Diabetes mellitus-type 2
364 theses under this subject heading
Tip 2 diabetes mellituslu hastalarda uyku kalitesi ve depresyonun iyilik durumu üzerine etkisi
Amaç: Bu çalışmanın amacı, Tip 2 Diabetes Mellitus (DM)'li hastalarda uyku kalitesi ve depresyonun iyilik durumuna etkisini araştırmaktır. Yöntem: 01 Nisan 2019- 30 Haziran 2019 içerisinde Aile sağlığı merkezlerine başvuran son bir ay içerisinde kan tetkiki yapılmış olan Tip 2 Diyabet tanılı hastalar ile gerçekleştirildi. Hastalara iki aşamalı anket çalışması uygulandı. Anketin ilk kısmında demografik ve klinik özellikler, ikinci kısımda ise Pittsburgh Uyku Kalitesi Ölçeği (PUKİ), WHO-5 İyilik Durumu indeksi ve Beck depresyon ölçeği (BDÖ) kullanıldı. Analiz için SPSS 21 paket programı kullanıldı ve p<0.05 anlamlı olarak kabul edildi. Bulgular: Çalışmamızda hastaların yaş ortalaması 56,25 yıl olup 79 (%53)'u kadındı. Kadın hastaların BDÖ skoru yüksek saptandı (p=0,025). Yaş, medeni hal, eğitim, sigara, takip yeri, takip süresi, diyet, DM süresi, insülin kullanma süresi, açlık kan şekeri ve HbA1c düzeyini, HT ve HT dışı kronik hastalık varlığının; WHO 5 iyilik durumu, BDÖ ve PUKİ skoru ile arasında ilişki saptanmadı. Çalışılan meslek ile kategorize edilmiş BDÖ skorları arasında anlamlı ilişki bulunmuştur (p=0,045). Gelir düzeyi ile PUKI arasındaki ilişki, gelir düzeyi arttıkça PUKİ skorunun "Kötü" kategorizasyonunda artış olması yönündeydi (p=0,024). Hastalarımızın VKI ortalaması 29,94±4,85 kg/m2 (min:19,7 kg/m2–mak:47,6 kg/m2) olarak saptandı. VKİ'nin BDÖ (r=0,112; p=0,175) ve PUKİ (r=0,172; p=0,036) skoru arasında pozitif yönlü korelasyon saptandı. Tedavi şekli ve uyku kalitesi arasında ilişki istatistiksel olarak anlamlı olup OAD alan ile OAD ve insülini beraber alan hastaların uyku kalitesi anlamlı olarak daha kötüydü (p=0,008). Uyku ilacı kullanan hastaların BDÖ depresyon skoru anlamlı olarak yüksek bulundu (p=0,007). Aynı zamanda bu hastaların uyku kalitesinin anlamlı olarak kötü olduğu saptandı (p=0,003). Retinopati gelişen hastaların BDÖ skorları anlamlı olarak yüksek saptandı (p=0,003). Nöropati gelişen hastaların uyku kalitesinin kötü olduğu istatistiksel xi olarak anlamlı bulundu (p=0,028). Uyku ilacı kullanan hastaların BDÖ skoru yüksek (p=0,007) ve uyku kalitesi anlamlı olarak bozuktu (p=0,003). BDÖ ile WHO 5 indeksi skorları arasında negatif korelasyon saptanmış olup istatistiksel olarak anlamlı bulundu (r=-0,344; p=0,001). PUKI ile WHO 5 indeksi skorları arasında da istatistiksel olarak anlamlı olan negatif korelasyon saptandı (r=-0,288; p=0,001). Sonuçlar: DM'de gerek hastalığın kendisi gerekse yol açtığı komplikasyonlar hastalarda depresyon, iyilik hali ve uyku kalitesinde bozulmalara yol açmaktadır. Anahtar kelimeler: Diyabet, Depresyon, İyilik durumu, Uyku kalitesi
Muğla Eğitim ve Araştırma Hastanesi İç Hastalıkları Polikliniğine başvuran tip 2 diyabetik hastaların diyabet öz yönetiminin değerlendirilmesi
Bulgular: Bu çalışmada Tip 2 diyabetik hastalarının diyabet öz yönetimlerinin değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Araştırmamız, kesitsel bir çalışma olarak planlanmış olup Mart-Nisan 2021 tarihleri arasında, Muğla Eğitim ve Araştırma Hastanesi İç Hastalıkları polikliniğine başvuran 377 Tip 2 Diyabet tanılı hasta üzerinde, katılımcılarla birebir anket uygulaması ile veri toplanarak yapılmıştır. Diyabete yönelik değerlendirmenin yapılması amacıyla araştırmacı tarafından literatür taranarak hazırlanan sosyodemografik form ve Tip 2 diyabetli kişilerde diyabet öz yönetim ölçeği kullanılmıştır. Elde edilen veriler uygun istatistiksel yöntemlerle değerlendirilmiş ve tüm analizlerde istatistiksel anlamlılık düzeyi p<0,05 kabul edilmiştir. Bulgular: Çalışmaya katılan hastaların yaş ortalaması 62,1 ± 12,2 yıl olup katılımcıların %55,4'ü erkek ve %44,6'sı kadın olarak saptanmıştır. Katılımcıların %80,6'sı evli, %44,9'ü ilkokul mezunu, %44,8 emekli, vücut kitle indeksi (VKİ) ortalaması 29,7±4,9, %44,6'sı obez olarak bulunmuştur. Katılımcıların diyabet öz yönetim ölçeğinden aldığı puanlar karşılaştırıldığında; cinsiyet, eğitim seviyesi, VKİ durumu, ailesinde diyabet hastalığı olanlar, diyabet eğitimi alma, diyabet tanı süresi, diyabete ek başka kronik hastalık varlığı, diyabet tedavi şekli, tedaviyi düzenli kullanımı, grip aşısı yaptırma, zatürre aşısı yaptırma, son 1 yılda diyabetle ilgili hastaneye başvuru ve pandemi döneminde diyabet takipleri açısından anlamlı fark saptanmıştır (p<0,05). Sonuç: Çalışmamızdan sonuç olarak tip 2 diyabetli hastalarında diyabet özyönetiminin diyabetin önemli bir basamağı olduğu, hastaların her muayene sırasında diyabet eğitimlerinin verilmesi önemlidir. Anahtar Kelimeler: Tip 2 diyabet, öz yönetim, diyabet öz yönetim ölçeği
Investigating the role of serum prolidase enzyme activity and inflammatory laboratory parameters during the progression of type 2 diabetes mellitus
Objective: Prolidase enzyme is a cytosolic metalloproteinase that hydrolyzes the iminodipeptides with proline or hydroxyproline at the carboxy terminal end. It plays a crucial role in regulating the collagen turnover which is believed to be affected by the chronic inflammatory response, one of the main characteristics of type 2 diabetes mellitus. Therefore, this study aimed to investigate the role of serum prolidase enzyme activity and inflammatory parameters during the progression of T2DM. Method: A total of 168 subjects, 41 controls, 43 prediabetics, 41 type 2 diabetics without MVC and 43 type 2 diabetics with MVC were enrolled in this case-control study. Biochemical and inflammatory parameters were measured using photometric and electrochemiluminescence methods. SPEA was measured using the colorimetric method. Results: SPEA was statistically significantly increased in type 2 diabetics with and without MVC compared with prediabetes and controls (P <0.001 for all). SPEA was also positively associated with the severity of the disease (r= 0.494, P <0.001). NLR and NHR was found to be statistically significantly increased during the progression of MVC in patients with T2DM (P= 0.014; P= 0.002, respectively), and positively associated with the severity of the disease (r= 0.201, P= 0.009; r= 0.246, P= 0.001, respectively). No statistically significant correlation was observed between SPEA and the evaluated inflammatory parameters among groups. Conclusion: Our findings conclude that SPEA may have a significant role in the development of macrovascular complications of T2DM. In addition, NLR and NHR could be useful in predicting the macrovascular complications of T2DM. Keywords: Prolidase, collagen, inflammation, diabetes mellitus.
Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Sağlık, Uygulama ve Araştırma Hastanesi Aile Hekimliği Polikliniği'ne periyodik sağlık muayenesi amacıyla başvuru yapmış kişilerin prediyabet sıklığının değerlendirilmesi
Kan glukoz seviyesinin diyabet tanı sınırlarına ulaşmadığı, yine de olması gerekenden yüksek olduğu durumlarda prediyabetten bahsedilmektedir. Erken tanı ile diyabet gelișimi ve diyabete bağlı klinik komplikasyon oluşumu önlenebilen prediyabetin, müdahale edilmezse diyabet gelișme oranının bazı yayınlarda %70 olduğu görülmektedir. Aile hekimlerinin, hastanın sağlık sistemi ile ilk temas noktası olması sebebi ile koruyucu hekimlik açısından son derece önemli bir rol üstlendiği bilinmekle beraber aile hekimliğinin temel ilkelerinden biri olan kapsamlı yaklaşım, sağlığı geliştirmeyi ve sağlığın korunmasını hedef edinmektedir ve bu nedenle prediyabet önemli bir yere sahiptir. Çalışmamızda Aile Hekimliği Polikliniği'ne periyodik sağlık muayenesi nedeniyle başvuru yapmış kişilerdeki prediyabet sıklığı belirlenerek, hastalık semptomu olmayan kişilerde gelecekte potansiyel diyabet riskini ele almak ve özellikle aile hekimleri arasında prediyabet hakkında farkındalığı artırmayı hedefledik. Araştırmalar sonucu, prediyabetik kişilerin %15,3'üne hasta olduğu sağlık yetkilisi tarafından bildirilmiştir. Hiçbir semptomu bulunmayan erişkinlerin prediyabet açısından taranması erken tanı ve tedaviyi mümkün kılabilir ve böylece sağlık sonuçlarını değiştirebilir. Veriler SPSS version 21.0 software (IBM Corpn., Armonk, NY, USA) yazılımı kullanılarak yapıldı. p değeri <0,05 anlamlı olarak kabul edildi. Çalışmamızda, prediyabet sıklığının %31,6 olduğunu ve bu sebeple tip 2 diyabet (T2D) gelişme riskinin periyodik sağlık muayenesi için başvuranlarda azımsanamayacak kadar yüksek olduğunu tespit ettik. T2D sıklığının giderek arttığı düşünüldüğünde prediyabetin sağlık çalışanları tarafından tanınıp tedavi edilme oranının düşük olduğu sonucu çıkmaktadır. T2D'e ilermeden önceki ilk evre olan prediyabet, aile hekimleri tarafından erken tanı ile saptanarak zamanında müdahale ile tamamen tedavi edilebilir.
Elazığ Eğitim ve Araştırma Hastanesi Endokrinoloji Polikliniğine başvuran TİP 11 diabetli hastaların HBA1C düzeyleri ve ilişkili faktörler
Tip II diyabet giderek yaygınlaşan bir hastalıktır. Hastalığın kanda HbA1c düzeyinin kontrol edilmesi ile izlenmesi çok önemlidir. Bu araştırma, Elazığ Eğitim ve Araştırma Hastanesi Endokrinoloji Polikliniğine başvuran II diyabetli hastaların sosyodemografik, metabolik ve fiziksel aktivite özellikleri ile HbA1c düzeyleri arasındaki ilişkiyi incelemek amacıyla yapılmıştır.2011 Yılı Şubat ?Mayıs Ayları boyunca 4 ay süreyle hastane polikliniğine başvuran ve ayaktan tedavi gören yetişkin tip II diyabetli tüm hastalar araştırma kapsamına alınmıştır. Bu süre içerisinde polikliniğe başvuran 500 hastaya anket uygulanmış ve metabolik kontrol düzeylerini değerlendirmek için açlık kan şekeri, HbA1c, HDL kolesterol, kan basıncı değerleri ve beden kitle indeksi(BKİ),bel çevresi, kalça çevresi ölçümleri alınmıştır.Çalışmaya katılan hastaların %58'i (290 kişi) kadın, % 42'si (210 kişi) erkektir. Katılımcıların yaş ortalaması 54,78±12,07 yıldır. Katılımcıların % 40.0'ı ilkokulu bitirmemiş veya okur-yazar değildir. Erkeklerin beden kitle indeksi ortalaması 27,83±4,58 kg/m2, kadınların beden kitle indeksi ortalaması 31,35±6,40 kg/m2 olarak bulunmuştur. Araştırmaya katılan hastaların açlık kan şekeri ortalaması 204,23±95,16, bu ortalama erkeklerde 201,67±91,85, kadınlarda 206,08 ±97,59 mg/dl' olarak elde edilmiştir. HDL kolesterol düzeyi erkeklerde 42,61 ± 11,56 mg/dl, kadınlarda ise 47,31±12,07 mg/dl olarak bulunmuştur. Hastaların %65.4'ü anti-diyabetik ilaç, %34.6'si ise insülin kullanmaktadır. Hastaların % 59'u 1-3 ay arasında kan HbA1c düzeylerini kontrol ettirdiklerini ifade etmişlerdir.Araştırmaya katılan erkeklerin HbA1c ortalaması 9,09±2,36, kadınların HbA1c ortalaması 9,12±2,57 mg/dl'dir. Erkeklerin % 23,8'i, kadınların ise % 23,4'ü HbA1c hedef sınır olan 6,5-7 mg/dl değere ulaşabilmişlerdir. Bu çalışmada insülin kullananların HbA1c ortalaması 10,2±2,5, antidiyabetik ilaç kullananların ise 8,5 ±2,3 olarak farklı bulunmuştur. Fiziksel aktivite yönünden inaktiflerde HbA1c ortalaması 9,4±2,5, orta düzeyde aktivite bulunanlarda 8,4±2,3, yüksek düzeyde aktivitede bulunanlarda ise 8,8±2,5 olarak anlamlı derecede ilişkili bulunmuştur. BKİ 29,9 kg/m2 olanların HbA1c ortalaması 9,5±2,5 BMI 30 ve üzeri olanların HbA1c ortalaması 8,6±2,3 mg/dl olarak elde edilmiş ve BKİ ile HbA1c arasında anlamlı ters bir ilişki bulunmuştur. Aynı ters ilişki bel çevresi ile HbA1c düzeyleri arasında da bulunmuştur. Bel çevresi ?88 ve altı olanların HbA1c ortalaması 9,8 ±2,7, 89-101 arasında olanların 9,2±2,3 ve bel çevresi ?102 ve üzerine olanların ise HbA1c ortalaması 8,7±2,5 mg/dl olarak elde edilmiştir.Sonuç olarak hastaların kan HbA1c düzeyleri ideal düzeyde değildir. Araştırma bulguları ışığında hastaların besin alımı ve fiziksel aktivite ile ağırlık kontrolünün sağlanması, düzenli aralıklarla HbA1c düzeyi ve diğer bulguları takip etmeleri konusunda eğitimlerinin sürekli yapılması gerektiği önerilebilir.
Yeni normal dönemde tip 2 diyabet hastalarının sağlık okuryazarlığı düzeyleri tedaviye uyumları ve koruyucu COVID-19 davranışları
Kesitsel türdeki bu çalışma, Nisan 2021-Nisan 2022 tarihleri arasında, Çorum il merkezinde Tip 2 diyabet hastalarının yeni normal dönemde sağlık okuryazarlığı düzeyini, tedaviye uyumlarını ve koruyucu COVID-19 davranışlarını belirlemek amacıyla yapılmıştır. Araştırmanın evreni, Hitit Üniversitesi Erol Olçok Eğitim ve Araştırma Hastanesi ile Göğüs Hastalıkları Hastanesinde yatarak tedavi gören/ayaktan başvuru yapan Tip 2 diyabetli bireylerden oluşmuştur. Örnekleme 20 yaş ve üzerinde, en az okuryazar olan, Türkçe konuşabilen, görme, duyma ve konuşma engeli olmayan, psikiyatrik bir tanısı olmayan, Tip 2 diyabet hastaları dahil edilmiştir. Çalışma, 210 Tip 2 diyabet hastası ile tamamlanmıştır. Araştırmanın verileri anket formu aracılığıyla yüz yüze görüşme yöntemi ile toplanmıştır. Anket formunda hastaların sosyo-demografik özellikleri, klinik özellikleri, Avrupa Sağlık Okuryazarlığı Ölçeği, Modifiye Morisky ölçeği ve Koruyucu COVID-19 Davranışları Ölçeği yer almıştır. Araştırmanın uygulanabilmesi için Hitit Üniversitesi Girişimsel Olmayan Araştırmalar Etik Kurulundan etik kurul onayı (2021-113) alınmıştır. Araştırma verilerinin değerlendirilmesi SPSS 22.0 programı aracılığı ile yapılmıştır. Tanımlayıcı analizlerde yüzdelik, ortalama, standart sapma ve ortanca kullanılmıştır. Kategorik değişkenlerin analizinde Ki-kare testi ve Fisher's exact testi kullanılmıştır. Değişkenler arasındaki ilişkinin gücünü ve yönünü belirlemek için Pearson Korelasyon analizi yapılmıştır. Değerlendirmelerde p<0,05 değeri istatistiksel açıdan anlamlı kabul edilmiştir. Araştırma grubunun %45,7'si 50-64 yaş aralığında olup yaş ortalamaları 61,7±10,8 yıldır. Katılımcıların %77,6'sında komorbidite varlığı olduğu ve en yaygın komorbiditenin %56,2 ile hipertansiyon olduğu belirlenmiştir. Pandemi sürecinde SARS-CoV-2 ile enfekte olduğunu belirtenlerin oranı %25,7'dir. Katılımcıların %84,3'ünün tedaviye uyumunun yüksek olduğu belirlenmiştir. Tedaviye uyuma yönelik motivasyon ve bilgi düzeyi alt boyutlarından aldıkları puanların ortalamaları ise sırasıyla 2,25±0,87 ve 2,54±0,76 olup %80,5'inde motivasyon düzeyi ve %86,2'sinde bilgi düzeyi yüksek bulunmuştur. Sağlık okuryazarlığı puan ortalamaları 28,04±9,74 olup katılımcıların %36,7'si yetersiz, %37,1'i sınırlı ve %26,2'si yeterli sağlık okuryazarlığına sahiptir. Katılımcıların %45,2'sinde koruyucu COVID-19 davranışlarının zayıf olduğu belirlenmiş olup puan ortalaması 14,57±2,54'dür. Katılımcıların yaşları ile sağlık okuryazarlığı düzeyleri arasında negatif yönde anlamlı ilişki bulunmuştur (r:-0,237; p<0,01). Katılımcıların hastalık süreleri ile sağlık okuryazarlığı düzeyleri arasında negatif yönde anlamlı ilişki bulunmuştur (p<0,01). Katılımcıların tedaviye uyuma yönelik motivasyon ve bilgi düzeyleri ile sağlık okuryazarlığı düzeyleri arasında pozitif yönde anlamlı ilişki bulunmuştur (p<0,05; p<0,01). Katılımcıların koruyucu COVID-19 davranışları ile sağlık okuryazarlığı düzeyleri arasında pozitif yönde anlamlı ilişki bulunmuştur (p<0,05). Anahtar Kavramlar: Tip 2 diyabet, tedaviye uyum, sağlık okuryazarlığı, COVID-19 Bilim Kodu: 1079
Tip 2 diabetes mellituslu hastalarda tedavi şekline göre oksidatif stres durumunun ve yaşam kalitesinin karşılaştırılması
Amaç Diabetes Mellitus (DM) birçok sistemi etkileyen, kan şekeri yüksekliği ile seyreden endokrin bir hastalıktır. Hastalığın etyolojisinde, erken ve geç komplikasyonlarının oluşumunda oksidatif stresin rol oynadığı bilinmektedir. DM'li hastaların uzun dönemde, hastalığın seyrinden ve tedavinin ömür boyu devam etmesinden dolayı yaşam kalitelerinin etkilendiği gösterilmiştir. Hastalığın uygun tedavi ile kontrol altına alınması, komplikasyon gelişimini önlemekte, yaşam kalitesini de iyileştirmektedir. Bu çalışmanın amacı, Tip 2 DM'li hastalarda tedavi şekline göre oksidatif stres durumunun ve yaşam kalitesinin karşılaştırmaktı. Yöntem Çalışmaya Mayıs 2015 – Kasım 2015 tarihleri arasında Dumlıpınar Üniversitesi Evliya Çelebi Eğitim ve Araştırma Hastanesi dahiliye polikliniklerine başvuran, 45 oral antidiabetik (OAD) kullanan ve 45 insülin tedavisi alan, hipertansiyon (HT) dışında ek hastalığı olmayan, 40 – 60 yaş arası toplam 90 tip 2 DM hastası alındı. Hastalardan rutin tetkiklerine ek olarak Total Antioksidan Status (TAS), Total Oksidan Status (TOS) ve Paraoksonaz-1 (PON-1) değerlerinin ölçülmesi için venöz kan örnekleri alındı. Hastalara SF-36 yaşam kalitesi anketi yapıldı. İstatistiksel analizler GraphPad versiyon 6.05 kullanılarak yapıldı. P< 0.05 değerleri istatistiksel olarak anlamlı kabul edildi. Bulgular İnsülin tedavisi alan grupta TOS ve hesaplanan OSI değerleri, OAD grubuna göre istatistiksel olarak anlamlı biçimde yüksek saptandı (p<0,001 ve p<0,001). OAD grubunun PON-1 ortalamaları, insülin grubuna göre anlamlı olarak yüksek saptandı (p:0.007). OAD grubunda SF-36 yaşam kalitesi anketinin fiziksel fonksiyon, sosyal fonksiyon ve ağrı alt ölçek skor ortalamaları, insülin grubunun ortalamalarından anlamlı olarak daha yüksek saptandı (p<0,001, p:0.003 ve p:0.003). Çalışma hastalarının TAS ortalamaları ile AKŞ ve HbA1C arasında negatif korelasyon (r:-0.254, p:0.02 ve r:-0.260, p:0.01), TOS ortalamaları ile HbA1C ve trigliserid değerleri arasında pozitif korelasyon(r: 0.225, p:0.03 ve r: 0.225, p:0.03) ve OSI değerleri ile AKŞ ve HbA1C değerleri arasında da pozitif korelasyon saptandı (r:0.293, p:0.005 ve r:0.342, p:0.001). Sonuç Çalışmamızda OAD ve insülin tedavisi alan diabetik hastaları iki grup halinde karşılaştırdığımızda; insülin tedavisi alan grupta OAD alan gruba göre, oksidatif stres parametrelerinin daha yüksek, yaşam kalitesinin de daha kötü olduğu saptanmıştır. Bu sonuçların diabetin kronik komplikasyonlarıyla yakından ilişkili olabileceği ve literatür bilgisiyle de uyumlu olduğu görüşündeyiz.
Tip II diyabetli bireylerde fiziksel ve pulmoner fonksiyonların incelenmesi
Çalışmamız tip II diyabetli bireylerin fiziksel ve pulmoner fonksiyonların incelemek için planlanmıştır. Katılımcıları değerlendirmek üzere Uluslararası Fiziksel Aktivite Anketi (UFAA), 6 dakika yürüme testi (6DYT), solunum fonksiyon testi (SFT), Charlson Komorbidite indeksi ve Cornell Kas iskelet Sistemi Rahatsızlıkları Anketi (KİSRA) uygulanmıştır. Bu çalışmaya 58 tip II diyabetli (yaş ortalaması 53,32 ± 5,86 yıl) ve 52 nondiyabetik (yaş ortalaması 51,40 ± 5,79 yıl) olmak üzere toplam 110 katılımcı dâhil edilmiştir. Çalışma sonucunda çalışma ve kontrol grubuna ait 6DYT mesafeleri sırasıyla 507,2 ±51,70 m ve 532,23 ± 50,32 m olarak tespit edilmiştir ve aradaki fark istatistiksel olarak anlamlıdır (p<0,05). Çalışma ve kontrol grubuna ait solunum fonksiyon testi parametreleri incelendiğinde sırasıyla FVC 2,82 ± 0,74 L ve 3,23 ± 0,84 L, FEV1 2,30 ± 0,57 L ve 2,57 ± 0,60 L olarak bulunmuştur (p<0,05). Çalışma ve kontrol grubuna ait komorbidite skoru sırasıyla 1,83 ± 0,82 ve 0,12 ± 0,32 olarak saptanmıştır (p<0,05). Çalışma grubunda mevcut değişkenler arası ilişki incelendiğinde; VKİ ile kas iskelet sistemi rahatsızlıkları (KİSR) arasında pozitif yönde anlamlı (r=0,423, p=0,001), VKİ ile yürüme mesafesi arasında ise negatif yönde anlamlı ilişki bulunmuştur (r=-0,457, p=0,000). Bu çalışmanın sonuçları tip II diyabetin fonksiyonel kapasite, solunum fonksiyonları ve komorbid hastalıklar üzerine negatif yönde etkili olduğunu göstermiştir. Anahtar kelimeler: Tip II diyabet, fiziksel aktivite düzeyi, fonksiyonel kapasite, solunum fonksiyonları, komorbidite, kas iskelet sistemi rahatsızlıkları
Tip 2 diabetes mellitus hastalarında dapagliflozin tedavisinin inflamatuar belirteçler üzerine etkisinin retrospektif olarak değerlendirilmesi
Küresel bir halk sağlığı sorunu olan diyabet, hiperglisemi ile karakterize, kronik bir metabolizma hastalığıdır. SGLT2 inhibitörleri, renal proksimal tubülüste glukoz reabsorbsiyonunu azaltmak ve idrar yolu ile glukoz atılımını arttırmak yoluyla etki eden nispeten yeni oral antidiyabetik ilaç grubu ajanlardır. Tip 2 diyabet ve komplikasyonlarının patogenezinde düşük dereceli kronik inflamasyonun önemli bir rol oynamaktadır. Son zamanlarda RDW, MPV, PDW gibi hemogram parametreleri ve NLO, PLO, MLO, MHO gibi oranların çalışması uygun maliyetli olması ve kolayca hesaplanabilmesi avantajları ile birlikte sistemik inflamatuar belirteç olarak kullanılabileceği yönünde çalışmalar mevcuttur. SGLT2 inhibitörlerinin antihiperglisemik etkilerinden bağımsız olarak proinflamatuar mediatörlerin salınımını inhibe ettikleri düşünülmektedir. Bizler de çalışmamızda tip 2 diyabet hastalarında dapagliflozin sonrası inflamatuar belirteçlerdeki değişimi kaydetmeyi amaçladık. Retrospektif olarak tasarlanan bu çalışmaya tip 2 diyabet tanılı, 114 hasta dahil edildi. Hastaların dapagliflozin öncesi ve en az 12 hafta ilaç kullanımı sonrası laboratuvar değerleri kaydedildi. Çalışmada medyan yaş 59,5 (31-82) yıl idi. Hastaların %58,8'i (n=67) kadın, %41,2'si (n=47) erkekti. Dapagliflozin sonrası literatür ile uyumlu şekilde HbA1c, açlık plazma glukozu, mikroalbuminüri, ALT değerlerinde anlamlı azalma, Hgb, Hct değerlerinde anlamlı artış saptandı. NLO, PLO, MLO, MHO değerlerinde anlamlı değişim izlenmezken, RDW değerinde anlamlı artış, MPV, PDW değerinde ise anlamlı azalma saptandı. Literatürde diyabet ve komplikasyonları ile yeni inflamauar belirteçler arasındaki ilişkiyi inceleyen birçok çalışma mevcuttur. Diyabet – inflamasyon ilişkisi ve dapagliflozinin - inflamasyon üzerine etkileri düşünüldüğünde daha geniş serilerde yapılmış, prospektif ileri çalışmalara ihtiyaç vardır. Anahtar Kelimler: Dapagliflozin, inflamatuar belirteç, tip 2 diyabet
Tip 2 diyabet hastalarında tıkınırcasına yeme bozukluğu ve gece yeme sendromu sıklığı; depresyon ve glisemik kontrol ile ilişkisi
Tip 2 Diyabet insülin salgılamasındaki bozukluk-eksiklik ile karakterize hiperglisemi ile seyreden kronik bir hastalıktır. Bu çalışmada, Tip 2 Diyabet hastalarında depresyon düzeyinin ve yeme bozukluklarının incelenmesi; bu tanıların glisemik kontrol ve uzun dönem komplikasyonlar üzerindeki etkisinin araştırılması amaçlandı. Çalışmamıza Bursa Uludağ Üniversitesi Endokrinoloji Polikliniği'nden takip edilen 120 Tip 2 Diyabet hastası dahil edildi. Katılımcılar bir defa kesitsel olarak görüldü; Sosoyodemografik Veri Formu, Montgomery ve Asberg Depresyon Derecelendirme Ölçeği (MADRS), Gece Yeme Anketi, Yeme Tutum Testi ile değerlendirildi. Çalışmamızda TYB ve/veya GYS tanısı alan Tip 2 DM hastalarında kilolu veya obez alt grubunda olanların yeme bozuklukları açısından artmış riske sahip oldukları görülmüştür. BKİ değerleriyle yeme bozukluğu tanıları arasında anlamlı ilişki saptanmıştır. HbA1c düzeylerinin ve açlık kan glukoz değerlerinin tanı alan grupta daha yüksek seviyede olduğu görülmüştür. Hipertansiyon, dislipidemi ve nefropati varlığının tanı alma oranlarına göre farklılık göstermediği; retinopatisi ve nöropatisi olan hastaların tanı alma oranlarının daha yüksek olduğu görülmüştür. Çalışmada MADRS puanlarının tanı alan grupta daha yüksek seviyede olduğu, hafif ve orta derecede depresyonu olan hastalarda tanı alma oranlarının daha yüksek olduğu görülmüştür. Çalışmamızda tanı alan grupta hastaların MADRS puanları ile Gece Yeme Anketi skoru ve Yeme Tutum Testi sonuçları arasında anlamlı bir ilişki olmadığı tespit edilmiştir. Bunun yanında Gece Yeme Anketi skorlarının tanı alan grupta daha yüksek seviyede olduğu, tanı alan ve almayan grupta Yeme Tutum Testi skorlarının ise farklı düzeylerde olmadığı görülmüştür. Tip 2 Diyabet hastalarının ruhsal bozukluklar ve yeme bozuklukları açısından riskli bir grup olduğu göz önüne alınarak, hastaların rutin takiplerinde psikopatoloji ve yeme davranışlarının sorgulanması önerilmektedir.
Tip 2 diyabetes mellitus tedavisinde sodyum-glukoz ko-transporter-2 inhibitörlerinin (SGLT2i) kemik mineral dansitesi üzerine etkisi
Çalışmamızda osteoporoz için çok önemli risk faktörlerinden biri olan diyabetes mellitusun tedavisinde günümüzde sıkça kullanılmakta olan SGLT-2 inhibitörlerinin kemik mineral yoğunluğu üzerine olan etkisini araştırmayı amaçladık. Çalışmaya, 2021 - 2022 yılları arasında Bursa Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi, İç Hastalıkları Anabilim Dalı ve Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Bilim Dalı polikliniklerinde tip 2 diyabetes mellitus tanısı ile takip edilen hastalar arasından empagliflozin, dapagliflozin veya metformin + empagliflozin kombinasyonu başlanarak en az 6 ay takip edilen 35 hasta alındı. Bu hastaların tedaviye başlandıktan 1 hafta sonraki ve 6.ay verileri incelenerek demografik ve klinik özellikleri, laboratuvar ve DEXA verileri kaydedildi. Başlangıç ve 6.ay değerleri karşılaştırılarak değerdirme yapıldı. Çalışmada medyan yaş 56,03 (39-75) yıl idi. Hastaların 27'si (%77.1) kadın, 8'i (%22,9) erkek idi. Başlangıç ve 6.ay değerleri incelendiğinde tüm hastalarda SGLT-2 inhibitörleri sonrası, literatür ile uyumlu şekilde HbA1c, açlık plazma glukozunda anlamlı azalma saptanırken, kreatinin değerinde anlamlı değişim izlenmemesine rağmen GFR değerinde hafif artış saptandı. Kalsiyum, parathormon, fosfor değerlerinde anlamlı değişim izlenmezken, 25-OH D vitamininde anlamlı bir artış saptandı (p=0,006). DEXA verilerine göre femur boyun BMD değeri, T ve Z skorlarında; femur total BMD değeri ve Z skorunda; lomber 1-4 vertebra total BMD değeri, T ve Z skorlarında anlamlı değişim saptanmadı. Literatürden farklı olarak DEXA verilerinde femur total T skorunda anlamlı hafif düşüş izlendi (p=0,03). Literatürde SGLT-2 inhibitörleri ile kemik mineral yoğunluğu arasındaki ilişkiyi inceleyen çalışmalarda çelişkili sonuçlar mevcuttur. Çalışmamızda SGLT-2 inhibitörleri ile femur total T skorlarındaki hafif değişiklik dışında kemik mineral yoğunluğu değerlerinde anlamlı değişiklik saptanmamıştır. Diyabet - osteoporoz ilişkisi gözönüne alındığında SGLT-2 inhibitörlerinin kemik mineral yoğunluğu üzerine etkilerini daha net ortaya koyabilmek için daha geniş serilerde yapılmış, prospektif ileri çalışmalara ihtiyaç vardır.
Diyabetli hastalarda karaciğer fonksiyon testlerinin değerlendirilmesi
Dünyada ve ülkemizde insidansı gün geçtikçe artmaya devam eden Diabetes mellitus tüm dünyada en sık rastlanan endokrin hastalık olup vücudun çeşitli organ ve sistemlerinde hasarlar, fonksiyonel kusurlar ve yetersizlikler ile seyreder. Uzun süreli ve iyi regüle olmayan Diabetes mellitus'lu hastalarda karaciğer fonksiyon testi anormalliklerine sık rastlanmaktadır. Serum transaminaz testlerindeki anormalliğin en sık nedeni olan karaciğer yağlanması diyabetlilerde çoğunlukla gözlenen bir karaciğer komplikasyonudur. Bununla birlikte diyabetli hastalarda kronik hepatit ve siroz gibi daha ciddi durumlar da ortaya çıkabilmektedir. Bu nedenle karaciğer fonksiyon testleri bozuk bulunan diyabetlilerde karaciğer yağlanması dışındaki diğer nedenlerin, özellikle viral belirteçlerin araştırılması gereklidir.Çalışmamıza 60 hasta (kan glikoz düzeyi > 110 mg/dl, 207,3 ± 98,48) ile kan glikoz düzeyi normal (70 < 110 mg/dl, 89,41 ± 9,24) seviyede olan 31 sağlıklı vakadan açlık kan örneklerini aldık. Bu kan örneklerinden her iki grubumuzda ALT, AST, ALP, LDH, GGT, Total Bilirubin ve Direkt Bilirubin analizlerini gerçekleştirdik. AKŞ; (p < 0,0001), ALP ve LDH (p < 0,005), ALT, AST ve GGT; (p < 0,05) düzeyleri istatistiki açıdan önemli derecede yüksek bulunurken, Total bilirubin ve Direkt bilirubin düzeylerinde kontrol grubumuza göre artış olmakla birlikte istatistiki açıdan bir önemlilik (p > 0,05) tespit edilemedi. Yine yapmış olduğumuz korelasyon hesaplamasında hasta grubumuza ait hiçbir parametremiz arasında istatistiki açıdan bir önemlilik tespit edilememiştir.Anahtar kelimeler: ALP , ALT, AST, Diabetes mellitus, Direkt bilirubin, GGT, LDH, Total bilirubin
Diyabet hastalarında submandibular ve parotis tükürük bezlerinin ultrasonografi ile değerlendirilmesi
Dokuların glukozu kullanma yeteneğinin azalması sonucu kanda glukoz seviyesinin aşırı yükselmesi ile meydana gelen diyabetes mellitusta (DM) meydana gelen mikrovasküler komplikasyonlar arasında oral belirtiler ve komplikasyonlar bulunur ve bunlardan bazıları; ağız kuruluğu (kserostomi), tükürük bezinde büyüme, azalmış tükürük akışı ve periodontal hastalıktır. Bu çalışmanın amacı; tip 1 DM ve tip 2 DM olmak üzere hasta grubu ve sağlıklı kontrol grubunda, her gruba ultrasonografi (USG) eşliğinde sağ ve sol submandibular ve parotis tükürük bezlerinin boyut (antero-posterior, süpero-inferior, medio-lateral), hacim, ekojenite, parankim iç yapısı, marjin özellikleri, shear wave elastografi (SWE) değeri ve renkli doppler özelliklerini değerlendirmektir. Çalışmamızda hasta ve kontrol grupları Gaziantep Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Ağız, Diş ve Çene Radyolojisi Anabilim Dalı'na çeşitli nedenlerle muayene olmak için başvuran 18 yaş ve üzeri hastalar arasından seçilmiştir. 40 hasta grubu (20 tip 1 DM ve 20 tip 2 DM) ve 40 sağlıklı kontrol grubu olmak üzere toplam 80 hastanın (43 kadın 37 erkek) her iki taraf submandibular ve parotis bezlerinde USG ile yapılan incelemelerde; hasta ve kontrol grubu arasında sağ submandibular bez antero-posterior ve hacim ortalama değerlerinde; sağ parotis bezi medio-lateral ve hacim ortalama değerlerinde; sol parotis bezi SWE ortanca değerlerinde istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık gözlenmiştir (p < 0.05). Hasta ve kontrol grubu arasında sağ submandibular bez ekojenite ve renkli doppler değişkenlerinde; sağ parotis bezinde ekojenite ve renkli doppler değişkenlerinde; sol parotis bezinde ekojenite, marjin özellikleri, parankim homojenitesi ve renkli doppler değişkenlerinde istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık saptanmıştır (p < 0.05). Sonuç olarak; USG incelemelerinde hasta grubunun tükürük bezlerinde boyutsal, hacim ve SWE değerlerinde artış gözlenirken, renkli dopplerde hipovaskülarizasyona eğilim izlenmiştir. Tükürük bezlerinde meydana gelen değişikliklerin sebeplerinin anlaşılabilmesi için bu bezleri etkileyen sistemik hastalıkların değerlendirilmesinde USG, SWE ve renkli dopplerin kullanımı önerilmektedir.
Diyabetik kalp yetmezliği hastalarında SGLT-2 inhibitörlerinin ekokardiyografik bulgular, oksidatif stres göstergeleri, endopeptidaz enzim dengesi ve fonksiyonel kapasite üzerine etkisi
Gaziantep Üniversitesi Şahinbey Uygulama ve Araştırma Hastanesi'ne 15.03.2022 ve 15.06.2022 tarihleri arasında başvuran; Düşük Ejeksiyon Fraksiyonlu Kalp Yetmezliği (HFrEF) olan ve beraberinde Tip 2 diyabeti bulunan 56 hasta ve randomizasyon amacıyla bilinen sağlık problemi olmayan 30 adet sağlıklı gönüllünün dahil edildiği araştırmamızın sonucunda SGLT-2 inhibitörü moleküllerin etkilerinin mekanizmalarını incelemeyi hedefledik. Bunun yanında mortalite ve morbidite azalmasını sağlayan bu gizemli moleküllerin etki mekanizmalarının ekokardiyografik olarak tespit edilebilirliği üzerine de çalışmamızı genişlettik. Hasta grubunda; SGLT-2 inhibitörü ilaç kullanımı başlangıcında ve 3. ayda olmak üzere iki kez, benzer cinsiyette olan kontrol grubundaki sağlıklı gönüllerden ise normalizasyon amacıyla yalnızca başlangıçta bir kez 5 cc venöz kan örnekleri toplandı. Her iki gruba da aynı değerlendirme esnasında rutin transtorasik ekokardiyografik incelemenin yanında sol ventrikül longitudinal ve sol atrial strain ekokardiyografik ölçümler yapıldı. Çalışma sonunda alınan venöz kan örneklerinden Gaziantep Üniversitesi Biyokimya Anabilim Dalı'nda biyokimyasal parametreler, oksidatif stres göstergeleri ve çeşitli endopeptidaz enzim dengesi (MMP, TIMPs, SESTRIN-2, NRF2, KEAP 1, Asprosin) çalışıldı. Çalışmamızın sonucunda kalp yetmezliği olan grubun başlangıç değerleri sağlıklı gönüllülere kıyaslandığında; LVEF (Sol Ventrikül Ejeksiyon Fraksiyonu), GLS Average (Ortalama Global Longitudinal Strain), LA Vmax (Sol Atrial Maksimum Volüm), LA Vmin (Sol Atrial Minimum Volüm), LA EF (Sol Atrial Ejeksiyon Fraksiyonu), LA Strain (Sol Atrial Strain Ekokardiyografi), Sestrin 2 ve Asprosin değerlerinde anlamlı düzeyde azalma tespit edildi. Çalışmanın kalp yetmezliği kolunda SGLT-2 inhibitörü moleküllerin kullanımını takip eden 3. ay değerleriyle başlangıç değerleri kıyaslandığında ise yine LVEF (Sol Ventrikül Ejeksiyon Fraksiyonu), GLS Average (Ortalama Global Longitudinal Strain), LA Vmax (Sol Atrial Maksimum Volüm), LA Vmin (Sol Atrial Minimum Volüm), LA EF (Sol Atrial Ejeksiyon Fraksiyonu), LA Strain (Sol Atrial Strain Ekokardiyografi), HbA1C (Glikolize hemoglobin), CRP (C-reaktif protein), nt-proBNP (N-terminal pro Brain Natriüretik Peptid), Sestrin 2 ve Asprosin değerlerinde istatistiksel açıdan anlamlı artış ve azalmalar saptandı. Anahtar kelimeler; Kalp Yetmezliği'nde Oksidatif Stres, Tip-2 Diyabet, SGLT-2 İnhibitörleri, Global Longitudinal Strain, Pik Atrial Longitudinal Strain
Viteksin'in yüksek yağlı diyet ve streptozotosinle oluşturulmuş tip 2 diyabetik sıçanlar üzerindeki etkisinin araştırılması
Tip 2 diyabet; insülin salgılanmasında ve/veya insülinin etkisinde bozulmaya bağlı olarak hiperglisemi tablosu ile seyreden metabolik bir hastalıktır. Dislipidemi diyabette kardiyovasküler hastalık riskine katkıda bulunmaktadır. Diyabetik dislipidemi artmış TG, azalmış HDL-K seviyeleri ile karakterizedir. PPARγ ve NF-κB insülin sinyallenmesi ve inflamasyonda yer alan transkripsiyon faktörleridir. Viteksin flavanoid glikozit olup antiobezite, antioksidatif ve antiinflamatuar özelliklere sahiptir. Bu çalışmada viteksinin yüksek yağlı diyet ve streptozotosinle oluşturulmuş tip 2 diyabetik sıçanlar üzeirndeki etkisinin araştırılması amaçlanmıştır. Sprague Dawley türü sıçanlar; kontrol (n=7), viteksin (n=7), diyabet (DM) (n=7) ve DM+Viteksin (n=7) olmak üzere 4 gruba ayrılmışlardır. Kontrol ve viteksin grubuna standart pelet yem, diyabet ve DM+Viteksin grubuna yüksek yağlı diyet uygulanmıştır. Sıçanlara 4 hafta sonra streptozotosin (STZ) 40 mg/kg intraperitoneal uygulanarak diyabet oluşturulmuştur. Çalışmanın son 1 haftasında viteksin 60 mg/kg dozunda oral gavaj yoluyla uygulanmıştır. Sıçanların kan glukozu, insülin, HOMA-IR, lipit profili (total kolesterol, trigliserit, HDL kolesterol, LDL kolesterol), ALT, AST, serumda, karaciğer ve böbrek dokusunda PPARγ NF-κB seviyeleri incelenmiştir. DM+Viteksin grubu sıçanlarda kan glukozu, trigliserit, total kolesterol, seviyelerinde anlamlı azalma saptanırken, HDL kolesterol seviyelerinin viteksin ile arttığı saptandı (p<0.05). Viteksinin insülin seviyelerini arttırdığı saptandı. LDL kolesterol seviyesine viteksinin düşürücü etkisi görülmedi. ALT, AST seviyeleri, karaciğer dokusunda PPARγ değerleri, serumda ve böbrek dokusunda NF-κB değerleri açısından anlamlı farkın oluşmadığı tespit edilmiştir (p>0.05). Sonuç olarak viteksinin kan şekeri ve lipit parametreleri üzerinde iyileştirici etkisi olduğu, serumda PPARγ seviyelerini arttırarak hücrelere glikoz girişini arttırabileceği, karaciğer üzerinde toksik etkisinin olmadığı, antiinflamatuar etkisinin olabileceği, böbrekte ise renoprotektif etkisi olabileceği söylenebilir. Anahtar sözcükler: NF-κB, PPARγ, Tip 2 diyabet, viteksin, yüksek yağlı diyet
Tip II diyabetlilerde sağlık okuryazarlığının diyabet öz yeterlilik ve ayak öz bakımına etkisi
Tip II diyabetlilerde sağlık okuryazarlığının diyabet öz yeterlilik ve ayak öz bakımına etkisini belirlemek amacıyla yapıldı. 01 Eylül 2021 -31 Ağustos 2022 tarihleri arasında tanımlayıcı ve kesitsel tipteki çalışma 187 kişi ile gerçekleştirildi. Çalışmada "Tanıtıcı Bilgi Formu", "Türkiye Sağlık Okuryazarlığı Ölçeği", "Diyabet Öz Yeterlilik Ölçeği" ve "Diyabetik Ayakta Öz Bakım Davranışı Ölçeği" kullanıldı. IBM SPSS 26 programında sıklık, yüzde, ortalama, Kruskal Wallis ve Mann Whitneyy U ve korelasyon analizleri yapıldı. Katılımcıların eğitim seviyesinin düşük ve ileri yaşta olduğu, diyetine uymadığı ve egzersiz yapmadığı, çoğunun ayağının muayene edilmediği ve ayağında yara olmadığı belirlendi. (TSOY-32) Ölçeği ortalama puanı 22.50±10.65, Diyabet Öz Yeterlilik Ölçeği puan ortalaması 72.83±11.84 ve Diyabetik Ayakta Öz Bakım Davranışı Ölçeği' nin puan ortalaması 22.60±5.44 olarak bulundu. Katılımcıların %57.8' inin sağlık okuryazarlık düzeyi yetersiz olarak bulundu. Tip II diyabetlilerin (TSOY-32) Ölçeği ve Diyabet Öz Yeterlilik puanı arasında ilişki olduğu, sağlık okuryazarlığı arttıkça diyabet öz yeterliliğinde arttığı saptandı (p<0.01). (TSOY-32) Ölçeği ile Diyabetik Ayakta Öz Bakım Davranışı Ölçeği puanları arasında anlamlı farklılık bulunmadı. (p>0.05)
Tip 2 diabetes mellituslu hastalarda mikroalbuminüri düzeyi ile mikro RNA ilişkisinin incelenmesi
Diyabetik nefropati kronik böbrek hastalığının en önemli nedenidir. Diyabetik nefropati zemininde gelişen kronik böbrek hastalığı yaşam kalitesinde bozulma ve azalmış yaşam beklentisi ile ilişkilidir. Böbrek fonksiyon bozukluğu olan hastaları tespit etmeye yönelik basit laboratuvar testlerinin yaygın olarak kullanılabilmesine rağmen, hastalar hastalığın geç dönemlerinde tanı alabilmektedir. Yakın zamana kadar böbrek fonksiyonundaki düşüşü yavaşlattığı gösterilen tek ilaç sınıfı anjiyotensin dönüştürücü enzim inhibitörleri ve anjiyotensin reseptör blokerleriydi. Son yıllarda kullanımda olan sodyum glukoz kotransporter 2 inhibitörleri ile yapılan çalışmalar sonucunda renal olumlu etkiler gösterdikleri tespit edilmiştir. Çalışmamızda diyabetik nefropatisi olan hastalarda miRNA let 7a, miRNA 25 ve miRNA130b'nin dapagliflozin tedavisi öncesi ve sonrası alınan kan örneklerindeki düzeylerinin analizi yapılmıştır. Tedavi öncesi ve sonrasında araştırılan miRNA'ların düzeylerinde anlamlı fark görülmesi halinde, diyabetik nefropatinin tedavisinde ve takibinde kullanılabilecek invaziv olmayan bir biyobelirteç olarak kullanılabileceği ve tedavide bir terapötik hedef olarak değerlendirilebileceği düşünülmüştür. Çalışma sonunda elde edilen veriler ışığında dapagliflozin tedavisi öncesi ve sonrası 2.ay hasta serumlarında miRNA let 7a, miRNA 25 ve miRNA130b değerleri arasında anlamlı fark olduğu tespit edilmiştir. Dapagliflozin tedavisi öncesi ve sonrası bakılan idrarda mikrototal protein ve mikroalbuminüri düzeyleri arasında anlamlı fark tespit edilmesine rağmen miRNA düzeyleri ile anlamlı bir korelasyon tespit edilememiştir. Diyabetik nefropatili hastalarda dapagliflozin kullanımının mikroalbuminüri üzerindeki olumlu etkisinin diyabetik nefropatiyle alakalı miRNA değişiklikleri ile ilişkisinin daha net aydınlatılabilmesi için daha kapsamlı çalışmalar gerekmektedir.
Tip 2 diyabetes mellituslu hastalarda submandibular ve parotis tükürük bezlerinin ultrasonografik görüntülerinin fraktal analizi
Diyabetes mellitus (DM), "insülin etkisindeki ve salgılanmasındaki ya da her ikisindeki kusurlardan köken alan hiperglisemi ile seyreden bir metabolik hastalık grubu" olarak tanımlanmaktadır. Tükürük bezleri endokrin hastalıklar gibi çeşitli sistemik durumlardan veya bozukluklardan etkilenir. Uzun süreli DM, glandüler hipofonksiyona, ağız kuruluğuna ve asiner atrofi ve yağ infiltrasyonuna neden olabilir. Bu çalışmanın amacı Tip 2 DM teşhisi olan hasta grubu ve sağlıklı kontrol grubu arasındaki parotis ve submandibular tükürük bezlerinin ultrasonografik görüntülerinin, fraktal analiz ile değerlendirilerek yaş, cinsiyet, VKİ, glukoz düzeyi ve HbA1c ilişkisine göre prospektif olarak incelemektir. Çalışmaya Gaziantep Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Ağız, Diş ve Çene Radyolojisi Anabilim Dalı'na çeşitli nedenlerle başvuran, 18 yaş ve üzeri, 80 Tip 2 DM'li çalışma grubu ve 80 sağlıklı kişiden oluşan kontrol grubu dahil edilmiştir. Hasta ve kontrol grupları arasında; sol sm-Ort. FB, sol smFB-2, sol lpFB-3, SmFB-2 ve ORT.SM-FB değerleri arasında istatistiksel anlamlı farklılık saptanmıştır (p<0,05). Cinsiyetlere göre sağ smFB-2, sağ lpFB-3, sol tpFB-3, lPFB-3 değerlerinde; yaşa göre sol lpFB-1 ve sol smFB-2 değerlerinde; VKİ'ye göre ORT.SM-FB, SmFB-2 ve sol smFB2 değerlerinde anlamlı farklılık gözlenmiştir (p<0,05). HbA1c' ye göre ORT.SM-FB, SmFB-3, sağ smFB-3, tpFB-2, lpFB-1 ve sol smFB-3, tpFB-1, tpFB-3 değerlerinde istatistiksel anlamlı korelasyon saptanmıştır (p<0,05). Sonuçta; USG incelemelerinde hasta grubunun tükürük bezlerinde FB'lerde azalma izlenmiştir. Bu değişikliğin aynı zamanda diyabetik hastalarda cinsiyet, yaş, VKİ ve HbA1c ile ilişkili olduğu saptanmıştır. Sistemik hastalıkların tükürük bezlerinde meydana getirdikleri değişikliklerin anlaşılabilmesi için bez USG görüntülerinin fraktal analiz ile değerlendirilmesi önerilmektedir. Anahtar Kelimeler: Diyabetes Mellitus, Fraktal analiz, Parotis bezi, Submandibular bez, Ultrasonograf
Tip 2 diabetes mellitus'lu hastalarda nefropati ile ilişkili miRNA değişikliklerinin değerlendirilmesi
Diyabetik nefropati, prevalansı ve mortalitesi artan diabetesmellitusun en ciddi mikrovasküler komplikasyonlarından biridir. Günümüzde böbrek fonksiyonu, albümin atılım hızı ve glomerüler filtrasyon hızı hesaplanarak değerlendirilmektedir. Diyabetik nefropatinin erken teşhisi, böbrek fonksiyonlarını iyileştirmede ve ilaçlarla hastalığın ilermemesini geciktirmede önemli bir role sahiptir. Böbrekle ilişkili yapısal değişiklikleri karakterize edebilen biyobelirteçlere ihtiyaç duyulmaktadır. Son yıllarda birçok hastalığın patogenezinde ve tanısında kullanılan mikrornalar tanımlanmıştır. Çalışmamızda retrospektif olarak sodyum glukoz kotransporter 2 inhibitörü olan dapagliflozin kullanan hastaların diyabetik nefropati ile ilişkili mikrornalar üzerindeki etkisi araştırılmıştır. Diyabetik nefropati tanısı alan ve dapagliflozin kullanan 47 hastanın tedaviden sonraki 60.günde tedavi öncesine göre miRNA 21, miRNA 141 ve miRNA 377 düzeylerinde istatiksel anlamlılıkta azalma tespit edilmiştir (p<0.05).İncelenen mikRNA düzeyleri ile serum glukoz, hbA1C değeri, mikroalbüminri ve mikrototal protein düzeyleri arasında istatiksel bir anlamlı fark saptanmadı.
Tip 2 diabetes mellitus' lu olgularda vücut ağırlığının fiziksel aktivite düzeyi, fonksiyonel kapasite, denge ve yaşam kalitesine etkisi
Çalışmamız tip 2 diyabetli hastalarda vücut ağırlığının fiziksel aktivite düzeyi, fonksiyonel kapasite, denge ve yaşam kalitesine etkisini incelemek amacıyla yapıldı. Çalışmada Bezmialem Vakıf Üniversitesi Hastanesi Eyüp Sultan Ek Hizmet Binası iç hastalıkları ve diyet polikliniğine başvuran ve dahil edilme kriterlerimize uyan 50 gönüllü hasta (52,90±9,27 yıl) yer aldı. Bireyler prospektif ve yüzyüze görüşme yöntemi ile değerlendirildi. Hastaların vücut kompozisyonu analizi (Omron Body Composition Monitör), bel-kalça çevresi, alt ekstremite kas kuvvetleri (Muscle Hand Held dinamometre), kavrama kuvvetleri (Hand Grip), fiziksel aktivite düzeyleri (Uluslararası Fiziksel Aktivite Anketi-Kısa Form), fonksiyonel kapasiteleri (6 Dakika Yürüme Testi), dengeleri (Biodex Balance System), klinik dengeleri (Berg Denge Ölçeği), yaşam kaliteleri (Nottingham Sağlık Profili) ve hastalığa özgü yaşam kaliteleri (Diyabet Yaşam Kalitesi Ölçeği) değerlendirildi. İstatistiksel analizler için IBM SPSS Statistic 20 kullanıldı. Hastaların VKİ ile vücut yağ oranı (p 0,000), iskelet kas kitlesi oranı (p 0,000), viseral yağ oranı (p 0,000), bel çevresi (p 0,000), kalça çevresi (p 0,000), bel/kalça oranı (p 0,035), kavrama kuvveti (p 0,045), 6 dakika yürüme mesafesi (p 0,000), Berg denge skoru (p 0,012) ve Nottingham Sağlık profili genel skorunda (p 0,006), ağrı (p 0,000), uyku (p 0,041), fiziksel aktivite (p 0,000) alt grupları arasında anlamlı ilişki bulundu. Hastaların VKİ ile alt ekstremite kas kuvveti, Uluslararası Fiziksel Aktivite Ölçeği, Biodex denge skorları ve Diyabet Yaşam Kalitesi Ölçeği arasında istatistiksel olarak anlamlı ilişki saptanmadı. Hastalar VKİ'lerine göre gruplandırıldığında obez grubun ağrı algısının normal kilolulardan fazla olduğu belirlendi (p 0,037). Sonuç olarak bu çalışma tip 2 diyabetli hastalarda vücut ağırlığının fazla olmasının fonksiyonel kapasite, klinik denge ve yaşam kalitesini olumsuz etkilediğini gösterdi. Anahtar kelimeler: tip 2 diabetes mellitus, vücut kitle indeksi, fiziksel aktivite düzeyi, fonksiyonel kapasite, denge, yaşam kalitesi
Tip 2 diyabetes mellituslu hastalarda mikroalbuminüri ile nötrofil/lenfosit oranı arasındaki ilişki
Amaç: Diyabetes mellitus(DM), relatif ya da mutlak insülin eksikliği veya periferik dokularda insülin etkisine karşı gelişmiş olan 'insülin direnci' sebebiyle ortaya çıkan, pek çok organı etkileyerek multisistemik tutuluma sebep olan hiperglisemi ile karakterize kronik ve geniş spektrumlu bir metabolizma bozukluğudur. Diyabetik nefropati glomerüler ve tübüler yapısal ve fonksiyonel değişiklerle seyreden glukoz homeostasis bozukluğu sebepli ilerleyici bir böbrek hastalığıdır. Kronik inflamasyon, tip 2 diyabet oluşum ve gelişim aşamasında önemli bir role sahiptir. İdrar albümin seviyeleri (albümin/kreatinin oranı,24 saatlik idrarda mikroalbumin miktarı) klasik olarak diyabetik nefropati ciddiyetini belirlemekte kullanılır . Nötrofil lenfosit oranı da subklinik inflamasyonun ucuz ve kolay bir göstergesidir. Bu çalışmada Tip2 DM'li hastalarda mikroalbuminüri düzeyi ile Nötrofil/Lenfosit arasındaki ilişkiyi araştırmayı amaçladık. Materyal ve Metot: Bu çalışma Bezmialem Vakıf Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi'ne Kasım 2011-Kasım 2020 tarihleri arasında başvuran 29-79 yaş arasında, 57 erkek 70 kadın olmak üzere herhangi bir böbrek hastalığı olmayan Tip2 DM'li hastaların geriye dönük olarak değerlendirilmesi ile oluşturulmuştur. Muayene sırasında bakılmış olan 24 saatlik idrarda mikroalbumin miktarı ile NLO(nötrofil lenfosit oranı),A1c,LDL,TG,kreatinin,sedim,crp,ferritin değerlendirilmiştir. Bulgular: Çalışmadaki gruplar arasında yaş ortalaması, cinsiyet,kreatinin, TG, LDL, AST, ALT, CRP arasında anlamlı fark yoktu. Normoalbuminürik grubun nötrofil lenfosit oranı 1.68 (0.7-10.2), ve mikroalbuminürik grubun nötrofil lenfosit oranı 2.15 (0.98-18.14) bulundu. Gruplar arasındaki fark istatiksel olarak anlamlı bulunmuştur. (p<0,001). Sonuç: Mikroalbuminürik hastalar ve normoalbuminürik hastalarla nötrofil lenfosit oranı arasında anlamlı fark saptandı. İdrarda toplam albümin miktarı ile nötrofil lenfosit oranı arasında anlamlı korelasyon saptanamadı. Nötrofil lenfosit oranı diyabetik nefropatinin erken evrelerinin bir belirteci olabilir. Anahtar Kelimeler: Nötrofil Lenfosit Oranı, 24 saatlik İdrarda Mikroalbumin
Tip 2 diabetes mellitus'lu hastalarda ayak taban duyusunun periferik kas kuvveti, denge, fonksiyonel kapasite ve fiziksel aktivite düzeyine etkisi
Çalışmamız, Tip 2 Diabetes Mellitus'lu bireylerde ayak taban duyusunun periferik kas kuvveti, denge, fonksiyonel kapasite ve fiziksel aktivite düzeyine etkisini incelemek amacıyla yapıldı. Çalışmada Bezmialem Vakıf Üniversitesi Eyüp Ek Hizmet Binası, İç Hastalıkları Polikliniği'nde takip edilen ve dahil edilme kriterlerini karşılayan 42 gönüllü hasta (56,71±7,59 yıl) yer aldı. Bireyler prospektif ve yüzyüze görüşme yöntemi ile değerlendirildi. Hastaların ayak taban duyularını değerlendirebilmek için plantar bölgede belirlenmiş 4 farklı noktadan hafif-dokunma basınç duyusu (Semmes Weinstein Monofilaman) ve iki nokta ayrım duyusu (Baseline Two Point Aesthesiometer) değerlendirildi. Vibrasyon duyusunu değerlendirmek için 2 farklı bölgeden, 128 Hz diapozan kullanılarak ölçüm yapıldı. Hastaların vücut kompozisyonu analizi (Omron Body Composition Monitör), bel-kalça çevresi, alt ve üst ekstremite kas kuvvetleri (Muscle Hand Held dinamometre), kavrama kuvvetleri (Hand Grip), fiziksel aktivite düzeyleri (Uluslararası Fiziksel Aktivite Anketi-Kısa Form), fonksiyonel kapasiteleri (6 Dakika Yürüme Testi), dengeleri (Biodex Balance System) değerlendirildi. İstatistiksel analizler için IBM SPSS Statistic 20 kullanıldı, p0,05 olan veriler anlamlı olarak kabul edildi. Hafif-dokunma basınç duyusu ile VKİ (r=-0,318; p=0,040), vücut yağ oranı (r=-0,318; p=0,040), iskelet kas kitlesi oranı (r=0,424; p=0,005), istirahat metabolizması (r=0,308; p=0,047), bel çevresi (r=-0,348; p=0,024); bel-kalça oranı (r=0,306; p=0,049), kuadriceps femoris kas kuvveti (r=0,323; p=0,037), biceps brachii kas kuvveti (r=-0,325; p=0,035), kavrama kuvveti (r=0,399; p=0,009), fonksiyonel kapasite (r=0,308; p=0,047) ve denge (r=-0,351; p=0,023) arasında anlamlı yönde ilişki saptadık. Hafif-dokunma basınç duyusu ile fiziksel aktivite düzeyi arasında anlamlı bir ilişki bulunmadı. Diskriminasyon duyusu ile istirahat metabolizması (r=-0,320; p=0,039), iskelet kas kitlesi oranı (r=-0,326; p=0,035), bel-kalça oranı (r=0,526; p=0,000), biceps brachii (r=-0,435; p=0,004), kavrama kuvveti (r=-0,394; p=0,010), fiziksel aktivite düzeyi (r=0,431; p=0,004), fonksiyonel kapasite (r=-0,348; p= 0,024) ve denge (r=0,363; p=0,018) arasında anlamlı yönde ilişki saptadık. Vibrasyon duyusu ile kuadriceps femoris kas kuvveti (r=0,337; p=0,029), biceps brachii kas kuvveti (r=0,310; p=0,046) ve denge (r=-0,324; p=0,036) anlamlı ilişki saptadık. Vibrasyon duyusu ile vücut kompozisyonu, bel-kalça oranı, kavrama kuvveti, fiziksel aktivite düzeyi ve fonksiyonel kapasite arasında anlamlı bir ilişki saptamadık. Anahtar Kelimeler: Ayak taban duyusu, denge, diyabetik ayak, fiziksel aktivite, fonksiyonel kapasite, periferik kas kuvveti, Tip 2 diabetes mellitus
Leptin ile insülin hormonu arasındaki gelişmelerde bir işaret olarak tip 1 ve 2 diyabet mellitus arasındaki ilişki
Bu tez çalışmasında, tip 1 diyabetli (T1DM) kadınlarda ve tip 2 diyabetli (T2DM) kadınlarda leptin ve insülin arasındaki ilişki araştırılmıştır. Her diyabet hastalığından elli kadın çalışmaya alındı ve iki grup sağlıklı kadınla kontrol edildi; her grup, yaşla eşleşen ilgili hasta grubunu kontrol etti. Leptin, karşılık gelen kontrole kıyasla T1DM'li kadınların ve T2DM'li kadınların serumunda önemli ölçüde artmıştır. Ek olarak, insülin T1DM'li kadınlarda azalmış, ancak T2DM'li kadınlarda artmıştır. Her iki hasta grubunda da glukoz ve glikolize hemoglobin seviyeleri yükselmiştir. Ghrelin, T1DM'li kadınlarda ve T2DM'li kadınlarda azalırken, T2DM hastalığı olan kadınlarda lipid profili değişmiştir. Leptinin, T1DM'li kadınlarda insülin ile ilişkili olmadığı, ancak T2DM hastalığı olan kadınlarda insülin ile negatif ilişkili olduğu görülmüştür. Sonuç olarak, leptin ve ghrelin, T1DM ve T2DM hastalıklarının patofizyolojisinde önemli rol oynamaktadır.
The role of copaptin in changes secondary hypogonadism in men with and without type 1 and 2 DM
This investigation is conducted to study the role of copeptin peptide in changes of the secondary hypogonadism in men with and without type 1 and type 2 of diabetes mellitus and study the correlation between copeptin and some of the biochemical parameters in men with and without Type 1and 2 diabetes mellitus. The results showed that the mean of the copeptin concentration in a blood sample of the three tested groups varied in their levels of copeptin. The results pointed out that the mean of HbA1C levels in the serum of DM2 and DM1 patients were significantly higher than in healthy persons, which recorded 9.30 and 8.06 % as compared to the control group which recorded 5.33 % respectively, the elevated in HbA1C level was associated with increases in copeptin levels considers as a biomarker of diabetes mellitus disease. We found that the elevated copeptin level is associated with the increase in lipid profile such as total triglycerides, total cholesterol HDL and LDL in diabetes patients. The results revealed that the mean CRP levels in serum of DM2 and DM1 patients were significantly higher than in healthy persons, which recorded 12.34 pg/mL and 10.44 pg/mL as compared to the control group which recorded 4.72 pg/mL respectively. The copeptin is considers as a biomarker seems to reflect the disease severity in diabetes patients.