
116
Archived Theses
0
DOIs Assigned
0%
DOI Rate
Discipline
Hakkari-merkez sulama havuzlarındaki su kalitesinin sulama açısından değerlendirilmesi
Bu çalışmada, Hakkari ilinin merkez köylerinde sulama amaçlı kullanılan suların kalite parametrelerinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Bu doğrultuda sulama amaçlı kullanılan havuz sularının kalitesi belirlenmiş ve sulama suyu açısından sınıflandırılmıştır. Çalışmada ürün yetiştiriciliğinin yapıldığı (Haziran, Temmuz, Ağustos ve Eylül) 2018 tarihlerinde 10 adet sulama havuzundan su örnekleri alınmış ve alınan sulama suyu örneklerinde pH, EC, Ca+2, Mg+2, K+, Na+, SO4-2, NO3-2, CO3-2, HCO3- ve CI- analizleri yapılmıştır. Elde edilen sonuçlardan yararlanılarak Sodyum Adsorbsiyon Oranı (SAR), Kalıcı Sodyum Karbonat (RSC) ve Sodyum Yüzdesi (% Na) değerleri saptanmıştır. Çalışma sonucunda sulama suyu örneklerinin % 90'ı C1S1 ve % 10'u C2S1 sulama suyu sınıfında yer almıştır. Sulama sularının büyük çoğunluğu belirlenen sınır değerler arasında yani birinci kalite ve sulamaya uygun çıktığı saptanmıştır. Ancak Akçalı Köyü Kanatlı (1. örnekleme noktası) mevkisindeki havuzun nitrat (NO3-2) ile magnezyum (Mg+2) değerleri ve Kırıkdağ Köyü Şişer (3. örnekleme noktası) mevkisindeki havuzun ise potasyum (K+) değeri sınır değeri aşmıştır. Bu duruma kar sularının azotlu bileşikleri su kaynaklarına taşıması, hayvan artıklarının su kaynaklarına karışması ve aşırı derecede gübre ile tarım ilaçlarının kullanılmasının sebep olduğu düşünülmektedir. Suların aylık pH ortalamaları 7.06 - 8.43 arasında değişmektedir. Sulama havuzları genel olarak kirlenmemiş ve sulama açısından uygun kaliteye sahiptir.
Biber yetiştiriciliğinde farklı su kısıtlarının ve tuzluluğun bitki verim ve bazı kalite özelliklerine etkisi
Bu çalışmada farklı tuz ve tuzluluk düzeylerindeki sulama suyu kısıtlarının Van bölgesi koşullarında Jalapeno biber (Capsicum annuum L.) bitkisinin verim ve kalite parametreleri üzerine etkilerinin araştırılması yapılmıştır. Çalışmada kullanılan toprak örnekleri Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi Ziraat Fakültesi deneme alanından temin edilmiştir. Sulama suyu olarak Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi şebeke suyu kullanılmıştır. Deneme sera koşullarında 5 kg'lık saksılarda 3 tekerrürlü yapılmıştır. Her tekerrürde 3 sulama suyu düzeyi (W1: % 100, W2: % 75, W3: % 50) ve NaCl – CaCl2 olmak üzere 2 farklı tuz çeşidi kullanılmıştır. Kullanılan bu tuzlar 4 farklı düzeyde ( S1:0 dSm-1, S2: 3 dSm-1, S3: 6 dSm-1, S4:9 dSm-1 ) uygulanmıştır. Çalışma sonucunda elde edilen verilere göre, artan tuzluluk ve su kısıtı koşullarında gövde çapı, meyve çapı, sürgün uzunluğu, sürgün yaş ağırlığı, sürgün kuru ağırlığı, meyve boyu, meyve ağırlığı, yaprak sayısı, yaprak kalınlığı ve meyve sayısı azalırken kök uzunluğu, kök yaş ağırlığı, kök kuru ağırlığı, suda çözünür kuru madde miktarı artış göstermiştir.
Bitkisel ilaçlamada optimize edilmiş geometride sprey karakteristiklerinin belirlenmesi
Tarım küresel bazda gelişmekte olan büyük ve ciddi bir sektördür. Tarımda önemli bir diğer başlık ise ilaçlamadır. Sprey uygulama teknolojilerinin amaçlarından biri, bitkisel üretimi iyileştirmede zararlı seviyesini azaltmak için doğru zamanda doğru uygulama ile doğru miktarda pestisit kullanılmasıdır. Bunun için kullanılan nozulun atomizasyon karakteristiklerini ve bu karakteristiklere etki eden faktörlerin iyi bir şekilde saptanması gereklidir. Bu çalışmada, klasik ilaçlama ünitelerinde bulunan ve tekli olarak karşıdan atomizasyon sağlayan konik atomizerin akış parametrelerinin damlacık çapı üzerindeki etkileri incelenmiştir. Bu amaca yönelik, sistemde sabit ilaçlama hızı ve spreyleme açısı için; üç farklı nozul-yüzey mesafesi (70cm,85cm,100cm), üç farklı çalışma basıncı (6bar, 8bar, 10 bar) ve üç farklı nozul çapı (0,85mm, 1,10mm, 1,50mm) akış parametreleri olarak belirlenmiştir. Deneyler herhangi bir hata olasılığı dikkate alınarak farklı zamanlarda çift tekrarlı olarak yapılmış ve deneyler sonucu suya duyarlı kağıt üzerinde elde edilen görüntüler işlenerek hacimsel çap ve homojenlik değerleri elde edilmiştir. Elde edilen değerlere parametrelerin etkisini inceleyebilmek için grafikler çizilerek yorumlanmıştır. Genel olarak, aynı nozul çapı ve spreyleme mesafesinde; atomizasyon basıncı artarken karakteristik damla çapları küçülmüş ve homojenite katsayısı iyileşmiştir. Aynı spreyleme basıncı ve spreyleme mesafesi için nozul çapları karşılaştırıldığında; nozul çapı arttıkça damlacık çapının arttığı ve homojenite değerinin kötüleştiği gözlemlenmiştir.
Gübre yatağında katı-sıvı ayrımı uygulanmış idrarın biyogaz potansiyelinin belirlenmesi
Bu çalışmada; Van ili iklim koşullarında süt sığırı ahırının gübre yatağında dışkı ve idrarı birbirinden ayıran alternatif bir gübre toplama yöntemi uygulanmıştır. Bu yöntemle elde edilen azot içeriği yüksek idrar, karbon kaynağı olarak Van ve çevresinde bol miktarda bulunan ve kolayca elde edilen selüloz içeriği yüksek atık kâğıtların katılması ile oluşturulan karışımların anaerobik sindirim ile biyogaz potansiyelleri araştırılmıştır. Her biri iki tekerrürlü olacak şekilde beş farklı karışım hazırlanmıştır. İnokulüm olarak her bir reaktöre eşit miktarda (inokulüm-substrat oranı 1:1) geleneksel yöntemle gübre deposuna taşınan gübrelerden alınan gübre eklenmiştir. Biyogaz üretimi için 1000 ml hacimli 10 adet biyoreaktör kullanılmıştır. Biyogaz üretmek amacıyla biyoreaktörlere eklenen karışımlar toplam 66 gün işletilmiştir. Sİ10, Sİ20 ve Sİ30 biyoreaktörlerinin gaz üretimi 38. günde, Sİ0 biyoreaktörünün gaz üretimi ise 40. günde son bulmuştur. Sİ50 biyoreaktöründeki gaz üretimi işletim süresi boyunca devam etmiş ve 66. günde gaz üretimi ekonomik olarak yeterli olmadığından durdurulmuştur. Araştırma sonucunda; spesifik günlük biyogaz verimlerinde 203.38 ml/gr UKM ile Sİ50 en yüksek, 68.58 ml/gr UKM ile Sİ30 biyogaz en düşük verimli biyoreaktörler olmuştur. Kümülatif spesifik metan verimi açısından en yüksek metan verimi 135.85 ml/gr UKM değeri ile Sİ50 biyoreaktöründen elde edilmiştir. En düşük metan verimi ise 33.55 ml/gr UKM değeri ile Sİ30 biyoreaktöründe görülmüştür. Toplam katı madde giderimleri verimleri; Sİ50, Sİ30, Sİ20, Sİ10 ve Sİ0 biyoreaktörleri için sırasıyla %86, %85, %83, %82 ve %81 olarak tespit edilmiştir. Uçucu katı madde giderim verimleri ise Sİ50, Sİ30, Sİ20, Sİ10 ve Sİ0 biyoreaktörleri için sırasıyla %87, %85, %85, %84 ve %84 olarak belirlenmiştir. En yüksek toplam katı madde ve uçucu katı madde giderimi Sİ50 biyoreaktöründe gerçekleşmiştir. Biyolojik olarak hızlı ayrışabilir yüksek çKOİ içeriği nedeniyle Sİ50 biyoreaktöründe diğer karışımlara göre yüksek biyogaz verim artışı görülmüştür. Bu durum, diğer dört karışımda hız sınırlayıcı basamağın hidroliz olduğu ancak Sİ50 karışımında metanojen aktivitesinin çürütme hızını belirlediği şeklinde açıklanabilir.
Sulu ve kuru tarımda yetiştirilen zeytine (Olea europaea l.) biyogaz atığı uygulamasının meyve ve yağ verimine etkilerinin belirlenmesi
Araştırmanın amacı, Gemlik Zeytin Çeşidinin sulama yapılan ve yapılmayan ağaçlarına, farklı dönemlerde 2 farklı doz fermantasyon sonucu elde edilen biyogaz atığı gübre uygulanmasının ağaç başına verim ve meyve kalite parametreleri ile yağ kalitesine etkilerini incelemektir. Yapılan çalışmada gübreleme ve sulama uygulamalarının ağaç başına verim ve 100 tane ağırlığı, meyve et ve ağırlığı, meyve et/çekirdek oranı, kuru madde analizi, yağ verimi ve yağ asidi kompozisyonları araştırılmıştır. Söz konusu deneme 2024 yılı vejetasyon döneminde Akdeniz İkliminin görüldüğü, Adana ilinde bir çiftçinin Gemlik çeşidi zeytin bahçesinde (36'80' K, 35'61'D, 516 m) yürütülmüştür. Araştırmanın sonunda tarımsal girdi olan biyogaz atığının katı formunda Adana Yüreğir bölgesinde ekolojik koşullarında sulu ve kuru tarım şartları altında zeytin tarımında diğer organik gübre materyallerinin yanında alternatif bir organik gübre olarak kullanılabileceğinin araştırılması yapılmış ve sonuçta tüm incelenen parametreler açısından sulu tarım koşullarında 14 kg biyogaz atığı gübre uygulanmasının önemli olduğu ve bu kapsamda önerilebilir olarak bulunduğu belirlenmiştir.
Samandağ biberinin sera şartlarında sulama programının oluşturulması
Hatay ili sera sebze yetiştiriciliği ülkemiz örtüaltı sebze yetiştiriciliğinde önemli bir yere sahiptir. Ancak, örtü altı yetiştiricilikte özellikle sulama konusunda oldukça fazla bilgi eksikliği bulunmaktadır. Bu nedenle, bölgede varolan bitki üretim sistemleri için sulama programlarına ihtiyaç duyulmaktadır. Bu çalışmada, ısıtılmayan plastik örtülü serada yetiştirilen biber (Capsicum annuum) bitkisine A sınıfı buharlaşma kabı buharlaşma düzeyine bağlı düzeltme katsayıları (S60=0.60, S80=0.80, S100=1.00 ve S120=1.20) ile oluşturulmuş, dört sulama suyu düzeyi ve yine birikimli buharlaşmaya bağlı (SA20=20±2, SA35=35±2 ve SA50=50±2 mm) sulama aralıklarının bitki gelişimi, verim ve meyve kalitesine olan etkileri araştırılarak, en uygun sulama programının belirlenmesi amaçlanmıştır. Ayrıca, üreticilerin kolaylıkla kullanacakları mini buharlaşma kapları ile standart Class A Pan kapları arasındaki ilişki belirlenerek, basit ve ucuz bir buharlaşma kabının sulama programlamasında kullanımı amaçlanmıştır. Araştırma kapsamında bitki su tüketimi (ET), su kullanım randımanları (WUE) ve sulama suyu kullanım randımanları (IWUE) da hesaplanarak, bölgede sera biber yetiştiriciliğinde kullanılabilecek en uygun sulama suyu miktarı ve sulama zamanı belirlenmiştir. Deneme koşullarında uygulanan sulama suyu miktarları S60 konusunda 368 mm ile S120 konusunda 736 mm arasında değişmiştir. Bitki su tüketimleri ise S60 konusunda 470±2 mm ile S120 konusunda 819±7 mm arasında değişmiştir. Pazarlanabilir verim değerleri SA20S60 konusunda 5.48 kg m-2 ile SA20S120 konusunda 8.28 kg m-2 arasında değişmiştir. Deneme kapsamında uygulanan sulama aralıkları ve sulama suyu miktarı arttıkça WUE ve IWUE değerlerinin düştüğü belirlenmiştir.
Kurak koşullarda optimum ürün deseni modelinin geliştirilmesi ve Kırıkhan sulama sahasında uygulanması
Kısıtlı sulama, kurak koşulların oluşması durumunda bitkiye ihtiyacından daha az sulama suyu uygulanması olarak açıklanabilir. Bu tür çalışmalarda, çok sayıda bitki için, su üretim fonksiyonları, bitki verim tepki etmeni (ky) değerleri gibi sulama verim ilişkisini veren sonuçlar ortaya konmuştur. Bu çalışmaların verileri, Doğrusal Programlama modelinde (DP) kullanılarak, farklı su kısıtı koşulları için optimum ürün desenleri belirlenebilmektedir. Model sonuçları, işletme sahiplerinin gelirlerini maksimum yapmaları yönünde önemli bilgileri sağlamaktadır. Bu çalışmada, yeterli ve kurak koşullarda, optimum bitki desenini belirlemeye yönelik bir DP modeli geliştirilmiş ve geliştirilen model Kırıkhan sulama sahasında fiilen sulama yapılan alanlar için uygulanmıştır. DP modelinin amaç fonksiyonu %100 %80 %60 ve %40 sulama uygulamalarında elde edilen ürün gelirlerinden, kısıtları ise bitki ekim alanlarına yönelik kısıtlar, ikinci ürün ekim alanı kısıtı ve sulama suyu miktarlarına ait kısıtlar olmuştur. Amaç fonksiyonu ve kısıtlar Lindo yazılımına aktarılarak, optimum ürün desenleri farklı su miktarları için belirlenmiş ve model sonuçları yorumlanmıştır. Çalışma sonucunda, su miktarının 70 hm3 olduğu yeterli sulama koşullarında gelir 147.09 milyon TL, 60 hm3 olduğunda gelir 133.49 milyon TL, 50 hm3 olduğu koşullarda gelir 119.12 milyon TL, 40 hm3 olduğu koşullarda gelir 104.76 milyon TL, 30 hm3 olduğunda gelir 84.39 milyon TL, 20 hm3 olduğunda ise 60.71 milyon TL, 10 hm3 olduğunda ise 35.17 milyon TL hesaplanmıştır. Bu çalışma ile modelin duyarlılık analizleri yapılmış, analizlerin sonucundan, işletme sahiplerinin gelirlerini maksimum yapmaları yönünde önemli sonuçlar elde edilmiştir.
Hatay iklim koşullarında fotovoltaik modül yüzey sıcaklığının modül verimine etkisinin belirlenmesi
Doğal kaynakların tükenmesi, çevre kirliliği nedeniyle ekolojik dengenin bozulmaya başlaması, enerji üretiminin yüksek maliyeti, bizi farklı ve temiz kaynaklardan enerji üretilmesi konusunda duyarlı olmaya zorlamaktadır. Fotovoltaik (PV) hücreler güneş enerjisini elektrik enerjisine dönüştüren sistemlerdir. PV hücrenin elektriksel verimliliği, hücrenin sıcaklık artışından olumsuz etkilenir. PV modüllerde sıcaklık artışı nedeniyle en fazla etkilenen parametre açık devre voltajıdır. Sıcaklığın artması PV hücrelerin kısa devre akımını arttırırken açık devre gerilimini azaltır. Sıcaklığın yükseltilmesi, devredeki elektronların hızını düşürerek direnci arttırır. Ayrıca sıcaklık PV hücre malzemesinin termal bozunumunu artırıcı bir etki ile hücrelerin etkin verim ömürlerini de azaltmaktadır. Bu nedenle güneş ışınımı emilimi sırasında çalışma sıcaklığını düşürmek sistemin verimliliğini, güç kapasitesini ve ömrünü arttırmaktadır. PV modül yüzey sıcaklıklarını azaltmanın çeşitli yöntemleri vardır. Bu yöntemlerden bir tanesi su ile modül yüzeyinin soğutmasıdır. Bu çalışmada Hatay iklim koşullarında PV/T (Fotovoltaik/Termal) modülde (hibrit modül) soğutcu akışkan olarak su kullanılarak modül yüzey sıcaklığının azaltılmasının modül veriminde meydana getirdiği değişimler belirlenmiştir. Modül yüzeyi soğutularak elektrik üretim veriminde % 52,6 oranına varan artış sağlanmıştır. Hatay iklim koşullarında PV modüllerin yüksek verimde çalışabilmesi için yüzey sıcaklığının 55 oC' ün üzerine çıkmaması önerilebilir.
Su stresinin azaltılmasında yapraktan bor uygulamalarının kayısı ağaçlarında verim ve meyve kalitesi üzerine etkilerinin belirlenmesi
Araştırma, su stresine maruz bırakılmış bitkilerde yapraktan bor uygulamalarının etkilerini belirlemek amacıyla 2019 yılında Amik Ovasında (Hatay) yürütülmüştür. Araştırma Mogador çeşidi kayısı ağaçlarında, yapraktan uygulanacak tanık konusu (B0) dışında 3 farklı dozda yapraktan bor B150 (150ppm), B225 (225ppm) B300 (300ppm), elverişli kapasitenin 4 farklı sulama düzeyinde S100, S75, S50 ve S25 (susuz konu), 4 tekerrürlü olarak yürütülmüştür. Her tekerrür 6 sıradan oluşturulmuştur. Denemede ana konuları; sulama düzeyleri, alt konuları ise, bor dozları oluşturmuştur. Sulamada damla sulama yöntemi kullanılmıştır. Deneme süresince verim, kalite parametreleri ve yaprak bor konsantrasyonu ölçülmüş, bitki su tüketimi, sulama suyu (WUE) ve su kullanma etkinliği (IWUE) hesaplanmıştır. Denemede uygulanan sulama suyu miktarı 179 mm ile 742 mm, bitki su tüketimleri sulama mevsiminde en düşük ve en yüksek 295 mm ve 832 mm arasında gerçekleşmiştir. Sulama ve su kullanma randımanları 3.51-5.18 kg m-3 ile 2.89-4.17 kg m-3 arasında değişmiştir. Bor dozları WUE ve IWUE değerlerinde anlamlı farklara neden olmamıştır. Bitki su tüketimindeki her birim artış verimde ağaç başına ortalama 1.68 kg da-1'lık artışa neden olmuştur. Tam sulama konusu S100 esas alındığında meyve ağırlığı S25 ve S50 konularında sırasıyla %13 ve %3 azalırken, S75 konusunda %2 artmıştır. B0 konusu esas alındığında ise meyve ağırlığı B150, B225, B300 konularında %2, %4 ve %2 oranında arttığı gözlenmiştir. Sulama düzeylerinde ortalama meyve boyu değeri 47.40 mm (S75) ve 42.99 mm (S25); meyve çekirdek ağırlığı değeri 2.41 g (S25) ve 3.04 g adet (S100 ); suda çözünebilir kuru madde miktarı (SÇKM) değerleri 16.13 (S100) ve 12.65 (S25) ile; pH değerleri ise 3.16 (S100) ve 3.30 (S50) arasında gerçekleşmiştir. Bor dozlarındaki artış meyve boyunda ve meyve eninde anlamlı bir farklılığa neden olmamıştır. Ortalama en yüksek çekirdek ağırlığı 2.69 g ile B225 konusunda, en düşük 2.57 g ile B300 konusunda ölçülmüştür. Çiçeklenme dönemindeki bor uygulaması yapraktaki bor konsantrasyonun (ortalama değerlerde) sulama düzeylerine bağlı olarak değişmesine ve sulama düzeyi arttıkça artmasına neden olmuştur. Bor uygulamaları yaprak bor içeriklerinde doz artışına bağlı olarak B225 dozuna kadar artmış B300 dozunda ise azalma eğilimi göstermiştir.
Hatay ilindeki göletlerin hazne hacimlerinin coğrafi bilgi sistemleri ile belirlenmesi
Baraj ve göletler gibi su depolama yapılarının doğru ve hızlı bir şekilde planlanarak projelendirilmesi yoğun işgücü, bilgi ve tecrübe gerektirmektedir. Bu yapıların, depolayabilecekleri su miktarları, planlama ve fizibilite çalışmaları için önceden bilinmesi gereken bir parametredir. Projelenecek bir su depolama yapısının hazne hacminin, coğrafi bilgi sistemlerini kullanarak hali hazırda bulunan bir sayısal yükseklik modeli ile önceden tahmin edilmesi, fizibilite çalışmalarının hızlanmasına, dolayısıyla zaman kaybı ve işgücünü azaltacaktır. Bu çalışmada, sayısal yükseklik haritaları ile yapılması planlanan bir gölet için hazne hacminin ne kadar doğrulukta tahmin edilebileceği araştırılmıştır. Bu amaçla, Hatay ilinde faaliyette bulunan 10 göletin depolama hacimleri ILWIS Coğrafi Bilgi Sistemleri yazılımı ile sanal göletler oluşturularak tahmin edilmiş ve arazide ölçümler sonucu hesaplanan hacim değerleri ile kıyaslanmıştır. Kıyaslama sonucunda tüm göletler için ölçülen ve tahmin edilen değerler için R2=0.84 olarak bulunmuştur. Sadece Karamanlı Göleti için tahmin edilen ve ölçülen hacim değeri önemli derecede farklı çıkmıştır. Karamanlı Göleti dışındaki 9 gölet için yapılan tahminler çok iyi sonuçlar vermiştir (R2=0.99, NSE >0.75 ve Pbias <0.25). Bu sonuçlara göre, sayısal yükseklik haritası kullanılarak, yapılması planlanan göletlerin fizibilite çalışmaları için gerekli hazne hacimleri, çok kısa süre içinde 10 göletten dokuzunda çok iyi bir şekilde doğru tahmin edilebilmiştir. Karamanlı Göletinde hacim değerlerinde ortaya çıkan farklılığın neden kaynaklandığı ayrıca araştırılmalıdır.
Kurutulup toz haline getirilmiş organik siyah havuçta tağşişin belirlenmesinde renk ve yakın kızılötesi yansıma verilerinin kullanılabilirliği
Tağşiş özellikle toz gıda ürünlerinde önemli bir tehdit oluşturmaktadır. Toz hale getirilmeden önceki aşamalardan olan kurutma yöntemi, ürün üzerinde farklı kalite değişimlerine neden olabilmektedir dolayısıyla kurutma yöntemi tağşişin belirlenme başarısını etkileyebilir. Bu çalışmada, sıcak hava (Hot Air: HA) ve kesikli mikrodalga (Intermittent Microwave: IMW) ile kurutulan organik ve aynı çeşit konvansiyonel siyah havucun renk (L*, a*, b*) ve FT-NIRS (1000-2500 nm) sistemleri ile ayırt edilebilirliği, buna ek olarak konvansiyonel toz örnekler ile tağşiş uygulanan organik toz örneklerin bu sistemler ile tağşiş düzeyi tahmini ve ayırt edilebilirliği PCA (Principal Component Analysis), SIMCA (Soft Independent Modelling Class Analogy) ve PLSR (Partial Least Square Regression) yöntemleri ile incelenmiştir. Ayrıca örneklerin IMW ve HA kuruma kinetikleri irdelenmiş ve deneysel kuruma kinetiği verileri matematiksel olarak modellenmiştir. Buna ek olarak taze ve kuru örnekler toplam fenol ve toplam antioksidan açısından karşılaştırılmıştır. Taze organik ve konvansiyonel örneklerinin ortalama L* ve b* değeri farklılıklarının önemli olduğu saptanmıştır (p<0.001). Kurutulan saf örneklerin renk ve FT-NIRS verilerinin PCA sonucunda ilk iki temel bileşen ile toplam değişkenlik %90'ın üzerinde açıklanmıştır. SIMCA sonucu renk verilerine göre HA ile kurutulan saf organik örneklerin %100'ü (6/6*100) IMW ile kurutulan örneklerin ise %50'si (3/6*100) doğru sınıflandırılabilmiştir. FT-NIRS verileri kullanılarak SIMCA yöntemi ile örneklerin, organik ve konvansiyonel olarak doğru bir şekilde sınıflandırılamadığı belirlenmiştir. PLSR sonucunda tağşiş düzeyinin (%) tahmininde en iyi modeller FT-NIRS verileri ile elde edilmiştir (HA ve IMW için sırasıyla R2val=0.98, RMSEP=%4.9; R2val=0.89, RMSEP=%10.1). Renk verileri ile PLSR sonucunda HA ve IMW için sırasıyla R2val=0.82, RMSEP=%13.2 ve R2val=0.53, RMSEP=%21.2 olan modeller elde edilmiştir. HA ile kurutulan örneklerin nispeten daha iyi ayırt edilebildiği ve tağşiş düzeyinin (%) saptanmasında FT-NIRS verilerinin renk verilerine kıyasla daha güvenilir bir araç olduğu söylenebilir. Bunun nedeninin FT-NIRS'ın daha geniş bir bant aralığında çalışması ile ilgili olduğu söylenebilir. Kuruma kinetiği analizi sonucu HA için en uygun modelin Verma, IMW için ise Logistic model olduğu belirlenmiştir. Toplam fenol ve toplam antioksidan kapasite değerlerinin taze organik örneklerde daha yüksek düzeyde olduğu saptanmıştır. IMW ile 300 ve 450 W güç seviyesinde kurutulan örneklerin toplam fenol ve toplam antioksidan değerlerinin HA ile kurutulan örneklere kıyasla daha yüksek düzeylere ulaştığı, toplam fenol ve antioksidan kapasite seviyesinin korunması ve arttırılması açısından 450 W güç seviyesinin en iyi ürün sağlayan uygulama olduğu belirlenmiştir.
Defne atıklarından biyopelet yakıtı üretimi ve özelliklerinin belirlenmesi
Hatay ilinde yaygın bir üretim alanı bulunun defne yaprağı işleme tesislerinde meydana gelen defne yaprağı ve dal atıklarından biyoyakıt üretimi amacıyla farklı karışım oranlarında hazırlanan dal ve yapraklardan pelet üretilmiştir. Pelet yapılacak karışımlar yaprak oranını (%25, %50, %75, %100) ifade edecek şekilde Y25, Y50, Y75 ve Y100 şeklinde isimlendirilmiştir. Çalışmada kullanılan defne yaprağı ve dallarından oluşan karışımların peletleme öncesi nem ve yığın yoğunlukları ile peletleme sonrasında elde edilen peletlerin nem içeriği, kül içeriği, ısıl değer, yığın yoğunluğu, karakteristik boyutları, mekanik dayanıklılık, elementel analiz ve baca gazı analizleri gibi özellikleri ilgili standartlar kullanılarak belirlenmiştir. Hazırlanan bu karışımların ve bunlardan üretilen peletlerin bazı fiziksel, kimyasal ve ısıl özelliklerinin belirlenmesi için yapılan analizler ve ölçümlerin sonuçları verilerek değerlendirilmiştir. Peletlerin belirlenen bu özellikleri Avrupa Birliği Pelet Konseyi tarafından oluşturulan ve EN 14961-2 standardına göre hazırlanan pelet kalite sınıflarının ilgili özellik sınır değerleri ile kıyaslaması yapılmıştır. Bu kıyaslamalar sonucunda defne karışım peletlerin nem içeriği, karakteristik boyutlar, ve ısıl değerler bakımından bu standartlara uygun olduğu görülmüştür. Fakat yığın yoğunluğu, mekanik dayanıklılık ve kül içeriği özelliklerinin ilgili standartta belirtilen sınır değerlerin dışında olduğu belirlenmiştir. Üretilen defne karışım peletlerinin baca gazı emisyon değerlerine göre ısıl gücü 150 kW'a kadar olan tesislerde yakıt olarak kullanılabileceği çevresel açıdan uygun olduğu görülmüştür. Defne karışım peletlerindeki çalışmada belirlenen özelliklerinde ilgili ulusal ve uluslararası standartlarda belirtilen sınır değerlere göre gerekli düzeltmeler yapılarak biyoyakıt olarak kullanılabileceği görülmüştür.
Arazi için yüzey enerji dengesi algoritması (SEBAL) ile gerçek evapotranspirasyonun belirlenmesi
Tarımda su kullanımı bitkisel üretim için bir gereklilik olup, bitki su ihtiyacının yeterince ve verimli bir şekilde karşılanması için bitki su tüketiminin belirlenmesi gerekmektedir. Bitki su tüketimi sadece meteorolojik koşullara değil, aynı zamanda bitki çeşidine bağlı olarak değişmektedir. Havza düzeyinde sulama sistemlerinin planlanmasında uygun bitki su tüketimi hesaplama yöntemleri kullanılması işlemleri kolaylaştırmaktadır. Günümüzde nüfus artışı, sanayileşme ve en önemlisi iklim değişikliği beraberinde küresel ısınma sonucu suyun önemi daha da artmış, kullanım verimliliği ve performans ölçütleri önem kazanmıştır. Bu çalışma ile geniş alanlarda bitki su tüketimi ve biyokütle gibi önemli parametrelerin uydu teknolojisi ile belirlenmesi hedeflenmiştir. Bu amaçla, Arazi İçin Yüzey Enerji Dengesi Algoritması olan PySEBAL modeli kullanılmıştır. Modelin çalıştırılması ile referans evapotranspirasyon, bitki katsayısı, gerçek evapotranspirasyon, bitki vejetasyon indeksleri ve biyokütle üretimi verileri elde edilmiştir. Bu değerler iklim verileri ve tarla düzeyinde elde edilen sonuçlarla karşılaştırılmıştır. PySEBAL modeli gerçek evapotranspirasyonu %15-20 gibi hata ile hesaplayabilmiştir. İklim verileri ile hesaplama yöntemlerine göre çok daha hızlı ve az maliyetle sonuç veren uzaktan algılama tekniklerinin yakın gelecekte daha çok kullanılacağı düşünülmektedir.
Tarım traktörlerinde biyodizel (B20) ve dizel yakıtı kullanımının motorun aşınmaya maruz kalan parçaları üzerindeki etkilerinin incelenmesi
Bu çalışmada, %20 biyodizel + %80 dizel yakıt karışımının (B20), dizel yakıt ile karşılaştırmalı olarak motor performansı, motor ana parçaları ve enjektörler üzerindeki etkileri araştırılmıştır. Bu amaçla aynı marka ve modelde 55 kW gücündeki iki farklı tarım traktörü benzer tarımsal işlerde hem dizel yakıtı hem de B20 yakıt karışımı kullanılarak 1000 saat çalıştırılmıştır. Yapılan performans testlerinde B20 yakıt kullanımında dizel yakıta göre %3 güç, %2 tork düşüşü ve özgül yakıt tüketiminde %5 artış olduğu tespit edilmiştir. Emisyonlarda karbonmonoksit (CO) %40, hidrokarbon (HC) %19, partikül madde (PM) değerlerinde %46 düşme ve azotoksit (NOx) değerinde %7 artış olduğu görülmüştür. Traktörlerin tarlada çalışma esnasında 200 saat bakım aralıklarında alınan yağların numune analizlerinde yağın içerisinde kayda değer aşınma metallerine ve kimyasal analiz sonuçlarında olumsuzluğa rastlanmamıştır. 1000 saat sonrasında demonte edilen her iki motorun ana parçalarının görsel incelemesi de motor yağı analiz sonuçlarını desteklemektedir. 1000 saatlik çalışmadan sonra, her bir enjektör iğnesi ve meme ucu, görsel inceleme, taramalı elektron mikroskobu (SEM) ve enerji dağılımlı X-ışını (EDX) yoluyla enjektör memesinin işlevsel değerlendirmesi açısından incelenmiştir. Analiz sonuçlarına göre B20 yakıtı için, C oranının %73,47, O oranının ise %23,34 olarak elde edildiği diğer elementlerin ise oransal olarak %1'in altında değerlerde oldukları görülmektedir. Aynı şekilde dizel yakıt için C %50,49, O'nin ise %19,95 olarak tespit edildiği diğer elementlerin değerlerinin yüzdesel olarak düşük kaldığı tespit edilmiştir. Ayrıca, enjektör meme uçları ve iğneleri üzerindeki tortuları incelemek için Fourier dönüşümü kızılötesi spektroskopisi (FTIR) spektral analizi de kullanıldı. Enjektör iğnelerinde poliizobütilen süksinimit (PIBSI) ve inorganik bileşenler, enjektör meme uçlarında ise yaşlandırma ürünleri ve inorganik bileşenler gözlendi. Enjektör meme fonksiyonu açısından B20 ve dizel yakıt sonuçları arasında anlamlı bir fark bulunmamıştır.
Entomopatojen nematod ürünlerinin uygulanması için bir robotik sistem tasarımı ve optimizasyonu
Dünya nüfusunun artışına bağlı olarak gıda ihtiyacını karşılamak ve sürdürülebilir tarımın gereği, en iyi kalitede ürünü en uygun maliyetle üretmek için hassas tarım uygulamaları günden güne artmaktadır. Hassas tarımın gereği, doğru girdiyi, doğru miktarda, doğru yere, doğru zamanda ve doğru şekilde uygulamak için robotik sistemler tarımsal faaliyetlerin her aşamasında kullanılmaktadır. Robotik sistemler ile birim alandan maksimum ürün elde edilirken, çevreye zarar en aza indirilmek istenmektedir. İhtiyaca göre pestisit uygulamaları ön plandadır, böylelikle arazinin her yeri değil gerekli yerler ilaçlanmaktadır. Bu çalışmada, kimyasal mücadeleye alternatif olan biyolojik mücadele ajanı olan entomopatojen nematodların hassas uygulanmasına yönelik bir robotik sistem tasarlanmıştır. Robotik sistemin tüm sac kısımları 2 mm alüminyum, plastik kısımları 20 mm delrin malzemeden imaldir. Tüm bağlantı elemanları sökülebilirdir bu sayede kolaylıkla taşınabilir. CNC kontrol kartına yüklenen G-kodlar sayesinde step motorlara hareket verilmektedir. Mekanik, hidrolik ve pnömatik gibi geleneksel karıştırma sistemlerine karşın yeni bir çalkalama metodu olan salıncak yöntemi kullanılmıştır. Peristaltik pompa ile dozajlama sağlanmıştır. Step motorların peristaltik pompa ile uyumu, Arduino kullanılarak her noktaya aynı ya da her noktaya farklı dozajlama imkânı sağlayan yazılım sayesinde optimize edilmiştir. Robotik sistem ile iki farklı entomopatojen nematod türünün (Steinernema feltiae ve Heterorhabditis bacteriophora), farklı dozlar (0.1, 0.2, 0.4, 0.8 g ve 60 000, 120 000, 240 000 adet) ve hacimler (25, 50, 100 ve 5, 15, 45 ml) ile denemeleri gerçekleştirilmiştir. Denemeler sonucu bazı kombinasyonların arasında istatistiksel olarak farklılık olmasına rağmen ticari doz değeri olan cm2'ye 50 adet nematod uygulamasından dolayı robotik sistemin hassas uygulama yaptığını söylemek mümkündür. Anahtar Kelimeler: Hassas tarım, robot, biyolojik kontrol, entomopatojen nematod
Sera koşullarında yetiştirilen ve damla sulamayla sulanan domates bitkisinde sürdürülebilir sulama suyu yönetimi: Mogadişu/Somali örneği
Bu çalışmanın amacı, Somali-Mogadişu ekolojik koşullarında sera ortamında yetiştirilen ve damla sulamayla sulanan domates bitkisinde sürdürülebilir sulama suyu yönetimini değerlendirmektir. Çalışmanın amacına uygun olarak, 50 katılımcı ile anket yapılarak uygun sorular yöneltilmiştir. Araştırma sonuçları, Mogadişu'da toprakların genellikle kumlu ve kumlu-tın bünyeli olduğunu, bu nedenle su tutma kapasitesi yüksek killi toprak getirilerek seralarda üretim yapıldığını göstermiştir. Su kaynağı olarak genellikle kuyu suyu kullanılmaktabu yüzden suya erişim maliyetli ve zor olmaktadır. Mogadişu'nun denize kıyı bir il olması nedeniyle sulama suyu tuzludur. Ülke genelinde damla sulama sistemi unsurları ithal olduğu için ilk kurulum maliyetleride yüksektir. Özel firmalardan temin edilen sulama suyu bir su deposuna aktarıldığından ve aynı zamanda gübreleme amaçlı kullanıldığından yosunlaşmaya neden olmaktadır. Yapılan anketler doğru filtre seçiminin yapılmadığı ve sıklıkla damlatıcıların tıkanma ve laterallerin yırtılma sorunlarıyla karşılaşıldığı belirlenmiştir. Sistem tertipleri genelde uygun bulunmuştur. Katılımcıların büyük bir bölümü damla sulama yöntemini benimsemiştir. Sulama zamanının planlanması konusunda bilgi düzeyleri yeterli olmasa da toprak nemi, iklim özellikleri gibi konularda bilinç düzeyi yüksek olarak değerlendirilmiştir. Domates verimleri sera ortamında yetiştiricilik için düşük bulunmuştur. Sonuç olarak, Mogadişu'da sera ortamında damla sulama yöntemiyle domates tarımı bölge insanları için yeni bir konudur. Mogadişu'nun başkent olmasından dolayı genellikle eğitimli kişilerin olması, sera ortamında yetiştiricilik tecrübelerinin artmasıyla daha iyi sonuçlar alınacağını göstermektedir. Bu çalışmanın sonuçları, Mogadişu'da zor iklim, toprak ve su koşulları altında, sera ortamında damla sulama koşulları altında domates yetiştiriciliğinin mümkün olduğunu ve ilerleyen zamanlarda daha iyi sonuçlar alınabileceğini göstermektedir.
Boyalıca pompaj sulamasında sulama performansının değerlendirilmesi
Bu çalışma, Bursa İznik ilinde yer alan, Boyalıca Pompaj Sulamasının 2016-2020 yılları arasındaki performansını değerlendirmek amacıyla yapılmıştır. Çalışma alanı 4035 ha tarım arazisine sahiptir. İznik Ova Köyleri Sulama Birliği, Devlet Su İşleri I. Bölge Müdürlüğü'nce işletmeye açılan Boyalıca Pompaj Sulaması tesislerini işletmek üzere 2004 tarihinde yönetimi devralmıştır. Performans değerlendirmesinde Sulama ve Drenajda Uluslararası Teknoloji ve Araştırma Programı (IPTRID) tarafından tavsiye edilen su kullanım etkinliği, finansal etkinlik ve tarımsal üretim etkinliği olmak üzere üç ana başlık halinde bir gösterge seti kullanılmıştır. Su kullanım etkinliği göstergeleri ortalama sonuçlarına göre, sulama oranı %63,2, yıllık su sağlama oranı 0,71, sulanan birim alana iletilen yıllık sulama suyu miktarı 7317 m3 ha-1, sulama birim alanına iletilen yıllık sulama suyu miktarı 4644 m3 ha-1 olarak belirlenmiştir. Elde edilen sonuçlar su kullanım etkinliği açısından sulama şebekesinin yetersiz olduğunu göstermektedir. Finansal etkinlik açısından ortalama sonuçlar incelediğinde, bakım masrafının gelire oranı %47, tahsilat oranı %95,5, birim alana düşen toplam işletme–bakım–yönetim masrafı 752 TL ha-1, kullanıcılara iletilen toplam sulama suyuna karşılık elde edilen ortalama gelir 0,22 TL m-3 olarak bulunmuştur. Çalışma sahasında masrafların karşılanma oranı %46,7 olup mevzuatta belirtilen limitlere yakın (en az %30) bir harcama yapıldığı görülmektedir. Bu sonuçlar, Boyalıca pompaj sulamasında gelirin giderden fazla olduğunu ve tahsilatın işletme ve bakım masraflarını karşılamaya yeterli olduğunu göstermektedir. Tarımsal üretim etkinliği ortalama sonuçlarına göre, sulama alanı eşdeğer brüt üretim değeri 3859,24$ ha-1, fiilen sulanan alan eşdeğer brüt üretim değeri 6088,1 $ ha-1ve saptırılan birim sulama suyuna karşılık eşdeğer brüt üretim değeri ise 0,86$ m-3 olarak saptanmıştır.
Robotik süt sağım sistemlerinde robot etkinliğinin artırılmasına ilişkin parametrelerin ve sağım değerlerinin belirlenmesi
Akıllı tarım uygulamaları tarımın diğer alanlarında olduğu gibi süt sığırcılığında da yerini almaktadır. Gruplar halinde yetiştirilen hayvanlara bireysel ilginin gösterilmesi kimliklendirme ürünleri ile hız kazanarak hayvanların beslenmesi, sağlık sorunlarının teşhisi ve takibi, kızgınlıkların tespiti, sağım ve ahır temizliği gibi birçok işlemler robotik cihaz ve ekipmanlarla yapılabilmektedir. Teknolojik ürünler içerisinde en önemli gelişme süt sağım işlemlerinin robotik sistemlerle gerçekleştirilmesi olmuştur. Temel amaç, robotik sistemlerin kullanımı ile işgücünü azaltmak, hayvan refahını artırmak ve çiftçilerin yaşam kalitesini iyileştirmektir. Gelişmiş ülkelerde 30 yıldır kullanılan süt sağım robotları Türkiye'ye yaklaşık 10 yıl önce girmiştir. Ülkemizde kısa sürede popüler olan robot sağım teknolojisi gelecekte süt sığırcılığı işletmelerinin en yaygın teknolojik gelişmesi olacaktır. Ticari patentleri alınmış robot ünitelerin tümünün ithal ve yüksek maliyetli ürünler olması yanında, bu ürünlerin yanlış ve verimsiz kullanılması çiftçilerin ekonomiside kayıplara sebep olabilmektedir. Bu çalışmanın amacı; yüksek yatırım maliyetleri ile edinilmiş robotik sağım sistemlerinin bir ticari çiftlikteki operasyonunun takip edilerek etkinliğinin arttırılmasına yönelik parametrelerin ve sağım değerlerinin belirlenmesidir. Araştırma, çiftlikteki tüm robotik sistemlerin iki yıllık, bir ahırdaki robotların dört yıllık performansları, hayvan meme hijyen skorunun robot sağımındaki işlemlere etkisi, robotik ünitede verilen kesif yem artışı ile yemlikteki karma yemin ittirilmesinin robot performansına etkileri araştırılmıştır. Dört ahırın karşılaştırıldığı iki yıllık denemelerde inek başına sağım ortalaması sürü genelinde birbirine yakın bulunmuştur (2,66; 2,70 adet/inek, gün). Çiftliğin bir ahırındaki (Ahır 3) dört yıllık deneme sonuçlarına göre, sağım başına süt verimi her yıl artmıştır (Yıllar sırasıyla 9,11; 11,70; 11,82 ve 15,25 kg/sağım, inek). Güz dönemindeki meme hijyen skoru 3 ve 4 olan hayvanlardaki iletkenlik sayıları arasındaki fark, 1 ve 2 skoruna sahip olan hayvanlara göre yüksek bulunmuştur (skor 3: %27,84; skor 4: %31,48). Kesif yem miktarı değişimi düşük verimli hayvanlarda süt verimi, sağım sıklığı ve sağım süresine etkili değilken yüksek verimli hayvanlarda olumlu etki yapmıştır. Çiftliğin mevcut yem ittirme sayısı 3 ten 6'ya çıkarıldığında süt veriminde çok az artış (%0.33) sağlanmıştır. Ancak ittirmenin 9'a çıkarılması ile süt veriminde düşüş fazla (%4,07) gerçekleşmiştir. Çok yüksek ittirme sıklığının dinlenme süreleri boyunca inekleri rahatsız ettiğini ve neticede hem inek konforunu hem de süt üretimini olumsuz etkilediğini göstermiştir.
FTO/TiO2/MAPbI3/C60/Ag tabakaları ve perovskit güneş hücresinin stres faktörleri altında karakterizasyonu
Yenilenebilir enerji kaynaklarından olan Güneş enerjisi büyük bir potansiyele sahiptir. Ancak yenilenebilir enerjilerden elektrik enerjisi üreten sistemler ve teknolojiler sürdürülebilir kullanım için yüksek verim ve düşük maliyetleri karşılamak noktasında yetersiz kalmaktadır. Güneş hücrelerinin üretimindeki teknolojilerin ilerlemesi ile yeni nesil güneş hücreleri kendilerine bu alanda yer bulmaya başlamışlardır. Bu yeni nesil güneş hücreleri arasında olan perovskit güneş hücreleri düşük maliyetleri ve yüksek verimleriyle bilim insanlarının dikkatini çekmektedir. Ancak perovskit güneş hücrelerinin piyasada ticari olarak bulunamamasının sebebi üretimlerinden kısa bir süre sonra bozunmaları ve verimlilik değerlerini kaybetmeleridir. Bu tez çalışmasında; FTO/TiO2/CH3NH3PbI3/C60/Ag konfigürasyonunda üretilmiş olan perovskit güneş hücrelerinin hem hücre hem de tabaka bazlı bozunmaları incelenmiştir. Bu bağlamda tabakalardan CH3NH3PbI3 ve C60 termal buharlaştırma yöntemi ile TiO2 tabakası ise sputter (saçtırma) yöntemi ayrı ayrı cam taban malzemeler üzerine büyütülmüştür. Üretilen malzemelerin yapısal karakterizasyonu için XRD (X- ışını Kırınımı) desenlerinin analizleri, yüzey morfolojisi analizleri için Taramalı Elektron Mikroskobu, optik absorbasyon ve ışıl geçirgenlik için UV-Vis Soğurma Spektroskopisi analizleri yapılmıştır. Üretilen malzemelerin bozunma mekanizmaları laboratuvar atmosferi, vakum atmosferi, ışık banyosunda, ultraviyole ışık altında ve oksijen gazı altında yaşlandırılmış durumları için elektriksel karakterizasyon yöntemleri ile karakterize edilmiştir. Elektriksel karakterizasyon yöntemleri olarak ışık akısına bağlı, sıcaklığa bağlı, zamana bağlı, karanlık ve aydınlık iletkenlik ölçümleri gerçekleştirilmiştir. Stres faktörleri altında tabakalarda elde edilen sonuçlar ile hücrelerde elde edilen sonuçlar arasında korelasyon kurularak bozunmanın etkilerine ışık tutulmaya çalışılmıştır.
Çad'daki tarım gruplarında sürdürülebilir sulama ve su yönetimi: Şari Bagirmi örneği
Çad'ın nüfusunun %21'i gıda güvensizliği içinde yaşamaktır. Bu sorunun üstesinden gelmek için ülkenin uygun çözümler bulması gerekmektedir. Bu çalışmanın ana hedefi, Chari-Baguirmi'deki tarım gruplarındaki çiftçilerin üzerinde anket çalışması yaparak, kamu ve özel sektördeki karar vericilere akılcı ve sürdürülebilir su yönetimi ve gelecekteki projeler için öneriler sunmaktır. Çiftçilerin su yönetimi, sürdürülebilir sulama ve çiftçilik uygulamaları konusundaki görüşleri hakkında verileri analiz etmek için SPSS 23 betimleyici analiz aracı kullanılmıştır. Araştırmanın amacı doğrultusunda toplam 92 katılımcı örneklem olarak alınmıştır. Araştırmada, çiftçilerin sosyo-ekonomik durumu, su yönetimi, sürdürülebilir sulama, suya erişim, kredi ve araziye erişim gibi konulara odaklanılmıştır. Analiz sonuçlara göre, çiftçilerin su yönetimi ve sürdürülebilir sulama konusunda temel bilgilere sahip olmadığı ortaya konulmuştur. Özellikle düşük eğitim düzeyinin, bilginin yaygınlaşmasında büyük bir engel oluşturduğu görülmektedir. Sonuçlara göre devlet desteğinin eksik olduğunu, çiftçilerin damla sulama gibi modern sulama tekniklerine yüksek kurulum maliyetinden dolayı erişemediği ve gerekli bilgilere ulaşmadığı ortaya konulmuştur.
Bursa Nilüfer ilçesi Karacaoba mahallesi süt sığırı işletmelerinin yapısal ve mekansal sorunlarının belirlenmesi ve örnek bir işletmenin modellenmesi
Tarım sektörü içerisinde sığır yetiştiriciliğinin önemi büyüktür. Nüfus artışı beraberinde besinlere olan talebi artırmakta, insan beslenmesi için önemli olan et ve süt gibi gıda ürünlerine talep de artmaktadır. Artan bu talep ve ihtiyaç ise içerisindeki yapıları düzenli planlanmış, çevre koşulları yönünden optimize edilmiş, hayvan ve çalışan refahının sağlandığı modern işletme, konut yapıları ve tesislerde verimli hayvancılık faaliyetleri yapılarak karşılanabilir. Bu araştırma, Bursa ili, Nilüfer ilçesi, Karacaoba Mahallesi'ndeki süt sığırı işletmelerinde yürütülmüştür. Nilüfer ilçesi 2019 TÜİK verilerine göre hayvan başına düşen süt verimi 9,53 kg/gün' dür. Bu değer ekonomik bir işletme açısından yeterli verimlikte değildir. Her ne kadar bu durumun sebebinin beslenme ve bakım yetersizliğinden kaynaklandığı düşünülse de, bunun yanında işletme yapılarının hayvan refahına uygun olmayışı, barınak içerisindeki ortam ve çalışma koşullarının çalışanlar üzerindeki olumsuz etkisi ile beraber iş verimliliğini düşürmesi de etkili olmaktadır. Bu çalışmada, Nilüfer ilçesi Karacaoba Mahallesi'nde bulunan 15 adet süt sığırı işletmesine ait barınaklar ve diğer işletme yapıları, yapısal ve çevresel özellikleri yönüyle incelenmiştir. Barınakların hayvan refahı kriterlerine uygunluğu değerlendirilirken barınak boyutları, taban düzenlemesi, havalandırmaların giriş ve çıkış açıklıklarının ebatları yerinde ölçülmüş, işletme sahipleri, veteriner hekim ve çalışanlarla anket çalışması yürütülmüştür. Geleneksel üretim modelini benimseyen küçük ölçekli işletmelerde hayvan sağlığı ve refahını etkileyebilecek, süt üretim verimini düşürecek bulgular elde edilirken, diğer işletmelerde de çeşitli yapısal ve mekansal sorunlar tespit edilmiştir. Araştırma alanı içerisindeki küçük ölçekli üreticilerin gelir düzeyini, iş gücü sayısını artırmak, yerleşim alanlarını ve işletmelerin rekabet gücünü artırmak ve artan işletme giderlerini düşürmek, kırsal desteklerden de faydalanamayan bu küçük işletmeleri bir araya getiren öneri örnek projede bu çalışma ile sunulmuştur.
Bursa ilinde süt sığırı işletmesi kurulabilecek uygun alanların coğrafi bilgi sistemi ve analitik hiyerarşi yöntemi kullanılarak belirlenmesi
Bu çalışmanın amacı, coğrafi bilgi sistemi (CBS) ve çok ölçütlü karar analizi (ÇÖKA) tekniklerinden olan Analitik Hiyerarşi süreci (AHP) yöntemi kullanılarak Bursa İli arazilerinin süt sığırı kurulabilecek alanlar bakımından derecelendirilmesidir. Çalışma kapsamında, süt sığırı barınakları için yer seçiminde önemli olan topoğrafya, arazi koşulları, pazarlama koşulları, çevresel etmenler, altyapı yeterliliği olmak üzere beş adet ana kriter belirlenmiştir. Literatür bilgilerine ve yasal mevzuatlara göre eğim, bakı, mera alanlarına yakınlık, hayvan içme suyu göletlerine yakınlık, mahalleler arası yollara yakınlık, yerleşim yerlerine yakınlık, içme suyu havza koruma alanlarına uzaklık, sulama suyu göletlerine uzaklık, akarsulara uzaklık, ana yollara uzaklık, sulama kanallarına uzaklık, arazi kullanım kabiliyeti, nüfus potansiyeli ve diğer amaçlı su potansiyeli katmanları oluşturulmuştur. Uygun alanların derecelendirilmesi aşamasında en uygun, uygun, az uygun, uygun olmayan ve değerlendirme dışında bırakılan alanlar sınıfları olmak üzere beş sınıf oluşturulmuştur. Çalışma sonucunda hayvancılık işletmesi kurmak için en uygun bölgeler toplam çalışma alanının % 0,75'ini, uygun olan bölgeler %29,85, az uygun olan bölgeler %59,21 ve uygun olmayan bölgeler ise %1,62'sini kapsamaktadır. Çalışma alanının %8,54'ü ise değerlendirme dışı bırakılmıştır. Bursa ili sıcaklık-nem indeksi (SNİ) haritası oluşturularak uygunluk haritası ile SNİ haritası CBS ortamında toplanarak sıcaklık-nem indeksine göre ayrıca bir uygunluk haritası elde edilmiştir. Buna göre süt sığırı işletmesi kurmak için uygun bulunan ilçeler ağırlıklı olarak Mustafakemalpaşa, Büyükorhan, Harmancık, Mudanya, Karacabey, Yenişehir, İnegöl olarak belirlenmiştir. Uygun olmayan bölgeler ise Orhaneli, Yıldırım ve Keles ilçeleriyle beraber Karacabey ilçesinin kuzey kısmı ve İnegöl ilçesinin güney kısmı olarak belirlenmiştir.
A research on determination of optimal fixed and adjustable tilt angle for solar panles to conditions in Turkey
While the world completes its daily rotation around its own axis, it completes its rotation around the sun. The earth completes this movement on an elliptical orbit in 365 days and 6 hours. Due to this orbit, which is monitored in the form of an ellipse, the sunrise and sunset times and the angle of falling of the sun's rays on the earth change during the year. When it is desired to utilize solar energy at the maximum level, the position angles of the panels used in energy production should be adjusted perpendicularly to the solar radiation. The sun is the main renewable energy source. In addition, it provides an inexhaustible and environmentally friendly energy to the world as the source of many energy types. One of the ways to utilize this unlimited energy is; is to use photovoltaic cells and panels that generate electricity thanks to the solar radiation falling on them. In these systems, fixed and tracer solar panel systems are used to obtain maximum efficiency from solar radiation. This slope varies according to the geographical location of the region and the seasons. In the region, depending on the seasons during the year, the optimum slope angle can be calculated to increase the amount of energy obtained from sunlight. In this study; Monthly correction for 13 provinces (Ankara, Bursa, Edirne, Erzurum, Gaziantep, Hatay, Istanbul, Izmir, Kayseri, Konya, Mugla, Sinop, Van) located in different geographical regions of our country, located within the latitudes of 36 ° - 42 ° north, optimum panel angles have been determined in order to maximize solar panel performance on a seasonal and annual basis. The results were compared with 5 different statistical methods; statistical comparison methods, coefficient of determination, relative error percentage, deviation error, mean square root error and t-statistics.
Süt sağım makinalarının test edilmesi için elektronik bir vakum-nabız kayıt cihazı tasarımı ve geliştirilmesi
Süt sağım makinelerinde kaliteyi ve standartları yükseltmek, sağmal hayvanlarda meme hastalıklarının önüne geçebilmek, sağlıklı ve yüksek süt verimi sağlayabilmek için sağım makinası elemanlarının kontrolünün değişik test cihazları ile ölçülmesi gerekir. Test cihazların çoğu kuru koşullarda, çok azı ise ıslak veya dinamik koşullarda, genellikle de iki ölçüm noktasından vakum-nabız kayıtlarını alabilmektedir. Bu çalışmada, sağım ekipmanlarını ve sağım rutinlerini daha iyi analiz etmek için pulsatör veya sağım ünitesindeki belirli noktalardan vakum-nabız kayıtlarını alabilecek, taşınabilir yapıda elektronik bir cihaz tasarımının gerçekleştirilmesi ve bu cihazın uygulamada diğer kayıt cihazları ile karşılaştırtılarak performansının belirlenmesi amaçlanmıştır. Tasarlanan cihaz, 4 adet basınç sensörü kanalından 32 bit işlemci aracılığıyla analog dijital dönüşüm yapabilmektedir. Ortaya çıkan 6 kb/s'lik data SD Kart üzerine kaydedilerek bilgisayar ortamına alınmaktadır. Cihazın enerji gereksinimi Li-Ion pil ve şarj devreleriyle sensör ve arabirimlerin güç ihtiyacı karşılanmıştır. Hayuka ismi verilen tasarım cihazının performansı, pnömatik pulsatörlü seyyar bir süt sağım makinasında, sektörde en çok kullanılan iki farklı marka kayıt cihazı (Exendis-PT V ve GEA-Pulsotest Comfort (V 1.2)) ile paralel olarak bağlanarak vakum-nabız frekans verileri karşılaştırılmıştır. PT V ve V 1.2 cihazlarında ikişer sensör kanalı, Hayuka cihazında ise 4 sensör kanalı olduğundan, cihazların istatistiksel olarak karşılaştırılabilmesi için, Hayuka cihazının 1-2 nolu kanalına Hayuka-A, 3-4 nolu kanalına ise Hayuka-B ismi verilmiştir. Böylece deneylerde 4 farklı cihaz, sağım makinasının 2 farklı sistem vakum basıncında (44 ve 50 kPa) ve her vakumun 9 farklı nabız sayısında (sırasıyla 60, 90, 120, 150, 180, 200, 240, 260 ve 300 dk-1) toplamda 13 adet vakum ve nabız frekans ölçümleri yapılmıştır. Araştırma sonuçlarında bu nabız frekanslarının 5 tanesi değerlendirilmiştir. Elde edilen karşılaştırmalı test sonuçlarına göre, hem 44 hem de 50 kPa sistem vakum deneylerinde 4 cihazın maksimum nabız vakumu değerlerine ait varyans analizleri incelendiğinde cihaz adı, kanal no, NS set değerleri ile cihaz adı x kanal no, cihaz adı x NS set, kanal no x NS set ve cihaz adı x kanal no x NS set interaksiyonlarının % 1 olasılık düzeyine göre önemli olduğu görülmüştür. Hayuka-A ve Hayuka-B cihazlarının (1) maksimum nabız dodası vakumu, (2) ölçülen nabız sayıları, (3) nabız oranları, (4) maksimum vakum evresi ve (5) minimum vakum evresi değerlerinin varyans analizleri ve interaksiyon sonuçlarına göre PT V ve V 1.2 cihazları ile çok büyük oranda benzer sonuçları elde ettiği göstermiştir.
Farklı sulama seviyelerinin malçlı ve malçsız koşullarda yetiştirilen sofralık domatesin verim ve kalitesi üzerine etkisi
Çalışma, Bilecik koşullarında farklı sulama seviyelerinin ve malç uygulamasının sofralık domateste (Lycopersicon esculentum, Zahide F1 çeşidi) verim ve kalite özelliklerine olan etkilerini araştırmak amacıyla 2017-2018 yılları yetiştirme dönemlerinde yürütülmüştür. Tesadüf bloklarında bölünmüş parseller deneme desenine göre kurulan çalışmada, ana parselleri malçlı (M) ve malçsız (NM) konular, alt parselleri ise sulama konuları (A sınıfı buharlaşma kabında meydana gelen yığışımlı buharlaşmanın %100 (I100), %75 (I75), %50 (I50) ve %25 (I25)'i) oluşturmuş ve deneme 3 tekrarlı olarak yürütülmüştür. Araştırma sonucunda, domates bitkisinin mevsimlik bitki su tüketimi I100 sulama suyu seviyesinde, 2017 yılında malçlı konuda 482 mm, malçsız konuda 570 mm, 2018 yılında malçlı konuda 486 mm, malçsız konuda 593 mm olmuştur. Uygulamalar arasında her iki yılda da en yüksek meyve verimi malçlı konulardan elde edilmiş ve sulama suyu seviyesi azaldıkça verim de azalmıştır. 2017 ve 2018 yıllarında en yüksek verim I100×M konusundan elde edilmiş ve sırasıyla 72,56 t/ha ve 75,5 t/ha olarak bulunmuştur. Domates meyve kalite özellikleri üzerinde yapılan analizler sonucunda su kısıtı arttıkça suda çözünür toplam kuru madde, toplam şeker, likopen, titrasyon asitliği değerleri artmıştır. Sulama seviyesi azaldıkça tek meyve ağırlığı, meyve çapı, meyve boyu, pH ve meyve delinme direnci değerleri azalmıştır. Malç uygulamasının da meyve delinme direnci, pH ve renk L değeri dışındaki kalite özellikleri üzerindeki etkisinin istatistiksel olarak önemli olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Çalışma sonucunda bütün sulama seviyelerinde en yüksek verim sonuçlarını veren malç uygulaması ve kap buharlaşmasınn %100'ünün uygulandığı, suyun kıt olduğu koşullarda ise kap buharlaşmasının %75 ve %50'sinin uygulandığı malçlı konular önerilmektedir.
Yalova koşullarında bitki gelişme dönemlerine göre sulama uygulamalarının patlıcan (Solanum melongena L.) bitkisinin verim ve kalite özelliklerine etkisinin belirlenmesi
Bu çalışma, 2016 ve 2017 yıllarında Yalova koşullarında, patlıcan bitkisinde (Pala 49 çeşidi) farklı gelişme dönemlerinde uygulanan sulama suyu kısıntısı ile verim ve verim bileşenleri arasındaki ilişkileri araştırmak ve bitkinin sulamaya karşı en kritik büyüme dönemlerini belirlemek amacıyla yürütülmüştür. Bitkinin gelişme dönemleri; fide (F), tam çiçeklenme (Ç), ilk meyve görülmesi (M) ve hasat (H) olarak ele alınmıştır. Deneme konuları, susuz (kontrol), tüm fenolojik gelişme dönemlerinde tam sulama (FÇMH) ile 14 farklı kısıntılı sulama uygulaması (F, Ç, M, H, FÇ, FH, MH, ÇM, FM, ÇH, ÇMH, FMH, FÇH, FÇM) olarak belirlenmiştir. En yüksek mevsimlik bitki su tüketimi değeri (ortalama 770,4 mm); FÇMH konusundan elde edilmiştir. Farklı büyüme dönemlerinde uygulanan kısıntılı sulama uygulamaları, verim ve verim bileşenleri üzerinde farklı etkiye sahip olmuştur. En yüksek su kullanım etkinliği (WUE) (ortalama 6,12 kg m⁻³) FÇM konusunda elde edilmiştir. Araştırma da iki yılın ortalamasında en yüksek bitki boyu (96,5 mm) ve bitki çapı (14,9 mm) FÇMH konusundan elde edilmiştir. Bitki çeşidinin özelliklerini yansıtan meyve uzunluğu (ortalama 22,5 cm), meyve çapı (ortalama 63,4 mm) ve en yüksek verim (ortalama 4143,2 kg) FÇMH konusundan elde edildiğinden, yerel koşullar altında, bu sulama uygulamasının en iyi seçim olacağı sonucuna varılmıştır. Su kısıtının olduğu bölgelerde FÇMH konusundan sonra istatiksel olarak en iyi sonuçları veren konu olan FÇM önerilebilir.
İkinci ürün susamda (Sesamum indicum L.) kısıntılı sulamanın verim ve kalite özellikleri üzerine etkisi
Bu tez çalışması, ikinci ürün susam bitkisinin (Sesamum indicum L.) damla sulama yöntemi ile uygulanan kısıntılı sulama altında su-verim ilişkilerini, verim ve kalite bileşenlerinin tepkilerini incelemek amacıyla, yarı-nemli iklime sahip Bursa'da yapılmıştır. Denemede 5 farklı sulama konusu seçilmiş olup bitki kök bölgesindeki nem düzeyi her 7 günde bir gözlemlenerek topraktaki mevcut nemi tarla kapasitesine ulaştırmak için gerekli suyun %100'ünün uygulanması (S1), S1 konusu için uygulanan suyun %75'i (S2), S1 konusu için uygulanan suyun %50'si (S3), S1 konusu için uygulanan suyun %25'i (S4) ve susuz konu (S5) şeklinde programlanmıştır. Deneme, tesadüf blokları deneme desenine göre 3 tekrarlı olarak uygulanmıştır. Çalışmada yerli tescil olan "Muganlı-57" susam çeşidi kullanılmıştır. Araştırma sonuçlarına göre; sulama konuları dikkate alınarak uygulanan sulama suyu miktarları 127,0-354,7 mm arasında gerçekleşmiştir. Bitki su tüketimi değerleri ise 246,0-449,5 mm arasında bulunmuştur. Tane verimi değerleri 76,3-189,2 kg da-1, bitki boyuna ilişkin değerler 91,0-140,8 cm, ilk kapsül yüksekliği değerleri 43,7-60,9 cm, yan dal sayısı değerleri 1,2-3,6 adet bitki-1, kapsül sayısı değerleri 40,3-59,3 adet bitki-1, kapsüldeki tane sayısı 47,3-61,3 adet kapsül-1, bin tane ağırlığı 2,97-3,87 g, protein oranı %18,6-20,4, protein verimi 15,5-35,8 kg da -1, yağ oranı %56,3-62,6 ve yağ verimi ise 43,0-109,9 kg da -1 olarak bulunmuştur. Araştırmada mevsimlik verim tepki etmeni (ky) 1,28 olarak belirlenmiştir. Susam bitkisinin su kullanım etkinliği (WUE), 0,31-0,43 kg m-3 mm arasında bulunmuştur. Sulama suyu kullanım etkinliği (IWUE) ise 0,50-0,57 kg m-3 arasında değişmiştir. Sonuç olarak, ikinci ürün susam bitkisinde en yüksek tane verimine (189,2 kg da-1) ulaşmak için S1 sulama konusu sulama programı olarak önerilebilir. Bölgede su kaynaklarının kısıtlı olması koşulunda, WUE ve IWUE değerleri dikkate alınarak S2 konusu (%25 su kısıntısı) su tasarrufu açısından sulama programı olarak tercih edilebilir. Fakat bu koşulda, tane veriminde önemli düzeyde yaklaşık %10,7'lik bir düşüş olabileceği ve kısıntılı sulama işletmeciliğinin oldukça dikkatli planlanması gerektiği söylenilebilir.
Gölgede, mikrodalga, konvektif ve kombine mikrodalga-konvektif kurutma yöntemleri kullanılarak kurutulmuş muşmula meyvesinin kurutma kinetiği ve kalite parametreleri açısından incelenmesi
Muşmula meyvesi (Mespilus germenica) 25 ºC'de gölgede, 40, 50, 60 ºC sıcaklıklarda konvektif, 200, 400 ve 600 W'da mikrodalga ve 200 W -40 ºC, 200 W-50 ºC, 200 W-60 ºC, 400 W-40 ºC, 400 W-50 ºC, 400 W-60 ºC, 600 W-40 ºC, 600 W-50 ºC ve 600 W-60 ºC'de kombine mikrodalga-konvektif kurutma yöntemleriyle kurutulmuştur. Kütlesi 75.00 g olan meyvelerin, nem içeriği %74.07 ± 0.04'den %11.75 ± 0.07'ye düşürülmüştür. En kısa kurutma süresi 17 dakika ile 600 W-60 ºC'de kombine mikrodalga-konvektif kurutma yönteminde ölçülürken, en uzun kurutma süresi ise 22500 dakika ile gölgede kurutma yönteminde belirlenmiştir. Kurutma verileri 22 farklı ince tabaka kurutma modeli ile modellenmiştir. Gölgede kurutma için Page eşitliği, 40 ve 60 ºC için Weibull eşitliği, 600 W, 400 W-40 ºC, 400 W-60 ºC ve 600 W-50 ºC için Jena Das eşitliği ve 600 W-60 ºC için Logistic eşitliği en uygun ince tabaka kurutma modelleri olarak belirlenmiştir. Diğer kurutma yöntemlerinin tümünde Alibaş eşitliği en iyi tahminlerin elde edildiği modeldir. Ayrıca taze ürünün renk parametrelerine en yakın sonuçları veren kurutma yönteminin 600W-50 ºC ve 400 W-40 ºC'de kombine mikrodalga-konvektif kurutmada ölçüldüğü tespit edilmiştir. Buna karşın, gölgede ve konvektif kurutma yöntemlerinde renk parametrelerinde büyük kayıplara sebep olmuştur. Taze ürüne en yakın protein içeriği, 400 W'da mikrodalga kurutmada ölçülmüştür. Çalışmada taze ürüne en yakın fosfor, potasyum, sodyum ve bakır içerikleri 600 W-60 °C'de belirlenmiştir. Manganez ve magnezyum içeriği 400W-40°C'de maksimum düzeyde iken, 600 W-40 °C'de ise çinko en yüksek düzeyde korunmuştur. Buna karşın, taze ürüne en yakın kalsiyum ve demir içeriği ise sırasıyla 60 ºC ve 200 W'da elde edilmiştir. Taze ürüne en yakın toplam ekstrakte edilebilir fenolik bileşenler 600 W-60 °C'de ölçülürken, toplam hidrolize edilebilir ve biyoalınabilir fenolik bileşenlerin en yüksek seviyede ölçüldüğü yöntem ise 60 °C'de kurutma yöntemiydi. Muşmulanın toplam fenolik bileşenlerin yüzdesel biyoalınabilirliği en yüksek, gölgede kurutmada analiz edilmiştir. Toplam antioksidan kapasitesini belirlemek için ABTS, CUPRAC ve DPPH yöntemleri kullanılmıştır. En yüksek antioksidan kapasitesi ise ABTS için gölgede kurutmada, DPPH için 200 W-50 °C'de ve CUPRAC için ise 400 W-60 °C'de ölçülmüştür. En yüksek değerlerin ölçüldüğü DPPH yöntemi, en uygun antioksidan kapasitesi belirleme yöntemi olarak seçilmiştir.
Yarı-nemli iklim koşullarında sürdürülebilir su yönetimi için derin öğrenme kullanılarak referans bitki su tüketiminin tahmin edilmesi
Su kaynaklarının sürdürülebilirliği, iyi bir sulama planlaması ve programlamasında Referans Evapotranspirasyonun (ETo) son derece doğru bir şekilde tahminine bağlıdır. Sürdürülebilirliğe ulaşmak için, Derin Öğrenme (DÖ) gibi modern teknolojiler kullanılmaktadır. Bu çalışmanın, günlük ETo tahmininde DÖ yöntemleri kullanılarak modeller geliştirilmesi ile tarımda yapay zekâ kullanımı alanına bilimsel olarak katkı sağlayacağı düşünülmektedir. Çalışmanın amacı, günlük ETo tahmin etmede DÖ ÇKA, 1D-CNN, LSTM, Bi-LSTM ve Hibrit mimarilerini test ederek en iyi mimari tipinin belirlenmesi, sınırlı parametreler olduğu durumlarda ETo değerini iyi düzeyde tahmin etmek için meteoroloji parametrelerinin seçilebilmesi olmuştur. Son olarak ETo tahmininde yüksek doğruluk elde etmek için kullanılması gereken en az veri miktarının ve az veri miktarı kullanılması durumunda en iyi mimarinin belirlenmesi amaçlanmaktadır. Günlük ETo tahmin etmek için meteoroloji parametrelerinden 22 veri kombinasyonu oluşturularak 93 farklı DÖ mimarisi K-kat yöntemi kullanılarak test edilmiştir. FAO Penman-Monteith yöntemiyle tahmin edilen ETo değerleri, DÖ modellerinden çıkan sonuçların karşılaştırılmasında kullanılmıştır. ETo tahmin etmede DÖ mimarileri türlerinin performansları değerlendirildiğinde, en yüksek ve dengeli performansları hibrit mimarileri sonrasında 1D-CNN mimarileri göstermişlerdir. En düşük ve dengesiz performans ise ÇKA mimarilerinde belirlenmiştir. Tekrarlayan sinir ağı yapısına ait LSTM ve Bi-LSTM mimarilerinin ikisi de iyi performanslıdır, ayrıca ikisinin performansı arasında büyük bir fark yoktur, ancak Bi-LSTM, LSTM'den çok hafif farkla iyidir. Herhangi bir DÖ mimarisi ile yüksek verimli ETo tahmin etmek için mevcut olan meteoroloji parametreleri seçilirken; öncelikle ortalama sıcaklık veya minimum-maksimum sıcaklık ve güneş süresinin diğer parametrelere göre tercih edilmesi gerektiği bulunmuştur. Buna bağlı olarak, ETo tahmin etmede en iyi tek, iki ve üç parametreden oluşan veri kombinasyonları; sıcaklık, sıcaklık-güneş süresi, sıcaklık-güneş süresi-rüzgâr hızıdır. Son olarak, beş tür DÖ mimarisinde, modellerin eğitiminde kullanılan veri miktarının 1 ile 26 yıl arasında değiştirilmesi, 5 yıllık günlük ETo tahminini önemli ölçüde etkilememiş, ayrıca az veri miktarı kullanıldığında Hibrit mimari diğer mimarilerden daha yüksek performans göstermiştir.
Sulama yönetiminin iyileştirilmesi için uzaktan algılama yaklaşımı ile sulama projelerinin performansının değerlendirilmesi, Burkina Faso, Kou Vadisi örneği
İklim koşulları ile birlikte sulamada suyun randımanlı kullanımı üzerindeki baskı artmaktadır. Düzenli performans değerlendirmeleri yapmak için kaynak eksikliği göz önüne alındığında, sulama suyu yönetimini iyileştirmek ve bitkisel üretimi sürdürmek için uygun maliyetli performans değerlendirme metodolojilerinin kullanılması kritik öneme sahiptir. Çalışma alanı olarak, Burkina Faso'nun güneybatısında yer alan 1200 hektarlık Kou vadisi sulama alanı (KVIS) seçilmiş, 2013 ve 2014 yıllarının kurak mevsimleri için çalışma gerçekleştirilmiştir. KVIS sulama performansının farklılık gösterdiği, yetiştirilen bitkiye ve coğrafi konumuna bağlı olarak değiştiği gözlenmiştir. Sulama alanında konumsal bağlı kademeli olarak değişen rölatif evapotranspirasyon değeri gözlenmiştir. Su stres seviyelerine göre, iyi sulanan alandan orta seviyede sulanan alana kadar, yüksek su stresli alandan çok yüksek su stresli alanlara kadar sınıflar gözlenmiştir. Su tüketim homojenliğine göre ise, orta düzeyden iyi düzeye kadar sınıflar gözlenmiştir. Bitki su verimliliği (CWP) değeri, çalışılan iki yıl için konumsal değişiklik göstermiştir. ETa ve CWP'yi etkileyen ana fizikokimyasal faktörler ise, arazi ile ana kanal su alım noktası arasındaki mesafe (DPSI), tarla yüksekliği, kum ve silt içerikleri, toprak toplam azotu, ekstrakte edilebilir potasyum ve çinko olarak elde edilmiştir. ETa veya CWP'deki değişkenliği açıklamada DPSI en çok katkıda bulunan değişken olmuştur. Çalışma ile uzaktan algılama tabanlı metodolojilerin, veri kıtlığı ve kaynak kısıtlılığı olan sulama alanlarında, sulama suyu yönetiminin iyileştirilmesi için, karar destek araçları olarak hizmet etme potansiyeli ortaya konulmuştur.
Ayçiçeği yetiştiriciliğinde alevleme tekniği ile yabancı ot mücadelesi
Bu çalışmanın amacı, ayçiçeği yetiştiriciliğinde alev uygulamasının beş farklı yabancı ot ve ayçiçeği verimi üzerine etkilerinin belirlenmesidir. Bu etkilerin belirlenmesi için bir ayçiçeği tarlasında dokuz farklı uygulama ve bir kontrol parseli olacak şekilde toplam 10 muameleden oluşan bir deneme deseni oluşturulmuştur. İki farklı LPG dozu (75 kg/ha ve 60 kg/ha) ve üç farklı alev uygulaması yöntemi (sıra üzeri, sıra arası, yüzey) kullanılarak altı farklı alev uygulaması yapılmıştır. Bunlara ek olarak alev uygulaması ve çapalama ile yabancı ot mücadelesini karşılaştırmak amacıyla 2 farklı dozda (75 kg/ha ve 60 kg/ha) alev uygulaması ile birlikte çapalama ve yalnızca çapalama uygulaması olmak üzere üç uygulama yapılmıştır. Yabancı otlar üç farklı büyüme evrelerinde 4 tekrarlı olacak şekilde işaretlenmiştir. Yabancı otların alev uygulamasından etkilenme oranını belirlemek için uygulamadan sonra 1, 7 ve 14. günlerde görsel kontrol oranları belirlenmiştir. 14. gün sonunda işaretli yabancı otların kök, gövde ağırlık ve uzunlukları ölçülmüştür. 24 saat etüvde kurutulan yabancı otlar yaş ve kuru ağırlıkları karşılaştırılarak alevin yabancı ot üzerindeki etkisi ortaya koyulmuştur. Ayçiçeği üretimindeki verimi incelemek için hasat yapılan ayçiçeğinin tabla çapı, yüksekliği ve ürün kg ağırlığı ölçülerek alevle yabancı ot mücadelesinin verim üzerinde etkisi ölçülmüştür. Sonuç olarak en yüksek verim (244,59 kg/da) çapalama ve 60 kg/ha LPG dozunun entegre (T7) uygulamasında elde edilmiştir. Yabancı otlarla mücadelede alevleme uygulamasının etkisine bakıldığında genel olarak tüm yabancı otlarda 75 kg/ha sıra üzeri alev (T6) uygulamasında en etkili sonuçlar elde edilmiştir.
Serada yetiştirilen kıvırcık ve baş salata çeşitlerinin verim ve kalite üzerine farklı sulama seviyelerinin etkisi
Bu araştırma, ısıtmasız plastik örtülü sera ortamında yetiştirilen bazı salata çeşitlerinin verim ve kalitesi üzerine farklı sulama seviyelerinin etkilerini belirlemek amacıyla Kocaeli'nde 2020-2021 yılları kış döneminde yürütülmüştür. Araştırma, tesadüf bloklarında bölünmüş parseller deneme desenine göre kurulmuş, ana parsellerde üç farklı kıvırcık ve baş salata çeşidi (Carteganas, Concorde ve Melina), alt parsellerde ise beş farklı sulama seviyesi yer almıştır. Sulama uygulamaları, sera içine yerleştirilen 100 ml'lik cam petri kabından buharlaşan su miktarı (E) dikkate alınarak damla sulama yöntemiyle yapılmıştır. Bitki-kap katsayıları (Kcp) 0,25, 0,50, 0,75, 1,00 ve 1,25 alınarak sulama konuları sırasıyla 0,25 E, 0,50 E, 0,75 E, 1,00 E ve 1,25 E biçiminde oluşturulmuştur. Yetiştiricilik mevsimi boyunca 32,5 mm ile 122,5 mm arasında sulama suyu deneme parsellerine uygulanmıştır. Baş ağırlığı, baş çapı ve boyu, kök uzunluğu ile yaprak sayısı değerleri çeşit, sulama seviyesi ve çeşit × sulama seviyesi interaksiyonuna göre istatistiksel olarak önemli (p<0,05) farklılıklar göstermiştir. En yüksek ortalama baş ağırlığı Melina çeşidinde 516,9 g olarak elde edilirken onu sırasıyla Concorde ve Carteganas çeşitleri izlemiştir. Sulama seviyelerinin üç farklı çeşit üzerindeki ortalama sonuçlarına göre en yüksek baş ağırlığı 0,75 E konusundan 581,2 g olarak elde edilirken en düşük ise 224,8 g ile 0,25 E konusundan elde edilmiştir. Çeşit × sulama seviyesi yönüyle yapılan değerlendirmede ise en yüksek baş ağırlığı 718,2 g ile Melina çeşidinde 0,75 E sulama konusundan saptanırken en düşük ise 98,2 g ile Carteganas çeşidinde 0,25 E sulama konusundan elde edilmiştir. İncelenen diğer kalite parametrelerinde de 0,75 E sulama konusu tüm çeşitlerde daha iyi sonuçlar vermiştir. Araştırma sonuçları, Kocaeli'de serada yetiştirilen salata için sulama programının oluşturulmasında küçük petri kaplarının kullanılabileceğini göstermektedir ve kap katsayısı olarak 0,75'in kullanılması önerilmektedir.
Bursa bölgesinde Avrupa Birliği Kırsal Kalkınma Programı (IPARD) destekli kırsal turizm projelerinin değerlendirilmesi
Kırsal kalkınma, ülkelerin gelişmesinde ve sosyo-ekonomik yapısında önemli bir yere sahiptir. Kırsal kalkınmanın önemli kavramlarından biri olan "Kırsal Turizm" coğrafi, sosyo-kültürel, doğal zenginlikler ve tarihi açıdan birçok etmeni ile kalkınma alanında önemli araçlardan biri haline gelmiştir. Avrupa Birliği (AB) tarafından aday ve potansiyel aday ülkelere destek olmak amacıyla oluşturulan IPARD programı sayesinde tarım ve kırsal kalkınma konusunda ülkemizde büyük bir değişim yaşanmaktadır. AB üyelik sürecinde tüm bu hedefler doğrultusunda ülkemizde kurulan Tarım ve Kırsal Kalkınmayı Destekleme Kurumu (TKDK) aracılığı ile bölgesel bazlı birçok yatırım gerçekleştirilmiştir. Bu yatırımlar beraberinde istihdam, bölgesel kalkınma, göç, kır-kent ilişkisi vb. konularda birçok olumlu iyileşmeyi gerçekleştirmektedir. Bu araştırmanın temel amacı, TKDK tarafından Bursa bölgesinde IPARD programı kapsamında desteklenen kırsal turizm tesislerinin genel özelliklerinin belirlenmesi, demografik yapılarının değerlendirilmesi ve projelerin genel hatları ile incelenmesidir. Yapılan araştırmalar sonucunda TKDK tarafından IPARD I ve IPARD II programı kapsamında Bursa bölgesinde desteklenmiş 10 adet projenin olduğu tespit edilmiştir. Projelerin 6'sının IPARD I programı kapsamında, 4'ün ise IPARD II kapsamında yer aldığı belirlenmiştir. Anket çalışmasından elde edilen veriler SPSS ve Visiual Basic veri tabanından makro programlar kullanılarak analiz edilmiştir. Mevcut projelerde genç girişimci sayısının (%10) yetersiz olduğu ve kadın yatırımcı sayısının son yıllarda artış gösterdiği görülmektedir. Eğitim seviyesi ve mesleki yeterlilik gibi konuların işletmelerin kurulu kapasitesine ve sürdürülebilirliğine doğrudan etki ettiği belirlenmiştir.AB destekli projelerinin sürdürülebilirliği ve kırsal kalkınmaya olan etkisinin olumlu olduğu gözlemlenmiş olup, kırsal turizm alanında proje sayısının yetersiz olduğu tespit edilmiştir. Yeni yatırımların önünü açmak adına Bursa bölgesinin cazibesinin kullanılarak yeterli tanıtımın, bilgilendirmenin ve yönlendirmenin yapılması gerektiği sonucuna varılmıştır.
Arazi toplulaştırma başarısının analizi: Kocaeli-Derince ilçesi Kaşıkçı Mahallesi örneği
Arazi toplulaştırması; tarımsal üretimin arttırılması amacıyla, tarım topraklarını en iyi şekilde kullanmayı hedeflemektedir. Arazi toplulaştırma çalışmalarında proje başarısını etkileyen birçok faktör vardır. Projede başarı kriterleri olarak görülen toplulaştırma oranı (TO), yeni toplulaştırma oranı değeri (YTO), toplulaştırma öncesi ve sonrası için işletme başına düşen parsel sayısı ve büyüklüklerindeki değişimler, parsel şekillerindeki değişimleri analiz etmek için şekil indeksi (SI), fraktal büyüklük indeksi (FD) ve çevre alan oranı (ÇAO) göstergeleri kullanılmaktadır. Parsel alanı - konum ilişkisinin değerlendirilmesinde alan - kuş uçuşu yol uzunluğu uygunluğu (KUYUU), parsel parçalılık durumunun değerlendirilmesinde ise Januszewski indeks (JI) ve Simmons indeks (Sİ) değerleri kullanılmaktadır. Bu çalışmada arazi toplulaştırması projelerindeki genel başarı seviyelerinin belirlenmesi amacıyla yukarıda bahsedilen kriterlerin kullanılabilirliklerinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Bu amaçla Kocaeli İlinin, Derince İlçesi, Kaşıkçı Mahallesi'nde yapılmış olan arazi toplulaştırması (AT) projesi materyal olarak kullanılmıştır. Elde edilen sonuçlara göre arazi toplulaştırma öncesi ve sonrası için hesaplanan değerler optimum değerlere yaklaşmıştır. Çalışma sonucunda kullanılan tüm göstergelerin kolay hesaplanabilir ve hızlı yorumlanabilir olması nedeniyle, arazi toplulaştırması (AT) projelerinin başarı durumunu değerlendirmede kullanılabilir parametreler olduğu görülmektedir.
Performance analysis and rehabilitation of pressurized irrigation systems operated by on-demand method using various simulation models and algorithms
Within the scope of this dissertation, the performance of Güllüce-Döllük and Devecikonağı pressurized irrigation systems, which are located in Mustafakemalpaşa District of Bursa, serving a total of 5377 ha of irrigated area and are operated by on-demand method, were determined and evaluated. Analyzes of the examined networks were made with EPANET and COPAM hydraulic simulation software used for the design and performance analysis of pressure irrigation networks. Moreover, a plugin for QGIS, a geographic information system software, was developed to perform EPANET analyzes of pressurized irrigation networks by integrating with GIS technologies and to provide a more comfortable working environment and easy-to-use software for designers, analysts and irrigation engineers. In the Güllüce-Döllük irrigation project, deficiencies were detected with both EPANET and COPAM hydraulic simulation software. In the EPANET hydraulic analysis, it was determined that more than 80% of the network hydrants had deficiencies in their current conditions. On the other hand, the hydraulic analysis results obtained with the COPAM software in the current conditions of the project suggested that approximately 90% of the hydrants in the network are sufficient. In the hydraulic analysis of Devecikonağı irrigation network, it was determined that EPANET and COPAM hydraulic simulation software gave very similar results. In addition, a solution based on the semi-arranged on-demand method was proposed as a solution to the deficiencies identified in this irrigation network. As a striking finding in the study, it was determined that the results of EPANET and COPAM analysis may differ in large networks, while the two models give very similar results in small irrigation networks. The use of computer-aided software models during the design and operation of pressure irrigation systems can prevent possible human errors. GIS software has; When integrated with hydraulic models, features such as projection with a geographic datum, coordinate positioning, calculation of the lengths between locations according to the datum with the appropriate reference ellipse, automatic reading of location heights from a layer, and querying a spatial database provide a better design and analysis environment, and solution for irrigation engineers.
Elma hasadı için özelleştirilmiş bir meyve hasat platformu tasarımı
Bu çalışmanın amacı, elma bahçelerinde kullanılmak üzere özelleştirilmiş bir meyve hasat platformu tasarımı yapmaktır. Orta büyüklükteki işletmelerde mevcut bulunan traktör tarafından çekilmesi planlanan bu platform tasarımıyla işçilerin mevcut konumlarından yukarıda bulunan ağaç dallarına ulaşabilmeleri ve dallara yönelim yapabilmeleri mümkün olabilecektir. Bu sayede hasat edilen meyvelerin fiziksel deformasyonlarının önüne geçmek, hasat sürelerini kısaltmak ve hasat işleminde çalışacak işçilerin bu işlemler sırasında yaşayabilecekleri iskelet-kas incinmelerinin önüne geçilebilecektir. Tasarımı yapılan platformun boyu 4250 mm, eni 2500 mm, kapalı iken yerden yüksekliği 1500 mm, açık iken yerden yüksekliği 2600 mm ve iz genişliği 2200 mm'dir. Ortalama bir hasat işçisi, yaklaşık olarak 4500 mm yüksekteki meyveleri toplayabilecektir. Bu platform ortalama 100 kg ağırlığında 4 işçinin aynı anda çalışabilmesine olanak vermektedir. Düşey ve yatay yöndeki platform hareketleri, traktör hidrolik sistemi kullanılarak sağlanmaktadır. Elma bahçelerinin sıra arası ve sıra üzeri mesafeleri dikkate alınarak belli bir meyve türü için özelleştirilmiş bir tasarıma sahiptir.
Güneş panelleri ile elektrik üretiminin teknik ve ekonomik analizi: Bursa örneği
Bu çalışmada Bursa ilinde tarım arazilerine veya tarım işletmelerine kurulacak olan 23 kW'lık bir fotovoltaik güneş tesisinden elektrik enerjisi üretiminin teknik ve ekonomik analizi yapılmıştır. Teknik analizde Bursa Uludağ Üniversitesi (BUÜ) meteoroloji istasyonu, Meteoroloji Genel Müdürlüğü (MGM) Osmangazi meteoroloji istasyonu ve Güneş enerjisi potansiyeli atlası (GEPA) güneş ışınım şiddeti verileri kullanılmıştır. Ayrıca BUÜ meteoroloji istasyonu verileri ile MGM Osmangazi meteoroloji istasyonunun güneş ışınım şiddeti verileri; günlük, aylık ve yıllık ortalamalar olarak karşılaştırılmıştır. Maliyet analizi de polikristal ve monokristal güneş paneli kullanılan iki tesis için; tesis kurulum maliyeti, tesis ekonomik ömrü süresince elde edilecek toplam gelir, yatırımcının kredi alması durumunda faiz ile devlet destek oranları ve sistemin kendini geri ödeme süresi değerlendirilmiştir. Sonuçlara teknik açıdan bakıldığında monokristal panellerden oluşan tesisten elde edilen yıllık enerji üretimi 28 081 kWh/yıl ile 32 239 kWh/yıl arasında ve polikristal panellerden oluşan tesisten elde edilen yıllık enerji üretimi ise 26 209 kWh/yıl ile 31 886 kWh/yıl arasında olduğu tespit edilmiştir. Tesisin geri ödeme süreleri ise monokristal panellerden oluşan tesiste 1,5 ile 15,4 yıl arasında ve polikristal panellerden oluşan tesiste ise 1,5 ile 15,8 yıl arasında gerçekleşmiştir. Anahtar Kelimeler: Yenilenebilir enerji, Güneş enerjisi, Fotovoltaik, Maliyet analizi
Arazi toplulaştırma proje başarı kriterleri üzerine bir araştırma
Arazi toplulaştırma çalışmalarında proje başarısını etkileyen birçok unsur yer almaktadır. Proje başarısını doğrudan etkileyen ve en temel başarı kriteri olarak görülen toplulaştırma oranı (TO), buna ek olarak geliştirilmiş yeni toplulaştırma oranı değeri (YTO), toplulaştırma öncesi ve sonrası için işletme başına düşen parsel sayısı ve büyüklüklerindeki değişimler, parsel şekillerindeki değişimleri analiz etmek için şekil indeksi (SI), fraktal büyüklük indeksi (FD) ve çevre alan oranı (ÇAO) göstergeleri kullanılmaktadır. Parsel alanı - konum ilişkisinin değerlendirilmesinde alan - kuş uçuşu yol uzunluğu uygunluğu (KUYUU) formülüzasyonu, parsel parçalılık durumunun değerlendirilmesinde ise Januszewski indeks (JI) ve Simmons indeks (Sİ) değerleri kullanılmaktadır. Parsellerin toplulaştırma öncesi ve sonrası konumlarının çakışma durumunu sayısal olarak oransal bir biçimde ifade etmek için, parsel çakışma oranı (PÇO) hesaplanmaktadır. Bu çalışmada arazi toplulaştırması projelerindeki genel başarı düzeylerinin belirlenmesi amacıyla yukarıda sözü edilen kriterlerin kullanılabilirliklerinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Bu amaçla Denizli'nin Tavas İlçesi 2. Kısım Altınova Mahallesi'nde yapılmış olan arazi toplulaştırma (AT) projesi materyal olarak kullanılmıştır. Elde edilen sonuçlara göre arazi toplulaştırma öncesi ve sonrası için hesaplanan değerler optimum değerlere yaklaşmıştır. Çalışma sonucunda kullanılan tüm göstergelerin kolay hesaplanabilir ve hızlı yorumlanabilir olması nedeniyle, AT projelerinin başarı durumunun değerlendirilmesinde kullanılabilecek parametreler olduğunu göstermektedir. Anahtar Kelimeler: Arazi toplulaştırması, parçalılık, şekil, konum, indeks 2019 vii + 63 sayfa.i
Katkılı sera örtü malzemelerinin seracılıkta kullanım olanakları Bursa örneği
Bu çalışmada Bursa ilinde faaliyet gösteren plastik örtülü seraların hangi tip örtü materyalleri kullandıkları, kullanım olanakları, örtü tercihlerindeki etken unsur, üreticilerin örtü seçimindeki bilgi seviyesi ve önerileri yerinde gözlem anketlerle incelenmiştir. Elde edilen verilerin incelenmesi sonucu edinilen sonuçlara göre çıkarımlar yapılarak yeni bilgiler elde edilmiştir. İncelenen işletmelerin % 93'ünde bireysel, % 7'sinde ise blok seralar kullanılmakta olup % 80'inde Polietilen+UV+IR+AF katkılı örtü malzemesi, % 20'sinde ise standart PE örtü malzemesi kullanıldığı belirlenmiştir. Katkılı plastik örtü malzemesi kullanımının örtü malzemesi değiştirme sürelerinin uzamasına katkıda bulunduğu, örtü malzemesi değiştirme sürelerinin işletmelerin % 60'ında 3 yılda bir, % 40'ında ise 2 yılda bir olduğu belirlenmiştir. Araştırma sonuçları incelenen işletmelerde katkılı plastik örtü malzemesi kullanımı konusunda bir artış olduğunu göstermekle birlikte, örtü malzemesi seçiminde örtü malzemesinin yapının termal performansı ve buna bağlı olarak ısıtma ve soğutma gibi işletme maliyetlerinin düşürülmesi ile iç ortam çevre koşullarının oluşturulmasındaki yararlı etkileri sonucu verim artışına etkisi gibi konularda üreticilerin bilinçsiz olduğunu ortaya koymuştur Anahtar Kelimeler: Sera, Örtü Malzemesi, Katkılı Plastikler
Drying of blueberry (Vaccinium spp.) and cornelian cherry (Cornus mas L.) using different methods and determination of bactericidal effect of the dried product on e.coli (Escherichia coli) under in vitro conditions
In this study, different drying methods were applied to two types of fruit, that is, cornelian cherry CC (Cornus mas L.) and blueberry BB (Vaccinium spp.). During the research work, both CC and BB were exposed to natural drying, convective drying, microwave drying, and the combined microwave-convective drying. The initial moisture content of cornelian cherry (CC) at 72.56 ±0.18% was reduced down to 10.27 ± 0.13%; whereas the moisture content of blueberries (BB) initially at 84.76 ± 0.20% was reduced to 10.03 ± 0.09%. During the study, it has been found that apart from natural drying, convective drying has the longest drying time and the highest values for the specific energy consumption. The study concludes that both CC and BB show high antioxidant capacity and comprises of various amounts of polyphenolic compounds. Moreover, as per the total antioxidant capacity, CUPRAC is the most suitable method. The anthocyanin and vitamin C content for both the fruits showed high values, which concludes that CC and BB can be an essential source of daily vitamin C consumption. Even though both CC and BB contains high values of anthocyanin, no antimicrobial activity was found for both the fruit samples. Keywords: Blueberry, cornelian cherry, drying, antioxidant capacity, anthocyanin content, antimicrobial activity
Su çıkarma amaçlı rüzgar enerjisi kullanımının teknik analizi: Karacabey örneği
Dünya nüfusunun artışıyla beraber ortaya çıkan problemlerin başında enerji kaynaklarının sınırlılığı gelmektedir. Fosil kaynakların hızla azalması ve artan enerji sarfiyatları insanoğlunu yeni kaynakların araştırılmasına sürüklemiştir. 21. yüzyılda fosil kaynaklara en büyük alternatif yenilenebilir enerji kaynakları olmuştur. Enerji ihtiyacının yüksek olduğu alanlardan birisi de tarımsal faaliyetlerdir. Bu enerji ihtiyacını karşılamak için eski yıllardan beri gerek tahılların öğütülmesi gerekse kuyulardan su çekilmesi için, yenilenebilir enerji kaynaklarından biri olan rüzgâr enerjisi kullanılmıştır. Günümüzde ise rüzgâr enerjisi kullanım alanları günden güne genişlemektedir. Bu çalışmada; Bursa Karacabey yöresinde uygulanabilecek bir tarımsal faaliyette kullanılmak üzere, yer altı suyunun yüzeye çıkarılması işlemi için gerekli enerjinin, rüzgâr türbinleri kullanılarak elde edilmesi amaçlanmıştır. Karacabey meteoroloji istasyonunda 2008-2015 yılları arasında ölçümü yapılan rüzgâr hızı verileri kullanılarak; sistemde 300 kW, 600 kW, 900 kW ve 1 500 kW gücünde rüzgâr türbinlerinin kullanılması durumunda elde edilebilecek güç ve enerji değerleri ile; seçilen bazı dalgıç pompaların kullanılabilirliği, sayısı ve pompalanabilecek su miktarına yönelik hesaplamalar ve analizler paylaşılmıştır. Çalışma sonucunda; Karacabey yöresinde dalgıç pompalarla yeraltı suyu teminini gerçekleştirmek için kullanılacak enerjinin, rüzgâr enerjisi kaynaklı sağlanabileceği tespit edilmiştir.
Havuç ve patatesin kurutulmasında ultrases ön işlem uygulamasının etkisinin belirlenmesi
Yapılan bu tez çalışmasında farklı dilim kalınlarındaki (2 ve 4 mm) havuç ve patates örnekleri farklı sürelerde (0, 20 ve 40 dakika) ultrases ön işlem uygulanarak kurutulmuştur. Kurutma işlemi modifiye edilmiş bir fırında 60 ve 70 °C sıcaklıklarda ve 1 m/s hava hızında gerçekleştirilmiştir. Havuç ve patates örneklerinin kurutma kinetikleri oluşturulmuş ve kurutma işlemlerinde en iyi ince tabaka kurutma modelini seçmek için 10 matematiksel model deneysel verilere uygulanmıştır. Ultrases ön işleminin havuç ve patates örneklerinin kuruma süresi ve hızı, renk, rehidrasyon, pH ve suda çözünür kuru madde (°Briks) değerleri üzerine etkisi incelenmiştir. Havuç ve patates örneklerinin tüm kurutma koşullarında artan sıcaklık, azalan dilim kalınlığı ve uygulanan ultrases ön işlem süresinin artmasıyla kuruma sürelerinde azalma meydana gelmiştir. İstatistiksel değerlendirmeler sonucunda, Midilli ve ark. modelinin diğer modellere göre havuç ve patates ürünlerinin tüm kurutma koşullarında kurutma kinetiklerini açıklamak için en uygun model olduğu tespit edilmiştir. Havuç örneklerinde en yüksek rehidrasyon oranı değeri (6,930) 60 C sıcaklıkla kurutulan 40 dakika ultrases ön işleminden geçmiş 2 mm kalınlığındaki örneklerde belirlenirken, patates örneklerinde en yüksek rehidrasyon oranı değeri (2,856) 60 C sıcaklıkla kurutulan 40 dakika ultrases ön işleminden geçmiş 4 mm kalınlığındaki örneklerde belirlenmiştir. Kurutma işlemleri sonucunda havuç ve patates ürünlerinin b* (sarılık) değerlerinde azalma tespit edilmiştir. Havuç ve patates ürünlerinde en düşük pH ve °Briks değerleri taze ürünlerde gözlemlenmiştir (p<0,05). Sonuç olarak, ultrases teknolojisi, konvektif kurutma işleminde tarım ürünlerinin kuruma süresini azaltmak ve kalite parametrelerinin korunması için uygun bir yöntem olarak kullanılabileceği belirlenmiştir.
Bursa ili örtüaltı yetiştiriciliği yapılarının yapısal yönden incelenmesi
Bu çalışmada Bursa ilindeki seraların yapısal yönden değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Bu amaçla bölgede yetiştiriciliğin yoğun olarak yapıldığı Gürsu, Karacabey, Mustafakemalpaşa ve İznik ilçelerindeki seralar incelenmiştir. Anket çalışmasından elde edilen sonuçlara göre incelenen seraların %65,22'sinde çift ürün yetiştiricilik yapılırken, %21,74'ünde fide yetiştiriciliği %4,35'inde üç ürün yetiştiricilik %8,70'inde süs bitkisi yetiştiriciliği yapıldığı belirlenmiştir. Seraların genişlikleri 6,0-12,5 m, boyları 40,0-142,0 m, yan duvar yükseklikleri 2,0-5,0 m, çatı yükseklikleri 1,5-4,0 m arasında değişmektedir. Seraların tamamı blok sera olarak inşa edilmiş ve iskelet malzemelerinin % 39,13'ünde boru profil, %30,43'ünde çelik, %30,43'ünde galvanize çelik kullanılmıştır. İncelenen işletmelerin 23'ünde de örtü malzemesi olarak katkılı polietilen (PE) film kullanıldığı tespit edilmiştir. İşletmelerin % 65,21'nde iki katkılı (UV+IR), % 26,09'unda üç katkılı (UV+IR+EVA), % 4,35'inde 4 katkılı (UV+IR+AB+AF), %4,35'inde 5 katkılı (UV+IR+AB+AF+EVA) PE kullanılmıştır. Kullanılan sera örtü malzemelerin %73,91'inin 36 ay, %8,70'inin 48 ay ve %17,30'unun da 60 ay ekonomik ömre sahip olduğu belirlenmiştir İşletmelerin %13,04'ünde soğuk hava deposu bulunmaktadır. İncelenen seraların %13,04'ünde sadece kapı, %30,43'ünde yan duvar ve %56,52'sinde ise çatı+yan duvar açıklıklarıyla doğal havalandırma yapıldığı belirlenmiştir. Seraların % 56,52 sinin hiç ısıtılmadığı, % 8'inin ısıtıldığı, %2'sinin ise bazen ısıtıldığı tespit edilmiştir. Isıtma yapılan seraların ısı kontrolleri incelendiğinde, %26,09'unun ısı kontrolünün ısı perdesi ile % 26,09'unun mini sprink ile, %13,04'ünün ikinci örtü ile, %4,35'inin yağmurlama ile ısı kontrollerinin sağlandığı, %8,70'inin ise ısı kontrollerinin sağlanmadığı belirlenmiştir. Seraların %34,78'inde gölgeleme yapılmamakta, %30,43'ünde yeşil örtüyle, %17,39'unda ısı perdesiyle, %17,39'unda da kireç-üstübeç ile gölgeleme yapılmaktadır. Yetiştiricilerin en önemli sorunlarının örtü malzemesiyle ilgili olduğu, bunu havalandırma ve ısıtmanın izlediği belirlenmiştir. Örtü malzemesi ile ilgili şikâyetlerin daha çok dayanımın düşüklüğü üzerinde yoğunlaştığı görülmüştür. Bu çalışmadan elde edilen sonuçlara göre dayanımı ve ışık geçirgenliği yüksek örtü malzemelerinin geliştirilmesinde yarar vardır.
Yabancı ot kontrolünde kullanılan alev makinaları için gaz memeleri geliştirilmesi
Bu çalışmanın amacı, yabancı ot kontrolünde kullanılan alev makinelerinde kullanılabilecek ve ticari gaz memelerine göre daha uygun bir gaz memesi geliştirmektir. Bu amaçla, sekiz farklı meme tasarlanmış ve 1,0-3,0 bar aralığında basınç-debi karakteristikleri gravimetrik olarak belirlenmiştir. Üç delikli 1 mm çaplı memenin 1,5-2,5 bar basınçlarda aralığında, yabancı ot mücadelesinde genellikle gerekli olan 40-130 kg ha-1 propan (LPG) dozlarını uygulayabileceği bulunmuştur. Bu meme tipi, düşük dozlar için gerekli ilerleme hızını azaltmış, yüksek dozlar için gerekli olanı ise yükseltmiştir. Böylece ticari gaz memesi için 2,0 bar basınçta gerekli olan 1,8-8,1 km h-1 aralığındaki hız sınırı 3,5-6,5 km h-1 aralığına çekilmiştir. Yüksek dozlarda gerekli olan ilerleme hızları biraz artırılmış olduğundan uygulamada özel imal edilen gaz memesi kullanılarak alev makinesinin alan iş başarısının artırılabileceği bulunmuştur. En düşük dozda ise ilerleme hızının düşürülmüş olması alan iş başarısını azaltacak olsa da yabancı otların aleve maruz kalma süresi %20 kadar artacağı için alev uygulamasının ısıl etkinliğini potansiyel olarak artıracaktır. Tip2, Tip4, Tip6, Tip7 ve Tip8 istenilen basınçlarda çalışmadığı için deneylere devam edilmemiştir. Tip3 ve Tip5 memeler, delik çapları küçük olduğu için traktöre bağlanacak bir alev makinesi için uygun bulunmamıştır. Sonuç olarak, yabancı ot mücadelesinde kullanılacak alev başlıkları için daha uygun bir ürün (Tip1) elde edilebilmiştir
Yabancı ot mücadelesi için bir alev makinasının tasarımı ve imalatı
Bu projenin amacı, sıra arası ve sıra üzerinde yabancı ot alevlemesi yapabilecek 4 sıralı bir alev makinesi geliştirmek ve tarla denemelerini yapmaktır. Bu amaçla, traktörün 3- nokta askı sistemine asılır tip, 4 sıralı, 8 başlıklı bir alev makinesi prototipi bilgisayar destekli olarak tasarlanmış ve imal edilmiştir. Arazi denemesi seçili bir yabancı ot (tarla sarmaşığı, Convolvulus Arvensis L.) kullanılarak yapılmıştır. Denemelerde 4 sıralı makine ile 60 m uzunluğundaki parsellerde 5 farklı LPG dozu uygulanmıştır. Alevin yabancı ota etkisi 4 tekrarlı olarak 2-4, 6-8 ve 10-12 yapraklı tarla sarmaşıkları üzerinde görsel olarak belirlenmiş ve uygulamadan sonraki 1, 7 ve 14. gün için doz-cevap eğrileri oluşturulmuştur. Uygulamadan 14 gün sonraki kuru madde oranları ve bitki boyu ölçülmüş ve makinenin seçili yabancı ot kontrolündeki etkisi belirlenmiştir. Alev başlıkları; sıra üzeri, sıra arası ve çapraz alevleme yapabilecek özelliğe sahiptir. Sıra arası ve sıra üzeri alev uygulamaları istendiğinde, gerekli ayarlama ve modifikasyonlar yapılarak, muhafazalı veya açık alevleme şeklinde yapılabilmektedir. Alev başlıkları ve muhafazaları taşıyan ünite bir dört kol mekanizması ile çatıya bağlıdır, ayrıca her üniteyi taşıyan tekerlek kullanılmıştır. Böylece arazideki engebelerden bağlı olarak her bir ünite aşağı-yukarı hareket ederek zemine uyum sağlamakta ve alev başlığının yerden yüksekliği sabit kalmaktadır. Tarla denemesi veri analizlerine göre, 14. günde yabancı otun kuru maddesinin %90 düzeyinde kontrol edilebilmesi için gerekli LPG dozları, sırasıyla 2-4, 6-8 ve 10-12 yapraklı dönemler için 123, 162 ve 183 kg ha -1 olarak bulunmuştur.
Azerbaycan Şemkir bölgesi'ndeki seraların yapısal durumu ve geliştirme olanakları
Azerbaycan'da örtüaltı üretim alanlarında 2001-2016 yılları arasında önemli artışlar olmuştur. 2001 yılında Azerbaycan'da örtüaltı üretim 7,610 dekar iken 2016 yılında %285 artarak 21,650 dekar olmuştur. Azerbaycan'da örtüaltı üretimin büyük çoğunluğu seralardan oluşmaktadır. Bu seralarda genellikle sebze üretilmektedir. 2001 yılında üretilen sebze miktarı 20,154 ton iken 2016 yılında %464 artarak 94,583 ton olmuştur. Şemkir bölgesindeki seraların kapladığı toplam alan Azerbaycandaki seraların kapladığı toplam alanın %33,8'ni (7,310da) kaplamaktadır. Şemkir bölgesindeki seralardan elde edilen üretim Azerbaycan toplam sera üretiminin %21'ini (19,590 ton) oluşturmaktadır. Bu çalışmada, Şemkir bölgesindeki plastik örtülü seraların teknik ve yapısal yönden incelenerek mevcut durumlarının ve yapısal sorunlarının belirlenmesi ve bu sorunların çözümüne yönelik önerilerin geliştirilmesi amaçlanmıştır. Araştırma yöresinde seracılık yapan işletmelerdeki sera büyüklükleri, tipleri ve örtü malzemeleriyle ilgili bilgiler istatiksel verilerden yararlanılarak elde edilmiştir. Araştırma, seracılığın yoğun olarak yapıldığı Şemkir bölgesindeki sera işletmelerinde 2018 yılı Nisan ayında anket uygulaması ve gerekli incelemelerin yerinde yapılması biçiminde yürütülmüştür. Anket çalışmasının yöreyi temsil edebilmesi amacıyla, Şemkir bölgesindeki 4 farklı köyde toplam olarak 21 adet serada anket çalışması yürütülmüştür. Anket çalışması ile yöredeki seralarda yapılan bitki üretimi, seraların yapısal özellikleri, planlama kriterleri, sera içi çevre koşullarının yeterliliği ve sera işletmelerinin araştırma konusuyla ilgili sorunları hakkında bilgi edinilmiştir. Çalışmanın sonunda, incelenen üretim seralarında çevre koşullarının denetiminde önemli rol oynayan havalandırma, ısıtma ve soğutma sistemlerinin yetersiz olduğu gözlenilmiştir. Bu yüzden, Şemkir bölgesindeki seraların modern görünümlü seralar olmadığı sonucuna varılmıştır. Anahtar Kelimeler: Azerbaycan, Şemkir, Sera, Seraların Yapısal Özellikleri, Verim 2019, viii + 67 sayfa.
Yabancı ot mücadelesinde kullanılan kimyasal ve ısıl yöntemlerin yaşam döngü analizlerinin (YDA) karşılaştırılması
Yabancı ot kontrolü için yaygın olarak kimyasal yöntemler kullanılmaktadır. Ancak, pestisitlerin çevreye olan olumsuz etkileri nedeniyle, araştırıcılar, alternatif yöntemler üzerinde uzun yıllardır çalışmaktadır. Alternatif yöntemlerden birisi ısıl yöntemler, bunların için de ise propan (LPG) kullanarak alev uygulamasıdır. Kimyasal (herbisit) kullanımının ve ısıl yöntem uygulamanın ekonomik olup olmayacağı ile ilgili çalışmalar bulunsa da bu yöntemlerin yaşam döngülerinin araştırılmadığı görülmüştür. Bu çalışmanın amacı, seçilen bir herbisitin kullanımı ile LPG kullanımının yaşam döngü analizlerini (YDA) yaparak karşılaştırmaktır. Bu amaçla, seçilen herbisit (Nicosulfuron) ve LPG'nin yaşam döngü analizleri SimaPro yazılımı kullanılarak ISO 14044 standardına uygun olarak yapılmıştır. Yapılan analizlerin karşılaştırmalarına göre; Küresel ısınma potansiyeli, sırasıyla LPG yöntemi için 1 m2 alanda 0,00743 kg CO2 eq iken Nicosulfuron herbisit kullanımının uygulandığı durumda 1 m2 alanda 0,00155 kg CO2 eq bulunmuştur. İnsan sağlığına etkisi açısından yapılan değerlendirmede LPG uygulamasında 1 m2 alanda -0,001105591 kg 1,4-DB eq iken Nicosulfuron uygulandığında 0,004845366 kg 1,4-DB eq bulunmuştur. Doğal kaynakların tükenmesi açısından ise LPG kullanımındaki toksisite -1,63088E-09 kg Sb eq iken herbisit kullanımında 1,21467E-08 kg Sb eq bulunmuştur. Diğer etki kategorileri; deniz ekotoksisitesi, akarsu ekotoksisitesi, doğal kaynakların tükenmesi (fosil olmayan) ötrofikasyon, asidifikasyon, karasal ekotoksisite, fotokimyasal oksidasyon ve ozon tabakasının incelmesi ile ilgili değerler de karşılaştırılmıştır.
Destekleme alan süt sağım tesislerinin bazı yapısal özelliklerinin belirlenmesi
Bu çalışmanın amacı 2005-2018 yılları arasında Tarım ve Orman Bakanlığı tarafından % 50 hibe desteği kapsamında desteklenen ve Bursa Uludağ Üniversitesi, Ziraat Fakültesi, Biyosistem Mühendisliği Bölümü tarafından deney raporu verilen süt sağım tesislerinin bazı yapısal özelliklerini belirlemektir. Çalışmada, destek kapsamında tercih edilen tesislerin özellikleri ve nedenleri belirlenmiştir. 2005-2018 yılları arasında bölüm tarafından 12 yerli ve 1 yabancı olmak üzere toplam 13 farklı firmanın kurduğu,40 ile dağılmış, toplam 294 adet tesise verilen deney raporu verileri incelenmiştir. Sağım tesisleri büyükbaş ve küçükbaş hayvan sağımına uygun süt sağım tesisleri olup, farklı sağım kapasitelerine sahiptir. Değerlendirmelerde tesisin kurulduğu şehirler, kurulum yılları, hayvan cinsi, sağım durağı tipi ve sayısı, sütölçer tipi, nabız aygıtı tipi gibi temel özellikler başta olmak üzere; vakum pompası kapasitesi, elektrik motor gücü, ana vakum hattı, ana süt hattı ve yıkama hattı boru çapları, regülatör kapasitesi değerleri ile sabit süt sağım sistemlerinin yapısal özellikleri belirlenmiştir. Deney raporu düzenlenen sağım tesisi tipleri incelendiğinde, % 88,4'ü ahırın yanında bulunan sağım odalarında, %11,6'sı ise ahır içerisinde kilit arkası sağım sistemiyle sağım yapmaktadır. Tesislerin %83,3 gibi büyük bir kısmı balık kılçığı durak tipi şeklinde kurulmuştur. Ayrıca tesislerin %86,3'ü alttan, %13,7'si üstten süt hatlıdır. Tesislerin %80,3'ünde sağım başlığı alıcısı bulunmamaktır. En fazla deney raporu verilen il %16,7 ile İzmir'dir. Bu ili %10,9 ile Aydın ili takip etmektedir. Tesislerin sadece %28,2'sinde elektronik, %35,0'inde ise manuel sütölçer bulunmaktadır. Tesislerde kullanılan nabız aygıtlarının %50,3'ü pnömatik, %49,7'si elektronik tiptedir. Tesislerin ünite sayıları en az tek hatlı 2, en fazla çift hatlı 72 ünite arasında değişim göstermiştir. Tesislerin sağım ünitesi büyüklüğü incelendiğinde, %29,6 ile 10 üniteli, %17,0 ile 12 üniteli ve %12,6 ile 8 üniteli tesislerin yapıldığı görülmüştür. Sağım tesislerinin vakum pompası kapasitesi incelendiğinde, 1000-1500 L/min arasındaki vakum pompalarının %64,0 ile en fazla kullanılan olduğu belirlenmiştir. Tesislerde, ana vakum hattı boru çaplarında en çok 63 mm, süt hattında ise en çok 51 mm'lik boru kullanılmıştır. Tesislerin elektrik motoru güçlerinde ise 3-5,5 kW'lık motorların%46,6 ile en çok kullanılan olduğu belirlenmiştir.
Kütahya bölgesinde faaliyet gösteren süt sığırı işletmelerinde atık yönetim sistemlerinin çevre kirliliği açısından değerlendirilmesi
Bu çalışmada, hayvancılık işletmelerinin yoğun olduğu Kütahya ilinde bulunan ve bölge genelini temsil edebilecek 100 adet süt sığırı işletmesi çalışma alanı olarak seçilmiştir. İşletmelerin yapısal ve teknik özellikleri araştırılıp, mevcut uygulamadaki atık depolama, değerlendirme ve yönetim sistemleri, işletmelerde oluşan hayvansal atıkların fonksiyonel özellikleri ve çevreye olan etkileri belirlenmeye çalışılmıştır. Önceki çalışmaların sonuçları ile birlikte değerlendirmeler yaparak, süt sığırı hayvancılığının bölgemizdeki geleceği açısından uygulanabilir öneri ve yaklaşımlar sunulmuştur. Araştırma alanında bulunan işletmelerin %58'i küçük ölçekli, %9'u büyük ölçekli işletmeler olup bu işletmelerin %46'sı projesiz tamamen geleneksel yöntemlerle kurulup işletilmekte, %14'ü kurumsal destek ile teknik elemanlar tarafından proje ile kurulmuştur. Hayvan barınaklarının %93'ü kapalı, %4'ü kısmen açık, %3'ü ise serbest açıktır. Barınakların %26'sında hayvan başına düşen ortalama alan 5 m2 ya da altındadır. Günlük süt verimi ortalaması 18,25 kg/gün.baş olarak belirlenmiştir, işletmelerin %17'sinde hiçbir yardımcı yapı yoktur, bunlar geleneksel eski ahırları kullanan küçük aile işletmeleridir. İşletmelerin gübre yönetimleri incelendiğinde, %66'sında insan gücü ve kürekle toplananan gübre, %80 oranında açıkta yığın olarak uygun olmayan koşullarda bekletilmektedir. İşletmelerin sadece %20'sinde gübre deposu bulunmakta ve araştırma alanı işletmelerinin önemli bir kısmı (%62) yerleşim alanları içinde faaliyet göstermektedir. İşletmelerin %47 'si su kaynaklarına çok yakın konumda bulunmakta ve çoğunluğunda gübre toplama ve depolama yöntemleri uygun olmayan koşullarda yapıldığı için ekolojik anlamda potansiyel tehlike unsurları içermektedir. Su, toprak, görüntü ve koku kirliliğinin önlenebilir olması, işletmelerin yerleşim yerlerine, su kaynaklarına yeterli uzaklıkta ve uygun alt yapı ile kurulup işletilmeleri ile mümkün olacaktır.
Bursa bölgesinde faaliyet gösteren bazı hayvancılık işletmelerinin karbon ayak izinin belirlenmesi
Küresel ısınma, atmosferde ki gazların konsantrasyonunun artması sonucunda yeryüzü sıcaklığının yükselmesidir. Sera gazları gezegenin enerji dengesini bozmakta ve yüzey ısısının yükselmesine neden olmaktadır. Sera gazlarının bu etkisine sera etkisi, bu yolla meydana gelen ısınma olayına da 'küresel ısınma' denilmektedir. Başta fosil yakıt kullanımı olmak üzere, sanayileşme, enerji üretimi, ormanların yok olması ve diğer insan aktiviteleri küresel ısınma ve iklim değişikliğinin nedenleri arasındadır. Birleşmiş Milletler 2007 yılında yayınladığı İklim Raporu'nda Küresel ısınmanın, son 50 yılda %90 oranında insan eliyle yaratıldığını ve ekonomik büyüme (sanayileşme) ve nüfus artışı ile giderek daha da geri dönüşü zor olan bir hal aldığını belirtmektedir. Bu çalışmanın amacı, Bursa bölgesinde faaliyet gösteren bir adet 100 baş sağmal süt sığırı, bir adet 180 başlık koyun ağılı ve bir adet 12000 baş yumurta tavukçuluğu işletmelerinde üretilen fonksiyonel birim sonucunda oluşan karbon ayak izinin tahminlenmesidir. Bu çalışmada, fonksiyonel birim olarak süt sığırı işletmesinde 1 litre süt, koyun ağılı işletmesinde 1 kg et, yumurta tavkçuluğu işletmesinde 1 kg yumurta göz önüne alınmıştır. Çalışma kapsamında hem enterik fermantasyondan kaynaklanan hem de gübre yönetiminden kaynaklanan metan gazı emisyonu tahminlenmesinde Tier 1 ve Tier 2 yaklaşımları kullanılmıştır. Çalışma sonunda elde edilen sonuçlar ise Tier 1 ve Tier 2 yaklaşımları için sırasıyla 0,4215-1,0693 kg CO2e/1 L süt, 0,0912-0,1002 kg CO2e/1 kg et, 0,3834 kg CO2e/1 kg yumurta'dır. Tavukçuluk işletmesi için Tier 2 yaklaşımını içeren veriye ulaşılamadığından hesaplama yapılamamıştır. Sonuçlar doğrultusunda enterik fermantasyonun azaltımı için yem rasyonuna kaliteli ve enerji içeriği yüksek besinler eklenmesi, gübre işletim sistemlerinin ise daha iyi planlanması ve kompostlama gibi prosesler önerilmektedir.