18. century
359 theses under this subject heading
7 Numaralı Antakya Şer'iyye Sicili'nin transkripsiyonu ve tahlîli (H. 1175-1177/ M. 1761-1764)
Şer'iyye sicil defterleri; kaydedildikleri kazanın siyasî, sosyal ve ekonomik yapısı ile hukukî işleyişi hakkında ayrıntılı veriler sağlayan, kadılar veya naipler tarafından düzenlice tutulan ve yerel tarih araştırmalarında ana kaynak niteliği taşıyan mahkeme kayıtlarıdır. Nitekim içerdikleri çeşitli belgelerden; kaydedildikleri dönemin toplum yaşantısı, giyim-kuşamı, nüfusu, insanların birbirleriyle olan hukukî ilişkileri vb. birçok konu hakkında bilgiye ulaşmak mümkündür. "7 Numaralı Antakya Şer'iyye Sicili'nin Transkripsiyonu ve Tahlîli" adlı çalışmanın kapsamı, Hicrî 1175-1177/ Miladî 1761-1764 yılları arasındaki dönemdir. Önceki araştırma-incelemelerde bu sicilden kısmen yararlanılmış olmasına rağmen, Antakya Kazası ile ilgili transkripsiyonu ve tahlili yapılan siciller arasında yer almaması ve bütün olarak müstakil bir çalışmaya konu edilmemiş olması bu çalışmanın yapılmasının önemini ortaya koymaktadır. Bu çalışmanın hazırlanması ile sicilin kaydedildiği dönemde Antakya Kazası'nın idari, sosyal, ekonomik, demografik yapısı ve hukukî işleyişi ile yer (nahiye, mahalle, köy, mezraa) adlarının tespit edilmesi amaçlanmıştır. Bu çalışmaya konu olan 7 numaralı Antakya şer'iyye sicilinin görüntüleri, Osmanlı Arşivi'nden temin edilmiş olup Latin Alfabesi ile transkripsiyonu yapılarak tahlil edilmiştir. Bu araştırma; 1761-1764 yılları arasında Antakya Kazası'nın yer adları, kazanın idaresinde bulunan kimseler ve görev süreleri, insanlar arasındaki hukukî ilişkiler, meslek ve esnaf sayısı, gündelik malzeme ve değeri, halkın yaşantısı, giyim-kuşamı, uğraşı, kullanılan isim ve lakap, aile (evli-boşanmış, tek/çok eşlilik vs.) ve nüfus yapısı (Müslim-gayrimüslim) gibi birçok konu hakkında ayrıntılı verilere ulaşılmıştır.
XVIII. yüzyılın ikinci yarısında Marmara Bölgesinde depremler
Marmara Bölgesi'nde aktif olan Kuzey Anadolu Fay Hattı, Marmara Denizi'ne ulaşmadan önce üç kola ayrılarak bölgede büyük, sığ ve yıkıcı depremlere neden olmaktadır. Marmara Bölgesi'nde XVIII. yüzyılın ikinci yarısında çok sayıda deprem meydana geldiği, bunlardan bazılarının ağır hasarlara ve can kayıplarına neden olduğu bilinmektedir. Bu dönemde bölgede meydana gelen özellikle 1752 Trakya, 1754 Marmara ve 1766 İstanbul depremleri bölgede ağır yıkımlara neden olmuşlardır. 30 Temmuz 1752 Trakya depreminde en ağır hasar Edirne ve çevresinde meydana gelmiş, yüzden fazla kişi hayatını kaybetmiştir. 2 Eylül 1754 tarihinde İzmit Körfezi'nde meydana gelen deprem, bölgede ağır hasarlara yol açmıştır. Depremdeki can kaybı konusunda net bir bilgi olmamakla beraber elli, altmış ve sekiz yüz rakamlarını aktaran bazı kaynaklar bulunmaktadır. XVIII. yüzyılın ikinci yarısında yaşanan en şiddetli depremler ise 1766 yılında iki buçuk ay arayla meydana gelen 22/23 Mayıs ve 5 Ağustos İstanbul depremleridir. Bu depremlerin ilki en ağır hasarı İstanbul'da yaratmış ve 4.000-5.000 kişinin hayatını kaybetmesine neden olmuştur. İkincisi ise özellikle Tekirdağ-Mürefte arasındaki alanda ağır hasara ve çok sayıda kişinin hayatını kaybetmesine neden olmuştur. Bu depremden sonra özellikle Samatya, Galata, Gelibolu, İzmit, Yalova, Midilli, Edirne, Çanakkale, Kadıköy, Gaziköy, Hoşköy ve Söğüt'te ağır hasar kaydedilmiştir. Ayrıca İstanbul'da mayıs ayındaki depremde hasar görmüş olan taş yapılar bu ikinci depremde ya tamamen yıkılmış ya da ağır hasar görmüştür.
Moralı Azîz Dîvânı: İnceleme-metin
Moralı Azîz, XVIII. yüzyılda yaşamış Divan şairlerimizdendir. Şairin bir divanı vardır. Bu çalışma, Moralı Azîz ve Dîvânı üzerine yapılan ilk çalışmadır. Moralı Azîz Dîvânı'nın tek nüshası vardır. Divanda 220 gazel, 1 mesnevi, 2 kıt'a, 6 rubai, 43 müfred ve 3 tarih bulunmaktadır. Divan üzerine yapılan incelemede, Moralı Azîz'in şiirlerini klâsik üslûpta oluşturduğu ve şiirlerinde âşıkane konuları işlediği görülmüştür.Anahtar SözcüklerMoralı Azîz, Divan şiiri, XVIII. yüzyıl, metin.
Mustafa Müstakim Niyazi'nin Sülûk-i Kavîm ve Sırât-ı Müstakîm adlı eseri (Tahlil ve çeviri yazı)
Mustafa Müstakim Niyazi (ö.1187/1771) 18. yüzyılda yaşamış şair ve yazardır. Kendisi bir Nakşibendî şeyhi olan Mustafa Niyazi, müridlerini irşâd etmek için eserler yazmıştır. Tezimizin konusunu oluşturan bu eser tasavvuf literatüründe önem arz eden bazı kavramları izâh etmek için okuyanların istifadesine sunulmuştur. Tezimiz bir giriş ve iki bölümden oluşmaktadır. Giriş bölümümüzde müellifimizin yaşamış olduğu dönemden ve Nakşibendî tarikatinin tasavvuf tarihindeki yerinden kısaca bahsettik. Birinci bölümde Mustafa Niyazi'nin hayatı şeyhleri, edebi şahsiyeti ve eserlerini ele aldık. Hazarât-ı hamse ve telkinât-ı nakşibendiye, fenâ fillah, bekâ billah, ilm-i ledün, ilm-i bâtın ve hatm-i hâcegan kavramlarının tasavvuftaki yerine değindik. İkinci ve son bölümde ise çeviri-yazım-metine yer verdik.
Kastamonulu Haddâd Zâde Siyâhî Ahmed Efendi'nin hayatı ve tasavvufî görüşleri
Tezin konusu 18. ve 19. Yüzyılda yaşamış Osmanlı'nın son dönem meşâyihinden Nakşîbendî-Hâlidî şeyhi aynı zamanda Hâlidî el-Bağdâdî'nin halifesi Haddâd zâde Siyâhî Ahmed Efendi (ö.1291/1874)'nin hayatı ve tasavvufi görüşleridir. Tez iki bölümden meydana gelmektedir. Birinci bölümde Haddâd Zâde Siyâhî Ahmed Efendi'nin doğumu, nesebi, gençliği, tedrisatta bulunduğu hocaları, tesirleri, Hicaz'a seferi, Hicaz dönüşü Hâlid el-Bağdâdî'ye intisabı ve bir müddet yanında kalıp halifelik alması konuları incelenmiştir. Kendisine nispet edilen "Risâle-i Haddâzâde" adlı esere, verdiği icazetnamelere, hocalarına, talebelerine ve halifelerine de ayrıca yer verilmiştir. İkinci bölümde ise Siyâhî Ahmed Efendi'ye nispet edilen "Risâle-i Haddâzâde" adlı eserinden tasavvufi görüşlerine yer verilmiştir. Bu eserde bazı vakitlerdeki ezkârdan, müridin günlük yaşantısından, mürşidinin huzurundaki edeplerden, sohbet âdâbından, müridin insanlarla olan münasebetinden, cezbe, ilim, zikir ve Hatme-i Hâcegandan bahsedilmektedir. Anahtar Kavramlar: Nakşibendîlik, Hâlidîlik, Hâlid el-Bağdâdî, Siyâhî Ahmed, Ahmed Hicâbî.
Sergüzeşt-i Âşık Yazıcı Murtazâ (inceleme-metin)
İncelenen bu eser Ankara Millî Kütüphanede, 06 Mil Yz A 2428 katalog numarası ile kayıtlıdır. Eser katoloğa "Eş'ar" ismiyle, müellifinin ismi ise Yazıcıoğlu Murtaza olarak kaydedilmiştir. Eserden edinilen bilgiler neticesinde müellifin isminin "Yazıcıoğlu Murtaza" değil "Yazıcı Murtaza" olduğu anlaşılmıştır. Yazıcı Murtaza 17. yüzyılın sonlarından 18. yüzyıl ortalarına kadar yaşadığı tahmin edilen bir saz şairidir. Hayatı hakkında kaynaklarda bir bilgiye rastlanılmayan Yazıcı, H.1084/M.1674 yılında Gesi'de doğmuştur. Şairin anne ve babası hakkında bir bilgiye ulaşılamamıştır. Yazıcı'nın ölüm tarihi de bilinmemektedir. Eserden, şairin H.1148/ M.1735 yılına kadar yaşadığı anlaşılmaktadır. Şairin bundan sonra ne kadar yaşadığı ise bilinememektedir. Yaptığımız inceleme, âşık edebiyatının ele alındığı bir giriş ve üç bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde Yazıcı'nın hayatı ve edebi şahsiyeti ile ilgili edinilen bilgiler üzerinde durulmuştur. İkinci bölümde Yazıcı'nın eseri; dil ve üslup, şekil, edebi sanatlar ve muhteva yönünden incelenmiştir. Üçüncü ve son bölümde ise Yazıcı'nın eserinin transkripsiyonlu metni verilmiştir. Yazıcı, âşık edebiyatı geleneğini takip etmesine rağmen divan edebiyatı geleneğine ait şekil ve kalıpları da eserinde kullanmıştır. Şair, eserinde âşık edebiyatına ait türlerden destana daha çok yer vermiştir. Divan edebiyatından ise mersiye, muamma, lugaz, tarih gibi türleri kullanmıştır. Yazıcı Murtaza hece ölçüsünü kullanmakta başarılıdır. Fakat aruz ölçüsünü kullanmakta başarılı olamamıştır. Yazıcı, eserini on üç cüz olarak meydana getirmiştir. Bu cüzlerde muhteva bakımından farklı konuları işlemiştir. Eserde bulunan manzum seyahatname, eserdeki en dikkat çekici metindir. Bu manzumede zikredilen yer isimleri ve bunlar hakkındaki bilgiler önem arz etmektedir. Bunun yanında şair, eserinde toplumsal eleştiriye yer vermiş ve toplumun içinde bulunduğu durumun vehâmetini dile getirmiştir. Şair; Kayserili olması nedeniyle eserinde, Kayseri'nin sosyal hayatını eleştiren bir manzume ile bu bölge esnafını eleştirdiği başka bir manzumeye de yer vermiştir. Yazıcı'nın eserinde diğer dikkat çekici manzume ise İstanbul'un sosyal ve siyasal yapısını anlatan manzumedir. Bu manzume özellikle 18. yüzyıl İstanbul'undaki siyasi ve sosyal yaşantı konusunda bilgiler içermektedir. Anahtar Kavramlar: Âşık Yazıcı Murtazâ, Âşık Edebiyatı, 18.Yüzyılda Osmanlı Şehirleri ve Toplumu.
Eugêne Delacroix'nin araştırıcı sanat eleştirisi yönetimine göre eserinin değerlendirilmesi
Bu araştırma, Eugéne Delacroix'ın eserlerinin, dönemin toplumsal olayları açısından, araştırıcı sanat eleştirisi yöntemine göre incelenmesini içermektedir. Araştırmada Edmund Feldman'ın "araştırıcı sanat eleştirisi" yöntemi esas alınarak, beş resmin analizi yapılmıştır. Bu yöntem dört disiplinden (sanat eleştirisi, sanat tarihi, estetik, sanatsal uygulamalar) biridir. Edmund Feldman'ın araştırıcı sanat eleştirisi yöntemi; betimleme, çözümleme, yorum ve yargı alt başlıklarından oluşmaktadır. Araştırma tarama modelinde desenlenmiş ve bu modele dayalı nitel araştırma yöntemlerinde betimsel analiz yöntemi kullanılarak gerçekleştirilmiştir. Eserler plastik elemanlarının nasıl, hangi amaçlarla kullanıldığı, üslubu, kullanılan simgeler ve yapıldığı dönemin toplumsal olayları göz önünde bulundurularak incelenmiştir. Araştırmadan elde edilen sonuçlara göre sanatçının eserleri, sosyal ve kültürel etmenler göz önünde bulundurularak oluşturduğu genel havayı ve toplum üzerindeki etkilerini yansıtmaktadır. Aynı zamanda sanatçının etkilendiği olayların boyutlarının da gözlendiği bir çalışmadır. Sanatçının eserlerinde kullandığı canlı renkler ve olağanüstü hareketli kompozisyonların, duyguları ayağı kaldıracak, seyirciyi altüst edecek derecede olduğu görülmektedir. Ayrıca, eserlerinde rengin hiçbir zaman sadece araç olarak kullanılmamış olduğu anlaşılmaktadır. Resimlerinde yer alan her renk tıpkı resme hayat veren figürler ya da nesneler gibi anlam ve duygu bütünlüğü içindedir. Sanatçı, "resim sadece göze hitap eden bir sanattır" sözü ile günümüz sanatına kadar bütün resim anlayışlarına ışık tutmuştur. Anahtar kelimeler: Romantizm, Eugéne Delacroix, Resim, Eleştiri.
Reşid Mehmed Efendi Divançesi
Bu çalışmada, XVIII. yüzyıl hattat şairlerinden Reşid Mehmed Efendi'nin hayatı, edebî kişiliği ve Divançe'si incelenmiştir. Çalışma dört bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde Reşid Mehmed Efendi'nin hayatı hakkında bilgiler verilip edebî kişiliği incelenmiştir. İkinci bölümde Divançe'nin incelemesine yer verilmiştir. Divançe'deki nazım şekilleri ve türleri, ahenk özellikleri, dil ve üslup özellikleri ve muhteva özellikleri incelenmiştir. Üçüncü bölümde Divançe metni, dördüncü bölümde transkripsiyonlu metin verilmiştir. Bu çalışma ile kaynaklardan yapılan araştırmalar ve Divançe'den hareketle Reşid Mehmed Efendi'nin Türk Edebiyatı içindeki yeri tespit edilmeye çalışılmıştır.
18.yy siyasi hayatının klasik Türk şiirine etkileri
Edebî eserler, bir milletin geçmişini, medeniyet vasıflarını ortaya koyan çok önemli kaynaklardır. Bir milletin medeniyet vasfını, sanatkârlarına, yazar ve şairlerine, bestekârlarına; yani sanat eserlerine bağlı olarak değerlendirmek, yanlış bir tutum olmayacaktır.Edebî eserin bizatihi kendisi, öznel olması yönüyle, tarih bilimine kaynaklık eden yazılı metinlerden ayrılmaktadır. Bunun içindir ki; bir olayın değerlendirilmesi, vakanüvislere göre farklı şair ve sanatkârlara göre farklı olacaktır. Zira sanatkârın arzu ve telaşı, dış dünyanın mutlak gerçekliğinden ziyade, onun kendisi zâviyesinden görünümü ve yansımasıdır. Dolayısıyla, tarihî bir metindeki doğruluk, divanlarda yer alan bir manzumede, şairin içinde bulunduğu cemiyet hayatı ve bu hayatın şartları; şairin görev yaptığı makam ve o anki hâlet-i ruhiyesine göre değişecek ve şekillenecektir.Bu çalışmamızda, divan şairlerinin siyasi olay ve kişilere yaklaşımını, onlar karşısında tutum ve davranışlarını, içinde bulundukları şartları da göz önünde tutarak değerlendirmeye çalışacağız. Zira divan edebiyatına isim veren ve şairlerin şiirlerinin toplu olarak bulunduğu divanlar, özellikle bu divanlardaki kasideler ve tarih kıt'aları, sadece edebiyat araştırmacısı için değil, tarih bilimcilerinin, sosyo-kültürel alanda çalışmalar yapan araştırmacıların da faydalanabileceği hususiyetleri ihtiva etmektedir.18. yüzyıl siyasî hayatının divanlara yansıması ve etkilerini konu alan tez çalışmamızda, 54 divan üzerinde yapılan çalışmaları (kitap, doktora tezi ve yüksek lisans tezi) inceledik. Bunların dışında, bu yüzyıla ait 44 divan daha tespit etmemize rağmen, bazıları üzerinde tenkitli metin çalışmasının yapılmaması ve bazılarının da çeşitli sebeplerden dolayı YÖK tarafından kısıtlanması sonucu, bu divanları inceleme şansımız olmadı. Tespit edebildiğimiz ve inceleyemediğimiz diğer divanlar, araştırmamızın problemleri bölümünde ayrıca gösterilmiştir.Çalışmamız, dört ana bölümden oluşmaktadır. Bu bölümler,1. 18.Yüzyıl Divan Şairlerinin Dönemin Devlet Adamlarına Bakışı2. 18.Yüzyıl Divanlarında Yer Alan Siyasi Olaylar3. 18. Yüzyıl Sosyal Hayatında Meydana Gelen Bozulmaların Siyasete Yansıması4. Şair ve Siyaset İlişkisibaşlıklarını taşımaktadır.Şairlerin devlet adamlarını ve siyasi gelişmeler karşısındaki tutumları, bir bütün halinde verilmiş, aynı şahıslara ve olaylara farklı şairlerin bakış açıları ortaya konulmaya çalışılmıştır.Bunların değerlendirmeleri gerek ilgili bölümde ele alınmıştır.Bu tutum ve davranışlarda,bakış açılarında bir edebî eser ile tarih belgesi arasında ne gibi farklılıklar olabileceği, olay ve kişilere bakışlardaki farklılıklardan yola çıkılarak genel değerlendirmenin yapıldığı sonuç kısmında ayrıca ele alınıp değerlendirilmiştir.Sosyal Hayattaki Bozulmaların Siyasete Yansıması bölümünde ise, halkın yaşayış ve kültür özelliklerinden ziyade, konumuz gereği, siyasi gelişmelerin ve olayların halk tarafından algılanması yönü üzerinde durulmuş; bu meyanda, idarecilerin, halkın zihniyeti, tavırları şiirlerde aranmış ve ortaya konulmaya çalışılmıştır.Şair ve Siyaset ilişkisinin değerlendirildiği dördüncü bölümde ise, şairlerin hayatları ve bulundukları mevkileri ile siyasi ilişkilerinin divanlara yansıması ele alınarak, şair-siyaset ilişkisinin manzumelerde nasıl ve niçin yer aldığı tespit edilmeye çalışılmış; her şairin, hâmisi ve diğer siyasî kişilere yönelik yazdığı manzumelerin,şiir ve beyit bazında sayısı grafiklerle gösterilmiştir.Bu durum, şair-hâmî ilişkisini ortaya koymakta şüphesiz daha yol gösterici olacaktır.Divan sahibi olup da, manzumelerinde siyasi kişilere veya olaylara yer vermeyen şairlerin durumları da,yine her şairinin ismi altında teker teker ele alınmış ve değerlendirilmiştir.Anahtar Kelimeler: 18.yy Divanları, Siyasi Olaylar, Şair, Siyaset
Eflak ve Boğdan'da Osmanlı hakimiyeti ve Fuad Efendi'nin layihası
Günümüzde Romanya olarak bilinen Eflak ve Boğdan, halk, kültür ve ortak tarihi sebebiyle birlikte anılmaktadır. Birinci bölümde bahsedileceği üzere tarih içerisinde pek çok topluluk ile devletin ilgi odağı olan Eflak ve Boğdan, bir çok devletin hakimiyet sahası olmuş ve bir dönem de Osmanlı Devleti içerisinde özel statüye sahip bir bölge olarak idare edilmiştir.Osmanlı Devleti, Memleketeyn diye tabir ettiği bu bölgeye XVIII. yüzyıldan itibaren Fenerli Beyleri atamıştır. Bu dönem Osmanlı kültür ve uygarlığının Romenleri pek çok alanda etkilediğinin hissedildiği bir dönem olmuştur. XIX. yüzyılda ise bu coğrafyada daha çok Rus nüfuzu etkili olmuş ve Osmanlı Devleti buradaki hakimiyetini kaybetmeye başlamıştır.Yüksek Lisans Tezi olarak sunduğum bu çalışmanın ikinci bölümünde, Eflak ve Boğdan'ın Osmanlı hakimiyetine girene kadar geçirdiği sürece değinilmiş, Osmanlı hakimiyeti altında geçen dönem içerisinde bu bölgenin statüsü, idari safhaları ve bu dönemdeki siyasi gelişmeler ile voyvodaların Osmanlı Devletine karşı sorumlulukları ele alınmış ve XIX. yüzyıl gelişmeleri ile Osmanlı hakimiyetinin kaybolmaya başladığı dönem değerlendirilmiştir.Üçüncü bölümde XIX. yüzyıldan itibaren bölgede başlamış olan Rus işgalleri ile 1848 İhtilali'nin Eflak ve Boğdan'daki yansımaları ele alınmış ve Osmanlı Devleti'nin bu dönemde aldığı önlemlerden bahsedilerek, Fuad Efendi'nin 1848 tarihli Eflak ve Boğdan'a dair layihası Osmanlıca metinden çevrilerek değerlendirilmesi yapılmıştır.Anahtar kelimeler; Eflak, Boğdan, Romanya,Besarabya, Fuad Efendi
Feyzi Halil Paşazâde Divânı
Feyzî Halil Paşazâde 18. yüzyıl divan şairlerindendir. Osmanlı devletinde de#işik makamlarda görev almıştır. İlk olarak kalemden yetişmiş ve hacegân olmuş, daha sonra ise Cebeciler Katipli?ine geçmiş ve 1198'de(1784) vefat etmiştir. Hayatı hakkında yeterli bilgiye sahip de#iliz. Feyzî Bey, devlet görevinin yanı sıra sanata da ilgi duymuş ve ?Dîvân-ı Feyzî Bey? adında bir divan oluşturmuştur. Divanda 142 şiir bulunmaktadır. Çalışmamızın esasını şairin bilinen tek eseri olan bu divan oluşturmaktadır.Çalışmamızın birinci bölümünde Feyzî Halil Paşazâde'nin hayatı, edebî şahsiyeti ve eseri hakkında bilgi verilmiştir. İkinci bölümde ise şairin 142 manzumesinin şekil, tür, vezin ve kafiye özellikleri belirlenmiş, bu bilgiler tablolarla somutlaştırılarak sunulmuş, böylece şairin Divan edebiyatı nazım şekilerini kullanma gücü ortaya konmuştur. Yine ikinci bölümde divandaki şiirlerin muhteva özellikleri ortaya çıkarılarak şairin duygu ve düşünce dünyası, dili kullanma gücü aydınlatılmaya çalışılmıştır. Üçüncü bölümde de divan, Osmanlı Türkçesi'nden günümüz Türkçe'sine transkripsiyon harfleriyle aktarılmış, böylece okuru orijinal metinle yüz yüze getirme imkanı sa?lanmıştır.Şiirleri 18. yüzyıl Divan edebiyatı gelene?i içinde de?erlendirmek gerekir. Çünkü şiirler, gerek muhteva gerekse biçim özellikleri bakımından yaşanılan yüzyılın siyasal, sosyal, kültürel ve edebi unsurlarını taşımaktadır. Bu bakımdan Feyzî Halil Paşazâde, şiirlerine aksettirdiªi duygu ve düşünce dünyasının yanı sıra 18. yüzyıl Divan edebiyatı geleneªini ve dil özelliklerini devam ettiren bir şair olarak incelenmesi gereken bir şahsiyettir.Anahtar Kelimeler: Divan edebiyatı, Dîvân-ı Feyzî Bey, Feyzî Halil Paşazâde, 18. yüzyıl.
Divançe-i Kesbi: transkripsiyonlu metin sözlük - indeks
18. asırda yaşamış olan Mustafa Kesbî'nin bugüne kadar gün ışığına çıkarılmamış "Dîvânçe-i Kesbî " adlı eserini günümüz edebiyat dünyasına kazandırmak amacıyla hazırladığımız bu tez, Dîvânçe-i Kesbî 'nin transkripsiyonlu metnidir. Tarihçi olarak bilinen Kesbî, şiirleri gayet güzel olmasına rağmen şairliği ön plana çıkarılmamış şahsiyetlerdendir. Hakkında ulaşılan bilgi mahdud kaynaklar sebebiyle kapsamlı değildir. En geniş bilgi Franz Babinger'in "Osmanlı Tarih Yazmaları ve Eserleri" adlı eserinde bulunmaktadır. Yapılan araştırmalar sonucunda, Mustafa Kesbî'nin Tırnovî'li olduğu kanısına varılmıştır. Önceki asırlarda yaşamış olan Mehmet Kesbî, şâir Şâhidî neslinden olup Edirnelidir. Ancak Mustafa Kesbî ile karıştırılmamalıdır. Kaynaklarda Kesbî'nin doğum ve ölüm tarihlerine dair bir bilgi yoktur. Kesbî'nin yaşadığı dönem, eserlerinde belirtilen tarihlerden yola çıkılarak bilinmektedir. 1768 Rus seferinde bulunduğu "İbretnümâ-yı Devlet" adlı mecmua tarzındaki tarihçesinde belirten Kesbî'nin aynı yıllarda yazmış olduğu tahmin edilen bir 'divânçesi' bulunmaktadır. Bu eser İstanbul Kütüphanesi'nde 'Kesbî Divanı' adı ile no: 838'de kayıtlıdır. Araştırmalar sonucunda eserin başka bir nüshasına rastlanılmamıştır. 'Kesbî Divânı' adıyla belirtilen eser divanda olması gereken tüm özellikleri taşımadığı için divan olarak değil divânçe olarak değerlendirilmelidir. 53 varaktan oluşan dîvân 124 gazel, 1 tahmis ve 2 kıt'a'dan oluşmaktadır. Varak 4a'da bulunan der-kenar silinmiş olduğu için okunamamıştır. Dîvân üzerinde yapılan bir başka çalışmaya rastlanılmamıştır.VI Şâir, kendinden önceki mümtaz şâirlerin (Fuzûlî, Nailî, Nedim gibi) etkisinde kalmıştır. Şiirlerinden anlaşddığı üzere, şâir Mahallîleşme Akımı'ndan etkilenmiş, Türkçe kelime kullanımına özen göstermiştir. Şiirlerinde yabancı kelime ve tamlamalar çok kullanılmamıştır. Kesbî hakkında yapılan araştırmalarda geniş biyografik bilgiler olmadığı gibi, eserlerini tanıtan ve edebî kişiliğini yansıtan bilgilere rastlamak da mümkün değildir. Edebî kişiliği ile ilgili tüm bilgiler şiirlerinden yola çıkılarak ortaya koyulmuştur. Eserin transkripe edilmesinde çeşitli lügatlerden (Osmanlıca - Arapça - Farsça) faydalanılmıştır. Dîvâçe'nin aslında, bazı kelimeler ve derkenarlardan biri silindiği için okunamamıştır. Halk söyleyişine yakın bir dille yazılmış olan şiirler, klasik edebiyatın önemli saydabilecek naif ve güzel şiirlerindendir.
67 numaralı Ayıntâb Şer'iyye Sicili'nin transkripsiyonu ve değerlendirilmesi (H. 1128-1129 / M. 1716-1717 S. 218-427)
Tarih araştırmalarında Osmanlı Devleti'nin arşiv kaynaklarından olan Şer'iyye Sicil Defterleri, kaydedildikleri dönemin idarî, adlî, sosyal, kültürel, askerî ve ekonomik konuları ile ilgili ayrıntılı bilgiler bulunduran birinci elden kaynaklarındandır. 67 numaralı Ayıntâb Şer'iyye Sicili h.1128/1129 m.1716/1717 tarihleri arasında Ayıntâb mahkemesinde görülen dava kayıtlarının ve diğer makamlardan gönderilen belgelerin deftere kaydedilmesinden oluşmaktadır. Sicilin 218-427 sayfa numaralı kısımları çalışılmış, 112 varakta 318 adet belge incelenmiştir. Bu belgelerde evlilik, mehir, nafaka, vasi tayini, tereke-miras, alım-satım, vakıf, suç ve ceza gibi hukuki içerikli konuların yanı sıra idari içerikli konularada yer verilmiştir. Şer'iyye Sicilinin incelenmesi ile Osmanlı hukuk sistemini işleyişi, Ayıntâb'ın yönetim mekanızması, demografik yapısı, kültürel izleri, halkın sosyal, ekonomik ve dinî yaşantısı, şehirde tarım, hayvancılık, ticari yönden üretim-tüketim kapasitesi gibi alanlarda bilgiler doğrultusunda değerlendirmeler yapılmıştır. Bu araştırmanın amacı Osmanlı arşiv kaynakları kullanılarak Osmanlı dönemi şehir tarihi çalışmalarına bir katkı sağlamaktır. Anahtar Kelimeler: Şeri'yye Sicili, Mahkeme, Kadı, Ayıntâb
Molla Halil es-Si'irdî'nin Nehcü'l-Enâm adlı eserinin belâgat açısından incelenmesi
Molla Halil es-Si'irdî, XVIII. yüzyılın ikinci yarısı ve XIX. yüzyılın birinci yarısında yaşamış, gerek tedrisât gerekse telifât faaliyetleriyle şark medrese geleneğinin en önemli halkalarından biri olmuş Osmanlı dönemi âlimlerinden/müelliflerindendir. İlmî eğitimini Bitlis'in yanı sıra Van, Siirt, Cizre, Musul ve İmâdiyye gibi dönemin en önemli ilim merkezlerinin büyük âlimlerinden alan Molla Halil, İslâmi ilimlerin birçoğunda onlarca eser telif etmiştir. Molla Halil es-Si'irdî, yaşadığı dönemin bütün maddî imkânsızlıklarına rağmen yazdığı kırkı aşkın eseriyle, ilmî kişiliği ve tedrisât faaliyetleriyle kendi döneminde ilmî hareketliliğe ivme kazandırmıştır. Eserlerinin büyük çoğunluğunu nesir bir kısmını ise nazım türünde yazmıştır. Onun şairliğini ve Arap diline hâkimiyetini gözler önüne seren manzum eserlerinden biri de akaid, tasavvuf ve ahlâkla ilgili konuları işlediği Nehcü'l-Enâm adlı eseridir. Molla Halil, Arapça ve Kürtçe olarak kaleme aldığı bu eserinde Arap Dili Belâgatı'nın birçok sanat ve üslûbunu büyük bir ustalıkla kullanmıştır. Molla Halil'in Nehcü'l-Enâm adlı eserini konu edinen bu çalışma iki bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde müellifin hayatına, ilmî kişiliğine ve eserlerine yer verilmiştir. Bu bağlamda çalışmanın temelini oluşturan Nehcü'l-Enâm adlı eserinin üzerinde durulmuştur. Çalışmanın ikinci bölümünde ise Molla Halil'in Nehcü'l-Enâm adlı eseri belâgat ilmi açısından incelenmiştir. Bu bağlamda ilk olarak Nehcü'l-Enâm'da kullanılan me'âni ilminin sanat ve üslûpları analiz edilmiş daha sonra beyan ve bedi' ilminin sanat ve üslûpları sırasıyla tespit edilip örnekler eşliğinde değerlendirmeye tabi tutulmuştur.
1768-1774 Osmanlı-Rus savaşı'nda ayanların rolü
Son 20-30 senede Osmanlı ayanları üzerine çalışmaların sayısı bir hayli artmıştır. Bu çalışmalar çoğunlukla ayanların aile tarihi, yerel yönetimdeki rolleri ve devletle olan ilişkilerine odaklanmıştır. Ne var ki, XVIII. yüzyılda Osmanlı ordusunun mevdundaki artış, bundan kaynaklanan değişim ve ayanların bu değişim içerisindeki yeri çok fazla araştırılmamış konulardır. Bu araştırmada tespit edildiğine göre söz konusu artış Osmanlı Devleti'nin yeni bir tedarik sistemi kurmasına sebep olmuştur. 1768-1774 Osmanlı-Rus Savaşı örneğinde savaş müteahhitlerinin ordunun kurulması ve desteklenmesini sağladığı bu sistemde ayanların üstün pozisyonu göze çarpmaktadır. Müteahhit ayanlar bu savaşta, Osmanlı Devleti'nin eyaletlerden talep ettiği birliklerin büyük bir kısmını celp etmişlerdir. Benzer şekilde ordunun ihtiyacı olan zahirenin çoğunluğu ayanlar tarafından satın alınmıştır. Bu müteahhit ayanlar büyük miktarlardaki celp ve alım işlerini organize ederken diğer ayanlar ise kaza seviyesinde bu işlemlerde onlara yardım etmişlerdir. Osmanlı Devleti'nin bu şekilde ayanlarla çalışması onun 1768-1774 Savaşı'nda daha büyük bir ordu kurmasını ve besleyebilmesini sağlamıştır. Hatta savaşın son iki senesinde masrafları ayanlar tarafından karşılanan birlikler sayesinde Osmanlı Devleti'nin en azından bir sene daha savaş alanında kalabildiği söylenebilir. Ayanların ordunun desteklenmesindeki bu etkin rolü onların devlet kademlerinde yer edinmelerini sağlamıştır. İlk önce kapıcıbaşı unvanına layık görülen bazı ayanlar daha sonra vezirlik rütbesi ile ödüllendirilmiş ve böylece yönetici zümre arasına girmişlerdir.
Hurûf-ı Hecâ Üzre Mürettep Şiir Mecmû'ası (İnceleme-Metin)
Bu çalışmada, XVIII. yüzyılda tertiplenmiş ve müellifi bilinmeyen "Hurûf-ı Hecâ Üzre Mürettep Şiir Mecmû'ası" başlıklı eser, transkribe edilerek söz konusu dönemde kaleme alınmış nazireler ve şiirler tespit edildi. Eserde 25 adet nazire bulunmakla birlikte söz konusu nazireler, Şiirine Nazire Yazılan Şair, Nazireyi Yazan Şair, Vezni, Gazelin Başlığı, Konusu, Redifi, Kafiyesi, Yüzyılları" başlıkları altında incelendi. Gazellerin her birinin hem "nazire" başlığı altında kaydedilmesi hem de model şiirle konu, vezin, kafiye ve redif bakımından benzerlik göstermesi söz konusu gazellerin nazire tanımına ve ölçütlerine uygun olduğunu gösterdi. Konunun daha iyi anlaşılabilmesi adına nazirelerle ilgili bilgiler ve tespitler tablo şeklinde sunuldu. Şairlerin mecmû'ada yer alan şiirleri ile divanlarında yer alan şiirleri ise gazel, beyit ve kelime bakımından karşılaştırıldı. Bu mukayese sonucunda "Nâ'ilî Efendi, Nâbî Efendi ve Fuzûlî" adlı üç şairin şiirlerinin farklı olduğu tespit edildi. Bazı gazellerin şairlerin divanlarında bulunan gazellerle büyük oranda farklılık gösterdiği, bazılarında beyit, bazılarında ise kelime değişikliği olduğu görüldü. Bütün bu unsurlar tablo hâlinde ayrıntılı ve düzenli bir şekilde ortaya konuldu. Yazma nüshada te'lif ve istinsah tarihine dair kesin bir bilgi verilmediği gibi eserdeki şairlere bakıldığında XVI, XVII ve XVIII. yüzyılda yaşamış isimler olduğu görüldü. Mecmû'ada dönem olarak diğer şairlerden geç bir yüzyılda yaşamış oldukları bilinen; Nahifî, Koca Ragıp Paşa ve Kuburizâde gibi şairlerin şiirlerinin kayıtlı olması eserin XVIII. yüzyılda yazıldığı ihtimalini doğurdu. Mecmû'ada XVI. yüzyıldan 9, XVII. yüzyıldan 20, XVIII. yüzyıldan 10 şair mevcut olmasına rağmen 5 şairin de hangi yüzyılda yaşadığı kesin olarak tespit edilemedi. Tez iki bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde "Eserin Müellifi, Eserin İsim Meselesi, Eserin Yazılış Tarihi Meselesi, Nüsha Tavsifi, Mecmû'anın Dış Özellikleri, Muhteva, Mecmû'ada Yer Alan Şairler ve Şairlere Ait Gazel Sayıları" konu başlıkları altında eserin incelemesi yapıldı. İkinci bölümde ise mecmû'anın transkripsiyonlu metni ve özel adlar dizini verildi.
62 numaralı Ayıntâb Şer'iyye Sicili'nin transkripsiyonu ve değerlendirilmesi (H. 12.29.1119/M.26.12.1715 S.01-125)
Bu çalışma, Ayıntâb'a ait H.12.29.1119/M.26.12.1715 (s.1-125) tarihli Şer'iyye Sicilinin traskripsiyon ve değerlendirmesini içermektedir. Çalışmada; Ayıntâb tarihi, Osmanlı hukuku, Osmanlı Devleti'nde kadılık kurumu, şer'iyye mahkemeleri ve şer'iyye sicilleri hakkında bilgi verildikden sonra, 62 Numaralı Ayıntâb Şer'iyye sicilinin içindeki belgeler özetlenip, konularına göre tasnifi ve genel değerlendirilmesi yapılmıştır. Değerlendirmeden sonra ise transkripsiyon metnine yer verilmiştir. İncelediğimiz Ayıntâb Şer'iyye sicili, vasi, nafaka, miras, alım-satım, alacak-verecek, borç, mal davaları, vekil tayini, evlenme, hırsızlık, darp, ölüm olayları, huzur bozucu, eşkıyalık vb. konulara ilişkin belgeler yer almaktaktadır. Bahsi geçen başlıklar altında 62 Numaralı Ayıntâb Şer'iyye sicilinin incelemeye konu olan tarihlerdeki siyasi, iktisadi ve sosyal durum hakkında bazı tespitlerde bulunulmaya çalışılmıştır. Sicilin hazırlandığı dönem, Osmanlının gerileme dönemine denk gelmektedir. Bu dönemde Osmanlı Devleti padişahı III. Ahmet'tir.
Antepli Aynî Divanı'nın bağlamsal dizini ve işlevsel sözlüğü
Bağlamsal dizin ve işlevsel sözlük çalışmaları, edebî eserlerde yer alan kelimelerin ve kelime gruplarının içinde bulundukları bağlamda değerlendirilip anlamlandırılması esasına dayanır. Prof. Dr. İsmail Hakkı Aksoyak yönetiminde başlatılan ve hızla devam eden Tebdiz projesi sayesinde geçmişte yazılan birçok edebî eserde yer alan kelimelerin ve kelime gruplarının bağlamsal anlamı tespit edilmektedir. Böylelikle, günümüzdeki bir okur merak ettiği bir kelime veya kelime grubunun anlamını, içinde geçtiği edebî metnin bağlamından hareketle anlamlandırılmış olarak öğrenebilecektir. Birçok araştırmacı, edebiyatımızın güzide eserlerinde yer alan kelime ve kelime gruplarının bağlamsal anlamını bularak Tebdiz sistemine işlemektedir. Sistemdeki eser ve anlam sayısı günden güne artmaktadır. Furkan Öztürk'ün hazırladığı Baki Divanı Sözlüğü ile başlayan bu akım zenginleşerek sürmektedir. Bu çalışmamızda 18. yy. sonu ile 19. yy. başında yaşamış olan ve edebî ürünlerinin büyük bir bölümünü İstanbul'da oluşturmuş olan Antepli Aynî'nin Divanı'nda yer alan kelime ve kelime gruplarının bağlamsal anlamı incelenmiştir. Çalışmamızda, Prof. Dr. Mehmet Arslan tarafından 2004 yılında Kitabevi Yayınları tarafından yayımlanan Antepli Aynî Divanı adlı eser kullanılmıştır. 827 manzume ve 5022 beyitten oluşan bu edebî eserdeki kelime ve kelime gruplarının bağlamsal anlamlarının bulunup Tebdiz sistemine işlenmesi ile Antepli Aynî Divanı'nın işlevsel sözlüğü oluşturulmuş oldu. Bu çalışmanın hem çalıştığımız eserin hem de ait olduğu dönemin, 18. yy. sonu ve 19. yy. başı, edebî metinlerinin daha iyi anlaşılmasına katkı sunacağı düşüncesindeyiz. Anahtar Kelimeler: Antepli Aynî Divanı, Anlamlandırma, Bağlamsal Dizin ve İşlevsel Sözlük, 18. Yüzyıl, Tebdiz projesi.
Osmanlı-Venedik ilişkileri ve Venedik devlet arşivi "Carte Turche" Defterleri Kataloğu (1702-1720)
Giriş bölümünde XVIII. yüzyılın ilk çeyreğinde Osmanlı Devleti'nin genel durumundan bahsedilmiş, ardından ikinci başlıkta Venedik Cumhuriyeti ile ilişkileri üzerine değerlendirme yapılmıştır. Üçüncü başlık altında kataloğu oluşturulan belgelerin numaralandırılması uygulanan yöntem hakkında bilgi verilmiş, belgelerin değerlendirmesi yapılmıştır. Son bölümde ise zikrolunan defterlerdeki belgelerin özetleri yer almaktadır. Osmanlı-Venedik ilişkisinde Akdeniz ticaretinin önemi, korsanlık ve Garp Ocaklarının iki devlet arasındaki durumu ve diplomatik ilişkide yerine dair çalışmalar yürüten araştırmacılar için hem arşiv belgelerinin içeriği konusunda yardımcı olacak hem de yeni bir perspektif kazandıracaktır.
Avrupa'da 18. ve 19. yüzyılda Türk imgesinin kullanıldığı dört operanın değerlendirilmesi
Birey veya toplumun kendisini nasıl algıladığı sorusunun yanıtlan onun kimliği ya da kimliklerini oluşturur. Başkalarının onun hakkındaki izlenimleri, yargıları imge veya imgeler olarak tanımlanır. Her toplum kendisini dünyanın hatta evrenin merkezine koyar. Bu anlamda imgeler, tarihi köklere dayanmakla birlikte ancak göreceli gerçekleri ifade ederler (Güvenç, 2000). Avrupa operalarında Türkleri konu alan Christoph Willibald Ritter von Gluck'un-Der Betrogene Kadı (Aldatılan Kadı), Wolfgang Amadeus Mozart'ın-Die Entführung Aus Dem Serail (Saraydan Kız Kaçırma), Gioacchino Rossini'nin-Il Turco in Italia (İtalya'da Bir Türk), Giuseppe Verdi' nin-Attila (Attila) adh eserlerinde Türk imgesi 18. yüzyıl ve 19. yüzyıllarda Avrupa'nın Türklere bakış açısı yönünden ele alınmıştır. Türklerle Avrupa'nın askeri ve siyasal açıdan ilk ilişkileri Karadeniz'in kuzeyinden Asya'dan Avrupa'ya ilerleyen Müslüman olmayan Avrupa Hun Türkleriyle başlamıştır. Avrupa-Türk ilişkileri Karadeniz'in güneyinden gelen Büyük Selçuklu, Anadolu Selçuklu ve Osmanlı İmparatorluğu'nda örgütlenen Müslüman Türkler yoluyla sürmüştür. Avrupalının bakış açısına göre Müslüman Türkler Osmanlı İmparatorluğu'nun 1683 yılındaki II. Viyana kuşatmasına kadar Avrupa devletlerine baskı yapmışlar, sınırlarım Avrupa'nın önemli bir bölümünü içine alarak genişletmiş, Avrupa devletlerinin topraklarının önemli bir kısmını ellerinden almışlardır. Bu nedenle bu dönemde Avrupalının zihninde Türkler hakkındaki düşünceler yağmacılık, kıyıcılık şeklinde ve olumsuzdur. Müslüman Türklerle Avrupa ilişkileri Müslüman-Hıristiyan ilişkisi şeklinde anlaşılmıştır. Bu süreç içinde Araplar ve İranlılar da Türk kabul edilmiştir. II. Viyana kuşatmasından sonra Türklerin yenilebilirliği anlaşılmış ve Türklere duyulan korku azalmıştır. Türk tipinin 15. yüzyıldan itibaren Avrupa sahne sanatlarında yer alması İstanbul'un Osmanlılar tarafından 1453 'de fethinden sonra siyasal ve askeri ilişkilerin yanı sıra kültürel ilişkilerle de bağlantılı olarak 1454'deki Rönesans şenliklerinde başladığı anlaşılmaktadır. Şenliklerde soylular Türk biçiminde, Alla turca giyinmektedirler. Bu bir çeşit çağın modası gibidir. vı16. yüzyılda Batı Turquerie ile Osmanlı'nın dolayısıyla Türklerin kültürel açıdan önemli bir etki alanına girmiştir. Bu yüzyılda şenlikler Türklerle İtalyanlar arasında kara ve deniz savaşları konulu gösteriler haline dönüşmüştür. Bu dramatik gösteriler Türklerin yenik düşmesiyle sonuçlanmaktadır. Türklerin Avrupa içlerine ilerleyişleri nedeniyle Türk karşıtı propaganda 16. yüzyıl boyunca yaygınlaşmıştır. Türklerin opera sahnesinde görülmeleri 17. yüzyılın ilk yarısında başlamıştır (And, 1999). 18. ve 19. yüzyıl Avrupa ile Osmanlıların askeri, siyasal ve kültürel açıdan birbirlerini karşılıklı olarak tanıma çabalarının yoğunlaştığı bir dönemdir. Bu çaba kültür ve sanat alanında karşılıklı etki alanlarının doğmasına neden olmuştur. 18. ve 19. yüzyıl operalarında temsil edilen Türk tipinde ise genellikle Türk soyluların asaletine saygı duyulur ancak Türk kültüründeki kadına bakış açısı, Türklerde ahlaki yargılar, kıyıcılık, kaçırma gibi yerleşik konular alay konusu edilmiştir. Araştırmamızda incelenen ve günümüzde sahneye konarak güncelliğini sürdüren Alman/ Avusturya C. W. R von Gluck ve W. A. Mozart, İtalyan G. Rossini ve G. Verdi operalarında Türklere ilişkin bu genel değerlendirmelerin dışına çıkılmamıştır. Anahtar sözcükler: İmge, Türk imgesi, Rönesans, opera, libretto. VII
XVIII. ve XIX. yüzyıllarda İngiliz ve Fransız seyahatnamelerinde Osmanlı toplumu
Sınırlarını XVIII. ve XIX. yüzyıllar olarak belirlediğimiz bu çalışma; söz konusu iki yüzyıllık dönemde dini, siyasi, gezi ve askeri amaçlarla Osmanlı Devleti topraklarına gelen İngiliz ve Fransız seyyahların Osmanlı toplumu hakkındaki izlenimlerini irdelemektedir. Çalışmanın temel amacı Osmanlı sosyal tarihi için önemli kaynaklar arasında yer alan bu seyahatnamelerin aktarmış olduğu bilgiler değerlendirilerek Osmanlı toplumunu ve toplumun sosyal ve kültürel yaşantısını incelemek üzerinedir. Çalışmanın kapsamının belirlenmesinde İngiliz ve Fransız seyyahlarının Osmanlı toplumu hakkında verdikleri bilgiler esas alınmış ve bu hususlar üzerinde durulmuştur. Hem İngiliz hem de Fransız seyahatnamelerini bir arada incelememizin odak noktası ise farklı kültür ve siyasi tabanda olan iki toplum ve seyahatname temsilcilerinin, aynı dönemde farklı perspektiflerle bakmasının temel sebeplerinin neler olduğunun ayrımıdır. Bu temsilcilerin ait oldukları toplumların inançları, bakış açılarındaki farklılıklarındaki abartı, gerçek dışı tasvir, anlatım ve yorumlara sebep olabilmektedir. Çalışmada seyahatnamelerin yanında konu ile ilgili araştırma eserlerden de faydalanılmış ve konu bütünlüğü sağlanmaya çalışılmıştır. Çalışma iki bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde seyahatnamelerin tanımı ve özellikleri, seyyahlar, seyahatnamelerin Osmanlı sosyal tarihi için kaynak değeri ve seyahatnamelerde yer alan resim ve gravürlerin önemi incelenmiştir. İkinci bölümde Osmanlı toplumunun iki ana unsuru olan Müslüman ve Gayrimüslim halkın sosyal yaşamı alt başlıklar altında incelenmiştir. Osmanlı toplumunun aile hayatı, kadınları ve çocukları, evde yaşamı, gelenek görenekleri ile dini inançları araştırılmıştır.
178 numaralı Ankara Şer'iyye Sicilinin (H.1202-1205/M.1787-1791) transkripsiyon ve değerlendirilmesi
Ankara, XVIII. yüzyılda Anadolu Eyaleti'nin bir sancağıdır. Osmanlı Devleti, XVIII. yüzyıl sonlarında Avusturya (1787-1791) ve Rusya (1787-1792) ile savaşmıştır. Bu savaşta Özi kalesi Ruslar tarafından işgal edilmiş (1788), devamında ise Kili, Akkerman, Anapa ve İsmail kalelerinin Rusya tarafından ele geçirilmiştir (1789). Aynı yıllarda Sultan I.Abdülhamid ölmüş (1789) ve yerine III. Selim tahta geçmiştir. Aynı yüzyılın sonlarında Ankara'da ayanlık olayları artmış, Ankara'da üretilen sof miktarı ülke dışından gelen baskılar sonucunda giderek azalmış, yabancı devletlere verilen kapitülasyonlar nedeniyle Osmanlı ekonomisi zayıflamaya başlamıştır. Bu ve benzeri olaylardan diğer Anadolu şehirleri gibi Ankara da olumsuz etkilenmiştir. Kadı sicilleri Osmanlı Devleti'nin taşradaki en önemli görevlisi ve padişah adına hukukun uygulayıcısı olan kadılar tarafından tutulmuşlardır. Bu siciller, Osmanlı şehir tarihine, merkez ve taşra teşkilatına, halkın sosyal ve ekonomik hayatına ışık tutacak birinci elden kaynaklar arasında yer almaktadır. 178 Numaralı Ankara Şer'ıyye Sicili 1787-1791 (H.1202-1205) yıllarını kapsamaktadır. Transkripsiyon metinden yararlanılarak Ankara'nın o yıllardaki idari, sosyo-ekonomik ve kültürel yaşamı incelenmiştir. XVIII. yüzyılın ikinci yarısında Osmanlı Devleti'nde meydana gelen olayların ve merkezi yönetimin kaza idaresine yansımaları ele alınmaya çalışılmıştır. Bu şekilde özelde Ankara şehir tarihine katkı sağlanması amaçlanmıştır.
1761 - 1762 tarihleri arasında Ayntab'da sosyal, siyasi ve iktisadi yapı: 125 Numaralı Gaziantep Şer'iye Sicili metin transkripsiyonu ve değerlendirmesi
Osmanlı tarihinin en önemli arşiv kaynaklarından biri Şer'iyye Sicilleri'dir. Bu belgeler, ait oldukları dönem ve yer hakkında oldukça kıymetli bilgiler ihtiva etmektedir. Bu çalışmamız, Türk tarihi ve kültürü açısından büyük bir önem taşıyan Şer'iyye Sicillerinden H.1175-1176/M.1761-1762 tarihlerini kapsayan GAZİANTEP'te tutulan şer'î mahkeme kayıtlarını içermektedir. Toplam 140 sayfadan oluşan bu Sicil defterinde 384 adet hukuki ve 29 adet de idari içerikli toplam 413 adet belge bulunmaktadır. Bu defter ışığında dönemin Gaziantep'inin idari, sosyal, kültürel, ekonomik durumu ortaya konulmaya çalışılmıştır. Transkripsiyonu yapılan belgeler tasnif ve tenkit edilerek değerlendirmeye tabi tutulmuştur. Transkripsiyonu yapılan belgelerin içerikleri, diplomatik özellikleri, hicri ve miladi tarihleri kısa belge özetleri ile birlikte her belge için ayrı bir tablo içerisinde sunularak okuyucuya kolaylık sağlanmaya çalışılmıştır
Defterdar Sarı Mehmed Paşa'nın "Nesâyihü'l Vüzerâ ve'l Ümerâ" adlı eserinin günümüz devlet yönetimi ve toplum hayatına etkisi bağlamında analizi
Osmanlı İmparatorluğu'nun teşkilat yapısı 'dâire-i adliye' olarak isimlendirilen bir anlayış üzerine kurulmuştur. Devlet, Kanuni Sultan Süleyman döneminden sonra eski ihtişamlı yıllarını gittikçe kaybetmiş idari, mali, eğitim ve hukuk alanlarında çağının gerisinde kalmaya başlamıştır. Osmanlı Devleti'nin tekrar eski gücüne kavuşması amacına yönelik devlet adamları, düşüncelerini ihtiva eden raporlar hazırlamışlardır. Lütfi Paşa, "Âsafnâme" adlı eseri Kâtip Çelebi ise "Düstûrü'l Amel" isimli eserleri kaleme alarak devletin bekası için çözüm önerilerinde bulunmuşlar ve bozulmaların nedenlerini açıklamışlardır. XVIII. yüzyılda Defterdar Sarı Mehmed Paşa ise "Nesâyihü'l-Vüzerâ ve'l- Ümerâ" adlı eseriyle yaşadığı dönemi iyi analiz ederek çözüm önerilerinde bulunmuştur. Çalışmada müellifin bu eserinden yola çıkarak XVI. yüzyılın sonlarından XVIII. yüzyıl' ın ortalarına kadar Osmanlı devletinin yönetim sisteminde ve toplum düzeninde meydana gelen problemlerin neler olduğu ve bunlara ne gibi çözüm önerilerinde bulunduğu ele alınacak bunun yanında eserde yer alan konuların günümüzün devlet yönetimi ve toplum hayatına etkisi bağlamında analizi yapılacaktır.