Yaşlılar

Bu konu başlığı altında 695 tez

Yüksek LisansAçık ErişimTR

Yaşlı koroner kalp hastalarında kırılganlık düzeyi ile öz bakım davranışları arasındaki ilişki

Giriş ve Amaç: Koroner kalp hastalıkları, tüm dünyada ve özellikle yaşlı nüfusta sık görülen kronik hastalıklardan biridir. Yaşlı koroner kalp hastalarında tedavi ve bakım hedeflerinin belirlenebilmesi için kırılganlık ve öz bakım kaybına yol açan bileşenlerin açıklığa kavuşturulması; sağlık çalışanlarının hastalarına bireyselleştirilmiş bakım önerileri sunabilmesi açısından önem taşımaktadır. Bu çalışma, koroner kalp hastalığı bulunan yaşlı hastalarda kırılganlık düzeyi ve öz bakım davranışlarının belirlenmesi ile aralarındaki ilişkinin incelenmesi amacıyla gerçekleştirilmiştir. Gereç ve Yöntemler: Tanımlayıcı ve ilişki arayıcı desende planlanan bu çalışma, bir üniversite hastanesinin Kardiyoloji Kliniğinde, 15.06.2023 - 15.01.2024 tarihleri arasında koroner kalp hastalığı tanısı ile yatan 138 hasta ile gerçekleştirilmiştir. Veriler, "Hasta Bilgi Formu", "Edmonton Kırılganlık Ölçeği" ve "Koroner Kalp Hastalığı Öz Bakım Envanteri" kullanılarak toplandı. Bulgular: Araştırmaya katılan hastaların yaş ortalaması 74,07±8,60 yıl olup %61,6'sı erkektir. Hastaların yarısından fazlasının çeşitli düzeylerde kırılgan oldukları ve öz bakım davranışlarının ise orta düzeyde olduğu saptanmıştır. Kadınların, düşük eğitim ve gelir düzeyine sahip hastaların, hareketsiz yaşam tarzı, ek kronik hastalığı ve son bir yılda tekrarlayan hastane yatışı olan hastaların kırılganlık düzeyinin daha yüksek olduğu belirlenmiştir (p<0,05). Hastaların öz bakım davranışlarının medeni durum, eğitim düzeyi, çalışma durumu, gelir düzeyi, yaşam tarzı, son bir yıldır tekrarlayan hastane yatışı varlığı ve ilaçlarını düzenli kullanma durumu ve kırılganlık kategorisine göre anlamlı farklılık gösterdiği saptanmıştır (p<0,05). Ayrıca kırılganlık düzeyi arttıkça öz bakım davranışlarının azaldığı; yaş arttıkça kırılganlık düzeyinin arttığı ve bazı öz bakım davranışlarında düşüş olduğu belirlenmiştir (p<0,05). Sonuç: Araştırma sonucunda hastaların çeşitli düzeylerde kırılgan oldukları ve öz bakım davranışlarının orta düzeyde olduğu, kırılganlık ve öz bakım davranışlarının tanımlayıcı ve hastalığa ilişkin özelliklere göre farklılık gösterdiği, kırılganlık düzeyi arttıkça öz bakım davranışlarının azaldığı bulundu. Sonuçlar doğrultusunda, yaşlı koroner kalp hastalarının bireysel özellikleri göz önünde bulundurularak kırılganlık düzeylerini azaltmaya ve öz bakım davranışlarını geliştirmeye yönelik sağlık eğitimi ve destekleyici bakım girişimlerinin planlanması önerilmektedir.

Kalp hastalıklarıKırılganlıkYaşlılar+1
Tuğçe Özger Işık
Trakya University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2025
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Edirne il merkezinde yaşayan yaşlılarda sosyal desteğin yaşam kalitesine etkisi

Yaşlılık dönemi çeşitli zorluklarla birlikte gelir. Bu süreçte aile, arkadaşlar ve toplumdan alınan sosyal destek, yaşlıların günlük yaşamlarına katılımını artırarak yaşam kalitelerini önemli ölçüde etkiler. Bu çalışma, Edirne il merkezinde yaşayan yaşlı bireylerde sosyal desteğin yaşam kalitesine etkisini incelemeyi amaçlamaktadır. Çalışmaya Edirne il merkezindeki 23 aile sağlığı merkezine kayıtlı, 65 yaş ve üzeri 406 kişi katılmıştır. Araştırma verileri, bireylerin sosyodemografik özellikleri, sosyal destek ve yaşam kalitesi ile ilgili bilgilerin sorgulandığı soruların yer aldığı, Çok Boyutlu Algılanan Sosyal Destek Ölçeği ve Kısa form-12 Yaşam Kalitesi Ölçeği'nden oluşan toplam 52 soruluk anket aracılığıyla elde edilmiştir. Çalışmamız 210 kadın, 196 erkek katılımcı ile gerçekleştirilmiştir. Katılımcıların yaş ortalaması 71,59±6,37 saptanmıştır. Algılanan sosyal destek toplam puanı 58,83±13,29, Kısa form-12 yaşam kalitesi fiziksel bileşen puanı 45,06±10,83, mental bileşen puanı 49,75±10,17 olarak bulunmuştur. Araştırmamızın bulgularına göre; cinsiyet, bireyin ve eşinin eğitim düzeyi, çalışma durumu, kronik hastalık varlığı ile sigara kullanım durumu, algılanan sosyal desteği anlamlı düzeyde etkilediği görülmüştür. Evli, yüksek eğitim seviyesine sahip, sosyal güvencesi bulunan, kendi evinde yaşayan, kronik hastalığı olmayan ve ilaç ya da yardımcı araç kullanmayan bireylerin yaşam kalitesinin daha yüksek olduğu bulunmuştur. Algılanan sosyal destek ile yaşam kalitesi arasında pozitif ilişki saptanmıştır. Aile hekimliğinin temel ilkeleri doğrultusunda yapılan biyopsikososyal değerlendirme, yaşlı bireylerin sosyal destek ihtiyaçlarını ve yaşam kalitelerini etkileyen faktörleri anlamamızı sağlar. Aile hekimlerinin bu bütüncül yaklaşımı, yaşlılardaki sosyal destek eksikliğini belirleyerek bu desteğin artırılmasına olanak tanır. Böylece yaşlıların psikolojik iyilik hali ve sosyal katılımı güçlenir, bu da yaşam kalitelerini yükseltebilir. Anahtar kelimeler: yaşlı, sosyal destek, yaşam kalitesi, aile hekimliği

Aile hekimliğiSosyal destekYaşam kalitesi+1
Selma Nedzhmı Nedzhıb
Trakya University
2025
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Namık Kemal Üniversitesi Tıp Fakültesi öğrencilerinin yaşlı ayrımcılığına ilişkin tutumları ve ilişkili faktörler

Bu araştırma, Namık Kemal Üniversitesi Tıp Fakültesi öğrencilerinin yaşlı ayrımcılığına ilişkin tutumlarının ve bu tutumları etkileyen faktörlerin belirlenmesi amaçlanarak kesitsel olarak yapılmıştır. Araştırma evrenini birinci, ikinci, üçüncü, dördüncü, beşinci ve altıncı sınıf tıp fakültesi öğrencileri olmak üzere toplam 623 kişi oluşturmuştur. Araştırmada örneklem seçilmeyerek tıp fakültesi öğrencilerinin %80'ine ulaşmak hedeflenmiş ve toplam 492 öğrenci (kız:259, erkek:229) araştırmaya dahil edilmiştir. Araştırmanın bağımsız değişkenleri olarak öğrencilerin sosyo-demografik özellikleri, yaşlı bireylere karşı duyulan duygu, düşünce ve davranışlarının oluşturduğu kişisel veri formu kullanılmıştır. Araştırmanın bağımlı değişkenleri olarak ise "Yaşlı Ayrımcılığı Tutum Ölçeği "(YATÖ) toplam ve alt boyut puanları kullanılmıştır. Araştırma verilerinin analizinde; ortalama, ortanca, standart sapma, yüzdelik sayılar, t testi, One-way Anova, Kruskal Wallis ve Mann Whitney U testleri kullanılmıştır. Araştırma grubunun YATÖ toplam puan ortancası 83.00 olarak bulunmuştur. Öğrencilerin yaşlı ayrımcılığına ilişkin tutumlarını etkileyen YATÖ toplam puan ortalama ve ortancaları ile; sınıf düzeyi, şimdiye kadar yaşlı bireyler ile yaşama, mezun olduktan sonra yaşlı bireyler ile çalışmak isteme durumları arasındaki farkın anlamlı olduğu belirlenmiştir (p<0.05). Sonuç olarak öğrencilerin yaşlı ayrımcılığına ilişkin olumlu tutuma sahip oldukları saptanmıştır. Araştırmada tıp fakültesi öğrencilerinin yaşlı ayrımcılığına ilişkin tutumlarını etkileyen faktörlere yönelik öneriler geliştirilmiştir. Anahtar Kelimeler: Yaşlı birey, yaşlanma, yaşlı ayrımcılığı, tıp fakültesi öğrencileri, yaşlı ayrımcılığı ve tutumlar.

AyrımcılıkSağlık hizmetleriTıp eğitimi+5
İpek Merve Malak
Tekirdağ Namık Kemal University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Yaşlılık olgusunun sosyal güvenlik sistemi açısından incelenmesi

İnsanlığın hayat evrelerinden sonuncusu olan yaşlılık döneminde, kişiler belirli yaşam fonksiyonlarını kaybettikleri için mevcut sosyal risklere daha fazla maruz kalmaktadırlar. Özellikle çalışma hayatının sonlanması ya da çalışma hayatında eskisi kadar verimli olunamamasından kaynaklanan gelir kaybı ile yaşlanmanın getirdiği sağlık problemlerinin sonucu olarak sağlık harcamalarının artması ciddi bir maddi kayba yol açmakta dolayısıyla yaşam kalitesinin çalışma dönemine nazaran düşük olmasına neden olmaktadır. Ülkemizde 1950'li yıllardan itibaren gelişmeye başlayan ve kişilerin yaşlılık döneminde de hayat standartlarının yüksek olması ile sosyal risklere karşı korunmasını sağlayan sosyal güvenlik sistemi; yaşlılık sigortası ile kişilerin yaşlılık dönemlerini güvence altına almaktadır. Yaşlılık sigortasından sağlanan temel hak yaşlılık aylığı bağlanması olup, yaşlılık aylığının bağlanması için de; sigortalı olmak, belirli bir yaşı tamamlamak ve belirli sürelerde sigortalılık süresi olmak üzere üç şartı gerçekleştirmek gerekmektedir. Emekli olarak yaşlılık aylığına hak kazanan bireyler yaşlılık aylığının yanı sıra; sağlık hizmetleri ve kamu görevlileri için emekli ikramiyesi, işçiler için kıdem tazminatı, kadrosuzluk tazminatı ve emlak vergisi muafiyeti gibi birçok hakka da sahip olmaktadır.

Sigorta sistemiSigortacılıkSosyal güvenlik+4
Çağatay Emeksiz
Tekirdağ Namık Kemal University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

KABG yapılan 75 yaş üstü hastalarda operasyonrisk analizinin retrospektif değerlendirilmesi

Koroner arter hastalığının (KAH) gelişiminde yaş önem arzeden bir risk faktörüdür. Ülkemizde de tüm dünyada olduğu gibi toplumun demografik farklılık göstermesiyle artmaktadır. Çalışmamıza dahil edilen 75 yaş ve üzeri hastaların cinsiyetleri, renal disfonksiyonunun olup olmaması, peroperatif kros-klemp süresi, bypass süresi, postoperatif dönemde yoğun bakım sürelerine göre değerlendirerek çalışmamızda mortalite ve morbiditenin risklerinin derecesini belirlemeyi amaçladık. Cinsiyete göre kadın hastaların yoğun bakımda kalma süresinin erkek hastalara oranla daha uzun olduğu ve damar sayısı sınıflarına göre damar sayısının artmasına paralel olarak bypass ve kros-klemp sürelerinde artma olduğu gözlendi. Yoğun bakımda yatış süresinin 1 birim artması sonucunda, mortalite riski 1,697 kat artacaktır (%69,7). Renal disfonksiyon durumunun mortaliteyi etkileyen anlamlı bir değişken olduğu tespit edilmiştir. Renal disfonksiyonu olanların, olmayanlara göre mortalite riski 12,875 kat daha fazla olduğu görüldü.

Cerrahi-kardiyovaskülerGeriatriKalp hastalıkları+7
Gülşen Öztürk
Tekirdağ Namık Kemal University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2021
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Aile hekimliği polikliniğine başvuran 65 yaş ve üzeri hastaların pnömokok, influenza, COVID-19 aşılanma oranları ve etkileyen faktörlerin incelenmesi

Çalışmamız Namık Kemal Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Aile Hekimliği Polikliniğine başvuran 65 yaş ve üzeri erişkinlerin pnömokok, influenza ve Covid-19 aşıları ile aşılanma oranlarını tespit etmek ve aşılanmayı etkileyen faktörleri incelemek amacıyla yapılmıştır. Çalışmamızın katılımcıları Mayıs-Ekim 2021 tarihleri arasında Tekirdağ Namık Kemal Üniversitesi Hastanesi Aile Hekimliği Polikliniğine başvuran 65 yaş ve üzeri gönüllü erişkinlerdir. (n=200) Çalışmamız tanımlayıcı ve kesitsel tipte bir çalışmadır. Veriler literatür araştırması sonucu kendi tarafımızca hazırlanan anket ile toplanmıştır. Araştırmada verilerin analizinde, SPSS 24.0 programı ile frekans ve yüzde analizlerine ek olarak ortalama, standart sapma, ki-kare testinden faydalanılmıştır. Çalışmamızda son 1 yıl içinde influenza aşılanma oranı %24,5, son 5 yıl içinde pnömokok aşılanma oranı%42,0 ve Covid-19 aşılanma oranı %86,0 olarak bulunmuştur. Çalışmamızda kronik hastalığa sahip olmanın influenza aşısı ile aşılanmayı arttıran faktör olduğu görülmüştür (p<0.05). Katılımcıların %80,0 'inin sürekli ilaç kullanmasını gerektiren en az bir kronik hastalığının olduğu belirlenmiştir. Pnömokok aşısı ile aşılanmayı etkileyen faktörler ise aylık gelir düzeyi ve düzenli aile hekimine gitme alışkanlığıdır(p<0.05). Çalışmada kişilerin %50,5 inin aile hekimine düzenli gitmediği görülmüştür. %91,5'inin aile hekimine ilaç yazdırmak için gittiği, %41,5'inin muayene olmak için ve %6,5 'in koruyucu sağlık hizmeti almak için gittiği görülmüştür. Çalışmada katılımcıların aşıları çoğunlukla basın-yayın organları aracılığıyla ve sosyal çevreden öğrendikleri görülmüştür. İnfluenza ve pnömokok aşılarını yaptırmayan katılımcıların çoğunluğu ihtiyaç hissetmediği için, doktor önermediği için ve aşıdan haberdar olmadığı için yaptırmamıştı. Covid-19 aşısı yaptırmayan bireylerin ise aşının yan etkilerinden korktuğu ve aşıyı güvenli bulmadıkları için yaptırmadıkları görüldü. Sonuç olarak; kişilerin aşılar hakkındaki farkındalığını arttırmak için aşılar hakkındaki önyargıları ve korkuları üzerine sağlık çalışanları ve medya birlikte hareket ederek kişilerin doğru bilgiye ulaşmaları sağlanmalıdır. Covid-19 Pandemisiyle mücadele ettiğimiz bu dönemde aşıların önemi bir kez daha anlaşılmıştır. Halk, aşı programlarının önemi konusunda yeterince bilgilendirilirse, koruyucu sağlık hizmetlerinin aşılama hedeflerine daha kolay erişilecektir.

Aile hekimliğiAşılamaAşılar+6
Aslıhan Çelik Dönmez
Tekirdağ Namık Kemal University
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Bir aile sağlığı merkezi bölgesinde yaşayan yaşlılarda düşme riskinin belirlenmesi

Bu araştırma, 65 yaş ve üstü bireylerde düşme riskinin belirlenmesi amacıyla yapılmıştır. Kesitsel olarak yapılan bu çalışma, Gaziantep İli Sağlık Müdürlüğü'ne bağlı 60. Yıl Aile Sağlık Merkezi'nde Mayıs-Aralık 2018 tarihleri arasında yürütülmüştür. Araştırmanın evrenini 60. Yıl Aile Sağlık Merkezi'ne kayıtlı 65 yaş ve üzeri 1050 kişi oluşturmuştur. Örneklemi ise evreni bilinenden örneklem hesaplama yöntemine göre belirlenen 290 birey oluşturmuştur. Evrenden örneklem seçiminde basit-rastgele örneklem yöntemi kullanılmıştır. Araştırmada veri toplama aracı olarak Tanıtıcı Bilgi Formu ve DENN Düşme Risk Değerlendirme Ölçeği kullanılmıştır. Verilerin istatiksel analizi SPSS 23.0 istatistik paket programında, t testi, varyans analizi kullanılarak ve sayı, yüzdelik ve ortalama değerleri hesaplanarak yapılmıştır. Yaşlıların %15.9'unun düşme riski az %20.7'sinin düşme riski orta ve %63.4'nün üstü düşme riski yüksek olarak hesaplanmıştır. Bireylerin DENN Düşme Riski Değerlendirme Ölçeği toplam puan ortalaması 11.5±5.5 olarak belirlenmiştir. Yaşları 65-74 arası olan grubun DENN Düşme Riski Değerlendirme Ölçeği puan ortalaması 75- 84 yaş arası ve 85 ve üzeri yaş grubunda yer alan bireylerden daha düşük olup 10.4±5.3'dir (p<0.05). Kadınların risk puan ortalaması erkeklerden daha yüksek olup 12.2±5.2'dir (p<0.05). Bekar olan bireylerin risk puan ortalaması evli olanlardan daha yüksek olup 14.0±5.7'dir (p<0.05). Geliri giderinden az olan bireylerin risk puan ortalaması geliri giderinden çok olanlara göre daha yüksek olup 12.1±5.7'dir (p<0.05). Sosyal güvencesi olmayan bireylerin risk puan ortalaması sosyal güvencesi olanlardan daha yüksek olup 14.0±5.8'dir (p<0.05). Eşiyle birlikte yaşayan bireylerin risk puan ortalaması yalnız yaşayan bireylere ve diğer aile üyeleri ile yaşayan bireylere göre daha düşük olup 10.0±5.2'dır (p<0.05). Yaşlı bireylerin eğitim durumuna göre DENN Düşme Riski Değerlendirme Ölçeği puan ortalamaları karşılaştırıldığında, bireylerin eğitim durumuna göre puan ortalamaları arasında istatiksel olarak anlamlı farklılık saptanmamıştır (p>0.05). Çalışma sonucuna göre yaşlı bireylerin büyük bir çoğunluğu düşme açısından riskli grupta yer almaktadır. Bireylerin eğitim durumu dışında çalışma kapsamında bakılan diğer tüm sosyo-demografik özellikleri düşme riskini etkilemektedir.

Aile sağlığı merkeziDüşme kazalarıGeriatri+6
İbrahim Karademir
Sanko University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Elli beş yaş ve üstü bireylerin sağlık profili ve huzur evine ilişkin düşünceleri

Bu çalışma evde yaşayan 55 yaş ve üstü bireylerin sağlık profili ve huzurevinde yaşamaya ilişkin düşüncelerini belirlemek amacıyla yapılmıştır. Araştırma 1 Mart 2018- 30 Nisan 2018 tarihleri arasında, Gaziantep İli Şahinbey İlçesi Düztepe Mahallesinde yaşayan 218 katılımcı ile tanımlayıcı olarak yapılmıştır. Çalışmaya başlamadan önce gerekli izinler alınmıştır. Verilerin toplanmasında Anket Formu, Nottingham Sağlık Profili (NSP) ve SF-36 Yaşam Kalitesi Ölçeği kullanılmıştır. Elde edilen verilen değerlendirilmesinde tanımlayıcı istatistikler, Kolmogorov Simirnov, One Way Anova, Student T, Kruskall Wallis ve Mann Whitney U testleri kullanılmıştır. Katılımcıların yaş ortalamalarının 66,17 olduğu, %51,4'ünün kadın, %30,7'sinin okuryazar, %85,3'ünün evli, %39,4'ünün ev hanımı ve % 89,4'ünün sosyal güvencesinin olduğu, % 56,9'unun çalışmadığı ve % 38,5'inin eşi ile birlikte yaşadığı belirlendi. Bireylerin %72'sinin huzur evinde yaşamak istemedikleri, ancak huzur evinin adının rehâbilitasyon ya da yaşam merkezi olması durumunda %99,1'inin buralarda kalabileceklerini belirttikleri tespit edildi. Katılımcıların %80,8'inin huzurevlerinde kalan kişilerin günlük yaşam aktivitelerine yardım edildiğini düşündükleri saptandı. Eşi ve çocukları ile birlikte yaşayanların, erkeklerin, ilaç kullanmayanların, kronik hastalığı olmayanların SF-36 ölçeği tüm alt boyut puan ortalamalarının diğerlerine göre daha yüksek olduğu, NSP puan ortalamalarının ise birlikte yaşadıkları kişilere göre dağılımları arasındaki farkın anlamlı olduğu belirlendi. Çalışma kapsamına alınan bireylerin çoğunun huzurevinde kalmak istemediği, SF-36 ölçeği tüm alt boyut puan ortalamalarının ve NSP puan ortalamalarının birlikte yaşadıkları kişilerden etkilendiği saptandı. Bu sonuçlar doğrultusunda bu yaş grubundaki kişilere huzuerevleri hakkında bilgi verilmesi önerilebilir. Anahtar kelimeler: Sağlık profili, 55 yaş ve üstü, huzurevi, hemşirelik

GeriatriHuzurevleriSağlık+2
Ayşe İnceman
Sanko University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2020
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Esansiyel tremoru olan geriatrik bireylerde proksimal ve distal kas kuvvetinin üst ekstremite fonksiyonel becerilerileri ile ilişkisi

Bu çalışma Esansiyel Tremorlu (ET) yaşlı bireylerde proksimal ve distal kas kuvveti ile üst ekstremite fonksiyonelliği ve tremor şiddeti arasındaki ilişkiyi incelemek amacıyla yapıldı. Yaş ortalamaları 74.07±4.83 olan 40 ET tanılı yaşlı birey ve yaş ortalamaları 70.10±4.05 olan 40 tremor şikâyeti olmayan yaşlı birey dahil edildi. Dahil edilen bireylerin demografik bilgileri kaydedildi. Tremor şiddeti için Fahn-Tolosa-Marin Tremor Değerlendirme Ölçeği ile değerlendirildi. Üst ekstremitede fonksiyonel durumu değerlendirmek için Kol, Omuz sorunları Anketi, üst ekstremite fonksiyonel beceri için Dokuz Delik Peg testi kullanıldı. Kas kuvveti digital kas dinamometresi (Power Track II) ile değerlendirildi. Distal kas kuvveti Pinchmetre ile ölçüldü. Kavrama kuvveti Jamarmetre (Saehan SH5001) ile ölçüldü. Bilişsel durumu Standartize Mini Mental Test (SMMT) ile değerlendirildi. Depresyonu Beck Depresyon Ölçeği (BDÖ) ile değerlendirildi. Veri analizi sonucunda çalışma ve kontrol grubu arasında VKİ, dominant el, egzersiz alışkanlığı, sigara kullanımı ve eğitim düzeyleri bakımından benzerdi (p>0.05). Ancak ET'li bireylerin yaş ortalaması kontrol grubundan anlamlı düzeyde daha yüksekti (p<0.05). Kontrol grubundaki erkek olguların sayısı ET'li gruptan anlamlı düzeyde daha yüksekti (p<0.05). Tüm proksimal kas kuvvetleri ET'li grupta anlamlı düzeyde daha düşüktü (p<0.05). Tüm distal kas kuvvetleri ET'li grupta anlamlı düzeyde daha düşüktü (p<0.05). Bireylerin DASH, DDPT ve BDÖ sonuçları karşılaştırıldığında gruplar arasında anlamlı fark bulundu. Çalışma grubunda ET'li bireylerin DASH skorlaması kontrol grubundan anlamlı düzeyde daha yüksektir (p<0.05). Tremoru olan bireylerde tremor şiddeti ile proksimal ve distal kas kuvvetleri incelendiğinde, tüm kuvvetlerle negatif yönlü anlamlı ilişki bulundu (p<0.05). Tremoru olan bireylerde tremor şiddeti ile DASH, DDPT ve BDÖ ilişkisi incelendiğinde, DASH ve BDÖ ile pozitif yönde anlamlı ilişki bulundu (p<0.005). Ancak tremor şiddeti ile üst ekstremite fonksiyonelliği arasındaki ilişki benzerdir (p>0.05). Üst ekstremite fonksiyonelliği ile proksimal ve distal kas kuvveti ilişkisi incelendiğinde benzerdi (p>0.005). Sonuç olarak tremoru olan bireylerin proksimal ve dital kas kuvveti azalmış ve fonksiyonel el becerileri bozulmuştur

GeriatriKas kuvvetiTitremeler+3
Hatice Büşra Delier
Sanko University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Yaşlı bireylerde yalnızlık, ölüm kaygısı ve sosyal ağlar arasındaki ilişki

Bu tanımlayıcı çalışmanın amacı toplum içerisinde yaşayan yaşlı bireylerde yalnızlık, ölüm kaygısı ve sosyal ağlar arasındaki ilişkinin belirlenmesidir. Araştırma Ocak 2024-Mart 2024 tarihleri arasında, Yozgat ili merkezinde bulunan bir aile sağlığı merkezine bağlı 65 yaş ve üzeri evreni bilinen olasılıksız örnekleme yöntemi ile belirlenen 250 yaşlı birey ile yürütülmüştür. Araştırmada veri toplama aracı olarak Kişisel Bilgi Formu, Yaşlılar İçin Yaşlılar için Yalnızlık Ölçeği, Ölüm Kaygısı Ölçeği, Lubben Sosyal Ağ Ölçeği kullanılmıştır. Verilerin analizinde Mann Whitney U, Kruskal Wallis ve Spearman korelasyon testleri kullanılmıştır. Araştırmaya dahil edilen yaşlı bireylerin yaş ortalaması 70,04±5,65 olduğu, %53,6'sının erkek, %76'sının evli, %47,2'sinin ilkokul mezunu, %97,2'sinin sosyal güvenceye sahip olduğu ve %50,8'inin gelir durumunu düşük olarak değerlendirdiği görülmüştür. Araştırmaya katılan yaşlı bireylerin yalnızlık puan ortalaması 6,94±5,21, ölüm kaygısı puan ortalaması 29,06±25,45 ve sosyal ağ puan ortalaması 31,36±10,46 olarak belirlenmiştir. Kadınlarda yalnızlık ve ölüm kaygısının daha fazla olduğu, bekar yaşlı bireylerin daha fazla yalnızlık yaşadığı, ilkokul mezunu yaşlı bireylerin daha fazla yalnızlık yaşadığı ve gelir düzeyi orta olan yaşlı bireylerin daha fazla sosyal ağa sahip olduğu belirlenmiştir. Yaşlı bireylerde yalnızlık ile ölüm kaygısı ölçeği puanı arasında pozitif ve orta düzey bir ilişki, yalnızlık ve sosyal ağ ölçeği puanı arasında negatif ve orta düzey bir ilişki saptanmıştır (p<0,05). Yaşlı bireylerde ölüm kaygısı ile sosyal ağ ölçeği puanı arasında anlamlı bir ilişki bulunmazken, arkadaş sosyal ağı ile ölümü düşünme ve tanıklık alt boyut puanları arasında negatif ve düşük düzey bir ilişki bulunmuştur (p<0,05). Sonuç olarak yaşlı bireylerin yalnızlık düzeylerini ve ölüm kaygısını hafifletmeye yardımcı olabilecek, yaşlılar arasındaki sosyal bağları güçlendirmeye yönelik, toplum programları, sosyal etkinlikler ve nesiller arası etkileşimi teşvik eden eğitim ve müdahale programlarının geliştirilmesi önerilmektedir. Anahtar Kelimeler: Ölüm anksiyetesi, sosyal ağlar, yalnızlık, yaşlı birey

AnksiyeteSosyal ağlarYalnızlık+1
Fatma Zafer
Hacettepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2024
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Geriatrik popülasyonda antikolinerjik yükün sağkalım üzerine etkisinin değerlendirilmesi

Antikolinerjik yük kavramı, 1 ya da daha fazla ilacın oluşturduğu antikolinerjik aktivitenin belirlenmesi ile hesaplanan kümülatif yükü ifade eder. Antikolinerjik yük hesaplanmasında, serumda antikolinerjik yükün belirlenmesi, reseptör düzeyinde muskarinik aktivitenin belirlenmesi ya da uzman görüşü ile daha önceki antikolinerjik yüke sahip ilaçların analiz edilmesi yöntemi kullanılabilmektedir. Günümüzde çok sayıda antikolinerjik yük ölçeği geliştirilmiştir. Buna rağmen altın standart bir ölçeğin varlığından söz etmek güçtür. Antikolinerjik yükün ilişkilendirildiği, düşme, deliryum, sarkopeni, malnütrisyon gibi birçok geriatrik durum olmakla birlikte, sağkalım süresini kısaltmaları ile ilgili ortaya konan çalışmalar klinik önemini daha da arttırmaktadır. Bu çalışmanın amacı geriatrik yaş grubundaki hastalarda antikolinerjik yük ile sağkalım süresi arasındaki ilişkiyi araştırmaktır. 1 Ocak 2013 ve 1 Ocak 2020 arasında exitus olan 65 yaş ve üzeri 2801 hastanın verileri çalışmaya dahil edilmiştir. Antikolinerjik yük ölçeklerinden Anticholinergic Cognitive Burden (ACB) ve Anticholinergic Burden Classification (ABC) kullanılmıştır. Hesaplanan antikolinerjik yükler: yok, hafif/olası ve yüksek antikolinerjik yük olarak 3 gruba ayrılmıştır. Antikolinerjik yük artışının sağ kalım sürelerine etkisi 12 ay, 60 ay ve 120 ay için analiz edilmiştir. Kaplan-Meier sağkalım eğrileri karşılaştırılmıştır. Yüksek antikolinerjik yük, erkek cinsiyet, multimorbidite, yaş ve kırılganlık için regresyon analizleri yapılmıştır. Çalışmamızda medyan yaş 79,8 idi ve hastaların %53,3'ü kadındı. Bu çalışmada yüksek ACB yükünün 1-yıllık mortaliteyi 1,2 kat arttırdığı (%95 GA: 1,02-1,41; p=0,03) ve 10 yıllık mortaliteyi de 1.15 kat (%95 GA: 1,04-1,28; p=0,006) arttırdığı bulunmuştur. Ayrıca hafif ve yüksek ABC yüküne sahip hastalarda mortalite riskinin 1 yıl için 1,21 (%95 GA: 1,02-1,43; p=0,03) kat artarken, 10 yıllık mortalite riskinin 1,27 (%95 GA: 1,14-1,41 , P<0,001) kat arttığı saptanmıştır. Kaplan Meier eğrileri karşılaştırıldığında, yüksek antikolinerjik yüke sahip hastalarda hem kısa hem de uzun dönem için sağkalım ihtimalinin azaldığı ortaya konmuştur. Literatürde ACB ölçeği ile mortalite ilişkisi üzerine farklı çalışmalar mevcuttur ve bu çalışmada da yüksek ACB yüküne sahip hastalarda, artan mortalite riski ortaya konmuştur. Yüksek ABC yükü ile artan mortalite riskine ilişkin, literatürde çok net ilişki gösterilmemesine rağmen; bu çalışmadaki sonuçlarla ABC ölçeğinin de hem kısa hem de uzun dönem sağkalımı öngörmede kullanılabilecek bir antikolinerjik ölçek olduğu düşünülmüştür. Geriatrik popülasyonla uğraşan tüm hekimlerin antikolinerjik yüke karşı farkındalığın artması ve gelecek çalışmalar ile bu ilişkinin desteklenmesi gerekmektedir.

GeriatriMortaliteParasempatolitikler+6
Zeynep Özge Özdemir
Hacettepe University
2023
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Yaşlı hastalarda femur kırıklarında uygulanan anestezi tekniğinin postoperatif dönemde görülen deliryuma etkisi: Retrospektif çalışma

Giriş ve Amaç: Günümüzde ortalama yaşam süresinin artmasıyla birlikte, yaşlı popülasyonda kalça kırığı görülme sıklığı da artmıştır. Kalça kırığı cerrahisi sonrası en sık görülen komplikasyonlardan biri deliryumdur. Acil, kardiyak veya majör ortopedik cerrahiler; insidansın en yüksek olduğu durumlardır. Postoperatif deliryum; artmış mortalite, hastane kökenli komplikasyonlar, persistan kognitif bozulma, zayıf fonksiyonel iyileşme ve artmış sağlık harcamaları ile ilişkilendirilmektedir. Biz bu çalışmada, kliniğimizde kalça kırığı nedeniyle opere olan yaşlı hastalarda, kalça kırığı cerrahisi sonrasında ortaya çıkan deliryuma, uygulanan anestezi tekniğinin etkisinin ve etki eden diğer perioperatif faktörleri incelemeyi amaçladık. Gereç ve Yöntem: Çalışmaya Ocak 2015 - Aralık 2019 tarihleri arasında Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi ameliyathanesinde kalça kırığı nedeniyle opere edilen 65 yaş ve üzeri hastalar dahil edildi. Hastalara ait demografik ve klinik özellikler hastane elektronik veritabanı üzerinden retrospektif olarak elde edildi. Deliryum tanısı; kliniğimizde, yoğun bakım yatışında rutin olarak değerlendirilen "Konfüzyon değerlendirme metodu (CAM-ICU)"na uygun olarak kondu. Uygulanan anestezi tekniklerinin ve diğer perioperatif faktörlerin postoperatif deliryuma etkisi istatistiksel yöntemlerle araştırıldı. Bulgular: Çalışmaya dahil edilen toplam 167 hastanın [121 (%72.5) kadın ve 46 (%27.5) erkek] ortanca yaşı 83 (65-95)'dü. 106 (% 63.5) hasta genel, 61 (%36.5) hasta ise rejyonel anestezi altında opere edilmişti. Uygulanan anestezik ajanlardan (hem genel anestezi için hem de sedasyon amacıyla); propofol, rokuronyum, sevofluran, fentanil, azot protoksit, midazolam, remifentanil, ketamin, deksmedetomidin ve tiyopental ile postoperatif deliryum arasında istatistiksel olarak anlamlı ilişki saptanmamıştır. Modifiye frajilite indeksi, antikoagülan ilaç kullanımı, hastane yatış süresi, hasta yaşı, demans ve intraoperatif desfluran kullanımı ile postoperatif deliryum arasında istatistiksel olarak anlamlı ilişki gösterilmiştir. Sonuç: Çalışmamızda artan yaş, demans varlığı, artmış modifiye frajilite indeksi ve uzamış hastane yatışının postoperatif deliryum için risk faktörleri olduğu ancak; anestezi yöntemlerinin postoperatif deliryum gelişimi ile ilişkili olmadığı gösterildi. Postoperatif deliryumun, diğer çalışmalarda artmış mortalite ile ilişkili olduğu gösterildiğinden; deliryum gelişimine etkili olabilecek tüm faktörlerin tanınması, önlenmesi ve tedavisinin geliştirilmesi amacıyla daha büyük hasta grupları ile yapılan çalışmalara ihtiyaç duyulmaktadır.

Anestezi-genelAnestezi-kondüksiyonDeliryum+7
Ecem Gülçin Karsavuran
Hacettepe University
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimEN

Well-being in older migrants and non-migrants in Germany: A specific look at health and poverty dimensions

Well-being among older people has become an essential matter, as the ageing population throughout the world become a more widespread phenomenon. Well-being is an implicit notion, which can be approached in different ways. This thesis approaches well-being from both objective and subjective perspectives and analyses its two measurable dimensions as health and poverty. This thesis aims to examine health and poverty determinants among the older population in Germany and to find whether health and poverty status converge to or diverge from each other for older migrants and non-migrants. Health is examined by looking at diabetes, depression, and subjective health measures. Poverty is examined by looking at income, wealth, and subjective poverty measures. As the data source, Wave 7 of the Survey of Health, Ageing, and Retirement of Europe is used. Six hypotheses were formulated based on migration status and length of residence, and outcome variables. Binary logistic regression model is employed to reveal the factors affecting health and poverty of the older migrants and non-migrants. Descriptive statistics by the prevalence of diabetes, depression, subjective health, income poverty, wealth poverty and subjective poverty are presented. For each model, binary logistic regression tables are given. By focusing the migration status and length of residence, the results are discussed within the framework of the healthy immigrant effect for the health models. For the poverty models, the results were discussed by comparing them with that of the previous research and hypotheses formulated. The results suggest that for health models, both older migrant groups have higher odds of having diabetes than natives. Western older migrants have lower odds of having depression while non-Western migrants have similar to that of natives. Both migrant groups have similar odds of having poor subjective health when compared to non-migrants. For poverty models, both migrant groups have higher odds of having income poverty than natives. Western migrants have lower odds of having wealth poverty while non-Western migrants have higher odds of wealth poverty compared to natives. Western migrants have similar odds of having subjective poverty and non-Western migrants have higher odds when compared to natives. In general, the results point out that healthy immigrant effect is not generalizable to the all three health models. Although we provide support for most of our formulated hypotheses, model of diabetes provides results not in line with our expectations.

GermansGermanyEmigrants+5
Nur Koyuncu
Hacettepe University · Nüfus Etütleri Enstitüsü
2023
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Psoriazisli geriatrik popülasyonda sarkopeni varlığı ve sıklığının araştırılması

Giriş: Psoriazis, kronik, multisistemik, inflamatuvar bir hastalıktır. Temel olarak yaş ilişkili kas kitlesinde ve kas fonksiyonlarında azalma ile karakterize bir hastalık olan sarkopeni, çeşitli inflamatuvar hastalıklar ile de ilişkili olabilmektedir. Yapılan çalışmalarda sarkopeni prevalansı, romatoid artrit, spondiloartrit, otoimmun karaciğer hastalığı, sistemik skleroz, sistemik lupus eritematozus, Crohn hastalığı ve ülseratif kolit gibi inflamatuvar hastalığa sahip bireylerde daha yüksek bulunmuştur. Bununla birlikte psoriazisli geriatrik popülasyonda sarkopeni sıklığına dair veri bulunmamaktadır. Bu çalışmanın amacı, psoriazisli geriatrik popülasyonda sarkopeni sıklığını araştırmak ve bu grupta sarkopeni gelişimi ile ilişkili faktörleri ortaya koymaktır. Yöntem ve Gereçler: Çalışmaya merkezimizde takip edilen 60 yaş ve üzeri psoriazis tanılı hastalar ve aynı sayıda geriatrik kontrol grubu dahil edildi. Katılımcıların demografik ve klinik özelliklerinin yanı sıra, kan C-reaktif protein, eritrosit sedimantasyon hızı ve 25(OH)D vitamin düzeyleri, kas ultrasonografisi ve Tanita vücut analizi sonuçları değerlendirildi. Olası sarkopeni durumu el kavrama kuvveti (handgrip testi), konfirme sarkopeni tanısı ise biyoelektriksel impedans analizi (BIA) sonuçlarına göre belirlendi. Psoriazis tanılı hastalarda sarkopeni sıklığı ve bu grupta sarkopeni ile ilişkili olabilecek faktörler istatistiksel yöntemlerle incelendi. Bulgular: 25(OH)D vitamin düzeyi psoriazisli hastalarda (18.4 ng/ml) kontrol grubuna kıyasla (26.1 ng/ml) daha düşüktü (p=0.002). Psoriazisli hastalarda handgrip testi ile belirlenen olası sarkopeni sıklığı %12.7 olup kontrol grubundan (%28.6) düşüktü (p=0.028). BIA ile saptanan konfirme sarkopeni sıklığı ise kontrol grubuna göre düşük olsa da fark istatistiksel olarak anlamlı bulunmadı (%17.5 ve %22.2, p=0.503). Ultrasonografik incelemede gastroknemius kalınlığı ve pennat açısı, rektus femoris kalınlığı ve kesit alanı, ve rektus abdominis kalınlığı psoriazis hastalarında kontrol grubuna göre yüksek saptandı (sırasıyla p=0.002, p=0.012, p<0.001, p<0.001, p=0.034). Psoriazisli hastalarda artan yaş ve tanı yaşı olası sarkopeni; kronik akciğer hastalığı ve düşük vücut kitle indeksi (VKİ) ise konfirme sarkopeni ile ilişkili bulundu. Çoklu lojistik regresyon analizinde düşük VKİ değeri konfirme sarkopeni için bağımsız risk faktörü olarak gösterildi (OR:0.542, %95GA:0.367-0.802, p=0.002). Tanı testleri ROC analizi ile incelendiğinde Tanita vücut analizi ile elde edilen yağsız vücut kitlesi (Erkekler: EAA: 0.878, p<0.001; Kadınlar: EAA: 0.918, p<0.001) ve visseral yağ oranı (Erkekler: EAA: 0.826, p=0.002; Kadınlar: EAA: 0.782, p=0.001) parametrelerinin anlamlı tanısal öngörüsel özelliğe sahip olduğu ortaya konuldu. Sonuç: Sonuç olarak çalışmamızda geriatrik psoriazis hastalarında sarkopeni sıklığının benzer yaş aralığındaki popülasyondan yüksek olmadığı, hatta handgrip testi sonuçları ve bazı ultrasonografik parametrelere göre daha iyi durumda oldukları gösterilmiştir. Psoriazisli hastalarda düşük vücut kitle indeksinin BIA ile belirlenen konfirme sarkopeni için bağımsız risk faktörü olduğu saptandı. Bunların yanı sıra, Tanita vücut analizinin sarkopeni tanısında rolü olabileceğine dair kanıtlar ortaya konuldu. Anahtar kelimeler: Psoriazis, sarkopeni, ultrasonografi, Tanita, biyoelektriksel impedans analizi.

GeriatriKas distrofileriPsoriyazis+2
Memduh Veysi Seyit
Hacettepe University
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Geriatrik bireylerde yutma ve solunum performansı arasındaki ilişkinin tele-değerlendirme yöntemiyle incelenmesi

Bu çalışmanın amacı geriatrik bireylerde yutma performansı ile solunum performansı arasındaki ilişkinin tele-değerlendirme yöntemiyle incelenmesidir. Çalışmaya geriatri kliniğine başvuran 65 yaş üstü 57 geriatrik birey dahil edildi. Katılımcıların fiziksel performansları yüz yüze olarak 4 Metre Yürüme Testi ile yutma ve solunum değerlendirmeleri tele-değerlendirme yöntemiyle ölçüldü. Yutma değerlendirmesinde Türkçe Yeme Değerlendirme Aracı (T-EAT-10), Fonksiyonel Oral Alım Skalası, Yale Yutma Testi, Tekrarlayan Tükürük Yutma Testi (TTYT) ve Reflü Semptom İndeksi (RSİ) kullanıldı. Solunum değerlendirmesinde Roth Skoru, Çok Boyutlu Dispne Profili (ÇBDP), Maksimum Fonasyon Süresi (MFS) kullanıldı. Katılımcıların yorgunlukları Modifiye Borg Skalası ile yutmaya ilişkin yaşam kaliteleri Türkçe Yutma Yaşam Kalitesi Anketi (T-SWAL-QOL) ile tele-değerlendirme yöntemiyle incelendi. Katılımcılar yutma bozukluğu semptom varlığına göre iki gruba ayrıldı. Tele-değerlendirme ile elde edilen bulgulara göre yutma değerlendirmesinde kullanılan Türkçe Yeme Değerlendirme Aracı, Tekrarlayan Tükürük Yutma Testi ve Reflü Semptom İndeksi ile Roth Skoru sayma sayısı ve sayma süresi ile değerlendirilen solunum performansı (r=-0,717, r=-0,691; r=0,709, r=0,668; r=-0,655, r=-0,818 sırasıyla), Çok Boyutlu Dispne Profili anlık algı ve duygusal tepki alanları ile değerlendirilen dispne algısı (r=0,783, r=0,777; r=-0,688, r=-0,702; r=0,716, r=0,760 sırasıyla), hem kadınlarda hem erkeklerde Maksimum Fonasyon Süresi ile değerlendirilen solunum kontrolü (r=-0,404, r=-0,375; r=0,598, r=0,530; r=-0,372, r=-0,596 sırasıyla) ilişkili bulundu. Yutma bozukluğu semptomu olan grubun solunum performansları olmayan gruba göre farklıydı (p<0,01). Yutma ve solunum performansları fiziksel performansla ilişkili bulunmadı (p>0,05). Yutma ve solunum performansları ile yorgunluk ve yutmaya ilişkin yaşam kalitesi alt parametrelerinin çoğu arasında ilişki olduğu belirlendi (p<0,05). Sonuç olarak; geriatrik bireylerde yutma ve solunum performansları birbirleriyle ilişkilidir. Tele-değerlendirme yöntemlerinin geriatrik bireylerde yaşam ve hizmet kalitesini arttırmada önemli bir seçenek olacağı düşünüldü.

GeriatriSolunum bozukluklarıTeletıp+2
Çiğdem Güner
Hacettepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Geriatrik bireylerde yutma performansı ve uyku bozuklukları arasındaki ilişkinin incelenmesi

Çalışmaya 65 yaş ve üzeri 50 geriatrik birey dahil edildi. Bireylerin demografik bilgileri kaydedildi. Geriatrik bireylerin mental durum değerlendirmesi Mini Mental Durum Muayenesi ile, fiziksel performans değerlendirmesi 4 Metre Yürüme Testi ile yapıldı. Yutma performansı değerlendirmesi; Türkçe-Yeme Değerlendirme Aracı (T-EAT-10), Yale Yutma Protokolü, Fonksiyonel Oral Alım Skalası (FOAS), Reflü Semptom İndeksi (RSİ) ile yapıldı. Uyku bozukluğu değerlendirmesi Epworth Uykululuk Ölçeği (EUÖ) ve Pittsburgh Uyku Kalitesi İndeksi (PUKİ) ile yapıldı. Yutma yaşam kalitesi değerlendirmesi Türkçe Yutma Yaşam Kalitesi Anketi (T-SWAL-QoL) ile, yorgunluk değerlendirmesi Modifiye Borg Skalası ile yapıldı. Bireyler T-EAT-10'a göre yutma bozukluğu semptomu olanlar (T-EAT-10 ≥ 3) (n=27) ve yutma bozukluğu semptomu olmayanlar (T-EAT-10<3) (n=23) olarak ikiye ayrıldı. Yutma bozukluğu semptomu ve gündüz uykululuğu arasında arasında ilişki olmadığı (p>0,05), uyku kalitesi arasında pozitif yönde zayıf ilişki olduğu görüldü (r=0,284, p=0,046). Reflü semptom şiddeti ile gündüz uykululuğu arasında pozitif yönde zayıf ilişki olduğu (r=0,306, p=0,031), reflü semptom şiddeti ile uyku kalitesi arasında pozitif yönde orta düzeyde ilişki olduğu görüldü (r=0,403, p=0,004). T-EAT-10 ile T-SWAL-QoL alt parametrelerinden Yeme Süresi, Yeme İsteği, Uyku, Yorgunluk, Mental Sağlık, Sosyallik arasında ilişki olmadığı görüldü (p>0,05). T-EAT-10 ile sırasıyla Genel Yakınma ve Yemek Seçimi, alt parametresi arasında negatif yönde zayıf ilişki (r=-0,284, r=-0,321, p=0,046, p=0,023), T-EAT-10 ile sırasıyla Yeme Korkusu ve İletişim alt parametreleri arasında negatif yönde orta düzey ilişki olduğu görüldü (r=-0,430, r=-0,434, p=0,002, p=0,002). Gruplar arasında uyku bozuklukları ve fiziksel performans ile ilgili fark olmadığı görüldü (p>0,05). Sonuç olarak yutma alt parametrelerinden yutma bozukluğu semptomu ile gündüz uykululuğu ce uyku kalitesi arasında ilişki bulunmamaktadır. Yutma alt parametrelerinden reflü semptomu ile gündüz uykululuğu ve uyku kalitesi arasında orta düzeyde ilişki bulunmaktadır. Geriatrik bireylerde uyku ve yutma fonksiyonları arasındaki ilişkinin farklı örneklem gruplarıyla da araştırılması gerektiği önerilmiştir.

DeğerlendirmeGeriatriUyku bozuklukları+3
Rabia Alıcı
Hacettepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Toplumsal cinsiyet bağlamında yalnız yaşayan yaşlı kadınların sorunları ve yaşam deneyimleri: Kocaeli ili örneği

Bu araştırma yalnız yaşayan yaşlı kadınların yaşam deneyimlerini, sorunlarını ve gereksinimlerini ortaya koymak amacıyla gerçekleştirilmiştir. Nitel araştırma yöntemiyle gerçekleştirilen bu çalışmanın öznelerini Kocaeli'nde ikamet eden 65 yaş ve üzeri yalnız yaşayan yaşlı kadınlar oluşturmuştur. Görüşmecilere kartopu örneklem yöntemiyle ulaşılmıştır. Yarı yapılandırılmış görüşme formu kullanılarak 15 yalnız yaşayan yaşlı kadınla yüz yüze derinlemesine görüşmeler gerçekleştirilmiştir. Elde edilen verilerin analizi MAXQDA 12 nitel veri analiz programı yardımıyla çözümlenmiştir. Analizin gerçekleştirilmesinin ardından yalnız yaşayan yaşlı kadınların geçmiş yaşam deneyimlerinde maruz kaldığı toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin yalnız yaşama deneyimlerini zorlaştırdığı görülmüştür. Yaşlılık dönemine dezavantajlı olarak giren görüşmecilerin yalnız yaşama deneyiminin, yaşlılık dönemine özgü sorunların, yaş ayrımcılığının baş etmekte zorlandıkları ortaya çıkmıştır. Geleneksel cinsiyet ve yaşlılık rollerinin içselleştirilmesi görüşmecilerin yaşam deneyimlerini etkileyen önemli bir faktör olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Bu bağlamda yalnız yaşayan yaşlı kadınların toplumsal katılımını destekleyen ve baş etme pratiklerinin geliştirilerek kadınların güçlenmesine yönelik sosyal politika ve feminist sosyal hizmet uygulama önerileri sunulmuştur.

Kadın sorunlarıKadınlarKocaeli+6
Eda Öner
Hacettepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Evde yaşayan yaşlı bireylerin yerinde yaşlanma deneyimleri ve sosyal hizmet gereksinimleri: Ankara ili örneği

Araştırmanın temel problemi, Ankara ili örneğinde evde yaşayan 65+ yaş grubu yaşlı bireylerin yerinde yaşlanma deneyimlerinin, yaşadıkları zorlukların ortaya konulması ve sosyal hizmet gereksinimlerinin belirlenmesidir. Araştırmanın amacı, evde yaşamını sürdüren yaşlı bireylerin destek ve bakım ihtiyaçları ile ilgili yaşadıkları sorunları ortaya çıkarmak ve yerinde yaşlanma kapsamında bu sorunların giderilmesine ilişkin sosyal hizmet gereksinimlerini belirlemektir. Araştırmada evde yaşayan yaşlı bireylerin deneyimleri ve sosyal hizmet gereksinimleri ekolojik sistem yaklaşımı bağlamında ele alınmıştır. Nitel araştırma deseni ile yapılan çalışmada fenomenolojik yaklaşım kullanılmıştır. Ankara ilinde yaşayan 16 kadın ve 14 erkek toplam 30 yaşlı bireye kartopu örneklem yoluyla ulaşılmış; yarı yapılandırılmış derinlemesine görüşmeler yapılmıştır. Veriler tematik analize tabi tutulmuş; "yerinde yaşlanma deneyimleri" ile "yerinde yaşlanma destek sistemleri ve sosyal hizmet gereksinimleri" isimli iki tema altında sunulmuştur. Araştırma bulgularına göre, yaşlı bireyler alışkın oldukları evlerinde mümkün olduğunca uzun süre yaşamak istemektedirler. Evde yaşama tercihlerini, evin fiziksel koşullarının uygunluğu, çevredeki mekânların ulaşılabilirliği, iletişim ve ulaşım imkânları, sosyokültürel aktivitelere katılım, teknoloji kullanma becerisi ile evine yüklediği anlam belirlemektedir. Ayrıca, yaşlı bireylerin ihtiyaçlarına ilişkin enformel ve formel destek sistemlerinin çeşitliği ve kalitesi evde yaşama tercihlerini belirleyen diğer unsurlardır. Yaşlı bireyler kamu kurumları tarafından verilen hizmetlere güven duymakta, yerinde yaşlanmaya ilişkin evde sağlık ve bakım hizmetlerinden yararlanmaktadırlar. Yaşlı bireyler sosyal destek ve evde bakım hizmetlerini mahalle bazında açılacak gündüzlü merkezlerden almak istemektedirler. Araştırmada evde yaşayan yaşlı bireylerin yerinde yaşlanma deneyimleri ve sosyal hizmet gereksinimleri sosyal hizmet disiplini bakış açısı ile sosyokültürel ve ekonomik boyutlarıyla ele alınmıştır. Yaşlı bireylerin özellikleri, ihtiyaçları ve tercihleri dikkate alınarak alternatif hizmet modellerine ilişkin sosyal politikaların oluşturulması ve uygulanması için önerilerde bulunulmuştur.

Aktif yaşlanmaAnkaraSosyal hizmetler+5
Gülay Sezgin
Hacettepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2023
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Kırılganlığın sosyal komponentinin geriatrik sendromlarla ilişkisi

Kırılganlığın sosyal komponenti yakın tarihte önemini daha iyi kavramaya başladığımız ve geriatrik popülasyonda birçok olumsuz durum ile bağlantılı olan bir kavramdır. Sosyal kırılganlık yaşam boyunca bir veya daha fazla temel sosyal ihtiyacın karşılanamaması ya da karşılanamama riski olarak tanımlanabilir. Sosyal ağlara yetersiz katılım, destek eksikliği algısı veya sosyal ihtiyaçların karşılanması için önemli olan kaynakları kaybetme veya kaybetme riski, sosyal kırılganlık kavramının sınırları içerisindendir. Çalışmamızın hedefi sosyal kırılganlık kavramını daha iyi anlayabilmek ve kapsamını belirleyebilmektir. Bu amaçla 136 tane ayaktan hasta sosyal kırılganlık açısından taranmış ve kapsamlı geriatrik değerlendirme ile incelenerek BİA ve kas USG ölçümleri yapılmıştır. Çalışmamızda 41 (%30,1) hastada sosyal kırılganlık tespit edilmiştir. Tek değerli değişken analizine göre sosyal kırılganlıkla yaşayan geriatrik bireylerde; yaş ortalaması, yalnız yaşama, astım veya KOAH hastası olma ve evli olmama oranı anlamlı olarak daha yüksek olduğu görülmüştür. Sosyal kırılgan popülasyonda GYA, EGYA, MNA-SF skorlarının anlamlı derecede daha düşük olduğu SARC-F, FRAIL, Modifiye Fried ve Edmonton skorlarının anlamlı olarak daha yüksek olduğu bulunmuştur. Çalışmamızda sosyal kırılgan hastalarda anlamlı olarak; daha düşük yürüme hızı, daha uzun 5 defa otur kalk süresi ve daha uzun zamanlı kalk ve yürü süresinin görüldüğü ve daha yüksek oranda yardımcı cihaz (baston ve yürüteç) kullanımının olduğu bulunmuştur. BİA ölçümlerinde ise sosyal kırılgan grupta faz açısı değerinin anlamlı derecede daha düşük olduğu görülmüştür. Çalışmamızda iki farklı model kullanılarak lojistik regresyon analizi yapılmıştır. Yaş, cinsiyet, yalnız yaşama, ilaç sayısı, Edmonton testine göre kırılganlık faktörlerinin dahil edilip incelendiği çoklu regresyon analizi modeline göre yaş, cinsiyet ve ilaç sayısının sosyal kırılganlık riskini arttırmadığı; yalnız yaşamanın sosyal kırılganlık riskini 5,1 kat arttırdığı(%95GA: 1,812-14,546, p=0,002) ve Edmonton testine göre kırılganlık varlığının sosyal kırılganlık riskini 4,7 kat arttırdığı görülmüştür(%95 GA:1,758-12,655 p=0,006). Yaş, cinsiyet, yalnız yaşama, ilaç sayısı, Modifiye Fried indeksine göre fiziksel kırılganlık varlığı faktörlerinin dahil edilip incelendiği ikinci modelde ise yaş ve cinsiyetin sosyal kırılganlık riskini arttırmadığı; yalnız yaşamanın sosyal kırılganlık riskini 5,2 kat arttırdığı (%95GA: 1,871-14,735, p=0,002), ilaç sayısında her bir adet artışın sosyal kırılganlık riskini %19 arttırdığı(%95GA:1,041-1,361, p=0,011) ve Modifiye Fried indeksine göre fiziksel kırılganlık varlığının sosyal kırılganlık riskini 4 kat arttırdığı görülmüştür(%95 GA:1,499-10,753, p=0,006). Bulgularımız, hasta değerlendirirken birçok olumsuz durum ile birlikteliğini tespit ettiğimiz ve literatürde yeterli sayıda olmayan sosyal kırılganlık kavramının göz ardı edilmemesi gerektiğini göstermektedir. Bu yaklaşım sosyal kırılganlık ile birlikte görülebilecek komplikasyonların önlenmesinde faydalı olabilir. Anahtar Kelimeler: Sosyal kırılganlık, geriatrik sendromlar, kapsamlı geriatrik değerlendirme, yaşlı erişkin.

DeğerlemeGeriatriKırılganlık+3
Hüseyin Sayın
Hacettepe University
2023
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

65 yaş ve üzeri tip 2 diabetes mellituslu bireylerde kırılganlık ve kapsamlı geriatrik değerlendirme

Diyabet ve kırılganlık yaşlanmayla birlikte sıklığı artan ve genellikle birbirine eşlik eden iki medikal durumdur. Yaşlı yetişkinlerdeki diyabet hastalarının prognozu ve uygun tedavi hedefleri, kırılganlık varlığı ve derecesine göre büyük ölçüde farklılık gösterir. Özellikle tip 2 Diabetes Mellitus (DM) ile yaşayan yaşlı yetişkinler hipoglisemiye daha yatkın olup, düşme, kırık, hastaneye yatış, kardiyovasküler olay ve tüm nedenlere bağlı ölümler gibi olumsuz sonlanım noktalarına karşı daha savunmasızdır. Çalışmanın amacı, diyabetik yaşlı bireylerde kırılganlık ve diğer geriatrik sendromların prevalanslarının değerlendirilmesi ve DM ile olan ilişkilerinin incelenmesidir. Çalışmaya HÜTF Hastanesi Geriatri Bilim Dalı polikliniğine başvuran 373 hasta dahil edildi. Hastaların poliklinik muayeneleri sırasında kapsamlı geriatrik değerlendirmeleri gerçekleştirildi. Kırılganlık varlığı iki farklı model, Klinik Kırılganlık Skalası (CFS) ve Fried Fiziksel Kırılganlık Ölçeği (FFKÖ) ile değerlendirildi. Ayrıca hastaların kas kütle ve performanslarına yönelik ultrasonografi ve Biyoelektrik İmpedans Analiz (BIA) ölçümleri yapıldı. Değerlendirilen 373 hastada FFKÖ'ye göre kırılganlık prevalansı %18,2, pre-kırılganlık prevalansı %56, CFS'ye göre kırılganlık prevalansı %57,4 olarak tespit edildi. Diyabetik hastalarda kırılganlığa diğer geriatrik sendromların da eşlik ettiği ve kırılgalığın diyabet süresi ve hipoglisemi riski ile ilişkili olduğu gösterildi. Kırılganlıkla yaşayan bireylerde önerilen glisemik hedeflerin altında olacak şekilde uygunsuz sıkı kan şekeri kontrolü yapıldığı gözlemlendi. USG ve BIA verileri ile kırılganlık arasında korelasyon saptandı. Çalışma sonucu olarak klinik pratikte diyabeti olan yaşlı bireylerin değerlendirilmesinde ve tedavi hedeflerinin belirlenmesinde kırılganlık kavramının göz önünde bulundurulmasının önemi vurgulandı.

Diabetes mellitusDiabetes mellitus-tip 2Geriatri+5
Hatice Kübra Yıldırım
Hacettepe University
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Alzheimer tanısı konulan yaşlıların ailelerinin sosyal hizmet gereksinimleri

Bu araştırma Alzheimer teşhisi konulan yaşlılara bakım veren ailelerin hastalık süreci boyunca yaşadıkları güçlüklerin öğrenilmesi ve ihtiyaç duydukları sosyal hizmet gereksinimlerinin neler olduğunu öğrenmek amaçlarıyla gerçekleştirilmiştir. Araştırma Haziran 2017-Aralık 2018 yılları arasında Ankara'da gerçekleştirilmiştir. Nitel desenle tasarlanmış olan bu araştırmada katılımcılara kartopu örneklem yöntemiyle ulaşılmıştır. Bu yöntem ile ulaşılan ve hastaların biyolojik akrabaları olan 18 kadın 2 erkek ile yarı yapılandırılmış soru formu üzerinden derinlemesine görüşmeler yapılmış, toplanan veriler MAXQDA 18 Nitel Veri Analizi Programı ile çözümlenmiştir. Araştırma sonunda Alzheimerlı bireye bakım verirken, ailelerin yaşadığı en büyük güçlüklerin hastalarının temel bakım ihtiyaçlarını gidermek ile hastalığı ve hastayı yönetmek konusunda olduğu görülmüştür. Bu güçlüklere ekonomik anlamda yaşanan güçlükler de eşlik etmektedir. Ailelerin birçok sosyal hizmet gereksinimleri olduğu sonucuna da ulaşılmıştır. Bu gereksinimler alternatif kurum gereksinimleri (gündüzlü bakım veren merkezler), hasta yakınlarına sosyal hizmet aracılığıyla bakıcı desteği, ailelere psikososyal destekler, hastalık hakkında bilgi alınacak profesyonel platformlar, Alzheimer hastaneleri ve hastalık masraflarının devlet tarafından karşılanması şeklinde ortaya çıkmıştır. Ulaşılan bu sorunlara ilişkin mikro, mezzo ve makro düzeyde çeşitli çözüm önerileri araştırma sonunda geliştirilmiş olup, bu önerilerin hayata geçirilmesi için öncelikle toplumda Alzheimer hastalığının farkındalık düzeyinin arttırılması gerektiği söylenebilir. Anahtar Sözcükler Alzheimer, bakım veren aile üyeleri, sosyal hizmet gereksinimleri

Aile gereksinimleriAlzheimer hastalığıHasta yakınları+4
Ecem Naz Nazlıer Keser
Hacettepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Genç ve yaşlı yetişkinlerde hedef ve çevresel ipuçları arasındaki ilişkinin ileriye dönük bellek üzerindeki etkisi: Bir göz izleme çalışması

Bu tez çalışmasının amacı, genç ve yaşlı yetişkinlerde hedef ve çevresel ipucu ilişkisinin (çevresel ipucunun hedef ipucu ile ilişkili/ilişkisiz olması) odaksal olmayan iki farklı türde İDB görevindeki (OT-İDB ve ZT-İDB) İDB, stratejik izleme ve ipucu kullanımı üzerindeki etkisini davranışsal ölçümler (İDB görevlerindeki doğru tepki yüzdesi, süregiden görevdeki doğru tepki sayısı) ve göz izleme ölçümleri (İDB hedef alanına toplam odaklanma sayısı ve çevresel ipucundan sonra İDB hedef alanına toplam odaklanma sayısı) yoluyla incelemektir. Tez çalışması birbirini tamamlayıcı nitelikte 3 deneyden meydana gelmektedir. Deney 1'de (Deney 1A ve Deney 1B), 18- 25 yaş arasındaki toplam 57 sağlıklı gönüllü genç katılımcı (48 kadın, 9 erkek); Deney 2'de, OT-İDB görevinde, 18- 25 yaş arasında 24 genç (16 kadın, 8 erkek) ve 65 yaş üzerinde 22 yaşlı (5 kadın, 19 erkek); Deney 3'de, ZT-İDB' de, 18- 25 yaş arasında 22 genç yetişkin (14 kadın, 6 erkek) ve 65 yaş üzerinde 20 yaşlı yetişkin (6 kadın, 14 erkek) yer almıştır. Deney 1'den elde edilen verilerin analizinde bağımsız gruplar t-testi uygulanırken; Deney 2 ve 3'ün analizinde araştırmanın dört bağımlı değişkeni için dört ayrı 2 (Yaş: Genç ve Yaşlı) x 2 (Çevresel İpucunun Hedefle İlişkisi: İlişkili ve İlişkisiz) son faktörde tekrar ölçümlü karma ANOVA uygulanmıştır. Deney 1'in bulgularına göre, bu tez kapsamında tasarlanan odaksal olmayan OT-İDB ve ZT-İDB görevinin hem davranışsal ölçümler hem de göz izleme ölçümleri yoluyla İDB'yi ve stratejik izlemeyi başarıyla ölçtüğü deneysel olarak gösterilmiştir. Deney 2'de, yaşın OT-İDB ve stratejik izleme üzerindeki temel etkisi anlamlı bulunurken, çevresel ipuçlarının kullanımını yansıtan ipucu-güdümlü izleme açısından gençler ve yaşlılar arasında fark bulunmamıştır. Ayrıca İDB hedefi ile ilişkili ipuçlarının varlığının stratejik izlemeyi ve ipucu-güdümlü izleme sayısını arttırdığı görülmüştür. Ancak hedef ilişkili ipucunun varlığı OT-İDB doğru yüzdesi üzerinde beklenen artışa neden olmamıştır. Deney 3'de, Deney 2'de olduğu gibi gençlerin yaşlılardan İDB ve stratejik izleme açısından daha başarılı olduğu görülmüştür. Ayrıca beklenen şekilde İDB hedefi ile ilişkili ipuçlarının İDB hedef alanına toplam odaklanma sayısı ve ipucu-güdümlü izleme sayısı üzerinde etkisi olmadığı görülmüştür.

BellekDavranış öncesi ipucu ve sınama ipucu işlem süreciGençler+5
Aslı Yörük
Hacettepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
DoktoraAçık ErişimTR

Transisyonel bakım modeli: Açık kalp cerrahisi geçiren yaşlı hastalarda fonksiyonel bağımsızlık düzeyi ve yaşam kalitesi üzerine etkileri

Çalışma açık kalp cerrahisi geçiren yaşlı hastalarda Transisyonel Bakım Modeli doğrultusunda verilen hemşirelik bakımının; hastaların fonksiyonel bağımsızlık düzeyleri, yaşam kalitesi ile hastaneye tekrarlı başvuru ve yatış oranları üzerine etkilerini değerlendirmek amacıyla randomize, kontrollü müdahale çalışması olarak gerçekleştirilmiştir. Çalışma, Sağlık Bakanlığı- Abant İzzet Baysal Üniversitesi İzzet Baysal Eğitim ve Araştırma Hastanesi Fakülte Ünitesi Kalp-Damar Cerrahisi Kliniği'ne açık kalp ameliyatı olmak için yatan 60 ve üzeri yaş grubundaki hastalar ile Kasım 2017- Aralık 2018 tarihleri arasında yürütülmüştür. Çalışma örneklemini bilgisayar destekli randomizasyonla seçilmiş 32 müdahale ve 32 kontrol olmak üzere toplam 64 hasta oluşturmuştur. Müdahale grubunda yer alan hastalara, kliniğe yatışlarından taburculuk sonrası dokuz haftaya kadar Transisyonel Bakım Modeli temel alınarak bakım verilmiştir. Model kapsamında müdahale grubunda yer alan hastaların aldığı hizmetler, multidisipliner iş birliği ile bakımını, taburculuk sonrası dört ev ziyaretini ve hasta/yakınının gereksinimleri doğrultusunda verilen telefonla danışmanlık hizmetlerini içermiştir. Kontrol grubunda yer alan hastalar standart bakım hizmetlerini almışlardır. Verilerin toplanmasında tanıtıcı bilgiler formları, Otonomi Değerlendirme Ölçeği, SF-36 Yaşam Kalitesi Ölçeği, Taburculuk Sonrası Hastaların Hastaneye Tekrarlı Başvuru İzlem Formu kullanılmıştır. Araştırma verileri, hastanın kliniğe kabulünün ilk günü ile hastanın hastaneden taburculuğundan sonra 9. hafta ve 6. aylarında toplanmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde tanımlayıcı istatistikler, Bağımsız Örneklem t Testi, Tek Yönlü Varyans Analizi ve Ki-Kare kullanılmıştır. Çalışmada müdahale grubunda yer alan hastaların taburculuk sonrası 9. hafta izlemlerindeki Otonomi Değerlendirme Ölçeği puan ortalamalarının ve SF-36 Yaşam Kalitesi Ölçeği alt boyutları puan ortalamalarının kontrol grubunda yer alan hastalara göre istatistiksel olarak anlamlı derecede daha yüksek olduğu belirlenmiştir (p<0,05). Ayrıca kontrol grubunda yer alan hastaların taburculuk sonrası izlem sürecinde (6 ay) hastaneye tekrarlı başvuru ve yatış oranlarının müdahale grubunda yer alan hastalara göre istatistiksel olarak anlamlı derecede daha yüksek olduğu bulunmuştur (p<0,05). Çalışmada Transisyonel Bakım Modeli kapsamında sunulan bakım hizmeti uygulamalarının hastaların fonsiyonel bağımsızlık düzeylerini ve yaşam kalitesi düzeylerini arttırdığı; hastaların taburculuk sonrası hastaneye başvuru ve tekrarlı yatış oranlarını azaltmada etkili olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Çalışmadan elde edilen bulgular doğrultusunda, Transisyonel Bakım Modeli'nin cerrahi işlem geçirecek olan yaşlı hasta grubunun hemşirelik bakım uygulamalarında kullanılması önerilmiştir. Anahtar kelimeler: Transisyonel Bakım Modeli, kalp cerrahisi, hemşirelik bakımı, otonomi, yaşam kalitesi, yaşlı birey.

Cerrahi-kardiyovaskülerFonksiyonel analizFonksiyonel özellikler+6
Simge Çoşkun
Hacettepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Geriatrik bireylerde motor-motor ve motor-kognitif çift görev egzersizlerinin düşme üzerine etkisi

Çalışmamızın amacı; geriatrik bireylerde hem motor-motor hem de motor-kognitif çift görev egzersizlerinin düşme üzerine etkinliğini belirlemektir. 60 yaş üzeri, gönüllü 50 geriatrik birey çalışmaya dahil edildi. Değerlendirmeler tedavi öncesi ve sonrası uygulandı. Grup 1'e motor-kognitif çift görev egzersizleri, Grup 2'ye motor-motor çift görev egzersizleri uygulandı. Değerlendirmelerde Uluslararası Düşme Etkinlik Ölçeği (UDEÖ), Berg Denge Ölçeği (BDÖ), Zamanlı Ayağa Kalk Yürü Testi (ZAKY), Fonksiyonel Bağımsızlık Ölçeği (FBÖ) kullanıldı. Antigravite kas gücü ölçümü hand-held dinamometre ile, plantar duyu ölçümü monofilament (SWMT) ve diskriminatör ile yapıldı. Çalışmaya katılan bireylerin yaş ortalamaları 67,72±7,33 idi. Her iki grupta da tedavi öncesi ile sonrası karşılaştırıldığında Berg Denge Ölçeği üzerinde olumlu gelişme gözlendi (p<0,05); ancak gruplar arası anlamlı bir fark bulunmadı (p=0.07). Hem grup içinde hem de gruplar arasında Uluslar arası Düşme Etkinlik Ölçeği ve Fonksiyonel Bağımsızlık Ölçeği üzerinde anlamlı bir fark bulunmadı (p>0.05). Zamanlı Ayağa Kalk Yürü Testi'nde gruplar arası fark motor-kognitif grup lehine istatistiksel olarak anlamlı bulundu (p<0.05). Kas gücü, plantar duyu ve iki nokta diskriminasyon değerlerinde gruplar arası istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmadı (p>0,05). Çalışmamızda, geriatrik bireylerde her iki çift görev egzersizlerinin de düşme üzerine olumlu etkileri bulunmuştur; ancak motor-kognitif çift görev egzersizlerinin zamanlı ayağa kalk ve yürü testine olan olumlu etkisi nedeniyle, geriatrik bireylerde bu egzersizlere öncelik verilmesi gerektiğini düşünmekteyiz. Anahtar Kelimeler: Çift görev, düşme, geriatri, zamanlı kalk ve yürü testi, kognitif.

BilişDengeDüşme kazaları+7
Hayrunnisa Akın
İstanbul Aydın University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2018
00

İlgili konular