
519
Archived Theses
0
DOIs Assigned
0%
DOI Rate
Discipline
Halk elinde yetiştirilen Tatvan heriği (Hamdani X Akkaraman melezi) koyunlarının döl, süt ve yapağı verimi özellikleri
Bu tez çalışmasında, Tatvan Heriği (Hamdani x Akkaraman melezi) koyunlarının döl, süt ve yapağı verimi özellikleri incelenmiştir. Hayvan materyalini, Bitlis iline bağlı Yoncabaşı köyünde 150 baş koyun ve bunlardan elde edilen kuzular oluşturmuştur. Her koyuna ait kirli yapağı gömleği ve canlı ağırlığı 100 g'a duyarlı elektronik dijital baskül ile tartılarak koyunların kirli yapağı ağırlığı ve kırkım sonu canlı ağırlığı belirlenmiştir. Daha sonra, analize yetecek miktarda ve örnek alma tekniğine uygun bir şekilde sürüden şansa bağlı seçilen 45 baş koyunun sağ omuz ve son kaburga bölgesinden yapağı numuneleri alınarak uygun numune poşetlerine bırakılmıştır. Tatvan Heriği koyunlarında belirlenen döl verim özelliklerinden; gebelik oranı % 96.67, kısırlık oranı % 3.33, yavru atma oranı % 2, kuzulama oranı % 94.67 ve ikizlik oranı % 11.97 olarak bulunmuştur. Koçaltı koyun başına doğan kuzu sayısı (KAKBDKS) 1.06, doğuran koyun başına kuzu sayısı (DKBDKS) 1.12 ve150. gündeki yaşama gücü % 100 olarak tespit edilmiştir. Kuzularda ortalama doğum ağırlığı 3.05±0.03 kg, koyunların doğumdaki ortalama canlı ağırlığı 56.93±0.62 kg ve gebelik etkenliğine ilişkin ortalama ise 6.34±0.02 kg olarak saptanmıştır. Tatvan Heriği koyunlarında En-Küçük Kareler ortalamaları, laktasyon süt verimi için174.50±0.58 l ve laktasyon süresi için 221.77±1.57 gün olarak tespit edilmiştir. Kirli yapağı verimine ilişkin genel ortalama 2.51±0.04 kg olarak bulunmuştur. Kırkım sonu canlı ağırlığın genel ortalaması 64.97±0.27kg olarak belirlenmiştir. Yapağı randımanına ilişkin genel ortalama % 71.44±1.08 olarak tespit edilmiştir. Anahtar kelimeler: Canlı ağırlık, Döl verimi, Kırkım, Laktasyon süt verimi, Tatvan Heriği, Yapağı randımanı.
Genelleştirilmiş procrustes analiz yöntemi: duyusal veri üzerine bir uygulama
ÖZET GENELLEŞTİRİLMİŞ PROCRUSTES ANALİZ YÖNTEMİ: DUYUSAL VERİ ÜZERİNE BİR UYGULAMA ASLAN, İpek Yüksek Lisans Tezi, Zootekni Anabilim Dalı Tez Danışmanı Doç. Dr. Gazel SER Haziran 2019, 41 sayfa Bu çalışmada farklı besleme gruplarında yetiştirilen kuzuların et örnekleriyle, duyusal özellikleri arasındaki ilişkilerin Genelleştirilmiş Procructes Analiziyle (Generalized Procructes Analysis, GPA) değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Duyusal analizde, et örneklerinin sululuk, lezzet, koku, yumuşaklık ve genel beğeniden oluşan özellikleri, 41 yarı-eğitimli panelist tarafından 1-9 arasında değişen hedonik skala ile değerlendirilmiştir. Buna göre, GPA analizinden elde edilen ilk iki faktör, et örneklerinin duyusal özellikleri arasındaki değişkenliğin yaklaşık % 76.74'ünü açıklamıştır. Toplam değişimin açıklanmasında en fazla katkıyı sağlayan ilk faktörün (% 40.72) oluşumunda, yumuşaklık, sululuk ve genel beğeni özellikleri önemli rol oynamıştır. Et örneklerine ilişkin hatalar genel olarak birbirine yakın bulunmuştur. Aynı zamanda, GPA'dan elde edilen uzlaşma konfigürasyon haritasında, panelistler tarafından et örneklerinin açıkça ayırımı yapılmıştır. Aynı zamanda, panelistlerin çoğunluğu duyusal özellikler bakımından et örnekleri arasında bir uzlaşma sağlamışlardır. Sonuç olarak, duyusal analiz testleri pek çok çalışmada referans metot olarak kullanılmaktadır. Bu nedenle duyusal analize katılan panelistlerin, panel davranışlarının incelenmesi ve panelistler arasındaki değişkenliğin azaltılmasında, GPA yöntemi etkili ve alternatif bir çözüm yolu sunmaktadır. Anahtar kelimeler: Procrustes analiz, Transformasyonlar, Uzlaşma haritası.
Türkiye'de hayvancılığa ilişkin yapılan yasal düzenlemeler ve sonuçları
Bu tezin amacı geçmişten günümüze Türkiye hayvancılığında yapılan yasal düzenlemeler ve bu düzenlemelerin hayvancılığımız üzerindeki etkilerini değerlendirmektir. Bu değerlendirmeyi daha sağlıklı yapabilmek bakımından bir anket çalışmasıyla da konuyla ilgili çevrelerin yasal düzenlemeler konusunda ne ölçüde bilgi sahibi oldukları da irdelenmiştir. Ayrıca Türkiye hayvancılığının mevcut durumu, sorunları ve çözüm önerileri de konu bağlamında tartışılmıştır. Hayvancılığa ilişkin özellikle son dönemde yapılan çok sayıda yasal değişiklikler hayvancılığımızın dünya ile ve özellikle de Avrupa Birliği ile entegre olma ve yarışabilmesi bakımından son derece önemli düzenlemeler içermektedir. Ancak bu önemli yasal düzenlemeler ve bunlara bağlı olarak yapılan iyileştirmelere rağmen hala ülkemizde hayvancıkta türlere özgü çok çeşitli ve önemli sorunların olduğu da bir gerçekliktir. Özellikle üretimden pazarlamaya ve hatta ürün işleme süreçlerinde sağlıklı bir altyapının oluşmasına önemli katkı sunacak olan sivil örgütlenmelerin yeterli ve etkili olamaması ve var olan mevcut örgütlerin de örgütlenme biçimleri ve etkinliklerinin daha çok kamu eli ile yürütülmesi, buna ilişkin yasal düzenlemelerin AB standartlarında olmaması hayvancılığımızı olumsuz yönde etkilemektedir. Hayvansal üretime yönelik yasal düzenlemeler yapılırken daha çok günün koşullarında mevcut sorunları çözmekten ziyade uzun vadede ve kalıcı çözümler getirecek, toplumun mevcut gerçekliği ile dünya gerçeklerine eş zamanlı cevap verebilecek içerikte olmalıdır. Bunun yapılabilmesi içinde konuyla ilgili tüm toplum kesimlerinin görüşleri alınarak ve dünyadaki sorun çözen uygumlalar ve düzenlemeler dikkate alınmalıdır.
Batman'da birinci ürün, Mardin'de ikinci ürün olarak yetiştirilen mısırın verim, besin madde ve toksikasyon içeriklerinin belirlenmesi
Mevcut çalışma, Batman'da birinci ürün ve Mardin'de ikinci ürün olarak yetiştirilen mısır çeşitlerinin verim, besin madde ve toksikasyon içeriklerini belirlemek amacıyla yapılmıştır. Çalışmada nem oranı % 9.17-14.05, kuru madde oranı % 85.95- 90.83, ham kül oranı % 0.13-1.22, ham protein oranı % 5.60-6.89, ham yağ oranı % 0.97-1.69, ham selüloz oranı % 2.55-2.96, azotsuz öz madde oranı % 75.73-79.50, ADF oranı % 2.69-3.03, NDF oranı % 8.58-13.08, ADL oranı % 3.00-3.03, nişasta oranı % 642.17-649.45, şeker oranı % 12.01-12.03 arasında değişmekte olup, metabolik enerji ruminatlarda (Mcal/kg) 2.86-2.90, kanatlılarda (kcal/kg) 3126.96-3194.61, bin dane ağırlığı 291.93-377.60, hektolitre ağırlığı 76.98-79.10 kg/hl, dekara verimleri 1107- 1385.9 kg/da, L* 56.30-61.71, C* 37.39-4410, h° 73.27-76.51, a* 8.70-10.94, b* 35.95-42.63, palmitik asit 3.50-3.68 g/kg, oleik asit 8.16-8.63 g/kg, linoleik asit 16.00-16.98 g/kg, omega 6 16.00-16.98 g/kg, doymuş yağ asitleri 32.27-34.17 g/kg, AFB1 2.54-15.52 ppb, AFB2 0.74-01.5 ppb ve toplam aflatoksin 2.54-16.25 ppb arasında bulunmuştur. 48 mısır örneğinin 17'sinde maya ve küflere rastlanmıştır. Bu örneklerde tanımlanan funguslar maya (% 4.16), Penicillium spp. (% 31.2), Alternaria spp. (% 14.6) ve Aspergillus spp. (% 12.5) olarak bulunmuştur. Ayrıca birinci ürün mısır ekili arazilerin geneli killi yapıda iken, ikinci ürün mısır yetiştiriciliği yapılan arazilerin toprak özelliği killi-tınlı yapıda olduğu tespit edilmiştir.
Koyunlarda mizacın analık davranışları ile kuzularda büyüme ve yaşama gücüne etkileri
KOYUNLARDA MİZACIN ANALIK DAVRANIŞLARI İLE KUZULARDA BÜYÜME VE YAŞAMA GÜCÜNE ETKİLERİ AYDOĞDU, Neclan Yüksek Lisans Tezi, Zootekni Anabilim Dalı Tez Danışmanı: Doç. Dr. Serhat KARACA Ağustos 2019, 60 sayfa Bu çalışmanın amacı, koyunlarda mizacın analık kabiliyeti, kuzularda doğum sonrası erken dönem davranışları ile büyüme-gelişme özelliklerine etkisinin belirlenmesi olmuştur. Araştırmanın hayvan materyalini iki veya daha fazla sayıda doğum yapmış 100 baş multipar Norduz koyunu ve bunlardan doğum ve doğum sonrası davranışlarının belirlenmesi için seçilen 30 koyundan doğan toplam 30 kuzu oluşturmuştur. Korku testleri sonucunda koyunlar, reaktif (pasif) ve proaktif (aktif) olarak iki gruba ayrılmıştır. Ayrıca ana yavru ayırma testleri ile analık kabiliyeti değerlendirmeleri de yapılarak, kuzularda büyüme ve gelişme sütten kesime kadar takip edilmiştir. Reaktif ve Proaktif koyunlarda korku testi sonrası serum kortizol düzeyleri sırasıyla 1.57 ng/ml ve 0.86 ng/ml olarak belirlenmiştir (p<0.001). Korku testlerinde, doğum sonrası ana ve kuzu davranışları ile serum kortizol düzeyleri arasında orta-yüksek düzeyli bazı önemli korelasyonlar belirlenmiştir (p<0.05). Doğum sonrası erken dönemde proaktif koyunların reaktif koyunlara göre daha fazla yüksek frekanslı ses çıkarttıkları ve kuzularını yalnız bıraktıkları belirlenmiştir (p<0.01). Ana-yavru ayırma testlerinden takip puanı bakımından reaktif koyunlar daha yüksek puana sahip olmuş (p<0.05); emme sayısı ve süreleri toplamı reaktif koyunların kuzularında daha yüksek olduğu belirlenmiştir (p<0.05). Büyüme ve gelişme bakımından da reaktif koyunların kuzuları daha iyi performansa sahip olmuşlardır (p<0.001). Çalışma sonucunda, mizacın seleksiyon programlarında analık kabiliyetinin geliştirilmesinde kullanılabilme potansiyeline sahip bir özellik olduğu kanısına varılmıştır. Anahtar kelimeler: Ana-yavru bağı, Kamera, Kortizol, Korku testleri, Neonatal davranışlar.
Kınalı kekliklerde (Alectoris chukar) selenyumun in ovo enjeksiyon ve yeme ilavesinin kuluçka sonuçlarına, karaciğer antioksidan düzeyine ve civciv gelişimi üzerine etkisi
Bu çalışmada; kapalı sistemde yetiştirilen kınalı keklik yumurtalarının in ovo selenyum (Se) enjeksiyonu yolu ile zenginleştirilmesinin ve çıkış sonrası yeme Se ilavesinin kuluçka parametreleri, besi performansı, karaciğer dokusunda GPx enzim aktivitesi ve karaciğer, göğüs kası dokularında Se konsantrasyonu üzerine etkileri incelenmek amacıyla yapılmıştır. Bu amaçla; 560 adet döllü kınalı keklik yumurtalarını in ovo enjeksiyonu için 4 ayrı gruba [kontrol (in ovo uygulanmayan), salin (30µl % 5'lik salin çözeltisi), Se 0.4 (% 5'lik salin çözeltisine 0.4 µg Se ilavesi), Se 0.8 (% 5'lik salin çözeltisine 0.8 µg Se ilavesi)] ayrılmıştır. Bu gruplara kuluçkanın 21. günü in ovo enjeksiyonu uygulanmıştır ve daha sonra kuluçkadan çıkan civcivler, yemlere farklı dozlarda (0.4 ve 0.8 mg/kg) Se ilave edilerek beslemeye tabii tutulmuştur. Araştırma sonunda; 0.4 µg Se enjeksiyonu kuluçka sonuçları üzerine pozitif etkiye sahip olmuştur. Fakat 0.8 µg Se enjeksiyonu 0.4 µg Se enjeksiyonu kadar etkili olmamıştır. In ovo Se uygulaması günlük yaştaki kekliklerin göğüs kası dokularındaki Se düzeyini ve bir haftalık yaştaki kekliklerin karaciğer dokularındaki GPx enzim aktivitesini önemli düzeyde (p<0.05) arttırmıştır. Bu araştırma sonucunda; 0.8 µg Se in ovo uygulamasının yüksek doz görünmekle beraber, kontrol grubu ile kuluçka ölümleri açısından benzerlik göstermekte, dokularda Se birikimi, yem tüketimi üzerine olumlu etkisi saptanmış olup doz ile ilgili ileri çalışmaların yapılması gerektiği sonucuna varılmıştır. Ancak, in ovo uygulamalarının sınırlı düzeydeki etkisi nedeniyle yumurtalara hem in ovo 0.4 µg ve 0.8 µg hem de yemlere 0.4 mg/kg ve 0.8 mg/kg'a kadar Se takviyesinin mümkün olduğu da görünmektedir.
Ticari yumurta tavuğu rasyonlarında saptanan renk pigmentlerinin yumurta sarısı pigment düzeyi üzerine etkisi
Bu çalışmada, Muş ve Van illerinde ticari yumurta işletmelerinde yetiştirilen 32 haftalık Novagen, 44 haftalık Tinted, 45 ve 58 haftalık Lohman ırkı yumurtacı tavuklardan yumurta örnekleri ile yem örnekleri 1'er ay ara ile 3 ay süre ile alınmıştır. Yem ve yumurta sarısı öneklerinde, toplam karoten, lutein, zeaksantin kantaksantin, apoester, betakaroten gibi bireysel karoten ile vitamin A (retinol) ve vitamin E içeriği HPLC ile tespit edilmiştir. Bu çalışmada yumurta sarısı roche pigment skoru ile Minolta L*, a* ve b* değerleri ırk ve dönemler bazında belirlenmiştir. Yumurta sarısı roche pigment skala sonuçları 2. dönemde Tinted ırkı tavuklar hariç genelinde Lohman ırkı tavuklarda; 1., 2., 3. dönemde Novagen ve Tinted ırkı yumurtalarından önemli ölçüde yüksek saptanmıştır. Minolta a* değerleri genelde Lohman ırkı tavuk yumurta sarılarının Novagen ırkı yumurta sarılarından daha koyu kırmızı olduğunu göstermiştir. Minolta b* değerleri 2. dönemde ırklar arasında istatistiksel farklılık tespit edilmezken; 1. dönemde Novagen ve Tinted ırkı tavuk yumurta sarılarının Lohman ırkı tavukların yumurta sarılarından önemli düzeyde daha sarı oldukları ancak 3. dönemde bunun tersi gözlenmiştir. Yumurta sarısı toplam karoten içerikleri 1. dönemde en düşük Tinted ırkı yumurtalarında saptanırken, 2. dönem bir farklılık saptanmamış olup, 3. dönemde en düşük total karoten içeriği Novagen ırkı tavuk yumurtalarında saptanmıştır. Bu çalışma sonuçları marketteki her bir yumurtanın pigment ve vitamin içeriklerinin tüketilen yemlerin bir yansıması olarak değişik olabileceği sonucuna varılmıştır.
Başkale ilçesinde verilen hayvansal üretim desteklemelerininin mevcut durumunun belirlenmesi
Bu çalışma, Van İli Başkale İlçesi'nde tarımsal desteklemelerin içerisinde özellikle hayvancılık desteklemeleri alan işletmelerin sosyo-ekonomik yapısı ile hayvancılık desteklemelerinin kullanım şekli, tekrar tarımsal faaliyette kullanıp kullanılmadığı, yeterli görülüp görülmediği, ödeme zamanı ve üretim açısından sağladığı olumlu-olumsuz etkilere üreticilerin yaklaşımını değerlendirilmek amacıyla yapılmıştır. Başkale İlçesi'ni temsil eden 184 işletmenin hayvansal desteklemelerle ilgili olarak anket yolu ile elde edilen verileri değerlendirilmiştir. 184 işletmeye ait elde edilen veriler değerlendirildiğinde; işletmelerin %90.2'sinin tarımsal destekleme aldıkları, yetiştiricilerin genellikle ilkokul mezunu ve yaşlarının 50 yaş ve üzerinde oldukları görülmüştür. İşletmelerin %70.1'inin destek ödeme döneminden memnun olduğu, çiftçilerin %66.8'inin hayvancılık desteklemelerinin işletmelerde üretimi teşvik ettiği ve desteklemeler sayesinde çiftçilerin %74.8'i hayvan sayısında artış olduğu belirlenmiştir. Çiftçilerin %95.7'si aldıkları desteğin yetersiz olduğunu ve bu desteğin girdiği karşılamadığını savunmuştur. Sonuç olarak, Van İli Başkale İlçesi'ndeki çiftçilerin devletin vermiş olduğu tarımsal desteklemeleri az bulmakla birlikte destekten memnun oldukları ve bilinçli, karlı bir hayvancılık yapılması için çiftçilerin modern hayvansal üretim teknikleri konusunda hem teorik hem de uygulamalı olarak eğitilmesi gerektiği kanaatine varılmıştır.
Norduz kuzularında vücut konformasyon özellikleri üzerine cinsiyet etkisi
Bu çalışmanın amacı dişi ve erkek Norduz kuzularında bazı vücut konformasyon özelliklerini koyunlar için geliştirilen doğrusal tip değerlendirme şemasından yararlanarak belirlemek ve konformasyon kusurları üzerine cinsiyetin etkisini ortaya koymaktır. Çalışmanın hayvan materyalini 5-7 aylık yaştaki 40 baş dişi ve 41 baş erkek kuzu oluşturmuştur. Kuzularda canlı ağırlık ve vücut ölçüleri belirlenmiştir. Kuzularda vücut konformasyon özellikleri olarak çene hizası, sağrı (pelvis eğimi), sırt hattı, but ve bacaklar dikkate alınmıştır. Dişi ve erkek kuzularda canlı ağırlık ve vücut ölçüleri ile linear vücut konformasyon özellikleri arasındaki korelasyonlar belirlenmiştir. Vücut konformasyon kusurları bakımından dişi ve erkek kuzular arasında arka bacakların yandan görünümü özelliği dışında önemli farklılıklar bulunmamıştır. Ülkemizde mevcut koyun ırkları üzerinde uygulanabilecek doğrusal tip değerlendirme şemalarının geliştirilmesine ihtiyaç bulunmaktadır. Vücut konformasyon özellikleri üzerine cinsiyet etkisinin belirlenmesi amacıyla farklı ırklar ve büyük popülasyonlar üzerinde yapılacak çalışmalar daha fazla ve yararlı bilgi sağlayacaktır. Anahtar kelimeler: Cinsiyet, Konformasyon, Kuzu, Norduz
Katyon-anyon farklılığının rumen fermentasyonu ve yemlerin sindirimine etkilerinin in vitro yöntemle (DaisyII) tespiti
Bu çalışma katyon-anyon değişimlerinin yemlerin sindirimi ve rumen sıvısına etkilerini belirlemek amacıyla in vitro olarak DaisyII inkübatörü kullanılarak gerçekleştirilmiştir. Bu amaçla buğdaygil olarak arpa, baklagil olarak fiğ yoğun yemleri ve buğdaygil olarak arpa samanı, baklagil olarak fiğ samanı kaba yemleri kullanılmıştır. Rumen sıvısı ve yemlerin KAD değerlerini azaltmak için CaCl2, arttırmak için kaya tuzu kullanılmıştır. İki deneme halinde yürütülen çalışmada 1. denemede rumen sıvılarının, 2. denemede yem maddelerinin KAD değerleri değiştirilerek muamele grupları oluşturulmuştur. Her grup için rumen sıvısı ve yemlerin sindirim özelliklerine etkileri belirlenmiştir. Çalışma sonucunda CaCl2 gruplarında iki deneme içinde IVGS ve IVKMS değerleri en yüksek olmuştur (P˂0.05). Birinci denemede bütün sindirim değerleri için kontrol grubu değerleri en düşük olmuştur (P˂0.05). Sonuç olarak özellikle rumen sıvısındaki KAD değişimleri yemlerin sindirimini dolayısıyla rumende oluşan son ürünleri etkilediği anlaşılmıştır.
Van ili Çatak ilçesi yerel bal arısı (Apis Mellifera L.) populasyonlarının gezgin bal arısı populasyonları ile bazı morfolojik özellikler bakımından karşılaştırılması
Gelecekte yürütülecek ıslah çalışmaları için yerel arı genotipleri oldukça önemlidir. Bu nedenle söz konusu populasyonlar üzerine etkili kontrolsüz gezgin arıcılık denetim altına alınmalıdır. Kontrolsüz gezgin arıcılığın yerel genotipler üzerindeki etkisini ortaya koymak amacıyla yürütülen bu çalışmada Van ili Çatak ilçesi çalışma alanı olarak seçilmiştir. Çalışmada gezgin arıcıların sıklıkla tercih ettikleri Çatak ilçesinde iki köyden, beş yerel ve beş gezgin arıcıdan olmak üzere toplam 450 adet işçi arı örneği temin edilmiştir. Eter ile bayıltıldıktan sonra %70'lik etil alkol içeren kavanozlara yerleştirilen işçi arılarda toplam 21 adet morfolojik özellik ele alınmıştır. Üzerinde durulan özelliklerden sürekli değişkenler için tanımlayıcı istatistikler; ortalama, standart hata, minimum ve maksimum değer olarak ifade edilmiştir. Bu özellikler bakımından grup ortalamalarını karşılaştırmada ise Student t testi kullanılmıştır. İstatistik analizler sonucunda yalnızca T3 (3. tergit genişliği) ve CI (kübital indeks) bakımından genotip grupları arasında fark önemli bulunurken (p< 0.05) diğer özellikler bakımından fark bulunmamıştır. Ülkenin milli değerleri arasında yer alan ve yakın zamanlarda ıslah çalışmalarına kaynak olacak popülasyonlar Anadolu'nun ücra köşelerinde bulunabiliyor olsa da gezgin arıcılık kontrol altına alınamazsa değerli genotiplerin elden çıkması kaçınılmazdır. Anahtar kelimeler: Bal arısı (Apis mellifera L.), Gezgin arıcılık, Morfolojik özellikler, Yerel ekotip, Van
Van ekolojik koşullarında varroa kapısı tuzaklarının varroa populasyonuna etkisi
Varroa parazitinin kontrolünde kullanılan kültürel yöntemler kimyasal madde kullanmadan paraziti kontrol etme yöntemi olup paraziti yok etme yerine parazitin zararından korunmak için onu ekonomik zarar eşiğinin altında tutulmasını amaç edinmektedir. Bu amaçla yakın dönemde geliştirilen Varroa Kapısı Tuzağı üreticiler tarafından kullanılmaya başlanmıştır. Ancak etkinliği üzerine bilimsel bir belirleme bulunmamaktadır. Yürütülmesi planlanan araştırma ile Tuzağın koloni varroa populasyonu üzerine etkisi ortaya koyulmaya çalışılmıştır. Çalışmanın bal arısı materyalini 10 adet F1 Kafkas (Apis mellifera caucasıca) kolonisi oluşturmuştur. Tuzak takılmış 5 adet kolunu tuzaksız 5 adet kontrol grubu kolonisi ile karşılaştırılmış ve çalışma sonucunda gruplar arasındaki fark istatistik olarak önemli bulunmamıştır (p<0.05). Arı yetiştiriciliğinde önemli verim kayıplarına neden olan varroa ile mücadelede sentetik yöntemler yerine ürünlerde kalıntı sorunu oluşturmayan ve arı biyolojisine uygun uygulamalar tercih edilmelidir. Bu aşamada tuzak üzerine yeni araştırmaların yapılması yararlı olacaktır. Yürütülecek yeni araştırmaların kolonilerde kapalı yavru gözlerinin minimum olduğu erken ilkbahar ve geç sonbahar dönemlerinde daha fazla sayıda koloni ile planlanması gerekmektedir.
Farklı sürelerde sütten kesilen kuzularda stresle başa çıkma yeteneğinin bazı fizyolojik ve davranışsal özellikler ile besi gücü, karkas ve et kalitesine etkileri
Farklı yaşlarda sütten kesilen kuzularla yürütülen bu çalışmada; kuzuların sütten kesimden kaynaklanan stres ile başa çıkma stratejilerinin davranışsal ve fizyolojik stres tepki parametreleri yanında besi performansı, karkas ve et kalite özelliklerine etkilerinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Araştırmanın hayvan materyalini, açık alan testine tabi tutularak başa çıkma stratejileri bakımından Proaktif (Pro, n=20) ve Reaktif (Rea, n=20) olmak üzere iki gruba ayrılan 40 baş erkek Karakaş kuzusu oluşturmuştur. Sütten kesim sonrası ölçülen kan parametrelerine baş etme biçiminin önemli etkisinin olmadığı tespit edilmiştir (P>0.05). Sütten kesim yaşının sadece CK, LDH ve TP üzerine etkileri önemli bulunmuştur (P<0.0001). Kuzuların çeşitli dönem canlı ağırlıkları (CA) ve günlük canlı ağırlık artışları (GCAA) üzerine baş etme biçimi ve sütten kesim yaşı etkilerinin önemli olduğu tespit edilmiştir (P<0.01). Pro grubu kuzuların kesim ağırlığı ve sıcak karkas ağırlığı Rea grubu kuzulardan düşük olmuştur (P≤0.05). Panelistler (n=43), genel beğeni ve lezzet özellikleri bakımından Pro grubundan elde edilen etlere daha yüksek puan vermişlerdir (P≤0.05). Bu çalışmayla hem açık alan testindeki davranışları bakımından kuzuların farklı baş etme biçimlerini bireysel olarak tespit etmenin mümkün olduğunu hem de baş etme biçiminin kuzuların besi performansını etkilediği ortaya konmuştur. Damızlığa ayrılacak kuzuların belirlenmesinde, baş etme biçimlerine bağlı davranışsal özellikleri de dikkate almanın, karkas ve et kalite özellikleri geriletilmeden, besi sonu canlı ağırlığı, günlük canlı ağırlık artışı ve karkas ağırlığının yükseltilmesine katkı sağlayacağı söylenebilir.
Biyotinin etlik piliçlerde büyüme performansı ve ayak tabanı dermatiti üzerine etkileri
Mevcut çalışma; biyotinin etlik piliçlerde büyüme performansı, ayak tabanı dermatiti üzerine etkileri, fizyolojik ve biyokimyasal parametrelerle olan ilişkisinin belirlenmesi amacıyla yapılmıştır. Çalışmada hayvan materyali olarak, 1 günlük yaşta 240 adet ROSS-308 erkek ve dişi etlik civciv kullanılmıştır. Denemede biyotin katkısı olmayan grup (0) kontrol grubunu oluştururken, biyotinin rasyona 0.2, 0.4, ve 0.8 mg/kg düzeylerinde katıldığı gruplar muamele grubunu oluşturmuştur. Deneme 42 gün sürmüştür. Deneme sonu itibariyle, biyotin katkısının canlı ağırlık kazancı, yem tüketimi, yemden yararlanma oranı, bazı yenilebilir iç organ ağırlık ve oranları ile birlikte karkas randımanı üzerine önemli bir etkisi olmamıştır (P>0.05). Çalışmada en düşük ölüm oranı % 20-22 ile biyotin katkısı alan gruplarda gözlenirken, en yüksek ölüm oranı % 32 ile kontrol grubunda gözlenmiştir. Deneme sonunda yapılan et analizlerinde, etlik piliçlerde göğüs eti a, b, c H ve pH renk değerleri biyotin katkısından önemli düzeyde etkilenmiştir (P<0.05). Göğüs etinde en yüksek renk tonu açısı değeri (H) 77.16 ve 75.55 ile 0.2 mg/kg biyotin katkısı alan grup ve kontrol grubunda görülür iken, en düşük renk tonu açısı değeri (H) 70.57 ile 0.8 mg/kg biyotin katkısı alan grupta belirlenmiştir. Göğüs eti pH değerleri en düşük 4.80 ile kontrol grubunda belirlenirken, en yüksek 4.86 ile 0.8 mg/kg biyotin katkısı alan grupta belirlenmiştir (P<0.05). Kan plazma ve hemogram değerlerinden Hemoglobin, HCO3pst, cCa, Anion K, AnionGap, sSO2 konsantrasyonlarına ait değerler bakımından gruplar arasında gözlemlenen farklılık istatistiksel olarak önemli bulunmamıştır (P>0.05). Diğer yandan, HCO3p ve CtCO2b konsantrasyonları bakımından gruplar arasında gözlemlenen farklılık istatistiksel olarak önemli bulunmuştur (P<0.05). Mevcut çalışmada biyotin katkısı alan gruplarda ki ölüm oranı kontrol grubuna kıyasla daha düşük bulunmuştur. Buda biyotin ilavesinin broyler rasyonlarında mutlak bulunması gerekliliğini ispatlamaktadır. Biyotinin daha yüksek dozlarında yapılacak yeni çalışmalara ihtiyaç vardır. Anahtar kelimeler: Biyotin, Broiler, Dermatit, Kan değerleri, Performans parametreleri
Ekspeller (soğuk presyon) ve ekstraksiyon (solvent) yöntemi ile elde edilen kanola küspe ve yağlarının makro-mikro besin madde içeriklerinin karşılaştırılması
Bu çalışma Trakya Bölgesi'nde (Edirne, Tekirdağ ve Kırklareli) farklı fabrikalardan solvent yöntemi ile elde edilen kanola küspe ve kanola yağları ile aynı bölgedeki kanola yetiştiriciliği yapan çiftçilerden temin edilen kanola tohumlarının ekspeller (soğuk presleme) yöntemi ile elde edilen kanola küspeleri ve yağlarının makro ve mikro besin madde bileşenleri yanısıra yağ ve protein kalitelerinin karşılaştırılması amacıyla yapılmıştır. Ekstraksiyon ve ekspeller yöntem ile elde edilen kanola küspelerinin, ham besin madde içerikleri istatistiksel açıdan değerlendirildiğinde aralarında önemli farklılıkların olduğu görülmektedir (P˂0.01). Soğuk presleme tekniği ile elde edilen kanola küspesinde ham protein içeriği % 22.79 olurken, solvent ekstraksiyon tekniğiyle üretilen kanola küspesinde bu oran % 39.87 olmuştur (P<0.01). Ayrıca linolenik asit, toplam karoten, α-tokoferol, Ɣ-tokoferol ve 𝜎-tokoferol konsantrasyonları soğuk presyon yöntemiyle elde edilen küspede daha yüksek bulunmuştur (P<0.001). Sonuç olarak, bu çalışma soğuk presleme tekniği ile yüksek kalitede kanola küspesi ve yağlarının üretilebileceğini göstermiştir ve elde edilen yağ ve küspe, gıda ve organik hayvan besleme gibi endüstrilerde kullanılabilir.
Polymorphisms of growth hormone (GH) gene and their effects on some growth traits in norduz sheep
Genetic markers or DNA markers are valuable in distinguishing genetic variations between individuals. The advancement of DNA-based DNA markers has had a progressive effect on hereditary studies. Recently, the application of DNA-markers has commonly been used to determine polymorphism in human, animal, aquaculture, and plant fields. There are different types of markers that can be used to identify polymorphism in animals, but the most commonly used ones are RAPD, AFLP, RFLP, mini and micro-satellites and SNPs. The aim of the research was to identify the genetic polymorphisms in growth hormone gene (GH) by using its three different loci named (GHY1, GHY2, and GHY3) in the genome of Norduz sheep. In this research, the PCR-RFLP technique was performed to determine genetic variations in the growth hormone (GH) genes in Norduz sheep. First, genomic DNA were purified from 50 individuals of Norduz sheep, then three sets of primers were chosen to amplify loci of GHY1, GHY2, and GHY. The lengths of PCR products were 599 bp, 690 bp, and 679 bp respectively. Furthermore, three loci were digested with MspI, a DNA endonuclease enzyme. Results displayed that there were no polymorphisms for three loci of GH. Only, one particular genotype AB heterozygous was observed in all individuals whereas genotypes AA and BB were not observed under this investigation. The results of this study have suggested that further affords of the research in GH to detect polymorphisms one should use SNPs which is more reliable technique to identify polymorphisms. Keywords: Growth hormone gene (GH), Genetic Markers, Norduz Sheep, PCR-RFLP.
Endofit bakterilerin fasulye bitkisi ile beslenen bakla yaprakbiti [Aphis fabae Scopoli (Hemiptera: Aphididae)]'nin biyolojisi ve bitki gelişimi üzerine etkilerinin belirlenmesi
Bakla yaprakbiti, Aphis fabae Scopoli (Hemiptera: Aphididae) ülkemizde ve dünyada başta fasulye ve bakla olmak üzere birçok bitki ile beslenen önemli bir zararlıdır. Bitki büyümesini teşvik eden rizobakteriler (PGPR), gübre ve pestisit kullanımını azaltarak çevre dostu tarımın geliştirilmesine alternatif olarak kullanılmaktadır. Endofitik bakteriler (EB); doğada bitkilerin büyümesini, gelişimini, streslere, hastalık ve zararlılara toleransını ve adaptasyonunu arttıran rizobakterlerdir (PGPR). Bu araştırmanın amacı, EB'lerin fasulye (Phaseolus vulgaris) üzerinde beslenen A. fabae'nin biyoistatistikleri üzerindeki etkisini değerlendirmektir. Çalışmada iki farklı yöntem (içirme ve püskürtme) ile EB izolatları uygulanmış fasulye bitkileri üzerinde beslenen yaprakbiti A. fabae'nin biyolojik parametrelerinin yanı sıra, fasulyenin gelişim parametrelerine olan etkileri incelenmiştir. Çalışma iklim odalarında yürütülmüştür ve elde edilen yaşam çizelgelerine ait veriler, yaş ve döneme bağlı iki eşeyli yaşam çizelgesi metoduyla hesaplanmıştır. Elde edilen bulgulara göre, içirme ve püskürtme yöntemlerinde EB izolatları arasında ve kontrole kıyasla en düşük popülasyon parametreleri G118K1T ve G109K2 izolatları uygulanmış gruplardan elde edilmiştir. EB Fuygulamalarının bitki gelişim parametrelerine pozitif etki yaptığı, özellikle G118K1T, T2K2 ve V33K1 izolatlarının diğer EB izolatlarına göre bitki gelişim parametrelerini daha çok artırdıkları tespit edilmiştir. Sonuçlarımız, EB'lerin, bitki büyümesi ve savunmasındaki rolünü destekler nitelikte olup, zararlılara karşı alternatif mücadele olanaklarına katkı sağlayabileceğini göstermektedir. Anahtar kelimeler: Age-stage TWOSEX life table, Aphis fabae, Endofit bakteri (EB) (PGPR), Uyarılmış sistemik direnç
Kuzulama sezonunda mevcut hava durumu ve solar radyasyon düzeylerinin koyunların doğum verileri ile ilişkisi
Bu tez çalışmasında, 1 Şubat ile 15 Mart 2019 tarihlerinde, Van'ın İpekyolu ilçesine bağlı Karagündüz köyünde, 5 farklı komşu işletmede yetiştirilen toplam 496 baş gebe Karakaş koyun çalışmanın ana materyalini oluşturmuştur. 38° 41´41.2836" Kuzey ve 43° 38' 46.3128" Doğu koordinatlarında ve 1810 m yükseltide bulunan bu işletmelerde doğumların başladığı tarihten itibaren ana yaşı, doğum tipi, yavru cinsiyeti ile doğum tarihi ve doğum saatine ilişkin veriler kaydedilmiştir. Makroklimatik verilerin elde edilmesi için Meteoroloji Genel Müdürlüğü`nün (MGM) resmi web sayfasından İpekyolu ilçesine ait hava raporları toplanmıştır. Buna göre sıcaklık -1.87±0.19 ˚C, hissedilen sıcaklık -3.64±0.21 ˚C, çiğ noktası -4.51±0.08 ˚C, nem % 66.02±0.39, rüzgâr hızı 11.25±0.16 km/sa, maksimum rüzgâr hızı 14.06±0.14 km/sa, yağış 0.23±0.04 mm, UV 1.83±0.05, günlük küresel güneş radyasyonu 4.34±0.06 kWsa/m2 ve saatlik küresel güneş radyasyonu 147.14±10.59 Wsa/m2 olarak ölçülmüştür. Güneş ışınları ile ilgili değerler için iklimsel veri kaydedici cihaz (Datalogger) kullanılmıştır. Bu cihaz ile ağıl içi sıcaklık 14.70±0.05 ˚C ve ağıl içi nem % 82.93±0.23 düzeyinde ölçülmüştür. Analiz sonucunda işletmelerin çiğ noktası (P<0.000), rüzgâr hızı (P<0.000), yağış (P<0.05), günlük küresel güneş radyasyonu (P<0.05) ve saatlik küresel güneş radyasyonu (P<0.05) bakımından istatistiki farka sahip olduğu görülmüştür. Ayrıca çalışmada bu tarihlerde esen rüzgârın yönü (güneydoğu % 35.7, güneybatı % 30.2, kuzeybatı % 17.3, kuzeydoğu % 12.9, doğu % 3.0, güney % 0.8) ve hava durumuna ait veriler (az bulutlu % 51.0, güneşli % 14.5, bulutlu % 10.9, açık % 8.5, çok güneşli % 7.9, çok bulutlu % 5.8, parçalı bulutlu % 1.4) değerlendirilmiştir.
Poisson ters Gaussian regresyonuna ilişkin bir uygulama
Bu çalışmada akar sayımları üzerine etki eden ay, sıcaklık ve nem değişkenlerinin etkisini modellemek için Poisson, negatif binomial ve Poisson ters Gaussian regresyon modelleri kullanılmıştır. Bağımlı değişkendeki aşırı yayılımın yüksek olması Poisson regresyonun kullanılmaması gerektiği sonucuna varılmıştır. Bu durum hem Poisson model uyum istatistiklerine hem de parameter tahminleri ve önemlilik düzeylerine de yansımıştır. Bununla birlikte negatif binomial ve Poisson ters Gaussian regresyonlarının performansları benzerlik göstermiştir. Uyum ölçütleri bazında Poisson ters Gaussian regresyonu negatif binomial regresyona göre daha iyi çıkmıştır. Her iki regresyon modelinde parametre tahmin değerleri ve önemlilik düzeyleri parallelik göstermiştir. Çalışmada kullanılan her üç regresyon modeli birlikte değerlendirildiğinde aşırı yayılımın tahminler üzerinde ne kadar değişikliğe neden olduğu görülmüştür. İki model arasındaki fark kullandıkları dağılımlarıdır. Poisson ters Gaussian regresyonu negatif binomial regresyona benzemekle birlikte, bu iki model arasında bir fark vardır. Negatif binomial regresyon Poisson ve gamma dağılımlarının karışımı iken, Poisson ters Gaussian regresyonu ise Poisson ve ters Gaussian dağılımının karışımıdır. Bununla birlikte, bağımlı değişkendeki gözlemlerin farklı derecelerde silinmesi ile bu iki regresyon modelinin performanları karşılaştırılabilir.
Zom erkek kuzularının besi performansı, karkas özellikleri ve et kalitesinin belirlenmesi
Bu tez çalışmasında, entansif koşullarda besiye alınan Zom erkek kuzularının besi performansı, kesim, karkas ve et kalite özellikleri ile birlikte yağ asidi kompozisyonu belirlenmiştir. Araştırmada 2, 3, 4 ve 5 yaşlı koyunlardan doğan toplam 20 baş erkek kuzu hayvan materyali olarak kullanılmıştır. Çalışma 2021 yılında Diyarbakır ili Dicle Üniversitesi Ziraat Fakültesi Koyunculuk İşletmesi'nde yürütülmüştür. Kuzular 22.62 kg canlı ağırlıkta (yaklaşık 2.5-3 aylık yaşta) besiye alınmış ve alıştırma süresinden sonra 56 gün süreyle ad libitum kesif yeme ek olarak hayvan başına günlük 200 g civarında mercimek samanı verilmiştir. Araştırma materyali kuzularda, besi başı ve besi sonu canlı ağırlık 22.62 kg ve 34.52 kg olarak bulunmuştur. Çalışma sonucunda kuzuların ortalama günlük canlı ağırlık artışı, yem tüketimleri ve besi toplam canlı ağırlık artışı sırasıyla 212.50 g, 1.34 kg ve 11.90 kg olarak hesaplanmıştır. Kuzularda ana yaşının doğum ağırlığına, besi başı ve besi sonu canlı ağırlık ve vücut ölçüleri üzerine, etkisi önemsiz bulunmuştur (p>0.05). Kesim ağırlığı 34.52 kg, sıcak karkas ağırlığı 16.41 kg, soğuk karkas ağırlığı 15.70 kg ve soğuk karkas randımanı ise %45.97 olarak saptanmıştır. Soğuk sol yarım karkas özelliklerinden, kol ağırlığı, etek ağırlığı, boyun ağırlığı, omuz başı ağırlığı, sırt-bel ağırlığı ve but ağırlığı ortalamaları sırasıyla 1.30, 1.20, 0.53, 0.35, 1.05 ve 2.28 kg olarak bulunmuştur. Yağ asitleri kompozisyonu ile ilgili olarak MLD kasında (SFA) doymuş yağ asitleri oranı % 44.54, (MUFA) tekli doymamış yağ asitleri oranı %48.68, (PUFA) çoklu doymamış yağ asitleri oranı %6.45, P/S oranı %0.14, ꞷ6 /ꞷ3 oranı ise 4.51 olarak bulunmuştur. Bu çalışmada, Zom erkek kuzularının besi, kesim, karkas ve et kalite özellikleri ile yağ asitleri yönünden ırkı tanımlayıcı bilgiler elde edilmiştir. Yerli koyun varyetelerimizden Zom koyununun tanımlama ve tescili yönünden çalışmaların yapılması bu koyun üzerine uygulanacak ıslah programlarına da yol gösterici olacaktır.
Determination of growth, fattening performance and carcass characteristics of akkaraman and assaf Xakkaraman (F₁ ) crossbred lambs in breeder conditions
Bu çalışmada, Asaf koçları ile Akkaraman koyunlarının yetiştirici koşullarında melezlenmesi ile elde edilen saf ve melez F1 kuzuların büyüme, besi performansı ve karkas özelliklerinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Araştırmanın hayvan materyalini 150 baş Akkaraman koyunu, 5 baş Akkaraman koçu (2-6 yaş) ve 2 baş saf Asaf koçu (2-3 yaş) ile bunların çiftleştirilmesinden elde edilen kuzular oluşturmuştur. Akkaraman ve ASF x AK F1 melezi kuzuların doğum, 30, 60, 90, 120, 150 ve 180. günlerdeki canlı ağırlıkları sırasıyla 3.87±0.08, 9.79±0.18, 14.98±0.27, 22.11±0.37, 25.17±0.40, 28.72±0.44 ve 32.02±0.54; 3.79±0.10, 10.59±0.40, 16.82±0.54, 25.84±0.87, 30.44±0.90 ve 35.67±0.91 olarak bulunmuştur. Saf ve melez F1 kuzuların doğum-180. gün ve 90-180. günler arasındaki günlük canlı ağırlık artışları sırasıyla 0.156 ve 0.177 kg (p<0.001), 0.123 ve 0.155 kg (p<0.001) olmuştur. Akkaraman ve ASF x AK F1 melezi kuzuların 3. ay sütten kesim yaşına kadar yaşama gücü oranları sırasıyla %90.29 ve %90.20 olarak bulunmuştur. Akkaraman ve ASF x AK F1 erkek kuzuların 3. aydaki testis çapı, testis uzunluğu, skrotum çevresi, skrotum uzunluğu ve testis hacmi sırasıyla 2.68±0.11 cm ve 2. 77±0. 14 cm, 5.21±0.19 cm ve 5.80±0.26 cm, 14.40±0.71 cm ve 17.37±0.80 cm (p<0.01), 7.75±0.39 cm ve 12.40±0.73 cm (p<0.01), 51.00±6.45 cm3 ve 73.07±7.44 cm3 (p<0.01). Buna karşılık 6. ayda belirlenen testis çapı, testis uzunluğu, skrotum çevresi, skrotum uzunluğu ve testis hacmi ölçüleri sırasıyla Akkaraman ve ASF x AK F1 kuzularında 3.60±0.18 cm ve 4.35±0.12 cm (p<0.05), 7.10±0.37 ve 8.15±0.32 cm, 19.29±0.90 cm ve 20.73±0.96 cm, 12.66±0.64 cm ve 16.64±0.78 cm (p<0.01), 120.37±16.40 cm3 ve 127.82±15.80 cm3 olmuştur. Akkaraman ve ASF x AK F1 melezi kuzuların sırasıyla besi başı canlı ağırlığı 23.89 kg ve 23.77 kg olurken, besi sonu canlı ağırlığı 41.02 kg ve 44.03 kg (p<0.01) bulunmuştur. Saf ve melez kuzular sırasıyla beside toplam 17.14 kg ve 20.26 kg (p<0.01) ve günlük ortalama 0.245 kg ve 0.289 kg ağırlık artışı sağlamıştır. Her iki genotipin 1 kg canlı ağırlık artışı için yem tüketimi 4.70 kg ve 4.15 kg olarak belirlenmiştir. Kesim ve karkas özelliklerinden kesim ağırlığı, soğuk karkas ağırlığı, kuyruksuz soğuk karkas ağırlığı, sol yarı karkas ağırlığı, sargı yüzdesi ve Musculus longissimus dorsi alanı 39.22±1.62 kg ve 44.34±0.53 kg (p<0.05), 19.60±0.70 kg ve 21.40±0.26 kg (p<0.05), 15.86±0.61 kg ve 19.22±0.24 kg (p<0.01), 7.20±0.24 kg ve 9.41±0.34 kg (p<0.001), %50.04±0.67 ve %48.28±0.65, 12.49±0.73 cm2 ve 14.24±0.38 cm2 olarak bulunmuştur. Akkaraman koyunlarının saf Asaf koçları ile melezlenmesinden elde edilen ASF x AK F1 melezi kuzuların saf Akkaraman kuzulara göre daha iyi büyüme ve besi performansı, testis, kesim ve karkas özelliklerine sahip olduğu tespit edilmiştir. Anahtar kelimeler: Akkaraman, Asaf, Büyüme, Besi gücü, Melezleme, Karkas özellikleri, Testis özellikleri
Çanakkale ilinde üretilen balık unlarının besin madde kompozisyonu, aminoasit ve yağ asit içeriği ile birlikte mikrobiyolojik kalite değerlerinin belirlenmesi
Balık unu insan tüketimine uygun olmayan balıkların veya balıkçılık endüstrisinden arta kalan atıkların işlenip kurutulması sonucu ortaya çıkmaktadır. Balık unu balıkçılık endüstrisinin temel yan ürünlerinden biri haline gelmiş, yemlerde protein ve amino asit kaynağı olarak kullanılmaktadır. Balık besleme başta olmak üzere diğer karnivor ve omnivor evcil hayvanların beslenmesinde balık unu, önemli bir yer tutmaktadır. Özellikle kanatlı hayvanların ve balıkların rasyonlarına katıldığı için, balık unlarının kalitesi oldukça hassas bir konu olarak dikkat çekmektedir. Gerek içerdikleri yüksek düzeydeki besin madde içerikleri, gerekse üretim esnasında uygulanan işlemler nedeniyle mikroorganizmalar için uygun üreme ortamı oluşturabilmektedir. Çalışmada, Çanakkale ilinde özel bir balık unu fabrikasından alınan balık unları kullanılmıştır. Yellow-fin, Skipjack balık türlerinin yanı sıra Karışık olarak isimlendirilen (Yellow-Fin, Skipjack ve diğer farklı balıkların dahil edilmiş olduğu grup) üç grup oluşturulmuştur. Mevcut çalışma, farklı balıklardan elde edilen balık unlarının, besin madde, aminoasit ve yağ asit profilleri, mineral madde, mikrobiyolojik analizler, maya ve küf analizleri ve mikroskobik analizlerle kalitelerini belirlemek amacıyla yapılmıştır. Yapılan çalışmada nem oranı %1.58-4.16 arasında, kuru madde oranı %95.84-98.42 arasında, ham kül oranı %18.44-20.18 arasında, ham protein oranı %61.00-61.70 arasında, ham yağ oranı %9.36-11.40 arasında, organik madde oranı %72.25-78.86 arasında, HCl asitte çözünmeyen kül oranının ise %0.96 0.98 arasında olduğu belirlenmiştir. Lizin, Histidin, Valin, Alanin ve Aspartik amino asitlerinin en yüksek değerlerinin sırası ile 4.69, 1.60, 3.02, 3.88, 5.73 değerleri olarak Skipjack grubuna ait olduğu, karışık gurubun skipjack gurubuna istatistiki olarak eşdeğer olduğu tespit edilmiştir. Yellow-fin grubu ise bu değerler açısından istatistiki olarak düşük bulunmuştur (p<0.05). Diğer amino asitler ise istatistiki açıdan önemli bulunmamıştır (p>0.05). Yağ asitleri C16:0, C16:1, C18:1, Omega 3, EPA ve PUFA yağ asitleri en yüksek yellow-fin grubunda bulunurken en düşük skipjack gurubunda bulunmuştur ve gruplar arasındaki fark istatistiki olarak önemli bulunmuştur (p<0.001). Omega 6 yağ asitleri ise en yüksek yellow-fin grubunda bulunurken skipjack ve karışık (Yellow-fin Skipjack ve diğer farklı balıkların bulunduğu) olan grup ise benzer bulunmuştur. Kalsiyum, Fosfor, Potasyum ve Magnezyum istatistiki açıdan en yüksek değerleri Yellow-fin grubunda olup sırası ile 6.06, 3.71, 0.86 ve 0.27 % bulunmuştur (p<0.01). Mikrobiyolojik analizlerin sonuçlarına göre Koliform bakteri sayısı Skipjack grubunda, 1.4*10² olarak tespit edilmiştir. Yellow-Fin ve Karışık olan balık unlarına ait Koliform Bakteri Sayımı ve E. coli (Kob/g) de benzer şekilde <10 olarak bulunmuştur. Hiçbir balık ununda Salmonella tespit edilmemiştir. Mikrobiyolojik analiz sonuçları, tüm balık unlarının Mikrobiyolojik Kriterler Tebliğinin standardına uygun olduğunu göstermektedir. Yellow-Fin, Skipjack ve Karışık (Yellow-Fin,Skipjack ve diğer balık türleri) balıklardan elde edilen balık unlarında ait Histamin tespit edilmemiştir. Bu nedenle mevcut çalışmadaki balık unları mikrobiyolojik açıdan yüksek kaliteli balık unları olarak sınıflandırılmıştır. Mevcut çalışmada balık unlarının; Aspergillus spp., Penicillium spp., Fusarium spp. Phisiyum spp., Rhizophus spp. Fungus cinsleri ile Toplam Maya koloni sayıları incelenmiştir. Fusarium spp. ve Aspergillus spp.,Phisiyum spp.,Rhizophus spp. türü funguslar hiç bir balık ununda tespit edilmemişken, Penicillium spp., Skipjack ve Karışık balık unlarında sırasıyla 1.3×10⁴ , 0.6×10⁴ tespit edilmiştir. Yellow-Fin Balık ununda ise Penicillium spp.tespit edilmemiştir. Balık yemlerin kalitesini, hile yapılıp yapılmadığını ve kontaminasyon derecesini tespit etmek için mikroskobik incelemeye ihtiyaç vardır. Diğer analiz yöntemlerine göre Mikroskobik analiz, basit, hızlı ve daha az zaman alan bir tekniktir. Bilhassa yem hammaddelerinin ön incelemesi için oldukça uygun bir yöntem olmaktadır. Sonuç olarak, Çanakkale bölgesinde üretilen balık unlarının gerek besin madde gerekse mikrobiyolojik açıdan son derece kaliteli ve hayvan besleme açısından son derece uygun olduğu sonucuna varılmıştır.
Polifenol, tanen ve sükroz katkısının yonca silajında proteoliz, yağ asidi kompozisyonu, silaj fermantasyonu ile süt yağ asidi bileşimi üzerine etkileri
Bu çalışmanın amacı, farklı katkıların yonca silajında silaj kalitesi ile yağ içeriği ve bileşiminin yanı sıra çoklu doymamış yağ asit (PUFA)'nin silolama sonrası stabilitesi ve aerobik stabilitesi arasında ilişkiler kurmaktır. Çalışmanın birinci hedefi yüksek PUFA konsantrasyonuna sahip yoncaya silolama sırasında çay polifenol ekstraktı (ÇP, %50 polifenol içeren), meşe tanen ekstraktı (MT, %63 kondanse tanen içeren) ve sükroz (S) ilavesinin lipoliz ve proteoliz üzerindeki etkisini belirlemektir. İkinci hedefi ise hazırlanan katkılı ve katkısız yonca silajlarının laktasyon periyodunun ikinci dönemindeki (70-140. günler arası) süt sığırlarında süt verimi ve süt yağ asidi bileşimi üzerindeki etkilerini araştırmaktır. Çalışmada, kontrol-katkısız, 4 g/kg KM ÇP ekstraktı (ÇP), 15 g/kg KM MT ekstraktı ve 10 g/kg KM S katkılı olmak üzere 4 farklı yonca silaj grubu oluşturularak 70 gün boyunca fermentasyona tabi tutulmuştur. Laktasyonun ikinci döneminde 7 baş birden fazla doğum yapmış Simental ırkı süt ineği Switch-back (çapraz geçişli faktöriyel düzenlenmiş) deneme desenine göre rastgele bir şekilde dört muamele dizisinden birine atanmıştır. Denemede her bir periyot 7 gün rasyon adaptasyonu ve 14 gün veri toplama süresi olmak üzere toplam 21 gün sürmüştür. Çay polifenol ve MT ekstraktı katkılı silajlarda ham protein (HP) içeriği sırasıyla %13.09 ve %12.95 olarak belirlenmiş olup katkısız ve S katkılı silajlara göre HP içeriği artmıştır(P<0.05). Tüm katkılı silajlarda protein kaybı kontrol silajına göre daha düşük bulunmuştur (P<0.05). Sükroz katkılı silajlarda suda çözünebilir karbonhidrat (SÇK) içeriği diğer silajlara göre dikkate değer bir şekilde artmıştır (P<0.05). Silaj fermantasyon kalite kriterleri dikkate alındığında ÇP ve MT katkısı silajlarda toplam azot içerisindeki amonyak azotunu (NH3-N) düşürmüştür. (P<0.05). Tüm katkılı silajlarda laktik asit (LA) içeriği 74.14 ile 94.87 g/kg KM arasında olup, kontrol silajından yüksek bulunurken, bütirik asit (BA) konsantrasyonları düşük bulunmuştur (P<0.05). Katkısız silajda polifenol oksidaz (PPO) enzim aktivitesi (0.77 U/g KM) MT ve S katkılı silajlarla karşılaştırıldığında düşmüştür (P<0.05). Taze yoncada oleik asit (C18:1), alfalinolenik asit (C18:3 n-3), eikosapentaenoik asit (C20:5 n-3), ΣPUFA ve Σn-3 konsantrasyonu en yüksek iken silolama ile bu yağ asitlerin konsantrasyonu düşmüştür (P<0.05). Ancak ÇP katkısı lipolizi engellemiş ve söz konusu yağ asitlerin konsantrasyonu diğer katkı maddelerinden daha yüksek bulunmuştur (P<0.05). Silajlara ÇP ilavesi kuru madde tüketimi (KMT) ve süt verimini artırarak diğer silaj katkı maddelerine göre üstünlük sergilemiştir (P<0.05). Sütte cis-9, trans-11 CLA izomeri içeriği kontrol silajına göre %22.12 artırmıştır (P<0.05). Meşe tanen katkısı ise süt C18:1 cis-9 yağ asidi konsantrasyonu arttırırken n-6/n-3 oranını ve Aterojenik İndeksi (AI) azaltmıştır (P<0.05). Sonuç olarak; MT ve ÇP gibi doğal katkı maddelerinin silaj katkı maddesi olarak kullanımı hem silaj fermantasyon kalitesini hem de süt verim ve süt yağ asidi bileşimini iyileştirme potansiyeline sahip olmuştur. Özellikle konjuge linoleik asit (CLA) içeriğini artırma ve doymamış yağ asitlerini zenginleştirme kapasitelerinden dolayı, bu katkı maddelerinin fonksiyonel süt üretiminde kullanılması gerektiği sonucuna varılmıştır.
Bombus (Bombus terrestris) arılarında farklı polendiyetlerinin vitellogenin miktarına ve koloniözelliklerine etkisi
Farklı polen diyetlerinin Bombus terrestris işçi arılarında vitellogenin (Vg) seviyesi ve koloni gelişimi üzerindeki belirlemeyi amaçlayan çalışmada, monofloral ayçiçeği ve haşhaş polenleri kullanılmıştır. Polenleri şurup ile yoğurarak ve fermente ederek haşhaş şurup (HŞ), haşhaş fermente (HF), ayçiçeği şurup (AŞ) ve ayçiçeği fermente (AF) grupları oluşturulmuştur. Her bir grupta 12 koloninin yer aldığı çalışma Van YYÜ Arıcılık Uygulama ve Araştırma Merkez Müdürlüğünde, ısı ve nem kontrollü bombus üretim ünitesinde yürütülmüştür. Her bir besin grubunun farklı protein içeriğine sahip olduğu çıkan araştırma sonuçlarına göre ilk yumurtlamaya başlama ve ilk işçi arı çıkış zamanı ile rekabet noktası arasında istatistik olarak fark görülmezken dönüşüm noktasına en geç ulaşan grup (ortalama 36.90±1.26 gün) AŞ olmuştur (p < 0.05). Diğer koloni gelişim özelliklerinden olan ilk erkek ve ana arı arı çıkış zamanları ile toplam erkek ve ana arı sayıları bakımından gruplar arasında fark belirlenmemiştir. Bununla birlikte araştırmada, AŞ grubunun ortalama 370.91±28.38 adet ile en fazla işçi arı üreten grup olduğu ve bunu sırasıyla 321.58±49.04 ile HF, 290.66±42.80 ile HŞ ve 202.33±39.13 ile de AF gruplarının izlediği ortaya çıkmış, benzer bulgu toplam arı sayısında da tespit edilmiştir. Her gruptan 6 işçi adet kullanılarak yapılan gen ekspresyon analizde, en düşük ekspresyon oranı gösteren AŞ grubu kontrol grubu olarak alınmış ve buna göre AF grubu benzer, HF grubunun 1.4 kat, HŞ grubunun ise 3.2 kat Vg ekspresyon düzeyi gösterdiği belirlenmiştir. Tez çalışmasında en düşük Vg miktarına sahip işçi arıların AŞ grubunda belirlenmesi ve bu grubun dönüşüm noktası, toplam işçi ve toplam arı sayısı bakımından diğerlerinden ayrılması kayda değer bir bulgu olarak yorumlanmıştır.
Etlik damızlıklarda yumurtalara demir ve çinko nanopartküllerinin in ovo enjeksiyonunun embriyonun metabolizmasına etkisi
Bu çalışmada farklı embriyonik keselere in ovo (İO) enjeksiyon yöntemi ile L-arjinin kaynaklı demir (Fe) ve çinko (Zn) mineralleri ile bu iki mineralin kombinasyonuna ait nano partiküllerin enjeksiyonunun embriyo/civciv gelişimi, karaciğer dokusunda transferrin reseptör (TFRC) ve metallothionein (MT) genlerin mRNA gen ekspresyon ve glikojen düzeyleri, kemik gelişimi ve mineralizasyonu, vücut bileşimi, kalıntı sarı kese bileşimi ve kan serumu Fe ve Zn düzeyleri üzerine etkilerinin incelenmesi amaçlanmıştır. Deneme materyalini ROSS 308 genotipine ait 1200 adet kuluçkalık yumurtalarda gelişen embriyolara enjeksiyon yapılmayan grup (K) ve kuluçkanın 14.5'uncu gününde sarı keseye ve 17.5'uncu gününde amniyon keseye 80 μg düzeyinde organik nano Fe (Fe1, Fe2) ve Zn (Zn1, Zn2) mineralleri ile bu iki mineralin kombinasyonuna (FeZn1, FeZn2) ait gruplar deneme desenini oluşturmuştur. Embriyonik yaşın 16 ve 19'uncu günlerinde embriyo gelişimi etkilenmezken, Fe1 grubunda göğüs kası ağırlığı (P=0.06) ve Zn2 grubunda karaciğer ve kalp ağırlıkları (P=0.01) artmıştır. Çıkışta civciv gelişimi, kemik gelişimi ve bileşimi ile kemik mineralizasyonu üzerine nano organik mineral enjeksiyonunun etkisi önemsizken, sağ tibia çapı K grubuna göre Fe1 grubunda önemli düzeyde daha yüksek, Fe2 grubunda ise daha düşük saptanmıştır (P=0.02). Çıkışta K grubuna göre Zn1 grubunda tüm vücut KM içeriği daha düşük ve HK içeriği daha yüksek (P=0.03), sarı kese HY içeriği Fe2 grubunda daha düşük (P=0.04), sarı kese Fe düzeyi Fe1 grubunda daha düşük (P=0.04) ve serum Fe düzeyi Fe1 ve Fe2 gruplarında daha yüksek (P=0.06) saptanmuştır. Tüm Zn enjekte edilen gruplarda karaciğer MT mRNA gen ekspresyonu ve Fe enjekte edilen gruplarda ise karaciğer TFRC mRNA gen ekspresyon düzeyi artmıştır (P<0.01). Günlük yaştaki etlik civcivlerin karaciğer glikojen düzeyi nano minarel enjeksiyon gruplarında K grubuna göre önemli düzeyde artmıştır (P<0.01).
Van'da pet sahiplerinin sosyoekonomik durumları ve pet yetiştiriciliğine bakışları
Bu çalıĢma, Van ilinde pet (kedi-köpek) sahiplerinin demografik, sosyoekonomik özelliklerini, pet yetiĢtiriciliğine yönelik görüĢlerini belirlemek, demografik ve sosyoekonomik özellikleri ile pet sahipliği tercihleri arasındaki iliĢkileri ortaya koymak amacıyla yapılmıĢtır. ÇalıĢma materyalini, 201 pet sahibi ile yüz yüze yapılan anket çalıĢmasından elde edilen veriler oluĢturmuĢtur. Katılımcıların yaĢının çoğunlukla 26-35 yaĢ arasında (%51.7), %61.2‟sinin bekâr, %28.4‟ünün çocuklu olduğu, %76.6‟sının apartman dairesinde oturduğu, %44.8‟inin mülk sahibi, %59.7‟sinin lisans mezunu, %44.3‟ünün memur, %41.8‟inin 51 bin ve üzeri ₺ gelire sahip olduğu, %51.2‟sinin ailesiyle yaĢadığı, %65.1‟inin hobi amaçlı hayvan sahiplendiği, %45.3‟ünün sokaktan sahiplendiği, %65.7‟sinin hayvanlarına mikroçip taktırdığı belirlenmiĢtir. Katılımcıların, kedi köpek türlerine olan eğilimlerinin cinsiyet, medeni durum, çocuk durumu, mesken türü ve mesken mülkiyetinden önemli düzeyde etkilendiği, hayvan bakımı uygulamalarına yönelik tutum ve görüĢlerinin farklılıklar gösterdiği belirlenmiĢtir. Sonuç olarak, Van ilinde genç, çocuksuz, daha yüksek gelirli, lisans eğitimli, apartman dairesinde oturan bireylerde ve memur olanlarda kedi-köpek sahibi olma olasılığının daha yüksek olduğu, kedi-köpek sahiplerinin çoğunlukla hayvanlarına mikroçip taktırarak, hayvanlarını kimliklendirdikleri, pet sahiplerin kedi-köpek türlerine olan eğilimlerinin cinsiyet, medeni durumu, çocuk durumu, mesken türü ve mesken mülkiyetinden önemli düzeyde etkilendiği belirlenmiĢtir. Ayrıca, Van ilindeki kedi-köpek sahiplerinin hayvan bakımı uygulamalarına yönelik görüĢlerinin farklılıklar gösterdiği, bu nedenle kedi-köpek sahiplerinin sorumlu evcil hayvan sahipliği için hayvan bakımı uygulamalarına yönelik etkili eğitim aktivitelerine katılmaya teĢvik edilmelerinin gerekliliği kanaatine varılmıĢtır.
Kütahya ilinde arıcılığın yapısal analizi, arıcı sağlığı, güvenliği, sorunları ve çözüm önerileri
Kütahya ili Coğrafi durumu ve iklim özellikleri ile arı yetiştiriciliği bakımından Ege bölgesi için önemli bir potansiyele sahiptir. Bu çalışma ile Kütahya ili ve bağlı 12 ilçesinde 201 arıcıya anket soruları yöneltilerek arıcılık yapan işletmelerin mevcut durumları incelenmiştir. Yapılan çalışma ile Kütahya ilindeki arıcıların %78,1'inin sabit, %21,9'ununda gezginci (göçer) tipinde arıcılık yaptığı belirlenmiştir. Gezginci arıcıların kovan varlıklarının daha fazla olduğu ve bununla birlikte arıcılık faaliyetlerinden ekonomik gelir elde etmeyi amaçlayıp arıcılık deneyimleri arttıkça modern arıcılık tekniklerini uygulamaya çalışarak kayıt tutma alışkanlıklarını arttırdıkları tespit edilmiştir. Arıcıların en fazla karşılaştıkları zararlının Varroa, hastalığın Yavru Çürüklüğü olduğu tespit edilmiştir. Arıcıların büyük çoğunluğunun bitkisel üretimde kullanılan ilaçlamalardan haberdar olmadığı ve kovanlarına sigorta yaptırmadığı saptanmıştır. Sonuç olarak; Arıcıların, arı yetiştiriciliği, arıcı iş sağlığı ve güvenliği hakkında bilgilendirilmesi gerekmektedir. Elde edilen bilgiler arı yetiştiriciliğinin mevcut durumun ortaya koyarak Kütahya ili ve diğer bölgelerde yapılacak olan çalışmalara katkı sağlayacaktır.
Farklı katkı maddeleri ile silolanan yem şalgamının (Brassica rapa L.) bazı kalite özelliklerinin belirlenmesi
Bu çalışmada; yem şalgamına (Brassica rapa L.) farklı katkı maddelerinin ilavesiyle elde edilen silajların bazı kimyasal, fermentasyon, mikrobiyolojik ve duyusal özellikleri üzerine etkisinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Bu kapsamda, yem şalgamına % 0 (kontrol), % 6 mısır kırması, % 6 buğday kırması ve % 3 melas ilave edilmiştir. Silolama dönemi 75 gün devam etmiştir. Deneme sonuçlarına göre; % 3 melas ve kontrol gruplarının kuru madde ve organik madde içeriği önemli düzeyde düşük bulunmuştur (P<0,01). % 3 melas katkısı ile silajların ham kül ve laktik asit içeriği artarken (P<0,01); ham protein içeriği azalmıştır (P<0,01). Aynı şekilde % 6 mısır kırması ilavesiyle silajların Fleig puanı artmıştır (P<0,01). Asit deterjan fiber, pH, asetik asit, propiyonik asit içerikleri bakımından gruplar arasındaki farklılıkların önemli olmadığı belirlenmiştir (P>0,05). Tüm deneme gruplarında bütirik asit, amonyak azot, Enterobacteriaceae, Listeria spp. ve mayaya rastlanmamıştır. Laktik asit bakteri sayısı, yem şalgamı silajlarına katkı maddeleri ilavesiyle artmıştır. Gruplar arasında duyusal analiz değerleri bakımından istatistiksel anlamda önemli bir farklılık bulunmamıştır (P>0,05). Araştırma sonunda, yem şalgamının herhangi bir katkı maddesi kullanılmadan silolanabileceği sonucuna varılmıştır.
Uşak ekolojik koşullarında bal arısının (Apis mellifera L.)bazı badem çeşitlerinin meyve verim ve kalite özelliklerine etkisi
Denemede, bal arılarının arklı badem çeşitlerinde Nonpareil, Texas, Drake, Ferragnes veFerraduel)meyve verim ve kalitesine etkileri ile Uşak ili ekolojisinde badem çeşitlerinin morfolojik ve bitkisel performanslarının ortaya çıkarılması hedeflenmiştir.Çeşitlerin çiçeklenme süreleri Ferragnes ve Ferraduel çeşitlerinde 14 gün,Drake çeşidinde 15 gün,Nonpareil ve Texas çeşitlerinde ise 17 gün olarak gerçekleşmiştir.Bal arılarının günlük olarak farklı badem çeşitlerinin çiçeklerine gerçekleştirmiş olduğu ziyaret sayısı ( 100 çiçek/10 dk.)Ferragnes (11.3 adet arı) ve Ferraduel (11.0 adet arı) çeşitlerinde özellikle Texas (4.5 adet arı) ve Nonpareil (4.7 adet arı) çeşitlerine göre daha yüksek değerlerde seyretmiştir. Meyve tutumu ve verimi üzerine kovana olan mesafe genel olarak önemli düzeyde etkilenmiştir.Genel olarak kovandan 600-800 metre mesafelerdeki sıralarda meyve verimi en düşük miktarlarda saptanmıştır. Yapılan pomolojik analizler sonucunda meyvelerde kabukluve iç meyve kalite özellikleri üzerine kovana olan mesafenin etkisinin genel olarak önemsiz olduğu belirlenmiştir. Çalışma sonucuna göre, Uşak ilinde sıklıkla karşılaşılan ilkbahar geç donlarından korunma amaçlı diğer çeşitlerden yaklaşık 10 gün sonra çiçeklenen Ferragnes çeşidinin, özellikle Ferraduel çeşidine nazaran meyve verimi ve iç randımanın yüksek olması nedeniyle önerilebileceği söylenebilir.
Uşak ili süt sığırı yetiştiriciliğin mevcut durumu sorunları ve çözüm önerileri
Bu çalışmada Uşak ili ve ilçelerinde süt sığırı yetiştiriciliği yapan işletmelerin sığır sayısına göre işletme yapılarını, mevcut durumlarını, sorunlarının belirlenmesi ve çözüm önerilerinin geliştirmesi amaçlanmıştır. Çalışmada, çok aşamalı rasgele örnekleme yöntemi ile seçilen 175 işletme sahibine 95 sorudan oluşan anket uygulanmıştır. İşletmeler hayvan varlıklarına göre gruplandırılmış; 1-9 arası 1. grup, 10-20 arası 2. grup ve 21 baş ve üzeri hayvan sayısına sahip işletmeler 3. grup olarak sınıflandırılmıştır. İşletmelerde günlük süt veriminin işletme grubu bazında farkın önemli olduğu belirlenmiştir (P<0,05). İşletme gruplarında arasında 1. Grupta 16,80 kg, 2. Grupta 19,50 kg, 3. Grupta 22,60 kg süt verimi elde edildiği tespit edilmiştir. 3. grup işletmecilerin ürettikleri sütün daha fazla ve kaliteli olması sütün pazarlanmasında farklı alternatifleri elde etmelerine olanak sağlayarak avantajlı oldukları saptanmıştır. 3. Grup işletmelerde sığırcılıkla ilgili birçok faaliyet ve parametrenin (kullanılan sığır ırkı, barındırma, besleme, tohumlama, gebelik, doğum, sağım işlemleri, ortalama verimler, sağlık koruma gibi) oldukça iyi olduğu tespit edilmiştir. Ancak işletmelerin küçük ölçekli olmasına bağlı olarak ortaya çıktığı düşünülen, kesif ve kaba yem teminindeki sorunlarla birlikte yem gibi temel girdilerin pahalı olması ve üretilen ürünlerin değer fiyattan pazarlanamaması gibi konuların başlıca sorunlardan olduğu belirlenmiştir. Genellikle yem girdilerinin işletme içinden karşılanmasıyla, üretilen ürünlerin toplu olarak ve aracısız olarak doğrudan pazarlanmasıyla bazı sorunların çözülmesine yardımcı olacağı önerilmiştir. Araştırma sonucunda, Uşak ilinde daha çok küçük ölçekli aile tipi işletmeler şeklinde olan süt sığırcılığı işletmeleri çeşitli teşvik ve desteklemelerle entansif üretimin yapıldığı büyük ölçekli ticari işletmeler şeklinde geliştirilmesi gerektiği sonucuna varılmıştır.
Etlik piliç yetiştiriciliğinin geliştirilmesi açısından tavuk eti tüketim alışkanlıklarının incelenmesi : Uşak ili örneği
Bu çalışma, Uşak ili kentsel alanda 400 tüketici ile yapılan anketlerden elde edilen verilerden oluşmaktadır. Yapılan analizler sonucunda kişi başı yıllık tüketilen tavuk eti miktarı ortalama 13,64 kg olarak hesaplanmıştır. Gelir düzeyindeki artışa bağlı olarak ortalama tüketim miktarı artmaktadır. Tüketicilerin yarısına yakını (% 39,2) haftada 1 kez tavuk eti tüketmektedir. Bununla birlikte, tüketicilerin yarısına yakınının (% 41,7) tükettiği etin üçte biri tavuk etidir. Bu oran, gelir gruplarına göre değişmektedir. Tüketiciler tavuk etini tavuk ürünleri satan bayilerden, marketlerden ve bakkallardan temin etmektedir. Tüketiciler için tavuk eti tüketiminin ana sebebi; fiyatının düşük olması, piyasada kolay bulunabilmesi ve sağlıklı olması şeklinde sıralanmaktadır. Tüketicilerin yarısına yakını (% 42,5) bütün tavuk tercih etmektedir. Tüketicilerin tükettikleri tavuk eti içerisinde işlenmiş olanların oranı çok düşüktür. Tüketiciler için tavuk ürünleri tercihinde etkili olan faktörler; ürünün tazeliği, fiyatı, ambalajı, kalitesi, üreten firma, ürünün reklamı, tüketicinin damak zevki ve ürünün imal tarihi olarak belirlenmiştir. Tüketim tercihine göre (but, baget, göğüs, kanat vs.), işlenen ürünler mangallık veya diğer amaçlara göre hazırlanıp tüketiciye sunulabilir. Tüketiciler, organik gıda ürünleri için daha fazla para ödemeye hazır oldukları için üretici organik tavuk eti üretimine teşviklerle yönlendirilebilir.
Keklik (A. chukar) rasyonlarına yeşil yem ilavesinin yumurta kalite özelliklerine, kuluçka ve çıkış sonrası performansa etkileri
Bu araştırmanın amacı, damızlık keklik (A. chukar) rasyonlarına yeşil yem ilavesinin (yeşil yonca) yumurta kalite özellikleri, kuluçka sonuçları ve çıkış sonrası performansa etkilerini araştırmaktır. Çalışmada, 2 yaşındaki damızlık keklikler 9 adet tek katlı grup kafeslerinde 30 dişi 14 erkek hayvan olacak şekilde barındırılmışlardır. Damızlık keklikler 3muamele grubuna her muamele grubunda 3 paralel olacak şekilde ayrılmıştır. Gruplardan birine % 19 Ham Protein ve 2950 kcal/kg ME içeren karma yem (kontrol), diğer gruplara sırasıyla bazal rasyona ek olarak% 2 ve % 4 yeşil yonca ilaveli karma yemler verilmiştir. Çalışma sonunda, damızlık keklik rasyonlarına % 2 ve % 4 yeşil yonca eklenmesi kontrol grubu ile karşılaştırıldığında kuluçkalık yumurtaların iç kalite özelliklerinden sarı renk değerini istatistik olarak önemli derece artırmıştır (p<0.05). Aynı zamanda damızlık keklik rasyonlarına% 4 yeşil yonca eklenmesinin kontrol grubu ile karşılaştırıldığında kuluçka randımanını istatistik olarak önemli derece yükseltmiştir (p<0.05). Bu çalışma, damızlık keklik rasyonlarında % 2 ve % 4 yeşil yonca ilavesinin kullanılabileceğini göstermiştir.
Avrupa birliği (AB) uyum sürecinde Ipard I kapsamında uşak ilindeki etlik piliç yetiştiriciliği uygulamaları
Bu çalışmada, IPARD programı ile Uşak ilinde kurulan etlik piliç yetiştiriciliği işletmelerinin, IPARD programından faydalanmadan kendi özsermayesi ile kurulan işletmeler arasındaki farklılıklar araştırılmıştır. Çalışmada IPARD kapsamında yapılan 31 adet etlik piliç yetiştiriciliği işletmesine ait 39 Kümes ile 31 adet özsermaye grubuna ait işletmelere ait 46 kümes karşılaştırılmıştır. İşletmelerin seçiminde Uşak ili merkez ve ilçelerinde, o ilçede IPARD programı ile yapılan kümes sayısı kadar diğer işletmeler rastgele örnekleme yöntemiyle seçilmiştir. Çalışmada, kümeslerin demografik ve sosyo ekonomik yapıları, işletme özellikleri, kümes özellikleri, yetiştiricilik bilgileri, sağlık koruma bilgileri, pazarlama bilgileri ve IPARD programından memnuniyetleri içeren anket soruları kullanılmıştır. Çalışma sonucu elde edilen veriler, gruplar arasında ve daha önce yapılan çalışmalarla karşılaştırılmıştır. Çalışma sonucunda IPARD kapsamında yapılan kümesler ile özsermaye grubuna ait kümeslerin genellikle benzer özellikler gösterdiği ancak diğer illerde yapılan çalışmalarla bazı farklılıklar içerdiği tespit edilmiştir.
Marmara Bölgesi Güney Marmara Bölümünden toplanan propolis örnekleri kimyasal yapısı
Bu çalışmada, Marmara Bölgesi Güney Marmara Bölümünde yer alan 5 ilin sabit arıcılık yapan illerin, merkez ve ilçelerinden, 48 farklı propolis örneğinin, kimyasal analizlerinin değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Bu amaçla, örnekleme metoduna göre, Balıkesir ilinin 17, Bursa ilinin 12, Çanakkale ilinin 12, Yalova ilinin 4, Bilecik ilinin 3 farklı işletmesinden propolis örnekleri toplanmıştır. Toplanılan örneklerin analizleri için % 8'lik Propolis Etanol Ekstratı (PEE) hazırlanılmış ve HP-LC cihazında kimyasal analizleri (fenolik bileşik grupları ve türevleri) yapılmıştır. Araştırma sonunda, toplanılan bütün propolis örnekleri değerlendirildiğinde, en yüksek toplam flavonoid içeriğinin Bilecik (10.505 mg/l) ilinde olduğu görülmüştür. Yalova ilinden toplan 4 örnek arasından Yalova 4 (Y4) örneği yapısında 7.349 mg/l ile en yüksek toplam flavonoid barındıran grup olmuştur. Çanakkale ilinde toplam flavonoid'i yapısında en yüksek düzeyde bulunduran örnek Çanakkale 11 (Ç11) örneği olup 8.761 mg/l değerine sahip olduğu bulunmuştur. Bursa ilinde ise toplam flavonoid miktarı en yüksek 5,765 mg/l değeri ile Bursa 10 (BU10) örneğinin olduğu sonucuna varılmıştır. Balıkesir ili örneklerinin arasında Balıkesir 14 (BA14) örneğinin 5.675 mg/l ile yüksek flavonoid içeriğine sahip olduğu gözlemlenmiştir. Homojenik asid, 4-OH benzoik asid, epiglo katechin, epicatechin, 3-4 dimetoksi benzaldehit bileşikleri ise toplanılan örneklerin yapısında belirlenmemiştir. Propolisin yapısında buluan önemli bir bileşik olan Quarcetin bileşiğini 48 örnek arasından, Yalova iline ait propolis örneklerinden, Yalova 4 (Y4) örneğinin %56,30 'luk oran ile en fazla oranda, yapısında bulundurduğu sonucuna varılmıştır. Çalışmanın sonucundan 48 farklı noktadan toplanılan propolis örneklerinin, bölgenin coğrafik özelliklerden ve her ilin sahip olduğu bitkisel orijin farklılıklarından kaynaklı olarak, yapısında bulunan bileşiklerin ve değerlerinin farklılık gösterdiği sonucuna ulaşılmıştır.
Karya koyunlarında yerleşik ve göçer koyunculuğun bazı özelliklerinin karşılaştırılması
Bu çalışmada Denizli ili Tarımsal Araştırmalar ve Politikalar Genel Müdürlüğü tarafından yürütülmekte olan "Halk Elinde Ülkesel Küçükbaş Hayvan Islahı Projesi" alt projesi olan Karya-2'de yer alan 32 yetiştiriciden rasgele seçilen 5 yerleşik işletmeyle, 5 göçer işletmenin 2014-2018 yılları arasındaki kayıtları incelenmiştir. Bu işletmelerde doğum ağırlıkları, cinsiyet, doğum tarihi, doğum tipi, ölü doğum oranı, tip özellikleri (çapar, beyaz, karagöz), yaşam süreleri, kuzuların 90. gün canlı ağırlıkları, 180. gün canlı ağırlık değerleri kaydedilmiş ve farklı yetiştiricilik sistemlerinde bu veriler karşılaştırılmıştır. Göçer ve yerleşik işletmelerde doğum ağırlıkları, 90. gün (sütten kesim) canlı ağırlıkları, 180. gün canlı ağırlıkları, 90. gün (sütten kesime kadar) günlük canlı ağırlık artışları,180. güne kadar günlük canlı ağırlık artışlarının önemli (P<0,001) olduğu tespit edilmiştir. İşletmeler arasındaki doğum tiplerinin önemli (P<0,001) olduğu, ikizliğin göçer işletmelerde daha çok olduğu, doğan kuzuların tipleri arasındaki farkın önemli (P<0,05), karagöz tipinin daha yaygın olduğu ve doğan kuzuların cinsiyetlerinin önemsiz olduğu bulunmuş, sürüden çıkarmayı en çok göçer yetiştiriciler yapmış olup göçer yetiştiricilikte damızlığa ayrılan hayvan sayısının yerleşik yetiştiriciliğe göre daha fazla olduğu belirlenmiştir. Tüm işletmelerde 2014-2018 yılları arasında yapılan çalışmada doğuran koyun başına düşen kuzu sayısının yıllar itibariyle az oranda düşüş olduğu, koç altı koyun sayısında azalma olurken, damızlık koç sayısında artış olduğu görülmüştür. Ayrıca sütten kesim döneminde yaşam gücünde önemli bir değişiklik olmadığı tespit edilmiştir. Karya ırkı koyunların canlı ağırlık ve döl verimi yönünden yıllara göre artış olduğu ve ıslah potansiyeli olduğu görülmüştür. Göçer işletme ortalamalarının incelenen tüm özellikler yönünden daha karlı olduğu, incelenen verimlerin daha yüksek olduğu belirlenmiştir.
Erzincan ilinde arıcılığın yapısal analizi, arıcı sağlığı, güvenliği, sorunları ve çözüm önerileri
Erzincan ili arı yetiştiriciliği ve bal üretiminde; coğrafi konumu ve bitki örtüsü nedeniyle ülkemizdeki önemli illerden biridir. Bu araştırma ile Erzincan ilindeki 101 arıcıya sorular yöneltilmiş arıcılık faaliyetinde bulunan işletmelerin durumu incelenmiştir.2018 yılı itibarıyla Erzincan ilinde işletme başına kovan sayısının ortalamasının Türkiye ortalamasından %20 düşük olduğu tespit edilmiş ancak bal üretiminde bir önceki yıla göre %18 artış sağlandığı görülmüştür. Erzincan ilinde arıcılık yapanların % 92'sinin sabit % 8'inin gezginci arıcılık yaptığı; il içindeki sabit arıcıların hava sıcaklığının artması ile daha yüksek yere gittiklerini belirlenmiştir. Erzincanlı arıcılarda da ülkemizde en çok karşılaşılan zararlının Varroa paraziti , hastalığın Yavru Çürüklüğü olduğu ve bu durumun ankete katılan arıcıların %97'sinde görüldüğü belirlenmiştir. Ankete katılan arıcıların yüzde 88'nin kovanlarını sigorta yaptırmadığı büyük çoğunluğunun ilkbahar beslemesi yaptığı tespit edilmiştir. Arı sokmalarında işine devam edenlerin oranı % 65,3 arıcılığa bağlı sağlık sorunu yaşayanların oranı %5 ilaçlama yaparken önlem almayanların oranı % 11,9 olarak belirlenmiştir. Trafik kazası yaşayanlar ise %3 çıkmıştır. Arılıkta ya da yanlarında ilkyardım çantası bulundurmayanların oranı %75,2 olarak belirlenmiştir Sonuç olarak; Arıcıların iş sağlığı ve güvenliği açısından bilgilendirilmesi tüm mesleklerde olduğu gibi arıcılıkta da iş sağlığı ve güvenliği eğitimlerine önem verilmesi gerekmektedir. Bu çalışma ile Erzincan ilinde arı yetiştiriciliğinin durumun tespit edilmiş olup Erzincan ili ve diğer bölgelerde yapılacak olan çalışmalara katkı sağlayacaktır.
Anason tohumunun (Pimpinella anisum L.) yonca silajlarının bazı kalite parametreleri üzerine etkisinin belirlenmesi
Bu çalışmada, farklı düzeylerde anason tohumu (Pimpinella anisum L.) ilavesinin yonca (Medicago sativa) silajlarının kimyasal kompozisyonu, fermentasyon kalitesi, kuru madde sindirilebilirliği, kuru madde tüketimi, nispi yem değeri ve fiziksel özellikleri üzerine etkileri araştırılmıştır. Yonca bitkisine anason tohumu, % 0 (kontrol), 0.5, 1.0, 1.5 ve 2.0 düzeylerinde ilave edilmiştir Silolama, laboratuvar ortamında 75 gün süreyle gerçekleştirilmiş ve örnekler oda sıcaklığında muhafaza edilmiştir. Sonuç olarak, yonca silajlarının kuru madde, ham kül ve ADF içeriği bakımından görülen farklılıklar istatistiksel olarak önemli bulunamamıştır (P>0.05). % 1.5 ve 2.0 anason tohumu ile muamele edilen silajların NDF içeriği, kontrol ve % 0.5 anason tohumuna göre daha yüksek olduğu belirlenmiştir (P<0.05). Kontrol ve % 0.5 anason tohumu içeren yonca silajlarının ham protein içeriği, kuru madde sindirilebilirliği, kuru madde tüketimi ve nispi yem değerinin önemli düzeyde düşük olduğu tespit edilmiştir (P<0.05). Yonca silajı fiziksel özellikleri açısından değerlendirildiğinde, koku ve renk açısından önemli bir farklılık gözlenmemiştir (P>0.05), fakat strüktürleri kontrole kıyasla % 0.5,% 1.0 ve% 1.5 anason tohumlarında önemli ölçüde artmıştır (P<0.05). Araştırma sonunda, % 0.5 anason tohumu ilavesinin yonca silajlarının kalitesini artırdığı sonucuna varılmıştır.
Posta ve King güvercin ırklarının baş-gaga morfolojik özellikleri ve yemlemenin davranış parametrelerine etkisi
Bu çalışma, Posta ve King güvercinlerinin baş-gaga morfolojik özellikleri belirlemek ve yemlemenin davranış parametrelerine etkisini incelemek amacıyla yürütülmüştür. Araştırmada, 16 adet Posta güvercini (8 ♀, 8 ♂) ve 11 adet King güvercini (5 ♀, 6 ♂) olmak üzere toplam 27 güvercin kullanılmıştır. Baş-gaga morfolojisi, baş derinliği, baş yüksekliği, baş genişliği, gaga uzunluğu, gaga genişliği ve gaga yüksekliği şeklinde belirlemiştir. Davranış parametreleri, bireysel olarak haftada üç gün gözlemlenmiştir. Bu gözlemler, yemleme öncesi, yemleme sonrası ve genel ortalamalar (yemleme öncesi + yemleme sonrası) olarak üç başlık altında incelenmiştir. Yemleme öncesi ve sonrası aşamalarında 0-60 dakikalar arası 10'ar dakikalık periyotlarla (0., 10., 20., 30., 40., 50. ve 60.) günlük toplam 14 adet gözlem alınmıştır. Güvercinlere 8 hafta boyunca her gün aynı saatte standart yem verilmiştir. Yemleme yapılmadan bir saat önce veriler alınmış ve yemleme yapıldıktan 10 dakika sonra veriler alınmaya devam edilmiştir. Araştırma sonunda, gaga genişliği ve yüksekliği bakımından güvercinler arasında bir farklılık görülmezken (P>0.05), diğer morfolojik parametreler bakımından görülen farklılıklar önemli bulunmuştur (P<0.01). Yemlemenin genel olarak davranış parametrelerine etkileri değerlendirildiğinde, gezinme, kaşınma, banyo ve güneşlenme davranışları bakımından dönemler arasında istatistiksel olarak önemli bir fark gözlenmemiştir (P>0.05). Bununla birlikte, Posta güvercinlerinin yem arama, yavrularla ilgilenme, kuluçkaya yatma, gözlem yapma, toprak yeme, otlama ve uçma davranışları sergiledikleri (P<0.01), King güvercinlerinin ise ağırlıklı olarak bölgesini koruma ve kur yapma davranışı sergiledikleri sonucuna varılmıştır (P<0.01).
Farklı formaldehit fumigasyonu uygulanan etlik piliç kuluçkalık yumurtalarına rosmarinic asit ın ovo enjeksiyonunun kuluçka sonuçlarına ve sonraki performansa etkileri
Bu çalışmada; farklı oranlarda (F3x ve F4x) formaldehit dezenfeksiyonu uygulanan etlik piliç kuluçkalık yumurtalarına yapılan in ovo besleme yöntemi ile rosmarinik asit enjeksiyonunun kuluçka sonuçları ve çıkış sonrası performans sonuçlarına etkilerini incelemek amacıyla yapılmıştır. Denemede toplam 720 adet Ross 308 döllü etlik piliç kuluçkalık yumurtası kullanılmıştır. Çalışmanın deneme deseni 2 ana grupta 4 muamele grubu (RK-: Uygulama yok, RK+,:0,5 ml izotonik su,R1: 0,5 ml 250 ppm'lik rosmarinik asit ,R2: 0,5 ml 500 ppm'lik rosmarinik asit) ve her muamele grubunda 3 tekerrür olacak şekilde oluşturulmuştur. Enjeksiyon işlemi kuluçkanın 18. gününde yumurtaların küt tarafından hava keseleri belirlenerek hava kesesinin yanından 18 mm derinliğe amniyon sıvısına enjekte edilmiştir. Kuluçka işlemini tamamlanmasının ardından her muamele grubundan çıkış yapan civcivlerden yeterli sayıda ve toplamda 240 adet civciv deneme kümesine aktarılmıştır. Civcivler 6 hafta boyunda yetiştirilmiş ve bu süreçte hayvanların gelişim performansları hakkında veriler toplanmıştır. Sonuç olarak, formaldehit fumigasyon dozunun (F3x, F4x) geç dönem ölümleri (%) ve kuluçka randımanı (%) üzerine etkisi istatistik olarak önemli bulunmuştur (P<0,05). Rosmarinik asit in ovo enjeksiyonunun çıkış ağırlığı (g) ve kuluçka randımanı (%) üzerine etkisi istatistik olarak önemli olduğu tespit edilmiştir (P<0,05). Formaldehit fumigasyon dozunun ve rosmarinik asit in ovo enjeksiyonunun deneme sonu canlı ağırlığına etkisi istatistik olarak önemli bulunmuştur (P<0,01). Rosmarinik asit in ovo enjeksiyonunun deneme sonu yemden yararlanma oranına etkisi istatistik olarak önemli bulunmuştur (P<0,01). Formaldehit fumigasyon dozunun (F3x, F4x) erkek ve dişilerde karaciğer ağırlığı üzerine etkisi istatistik olarak önemli bulunmuştur (P<0,05).
Etlik piliç kümeslerinde kullanılan farklı altlık materyallerinin farklı mevsimlerde hayvanların performansına etkileri
Kanatlı sektöründe önceki yıllara göre birim alanda canlı ağırlık oranı artmıştır, bu canlı ağırlık artışı sebebiyle, ayak problemleri artmakta, altlık ve kümes içi iklimsel çevrenin uygun hale getirilmesi daha da önem kazanmaktadır. Bu çalışma, bir entegrasyona bağlı etlik piliç kümeslerinde kullanılan farklı altlık materyallerinin farklı mevsimlerde hayvanların performans ve karkas kalitesine etkisini ortaya koymak amacıyla yapılmıştır. Deneme Uşak ili Eşme ilçesinde bulunan, 10 000 kapasiteli aynı bölgede, ısıtma-havalandırma sistemleri benzer 4 adet broyler kümesinde yürütülmüştür. Bu kümeslerden ikisinde altlık olarak odun talaşı, diğer ikisinde ise çeltik kavuzu kavuzu kullanılmıştır. Kümes içi iklimsel çevre (nem-sıcaklık) deneme süresince günlük olarak saptanmıştır. Çalışmada atlık pH'sı ve kümes içi NH3 konsantrasyonu haftalık saptanmıştır. Deneme süresince hayvanların canlı ağırlıkları haftalık olarak tespit edilmiştir. Deneme sonunda ayak taban yanığı belirlenmiştir. Sonuç olarak, deneme sonu canlı ağırlığı talaş grubunda çeltik kavuzu kavuzuna göre istatistik olarak daha yüksek bulunmuştur (P<0,05). Hayvanlarda en yüksek canlı ağırlık kazancı kış ayında gözlemlenmiştir. Kümes içi amonyak düzeyi odun talaşı grubunda çeltik kavuzu kavuzu grubuna göre istatistik olarak daha yüksek tespit edilmiştir (P<0,05). En yüksek kümes içi amonyak düzeyi değeri, altlık pH'ı ve ayak taban yanığı oranı ilkbahar mevsiminde saptanmıştır. Talaş altlığında kesim sonrası ayak taban yanığı çeltik kavuzu altlığına göre istatistik olarak daha yüksek belirlenmiştir (P< 0,05).
Etlik piliçlerin karma yemlerine defne (Laurus nobilis L.) yaprağı tozu ilavesinin verim, et lipit oksidasyonu, karkas özellikleri ve bazı kan parametreleri üzerine etkisi
Bu çalışma, defne (Laurus nobilis L.) yaprağı tozu (DYT) ilavesinin etlik piliçlerin performans, göğüs ve but etlerinin lipit oksidasyonu ve kimyasal bileşimi, bazı iç organlar, karkas özellikleri ve bazı kan parametreleri üzerine etkilerini amacıyla yürütülmüştür. Toplam 144 adet günlük yaştaki karışık cinsiyette etlik civciv tartılmış ve her biri 12 civcivden (6 dişi ve 6 erkek) oluşan üç tekerür olmak üzere dört gruba rastgele dağıtılmıştır. Gruplar şu şekildedir: (i) standart yem, (ii) standart yem + 1 g/kg DYT, (iii) standart yem + 5 g/kg DYT ve (iv) standart yem + 10 g/kg DYT. Sonuçlar, araştırma boyunca canlı ağırlık ve canlı ağırlık artışının DYT takviyesi ile arttığını ortaya koymuştur (P<0.01). Hayvanların yem tüketimi artarken (P<0.05), yemden yararlanma oranı ve but eti kimyasal bileşim DYT konsantrasyonundan önemli ölçüde etkilenmemiştir (P>0.05). Karaciğer ağırlığı 10 g/kg DYT (P<0.001) ve ileum + jejunum ağırlığı 5 ve 10 g/kg DYT ile artmıştır (P<0.01). DYT muamelesi ile göğüs eti kuru maddesi (P<0.05) ve glikoz (P<0.05), göğüs ve but etinin TBARS değerleri azalmıştır (P<0.001). Sonuç olarak, etteki lipid oksidasyonunu azaltmasından ve performansa pozitif etkisinden dolayı etlik piliç karma yemlerinde DYT takviyesi önerilebilir.
İç Ege Bölgesinde üretilen yerli kaz genotiplerinin genetik çeşitliliğinin PFGE yöntemiyle analizi ve yetiştirici koşullarındaki kazların (Anser anser) yumurta, kesim ve karkas kalite özelliklerinin belirlenmesi
Bu çalışma, Ege Bölgesi'nin Uşak, Afyonkarahisar ve Kütahya illerinde halk elinde yetiştirilen yerli kazların genetik çeşitlilik, kesim, karkas ve yumurta kalite özelliklerinin belirlenmesi amacıyla yapılmıştır. Yumurta kalite özelliklerinin belirlenmesi amacıyla her ilin 4 farklı noktasından 38-44 haftalık yaştaki kazlardan temin edilen toplam 96 adet yumurta, kesim ve karkas özelliklerinin belirlenmesinde ise, 28-32 haftalık yaştaki toplam 48 adet (24 adet erkek, 24 adet dişi) kaz kullanılmıştır. Genetik çeşitliliğin saptanmasında ise 4 farklı noktadan toplam 40 yerli kazdan kan örnekleri alınmıştır. İller arasında yumurta kalite özelliklerinden; kabuk kalınlığı ve yumurta sarısı renk değeri önemli (p<0,05), yumurta ağırlığı, kabuk oranı, şekil indeksi değerlerinin çok önemli (p<0,01) olduğu görülmüştür. Kesim ve karkas özelliklerinden; canlı ağırlık, kan, but, göğüs ve sırt ağırlığı anlamlıyken (p<0,05), sıcak ve soğuk karkas ağırlığı, boyun ve kanat ağırlığı çok önemli bulunmuştur (p<0,01). Cinsiyet bazında değerlendirildiğinde erkeklerde; karaciğer ağırlığı önemsiz, diğer özelliklerde sonuçlar istatistiksel olarak çok önemli (p<0,01) tespit edilmiştir. Kesim ve karkas oranları bakımından; kan, karaciğer oranı anlamlı (p<0,05), tüy, kalp, taşlık, boyun, oranı çok önemli (p<0,01) bulunurken diğerlerinin önemsiz olduğu görülmüştür. Cinsiyete göre ise erkekler dişilerle karşılaştırıldığında kan, tüy, taşlık, boyun, kanat, but oranı önemli (p<0,05), baş, ayak ve göğüs oranı çok önemli (p<0,01) farklılık gösterirken, diğer özellikler benzerlik göstermiştir. Üç ilde tüm örnekler birbirleri ile PFGE profili olarak ilişkili bulunmuştur. Bir major PFGE pulsotip'i tespit edilmiş, bu ana profil ise 3 alt kümeye ayrılmıştır. Uşak ili kan örnekleri I. küme; Afyonkarahisar II. küme ve Kütahya III. küme grubunu oluşturmuştur. Sonuçlar PFGE tekniğine göre değerlendirildiğinde bütün örnekleri genetik olarak ilişkili olduğu görülmüştür. Tespit edilen ortalamalar arasında görülen farklılıklar; başta besleme, bakım, yaş, genotip, iklimsel farklılıklar, yumurtaların depolanma koşulları, ölçüm hataları, kesim ve karkas parçalamada uygulanan tekniklerin değişkenlik göstermesi gibi faktörlerin etkisi altında olmasıyla açıklanabilir.
Eşme koyunlarında meme özelliklerinin süt verimi ve süt kalitesine etkileri
Bu araştırma, Uşak ilinde Eşme kıvırcık koyunu projesinde tümleşik sürüsü olan özel bir işletme de yapılmıştır. İşletmedeki Eşme koyunları meme tipine göre sınıflandırılarak, meme tipi ile meme özellikleri, süt verimi ve süt kalite özellikleri arasındaki ilişki incelenmiştir. Çalışmada, meme özellikleri, süt verimi ve kalitesi için 38 baş koyun kullanılmış olup ölçümler laktasyonun 30 ve 60. günlerinde yapılmıştır. Araştırmada koyunlarda dört meme tipi (Tip 1, Tip 2, Tip 4 ve Tip 5) belirlenmiş olup, bunların görülme oranları sırasıyla % 10.5; 34.2; 39.5; 15.8 olarak bulunmuştur. Araştırmadaki Eşme koyunlarında (%31.6 ' ı tek, %50 'si ikiz ve % 18.4 oranında üçüz yavru elde edilmiş olup), sürü ortalaması 1.87 kuzudur. Meme özelliklerinden; meme derinliği (MD), meme çevresi (MÇ), meme genişliği (MG), sol meme başı uzunluğu(MBU\SOL),sağ meme başı uzunluğu(MBU\SAĞ), ortalamaları meme tipinden bağımsız olarak 1.ölçüm 14 Ocak ve 2. Ölçüm14 Şubat'ta yapılmış olup, değerleri sırasıyla 14.71-12.37, 40.49-30.63, 20.99-15.41, 2.46-2.25, 2.36-2.17 cm olarak tespit edilmiştir. Meme başları arası uzaklık(MBAU), sol meme başı çevresi(MBÇ\SOL),sağ meme başı çevresi(MBÇ\SAĞ),memenin yerden uzaklığı (MYU) ortalamaları1.ölçüm ve 2. ölçüm değerleri sırasıyla 20.25-17.53, 4.98- 4.73, 5.01- 4.86, 35.58-39.16cm olduğu belirlenmiştir. Günlük ortalama süt verimi 1. ölçüm 326.29 ml, 2. ölçüm 283.39 ml bulunmuştur. Sütteki yağ, yağsız kuru madde, protein, laktoz ve tuz oranları 1. ölçüm ve 2. ölçüm sırasıyla; %7.74-7.18, %12.63-11.23, %4.59-4.18, %6.92-6.32 olarak bulunmuştur. Sütteki yoğunluk, donma noktası değerleri ise sırasıyla; 35.17-32.81 g/cm3, -0.96 ile -0.86 °C ve iletkenlik değeri de 4.11- 4.79 olarak belirlenmiştir. Sonuç olarak ölçüm zamanlarının meme özelliklerine, süt verimine, süt kalitesine etkisi önemli bulunmuştur. Meme özelliklerinin, süt veriminin ve süt kalitesinin meme tiplerine etkisi önemli bulunmamıştır. Anahtar Kelimeler: Eşme Koyunu, Meme Tipi, Süt Verimi, Süt Kalitesi
Susamın (sesamum indicum) yumurtacı tavuklarda verim, yumurta kalite kriterleri, lipid oksidasyon ve antioksidanaktivitesi üzerine olası etkileri
Bu çalışma, susam tohumun (ST) yumurtacı tavuklarda verim, yumurta kalitesi, yumurta sarısı lipid oksidasyonu ve antioksidan aktivitesi üzerine etkilerinin araştırılması amaçlanmıştır. Araştırmada toplam 40 adet 22 haftalık yaştaki yumurtacı tavuklarkullanılmış olup, her grupta 10 hayvan olacak şekilde 4 gruptan oluşmuştur. Gruplar şu şekilde oluşturulmuştur: (i) standart karma yem, (ii) standart karma yem + 5 g/kg ST, (iii) standart karma yem + 10 g/kg ST ve (iv) standart karma yem + 20 g/kg ST. Denemesonucunda yumurtacı tavuklarda yem tüketimi, yumurta verimi, yemden yararlanma oranı herhangi bir şekilde etkilenmemiş (P>0,05), yumurta iç ve dış kalite özellikleribakımından ise, deneme sonu (8.hafta) yumurta eni ve yaş kabuk ağırlığı kontrol grubuna göre daha yüksek değerler vermişlerdir (P<0,05). Yumurta sarısında 7., 14. ve 28. gün TBARS ve DPPH analizleri bakımından gruplar arasında herhangi bir farklılığın olmadığıbelirlenmiştir (P>0,05). Sonuç olarak, çok zengin bir içeriğe sahip olan ve alternatif yem katkı maddesi olabilecek kapasitesi olan susam tohumu ve yan ürünleri ile yapılacak daha fazla çalışmaya gereksinim olduğu söylenebilir.
Sütçüler kekiğinin (origanum minutiflorum) yumurtacıtavuklarda verim ve yumurta kalitesi üzerine etkileri
Bu çalışma ile, Sütçüler kekik tozunun (SKT) yumurtacı tavuklarda verim, yumurta kalitesi, yumurta sarısı lipid oksidasyonu ve antioksidan aktivitesi üzerine etkilerinin araştırılması amaçlanmıştır. Araştırmada toplam 36 adet 32 haftalık yaştaki yumurtacı tavuklar kullanılmış olup, her grupta 9 hayvan olacak şekilde 4 gruptan oluşmuştur. Gruplar şu şekilde oluşturulmuştur: (i) standart karma yem, (ii) standart karma yem + 2 g/kg SKT, (iii) standart karma yem + 4 g/kg SKT ve (iv) standart karma yem + 8 g/kg SKT. Deneme sonucunda yumurtacı tavuklarda yem tüketimi, yumurta verimi, yemden yararlanma oranı etkilenmediği (P>0,05), yumurta sarısında 7., 14. ve 28. gün TBARS ve DPPH analizleri bakımından gruplar arasında bir farklılığın olmadığı tespit edilmiştir (P>0,05). Sonuç olarak, çok zengin bir içeriğe sahip olan ve alternatif yem katkı maddesi olabilecek kapasitesi olan Sütçüler kekiği ile yapılacak daha fazla çalışmaya ihtiyaç olduğu sonucuna varılmıştır.
Ordu ili arıcılığının genel yapısının belirlenmesi
Bu çalışmada, Türkiye'nin en büyük bal üretim merkezlerinden biri olan Ordu ilindeki arıcılık işletmelerinin genel yapısının belirlenmesi amaçlanmıştır. 2022 yılı verilerine göre Ordu ili 609 bin kovanla ve %6.80 payla ikinci sırada, bal üretimi bakımından ise %16.10 payla birinci sırada yer almaktadır. Çalışmada örnekleme yöntemi olarak tabakalı örnekleme yöntemi kullanılmış olup arıcılık işletmeleri kovan sayılarına göre küçük ölçekli, orta ölçekli ve büyük ölçekli olmak üzere 3 tabakaya ayrılmıştır. Birinci tabakayı kovan sayısı 200'ün altında olan işletmeler, ikinci tabakayı 201-400 arasında kovanı bulunan işletmeler ve üçüncü tabakayı da 400'den fazla kovana sahip olan işletmeler oluşturmuştur. İşletme sahiplerinin %53.50'sinin 51 yaş ve üzerinde, %5.75'inin ise 18-30 yaş aralığında olduğu belirlenmiş ve arıcılarımızın yaş ortalamasının yüksek olduğu görülmüştür. Katılımcıların %93.25'ini erkekler oluşturmuş olup kadın arıcı oranının düşüklüğü dikkat çekmektedir. Katılımcıların %60.50'sinin sadece arıcılık ile uğraştığı görülmüştür. Katılımcıların %65.50'si arıcılığı temel gelir kaynağı olarak görürken, arıcıların %33.25'inin lise mezunu olduğu saptanmıştır. Katılımcıların %37'si beş ve üzeri hane halkı sayısına sahip olup sadece %4'lük kısım yalnız yaşamaktadır. Sosyal güvence bakımından katılımcıların %93'ünün sosyal güvencesinin olduğu, buna karşın %7'sinin ise herhangi bir sosyal güvencesinin olmadığı tespit edilmiştir. Katılımcıların %78.50'si arıcılıkla alakalı herhangi bir yayın takip etmediğini belirtmiş ve bu durum yetiştiricilerimizin güncel gelişmelerden haberdar olmadığını gösteren bir bulgudur. Arıcıların %56'sı arıcılıkla alakalı kredi kullanmaktadır. Katılımcıların %56.50'sinin 21 yıl ve üzerinde arıcılık yapmakta olduğu saptanmıştır. Yine araştırmada katılımcıların %84.50'sinin arıcılık dışında başka bir hayvancılık faaliyetiyle uğraşmadığı, %13.75'inin büyükbaş hayvancılıkla uğraştığı tespit edilmiştir. Katılımcıların %33'ünün 1-15 kg arasında, %28.50'sinin 16-30 kg arasında ve %24.50'sinin ise 46 kg ve üzerinde kovan başına yıllık bal elde ettiği belirlenmiştir. Aynı zamanda, gezginci arıcıların oranının %70.25 olduğu, gezginci arıcıların %31.25'inin Doğu Anadolu Bölgesi'ni tercih ettiği saptanmıştır. Arıcılar daha fazla ve daha kaliteli bal üretimi için gezginci arıcılığı tercih etmektedirler. Katılımcıların hiçbirinin organik arıcılık yapmadığı belirlenmiş olup bu durumun Ordu ili için önemli bir eksiklik olduğu söylenebilir. Arıcıların %88.50'sinin birlik üyesi olduğu ve %87.50'sinin ise kovan başına devlet desteğinden yararlanmakta olduğu tespit edilmiştir. Yine katılımcıların %20'sinin bal dışında başka bir arı ürünü ürettiği belirlenmiş olup bunların %14'ü polen, %5'i propolis, %1'i ise arı sütü üretmektedir. Arıcıların %51.25 ile en çok tercih ettiği arı ırkının Kafkas olduğu tespit edilmiştir. Katılımcıların tamamı kışlatma öncesi bakım besleme yapmakta olup yarısına yakını (%47.25) bakım ve beslemede şurup tercih etmektedir. Arıcıların %62.75'i ana arıyı iki yılda bir değiştirmekteyken %67'si ise ana arıyı kendisi üretmektedir. Arıcıların %55.50'si arıcılıkta verimi en çok iklim koşullarının etkilediğini belirtmiştir. Arıcıların %68.75'i ürettiği balı analize sokmadığını bildirmiş ve bu yüksek bir oran olarak göz çarpmaktadır. Bal analizi gıda güvenilirliği açısından önemli bir parametredir. Arıcıların %41'i arıcılıkta ihbarı mecburi hastalıkları bilmediklerini ifade etmiştir. Katılımcıların %55.25'i Kireç hastalığı ile sık karşılaştıklarını belirtmiş olup bu duruma bölgenin nemli havasının neden olduğu söylenebilir. Aynı zamanda katılımcıların %99.75'i işletmesinde Varroa zararlısı ile karşılaştığını ve %17.75'i de antibiyotik kullandığını ifade etmiştir. Anahtar Kelimeler: Anket, Arıcılık, Arı ürünleri, Koloni, Ordu ili
Ordu ilinde ek besleme (şurup) süresi ve miktarının bal arılarının fizyolojik ve davranışsal özelliklerine etkilerinin belirlenmesi
Türkiye uygun ekolojisi, koloni sayısı, zengin florası ve çeşitli bal arısı genotiplerine sahip olması bakımından önemli arıcılık potansiyeline sahiptir. Buna rağmen koloni başına bal verimi istenilen düzeyde olmayıp dünya ortalamasının bile altındadır. Bal üretiminde, koloni yönetim biçimi ve kullanılan genotip ne olursa olsun temel amaç, kolonilerin yoğun nektar akımı dönemine güçlü girmelerini sağlamaktır. Bal arısı kolonileri doğal beslenmelerinin yanında ek beslemeye de ihtiyaç duymaktadır. Bu nedenle de bal arısı kolonilerden daha yüksek verim alınabilmesi için; arıların gereksinim duyduğu ek besin maddelerinin kritik dönemlerde ihtiyacı karşılayacak miktarda arılara verilmesi çok önemlidir. Bal arısı kolonilerinde ana arının yumurtlamaya teşvik edilebilmesi, kuluçka faaliyetinde artış sağlanabilmesi, koloni popülasyonunun arttırılabilmesi, yoğun nektar alımı öncesinde arı kolonilerinin güçlendirilebilmesi ve arıların nektar-polen kaynaklarından daha etkin biçimde yararlanabilmesi için ek besleme yapılmalıdır. Çalışma Ordu ili ekolojik şartlarında Arıcılık Araştırma Enstitüsü'nde yürütülmüştür. Çalışmada 20 adet koloni (5 kovan x 4 grup) kullanılmış ve bu kolonilere kız kardeş ana arılar verilerek eşitleme yapılmıştır. Daha sonra 20 koloni şansa bağlı olarak 5'erli koloniler halinde 4 gruba ayrılmıştır. Birinci gruptaki kolonilere 5 gün, ikinci gruptaki kolonilere 10 gün, üçüncü gruptaki kolonilere 15 gün arayla ek besleme (şurup) yapılmış olup dördüncü grubu oluşturan kontrol grubuna ise herhangi bir ek besleme yapılmamıştır. Çalışmada grupların arılı çerçeve sayısı; birinci grupta 11.02 adet, ikinci grupta 9,70 adet, üçüncü grupta 9,00 adet ve kontrol grubunda ise 8,76 adet olarak belirlenmiş olup aralarındaki farklılık önemli bulunmuştur (P<0.05). Kuluçka etkinliği bakımından gruplar arasındaki farklılıklar önemli bulunmuş (P<0.05) olup birinci grupta 5842,41 cm2/koloni, ikinci grupta 5255,48 cm2/koloni, üçüncü grupta 4856,70 cm2/koloni ve kontrol grubunda da 4105,11 cm2/koloni olarak belirlenmiştir. Aynı zamanda bal verimi birinci grupta 17,54 kg/koloni, ikinci grupta 13,76 kg/koloni, üçüncü grupta 10,62 kg/koloni ve kontrol gurubunda da 7,40 kg/koloni olarak tespit edilmiştir. Kolonilerde yapılan ek beslemenin süresi azaldığında ve buna bağlı olarak da miktarı arttığında kolonilerin arılı çerçeve sayısı, kuluçka üretim etkinliği dolayısıyla da bal verimi önemli derecede artmıştır. İncelemeler sonucunda, hastalık etmeni oluşturabilecek Nosema sporlarının sayısının belirlenen limit değerlerin altında olduğu tespit edilmiştir. Varroa sayıları incelendiğinde; bal hasadı yapıldıktan sonra yapılan analizlerde Varroa oranlarının başlangıçta yapılan ölçümlere göre oransal önemli miktarlarda artış gösterdiği belirlenmiştir.
Farklı şeker grupları ile beslenen bal arılarında (apis mellifera L.) yaşam uzunluğunun ve nosema spp enfestasyon hızının belirlenmesi
Bu çalışmada farklı şeker türleriyle (glikoz, fruktoz, sukroz ve invert şeker) beslenen bal arılarında (Apis mellifera L.) yaşam uzunluğu ile önemli bir ergin arı hastalığı olan Nosema sporları bulaştırılmış şeker grupları (Glikoz + Nosema spp, Fruktoz + Nosema spp, Sukroz + Nosema spp ve İnvert şeker + Nosema spp) ile beslenen bal arılarında Nosema spp. enfeksiyonunun yayılma hızının ve yaşam uzunluğunun belirlenmesi amaçlanmıştır. Elde edilen verilerin değerlendirilmesinde SPSS paket programı, yaşam süresinin belirlenmesinde ise Kaplan Mirer Testi kullanılmıştır. Elde edilen bulgulara göre, fruktozla beslenen bal arıları hem enfekte hem de enfekte olmayan gruplarda en kısa yaşam süresine sahip olurken sukrozla beslenen bal arıları ise en uzun yaşam süresine sahip olmuştur. Nosema enfeksiyonu tüm şeker gruplarında yaşam süresini önemli derecede azaltmıştır (p <0,05). Sporların yayılma hızı ise fruktoz grubunda daha erken başlamış ve daha yoğun olarak belirlenmiştir. Aynı zamanda elde edilen sonuçlar, uygulanan şeker türlerine bağlı olarak Nosema enfeksiyonunun şiddetinin ve bal arılarının yaşam sürelerinin önemli derecede değiştiğini ortaya koymuştur. Yine sukrozun Nosema ile enfekte koloniler için daha uygun bir besin kaynağı olduğu, fruktozun Nosema enfeksiyon şiddetini artırdığı ve yaşam süresini azalttığı belirlenmiştir.
Siyah alaca siğirlarin süt ve döl verim özellikleri üzerindeki bazi çevresel faktörlerin etkileri
Bu çalışmada, Siyah Alaca sığırların bazı süt ve döl verimi özellikleri ve bu özellikler üzerindeki bazı çevresel faktörlerin etkilerinin incelenmesi ile, sığırlardan daha yüksek verimler alınmasında kullanılacak bilgilerin edinilmesi, bunlara karşı veya uygun önlemlerin belirlenmesi ve uygun yönetim modellerinin önerilmesi amaçlanmıştır. Bu araştırmanın materyalini, Türkiye'nin sığır yetiştiriciliği bakımından önemli olan Trakya Bölgesi'ndeki Tekirdağ ili Malkara ilçesi İshakça Mahallesi'ndeki Karyem Saraca Çiftliği'nde bulunan Siyah-Alaca ırkından sığırların verileri oluşturmuştur. Bu değerlendirmede 582 Siyah Alaca sığıra ait 1305 kayıt kullanılmıştır. Araştırmada, variyasyonu sınıflar halinde gösteren faktörlerin etki payları ve çevre etkilerinin genel variyasyondaki oranları, verilerin çok yönlü gruplandırılmış tablolarından yararlanılarak ve verime etkili faktörlerin payları minimum kareler (least squares means, LSM) metodu ile belirlenmiştir. İncelenen verim parametrelerine ait ortalama değerlerin belirlenen gruplar arasındaki karşılaştırılmaları ve bu gruplar arasındaki farklılıkların önem kontrolleri Duncan-testi ile yapılmıştır. Verilerin istatistik analizlerinde, incelenen faktörler arasında önemli düzeyde interaksiyon bulunmadığı varsayılmış ve hazırlanan modellere göre kurulan çok bilinmeyenli denklem sistemleri General Linear Models (GLM) prosedürü kullanılarak çözülmüştür. Çalışmada, ilk tohumlanma yaşı 14,46 ay, ilk gebelik yaşı 16,99 ay ve ilk buzağılama yaşı 25,20 ay, doğumdan sonraki ilk servis periyodu 69,48 gün, açık periyod 107,03 gün ve buzağılama aralığı 395,06 gün, gebelik için yapılan tohumlama sayısı 2,29 ve gebelik süresi 279,54 gün, laktasyon süresi 326,67 gün, kuruda kalma süresi 67,70 gün, laktasyon ve 305 günlük süt verimi 8508,84 kg ve 7720,73 kg, laktasyon ve 305 günlük dönemlerdeki günlük süt ortalaması 25,96 kg ve 25,31 kg, pik günü 57,66 gün, pikteki süt verimi 37,91 kg, pik süresi 19,01 gün, pikteki günlük ve toplam süt verimi 36,39 kg ve 695,88 kg, süt veriminin sürekliliğine ait değerler %71,12, %48,94 ve %67,29 bulunmuştur. Sonuç olarak, araştırmanın yürütüldüğü bu işletmedeki verim düzeylerinin genel ortalamalarının kabul edilebilir düzeylerde bulunmasına karşılık, alt gruplar incelendiğinde değerlerin tatmin edici düzeylerde olmadığı gözlenmiştir. Bu bulgular, işletmedeki yönetim organizasyonunun iyi olmadığını göstermektedir. Bu işletmedeki sürü yönetiminin iyileştirilmesi için bulgulara göre düzenlemelerin yapılması gerektiği önerilmektedir.
Laktasyon süt veriminin parçalı regresyon yöntemiyle modellenmesi
Bu tezde Parçalı Regresyon yöntemiyle laktasyon süt verimlerinin modellenmesi klasik bir model olan (Wood modeli) ile karşılaştırmalı olarak incelenmiştir. Tez verileri İzmir İli Damızlık Sığır Yetiştiricileri Birliği'nden alınmıştır. 832 Holstein-Friesian süt ineğine ait 24960 verim kaydı kullanılmıştır. Eldeki verilerden 1, 2 ve 3. laktasyonlardaki hayvanlar için ayrı ayrı hem genel ortalamalar hem de bireysel modellemeler yapılmıştır. 7 farklı Kübik Parçalı Regresyon modeli ile Wood modeli karşılaştırılmıştır. Elde edilen sonuçlara göre Parçalı Regresyon yöntemi bireysel eğri modellemede başarılı sonuçlar vermiştir. Ayrıca laktasyon verimlerinin standart bir kübik eğri oluşturmadığı, dalgalı verimlere sahip eğriler için de başarılı bir modelleme yapabildiği sonucuna ulaşılmıştır.