Van Yüzüncü Yıl Üniversity
Discipline

Periodontology

Van Yüzüncü Yıl Üniversity

331

Archived Theses

0

DOIs Assigned

0%

DOI Rate

Discipline

50 Theses
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

İmplant destekli sabit protez ve geleneksel tip tam protez kullanan hastalarda masseter kas kalınlığının ultrason ile karşılaştırılması

Diş kaybı; stimulasyonun azalmasına bağlı kemik kaybının artması, nöromusküler kontrolün azalması ve kaslarda oluşan düzensizlikler, okluzyonda bozukluklar temporamandibular eklem bozuklukları, proprioseptif yeteneğin kaybı gibi fonksiyonel bozukluklara neden olmaktadır. Çalışmamızın amacı; geleneksel tam protez kullanan bireyler, implant destekli sabit protez kullanan bireyler ve doğal dentisyona sahip bireylerin masseter kas kalınlığının istirahat ve maksimum ısırma durumunda değerlendirilmesidir. Çalışmamızda 40 kişilik kontrol grubu doğal dentisyona sahip bireylerden oluşurken; 20 si geleneksel tam protez kullanan total hasta grubu, 20 si implant destekli sabit protez kullanan implant hasta grubundan oluşturuldu. Her üç gruba ait ölçümler hem istirahat pozisyonunda hem de maksimum kasılma anında sağ ve sol masseter kas için ayrı ayrı yapılmıştır. Çalışmamızın bulgularına göre geleneksel total grubu hem istirahat hem de maksimum ısırmada masseter kas kalınlığı istatistiksel olarak anlamlı derecede düşük bulunmuştur(p<0,001). Ancak implant gurbu hastalarda hem istirahat hem de maksimum ısırma masseter kas kalınlığında kontrol grubu ile arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunamamıştır(p>0,050). Ayrıca cinsiyete bağlı olarak yapılan hasta grupları içi karşılaştırmada kadın ile erkek arasında istatistiksel olarak anlamlı fark bulunurken, yaşa bağlı olarak negatif bir korelasyon bulunmuştur.

Dental implantasyonDental implantlarDental protez-implant destekli+4
Burçe Doğan
Uşak University
2023
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Mukogingival problemi olan hastaların periodontal estetik algısının ve yaşam kalitesinin değerlendirilmesi

Bu çalışmanın amacı klinik rutinde çok sık karşılaştığımız mukogingival problemlerden olan anterior bölgedeki diş eti çekilmesi ve diş eti büyümesini ile ilişkili bireylerin periodontal estetik algısını ve yaşam kalitesini değerlendirmektir. Çalışmamıza periodontal sağlıklı, kronik inflamatuar diş eti büyümesi ve Cairo Tip1 diş eti çekilmesi teşhisi konulmuş 184 birey dahil edildi. Periodontal klinik durumlarını değerlendirmek amacıyla, plak indeksi (PI), gingival indeks (GI), sondlamada kanama indeksi (SKI), klinik ataşman seviyesi, (KAS), çekilme derinliği (ÇD) ölçümleri yapıldı. Sonrasında bireylere ait sosyoekonomik ve demografik veriler ve oral hijyen alışkanlıkları kaydedildi. Periodontal estetik algı, periodontal estetik algı sakalası(PAPS) ile ağız sağlığı ile ilişkili yaşam kalitesi (OHRQoL) ise Ağız Sağlığı Etki Profili-14 (OHIP-14) ölçeği kullanılarak değerlendirildi. Verilerin istatistiksel analizinde tanımlayıcı istatistiksel metotları, Shapiro-Wilk Testi, Kruskall-Wallis testi, Mann-Whitney U Testi, Chi-square analizi, Spearman's korelasyon analizi kullanıldı. PI, GI, SK, değerleri en yüksek diş eti büyümesi grubunda, en düşük periodontal sağlık grubunda bulundu. PAPS-T, PAPS-E ve PAPS-P skorları en yüksek periodontal sağlıklı grupta bulundu. PAPS-E skoru diş eti çekilmesi ve diş eti büyümesi için benzerdi. PAPS-P skoru diş eti büyümesi grubunda en düşüktü. Fonksiyonel kısıtlılık değeri hariç diş eti çekilmesi ve diş eti büyümesi grubunda OHIP skorlarında fark gözlemlenmedi. Fonksiyonel kısıtlılık değerinde en yüksek skor diş eti büyümesinde gözlendi. Sosyal yetersizlik değeri hariç, diğer OHIP-14 alt başlıkları ve total OHIP-14 skoru en düşük değer periodontal sağlıklı grupta bulundu. Sosyal yetersizlikte gruplar arası fark bulunamadı. Çalışmamıza göre diş eti çekilmesi ve diş eti büyümesi bireylerin estetik algıları ve OHRQoL'si benzer oranda etkilenmiştir. Diş eti çekilmesi olan bireylerin periodontal estetik algıları, diş eti büyümesi olan bireylere göre daha iyidir.

Ağız sağlığıDental estetikGingival büyüme+5
Esra Özge Aydın
Uşak University
2023
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Sigaranın bireylerin periodontal hastalık ve diş eti oluğu sıvısı pentraxin 3, IL-1β ve VEGF seviyeleri üzerine etkisinin değerlendirilmesi

Sigara, periodontal hastalıkların derecesinde, şiddetinde ve prevalansında rol oynayan önemli bir risk faktörüdür. Çalışmamızın amacı; sigaranın, periodontal sağlıklı ve periodontitis hastalarının DOS PTX3, IL-1β ve VEGF seviyeleri üzerine etkilerinin değerlendirilmesi ve periodontal sağlık ve periodontitis durumunda markır düzeylerini karşılaştırmalı olarak incelemektir. Çalışmamıza; periodontal sağlıklı 40 hasta (20 sigara kullanan (P-,S+) ve 20 sigara kullanmayan (P-,S-)) ve periodontitisli 40 hasta (20 sigara kullanan (P+,S+) ve 20 sigara kullanmayan (P+,S-)) olmak üzere toplam 80 hasta dahil edildi. Her grubun demografik verileri alınarak, klinik periodontal değerlendirilmeleri yapıldı. Son olarak bireylerden diş eti oluğu sıvısı toplanıp biyokimyasal ve istatistiksel analizleri yapıldı. Çalışmamızın bulgularına göre; sigara içen ve içmeyen gruplar arasında klinik periodontal parametrelerde istatistiksel olarak anlamlı farklılık görülmemiştir. Sigara içen periodontal sağlıklı gruptaki PTX3 ortalama değeri, sigara içmeyen periodontal sağlıklı ve sigara içen periodontitis gruplarına göre istatistiksel olarak anlamlı derecede düşük bulunmuştur. Sigara içen periodontitisli bireylerde IL-1β seviyesi, periodontal sağlıklı gruplara ve sigara içmeyen periodontitis grubuna göre anlamlı derecede yüksek bulunmuştur. Sigara içen ve içmeyen periodontal sağlıklı bireylerde VEGF seviyeleri arasında istatistiksel olarak anlamlı fark bulunamamıştır.

Gingival oluk sıvıPentraksin 3Periodontal hastalıklar+3
Vesile Çevikarabacı
Uşak University
2023
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Peri-implantitis tedavisinde cerrahi olmayan tedavi yaklaşımların etkinliğinin klinik ve biyokimyasal olarak değerlendirilmesi

Progresif kemik kaybı ile karakterize, implant çevresi dokuları etkileyen, iltihabi bir hastalık olan ve görülme sıklığı gün geçtikçe artan peri-implantitisin tedavisi için pek çok farklı yaklaşım bulunmaktadır. Cerrahi olmayan mekanik tedaviye ek olarak diyot lazer kullanımı peri-implantitis tedavisi için önerilen yöntemlerden biridir. Literatürde bu yaklaşımın etkinliği ile ilgili olarak çelişkili sonuçlar bulunmaktadır. Peri-implant dokulardaki klinik değişikliklerin yanı sıra peri-implantitis patogenezi ile ilişkili biyobelirteçlerin tedavinin başlangıç aşamasında ve tedavi sonrası takip süreçlerindeki düzeylerinin değerlendirilmesi var olan bu çelişkiyi aydınlatabilir. Çalışmamızın amacı; peri-implantitis tedavisinde cerrahi olmayan tedaviye ek diyot lazer uygulanmasının etkinliğinin hem klinik hem de biyokimyasal olarak değerlendirilmesidir. Çalışma grubumuz yaş ortalaması 55.08 ± 10.57 olan 21 kadın, 6 erkek toplam 27 kişiden oluştu. Bu bireylerde bulunan peri-implantitis teşhisi konmuş olan 40 implant başlangıç peri-implantitis tedavisini takiben randomize olarak lazer grubu (mekanik cerrahi olmayan tedaviye ek lazer uygulanan grup, n=19) veya kontrol grubu (mekanik cerrahi olmayan tedavinin tek başına uygulandığı grup, n=18) olmak üzere iki ayrı gruba atandı. Her iki tedavi grubundaki implantların cep derinliği, gingival indeks, dişeti kanama zamanı indeksi, plak indeksi değerlerinin kaydedilmesi ve peri-implant oluk sıvısı (PİOS) örneklerinin toplanması başlangıçta, 3.ayda ve 6.ayda gerçekleştirildi. Elde edilen PİOS örneklerindeki IL-1β, IL-10, IL-17, TWEAK, sklerostin, RANKL ve OPG seviyeleri uygun ELISA testleri ile ölçüldü. Çalışmanın sonuçlarına göre her iki tedavi grubunda da altı aylık takip periyodu sonunda klinik ve biyokimyasal parametrelerde başlangıç değerlerine göre anlamlı azalmalar tespit edildi. Her iki tedavi yaklaşımı karşılaştırıldığında 3. ayda klinik parametrelerden gingival indeks, dişeti kanama zamanı indeksi ve plak indeksinde; biyokimyasal parametrelerden IL-1β, IL-17 ve sklerostinde lazer grubunun lehine anlamlı bir fark tespit edildi. Ancak gruplar arası bu farklılık 6. ayda ortadan kalktı. Lazer grubunda 3. ayda gözlenen bu anlamlı farklar, diyot lazerin peri-implantitis tedavisinde ek kullanımının iyileşme açısından erken dönemde avantaj sağlayabileceğini göstermektedir. Ayrıca, peri-implantitis teşhisinde ve tedavinin etkinliğinin değerlendirilmesi amacıyla IL-1β, IL-17 ve sklerostinin iyi birer biyobelirteç olabilecekleri ve bu sonucu desteklemek adına ileri çalışmalara ihtiyaç olduğu sonucuna ulaşılmıştır.

Belirti ve semptomlarDental implantlarDiyod lazer+6
Nazan Ece Erduran
Hacettepe University
2022
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Peri-implantitisli hastalarda dişeti oluğu sıvısı ve genel salyada immünolojik ve biyokimyasal parametrelerin incelenmesi

Periodontal ve peri-implant hastalıkların patogenezinde, plak biyofilmi ve konağın aşırı inflamatuar yanıtı rol oynamaktadır. İnflamatuar yanıtta, enzimler, proteinler ve sitokinler önemli komponentlerdir. Bu çalışmanın amacı, dişeti oluğu sıvısında (DOS), peri-implant oluğu sıvısında (PİOS) ve salyada IL-10, IL-17, RANKL, OPG, S100A8 ve S100A9 düzeylerini peri-implant ve periodontal hastalık ve sağlık durumlarında incelemek, bu hastalıkların patogenezleri arasındaki farklılıkları belirleyebilmektir. Çalışma grubumuz yaş ortalaması 46.6±14 olan 60 kadın, 29 erkek toplam 89 kişiden oluşmaktadır. Çalışmaya dahil edilen 42 diş ve 47 implant, klinik ve radyolojik muayene sonuçlarına göre, 'Periodontitis' (n=22), 'Sağlıklı periodonsiyum' (n=20), 'Peri-implantitis' (n=26), 'Peri-implant sağlık' (n=21) olarak dört gruba ayrılmıştır. Tüm gruplardan, periodontal ve peri-implant klinik parametreler ölçülmüş, DOS/PİOS ve salya örnekleri elde edilmiştir. DOS/PİOS ve salya örneklerinde IL-10, IL-17, RANKL, OPG, S100A8 ve S100A9 seviyeleri uygun ELİSA kitleriyle ölçülmüştür. Çalışma sonucunda, DOS/PİOS'ta IL-10 seviyeleri, periodontitis grubunda peri-implantitis grubuna göre anlamlı ölçüde yüksek tespit edilmiştir. DOS/PİOS'ta IL-17 seviyeleri peri-implantitis grubunda tüm gruplara göre anlamlı ölçüde yüksek bulunmuştur. DOS/PİOS'ta RANKL seviyeleri peri-implantitis grubunda, sağlıklı periodonsiyuma göre anlamlı ölçüde yüksek bulunmuştur. IL-17 salya seviyeleri, periodontitiste peri-implant sağlığa göre anlamlı ölçüde yüksektir. Salya RANKL düzeyleri, peri-implant sağlıkta sağlıklı periodonsiyuma göre anlamlı ölçüde armış, S100A8, S100A9 değerleri sağlıklı periodonsiyumda, peri-implant sağlığa göre artmıştır. Bu çalışmanın sonucunda sağlıklı ve hastalıklı peri-implant dokular arasında ayırımda IL-17'nin kuvvetli bir indikatör olduğu IL-10'un ise bu sonucun ortaya çıkmasındaki etkili faktörlerden biri olduğunu göstermektedir. Ayrıca, salya RANKL, S100A8 ve S100A9'un peri-implant sağlık durumu ile sağlıklı periodonsiyumda hastalık riski ve immüno-inflamatuar yanıttaki farklılıkların belirlenmesinde önemli olabileceğini düşündürmektedir.

GingivaGingival hastalıklarGingival oluk sıvı+3
Bilgesu Mercan
Hacettepe University
2022
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Posterior maksiller bölgede periapikal lezyon ve periodontal durumun sinüs membranı üzerine etkisinin incelenmesi

Amaç: Bu çalışmanın amacı; Sinüs membran kalınlaşmasında periapikal lezyonun (PAL) ve periodontal durumun etkisini incelemek ve oluşan mukozal kalınlaşmanın miktarını ve morfolojisini belirlemektir. Gereç ve yöntemler: Bu çalışmada Hacettepe Üniversitesi Diş hekimliği Fakültesi Periodontoloji Anabilim dalına başvuran hastalardan farklı endikasyonlarla alınan KIBT verileri üzerinde retrospektif olarak gerçekleştirilmiştir. Bu çalışma 1000 hastaya ait 2000 maksiller arkın KIBT görüntüsünden oluşmaktadır. İncelenen KIBT görüntüleri sinüs tabanı izlenebilir olarak seçilmiştir. KIBT görüntülerinde sağ ve sol posterior maksilla bölgeleri (1.premolar,2.premolar,1.molar ve 2.molar) incelenmiştir. Mukozal kalınlaşma 1 mm'den fazla olduğu zaman kalınlaşma olarak kabul edilmiştir. Sağ ve sol sinüs membran morfolojisi, sağ ve sol 1.premolar, 2.premolar, 1.molar ve 2.molar diş bölgeleri için dental statü sınıflandırılması, dental statüsü yapılan dişler için lezyon büyüklüğü sınıflaması, dental statüsü belirlenen diş bölgelerinin PAL sinüs ilişkisine bakılmıştır. Sağ ve sol 1.premolar, 2.premolar, 1.molar ve 2.molar diş bölgeleri için sinüs membran kalınlaşması mm olarak kaydedilmiştir. Araştırma raporu oluşturulurken, anlamlılık düzeyi için %95 güven aralığı kullanılmıştır. Bulgular: Maksiller sinüs mukoza kalınlaşma ortalaması 3,09 ± 0,06mm olarak bulunmuştur. Sinüs mukoza kalınlaşma morfolojilerinden flat tip (düz tip) kalınlaşma %42 oranıyla en sık görülen kalınlaşma tipidir. Sinüs membran kalınlaşmasının, dental statüye göre istatiksel olarak anlamlı farklılık gösterdiği tespit edilmiştir (p<.05). PAL ile birlikte periodontal alveolar kemik kaybının(PAKK) birlikte bulunduğu dişli bölgelerde sinüs membran kalınlaşmasının, diğer dental statüdeki dişlere göre daha fazla olduğu görülmektedir. Ayrıca PAL'un bulunmadığı sadece PAKK'nın bulunduğu dişlerde sinüs membran kalınlaşmasının arttığı gözlenmiştir. Sinüs membran kalınlaşmasının, lezyon büyüklüğüne göre istatiksel olarak anlamlı farklılık gösterdiği tespit edilmiştir (p<.05). "2,1-4 mm", "4,1-8 mm" ve "8,1 mm ↑" büyüklüğündeki lezyon varlığı olan dişlerdeki sinüs membran kalınlaşmasının, diğer lezyon büyüklüğüne sahip dişlere göre daha fazla olduğu görülmektedir. Sinüs membran kalınlaşmasının, lezyon sinüs ilişkisine göre istatiksel olarak anlamlı farklılık gösterdiği tespit edilmiştir (p<.05). Lezyon ve sinüs tabanı arası mesafenin azalması ile sinüs membran kalınlaşması artmaktadır. Sinüs membran morfolojisinin, yönlere göre istatiksel olarak anlamlı farklılık gösterdiği tespit edilmiştir (p<.05). Ortalama değerleri dikkate alındığında, sağ taraftaki kalınlaşmanın (X ̅=3,16), sola taraftaki dişlere (X ̅=3,06) göre daha fazla olduğu görülmektedir. Sonuçlar: Periapikal lezyon ile periodontal alveolar kemik kaybı durumunun birlikte görüldüğü dişli bölgelerde daha fazla sinüs membran kalınlaşması ölçülmüştür.

MaksillaMaksiller sinüsMembranlar+1
Ezgi Demirhan
Hacettepe University
2022
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Mandibuler posterior bölgede immediat implant uygulamalarında apikal ve lingual stabilizasyon alanlarının cerrahi sınırlamalarının incelenmesi

Amaç. Bu radyolojik çalışmanın amacı; Konik Işınlı Bilgisayarlı Tomografi (KIBT) incelemeleri ile, mandibuler posterior bölgedeki immediat implant uygulamalarında; planlama, cerrahi sırası veya sonrasındaki olası kompleksite ve/veya komplikasyonların belirlenmesi ve prognoz tayini için, veri toplama ve tanımlamaya yönelik, bölgedeki anatomik oluşumların durumlarının araştırılmasıdır. Gereç ve yöntemler. Toplam 497 hastanın mandibuler bölge için dört yüz doksan yedi KIBT görüntüsü geriye dönük olarak analiz edildi. Mandibuler birinci premolar, ikinci premolar, birinci molar ve ikinci molar bölgelerinin görüntüleri değerlendirildi. Bu tarama çalışmasında; mandibuler posterior bölgenin kret morfolojisi (Gallucci ve Posterior Kret tipi) ve anatomik oluşumları değerlendirildi. Kategorik değişkenler olay sayısı ve yüzde olarak sunuldu. Kategorik değişkenleri karşılaştırmak için ki-kare testi kullanıldı (P=.05). Bulgular. Dört yüz doksan yedi kısmi dişsiz hastanın 293'ü kadın, 204'ü erkekti. Gallucci kret tipi değerlendirmesinde oranlar sırasıyla oblik kret %41,5, S-şekilli kret %25,2, düz kret %19, kum saati kret %10,7, bazal kemik kret %3,7 olarak bulundu. Posterior Kret Tipi sınıflaması değerlendildiğinde sırasıyla U (konkav) tipi kret %35,5, P tipi %34,1, C tipi %30,3 oranında bulundu. İmplant kompleksitesi acısından diğer çalışmalara göre bizim çalışmamızda oblik kret tipinin yüksek ve (U) konkav kret tipi diğer çalışmalara göre düşük bulunmuştur. Sonuçlar. Yaptığımız tarama çalışmasında konkav ( U ) kret tipinin diğer çalışmalara göre düşük bulunması komplikasyon oranın da düşmesi anlamına gelir ve ırksal olarak implant başarısı açısında daha şanslı olduğumuzu gösterir niteliktedir. KIBT görüntülerinin dikkatli bir şekilde değerlendirilmesi, implant yerleştirmeden önce ve yerleştirme esnasında kret şekli ve anatomik oluşumlarla ilgili önemli klinik bilgiler sağlayabilir. Özellikle mandibuler posterior bölgenin kompleks yapısı implant uygulama öncesi ekstra dikkatli inceleme gerektirir. Anahtar Kelimeler: İmmediat implant, mandibula, komplikasyon.

Cerrahi-diş hekimliğiDental implantasyonDental implantlar+4
Orkhan Magsudlu
Hacettepe University
2022
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Evre 3-4 periodontitisli hastalarda alt 1. molar dişlerin kök morfolojisi ile periodontitis yıkım düzeyi ve yıkım hızı arasındaki ilişkinin değerlendirilmesi

Amaç: Diş kökü morfolojisi ve boyutları periodontal hastalık için lokal risk faktörleri olarak değerlendirilmektedir. Bu çalışmanın amacı kök genişliği başta olmak üzere kök morfolojisinin, periodontitis yıkım hızı ve yıkım düzeyi üzerine olan etkisini değerlendirmektir. Gereç ve Yöntem: Çalışmamızda Hacettepe Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Periodontoloji Anabilim Dalı'na başvurmuş hastaların panoramik radyografileri ve konik ışınlı bilgisayarlı tomografileri incelendi. Ayrıca bu hastaların bir kısmının arşivde mevcut olan klinik muayene bilgileri de değerlendirildi. Bir grup periodontitis olmayan hastanın da kontrol grubu olarak panoramik radyografileri ve klinik muayene bilgileri değerlendirildi. Araştırma raporu oluşturulurken, anlamlılık düzeyi için %95 güven aralığı kullanıldı. Bulgular: Toplam 108 birey çalışmaya dahil edildi. Katılımcıların %47,2'si kadın iken, %52,8'i erkektir. Katılımcıların yaş ortalaması 40,27 olarak belirlendi. Tüm katılımcıların yıkım miktarı (radyografik kemik kaybı, RKK) ortalaması 4,02 mm, yıkım hızı (RKK/Yaş) ortalaması 0,98, yıkım düzeyi (kemik kaybı yüzdesi, RKK/KU) ortalaması 28,45 olarak saptandı. Kök morfolojisi ölçümlerine bakıldığında ise kök uzunluğu (M)'nin 14,32, kök uzunluğu (D)'nin 13,88, kök gövde uzunluğunun 4,20, kök genişliği ortalaması (K)'nın 3,62, kök genişliği ortalaması (O)'nun 2,92, kök genişliği ortalaması (A)'nın 2,21 ortalamaya sahip olduğu saptandı. Tüm kök genişliği ortalaması ölçümleri RKK, RKK/Yaş, RKK/KU ile istatistiksel olarak anlamlı derecede negatif ilişki gösterdi. Kök gövde uzunlukları ile RKK, RKK/Yaş, RKK/KU istatistiksel olarak anlamlı derecede negatif ilişki gösterdi. 36 ve 37 numaralı dişleri karşılaştırdığımızda, 36 numaralı dişlerin RKK, RKK/Yaş, RKK/KU ortalamaları istatistiksel olarak anlamlı derecede daha yüksek saptandı. Bu dişlerin kök genişliklerine bakıldığında ise tüm kök genişliği ortalamaları 36 numaralı dişlerde istatistiksel anlamlı olarak daha düşük bulundu. Panoramik radyografi ölçümleri ile konik ışınlı bilgisayarlı tomografi ölçümleri karşılaştırıldığında, aralarında belirli düzeyde bir fark olduğu ancak bu farkın tüm ölçümlerde tutarlı olduğu belirlendi. 36 ve 46 no'lu dişlerinde farklı düzeylerde yıkım görülen hastalarda, yıkım düzeyi ile kökün orta üçlü (-0,650) ve koronal üçlü seviyesindeki genişlikleri (-0,588) arasında istatististiksel olarak anlamlı düzeyde negatif korelasyon olduğu görüldü. Kök boyu ile yıkım düzeyi arasında korelasyon görülmedi (-0,068). Araştırmanın bulguları; orta üçlüde kök genişliği 3,225 mm'den az (özgüllük 0,848) ve apikal üçlüde 2,425 mm'den az olmasının (özgüllük 0,922) hastalık derecesi ve evresi için eşik değerler olduğu görülmektedir. Sonuç: Bu çalışmanın bulguları; Evre 3 ve 4 periodontitisli hastalarda orta ve apikal üçlü seviyesinde kök genişliğinin az olmasının kemik kaybı yüzdesi ve peridontal hastalık derecesi açısından belirleyici olduğunu göstermektedir. Anahtar Sözcükler: periodontitis, kök genişliği, kök morfolojisi, yıkım hızı, yıkım düzeyi

Periodontal hastalıklarPeriodontitis
Murat Haktan Durmaz
Hacettepe University
2022
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Periodontal defektlerin topografik ve anatomik özelliklerinin konik ışınlı bilgisayarlı tomografide ve panoramik radyografta değerlendirilmesi ve karşılaştırılması

Amaç: Periodontal defektlerin panoramik ve KIBT görüntülerini, defektin anatomik ve topografik yapısı açısından karşılaştırmak, periodontal defektlerin KIBT görüntülerinde defektlerin anatomik ve topografik yapılarının farklı uzmanlık ve deneyim süresine sahip diş hekimleri (bir periodontoloji uzmanlık öğrencisi, bir periodontoloji uzmanı ve bir radyoloji uzmanı) tarafından değerlendirilmesi üç farklı gözlemcinin gözlemciler arası ve gözlemciler içi uyumunun belirlenmesidir. Gereç ve Yöntem: KIBT'deki 300 kemik içi defektin diş numarası, defekt bölgesi, defektin kemik kaybı, derinliği, mesiodistal genişliği, bukkolingual genişliği, birinci molar dişlerde furkasyon tutulumu varlığı/yokluğu kaydedilmiştir. Defektler panoramik radyografta defektin varlığı/yokluğu, en çok kemik kaybı olan bölgede RKK%/yaş, mandibuler birinci molar dişlerde furkasyon tutulumunun varlığı/yokluğu açısından değerlendirilmiştir. KIBT'de 300 kemik içi defektten güç analiziyle belirlenen 90 defekt gözlemci içi ve gözlemciler arası uyumu değerlendirmek için ölçülmüştür. Gözlemci içi uyumu değerlendirmek amacıyla iki hafta arayla ölçümler tekrarlanmıştır. Verilerin normallik analizi Shapiro Wilk uyum iyiliği testi ile belirlenmiştir. Normal dağılan verilerde t testi, normal dağılmayan verilerde Mann Whitney U testi ile KIBT ve panoramik radyograftaki değişkenler arasındaki ilişki tespit edilmiştir. Panoramik radyografın duyarlılık ve seçicilik analizi Youden indeksi ile belirlenip ROC grafikleri oluşturulmuştur. Gözlemci içi ve gözlemciler arası uyum belirlenmesinde sınıf içi korelasyon katsayıları kullanılmıştır. Bulgular: Gözlemci içi ve gözlemciler arası uyum yüksek bulunmuştur. Panoramik radyografta defektin durumuna göre yaş, kemik kaybı, defektin mesiodistal denişliği, defektin derinliği, defektin bukkolingual genişliği ve kemik kaybı/yaş değişkenlerinin ortancaları bakımından Mann Whitney U testine göre istatistiksel açıdan anlamlılık bulunmaktadır. (p<0,05) Youden indeksine göre kemik kaybı kesim noktası 5,73 defektin mesiodistal genişliği 3,21 defektin derinliği 2,45 defektin bukkolingual genişliği 3,62 kemik kaybı/yaş 1,15 olarak saptanmıştır. Bu değerlerin altında panoramik radyografların seçicilik ve duyarlılığın azaldığı görülmüştür. Sonuç: Kemik içi defektlerin ve furkasyon tutulumlarının teşhis, prognoz ve tedavi planlanmasında panoramik radyografi yeterli değildir. Klinik muayene ve 3B görüntüleme teknikleri prognoz, tanı ve tedavi planlamasında çok büyük önem arz etmektedir. Anahtar kelimeler: Alveoler kemik kaybı, kemik kaybı/yaş, gözlemci içi uyum, konik ışınlı bilgisayarlı tomografi (KIBT), panoramik radyograf

Alveolar kemik kaybıKemik defektleriKonik ışınlı bilgisayarlı tomografi+3
Pınar Bütev
Hacettepe University
2022
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Osseodensifikasyon ve konvansiyonel yöntemle yapılan implantların postoperatif ağrı düzeylerinin karşılaştırılması

Amaç: Günümüzde doku stresini ve bazı komplikasyonlarını azaltmak, diş hekimi ve ekibi için ameliyat anının performansını iyileştirme ve kolaylaştırmak için yeni teknikler geliştirilmiştir. Bu tekniklerden biri de osseodensifikasyon tekniğidir. Tezimizin amacı standart implant yerleştirme prosedürüne karşın osseodensifikasyon frezleme tekniğinin minimal deformasyon ile postoperaatif ağrı üzerine etkisi olup olmadığını incelemektir Gereç ve Yöntem: Bu çalışma, Nisan 2023 ile Nisan 2024 tarihleri arasında Ordu Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Periodontoloji Kliniği'ne başvuran 72 katılımcı ile gerçekleştirilmiştir. Katılımcılar, uygulanan cerrahi prosedüre göre iki gruba ayrılmıştır: Bir grup standart implant yerleştirme prosedürü ile, diğer grup ise osseodensifikasyon prosedürü ile tedavi edilmiştir. Soruların yer aldığı form; demografik bilgiler, ağız bakım alışkanlıkları, modifiye diş hekimliği anksiyetesi ölçeği, VAS puanları ve operasyona dair verilerden oluşmuştur. SPSS 26 programı ile yapılan veri analizinde ki-kare, bağımsız gruplar t-testi, ANOVA ve Kruskal-Wallis testleri kullanılmıştır. Anksiyete puanları ile VAS ölçümleri arasındaki ilişki Pearson korelasyon yöntemiyle analiz edilmiş ve anlamlılık düzeyi p<.05 olarak belirlenmiştir. Bulgular: Grupların dağılımı demografik verilere, ağız bakım alışkanlıklarına ve diş hekimi anksiyetelerine göre büyük ölçüde benzerdir. Gruplardaki hastaların ameliyat öncesi VAS ölçümleri ile ameliyat sonrası 1. Gün, 3. Gün ve 10. Gün VAS ölçümleri arasında anlamlı farklılık yoktur (p>.05). İmplant cerrahisi sonrası ağrıda iki grupta da implant sayısına göre tüm hastaların ameliyat sonrası 10. Gün VAS ölçümleri arasında anlamlı farklılık elde edilmiştir (p<.05). Sonuç: Ağrı, kişisel deneyim ve kaygılardan etkilenen, çok faktörlü bir kavramdır ve bu nedenle operasyon sonrası ağrıyı değerlendirirken birçok faktörü standardize etmek gerekmektedir. Literatürde osseodensifikasyon tekniğinin, kemik yoğunluğunu artırarak implantın primer stabilitesini sağlamaya yardımcı olduğu görülmektedir. Bu teknik genellikle düşük kemik yoğunluğu olan bölgelerde kullanıldığından, optimal yerleştirme torkunun elde edilmesine katkıda bulunur. Çalışmamızda, her iki gruptaki implantların büyük çoğunluğunda optimal yerleştirme torku sağlandığı için, ağrı açısından anlamlı bir farklılık gözlemlenmemiştir. Anahtar Kelimeler: İmplant Cerrahisi, Osseodensifikasyon, VAS

Meleknaz Arıcı
Ordu University
2024
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Periodontitisli bireylerin cerrahi periodontal tedavisinde ilave hyaluronik asit bazlı jelin dişeti oluğu sıvısında anti-enflamatuar ve anti-oksidan seviyeleri üzerine etkisinin değerlendirilmesi

Amaç: Hyaluronik asitin (HA), yara iyileşmesi ve periodontal rejenerasyonu desteklemesi nedeniyle son dönemde periodontal tedavilerde lokal kemoterapötik ajan olarak kullanılabileceği belirtilmiştir. Bu çalışmanın amacı, periodontitisli bireylerde cerrahi periodontal tedaviye ek lokal kemoterapötik ajan olarak HA bazlı jelin kullanımının diş eti oluğu sıvısında (DOS) belirlenecek IL-6, IL-8, IL-10, IL-17A, TAS ve TOS seviyeleri ve klinik parametreler üzerine etkisini değerlendirmektir. Gereç ve Yöntem: Bu split-mouth çalışmaya, Evre III Derece B veya C periodontitis teşhisi konulan yaş ortalaması 43,44± 8,12 yıl olan 18 hasta (9 erkek, 9 kadın) dahil edildi. 18 hastanın sağ ve sol quadrantları rastgele iki ayrı gruba ayrıldı. Bu gruplardan 1. grup kontrol grubunu (cerrahi periodontal tedavi (CPT)) (n=18), 2. grup test grubunu (CPT+HA) (n=18) oluşturdu. Tüm bireylerin başlangıç (T0) plak indeksi (Pİ), gingival indeksi (Gİ), sondalamada kanama indeksi (SKİ), sondalama cep derinliği (SCD), klinik ataçman seviyesi (KAS) ölçümleri kaydedildi ve DOS örneği elde edildi. Başlangıç periodontal tedavileri tamamlandıktan sonra hastalar cerrahi periodontal tedaviye alındı. Operasyon sırasında defekt alanlarına test grubuna CPT'ye ilave %0.8'lik HA jel, kontrol grubuna ise CPT'ye ilave serum fizyolojik uygulandı. Klinik parametre ölçümleri ve DOS alımı cerrahi periodontal tedaviden önce (TS-1), 1 ay (TS-2) ve 6 ay (TS-3) sonra tekrarlandı. Bulgular: Grup içi karşılaştırmalar değerlendirildiğinde, her iki grupta tedavi başlangıcı ile kıyaslandığında tedavi sonrasında (TS-1,2,3) tüm klinik parametreler açısından istatistiksel olarak anlamlı azalma olduğu bulundu (p<0,05). T0 dönemi ile kıyaslandığında tedavi sonrasında (TS-1,2,3) istatistiksel anlamlı düzeyde daha düşük DOS IL-6, IL-8, IL-17A ve TOS seviyeleri, daha yüksek düzeyde DOS IL-10 ve TAS seviyeleri olduğu bulundu (p<0,05). Gruplar arası karşılaştırmalarda ise, TS-2 döneminde kontrol grubuyla karşılaştırıldığında test grubunda istatistiksel anlamlı düzeyde daha düşük KAS değeri belirlendi (p<0,05). TS-2 ve TS-3 dönemlerinde kontrol grubuna göre test grubunda istatistiksel anlamlı düzeyde daha yüksek DOS IL-10 seviyeleri, TS-3 döneminde ise anlamlı daha düşük DOS IL-17A seviyeleri olduğu belirlenirken (p<0,05), zaman dilimlerinde DOS IL-6, IL-8, TAS ve TOS seviyelerinde gruplar arası anlamlı farklılık belirlenmedi (p>0,05). Sonuçlar: Bu çalışma ile ilk kez periodontitisli bireylerde cerrahi periodontal tedaviye ilave HA kullanımının KAS artışı ve DOS IL-10 ve IL-17A seviyelerinde olumlu iyileşme sağladığı gösterilmiştir. Verilerin sınırlamaları dahilinde, çalışmamız HA'nın cerrahi periodontal tedavide lokal kemoterapötik ajan olarak kullanılmasının periodontal yara iyileşmesini etkili bir şekilde destekleyebileceği ve DOS sitokin seviyelerinde olumlu sonuçlar sağlayabileceğini ileri sürmektedir. Anahtar Kelimeler: Hyaluronik asit, Cerrahi periodontal tedavi, Dişeti oluğu sıvısı, Sitokinler, Oksidatif stres.

Aslı Şener
Ordu University
2024
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Farklı implant cerrahi prosedürlerinde iki farklı frezleme sisteminin karşılaştırılması: Retrospektif çalışma

Giriş ve Amaç: Dental implantlar günümüzde dişsizlik tedavisinde kullanılan en popüler yöntemdir. İmplantların başarılı olabilmesi için implantın kemik dokusuyla tam ve sağlıklı bir bütünleşme sağlaması zorunludur. İmplantın stabilite değerleri bu bütünleşmenin sağlanması için büyük önem taşımaktadır. Osseodensifikasyon yöntemi günümüzde stabilite artışı için kullanılan yöntemler arasında yer almaktadır. Çalışmanın amacı bu yöntemi geleneksel yöntemlerle karşılaştırarak etkinliğini anlamaktır. Gereç ve Yöntem: Bu çalışma, retrospektif bir çalışma olarak tasarlanmıştır ve 30.07.2021- 01.01.2023 tarihlerinde Ordu Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Periodontoloji Anabilim Dalı'nda gerçekleştirilen dental implant uygulamalarını değerlendirmeyi amaçlamaktadır. Çalışmamıza gerekli şartları sağlayan 80 hastada uygulanan 449 implant dahil edilmiştir. Çalışmamıza dahil edilen implantlar cerahi prosedürlere göre ayrılmış olup 47 implant kapalı sinüs yükseltme ile uygulanan gruba, 402 implant immediat yerleştirme ile uygulanan gruba dahil edilmiştir. Çalışmada kullanılan veriler (tork, ISQ, kemik yoğunluğu ve kemik kazanımı) hasta kayıtlarından ve radyolojik görüntülerinden elde edilmiştir. Bu değerler osseodensifikasyon ve konsiyonel frez sistemlerine göre ikiye ayrılmıştır. İmmediat implant uygulamalarında ve Kapalı sinüs yükseltme uygulamalarında tork değerleri operasyon sırasında, ISQ değerleri operasyon sırasında ve implant iyileşme başlığının takıldığı zamanda (3-4. Ay) ölçülmüştür. Kapalı sinüs yükseltme operasyon öncesi ve sonrası (3-4. Ay) radyolojik görüntüleri kemik kazancı ve yoğunluğu ölçümünde kullanılmıştır. Bulgular: Yapılan değerlendirmeler doğrultusunda Osseodensifikasyon (OD) ve Konvansiyonel frez sistemleri arasında tork değeri açısından anlamlı bir fark iki cerrahi yöntemde de bulunamamıştır. ISQ değerleri karşılaştırıldığında Kapalı sinüs yükseltme uygulamasında OD grubu daha yüksek değerler göstermiştir. İmmediat implantasyon uygulamasında ise maxilla anterior, maxilla posterior, mandibula posterior bölgelerinde OD grubu daha yüksek ISQ değerleri göstermiş fakat mandibula anterior bölgesinde anlamlı bir fark gözlemlenmemiştir. Kapalı sinüs yükseltme uygulamalarında kemik kazanımı açısından değerlendirildiğinde iki frez sistemi arasında bir fark gözlemlenmemiştir ancak implant çevresi kemik yoğunluğu değerlendirildiğinde Osseodensifikasyon grubu daha yüksek değerlere sahiptir. Sonuç: OD yönteminin düşük yoğunluklu kemiklerde stabilite arttırımı için iyi bir seçenek olduğu görülmüştür. Kapalı sinüs yükseltme uygulamalarında kemik seviyesinin yükseltilmesi açısından geleneksel yöntemler kadar başarılı ve stabilite açısından daha başarılı sonuçlar elde edilmiştir. İmmediat implantasyon gibi yeterli primer stabilitenin sağlanması zor bir uygulamada OD yönteminin implant stabilitesine olumlu katkıda bulunduğu gözlemlenmiştir. Anahtar Kelimeler: Dental İmplant, Osseodensifikasyon, Primer Stabilite, Kemik Kazancı

Barış Ufuk Dalkılıç
Ordu University
2024
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Konvansiyonel ve osseodensifikasyon yöntemiyle yapılan alveoler kret split operasyonlarının karşılaştırılması: Retrospektif çalışma

Amaç: Günümüzde diş eksikliğini rehabilite etmede kullanılan en yaygın yöntem dental implantlardır. İmplantın kemik dokusuyla tam ve sağlıklı bir bütünleşme sağlaması implant başarısı için zorunludur. İmplantasyon sırasındaki primer stabilite değerleri bu bütünleşmenin sağlanması için oldukça önemlidir. Osseodensifikasyon yöntemi günümüzde stabilite artışı için kullanılan en güncel yöntemlerden biridir. Çalışmanın amacı bu yöntemi konvansiyonel yöntemlerle karşılaştırarak etkinliğini incelemektir. Gereç ve Yöntem: Bu çalışma, retrospektif bir çalışma olarak tasarlanmıştır ve 30.07.2021-01.01.2023 tarihlerinde Ordu Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Periodontoloji Anabilim Dalı'nda gerçekleştirilen alveoler kret split operasyonları sonrasında yerleştirilen dental implant operasyonlarını değerlendirmeyi amaçlamaktadır. Çalışmamıza gerekli şartları sağlayan 65 hastada uygulanan 268 implant dahil edilmiştir. Çalışmamıza dahil edilen implantlar çenelerde uygulanan kadrana göre 4 gruba ayrılmıştır. Çalışmada kullanılan veriler (tork, ISQ ve kemik kazanımı) hasta kayıtlarından ve radyolojik görüntülerinden elde edilmiştir. Bu değerler osseodensifikasyon ve konvansiyonel yöntemle yapılan genişletme yöntemlerine göre ikiye ayrılmıştır. Yerleştirme torku değerleri operasyon sırasında, ISQ değerleri operasyon sırasında ve diş eti şekillendiricilerin takıldığı zamanda (3-4. ay) ölçülmüştür. Operasyon öncesi ve sonrası (4. ay) konik ışınlı bilgisayarlı tomografi görüntüleri kemik kazanımı ölçümünde kullanılmıştır. Bulgular: Yapılan değerlendirmeler doğrultusunda osseodensifikasyon ve konvansiyonel yöntemle yapılan alveoler kret split operasyonları arasında tork değeri açısından anlamlı bir fark bulunmamıştır. ISQ değerleri karşılaştırıldığında maxilla anterior, maxilla posterior, mandibula posterior bölgelerinde osseodensifikasyon grubu daha yüksek ISQ değerleri göstermiş fakat mandibula anterior bölgesinde anlamlı bir fark gözlemlenmemiştir. Kemik kazanımı açısından değerlendirildiğinde ise iki grup arasında anlamlı bir fark gözlemlenmemiştir. Sonuç: Osseodensifikasyon yönteminin düşük yoğunluklu kemiklerde primer stabiliteyi artırmak için iyi bir seçenek olduğu görülmüştür. Alveoler kret split uygulamalarında horizontal kemik genişliğinin artırılmasında geleneksel yöntemler kadar başarılı olduğu ve güvenle kullanılabileceği sonucuna varılabilir. İmplant stabilitesi açısından konvansiyonel gruba göre daha başarılı sonuçlar elde edildiği görülmüştür. Alveoler kret split operasyonları gibi yeterli primer stabilitenin sağlanması zor durumlarda osseodensifikasyon yönteminin implant stabilitesine olumlu katkıda bulunduğu gözlemlenmiştir. Anahtar Kelimeler: Dental İmplant, Osseodensifikasyon, Primer Stabilite, Kemik Kazanımı

Yunus Emre Güner
Ordu University
2024
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Radyografik kemik kaybı bulgularına sahip dental implant alanlarının radyolojik açıdan incelenmesi ve periimplantitis hastalarında tedaviye ilişkin klinik yaklaşım farklılıklarının değerlendirilmesi

Peri- implant kemik kaybı tedavisinin gerçekleştirilebilmesi için risk faktörlerinin doğru tanımlanması ile peri-implant hastalıkların etiyolojisinde rol oynayan birçok faktörün hassas biçimde belirlenmesi, elimine veya modifiye edilebilmesi özel önem taşımaktadır. Peri-implant dokuların durumunu değerlendirirken, radyografik parametrelerin de risk faktörlerini belirleme açısından yararlı olacağı düşünülmüş, peri-implant hastalıkların etiyolojisi ve tedavi seçeneklerine ilişkin standart bir protokol olmadığı gözlenmiş ve klinik uygulamalar arasındaki farklılıkların incelenmesi amaçlanmıştır. Bu amaçlarla, Hacettepe Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi'nde 01.01.2012–26.09.2019 tarihleri arasında implant tedavisi görmüş tüm hastaların arşivdeki radyografları retrospektif olarak incelenmiş ve fonksiyonda olan herhangi bir restorasyona sahip implant içeren radyografları çalışmaya dahil edilmiştir. Radyograftaki her bir implant için hastaların yaş, cinsiyet gibi demografik verileri ile, implant ve restorasyonlara ait parametreler incelenmiştir. Çalışmamızın multidisipliner kısmında; en az bir implant bölgesini ilgilendiren şikayeti olan hastalarda aynı implantlar 4 farklı disiplindeki diş hekimleri tarafından muayene edilmiş, tanı, etyolojik faktör, önerilen tedavi planlaması, bu tedavi sonrası öngörülen prognoz tayini, risk durumunun belirlenmesi ve önerilen idame aralıklarına ilişkin disiplinler arası olası yaklaşım farkı incelenmiştir. Çalışmamıza dahil edilen 2125 implantın %50.68'i maksillada yer alırken; %49.32'si mandibulada bulunmaktadır. Yaş (p=0.784) ve cinsiyetin (p=0.450), RKK üzerinde anlamlı etkiye sahip olmadığı ancak hem implantın tipi hem de implant üstü protezin tipinin RKK için etkili bir faktör olduğu görülmüştür (p<0.05). İmplantların mezial komşu bölgesi (p=0.027) ve karşıt arkındaki dentisyon durumu (p=0.024) RKK üzerinde etkiliyken; distal komşu bölgede (p=0.132) bu faktör etkili değildir. Hem mezial (p=0.001) hem distal (p=0.001) hem de karşıt arktaki (p=0.004) dişte radyografik olarak gözlenebilen alveol kemiği kaybı varlığı RKK üzerinde anlamlı etkiye sahiptir. Fraktal analiz bulguları için hem apikal hem servikal bölgede ölçümün yapıldığı zaman grup içi (p=0.312) ve gruplar arasında (p=0.736) etkili değilken; değerlerin elde edildiği grup (p=0.865) da etkili değildir.Multidisipliner yaklaşımda tanı ve prognoz tayini açısından hekimler arası görüş benzerlikleri olduğu; etiyoloji, tedavi planlaması, risk profili ve idame aralıklarının belirlenmesinde ise hekimlerin kendi bölümlerine ait mesleki tecrübeleri doğrultusunda farklı görüşler belirtebileceği görülmüştür. Sonuç olarak hekimlerin, çalışmamızda peri-implant kemik kaybı üzerinde etkili olduğu belirlenen risk faktörlerini radyografik değerlendirmede göz önünde bulundurmaları ve implant tedavisi başarısının klinik değerlendirmesinde multidisipliner bakış açısını kullanmaları gerekmektedir.

Alveolar kemik kaybıDental implantasyonDental implantlar+6
Ege Nadir Aytac
Hacettepe University
2020
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Cerrahi olmayan periodontal tedavi ile birlikte diode laser uygulamasının etkinliğinin klinik ve biyokimyasal olarak değerlendirilmesi

Periodontitis lokal ve sistemik etkenlere bağlı olarak gelişen, kompleks etiyolojiye sahip, periodontal dokularda yıkıma yol açan enfeksiyöz bir hastalıktır. Konak kaynaklı enzimler, sitokinler ve proinflamatuar belirteçler bu yıkımda rol oynayan ana elemanlardandır. Tedavisinde cerrahi olmayan veya cerrahi yöntemler ile birlikte laser uygulaması gibi yeni teknikler kullanılır. Bu çalışmanın amacı; periodontitis tedavisinde cerrahi olmayan tedaviye ek diode laser uygulamasının etkinliğini klinik ve biyokimyasal olarak değerlendirmek ve incelenen biyokimyasal parametrelerin biyobelirteç olarak kullanılabilme potansiyellerini değerlendirmektir. Bireyler "Cerrahi Olmayan Periodontal Tedaviye Ek Olarak Diode Laser Uygulanan Bireyler" (Laser grubu, n=15) ve "Cerrahi Olmayan Periodontal Tedavi (SRP) Uygulanan Bireyler" (Kontrol grubu, n=15) olarak iki gruba ayrıldılar. Kontrol grubunda bireylere yalnızca cerrahi olmayan periodontal tedavi uygulanırken; laser grubunda bu tedaviye ek olarak diode laser uygulaması yapıldı. Tüm bireyler tedaviden sonra 1. ay ve 3. ayda muayene edildi. Klinik parametreler (cep derinliği, klinik ataçman kaybı, sondlamada kanama, gingival indeks, plak indeksi) ve dişeti oluğu sıvısı (DOS) örneklemesi her kontrolde elde edildi. DOS örneklerindeki IL-1β, IL-10, IL-17, OPG, RANKL, TWEAK, Sklerostin düzeyleri ELISA yöntemi ile ölçüldü. Klinik parametreler iki grupta da zaman içinde sağlık yönünde anlamlı değişim gösterirken, laser grubunda 1. ayda sondlamada kanama değerleri ve DOS hacmi; 3. ayda DOS hacmi ve klinik ataçman kaybı değerleri kontrol grubuna göre anlamlı düzeyde azaldı. DOS örneklerindeki IL-17, TWEAK, Sklerostin düzeyleri zaman içinde iki grupta da anlamlı değişim gösterirken; laser grubunda kontrol grubuna göre 3. ayda IL-17 düzeyi anlamlı miktarda düşük çıktı. Tedavi gruplarında zaman içerisinde klinik ve biyokimyasal değişimler iki yöntemin de periodontitis tedavisinde başarılı olduğunu gösterdi. Diode laser uygulamasının periodontal iyileşmeye etkisinin sınırlı düzeyde olduğu kaydedildi. DOS içeriğindeki miktarları anlamlı düzeyde değişen IL-17, TWEAK, Sklerostin ile klinik parametrelerle korelasyon gösteren IL-1β ve RANKL'ın periodontitis teşhisinde biyobelirteç olarak kullanılması hedefine katkı sağlaması açısından değerlidir.

Gingival oluk sıvıLazer diyoduLazer tedavisi+5
Ali Tuğrul Gür
Hacettepe University
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Düşük yoğunluklu lazer uygulamasının tavşan kraniyal defektlerinde kemik rejenerasyonu üzerine etkilerinin incelenmesi

Daha sonra doldurulacaktır.Bu çalışmanın amacı, düşük yoğunlukta (diod) lazerin farklı uygulama protokollerinin tavşanlarda oluşturulan deneysel kraniyal defektlerinin iyileşmesine etkilerinin histolojik, histopatolojik ve mikroBT incelemeleri ile değerlendirilmesidir. Ayrıca, 2. hafta sonunda yapılan histolojik ve immunohistokimyasal incelemeler ile diod lazer uygulamasının biyolojik etki mekanizmalarının belirlenmesi hedeflendi. Çalışmada 2,5-3,5 kg arasında 26 adet Yeni Zelanda Beyaz Tavşan'ı kullanıldı. Bunun için öncelikle, tavşan kafalarında anestezi altında gerçekleştirilen cerrahi işlemle 8 mm çapında defektler hazırlandı. Tavşanlara post operatif (ameliyat günü) dahil olmak üzere gün aşırı olarak 10 gün boyunca toplam beş defa lazer uygulaması yapıldı. Her hayvanda oluşturulan 4 farklı defektin biri kontrol grubu olarak kullanıldı. Deney grubunda kullanılan diğer defektlere ise 4 j/cm2, 6 j/cm2 veya 8 j/cm2 enerjiyle diod lazer uygulaması yapıldı. İkinci hafta sonunda histopatolojik, immunohistokimyasal ve mikroBT analizler için 5 tavşan sakrifiye edildi. Dördüncü ve 8. haftalarda ise 10'ar hayvan olmak üzere 20 tavşan mikro BT, histopatolojik ve immünohistokimyasal analizler için sakrifiye edildi. İncelenen toplam tavşan sayısı 26'dır. Mikro BT görüntüleme inceleme sonuçları; düşük yoğunluklu lazer uygulaması yapılan tüm gruplarda kontrol grubuna kıyasla istatistiksel anlamlı olarak daha fazla yeni kemik oluşumu görüldü (p<0.0001). Lazer grupları arasında etkinliği en yüksek kemik oluşumu 6 jul düşük yoğunluklu lazer uygulaması yapılan grupta saptanırken, bu fark istatistiksel olarak anlamlı bulunmadı. Bu veriyle uyumlu olarak; hematoksilen eozin ve masson trikrom boyamalarında ikinci haftada sakrifiye edilen hayvanlar incelendiğinde kontrol gruplarına kıyasla test gruplarında defekt çeperinde daha çok kemik adaları izlendi ve bu kemik adaları çevresinde aktif osteoblastik aktivite tespit edildi. Sırasıyla 2., 4., 8. hafta grupları arasında konak kemikle yeni kemik formasyonu arasında daha geniş alanlarda füzyon görüldü. İkinci haftada sakrifiye edilen hayvanlar üzerinde yapılan immunohistokimyasal değerlendirmede BMP-2 seviyesinin 4 jul grubunda daha yüksek olduğu saptandı. Ancak bu fark istatistiksel olarak anlamlı bulunmadı. Osteokalsin boyamasında ise 4 jul grubunda daha fazla osteokalsin ekspresyonu istatistiksel olarak anlamlı ölçüde yüksek bulundu (P<0.0833, n=5). Çalışmadan elde ettiğimiz bulgular, düşük yoğunluklu lazer uygulamasının tavşan kraniyal defektlerinde yeni kemik formasyonunu olumlu şekilde etkilediğini göstermektedir. 4 j/cm2 ve 6 j/cm2 dozlarının yüksek etkinlikleri klinik uygulamalarda düşük yoğunluklu lazer uygulamasının, periodontal rejenerasyon, kret arttırma işlemleri ve diş implantı uygulaması gibi erken dönem iyileşmenin önem arz ettiği uygulamalar açısından umut verici olduğu düşünülmektedir.

Birtan Tolga Yılmaz
Hacettepe University
2019
00
DoctorateOpen AccessTR

Kistik fibrozisli hastalarda periodontal durumun klinik, immünolojik ve mikrobiyolojik olarak değerlendirilmesi

Bu çalışmanın amacı; kistik fibrozisli hastaların periodontal durumlarını belirlemek, dişeti oluğu sıvısında (DOS) sitokin ve biyokimyasal moleküllerin düzeylerini ölçmek ve hastaların bakteri plağında P. aeruginosa varlığını değerlendirmektir. KF'li 41 hasta ve 39 sağlıklı hastanın DOS ve plak örnekleri toplanarak, klinik ölçümleri yapıldı. Hastaların DOS hacmi kaydedildi. DOS'ta IL-1ß, IL-17, IL-10, ELA2, KFTR ve ß-defensin-1 miktarları ELİSA ile ölçüldü. Toplanan plak örneklerinin EMB ve MHB besiyerlerinde ekimi ve PCR ile değerlendirilmeleri yapıldı. KF'li hastalarda DOS IL-1ß, ELA2, ß-defensin-1 düzeyi, kontrol grubuna göre istatiksel olarak anlamlı yüksek ölçülürken; DOS IL-10 düzeyi ise kontrol grubuna göre anlamlı derecede düşük bulundu. Kontrol grubundaki hastaların plak örneklerinde P. aeruginosa tespit edilemezken; KF grubunda incelenen 18 hastanın 4'ünün plak örneklerinde P. aeruginosa saptandı. Periodontal durum, immünolojik ve biyokimyasal parametrelerin DOS'ta incelendiği ilk çalışma olan bu araştırmanın sonucunda; KF hastalığının, periodontal durumdan bağımsız olarak, lokal pro-enflamasyona ve düşük anti-enflamatuvar yanıta neden olduğu gösterilmiştir. Bu nedenle, KF hastalığının, sık aralıklarla periodontal açıdan kontrol altına alınması gereken, riskli sistemik hastalıklar grubuna dahil edilerek değerlendirilmesinin önemli olacağı kanaatine varılmıştır. Anahtar Kelimeler: Kistik fibrozis, periodontal durum, dişeti oluğu sıvısı, sitokin, Pseudomonas aeruginosa.

FibrozGingivaGingival oluk sıvı+5
Onurcem Duruel
Hacettepe University · Institute of Health Sciences
2019
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Anterior maksiller bölgede implantasyonu etkileyen parametrelerin retrospektif değerlendirilmesi

Dental implant cerrahisinde değerlendirilmesi gereken temel unsurlardan biri kemiğin özellikleridir. Klinik muayene önemli olsa da; kemiğin formu, şekli, yapısı, anatomik özellikleri gibi immediate implant yerleştirmeyi etkileyebilecek faktörler nedeniyle; radyografik değerlendirme doğru planlama ve uzun dönem başarı için değerlidir. Bu çalışmanın amacı; anterior maksiller bölgede immediate implant uygulamalarını etkileyen parametreleri Konik Işınlı Bilgisayarlı Tomografi (KIBT) ile cerrahi öncesi değerlendirmektir. 150 hastanın üst anterior 4 keser dişinin bukkal kemik kalınlıkları, bukkopalatinal kemik kalınlıkları, apikal kemik yükseklikleri, fenestrasyon ve dehisens varlığı/yokluğu KIBT görüntülerinde ölçülmüş; her hastanın yaşı, cinsiyeti ve sigara kullanımı kaydedilmiştir. BKK'nda en yüksek oran ince kemik fenotipinde görülmüştür. Ayrıca 2 ve 5 mm apikaldeki ölçümlerde lateral dişlerin, 8 mm'de ise santral dişlerin BKK daha kalın bulunmuştur. BPKK ise santral dişlerde ve erkeklerde daha kalın ölçülmüşken, sigara kullanımı ve yaşa bağlı bir fark görülmemiştir. FD oranı kadınlarda daha yüksek bulunmuştur. AKY erkeklerde daha yüksek bulunurken, sigara kullanımı ve yaşa bağlı istatistiksel olarak anlamlı bir fark gözlenmemiştir. Bu sonuçlar ışığında, maksiller anterior dişlerde, çevre yumuşak ve sert dokuların idamesi ve stabilitesi için yeterli ve doğru planlama yapılmadığı takdirde, immediate implantasyonun yararlarını ortadan kaldırabilecek ince bukkal kemik duvarı bulunmuştur. Bu nedenle, ince bukkal kemik duvarı varlığında, estetik bir sonuç elde etmek için implant bölgesinin ogmentasyonu önerilmektedir. Başarılı estetik sonuçlar elde etmek için; titiz bir preoperatif analiz ve uygun tedavi yaklaşımı için KIBT kullanımı gerekmektedir.

Dental implantasyonDental implantlarKonik ışınlı bilgisayarlı tomografi+3
Buğra Çakın
Hacettepe University
2019
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Kanalis palatinus major, foramen palatinum majus ve çevresindeki yumuşak doku ile ilgili parametrelerin KIBT üzerinde değerlendirilmesi

Giriş: Foramen palatinum majus (FPM)'un lokalizasyonun doğru olarak bilinmesinin, cerrahi klinik girişimlerinde, plastik estetik periodontal cerrahide ve anestezi uygulamaları açısından klinik olarak önemli olduğu belirtilmektedir. Verici alan olarak kabul edilen palatinal bölgeden serbest diş eti greftlerinin elde edilmesi sırasında damar sinir paketine (DSP) zarar verilmemesi önemlidir. Elde edilebilecek yumuşak doku greftinin boyutları, palatinal mukozanın kalınlığına (PMK) ve DSP'nin konumuna bağlıdır. Bu konu ile ilgili olarak Anadolu populasyonu üzerinde yapılmış kapsamlı bir çalışma mevcut değildir. Bu çalışmanın amacı konik ışınlı bilgisayarlı tomografi (KIBT) ile elde edilen görüntülerden PMK'nin ölçülmesi ve DSP'nin konumun belirlenmesiyle SDG elde etmek için ideal bölgenin saptanması ve klinik önem teşkil eden bu anatomik yapının lokalizasyonu ile, şekil ve sayısına ilişkin dağılımını, cinsiyet ve damak tipi bakımından inceleyip, sonuçları literatür bilgisi ile karşılaştırmaktır. Ayrıca, bu çalışmada foramina palatina minora (FPM)'ya ait bulgular ele alınmış, farklı parametreler kullanılarak Anadolu populasyonuna ait morfolojik veriler elde edildi. Araştırma, kapsamında mevcut olarak kayıtlı konik ışınlı tomografi görüntüleri incelendi. Araştırma sürecinde elde edilen veriler SPSS 25 yazılımı ile analiz edildi. Nicel değişkenler ortalama, standart sapma, ortanca, minimum ve maksimum istatistikleri ile nitel değişkenler ise sayı ve yüzde ile özetlendi. Bulgular: Sağ ve sol taraf için elde edilen nicel ölçümler, bağımlı gruplarda t testi ile; cinsiyet ve yaş gruplarının karşılaştırılması ise bağımsız gruplarda t testi ile yapıldı. Kategorik değişkenlerin grup dağılımları ki-kare testi ile değerlendirildi. Çalışmaya alınan bireylerin yaş ortalaması 44,3''tür (19 - 85). Katılımcıların cinsiyet dağılımlarına bakıldığında erkekler yüzde 56,8, kadınlar yüzde 43,2 dir. Foramen palatinum majus'un mine sement sınırından uzaklığı ortalama 14,54±2,69 mm olarak ölçüldü. Sağ ve sol tarafın arasında viii istatistik değerlendirilmede fark bulunmadı. Palatal mukozanın 3 noktada kalınlığının istatistiksel değerlendirmesi sonucu sağ ve sol taraf arasında anlamlı fark bulundu. Sol taraf palatal mukoza 3 noktada da sağ tarafa göre daha kalın olduğu belirlendi. Lesser palatina foramen incelenen tomografilerin %74'ünde tespit edilebildi. Sağ ve sol palatal foramen genellikle 7'nolu dişin distalinde lokalizedir. Ancak hastaların %1'ine yakınında ise 6 numaralı dişin hemen distalinde lokalizedir. Palatal Foramenin dişlere göre lokalizasyon dağılımları cinsiyetler arasında değerlendirildiğinde istatistiksel olarak anlamlı farklılık yoktur (ki-kare=4,598; p=0,596). Bulgular farklı etnik grupları içeren literatür bilgileri ile karşılaştırıldı. Farklı yaş ve cinsiyetlerde PMK ve ilgili yapıların anatomik özellikleri önemli farklar olmadığı görüldü. Ancak, bazı bireylerde klinik olarak önemli anatomik varyasyonlar olabileceği göz önünde bulundurulmalıdır. Anahtar Kelimeler: Kanalis palatinus majör, foramen palatinum majus, plastik estetik periodontal cerrahi, Serbest diş eti grefti, subepitelyal bağ dokusu grefti, konik ışınlı bilgisayarlı tomografi

Canalis palatinus majorCerrahiDental estetik+5
Elnur Comerdov
Hacettepe University
2019
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Farklı gingival enflamasyon dereceli derin periodontal ceplerde mikrobiyal flora ve defensin düzeylerinin incelenmesi

Dişetinde bulunan beta-defensinlerin (hBD) üretilmesi ve salgılanması, bakteri virülansına ve konağa ait enflamatuar yanıttaki değişimlere duyarlıdır. Bu çalışmanın amacı, klinik gingival enflamasyon, Porphyromonas gingivalis (P. gingivalis) miktarı ve proteaz aktiviteleri ile ilişkili olarak, hBD-2 ve hBD-3'ün dişeti dokusundaki seviyelerini karşılaştırmaktır. Çalışmamıza 5-7 mm'lik sondlama derinliğinde, marjinal, hafif veya orta-şiddetli olmak üzere farklı enflamasyon derecelerine sahip 21 periodontitis hastası dahil edilmiştir. Bu hastalara ait 48 adet periodontal cepten granülasyon dokusu ve subgingival plak örnekleri toplanmıştır. Beta-defensin düzeyleri Western Blotting, P. gingivalis miktarı PCR, proteaz aktiviteleri ise florojenik substratlarla ile belirlenmiştir. Veriler istatistiksel olarak Kruskal-Wallis, Mann-Whitney U ve Spearman korelasyon testleri kullanılarak analiz edilmiştir. Dişeti dokusunda hBD-2 ve hBD-3 dimer formunda bulunmuştur. Subgingival plaktaki P. gingivalis ve ilgili gingipain aktivitesi enflamasyon ile artarken, hBD-2 ve hBD-3 seviyelerinde bir değişiklik gözlenmemiştir. Buna karşın, dokuya ait total proteaz aktivitesi ile hBD-2 ve hBD-3 seviyeleri arasında negatif korelasyon bulunmuştur. Plaktaki P. gingivalis ve gingipain aktivitesi klinik enflamasyonla ilişkilidir ancak hBD'ler ile klinik enflamasyon arasında bir ilişki bulunmamıştır. hBD'ler ve total proteaz aktivitesi arasındaki negatif korelasyon, bu antimikrobiyal peptitlerin ilerlemiş enflamasyonda parçalandığını veya inaktif olduğunu gösterebilir.

Meltem Özdemir
Hacettepe University
2019
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Frezleme hızının implant stabilitesi ve postoperatif ağrı seviyelerine etkisinin incelenmesi

AMAÇ: Çalışmanın amacı, implant yuvası hazırlanması esnasında 50 rpm düşük devir irrigasyonsuz frezleme ve 800 rpm yüksek devir irrigasyonlu frezleme yöntemlerinin cerrahi sırasında oluşan rahatsızlık, postoperatif dönemde algılanan ağrı seviyeleri ve implant stabilitelerine etkilerinin karşılaştırılmasıdır. GEREÇ-YÖNTEM: Çalışmaya alt birinci molar diş bölgelerinde karşılıklı diş eksikliği bulunan 15 birey (8 erkek ve 7 kadın, yaş ortalaması: 38±15) dahil edildi. Dişsiz bölgelerin test veya kontrol grubuna dağılımı operasyon sırasında tam kalınlık flep kaldırılmasından sonra rastgele belirlendi. Test grubunda 50 rpm irrigasyonsuz frezleme, kontrol grubunda ise 800 rpm irrigasyon ile frezleme yapılarak implant yuvaları hazırlandı. Her iki grupta da standart çap ve boyda implant ve iyileşme başlıkları kullanıldı. Implantın primer ve sekonder stabilite değerleri başlangıç, 1,2 ve 3. Aylarda rezonans frekans analizi yöntemiyle değerlendirilirken, sert dokular başlangıç ve 3. ayda alınan paralel teknik periapikal radyografilerle değerlendirildi. Ayrıca, dişsiz bölgeye komşu dişlerin vitalite değerleri başlangıç, 1 ve 3. aylarda ölçülerek kayıt altına alındı. Dişsiz bölgedeki keratinize doku genişlikleri ise başlangıç ve 3. ayda ölçüldü. Aynı zamanda operasyon sırasında ve sonrası 1 hafta boyunca hastanın algıladığı ağrı seviyeleri VAS skalası yardımıyla kaydedildi. BULGULAR: Onbeş hastanın tümü planlanan şekilde çalışmayı tamamladı. Keratinize doku genişlikleri gruplar arasında anlamlı fark oluşturmazken grup içi başlangıç ve 3. ay arasında istatistiksel anlamlı fark saptandı (p<0,01). RFA ve vitalite değerlerinde ise tüm takip dönemlerinde grup içi ve guruplar arası kıyaslamada benzerdi. İlk kemik implant temas noktası grup içi kıyaslandığında her iki grup içinde başlangıca göre anlamlı seviyede azalma saptandı (Test Grubu içi p<0,01, Kontrol Grubu için p=0,01). Marjinal kemik kaybı her iki grupta benzer bulundu. Operasyon sırasında algılanan rahatsızlık seviyesi gruplar arasında benzerken, postoperatif 2.gün Test Grubunda ağrı anlamlı seviyede yüksektir (p<0,05). Grup içi kıyaslamada test ve kontrol gruplarında birinci gün algılanan ağrı seviyeleri sırasıyla 6,7. ve 5,6 ve 7. günlerden anlamlı seviyede yüksektir ( p< 0,05). SONUÇ: Her iki frezleme yöntemi de klinik olarak güvenli yöntemler olmasına karşın, yüksek devirde frezlemenin oluşan ağrı seviyesinde az bir avantaj sağladığı izlenmektedir. Ancak bu farkın klinik olarak anlamsız seviyede olduğu söylenebilir.

AğrıAğrı-postoperatifDental implantasyon+2
Aylin Avcı
Ege University
2019
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

İmplant çevresi vertikal defekt boyutlarının radyolojik ve klinik olarak değerlendirilmesi

Amaç: Periimplantitis tanısı konulmuş hastalarda; implant çevresindeki kemik kaybının dijital periapikal radyografi kullanılarak ölçümü ile cerrahi sırasında yapılan ölçümünün kıyaslanması ve periapikal radyografinin gerçeğe yakınlığının değerlendirilmesi, radyografi üzerinden yapılan defekt tipi tayininin gerçek defekt tipi ile karşılaştırılması ve implant çevresi dokularda metal ve plastik sonda ile yapılan ölçümlerin uyumunun incelenmesidir. Gereç ve Yöntem: Kemik içi komponente sahip periimplantitis defekti bulunan 28 hasta (10'u erkek, 18'i kadın), 51 implant ve 96 yüzey çalışmaya dahil edildi. Plastik ve metal sonda ile sondalama derinlikleri ölçülerek, modifiye gingival ve modifiye plak indeksi değerleri ve keratinize mukoza genişliği değerleri kaydedilen bölgelerden üzerine 10'ar mm' lik metal teller yapıştırılmış filmler ile paralel teknikle periapikal radyografik görüntüler alındı. Cerrahi tedavi sırasında defektin granülasyon dokularından temizlenmesinden sonra defekt tipi tayini yapıldı ve defekt boyutları vertikal ve horizontal yönde stoperli spreader ile dijital kumpas kullanarak ölçüldü. Alınan radyografik görüntüler üzerinden java tabanlı bir program aracılığı ile aynı yönde ölçümler ve defekt tipi tayini yapılarak kaydedildi ve bu veriler birbirleriyle karşılaştırıldı. Metal ve plastik sonda ile yapılan sondalama derinliği ölçümlerinin uyumu da kendi içinde değerlendirildi. Defekt boyutu ölçümleri karşılaştırılması için Bland-Altman analizi kullanıldı. Defekt tipi uyumu için Kappa değeri hesaplandı. İki sonda ile yapılan sondalama derinliği ölçümü uyumu için ise Weigted Kappa değeri hesaplandı. Bulgular: Radyografi üzerinden yapılan ölçümler cerrahi sırasında yapılan ölçümlerden düşük (fark horizontal yönde 0,26mm; vertikal yönde ise 0,23mm) bulundu ve bu istatistiksel olarak anlamlıdır. (p˂0,001) Radyografi üzerinden yapılan defekt tayini cerrahi sırasında belirlenen defekt tipi ile 'orta' derece uyumlu bulundu. (κ= 0,47) Plastik ve metal sonda ile yapılan sondalama derinliği ölçüm değerleri birbiriyle 'iyi' derece uyumlu bulundu. (κw = 0,71) Sonuç: Sonuç olarak periapikal radyografiler paralel teknik ve kalibrasyon için ilave bir işlem kullanılarak elde edildiğinde gerçek defekt boyutunu gerçeğe yakın, ancak olduğundan daha az göstermektedir. Defekt tipi belirlemede ise çok başarılı olmasa da klinisyen için operasyon öncesi fikir sağlayabilir. İmplant çevresinde sondalama derinliklerinin ölçülmesinde uyumları iyi derecede olduğu için metal veya plastik periodontal sondadan herhangi biri tercih edilebilir. Anahtar Kelimeler: Periimplant Defekt, Periapikal Radyografi, Periimplantitis, Periodontal Sonda

Dental implantasyonDental implantlarPeriimplantitis+3
Asena Türedi
Ege University
2019
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Sinüs tabanı yükseltilmesinde kullanılan manyetik çekiç ve konvansiyonel yöntemin karşılaştırılması

Amaç: Çalışmanın amacı manyetik çekiç ve manuel çekiç kullanılarak yapılan krestal sinüs tabanı yükseltme (KSTY) operasyonu ile birlikte kısa implant uygulanması esnasında oluşan rahatsızlık seviyeleri, postoperatif dönemde oluşan ağrı seviyeleri ve klinik sonuçların kıyaslanmasıdır. Gereç ve Yöntem: Üst çene posterior bölgede karşılıklı tek diş eksiği bulunan ve maksiller sinüs altında residüel kemik yüksekliği <6mm olan 9 erkek ve 5 kadın, toplam 14 hasta (yaş  ort std: 45  12) çalışmaya dahil edildi. KSTY operasyonu ile birlikte kısa implant yerleştirilmesi esnasında, bir tarafta manyetik çekiç kullanılırken (Test grubu), diğer tarafta manuel çekiç (Kontrol grubu) kullanıldı. Cerrahi rahatsızlık, postoperatif birinci haftada algılanan ağrı seviyesi, komşu dişlerin vitalite durumları, cerrahi süre, çekiç ile yapılan vuruş sayısı ve yükseltilen sinüs miktarları kıyaslandı. Bulgular: Test grubunda cerrahi rahatsızlık seviyesinin kontrol grubundan anlamlı seviyede düşük olduğu saptandı (p<0.05). Benzer şekilde 2, 4 ve 5. günlerdeki ağrı seviyeleri anlamlı seviyede test grubunda düşüktü (p<0.05). Sinüs tabanı yükseltilmesi için kullanılan vuruş sayısı manyetik çekiç grubunda anlamlı seviyede düşükken (p<0,05), komplikasyon oranları ve diğer klinik parametreler grup içi ve gruplar arasında benzerdi. Sonuç: Manyetik çekiç kullanılarak yapılan KSTY operasyonları hasta tarafından daha rahat tolere edilmekte, postoperatif dönemde oluşan ağrı seviyeleri daha düşük olmaktadır. Her iki yöntem de KSTY de güvenli yöntemler olmasına karşın, manyetik çekiç KSTY operasyonlarında manuel çekicin yerini alabilecek kapasitesinin mevcut olduğu düşünülmektedir.

AğrıDental implantasyonDental implantlar+3
Rouzbeh Fazelı
Ege University
2019
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Bağ dokusu grefti alındıktan sonra verici bölgedeki doku kalınlığı ve sigaranın yara iyileşmesine etkisinin değerlendirilmesi

Bağ dokusu grefti alındıktan sonra verici bölgedeki doku kalınlığı ve sigaranın yara iyileşmesine etkisinin değerlendirilmesi Dişeti ve alveol mukoza arasındaki sağlıklı ilişkinin bozulmasıyla mukogingival sorunlar ortaya çıkar. Mukogingival sorunlardan biri olan ve hastada estetik kaygıya neden olan dişeti çekilmesinin tedavisinde otojen bağ dokusu greftleri sıklıkla kullanılır. Otojen bağ dokusu greftinin elde edilmesinde en sık tercih edilen verici bölge damaktır. Yara iyileşmesi travma ile başlayan hücresel ve biyokimyasal olayların yeni doku oluşumuyla sonuçlanmasıdır. Sigara çeşitli mekanizmalar üzerinden yara iyileşmesini olumsuz etkileyen önemli bir çevresel faktördür. Periodontal cerrahi işlemler sonrasında da yara iyileşmesi sigara kullanımından olumsuz etkilenir. Çalışmamızın amacı, başlangıç doku kalınlığı ve bağ dokusu grefti elde edildikten sonra kalan doku kalınlığının sigara içen ve içmeyen hastalarda verici bölgenin tam epitelizasyon süresi ve doku dolumu miktarına etkisini değerlendirmektir. Toplam 20 hasta çalışmaya dahil edilerek sigara içen ve sigara içmeyen çalışma grupları oluşturuldu. Operasyon sırasında damak üzerinde üç noktadan başlangıç damak kalınlığı, kaldırılan kapak kalınlığı ve kapağın altında kalan doku kalınlığı ölçümleri yapıldı. Operasyon sonrası 7, 14, 21. ve 28. günlerde damak bölgesinde tam epitelizasyon var/yok şeklinde kaydedildi. İkinci ve 3. aylarda ise üç noktadan damak kalınlığı ölçümleri tekrarlandı. Her iki grupta damağın tam epitelizasyon süreleri benzer bulundu. Başlangıç damak kalınlığı ile 2. ve 3. ay damak kalınlığı arasında pozitif ilişki görüldü. Başlangıç damak kalınlığının artmasıyla 2. ve 3. aydaki damak kalınlığında artış saptandı. Sigara içen grupta, başlangıçtan 3. aya mezyal noktadaki damak kalınlığı değişiminin sigara içmeyen gruptaki farktan anlamlı olarak daha fazla olduğu görüldü. Ayrıca, sigara içen grupta operasyondan sonra 3. aydaki damak kalınlığının başlangıç damak kalınlığına göre anlamlı olarak daha az olduğu saptandı. Her iki grupta kapağın altında kalan doku kalınlığının 2. ve 3. aylardaki damak kalınlığı arasındaki korelasyonları genelde pozitif yönde etkilediği belirlendi. Çalışmamızın sonuçları, sigara kullanımının bağ dokusu grefti elde edilmesi sonrası damaktaki epitelizasyona belirgin bir olumsuz etkisi olmadığı, ancak doku dolumunu geciktirdiği yönündedir. Anahtar Kelimeler: Otogreftler; verici bölge; sigara; yan etkiler; yara iyileşmesi

Bağ dokuOtogreflerSigara içme+2
Elif Dilay Ünal
Ege University
2019
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Primer implant stabilitesi ve yerleştirme torkunun ağrı seviyeleri üzerine etkisinin değerlendirilmesi

Primer implant stabilitesi, osseoentegrasyonun sağlanmasında anahtar rol oynamaktadır. İmplantı yüksek tork ile yuvaya yerleştirmek primer stabilitenin yüksek olacağının göstergesidir. Uygulanan yüksek yerleştirme torkunun implant çevresindeki kemikte yüksek kompresif kuvvetlere neden olacağı düşünülmektedir. Buna karşın yerleştirme torku artışının hastaların operasyon sırası ve sonrası ağrı seviyelerine etkisi net bir şekilde ortaya konmamıştır. Günümüze kadar çeşitli primer stabilite ölçüm yöntemleri tanımlanmıştır ve bu ölçüm yöntemlerinden yerleştirme torku, periotest ve rezonans frekans analizi, invaziv olmaması ve kolay uygulanabilmesi gibi nedenlerden dolayı bir çok araştırmacı tarafından tercih edilmiştir. Literatürde stabilite ölçüm yöntemlerinin birbirine göre üstünlüklerini ve tutarlılıklarını değerlendiren çalışmalar bulunmakla birlikte birbiri arasındaki ilişki tam olarak açıklığa kavuşturulmamıştır. Çalışmamızda implant yerleştirme torku ile hastaların ağrı seviyeleri arasındaki ilişkinin Vizüel Analog Skala (VAS) ile değerlendirilmesi ve implant yerleştirme torku, periotest ve rezonans frekans analizi arasındaki ilişkinin değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Çalışmaya alt çene posterior bölgede bilateral tek diş eksikliği olan 15 hasta dahil edilmiştir. Hastaların operasyon öncesi anksiyete seviyeleri "Modifiye Dental Anksiyete Skalası" (MDAS) ile ölçülmüştür. Operasyon sırasında hastaların bir tarafına yüksek tork ile diğer tarafına düşük tork ile toplamda 30 implant yerleştirilmiştir. İmplantlar yerleştirilirken yerleştirme torku kayıt altına alınmıştır. Daha sonrasında rezonans frekans analizi ve periotest ile primer stabiliteleri ölçülüp operasyon tamamlanmıştır. Hastaların operasyon sırası ve sonrası ağrı seviyelerini her iki bölge için VAS ile değerlendirmeleri istenmiştir. Hastaların operasyon öncesi anksiyetesiyle operasyon sırası ve sonrasındaki ağrı seviyeleri arasında anlamlı ilişki bulunamamıştır. İmplant yerleştirilirken uygulanan yüksek yerleştirme torku hastaların ağrı seviyelerine istatiksel olarak etki etmemiştir. Yerleştirme torku, rezonans frekans analizi ve periotest değerleri arasında anlamlı korelasyon bulunmaktadır.

Ağrı-postoperatifDental implantasyonDental implantasyon-endossöz+2
Mehmet Gümüş Kanmaz
Ege University
2016
00
DoctorateOpen AccessTR

Farklı verici sahalardan alınan bağ dokusu greftinin immediyat implantasyonda peri-implanter dokular üzerine etkisinin değerlendirilmesi

AMAÇ: İmmediyat implant uygulaması ile birlikte uygulanan farklı verici bölgelerden alınan bağ dokusu greftinin implant çevresi sert ve yumuşak dokuların boyutsal değişimine etkisinin değerlendirilmesi amaçlanmıştır. GEREÇ YÖNTEM: Çalışmamıza üst çene 2. premolarlar arası bölgede endodontik ve restoratif nedenlerle çekim endikasyonu konmuş dişe sahip 20 birey dahil edildi. 20 diş eşit sayıda olacak şekilde randomize olarak test ve kontrol gruplarına ayrıldı. Diş atravmatik olarak çekildikten sonra, flep kaldırılmadan implant yuvaları hazırlandı ve implantlar yerleştirildi. İmplant ile vestibül kemik arasında kalan boşluk alloplastik kemik grefti ile dolduruldu. Hastanın çekilen dişinin kuronu ya da kompozit materyal kullanılarak geçici kuron hazırlanıp vidalandı. İmplantların vestibül bölgesinde yarım kalınlıklı flep kaldırılarak kontrol grubunda damaktan alınan bağ dokusu grefti, test grubunda ise tüberden alınan bağ dokusu grefti yerleştirildi. Sert dokularda meydana gelen değişimin değerlendirilmesinde konik ışın hüzmeli bilgisayarlı tomografi (KIBT), yumuşak dokuda meydana gelen değişimlerin değerlendirilmesinde ise 1:1 oranında çekilmiş fotoğraflar ve klinik ölçümlerden yararlanıldı. Fotoğraflar başlangıç ve 6. ayda çekildi. KIBT görüntüleri, 1. hafta ve 6. aylarda alındı. Klinik ölçümler ise başlangıç ve 6. ayda yapıldı. Dişeti kalınlığındaki ölçümler stent kullanılarak dişeti kenarından itibaren apikal yönde 1'er mm aralıklarla 3 noktadan yapıldı. Bukkal kemikteki boyutsal değişimler implant platformundan apikal yönde 0, 2 ve 4. mm'de ölçümler yapılarak hesaplanırken, vertikal kemik seviyesi değişimleri ise implant platformu ile krestal kemik tepe noktası arasındaki dikey mesafe ölçülerek saptandı. Hastaların verici bölgelerindeki ağrı miktarı VAS skalalarıyla değerlendirildi. Grup içi ve gruplar arası değerlendirilmelerin yapılmasında parametrik testler kullanıldı. Veriler α = 0.05 anlamlılık düzeyinde istatistiksel olarak analiz edildi. BULGULAR: 20 adet implantla çalışma tamamlandı. Başlangıç ve 6. ay bukkal kemik kalınlıklarındaki değişim gruplar arasında anlamlı değildir (p>0.05). İmplantın krestal seviyesindeki değişimin başlangıç (2.37mm) ve 6. ay (1.90mm) grup içi kıyaslanmasında kontrol grubunda istatistiksel anlamlı fark bulunmuştur (p<0.05). İmplantın bukkalindeki yumuşak doku kalınlığı her iki grupta da 6. ayda başlangıca göre istatistiksel anlamlı olarak yüksek bulunmuştur (p<0.01). Bu fark gruplar arasında anlamlı değildir (p>0.05). Bukkal ve aproksimal yumuşak doku seviyeleri arasında grup içi ve gruplar arası anlamlı fark bulunmamaktadır (p>0.05). Verici bölgedeki ağrı seviyeleri tüber bölgesinde istatistiksel anlamlı olarak daha az bulunmuştur ve tüber grubunda hissedilen ağrı miktarı daha hızlı azalmıştır. SONUÇ: İmmediyat implantasyon ile birlikte bireyselleştirilmiş geçici kuron ve bağ dokusu uygulaması yapıldığında damak ve tüber bölgesinden alınan bağ dokusu greftlerinin yumuşak ve sert dokular üzerinde benzer etkileri olduğu saptanırken, implantla birlikte uygulanan bağ dokusu tüberden alındığında ilk 6 aylık süreçte implantın krestal seviyesindeki kemik kaybını engellemektedir. Aynı etki damaktan alınan bağ dokusu grefti grubunda görülmemektedir. Ayrıca tüber bölgesinin bağ dokusu verici sahası olarak kullanılması operasyon sonrası hasta konforunu arttırmakta ve hastanın daha az ağrı hissetmesini sağlamaktadır.

Şive Ercan
Ege University · Institute of Health Sciences
2017
00
DoctorateOpen AccessTR

Radyografik olarak tespit edilen peri-implant defektler üzerinde sosyodemografik, sistemik ve lokal faktörlerin ilişkisinin değerlendirilmesi

Bu çalışmanın amacı implant etrafında kemik kaybı olan hastalar üzerinde yapılan anket ve ragyografik inceleme sonucunda kemik kaybına neden olan faktörlerin tespit edilmesi ve peri-implantitisin nedenlerinin araştırılmasıdır. Çalışmanın ilk bölümde peri-implantitise dair teorik bir çerçeve çizilmiş ve literatür taraması yapılmış; ikinci bölümde ise anket çalışması yapılarak sonlandırılmıştır. Anket katılımcıları grafilerde peri-implant defekt tespit edilen hastalar olarak seçilmiştir. Bu çalışmanın veri toplama süreci pandemiden dolayı klinik süreçten yoksun kalmış ve sadece film üzerinden bir değerlendirme ve hastalara anket yapılmıştır. Klinik inceleme kısmı gerçekleştirilmediği için katılımcılar için peri-implantitis ifadesi kullanılmamaktadır ancak radyografta perimplant defekte sahip hastalar şeklinde ifade edilmiştir. Bu nedenle ankete kemik kaybı olan hastalar dahil edilmiştir. Çalışmanın sonucunda kemik kaybı üzerinde istatiksel olarak anlamlı olan faktörlerin yalnızca komplikasyon varlığı, ağrı kesici ve antibiyotik kullanımı, karşıt diş türü faktörlerinin olduğu ve sabit protezlerin kemik kaybı olmayan implantların sayısını artırdığı sonucuna varılmıştır.

Alveolar kemik kaybıDental implantasyonDental implantlar+3
Altuğ Özbeycan
Ankara University · Institute of Health Sciences
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

Periodontitisli bireylerin tükürük ve serum örneklerinde 8-hidroksideoksiguanozin (8-OHDG) ve forkhead BOX-O1 (FOXO1) seviyelerinin değerlendirilmesi

Periodontitisli Bireylerin Tükürük ve Serum Örneklerinde 8-Hidroksideoksiguanozin (8-OHDG) ve Forkhead BOX-O1 (FOXO1) Seviyelerinin Değerlendirilmesi Periodontitis; diş destek dokularının yıkımı ve konak enflamatuar immün cevabın bozulmasıyla karakterize kronik bir hastalıktır.Periodontal doku yıkım mekanizmasında esas olarak, proteolitik enzimler ve inhibitörleri ile reaktif oksijen türleri (ROT) ve antioksidan (AO) sistem arasındaki homeostatik dengenin bozulması yer alır.ROT ekstraselüler matriks bileşenlerinin depolimerizasyonunda, lipit peroksidasyonunda, antiproteazlar gibi enzimlerin oksidasyonunda, proenflamatuar sitokinlerin indüksiyonu ve DNA hasarında aktiftir.Aşırı ROT aktivitesiyle birlikte antioksidan eksikliğinin doğrudan veya dolaylı bir sonucu olarak redoks duyarlı transkripsiyon faktörlerinin aktivasyonu gerçekleşir ve inflamatuar süreç başlar. Periodontal doku hasarı meydana gelir.8-hidroksideoksiguanozin (8-OHdG) DNA tamiri ile vücut sıvılarına salınan oksidize bir nükleozittir. Yapılan çalışmalar vücut sıvılarındaki 8-OHdG'nin bir oksidatif stres belirteci olarak görev yaptığını ve kronik enflamatuar hastalıkları da içeren bozukluklarda oksidatif hasarı değerlendirmede kullanıldığını göstermiştir. FoxO'lar, Forkhead süper ailesinin O (diğer) sınıfının üyeleridir. Bu sınıfın dört üyesi şu anda bilinmektedir, FoxO1, FoxO3, FoxO4 ve FoxO6.Aktif FOX-O, ROT'u bozan enzimlerin indüksiyonu yoluyla oksidatif stresten korunmada rol oynar FoxO ayrıca, O2'nin H2O2'ye dönüşümünü katalize eden manganez süperoksit dismutazın (MnSOD) transkripsiyonu yoluyla oksidatif stresi antagonize eder.Ayrıca FoxO1, antioksidan enzimleri yükselterek oksidatif strese direnir. Bir transkripsiyon faktörü olan FOX-O1 proteini; hücrenin hayatta kalması ve farklılaşması, reaktif oksijen türlerinin (ROT) azaltılması ve apoptoz dahil olmak üzere bir dizi hücresel süreçte anahtar düzenleyici olarak görev alır. FoxO1'in antioksidan savunmayı geliştirmedeki rolü, FoxO1'i periodontitis tedavisinin aday hedefi olarak gösterir.Diğer taraftan kardiyovasküler hastalık,beyin ve iskelet kas hastalıkları gibi bazı sistemik hastalıklarla ilişkisi ortaya konmuştur.Ancak yine inflamatuar bir hastalık olan periodontitis ile ilişkisi hakkında yeterli veri mevcut değildir.Çalışmamızın amacı; periodontitisli bireyler ve periodontal olarak sağlıklı bireylerin serum ve tükürük örneklerinde FOX-O1 ve 8-OHdG seviyelerinin saptanması ve aynı zamanda bu belirteçlerin birbirleri ile ve periodontal klinik parametreler ile ilişkisinin değerlendirilmesidir.Bu amaçla çalışmaya generalize evre III derece C periodontitis tanısı konmuş 19 , generalize evre III derece B periodontitis tanısı konmuş 20 ve periodontal ve sistemik olarak sağlıklı 20 hasta dahil edilmiştir.59 bireyden elde edilmiş olan serum ve tükürük örneklerinde FoxO-1 ve 8-OHdG seviyeleri ELISA yöntemi kullanılarak değerlendirilmiştir.Tüm klinik periodontal parametreler (PI, CD, SKİ, KAK), her iki periodontitis grubunda K grubuna göre istatistiksel olarak anlamlı yüksek bulunmuştur (p<0.05).8-OHdG tükürük seviyeleri her 2 periodontitis grubunda kontrol grubuna göre anlamlı yüksek bulunmuştur.FOXO1 tükürük seviyeleri ise her 2 periodontitis grubunda kontrol grubuna göre anlamlı düşük seviyede bulunmuştur.Tüm klinik periodontal parametreler tükürük 8-OHdG seviyesi ile orta dereceli pozitif korelasyon göstermektedir (sırasıyla CD için r= 0.570, SKİ için r= 0.573, PI için r= 0.470, KAK için r= 0.600). Tükürük FOXO1 seviyesi sadece SKİ ile düşük dereceli negatif korelasyona sahipken (r= -0.336) diğer klinik parametreler ile korelasyon göstermemektedir. Tükürük FOXO1 seviyesi; 8-OHdG tükürük seviyesi ile düşük dereceli negatif korelasyona sahiptir. (r= -0.395)Bu günkü literatür bilgilerimizle periodontal hastalığın, inflamatuar karakteri gereği artmış oksidatif stres ve azalmış antioksidan seviyenin artmış inflamasyon, endotelyal ve mitokondriyal disfonksiyon ve apopitozis gibi çeşitli destruktif mekanizmaları aktive ettiği bilinmektedir. Bu nedenle DNA hasarını ve oksidatif stresi gösteren önemli bir parametre olan 8-Ohdg seviyelerinin hastalık gruplarında artmış olması beklenen bir sonuç olup literatür verileri ile uyumludur.Doku homeostazında önemli fonksiyonları olan FoxO-1'in özellikle oksidatif strese karşı koruyucu etkisi olduğu gösterilmiştir ancak periodontal inflamasyonda doku homeostazının oksidanlar lehine bozulmuş olması azalmış FoxO-1 seviyesi ile uyumludur.FOX-O1'in antioksidan savunmayı desteklemedeki rolü, FOX-O1'in periodontitis tedavisinin aday bir hedefi olduğunu düşündürebilir. İleride yapılacak çalışmalarla FOXO1'in periodontitis tedavisindeki yeri açıklanmaya çalışılmalıdır. Anahtar sözcükler: Periodontitis, 8-Hidroksideoksiguanozin (8-OHdG), Forkhead Box-O1 (FOXO1), Oksidatif Stres

8-hidroksi deoksiguanozinOksidatif stresPeriodontal hastalıklar+2
Elif Selin Gürbüz
Ankara University · Institute of Health Sciences
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

Kronik periodontitisli hastalarda periodontal tedavi öncesi ve sonrası çiğneme performansının ve ağız sağlığıyla ilişkili yaşam kalitesinin değerlendirilmesi

Çiğneme besin maddelerinin yutulmaya hazır hale gelmesi için yapılan ve nöromuskuler reflekslerden oluşan, nöromuskuler sistem tarafından yönetilen mandibular bir harekettir. Alveolar kemik, dişler, TME, kaslar ve ligamanlar ile periodontal ligament sağlıklı olduğunda çiğneme sisteminde okluzal bir uyum vardır. Bu uyum varlığında çiğneme sisteminin tüm bileşenleri fonksiyonel streslere dayanabilirler ve hastaların ısırma ve çiğneme yetenekleri yeterlidir. Dişlerin periodontal alan miktarının ısırma kuvvetini ve çiğneme performansını etkilediği bilinmektedir. Periodontitis nedeni ile ataşman kaybı olmuş dişlere yüksek miktarda ısırma kuvveti uygulandığında periodontal mekanoreseptörlerden iletilen bilgilerle ağrı hissedildiği ve refleks inhibisyonu nedeniyle çenenin açıldığı, bunun sonucunda da ısırma kuvvetinin dolayısıyla çiğneme performansının azaldığı bildirilmiştir. Ayrıca kronik periodontitis dişlerin farklı derecelerde mobilitesine neden olabilir. Mobilitenin çiğneme performansını azalttığı gösterilmemiştir ancak genel olarak mobil bir dişin çiğnemeye olumsuz etkisi olacağı düşünülmektedir. Ağız Sağlığı ile İlgili Yaşam Kalitesi, ağız sağlığının genel sağlık üzerindeki olumlu ve olumsuz etkilerini değerlendirip Dünya Sağlık Örgütü'nün yapı-fonksiyon-yeterlilik-katılımcılık modelini temel alarak geliştirilmiş, hastaların ağız sağlıkları ile ilgili algılarını ortaya koyan çalışma alanıdır. Ağız sağlığı ile ilgili yaşam kalitesi, ağız sağlığı araştırmalarında, klinik araştırmalarda ve klinik işlemlerin sonuçlarının incelenmesinde kullanılmaktadır. Çeşitli semptomları, problemleri ve hastaların ruhsal durumlarını sorgulayan çok yönlü ölçekler olarak değerlendirilebilir. Bu çalışmanın birincil amacı generalize kronik periodontitisli hastaların cerrahi olmayan ve cerrahi periodontal tedaviler sonrasında çiğneme performanslarının, diş mobilitelerinin, ağız sağlığı ile ilişkili yaşam kalitelerinin ayrı ayrı ve birbirleriyle ilişkilerinin değerlendirilmesidir. İkincil amaç ise generalize kronik periodontitisli hastaların çiğneme performanslarının, diş mobilitelerinin ve ağız sağlığı ile ilişkili yaşam kalitelerinin sağlıklı hastalarla kıyaslanmasıdır. Çalışmaya 20-45 yaş aralığında, 40 generalize kronik periodontitis hastası (20 test grubu, 20 kontrol grubu) dahil edilmiştir. Hastaların tedavi öncesinde, cerrahi olmayan ve cerrahi periodontal tedavilerden dört hafta sonra çiğneme performansları, mobiliteleri ve ağız sağlığı ile ilişkili yaşam kaliteleri değerlendirilmiştir. Çiğneme performası değerlendirmesinde hastalardan, silikon bir ölçü maddesinden küçük küpler haline getirilerek oluşturulan yapay test materyalini çiğnemeleri istenmiştir. Çiğnenen test materyali çoklu bir elek düzeneğinde incelenmiştir. Mobilite ölçümleri Periotest M® ile objektif sonuçlar alınarak gerçekleştirilmiştir. Ağız sağlığı ile ilişkili yaşam kalitesi ölçümleri ise ağız sağlığı etki profili ölçeğinin kısa formu olan OHIP-14'ün Türkçe versiyonu ile yapılmıştır. Generalize kronik periodontitisin cerrahi olmayan ve cerrahi tedavisinin, çiğneme performansını ve ağız sağlığı ile ilişkili yaşam kalitesini artırdığı kanıtlanmış ancak kısa dönemde mobiliteye bir etkisi olmadığı bulunmuştur. Sağlıklı bireylerin generalize kronik periodontitisli hastalara göre çiğneme performansının ve ağız sağlığı ile ilişkili yaşam kalitelerinin yüksek, mobilite değerlerinin düşük olduğu gözlenmiştir.

Ağız sağlığıPeriodontal hastalıklarPeriodontitis+3
Ali Ursavaş
Ankara University · Institute of Health Sciences
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

Sigara içen periodontitis hastalarında cerrahi olmayan periodontal tedavinin yaşam kalitesi üzerine etkisi

Ağız sağlığı ile ilgili yaşam kalitesi, ağız sağlığının genel sağlık üzerindeki olumlu ve olumsuz etkilerini değerlendirip, bireylerin ağız sağlıkları ile ilgili algılarını ortaya koyan çalışma alanıdır. Günümüzde sağlık ve yaşam kalitesi üzerinde ağız içi problemlerin etkisini değerlendiren birçok anket sistemi bulunmaktadır. Objektif klinik ölçümlerin hastalığın yaşam kalitesi üzerine etkilerini tam olarak gösterememesinden dolayı, ağız sağlığı ile ilgili yaşam kalitesi ölçekleri geliştirilmiştir. OHIP (Oral Health Impact Profile) 14 ölçekleri, yaşam kalitesi ile ilgili çalışmalarda en yaygın ve güvenilir olarak kullanılan ölçektir. 14 sorudan oluşan anket hastaların ilgili problemi ne derecede yaşadığını ölçmektedir. Anket sonuçlarının skorlaması 4 lü Likert sistemi ile belirlenir ve skorun yüksek olması yaşam kalitesinin bozuk olduğunu göstermektedir. Periodontitis, diş destek dokularının yıkımı ve konak enflamatuar immun cevabın bozulmasıyla karakterize bir hastalıktır. Kronik periodontitis ise enflamasyona bağlı olarak, dişi destekleyen dokulardaki alveolar kemik ve ataçman kaybı ile karakterize, enfeksiyoz bir hastalıktır. Dişlerin yüzde 30undan fazlasının etkilendiği durumlarda generalize kronik periodontitis olarak sınıflandırılmaktadır. Sigara kullanımı periodontal hastalıkların başlangıcı ve ilerlemesi ile ilgili büyük sebeplerden biridir. Yapılan klinik çalışmalarda sigara kullanımı var veya yok şeklinde kriterlerin belirlenmesi sonuçların detaylandırılması ile ilgili problemler yaratmaktadır. Bu problemlerin azaltılması amacıyla sigara kullanan bireylerin hangi tip sigara içicisi olduğunun belirlenmesi, sonuçların yorumlanması açısından araştırmacılara daha çok bilgi sağlamaktadır. Fagerstrom testi sigara alışkanlığının ne tip olduğunu 6 adet soru ile belirleyerek 5 tip sigara içicisi grubu oluşturduktan sonra demografik verilerin daha sağlıklı değerlendirilmesini sağlamaktadır. Cerrahi olmayan periodontal tedavi, supra ve subgingival biyofilm ve diş taşının uzaklaştırılması, uyumsuz restorasyonlar gibi yerel hazırlayıcı faktörlerin giderilmesi ve çürük lezyonların tedavisi sağlanarak kapsamlı günlük plak kontrolünün uygulandığı, gerekiyorsa periodontal-sistemik durum arası ilişkinin kontrol altına alındığı bir tedavi anlayışıdır. Çalışmamız, Ankara Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Periodontoloji Anabilim Dalına başvuran hastalardan sigara içen ve generalize kronik periodontitis teşhisi konmuş hastalarda yapılmıştır. Hastaların Fagerstrom testi yardımı ile hangi tip sigara içicisi olduğu belirlenmiş, tüm gruplara cerrahi olmayan periodontal tedavi uygulanmıştır. Tedavinin yaşam kalitesine olan etkilerini incelemek amacıyla OHIP 14 TR anketi tedavi öncesinde ve sonrasında hastalara uygulanmıştır. Çalışmamızda sigara kullanan ve periodontitis teşhisi konmuş 96 birey katılmıştır. Cerrahi olmayan periodontal tedavi sonrası en çarpıcı yaşam kalitesi değişimi evre IV grubunda görülürken, en az değişim hastalığın daha hafif seyrettiği evre I grubunda gözlemlenmiştir. Fagerstrom test sonuçlarına göre çok hafif bağımlılık gösteren grupta cerrahi olmayan periodontal tedavi sonrası yaşam kalitesi skor değişimi daha fazla görülürken, çok ileri derecede bağımlı olan gruplarda tedavi sonrası çok daha az oranda yaşam kalitesi skorları değişimi gözlemlenmiştir. Bu durum sigara kullanım yoğunluğunun periodontal problemlerin semptomlarının hissedilebilirliğini azaltmasına bağlanmaktadır. Anahtar Sözcükler: Fagerstrom Test, Generalize Kronik Periodontitis, OHIP 14 TR, Yaşam Kalitesi

Ağız sağlığıPeriodontal hastalıklarPeriodontitis+4
Kardelen Başol
Ankara University · Institute of Health Sciences
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

İnterdental papil kaybı olan hastaların tünel tekniği ile bağ doku grefti ve titanyum destekli trombositten zengin fibrin kombine tedavi sonuçlarının retrospektif olarak değerlendirilmesi

Amaç: Titanyum ile hazırlanan trombositten zengin fibrin (T-TZF), diş hekimliğinde umut verici bir biyomateryal olarak öne çıkmaktadır. Bu çalışma, Han ve Takei yöntemi kullanılarak gerçekleştirilen papil rekonstrüksiyon cerrahisinde de-epitelize bağ doku grefti (DBDG) ve T-TZF'nin etkinliğini retrospektif olarak değerlendirmeyi amaçlamaktadır. Yöntem: Bu retrospektif çalışmaya, Han ve Takei yöntemi (DBDG veya T-TZF) kullanılarak tedavi edilen, Sınıf I, II ve III papil kaybına sahip 34 hasta (115 interdental papil) dahil edilmiştir. Demografik veriler (yaş ve cinsiyet), dentogingival parametreler (diş şekli, papil bölgesi, çene tipi ve papil kaybı sınıflandırması) ve klinik değerlendirmeler incelenmiştir. Klinik parametreler arasında sondlama derinliği (SD), gingival indeks (Gİ), plak indeksi (Pİ), doku kalınlığı (DK), keratinize doku genişliği (KDG), siyah boşluk genişliği (SBG), siyah boşluk yüksekliği (SBY), papil dolum yüzdesi (%PD) ve siyah boşluk alanı (SBA) yer almıştır. Bu parametreler, cerrahi öncesi ve cerrahi sonrası 1., 3. ve 6. aylarda kaydedilmiştir. Bulgular: Çalışmamızda, demografik ve dentogingival parametreler açısından gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmadı. Klinik olarak, DBDG grubunda başlangıçtan 6. aya kadar SD, KDG ve DK'de anlamlı artışlar gözlemlenmedi. Buna karşılık, T-TZF grubunda DK'de daha küçük bir artış ve hem SD hem de KDG'de azalma görüldü. Ayrıca hem DBDG hem de T-TZF gruplarında SBY, SBG, SBA ve %PD değerlerinde cerrahi sonrası 6. aya kadar azalma gözlenmedi. Sonuç: Her iki tekniğin de interdental papil defektlerinin tedavisinde etkili olduğu bulunmuştur. T-TZF, papil rekonstrüksiyonunda bağ dokusu greftinin altın standart kullanımına karşı, benzer sonuçlar sunarak uygulanabilir bir alternatif olarak potansiyelini göstermiştir. Anahtar Kelimeler: De-epitelize bağ doku grefti, Titanyum ile hazırlanmış trombositten zengin fibrin, İnterdental papil kaybı, Han ve Takei tekniği

Makbule Can
Pamukkale University
2024
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Ratlarda oluşturulan kritik boyutlu kalvaryal defektlerde liraglutid kullanımının farklı greft türlerinin iyileşmesine etkisinin incelenmesi

Amaç: Kritik boyutlu kemik defektlerinin tedavisinde greft materyalleri sıklıkla kullanılmakta olup, bu materyallerin rejeneratif etkinliğini artırmaya yönelik farmakolojik destekler giderek önem kazanmaktadır. Bu çalışmada, glukagon benzeri peptid-1 reseptör agonisti olan Liraglutide (LİRA)'ın, farklı greft materyalleri ile birlikte kullanıldığında kemik rejenerasyonu üzerindeki etkileri araştırılmıştır. Yöntem: Altı ila sekiz haftalık erkek Wistar sıçanlarında, her iki parietal kemikte 5 mm çapında kritik boyutta kalvaryal defektler cerrahi olarak oluşturuldu. Çalışmada sekiz deney grubu belirlendi: kontrol, otojen greft, allogreft, ksenogreft ve bunların LİRA ile tedavi edilen karşılıkları. LİRA, sekiz haftalık iyileşme süresi boyunca günlük 0,3 mg/kg dozunda subkutan olarak uygulandı. Deney sürecinin sonunda hayvanlara ötenazi uygulandı ve elde edilen örnekler histomorfometrik analiz, mikro bilgisayarlı tomografi (mikro-BT) ve immünohistokimyasal incelemeler için kullanıldı. İmmünohistokimyasal analizlerde β-Katenin, KMP-2, osteriks, osteoprotegerin, RANKL ve RUNX2 belirteçleri değerlendirildi. Bulgular: Histomorfometrik veriler, LİRA uygulamasının greftlerin osteojenik etkinliğini anlamlı şekilde artırdığını göstermiştir (p<0,05). LİRA+otojen grubunda yeni kemik oluşumu ve defekt kapanma oranı en yüksek düzeyde saptanmıştır. İmmünohistokimyasal analizlerde ise LİRA'nın osteoblastik aktiviteyi artırdığı, osteoklastik aktiviteyi ise baskıladığı görülmüştür. Mikro-BT bulguları, kemik hacminde, trabeküler kalınlıkta ve yapısal bütünlükte anlamlı artışlara işaret etmiştir. Sonuç: LIRA'nın kemik iyileşmesini artırdığı ve greft materyalleri ile birlikte kullanıldığında sinerjistik etki oluşturduğu belirlenmiştir. Bu bulgular, LIRA'nın kemik doku mühendisliği ve rejeneratif tıp uygulamalarında potansiyel bir yardımcı ajan olarak değerlendirilebileceğini düşündürmektedir. Anahtar Kelimeler: Allogreft, kalvaryal defekt, ksenogreft, liraglutid, otojen greft, rat

Necati Zavrak
Pamukkale University
2025
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Peri-implantitisin cerrahi olmayan tedavisinde titanyum küretler ile kitosan fırçanın klinik etkinliğinin karşılaştırılması

Amaç: Çalışmamızın amacı, peri-implantitis hastalarının cerrahi olmayan tedavisinde kitosan fırça kullanımı ile titanyum küretlerin kullanımının klinik etkinliklerinin karşılaştırılmasıdır. Materyal ve Yöntem: Çalışmamıza, peri-implantitis tanısı konulmuş ve cerrahi olmayan tedavi endikasyonu bulunan sistemik olarak sağlıklı toplam 60 bireye ait 79 implant dahil edilmiştir. Hastalar randomize edilerek her grupta 30 hasta olacak şekilde iki gruba ayrılmıştır. Test grubuna kitosan fırça ile, kontrol grubuna ise titanyum küretler ile cerrahi olmayan tedavi uygulanmıştır. Hastaların başlangıç, 1, 3 ve 6. aylarda Plak indeksi, Gingival indeks, Sondlamada kanama, Sondlanabilir cep derinliği ve Klinik ataşman seviyesi değerleri her implantın altı bölgesinden olmak üzere kaydedilmiştir. Bulgular: Çalışmamızda hem test hem kontrol grubunda başlangıç ile karşılaştırıldığında 1, 3 ve 6. aylarda Pİ, Gİ, SK, SCD ve KAS değerlerinde istatistiksel olarak anlamlı derecede azalma gözlenmiştir (p<0,001). Her iki grupta da tüm ağız Pİ ve tüm ağız Gİ skorlarında başlangıca göre 6. ayda istatistiksel olarak anlamlı azalma görülmüştür (p<0,001). Başlangıca göre 6. ayda Pİ, SK, SCD ve KAS parametrelerindeki azalma kitosan fırça grubunda, titanyum küret grubuna göre istatistiksel olarak anlamlı düzeyde daha fazla bulunmuştur (p<0,05). Sonuç: Çalışmamızın sonuçları peri-implantitisin cerrahi olmayan tedavisinde kitosan fırça kullanımının, titanyum küretlere oranla klinik olarak daha başarılı sonuçlar gösterdiğine ve peri-implantitis tedavisinde alternatif olarak kullanılabileceğine işaret etmektedir. Uzun dönemli ve biyokimyasal parametreleri içeren klinik çalışmalar, kitosan fırçanın etkinliğine ilişkin verileri artıracaktır.

Çağatay Şahin
Ankara Yıldırım Beyazıt University
2025
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Peri-implantitisli bireylerin peri-implant oluğu sıvısında TREM-1, MMP-8 ve TIMP-1 seviyelerinin değerlendirilmesi

Amaç: Bu çalışmanın amacı, peri-implantitis hastalarında peri-implant oluğu sıvısında (PIOS) TREM-1, MMP-8 ve TIMP-1 düzeyleri arasındaki ilişkiyi değerlendirmektir. Çalışmanın ikinci amacı ise ilgili belirteçlerin klinik periodontal parametrelerle korelasyonunu değerlendirmektir. Gereç ve Yöntem: Çalışmaya toplam 54 hasta (26 peri-implantitis, 28 peri-implant sağlıklı) dahil edildi. Çalışma kriterlerine uyan hastalardan PIOS alındı ve klinik periodontal parametrelerin ölçümü yapıldı. TREM-1, MMP-8 ve TIMP-1 düzeyleri ELISA yöntemi ile belirlendi. Klinik ve biyokimyasal parametreler nonparametrik yöntemlerle değerlendirildi. Bulgular: TREM-1 (p=0.568) ve MMP-8 (p=0.945) arasında peri-implant sağlıklı ve peri-implantitis hastalarda istatistiksel olarak benzer bulunmuştur. TIMP-1 (p=0.000) düzeyleri peri-implantitis hasta grubunda peri-implant sağlıklı hastalara göre istatistiksel olarak anlamlı derecede düşüktü. MMP-8/TIMP-1 oranı peri-implantitis hasta grubunda daha yüksek bulundu (p=0, 000). Biyobelirteçler arasında pozitif korelasyon vardı (MMP-8 ve TIMP-1 (p=0.040) ve MMP-8 ve MMP-8/TIMP-1 (p=0.024)). Ayrıca, TIMP-1 ile MMP-8/TIMP-1 arasında negatif korelasyon vardı (p=0.001). TIMP-1 plak indeksi arasındaki negatif korelasyon vardı. Sonuç: Peri-implant hastalığın enflamatuar patogenezinde, TREM-1, MMP-8 ve TIMP-1'in sınırlı etkiye sahip olabileceği söylenebilir. Peri-implantitisin patogenezinde ilgili biyobelirteçlerin rollerinin değerlendirilmesi için çalışmalara ihtiyaç vardır.

Ceren Özcan
Aydın Adnan Menderes University
2024
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Dental implantların geliştirilmiş trombositten zengin fibrin ve konsantre büyüme faktörü ile kombine uygulamasının peri-implant oluk sıvısındaki TNF-alfa, RANKL ve OPG düzeylerine olan etkilerinin incelenmesi

Giriş ve Amaç: Dental implantlar, başarılı bir osseointegrasyon sürecini takiben protetik yükleme için ortalama 8-12 haftalık bir süreye gereksinim duyar. Bu süreyi kısaltmak için implant osseointegrasyonunu hızlandıracak çeşitli rejeneratif materyaller kullanılabilmektedir. Kanın santrifüjü ile elde edilen trombosit türevlerinin kemik formasyonunu hızlandırdığı bilinmektedir. Çalışmadaki amacımız, konsantre büyüme faktörü (CGF) ve geliştirilmiş trombositten zengin fibrin (A-PRF) ürünlerinin dental implantların osseointegrasyonuna etkilerini klinik, radyolojik ve biyokimyasal yönden değerlendirmektir. Gereç ve Yöntem: Çalışmaya, sistemik olarak sağlıklı 20 hasta CGF çalışma grubuna, 20 hasta A-PRF çalışma grubuna olmak üzere 40 hasta dâhil edildi. Bölünmüş ağız dizaynı ile gerçekleştirilen çalışmada test tarafındaki implant bölgesine CGF veya A-PRF'ten biri uygulanırken kontrol tarafına herhangi bir materyal uygulanmadı. Toplamda 80 implant 0,5 mm subkrestal olarak yerleştirildi. İmplantasyondan sonra ikinci hafta, 4. hafta ve 3. ayda plak indeksi, gingival indeks, cep derinliği ve gingival kanama indeksi ölçümleri ile birlikte peri-implant oluk sıvısında TNF-α, RANKL ve OPG düzeylerinin belirlenmesi için absorban kâğıtlar ile oluk sıvısı elde edildi. Rezonans frekans analizi ise intraoperatif, 4. hafta ve 3. ayda yapıldı. Üçüncü ay panoramik radyografisi üzerinden implantın mezial ve distal yüzeyinden marjinal kemik kaybı ölçümü yapılarak ortalama değerler elde edildi. Verilerin analizi için Mann-Whitney U ve Student t ile birlikte Wilcoxon işaretli sıralar testi ve Friedman testi kullanıldı. Bulgular Plak indeksi, gingival indeks, cep derinliği ve gingival kanama indeksi açısından gruplar arasında anlamlı fark gözlenmedi (p<0,05). CGF-test grubunda, implantların başlangıç rezonans frekans değeri 74,90 ± 5,23 iken, A-PRF-test grubunda ise bu değer 77,65 ± 2,81 idi. CGF-test grubunda 3. ayda 79,80 ± 1,76, A-PRF-test grubunda ise 78,40 ± 2,91 rezonans frekans değeri elde edildi. İki grup arasında tüm zamanlardaki rezonans frekans değeri istatistiksel olarak farklı değildi (p>0,05). CGF-test grubunda 3. aydaki rezonans frekans değerinin istatistiksel açıdan anlamlı derecede yüksek olduğu saptandı (p=0,001). CGF-test grubunda marjinal kemik kaybı 0,12 ± 0,04 mm, kontrol grubunda ise 0,17 ± 0,06 mm idi. A-PRF-test grubunda marjinal kemik kaybı 0,19 ± 0,08 mm, kontrol grubunda ise 0,23 ± 0,09 mm düzeyinde ölçüldü. Gruplar arasındaki marjinal kemik kaybı düzeyi istatistiksel açıdan anlamlı değildi (p=0,998). CGF ve A-PRF test grupları için; 2. haftadaki ortalama TNF-α düzeyleri sırasıyla 1,69 ± 1,80 ve 1,69 ± 2,09 pg/mL'den, 3. ayda 0,64 ± 0,71 ve 0,45 ± 0,38 pg/mL'ye azaldı. TNF-α ve RANKL/OPG seviyesindeki azalma, XIII hem CGF hem de A-PRF test grupları için istatistiksel olarak anlamlıydı (p<0,05). CGF-test grubunda, RANKL'ın 2.hafta, 4. hafta ve 3. ay düzeyleri sırasıyla 4,56 ± 4,26 pg/mL, 6,13 ± 6,89 pg/mL ve 2,17 ± 2,64 pg/mL, A-PRF-test grubunda ise 3,06 ± 2,38 pg/mL, 4,97 ± 4,31 pg/mL ve 2,49 ± 2,30 pg/mL idi. RANKL düzeylerinin gruplar arasında istatistiksel olarak benzer olduğu gözlendi (p>0,05). Zaman içerisindeki değişim her iki grup için anlamlıydı (p<0,05). OPG'nin 2. hafta ve 3. ay düzeylerinin A-PRF-test grubu ile kıyaslandığında CGF-test grubunda daha yüksek olduğu belirlendi. (p<0,05). RANKL/OPG oranının A-PRF-test grubu lehine, 4. hafta ve 3. ayda daha yüksek olduğu gözlendi (p<0,05). Sonuç: Dental implantasyonda CGF uygulaması, implant osseointegrasyonuna katkı sağlamaktadır. Bununla birlikte CGF, implant çevresindeki biyokimyasal belirteçlerin kontrollü salınımını indükleyerek kemik remodelasyonunu hızlandırmaktadır. Anahtar Kelimeler: Dental implant osseointegrasyonu, konsantre büyüme faktörü, geliştirilmiş trombositten zengin fibrin, inflamatuvar sitokin, peri-implant oluk sıvısı.

Büyütme faktörleriDental implantasyonDental implantlar+4
Muhammet Atılgan
Hatay Mustafa Kemal University
2021
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Diş hekimlerinin kemik grefti ve membran uygulama yöntemlerindeki farkındalık düzeylerinin ölçülmesi

Giriş ve Amaç: Bu çalışmada diş hekimlerinin kemik grefti ve membran uygulama yöntemlerinin ve farkındalık düzeylerinin ölçülmesi amaçlandı. Gereç ve Yöntem: Bu çalışmaya yaşları 22-68 arasında değişen 208'i (% 57,3) erkek, 155'i (% 42,7) ise kadın olmak üzere toplam 363 diş hekimi dahil edildi. Diş hekimlerinin kemik grefti ve membran uygulama yöntemlerini ve farkındalık düzeylerini belirlemek amacıyla katılımcılara anket uygulandı. Anketin ilk altı sorusu diş hekimlerinin demografik özelliklerini belirlemeye yönelik sorulardan, geri kalan 15'i diş hekimlerinin kemik grefti ve membran uygulama yöntemlerindeki farkındalık ve bilgi düzeylerini belirlemeye yönelik sorulardan oluşmaktaydı. Bulgular: Diş hekimlerinin % 53,4'ünün kemik ogmentasyonunda çoğunlukla otojenik kemik kullandığı, % 50,4'ünün çoğunlukla kollajen membran kullandığı saptandı. Çalışmaya katılan diş hekimlerinin kemik grefti seçiminde dikkat ettikleri faktörler incelendiğinde kemik oluşturma potansiyeli, hasta konforu, hastanın sistemik durumu, greftin rezorpsiyon süresi, greftin partikül büyüklüğü ve greftin kaynağı faktörlerine daha fazla dikkat ettikleri, buna karşın hastanın yaşı, uygulama şekli, güncel literatür gibi faktörlere ise daha az dikkat ettikleri görüldü. Diş hekimlerinin en fazla karşılaştıkları komplikasyonun kemikleşmeyen greft partiküleri olduğu bunu sırasıyla greftin rezorbe olması, membran ekspozu, yara yüzeyinin açılması, enfeksiyon, kanama, yumuşak doku gelişimi ve sinir yaralanması takip ettiği görüldü. Periodontoloji uzmanlarının kemik grefti seçiminde sıklıkla dikkat ettiği faktörler; kemik oluşturma potansiyeli, greftin kaynağı, greftin rezorpsiyon süresi ve greftin partikül boyutu idi. Ağız, Diş ve Çene Cerrahisi uzmanları ise en sık kemik oluşturma potansiyeli, güncel literatür, greftin rezorpsiyon süresi ve greftin kaynağına dikkat etmekteydi. Bu sayılan faktörlere Periodontoloji ve Ağız, Diş ve Çene Cerrahisi uzmanlarının, uzmanlığı olmayan diş hekimlerine göre daha fazla dikkat ettiği saptandı. Membran seçiminde Periodontoloji ve Ağız, Diş ve Çene Cerrahisi uzmanları genellikle rezorpsiyon süresi, uygulama kolaylığı ve güncel literatüre dikkat ederken; uzmanlığı olmayan diş hekimleri sırasıyla uygulama kolaylığı, rezorpsiyon süresi ve maliyet faktörlerine dikkat etmekteydi. Katılımcıların materyal ve membran seçiminde dikkat ettiği faktörlerin uzmanlık alanlarına göre farklılıklar gösterdiği tespit edildi. Sonuç: Çalışma sonucunda elde ettiğimiz verilere göre ogmentasyon işlemi ile ilgili tüm uzmanlık alanları arasında gerek klinik uygulama gerekse bilgi düzeyleri arasında belirgin farklar olduğu ortaya çıktı. Çalışmamız içinde kullanım alışkanlıkları ile ilgili saptanan istatistiksel farklılığın da büyük bir çoğunluğu uzmanlığı olmayan diş hekimlerinin kullanım alışkanlıklarından kaynaklanmaktadır. Bu farkların giderilmesi ve ogmentasyon işlemi sırasında gerekli standardizasyonun sağlanması amacıyla meslek içi eğitimlerin oluşturulması ve diş hekimlerinin her zaman güncel literatüre ulaşabileceği bir ortam oluşturulması önerilmektedir.

AugmentasyonDiş hekimleriDiş hekimliği+4
Abdullah Furkan Köse
Hatay Mustafa Kemal University
2022
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Kemik osteotomilerinin piezo-uçların mekanik özellikleri üzerindeki etkilerinin karşılaştırılması: Deneysel bir çalışma

Giriş ve Amaç: Bu çalışmadaki amacımız; farklı sayıda osteotomi gerçekleştiren piezo-uçların nano-sertlik, elastisite modülü ve yüzey pürüzlülüğü gibi mekanik özellikleri ile aşınma düzeylerinin kesi performansı üzerindeki etkilerini karşılaştırmaktır. Gereç ve Yöntem: Çalışmada 3'ü kontrol, 28'i ise test amaçlı olmak üzere 31 adet piezo-uç kullanıldı. Test grubundaki uçlar farklı sayıda kesi yapmak üzere 4 gruba ayrıldı. Bu gruplar, 4 kesi grubu (7 adet uç), 8 kesi grubu (7 adet uç), 16 kesi grubu (7 adet uç) ve 32 kesi grubu (7 adet uç) şeklinde oluşturuldu. Osteotomiler 1-3 yaş aralığındaki taze kesilmiş sığırın sağ ve sol 6. ve 7. kostalarından elde edilen kemik blokları üzerinde gerçekleştirildi. Her bir kostadan 40 mm uzunluğunda 7 eşit kemik bloğu elde edildi. 4 kaburgadan elde edilen 28 adet kemik bloğu arasından osteotomi grupları için 4 kemik bloğu seçildi. Kemik blokları üzerine 10 mm uzunluğunda ve birbirine 2 mm uzaklıkta 15 kılavuz çizgi çizilerek sıralı bir şekilde numaralandırıldı. Uçların hangi kesiyi yapacağı rastgele belirlendikten sonra, her gruptan alınan bir uç ile kemik bloğu üzerinde 10 mm uzunluğunda ve 4,5 mm derinliğinde osteotomiler gerçekleştirildi. Böylelikle her bir kemik bloğu üzerinde 4 kesi grubundaki uç ile 1, 8 kesi grubundaki uç ile 2, 16 kesi grubundaki uç ile 4 ve 32 kesi grubundaki uç ile 8 adet kesi gerçekleştirildi. Osteotomi sırasında ortalama kesi süreleri kaydedildi. Osteotomi grubunda yer alan uçların osteotomi öncesi ve sonrası taramalı elektron mikroskop görüntüleri elde edildi ve iki görüntü üst üste çakıştırılarak uçlarda meydana gelen aşınma miktarları hesaplandı. Nanoindentasyon ile uçların nano-sertlik, elastisite modülü ve yüzey pürüzlülüğü analiz edildi. Osteotomi gruplarına ilişkin nanoindentasyon değerleri kontrol grubu ile kıyaslandı. Bulgular: Piezo-uçların nano-sertlik değerlerinde osteotomi sayısına bağlı olarak istatistiksel açıdan anlamlı bir artış gözlendi (p=0,007). Kullanım sıklığına bağlı olmaksızın kullanım durumu ile ilişkili olarak tüm osteotomi gruplarındaki uçların elastisite değerlerinin kontrol grubuna nazaran anlamlı şekilde arttığı belirlendi (p=0,007). Osteotomi sayısına bağlı olarak uçların kullanım sıklığı ile yüzey pürüzlülüğü arasında doğrusal bir ilişki elde edildi. Kullanım sıklığı artıkça yüzey pürüzlülüğünde anlamlı bir artış meydana geldi (r=0,961; p=0,001). Benzer şekilde, uçların kullanım sıklığı ile aşınma miktarları arasında pozitif korelasyon tespit edildi (r=0,833; p=0,001). Uçların yüzey pürüzlülüğü ve aşınma miktarları arasında güçlü bir korelasyon saptandı (r=0,847; p=0,001). Piezo-uçların kullanım sıklığı ile birlikte ortalama kesi sürelerinde istatistiksel açıdan anlamlı düzeyde artış gözlendi (p=0,01). Sonuç: Sığır kemiği üzerinde gerçekleştirilen deneysel çalışmanın verilerine göre, kesi sayısının artması ile piezo-uçların mekanik ve fiziksel özelliklerinde kayda değer değişiklikler olduğu, buna bağlı olarak kesi performanslarının etkilendiği sonucuna ulaşılmıştır. Anahtar Kelimeler: Kesi performansı, Nanoindentasyon, Osteotomi, Piezo-uç

Kemik ve kemiklerNanomateryallerOsteotomi+2
Bünyamin Güzel
Hatay Mustafa Kemal University
2022
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Erken dönem dental implant kaybında diş hekimlerinin farkındalık düzeyinin değerlendirilmesi

Giriş ve Amaç: Araştırmanın amacı, erken dönem implant kayıplarının önüne geçebilmek adına diş hekimlerinin olası risk faktörleri hakkındaki farkındalık düzeylerini saptamaktır. Gereç ve Yöntem: Anket çalışmamıza 26 yaş ve üzeri 342 (124 kadın/218 erkek) diş hekimi katıldı. Katılımcılara; çevrimiçi anket yöntemiyle; instagram, facebook ve mail aracılığı ile anket linki gönderilerek, demografik ve mesleki verilerin de sorgulandığı 23 soruluk anket formu yöneltildi. Verilerin istatistiksel analizleri frekans analizi ve Ki Kare testi ile yapıldı. Bulgular: Katılımcıların % 75,1'i (257) nadiren erken dönem implant kaybı sorunu ile karşılaştıklarını belirtti. Katılımcıların % 70,2'si (240) cinsiyetin, % 46,2'si (158) ise yaşın erken dönem implant kaybında önemli bir faktör olmadığını vurgulamışlardır. Katılımcıların çoğunluğu implant cerrahilerinde hastalara genellikle (% 68,4) amoksisilin (işlem sonrası 1 g 2x1) reçete etmektedirler. İşlem öncesi profilaktik antibiyoterapi uygulayanların oranı ise % 22,5'tir. Profilaktik antibiyoterapi uygulanmasının erken dönem implant kaybında çoğunlukla ve her zaman etkili olduğunu düşünenlerin oranları % 17,6 iken postoperatif antibiyoterapi uygulamaları için bu oran % 42,7 idi. Profilaktik antibiyoterapinin erken dönem implant kaybını önlemede etkili olduğunu düşünme oranı en yüksek Periodontoloji uzmanı (% 20,5) grubunda saptandı. Postoperatif antibiyoterapinin bu konudaki etkinliğinin en az olduğunu düşünen grup yine Periodontoloji uzmanları (% 23,3) idi. Periodontitis öyküsü (% 76,3) ve postoperatif komplikasyon gelişimi (%73,1) erken dönem implant kaybında en fazla etkisi olan faktörler olarak değerlendirilmiştir. Katılımcılar; en sık erken dönem implant kaybına neden olan sistemik faktörlerin sırasıyla diyabet (% 92,4), sigara kullanımı (% 89,8) ve osteoporoza (% 78,7) bağlı geliştiğini düşünmektedir. Ayrıca; spongiyöz kemikte ve maksilla posterior bölgede erken dönem implant kaybının daha sık gözlemlendiği belirtilmiştir. Sonuç: Ankete katılan diş hekimlerinin erken dönem implant kaybı ile ilgili genel bilgi düzeylerinin yeterli olduğu ancak bazı konularda farkındalık düzeylerinin artırılması gerektiği düşünülmektedir. Hastalara dental implant cerrahisi uygulamadan önce sistemik ve genel durumlarının kapsamlı değerlendirilmesi ve periodontal sağlık açısından muayeneleri erken dönem implant kaybının önlemesi açısından önemli yaklaşımlardır. Diş hekimlerinin bilgi düzeyleri arasındaki farklılıkları giderebilmek için mezuniyet sonrası mesleki eğitim programlarının düzenlenmesinin ve güncel literatüre kolaylıkla ulaşılabilecek imkânların sağlanmasının faydalı olabileceği kanaatindeyiz

Dental implantasyonDental implantlarDiş hekimleri+3
Halil İbrahim Şık
Hatay Mustafa Kemal University
2022
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

İmplant çevresi yumuşak doku defekti olan bölgelerde bağ doku greftleriyle ribozla çapraz bağlı kalın kollajen membranların yumuşak doku ve post-operatif hasta konforu üzerine etkilerinin değerlendirilmesi

Amaç: Yumuşak doku yetersizliklerinin tedavisinde peri-implant mukozanın kalınlığını (PİMK) artırmak amacıyla, hastanın kendi dokularından alınan greftlerin yanı sıra biyolojik dokuları taklit eden materyallerle yapılan çeşitli yöntemler kullanılmaktadır. Bu çalışmanın amacı, horizontal yönde yumuşak doku eksikliği olan implant çevresi bölgelerde ribozla çapraz bağlı kalın kollajen membranın (RÇKM), PİMK üzerindeki etkisini ve altın standart olarak kabul edilen subepitelyal bağ dokusu grefti (SBDG) ile karşılaştırıldığında alternatif bir yöntem olup olamayacağını değerlendirmektir. Materyal ve Metot: Çalışmaya sistemik olarak sağlıklı 20 hasta dahil edilmiştir. Hastalardan 10'una implant operasyonu ile eş zamanlı olarak SBDG, diğer 10'una ise RÇKM uygulanmıştır. Operasyondan önce, PİMK ve peri-implant mukozanın genişliği (PİMG) ölçümleri yapılmıştır. Operasyon sonrası 1., 3. ve 7. günlerde hastaların görsel analog skala (Visual Analog Scale, VAS) ve Ağız Sağlığı Etki Profili (Oral Health Impact Profile-14, OHIP-14) skorları kaydedilmiştir. PİMK ve PİMG ölçümleri 1. ve 3. aylarda tekrar edilmiştir. Bulgular: PİMK açısından, RÇKM grubunda ortalama 1,87 mm, SBDG grubunda ise 1,99 mm'lik bir artış kaydedilmiştir. Her iki grupta da PİMK artış oranlarının benzer olduğu gözlenmiştir. PİMG açısından, RÇKM grubunda başlangıçta 3,35 mm olan değer, 3. ay sonunda 3,30 mm olarak ölçülmüştür. SBDG grubunda ise başlangıçta 3,35 mm olan değer, 3. ay sonunda 4,70 mm'ye ulaşmıştır. Gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmamıştır (p > 0.05). OHIP-14 skorları, RÇKM grubunda 1. gün 17,5; 7. gün 11,5, SBDG grubunda ise 1. gün 18,5; 7. gün 15,1 olarak hesaplanmıştır. VAS skorları, RÇKM grubunda 1. gün 5,09; 7. gün 1,13, SBDG grubunda ise 1. gün 4,69; 7. gün 2,5 olarak ölçülmüştür. Sonuç: Bu çalışmanın bulguları doğrultusunda, RÇKM'nin, 3 aylık takip süresince PİMK artışı açısından SBDG'ye benzer bir etki gösterdiği belirlenmiştir. Ancak, RÇKM'nin PİMK'yı artırmak için SBDG'ye uzun vadede alternatif bir yöntem olarak değerlendirilmesi için daha uzun takip sürelerine ihtiyaç duyulmaktadır. Anahtar Kelimeler: Dental implant, Subepitelyal bağ dokusu grefti, Kollajen membran, Peri-implant mukoza kalınlığı, Peri-implant mukoza genişliği

Şakir Mervan Kahraman
İnönü University
2024
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Kronik periodontitisli hastalarda cerrahi olmayan periodontal tedaviye destek olarak probiyotik kulllanımının klinik, mikrobiyolojik ve biyokimyasal parametrelere etkisinin değerlendirilmesi

Amaç: Periodontitis, dişleri destekleyen dokuların yıkımını uyaran bakterilerin neden olduğu inflamatuar bir hastalıktır. Probiyotiklerin, periodontopatojenlerin kolonizasyonunu önlediği ve inflamatuar bulguları azalttığı düşünülmektedir. Çalışmanın amacı evre 3 periodontitis hastalarında DYT+KYD'ye destek olarak S. salivarius K12 probiyotik tablet kullanımının klinik, mikrobiyolojik ve biyokimyasal etkisini değerlendirmektir. Materyal ve Metot: İnönü Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Periodontoloji kliniğine başvuran sistemik olarak sağlıklı, evre 3 periodontitis 30 hasta çalışmaya dahil edildi. Katılımcılar test (DYT+KYD+Probiyotik) ve kontrol (DYT+KYD) grubu olarak ikiye ayrıldı. Başlangıç, 1. ay ve 3. ayda klinik (Pİ, Gİ, SK, SD, KAS), mikrobiyolojik (A. actinomycetemcomitans, P. gingivalis, T. forsythia, T. denticola, P. intermedia ve F. nucleatum) ve biyokimyasal (IL-6, IL-8, IL-10) ölçümler yapıldı. Elde edilen mikrobiyolojik ve biyokimyasal örnekler İnönü Üniversitesi Tıp Fakültesi Mikrobiyoloji Anabilim Dalı'nda analiz edildi. Bulgular: Klinik parametreler, her iki grupta da tedaviden sonraki 1. ve 3. aylarda anlamlı şekilde iyileşmiştir. 3. ayda, test grubunda P. gingivalis ve T. denticola seviyeleri anlamlı şekilde azalırken, F. nucleatum, A. actinomycetemcomitans ve P. intermedia seviyeleri her iki grupta da değişmeden kalmıştır. IL-6 ve IL-8 total seviyeleri her iki grupta da anlamlı şekilde azalırken, IL-6 ve IL-8 total miktarı 1. ay ve 3. ayda; IL-6 ve IL-8 konsantrasyonu ise 1. ayda test grubunda kontrol grubuna kıyasla daha düşük bulunmuştur. Başlangıca göre IL-10 total miktarı (1. ay ve 3. ay) ve konsantrasyonu (1. ay) iki grupta anlamlı düzeyde artmıştır. Sonuç: S. salivarius K12 içeren tabletlerin, DYT+KYD'ye destek kullanımı periodontitisin klinik ve inflamatuar sonuçlarını iyileştirmede ve patojen mikroorganizmaların yeniden kolonizasyonunu yavaşlatmada yararlı bir adjuvan ajan olabilir. Anahtar kelimeler: Mikrobiyoloji, Periodontitis, Probiyotik, Sitokin

Ayşenur Şahin
İnönü University
2024
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Çeşitli anjiyogenez ile ilgili proteinlerin periodontal hastalıktaki rolünün araştırılması

Amaç: Periodontal hastalık kronik enflamatuar bir durum olup patogenezinde anjiyogenezin rol oynadığı bildirilmiştir. Krüppel-benzeri-faktör-2 (KLF2) anjiyogenezin negatif regülatörüdür. F-box ve WD-tekrar domaini içeren-7 (FBXW7) ise vasküler gelişimde rol oynar. Sigaranın periodontal vaskülariteyi etkilediği ve periodontal hastalık için bir risk faktörü olduğu bildirilmiştir. Bu çalışmanın amacı sigara içen ve içmeyen farklı periodontal duruma sahip bireylerde KLF2 ve FBXW7'nin DOS ve tükürük düzeylerinin incelenmesidir. Materyal ve Metot: Çalışmaya 114 sistemik sağlıklı katılımcı (58 kadın ve 56 erkek) dahil edilmiştir. Katılımcılar periodontal sağlıklı (sigara içmeyen [Grup S, n=19] ve sigara içen [Grup S-S, n=19]), gingivitis (sigara içmeyen [Grup G, n=19] ve sigara içen [Grup S-G, n=19]) ve periodontitis (sigara içmeyen [Grup P, n=19] ve sigara içen [Grup S-P, n=19]) olmak üzere 6 gruba ayrılmıştır. Tüm katılımcıların DOS ve tükürükteki VEGF, NF-κB, KLF2 ve FBXW7 seviyeleri ELISA ile incelenmiştir. Sonuçlar toplam miktar ve konsantrasyon olarak hesaplanmıştır. Bulgular: Sigara içmeyen gruplar birbiriyle kıyaslandığında VEGF, NF-κB, KLF2 ve FBXW7'nin DOS toplam miktarı periodontitis grubunda periodontal sağlıklı gruba göre daha yüksek, DOS konsantrasyonları ise daha düşük olarak bulundu (p<0.05). Sigara içen grupların birbiriyle karşılaştırmasında da aynı bulgular gözlendi (p<0.05). Sigara içen periodontal sağlıklı grupta sigara içmeyen periodontal sağlıklı gruba göre DOS FBXW7 konsantrasyonları daha yüksek olarak bulundu (p<0.05). Tükürük KLF2 düzeyi sigara içen periodontal hastalıklı gruplarda içmeyen periodontal hastalıklı gruplara oranla daha yüksek olarak saptandı (p<0.05). Sonuç: KLF2 ve FBXW7 periodontal hastalığın patogenezinde rol oynayabilir. Sigara kullanımı periodontal hastalığın yokluğunda DOS FBXW7 konsantrasyon seviyelerini artırarak anjiyogenezi etkileyebilir. Periodontal hastalık varlığında sigara kullanımı KLF2 tükürük seviyelerini yükselterek anjiyogenezi değiştirebilir. Anahtar Kelimeler: Sigara; Anjiyogenez; VEGF; NF-κB; KLF2; FBXW7

Ğemgin Yıldız
İnönü University
2025
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Periodontal hastalığın patogenezinde sirkadiyen saat genlerinin incelenmesi

Amaç: Sirkadiyen ritim doku ve hücrelerin fizyolojik aktivitelerini düzenleyen bir döngüdür. Sirkadiyen ritimdeki düzensizliklerin otoimmün hastalıklar ve kanser gibi çeşitli hastalıklarla ilişkili olduğu gösterilmiştir. Bu çalışmanın amacı benzer uyku döngüsüne fakat farklı periodontal hastalığa sahip bireylerin dişeti dokusunda, sirkadiyen ritim ile ilişkili yapıların gen ve protein düzeyini inceleyerek periodontal hastalığın sirkadiyen ritim üzerine olan etkilerini araştırmaktır. Materyal ve Metot: Çalışmaya sistemik olarak sağlıklı ve sigara kullanmayan, benzer uyku düzenine fakat farklı periodontal hastalığa sahip 60 birey (periodontal olarak sağlıklı [n=20; 10 erkek ve 10 kadın], gingivitis [n=20; 10 erkek ve 10 kadın] ve periodontitis [n=20; 10 erkek ve 10 kadın]) dahil edilmiştir. Katılımcılardan toplanan dişeti örneklerinde sirkadiyen ritim ile ilişkili yapılardan BMAL1, CLOCK, CRY1, CRY2, Per1, Per2, Per3, Rev-Erb-β, ROR-α'nın gen ve protein düzeyleri Western Blot ve RT-qPCR ile analiz edilmiştir. İnflamasyonla ilişkili yapılar IL-1β, IL-6, TNF-α, NF-κB, IFN-γ, RANKL ve OPG gen ekspresyon düzeyleri RT-qPCR yöntemiyle analiz edilirken, IL-1β ve IL-6 protein seviyeleri ELISA ile saptanmıştır. Bulgular: Periodontitisli hastalarda dişetinde CLOCK ve Per3 gen ve protein düzeyleri anlamlı oranda yüksek; CRY1, CRY2, Per1, Per2 ve Rev-Erb-β gen ve protein düzeyleri ise düşük bulunmuştur (p<0.05). İnflamatuar yapılardan IL-1β, IL-6, TNF-α, NF-κB ve IFN-γ ile CLOCK ve Per3 arasında pozitif bir korelasyon saptanırken, aynı yapılar ile CRY1, CRY2, Per1, Per2 ve Rev-Erb-β arasında ise negatif bir korelasyon saptanmıştır (p<0.05). Sonuç: Periodontitis varlığı, benzer uyku döngüsüne sahip bireylerin dişetindeki sirkadiyen saat gen ve protein ekspresyonunu değiştirerek sirkadiyen ritmi bozabilir. Sirkadiyen saat genleri periodontal hastalıklardaki inflamatuar süreçlerle etkileşimde olabilir. Anahtar Kelimeler: CRY1, İnflamasyon, Sirkadiyen Ritim, Saat Genleri, Periodontitis, Per1

Merve Çevik
İnönü University
2025
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Periodontal hastalığın patogenezinde mitokondri-endoplazmik retikulum kontakt proteinlerinin incelenmesi

Amaç: Mitokondri ile endoplazmik retikulum arasındaki kontakt (MERK) kalsiyum sinyalizasyonu ve apoptozun düzenlenmesi gibi birçok önemli olayda görev alır. Bu çalışmanın amacı MERK proteinleri VAPB, PTPIP51, IP3R, GRP75 ve VDAC'ın farklı periodontal duruma sahip bireylerde DOS, tükürük ve dişeti düzeylerini araştırmaktır. Aynı zamanda ROS, Ca ve CASP3 düzeylerini de inceleyerek MERK proteinlerin apoptoz, kalsiyum metabolizması ve oksidatif stres ile ilişkisini de araştırmaktır. Materyal ve Metot: Sistemik açıdan sağlıklı 48 birey periodontal durumlarına göre (periodontal sağlıklı (n=16), gingivitis (n=16) ve periodontitis (n=16)) 3 gruba ayrılmıştır. MERK ile ilişkili yapılardan VAPB, PTPIP51, IP3R, GRP75 ve VDAC ile inflamasyon ile ilişkili yapılar CASP3, kalsiyum ve ROS'un tükürük ve DOS düzeyleri ELISA ile incelenmiştir. Gen ekspresyon analizleri için ise 60 adet farklı katılımcı eşit sayıda ve aynı periodontal hastalık gruplarına ayrılmış ve gen ekspresyon düzeyleri dişeti örneklerinde RT-qPCR ile incelenmiştir. Bulgular: Periodontitisli hastalarda VAPB, GRP75, VDAC, CASP3 ve ROS DOS toplam miktarı artmışken PTPIP51 toplam miktarı azalmış olarak bulundu (p<0.05). VAPB, PTPIP51, IP3R, GRP75, VDAC, CASP3, Ca ve ROS DOS konsantrasyonlarının ise periodontitisli hastalarda azaldığı saptandı (p<0.05). Dişetinde ise perioodontitisin varlığının PTPIP51, IP3R, GRP75, CASP3, ROS ve ATP2B1 gen ekspresyon seviyelerini yukarı yönlü regüle ettiği, VAPB ve VDAC gen ekspresyon seviyelerini ise aşağı yönlü regüle ettiği saptandı (p<0.05). CASP3, Ca ve ROS ile PTPIP51 arasında negatif ve GRP75 ile de pozitif korelasyon gözlendi (p<0.05). Sonuç: MERK proteinleri VAPB, GRP75, VDAC ve PTPIP51 periodontal hastalığın patogenezinde rol oynayabilir. Periodontal hastalığın patogenezinde apoptoz, oksidatif stres ve kalsiyum mekanizması ile PTPIP51 ve GRP75 proteinleri ilişkili olabilir. Anahtar Kelimeler: MERK, Periodontitis, Gingivitis, Mitokondri, ER

Ekin Ezgi Doğan
İnönü University
2025
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Periodontal hastalığın patogenezinde Hippo sinyal yolağı proteinlerinin rolünün incelenmesi

Amaç: Hippo sinyal yolağı hücre farklılaşması ve ölümü gibi birçok önemli olayda görev almaktadır. Bu çalışmanın amacı farklı periodontal duruma sahip olan bireylerin dişeti oluğu sıvısı (DOS) ve dişeti dokusunda Hippo sinyal yolağı proteinlerinden YAP, TAZ, MST1, TEAD, MAP4K4 ve LATS1 ve apoptoz ile ilişki BCL-2 ve kemik metabolizması ile ilişkili ALP'nin seviyelerinin karşılaştırılmasıdır. Materyal ve Metot: Sistemik olarak sağlıklı 75 katılımcı periodontal sağlıklı (n=25), gingivitis (n=25) ve evre 3 derece B periodontitis (n=25) olmak üzere 3 gruba ayrılmış ve DOS örnekleri toplanmıştır. Sistemik olarak sağlıklı 60 katılımcı ise eşit sayıda ve aynı periodontal sınıflamalarla ayrılmış, hastalardan dişeti dokusu toplanmıştır. YAP, TAZ, MST1, LATS1, MAP4K4, TEAD, ALP ve BCL-2 seviyeleri DOS'ta ELISA ile dişetindeki gen ekspresyon seviyeleri ise RT-qPCR analizi ile belirlenmiştir. Bulgular: YAP ve TEAD DOS total miktarı ile YAP, TAZ, MST1, TEAD, LATS1, MAP4K4, ALP ve BCL-2 DOS konsantrasyonları periodontitis grubunda sağlıklı kontrollere göre azalmış, ALP DOS total miktarı ise artmış olarak bulunmuştur (p<0.05) Periodontitis grubunda sağlıklı kontrollere göre YAP ve TAZ'ın gen ekspresyonunun aşağı yönde regüle olduğu gözlenirken, TEAD, MST1, LATS1, MAP4K4, ALP ve BCL-2'nin ise yukarı yönlü regüle olduğu saptanmıştır (p<0.05). YAP ve TAZ gen ekspresyonu ile ALP arasında pozitif bir korelasyon saptanmıştır. Sonuç: Hippo sinyal yolağı ile ilişkili yapılar DOS ve dişetinde farklı etkiler göstererek periodontal hastalığın patogenezinde rol oynayabilir. Anahtar kelimeler: Hippo sinyal yolağı, ALP, BCL-2, periodontal inflamasyon, DOS

Beyhan Şaduman Akalın
İnönü University
2025
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Tuz indüklenebilir kinazların periodontal hastalıktaki rolünün araştırılması

Amaç: SIK-1, SIK-2 ve SIK-3, adenozin monofosfat ile aktive olan protein kinaz ailesine ait kinazlar olup inflamatuar yanıtın ve otoimmün hastalıkların düzenlenmesinde önemli rolleri vardır. Bu çalışmanın amacı SIK ailesi proteinlerinin periodontal sağlık ve hastalık durumundaki dişeti oluğu sıvısı (DOS) ve tükürük düzeylerini karşılaştırarak, periodontal hastalık patogenezindeki olası rolünü araştırmaktır. Materyal ve Metot: Çalışmaya sistemik açıdan sağlıklı ve sigara kullanmayan toplam 75 birey dahil edilip periodontal olarak sağlıklı (Grup H; n=25 [13 erkek ve 12 kadın]), gingivitis (Grup G; n=25 [13 erkek ve 12 kadın]) ve periodontitis (Grup P; n=25; 13 erkek, 12 kadın) olarak gruplara ayrılmıştır. DOS ile tükürük örneklerinde IL-10, TNF-α, NF-κB, SIK-1, SIK-2 ve SIK-3 düzeyleri ELISA ile analiz edilmiştir. Bulgular: Periodontitis grubunda sağlıklı kontrollere göre DOS (total miktar) ve tükürükte SIK-1 seviyeleri artmış, SIK-2 ve SIK-3 düzeyleri ise azalmış olarak saptanmıştır (p < 0.05). TNF-α ve NF-κB ile SIK-1 DOS total miktar seviyeleri arasında pozitif korelasyon izlenirken, SIK-2 ve SIK-3 DOS total miktar seviyeleri ile ise negatif korelasyon tespit edilmiştir. Sonuç: SIK-1, SIK-2, SIK-3 periodontal hastalığın patogenezinde rol oynayabilir. SIK proteinleri periodontal hastalık patogenezinde TNF- α ve NF-κB ile bağlantılı olabilir. Anahtar Kelimeler: İnflamasyon, Periodontitis, SIK-1, SIK-2, SIK-3

Berna Çelik Kahraman
İnönü University
2025
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Enjekte edilebilir trombositten zengin fibrin (E-TZF) ve konsantre trombositten zengin fibrin (K-TZF)'in dişeti fenotipi üzerine etkilerinin değerlendirilmesi

Amaç: Dişeti fenotipi, periodontal sağlığı ve farklı disiplinlerdeki tedavi başarısını etkilemekte olup, ince fenotip stabil ve sürdürülebilir tedavi yanıtı açısından risk faktörü olmaktadır. Fenotip modifikasyonu ile dişeti fenotipini artırmaya yönelik birçok uygulama geliştirilmiştir. Bu çalışmanın amacı, enjekte edilebilir trombositten zengin fibrin (E-TZF) ve konsantre trombositten zengin fibrin (K-TZF) uygulamalarının ince dişeti fenotipli bireylerde dişeti kalınlığı (DK) ve keratinize dişeti genişliği (KDG) üzerine etkilerini karşılaştırmalı olarak değerlendirmektir. Materyal ve Metot: Bu randomize kontrollü klinik çalışmaya ince dişeti fenotipine sahip toplam 30 birey dahil edilmiştir. Hastalar rastgele olarak iki gruba ayrılmıştır: E-TZF ve K-TZF. Her iki grupta tüm hastalara VISTA (vestibüler subperiostal tünel yaklaşımı) tekniği uygulanmış, ilk seansta bu prosedüre ek olarak E-TZF veya K-TZF uygulanmıştır. Ardışık üç seansta yalnızca E-TZF ve K-TZF enjeksiyonları yapılmış ve toplam dört seans tedavi yapılmıştır. DK ve KDG ölçümleri başlangıçta, 1. ayda ve 3. ayda gerçekleştirilmiştir. Ayrıca klinik periodontal parametreler (plak indeksi (PI), gingival indeks (GI), cep derinliği (CD)) değerlendirilmiştir (p<0.05). Bulgular: Her iki grupta da DK ve KDG başlangıca kıyasla 1. ve 3. aylarda anlamlı olarak artmıştır (p<0.001). DK açısından gruplar arası karşılaştırmalarda K-TZF grubunda başlangıç–1. ay (p<0.05) ve başlangıç–3. ay (p<0.05) değişimleri istatistiksel olarak anlamlı derecede daha yüksek bulunmuştur. KDG açısından gruplar arasında zamana bağlı değişimler hiçbir zaman diliminde istatistiksel olarak anlamlı bulunmamıştır. (p>0.05). Periodontal parametreler her iki grupta da başlangıca kıyasla 1. ve 3. ay değerlerinde anlamlı bir azalma göstermiştir. Sonuç: E-TZF ve K-TZF uygulamaları, ince dişeti fenotipli bireylerde DK ve KDG'de artış sağlamıştır. K-TZF'nin DK artışında E-TZF'ye kıyasla daha fazla artış sağladığı görülmüştür. K-TZF ve E-TZF'nin fenotip modifikasyonunda klinik olarak uygulanabilir otolog biyomateryaller olabileceği sonucuna varılmıştır. Anahtar Kelimeler: Enjekte Edilebilir Trombositten Zengin Fibrin, Fenotip Modifikasyonu, Konsantre Trombositten Zengin Fibrin

Ümmü Gülsüm Öğe
İnönü University
2025
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Sinyal iletim adaptör proteinlerinin periodontal hastalıktaki rolünün araştırılması

Amaç: Sinyal ileten adaptör protein ailesi üyeleri STAP-1 ve STAP-2 kanser, hücre büyümesi ve bağışıklık yanıtı gibi önemli biyolojik süreçlerde rol oynamaktadır. Bu çalışmanın amacı STAP-1 ve STAP-2 ile regülasyonlarında rol alan STAT3 ve STAT5A proteinlerinin; ayrıca inflamasyon ve apoptoz ile ilişkili NLRP3 ve CASP3 düzeylerinin farklı periodontal duruma sahip bireylerin dişeti, dişeti oluğu sıvısı (DOS) ve tükürük örneklerinde değerlendirilmesidir. Materyal ve Metod: Sistemik açıdan sağlıklı 75 katılımcı periodontal sağlıklı (n=25), gingivitis (n=25) ve periodontitis (n=25) olmak üzere 3 gruba ayrılmıştır. STAP-1, STAP-2, STAT3, STAT5A, NLRP3 ve CASP3 seviyeleri DOS ve tükürükte ELISA ile incelenmiştir. Sistemik olarak sağlıklı 60 katılımcı ise eşit sayıda ve aynı gruplara ayrılmış ve hastalardan dişeti örnekleri toplanmıştır. Dişetindeki gen ekspresyon seviyeleri ise RT-qPCR analizi ile incelenmiştir. Bulgular: Periodontitisli hastalarda STAT3 ve CASP3 DOS toplam miktarlarının arttığı, STAT5A'nın ise azaldığı saptanmıştır (p < 0.05). Periodontitisli hastalarda tükürükte STAT3, CASP3 ve NLRP3 artmış, STAP-1 ve STAT5A ise azalmış olarak bulunmuştur (p < 0.05). STAP-1, STAT3, CASP3 ve NLRP3 dişeti gen ekspresyon seviyeleri periodontitis varlığında yukarı yönlü regüle olurken, STAP-2 ve STAT5A ise aşağı yönlü regüle olmuştur. STAT3 dişeti, DOS ve tükürükte CASP3 ve NLRP3 ile potizif korelasyon göstermiştir. CASP3 ve NLRP3 gen ekspresyonları ile STAP-1 arasında pozitif, STAP-2 ve STAT5A ile negatif korelasyonlar gözlenmiştir (p < 0.05). Sonuç: STAP-1, STAP-2, STAT3 ve STAT5A periodontal hastalık patogenezinde rol oynayabilir. Periodontitisteki STAT3 artışı tükürük, dişeti ve DOS'ta inflamasyon ve apoptoz ile ilişkili olabilir. Anahtar kelimeler: DOS, Periodontal inflamasyon, STAP, STAT

Seda Sovukluk
İnönü University
2025
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Palatal donör sahada konsantre büyüme faktörü ve kollajen fleece'nin yara iyileşmesi, palatal doku kalınlığı ve postoperatif konfor üzerine etkilerinin değerlendirilmesi

Amaç: Bu çalışmanın amacı, KBF ve KF'nin palatal bölgedeki yara iyileşmesi, palatal doku kalınlığı ve postoperatif hasta konforu üzerine etkilerinin değerlendirilmesidir. Materyal ve Metot: Standart boyutlarda otojen yumuşak doku grefti alımı planlanan 38 hasta KBF (n=12), KF (n=13) ve kontrol (n=13) olmak üzere üç gruba ayrılmıştır. Palatal doku kalınlığı başlangıç, 1. ve 3. aylarda ölçülmüş; yara iyileşmesi H₂O₂ testi, MMS ve LTH indeksiyle, ağrı ve postoperatif konfor ise analjezik kullanımı, VAS ve OHIP-14 ile 7., 14. gün ve 1. aydaki kontrollerde değerlendirilmiştir. Bulgular: KBF ve KF gruplarında, başlangıca kıyasla palatal doku kalınlığında anlamlı artış gözlenmiştir. 3. ay sonunda en yüksek artış KBF grubunda saptanmış ve bu değer kontrol grubuna kıyasla istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur (p=0.011). 0–7. günlerde KBF ve KF gruplarında VAS skorları daha düşük, ayrıca 4–7 günlerde KBF grubunda analjezik ihtiyacı kontrol grubuna göre az bulunmuştur (p<0.05). Gruplar arasında H₂O₂ testi açısından anlamlı fark bulunmamıştır (p>0.05). MSS değerlendirmelerinde KBF grubunda renk, KBF ve KF gruplarında kontür daha hızlı normalleşmiştir (p<0.05). LTH indeksine göre en erken iyileşme KBF grubunda başlamış, KBF ve KF gruplarında kontrol grubuna kıyasla daha erken tamamlanmıştır (p<0.05). OHIP-14 skorları tüm gruplarda postoperatif 14. günde anlamlı iyileşme göstermiş, fonksiyonel kısıtlılık KF grubunda 14. günde tamamen ortadan kalkmıştır (p=0.016). Sonuç: KBF ve KF yara iyileşmesini hızlandırarak ve postoperatif morbiditeyi azaltarak iyileşme sürecinde olumlu etkilere sahiptir. Anahtar Kelimeler: Konsantre Büyüme Faktörü, Kollajen Fleece, yara iyileşmesi

Gizem Gül
İnönü University
2025
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Çekim soketlerinin korunmasında kullanılan otojen titanyum-platelet rich fibrin(T-TZF) yönteminin radyolojik açıdan karşılaştırılması

Amaç: Bu çalışmada diş çekimini takiben oluşacak olan kemik rezorpsiyonunu en aza indirerek, elde edilen kemiğin kalitesini arttırmak ve altın standart olan otojen kemiğe alternatif olabilecek yöntemin belirlenmesine yardımcı olmaktır. Materyal ve Metod: Çalışmaya 18-65 yaş aralığında 14 erkek ve 13 kadın, sistemik hastalığı olmayan çürük, travma vb. sebeplerle diş çekim endikasyonu koyulmuş 27 hastada toplam 58 çekim soketi dahil edildi. Bu hastalarda diş çekimini takiben 27 soket küçük parçalara bölünmüş T-TZF ile doldurulup bir parça T-TZF de kapak şeklinde stüre edilerek iyileşmeye bırakıldı. 31 soket ise diş çekimini takiben spontan iyileşmeye bırakıldı. İşlemden 1 hafta sonrasında CBCT alındı. Diş çekimini takiben 3. ayda implant işlemi öncesinde tekrar CBCT alındı. CBCT üzerinde yapılan hacimsel değerlendirmeler ile postoperatif çekim soketi hacmi ile 3. ay sonunda kemik ile dolan soket hacmi kıyaslandı. Bulgular: Bağımsız gruplarda t testi sonuçlarına göre başlangıç çekim soket hacmi ölçümü test ve kontrol grupları arasında anlamlı düzeyde farklılık göstermezken, 3. ay kemikleşmeyen soket hacmi ölçümü test ve kontrol grupları arasında anlamlı düzeyde farklılık göstermektedir (P<0.05). Kontrol grubunun 3. Ay ölçümü ortalama 0.087cm3 bulunmuş, T-TZF grubunda ise ortalama 0.043 cm3 bulunmuştur. Buradan çıkardığımız sonuç ise; 3. ay kemikleşmeyen soket hacmi ölçümlerinde kontrol grubu test grubundan anlamlı derecede daha yüksektir. Kontrol grubu ve T-TZF grubunda başlangıç ve 3. Ay ölçüm ortalamaları arasındaki farkın anlamlılığı bağımlı gruplarda t testi ile incelenmiştir. Kontrol ve T- TZF grubunda başlangıç ve 3. Ay ölçümleri arasında anlamlı düzeyde farklılık bulunmakta olup başlangıç ölçümleri 3. Ay ölçümünden anlamlı derecede daha yüksektir. Sonuç: Bu çalışmanın sonucunda soket koruma uygulamasında T-TZF kullanılan hasta grubunun fizyolojik iyileşmeye bırakılan hasta grubuna göre çekim soketinde daha fazla kemik kazanımına sahip olduğunu gözlemledik. Anahtar Kelimeler: Diş çekimi, Soket koruma, T-TZF

Diş hastalıklarıDiş hekimliğiDiş çekimi+2
Yunus İbiloğlu
Eskişehir Osmangazi University
2023
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Periodontoloji kliniğinde implant hastalarının periimplantitis açısından demografik, klinik, radyolojik olarak değerlendirilmesi

Amaç: Periodontoloji kliniğinde implant cerrahisi yapılmış hastaların periimplantitis açısından demografik, klinik, radyolojik olarak değerlendirilmesini yapmak ve periimplatitise neden olan faktörlerin implant üzerine etkisini araştırarak, implant kayıplarını önlemektir. Gereç ve yöntem: Periodontoloji kliniğinde implant cerrahisi yapılmış hastaların cinsiyet, yaş, sistemik durum, sigara kullanımı, oral hijyen, uygulanan implant sayısı, implantın fonksiyonda kalma süresi, implantın uygulandığı bölge, karşıt diş, plak indeksi (Pİ), gingival indeks (Gİ) ve sondalanabilir cep derinliği verileri, yapışık dişeti genişliği ve dişeti kalınlığı verileri alınmış, ortopantomograf üzerinde kemik kaybı miktarı ölçülmüştür. Elde edilen veriler tanımlayıcı istatistiksel yöntemler ile değerlendirilmiştir. Bulgular: Toplam 199 hasta (111 erkek ve 88 kadın) ve 968 implant üzerinde yapılan çalışmada yaş, sistemik durum, sigara, oral hijyen, implantın fonksiyonda kalma süresi ve dişeti kalınlığı ile periimplant hastalıklar arasında anlamlı ilişki bulunmuştur (p<0.05). Hastaların yaş ortalaması 56.06 ± 9.45'dir. Sonuç: Oral hijyen idamesi periimplant sağlık açısından önemlidir. Hastaların sistemik durumu ve sigara kullanımı periimplant hastalıklar için risk faktörüdür. Dişeti kalınlığı ince olan hastalarda periimplant hastalıkların oluşma riski daha fazladır. Anahtar kelimeler: Dişeti Kalınlığı, Oral Hijyen, Periimplantitis, Sigara, Sistemik Hastalık.

Ulfat Mashadıyev
Eskişehir Osmangazi University
2024
00