Van Yüzüncü Yıl Üniversity
Discipline

Department of Otolaryngology

Van Yüzüncü Yıl Üniversity

253

Archived Theses

1

DOIs Assigned

0%

DOI Rate

Discipline

50 Theses
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Ani sensörinöral işitme kaybı hastalarında serum prestin düzeyinin değerlendirilmesi

Giriş: Ani sensorinöral işitme kaybı (ASNİK), ani başlayan, tedavi edilmediğinde kalıcı işitme kaybına sebep olan, hastanın sosyal hayatını ve yaşam kalitesini bozan akut bir olaydır. Etyopatogenezde birçok faktör suçlanmış fakat halen tam olarak aydınlatılamamıştır. Bu yüzden halen kesinleşmiş bir tedavisi yoktur. Muhtemel etyolojiler göz önünde bulundurularak birçok ilacı barındıran kombine tedavi prosedürleri uygulanmaktadır. Erken dönem başlanan tedavinin en önemli prognostik faktörlerden biri olması erken tanıyı çok daha önemli kılmaktadır. Ani sensörinöral işitme kaybı gelişen hastalarda kokleadaki dış tüy hücreleri zarar görmektedir. Bu dış tüy hücrelerinin hareketinden sorumlu motor protein olan prestin molekülünün işitme kaybı ile ilişkisi önem arzetmektedir. Bu çalışmada ani sensorinöral işitme kaybı bulunan hastalarında serum prestin düzeyinin prognozu belirlemedeki değerini saptamak amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Bu çalışmaya Yüzüncü Yıl Üniversitesi Tıp Fakültesi Dursun Odabaş Tıp Merkezi K.B.B. Anabilim Dalı Polikliniği'ne başvurmuş ve Ani idiopatik sensorinöral işitme kaybı tanısı konulan 40 hasta birey vaka grubunu ve laboratuvarlara başvuran herhangi bir kalıtsal, edinsel veya kronik hastalığı bulunmayan yaş ve cinsiyetleri benzer 40 sağlıklı birey kontrol grubunu oluşturmak üzere çalışmaya dahil edilmiştir. Çalışmaya dahil edilen olgulardan açlık kanları, biyokimya tüplerine alındı. Alınan kanlar santrifüj edilerek serumları ayrıldı. Bu serumlardan prestin düzeyi ELISA yöntem ticari kit kullanılarak ölçüldü. Vaka grubuna tedavi öncesi ve tedavi sonrası 1. ayda olmak üzere iki kez, kontrol grubuna başvuru anında olmak üzere bir kez YYU Dursun Odabaş Tıp Merkezi Odyoloji Ünitesi'nde saf ses odyometri testi yapıldı. Bulgular: Vaka grubu ve kontrol grubu arasında yaş ve cinsiyet açısından istatiksel olarak anlamlı fark saptanmadı. ( Sırası ile P Değeri) Nötrofil Lenfosit Oranı (NLO) ve Platelet Lenfosit Oranı (PLO) tedavi öncesinde, tedavi sonrası ve kontrol grubuna göre istatiksel olarak anlamlı bir şekilde yüksek bulunmuştur. (p). 2. Haftada gelen hastaların serum prestin düzeyi 1. Haftada gelen hastalardan istatiksel olarak anlamlı düzeyde yüksek bulunmuştur (p). 2. Hafta gelen hastaların serum prestin düzeyi geç gelen gruptan ve kontrol grubundan yüksek olmasına rağmen bu yükseklik istatistiksel olarak anlamlı değildi (p>0.05). 1. Haftada gelen hastaların serum prestin düzeyi kontrol ve geç gelen hastalardan düşük olmasına rağmen istatistiksel olarak anlamlılık yoktu (p>0.05). Tedavi sonrası Prestin düzeyleri incelendiğinde, en düşük prestin seviyesi iyileşme olmayan grupta tespit edildi ancak diğer gruplarla karşılaştırıldığında istatiksel olarak anlamlı bir fark bulunmamıştır (p). En yüksek serum prestin düzeyi ise tam İyileşme olan grupta saptanmasına rağmen diğer gruplar ile karşılaştırıldığında istatiksel olarak anlamlı fark yoktu(p). Başvuru anında serum prestin düzeyi düşük olan hastalarda iyileşme düzeyi daha yüksek tespit edildi. Ancak bu fark istatistiksel olarak anlamlı değildi. (p). Sonuç: Çalışmamız ile ASNİK etyolojisindeki enflamatuar proçesinin varlığı ve NLO ve PLO düzeylerinin prognostik önemi istatiksel olarak tespit edildi. Hastaların tedavi sonrası ölçülen prestin düzeyleri ile tedaviye cevapları arasında korelasyon saptandı. Ayrıca, başvuru anında bakılan serum prestin düzeyinin düşük olması ile iyileşme arasında korelasyon tespit edildi. Bu nedenle, Prestin'in ASNİK için prognostik bir belirteç olabileceğini düşünmekteyiz. Anahtar kelimeler: Ani Sensorinöral İşitme Kaybı, Enflamasyon, Prestin, Prognoz

Kan trombositleriKulak hastalıklarıLenfositler+6
Yasin Sonkaya
Van Yüzüncü Yıl Üniversity
2019
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Kronik dakriyosistit olgularının endoskopik endonazal dakriyosistorinostomi cerrahisinde koter ve cerrahi bıçak tekniğinin karşılaştırılması

Amaç: Epifora, gözyaşının yetersiz drenajına bağlı olarak burun boşluğuna ulaşamaması nedeniyle gözlerde sulanma ile karakterize bir klinik durumdur. Epiforanın en yaygın nedeni edinsel nazolakrimal kanal tıkanıklığıdır. Erişkinlerde strandart tedavi yöntemi olarak eksternal dakriyosistorinostomi ameliyatı uygulanmaktadır. Son yıllarda endoskopik cihazların gelişmesi ve yaygın olarak kullanılmasıyla endoskopik dakriyosistorinostomi daha sık ve güvenilir olarak uygulanmaya başlanmıştır. Bu çalışmanın amacı kronik dakriyosistite bağlı edinsel nazolakrimal kanal tıkanıklığı olan olgularda cerrahi bıçak ve koter kullanılarak yapılan endoskopik dakriyosistorinostomi sonrası nazal sineşi komplikasyonu ve başarı oranlarını karşılaştırmaktır. Gereç ve Yöntem: Göz Hastalıkları polikliniğine epifora şikayeti ile başvuran ve yapılan oftalmolojik muayene ve tetkikler sonrası kronik dakriyosistit tanısı alan ve kulak burun boğaz hastalıkları polikliniğinde yapılan endoskopik nazal muayenesinde nazal patoloji izlenmeyen 60 hasta değerlendirmeye alındı. 30 hastaya koter ile diğer 30 hastaya cerrahi bıçak ile endoskopik dakriyosistorinostomi ameliyatı yapıldı. Ameliyat sonrası 1. ve 6. ay kontrol muayeneleri yapıldı. Bulgular: Cinsiyet dağılımı açısından kadın hastalar çoğunluktaydı. Toplamda hastaların 50'si (%83,3) kadın, 10'u (%16,7) erkekti. Kadın hastaların 23'üne (%46) bıçak yöntemi, 27'sine (%54) koter yöntemi ile operasyon yapıldı. Erkek hastaların 7'sine (%70) bıçak yöntemi, 3'üne (%30) koter yöntemi ile operasyon yapıldı. Toplamda 25 (%41) hastaya sol taraftan, 30 (%50) hastaya sağ taraftan, 5 (%9) hastaya bilateral operasyon yapıldı. Bıçak yöntemi kullanılan hasta grubundaki yaş ortalaması 43,77±15,84 idi. Koter yöntemi kullanılan hasta grubundaki yaş ortalaması 38,27±12,12 idi. Hastaların minimum takip süresi 6 aydı. Hastaların yapılan 1. ay kontrollerine toplam 14 hastada (%23) nazal sineşi izlendi. Bu hastalardan 3'ü (%21,4) bıçak yöntemi ile opere edilen hastalardan oluşurken 11'i (%78,6) koter yöntemi ile opere edilen hastalardan oluşuyordu. Bu fark istatistiksel olarak anlamlı gözlenmiştir (p<0,05). Bıçak yöntemi ile opere edilen hastaların yapılan 1. ay kontrollerinde 1 (%33,3) hastada gözde sulanma şikayetleri devam ederken, 6. ayda hastaların 7'sinde (%43,8) şikayeti devam ediyordu. Koter yöntemi ile opere edilen hastaların yapılan 1. ay kontrollerinde 2 (%66,7) hastada şikayetleri devam ederken, 6. ayda hastaların 9'unda (%56,3) şikayetleri devam ediyordu. Bıçak yöntemi kullanılan hastalarda %76,6 koter yöntemi kullanılan hastalarda %70 oranında başarı sağlanmıştır. Sonuç: Çalışmamızda endoskopik dakriyosistorinostomide bıçak yöntemi koter yöntemine karşı daha az nazal sineşi komplikasyonu potansiyelinin olduğu ve her iki yöntemin başarı oranının aynı olduğunu gözlemledik. Anahtar kelimeler: Epifora, koter tekniği, bıçak tekniği, nazolakrimal kanal tıkanıklığı, endoskopik endonazal dakriyosistorinostomi, dakriyosistit.

Şifa Beyazpolat
Van Yüzüncü Yıl Üniversity
2024
00
Master'sOpen AccessTR

60-72 ay arası koklear implant kullanan çocuklarda erken okuryazarlık ve çalışma belleği arasındaki ilişkinin incelenmesi

Bu çalışmada, koklear implantlı çocuklarda erken okuryazarlık ve çalışma belleği arasında ilişki incelenmiş olup ek olarak dil becerileri ile ilişkisine de bakılmıştır. Çalışmaya 5 yaş ila 6 yaş arasında koklear implantlı 34 katılımcı dahil olmuştur. Dil becerilerinin değerlendirilmesi için Türkçe Erken Dil Gelişim Testi (TEDİL), çalışma belleğinin değerlendirilmesi için Çalışma Belleği Ölçeği (ÇBÖ) testi ve erken okuryazarlık becerisinin değerlendirilmesi için Erken Okuryazarlık Testi (EROT) kullanılmıştır. Araştırmalardan elde edilen bulgulara göre, koklear implantlı bireylerde dil, çalışma belleği ve erken okuryazarlık becerilerinde anlamlı ilişkiler tespit edilmiştir. Dil, çalışma belleği ve erken okuryazarlık becerileri incelendiğinde ise, bu bilişsel becerilerin birbirleriyle ilişkisinde yüksek korelasyon katsayıları bulunduğu gözlenmiştir. Anahtar Kelimeler: koklear implant, çalışma belleği, erken okuryazarlık, sesbilgisel farkındalık

BellekBellek analiziErken okuryazarlık becerileri+7
Tuğba Ural
Hacettepe University · Institute of Health Sciences
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Obstrüktif uyku apneli çocukların tedavisi olan adenotonsillektominin başarısını etkileyen faktörler

Adenoidektomi ve tonsillektomi KBB hekimlerinin pratiğinde en sık yapılan ameliyatlardandır. Çocuklarda obstrüktif uyku apnesinde (OUA) en sık görülen patoloji adenotonsiller hipertrofidir. Çoğu hastada bu ameliyattan sonra semptom ve bulgular azalmaktadır. Ancak persistan hastalık da nadir değildir. Bunun sebepleri arasında obezite, kraniyofasiyal anomaliler, nörolojik hastalıklar gibi ek hastalıklar olabilmekle beraber sağlıklı çocuklarda da persistan OUA sık görülmektedir. Literatürde bununla bağlı birçok çalışma olsa da, hastalığın persistan OUA'nın sebepleri tam olarak bilinmemektedir. Amacımız ek hastalığı olmayan OUA çocuklarda adenotonsillektominin başarısını etkileyebilecek faktörleri araştırmak, adenoid ve tonsillerin boyutu, yaş, cinsiyet, çene yapısı gibi potansiyel etkenleri ortaya koymaktır. Çalışmamızda polisomnografik olarak orta ve ağır OUA tanısı almış çocukların verileri toplanarak preoperatif ve postoperatif apne-hipopne indeksine (AHİ) göre ameliyat başarısı ve başarısızlığın nedenleri incelenmiştir. Çalışmamızda <6 yaş grubunda tonsil grade 3,4 olanlarda tonsil grade 1,2 olanlara göre ameliyat başarısı anlamlı daha yüksektir. Adenotonsillektomi sonrasında rezidü OUA olan hastalarda (postoperatif AHİ ≥ 5) iyileşen hastalarla (postop AHİ <5) kıyasla sefalometrik değerlerin farklı olması, özellikle alt kesici dişlerin inklinasyon açısının (İMPA) daha dar olması ve mandibula ile hyoid arasındaki mesafenin (MPH) daha uzun olması çalışmamızın sonucunda ortaya konmuştur. Angle sınıf 3 oklüzyon grubunda sınıf 1 ve sınıf 2'ye göre ameliyat sonrası daha yüksek oranda persistan OUA saptanmıştır. Aynı zamanda preoperatif AHİ skorunun yüksek olması ile cerrahi başarısızlık arasında anlamlı ilişki saptanmıştır. Yaş, cinsiyet ile ameliyat başarısı arasında ilişki saptanmamıştır. Anahtar Kelimeler: adenoidektomi, tonsillektomi, adenotonsillektomi, persistan obstrüktif uyku apnesi, horlama, sefalometri, polisomnografi

AdenoidektomiCerrahi-kulak-burun-boğazHorlama+7
Ali Aliyev
Hacettepe University
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Kistik fibrozis hastalarında işitme ve vestibüler sistemin değerlendirilmesi

Kistik Fibrozis (KF) hastalarında meydana gelen akut pulmoner alevlenmelerin tedavisinde sıklıkla aminoglikozit grubu antibiyotikler kullanılmaktadır. Aminoglikozitler serbest oksijen radikalleri oluşturmakla iç kulaktaki tüylü reseptör hücreleri tahrip ederek, işitme duyusu ve vestibüler sistemde bozukluğa sebep olur. Çalışmamız Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakultesi (HÜTF) Çocuk Göğüs Hastalıkları bölümünde KF tanısı ile takipli 6-18 yaş arası 43 hastanın işitme ve vestibüler sistemlerinin değerlendirilmesinin yapıldığı prospektif çalışmadır. İşitme sistemini değerlendirmek için saf ses odyometri (SSO) ve Yüksek frekans odyometri (YFO), vestibüler sistemi değerlendirmek için video head impulse test (vHIT) ve dinamik görsel keskinlik (DGK) testleri yapıldı. Çocuk Göğüs Hastalıkları bölümü tarafından hastaların çalışma tarihine kadar aldığı antibiyotik çeşitleri ve miktarı belirlendi. İnhaler aminoglikozit alan ve almayan, intravenöz aminoglikozit alan ve almayan, genel olarak aminoglikozit alan ve almayan gruplar oluşturularak işitme ve vestibüler test sonuçları karşılaştırıldı. Test sonuçlarını etkileyecek olan iletim tipi işitme kaybı (İTİK) olan hastalar çıkarıldıktan sonra, geriye kalan 37 hastanın sonuçları değerlendirildiğinde 125 -8 kHz frekanslardakı SSO'da sadece bir hastada 8kHz'de 35 dB düşüş bulundu. Geri kalan tüm SSO testleri normal sonuçlandı. 37 hastanın YFO'sunda 26 sonuç normal, 11 hastada patolojik eşikler belirlendi. Bunlardan 7'sinde bilateral, 4'ünde tek kulak eşikleri v bozulmuştu. vHIT sonuçları değerlendirmeye dahil edilen 42 hastanın hepsinde normal sonuçlandı. DGK ise 42 hastanın 5'inde patolojik bulundu. Çalışmamızı COVID-19 pandemisine kadar elde ettiğimiz test sonuçlarıyla yaptık. Bu nedenle gruplarda hasta sayısı yüksek olmadı ve gruplar arasında istatiksel anlamlı fark bulunmadı. Fakat KF hastalarında aminoglikozit kullanımına bağlı işitme ile yanaşı vestibüler sistemi de değerlendiren çalışma sayısı az olduğu için, çalışmamızın verileriyle literatüre katkı sağlamış olduk. Dizin Terimleri Kistik Fibrozis, Yüksek Frekans Odyometri, vHIT, Dinamik görsel keskinlik, Ototoksisite, Aminoglikozid

AminoglikozitlerGörme keskinliğiKistik fibroz+7
Mammad Nabiyev
Hacettepe University
2020
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Trombosit zengin plazma (PRP) ve deksametazon enjeksiyonunun vokal kord hasarı sonrası skar oluşumuna etkilerinin tavşanlarda karşılaştırılması

Vokal kord skarının tedavisi zorlu ve maliyetlidir. Vokal kord hasarı oluşturulan hayvan deneylerinde pek çok molekülün ve biyomateryalin yara iyileşmesine etkileri araştırılmaktadır. Trombosit Zengin Plazma (PRP), farklı klinik disiplinlerde rejenerasyonu ve iyileşmeyi arttırıcı etkileri nedeniyle son yıllarda oldukça popüler olarak kullanılmakla birlikte; vokal kord hasarı sonrası iyileşme sürecine etkileri henüz tam olarak bilinmemektedir. Vokal kord hasarı sonrası skar oluşumunun engellenmesinde deksametazon enjeksiyonu klinik pratikte sıkça kullanılmasına rağmen elde edilen sonuçlar tartışmalıdır. Bu çalışmada, vokal kord hasarı sonrasında skar oluşumunun engellenmesinde PRP enjeksiyonunun; deksametazon enjeksiyonundan histopatolojik olarak daha fazla katkı yapıp yapmayacağını araştırmak üzere bir hayvan deneyi planlandı. Toplam 12 adet Yeni Zelanda tavşanının sağ ve sol vokal korduna elektrokoterle hasar oluşturuldu. Sağ vokal korda tavşanların kendi kanlarından elde edilen PRP, sol vokal korda deksametazon enjeksiyonu yapıldı. 8 hafta sonra deney hayvanlarına ötenazi yapıldı ve histopatolojik değerlendirmede enflamatuar hücre infiltrasyonu, vaskülarizasyon, kolajen, elastin, hiyalüronik asit seviyeleri karşılaştırıldı. Elde edilen histopatolojik verilerin istatistiksel karşılaştırılmasında; plazma hücresi infiltrasyonu, vaskülarizasyon, ödem, fibrozis içerisinde vaskülarizasyon parametrelerinde PRP grubu lehine istatistiksel anlamlı sonuçlar alındı. PRP ve deksametazon enjeksiyonu sonrasında yabancı cisim reaksiyonu ve nekroz gibi komplikasyonlar izlenmedi. Vokal kord skar iyileşmesinde kritik öneme sahip kolajen ve elastin molekülleri arasında bulunan fark; PRP lehine daha olumlu olsada istatistiksel değerlendirmede anlamlı sonuç bulunmadı. Sonuç: Vokal kord hasarı oluşturulan tavşanlarda PRP enjeksiyonu, yara iyileşmesi fazında gerçekleşen reaksiyonları düzenleyerek skar oluşumunun engellenmesinde en az deksametazon kadar faydalı bir moleküldür. Yapılan karşılaştırmada vokal kordun hasar almış bölgelerinde belli dozlarda sağlıklı doku oluşumuna olumlu etki edebileceğine dair histopatolojik sonuçlar vardır. Vokal kord hasarı sonrası PRP enjeksiyonu yapılması deksametazondan daha fazla anti-enflamatuar yanıt elde edilmesini sağlamıştır. Ancak bu etki, vokal kord skar oluşumunda rol oynayan başlıca moleküller olan kolajen ve elastin seviyelerinde beklenildiği kadar büyük bir etki yaratmamıştır. Vokal kord hasarı sonrası PRP'nin farklı dozlarda ve zamanlarda uygulandığı ve vokal kord hasar oluşumu fazında görev alan farklı moleküllere olan etkilerinin de sorgulandığı yeni çalışmalara ihtiyaç duyulmaktadır.

DeksametazonHayvan deneyleriSkar+5
Görkem Dündar
Hacettepe University
2021
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Efüzyonlu Otitis media' nın pediatrik yaş grubunda vestibüler sistem üzerindeki etkisinin tüp tatbiki öncesinde ve sonrasında bilgisayarlı dinamik posturografi duyu organizasyon testi ile değerlendirilmesi

Bu çalışmanın amacı, efüzyonlu otitis media' lı çocuklardan oluşan çalışma grubu ile yaş ve cinsiyet uyumlu kontrol grubu arasında vestibüler sistem bozuklukları açısından herhangi bir fark olup olmadığını ve ventilasyon tüp tatbikinin bu durumu etkileyip etkilemediğini araştırmak ve aynı zamanda hem dinamik denge testi hem de klinik statik denge testinin sonuçlarının birbirleriyle korelasyonunu değerlendirmektir. Böylece çalışmamızın sonuçlarını literatür ile karşılaştırarak sonraki çalışmalara yardımcı olmayı ve literatüre katkıda bulunmayı amaçlamaktayız. Efüzyonlu otitis media, çocukluk çağının en yaygın görülen hastalıklarından biridir. En sık işitme kaybına neden olmakla birlikte çocuklarda denge problemlerine yol açabilmektedir. Hatta efüzyonlu otitis media' nın pediatrik yaş grubunda vertigo ve vestibüler bozuklukların en yaygın nedenlerinden biri olduğu düşünülmektedir. Bilgisayarlı dinamik posturografi günlük hayatta karşılaşılan çeşitli yüzey ve denge durumlarını taklit ederek bireyin ayakta denge kontrolü fonksiyonunu nicel olarak ölçen kombine objektif bir test protokolüdür. Çalışmamızda çocuklara statik bir klinik denge testi olan tek bacak/ ayak üzerinde durma testi ve vestibüler sistemi objektif olarak değerlendirmek amacıyla bilgisayarlı dinamik posturografi yapıldı. Çalışma grubuna ilk test operasyondan hemen önce ve ikinci test operasyondan 2 ay sonra olmak üzere iki kere; kontrol grubuna ise bir kere yapıldı. Çalışmamıza yaşları 4 yaş ile 12 yaş arasında değişen çalışma grubunda 30 çocuk, kontrol grubunda da 30 çocuk olacak şekilde toplam 60 çocuk dahil edilmiştir. Gruplar içerisinde ayrı ayrı cinsiyet ve yaş dağılımlarına bakıldığında çalışma grubunun 21' ini erkek çocukları (%70), 9' unu kız çocukları (%30) oluşturmaktadır. Çalışma grubundaki çocukların yaş aralığı 4 yaş 9 ay- 11 yaş 2 ay arasında olup yaş ortalaması 6.45' tir. Kontrol grubunun ise 18' i erkek çocukları (%40), 12' si kız çocukları (%60) oluşturmaktadır. Kontrol grubundaki çocuklarında yaş aralığı 4 yaş 10 ay- 11 yaş 5 ay arasında olup yaş ortalaması 6.2' dir. Çalışma grubunun tüp tatbikinden önce durum 5, durum 6 ve birleşik denge puanı ile kontrol grubunun durum 5, durum 6 ve birleşik denge puanı arasında istatistiksel açıdan anlamlı bir farklılık mevcuttu (Bağımsız gruplar t testi, p=0.008, , p=0.024, , p=0.038). Çalışma grubunda vestibüler bozuklukla ilişkili semptomlar ile Head İmpulse testi arasında anlamlı bir ilişki bulundu (p< 0.05). Semptom tarifleyenlerin çoğunda (%87) Head İmpulse testi pozitif iken semptom tariflemeyenlerin tamamında Head İmpulse testi negatifti. Çalışma grubunun tek ayak/bacak testi ölçüm sonuçlarıyla preoperatif Duyu Organizasyon Test' inin 6 durumun herbiri için hesaplanan denge puan ortalamaları ve birleşik denge puan ortalaması sonuçları arasındaki ilişki Pearson Korelasyon testi uygulanarak belirlenmeye çalışıldı. Tek ayak testi ve preoperatif birleşik denge puan ortalaması, preoperatif durum 5 ve preoperatif durum 6 puan ortalaması arasında pozitif yönlü, güçlü bir ilişki mevcuttu (r= 0,744, r=0,752, r=0,766). Çalışma grubunun preoperatif ve postoperatif Duyu Organizasyon Testi' nin tüm koşullarının ve birleşik denge puanının ortalamaları karşılaştırıldığında elde edilen durum 5, durum 6 ve birleşil denge puan ortalamalarının sonucu istatistiksel olarak anlamlıydı (p< 0,05). Klinisyenlerin efüzyonlu otitis media' nın çocuklarda vestibüler fonksiyon üzerindeki olası olumsuz etkisinin farkında olmaları gerekmektedir ve klinisyenler ebeveynlere denge bozukluğu semptomları hakkında daha açıklayıcı olmalıdırlar. Efüzyonlu otitis media' nın vestibüler fonksiyonlar üzerine olan bu olumsuz etkisine karşı ventilasyon tüpü tatbiki yaparak denge bozukluğunun düzelmesine yardımcı olabiliriz. Anahtar Kelimeler: Efüzyonlu otitis media, bilgisayarlı dinamik posturografi, pediatrik vestibüler bozukluklar

DuruşOtitis media-efüzyonluVestibül+3
Büşra Kılıç
Hacettepe University
2021
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Kronik otitis medialı hastalarda cerrahi öncesi temporal kemik bilgisayrlı tomografi bulguları ile intraoperatif bulguların karşılaştırılması

Kronik otitis medianın (KOM) değerlendirilmesinde bilgisayarlı tomografi (BT); anatomik yapıların durumu, hastalığın lokalizasyonunu ve yapmış olduğu tahribatın saptaması açısından önemli bir yere sahiptir. Çalışmamızın amacı, temporal kemik BT bulgularıyla, KOM cerrahisi esnasında saptanan bulguların kıyaslanması ve bu bilgi ışığında bilgisayarlı tomografinin, KOM tanısında ve cerrahi planlamasındaki olası değerinin araştırılmasıdır. Çalışmaya 2012-2016 yılları arasında KOM nedeni ile cerrahi uygulanmış ve cerrahi öncesinde temporal BT tetkiki mevcut olan toplam 261 hasta dahil edildi. Mevcut ameliyat notlarından; kemikçik zincirde hasar olup olmadığı, fasiyal kanal ve lateral semisirküler kanalda (LSSK) dehisans olup olmadığı ve orta kulağın mukozasına ait veriler elde edildi. Temporal BT görüntüleri cerrahi bulgulardan habersiz tek bir radyolog tarafından tekrar değerlendirildi. Radyolog tarafından tespit edilen temporal BT sonuçları cerrahi bulgular ile karşılaştırıldı. Temporal BT'nin doğru sınıflama oranı (DSO), cerrahi ile uyumu (Kappa), korelasyonu (Cramer V, Phi) ve tanısal olumsallık değerleri (seçicilik, duyarlılık, pozitif kestirim değeri, negatif kestirim değeri) istatistiksel olarak hesaplandı. Preoperatif BT'nin malleus için: DSO: %79.3, Kappa: %35.2 (orta düzey uyum), Cramer V: %35.2 (düşük düzeyde korelasyon) bulundu (p<0.001). İnkus için: DSO: %77.8, Kappa: %57.3 (orta düzeyde uyum), Cramer V: %54.7 (orta düzeyde korelasyon) bulundu (p<0.001). Stapes için seçicilik: %89, duyarlılık: %86, negatif kestirim değer (NKD): %97, pozitif kestirim değer (PKD): %62, Kappa: %66.1 (iyi düzeyde uyum), Phi: %67.4 (orta düzeyde korelasyon) bulundu (p<0.001). İnkudostapedial eklem için: seçicilik: %90.3, duyarlılık: 75.5, NKD: %84.3, PKD: %84.2, Kappa: %66.1 (iyi düzeyde uyum), Phi: %67.2 (orta düzeyde korelasyon) bulundu (p<0.001). Fasiyal kanal için: DSO: %89.6, Kappa: %46 (orta düzeyde uyum), Cramer V: %44.8 (orta düzeyde korelasyon) saptandı (p<0.001). Orta kulak için: DSO: %46, Kappa: %26,8 (düşük düzeyde uyum), Cramer V: %39 (zayıf korelasyon) saptandı (p<0.001). LSSK için: seçicilik: %98.8, duyarlılık: 83.3, NKD: %99.6, PKD: %62, Kappa: %70.7 (iyi düzeyde uyum), Phi: %71.4 (kuvvetli korelasyon) bulundu. Sonuç olarak malleus ve orta kulak boşluğunun durumu konusunda radyolojik değerlendirme ile cerrahi bulgular arasında düşük düzeyde uyum ve korelasyon varken, inkus ve fasiyal kanal için radyolojik değerlendirme ile cerrahi bulgular arasında orta düzeyde uyum ve korelasyon bulundu. Stapes ve inkudostapedial eklemde radyolojik değerlendirme ile cerrahi bulgular arasında iyi düzeyde uyum, fakat orta düzeyde korelasyon bulundu. Sadece LSSK erozyonu konusunda radyoloji ve cerrahi değerlendirme arasında iyi düzeyde uyum ve kuvvetli düzeyde korelasyon saptandı.

KolestatomaKulak hastalıklarıKulak kemikçikleri+5
Habibullah Habib
Hacettepe University
2019
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Yağ transferi; Parotidektomi sonrası estetik ve fonksiyonel sonuçlar

Çalışmamızda parotidektomi sonrası rekonstrüksiyonda kullanılan en blok ve lipoenjeksiyon yöntemleriyle yağ grefti uygulamalarının; parotidektomi sonrası rekonstrüksiyon yapılmayan hastalara göre Frey Sendromu'nu önleme ve yüzdeki kozmetik deformiteleri düzeltmedeki etkisinin istatistiksel olarak incelenmesi hedeflendi. Parotiste preoperatif İİAB/MRG bulguları ile benign kitlesi olan, 18-65 yaş aralığında 77 hasta çalışmaya dahil edildi ve 3 gruba ayrıldı. Grup 1'e yalnız parotidektomi yapılan 30 hasta, Grup 2'ye parotidektomi sonrası en blok yağ grefti uygulanan 26 hasta, Grup 3'e ise lipoenjeksiyon yöntemiyle yağ grefti uygulanan 21 hasta alındı. Tüm gruplarda hastalara; postoperatif 1. yılda Frey Semptomları sorgulaması, Minor Testi, Vizüel Analog Skala ile estetik durumunun skorlaması yapılarak, postoperatif komplikasyonların tamamı kaydedildi. Grup 2 ve 3'teki hastalara ise çıkarılan tümör hacmi, konulan yağ grefti hacmi, postoperatif 1. hafta ve 1. yılda MRG ile yağ greftinin hacim ölçümü yapılarak rezorpsiyon oran hesaplaması, postoperatif 24. saatte donör sahada Wong-Baker ağrı skorlaması yapıldı. Tüm gruplarda intraoperatif tümör hacim ortalaması 18±10,8 cm3 hesaplandı; 3 grup arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık saptanmadı (p:0,754). Grup 2'deki hastalarda ortalama intraoperatif yağ grefti hacmi 23±7,59 cm3, Grup 3'teki hastalarda 15±7,34 cm3 bulundu; Grup 2'deki ortalama intraoperatif yağ grefti hacmi, Grup 3'e göre istatistiksel olarak anlamlı ölçüde yüksek saptandı (p:0,010). Bu verilere göre intraoperatif tümör hacmine oranla Grup 2'de %13,7 fazla yağ grefti konulduğu, Grup 3'te ise %24,5 daha az hacimde yağ grefti ile düzeltme yapıldığı hesaplandı. Grup 2 ve 3'teki hastaların ortalama yağ grefti rezorpsiyon oranları sırasıyla %50,75±21,20 ve %48,59±17,93 olarak hesaplandı ve yüzdeler arasında anlamlı farklılık saptanmadı (p:0,711). Grup 2'deki hastalarda yağ grefti alımında harcanan süre, Grup 3'teki hastalara göre istatistiksel olarak anlamlı ölçüde daha uzun bulundu (p:0,046). Grup 2'deki donör sahadaki kanama miktarının Grup 3'e göre istatistiksel olarak anlamlı ölçüde yüksek olduğu saptandı (p<0,01). Wong-Baker skorlamasına göre Grup 2'de donör sahada ağrısı olan hasta sayısı, Grup 3'teki donör sahada ağrısı olan hasta sayısına göre istatistiksel olarak anlamlı ölçüde yüksek bulundu (p: 0,030). Grup 2 ve 3'teki hastaların VAS skorlarının, Grup 1'deki hastalara göre anlamlı ölçüde yüksek olduğu saptandı (p<0,001). Grup 2 ve 3'teki hastalar arasında ise anlamlı farklılık saptanmadı (p>0,05). Grup 2 ve 3'teki hastalarda Frey Sendromu'na yönelik semptomların ve Minor Testi pozitifliğinin olmadığı, Grup 1'de Frey Sendromu semptomlarının ve Minor Testi pozitifliğinin Grup 2 ve 3'e göre anlamlı derecede fazla görüldüğü tespit edildi (p: 0,019). Anahtar kelimeler: Parotidektomi, yağ grefti, Frey Sendromu, kozmetik, rekonstrüksiyon

Adipoz dokuCerrahi-kulak-burun-boğazCerrahi-plastik+3
Merve Tunca
Hacettepe University
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Türkçe ses yorgunluğu ölçeği'nin geçerlilik ve güvenilirliği

Bu çalışmada, Vocal Fatigue Index (VFI) ölçeğinin Türkçe 'Ses Yorgunluğu Ölçeği' (SYÖ) uyarlamasının güvenilirlik ve geçerlilik testlerini yapmak amaçlanmıştır. İlk aşamada orijinal VFI ölçeğinin iki çevirmen tarafından İngilizce'den Türkçe'ye çevirisi yapılmıştır. Çevrilmiş ölçekler alanda deneyimli iki kişi tarafından birleştirilerek ortak çeviri ölçek oluşturulmuştur. Oluşturulan ortak çeviri başka farklı bir çevirmen tarafından İngilizce'ye geri çevrilmiştir ve nihai ölçek oluşturulmuştur. Bu çalışma 285 ses problemi olan, 250 ses problemi olmayan toplam 535 katılımcı ile yapılmıştır. Katılımcılara SYÖ ile beraber Sesle İlişkili Yaşam Kalitesi Ölçeği' (SİYKÖ) test-tekrar test olarak uygulanmıştır. Güvenilirlik değerlendirmesi için iç tutarlık katsayısı (Cronbach alfa) ve test-tekrar test güvenilirlik katsayıları değerlendirilmiştir. Pearson'un korelasyon katsayı testi ile SİYKÖ ile arasındaki korelasyonun gücü ile değerlendirilmiştir. SYÖ'nin Cronbach alfa katsayısı yorgunluk ve kaçınma boyutunda 0.920, fiziksel rahatsızlık alt boyutunda 0,879 ve dinlenme ile iyileşme boyutunda 0,882 olarak tespit edilmiştir. Test-tekrar test güvenilirlik testinde SYÖ'nin yorgunluk ve kaçınma boyutu için 0.877, fiziksel rahatsızlık alt boyutu için 0,913 ve dinlenme ile iyileşme boyutu için 0,820 olarak saptanmıştır. SYÖ boyut puanları arttıkça SİYKÖ'nin hem alt boyut hem de toplam puan düzeyleri istatistiksel anlamlı ilişkili düşük bulunmuştur (r=-0.809, r=-0.512 ve p<0.001, r=-0.147 ve p<0.05). Ses bozukluğu şikayeti olmayan bireyler ile karşılaştırıldığında, olan hastalarda SYÖ boyut puan düzeylerinin istatistiksel olarak anlamlı yüksek bulunmuştur (p<0,001). Elde edilen bulgular doğrultusunda, VFI'inin Türkçe uyarlaması olan SYÖ'nin güvenilir ve geçerli olduğu, ses yorgunluğunun değerlendirilmesinde faydalı bir ölçme aracı olarak kullanılabileceği ortaya konulmuştur. Anahtar Kelimeler: Ses; Yorgunluk; Güvenilirlik; Geçerlilik; Ölçek; Yaşam Kalitesi

Güvenilirlik ve geçerlilikSağlık hizmetleri araştırmalarıSes+5
Seher Şirin
Ege University · Institute of Health Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

İşitme kaybı olan yetişkinlerde gürültüde konuşmayı ayırt etme ve maskeleme seviye farkı test performanslarının karşılaştırılması

Kişilerin büyük çoğunluğu gürültülü ortamlarda konuşmayı anlamakta şikayetçi olurlar. Yaşanan bu şikayet ortamdaki gürültünün türüne, seviyesine ve öteki özelliklerine bağlıdır. Normal işitmeye sahip bireyler gürültüde konuşmayı anlamakta zorlanır ancak işitme kaybına sahip bireyler gürültüde konuşmayı anlamakta daha fazla zorlanmaktadır. Binaural işitme, gürültü varlığında uyaranları algılama ve anlama konusunda önemli bir rolü vardır. İşitme kaybı olan bireyler, gürültülü ortamlarda hedefindeki uyaranı anlamasını sağlayan mekanizmada bozulmalar olabilir. Amacımız işitme kayıplı bireylerde gürültüde konuşmayı ayırt etme ve beyin sapı düzeyinde işitesel işlemleme becerisini değerlendirmektir. Bu çalışma 30 sensörinöral işitme kaybına sahip yetişkin ve 30 iletim tipi işitme kaybına sahip yetişkin katılımcı ilegerçekleşmiştir. Beyin sapı düzeyinde işitsel işlemlemesini ölçmek için maskeleme seviye farkı testi (MSF) ve gürültüde konuşma becerisini ölçmek için gürültüde konuşmayı ayırt etme (GKAE) testi kullanılmıştır. Normal işitmesi olan yetişkinler ve işitme kaybı olan yetişkinlerin MSF değerleri ve GKAE skorları karşılaştırılmıştır. Ve işitme kayıplı yetişkinlerin, normal işitmesi olan yetişkinlere göre MSF değerlerinde ve GKAE skorlarında düşüş görülmüştür ve istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur. Sensörinoral işitme kaybı olan yetişkinler ve normal işitmesi olan yetişkinlerde MSF değerleri ve GKAE skorları arasında bir korelasyon görülmezken, iletim tipi işitme kaybı olan yetişkinlerde 500 Hz ile yapılan MSF değerleri ile GKAE skorları arasında korelasyon görülmüştür. Bu çalışma sonucunda işitme kayıplı yetişkinlerin gürültüde konuşmayı ayırt etme ve beyin sapı düzeyinde işitsel işlemlemesi üzerinde olumsuz etkisi olduğu gösterilmiştir. Anahtar Kelimeler; Gürültüde anlama, maskeleme seviye farkı testi Anahtar Kelimeler; Gürültüde anlama, maskeleme seviye farkı testi

GürültüKonuşmayı ayırdetme testleriMaskeleme+3
Aynur Uçmak
Ege University · Institute of Health Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Normal işiten bireylerde gürültüde konuşmayı ayırt etme performansları ile işitsel efferent sistem arasındaki ilişkinin incelenmesi

Amaç: Çalışmamızın amacı, normal işiten bireylerde gürültüde konuşmayı ayırt etme performansları ile işitsel efferent sistem arasındaki ilişkiyi Distorsiyon Ürünü Otoakustik Emisyon (DPOAE)'lerin kontralateral supresyonu ile incelemektir. Yöntem: Çalışmaya, normal otolojik ve odyolojik bulgulara sahip 18-55 yaş arasında, 61 birey katılmıştır. Bireylerin işitme ve empedansmetrik değerlendirmeleri yapıldıktan sonra, Gürültüde Konuşmayı Ayırt Etme (GKAE) Testi yapılmıştır. Ardından kontralateral gürültü uyaranı olmadan DPOAE ölçümü ve kontralateral 50 dB SL beyaz gürültü kullanılarak DPOAE'nin supresyon ölçümü yapılmıştır. DPOAE ölçümü ve kontralateral supresyon ölçümü 500-5000 Hz frekans aralığında yapılmıştır. Bulgular: DPOAE ölçüm sonuçlarına göre sağ ve sol kulakta 1000, 1500, 2000 Hz frekanslarındaki amplitüdler diğer frekanslara göre istatistiksel olarak anlamlı derecede daha yüksek bulunmuştur. Kontralateral supresyon ölçüm sonuçları değerlendirildiğinde 500 Hz frekansında sağ kulakta elde edilen supresyon miktarı sol kulağa göre istatistiksel olarak anlamlı derecede daha yüksek bulunmuştur. Supresyon miktarlarının frekanslara göre anlamlı bir farklılık göstermediği bulunmuştur. DPOAE ölçüm sonuçları ve kontralateral supresyon sonuçlarının cinsiyetler arası karşılaştırması yapıldığında her iki cinsiyet arasında anlamlı bir farklılık bulunamamıştır. Sağ kulakta 250 Hz ve 4000 Hz frekanslarında işitme eşiği yükseldikçe GKAE skoru düştüğü gözlenmiştir. Fakat bunun düşük düzeyde bir ilişki olduğu bulunmuştur. İşitme eşikleri ile supresyon miktarları arasındaki ilişkiye baktığımızda sağ ve sol kulakta işitme eşikleri yükseldikçe supresyon miktarlarının azaldığı gözlenmiştir. Supresyon miktarları arttıkça GKAE skorlarının doğru orantılı şekilde arttığını; bunun sağ ve sol kulakta 1500 Hz frekansında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişkisi olduğu gözlenmiştir. Sonuç: Çalışmamızda; kontralateral otoakustik emisyonun supresyonun büyüklüğü ile gürültüde konuşmayı ayırt etme skorları arasında bir ilişki bulunmuştur. Sonuçlar, medial olivokoklear sistemin gürültüde konuşmayı anlamaya yardımcı olabileceği ve efferent liflerin işitmede olası bir rolü olduğunu göstermektedir. Bu tür araştırmaların ilerlemesi ile normal işiten bireylerin yaşadığı zorluklardan biri olan gürültüde konuşmaları anlama probleminin potansiyel nedenlerinin ortaya çıkarılabileceği ve klinik tedaviler geliştirilebileceği sonucuna varılmıştır. Anahtar Kelimeler: işitsel efferent sistem, otoakustik emisyon, kontralateral supresyon, gürültüde konuşmayı anlama, işitme

GürültüKonuşmayı ayırdetme testleriOtoakustik emisyonlar+7
Yağmur Çavuş
Ege University · Institute of Health Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

6-11 yaş arası normal işiten, koklear implant ve işitme cihazı kullananların işaretleme testi performanslarının karşılaştırılması

Araştırmanın amacı, 6-11 yaş arasında olan ve koklear implant kullanan, işitme cihazı kullanan ya da normal işiten çocukların sürekli- seçici dikkat becerileri, görsel tarama, tepki hızı ve ataklığı, aceleci tepkilerin aktive olması ve ketlenmesi gibi bilişsel yeteneklerinde gruplar arası farklılık olup olmadığını araştırmaktır. Çalışma kesitsel analitik bir araştırmadır. Araştırma İzmir Ege üniversitesi Hastanesi Kulak Burun Boğaz Anabilim Dalında gerçekleştirilmiştir. Araştırmaya 6-11 yaş arası toplam 45 çocuk katılmıştır. 15 çocuk koklear implant kullanan, 15 çocuk işitme cihazı kullanan ve 15 çocuk normal işitendir. Çalışmaya katılma kriteri; istenen yaş grubu aralığında koklear implant veya işitme cihazı kullanıyor olmak yada normal işitiyor olmak. Çocukların görme bozukluğu olmaması, varsa gözlük kullanıyor olması, herhangi bir psikolojik, nörolojik yada genetik sendrom tanısı almamış olması, bilişsel süreci etkileyecek ilaç kullanmıyor olması göz önünde tutulmuştur. Araştırma Ege Üniversitesi Araştırma Etik Kurulundan izin alındıktan sonra Nisan 2019- Ekim 2019 tarihleri arasında gerçekleştirilmiştir. Araştırmaya katılan 6-11 yaş arasında işitmesi normal olan, koklear implantı olan ve işitme cihazı olan çocuklara İşaretleme Testi Türk formu uygulanmıştır. Çalışmaya katılan çocuklara bu formda yer alan dört alt test uygulanmıştır. İşaretlenen doğru hedef (harf/şekil) skoru, atlanan hedef (harf/şekil) skoru, yanlış hedef (harf/şekil) skoru, toplam hata (harf/şekil) skoru, tarama süreleri karşılaştırılmaktadır. Araştırmada İşaretleme testine göre, 4 alt testteki görevleri tamamlama süreleri, doğru hedef skoru, atlanan hedef skoru, yanlış işaretlenen hedef skoru arasında normal işiten, koklear implant kullanan ve işaretleme testi kullanan gruplar karşılaştırıldığında gruplar arası fark gözlenmemiştir. İşaretleme testini tamamlama sürelerinde işitme durumuna bakılmaksızın çocukların yaşıyla doğru orantılı olarak daha kısa sürede tamamladıkları gözlemlenmiştir. Sonuç olarak, üç gruptaki çocukların seçici dikkat becerilerini ölçen işaretleme testinde farklılık olmadığı saptanmıştır. İşitsel eksikliğin çocukların gelişim becerileri üzerine olumsuz etkileri olduğu bilinmektedir. Bu duruma bağlı olarak koklear implantlı yada işitme cihazlı çocukların işitmesi normal olanlara göre dikkat becerilerinde fark olmadığı saptanmıştır. Bu sonuçların işitsel eksikliği olan çocukların dikkat becerilerini geliştirici çalışmalara önem verilmesine, eğitimlerine katkı sağlayacağı düşünülmektedir.

Koklear implantlarİşaretleme testiİşitme+1
Merve Koçak Silistre
Ege University · Institute of Health Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Parsiyel larenjektomili bireylerde elektrostimülasyon terapisinin yutma ve ses üzerine etkisinin değerlendirilmesi

Parsiyel larenjektomiler larenksin bir kısmının çıkarılması ile yapılan cerrahi işlemlerdir. Bu cerrahi işlemin sonucunda bireylerde aspirasyon, disfaji ve çeşitli ses bozuklukları meydana gelebilir. Bu semptomlar bireylerin yaşam kalitelerini azaltır hatta ölümle bile sonuçlanabilir. Parsiyel larenjektomi sonrası geleneksel yutma ve ses rehabilitasyonu yavaş bir süreç olabilir bu nedenle bu bireyleri tedavi etmek için konuşma ve dil patalogları tarafından yeni yöntemler aranmaya başlanmıştır. Literatürde disfaji ve ses terapisinde NMES'in kullanıldığı çalışmalar bulunmaktadır fakat parsiyel larenjektomi uygulanmış bireylerin terapisinde bu yöntemin yararlı olup olmadığı değerlendirilmemiştir. Literatürdeki bu eksiklikten yola çıkarak bu çalışmada parsiyel larenjektomi uygulanmış 20 bireye cerrahi işlem sonrası NMES uygulanmıştır. Bireylerin terapiden önceki ve sonraki yutma fonksiyonları Fiberoptik Endoskop, ses kaliteleri ise akustik ses analizi yapılarak ve Voice Handicap Index (VHI) uygulanarak karşılaştırılmıştır. Bu çalışmanın sonuçları bize NMES' in yutma ve ses üzerinde iyileşmeler sağladığını ve tedavi olarak kullanılabilecek güvenilir bir yöntem olduğunu göstermiştir. Anahtar Kelimeler; parsiyel larenjektomi; nöromuskuler elektrik stimülasyon; VitalStim; ses handikap endeksi; akustik ses analizi, yutma bozukluğu

Elektrikle uyarmaLaringeal hastalıklarLarinjektomi+5
Hilal Nur Ficil
Ege University · Institute of Health Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Normal işitmeye sahip baş dönmesi şikayeti olmayan tinnituslu bireylerin VHIT sonuçlarının değerlendirilmesi

Tinnitus bazı hastalıkların habercisi olabilir. Ciddi bir hastalık belirtisi olmadığı durumlarda bile kişinin yaşam kalitesini ciddi oranda etkileyebilir. Tinnitusun oluşum mekanizması tam olarak anlaşılmamakla birlikte bu konuda pek çok çalışma yapılmış ve yapılmaya devam etmektedir. Yapılan çalışmalarda tinnitusun iç kulak ve vestibülo-koklear sinir, işitsel yolak ve supratentoriyal yapılardaki düzensizliklerden kaynaklandığı pek çok tinnitus vakası bildirilmiştir. Yapılan çalışmalar vestibüler ve işitsel sistemlerin anatomik yakınlığından dolayı tinnitusu olanlarda bu sistemlerin birlikte tam bir değerlendirilmesinin yapılması gerektiğini göstermiştir. Bizim de amacımız işitme kaybı ve vestibüler rahatsızlığı olmayan, tinnituslu bireylerde periferik vestibüler sistemin etkilenip etkilenmediğini değerlendirmektir. Bu çalışma işitme kaybı ve vestibüler rahatsızlığı olmayan 30 sağlıklı birey ve 30 tinnituslu birey ile gerçekleştirilmiştir. Tinnitus grubundaki her bireye THI, TRQ ve THQ anketleri uygulanıp vestibüler sistem değerlendirilmesi için VHIT yapılıp VOR kazanç değerleri yorumlanmıştır. VOR kazanç değerlerinde iki grup arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmuştur. Tinnitus şiddeti ile VOR kazanç değerleri arasında bir ilişki bulunmamıştır.

Baş dönmesiTinnitusVertigo+2
İlayda Kadan
Ege University · Institute of Health Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Kemoterapi alan hastalarda ototoksisitenin işitmeye etkisinin yüksek frekans odyometri ve DPOAE ile değerlendirilmesi

Kemoterapi, çeşitli kanserlerin tedavisinde kullanılan yöntemlerden biridir. Kemoterapide kullanılan ilaçların bazıları ototoksik etkilere neden olabilmektedir. Ototoksisite, koklear veya vestibüler fonksiyon bozukluğu ile karakterize edilen iç kulağı veya işitsel sinirini etkileyen farmakolojik yan etkidir. İşitme kaybı genellikle kalıcı, sensörinöral ve bilateraldir. Ototoksik hasarın erken tespiti için rutinde kullanılan testler saf ses odyometri ve/veya otoakustik emisyondur (OAE). Ancak ototoksisite ilk önce yüksek frekansları etkilemektedir. Yapılan çalışmalarda yüksek frekans odyometri(YFO) üzerinde çok durulmamıştır. Bu çalışmadaki amaç, yüksek frekans odyometri ve DPOAE testlerini kullanarak 18-30 yaş arası hastalarda kemoterapi öncesi, sırasında ve sonrası ototoksisitenin işitmeye etkisini, sağlıklı kontrol grubu ile karşılaştırarak değerlendirmek ve ototoksisiteyi belirlemede hangi testin daha duyarlı olduğunu saptamaktır. Çalışmada 20 kemoterapi alması planlanan hasta ve 20 sağlıklı gönüllüye KBB muayenesinin ardından rutin işitme testi sonrası YFO ve DPOAE testleri uygulandı. 20 hastanın YFO eşiklerinin ortalama değerleri 8 ila 16 kHz frekansları arasında değerlendirildi. DPOAE amplitüdlerinin ortalama değerleri 500 ila 4000 Hz frekansları arasında değerlendirildi. Hastaların elde edilen değerleri kemoterapi öncesi, sırasında ve 1. kür sonrası olarak karşılaştırıldı. Sonuçta istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık saptanmadı. Bu, çalışmamızın uzun süreli takibe dayanmaması ve genetik faktörlerin bir sonucu olabilir. Anahtar Kelimeler; ototoksisite; işitme; yüksek frekans odyometri; DPOAE

OdyometriOtoakustik emisyonlarOtotoksisite+4
Tülin Çağlar
Ege University · Institute of Health Sciences
2019
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Obstrüktif uyku apne sendromu (osas) hastalarında aralıklı hipokseminin orta ve iç kulak fonksiyonları üzerine etkisi

Amaç Çalışmamızda toplumda oldukça sık görülen ve hayat kalitesinde anlamlı olumsuz etkilere sahip OSAS'la indüklenen hipoksi seviyesinin polisomnografi ile tespit edilmesi ve aralıklı hipokseminin orta ve iç kulakta işitsel işlev bozukluğuna neden olup olmadığının araştırılması amaçlanmıştır. Yöntem Çalışmaya Temmuz 2016 - Ağustos 2017 tarihleri arasında Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Kulak Burun Boğaz Hastalıkları Anabilim Dalı polikliniğine başvuran, en az 5 yıllık (yeni tanı) horlama ve/veya apne yakınması olan, çalışmaya alınma kriterlerini karşılayan ve çalışmayı katılmayı kabul eden hastalar alınmıştır. Çalışmaya katılan hastalara öncelikle tam bir kulak burun boğaz ve baş boyun muayenesi uygulanmıştır. Bütün hastalara ilk başvuruda saf ses odyometrisi, distorsiton ürünü otoakustik emisyon ve multi-frekans timpanometri test incelemeleri yapılmıştır. Daha sonra hastalar Ege Üniversitesi Göğüs Hastalıkları Uyku Kliniği'ne yönlendirilerek hastalara PSG testi yapılmıştır. Çalışmaya toplam 80 hasta dahil edildi ve hastalar PSG sonuçlarına göre basit horlama, hafif düzeyde OSAS, orta düzeyde OSAS ve ağır düzeyde OSAS olmak üzere 4 gruba ayrılarak değerlendirildi. Bulgular Bu çalışmaya dahil edilen 80 hastanın 42'si erkek (%52,5), 38'i (%47,5) kadın olup ortalama yaş 46,94 yıl (SD=8.80, minimum 25 yıl, maksimum 60 yıl) olarak saptandı. Yapılan analiz sonucunda gruplar arasında kadın erkek dağılımı açısından anlamlı fark bulunmadığı saptanmıştır. Gruplar arasında her iki kulakta yapılan hava yolu işitme eşikleri ortalamalarının karşılaştırılmasında basit horlama ve hafif OSAS grupları ile ağır düzey OSAS hastaları arasında anlamlı fark olduğu saptanmıştır (p<0.05). SNR ölçümleri açısından gruplar arasında analiz sonuçlarına göre ağır OSAS'da her iki kulakta tüm frekanslarda düşük SNR ölçümleri saptandığı ancak bu ölçümlerin sadece sağ kulak 2 kHz frekansında istatiksel olarak anlamlı olduğu görüldü (p=0.035). Multifrekans empedansmetri ile değerlendirilen kompliyans ve basınç ölçüm sonuçlarına bakıldığında, her iki kulakta gruplar arasında istatiksel açıdan anlamlı fark bulunmazken sadece sağ kulak 1000 Hz de yapılan kompliyans ölçüm sonuçlarında gruplar arasında istatiksel açıdan fark saptandı (p=0.043). Tüm hastalar dahil edildiğinde her iki kulakta da hava yolu ortalama işitme eşikleri ve minimum O2 satürasyonları arasında anlamlı korelasyon olduğu saptandı. Sonuç OSAS hastalarda ortaya çıkan hipoksinin işitsel yolakta etkilenmeye yol açtığı düşünülmektedir. Çalışmamızda ağır OSAS hastalarında aralıklı hipokseminin koklear fonksiyonlarda bozulmaya neden olduğu saptanmıştır. Bununla birlikte orta kulak akustik fonksiyonlarında OSAS hastalarında normal bireylere göre anlamlı farklılık olmadığı saptanmıştır. Daha geniş serilerle yapılacak olan çalışmalar, OSAS hastalığının işitsel mekanizmalar üzerindeki etkisini aydınlatmaya yardımcı olacaktır.

Orta kulakUyku apne sendromlarıİç kulak
Murat Benzer
Ege University
2018
00
Master'sOpen AccessTR

7-14 yaş arasındaki koklear implantlı çocuklarda, anlama testi ve akustik uygulamaları kullanarak, anlama yöntemlerinin ve becerilerinin incelenmesi

Araştırmanın amacı, 7-14 yaş arasındaki koklear implantlı ve normal işiten çocukların, anlama becerilerinin akustik uygulamalarla, anlama yöntemlerinin anlama testi ile belirlenip, gruplar arasında fark olup olmadığının araştırılmasıdır. Araştırma kesitsel analitik bir çalışmadır. Araştırma İzmir Ege Üniversitesi Hastanesi Kulak Burun Boğaz Anabilim Dalı ve Özel Duyma Konuşma (DUYKON) Özel Eğitim ve Rehabilitasyon merkezinde gerçekleştirilmiştir. Araştırmaya 7-14 yaş arası toplam 38 çocuk katılmıştır. Bu çocukların 20 tanesi normal işiten, 18 tanesi koklear implantlıdır. Araştırma, etik kurul izni alındıktan sonra Nisan 2015- Ekim 2015 tarihleri arasında gerçekleştirilmiştir. Araştırmaya katılan normal işiten çocuklara Pure Tone Odyometri, koklear implantlı çocuklara Serbest Alan Odyometri, her iki gruba akustik uygulamalar ve timpanogram uygulanmıştır. Çocukların ailelerine ise, anlama testi uygulanmıştır. Araştırmada akustik uygulamalara göre, yön tayini, sıralama, müzik algısı ve uygulamaların toplam süreleri normal işiten ve koklear implantlı grup arasında karşılaştırıldığında gruplar arası anlamlı bir fark gözlenmiştir. Anlama testi sonuçlarına göre, çocuğunuz pazar yerinde satıcıların fiyatlarla ilgili açıklamalarını, çocuğunuz gürültülü bir ortamda ona anlatılanları, çocuğunuz okul kantininde yiyecek içecek isterken görevlinin söylediklerini, çocuğunuz derste bilgi almak istediğinde ona anlatılanları sorularında normal işiten ve koklear implantlı grup karşılaştırıldığında, gruplar arasında anlamlı bir fark gözlenmiştir. Sonuç olarak, akustik uygulamaları ve anlama testini değerlendirdiğimizde, çocuğun geçmiş yaşantısı ve dilbilgisi yardımı ile kendisine ulaşan akustik iletileri ya da uyaranları algılaması, anlaması ve sonucunda iletiyi ya da çevre sesini anlamlı hale getirmesidir. Dinleme becerisini etkin biçimde kullanabilmesi için bu basamakların doğru biçimde gelişmesi gerekmektedir. Bu basamakların gelişmemesi durumunda sosyal ve eğitim yaşantısında geri kalmasına neden olacaktır. Anahtar Kelimeler: Koklear İmplant; Akustik Uygulamalar; Anlama Testi

Akustik impedans testleriAnlamaKoklea+6
Tevfik Anıl Düzgülsen
Ege University · Institute of Health Sciences
2016
00
Master'sOpen AccessTR

İşitme cihazı kullanan 2-7 yaş arası işitme engelli çocukların dil becerilerinin gelişimi

Bu çalışma, işitme cihazı kullanan 2 – 7 yaş arası çocukların dil becerilerinin gelişimini değerlendirmek amacı ile yapılmıştır Araştırma; gözlemsel, tanımlayıcı, kesitsel bir çalışmadır. Araştırma verileri tüm örneklem için Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi K.B.B. Anabilim Dalı Odyoloji Birimi'ne başvuran, Özel Ege Artı Özel Eğitim ve Rehabilitasyon Merkezi'nde, Özel Nefes Özel Eğitim ve Rehabilitasyon Merkezi'nde, Parlak Ufuklar Anaokulu'nda ve Neşe Erberk Anaokulu'nda bulunan çocuklardan elde edilmiştir. Değerlendirme için Türkçe Erken Dil Gelişimi Testi (TEDİL) resimli kitap, TEDİL Uygulamacı Formu ve Olgu Rapor Formu kullanılmıştır. Araştırmada kullanılan formlar, 2 - 7 yaş arasındaki işitme cihazı kullanan ve normal işitmeye sahip olan toplam 36 çocuğa uygulanmıştır. Hasta grubunda; işitme cihazı kullanan ve 2-7 yaş arasında olan çocuklar değerlendirmeye alınmıştır. Çalışma süresince özel eğitim ve rehabilitasyon merkezine düzenli devam etmeyen, işitme cihazını düzenli kullanmayan ve işitme cihazının bakımının düzenli yaptırmayan çocuklar değerlendirmeye alınmamıştır. Kontrol grubunda ise çalışma süresince anaokulu eğitimi alan ve 2-7 yaş aralığı içinde olan çocuklar araştırmaya dahil edilmiştir. Araştırmaya katılan çocuklar, her grupta eşit sayıda çocuk olacak şekilde 2 gruba ayrılmıştır. Hasta grubu işitme cihazı kullanan çocuklardan, kontrol grubu ise normal işitmesi olan çocuklardan oluşmaktadır. Tüm çocuklar 2-7 yaş arasında bulunmaktadır. Araştırmaya katılan çocuklara çalışmanın başında Olgu Rapor Formu, TEDİL Resimli kitap ve TEDİL Uygulamacı Formu, çalışmanın 3. ve 6. aylarında ise TEDİL Resimli kitap ve TEDİL Uygulamacı Formu tekrar uygulanmıştır. Araştırmaya katılan tüm çocukların alıcı dil, ifade edici dil ve sözel dil test puanları incelenerek çocukların dil gelişimlerine yönelik veriler elde edilmiştir. Araştırmada işitme cihazı kullanan çocukların yaşlarının artmasının; alıcı dil 1, alıcı dil 2 ve alıcı dil 3, ifade edici dil 1, ifade edici dil 2 ve ifade edici dil 3 puan ortalamalarının test sonuçlarını olumlu etkilediği ve puan ortalamalarını değiştirdiği tespit edilmiştir. Sözel dil 1, sözel dil 2 ve sözel dil 3 puan ortalamaları açısından ise istatistiksel olarak anlamlı bir fark oluşturmadığı ve puan ortalamalarını değiştirmediği gözlenmiştir. Araştırmada normal işitmesi olan çocukların yaşlarının artmasının; alıcı dil 1, alıcı dil 2 ve alıcı dil 3, ifade edici dil 1, ifade edici dil 2 ve ifade edici dil 3, sözel dil 1, sözel dil 2 ve sözel dil 3 puan ortalamaları açısından istatistiksel olarak anlamlı bir fark oluşturmadığı, test sonuçlarını olumlu etkilemediği ve puan ortalamalarını değiştirmediği gözlenmiştir. İşitme cihazı kullanan çocuklar ile normal işitmesi olan çocukların çalışmaya başlamadan önce, çalışmanın 3. ve 6. aylarında alıcı dil, ifade edici dil ve sözel dil puan ortalamaları karşılaştırıldığında, istatistiksel olarak anlamlı bir fark tespit edilmiş ve işitme cihazı kullanan çocukların, normal işitmesi olan çocuklara göre alıcı, ifade edici ve sözel dil gelişiminin daha yavaş olduğu gözlenmiştir. Araştırmada 25 ay ve daha uzun süre işitme cihazı kullanan çocuklarda araştırmanın 6. ayındaki alıcı dil puan ortalamalarının, araştırmanın başında ve 3. ayında uygulanan testlerdeki alıcı dil puan ortalamalarından daha yüksek olduğu tespit edilmiştir. 12-24 ay arası ya da 25 ay ve daha uzun süre işitme cihazı kullanılmasının, ifade edici dil ve sözel dil puan ortalamalarında değişiklik oluşturmadığı gözlenmiştir. Araştırmaya katılan hasta grubunun 1-24 ay arası ya da 25 ay ve daha uzun süre özel eğitim ve rehabilitasyon merkezine devam ediyor olmasının alıcı dil ve sözel dil puan ortalamalarını değiştirmediği; ifade edici dil puan ortalamalarını ise yükselttiği gözlenmiştir. Araştırmaya katılan çocuklara uygulanan testler arasındaki sürelerin kısa olması ve araştırmadaki katılımcı çocuk sayısının kısıtlı olması nedeniyle bu çalışma sonucu hakkında kesin bir kanıya varılamamıştır. Testler arasında geçen sürenin arttırılıp katılımcı sayısının fazlalaştırılmasıyla araştırmanın daha ayrıntılı olarak yapılabileceği ve daha güvenilir sonuçlar elde edilebileceği düşünülmektedir. Anahtar Kelimeler: İşitme cihazı, dil gelişimi, TEDİL.

Dil becerileriDil gelişimiDil seviye testi+4
Fatih Karaçalı
Ege University · Institute of Health Sciences
2016
00
Master'sOpen AccessTR

Benign paroksismal pozisyonel vertigoda subjektif vizüel vertikalin değerlendirilmesi

Bu araştırmanın amacı, vertigo şikayeti ile başvuran ve Benign Paroksismal Pozisyonel Vertigo (BPPV) tanısı alan hastalarda utrikulus fonksiyonunu araştırmak, değişimlerini saptamak ve değerlendirmektir. Araştırma kesitsel ve analitik bir çalışmadır. Çalışma Ege Üniversitesi Hastanesi Kulak Burun Boğaz Anabilim Dalı'nda gerçekleşmiştir. Araştırmaya 18-70 yaş arası toplam 46 kişi katılmıştır. Çalışmaya 25 normal kişi ve 21 BPPV hastası dahil edilmiştir. Araştırma, etik kurul izni alındıktan sonra Nisan 2015- Ocak 2016 tarihleri arasında yapılmıştır. Çalışmada normal kişilere v-HIT ve BPPV hastalarına v-HIT ya da kalorik testi yapılmıştır, sonuçları normal değerde olan kişiler çalışmaya dahil edilmiştir. Tüm çalışmaya katılanlara Saf Ses Odyometri testi ve Kova testi uygulanmıştır. Araştırmada Normal grupta Kova testi oturarak (1.KTO) 0,13±0,08o, Kova testi ayakta (1.KTA) 0,13±0,1o, Kova testi yükseklikte (1.KTY) 0,16±0,1o olarak bulundu. BPPV grubunda Epley manevra öncesi 1.KTO 0,14±0,09o, 1.KTA 0,16±0,08o ve 1.KTY 0,15±0,1o olarak bulundu. Epley manevra sonrası 1. hafta, 2.KTO 0,11±0,09o, 2.KTA 0,11±0,08o ve 2.KTY 0,13±0,08o olarak bulundu. Epley manevra sonrası 1. ay, 3.KTO 0,10±0,06o, 3.KTA 0,09±0,06o ve 3.KTY 0,12±0,07o olarak bulunmuştur. Sonuç olarak, Normal grup ile BPPV grubun Kova testi ile ölçümleri yapıldı ve SVV sonuçları arasında anlamlı bir fark bulunamadı. BPPV grubunda, 3.KTA değeri 1.KTA değerinden istatiksel olarak anlamlı düşüş bulundu. Diğer testlerde anlamlı bir değişim gözlenmedi. Kova testi BPPV hastalarında utrikulus fonksiyonunu araştırmak için etkin bir değerlendirme yöntemi olarak saptanmadı. BPPV hastalarında çalışmayı geliştirmek için ve daha etkin olması için vestibüler değerlendirilmesinde kullanılan testlerin birlikte değerlendirilmesiyle BPPV' de ayırıcı tanı bulunabilir. Anahtar Kelimeler: BPPV; SVV; Kova Testi

Pınar Baba
Ege University · Institute of Health Sciences
2016
00
Master'sOpen AccessTR

Müzik eğitimi almış bireylerin frekans hassasiyetleri ve gürültüde ayırt etme skorlarının normal bireylerle karşılaştırılması

MÜZİK EĞİTİMİ ALMIŞ BİREYLERİN FREKANS HASSASİYETLERİ VE GÜRÜLTÜDE AYIRT ETME SKORLARININ NORMAL BİREYLERLE KARŞILAŞTIRILMASI Konuşma, insan ilişkilerindeki en etkili iletişim aracı olup frekans ve şiddet değişimlerini içerir. Frekans değişimlerini ayırt etme kabiliyeti kişiden kişiye farklı olabilir. Müzikle ilgilenen ya da eğitim almış kişilerin kimi kabiliyetlerinin geliştiği gözlenmiştir. Frekans hassasiyetinin müzik eğitimi ile artıp artmadığının, buradan çıkarak artış gözleniyorsa bunun gürültüde konuşmayı ayırt etmeye etkisinin olup olmadığının araştırılması bu çalışmanın ana amacını oluşturmaktadır. Ayrıca geleneksel müzik ve batı müziği eğitimi almış müzisyenler arasındaki frekans hassasiyetinin karşılaştırılması da bir diğer amaçtır. Bu çalışma için 14'ü batı müziği eğitimi almış, 14'ü geleneksel müzik eğitimi almış 28 katılımcı seçilmiştir. İşitme eşiklerini ölçmek için saf ses odyometrisi, frekanstaki en küçük değişimlerin algılanmasını ölçmek için frequency modulation difference limen (FMDL) testi ile gürültüde konuşulanları anlama yeteneğini ölçmek için gürültüde konuşmayı ayırt etme (GKAE) testleri uygulanmıştır. Müzik eğitimi almış bireyler ile müzik eğitimi almamış bireylerin FMDL eşikleri ve gürültüde konuşmayı ayırt etme skorları (GKAES) karşılaştırılmıştır ve müzik eğitimi almış bireylerin daha performanslı sonuçlar gösterdikleri bulunmuştur. Ayrıca batı müziği eğitimi almış bireyler geleneksel Türk müziği eğitimi almış bireylerden frekans ayırt etme konusunda çok az da olsa daha performanslı sonuçlar vermiştir. FMDL ile GKAES arasında zayıf bir korelasyon olduğu bulunmuştur. Bu çalışma sonucunda müzik eğitiminin frekans ayırt etmeye ve gürültüde konuşmayı ayırt etmeye olumlu etkisi olduğu gösterilmiştir.

Cenk Arslanbuğa
Ege University · Institute of Health Sciences
2016
00
Master'sOpen AccessTR

Superior semisürküler kanal dehissansında multifrekans timpanometrinin değeri

Superior semisürküler kanal dehissansı (SSCD) olan hastalarda, iç kulakta bulunan oval ve yuvarlak pencereye üçüncü bir pencere eklenir. Üçüncü pencere iç kulağın dinamik özelliklerini değiştirerek orta kulağın odyolojik ve akustik özelliklerine yansıyabilir. Bu araştırmanın amacı superior semisürküler kanal dehissanslı kulaklarda multifrekans immitansmetri bakılarak elde edilen rezonans frekans ölçüm sonuçları ile normal kulaklarda elde edilenler karşılaştırılarak, superior semisürküler kanal dehissansına yönelik ayırıcı tanı kriteri elde etmektir. Araştırma analitik ve prospektif kohort bir çalışmadır. Çalışma Ege Üniversitesi Hastanesi Kulak Burun Boğaz Anabilim Dalı'nda gerçekleştirilmiştir. Araştırmaya 18-70 yaş arası toplam 30 kişi katılmıştır. Çalışmaya 20 normal kişi (40 kulak) ve 10 SSCD'li hasta (14 kulak) dâhil edilmiştir. Araştırma etik kurul izni alındıktan sonra Ocak 2016-Haziran 2016 tarihleri arasında yapılmıştır. Çalışmada normal kişilere ve SSCD'li kişilere saf ses odyometri testi, VEMP testi, multifrekans immitansmetri ve 226 Hz immitansmetri testleri yapılmıştır. Araştırmada normal grupta multifrekans immitansmetri bakılarak elde edilen rezonans frekans değerleri ortalaması 881,25 Hz (std sapma 88,93) olarak bulundu. Superior semisürküler kanal dehissansı grubunda ise rezonans frekans değerleri ortalaması 817,86 Hz (std sapma 222,41) olarak bulundu. Sonuç olarak normal grup ile SSCD olan grubun rezonans frekansları ölçüldü ve rezonans frekansları arasında anlamlı bir fark bulunmadı. Normal grup olgularının VEMP amplitüd değeri, SSCD grup olgularının VEMP amplitüd değerlerinden istatistiksel olarak anlamlı yüksek bulundu. Normal olguların VEMP Amplitüd Asimetri Oranı değerleri ile bilateral SSCD olgularının VEMP Amplitüd Asimetri Oranı değerleri arasında istatistiksel olarak anlamlı fark bulundu. Normal grup olgularının akustik refleks eşikleri, yaş ve saf ses odyometri değerleri SSCD grup olgularının akustik refleks eşikleri, yaş ve saf ses odyometri değerlerinden istatistiksel olarak anlamlı düşük bulundu. Multifrekans immitansmetri bakılarak elde edilen rezonans frekans değeri dehissanslı hastaları ayırt edici bir tanı kriteri olarak bulunmadı. Bu çalışmanın multifrekans immitansmetrinin önemli bir parametresi olan rezonans frekans değerinin patolojilerin tanısı üzerine etkilerini araştıracak çalışmalara yardımcı olması temenni edilmektedir. Anahtar Kelimeler: Superior semisürküler kanal dehissansı; multifrekans immitansmetri; rezonans frekans

Şengül Arslan
Ege University · Institute of Health Sciences
2016
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Baş boyun cildi melanom dışı tümörlerinin cerrahi tedavisinde 3D histoloji tekniği ve sonuçlarımız

Amaç Cilt tümörlerinin erken tanı ve tedavi olasılığı diğer tümörlere göre daha fazla olsa da en sık ortaya çıktığı bölge olan yüz cildi aynı zamanda hastaların en fazla estetik kaygı duyduğu bölge olması nedeniyle ayrı bir öneme sahiptir. İlk olarak Mohs tarafından tanımlanan Mohs mikrografik cerrahisi yıllardır başarıyla uygulanmaktadır. Mohs cerrahisine benzer bir teknik olan 3D histoloji tekniğinde rekürrens oranları %1-2 oranında bildirilmiştir. Bu çalışmanın amacı da yüz cildi tümörlerinde 3D histoloji tekniğinin etkinliğini araştırmaktır. Yöntem Bu çalışmaya Ocak 2015-Nisan 2016 tarihleri arasında Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Kulak Burun Boğaz Anabilim Dalı'nda cilt bazal hücreli ve skuamöz hücreli karsinomu nedeniyle opere edilen 50 hasta dahil edildi. Öncelikle kitle tümör büyüklüğüne göre güvenli cerrahi marjla çıkarıldı. Saat 12 hizası tipp-ex ile işaretlendi. Daha sonra 2 mm'lik sınır şeritleri saat 12 yönünden başlanarak yine tümör büyüklüğüne göre (büyük tümörlerde dört ya da altı, küçük tümörlerde iki parça) ayrıldı. Patologla iletişimi kolaylaştırmak ve hataları engellemek amacıyla tümörün ayrıntılı haritası patoloji anabilim dalıyla ortak oluşturulan form üzerine çizilerek ve açıklama yazılarak oluşturuldu. Patoloji sonuçları 24 saat sonra bildirildi. Bulgular Elli hastadan onsekizi kadın (%36), 32'si erkek (%64) hastaydı. Yaş ortalaması 67.6 (41-93) olarak hesaplandı. Elli hastada toplam elli dokuz lezyon eksize edildi. Elli dokuz lezyondan sekizi (%13.6) SHK, elli biri (%86.4) BHK'du. Ortalama lezyon alanı 4.60 cm2 (0.16-36.91), ortalama defekt alanı ise 9.40 cm2 (0.64-56.75) olarak hesaplandı. Takiplerinde hiçbir hastada nüks saptanmadı. Sonuç Tümörün sınırlı ve yeterli eksizyonu ve defektin en uygun rekonstrüksiyonu cilt tümörlerinde tedavinin aslıdır. Sınırlı ve yeterli eksizyon ise klasik eksizyon yöntemleriyle mümkün olmamaktadır. Düşük nüks oranlarıyla özellikle baş ve boyun cildindeki tümörlerin tedavisinde Mohs ve 3D histoloji gibi teknikler en uygun yaklaşımı oluşturmaktadır.

CerrahiDeri neoplazmlarıHistolojik teknikler+2
Mustafa Uslu
Ege University
2016
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Benign vokal kord lezyonlarına foniatrik yaklaşım- vokal kord polipi tanılı hastalarda cerrahi tedavi sonrası ses terapisi etkinliğinin değerlendirilmesi

Giriş-Amaç Vokal kord polipleri öncelikli olarak vibratuar travma sonucu oluşmakla beraber sigara kullanımı da oluşmasında etkilidir. Bu çalışmamızda vokal kord polibi tanılı hastalarda bir gruba sadece cerrahi tedavi, bir gruba da önce ses terapisi ve ses eğitimi daha sonrasında cerrahi tedavi uygulanmıştır. Amacımız bu 2 grubu objektif ve subjektif ses değerlendirme testleri sonuçlarıyla değerlendirmek ve karşılaştırmaktır. Materyal-Metod Vokal kord polipi tanısı alan hastalar 2 gruba ayrıldı. Grup 1 sadece cerrahi tedavi uygulanan, grup 2 önce ses terapisi ve ses hijyeni uygulanıp şikayetleri geçmemesi üzerine cerrahi tedavi uygulanan hastalardan oluşturuldu. Tüm hastaların, ses terapisi, ameliyat öncesi ve sonrası 1. 3. ve 6.aydaki ses kayıtları ve videolaringostroboskopik görüntü kayıtları alındı. Subjektif işitsel algısal ses analizinde GRBAS ölçeği ve Ses Handikap İndeksi-10 (Voice Handicap İndex-VHI-10), Objektif Ses analizinde jitter, shimmer, F0, Harmonik gürültü oranı (Harmonic noise ratio, HNR; dB), Maksimum fonasyon zamanı (MFZ) bakıldı. Bulgular Grup 1 ve Grup 2 hastalarının tedavi öncesi ve sonrası VHI-10 ve GRBAS puanlarının istatistiksel değerlendirmeleri sonucunda, olguların cerrahi tedavi sonrasında ses ile ilgili şikâyetlerinde istatistiksel olarak anlamlı derece düzelme saptandı. Grup 2 hastalarının GRBAS ve VHI-10 skorlarında ses terapisi ve hijyeni sonrası düşme olduğu ancak cerrahi tedavi sonrasında daha anlamlı derecede düzeldiği saptandı. Grup 1 hastalarında tedavi sonrası MFZ'de artma, F0, jitter, shimmer, HNR değerlerinde anlamlı derecede azalma saptandı. Grup 2 hastalarında ses terapisi ve cerrahi tedavi sonrası MFZ'de artma, F0, jitter, shimmer, HNR değerlerinde anlamlı derecede azalma saptandı. Önce ses terapisi düzelme olmazsa III cerrahi operasyon uygulanan 50 hastadan 6'sının (% 12) polip boyutlarında küçülme olduğu gözlendi. Sonuç Vokal kord poliplerinde küratif tedavi genellikle cerrahi tedavi iken, ses terapisi ve ses hijyeniyle ses kalitesinin artabileceği, şikayetlerinin gerileyebileceği hatta bazı seçilmiş hastalarda şikayetlerinin ve polibin tamamen gerileyebileceğini bilerek, bu hastalarda ameliyat kararı verdikten hemen sonra ses terapisi ve ses hijyenine başlanması ameliyat sonrasında da devam etmelerini önermekteyiz.

Abdulhalim Aysel
Ege University
2016
00
Master'sOpen AccessTR

Sağlıklı yetişkinlerde multifrekans timpanometri normatif değerleri

Timpanometri ucuzluğu, hızlı yapılabilmesi, invaziv olmaması ve tanıya sağladığı katkılar nedeniyle ilk tanıtıldığı günden beri tüm dünyada yaygın şekilde kullanılmaktadır. Test için, ilk yıllarda 226 Hz prob tonlar kullanılmış, ancak sonraki yıllarda bu frekans ile yapılan ölçümlerin bazı kısıtlılıkları ortaya konulmuştur. Otoskleroz gibi patolojik durumlarda veya yenidoğanların değerlendirilmesinde yüksek frekans prob tonların kullanımı gündeme gelmiştir. Ancak bu testler daha karmaşıktır ve klinik kullanımlarının yaygınlaşabilmesi için niceliksel ve/veya niteliksel normal değerlerinin saptanmasına gereksinim vardır. Çalışmamız kliniğimizde kullanılan yüksek frekans timpanometri cihazının normal değerlerini saptamak amacıyla yapılmıştır. Çalışma grubu, erişkin yaşta, normal işiten ve normal 226 Hz timpanograma sahip 56 kişiden oluştu. Yüksek frekans timpanometri ölçümleri için MAICO MI 44 model cihaz kullanıldı. Önce standart 226 Hz prob frekansı ile ve daha sonra 678, 800 ve 1000 Hz prob ton frekanslarında ölçümler gerçekleştirildi ve kulak kanal volümü (KKV), timpanogram tepe basıncı (TTB) ve kompliyans (statik admittans) değerleri tanımlayıcı istatistiksel veriler (ortalama, standart sapma, ortanca, en yüksek ve en düşük ile yüzdelik değerler) açısından değerlendirmeye alındı. Ayrıca, kulak kanal volümü, TTB ve kompliyans (statik admittans) değerleri katılımcıların cinsiyetine ve timpanogram tiplerine göre karşılaştırıldı. Çalışma grubunun yaş ortalaması 25,2±6,4 (20-53 yaş aralığı) idi. Katılımcıların yüzde 51,8'i (s=29) erkek, yüzde 48,2'si (s=27) ise kadındı. Timpanogram tipleri; 678 Hz'de iki atipik ve beş çift tepeli timpanogram (ÇTT), 800 Hz'de bir atipik ve 13 ÇTT 1000 Hz'de ise bir ters, dört atipik ve 68 ÇTT saptandı. Ortalama KKV değerleri 226 Hz'de 1,07±0,35 ml; 678 Hz'de 1,01±0,34 ml; 800 Hz'de 0,97±0,28 ml ve 1000 Hz'de 1,01±0,28 ml idi. Ortalama TTB değerleri 226 Hz'de -32,39±13,97 daPa; 678 Hz'de -1,58±19,28 daPa; 800 Hz'de 6,28±24,34 daPa ve 1000 Hz'de 31,22±33,20 daPa idi. Ortalama kompliyans (statik admittans) değerleri 226 Hz'de 0,69±0,36 ml; 678 Hz'de 1,95±1,16 mmho; 800 Hz'de 1,74±0,97 mmho ve 1000 Hz'de 1,39±0,78 mmho idi. Erkeklerin KKV değerleri (226 Hz'de 1,22±0,36 ml; 678 Hz'de 1,16±0,36 ml; 800 Hz'de 1,10±0,27 ml ve 1000 Hz'de 1,13±0,27ml) kadınlara göre (sırasıyla 0,91±0,27 ml; 0,84±0,21 ml; 0,83±0,20 ml ve 0,88±0,22 ml) daha yüksekti ve aradaki fark tüm frekanslarda istatistiksel olarak anlamlıydı (sırasıyla; z=4,933; p=0,000,z=5,303; p=0,000, z=5,443; p=0,000, z=4,671; p=0,000). Cinsiyete göre kompliyans değerleri yalnızca 1000 Hz iv frekansta anlamlı ölçüde farklıydı (z=2,073;p=0,038). Bu frekansta kadınların ortalama kompliyans (statik admittans) değerleri (1,52±0,81 mmho) erkeklere göre (1,25±0,74 mmho) daha yüksekti. Diğer frekanslarda kompliyans (statik admittans) ve test edilen tüm frekanslarda TTB değerleri bakımından cinsler arasında anlamlı fark yoktu (p>0,05). Çalışmaya katılan kişilerde elde edilen timpanogram tipleri cinsiyete göre farklılık göstermedi (p>0,05). Timpanogram tipleri karşılaştırmalarda tip A ve diğer tipler olarak iki grup olarak ele alındı. 1000 Hz frekansta tiplere göre TTB (z=5,743; p=0,000) ve kompliyans (z=4,608; p=0,000) değerleri anlamlı düzeyde farklılık göstermekteydi. Timpanometrik tepe basıncı (11,95±20,57 daPa'dan 41,52±34,17 daPa'a) ve kompliyans (0,94±0,51mmho'dan 1,62±0,80 mmho'ya) değerleri diğer tiplerde tip A'dan daha yüksekti. 1000 Hz frekansta KKV, 678 Hz ve 800 Hz frekanslarda KKV, TTB ve kompliyans değerleri, timpanogram tiplerine göre anlamlı fark göstermedi (p>0,05). Normal değerler yaşa, cinse, genetik özelliklerin, kullanılan cihazlar ve uygulanan protokollerine göre farklılık gösterebilmektedir. Yüksek frekans timpanometri cihazına ait verilerin, bundan sonra yapacağımız çalışmalarda kullanılması planlanmıştır.

Hatice Sema Başak
Ege University · Institute of Health Sciences
2016
00
Master'sOpen AccessTR

Koklear implant kullanan, tek taraflı veya çift taraflı işitme cihazı kullanan ve normal işiten gönüllülerin psikolojik deney yapı dili (pebl) testi ile görsel algılarının değerlendirilmesi ve kıyaslanması

Araştırmanın amacı, 9-60 yaş arasındaki koklear implant kullanan, işitme cihazı kullanan ve normal işiten çocuklar ve yetişkinlerin, Psikolojik Deney Yapı Dili (The Psychology Experiment Building Language (PEBL)) test bataryasında bulunan hareket duvarı (timewall) ve saat (clock) testleri ile görsel algı düzeylerinin değerlendirilmesi ve gruplar arasında fark olup olmadığının araştırılmasıdır. Araştırma kesitsel analitik bir çalışmadır. Araştırma İzmir Ege Üniversitesi Hastanesi Kulak Burun Boğaz Anabilim Dalı merkezinde gerçekleştirilmiştir. Araştırmaya 6-90 yaş arası toplam 67 çocuk ve yetişkin katılmıştır. Bu çocuk ve yetişkinlerin 27 tanesi koklear implant kullanan, 20 tanesi işitme cihazı kullanan, 20 tanesi normal işitendir. Araştırma, etik kurul izni alındıktan sonra Ekim 2016- Ekim 2017 tarihleri arasında gerçekleştirilmiştir. Araştırmaya katılan koklear implant kullanan, işitme chazı kullanan ve normal işiten çocuk ve yetişkinlere Psikolojik Deney Yapı Dili (The Psychology Experiment Building Language (PEBL)) test bataryasında bulunan hareket duvarı (timewall) ve saat (clock) testleri uygulanmıştır. Araştırmada hareket duvarı (timewall) ve saat (clock) testlerine göre, görsel algı başarı oranı koklear implant kullanan, işitme cihazı kullanan ve normal işiten grup arasında karşılaştırıldığında gruplar arası bir fark gözlenmiştir. Hareket duvarı (timewall) ve saat (clock) testlerine göre değerlendirdiğimizde fark yaratan grubun normal işiten grubun olduğu gözlenmiştir. Sonuç olarak, görsel algı bozukluğu işitme kaybı olan bireylerin iletişim kurmalarını ve konuşulan veya işaretle anlatılmak istenen mesajları yorumlayabilmelerini etkiler. Bu tür eksikliği olan bireyler dudak hareketlerini de sağlıklı şekilde ayırt edemezler ve dudak okumada başarısız olurlar. Görsel algı gelişiminin olmaması işitme kaybı yaşayan bireylerin sosyal ve eğitim yaşantısında geri kalmasına neden olacaktır.

Osman Kalkan
Ege University · Institute of Health Sciences
2017
00
Master'sOpen AccessTR

6-16 yaş okul çağı kekeme çocuklarda kekemelik tedavisine ek olarak müzik eğitiminin ritim algısı ve tedavi sürecine etkisi

6-16 yaş okul çağı kekeme çocuklara verilen müzik eğitiminin çocukların ritim duygusunu geliştirmesi ve bunu takiben konuşma ritimlerininin düzenlenmesi dolasıyla daha akıcı ve doğal konuşma sağlanması amaçlanmıştır. Ayrıca, gruplar halinde verilen müzik dersleriyle, çocuğun içinde bulunduğu stres ortamından uzaklaşması, daha sosyal hale gelmesi, topluluk içinde daha rahat söz alması ve tedavi sürecini daha verimli hale getirilmesi amaçlanmaktadır. Araştırma, Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Kulak Burun Boğaz Anabilim Dalı Foniatri birimine kekemelik tedavisi için başvuran gönüllülerden araştırma koşullarına uygun olanlar seçilerek yürütülmüştür.Araştırmaya 6-16 yaş arası toplam 39 çocuk katılmıştır. Bu çocukların 15' i akıcı konuşmaya sahip ve 24'ü kekemedir.Bu kekeme çocuklar randomizasyon yöntemiyle iki gruba ayrılarak 1. Gruba sadece kekemelik tedavisi, 2. Gruba ise kekemelik tedavisine ek olarak müzik eğitimi verilmiştir. Müzik eğitimi kapsamında çocuklar solfej, ritim ve perküsyon v.b. dersler almıştır. Sadece konuşma terapisi verilen kekeme çocuklar ile konuşma terapisine ek olarak müzik eğitimi verilen kekeme çocuklarda ritim algısı ve tedavi sürecindeki değişikliklerin değerlendirilmesi ve karşılaştırılması KEŞİDA-4 ve Ritim Algı Testi kullanılarak yapılmış sonuçlar akıcı konuşmaya sahip çocuklardan oluşan 3. Grup ilekarşılaştırılmıştır. Çalışmaya katılan 1. Grup ve 2. Grubu tedavi öncesi ve tedavi sonrası KEŞİDA-4 toplam puanları, KEŞİDA-4 alt ölçekleri ve Ritim Algı Testi sonuçları kendi arasında ve akıcı konuşmaya sahip çocukların yer aldığı 3. Grup ile karşılaştırılmıştır ve KEŞİDA-4 alt ölçeklerinde ve Ritim Algı Testi'sonuçlarında farklılıklar bulunmuştur. Dolayısıyla çocukların müzik eğitimi alması çocukların müziğe farkındalığını sağladığını ve çocukların ritim algısını arttırdığını söyleyebiliriz. Sonuç olarak; kekeme bireylere klasik tedavilereek olarak bu konuda uzman kişilerce müzik eğitimi verilmesi bireylerin daha akıcı konuşmaya ve en önemlisi her anlamda daha doğal bir konuşmaya sahip olmasına, ritim algısını kuvvetlendirmeye,tedavi sürecine daha istekli ve düzeli bir şekilde katılmasına, grup eğitimleriyle daha fazla sosyalleşmelerine katkıda bulunmaktadır. Anahtar Kelimeler:Kekemelik; Kekemelik Tedavisi; Müzik Eğitimi; Ritim Algısı

Yağmur Köyel
Ege University · Institute of Health Sciences
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Bilateral ileri derece işitme kayıplı bireylerde ses handikap indeksi 10 (vhı 10), grbas skalası ve sesin akustik özelliklerinin karşılaştırılması

Araştırmanın amacı 18-60 yaş arası bilateral ileri derece işitme kayıplı bireylerde Ses Handikap İndeksi 10 (VHI 10), GRBAS Skalası ve sesin akustik özelliklerinin karşılaştırılmasıdır. Araştırmada hasta (bilateral ileri derece işitme kaybı) ve normal (sağlıklı) olmak üzere iki farklı grup oluşturulmuştur. Bilateral ileri derece işitme kayıplı grup; Mart 2017- Ekim 2017 tarihleri arasında Ege Üniversitesi Kulak Burun Boğaz Anabilim Dalı' na işitme kaybı şikayeti ile başvuran ve 18-60 yaş arası 9' u kadın ve 6' sı erkek olmak üzere bilateral ileri derece işitme kaybı tanısı alan toplam 15 hastayla oluşturulmuştur. Normal (sağlıklı) grup; 18-60 yaş arası, herhangi bir işitme kaybı olmayan, ses şikayeti bulunmayan 15 kişiden oluşturulmuştur. Araştırmaya katılan bilateral ileri derece işitme kayıplı bireyler ile normal işiten bireyler hekim muayenesinden geçip Saf Ses Odyometri testi yapıldıktan sonra çalışma hakkında bilgilendirilmiştir ve her iki gruba da Gönüllü Olur Formu imzalatılmıştır. Olgu Rapor Formları doldurulup; Ses Handikap İndeksi 10 (VHI 10) ve GRBAS Skalası uygulandıktan sonra analiz edilmek üzere ses kayıtları alınmıştır. Araştırmada Ses Handikap İndeksi 10 (VHI 10) ve GRBAS Skalası Skorları ile akustik parametreler normal işiten bireyler ve bilateral ileri derece işitme kayıplı bireyler arasında karşılaştırıldığında gruplar arası anlamlı bir fark gözlenmiştir. Yapılan objektif ve subjektif değerlendirmeler bilateral ileri derece işitme kayıplı bireylerin ses özelliklerinin normal işitenlerden farklı olup, işitme kayıplı bireylerin anormal ses özelliklerine sahip olduğunu ve işitme kayıplı bireylerde bu durumun sosyal ve emosyonel durumlarını etkilediğini desteklemiştir. Sonuç olarak; işitme kayıplı bireylerin ses bozuklukları ve bu bireylerin seslerindeki bozulmaların emosyonel durumlarına etkileri üzerine yapılan çalışmalar, rehabilitasyon sürecinde önem kazanacak ve bu konu hakkında ileride yapılacak olan diğer çalışmalara rehberlik edecektir. Anahtar Kelimeler: İşitme Kaybı; SHI 10; GRBAS Skalası; Akustik Analiz

Ezgi Sultan Kaya
Ege University · Institute of Health Sciences
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Koklear implant kullanan, tek taraflı veya çift taraflı işitme cihazı kullanan bireylerin stroop testi performanslarının karşılaştırılması

Araştırmanın amacı, 9-60 yaş arasındaki koklear implant kullanan, işitme cihazı kullanan ve normal işiten çocuk ve yetişkinlerde, Stroop testinin ölçtüğü seçici dikkat becerileri, bilgi işlemleme hızları gibi frontal lob süreçlerinin karşılaştırılması ve gruplar arasında fark olup olmadığının araştırılmasıdır. Çalışmanın diğer bir amacı ise, koklear implantlanma yaşının seçici dikkat becerileri üzerine etkisini değerlendirmektir. Araştırma kesitsel analitik bir çalışmadır. Araştırma İzmir Ege Üniversitesi Hastanesi Kulak Burun Boğaz Anabilim Dalı merkezinde gerçekleştirilmiştir. Araştırmaya 9-60 yaş arası toplam 62 çocuk ve yetişkin katılmıştır. Bu çocuk ve yetişkinlerin 22 tanesi koklear implant kullanan, 20 tanesi işitme cihazı kullanan, 20 tanesi normal işitendir. Çalışma grubunu oluşturma kriteri olarak görme bozukluğu olmaması, herhangi bir nörolojik veya psikiyatrik tanılarının olmaması ve bilişsel süreçleri bozacak herhangi bir ilaç kullanıyor olmamaları göz önünde bulundurulmuştur. Araştırma, etik kurul izni alındıktan sonra Temmuz 2017- Ekim 2017 tarihleri arasında gerçekleştirilmiştir. Araştırmaya katılan koklear implant kullanan, işitme cihazı kullanan ve normal işiten çocuk ve yetişkinlere Stroop testi TBAG formu uygulanmıştır. Çalışmaya katılanların, bu formun beş bölümündeki görevleri tamamlama süreleri, hata ve hata düzeltme puanları karşılaştırılmaktadır. Araştırmada Stroop testi TBAG formuna göre, beş bölümdeki görevleri tamamlama süreleri koklear implant kullanan, işitme cihazı kullanan ve normal işiten grup arasında karşılaştırıldığında gruplar arası fark gözlenmiştir. Fark yaratan grubun normal işiten grup olduğu gözlenmiştir. Fakat hata puanları açısından gruplar arasında bir fark bulunamamıştır. Çalışmamızda, 6 yaş öncesi implant olan grubun, 6 yaş sonrası implant olan gruba göre beş bölümdeki görevleri tamamlama sürelerinin daha kısa olduğu gözlenmiştir. Sonuç olarak, koklear implant kullanan ve işitme cihazı kullanan bireylerin seçici dikkat becerileri normal işiten bireylerin becerilerinden farklılaştığı saptanmıştır. İşitsel yoksunluğun, bireylerin tüm gelişim becerilerinin yanı sıra, özellikle sosyal-uyum becerileri üzerinde olumsuz etkisi olduğu bilinmektedir. Buna bağlı olarak, koklear implantlı ve işitme cihazlı grubun, normal işiten yaşıtlarına göre daha yetersiz dikkat becerisine sahip olduğu bulunmuştur. Bu sonuçların, koklear implantlı ve işitme cihazlı bireylerin eğitimlerinde dikkat becerilerini geliştirecek çalışmalara yer verilmesine ve seçici dikkat becerilerinin değerlendirilmesinden elde edilecek bulguların, işitme kayıplı çocukların sosyal-uyum davranış becerilerinin düzenli değerlendirilmesine katkı sağlayacağı düşünülmüştür. Anahtar Kelimeler: Koklear İmplant, İşitme Cihazı, Stroop Testi, Frontal lob

Hasret Kılıç
Ege University · Institute of Health Sciences
2017
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Romatoid artrit hastalarında işitsel ve koklear fonksiyonun değerlendirilmesi

Amaç: Romatoid artritli hastalarda hem sensörinöral hem de iletim tipi işitme kayıpları bildirilmiş olmakla beraber sensörinöral işitme kaybının daha yaygın olduğu (%24-60), bunun da romatoid artritin iç kulağı etkilemesine bağlı olarak meydana geldiği bildirilmiştir. Çalışmamızda romatid artritli hastalarda işitsel sistemin değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Çalışma 2 gruptan oluşmuştur. Necmettin Erbakan Üniversitesi Meram Tıp Fakültesi romatoloji kliniğine gelen seropozitif romatoid artrit tanısı alan 40 gönüllü katılımcı ve alınacak anamnez ile desteklenen ve normal işitmeye sahip 40 gönüllü katılımcı kontrol grubunu oluşturmuştur. Aralık 2021-Aralık 2022 tarihleri arasında 18-60 yaş aralığında tarafımıza yönlendirilen seropozitif romatoid artrit hastaları grubuna ve sağlıklı gruba tam bir kulak burun boğaz muayenesi sonrası saf ses odyometri, timpanometri, kontralateral ve ipsilateral akustik refleks testi ve TEOAE testi yapılmıştır. Saf ses odyometri testi ile hava yolu ve kemik yolu eşikleri, konuşmayı alma eşiği, konuşmayı ayırt etme yüzdesi, rahatsız edici ses yüksekliği seviyeleri, en rahat ses seviyeleri de değerlendirilmiştir. Yapılan her bir test sonucu gruplar arasında ayrı ayrı karşılaştırılmıştır. Bulgular: RA'lı hasta grubunda 13 hastada bilateral SNİK (%32,5),1 hastada tek taraflı SNİK olmak üzere toplamında 14 kişide (27 kulak, %33,75) SNİK tespit edildi.RA'lı hastaların 2'sinde bilateral mikst tip (%5) işitme kaybı olduğu görüldü. Kontrol grubunda ise 2 hastada (%5) bilateral SNİK tespit edildi. TEOAE testinde romatoid artrit hastalarının %32.5'i, kontrol grubunun ise %5'inin sağ kulağından cevap alınamamış olup gruplar arasındaki fark anlamlı bulunmuştur (p<0.05). Sol kulağa yapılan TEOAE testinde ise RA'lı hastaların %25'inden, kontrol grubunun ise %5'inden cevap alınamamış olup gruplar arasındaki fark anlamlı bulunmuştur (p<0.05). Gruplara göre yapılan konuşma odyometrisi testlerinde işitme açısından farklılık olup olmadığını belirlemek için yapılan istatistiksel analiz sonucunda RA hastalarında sağ ve sol kulak değerlerinin kontrol grubuna göre anlamlı şekilde yüksek olduğu, konuşma ayırt etme skorlarının da kontrol grubuna kıyasla anlamlı derecede düşük olduğu görüldü. Sonuç: Bu çalışmadan elde edilen veriler ısığında romatoid artritli hastalarda işitsel sistemin olumsuz yönde etkilendiği görülmüştür. Çoğunlukla da SNİK yapabileceği düşünülmektedir. Bundan dolayı RA tanısı konan hastalara odyolojik muayene ve tetkikler yapılıp olası bir tutulum olabileceği bilgisi verilmelidir. Bu yönde yapılan çalışmalar arttığında olası orta ve iç kulak tutulumu hakkında daha net veriler elde edilecektir. Düzenli izleme ve erken müdahale, daha fazla hasarın önlenmesine yardımcı olabilir ve başarılı tedavi şansını artırabilir.

Artrit-romatoidOdyometriİşitme bozuklukları+2
Taha Yasin Yıldız
Necmettin Erbakan University
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Klasik osteotom ve elektrikli mikrotestere osteotom ile yapılan rinoplasti operasyonu sonrasında ödem, ekimoz ve ağrının karşılaştırılması

Amaç: Bu çalışmada konvensiyonel (klasik) osteotomi ve güçlendirilmiş (elektrikli) mikro-testere osteotomi teknikleri ile yapılan rinoplasti ameliyatı sonrası oluşan ödem, ekimoz ve ağrıyı karşılaştırmayı amaçladık. Materyal ve Method: Aralık 2021 ve Mayıs 2023 tarihleri arasında Necmettin Erbakan Üniversitesi Tıp Fakültesi Kulak Burun Boğaz Hastalıkları Anabilim Dalı'nda yaşları 18 ile 45 arasında olmak üzere toplam 90 hasta dahil edildi. 45 hastaya elektrikli testere enstrümanlar yadımıyla medial, lateral ve transvers osteotomi uygulandı, 45 hastaya ise konvensiyonel yöntem yardımıyla osteotomi uygulandı. Hastaların postoperatif birinci gün, üçüncü gün ve yedinci gün ödem, ekimoz, ağrı değerleri, bir KBB Hastalıkları uzmanlık öğrencisi tarafından, yapılan osteotomi yönteminden habersiz (tek kör) olarak Kara ve Gokalan ödem ekimoz sınıflamasının Yücel modifikasyonu kullanılarak kaydedildi. Ayrıca ağrı için Görsel Analog skala (VAS) ağrı ölçeği kullanılarak kaydedildi. Bulgular: Yaş ve cinsiyete göre gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı farklar saptanmadı. Postoperatif 1. gün ve 3. gün ödem skorlarının Elektrikli mikrotestere osteotomi uygulanan hasta grubunda (grup 1), klasik osteotomi (grup 2) grubuna göre düşük düzeylerde olduğu, postoperatif 7. gün ödem skorlarının ise grup 1'de grup 2'e göre biraz daha düşük seviyelerde olduğu, ancak aradaki farkların istatistiksel olarak anlamlı olmadığı belirlendi. Grup 2 'de postoperatif 1. gün ve 3. gün ekimoz skorlarının grup 1 'e göre istatistiksel olarak anlamlı şekilde yüksek düzeylerde olduğu, buna karşın 7. gün ekimoz skorlarının tedavi grupları arasında anlamlı farklar ortaya koymadığı belirlendi. Ağrı açısından değerlendirdiğimizde grup 2 'de postoperatif 1. Gün ağrı skorlarının(VAS) grup 1 'e göre istatistiksel olarak anlamlı şekilde yüksek olduğu (p=0.011), buna karşın 3. gün ve 7. Gün VAS'ın tedavi grupları arasında anlamlı farklar ortaya koymadığı belirlendi. Sonuç: Rinoplasti sonrası sık karşılaştığımız morbidetelerden ödem, ekimoz ve ağrı hastaların en önemli sorunlarındandır. Rinoplasti sonrası erken dönemde ekimoz ve ağrının azaltılmasında elektrikli testere yönteminin klasik yönteme göre daha etkili olduğu görüldü. Ancak postoperatif 7. Gün ödem, ekimoz ve ağrı değerlendirmesinin benzer olduğu sonucuna varıldı. Elektrikli testere, osteotomi aşamasında konvansiyonel yönteme kıyasla etkin, güvenilir ve alternatif bir yöntem olarak kullanılabileceği düşünüldü.

Cerrahi-kulak-burun-boğazEkimozMikrotestere+3
Erdem Bayrakcı
Necmettin Erbakan University
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Ratlarda uzun süreli topikal oksimetazolin ile oluşturulan rinitis medikomentoza üzerine badem yağının etkileri

Amaç: Bu deneysel hayvan çalışması ile rinitis medikomentozada; nazal mukozada gerçekleşen histopatolojik değişikliklerin saptanması ve kanıtlanmış tedavisi bulunmayan bu hastalıkta klinik deneyime dayanarak kullanılan topikal steroide alternatif oluşturabilecek bir tedavi seçeneğinin literatüre kazandırılması amaçlandı. Yöntem: Çalışmaya toplam 40 erkek rat dahil edildi. Bu ratlardan 32 tanesinde burunlarına 60 gün boyunca günde 3 defa uygulanmış olan intranazal oksimetazolin ile rinitis medikomentoza oluşturuldu, 8 tanesine yalnızca serum fizyolojik uygulanarak kontrol grubu oluşturuldu. 60 gün sonunda kontrol grubundan 8 rat ve oksimetazolin uygulanan gruptan 8 rat ön incelemeye alındı, karşılaştırma sonucunda rinitis medikamentozanın oluştuğu kesinleştirildi. Rinitis medikamentoza oluşturulmuş olan 32 rattan 8 tanesine 15 gün boyunca intranazal serum fizyolojik uygulanarak tedavi kontrol grubu oluşturuldu, 8 tanesine intranazal mometazon furoat uygulandı, kalan 8 tanesine de intranazal badem yağı uygulandı. Ardından ratlar sakrifiye edilerek 3 grubun nazal mukozasındaki değişiklikler histopatolojik olarak incelendi ve kantitatif skorlama verileri ile gruplar arası karşılaştırma yapıldı. Bulgular: Rinitis medikamentoza oluşumunu kesinleştirmek için yapılan ön incelemede rinitis medikomentoza grubunun medyan subepitelyal ödem, inflamasyon, konjesyon, submukozal bez dejenerasyonu ve total medyan skorları kontrol grubuna göre anlamlı derecede yüksek olduğu saptandı (sırasıyla p<0,001, p=0,001 ve p=0,002). Medyan subepitelyal ödem ve konjesyon skorları badem yağı grubunda nazal steroid grubuna göre anlamlı derecede düşüktü (sırasıyla p=0,017 ve p=0,015). Medyan inflamasyon ve submukozal bez dejenerasyonu skorları badem yağı grubunda tedavi kontrol grubuna göre anlamlı derecede düşük olduğu saptandı (sırasıyla p=0,025 ve p=0,02). Tüm histopatolojik parametreler birlikte değerlendirildiğinde badem yağı grubunun total medyan skoru, tedavi kontrol grubu ve nazal steroid grubunun total medyan skoruna göre anlamlı derecede düşük olduğu saptandı (sırasıyla p=0,007 ve p=0,001). Sonuçlar: Badem yağının intranazal kullanımının; ratlarda rinitis medikamentoza tedavisinde intranazal steroidlere göre daha etkili olduğu saptandı. Anahtar Sözcükler: Rinitis medikamentoza, badem yağı, nazal steroid, nazal mukoza, nazal dekonjestan

Salih Yayman
Balıkesir University
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Erişkinlerde işitme kaybının etkisinin değerlendirilmesi ölçeğinin Türkçe geçerlik ve güvenirlik çalışması

Bu çalışmanın amacı, Erişkinlerde İşitme Kaybının Etkisinin Değerlendirilmesi (EİKED) ölçeğinin Türkçe geçerlik ve güvenilirliğini değerlendirmektir. Çalışmaya işitme kaybı olan 200 (103 E, 97 K ort yaş:41,61 ±14,71) birey çalışmaya dahil edildi. Geçerlik analiz için yapı geçerlilik ve dış geçerlik analizi yapıldı. Yapı geçerliliği analizinde Açıklayıcı Faktör Analizi (AFA) ve Doğrulayıcı Faktör Analizi (DFA) uygulandı. Dış geçerlilik analizinde ise EİKED ile APHAB arasındaki korelasyon değerlendirildi. Güvenirlik analizinde ise iç tutarlılık ve test tekrar test analizleri uygulandı. İç tutarlılık analizinde Cronbach α katsayısı ile değerlendirildi. Test-tekrar test güvenilirliğinin analizinde ise EİKED'in alt bileşenlerinin kararlılık düzeyleri hesaplandı. Yapı geçerliliği analizinde, EİKED ölçeğin tüm alt kategorilerinin faktör yapısı (AFA) ile tüm alt kategorilerin uyum endeksleri (DFA) kabul edilebilir olduğu tespit edildi. Dış geçerlilik analizinde, EİKED anketinin tüm alt kategorileri ile APHAB anketinin tüm alt kategorileri arasında korelasyon elde edildi (r: 0,622 ile -0,16, P < 0.05). En yüksek pozitif korelasyon, EİKED mesleki yaşam kategorisi ile APHAB toplam skoru arasında bulundu (r=0,622). Güvenilirlik analizinde, EİKED toplam skor ve tüm alt kategorilerinin skorlarında orta ile yüksek derecede iç tutarlılık gösterdi (EİKED/200 toplam Cronbach α=0.941; EİKED/150 toplam α=0.925; hayat kalitesi α=0.783; kişisel yaşam α=0.815; sosyal yaşam α=0.869; mesleki yaşam α=0.873). EİKED/200 toplam ve EİKED/150 toplam puanının test-tekrar test güvenilirliği yüksek elde edildi (ICC = 0.958 ve ICC = 0,940). Yaşam kalitesi, kişisel yaşam, sosyal yaşam ve mesleki yaşam alanlarının ICC'si sırasıyla 0,835, 0, 821, 0, 886 ve 0, 877olarak bulundu. Sonuçlar, EİKED Türkçe versiyonunun yetişkinlerde işitme kaybının etkisini değerlendirmek için geçerli ve güvenilir olduğunu göstermektedir. Anahtar Kelimeler: İşitme kaybı, Anket, İşitsel Rehabilitasyon, Hayat Kalitesi, İşitme Cihazı

Güvenilirlik ve geçerlilikTürkçe uyarlamaYetişkinler+2
Hüseyin Öztürk
Ankara University · Institute of Health Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Normal işiten bireylerde kontralateral akustik refleks supresyon testinde yaş faktörü etkisinin değerlendirilmesi

Efferent işitsel sistem, işitsel algıda önemli bir role sahiptir. Medial olivokoklear demet, gürültü varlığında konuşmanın algılanması, iç kulağın yüksek seslere karşı korunması ve seslerin lokalizasyonu işlevlerini yerine getirmektedir. Olivokoklear demetin periferik işitme sisteminde inhibitör etkisi olduğu bilinmektedir. Kokleanın akustik uyarılmasının medial efferent sistemin aracılık ettiği bir etki olarak kontralateral afferent yanıtları değiştirebilmektedir. Efferent işitme sisteminin kontralateral gürültü varlığında oluşturduğu inhibisyona bağlı olarak kokleada mekanik ve elektriksel bazı değişiklikler meydana gelmektedir. Akustik refleksin kontralateral supresyonu, kontralateral kulaktan bir gürültü uyaranı varlığında akustik refleks amplitüdünün azalması veya akustik refleks eşiğininin artması ile belirlenebilir. Kontralateral akustik refleks supresyon testinde akustik refleks eşiğinde artış ve amplitüdlerinde düşüş meydana gelmesi akustik refleks supresyonu olarak değerlendirilmektedir. Superior oliverik kompleks ve koklear çekirdeklerde efferent işitme sisteminin işlevinde yaşa bağlı değişikliklerin meydana geldiği doğrulanmıştır. Medial oliverik kompleksteki fonksiyonel ve nörokimyasal değişikliklerin yaşla birlikte gerçekleştiğinin gösterilmesine dayanarak, yaşlı insanlarda medial oliverik kompleks işlevinde bir azalma beklenmektedir. Buna bağlı olarak efferent sistemin meydana getirdiği supresyon miktarlarında yaşla birlikte düşüş gözlenmektedir. Kontralateral Akustik Refleks Supreyon testi üzerine yaş faktörünün etkisini incelemeyi amaçlayan çalışmamızda, 18-30, 31-45 ve 46-65 yaş aralıklarındaki normal işiten 66 bireye kontralateral kulaktan 40 dB SL şiddet seviyesinde geniş bant gürültü uyaranı verilerek 500,1000 ve 2000 Hz frekanslarında akustik refleks eşik testi ve 10 dB SL şiddet seviyesinde akustik refleks amplitüd testi uygulanmıştır. Tüm bireylerin akustik refleks eşik ve amplitüd değerleri gürültü varlığında ve yokluğunda kaydedilerek 500,1000 ve 2000 Hz frekanslarında ortalama supresyon miktarları belirlenmiştir. Tüm frekanslarda akustik refleks eşiğindeki yükseliş ve amplitüdlerde meydana gelen düşüş istatistiksel olarak anlamlı olarak bulunmuştur (p<0,05). Akustik refleks eşiği ve amplitüdünün supresyon miktarlarının tüm frekanslarda en yüksek olduğu grup en genç grup olan 18-30 yaş grubunda bulunmuştur. Çalışma sonucunda efferent işitme sisteminin yaştan etkilendiği ve en yüksek supresyon miktarlarının en genç yaş grubunda olduğu gözlenmiştir. Çalışmadaki yaş gruplarının supresyon miktarlarının karşılaştırılmasında 18-30 yaş grubu ile 31-45 ve 18-30 ile 46-65 yaş grubunun ikili karşılaştırılmalarında supresyon miktarında anlamlı farklılıklar bulunurken (p <0,05), 31-45 ile 46-65 yaş grubunun karşılaştırılmasında supresyon miktarında anlamlı farklılıklar bulunmamıştır (p >0,05). Çalışmamız, yaş faktörünün kontralateral akustik refleks supresyon testine etkisini inceleyen literatürdeki ilk çalışmadır. Akustik refleksin kontralateral supresyonu hakkında literatürde az sayıda çalışma bulunmaktadır. Bu test, orta-ileri sensörinöral işitme kaybı olduğunda dahi akustik refleks elde edilebildiğinden dolayı efferent işitme sisteminin değerlendirilmesinde klinik popülasyona daha yaygın olarak uygulanabilen güçlü bir testtir. Bu nedenle kontralateral akustik refleks supresyon testi üzerine daha çok çalışma yapılarak literatür genişletilmelidir.

Akustik impedans testleriRefleks-akustikYaş faktörleri+1
Cihat Bolat
Ankara University · Institute of Health Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Akıllı telefon ile müzik terapisi ve meditasyonun tinnitus üzerindeki etkinliğinin karşılaştırılması

Tinnitus, ortamda herhangi bir ses uyaranı olmadığı halde kişinin kulaklarında veya kafasının içerisinde algıladığı sestir. Bireyler tarafından sürekli veya kesintili olarak hissedilebilen uğultu, sinyal sesi, ıslık sesi, ağustos böceği sesi, vızıltı veya tıslama sesi olarak ifade edilmektedir. Patofizyolojisi ile ilgili birçok teori öne sürülmüş olsa da kaynağı halen tam olarak açıklığa kavuşturulamamıştır. Bu nedenle ortak kabul görmüş net bir tedavi yöntemi de bulunmamaktadır. Dolayısıyla nihai hedef tinnitusun neden olduğu rahatsızlık hissinin azaltılması ve mümkünse ortadan kaldırılması veya hastanın tinnitus ile yaşamaya adapte olmasını sağlamaktır. Tinnitusun ortaya çıkardığı olumsuz etkileri en aza indirmek amacı ile uygulanan birçok yaklaşım vardır. Müzik terapisinde amaç, verilen bir ses uyaranı ile tinnitus farkındalığını azaltıp, tinnitus sesinin rahatsız edecek bir ses olarak algılanmasının önüne geçip nörofizyolojik alışmanın sağlanmasıdır. Tinnitus yönetimi için meditasyonun etkinliğini araştıran çalışmalar, öncelikle farkındalık ve gevşeme terapisine odaklanmıştır. Meditasyonun, algılanan tinnitus farkındalığını azaltarak depresyon ve anksiyete üzerinde olumlu etkiye neden olduğu bildirilmiştir. Günümüzde akıllı telefon kullanımının yaygınlaşmasıyla birlikte sağlık için kullanılabilecek birçok uygulama mevcuttur. Müzik terapisinin ve meditasyonun akıllı telefon uygulaması ile yapılabildiğini gösteren birtakım çalışmalar mevcuttur. Bu çalışmada, hastaların kolay ulaşılabilir, uygulanabilir ve masrafsız bir yöntem olan akıllı telefonlarından indirecekleri uygulama ile meditasyon, müzik terapisi ve meditasyon/müzik terapisi kombinasyonunun tinnitus üzerindeki etkinliğinin karşılaştırılması amaçlanmıştır. Çalışmanın sonuçları neticesinde tinnitus hastalarına danışmanlık verilirken tinnitus rahatsızlık düzeyi üzerinde en etkili olan yöntemin belirlenmesi ile en uygun terapi yönteminin seçilmesine katkıda bulunmak amaçlanmıştır.

Akıllı telefonlarCep telefonuMeditasyon+3
Yağmur Akdoğan
Ankara University · Institute of Health Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

OVEMP'te uygulanan farklı uyaranların ('KLİK', 'tone-burst', 'CHIRP') farklı yaş gruplarındaki sağlıklı bireyler üzerinde karşılaştırılması

ÖZET oVEMP'te Uygulanan Farklı Uyaranların ('klik', 'tone-burst', 'chirp') Farklı Yaş Gruplarındaki Sağlıklı Bireyler Üzerinde Karşılaştırılması Çalışmamız Dışkapı Yıldırım Beyazıt Eğitim Araştırma Hastanesi KBB kliniği odyoloji bölümünde gerçekleştirilmiştir. Dışkapı Yıldırım Beyazıt Eğitim Araştırma Hastanesi Etik Kurulu tarafından 22.03.2016 tarih ve 27/06 numaralı kurul kararı ile çalışmanın uygunluğuna karar verilmiştir. Çalışmamızda farklı yaş gruplarında normal işiten sağlıklı yetişkin kişiler de 'klik','chirp','tone-burst' uyaranlar ile elde edilen oVEMP yanıtlarının amplitüd ve latans açısından karşılaştırılması hedeflenmiştir. Çalışma 19-60 yaş arası 66 gönüllü ile gerçekleştirilmiştir. Çalışmaya daha önce vestibüler rahatsızlık yaşamamış, otoskopik muayene bulguları normal, hava yolu saf ses ortalaması (500-2000 Hz) 15 dB'den az olan,akustik immitansmetri sonuçlarında Tip A timpanogram elde edilen ve akustik refleks eşikleri normal olan bireyler dahil edilmiştir. Uygulama sırasında ortaya çıkan ilk negatif dalga (N1) devamında ortaya çıkan pozitif dalga (P1) latansları ve bu iki dalganın tepe noktaları arasında kalan (P1-N1) amplitüdleri karşılaştırılmıştır. Yapılan uygulamalar sonucu Chirp uyaran ile sağ kulak N1 5,9+/- 0,9 ms P1 11,06+/-0,92 ms P1-N1 10,51+/-7,2(μV);sol kulak N1 6,03+/-1,05ms P1 11,3+/-1,07ms P1-N1 11,93+/-7,33(μV) olarak elde edilmiştir. Klik uyaran ile sağ kulak N1 8,68 +/- 1,44 ms P1 12,73+/-1,8 ms P1-N1 2,77+/-2,05(μV); sol kulak N1 8,63+/-1,47ms P1 12,68+/-1,86ms P1-N1 2,86+/-1,94 olarak elde edilmiştir. Tone-burst uyaran ile sağ kulak N1 10,01+/-0,86 ms P1 14,89+/-1,21 ms P1-N1 7,09+/-5(μV) ; sol kulak N1 10,08+/- 0,88 P1 15,09+/-1,17 ms P1-N1 7,5+/-3,5(μV) olarak elde edilmiştir. Elde edilen N1(ms),P1(ms) ve P1-N1(μV) ortalamalarında her üç uyaran tipi arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılıklar bulunmuştur.(p<0,05) Yaptığımız çalışma ile tone-burst ve klik uyarana göre chirp uyaran ile oVEMP sonuçlarının daha kısa latans , yüksek amplitütte ve morfolojik olarak daha net dalgalara sahip olduğu chirp uyaranının güvenilir ve kullanılabilir bir uyaran olduğu gösterilmiştir. Anahtar Kelimeler: chirp, click, oVEMP, tone-burst

Akustik impedans testleriKulak hastalıklarıOdyoloji+4
Banu Baş
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Institute of Health Sciences
2016
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Kronik hipertrofik adenotonsillitisli çocuklarda ameliyattan önce ve sonra kardiopulmoner ve immünobiyolojik değişikliklerin araştırılması

Anadolu Üniversitesi Tıp Fakültesi kulak burun boğaz kliniğine 1985-1986 yıllarında başvuran hastalar arasından kronik tonsillit ve adenoid vegetasyon tanısı konulan ve örnekleme yönte- miyle seçilen 26 erkek, 14 kız toplam 40 olguda yaptığımız araştır- mada obstrüksiyon mevcutken ve kaldırıldıktan sonra yapılan fizik, odyolojik, radyolojik, elektrokardiografik, immünobiyolojik ve laboratuvar muayeneleri ile kardiopulmoner ve immünobiyolojik patolojiler saptandı. Yaptığımız araştırmada obstrüksiyonun fazlalığı ile oran- tılı olmak üzere kardiopulmoner patolojilerde artma olduğu, immünoglobulin düzeylerinde ise önemli bir değişme olmadığı saptandı. Obstrüksiyon kaldırıldıktan 4-8 ay sonra kardiopulmoner patolojilerde tamama yakın düzelme saptandı. Özellikle çocuklarda hipertrofik ton- silla palatina ve adenoid vegetasyonun en önemli obstrüksiyon nedeni olduğu ve cerrahi olarak obstrüksiyon kaldırıldıktan sonra istatis- tiksel olarak anlamlı düzeyde kardiopulmoner patolojilerin düzeldiği fakat immünoglobulin seviyelerinde önemli bir değişiklik olmadığı saptandı.

Kenan Akçura
Anadolu University
1986
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Larenks kanserli hastalarda Ki-67, CerbB-2, E-kaderin ekspresyonları ve bu belirteçlerin klinik önemi

AMAÇ: Etyopatogenezinde sigara ve alkol kullanımı ile iyonizan radyasyon ve genetik değişikliklerin sorumlu tutulduğu larenks kanserlerinde çeşitli prognostik ve prediktif faktörler söz konusudur. Bunlar başlıca; tümörün klinik patolojisi ve biyolojisiyle ilgilidir. Biyolojik faktörler arasında tümör süpresör genler ve onkogenler başta olmak üzere bazı moleküller yer almaktadır. Sunulan çalışmamızda bu biyolojik faktörlerden E-Kaderin, CerbB-2 ve Ki-67 ekspresyonların larenks karsinomlu olguların klinikopatolojik değişkenler arasındaki ilişkiler araştırıldı.E-Kaderin hücreler arası bağlantıyı sağlayan bir adezyon molekülüdür ve salınımının azalması tümör gelişmine zemin hazırlar. CerbB-2 bir tirozin kinaz büyüme faktörü ve onkogendir. CerbB-2'nin fazla ekspresyonu bir çok malign hastalığın gelişiminde gözlenmektedir ve bu nedenle hücre transformasyonu ve tümör patogenezinde rol oynadığı düşünülmektedir. Ki-67 proteini, bir proliferasyon belirleyici nükleer proteindir. Bu nedenle gerek normal dokularda gerekse neoplastik dokularda, büyüme fraksiyonundaki hücreleri göstermede iyi bir belirleyicidir. Bu çalışmamızdaki amaç larenks kanserli olguların klinikopatolojik değişkenlerden ; nüks ve servikal lenf nodları metastaz riski, uzak metastaz olasılığı ve sağkalım gibi özelliklerle bu belirteçlerin arasındaki korelasyonların ortaya konmasıdır.GEREÇ ve YÖNTEM: Bu çalışmada Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi Tıp Fakültesi KBB Anabilim Dalı'nda 2009-2012 yıllarında tanısı konmuş ve tedavisi düzenlenmiş 41 adet larenks karsinomu olgusu değerlendirilmeye alındı. Hastaların klinik öyküsü, yaş ve cinsiyeti, hastalığın tuttuğu anatomik bölgeleri, sigara ve alkol alışkanlıkları ile fizik muayene bulguları TNM klasifikasyonuna göre kayıt edildi. E-Kaderin, CerbB-2 ve Ki-67 belirteçlerin; tümörün lokalizasyonu, T evresi, histopatolojik tanı, tümör diferansiyasyonu, servikal lenf nodu metastazı, perinöral invazyon, vasküler invazyon, kapsüler invazyon, nüks ,eks ve sağkalım açısından karşılaştırılmaları istatiksel olarak değerlendirildi.BULGULAR: Supraglottik kanserli olgularda servikal lenf nodu metastazı oranı, glottik kanserli olgulara göre istatiksel olarak anlamlı bir şekilde yüksek bulundu (p=0,001). T evrelemesinin artması ile sağkalım oranın düşmesi arasında anlamlı korelasyon saptandı (p=0,016). Kapsüler invazyon varlığıyla sağkalım oranın düşmesi arasında istatiksel olarak anlamlı bulundu (p=0,007).E-Kaderin, Ki-67 ve CerbB-2 ekspresyonları ile çalışma grubumuzdaki larenks karsinomlu tüm olguların tümörün lokalizasyonu, T evresi, histopatolojik tanı, tümör diferansiyasyonu, servikal lenf nodu metastazı, perinöral invazyon, vasküler invazyon, kapsüler invazyon, nüks ,eks ve sağkalım arasındaki istatiksel değerlendirmede anlamlı sonuç bulunmadı. E-Kaderin kuvvetli boyanması ile Ki-67 proliferasyon indeksi arasında pozitif korelasyon saptandı (p=0,012).SONUÇ: E-Kaderin, Ki-67 ve CerbB-2 ekspresyonlarıyla larenks kanserli tüm olgularımızın tüm klinikopatolojik değişkenleriyle yapılan istatiksel değerlendirmede anlamlı korelasyon bulunamadı. Bu bulgu çalışılan belirteçlerin güvenilir prognostik ve prediktif faktör olmadıklarını gösterdi.E-Kaderin kuvvetli boyanması ile Ki-67 proliferasyon indeksi arasında pozitif korelasyon saptandı. E-Kaderin ekspresyonun azalmasının larenks kanserlerinde tümörün invazyon özelliğinin, T ve N evrelemesinin artmasıyla ve kötü prognozla ilişkili olduğu düşünülmektedir. Ayrıca bu ekspresyon iyi diferansiye ve daha az invasiv tümörlerde; hücre-hücre adezyonunu sayesinde indiferansiye tümör geçişine karşı korumaktadır. E-Kaderin ile Ki-67 proliferasyonundaki bu pozitif korelasyon bize larenks kanserlerinde histopatolojik diferansiyasyonun yüksek proliferasyon indeksine rağmen muhafaza edildiğini gösterdi

BiyobelirteçlerCadherinlerGenler-C-Erbb-2+2
Ozan Barutçu
Çanakkale Onsekiz Mart University
2012
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Orta ve ağır COVİD-19 hastalarında koku kaybı ve/veya tat kaybı semptomu ile kan değerleri arasındaki ilişkinin incelenmesi

Amaç: Araştırmanın amacı, 'Covid-19 hastalığı semptomlarından olan koku ve/veya tat kaybının, hastalığın ağırlığı ve kan değerleri arasında ilişki var mıdır?' sorusuna cevap aramak istedik. Buradan yola çıkarak koku ve/veya tat kaybı oluşmasında veya iyileşmesinde incelediğimiz parametreler arasında öngörücü bir değer olup olmadığını araştırmaktır. Gereç ve Yöntem: 1 Eylül 2020 - 1 Ocak 2021 tarihleri arasında Covid-19 servisimize yatışı uygun görülen ve takip ettiğimiz çoğunluğu orta ve ağır 324 Covid-19 hastası yatışları sırasında koku ve/veya tat kaybı yaşayıp yaşamadıkları soruldu. Koku ve/veya tat kaybı geçiren 53 hasta çalışmaya dahil edildi. Koku ve/veya tat kaybı yaşayan hastalar taburcu olduktan sonra tarafımızca telefonla aranarak bilgilerine ulaşıldı. Bu hastalara oluşturulan anket soruları soruldu. Hastalardan semptom şiddetini 0'dan 10'a kadar puanlaması istendi. Hastaların aldığı tedaviler kaydedildi. Covid-19 servislerinde rutin olarak alınan kan testleri kaydedildi. Koku ve tat kaybı olmayan, servisimizde takip ettiğimiz 43 Covid-19 hastası kontrol grubuna dahil edildi ve bu grubun da kan testleri kayıt edildi. Bulgular: Koku ve/veya tat kaybı geçiren hastaların toraks CT skorları kontrol grubuna göre anlamlı derecede düşük çıkmıştır. Yine bu hastaların minimum oksijen satürasyon değerleri kontrol grubuna göre anlamlı olarak yüksek çıkmıştır. Koku kaybı geçiren hastaların kontrol grubuna göre yaş değerleri anlamlı derecede daha küçük çıkmıştır. Tat kaybı geçiren hastaların kontrol grubuna göre yaş değerleri küçük çıkmıştır fakat anlamlı bulunmamıştır(p:0,052). Koku ve tat kaybı gelişmesinde ve iyileşmesinde inflamtuar değerler anlamlı derecede ilişkili bulundu. Sonuç: Koku ve/veya tat kaybı olan Covid-19 hastaları hastalığı daha hafif geçirmekte olup ağır hastalık oluşma ihtimali azalmaktadır. Koku ve/veya tat kaybı olan hastaların hastaneye yatışı daha az gerekmekte hastanede kalış süresi daha kısa olmaktadır. Anahtar Kelimeler: Covid-19, koku kaybı, tat kaybı

COVID 19Kan sayımıKoku duyusu+5
Burak Çelik
Ankara Yıldırım Beyazıt University
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Tip 2 diabetes mellitus hastalarının işitsel beyinsapı ve işitsel orta latans cevapları

Diabetes Mellitus (DM); vücudun oluşan direnç nedeniyle insülini etkin kullanamaması ya da insülin üretememesi sonucu, yüksek kan şekeri seviyesi gösteren kronik metabolik bir hastalıktır. Zamanla, yüksek kan şekeri düzeyleri stria vaskülaris ve sinirlerdeki damarlara zarar vererek, besin ve oksijen yetersizliğiyle kokleovestibüler disfonksiyona (CVD) neden olabilmektedir. Bu çalışmanın amacı; kontrollü Tip2 DM'li bireyler (HbA1c<%7) ve kontrolsüz Tip2 DM'li bireylerin (HbA1c>%7) İşitsel Beyinsapı Cevapları (ABR-Auditory Brainstem Response) ve İşitsel Orta Latans Cevapları (AMLR-Auditory Middle Latency Response) sonuçlarını değerlendirmektir. Çalışmada; Kontrollü diyabet grubunda olan otuz hasta, kontrolsüz diyabet grubunda olan otuz hasta ve sağlıklı otuz birey olmak üzere toplam 90 katılımcı değerlendirildi. Tüm bireylere kulak burun boğaz muayeneleri sonrası odyometrik inceleme, akustik immitansmetrik inceleme, işitsel beyin sapı cevabı ve işitsel orta latans testi uygulandı. Çalışma sonucunda; ABR testinde, bilateral V. Dalga latanslarında kontrolsüz diyabetlerde sağlıklı bireylere göre anlamlı düzeyde uzama gözlendi (p<0.01). Ayrıca bilateral III-V interpeak latanslarında kontrolsüz diyabetlerde sağlıklı bireylere göre anlamlı uzama gözlendi (p<0.01). Hem kontrolsüz diyabette hem de kontrollü diyabette sol kulak I-V interpeak latans değerinde sağlıklı bireylere göre anlamlı uzama gözlendi (p<0.01). AMLR testinde, yalnızca sol kulak Na latans değerinde her iki diyabetli grupta sağlıklı bireylere göre anlamlı uzama gözlendi (p<0.01). Diyabetin glisemik kontrolünün ABR ve AMLR dalga latansları üzerinde etkisi olmadığı gözlendi. Çalışmamızın sonucu Tip2 DM'nin işitmesi normal bireylerde bile santral işitme sistemi üzerine etkisi olduğunu ortaya koymuştur. Diyabetli bireylerde işitme kaybının erken dönemde tespit edilmesinde bir yöntem olarak işitsel beyin sapı cevapları kullanılabilir olarak gözükmektedir. Ancak elde edilen sonuçlarla işitsel orta latans cevapları için aynı sonuç elde edilememiştir. Anahtar Kelimeler: işitsel beyin sapı cevabı, işitsel orta latans cevabı, Tip2 diabetes mellitus.

Diabetes mellitusDiabetes mellitus-tip 2Odyoloji+2
Mervegül Tek
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Institute of Health Sciences
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Subglottik uzanımı olan ileri evre larenks kanserlerinde metastatik paratrakeal lenf nodu sıklığı ve prognostik önemi

Amaç: Subglottik uzanımı olan ileri evre larenks kanserlerinde metastatik paratrakeal lenf nodu sıklığını ve prognostik önemini saptamaktır. Gereç ve Yöntem: 2010 ile 2018 yılları arasında subglottik uzanımı olan ileri evre larenks kanseri nedeniyle total larenjektomi ile beraber paratrakeal lenf nodu diseksiyonu uygulanmış hastalar belirlendi. Subgottik uzanım miktarı krikoid kıkırdak üst ucundan itibaren inferiora doğru ölçülmüştü. Hastaların demografik verileri, operasyon özellikleri, histopatolojik bulguları, evreleri, takip bulguları retrospektif olarak hasta dosyalarından tespit edildi İstatistiksel analizler SPSS programı kullanılarak yapıldı. İstatistiksel anlamlılık düzeyi p<0.05 olarak kabul edildi. Bulgular: Çalışmamıza toplam 39 hasta dahil edildi. Paratrakeal metastatik lenf nodu görülme sıklığı %30.8 (12 hasta) idi. Paratrakeal lenf nodları metastatik olan ve olmayan gruplar(Paratrakeal N+ ve N0) arasında subglottik uzanım miktarı, kıkırdak invazyonu, patolojik risk faktörlerinden; tümör diferansiyasyonu, vasküler invazyon, perinöral invazyon ve perinodal yayılım açısından anlamlı farklılık gözlenmedi. Paratrakeal N0 olan grup ile Paratrakeal N+ grup arasında lateral boyunda metastatik lenf nodu varlığı açısından istatistiksel olarak anlamlı farklılık saptandı (p:0,037) . Paratrakeal N+ hastaların hastalıksız yaşam süreleri de anlamlı olarak düşüktü (p:0.018) . Sonuç: Bu çalışmada; subglottik uzanımı olan ileri evre larenks kanseri nedeniyle paratrakeal diseksiyon uygulanmış hastalarda metastatik lenf nodu sıklığını %30.8 olarak bulduk. Paratrakeal metastatik lenf nodu olan hastalarda, hastalıksız yaşam süresinin daha kısa olduğunu istatistiksel olarak ortaya koyduk.

Laringeal hastalıklarLaringeal neoplazmlarLarinks+5
Hilmi Cem Kaya
Bursa Uludağ Üni̇versi̇ty
2020
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Timpanoplastide subklinik sinüzitin önemi

GİRİŞ VE AMAÇ: KOM gelişmesinde ve devam etmesinde üst solunum yolu enfeksiyonları, özellikle paranazal sinüs enfeksiyonlarının rol oynadığı bilinmektedir. Biz bu çalışmada kliniğimizde KOM nedeni ile opere edilen, rinosinüzit kliniği olmayan fakat temporal kemik BT'sinde rastlantısal olarak maksiler sinus mukozal patolojisi olan hastalardan sinüs mukoza biopsisi alarak KOM'a subklinik rinosinüzitin eşlik edip etmediğini ortaya koymak istedik. GEREÇ VE YÖNTEM: Ankara Atatük Eğitim Araştırma Hastanesi KBB-1 Kliniğinde Aralık 2008- Ekim 2009 tarihleri arasında KOM nedeni ile opere edilen 147 hastanın temporal kemik BT'sinde rastlantısal olarak Paranazal sinüs (PNS)'lerde mukozal kalınlaşma saptandı. Bu hastalardan 20sinde sinüzit semptom ve şikayetleri olmadığı saptanarak intraoperatif maksiler sinüs biyopsisi alındı. Kontrol grubu olarak KRS (Kronik rinosinuzit) nedeni ile fonksiyonel endoskopik sinüs cerrahisi (FESC) yapılan 8 hastanın maksiler sinüs biopsilerinin histopatolojik sonuçları istatistiksel olarak karşılaştırıldı. BULGULAR:Gruplar arasında lenfoid follikül oluşumu, konjesyon ve patolojik grade anlamlı olarak farklı saptandı (p=0,017, p=0,011, p=0,013). Diğer parametreler gruplar arasında anlamlı olarak fark saptanmadı: Yüzey epitel bütünlüğü (p=0,072), yüzey epitel goblet hücre hiperplazisi (p=0,238), skuamöz metaplazi (p=0,320), bazal membran kalınlaşması (p=0,110), subepitelyel bezlerde artış (p=0,089), eozinofil (p= 0,328), nötrofil (p=0.381) ve lenfosit (p=0,438), plazma hücresi (p=1,000), makrofaj (p=0,555), kalsifikasyon (p=0,063), lenfatik dilatasyon (p=1,00), ödem (p=0,285) gruplar arasında istatistiksel olarak benzer olarak bulundu. Patolojik kalsifikasyon ile BT'de kalsifikasyon yönünden istatistiksel olarak anlamlı uyum bulunmadı (κ=0,379 ve p=0,075). SONUÇ: KOM'u olup, rinosinüzit yönünden kliniği olmayan hastalarda temporal kemik tomografisinde rastlantısal saptanan sinüs opasitelerinin asemptomatik seyreden KRS olduğu sonucuna varıldı. Temporal kemik BT değerlendirilmesi esnasında kesitlere giren paranazal sinüslere dikkat edilmesi gerekmektedir. KOM'da cerrahi sonrası başarıyı asemptomatik seyreden bu sinüzitin etkileyebileceği ve bu hastaların postoperatif tedavilerine intranazal steroidlerin eklenmesinin postoperatif başarıyı önemli derecede artırabileceği sonucuna varıldı.

Neslihan Sarı
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Ankara Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesi
2010
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Papiller tiroid kanseri boyun metastazını saptamada FDG PET etkinliğinin değerlendirilmesi

Son yıllarda popülaritesinin artmasıyla birlikte FDG PET çeşitli malign hastalıklarda tanısal yöntem olarak sıklıkla başvurulan bir yöntem olarak karşımıza çıkmaktadır. Bizim çalışmamızda papiller tiroid kanseri tanılı vakalarda boyun lenf nodu metastazlarını saptamada FDG PET etkinliğini değerlendirmeyi amaçladık. Bu retrospektif çalışmamızda Ocak 2012-Mayıs 2021 yılları arasında kliniğimize başvuran, tiroid bezinde papiller kanser tanısı histopatolojik olarak doğrulanmış olan ve boyun lenf nodlarına yönelik cerrahi girişim yapılmış 68 hasta dahil edildi. Hastalarımızın operasyon öncesinde çekilen FDG PET görüntülemeleri ve raporları incelendi. Histopatolojik tanı ile FDG PET görüntülemeleri ve raporları eşleştirildi. Çalışmamıza dahil edilen 68 hastanın 56'sı histopatolojik olarak papiller kanser tanısı almış olup 12 hastanın histopatolojisi negatif olarak raporlanmıştır. Histopatolojisi pozitif olan 56 hastanın 49'unda FDG PET tutulumu mevcut olup, negatif gruptaki 12 hastanın 3'ünde tutulum gözlenmemiştir. Çalışmamızın sonuçlarına göre servikal metastazları saptamada FDG PET'in sensitivitesi %87.5 ve spesifitesi %25 olup boyun metastazının saptanmasında diğer tetkiklerle birlikte önemli bir yol göstericidir.

BoyunNeoplazm metastazlarıPozitron emisyon tomografi+2
Ali Emre Al
Gaziantep University
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Benign paroksismal pozisyonel vertigolu bireylerde terapi manevraları öncesi ve sonrası video head impulse test bulgularının karşılaştırılması

Bu çalışmanın amacı BPPV'li bireylerde terapi manevraları öncesi ve sonrasında vHIT bulgularının karşılaştırılarak, terapi manevralarının etkinliğinin belirlenmesinde vHIT'in öneminin araştırılmasıdır. 19-65 yaşları arasında 25 BPPV'li (Çalışma Grubu) ve 30 sağlıklı birey (Kontrol Grubu) çalışmaya dahil edilmiştir. Tüm bireylere kulak burun boğaz muayenesi, odyolojik değerlendirme, VNG ve vHIT yapılmıştır. BPPV saptanan bireylere Modifiye Epley manevrası uygulanmıştır. BBPV'li bireylerde pozisyonel nistagmusta düzelme saptandıktan 1 hafta sonra vHIT tekrarlanmıştır. Çalışma grubunda, posisyonel nistagmusun gözlenmesine ilaveten BPPV'de düzelmeyi desteklemesi açısından hastanın baş dönmesini ve baş dönmesine bağlı engellilik durumunu kendisinin değerlendirdiği BDEA ve VAS, terapi manevrası öncesi ve düzelmeden 1 hafta sonra uygulanmıştır. Çalışma ve kontrol grubu arasında bilateral tüm SSK'ların vHIT kazançları açısından istatistiksel olarak anlamlı fark saptanmamıştır (p>0,05). Çalışma grubunda tedavi öncesi ve sonrasında elde edilen bilateral tüm SSK'ların vHIT kazançları arasında istatistiksel olarak anlamlı fark elde edilmemiştir (p>0,05). Kontrol grubunda ve tedavi öncesi ile sonrasında çalışma grubunda vHIT'te asimetri ve refiksasyon sakkadları gözlenmemiştir. Tedavi öncesi ile karşılaştırıldığında tedavi sonrasında çalışma grubunda BDEA ile değerlendirilen baş dönmesine bağlı engellilik düzeyinde ve VAS ile bireyin kendi belirlediği baş dönmesi şiddetinde anlamlı azalma saptanmıştır. (p<0,001). Sonuç olarak çalışmamızda, BPPV'de baş dönmesi şiddetini ve baş dönmesine bağlı engellilik düzeyini belirleyen sübjektif değerlendirmeler, tanıda ve terapi manevralarının etkinliğinin belirlenmesinde destekleyici bilgi sağlamıştır. İlk kez BPPV atağı geçiren posterior SSK tutulumu olan bireylerde VOR'un etkilenmediği gözlenmiştir. vHIT'in BPPV'de tanısal açıdan ve terapi manevralarının etkinliğinin değerlendirilmesinde belirleyici bir test olmadığı saptanmıştır. Anahtar Kelimeler: Baş dönmesi, benign paroksismal pozisyonel vertigo, terapi manevrası, video head impulse test.

Baş dönmesiTedaviTeşhis testleri+1
Ercan Karababa
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Institute of Health Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

İşitme cihazı kullanımının erişkinlerde yaşam kalitesine etkisi ve cihaz kullanım sorunları

İşitme Cihazı Kullanımının Erişkinlerde Yaşam Kalitesine Etkisi Ve Cihaz Kullanım Sorunları Bu araştırma, işitme cihazı kullanan erişkin kişilerde cihaz kullanımının yaşam kalitesine etkisi ve cihazın kullanımı sırasında karşılaştıkları sorunların neler olduğunun belirlenebilmesi amacıyla yapılmıştır. Araştırma kapsamına Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Ankara Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesi KBB Anabilim dalına başvuran ve odyolojik değerlendirmeleri yapılarak işitme cihazı kullanımı uygun görülen 47 yetişkin hasta alınmıştır. Hastaların %40,4'ü (n=19) kadın, %59,6'sı (n=28) erkektir. Bu hastaların yaş aralığı 40-88 yaş olup tüm hastaların yaş ortalaması 63,51±14,39 yaştır. Hastaların %65,9'un da farklı derecelerde bilateral sensörinöral işitme kaybı (SNİK) mevcuttur. Tek taraflı işitme kaybı olanların oranı az olup, mixt tip işitme kaybında olanların oranı %8,6, tek taraflı SNİK olanların oranı ise %10,63'dür. Araştırmada veri toplama aracı olarak Erişkinler için İşitme Engellilik Envanteri HHIA (Hearing Handicap Inventory for Adults), İşitme Cihazları için Uluslararası Sonuç Envanteri IOI-HA (International Outcome Iventory for Hearing Aids) ve araştırmacı tarafından geliştirilen İşitme Cihazı Kullanım Sorunları anketi kullanılmıştır. HHIA anketi iki aşamalı olarak uygulanmıştır. HHIA anketi işitme cihazı kullanımı uygun görülenlere, cihaz kullanmaya başlanmadan önce ve kullanmaya başladıktan 3 ay sonra uygulanmıştır. Hastalara cihazı kullanmaya başladıktan 3 ay sonra IOI-HA anketi ve 6 ay sonra ise cihaz kullanım sorunlarını belirlemeye yönelik anket ugulanmıştır. Araştırma sonucunda, işitme kaybı olan tüm hastaların işitme kayıplarına bağlı olarak engellilik yaşadıkları ve bu engelliliğin işitme kaybının derecesine göre farklılaştığı, işitme cihazı kullanımı ile engellilik puanlarında azalma olduğu, işitme cihazı kullanımın tüm hastaların yaşam kalitelerini olumlu yönde etkilediği saptanmıştır. Hastaların %63,83'ünün işitme cihazı kullanımına bağlı olarak; cihazın sık sık arızalanması, ötme sesi, kulağında tahriş ya da ağrı, cihazı takmakta zorlanma, cihazların pillerini değiştirirken zorlanma sorunlarından birini yaşadığı saptanmıştır. Anahtar Kelimeler: HHIA, IOI-HA, işitme cihazı, işitme kaybı, yaşam kalitesi

Kulak hastalıklarıYaşam kalitesiÖlçekler+3
İdris Vural
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Institute of Health Sciences
2018
00
DoctorateOpen AccessTR

Multipl sklerozlu hastalarda vestibuler evoked myogenik potansiyel, video head impulse test ve görüntüleme bulgularının değerlendirilmesi

Çalışmamızda, ataklarla seyreden (Relapsing-Remitting) tipteki MS tanısı konulmuş vakalarda vestibüler sinir, utrikül, sakkül ve yarım daire kanallarından oluşan periferik vestibüler end organ hasarının olup olmadığı VEMP/vHIT testi kullanılarak araştırılmıştır. Ataklarla seyreden tipteki MS hastalarının VEMP/vHIT bulguları sağlıklı bireylerle karşılaştırılmış, VEMP/vHIT parametreleri ve beyin magnetik rezonans görüntüleme (MRG) bulguları araştırılmıştır. Bu amaçla çalışmaya, Dışkapı Yıldırım Beyazıt Eğitim ve Araştırma Hastanesi Nöroloji Anabilim Dalı'nda Nöroloji hekimi tarafından ataklarla seyreden tipte MS tanısı konulan 18-60 yaşları arasında toplam 50 birey ile aynı yaş grubunda normal işitmesi olan ve denge problemi olmayan 35 normal ve sağlıklı birey dâhil edilmiştir. Grupların değerlendirmesinde kullanılan sVEMP, oVEMP ve vHIT testleri Dışkapı Yıldırım Beyazıt Eğitim ve Araştırma Hastanesi Kulak Burun Boğaz Anabilim Dalı Odyoloji Ünite'sinde yapılmıştır. MS grubunun EDSS ve MRG bulguları nöroloji hekimleri tarafından değerlendirilmiştir. Çalışmada elde edilen verilerin analizi sonucunda, MS grubunda oVEMP'te cevap elde edilme oranları kontrol grubuna göre anlamlı olarak farklı elde edilirken, sVEMP cevapları açısından anlamlı farklılık saptanmamıştır. İki grup arasında sVEMP/oVEMP ortalama latansları ve vHIT kazançları açısından anlamlı farklılık bulunmamıştır. Fakat sVEMP amplitüdleri açısından iki grup karşılaştırıldığında MS grubunda anlamlı derecede düşük elde edilmiştir. MS'li grupta beyin sapı serebellar semptomları, beyin sapı göz hareket bozukluğu semptomları, internükleer oftalmopleji, geçirilmiş optik nevrit atağı, hastalık süresi, EDSS puanı, toplam atak sayısı ile VEMP/ vHIT arasında anlamlı bir ilişki gözlenmemiştir. MS'li grupta anormal oVEMP görülme oranı kontrol grubuna göre anlamlı derecede yüksek bulunurken, anormal sVEMP ve vHIT görülme oranı açısından gruplar arasında anlamlı bulunmamıştır. MS grubunda MRG'de lezyon yerleşim yerine göre mezensefalon, bulbus, pons ve servikal lezyon ile anormal VEMP ve vHIT arasında anlamlı ilişki elde edilmemiştir. MS hastalarının vertigo, dizziness, bulantı, kusma gibi denge ile ilgili ciddi problemler yaşadıklarında tüm vestibüler değerlendirmenin yapılmasının yararlı olabileceği düşünülmektedir. Anahtar Kelimeler: Görüntüleme, multipl skleroz, vestibuler evoked myogenik potansiyel, video head impulse test

Manyetik rezonans görüntülemeMultipl sklerozUyarılmış potansiyeller+2
Elife Barmak
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Institute of Health Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Hipertiroidi ve hipotiroidi hastalarinda vestibüler sistemin video head impulse test (VHIT) ile değerlendirilmesi

Bu çalışmanın amacı hipertiroidili ve hipotiroidili hastalarda vHIT bulgularının incelenerek değerlendirilmesidir. Çalışma Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Yenimahalle Eğitim Araştırma Hastanesinde 25-60 yaş arası çalışmaya katılmayı kabul eden 25 hipotiroidi 25 hipertiroidi hastası ve yaş-cinsiyet ile eşleştirilmiş 20 sağlıklı gönüllü birey ile yapılmıştır. Çalışmaya katılan tüm bireylere saf ses odyometri, konuşma odyometrisi timpanometrik inceleme ve vHIT yapılmıştır. Hasta grupları ve kontrol grubu vHIT sonuçları değerlendirildiğinde, hipotiroidi hasta grubunda sol lateral kanalda ve her iki hasta grubunu sol posterior kanalında patolojik düzeyde olmayan fakat istatistiksel olarak anlamlı düşüş gözlemlenmiştir. Hem hasta gruplarında hem de kontrol grubunda açık ve gizli sakkad gözlemlenmemiştir. Hipertiroidi hasta grubunda RALP kanal çiftinde istatistiksel olarak anlamlı asimetri gözlemlenmiştir. Mevcut veriler ışığında hipertiroidi ve hipotiroidinin vHIT sonuçları üzerine patolojik düzeyde etki etmediği ortaya konmuştur. Diğer yandan, normatif değerlerde olmakla birlikte bu araştırmada hasta grubu ve kontrol grubu arasında görülen istatistiksel olarak anlamlı farklılıklar normatif değerlerin hassasiyeti ile ilgili soru işaretleri uyandırmaktadır. Normatif değerlerin bozukluğu tespit etmede uygun sınırları içerdiğini incelemeye ve literatürde yer alan normatif veri farklılıklarına ışık tutmak üzere geniş örneklemli başka çalışmalara ihtiyaç duyulduğu görülmektedir. Anahtar Kelimeler: Hipertiroidi, hipotiroidi, video head impulse test, vHIT, vestibülo-oküler refleks

HipertiroidizmHipotiroidizmRefleksler+3
Hava Yıldız
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Institute of Health Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Ani işitme kaybı olan yetişkinlerde işitme eşiklerinin düzelmesinin vestibüler uyarılmış miyojenik potansiyellere etkisinin değerlendirmesi

Çalışmanın amacı, idiyopatik AİK tanısı alan bireylerde tedavi öncesi ve tedavi sonrası servikal VEMP ve oküler VEMP bulgularının araştırılmasıdır. Çalışmaya 18-65 yaş arası 60 birey dahil edilmiştir. Bireyler, idiyopatik AİK tanısı alan (n=30) ve kontrol grubu (n=30) olmak üzere iki gruba ayrılmıştır. Tüm bireylere; tedavi öncesi ve tedavi sonrası cVEMP, oVEMP testi, ani işitme kaybı ile eş zamanlı baş dönmesi ya da dizziness yakınması olan bireylere Baş Dönmesi Engellilik Anketi (BDEA) ve görsel analog skalası (GAS) uygulanmıştır. Ek olarak AİK'li her hastaya tinnitus varlığı sorulmuştur. İdiyopatik ani işitme kaybından etkilenen kulakta tedavi öncesi ve tedavi sonrası karşılaştırıldığında, cVEMP 'de tedavi sonrasında N1 latansında anlamlı kısalma elde edilmiştir. (p<0,05). İdiyopatik ani işitme kaybından etkilenen kulakta hem tedavi öncesi hem tedavi sonrasında değerlendirildiğinde vertigo şikâyeti olan ve olmayan bireylerin cVEMP ve oVEMP cevaplarında istatiksel olarak anlamlı farklılık bulunmamıştır. (p>0,05). İdiyopatik AİK'li baş dönmesi ya da dizziness şikâyeti olan bireylerin tedavi öncesi ve tedavi sonrası BDEA, GAS ve tinnitus varlığı karşılaştırıldığında tüm skorların, tedavi öncesinde, tedavi sonrasına göre anlamlı derecede yüksek olduğu saptanmıştır. (p<0,05). Sonuç olarak; idiyopatik AİK'li bireylerin, otolit organlarının kokleaya anatomik yakınlığından dolayı etkilenmeye eğilimli olduğu ve bu hastalarda vestibüler fonksiyonunun daha kapsamlı araştırılması için VEMP testinden fayda elde edilebileceği düşünülmektedir. Anahtar Kelimeler: Dizziness, idiyopatik ani işitme kaybı, otolit organlar, tinnitus, vertigo, vestibüler uyarılmış miyojenik potansiyeller

Kulak hastalıklarıUyarılmış potansiyeller-işitselVestibül+5
Nazlı Akkaya
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Institute of Health Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Etkili epley manevrası sonrasında rezidüel dizzinessi olan posterior kanal benign paroksismal pozisyonel vertigo'lu bireylerde vestibüler fonksiyonların araştırılması

Bu araştırmanın amacı, etkili Epley manevrası sonrasında rezidüel dizzinessı olan idiopatik posterior semisirküler kanal (PSSK) benign parosismal pozisyonel vertigolu (BPPV) bireylerde vestibüler fonksiyonların araştırılmasıdır. Çalışmamıza Dix-Halpike manevrası ile pkBPPV saptanan ve Epley manevrası uygulanan bireyler ile sağlıklı bireyler dahil edildi. BPPV'li bireylere etkili Epley manevrasından bir hafta sonra tekrar Dix-Hallpike manevrası yapıldı. Bireyler, pkBPPV tanısı alan ve etkili Epley manevrası sonrası RD bildiren (RD bildiren Grup; n=27), pkBPPV tanısı alan ve etkili Epley manevrası sonrası RD bildirmeyen (RD bildirmeyen Grup; n=25) ve sağlıklı bireyler (Kontrol Grubu; n=45) olmak üzere üç gruba ayrıldı. Tüm bireylere; kulak burun boğaz muayenesi, odyolojik incelme, Videonistagmografi (VNG), Oküler ve Servikal Vestibüler Uyarılmış Myojenik Potaniyeller (oVEMP, sVEMP), vestibülospinal testler (Fukuda, Yürüme, İşaret, Romberg testleri), statik ve dinamik denge testleri (Modifiye Denge Duyu İnteraksiyonu Klinik Testi-MCTSIB, zamanlı kalk ve yürü testi-ZKYT) ve BPPV'li bireylere Vizüel Analog Skalası (VAS) ve Baş Dönmesi Engellilik Anketi (BDEA) uygulandı. BPPV'li bireylerde tüm değerlendirmeler etkili Epley manevrası sonrasında tekrarlandı. Tedavi öncesi, RD olan ve olmayan bireylerin etkilenen kulak sVEMP ve oVEMP dalga latansları sağlıklı bireylerden anlamlı olarak uzamış elde edildi. Tedavi sonrası, RD olmayan bireylerde oVEMP ve sVEMP latans değerlerinde anlamlı kısalma görüldü. RD olan bireylerde oVEMP dalga latanslarında anlamlı olarak kısalma gözlendi fakat sVEMP dalga latanslarında anlamlı kısalma saptanmadı. Tedavi öncesi düşük elde edilen MCTSIB, ZKY ve BDEA skorlarında tedavi sonrası anlamlı olarak düzelme gözlendi. VEMP anormallikleri ve yüksek BDEA skorları BPPV'li bireylerde RD'nin varlığı ve terapinin değerlendirilmesinde belirleyici olabilir. Anahtar Kelimeler: Baş dönmesi, benign paroksismal pozisyonel vertigo, rezidüel dizziness, vestibüler miyojenik uyarılmış potansiyelle

Baş dönmesiEpley manevrasıUyarılmış potansiyeller+2
Elvan Eskiçınar
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Institute of Health Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

İşitme cihazı kullanımının ses parametreleri üzerine etkisinin objektif olarak değerlendirilmesi

Bu çalışmada işitme kaybı olup işitme cihazı kullanmayan ve tek ya da çift taraflı işitme cihazı kullanan bireylerin, fonasyon özelliklerinin ses analiz yöntemleriyle incelenmesi ve işitmesi normal olan bireyler ile karşılaştırılması amaçlanmıştır. Çalışmada 18-60 yaş arasında 30 bireyden oluşan dört grup bulunmaktadır. Birinci grupta işitme kaybı olmasına rağmen işitme cihazı kullanmayan 17 kadın, 13 erkek, ikinci grupta her iki kulağında işitme kaybı olmasına rağmen sadece bir kulağında işitme cihazı kullanan 13 kadın, 19 erkek, üçüncü grupta her iki kulağında da işitme cihazı kullanan 12 kadın, 18 erkek ve dördüncü grupta işitme kaybı olmayan 15 kadın, 15 erkek yer almıştır. Bireylerin ses kayıtları Trust 21964 model mikrofon kullanılarak, Praat Akustik Analiz Yazılım Programı 6.0.31 ile yapılmış; vokal shimmer, vokal jitter, temel frekans, s/z oranı ve /a/ ve /i/ fonemleri için formantlar ile harmonik bozulma oranları incelenmiştir. Bireylerin, sigara içme alışkanlığı, cinsiyetleri, yaşları, işitme kaybı ve işitme cihazı kullanım süreleri ve işitme kaybı dereceleri değerlendirilmiştir. Bilateral ve unilateral işitme cihazı kullananlar ile işitme kaybı olduğu halde işitme cihazı kullanmayan bireylerin, temel frekans, şiddet seviyesi, puls atımları, vokal shimmer, formantlar ve harmonik gürültü oranları işitme kaybı olmayan normal bireylerle benzerlik göstermiştir (p>0.05). Ancak bilateral işitme cihazı kullanan kadınlarda, vokal jitter parametresi diğer gruplara göre istatistiksel olarak farklı elde edilmiştir (p<0.05). Bilateral işitme cihazı kullanan kadınlarda jitter parametresinde gruplar arasında farklılık olmasının; kadın sesinin erkek sesine göre daha tiz olması ile ilişkili olabileceği düşünülmüştür. Bu bireylerde bilateral işitme cihazı kullanımının sağladığı yüksek frekans amplikasyonunun, bireylerin kendi ses moniterizasyonuna etki ettiği düşünülmüştür. Kadınlarda görülen bu etkileri araştıracak ses analizlerinde algısal yöntemleri de içeren daha geniş örneklemli çalışmalara ihtiyaç duyulmaktadır. Anahtar Kelimeler: İşitme cihazı, işitme kaybı, ses analizi

SesSes analiziİşitme+1
Betül Kağıtçıbaşı
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Institute of Health Sciences
2019
00