Art
696 theses under this subject heading
Shin Yun-Bok'un sanatında mizah ve gerçekçilik
"Shin Yun-Bok'un Sanatında Mizah ve Gerçekçilik" adlı bu tez, Kore resim sanatında önemli bir yere sahip olan ve Hyewon takma adı ile de bilinen ressam Shin Yun-bok hakkındadır. Yüksek lisans tezi, ana konusu itibariyle Shin'in hayatı, resim anlayışı ve eserlerini, Geç Joseon döneminin gerçekliğiyle bağdaştırarak anlatma amacı taşımaktadır. Ayrıca ressamın yaşadığı döneme, tarihine, kültürüne, sanat tarihine, resim tarihine ve Shin ile aynı dönemde yaşamış olan bazı ressamların çalışma stillerine de kısaca yer verilerek yapılan çalışma desteklenmiştir. Ülkemizde, resim sanatı dahil, çeşitli bilim dalları içerisinde yapılmış çalışmalar göz önüne bulundurulduğunda Kore'nin hak ettiği değeri görmediğini söylemek mümkündür. Söz konusu eksiklik, bu yüksek lisans tezinin hazırlanmasındaki en büyük neden olmuştur. Yenilikçi, sakin ama coşku ve merak duygularını da ustaca uyandıran ressam, halkın gerçek yaşamını tanıtma amacıyla geleneklerine uymayan konularda eserler ortaya koymuştur. Meyhane tasvirleri, dans, bahar gezileri, aşıklar gibi konuların yanı sıra Shin'i öne çıkaran asıl konu kadın yaşamı olmuştur. Özellikle kisaeng kadınlarının resmedilmesi Kore'nin hiçbir alanında kullanılmayan bir konu iken Shin eserlerinde çoğunlukla bu kadınlara yer vermektedir. Kendine has tarzıyla Shin Yun-bok sadece döneminin resim sanatı içerisinde değil tüm Kore Resim Sanatının en önemli yapı taşlarından bir tanesi haline gelmiştir.
Sanat ve teknoloji ilişkisi bağlamında dijital sanatın irdelenmesi
Teknolojinin yaşamın tüm alanlarında dönüştürücü bir güç haline gelmesi, sanat pratiğini de derinden etkilemiş; bu bağlamda dijital sanat, çağın estetik, kavramsal ve toplumsal dönüşümünü yansıtan bir ifade alanı olarak öne çıkmıştır. Sanat-teknoloji ilişkisini yeniden tanımlayan dijital sistemler, geleneksel sanat anlayışlarının ötesine geçen süreçsel, çok katmanlı ve etkileşimli üretim biçimlerinin gelişmesini sağlamıştır. Bu tez, dijital sanatın tarihsel gelişimini Sanayi Devrimi'nden itibaren ortaya çıkan teknolojik kırılmalar üzerinden incelemekte; 20. yüzyıl başındaki deneysel sanat pratiklerinden bilgisayar teknolojileriyle kurulan ilk etkileşimlere kadar olan süreci analiz etmektedir. AR, VR ve AI gibi güncel teknolojilerin etkisiyle sanat eserlerinin kullanıcı katılımına açık, dinamik yapılara dönüştüğü ve sanatçı-izleyici ilişkisinin yeniden şekillendiği vurgulanmaktadır. Nitel yöntemle yürütülen çalışmada literatür taraması yapılmış ve seçili dijital sanat projeleri değerlendirilmiştir. Türkiye'de 2000'li yıllardan itibaren gelişmeye başlayan dijital sanat ortamı, sınırlı altyapı ve kurumsal desteklere rağmen bireysel ve kolektif çabalarla önemli bir ivme kazanmıştır. Elde edilen bulgular, dijital sanatın yalnızca teknik bir ifade değil, aynı zamanda kültürel üretim, toplumsal eleştiri ve katılımcı sanat anlayışları için yeni olanaklar sunduğunu göstermektedir. Ayrıca dijital sanatın etkileşimli yapısıyla geleneksel sanat tanımlarını dönüştürdüğü ve sürdürülebilir biçimde arşivlenmesi gerektiği sonucuna ulaşılmıştır.
Fetret Devri (1402-1413) Osmanlı mimarisi ve kültür-sanat ortamı
Yıldırım Bayezid'in 1402 yılındaki Ankara Savaşı'nda Timur'a esir düşmesinin ardından başlayan Fetret Devri (1402-1413), Osmanlı tarihinin en önemli olaylarından biri olarak karşımıza çıkmaktadır. Devletin ortadan kalkma tehlikesiyle karşı karşıya kaldığı bu iç mücadele ve karışıklık döneminde, Yıldırım Bayezid'in şehzadelerinden Süleyman Çelebi, İsa Çelebi, Musa Çelebi ve Mehmet Çelebi taht mücadelesine girişmiştir. Ancak kanlı iktidar savaşlarının yaşandığı Fetret Devri'nde, Osmanlı Devleti'nin Anadolu ve Rumeli topraklarında imar ve inşa faaliyetlerinin de devam ettirildiği, şehzadelerin silahlı mücadelenin yanı sıra imar faaliyetleri marifetiyle de birbirlerine üstün gelme ve meşruiyet kazanma yoluna gittikleri dikkat çekmektedir. Anadolu'daki Osmanlı topraklarının Bursa, Rumeli'deki Osmanlı topraklarının Edirne'den idare edildiği bu dönem, Osmanlı mimarisi ve kültür-sanat ortamının geleneksel ile yeninin, saf ve karmanın bir arada kullanıldığı bir kesitini ortaya koymaktadır. Erken Osmanlı mimarisi ve kültür sanat ortamının çok fazla araştırılmamış bu yönü detaylıca ele alınmaya çalışılmıştır. Konuyla ilgili mevcut mimari örnekler yerinde değerlendirilerek, yerli ve yabancı araştırma eserleri, makaleler, döneme ait belgeler, yüksek lisans ve doktora tezleri incelenerek, belirli bir plan oluşturularak yazılmaya çalışılmıştır.
Bir deneme yazarı olarak Mehmet Kaplan ve düşünce dünyası
Edebi tahlil ve tenkitleri ile Türk edebiyatında önemli bir yere sahip olan ve kırk beş yıllık yazı hayatına pek çok eser sığdıran Prof. Dr. Mehmet Kaplan'ın vefatına kadar geçen zaman zarfında süreli yayınlarda çok sayıda deneme yayımlaması, onun denemecilik yönünün ve beslendiği kaynakların üzerinde durmayı gerekli kılmaktadır. Akademisyenliği ve araştırmacılığı yanında üretken bir deneme yazarı olan Mehmet Kaplan, Fuad Köprülü, Ali Nihad Tarlan, Hilmi Ziya Ülken, Suut Kemal Yetkin, Ahmet Hamdi Tanpınar gibi Türk düşünce ve sanat hayatında önemli bir yere sahip isimlerden edindikleri yanında, Alain başta olmak üzere Descartes, Valery, Hegel, Wellek gibi Batılı düşünürlerin tesiri ile de denemeciliğini şekillendirir. Ferdi ve toplumsal meselelerde kaleme alınan bu denemeler okuyucular üzerinde büyük bir tesir meydana getirirken, dil ve üslûp özellikleriyle de ayrıca dikkat çeker. Akademik sahada şimdiye kadar tahlil ve tenkitleri üzerinde durulan Mehmet Kaplan'ın genellikle tematik açıdan incelediği görülmektedir. Bununla birlikte onun denemeleri dönemiyle ilişkilendirilememiş; düşünürün etkilendiği isim ve eserler ışığında, yaşadığı değişim ve kırılmalar eşliğinde incelenmemiş, sanata bakışının bir edebî tür olan deneme ile ilişkisi tespit edilememiştir. Yaptığımız çalışmada Kaplan'ın tenkit ve tahlilleri yerine denemeciliği merkeze alınacak, temaları yanında metodik bir yol takip edilecektir. sonra doldurulacaktır
Medya kültüründe görsel algının sanata etkisi: Deprem örneği
21. yüzyılda sanat, medya ve iletişim teknolojileri aracılığıyla kitle iletişimde yeniden şekillenerek toplumun tüm kesimlerine ulaşmıştır. İnsanlığın bilim ve teknolojideki olağanüstü gelişmeleri sayesinde kendisine yeni alanlar açan sanat, medya aracılığıyla yaşam algımızda köklü değişimler yaratmıştır. Yaşamımızın her alanında etkisini hissettiğimiz medya, toplumun tüm kesimlerine ulaşarak görsel imgeler yoluyla toplumda yeni kültürel değerler oluşturmuş ve geleceğe yön vermiştir. Bu gelişmelere önemli derecede katkı sağlayan sanatçılar, dijital teknolojiyi kullanarak sanat üretirken kendileri de bu değişim ve gelişimin bir parçası olmuştur. Bu gelişmelerin ortaya koyduğu teknolojik süreç sanatsal yaratı alanını belirlerken, bu etkinin sanatçıyı eyleme dönüştürücü gücü sanatta önemli bir olgu olarak ortaya çıkmıştır. Bu sürecin sonucunda medyanın gerçeklikle olan ilişkisi sorgulanmış ortaya çıkan yeni durumun, sanatçının üretim algısındaki değişimine etkisi, deprem örneği üzerinden araştırılmıştır. Bu çalışma, medyanın sanat ile ilişkisi üzerinden, medya aracılığıyla yaratılan sanal gerçekliğin görsel algı bağlamında sanata, sanatçıya ve topluma etkilerini sorgulamayı amaçlamaktadır. Medyanın ağ toplumunun yapılanmasındaki etkileri sorgulanırken bu zeminden beslenen sanatçıların etkilenişleri, ürettikleri eserler üzerinden okunabilir. Ayrıca 2000'li yılların sanatçılarının, kendilerini ifade ediş biçimlerinde, düşünce ve sorgulama yapılarında kendi amaçlarını ve toplum değerlerini yapılandırırken medyanın hangi karakteristik özelliklerinden yararlandıkları ve kavramsal ilişkileri araştırılmıştır. Bu alanlara açıklık getirmesi amaçlanan araştırmada, pek çok yabancı kaynağın yanında, hazırlanmış makaleler, yüksek lisans ve doktora tezleri, kitaplar, dergiler ve elektronik yayınlar literatür taramaları ışığında derinlemesine incelenmeye çalışılmıştır.
Şeyhülislâm Ebûishâk-zâde ailesinde kaleme alınan divanlarda mûsikî unsurları
Klasik Türk edebiyatında şiir, mûsikî ile daima iç içe olmuş, şairler mûsikî terminolojisini şiirsel ifadenin bir parçası haline getirmiştir. Bu etkileşimin en dikkat çekici örneklerinden biri, en yüksek dinî otorite olan şeyhülislâmlık makamındaki divan sahibi âlimlerin eserlerinde görülür. Şeyhülislâmlık makamının Osmanlı Devleti'ndeki gelişimine bakıldığında, ulema ailelerinin süreklilik arz eden bir yapı oluşturduğu gözlemlenmektedir. Aile içinde kuşaklar boyu aktarılan ilmî miras, aynı aileye mensup birden fazla kişinin ilmiye sınıfında önemli vazifeler almalarının temel etkenlerden biri olmuştur. Bu aileler arasında Hoca-zâdeler yedi şeyhülislâm ile ilk sırada yer alırken, Dürrî-zâdeler altı, Ebûishak-zâdeler ise beş şeyhülislâm ile üçüncü sırada bulunmaktadır. Bu çalışma, Osmanlı ilmiye sınıfının köklü ailelerinden biri olan Ebûishâk-zâdeler'den şeyhülislâmlık vazifesini îfâ eden ve divan sahibi şairlerin divanlarındaki mûsikî unsurlarını incelemektedir. Mûsikînin dinî hükmü etrafındaki tartışmalar devam ederken, fetva makamının zirvesindeki bu şahsiyetlerin divanlarında mûsikîye sanatkârane bir üslupla yer vermeleri, Osmanlı'da ilim ve sanatın nasıl bütünleştiğini göstermesi bakımından önemli bir araştırma konusudur. Çalışmanın kapsamı, Ebûishâk-zâde ailesinden Şeyhülislâm İshâk Efendi, Şeyhülislâm Mehmed Es'ad Efendi, Şeyhülislâm Mehmed Şerîf Efendi, Fıtnat Zübeyde Hanım ve Şeyhülislâm Mehmed Ataullâh Efendi'nin divanları ile sınırlıdır. Bu şairlerin, özellikle de Atrabü'l-Âsâr gibi müstakil bir mûsikîşinaslar tezkiresi kaleme almış olan Es'ad Efendi'nin varlığı, ailenin mûsikî ile olan derin bağını ortaya koymaktadır. Bu divanlar metin tarama yöntemiyle incelenmiş; tespit edilen enstrümanlar, makamlar, usûller ve terimler, Klasik Türk mûsikîsi nazariyatı kaynakları ışığında tanımlanmış ve beyitler içindeki kullanımları edebî sanatlar ve anlam katmanlarıyla birlikte tahlil edilmiştir. Araştırma neticesinde, bu âlim şairlerin mûsikîyi sadece bir şiirsel araç olarak değil, aynı zamanda ruhun manevî hallerini, ilâhi aşka duyulan hasreti ve kâinattaki tevhîdî nizamı yansıtan sembolik bir lisan olarak kullandıkları görülmüştür. Enstrümanları insan hallerinin birer yansıması olarak ele almaları, makamları ise nazarî özelliklerini ve tesirlerini dikkate alarak tevriyeli bir şekilde kullanmaları, onların mûsikî ilmine olan vukufiyetlerini göstermektedir. Dolayısıyla bu çalışma, mûsikî unsurlarının, şairlerin dünya görüşü ve manevî tecrübeleriyle bütünleşerek, dinî ve tasavvufî muhtevayı sanatsal bir dille ifade etme vasıtası olarak nasıl işlev gördüğünü ortaya koymayı hedeflemektedir.
Themes and artistic characteristics of Jeran Alawd Alnumairy's poetry
The Research Problem and questions: While exploring Jeran Alawd's poetical works, I found out that he is an eloquent, brilliant poet. However, he does not have the due interest or research. In addition, a lot of researchers do not know who Jeran Alawd is. All of these things have encouraged me to write this research. The most prominent questions are represented as follows: - - Who is Jeran Alawd? - What is the significance of his poetical works? - What themes does he excel at? - What are the advantages of his poetical words that are used in his works and their meanings? The Research Significance: This research is very significant as it tackles an unrenowned but eloquent poet. In addition, the researchers did not have an interest to study his poetical themes in an independent research. So this research has the responsibility to do this mission, in the hope that it may be a literary reference for the Arabic literature researchers. The Research Objectives: - - Disclosure of some aspects of Jeran Alawd's life and showing the significance of his poetry. - Elucidating the poetical themes he has written his poetical works upon. - Finding out the most prominent artistic characteristics of his poetry meanings and words. Methodology : I have divided the research into three chapters, preceeded by an introduction and followed by a conclusion. The first chapter is about the poet's life and his poetry. The second chapter tackles the poet's poetical themes. The third chapter is about the artistic characteristics of the poet's poetry and the most prominent features and styles he uses. Conclusions and Recommendations : First: Conclusions: - The kinship validity of Alnumairy to Jeran Alawd. - It is more likely that Jeran Alawd is an experienced poet. - Love and description are the most prominent themes the poet composed his poetry upon. - His meanings are mostly clear. However, some of his words are abstruse making the meanings obscure. Second: Recommendations: - I'd like to draw the researchers' attention to give due care to the poet's collection of poems and studying it in details. - I recommend that the researchers should publish more studies tackling Jeran Alawd's poetry and character
Deneysel geliştirilen desen tasarımlarının ileri teknolojik sistemler ile seramik yüzeylere uygulanması: Bir koleksiyon
Bu çalışmanın odak noktası, endüstriyel seramik karo yüzeyine deneysel olarak geliştirilen desenler doğrultusunda çalışmalar yapılması temelinde sanatın deneyselleştirilmesidir. Deneysellik, uygulayıcısının farklı malzemeler, formlar, süreçler ve teknolojiler ile araştırma ve keşifler yapması anlamına gelmekte olup daha yaratıcı, yenilikçi ve özgün çözümler sunarak sıra dışı fikirlerin keşfedilmesini mümkün kılmaktadır. Araştırma kapsamında seramik malzeme yüzeylerine yönelik deneysel tasarım geliştirme, teknolojik gelişmeler perspektifinde tasarım çalışmalarının geliştirilmesi ve uygulanması temelinde gerçekleştirilmiştir. Bu bağlamda "Deneysel Geliştirilen Desen Tasarımlarının İleri Teknolojik Sistemler ile Seramik Yüzeylere Uygulanması: Bir Koleksiyon" adlı çalışma, deneysellik kavramının yaratıcı ve özgün üretimleri ortaya çıkarabilme becerisini geliştirmesini vurgulamak amacıyla yapılmıştır. Bu sürecin ele alınması; seramik sektöründe kullanılan ileri teknolojik sistemlerden olan temassız baskı olarak dijital dekorasyon teknolojileriyle (inkjet baskı teknolojisi ve lazer teknolojisi), seramik yüzeylerde çeşitlilik ve özgünlük sağlamak amacıyla deneysel bir yaklaşım sunması açısından önemlidir. Bu çalışma, deneysel tasarım araştırma ve uygulama süreçleri ile seramik malzemelerdeki yüzey deseni odaklı çeşitli parametreleri ele almakta ve bir arşiv oluşturmayı hedeflemektedir. Sonuç olarak, bu çalışma deneysellik ve dijital dekorasyon teknolojileri arasındaki ilişkiyi hem kavramsal hem de teknik olarak ele alarak, güncel bir kaynak sunmayı ve görsel bir arşiv oluşturarak alana katkı sağlamayı amaçlamaktadır. Araştırmalar doğrultusunda deneysellik kavaramı temelinde seramik uygulamalar yapılmıştır.
Çağdaş sanatta geçici, değişken ve sabit izler üzerine
İki yüzeyin, iki nesnenin veya iki dokunun teması sonucu geride bırakılan kalıntılara odaklanan bu çalışma, ana temasını iz kavramı üzerinden şekillendirmektedir. İzlerin zamanla yıpranma ve erime süreçlerini inceleyerek, malzeme türlerine göre kalıcılığını karşılaştırmaktadır. Çalışma iz olarak yorumlanan eserlerin sergilendikleri ortamlar, kullanılan malzemeler ve deneyimlenme sürelerine göre sınıflandırmaktadır. Tez çalışmasında ele alınan izler üç başlık altında sınıflandırılmıştır. Bu sınıflandırmanın ilk aşaması doğal malzemeler kullanarak dış ortamda üretim yapan sanatçılara odaklanmaktadır. Sunuldukları ortam ve kullanılan malzemeler gereği eserler bir silinmeye maruz kalmakta, eser ve süreç fotoğraflar aracılığıyla gösterilmektedir. İkinci aşamada, değişkenliğe odaklanılarak silinmeye karşı dirençli eserler incelenmiştir. Bu eserlerin açık ve kapalı alanlar arasındaki ilişkisi vurgulanmış, kapalı alanların sabitliğin korunmasındaki rolü ele alınmıştır. Değişken izlerin farklı mekânlarda sergilenerek temsil kabiliyetlerini devam ettirdiği ortaya konmuştur. Üçüncü aşamada, kalıp teknikleri kullanılarak oluşturulan izler ve bu izlerin sabitliğinin korunmasında kapalı alanların önemi incelenmiştir. Araştırma kapsamında, geçmişte yaşamış ve kimliği unutulmuş kişilerin hatırlanmasına yönelik eserler üretilmiştir. Eserlerin yüzeylerinde farklı tekniklerle oluşturulan katman yapısı formüle edilerek üretim süreçleri detaylandırılmıştır. Bu kapsamda hazırlanan eserlerin açıklamaları, araştırmanın temel bulgularını ve katkılarını ortaya koymaktadır. Çalışma, iz kavramının malzeme ve mekân bağlamında farklı boyutlarını ele alarak, sanatsal üretim süreçlerine katkı sağlamayı amaçlamaktadır. Anahtar Sözcükler: Sanat, iz, temas, kalıp, katman, hatıra, ölüm.
Felsefede sanat yapıtının değerlendirilmesi: Platon, Aristoteles, Heidegger ve Collingwood
"Sanat nedir?", "Güzel nedir?", "Sanat yapıtı nedir?" soruları felsefe tarihi boyunca sorulmuş sorulardır. Bu çalışmada "güzel"in, "sanat"ın, "sanat yapıtı"nın neliği üzerine dört filozofun (Platon, Aristoteles, Heidegger ve Collingwood) görüşleri ele alınacaktır.
Gündelik hayata sızan aktivist sanat
Sanat her dönem üretildiği zaman diliminin etkilerini içinde barındırır. Çünkü sanatçı yaşantısında deneyimlediği olumlu ya da olumsuz her türlü durumu sanatına yansıtır. Bu raporda hayatın problemlerine değinen ve bu problemlerin aktivist bir tavırla protesto edildiği aktivizm kavramının sanatçılar tarafından ele alınışı incelenir. Rapor kapsamında aktivist sanat üretimleri incelenmiş ve araştırmanın özelleştirildiği aktivist sanat üretimlerinde etkili bir araç olarak kullanılan aktivist dile odaklanılmıştır. Seçilen örneklerde, çalışma sürecinde ve üretilen sanatsal eylemler temelinde, dili üretme ve topluma yayma biçimlerini sanat alanına taşıyan, belirli otoritelere karşı araç olarak kullanan ve bu yolla kitleye mesaj iletmeye çalışan sanatçılar araştırılır ve pratiklerine yer verilir. Raporun son bölümünde konunun ortak noktası olan aktivist dil kullanılarak üretilen, sanat piyasasına ve hayatın problemlerine gönderme yapan çalışmalar açıklanır.
Sanat siyaset ilişkisinde karşı hafıza ve direniş
Bu tez çalışması sanat-siyaset ilişkisinin hafıza kavramı çerçevesinde incelenmesini amaçlar. Sanatçıların yaşadıkları çağ içerisinde tanıklık ettikleri toplumsal olayları eserlerine aktarım biçimleri ve bu eserlerin toplumsal hafıza ve karşı hafıza kavramları ile ilişkisi tezin örneklemini oluşturur. Günümüzün en tartışmalı kavramlarından olan hafıza, sanat-siyaset ilişkisi için de oldukça önemlidir. Sanat, hafıza yetisinin bir ürünü olmasının yanında hafızayı aktarma ve koruma görevine de sahiptir. Tarihi boyunca sanatın genellikle toplumsal hafızayı şekillendirmek ve korumak için bir araç olarak kullanılmıştır. Bu tezin araştırma konusu ise sanatçıların toplumsal olaylara olan tanıklıklarını eserlerine aktararak nasıl bir karşı hafıza üretiminde bulunduklarını araştırmaktır. Bu araştırma sürecinde yürütülen kişisel sanatsal çalışmalarda, sanatın karşı hafıza üretim biçimlerine katkıları doğrultusunda teknik, biçim ve içerik ilişkileri irdelendi. Günümüzün hızlı ve kaotik dünyasında zihnimizin içinde birbirine karışan olaylar ve imgeler, plastik bir değer oluşturacak şekilde aktarılmaya ve karşı hafıza bağlamında ilişkilendirilmeye çalışıldı. Böylece sanatın tarih ve siyaset ile olan ilişkisi hafıza kavramı üzerinden yeniden incelendi.
Yinelenen bellek: Hayal kırıklığını imgeye dönüştürmek
Yineleme saplantısı (Repetition compulsion), ilk olarak psikanalizin kurucusu Sigmund Freud tarafından önerilen psikolojik bir kavramdır. Freud'a göre, tekrarlama kompulsiyonu, bir kişi için duygusal olarak önemli olan davranışları veya deneyimleri, bu davranışlar veya deneyimler olumsuz veya acı verici olsa bile bilinçsiz olarak tekrarlama dürtüsüdür. Bu tekrar, travmatik bir olayı tekrarlamak veya kendine zarar verici davranışlarda bulunmak gibi çeşitli biçimler alabilir. Zeigarnik etkisi ise, Bluma Zeigarnik tarafından tanımlanan, kişinin yarım kalan olayları, durumları tamamlanmış olanlara göre neden daha fazla hatırladığını açıklayan psikoloji fenomenidir. Bu tez çalışmasında yineleme saplantısı ve zeigarnik etkisi bağlamında, "Reminiscence" başlıklı, sanatçının kişisel belleğinde hayal kırıklığı kaynaklı olarak iz bırakmış olan deneyimlerini tekrar tekrar ziyaret etmesinden yola çıkarak oluşturduğu resim serisinin, sanat tarihinden ve günümüz sanatından biçim ya da içerik olarak yakın bulduğu sanatçılarla karşılaştırarak incelenmesi amaçlanmıştır.
Hayali düzen
İnsanoğlu, kalabalık toplumlar oluşturdukça bu toplumları oluşturan bireyleri birbirine ve topluma bağlamak ve mevcut toplumsal yapının etkin bir şekilde devam edebilmesini sağlamak için, Hayali Düzen adı verilen üst anlatılar icat etmişlerdir. Hayali Düzen, tarih boyunca, imgeleri kullanarak insanın topluma ve kendisine bakışındaki pek çok şeyi belirlemiştir. Toplumun imgeler üzerine etkin bir şekilde düşünen bir üyesi olan sanatçı da Hayali Düzen anlatılarından bağımsız değildir. Ancak kendi dünyasını bununla sınırlandırmak zorunda değildir. Hayali düzen(ler) tarih boyunca etkin oldukları toplumlarda gerçeğin nasıl algılandığını belirlemişlerdir. Kabul edilmiş gerçekliğin sınırları hayali düzen çerçevesi içinde kalmıştır genel olarak. Bunu tarihsel süreç içindeki sanatsal çalışmaların kısa bir değerlendirilmesiyle göstermek mümkündür. Günümüze kalan sanatsal çalışmalar, yapıldıkları dönemin ruhunu ve elbette hayali düzenini yansıtırlar. Sanat eserlerinin anlattıkları "hikâyeler" buna göre şekillenmiştir. Oysa özellikle çağdaş döneme yaklaştıkça insanoğlu bu üst anlatının varlığını daha çok fark etmeye başlamışlardır. Özellikle aklın egemenliği artmaya başladıkça toplum ve sanatçılar üst anlatıların işlevlerini bazen bilinçsiz bir şekilde olsa da, ama mutlaka, sorgulamaya başlamışlar ve bu sorgulamalardan büyük değişimler devşirmişlerdir. Amacım, gerçeklik ve hayali düzen kavramlarına kısa, ama toparlayıcı bir bakış attıktan sonra, özellikle günümüz sanatçılarının işlerinde ve elbette kendi çalışmalarımda hayali düzen'in etkisini sorgulamak, en azından görmeye çalışmaktır.
Sanatta travma ve beden
"Sanatta Travma ve Beden" başlıklı bu raporda travma kavramının geçmişten günümüze kadar çeşitli sanat dallarında nasıl farklı yollarla anlatıldığı, sıkışmışlık, kırılganlık, yalnızlık gibi ruhsal durumların beden kavramı üzerinden plastik sanatlar alanında nasıl ele alındığı araştırılmıştır. Bu çalışmada sanat bağlamında şiddet sonucu ortaya çıkan travmanın etkileri, bu etkiler ile birlikte nasıl hayatı idame ettirdiğimizi ve bize ne hissettirdiğine dair kişisel araştırmalar sunulmuştur. Travmanın kökeni ve çıkış noktası kapitalizm, şiddet, dışavurumculuk kavramlarıyla zenginleştirilmiş, bu doğrultuda sanat alanında beden üzerinden farklı biçimlendirmelerle olgunlaşması sağlanmıştır. Araştırmanın birinci bölümünde travmaya neden olan şiddet olgusunun, ne türden biçimlerde karşımıza çıktığı ve birey üzerinde etkileri anlatılmıştır. Devamında bu etkiler dışavurumculuk kavramı ile farklı sanatçı çalışmaları üzerinden örnekler ile sunulmuştur. Araştırmanın ikinci bölümünde ise kapitalizm olgusu ile modernizm sonrası sanat irdelenmiştir. Bunalımların, ruhsal sıkıntıların bireyi modern dünyadan nasıl kopardığı, postmodern filozoflardan örnek söylemler doğrultusunda açıklanmıştır. Üçüncü bölümde ise, travma kavramı ve beden ilişkisinin plastik sanatlara yansımaları, sanatçılardan örnek çalışmalar ile açıklanmıştır. Son olarak dördüncü bölümde, tüm bu kavram ve olgular dahilinde ortaya çıkan çalışmanın sonucunda, travma kavramının, heykel alanında beden üzerindeki yansımaları ve biçimleri, çalışmalarda kullanılan malzeme ile ilişkisi gösterilmiştir.
Oyun imgelerinde döngüsel arayışlar
Oyun, ilerleyen zaman içinde kültürle birlikte birikip farklı biçimlere dönüşerek bugünü oluşturan, her çağın kendine özgü güncelini geçmişten aldığı malzemelerle yeniden yapılandıran önemli bir olgudur. 'Oynayan' insan ve hayvan, kimi zaman kendi varlıklarını sürdürebilmek adına yan yana gelerek, kimi zaman ise sağaltma ritüellerinde oyun olgusuyla karşılaşmışlardır. Bu tez kapsamında yapılan çalışma ve araştırmalar, oyunun tarihsel süreç içinde fiziksel boyuttan dijitale evrilme biçimlerini taklit-tekrar-döngüsellik çerçevesinde inceler. Evrendeki her şeyin bir başlangıcı ve sonu olduğu fikrine dayanarak bu varlık döngüsünün bir oyun ve yaratım alanı olduğu görüşü üzerine temellenir. Dünyanın bir çark/tekerlek olduğunu düşünen Alman filozof Friedrich Nietzsche'nin 'bengi dönüş' kavramı ile Hollandalı tarihçi-şair Johan Huizinga'nın oyunun kültürden de eski olduğu görüşü bu tez çalışmasının çıkış noktalarındandır. İnsandaki oynama ve yaratma isteğinin ortaya çıkmasındaki sebepleri ve bu dürtülerle hangi biçimlerde karşılaştığımızla ilgili ortak noktalar incelenecektir. Tüm bu ilişkilerin ortaya konduğu bu sihirli alan, Huizinga'nın deyimiyle 'magic circle', yaratım ediminin var oluş hazzı içinde beklenmedik bir anda gerçekleştiği, oyuncunun çıkarsız ve gönüllü olarak yaratmaya istekli olduğu, evrenseli barındıran ve sanatı oyunlaştıran bir alandır. İnsanın kendi özüne giden bu alanda bir oyuncu olarak bulunduğunu fark edebilmesi ve düşüncenin yaşam döngüsüne uyumlanması yalnızca oyun dürtüsünün idrakiyle mümkündür. Bu tez kapsamında oyun imgelerinin fiziksel-dijital boyutta incelenmesiyle oyuna dair doğrudan ve metaforik çıkarımlar/çalışmalar yapılacaktır. Resim, enstalasyon, video-performans ve asamblaj teknikleriyle yapılacak olan bu çalışmalar, bireyin kendi ve toplum içindeki dönüşümlerini ortaya koyan ve hayatın bütünlüğüne dahil edilemeyen oyun dürtüsünün ironik yansımalarıdır. Anahtar sözcükler: Oyun, sanat, resim, varlık, çember, nietzsche, döngüsellik, tekrar, mimesis.
Sıradanlığın sınırlarında ilişkisel sanat
Yaşam, ölümle var olabilir. Sanat ise, ölüm gibi yaşamda anlamını bulur. İlişkisel sanat gündelik ve sıradan olanın ölümüne karşın, yaşamda zamanın ve anın ruhunu fotoğraflayan, farklı deneyimler yaşamamızı sağlayan sanat yapıtlarıdır. Bu yapıtlar, sadece biçimlerde değil, keşfedilen ve deneyimlenen duygularda yaşamaktadır. Bu ilişkisellikte, duygular bizleri bir karşılaşmaya ve diyaloğa davet eder. Sanatın sezgiselliği, fikirle vücut bularak sıradanlıkları aşarken, hayatta çözümleyemediğimiz bazı şeyleri şeffaflaştırarak gerçek kılar, ya da yalanlar. Birbirimizi tanımak, başka hayatlar ve duygular keşfetmek, yeni hikâyelere dâhil olmak ve sanatın gerçekliğinde buluşmak ilişkisel sanatla mümkün olabilir. İnsan; ortamın, kültürün, iktidarın, ailenin, dönemin ruhunun değiştirdiği, aynı zamanda mahremiyet sınırları yaratan, ölçülü ve pratik ilişki modelleri geliştirmeye itilen toplumsal bütünün bir üyesidir. Bu araştırmanın amacı, yaşamın sınırlarında ki sıradanlıkta, sanat yapma pratikleriyle yeni duygular ve yeni durumlar yaratmayı konu edinirken, ilişkiselliği ve mekânları eşzamanlı olarak günümüz sanatında irdelemek ve sorgulamaktır. Öncelikle; ilişkisel sanat "buluşmalar" ve "karşılaşmalar" olarak iki ayrı grupta incelenmiş olup, ikinci bölümde sanatçı ve katılımcıların mekânla kurduğu diyalog, gündelik ve sıradan olanın içinde incelenmeye çalışılmıştır. Pierre Bourdieu ilişkiselliği ve Nicolas Bourriaud'nun öne sürdüğü ilişkisel estetik kavramını, korona virüs sürecindeki günlük yaşam pratiklerimizi ve mekanlarını irdeleyerek, kuramsal bir düşünce oluşturmanın yanı sıra, sanatın, sıradanlıkları dönüştürmek için yarattığı izin belgelerini kullanan sanatçıların yapıtları, tez araştırma sürecinde ürettiğim çalışmalarla birlikte ele alınmıştır.
Bellek ve yeniden inşa: Şimdi ve burada
Günümüz sanatında bellek kavramı, bireysel kimlik arayışlarını biçimlendiren unsurların başında gelmektedir. Sanat aracılığıyla bellekte değişip dönüşen geçmiş deneyimlerimiz, bugünde yeni bir okuma sunmaktadırlar. Bu çalışmanın amacı, var olduğumuz sürece canlı kalan bellek kavramının süreçlerini irdelerken, aynı zamanda zihnimizin gizil odalarını keşfettikçe ortaya çıkan farklı anlatım biçimlerini sorgulamaktır. Çalışmanın birinci bölümünde geçmiş zaman kavramı bir arayış biçimi olarak incelenmiş, zihnimizin mahremiyet alanı olan belleğin depolama ve yeniden inşa etme rolü bağlamında kavranmaya çalışılmıştır. Bellek aracılığıyla üretilen sanat eserinin; deneyimler, dramatik bağlantılar, tarihsel ve toplumsal belirleyicilerle ilişkileri kurularak yeni verilere ulaşılmaya çalışılmıştır. Nostalji olanaklarının algılanan geçmiş imgesi üzerindeki diyaloğu sorgulanıp, biçime dönüşen üslubu tartışmaya açılmış; anımsamanın bireysel ve kolektif deneyim süreçleri, felsefi yansımaları ve psikolojik etmenleri sorgulanmıştır. İkinci bölümde ise şimdi ve burada duyumsanan ve ifadeye ihtiyaç duyan imgenin mekandan ayrı düşünülemeyen yapısı ve anımsamanın kaçınılmaz biçimi olan unutma eylemi farklı bakış açıları ve yapıt örnekleri bağlamında kavramsal bir çerçevede incelenmiştir. Tüm bu araştırmalar doğrultusunda üretilen çalışmalar imge-mekan-zaman bağlamında sorgulanmaya açılmıştır.
Sanat nesnesi- mekân ilişkisinde yeni medya sanatının yeri
Mekân kavramı, tarih boyunca mimari disiplinin temel kavramı olmasının yanı sıra, sanat ve diğer disiplinlerde de önemli bir konu olmuştur. Özellikle 20. yüzyılın başlarında Dada etkileriyle üretilen eserlerde, sanat yapıtının yerini sanat nesnesine bırakması ve nesnenin mekânla kurduğu ilişki, mekân kavramına sanatta önemli bir konum edindirmiştir. Sanatçılar, mekânı eserlerinin anlatım dili olarak kullanarak, eserlerinin anlamını ve etkisini arttırmışlardır. İlerleyen süre içerisinde ortaya çıkan farklı sanat disiplinleri, sanat nesnesi-mekân ilişkisine bağlı kalarak yeni eserlerin ortaya çıkmasını sağlamıştır. Bu sanat disiplinlerinden birisi de ilk etkilerini 1950 yılında gösteren yeni medya sanatı olmuştur. Yeni medya sanatı, sanat ve teknolojiyi bir araya getirerek yeni ve çağdaş bir anlatım yöntemi olmuştur. Bu disiplinin en önemli özelliği, Dada akımını benimseyerek eserlerin düşünce yapısını ön plana çıkarmıştır. Bu bağlamda ortaya konulan eserlerde nesne ve mekân ilişkisi sıklıkla görülmektedir. Yeni medya sanatı, 20. yüzyılın başlarında televizyon, kamera, projeksiyon gibi teknolojik araçların gelişimiyle birlikte ortaya çıkmıştır. Bu araçlar, ortaya konulan eserlerde iletişim aracı olarak kullanılır ve sanatçının amacı, izleyicilere farklı bir dilde düşünce yapısını aktarmaktır. Bu sanat çalışması raporunun birinci bölümünde, mekân kavramının genel tanımıyla birlikte bu kavramın sanat tarihindeki önemi ve yeri incelenirken, sanat nesnesiyle olan ilişkisinin tarihsel süreç içerisindeki gelişimi ve değişimi örneklerle açıklanmıştır. Sanat nesnesi başlığı altında, gündelik nesnelerin sanat nesnesine dönüşüm süreci ele alınmıştır. İkinci bölümde, yeni medya sanatının, sanat tarihindeki oluşumu ve gelişimi incelenerek bu disiplinde üretilmiş olan eser örnekleri; seramik sanatı özelinde yeni medya sanatının etkileri ve izleri gösterilerek açıklanmıştır. Üçüncü bölümde, yeni medya teknolojilerinin sunduğu imkanlar eşliğinde seramik yüzeyler üzerine özgün sanat çalışmaları uygulanmış ve bu sanat çalışması raporunda ele alınan konulara bağlı kalınarak çalışmalar, kavramsal boyutta irdelenmiştir.
Entropi kavramını yapıbozum sanat yaklaşımı üzerinden incelenmesi
Evrendeki her varlığın bir sonu vardır. Doğa bu düzeni sağlamak için her varlığa bir zaman sınırı vermiştir. Bozulma, çürüme ve yok olma, verilen bu zamanın sınırının son aşamalarıdır. Çürüme, bozulma ve yok oluş varlıkların enerjisinin tükenmesiyle oluşurken bir düzensizlik oluşturur. Termodinamik ise tükenmeyle beraber oluşan düzensizliği belirtmek için entropi kavramını kullanan bilim dalıdır. Entropide bir madde düzensizliğe giderken bir enerji artışı görülür ve bunun ileriye doğru giden bir yönü olduğunu söylenir. Bu artışı belirlerken, sonucunda işe dönüştürülemeyen bir enerji miktarının da olduğunu belirten termodinamik kavramdır. Birinci bölümde, entropi kavramı incelenerek, zaman ilişkisi tartışılmıştır. Entropi termodinamiğin yasalarından biridir. Zamanla beraber ilerleyen entropi artışı her koşulda ileriye akar. Bu bir oluş içerisinde olmaktadır ve bu oluşun sonu bozuluştur. Kapalı ve açık sistemler zamanın oluştuğu süreçte varlığını sürdürür. Düzensizliği artarak bozulur evrendeki varlığı son bulur. Entropi, düzen ve düzensizlik arasındaki artışı ölçen yöntemdir. Düzenden düzensizliğe gidiş süreci entropi kavramı üzerinden incelenmiş olup İkinci bölümde, entropi kavramının yapıbozum olgusuyla bağlantısı ele alınmış ve sanatla bağlantısı irdelenmiştir. Üçüncü bölümde, konu bağlamında farklı sanat akımlarına öncülük eden sanatçılar seçilerek incelenmiştir. Söz konusu sanatçıların ortak yaklaşımları yapıbozum tekniğini kullanmaları olup eserleri entropik açıdan incelenmektedir. Son olarak dördüncü bölümde ise, entropi ve yapıbozum kavramlarının araştırılması üzerine edinen birikimlerden sanatsal araştırma ve uygulamalar yapılmıştır. Bu uygulamalar entropinin içerisinde yer alan düzen, düzensizlik, karşıtlık ve nihai son kavramları üzerinden irdelenip kişisel olarak yorumlanmıştır.
Özne-nesne ilişkisinde sanatçının hazır nesnesi
Bu tez önerisinde kişisel hazır nesnenin, yaşanmışlığı ile sanatta kullanılması sürecinin ele alınması hedeflenmiştir. Hazır nesne ve kişisel hazır nesneyi ayıran "yaşanmışlık" olgusunun sanat alanındaki bağlamı nasıl değiştirdiği konusu, tezin ana konusu olacaktır. Bu sürecin sanat tarihindeki gelişimi hem tarihsel, hem de kavramsal açıdan ele alınacaktır. Aynı zamanda sanatsal pratiklerinde bu şekilde çalışan sanatçıların stratejileri, işlerini anlamlandırma süreçleri ve pratikleri irdelenecektir. Kişisel yaşantının bir parçası olmuş nesne özelinde, sanatçı özne ile kişisel veya buluntu nesne ilişkisi, bu ilişki bağlamında mekan ve izleyici etkileşimi boyutlarına açıklık getirilmeye çalışılacaktır. Bu bağlamda sanatçı olarak kişisel deneyimler, uygulamalar analiz edilecek ve yeni anlamlandırma ve ifade etme olanakları araştırılacaktır.
Sanatta ölüm olgusunun beden fragmanlarıyla ele alınışı
Tarih boyunca insanlık tarafından üzerine en çok düşünülen ve teoriler üretilen konulardan biri ruh - beden ilişkisi üzerinden "ölüm" olgusudur. İnsan önce kendisini ve çevresindekileri merak etmiş ve kavramış, ardından sürekli bir gelişim çabasında olmuştur. Bazen bilinçli olarak bazen de farkında olmadan her dönem koşullara en iyi uyum sağlayacağı haline gelmiştir. Bedenin tamamen biyolojik bir varlık olduğunu çevresindekilerin ölümüyle gören insan, sonrasında çürüme ve parçalanmaya da şahit olunca; bu bilinmezliği, üzerine çeşitli yorumlamalar yaparak açıklamaya çalışır. Farklı inanışlarda ölü bedene farklı uygulamalar yapılma sebebi de budur. Beden, ilk önce düşüncede sonra fiziksel olarak parçalanmış, bu durum toplumsal ve dönemsel bakış açılarıyla sanatta yerini almıştır. Bu Yüksek Lisans Sanat Çalışmasında "Sanatta Ölüm Olgusunun Beden Fragmanlarıyla Ele Alınışı" başlığı altında parçalanan bedenin daha anlaşılır biçimde anlatılması amacıyla beden ve bedenin sanattaki yeri önce "beden bütünlüğü" üzerinden incelenecektir. Sonraki bölümlerde tarih, felsefe, tıp, inanışlar, sanat gibi açılardan "beden", "ölüm", "parçalanma" gibi kavramlar irdelenecektir. Bedenin bütünlük algısının yanı sıra parçalanması fikrinin de aslında insanlığın yaratılışından beri var olmasına rağmen dönemsel faktörlere göre nasıl değişkenlikler gösterdiği; ölüm olgusu ile ilişkilendirilerek günümüze kadar değişerek gelen bu anlayışın günümüzde nasıl bir hal aldığı sanat eseri örnekleri, okumaları ve üretimleriyle desteklenecektir.
Zıtlık kavramının dalga oluşumlarıyla sanatsal olarak yorumlanması
Yaşamımızın her anında, karşımıza çıkabilecek olan herhangi iki zıt durumun bir araya gelerek bir bütünü oluşturmasıyla meydana gelen zıtlık kavramının Heraklitosla birlikte ortaya çıkış aşamasından itibaren incelenmesiyle anlamlandırılması ve zıtlık kavramının dünya üzerinde var olan düzenini sağlayan diyalektik yasasıyla anlatılmasıyla, bu yasasının doğanın diyalektiği üzerinden işlenmesiyle sürdürülmektedir. Diyalektik; karşıtlıkları kullanarak gerçekleştirilen akıl yürütme biçimidir. (Turkedebiyatı,2007) Sanat tarihi boyunca bütün sanat dallarında zıtlığın bir eser yaratım sürecinde kavram olarak kullanıldığı görülmektedir. Raporun birinci bölümünde; zıtlık kavramının kelime anlamından başlayıp tarihsel sürecine kadar araştırılmasıyla devam eden araştırmada doğadaki her şeyin birbirine bağlı olması ve sürekliliğinin olmasının anlatıldığı diyalektik kavramıyla bağlantısı işlenmiştir. Diyalektik kavramının doğanın düzenindeki yeri anlatılmıştır. Doğa olaylarından seçilen dalga hareketi açıklanıp doğanın diyalektiği üzerinden yorumlanmıştır. Plastik sanatlarda dalga formu çalışan sanatçılar araştırılıp, yorumlanmıştır. İkinci bölümde ise tüm bu teorik süreçteki bilgiler ile özgün seramik uygulamalarla dalga oluşumları yorumlanmıştır. Rapor kapsamında karşıtlıkların kullanılması ile sanat eseri tasarlamanın yöntemleri, dalga formu üzerinden seramik uygulamalara yansıtılmaya çalışılmıştır. Bu çalışmanın çıkış noktası, insan yaşamına dair zıtlık kavramının ve zıtlığı oluşturan iki farklı olgunun arasındaki bağın yine doğa olayları sonucu oluşan dalga formları üzerinden sanatsal olarak yorumlanmasıdır.
Sanatta biçim - temas ilişkisi
"Sanatta Biçim – Temas İlişkisi" başlıklı raporda nesnenin birey için özdeş bir biçim olduğu, bu özdeş biçimin ise bir tür teması doğurduğu saptanarak bugün bireyin nesneyi nasıl algıladığı, nesneye ve mekâna nasıl temas ettiği incelenmiştir. Bu amaç doğrultusunda birinci bölümde insanın nesneleri salt bir bilme yetisi ile algılamadığı, aksine bir özdeşleyim içtepisi ile nesnelere yaklaştığı, bu özdeşleyim içtepisinin de nesnelere yeni bir anlam kazandırdığı ifade edilmek istenmiştir. Estetik bir tutumla beraber nesnenin değişen kullanım alanları göz önünde bulundurularak sanatçı – nesne ilişkisi incelenmiştir. Sanat yapıtında nesnenin değişen biçimleri üzerinden biçimin yeni yeri sorgulanmıştır. İkinci bölümde biçimin yeni yeri etkileşim, iletişim, rastlantısallık ve karşılaşma gibi faktörler üzerinden incelenerek mekânın da bir ilişkisel dünya olduğu ifade edilmiştir. Değişen biçim anlayışları ile beraber nesne ve mekân, bir tür etkileşim içinde olarak dış / iç dünya verileriyle kendi biçimini yaratmaktadır. Bu doğrulta biçim, nesnel ve mekânsal anlamda bir temasla oluşmakta ve sürekli bir değişim / dönüşüm geçirmektedir. Temas kavramı göz önünde bulundurularak nesnel ve mekânsal anlamda biçimin yeni yeri, uygulamalar ile pekiştirilmiştir