Court poem
410 theses under this subject heading
Bedreddin Mahmûd'un hayatı, eserleri, edebî kişiliği ve Fevz ü Felâh Mesnevisi (İnceleme-metin)
Bedreddin Mahmûd 15.yüzyılın ikinci yarısı ile 16.yüzyılın başında yaşamış bir âlimdir. Molla Kadı Mahmûd olarak da bilinen Bedreddin Mahmûd'un tespit ettiğimiz dört eserinden biri "Fevz ü Felâh" mesnevisidir. Fevz ü Felâh'ta ayet ve hadislerin açıklamaları, din ve tasavvuf büyüklerinin hikâyeleri ve sözleri yer almaktadır. Eser dinî-ahlâkî-tasavvufî konularda nasihat vermek amacıyla yazılmış ve Sultan II. Bayezid'e sunulmuştur. Eserin tespit edebildiğimiz biri eksik olmak üzere iki nüshası vardır. Tam olan nüsha, eksik olan nüsha ile karşılaştırarak kısmî metin tenkidi yapılmıştır. Kalan bölüm ise tam olan nüsha esas alınarak ortaya konulmuştur. Eserin beyit sayısı 10641'dir.Vesile Eserde hâkim olan nazım şekli mesnevi olsa da kaside, müstezat gibi nazım şekilleri de kullanılmıştır. Tür itibariyle de tevhit, naat, münacat, methiye konularında yazılmış şiirler bulunmaktadır. Fevz ü Felâh edebî tür olarak okuyucuya bilgi vermek, onu eğitmek amacını taşıyan mesneviler grubuna girmektedir. Dinî-ahlâkî yönü ağır basan eserde bazı tasavvufî konulara da yer verilmiştir. Geniş hacimli eser, ele aldığı konular itibariyle "dinî-tasavvufî ve ahlâkî" bir mesnevi kabul edilebilir. Anahtar Sözcükler: Molla Kadı Bedreddin Mahmûd, Fevz ü Felâh, Mahmûdiyye, Mesnevi, II. Bayezid.
Abdurrahmân Şükrî ve Arap edebiyatındaki yeri
ÖZET Bu çalışmada Abdurrahmân Şükrî'nin (1886-1958) hayatı ve modern Arap edebiyatındaki yeri konu edilmiştir. Abdurrahmân Şükrî, Arap edebiyatında yenilikçi bir şair olarak öne çıkmaktadır. Klasik anlayışa sahip şairleri eleştirerek taklitçi geleneğin yıkılmasına ve Romantizm akımının Arap edebiyatında yayılmasına öncülük etmiştir. Abdurrahmân Şükrî, Arap edebiyatı ile İngiliz Romantik ekolün anlayışını birleştirerek yeni bir edebî anlayış ortaya koymaya çalışmıştır. Batı edebiyatından öğrendiği yenilikleri şiirlerinde uygulamaya ve Klasik edebiyatın aşırı şekilciliğine karşı, şiirin içeriğine ve şairin duygularına odaklanmıştır. Çalışmanın giriş bölümünde, Arap edebiyatındaki yenilik hareketlerine, akımlara ve ekollere kısaca değinilmiştir. İlk bölümde Abdurrahmân Şükrî'nin hayatı, eserleri ve edebî anlayışı ele alınmıştır. İkinci bölümde ise şiir anlayışı, edebiyata getirdiği yenilikler, Abbasî Dönemi şairlerine yaptığı eleştiriler, onun Dîvân ekolündeki yeri, İbrâhîm Abdülkâdir el-Mâzinî ile aralarındaki edebî tartışmaları, modern Arap edebiyatındaki yeri ve yenilik hareketlerini savunması ele alınmıştır.
Şeyhülislâm Ebûishâk-zâde ailesinde kaleme alınan divanlarda mûsikî unsurları
Klasik Türk edebiyatında şiir, mûsikî ile daima iç içe olmuş, şairler mûsikî terminolojisini şiirsel ifadenin bir parçası haline getirmiştir. Bu etkileşimin en dikkat çekici örneklerinden biri, en yüksek dinî otorite olan şeyhülislâmlık makamındaki divan sahibi âlimlerin eserlerinde görülür. Şeyhülislâmlık makamının Osmanlı Devleti'ndeki gelişimine bakıldığında, ulema ailelerinin süreklilik arz eden bir yapı oluşturduğu gözlemlenmektedir. Aile içinde kuşaklar boyu aktarılan ilmî miras, aynı aileye mensup birden fazla kişinin ilmiye sınıfında önemli vazifeler almalarının temel etkenlerden biri olmuştur. Bu aileler arasında Hoca-zâdeler yedi şeyhülislâm ile ilk sırada yer alırken, Dürrî-zâdeler altı, Ebûishak-zâdeler ise beş şeyhülislâm ile üçüncü sırada bulunmaktadır. Bu çalışma, Osmanlı ilmiye sınıfının köklü ailelerinden biri olan Ebûishâk-zâdeler'den şeyhülislâmlık vazifesini îfâ eden ve divan sahibi şairlerin divanlarındaki mûsikî unsurlarını incelemektedir. Mûsikînin dinî hükmü etrafındaki tartışmalar devam ederken, fetva makamının zirvesindeki bu şahsiyetlerin divanlarında mûsikîye sanatkârane bir üslupla yer vermeleri, Osmanlı'da ilim ve sanatın nasıl bütünleştiğini göstermesi bakımından önemli bir araştırma konusudur. Çalışmanın kapsamı, Ebûishâk-zâde ailesinden Şeyhülislâm İshâk Efendi, Şeyhülislâm Mehmed Es'ad Efendi, Şeyhülislâm Mehmed Şerîf Efendi, Fıtnat Zübeyde Hanım ve Şeyhülislâm Mehmed Ataullâh Efendi'nin divanları ile sınırlıdır. Bu şairlerin, özellikle de Atrabü'l-Âsâr gibi müstakil bir mûsikîşinaslar tezkiresi kaleme almış olan Es'ad Efendi'nin varlığı, ailenin mûsikî ile olan derin bağını ortaya koymaktadır. Bu divanlar metin tarama yöntemiyle incelenmiş; tespit edilen enstrümanlar, makamlar, usûller ve terimler, Klasik Türk mûsikîsi nazariyatı kaynakları ışığında tanımlanmış ve beyitler içindeki kullanımları edebî sanatlar ve anlam katmanlarıyla birlikte tahlil edilmiştir. Araştırma neticesinde, bu âlim şairlerin mûsikîyi sadece bir şiirsel araç olarak değil, aynı zamanda ruhun manevî hallerini, ilâhi aşka duyulan hasreti ve kâinattaki tevhîdî nizamı yansıtan sembolik bir lisan olarak kullandıkları görülmüştür. Enstrümanları insan hallerinin birer yansıması olarak ele almaları, makamları ise nazarî özelliklerini ve tesirlerini dikkate alarak tevriyeli bir şekilde kullanmaları, onların mûsikî ilmine olan vukufiyetlerini göstermektedir. Dolayısıyla bu çalışma, mûsikî unsurlarının, şairlerin dünya görüşü ve manevî tecrübeleriyle bütünleşerek, dinî ve tasavvufî muhtevayı sanatsal bir dille ifade etme vasıtası olarak nasıl işlev gördüğünü ortaya koymayı hedeflemektedir.
Şiir mecmuası: İnceleme-metin (Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Kütüphanesi Demirbaş No: ı0021123)
Arapça "toplama, bir araya getirme" anlamına gelen "cem" kökünden türemiş olan "mecmua" kelimesi, "toplanmış, bir araya getirilmiş, toplanıp biriktirilmiş" demektir. Şiir terimi olarak ise farklı şairlere ait çeşitli şiirlerin bir araya getirilmesiyle oluşan eserlerin genel adıdır. Şiir mecmuaları Klasik Edebiyatımıza önemli katkılar sağlamaktadır. Müstakil bir divanı olmayan ve tezkirelerde adı geçmeyen şairlerin ve onlara ait şiirlerin ortaya çıkarılmasında, mürettep bir divan oluşturacak kadar şiiri bulunmasına rağmen bunları bir araya getirememiş şairlerin divanlarının oluşturulmasında, çeşitli sebeplerden dolayı şairin divanında yer almamış şiirlerinin tespitinde, bu meyanda tenkitli divan neşirlerinde karşılaşılan birtakım sorunların çözümünde mecmuaların önemli rolü bulunmaktadır. Çalışmamızda, Marmara Üniversitesi Nadir Eserler Koleksiyonu İlahiyat Fakültesi Bölümü'nde I0021123 (02251/021123) demirbaş numarasıyla kayıtlı bir şiir mecmuasının incelemesi yapılmıştır. Bu bağlamda, söz konusu mecmuanın önce şekil bakımından tanıtımı yapılmış; daha sonra ihtiva ettiği şiirlerin özellikleri hakkında bilgi verilmiş ve nihayet bu şiirlerin ilk beyti/bendi bulundukları yaprak numarası, şairlerinin ismi ve nazım şekli ile birlikte bir tablo hâlinde aktarılmıştır. Anahtar Kelimeler : Şiir Mecmuası, Klasik Türk Şiiri
Divan şiirinde aruz tasarrufları
Arap edebiyatında ortaya çıkan aruz vezni, oradan Fars edebiyatına ve nihayetinde de Türk edebiyatına nüfuz etmiştir. Fars aruzu, Fars edebiyat teorisyenlerince sistemleştirilmiştir ancak Türk aruzunda böyle bir seyir izlenmemiştir. Aruzun Türk edebiyatına uyarlanışı yüzyıllar içinde, şairlerin eserlerini oluştururken meydana getirdikleri birtakım tasarruflarla sınırlı kalmıştır. Bu durum, aruz tasarruflarının Türk dilinin yapısına göre değerlendirilmesini zorlaştırmıştır. Türk şiirinde aruz ölçüsünün kullanılmaya başlandığı dönemlerden XIV. ve XIX. yüzyıllar arasındaki Türk şiirinin önemli şairlerinden sayılan Şeyhi, Ahmed Paşa, Baki, Nef'i, Nedim ve Yenişehirli Avni Bey Divanlarının tamamının aruz tasarrufları bakımından incelendiği bu çalışmada, bunlardan hangilerinin kusur, hangilerinin telaffuz çeşitliliği olarak değerlendirilebileceği tespit edilmiştir. Bu tasarruflara, telaffuz çeşitliliği ve telaffuz sapmaları başlıkları altında örnekler verilmiştir. Elde edilen sonuçlar çalışmanın son bölümünde grafiklere yansıtılarak konuyla ilgili sayısal verilerin elde edilmesi amaçlanmıştır. Böylece bu çalışmayla uzun yıllardır şairlere kusur olarak atfedilen birçok uygulamanın, aslında onların aruzu Türkçeye tatbik ederken ortaya çıkardıkları telaffuz çeşitlilikleri olduğunun anlaşılması umulmuştur.
Milli Kütüphanede kayıtlı 06 Hk 3656 şiir mecmûasının MESTAP'a göre tasnifi (1-70) (İnceleme–metin)
Çalışmamız Milli Kütüphane'de 06 Hk 3656 numarayla kayıtlı şiir mecmuasıdır. Mecmûaların günümüzdeki karşılığı şiir antolojileridir. Klasik Türk edebiyatının önemli bir kaynağı olan bu el yazması şiir mecmuaları edebiyat araştırmacılarının başvurdukları önemli eserlerdir. Bu çalışmamız Milli Kütüphane - Ankara Adnan Ötüken İl Halk Kütüphanesinde Mecmûa-i Eş'ar adıyla 06 Hk 3656 dvd numarasıyla kayıtlı olan şiir mecmuasının 1-70. sayfaları arasının incelenmesi ve Mecmûaların Sistematik Tasnifi Projesi'ne (MESTAP) göre tasnifinden oluşmaktadır. Çalışmamızın ilk bölümü "Giriş" bölümünde mecmuanın tanımı yapılıp önemine değinildikten sonra MESTAP hakkında bilgi verilmiştir. "Birinci bölüm"de ise mecmûanın şekil ve muhteva bakımından tanıtımına yer verilmiştir. "İkinci bölüm"de, mecmûanın çeviri yazılı metni yer almaktadır. "Üçüncü bölüm"de mecmûadaki şiirlerin MESTAP'a göre tasnifi yapılmıştır. "Dördüncü bölüm"de ise mecmûada yer alan şairlerin biyografilerine yer verilmiştir.
Milli Kütüphane 06 Mil Yz A 2713 ve 06 Mil Yz A 2762 numaralı şiir mecmuaları (İnceleme, metin ve MESTAP'a göre tasnifi)
Arapça "cem" kökünden türemiş olan "mecmua" kelimesi, "toplama, yığma, toplanmış, birikmiş" anlamlarına gelmektedir. Edebiyat terimi olarak ise farklı şairlere ait olan çeşitli şiirlerin bir araya getirilmesiyle oluşan eserlerin genel adıdır. Şiir mecmuaları, Klasik Türk Edebiyatı çalışmalarına büyük oranda katkı sağlayan ve yazıldıkları dönemin zihniyetini içinde barındıran önemli kaynaklardır. Çalışmamızın konusu, Ankara Milli Kütüphane Yazmalar Koleksiyonu'nda "Mecmûa-i Eşâr" adıyla 06 Mil Yz A 2713 ve 06 Mil Yz A 2762 arşiv numaralarında kayıtlı olan iki şiir mecmuasının incelenmesi ve Şiir Mecmualarının Sistematik Tasnifi Projesi'ne (MESTAP) göre tasnifidir. Çalışmamızın "Giriş" bölümünde mecmuanın tanımına ve edebiyat tarihimizdeki önemine değinildikten sonra MESTAP hakkında bilgi verilmiş, "Birinci Bölümü"nde, bu iki şiir mecmuasının şekil ve muhteva bakımından tanıtımı yapılmıştır. "İkinci Bölümü"nde, bu iki şiir mecmuasının çevriyazılı metnine yer verilmiştir. "Üçüncü Bölümü"nde, her iki şiir mecmuası için ayrı ayrı "Mecmuaların Sistematik Tasnifi Projesi (MESTAP)" tablosu verilmiş, "Dördüncü Bölümü"nde, her iki şiir mecmuasında yer alan şairlerin biyografilerine yer verilmiştir.
Şeyh Gâlib Divanı'ndaki ilk elli gazelin şerhi
Yapılan bu çalışmanın temelini, divan şiirinin son büyük temsilcisi olan Şeyh Gâlib'in divanında bulunan ilk elli gazelin şerhi oluşturmaktadır. Şeyh Gâlib divan şiirinin son büyük temsilcisidir. Nitekim edebiyat araştırmacıları bu konuda ağız birliği etmişçesine aynı fikri savunurlar. Bu çalışmada Gâlib'in divanında bulunan ilk elli gazel şerh edilmiş olup çalışma üç bölümden oluşmaktadır. İlk bölümde şairin hayatı, sanatı ve eserleri üzerinde durulmuştur. İkinci bölümde "şerh" kavramı üzerine açıklamalar yapılmış ve üçüncü bölümde ise divandaki ilk elli gazelin şerhine geçilmiştir. Gazeller incelenirken, ilk olarak gazelin bütünü verilmiştir. Daha sonrasında beyit beyit nesre çevirisi yapılmıştır. Beyitlerde geçen ve anlamının herkes tarafından bilinmediği düşünülen kelimelerin anlamları verilmiştir. Devamında ise her beyit günümüz Türkçesine çevrilmiş ve şerh edilmiştir. Beyitler şerh edilirken kullanılan mazmûnlar, kelimelerin şiirdeki kullanım alanları, anılan tarihi, mitolojik ve dini şahsiyetler elden geldiğince bulunup izah edilmeye çalışılmıştır. Daha sonra şairin bunları hangi çağrışımları kullanarak bir araya getirdiği göz önünde bulundurarak açıklamalar yapılmaya çalışılmıştır. Her beytin sonunda, elden geldiğince edebî sanatlar gösterilmeye çalışılmıştır.
Milli Kütüphanede kayıtlı 06 Hk 3656 şiir mecmûasının MESTAP'a göre tasnifi (71-131)(İnceleme - metin)
Dîvân edebiyatının temelini oluşturan kaynaklar arasında dîvânlar, dinî metinler, siyerler, hadis tercümeleri, mesneviler, gazavatnâmeler, şehrengizler, şu'arâ tezkireleri, çeşitli biyografik eserler, tarihî metinler vb. yanında mecmûalar da önemli bir yer tutmaktadır. Köken olarak Arapça "cemʿ" sözcüğünden meydana gelen "mecmûʿa" sözcüğü, "toplanıp biriktirilmiş, tanzim ve tertip edilmiş şeyler bütünü" anlamına gelir. Bir edebî kavram olarak mecmûa, "farklı kişilere ait metinlerin/metin parçalarının bir araya getirildiği eserler bütünü" anlamına gelmektedir. Şiir mecmûaları, klasik Türk edebiyatı araştırmalarına geniş bir çalışma alanı sağlayan ve yazıldıkları dönemin zihniyetini, edebî zevkini içinde barındıran önemli kaynaklardır. Mecmûaların dîvânı bulunmayan şairlerin şiirlerini ortaya çıkarmak, dîvânlarda yer almayan şiirleri tespit etmek, şairin yaşadığı dönemin veya mecmûayı derleyen kişinin edebî anlayışını belirlemek vb. yönleri düşünüldüğünde neden ele alınıp incelenmeleri gerektiği açık bir şekilde anlaşılacaktır.
Hārezmli Hāfız Divanı'nın kavram sözlüğü
Sözlükler dil zenginliğini ve kültürel bağları göstermesi açıcından önemli bir yere sahiptir. Sözlük sınıflandırmalarında klasik düzenden farklı şekilde hazırlanan ve ilişkilendirilen başlıkların esas alındığı kavramsal sözlükler de mevcuttur. Bunlar; dönemin dili, kültürü, yaşayışı ve toplumla alakalı birçok unsurunu barındırması bakımından özel bir yere sahiptir. Hārezmli Hāfız'ın bilinen tek eseri Divan'dır. Divan'ın kavramsal sözlük şeklinde hazırlanması döneme ışık tutabilmesi açısından faydalı görülmüştür. Hārezmli Hāfız Divan'ı, hacimli ve zengin kelime sayısıyla 15. yüzyıl Çağatay Türkçesiyle alakalı kaynaklık edebilecek bir eserdir. Hakkında sınırlı sayıda çalışma bulunan dönemin aydınlatılması ve alanyazına katkıda bulunulması amacıyla Recep Toparlı'nın Hārezmli Hāfız Divan'ı adlı çalışması baz alınmış ve bilgisayar ortamına aktarılmıştır. Hazırlanan dizin, isim ve isim soylu sözcükleri kapsayacak şekilde düzenlendikten sonra kelimelerin anlamları derlenerek tasnif edilmesi yoluna gidilmiştir. Yapılan ana başlık ve ilişkili alt başlık içeriklerine yerleştirilen kelimelerden kavramsal sözlük elde edilmiştir. Oluşturulan kavramsal sözlüğün otuz ana başlık ve gerekli görülen alt başlıklar ekseninde meydana getirilmesi eserin zenginliğini göstermiştir. En yoğun başlık insan ve insan ilişkilerine dayanan kısımları kapsayan bölümdür. Sevgiliye ve topluma dönük bir sanat anlayışı olan şairin kıyaslama ve ölçü belirten kelimeleri yoğun kullandığı anlaşılmıştır. Sevgili anlamına gelen çokça kelimenin kullanmış olması eserin belirgin özelliklerindendir. Ayrıca sözlükte dinî öğeler ve özel isimlerin sıklığı da göze çarpar. Yapılan çalışma Hārezmli Hāfız'ın Divan'ını ele alan ilk kavramsal sözlük olma özelliği taşımaktadır. Çalışmamızın dönemin edebiyat, siyaset, gastronomi, yargı, tıp, botanik gibi birçok alanı hakkında verilerin ortaya koyulmasına aracılık edeceği ve diğer çalışmalara yön vereceği düşünülmektedir. Anahtar Kelimeler: Hārezmli Hāfız, divan, kavramsal sözlük, Çağatay Türkçesi
Divan şiirinde hurafeler (XVI. yy)
Toplumların kültürel kimliği olan halk inanışları, birçok uygulamayla ve inanç biçimiyle karşımıza çıkmaktadır. Eski adet ve inanışların etkisiyle zamanla farklı bir boyut kazanan kimi inanç ve uygulamalar, toplumsal normlardan olan din olgusuyla her zaman örtüşmeyebilir. Batıl bir boyut kazanan bu yeni uygulamalar, toplumun geneli tarafından kabul görülen hurafelere dönüşerek sahih olanı ile arasındaki farkı da görünmez kılmıştır. Eski alışkanlıkların süreği olan bu hurafelerle ilgili Kur'an-ı Kerim'de net bir ifade yoktur. Kur'an'da Allah tarafından reddedildiği açıkça belirtilen şirk veya şirki çağrıştıran şeyler, dinî açıdan, hurafelerin kaynağı olarak kabul edilmektedir. Hurafeler; eski inanç ve uygulamaların kültürel formlarına büründürülerek ortaya çıkmalarına dayanır. Hurafelerin çoğunun itikadî boyutu olmakla birlikte büyük bir kısmının batıl inanç ve uygulamalara dayandırıldıkları görülmektedir. İslâmiyet'in özünü oluşturan ilkelerle aykırılık teşkil eden, tevhit inancının karşısında konumlanmış düşünce ve inançların tamamı bu kapsamda değerlendirilebilir. Geçmişten miras olarak gelen hurafeler, Osmanlı toplumunda geniş bir taban bulmuştur. Sosyal yaşamın önemli bir parçası olarak varlığını hurafelerden alan divan şairleri de ister istemez etkilenmişlerdir. Şiirlerinin dokusunu yaşadıkları toplumun kültürel kodları üzerine kurgulayan divan şairleri, hurafelere eserlerinde sıkça yer vermişlerdir. Araştırmamızın amacı hurafelerin divan şiirindeki yerini, divan şiirine yansıtılış biçimini, odak noktalarını göstermektir. Araştırmanın konusunu oluşturan hurafelerin 16. yüzyıl divanlarından hareketle şiirlere ne ölçüde yansıdığını göstermek, bilim dünyasının dikkatini divan şiirinin bu yönüne çekmek, konunun etraflıca tartışılmasına olanak sağlayacaktır.
Harputlu Fikret Memişoğlu Divanı (Bağlamlı dizin ve işlevsel sözlük)
Klasik Türk edebiyatı metinlerini anlama ve anlamlandırma çalışmalarında günümüzde birçok metodolojik çalışma yapılmaktadır. Bunlardan biri de bağlamlı dizin ve işlevsel sözlük çalışmalarıdır. Türkiye'de sözlük çalışmaları 19. yüzyıldan itibaren önem kazanmıştır. Türk dilinin tarihî seyri içinde kelimelerin hangi anlamları kazandıkları bütün yönleriyle ele alınarak ortaya konacak metin çalışmalarına zemin teşkil etmiştir. "Tarih ve Edebiyat Metinleri Bağlamlı Dizin ve İşlevsel Sözlüğü Projesi" diğer ismiyle TEBDİZ sistemiyle beraber bu metodu kullanmak da metinler üzerine yapılacak çalışmalara büyük katkı sağlamıştır. Bağlamlı dizin, bir şairin kullandığı sözcükleri, metinde geçtikleri yeri ve kullanım sıklığını gösterecek biçimde alfabetik olarak sıralamaktır. Böyle bir sıralama, kelimenin hangi bağlamlarda kullanıldığına açıklık getirir. İşlevsel sözlük, bu çalışmanın sonunda ortaya çıkar ve kelimelerin cümle bağlamında diğer kelimelerle kurduğu ilişkiden hareketle onlara anlam kazandırır. Klasik edebiyat araştırmalarında, metnin daha iyi anlaşılabilmesi için sözlük çalışmalarının oldukça önemli bir yeri vardır. Bu tez çalışmasında bağlamlı dizin ve işlevsel sözlük yöntemiyle hazırlanan Harputlu Fikret Memişoğlu Divanı üzerinde çalışılmıştır. Fikret Memişoğlu ve eserleri ile Divan'ının edebiyata katkıları üzerine bilgilere de bu çalışmada yer verilmiştir. Tez çalışmasının bu alanda yapılacak araştırmalara katkı sunacağı düşünülmektedir.
Gelibolulu Mustafa Âlî Divanı'nda ülke ve şehirler
Edebiyat; malzemesi dil olan bir güzel sanat etkinliğidir ve psikoloji, sosyoloji, tarih, felsefe, coğrafya gibi pek çok bilim dalıyla ilişkilidir. Edebiyatın ilişkili olduğu bu dalların en başta geleni ise coğrafya ve tarihtir. Çünkü içinde bulunulan coğrafya ve yaşanılan dönem insan yaşamını şekillendiren, etkileyen en önemli faktörlerdir. Edebi metinler; eseri meydana getiren şair ya da yazar hakkında bilgi verirken aynı zamanda yazıldığı döneme ve topluma ışık tutan bir ayna işlevi görür. Edebi eser, onu meydana getiren yazar ve toplumdan bağımsız değildir. Bu bağlamda yaşanılan yer/ coğrafya ve yaşanılan çağ/ dönem şairin/ yazarın hayatında önemli bir faktör olarak göze çarpar. Dış dünyayı, kurmaca anlatımla bir araya getiren şair/ yazarlar coğrafyaya ve ona dair unsurlara eserlerinde yer verirler. Edebiyatımızda XVI. yüzyılın önde gelen şairlerinden olan ve aynı zamanda tarihçi ve seyyah kimliğiyle de tanınan Gelibolulu Mustafa Âlî Dîvân'ında edebiyat- tarih- coğrafya ilişkisinin en güzel yansımaları görülür. Bu çalışmanın konusunu Gelibolulu Mustafa Âlî'nin bizzat gittiği ülke ve şehirler oluşturmaktadır. Ortaya konulan çalışma klasik Türk şiirinde ülke ve şehirlerin sadece bir şair değil, aynı zamanda bir seyyah ve tarihçinin kaleminden bakışını yansıttığı için önemli olup klasik Türk edebiyatının zenginliğini de göstermeyi amaçlamaktadır. Anahtar Sözcükler Dîvân şiiri, Gelibolulu Mustafa Âlî, coğrafya, edebiyat, seyyah.
14-15. yüzyıl divan şiirinde renkler
Yedi bölümden oluşan bu tez, 14. ve 15. yüzyıllarda yazılmış divanlarda, mesnevilerde ya doğrudan söylenen ya da türlü benzetmelerle beliren renklerle ve onların anlattıklarıyla ilgilidir. Bu tezde, bazı renk adlarının karşılıkları ortaya konmaya çalışılmıştır. Kimi renklerin birbirlerinin yerlerine kullanılmalarının nedeni araştırılmıştır. Beyitlerde çoğunlukla birbirinin karşıtı olarak yer alan, ak ve kara renkli kişiler, olgular, eylemler ele alınmıştır. Şairlerce dile getirilen, hissettirilen bazı duyguların renkleri saptanmıştır. Ele alınan duygular ile saptanan renkler arasındaki ilişkiler ulaşılan bilgilerle açıklanmıştır. Bazı ulusların, toplulukların, peygamberlerin, dinî kişilerin, varlıkların renkleri tespit edilmiştir. Elde edilen veriler, bilgiler ve kanılar doğrultusunda yorumlanmıştır. Doğaya ait unsurların gerçekte hangi renkte veya renklerde bulundukları incelenmiştir. Bu unsurların şiirlerde hangi renkleriyle yer aldıkları, şairlere ne gibi hayaller kurdurdukları, benzetmeler yaptırdıkları tespit edilmeye, açıklanmaya çalışılmıştır. Masalların, ülkülerin getirdiklerinin, kutlamaların, kullanılan kimi eşyaların, yiyeceklerin, içeceklerin, insanoğluna özgü kimi durumların, olguların, olayların ve daha başkalarının renkleri belirlenmiştir. Bunların neden ve nasıl bu renkte oldukları araştırılmıştır. Göklerin, gezegenlerin, yıldızların, cennetlerin, cennettekilerin, cehennemin ve cehennemdekilerin eserlerde hangi renklerle yer aldıkları, betimlendikleri ortaya konmuştur. Bu renklerin yıldız bilimine, dinî metinlere, anlatılara uzanan kökenlerine değinilmiştir. Anahtar Sözcükler 14. yüzyıl, 15. yüzyıl, divanlar, mesneviler, renkler.
Ali Emiri Manzum 547'deki şiir mecmuası (Vr. 75b - 100b) (İnceleme - metin)
Bu çalışma, "Millet Kütüphanesi Ali Emiri Koleksiyonu Manzum:547 Mecmuâ-yı Eş′âr " numarada kayıtlı olan içinde nazîrelerin de olduğu şiir mecmuasının 75b-100b varaklarının transkripsiyonlu metninden ve bu metnin fiziksel incelemesinden oluşmaktadır. Transkripsiyonlu metin hazırlandıktan sonra bu bölümün içeriği hakkında inceleme tarafımızca yapılmıştır. İstinsah tarihi hakkında bir bilgi yer almayan mecmua toplamda 149 varak olup türü nazîre mecmuasıdır. Mecmuada en fazla 17. yüzyıl şair ve şiirleri yer almaktadır. Anahtar Kelimeler: Mecmûa, dîvân, nazire, gazel, şair.
Süleymaniye kütüphanesi yazma bağışlar 5879'daki şı̇ı̇r mecmuası (100a-150b) (İnceleme-metin)
Bu çalışma, Süleymaniye Kütüphanesi Yazma Bağışlar 5879'daki şiir Mecmuasının 100a-150b varaklarının transkripsiyonlu metninden ve bu metnin fiziksel incelemesinden oluşmaktadır. Transkripsiyonlu metin hazırlandıktan sonra bu bölümün içeriği hakkında inceleme tarafımızca yapılmıştır. Anahtar Kelimeler: Mecmûa, dîvân, gazel, şair.
Ahmet Yesevî'nin hikmetleri ile Yunus Emre Divânı'nın hayatın geçiş dönemleri açısından karşılaştırılmalı olarak incelenmesi
Hoca Ahmet Yesevî ve Yunus Emre edebi değerleri olduğu kadar şahsi ve manevi değerleri ile de bizleri biz yapan, çağına ve sonrasına yol gösterip açan, aklen ve ruhen insanlığı arındırıp besleyen iki büyük gönül insanıdır. Ömürlerini aşk, hoşgörü, din, ahlak, tasavvuf, iyilik ve güzellik gibi yüce değerler uğruna adamışlar, yaşamış ve yaşatmışlar ayrıca vefatlarından sonra da öğretileri ve eserleri ile insanlığa ışık tutmuşlardır. Çalışmamız da bu iki güzide şahsiyetin hayatları ile birlikte, hayatları ışığında eserlerine yansıyan geçiş dönemlerine vurgu yapılmaktadır. Doğum, hayat ve ölüm esasları üzerinden eserler incelenmiştir. Her iki sanatkârın benzer ve farklılıklarıyla birlikte, etkileri ve fikri yapıları da ele alınmıştır. Örnekler ile birlikte, şahsiyetlerin özellikleri de ön planda tutulmuştur. Yaratan ve yaratılan nazarındaki duruşları, tutumları ve sunuşları ortaya konulmuştur. Bu çalışma şahsiyetlerin sanatkârane kişilikleri ile birlikte birer derviş ve manevi gönül insanı olmaları hasebiyle tasavvufi bir çalışma olarak da düşünülebilir. Bilim ve gönül birlikteliği içerisinde sunulan eserler üzerine çalışmalar da bu yönde değerlendirilmektedir. Anahtar Kelimeler: Ahmet Yesevî, Yunus Emre, Aşk, Tasavvuf, Hayat, Din, Hoşgörü, Geçiş Dönemleri
XIX. yüzyıl divan şiirinde hiciv ve sosyal eleştiri
Sanatçının içinde yaşadığı toplumdan bağımsız düşünülmesi mümkün değildir. Toplumun bir ferdi olan sanatçı her ne kadar bireysel konular üzerinde yoğunlaşsa da kendisini sosyal hayattan tamamen soyutlayamaz. Bütün sanat eserleri için geçerli olan bu durum edebî eserler için de geçerlidir. Hep hayal aleminde olmakla itham edilen divan şairi de hayatla bağını koparmamıştır. Bu edebî geleneğin malzemesinin büyük çoğunluğunu içerisinde barındıran divan metinlerinde içtimaî hayata dair çokça unsur vardır. Bu bağlamda şair çevresinde karşılaştığı aksaklıkları dile getirmekten geri kalmamıştır. Şahıs, kurum veya bir topluluğa karşı yazılan şiirleri hiciv kavramı karşılamaktadır. Aksaklıklar hicvedilirken birtakım unsurlardan faydanılmıştır. Bunların başında edebî sanatlar ve mizah gelmektedir. Estetik değere sahip olan hicivlerin yanı sıra hakaret ve sövgüye dayalı hiciv örnekleri de mevcuttur. Bu çalışma ile XIX. yüzyıl divan şiirinin farklı bir cephesinin ortaya çıkarılması amaçlanmıştır. Bu çerçevede XIX. yüzyıl divanları hiciv ve sosyal eleştiri bağlamında taranmıştır. Ortaya çıkan malzeme değerlendirilip sınıflandırılarak son asır klasik Türk şiirinin divanlar özelindeki hiciv ve sosyal eleştiri tarafı ortaya konulmuştur.
Nef'î'nin kasidelerine semantik bakış
17. yüzyıl klasik şiirinde özellikle kaside alanında kendi dönemindeki ve kendisinden sonraki dönemde yaşayan şairleri etkilemiş olan Nef'î; övgü, yergi ve fahriyeleri ile meşhur önemli bir şairdir. Yapılmış olan çalışma, klasik şiirin mihenk taşı sayılan bu şairin kasideleri üzerinedir. Şaire ait divanın özellikle kaside kısmı irdelenerek şiirlerinde kullanmış olduğu kelimeleri, benzeyen kendisine benzetilen çerçevesinde soyut kavramlara nasıl bir somutluk yüklediği üzerinde durulmuştur. Birini anlamanın en güzel yolu onu dinlemekten ve kelimelerinin tuttuğu yol takip ederek söylediklerini tahlil edebilmekten geçer. Bu bağlamda yapılan çalışmada da kasidelerinde kullandığı kelimeler gözlemlenerek onun zihin dünyasını, döneminin psikolojisini ve sosyolojik durumunu şiirlerinde tercih etmiş olduğu kelimeler nispetinde anlamak hedeflenmiştir. Çalışmanın birinci bölümünde şairi, yaşadığı zamanı, onun edebî şahsiyetini anlamak maksadı ile hayatına dair genel bir çerçeve çizilmiştir. İkinci bölümde, kasideleri benzeyen- kendisine benzetilen çerçevesinde soyut kelimelerin yüklendiği somut manalar detaylı bir şekilde incelenmiştir. Üçüncü bölümde, bütün bunlar çerçevesinde şairin ruh dünyası, dönemine bakışı ve edebî görüşüne dair genel bir değerlendirme yer almaktadır. Son bölümde ise kullandığı kavramlar genel bir yargıya varılarak benzeyen- kendisine benzetilen listesi halinde alfabetik olarak sıralanmıştır. Anahtar Kelimeler: Nef'î, Kaside, Soyut Kavramlar, Klasik Şiir, Benzeyen- Kendisine Benzetilen
Süleymaniye kütüphanesi Ali Nihad Tarlan koleksiyonu 68 numarada kayıtlı Cemʿüˈn-nezâir isimli şiir mecmuası (1b-47b) (İnceleme, transkripsiyon, dil içi çeviri, sözlük)
Bu çalışmada Süleymaniye Yazma Eserler Kütüphanesi Ali Nihad Tarlan Koleksiyonu 68 numarada kayıtlı şiir mecmuasının 1b-47b sayfaları incelenmiştir. Mecmuanın sonunda yer alan "Tarihü'l-Kitâb" başlığı altındaki kayda göre mecmuanın müstensihi Dağıstanlı Seyyid Mehmed Said oğlu Seyyid Mehmed'dir. Mecmua Cemʿüˈn-nezâir adıyla 7 Ramazan 1151/1738 yılında yazılmıştır. Bu mecmuanın çalıştığımız kısmında, çoğunluğu XVI. yüzyılda yaşamış 55 şaire ait 209 şiir bulunmaktadır. Bu çalışma, 1b-47b sayfalarının transkripsiyonlu metni, dil içi çevirileri, fiziksel incelemelerinden oluşmaktadır. Mecmuanın ilgili kısmının transkripsiyonu ve dil içi çevirisi yapıldıktan sonra, ortaya çıkan metin içerik açısından da incelenmiştir. Çalışmanın sonuna çalışmamızda geçen kelimelerden oluşan seçme bir sözlük eklenmiştir. Anahtar Kelimeler: Mecmua, şiir, divan, şair
Millet Kütüphanesi Ali Emîrî Manzum 593 numaralı şiir mecmuası: İnceleme, metin, dil içi çeviri, mecmuaların sistematik tasnifi projesi'ne (MESTAP) göre tasnifi
Bu çalışmada Millet Kütüphanesi Ali Emîrî Manzum bölümünde yer alan 593 numaralı şiir mecmuası incelenmiştir. Îdî Çelebi tarafından tertip edilen söz konusu mecmua 73 varaktan ibaret olup 17. yüzyılda derlendiği tahmin edilmektedir. Çalışmanın giriş bölümünde mecmualar ve Mecmuaların Sistematik Tasnifi Projesi hakkında bilgi verilmiştir. Birinci bölüm inceleme konusu şiir mecmuası hakkında genel bilgilere, ikinci bölüm mecmuanın muhtevasının incelenmesine ayrılmıştır. Üçüncü bölüm ise mecmua metninin çeviri yazıyla tespiti ve dil içi çevirisini ihtiva etmektedir. Mecmuanın Mestap'a göre tasnifi ve tıpkıbasımı çalışmanın sonundaki ekler bölümünde yer almaktadır. Anahtar Kelimeler: mecmua, şiir, dil içi çeviri, Mecmuaların Sistematik Tasnifi Projesi, Mestap
Avnî ve Muhibbî divanlarında savaş ve savaş unsurlarının kullanım alanları
Osmanlı'nın her döneminde sanatçı ve şairler himaye edilmiş, sanatsal faaliyetler saray ve devlet büyükleri tarafından desteklenmiştir. Saray ve devletin merkezi olan padişahlar da şiirle meşgul olmuştur ve bir kısmının divanı bulunmaktadır. Divan tertip eden ilk şair-padişah Avnî mahlasını kullanan Fatih Sultan Mehmed'tir. 15. yüzyılın önemli şairleri arasında kabul edilen padişahın hacimli olmayan bir divanı bulunmaktadır. 16. yüzyılda yaşamış ve hanedanın diğer mensuplarına göre daha uzun süre hükümdarlık yapmış olan Kanunî Sultan Süleyman ise Muhibbî mahlası ile şiirler yazmıştır. Muhibbî Divanı klasik Türk edebiyatında tertip edilmiş en hacimli divanlardan biridir. Bu çalışmada; hayatlarının ciddi bir bölümünü savaş ve seferlerle geçiren Avnî ve Muhibbî'nin divanlarında savaş ve savaş unsurlarının kullanım alanları belirlenerek şairlerin bu unsurları şiirlerine yansıtma biçimleri tartışılmıştır. Bu doğrultuda beyitler tespit ve tasnif edilmiştir. Tespit ve tasnif edilen beyitler sıralanırken 15. yüzyılda yaşamış olması sebebiyle öncelik Avnî'nin beyitlerine verilmiştir. Daha sonra benzer bir kullanım varsa Muhibbî'nin beyitleri hemen ardına yazılarak beyitler mukayese edilmiştir. Beyitler mukayese edilirken söz konusu kavramın beyitte ne anlama geldiği ifade edilmiş ve içerdiği gerçek ve mecaz anlam katmanları değerlendirilmiştir. Değerlendirme yapılırken farklı ve benzer kullanım alanları göz önünde bulundurulmuş, kavramların Türk kültür ve edebiyatında edindiği konumları ve tarihsel arka planları araştırılmıştır. Her kullanım alanı kendisiyle ilgili içerdiği mazmunlar çerçevesinde açıklanmış ve iki şairin bu unsurları hangi açılardan ele alarak işlediği karşılaştırılarak sonuca gidilmiştir. Böylelikle şairlerin şiirlerinin savaşla olan bağlantısı gün yüzüne çıkarılmış; tarihsel gerçekliği olan beyitlerin açıklanmasıyla da padişahların şairlik ve hükümdarlıklarını şiirlerine ne ölçüde ve nasıl yansıttığı ortaya konmuştur. Anahtar Kelimeler: Avnî, Muhibbî, Divan, Klasik Türk Şiiri, Savaş.
Ahmedî, Kadı Burhâneddîn ve Seyyid Nesîmî divanlarında nebâtî unsurlar
Ahmedî, Kadı Burhâneddîn ve Seyyid Nesîmî bugün yazılı olarak bulabildiğimiz ilk divanların sahipleridirler. Bir devrin başlangıcını temsil eden bu divanlar elimizde bulunan en eski divan örnekleri olmaları hasebiyle bu dönemin sanat anlayışını inceleyebilmek adına en büyük yardımcılarımızdır. Çeşitli temalar çevresinde divanların tahlillerini yapmak dönemin anlayışını anlamlandırabilmek için önemlidir. Tema olarak içinde yaşadıkları hayatın vazgeçilmez bir parçası olan bitkiler tercih edilmiştir. O devirde şairin tabiata bakışı ve onu anlamaya çalışma şekli beyitler yoluyla tetkik edilmeye çalışılmıştır. Bu çalışmanın amacı elimizde bulunan ilk divanları inceleyerek klasik edebiyatın iptidai olarak adlandırabileceğimiz devresinde tabiata bakışın nasıl olduğunu anlamaya çalışmaktır. Bahsedilen üç divandaki nebâtî unsurlar karşılaştırılmalı olarak ele alınmıştır. Ahmedî divanında 130, Kadı Burhâneddîn divanında 100 ve Seyyid Nesîmî divanında 85 nebâtî unsura tesadüf olunmuştur. Belirlenen kelimeler çiçekler, ağaçlar, meyveler ve hubûbat olmak üzere dört bölümde ele alınmıştır. Şairlerimizi daha yakından tanıyabilmek için öncelikle hayatları incelenmiştir. Sonrasında nebâti unsurların toplumumuz için önemi aktarılmıştır. Dört ana başlık altında incelenen nebatlar kullanım sıklıklarına göre sıralanmıştır. Ele alınan bitkilerle ilgili önce sözlük bilgileri verilmiş daha sonra tasnife göre örnek beyitlerin gerekli durumlarda nesre çevirisi verilmiş yahut açıklama yoluna gidilmiştir. Son kısımda ise istatistiksel bilgi verilerek üç şairin nebâtî unsurları kullanım sıklığı arasında mukayese yapılarak analiz edilmeye çalışılmıştır. Anahtar Kelimeler: Ahmedî, Kadı Burhâneddîn, Seyyid Nesîmî, klâsik Türk şiiri, bitkiler.
Ümîdî Divanı'nda sevgilinin güzellik unsurları
Ümîdî (ö. 1571) on altıncı yüzyılda yaşamış Osmanlı divan şairidir. Günümüze ulaşan bir Divan'ı bulunmaktadır. Bu Divan'ın şu ana dek tespit edilebilen dört nüshası kayıtlarda yer almaktadır. Ümîdî Divanı, daha önceden ayrıntılı olarak incelenmemiş olmasıyla ilgi çekiciliğini korumaktadır. Bu çalışma, Ümîdî'nin Divanı'ndaki sevgilinin güzellik unsurlarını, deyimler ve tekrarlanan kelime gruplarının tespitini hedeflemektedir. Ümîdî şiirlerinde edebî sanatları ve deyimleri maharetle kullanarak eserini ortaya koymaya çalışmıştır. Şiirlerinde deyimlere sıklıkla yer vermesi ayırt edici özelliği olarak karşımıza çıkmaktadır. Şairin Divanı'ndaki şiirleri, maharetini göstermesinin yanı sıra döneminin edebî anlayışına da ayna tutmaktadır. Tezin birinci bölümünde sevgilinin güzellik unsurları, ikinci bölümünde ise şairin şiirlerinde kullanmış olduğu deyimler ve tekrarlanan kelime grupları incelenmeye çalışılmıştır. Anahtar Sözcükler: Ümîdî, Divan, Güzellik unsurları, Deyimler, Tekrarlar.