumuşak besinler tükettiği saptanmıştır. Her üç toplumun hem kendi içerisinde hem de toplumlar arasında kadın, erkek ve çocuk bireyler arasında beslenme şekli açısından bir farklılık olmadığı tespit edilmiştir.
Dökme yük gemilerindeki denizcilerin gözünden gemide çalışma, yaşam ve mekan: Etnografik bir inceleme
Dünya ticaretinin yaklaşık %90'ı diğer taşımacılık türlerine kıyasla maliyet etkin olduğu için uluslararası deniz taşımacılığı ile yapılmaktadır. Deniz taşımacılığının başlıca unsurları ambarlar, limanlar, ticari yük gemileri ve bu gemilerde çalışan denizcilerdir. Yaşam ve çalışma alanı olarak ticari yük gemileri izole, hareketli, riskli, gürültülü, erkek egemen ve hiyerarşik mekânlardır. Ticari gemilerde çalışan denizciler ise ve yaşam ve çalışma standartları uluslararası standartlara göre düzenlenmiş, birkaç aylık belirli süreli sözleşmelerle çalışan ulus aşırı topluluklardır. Öte yandan, denizcilerin yaşam ve çalışma koşulları, çalıştıkları geminin türüne, yaşına, belirli bir hat üzerinde ya da sürekli değişen limanlar arasında işletilmesine, bakım-tutum işlemlerinin zamanında ve etkin olarak yapılıp yapılmamasına, kumanya kalitesine, şirketin personel politikasına, gemide yeterli sayıda ve deneyimli denizci olup olmamasına, denizcilerin liman kentlerinde gemiden ayrılma imkanlarının olup olmamasına ve yaşam mahallinin maddi koşullarına göre değişir. Bu araştırmada, dökme yük gemilerinde gündelik hayatın nasıl şekillendiği, zamanın, mekânın ve mesleğin denizciler tarafından nasıl anlamlandırıldığı emek sürecine odaklanılarak açıklanmaya çalışılmıştır. Araştırmanın gerçekleştirilmesinde etnografi yöntemi tercih edilmiş ve katılımlı gözlem ile denizcilerle karada ve gemide yüz yüze derinlemesine görüşme tekniklerinden yararlanılmıştır. Katılımlı gözleme dayalı saha araştırması M/V Striker (mahlas) dökme yük gemisinde 2021 yılında çoğunluğu tersanede geçen iki ay ve 2023 yılında tamamı seyirde geçen iki buçuk ay olmak üzere toplam iki safhada gerçekleştirilmiştir. Gerçekleştirilen yüz yüze formel derinlemesine görüşmelerden ve saha araştırması sırasındaki gözlemlerden hareketle bu tezde, dökme yük gemilerinde (özellikle de standart-altı gemilerde) hiyerarşi, otorite, güç ilişkileri, dayanışma ve çatışmanın dinamikleri, erkek egemen mekânın doğası, ücretler, güvencesizlik ve nihayet denizcilerin psikolojisini etkileyen faktörler emek süreci üzerinden çözümlenmeye çalışılmıştır. Anahtar Kelimeler: Denizciler, Uluslararası Deniz Taşımacılığı, Gemide Çalışma, Dökme Yük Gemisi, Yük Gemileri, Emek Etnografisi, İşçi Sınıfı, Sosyal Antropoloji
Adli Antropoloji'de güncel gelişmeler
Adli Antropoloji, antropolojiden elde ettiği bilgi, birikim, beceri ve donanımının yanı sıra, artan dünya nüfusunun farklılaşan ölüm biçimlerinden elde ettiği kimliklendirme tecrübesi, deneyim ve yaklaşım metotlarıyla, değişen, dönüşen, yenilenen ve gelişen bir adli bilimler disiplini olarak gün geçtikçe teknolojik gelişmelerin de katkısıyla kendisini istikrarlı bir şekilde güncellemektedir. Adli Antropoloji, sahada elde ettiği bulguları, laboratuvar çalışmasında ölçümlediği incelemeleri veya diğer disiplinlerin teknolojilerinin de katkısıyla oluşturduğu adli biyolojik profiller üzerinden yaptığı güncel kimliklendirme yöntemleri bu çalışmada incelenmektedir. Bireysel veya toplu ölüm kurbanlarının yaş, cinsiyet ve etnik köken çalışmalarında kullandığı 3D yeniden yüzlendirilme yöntemleri, travma analizleri ve etnik köken bulmaya yönelik çalışmalar gibi çeşitli incelemelerinin hukuki ve sosyal boyutları konu edinilmiştir. Yapay zeka ve ileri görüntüleme araçlarının Adli Antropoloji'nin kimliklendirme çalışmalarındaki disiplinlerarası uygulamaları çalışmada incelenmiştir. Anahtar Sözcükler: Antik DNA, Kimliklendirme, 3D Yeniden Yüzlendirme, Travma, Yapay Zeka.
Sinop Balatlar Kilisesi geç dönem iskeletlerinde eklem hastalıkları
Sinop Balatlar Kilisesi'nde 2018-2019 yılları kazı çalışmalarında elde edilen iskeletlerdeki eklem hastalıklarını tespit etmek, eklem hastalıklarını cinsiyetlerde belirlemek, eklem hastalıklarının kadın ve erkek bireyler arasında herhangi bir farklılık gösterip göstermediğini belirlemek, hangi yaş grubunda eklem hastalıklarının daha yoğun tespit etmek amaçlanmıştır. 2019 yılında ortaya çıkarılmış 23 mezar ve yüzeyde bulunan kemikler ile toplamda 149 bireye ait iskelet ve 2018 yılından 18 mezar ve yüzeyden dağınık şekilde elde edilen kemikler ile toplam 114 bireye ait iskelet olmak üzere toplamda 263 bireye ait iskelet incelenmiştir. Sinop Balatlar Kilisesi iskeletlerinde proliferatif eklem hastalıklarından 124 bireyde osteoartrit, 38 bireyde schmorl's nodülü, 57 bireyde spinal osteofit, 11 bireyde temporomandibular eklem disfonksiyonu gözlemlenmiştir. Eroziv eklem hastalıkları değerlendirildiğinde 27 bireyde romatoid artrit, 2 bireyde ankilozan spondilit, 4 bireyde DISH olduğu tespit edilmiştir. Osteoartit toplam 178 bireyde gözlemlenmiştir. 80 erkek bireyin 61'inde (%76,3) OA vardır. 52 kadın bireyin 34'ünde (%65,4) OA gözlemlenmiştir. 23 erkek bireyde ve 8 kadında schmorl's nodülü tespit edilmiştir. Erkeklerde spinal osteofit oranı %42,5 iken kadınlarda bu oran %30,8'dir. TMED erkeklerde %6,3 iken kadınlarda %9,6'dır. Romatoid Artriti olan Sinop Balatlar Kilisesi iskeletlerinde cinsiyetlere göre değerlendirildiğinde en fazla etkilenen bireylerin kadın (%19,2) olduğu tespit edilmiştir. Erkeklerde ise bu oran %18,8'dir. Sinop Balatlar Kilisesi iskeletlerinde yapılan incelemede 2 erkek bireyde ankilozan spondilit tespit edilmiştir. Sinop Balatlar Kilisesi'nden çıkarılan iskeletlerden %3,8 oranında erkeklerde, %1,9 oranında kadınlarda DISH gözlemlenmiştir.
Doğrusu insanın emeğinden başkası kendisinin değil: Kenya-Githogoro gecekondu bölgesinde din, kalkınma ve ekonomi üçgeni
Bu çalışmanın amacı, Kenya'nın bir gecekondu mahallesi olan Githogoro'da yaşayan Müslüman bir topluluğun, kalkınma ile İslam arasında kurduğu ilişkiyi anlamaktır. Çalışmanın dayandığı alan araştırması kapsamında Githogoro'daki İslam topluluğu, Kenya'daki Müslüman STK temsilcileri ve üniversite öğrenci kulübü temsilcileri ile görüşülmüş ve onların dinsel inanca ilişkin söylem ve pratikleri kalkınma ve kalkınma yardımları ile nasıl ilişkilendirdikleri anlaşılmaya çalışılmıştır. Bu amaçla, kalkınma ve antropoloji ilişkisi, Kenya'da kalkınma yardımları, Kenya Müslümanlığının tarihsel süreci, İslam ve kapitalizm ilişkisi gibi konular ele alınmış ve Weberyan kapitalizm analizinin Githogoro Müslümanları özelinde ne ölçüde kullanışlı olduğu sorgulanmıştır. Ayrıca, Mary Douglas'ın grup-şebeke analizi İslami kapitalizmin nasıl şekillendiğine ilişkin bir tartışma için kullanılmıştır.Bu çalışmada kalkınma ve kalkınma yardımları, bunlara neoliberal değerlerin üretimine araçsallık ettikleri şeklinde eleştiri getirilen makro ölçekli kavramsal bir zeminde değil insanların toplumsal, ekonomik ve dinsel yaşam gerçeklikleri içerisinde ve onların gözünden değerlendirilmeye çalışılmıştır. Böylece kalkınma ve İslam arasındaki ilişkiyi anlamak için yerel bakış açısını ön plana çıkartan bir yaklaşım benimsenmiştir. Anahtar Kelimeler: Kalkınma Yardımları, Kalkınma Antropolojisi, İslâm ve Kapitalizm, Grup-Şebeke Analizi, İnanç ve Kalkınma
Patara antik kentinin etnomimari açıdan incelenmesi
Arkeolojik yerleşimlerde insanın geçmişte ürettiği maddi kültürünün büyük bir parçasını oluşturan mimari yapılar, genellikle onu inşa eden ve kullanan toplumla ilişkilendirilmeden belgelenmektedir. İnsanın biyolojik ve kültürel evriminin tüm yönleriyle anlaşılmasında, insan ve insanın ürettiği maddi kültür verilerinin aynı bağlamda değerlendirilerek yapılacak disiplinler arası çalışmalara ve yeni yaklaşımlara duyulan ihtiyaç bu çalışmanın itici gücünü oluşturmuştur. Bu tez çalışmasında, Patara antik kentinin Roma Dönemi'ne tarihlendirilen mimari yapıları ve toplumuna ilişkin mimarlık, arkeoloji ve antropoloji disiplinlerinden elde edilen veriler etnomimari açıdan incelenmiştir. Bu çalışmanın amacı, mimari yapılar ile toplum arasındaki ilişkileri anlamak ve bu bağlamda yapılacak çalışmalar için metodolojik bir temel oluşturmaktır. Çalışmanın mimari materyalini, Patara'da Roma Dönemi anıtsal kamu yapılarından Tiyatro, Meclis Binası, Liman ve Nero hamamları; antropolojik materyalini, 2010-2011 Patara kazı sezonunda ele geçen 155 bireye ait insan iskeletinin paleoantropolojik analiziyle elde edilen demografik ve morfolojik veriler oluşturmuştur. Yapıların yaklaşık kapasiteleri hesaplanmış; ideal kent nüfusu ve dönemler arasındaki nüfus değişimleri değerlendirilmiştir. Devamında, yapıların ergonomik analizleri yapılmış ve yapılar ilgili dönemdeki Patara toplumunun antropometrik ölçüleriyle ilişkisi, fonksiyonellik, yönlendirme, ışık, manzara, iklimsel şartlardan korunma, üst örtünün varlığı ve akustik yönlerinden değerlendirilmiştir. Son olarak, yapıların kamusal yaşamdaki önemi irdelenmiş, toplumsal ve sosyal organizasyonlarına yönelik düzenlemeleri araştırılmıştır. Yapıların hesaplanan yaklaşık kapasiteleri doğrultusunda yapılan kent nüfus tahminleri, MS 2. yüzyıl için en güvenilir olmakla birlikte, ideal kent nüfusunun 10000 - 25000 arasında olabileceğine işaret etmiştir. Tiyatro ve Meclis Binası cavealarının, ilgili dönemdeki Patara toplumunun antropometrik ölçüleri ve standartlarla uyumlu olmadığı saptanmıştır. Bu yapılarda aynı zamanda; girişlerin ölçüleri, fonksiyonellik, yönlendirme, ışık, iklimsel şartlardan korunma ve akustik açılardan hem ergonomik hem de ergonomik olmayan düzenlemeler tespit edilmiştir. Cavea oturma sıralarının ve klimakeslerin antropometrik ölçülerle uyumsuz ve konforsuz yapılmasının nedeninin; optik, akustik ve maliyet gibi unsurlara bağlanabileceği değerlendirilmiştir. Tasarımda bu unsurların konforunun, bireyin antropometrik ölçüleriyle ilgili konforundan öne geçebildiği; Roma Dönemi'nin mimari ilkeleri doğrultusunda düzenlenen kamu yapılarında, toplumdaki bireylerin öneminin geri planda tutulabildiği değerlendirilmiştir. Liman ve Nero hamamlarının toplumun antropometrik ölçüleri ve standartlarla büyük ölçüde uyumlu olduğu; bu yapıların fonksiyonellik, yönlendirme, ışık ve ısınma açılarından birbirleri arasında farklar olmakla birlikte yine büyük ölçüde ergonomik olduğu saptanmıştır. Sosyal ve yönetsel önemlerinin yanı sıra toplum için kült değeri de olan Tiyatro ve Meclis Binası'ndaki bazı düzenlemelerin; Roma Dönemi'nde toplumda görülen sınıfsal farklılıkların yansıması olarak ayrıcalıklı kesimin konforu için yapılmış olabileceği değerlendirilmiştir. Temizlenme işlevinin yanı sıra sosyal buluşma ortamı da sağlayan hamamlarda ise, sosyal statüye ve cinsiyete ilişkin farklı düzenlemelere rastlanmamıştır.
Toplumsal cinsiyet rejiminin medya aracılığıyla yeniden üretimi: Müge Anlı ile Tatlı Sert örneği
Bu çalışmada, birbirinden farklı toplumsal cinsiyet performanslarının gerçekleştiği bir yer haline gelen stüdyoda, bahsi geçen şov programında adı bir şekilde suça karışmış kişiler, avukat, psikolog gibi birbirinden farklı profesyonel meslek sahipleri, seyirciler ve sunucu gibi çeşitli aktörlerin arasında meydana gelen olaylara odaklanılmıştır. Program süresince konukların, adli makamlar tarafından çözümlenemeyen vakaları çözüme kavuşturduğu iddiasında olan bir televizyon programında, programa katılan kişilerin olaylarda bahsi geçen diğer aile bireylerini ve olayla ilişik olduğunu düşündüğü tanıdıklarını da programa davet ederek hak arama çabasına odaklanılmıştır.
Sivas ili Hayranlı Haliminhanı üst Miyosen Hipparion örneklerinin analizi
Hayranlı-Haliminhanı kazı alanı, Sivas-Ankara karayolu üzerindeki Hayranlı karayolunun doğusunda bulunan Geç Miyosen yaşlı tepelerindedir. Türkiye'nin en zengin omurgalı fosil yataklarından biridir. Hayranlı ekosistemi fundalık ve ormanlık alanı ihtiva eden bir çevreye sahiptir öte yandan Hayranlı büyük memeli topluluklarının yüzdesi, geç miyosen açık arazi memeli türlerinin baskınlığı ile karakterize edilen tipik Pikermiyen Kronofaunasına işaret etmektedir. Equinae alt familyasının bir grubu olarak bilinen Hipparion atları, yaklaşık 23 ila 5 milyon yıl önce Miyosen ve Pliyosen çağlarında yaşamış ve soyu tükenmiş bir at cinsidir. Yeni Dünya'da yaklaşık 5 milyon yıl önce soyu tükenen Hipparion atları, Avrasya'da ve Afrika'da 11.4 ila 1 milyon yıl öncesine kadar yaşamaya devam etmiştir. Tez çalışması, MN11 (8.9-7.6 myö) yaşlı Hayranlı/Haliminhanı 19 nolu fosil lokalitesindeki Hipparion türlerinin sistematik analizini içermektedir. Sivas, Hayranlı-Haliminhanı lokalitesi diğer makro memeliler açısından olduğu kadar Hipparion atları açısından da çeşitlilik göstermektedir. Lokalite tipik Pikermiyen Savana habitatına ve faunasına benzerlik gösterse de Samos, Maraghe ve Akkaş Lokaliteleri ile Hipparion atları açısından daha yakındır. Bunun yanı sıra Hayranlı lokalitesindeki Hipparion atlarının üst dişlerine ait mine morfolojisi, ağızlık ve metapod indeksi analizleri, lokalitenin mevsimsel geçişlere uygun muhtemelen sık koruluk habitatlar ile birlikte açık kırsal biyotoplara ev sahipliği yaptığını işaret etmektedir. Hayranlı Lokalitesinde; sadece açık otlakları veya sadece yarı kapalı ekosistemleri (yoğun çalılık ve koruluk) tercih eden veyahut her iki habitatı da kullanan ve farklı beslenme tipine sahip Hipparion türlerinin birlikte var oldukları söylenebilir. Tez çalışması sonucunda, Hayranlı/Haliminhanı 19 nolu Lokalitede aşağıdaki türler teşhis edilmiştir: Cremohipparion aff. moldavicum, Cremohipparion cf. moldavicum, Cremohipparion sp. (Büyük boyutlu form), Cremohipparion aff. proboscideum, Hipparion sp. (Hippotherium) (Büyük Boyutlu Form), Hipparion sp. (Orta Boyutlu Form A, B, C), Cremohipparion sp. (Cüce Form).
Toplumsal değişme çerçevesinde yaşlı bireylerin yaşam doyumu: Çorum ili örneği
Bireylerin ilerleyen yaşları ile birlikte hayatlarında değişimler ve bazı kayıplar meydana gelebilmektedir. Söz edilen değişim fiziksel, sosyal ve psikolojik değişimlerdir. Bu değişimler ise yaşlı bireylerin hayatlarını olumsuz yönde etkileyebilmektedir. Teknolojinin günden güne değişmesi, sağlık üzerindeki gelişmelerde yaşlı bireylerin değişen yaşamı üzerinde oldukça etkilidir. Sanayi devriminden sonra toplumlarda büyük değişimler yaşanmıştır. Bu değişimden en çok etkilenen kişiler yaşlı bireyler olmuştur; geniş aile yapısından çekirdek aile yapısına geçilmiş, kadınlar çalışma hayatına atılmışlar, yaşlının tecrübelerinden faydalanmamaya başlanmış ve genç aile fertleri yaşlıya bakım hizmeti sunmaktan çekilmişlerdir. Bu toplumsal değişme sonrasında yaşlı bireyler sonraki nesiller ile kuşak çatışması yaşıyor mu, yaşamlarından memnunlar mı ve yaşam kalitesi algıları üzerine bazı sorulara yanıt aranmıştır. Bu sorulara yanıt aramak üzere, T.C. Sağlık Bakanlığı Hitit Üniversitesi Çorum Erol Olçok Eğitim ve Araştırma Hastanesi Geriatri servisine gelen 65 yaş ve üstü yaşlı bireylere ''Toplumsal değişme çerçevesinde yaşlı bireylerin yaşam doyumu'' algılarını analiz ederek değerlendirmek amaçlanmıştır. T.C. Sağlık Bakanlığı Hitit Üniversitesi Çorum Erol Olçok Eğitim ve Araştırma Hastanesi Geriatri servisine gelen 65 yaş ve üstü 200 yaşlı bireylere demografik bilgilere, sosyoekonomik düzeye ve sağlığa yönelik bir anket ve buna ek olarak; teknoloji kullanımı, sonraki kuşaklarla ilişkileri, yaşantı memnuniyeti gibi durumları içeren çeşitli soruların olduğu yaşam kalitesi ölçeği uygulanmıştır. Çalışmanın sonucunda toplumsal değişmenin en çok yaşlı bireyleri etkilediği görülmüştür. Toplumların kültürel anlamda değişime uğraması; geniş aile modelinden çekirdek aile modeline geçmesi, kadınların iş hayatına atılması gibi nedenler yaşlının alışmış olduğu gelenekselliğin dışına çıkmasına neden olmuştur, dolayısıyla yaşlı bireyler bu durumdan olumsuz yönde etkilenmişlerdir. Bir diğer çarpıcı sonuç ise yaşlı bireylerin teknoloji kullanıma uzak olmadıkları sonucudur. Sosyal medya ve web siteleri gibi uygulamaları çoğunlukla tercih ettikleri görülmektedir. Özellikle kadın yaşlı bireylerin erkeklere göre teknoloji ile daha ilgili oldukları gözlemlenmiştir.
Zonguldak Tios (Bizans) toplumu çene ve dişlerinin antropolojik açıdan incelenmesi
Antik çağlarda yaşamış insanlar tarımın gelişmesiyle birlikte yaşam tarzlarında, beslenme alışkanlıklarında, kültürlerinde ve sosyoekonomik koşullarında köklü değişiklikler geçirmiştir. Bu değişikliklere ışık tutmak için, antropolojik ve arkeolojik kazılardan elde edilen iskelet kalıntıları aracılığıyla eski topluluklar hakkında veri toplanmıştır. Bu bağlamda dişler, kimyasal çürümeye karşı oldukça dirençli oldukları için önem teşkil etmektedir. Eski çağlarda yaşayan insanların diş patolojileri üzerine yapılan araştırmalar, tarih öncesi insanların sağlık durumları, beslenme uygulamaları ve sosyal yapıları hakkında değerli verileri ortaya çıkarmaktadır. Tezde Tios Antik Kenti'nden Bizans dönemine tarihlenen bireylerden elde edilen dişlerin paleopatolojik analizlerine odaklanmaktadır. Tios Antik Kenti, Zonguldak'ın kuzeydoğusunda, Çaycuma İlçesi'ne bağlı bir sahil kasabası olan Filyos'ta yer almaktadır. Tezin materyalini Tios Antik Kentinden elde edilen 54 bireye ait 904 diş oluşturmaktadır. Bu inceleme sonucunda Tios Antik Kenti bireylerine ait patoloji oranlarında diş çürüğü %17,5, apse %3,2, diş taşı %38,23, hipoplazi %14,93, alveol kemik kaybı %88,2, antemortem diş kaybı %9,36, aşınma derecesi ise 3 derece (orta) olarak belirlenmiştir. Tios Antik Kenti bireylerine ait tüm dişler alt ve üst çeneler, cinsiyet ve diş dizileri istatistiksel açıdan incelenmiştir. Bu incelemeye göre çeneler arasında anlamlı farklılık bulunan diş patolojileri, diş çürüğü dereceleri, diş çürüğünün görüldüğü yüzey, diş taşı, hipoplazi, alveol kaybı dereceleri olarak belirlenmiştir. Cinsiyetler açısından istatistiksel olarak anlamlı farklılık görülen diş patolojileri diş çürüğü, pulpaya inen çürük ve antemortem diş kaybıdır. Diş dizileri arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık bulunan diş patolojileri ise antemortem diş kaybı, hipoplazi, diş aşınması, diş taşı, diş çürüğü olarak saptanmıştır.
Toplumsal cinsiyet rolleri bağlamında kadınların evlilikteki kadın kimliğine bakışında kültürün etkisi: Çorum ili üzerine sosyal antropolojik bir çalışma
Çorum ilinde kadın kavramının şekillenme süreciyle ilgili bir derleme ve değerlendirme yapmayı amaçlayan bu araştırmada, sosyal olarak kadın ve erkeğin yaşamlarını önemli ölçüde etkileyen toplumsal cinsiyet rolleri bağlamında kadınların evlilik kurumunda kendilerini nasıl konumlandırdıkları ve evlilik sürecindeki davranışlarını belirlerken, kültür ögelerinden ne derece etkilendikleri analiz edilmiştir. Araştırma, Çorumlu 120 kadın bireye ilk 7 sorusu ölçek, sonraki 23 sorusu ise mülakat niteliğinde olan toplamda 30 soru sorularak ve gerekli güvenirlik analizleri yapılarak tamamlanmıştır. Dindarlık puanları, IBM SPSS Statistics (v.24) programı vasıtası ile analiz edilmiş, değişkenler arasındaki ilişkileri belirlemek için Pearson korelasyon analizi kullanılmış ve yanılma düzeyi 0,05 olarak kabul edilmiştir. Araştırmanın sonucunda toplumsal ve sosyal yapının alışılagelmiş şekilde devamı için bireyin istek, duygu ve düşüncelerinin feda edildiği, Çorum toplumunda gerçekleştirilen evliliklerde istisnai durumlar olsa da toplumsal kuralların ağır bastığı, biyolojik bir dürtü olarak algılanmasına rağmen cinselliğin sosyal ve toplumsal bir davranış olarak gerçekleştiğini hatta ileri boyutlarda "kızlık kesme" gibi uygulamalarla kontrol edildiği ve kültürün evlilik, beklentiler, eşe yüklenen anlam, evlilikteki sorumluluklar, çocuk sahibi olma, boşanma, miras gibi geçiş aşamalarını etkilediği tespit edilmiştir. Dindarlık ölçeği total puanları ile sosyoekonomik durum total puanı, eğitim durumu, alkol kullanma arasında orta düzeyde; aylık gelir, sigara kullanımı ve yaş arasında düşük düzeyde negatif; medeni durum ve yaş ile dindarlık total puanları arasında düşük düzeyde pozitif korelasyonlar saptanmıştır.
Prekaryanın sosyal antropolojisi Hitit Üniversitesi antropoloji bölümü mezunlarının ve öğrencilerinin iş gücü piyasasındaki hayalleri ve deneyimleri
Hitit Üniversitesi Antropoloji Bölümü öğrenci ve mezunlarının güncel durumu, derin bir entelektüel tutku ile derin bir gelecek kaygısı arasında sıkışmışlığın net bir örneğini teşkil etmektedir. Araştırmanın bulguları, Türkiye'deki sosyal bilimler alanlarının ve bu alana dahil olan antropoloji disiplininin iş piyasasıyla olan kopukluğunu, prekaryalaşma olgusunu ve bu sürecin bireyler üzerindeki psikolojik, sosyal ve ekonomik etkilerini açık ve net bir şekilde ortaya koymaktadır. Temel paradoks ise bireylerin bu niteliklerini değerlendirecek alanlara dahil olamamalarıdır. Bu durum mezunları güvencesiz koşullarda çalışmaya iterken, öğrencileri de umutsuzluğa ve kaygıya sürüklemektedir. KPSS ile devlet kurumlarında çalışma ve akademisyen olmak isteği iki grup için de genel beklentiler olarak ön plana çıkmaktadır. Özel sektör ise mecburi ve zorunluluklara dayalı bir tercih olarak değerlendirilmektedir. Türkiye'de son yıllarda yaşanan sosyo-ekonomik dönüşümler, özellikle genç ve eğitimli nüfusu derinden etkileyerek prekaryalaşma olgusunu yaygınlaştırmıştır. Bu çalışma, prekaryalaşmayı salt bir işsizlik sorunu olarak değil, tarihsel bağlamları olan, kapitalist dünya sistemiyle eşitsiz bir bütünleşmeye dayanan, neoliberal politikalarla derinleşen ve bireyin varoluşsal anlamını aşındıran çok katmanlı bir kriz olarak ele almaktadır. Hitit Üniversitesi Antropoloji Bölümü öğrenci ve mezunları özelinde yürütülen saha araştırması emeğin metalaşmasını, borçlandırma ve sosyal devletin tasfiyesi gibi mekanizmaların, bireyleri kalıcı bir eşikte kalma durumuna mahkum ettiğini; diplomanın anlamını yitirdiği, güvencesizliğin ise kimlik parçalanmasına yol açtığı bir süreci ortaya koymaktadır. Lisans ve yüksek lisans öğrencilerinden 21 kadın ve 13 erkek ile 34 katılımcı, lisans ve yüksek lisans programlarından mezun 12 kadın ve 7 erkek ile 19 katılımcı, toplamda ise 53 katılımcı bu çalışmaya kaynaklık etmektedir.
Edirne'den gelişmiş ülkelere gitme teşebbüsünde bulunan transit göçmenler
İnsanlık tarihiyle beraber toplumlar kimi zaman savaş, sürgün, afetler vb. durumlar yüzünden "zorunlu" olarak kimi zamanda, daha iyi yaşam koşulları elde etmek umuduyla "gönüllü" olarak göç ettiler. Batı'da endüstrileşme hareketiyle beraber ortaya çıkan iş gücü açıkları sırasıyla "kölelik", "sözleşmeli işçilik" ve İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra başlayan "planlı göç" ile karşılandı. Ancak Batılı ülkeler 1980'li yıllarla beraber işgücü açıklarının kapandığını söyleyerek göç hareketlerine büyük kısıtlamalar getirmişler ve neredeyse imkansızlaştırmışlardır. Bununla birlikte, 1980'li yıllardan itibaren artarak, günümüzde Batı ülkelerinin değişen nüfus yapısı ve Batılıların yapmak istemedikleri işler dolayısıyla ortaya çıkan iş gücü açıkları, yasa dışı yollarla göç eden göçmenler aracılığıyla gideriliyor. İnsan kaçakçılığı yöntemiyle batılı ülkelere ulaşmaya çalışan bu göçmenler vardıkları ülkelerde olduğu kadar, yolculukları esnasında geçtikleri ülkelerde de derin izler bırakmaktadırlar. "Başka bir ülkeye gitmek niyetiyle bir ülkeye giren ve bir süre kalan" bu insanlara transit göçmen adı verilmektedir. Bu tanımdan yola çıkarak araştırmanın amacı, Edirne'den gelişmiş ülkelere gitme teşebbüsünde bulunan transit göçmenlerle, yapılandırılmış görüşme formu çerçevesinde, görüşmeler yaparak bu göçmenlerin demografik bilgileri, ülkelerinden ayrılış sebepleri, yolculukları, Türkiye'ye nereden ve nasıl girdikleri, yolculuklarında insan tacirlerinin rolü, Türkiye'deki yaşantıları ve hangi ülkeye gitmeyi planladıkları gibi bilgileri ortaya koymaktır.
Toplumsal cinsiyet ve milliyetçilik bağlamında İstanbul'da yaşayan kırım türk-tatar kadınları
Özellikle 18. yüzyılın sonlarından itibaren zorunlu göç sürecine maruz kalmıs bir halk olan Kırım Tatarları, Bulgaristan, Romanya, Almanya, Amerika gibi ülkelere yerlesmislerse de, agırlıklı olarak Türkiye'de yasamaktadırlar. Kendilerini Türk olarak gören ve Müslüman bir halk olan Kırım Tatarları, Türkiye'deki sosyo-kültürel yapıyla uyumlu bir yasayıs içindedirler. Ancak bu durum, Kırım Tatarları'nın etnik kökenlerine yabancılasmaları gibi bir sonuç da dogurmamaktadır. Bu tez çalısmasının amacı, derneklesme sürecine katılmıs Kırım Tatarı kadınlarla, dernek üyesi olmayan Kırım Tatarı kadınlar aracılıgıyla, analitik bir bakısla toplumsal cinsiyet kategorisini kullanarak; milliyetçilik, memleket ve vatan kavramları arasındaki baglantıları ortaya koymaktır. Tarihsel perspektifini yitirmemis bir millet olma bilincine sahip, ama aynı zamanda Anadolu'ya da eklemlenmis bir halk olan Kırım Tatarları, göç ve sürgün edilme süreçleri temelinde ele alınmıs, Anadolu'ya gelis zamanları ve geldikleri ülkeler açısından degerlendirilerek, bugünkü kültürel yapıları da incelenmistir. Dolayısıyla bu çalısma, kadınların bireysel tarihlerine ve anlatılarına odaklanarak, Kırım Tatar halkının yeni kültürel olusumuna ait saptamaları da ortaya koymaktadır
İstanbul ve Nevşehir'de Alevi-Sünni evliliklerinin antropolojik açıdan incelenmesi
Araştırma Alevi-Sünni evliliği üzerinedir. Buna göre evli çiftlerin aile yapıları, farklı bir gelenek ve mezhebin evlilik üzerine etkileri, neler yaşadıkları, ailelerden ve çevreden alınan tepkiler, çocukların kültürlemesi gibi soruların merakıyla konu ele alınmıştır. Masa başı kaynak çalışması, yaklaşık iki ay süren bir alan araştırmasıyla tamamlanmıştır. İstanbul ve Nevşehir'de, 15 çiftle yani 30 kişiyle derinlemesine görüşme yöntemiyle, çaprazlama bir araştırma yapılmıştır. Çiftlerden bazıları Alevi erkek-Sünni kadın ve bazıları Alevi kadın-Sünni erkek idi. Bilgi kaynaklarına çevremin yardımları ve kartopu yöntemiyle ulaşılmıştır.Araştırma neticesinde dört ana sonuca ulaşılmıştır. İlk olarak dış evliliklerin ve şehir hayatının, Alevi ve Sünnilerin geleneksel yapılarını değişime uğrattığıdır. Bu etkileşimle, farklılıklar değişime uğramıştır. İkincisi, Türkiye'deki yaygınlığı sebebiyle Sünni kimliğin Alevilikten daha çok tercih edildiği ve baskın kimlik özelliğinden diğer kimliklerin ondan kültürlendiği söylenebilir. Ayrıca, erkek egemenliği olarak açıklanan ataerkil yapının evlilik müessesinde baskın bir rol oynadığı ve evliliğin merkezini oluşturduğu söylenebilir. Çünkü ister Alevi erkek-Sünni kadın, ister Sünni erkek-Alevi kadın evliliğinde, erkeğin geleneklerinin daha baskın olduğu gözlemlenmiştir. Son olarak, bazı çiftler anaerkil bir yapıyla kadının gelenekleri üzerine bir evlilik benimsemişlerdi. Kadınların maddi özgürlükleri ve geniş bir sosyal çevreye sahip olmaları dikkat çekmiştir. Ancak tüm bu bulguların iç evliliklerde veya aynı grup evliliklerinde elde edilebileceği muhtemeldir. En nihayetinde denilebilir ki, Alevi-Sünni evlilikleri farklı mezheplerin ve farklı geleneklerin şekillendirdiği bir evlilik olmaktan çok, iki farklı bireyin izdivaçları üzerine kurulmuştur ve her tür evlilikte yaşanan olumlu/olumsuz akıbetler burada da gözlenebilmektedir.Araştırmanın giriş bölümünde konu hakkındaki temel kavramlar, Alevi ve Sünnilerin Türk tarihi içerisinde geçirdikleri evreler ve aynı zamanda her iki dinin karma evliliğe bakış açılarını ihtiva etmektedir. İkinci bölüm, araştırmanın yöntemi ve araştırmanın etik boyutu hakkındadır. Ardından, derinlemesine görüşmelerden yapılan alıntılar ve bulgular sunulmaktadır. Dördüncü bölümde, bulgular analiz edilmiş ve yorumlanmıştır. Bundan sonra ise, ulaşılan sonuçlar ve öneriler irdelenmiştir. En nihayetinde ekler bölümünde haritalar, alan araştırmasından fotoğraflar, görüşme soruları, basında çıkan haberler, Alevi şiirleri, açıklayıcı sözlük, araştırma takvimi, araştırma bütçesi ve kişisel özgeçmiş bulunmaktadır.
Türk sineması ve milliyetçilik
Sinema ve insanlığa şekil ve yön vermiş hemen tüm ideolojiler birbirinden etkilenmiş,birbirini etkilemiştir. Tez konum olarak seçtiğim Türk Sineması ve Milliyetçilik, araştırmamboyunca incelenmiştir. Konuya sağlıklı eğilebilmek amacıyla millet, millet inşası, millikimlik, ırkçılık ve küreselleşme ile hiç şüphesiz milliyetçilik açıklanmaya çalışılmıştır. YineTürk Sineması'nın tarihsel süreci ve geçirdiği aşamalar, dünya sinemasında Türkler'in tezahürbiçimleri, Türk Sinemasında Asker ve Ordunun yansımaları, milliyetçi filmler ve propagandafilmleri incelendi.Yine dönem olarak Cumhuriyet Dönemi, Osmanlı filmlerinin yükselişe geçtiği dönem,1960 ve 1980 anayasalarıyla yaşanan dönemler ve 1990'lardan itibaren yeni dönem Türksineması ele alındı.Milliyetçilik açısından değişik ve kendine has okumalar içeren Kurtlar Vadisi: Irakfilmi de ayrı bir bölüm olarak araştırmaya dahil edildi. Kurtlar Vadisi: Irak üzerinegerçekleştirilmiş, çeşitli sinema izleyicileri ile yapılan anket çalışması, ve yine Kurtlar Vadisi:Irak filmi üzerine yapılmış yerli ve yabancı bazı izleyici geridönüşleri de araştırmaya eklendi.İzleyiciler üzerindeki etkisini görmek açısından önem arzeden bu çalışmaların konuya ışıktuttuğunu ümit ederim.Sinemaya gönül ve emek vermiş, farklı okul ve tecrübelere sahip sinema ve televizyonoyuncusu Levent ÜZÜMCÜ, sinema ve televizyon bölümü öğrencisi Arda SANATKAR vesinema filmleri yönetmeni Halit REFİĞ ile yapılmış geniş içerikli görüşmeler yer almakta.Onların desteği ve tecrübesi, birbirinden değişik düşünce tarzları bu araştırma için büyükönem taşımakta.Son olarak geleceğe dair naçizane birkaç projeksiyon, araştırma konularınındeğerlendirmesi ve görsellere yer verilmiştir.
Insights from visual anthropology: A gypsy community living in Rajasthan
The main subject of this ethnographic study is my observation of a Gypsy/Roma community in the Rajasthan region of India, who have abandoned their nomadic lifestyle to settle near a city. This family makes their living by catching cobras in the wild, extracting their venom, training them, and performing snake charming using local instruments called 'Pungi'. I focused this research on how they have turned their cultural practices into a source of economic income. Using participant observation, I gathered all the information and data from living with this tent-dwelling community and structured it around three main theoretical frameworks. My findings indicated that the cultural elements people acquire and transmit while in flux, which are highlighted by ethnoscape, played a role in the dissemination of cultural codes that this Roma community learned and spread while migrating. I explained in my study that the way this community seeks economic prosperity by utilizing their culture corresponds to the concept of Orientalism, a perspective through which the West continually views this community as exotic. I completed the framework with Lacan's theory. Additionally, all research findings from the field were also addressed and discussed using visual anthropology methodology to analyze how the community's experiences and identities were shaped. This research provides a comparative ethnographic study by observing a community in Rajasthan, the historical starting point of the Gypsies, presenting the global cultural flows, the interconnectedness of Western perceptions and cultural structures, and the changes in the community's cultural dynamics.
Edremit Hacıaslanlar köyü monografisi
Kazdağı Tahtacı Türkmenlerinde köy yaşamının ele alındığı bu çalışmada, yaşamın bugününde durup, sosyal ve kültürel özelliklerindeki süreğenliğin izlenmesi amaçlanmıştır. Gelenekler üzerinde durulmuş, katılımcıların bakış açısından, tespit edilen değişimlerin etkilerinin ve nedenlerinin saptanmasına gayret edilmiştir. Dünden bugüne "Tahtacı Türkmenliği"ne hangi anlamlar yüklendiği, bu yüklenen anlamlar ve bu anlamlar doğrultusunda oluşturulan sembollerin içeriğinde ya da görünümünde yaşanan farklılaşmalar gözlemlenmiştir. Topluluğun bir üyesinin, "Tahtacı Türkmeni" vasfını kazanması ve o topluluğa ait olması için geçirmesi gereken evrelerin ne olduğu üzerinde çalışılmış; topluluğun, üyelerinden beklentileri ve bu beklentilerin yerine getirilmesi için ortaya konmuş olan pozitif ya da negatif yaptırımların varlığı bununla birlikte bu yaptırımların günümüzdeki etkiliği ve işlevi analiz edilmiştir. Zamanın ve koşulların değişkenliği içerisinde değişmeyen ve değişen yüzünü analiz etmek amacıyla yapılan saha çalışması sonucunda bir köy monografisi ortaya konmuştur. Monografi olması sebebiyle bu topluluğun sosyo-kültürel birçok alanına nüfuz etmeye çalışılmış böylece bazı durum ve tespitlerin, yaşamın farklı alanlarından doğrulanması ve bütünü görmedeki hata payının azaltılması imkânı gözetilmiştir. Yok olmuş, olmaya yüz tutmuş veya günümüze değişmeden ya da bazı değişikliklerle gelmiş olan uygulamaların da kaydedilmesi hedeflenmiştir. Kültürel-geleneksel geçmişin incelenmesi, günümüze aktarılışı, yeni yaşam pratiklerinin keşfi hedeflenmiş, niteliksel araştırma yöntemlerinin esnek ve zengin veri toplama tarzı ile çalışmanın amacına ulaşması sağlanmaya çalışılmıştır. Anahtar Kelimeler: Tahtacı Türkmeni, monografi, Kazdağları, gelenek, ritüel,değişim
Erzincan, Kemah köylerinde geçiş ritüelleri (Doğum, sünnet, evlilik, cenaze): Antropolojik bir analiz
Bu çalışmada Erzincan, Kemah köylerinde ve İstanbul'da yaşayan Kemahlıların geçiş ritüellerini (doğum, sünnet, evlilik ve cenaze) nasıl gerçekleştirdikleri ve ritüel simgelerinin hangi sosyo-kültürel etkenler çerçevesinde biçimlendiği ve değiştiği yorumsamacı bir yaklaşımla ele alınıp analiz edilmiştir. Bu doğrultuda Kemah köylerinde 31, İstanbul'da ise 13 kişi ile derinlemesine mülakatlar yapılmıştır. Ayrıca, katılımcı gözlem yoluyla 9 ritüel izlenmiştir. Tezde ritüellerin değişimi çerçevesinde "yerel" kavramının altı çizilmiştir. Yerel kültür örüntüleri zaman, yer ve sosyo-kültürel koşullar doğrultusunda değişime uğrarlar. Kemah köylerinde ve İstanbul'da yaşayan Kemahlıların geçiş ritüellerini oluşturan bazı âdetler de İstanbul'da karşılaşılan farklı kültürel pratiklerin etkisiyle değişmiş; giderek tanımlayıcı öğelerini kaybetmeye yüz tutmuşlardır. Anahtar kelimeler: Geçiş ritüelleri, mit, simgesel, yorumsal, performans, sosyal drama, toplumsal bellek.
Tokat Zile Acısu köyü monografisi
Acısu köyündeki halk kültürü ve halk yaşamının ele alındığı bu araştırma bir "Alevilik" çalışması değil, köy monografisi niteliğinde olduğu için, çalışmamızın içeriğini Anşabacılıların halk hayatını şekillendiren halk kültürü unsurları oluşturmaktadır. Çalışmamız kapsamında Acısu köyü örneğinde tespit edilen Anşabacılılar'a ait halk kültürü unsurları, Türk Halk Bilimi köy monografisini oluşturan kadroların ışığında tasnif edilerek; Halk Mutfağı, Halk İnançları, Halk Mimarisi, Halk Ekonomisi, Geçiş Törenleri, Halk Hekimliği, Halk Bilgisi, Halk Giyim Kuşamı şeklinde gruplandırılmıştır. Adı geçen konu başlıklarının her biri, aynı zamanda müstakil olarak çalışmamızın bölümlerini oluşturmuştur."Anşabacılı (lar)" ifadesi, hem topluluk adı hem de halk bilimi açısından ele alındığında Tahir Alangu'nun "Kapalı Halk Kültürü Alanları" kavramına karşılık gelmektedir. Anşabacılı köyler, Zile çevresinde gelenek çevresi ve mesafe ile şekillendirilmiş bir gelenek çevresine sahip oldukları için, yaşam biçimlerinin değişmemesi yönünde gösterdikleri direnç, bu köyleri dışa kapalı ve mesafeli kılmıştır. Araştırmamızda ele aldığımız Acısu Köyü de bu gelenek çevresinin merkezi konumundadır. Bu çalışma ile, Anşabacılıların halk kültürü unsurlarında devam eden süreklilik ve değişim alanlarını Acısu köyü örneğinde tespit etmek amaçlanmıştır. Uzun bir süreç içerisinde oluşan halk kültürü öğelerinin gelecek kuşaklara aktarılarak, unutulup yok olmasının da önüne geçmek amacıyla, , gelenek çevresi içinde muhafaza edilen halk hayatı - halk kültürüne ait unsurlar Acısu köyü monografisi ile derlenme, tespit edilme ve kayıt altına alınma fırsatı yakalanmıştır. Anşabacılı köylerin halk hayatı ve halk kültürünün ele alındığı ilk monografi çalışması örneğidir.Anahtar Kelimeler: Anşabacılılar, Acısu Köyü, Köy Monografisi, Halk Kültürü, Halk Bilimi
İstanbul Kafkas sivil toplum kuruluşlarında 2010'lu yıllarda kimlik inşa süreçleri
Türkiye'de yaşayan Kuzey Kafkas toplulukları Çarlık Rusya'sının yaptığı soykırım ve sürgünün etkisiyle Osmanlı imparatorluğunun Anadolu topraklarına göç etmek zorunda kalmış etnik bir gruptur. Etnisite konusunda yapılan bilimsel araştırmalara göre etnik kimlik töze ilişkin bir olgu değildir, kültürel farklılıklar da değildir. Bireylerin grup dışı toplumsal ilişki sürecinde şekillendirdiği ön yargılar, olumlu ve olumsuz düşünceler kimliğin oluşumunu doğrudan belirleyen unsurlardır. Bu araştırma İstanbul Çerkeslerinin kimlik bilincini/algısını dernek/vakıf düzeyinde tespit etmeyi amaçlayan niteliksel bir çalışmadır. İstanbul Kafkas STK'nda inşa edilmeye çalışılan Çerkes kimliği, bu kurumlarda görev yapan yöneticiler ve etkinliklere katılan gençler arasından tesadüfü olarak seçilenler ile yapılan derinlemesine mülakatlara ve etkinlik gözlemlerine dayanmıştır. Araştırmada Çerkeslerin etkileşim bağlamında tespit edilen temaları: Köy/kasaba ilişkileri, ritüeller, aile ve akrabalık ilişkileri ve örüntüleri, evlilik ilişkileri, vakıf/dernek ilişkileri ve kültürel faaliyetler, Kuzey Kafkasya ile akrabalık ve kültürel ilişkiler, khabze (xabze) ve toplumsal özellik, din, kadının Çerkes toplumundaki yeri, etno-kültürel tanıma ve tanıtma simgeleri, sosyal medya, söylemler, Çerkes dili, asimilasyon ve kimlik bilinci olarak tasnif edilmiştir. Araştırma sonucunda Çerkeslere özgü yaşam tarzı/kültürünün Çerkes kimliğinin önemli bir parçası olduğu görülmüş, bu kültürün Çerkesler arasında etkileşim için motivasyon sağladığı ve Çerkes kimliğinin yeniden inşasına önemli bir katkısının olduğu anlaşılmıştır. Araştırmadan elde edilen bulgular görüşmecilerin çoğunluğunun kendi öz kimliklerini vurgulamak ve xabze denilen kültürel yapılarını yaşatmak gayreti içinde olduklarını göstermiştir. Anahtar kelimeler: Etnisite, etnik grup, diaspora, asimilasyon, xabze.
Adana Kadın Kapalı Cezaevindeki hüküm giymiş kadınlar arası ilişkiler
Türkiye genelinde toplam sadece beş kadın cezaevi olması ve buna bağlı olarak kadın mahkumlar için yetersiz tesislerin ve koşulların bulunmasının yanı sıra kadın mahkumlar üzerine yeterince araştırma yapılmamıştır. Yapılan araştırmalar ise daha çok kadın suçluluğu ve suç türlerine odaklanmış, kadın mahkûmların cezaevi içindeki yaşam koşulları, yaşam dinamikleri ve sosyal yaşamları yeterince incelenmemiştir. Antropolojik bir yaklaşımla kadın hükümlülerin arkadaşlık, dayanışma ya da çatışma ilişkilerinin altında yatan dinamikleri anlamaya çalışan bu araştırma, kadınlar arasındaki iletişim ağlarına, suç türü, cezaevi içinde ve dışındaki yaşam deneyimleri, sosyal çevre gibi farklı dinamiklerin etki edip etmediği ya da ne şekilde etkilediği üzerine odaklanmıştır. Adana Kadın Kapalı Cezaevinde Mart 2011- Mart 2012 tarihleri arası alan araştırmasının sonucu olan araştırmanın amacı hükümlü kadınların birbirlerini nasıl anladıkları ve algıladıklarını anlamak ve bu kadınların kadınlarası ilişkilerini nasıl kurguladıklarını incelemektir, seslerini duymak ve anlamaktır. Alan araştırması sırasında katılımlı gözlem ve derinlemesine mülakat yöntemi kullanılarak toplam 58 hükümlü kadınla görüşülmüştür. Görüşülen kadınların gerçek isimlerinin kullanılmadığı araştırmada kadınlarası ilişkiler yoluyla güç, suçluluk, hiyerarşi, namus, kader birliği, dayanışma, çatışma, iktidar, sanal aile bağları ve dostluk gibi öne çıkan birçok kavram cezaevi yaşam pratikleri içinde anlamlandırılmaya çalışılmıştır. Bu çalışmanı sonucu olarak hükümlü kadınlar yeni oluşturdukları toplumda hem kendilerine hem de diğer kadınlara yeni roller, yeni sıfatlar biçmiş ve bu doğrultuda günlük yaşamlarına devam ettikleri gözlemlenmiştir. Özellikle ailelerinden uzak kalan kadınların "sanal aile" ilişkilerini yeniden yaratarak kendilerine yeni aile bağları kurdukları gözlemlenmiştir. Çoğu ilişki türlerinde olduğu gibi sosyal yapının içinde iktidar ve hiyerarşinin yoğun göründüğü cezaevi kültüründe de kadınların yaşam pratikleri farklı dinamiklere ve rollere göre şekillenmektedir. Özellikle koğuş içi ilişkileri şekillendiren güç ve iktidar kavramları kadınlarası ilişkileri oluşturmada önemli bir rol oynadığı gözlemlenen başka bir olgudur. Hükümlü kadınların cezaevi kültürünü ve kodlarını anlamasına ve uygulamasına yardımcı olan dayanışma ve arkadaşlık ilişkileri iken hükümlüler aralarında oluşan husumet ve düşmanlığın cezaevini kadınlar için bir o kadar yaşanması zor bir hale getirdiği gözlemlenmiştir. Farklı sosyal ağın incelendiği bu araştırmada hükümlü kadınların yaşam pratikleri içinde kendileri konumlandırdıkları statüler her gün yeniden şekillenmektedir.
Tasavvuf kültüründe enformel öğrenme
Araştırma, Eyüp ve Tophane'deki Kadiri tekkelerinin ritüelleri üzerinden yaygın ve enformel öğrenmeye odaklanmıştır. Bu araştırmada, tasavvufta enformel ve yaygın öğrenme anlaşılmaya çalışılmıştır. Tasavvuf, çok farklı eserlerde çalışılmış ve tartışılmış olmasına rağmen bu çalışmaların büyük çoğunluğu enformel ve yaygın öğrenmeyi göz önünde bulundurmamaktadır. Daha çok toplum içinde gerçekleştirilen tasavvufi ritüeller ve günlük yaşam faaliyetleri üzerine yoğunlaşmıştır. Halbuki bu tezde odak noktası bireysel olarak ve grup halinde farklı ritüellere katılarak ve günlük yaşam faaliyetlerinde tasavvuf grupların üyelerinin enformel öğrenmeyi nasıl gerçekleştirdiklerini anlamaktadır. Bu çalışma süresince, her iki dergahta da hizmet ve ritüellerin yoğun bir şekilde sembolizm içerdiği fark edilmiştir. Dergah kültüründeki asırlara dayalı öğreti ve geleneklerin beslediği bu sembolizmin, dergahtaki öğrenme ve farkındalık edinme süreçlerinde önemli bir işleve sahip olduklarını görülmüştür. Bu sembolizmin, çalışmanın konusu olan iki dergahın bağlı olduğu tasavvuf büyükleri tarafından dergahta bir öğrenme sürecinin gerçekleşmesi hedefiyle bilinçli olarak geliştirildiğini ve bu öğrenme ile kazanılan farkındalığın ehli kişilerin hayatının tamamına yayılmasının hedeflendiğini anlaşılmıştır. Bu çalışma, öğrenme ve öğrenilenlerin içselleştirme sürecini bireylerde ve gruplarda oluşan farkındalık, davranış, tutum ve alışkanlıklar üzerinden detaylandırmış ve değişimi açıklamaya çalışmıştır.
Türkiye Özbekleri gündelik yaşam, kimlik ve bellek (Adana ve İstanbul örneği)
Yiğirminci yüzyılın ilk yarısında "ata vatan" Türkistan'daki çalkantılardan dolayı Afganistan, Çin, Hindistan ve İran gibi komşu ülkelere kitlesel göçler yaşandı. Rusların Türkistan'ı işgal etmesi, Sovyetlerin sürdürdüğü politika ve reformlar, İkinci dünya savaşı, Rus – Afgan savaşı ve Sovyetler birliğinin yıkılmasından kaynaklanan göçler dalgalar halinde "ana vatan" Türkiye'ye de ulaştı. Aynı kuşağın birkaç aşamalı göç deneyimi yaşadığı, dede ve büyükannelerin bir ülkede, baba ve annelerin diğer ülkede, çocuk ve torunların üçüncü bir ülkede doğduğu, dolayısıyla birkaç ülke değiştirip Türkiye'de İstanbul ve Adana gibi şehirlere yerleşen Özbeklerin kültürel kimlik ve bellek gibi olgularla anlatımı bu çalışmaya konu edilmiştir. Araştırmanın amacı, İstanbul ve Adana'da yaşayan Özbeklerin kimliklerinin nasıl şekillendiği ve Özbek kültürel kimliğinin sürekliliğini sağlayan unsurların neler olduğunu incelemektir. Araştırma, niteliksel araştırma yöntemi olan sözlü tarih ve derinlemesine görüşme, odak grup ve katılımlı gözlem gibi veri toplama teknikleri ile sürdürülmüştür. Bu yöntemler vasıtasıyla köken ve göç anlatıları, gündelik yaşam, anma etkinlikleri ve kültürel pratikler incelenmiştir. Aynı zamanda, aile, akrabalık, evlilik ve hemşerilik gibi sosyal yapı ve kurumlar da incelenip elde edilen veriler burada aktarılmıştır. Araştırma, Adana ve İstanbul'da yaşayan Özbeklerin Türk toplumuna en yumşak ve hızlı şekilde uyum sağlaması ile birlikte kültürel kimliklerini koruduklarını göstermektedir. Köken bilinci, Korbaşıları anma programı, Sümelek geleneği, gep – geştek kurumu, dil, müzik, yemek kültürü ve diğer kültürel pratikler Özbek kültürel kimliğinin aktarımı ve sürekliliğini sağlayan unsurlardır. Anahtar kelimeler: Özbek, Türkistanlı, kültürel kimlik, bellek, Korbaşı, Sümelek, Gep – geştek.
Muhafazakar bir kimlik ögesi olarak Osmanlıcılık: Günümüzde Osmanlı'ya yapılan atfın antropolojik değerlendirmesi
T.C. Yeditepe Üniversitesi, Antropoloji bölümü doktora programı bitirme tezi olarak yazdığım bu tezde 'muhafazakâr' olarak isimlendirilen bir sosyo-kültürel grubu ve bu gruba mensup bireylerin sahip olduğu muhafazakâr kimliği simgesel antropoloji çerçevesinde incelemeye çalıştım. Çalışmanın temel sorunsalı, bu kimlik mensuplarının ortaklaşa yürüttükleri ve çalışma boyunca 'Osmanlı atfı', 'Osmanlı'ya yapılan atıf' şeklinde geçen bu atfın sembolik içeriğinin ortaya konulmasıdır. Daha sonra çalışma süreci içerisinde ikinci bir sorunsal olarak Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın aynı kimlik nezdinde temsiliyetinin anlaşılması çabası ortaya çıkmıştır. Yukarıdaki iki sorunsal paralelinde bu kimliğin geliştirdiği söylem ve ortak hatırlama süreçleri ele alınmıştır. Bu doğrultuda Üsküdar Belediyesi'nin düzenlediği kültürel performansların gözlemlenmesi saha çalışmasını, kritik söylem analizi ise temel yöntemsel çerçeveyi oluşturmuştur. Çalışmanın temel karakteristiği ise semiyolojik antropoloji yaklaşımına sahip olmasıdır. Bu niteliği uyarınca muhafazakâr kültür ve kimlik bir metin olarak ele alınmıştır. sahadan derlenen veriler doğrultusunda ortaya çıkan temel söylem (ve hatırlama) temaları kritik söylem analizi ile değerlendirildiğinde iki metinsel unsur ve iki gramatik unsurun varlığı saptanmıştır. Metinsel unsurlar 'piyasa' ve 'gündelik hayat,' gramatik unsurlar ise 'din' ve 'devlet'tir. Yukarıdaki saptamalar doğrultusunda öncelikle bu iki gramatik ve metinsel unsur ortaya konmuş, daha sonra sahada gözlemlenen temel söylemsel unsurlar saha gözlemleri ile ortaya konmuştur. Metinsel unsurlar ile bu kimliğin diğer kimlikler ve çevresel faktörler ile iletişimi, gramatik unsurlar ile temel zihinsel kozmolojileri ortaya konmuştur. Sonuç bölümüne yaklaşırken ele alınan iki sorunsal (Osmanlı ve Cumhurbaşkanı Erdoğan özelinde iki temsiliyet) yukarıdaki çerçevede çözümlenmeye çalışılmış ve başka bir semiyolojik sisteme (antropoloji) çevrilmiştir. Son olarak sonuç bölümünde muhafazakâr kimliğin bu iki temsiliyet bağlamında ortaya çıkan temel bir kimliksel niteliği; 'kamusal mahrem' olarak isimlendirilen kimlik unsuru ortaya konmuş ve çalışmanın temel bulgusu olarak saptanmıştır.
A culture-sensitive and non-heteronormative examination of the Oedipus complex at the junction of anthropology and psychoanalysis
While anthropology has intensely been occupied with the cross-cultural meanings attributed to family and kinship relations from the beginning of its emergence as a separate field, its involvement with the Oedipus debate began with the publication of Freud's Totem and Taboo. Further examinations of the Freudian claims by the ethnographers of the time incited a debate about the universality of the Oedipus complex, which marks the beginning of the volatile encounter between psychoanalysis and anthropology. In this thesis, presenting a chronological account of the arguments around the Oedipus complex within the frameworks of psychoanalysis and anthropology, it is proposed that (i) the western and androcentric formulations of the Oedipus complex are not adequate to reflect the myriad manifestations of our sexualities and our family configurations, hence cannot be contemplated as a universal phenomenon, (ii) one of the basic mechanism of the Oedipus complex is to mediate and repress our polymorphous desires, which is argued to be a direct result of the projection of the personal fear of annihilation onto the societal level, where the generational and cultural survival is ensured through the imperative maintenance of the exogamous and heteronormative social order, and (iii) recognizing that the Oedipus complex is here to stay; we need to formulate culture-sensitive and non-heteronormative accounts, considering the different family configurations in non-western cultures, where semiotic is not necessarily maternal, and those family configurations in our contemporary societies, where non-binary and non-heteronormative realms of 'symbolic' are being created. In line with the last hypothesis, I finally try to present one of the possible culture-sensitive and non-heteronormative accounts of the Oedipus complex, calling for future endeavors in the same path
İstanbul Karaim Cemaati üzerine antropolojik bir inceleme
Bu araştırma İstanbul Karaim Cemaati'ni sosyal antropoloji bilimi ışığında ele almakta olup, söz konusu grubu tarihsel, kültürel, dinsel ve geleneksel yönlerden kapsamlı bir şekilde incelemektedir. İstanbul'un en eski cemaatlerinden, Yahudilik inancının çatısı altındaki Karaim Cemaati, geride kalan elli kişilik nüfusuyla gün be gün yok olmaktadır. Haklarında kapsamlı bir antropolojik araştırma bulunmayan bu cemaatin çalışılması, bu araştırmanın antropoloji bilimi açısından önemini ortaya koymaktadır. Söz konusu araştırma din, kimlik, dil, tarih, kültür ve gelenekleri üzerinden İstanbul Karaim Cemaati'ni kendisine konu edinmektedir. Bu araştırma ile amaçlanan, bugün artık Türkiye'de sayıca bir hayli azalmış İstanbul Karailerinin kimliklerini, inançlarını, tarihlerini, kültürlerini ve geleneklerini anlamak, anlatmak ve daha da önemlisi kayıt altına alarak geleceğe kültürel bir miras bırakmaktır. Bu araştırmayla; yalnızca İstanbul Karaimliği üzerine literatüre bir katkı yapılmış olmamakta, aynı zamanda yok olmaya yüz tutmuş bir topluluk olarak İstanbul Karaim Cemaati varoluşunun unutulmaması adına da bir adım atılmış olmaktadır. Niteliksel araştırma yöntemini temel almakta olan bu çalışmanın ilk ve en önemli veri kaynaklarının başında etnografik saha araştırması gelmektedir. Derinlemesine görüşme ve katılımlı gözlem, araştırmada kullanılan diğer tekniklerdir. Bu araştırma ile görülmektedir ki, İstanbul Karaim Cemaati farklı kimliksel, dinsel ve geleneksel unsurları içerisinde barındırmaktadır ve cemaat için homojen bir varoluştan, tek bir kimlikten, tek tip bir dinsel edimler bütününden ve tek tip bir geleneksellikten bahsetmek mümkün gözükmemektedir. Anahtar kelimeler: Karai, Karay, Karaim, Yahudilik, Karaim dini, Karaimlik tarihi, İstanbul Karaimliği, kimlik, gelenek.
Concepts of liminality and communitas among Ashtanga Yoga practitioners
The term yoga has been used to define various practices of asceticism and philosophical doctrines that emerged within the civilizations of the Indus Valley. From Vedic to Modern eras of yoga history, all yoga practices have shared ritualistic elements and have been shaped by many factors such as religion, politics, geography, society, literature, and culture. All of these factors helped create what is known today as "modern yoga". This thesis focuses on the Modern Postural Yoga (MPY) school, "Ashtanga Yoga", founded by Shri K. Pattabhi Jois in Mysore, India, and practised widely and daily by thousands of people all around the world. It is known as a school of yoga that incorporates discipline, authority and devotion; compared to its contemporaries, it is a rather strenuous and transformational yoga practice. Despite being called a "modern" practice, it embodies the paraṃparā tradition and tapas practices dating back to the Upaniṣadic era. Tapas is the inner heat that is the source of transformation; achieving it requires discipline. Paraṃparā is the direct transmission of knowledge from the teacher to student (guru-śiṣya) that requires trust, obedience, and devotion. Authority of the teacher, obedience of the student, and devotion to the practice is necessary in order to experience the essence of this seemingly physical practice. Paraṃparā aspect and the strict physical practice of Ashtanga Yoga is analyzed through Van Gennep's "rites of passage", placing Victor Turner's concepts of "liminality and communitas" at the centre of its anthropological approach, and investigating the practice as a "secular healing ritual", as seen by Elizabeth De Michelis. The analysis shows that Ashtangis share the same symbolic language and values without any discrimination of gender or status; they form communitas, experiencing similar effects and benefits of their practice every day with other Ashtangis. This research is the first attempt in Turkey to discuss a widely practised MPY school in terms of its history, practice, and its relevance to the concepts of liminality and communitas. Keywords: Communitas, Liminality, Rites of Passage, Ashtanga Yoga, Yoga, Modern Postural Yoga, Paraṃparā, Ashtangi, tradition, modernity, community, devotion, authority, discipline, obedience.