Philosophy

593 theses under this subject heading

Master'sOpen AccessEN

The role of theology in the birth of classical liberal political philosophy in the West

This thesis analyses the role of theology in the birth of classical liberal political philosophy in the West. It aims to show that, like every system of ideas, liberalism is indepted to theology and metaphysics, and that Christian theology has played a major role in the birth thereof. It eventually argues that in the early modern age liberal political theory was grounded on very basic premises that were borrowed from Christian theology. Keywords: liberalism, political theology, political philosophyBu çalışma, Batı'da klasik liberal siyaset felsefesinin doğuşunda teolojinin rolünü incelemektedir. Çalışmanın amacı, her düşünce sistemi gibi liberalizmin de, teoloji ve metafiziğe borçlu olduğunu ve liberalizmin doğuşunda Hıristiyanlığın önemli bir rol oynadığını göstermektir. Nihaî olarak bu çalışma erken modern dönemde liberal siyaset teorisinin, Hıristiyan ilahiyatından alınan bazı önkabuller üzerine kurulduğunu iddia etmektedir. Anahtar Kelimeler: liberalizm, siyasî ilahiyât, siyaset felsefesi

PhilosophyLiberalismPolitical philosophy+1
İsmail Kurun
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2015
00
Master'sOpen AccessTR

Modern İslâm felsefesi tarihi yazımları: T. J. De Boer örneği

Tezin konusunu genel anlamda, T. J. De Boer'in İslâm felsefesiyle ilgili düşünceleri oluşturmaktadır. De Boer, İslâm felsefesine oryantalist bir bakış açısıyla yaklaşmış ve bunun sonucu olarak önyargılı bir tutum sergilemiştir. İslâm felsefesine karşı eleştirel ve yetersiz bir tavır almasında kendi döneminin siyasi ortamının da etkili olduğu söylenebilir. Konumuzu, tarihsel açıdan ele aldığımızda o döneme hâkim olan iki temel ön yargıyla karşılaşırız; bunlardan birincisi, ırk ayrımcılığından kaynaklanan ve Arapların felsefeye çok uzak olduğu, gerçek anlamda felsefeyi anlayamadıkları görüşüdür. İkinci önyargı ise bütün bilimleri Eski Yunan'ın eseri ve ürünü şeklinde gösteren ve bunları Yunan mucizesi olarak adlandıran görüştür. Buna göre, Batı tüm kültür ve bilgi birikimini Yunan medeniyetinden almış ve İslâm felsefesi var olan Yunan felsefesini tercüme ve çeviri yollarıyla Batıya aktarmaktan daha fazla bir şey yapmamıştır. Bu durumda da, İslâm felsefesinin özgün bir felsefe olduğundan bahsedilemez teorisini savunurlar. Anahtar Kelimeler: T.J. De Boer, İslâm felsefesi tarihyazımı, aktarım tezi

Boer, Tjitze J.FelsefeModern İslam düşüncesi+3
Gönül Emirbilek
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2015
00
Master'sOpen AccessTR

Karl Popper'de bilgi sorunu

Bu tez çalışmasında Karl Raimund Popper'in Bilgi Görüşü irdelenmeye çalışılmıştır. Bu amacı yerine getirebilmek için öncelikle Popper'in hayatı ve entelektüel gelişimi serimlenmiş, daha sonra ise Popper'in bilgi anlayışının bazı hususiyetleri ortaya konarak bilginin yanılabilirliği, modern bilginin otoritesiz bilgi özelliği, bilgide kesinliğin bulunmayışı ve bilginin eleştirilebilirliği başlıkları altında açımlanarak incelenmeye çalışılmıştır. Bir sonraki bölümde ise Popper'in özgün konumunun ortaya daha iyi çıkarılabilmesi için Popper'in epistemolojik olmayan yaklaşımlardan sosyolojizm ve psikolojizme dair tenkidine yer verilmiştir. Sonuç bölümündeyse Popper'in aklȋ ve nesnel bilginin imkânına dair özgün ve savunulabilir bilgi anlayışı sunulmaya çalışılmıştır. Anahtar Kelimeler: Karl Popper, bilgi felsefesi, yanılabilirlik, otoritesiz bilgi, eleştirel tutum.

BilgiBilgi felsefesiBilimsel bilgi+3
Buğra Kocamusaoğlu
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2015
00
Master'sOpen AccessTR

Gelenekselci ekolün sanat felsefesi anlayışı

Bu tez, Gelenekselci Ekolün sanat felsefesi anlayışını konu edinmektedir. Yirminci yüzyılda ortaya çıkmış bir düşünce okulu olan Gelenekselci Ekol, özünde kadim varlık, Tanrı ve insan anlayışlarının modernist dünyada tekrar hatırlanması için bir yol gösterici niteliğindedir. Çok katmanlı, bütünlüklü ve sistemli bir felsefe kuran Gelenekselciler, sanatı da Hakikat'in tezahürlerinden biri olarak görerek felsefelerinin odağına yerleştirmişlerdir. Bu ekole göre sanat, kökeni bakımından İlahidir. Sanatın işlevi ise insana yüksek hakikatleri ve bizatihi insanın teomorfik yapısını bildirmek, bu bakımdan insanın tekâmülünün aracı olmaktır. Gelenekselci ekolün yaklaşım tarzı yalnız kutsal ve geleneksel sanatları açıklamakla kalmayıp, kutsal dışı sanatı da natüralizm ve profanlaşma eğilimiyle açıklamakta; ayrıca sanatçı, deha, üslup, gelenek gibi sanatla yakinen ilişkili kavramları da tutarlı bir şekilde açıklama başarısına sahiptir. Bu nedenlerle Gelenekselci Ekolün sanat felsefesi anlayışı ve sanatın hakikatle ilişkisi dikkate değerdir. Philosophia Perennis'in en önemli iddiaları Tek Olan'dan hiyerarşik ve katmanlı bir şekilde tecelli eden varlığın, o Tek Olan'ın temsilleri oluşu ve metafizik yapısı gereği gündelik dile gelmeyen bu varlığı ifade edebilmek için ancak teşbihi de içeren sembolist bir dil kullanımının gerekliliğidir. Bu bakımdan bizzat varlık sembolisttir, onun bir cüzü olan sanat da bu sembolist dili kullanarak simgelere başvurur. Bu sebeple tezimizde sanat felsefesinde temsile yaklaşımlardan bahsedilerek Gelenekselci Ekolün tutumu belirlenmiş, ayrıca tutarlı bir bütünlük yakalamak adına Gelenekselci Ekolün sanat felsefesinden bahsetmeden önce Metafizik, Varlık, Bilgi ve İnsan yaklaşımları irdelenmiştir. Sanatın ne'liği, işlevi ve anlamının Philosophia Perennisçiler tarafından açıklanmasının ardından onlara getirilen eleştiriler ve problematikler ele alınarak bu yaklaşımın başarısı test edilmiştir.

FelsefeGeleneksel eğilimGelenekselci ekol+2
Burcu Bayer
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2015
00
Master'sOpen AccessTR

İbn Sina'da kesin bilgi ve kesin bilginin unsurları

İbn Sina düşüncesinde kesinlik, bilgi alanında kazanılan yetkinlik ile ilgilidir. Filozofun sisteminde bilgi, iki farklı şekilde sınıflandırılmaktadır. Bu ayrımlardan birincisi, ilk bilgiler ve kazanılmış bilgiler ayrımıdır. İkincisi ise tasavvur ve tasdik ayrımıdır. Kesinlik ile ilişkilendirilen bilgi türü, kazanılmış tasdiklerdir. Zira bu bilgiler bir yargı içermekte ve bilişsel bir başarı ile elde edilmektedirler. Kazanılmış tasdikleri elde etmenin yöntemi, kıyastır. Kıyas, kesinliği zorunlu kılmamakta ancak kesinlik, kıyasın bazı türleri ile ortaya çıkmaktadır. İbn Sina'nın kesinlik ile ilişkilendirdiği ve kesin bilgiye bizi ulaştırdığını söylediği kıyas, burhânî kıyastır. Ancak İbn Sina sisteminde burhân sadece bir kıyas türü değildir. Filozof, burhân temelinde bir teori oluşturmuş ve burhânı, kesin bilgiyi bizim için ulaşılır kılan bilimsel bir kanıtlama metodu olarak ele almıştır. İbn Sina'nın kesinlik (yakîn) anlayışı, onun bilgi tanımı ve bu tanımla birlikte ortaya çıkan unsurlar ortaya konulduğunda anlaşılırlık kazanmaktadır. İbn Sina düşüncesinde bilmeye dair hallerin, zihnî bir derecelendirme içerisinde yer aldığını söylemek mümkündür. Bu derecelendirmede en üst mertebede kesin bilgi yer almakta, aşağıya inildikçe kesinlik seviyesi azalmaktadır. Diğer mertebeler sırası ile bilgi, zan ve cehalettir. Anahtar Kelimeler: Yetkinlik, kesin bilgi, kazanılmış tasdik, burhân, bilginin unsurları

BilgiBilgi felsefesiFelsefe+4
Hacer Ergin
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Şafak Ural ve pozitivizm

Bu tez çalışması felsefe alanında ülkemizde yetişen Şafak Ural'ın hayatı, çalışmaları özellikle Pozitivizm üzerine görüş ve değerlendirmeleri dikkate alınarak Viyana çevresi pozitivizmi üzerine bir incelemeyi kapsamaktadır. Öncelikle pozitivizmin tarihsel arka planı, Batı ile Türkiye düşünce tarihindeki yeri ve etkisi incelenip aydınlatılmaya çalışılmış, sonraki bölümlerde Ural'ın pozitivizm üzerine araştırmalarına ve ulaştığı bazı sonuçlara yer verilmiş, Ural'ın araştırmaları sonucunda kaos teorisi ve puslu mantık ile birlikte pozitivizm üzerine görüşleri ortaya konulmuş, Sonuç bölümünde ise Ural'ın Viyana Çevresi ve pozitivizm üzerine görüşleri ve bu görüşlerin sonuçları tartışmaya açılmıştır. Anahtar Kelimeler: Şafak Ural, Viyana Çevresi, metafizik, kaos teorisi, puslu mantık.

FelsefeMetafizikPozitivizm+1
Fırat Özarpacı
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Descartes ve Ryle'da ruh anlayışı

Bu çalışma, Descartes ve Ryle'ın ruh anlayışlarının, bilim-felsefe ya da fizik-metafizik ilişkisinin tarihi gelişimi çerçevesinde ortaya konmasını amaçlamaktadır. Bilim-felsefe ilişkisinin bilimin lehine doğru yönelim kazandığı süreç içerisinde ortaya konulan anlayış ve teorilerin bu ilişki çerçevesinde geliştiği muhakkaktır. Ruh anlayışı tarihsel süreci içerisinde, felsefe, teoloji ve bilimin içe içe geçtiği ilk zamanlarda metafiziksel bir soru olarak ele alınmış ve bu çerçevede açıklanmaya çalışılmıştır. Ruha dair görüşlerde bilim-felsefe ilişkisinin izlerini görmemiz mümkün görünmektedir. Ruh anlayışının tarihi sürecinde görüleceği üzere ruh anlayışı, animistik bir perspektiften bilimsel bir perspektife doğru gelişme göstermiştir. Bilimsel gelişmeler ruha dair anlayış ve kuramların şekillenmesinde rol oynamıştır. Descartes'ta ruhun matematiksel bir ontolojinin içerisinde yer aldığı görülmektedir. Doğa bilimleri ile metafiziğin bağlantısını kuran matematik, Descartesçı perspektifte metafizik unsurların anlaşılmasında yardımcı olmaktadır. Aynı zamanda ruhun bazı niteliklerinin oluşumunu fizyolojik unsurlardan yardım alarak açıklayan Descartes'ta ruh problemi bilimsel-metafiziksel bir alanda var olmaktadır. Ryle'da ruha fiziksel dünyanın dışında bir varlık alanı atfedilmesinin temelinde mantıksal bir kategori yanlışlığının olduğu düşüncesi görülmektedir. Ryle'da ruh problemi, fiziksel olgulardan hareket eden, mantık temelli metafiziksel bir alanda var olmaktadır. Descartes'ta ruhun açıklanması her ne kadar fizyolojik unsurlarla desteklense de, ruh bedenden ayrı bir varlığa ve mahiyete sahiptir ve bedenin anlaşıldığı gibi anlaşılmaz. Descartes'ta insanın ruh ve beden olmak üzere iki ayrı dünyayı ihtiva eden bir yaşama sahip olduğu görülmektedir. Ryle, Descartes'ta görülen ruh-beden düalizmini 'makinedeki hayalet dogması' olarak tanımlamaktadır. Bir bireyin, bir makinenin içine gizemli bir biçimde yerleşmiş bir hayalet olarak sunulması olarak gördüğü dogmayı, ruhun fiziksel olgular alanının dışına çıkarılması olarak görmektedir. Ryle ruhu açıklarken bir çeşit olgu olan insan yaşantısından hareket etmekte ancak temellendirmesini olgulara dönerek değil, mantıksal çözümlemeye giderek yapmaktadır. Descartes'tan Ryle'a ruh anlayışının seyrinin metafizikten tamamen fiziksel alana evrildiği görülmektedir. Anahtar kelimeler: Descartes, Ryle, ruh anlayışı, bilim-felsefe ilişkisi,

DescartesFelsefeMetafizik+2
Murat Dinç Canver
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Tarım ve gıda etiği bağlamında insan-doğa ilişkisinin yeniden kurgulanması

İnsanlar var olduğu günden bu yana doğa ile iç içe olmuşlar ve doğaya bağımlı yaşamışlardır. Başlangıçta tanrısal bir doğa anlayışı içerisinde, avcılık ve toplayıcılık paradigmasının hâkim olduğu beslenme modelinde, yaşamlarını kendilerini çevreleyen doğa içindeki koşulların değişimine bağlı olarak değiştirmek zorunda kalan insan, doğayı anlamaya ve tanımaya çalışmıştır. Bu dönemin paradigması bağlamında yamyamlık, kölelik, kabilelerin hareket kabiliyetini sınırlaması nedeniyle yaşlıların ve fazla çocukların istenmemesi gibi etik sorun alanları gözlenmiştir. İlk bilimsel ve teknolojik devrim olarak kabul edilen yerleşik yaşama geçiş ile başlayan bitkisel ve hayvansal üretim yeni bir tarımsal üretim paradigması yaratmıştır. Bu paradigma bağlamında, yeni tarımsal üretim modeli ilk mülkiyet formalarının ortaya çıkmasına, ilk hukuk kurallarının belirmesine, sosyal sınıfların doğmasına, tarımsal amaçlı astronomi gözlemlerine, geometrik ve aritmetik hesaplamalarda ilerlemelere, bina, alet, sanat eserlerinin yapıma kadar sayısız tekniğin gelişimine yol açmıştır. Ardından sanayi devrimi ile başlayan süreçte, bilim ve teknolojideki gelişmelere bağlı olarak yoğun tarımsal üretim paradigmasına geçilmiştir. Bu dönemde, organik doğa anlayışından mekanik doğa anlayışına geçilmiştir. Mekanik doğa anlayışı içerisinde, insanın merkezli yaklaşımla, doğayı anlama tanıma ve onunla yaşama düşüncesinin doğaya hâkim olma düşüncesine dönüşmüş olduğu görülmektedir. Yoğun tarımsal üretim paradigması başlangıçta, gıda kıtlığını engellemede başarılı olurken dünya nüfusu hızla artmış, kimyasal gübre kullanımı dört kat, pestisit kullanımı otuz iki kat, fosil yakıt kullanımı dört kat artarak tarım ve gıda etiği konusunda yeni sorun alanlarını ortaya çıkarmıştır. Bugün, toplumsal cinsiyet eşitsizliği, çocuk işçiliği, gıda güvenliği ve güvencesi, hayvan hakları, yoğun kimyasalların kullanımına bağlı geri dönülemez çevre sorunları, tarım ve çevrenin sürdürülebilirliği, tarımsal üretime ait büyük verinin sahipliği gibi etik sorun alanları dikkate alındığında, insan merkezli bakış açısı ve mekanik doğa anlayışına dayalı insan doğa ilişkisinin, tarım ve gıda etiğinde gözlenen sorunları çözmekten uzak olduğu gözlenmektedir. Çalışma, değişen insan-doğa anlayışı çerçevesinde, tarımsal üretim paradigmalarına bağlı olarak gözlenen etik sorun alanlarını ortaya koyarken, tarım ve gıda etiği bağlamında insan doğa ilişkisinin yeniden kurgulanması gerektiği savını ortaya koymayı ve bu bağlamda temellendirmeyi amaçlamaktadır. Çalışmanın birinci bölümünde felsefe ve etiğin periferinde kalmış görünen tarım ve gıda etiğinin kavramsal çerçevesi ortaya konmaya, ikinci bölümünde zaman içinde değişen tarımsal üretim paradigmalarına bağlı olarak insan doğa ilişkisi tarım ve gıda etiği bağlamında ele alınmaya, üçüncü bölümünde ise tarım ve gıda etiğinde gözlenen sorun alanlarının mekanik insan doğa anlayışına bağlı salt bilimsel ve teknolojik çözümlerle mümkün olmayacağı, ekosistemi göz önüne alan bütüncül (holistik) insan doğa anlayışının kurgulanmasının gerekliliği savı ortaya konmaya çalışılmıştır. Çalışmanın sonuç bölümünde ise insanın doğadaki diğer türler gibi ekosistemin sıradan bir üyesi olarak görüldüğü ve bağlantısal bir bütünsellik içinde ele alınan bütüncül insan doğa ilişkisinin etik bağı tarım ve gıda etiği bağlamında kurgulanmasının gerekliliği savı temellendirilmeye çalışılmıştır. Zaman içerisinde değişen insan-doğa ilişkisi, kuşkusuz olarak sadece insanlar tarafından tek yönlü olarak ifade bulur. İnsan bilinci tarafından deneyimlenen doğanın değişik zaman akışı içinde sosyal, kültürel, ekonomik ve etik değerlerin değişimine bağlı olarak farklı şekillerde anlamlandırılması, doğanın gerçekliğini göreli bir gerçeklik kılar. Bu yönüyle doğa "orada" duran, ortaya çıkarılması gereken evrensel yasaları olan sabit bir gerçeklik olmaktan ziyade insan ve diğer türler tarafından ortaya konan ilişkiler ağı içerisinde dönemsel olarak yeniden üretilen bir gerçeklik olarak karşımızda durmaktadır. Bu açıdan değerlendirildiğinde hazırlanan tez çalışmasının fenomenolojik bir araştırma denemesi olduğu söylenebilir.

Doğa felsefesiEtikFelsefe+5
Burçin Çokuysal
Muğla Sıtkı Kocman University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Çocuklar için felsefe eğitimi üzerine

Bu çalışmanın amacı felsefi düşünce kazandırılarak, çocuğun ve çocukluk döneminin doğru anlaşılması, tarihsel süreçte geçirilen evrelerin incelenmesi, çocuklara uygulanan yanlış yöntem ve tutumların giderilmesine katkı sağlar ve eğitim almış kişiler tarafından daha mutlu, sorunlarını kendi çözebilen, yaratıcı düşünme becerisini elde etmiş bilinçli çocuklar, daha sağlıklı toplum yapısı temelleri oluşturur bu bağlamda yapılan çalışmalar da incelenerek açıklanmaya çalışılmıştır. Bu çalışma da, çocuk ve çocukluk kavramları incelenerek geçmişten günümüze çocuk, günümüz çocukluk anlayışı, çocuk ve felsefe üzerine yapılan yöntem ve çalışmalar, günümüzdeki çocuklar için felsefe eğitimi çalışmalarına yer verilerek 1970'li yıllarda "çocuklar için felsefe" adıyla geliştirilen düşünme eğitimi programını ve bu doğrultuda yapılmış dünya geneli ve ülke genelindeki çalışmalara da yer vererek çocuklar için felsefe yaklaşımı aktarılmaya çalışılacaktır. Felsefe eğitimi, arayış ve sorgulama temeline dayanır ve bu eğitime küçük yaşlarda başlamanın gerekliliği aktarılmaya çalışılacaktır. Anahtar kelimeler: Çocuklar için Felsefe Eğitimi, Düşünme Eğitimi, Çocuklarla Felsefe

FelsefeFelsefe eğitimiÇocuklar
Burcu Alabaz
Muğla Sıtkı Kocman University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Kojin Karatani'de felsefenin politik olan ile ilişkisi

Felsefenin politik-olanla ilişkisi kapsamında politik-olanın felsefeye içkinliğini savunan bu tez çalışması Japon Filozof Kojin Karatani'den hareket etmiş ve kendini Karatani'nin ele aldığı filozoflar ve sorunsallarla sınırlandırmıştır. Çalışma üç bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde Karatani'nin Transkritik eserinden hareketle Kant üzerinden yapılan Marx okuması paralelinde kapitalizme karşı oluşturulabilecek mücadelenin üretim hattından mübadele hattına kaydırılması gerektiği sonucuna varılmış ve bu da transandental felsefedeki politik-olanın açılımına dayandırılmıştır. İkinci bölümde Dünya Tarihinin Yapısı eserinden hareketle birinci bölümde varılan yer olan mübadeleden devam edilerek Karatani'nin mübadele tarzları perspektifinden yapmış olduğu dünya tarihi okuması incelenmiştir. Bu paralelde kapitalizme alternatif toplumsallıkları oluşturabilmek için aynı anda aşılması gereken sermaye, ulus, devlet üçlü yapısına sırasıyla denk düşen mübadele tarzları tanımlanarak incelenmiş ve bu üçlü yapıyı aşarak farklı bir toplumsallığı oluşturabilecek olan nihai mübadele tarzı ortaya konmuştur. Bu bölüm aynı zamanda tez çalışmasında birinci bölüm ile üçüncü bölümü birbirine bağlayan köprü vazifesi görmüştür. Üçüncü bölümde ise İzonomi ve Felsefenin Kökenleri eserinden hareketle ikinci bölümde ortaya konan üçlü yapıyı aşacak olan mübadele tarzının fiili olarak gerçekleştiği İonia dönemi incelenmiştir. Bu döneme dair olan inceleme de izonomi kavramı temel alınarak İonia felsefesindeki politik-olana dayandırılmıştır. Felsefenin başladığı yer olarak görülen İonia ve İonia felsefesinin, Karatani'nin düşünsel mecrasında bir doruk noktasını ifade ettiği ve günümüz için kapitalist dünya ekonomisine ve onun yarattığı toplumsallıklara alternatif olabilecek yeni toplumsallıklar için nasıl ufuklar sunabileceğinin değerlendirilmesi yapılmıştır. Bu çerçevede çalışmanın öncelikli hedefi politik-olanın felsefeye sonradan eklemlenen ya da felsefenin kendine araştırma nesnesi olarak aldığı "konulardan bir konu" olmadığını, felsefenin kendisine her zaman içkin olan bir etmen olduğunu Karatani'den hareketle ortaya koymak olmuştur. Anahtar Sözcükler: Karatani, Kant, Marx, İonia, İzonomi, Politik olan

FelsefeKaratani, KojinSiyaset+1
Mehmet Efe Bayram
Muğla Sıtkı Kocman University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Çocuklar için felsefe eğitiminde hipotetik düşünme yönteminin ilkokul BİLSEM öğrencilerinin yaratıcı düşünme becerilerine etkisi

Bu araştırmanın amacı Çocuklar İçin Felsefe eğitiminde hipotetik düşünme yönteminin Bilim ve Sanat Merkezi (BİLSEM) ilkokul öğrencilerinin yaratıcı düşünme becerilerine etkisini belirlemektir. Çocuklar için Felsefe dersi kapsamında uygulanan hipotetik düşünme yönteminin yer aldığı etkinliklerin doğuştan standartların üzerinde yaratıcılık becerisine sahip üstün yetenekli ilkokul 3. ve 4. sınıf öğrencilerin yaratıcı düşünme becerilerine etkisi olup olmadığı araştırma konusunu oluşturmaktadır. Literatür incelendiğinde Çocuklar İçin Felsefe ve Düşünme Eğitimi ile ilgili çalışmalar bulunmaktadır. Fakat bu çalışmalarda üstün yetenekli ilkokul öğrencileriyle çalışılmamış ve hipotetik düşünme yöntemine rastlanılmamıştır. Araştırmada tek gruplu deneysel desen kullanılmıştır. Uygun örneklem yoluyla araştırmanın örneklemi oluşturulmuştur. Araştırmanın örneklemini Muğla ili Menteşe İlçesinde Bilim ve Sanat Merkezinde eğitim ve öğretim gören 36 ilkokul öğrencisi oluşturmaktadır. Araştırmada "Torrance Yaratıcı Düşünme Testi (TYDT)" kullanılmıştır. Araştırmanın başında ön test olarak TYDT Sözel A form uygulanmıştır. Ardından öğrencilere 8 hafta boyunca 40 dakikalık 2 oturum şeklinde Çocuklar İçin Felsefe eğitimi hipotetik düşünme yöntemi ile etkinlik olarak verilmiştir. Eğitim sonrasında son test olarak TYDT Sözel B formu uygulanmıştır. Araştırma verileri öğrencilerin TYDT testlerine verdikleri yanıtlardan oluşmaktadır. TYDT'nin A ve B formlarından her bir öğrenci için; sözel toplam puanlar ve alt puan türleri elde edilmiştir. Elde edilen bu verilerin analizi için SPSS programı kullanılmıştır. Erişi verilerin normallik dağılımlarına bakıldıktan sonra İlişkisiz Örneklemler T Testi ve Wilcoxon İşaretli Sıralar Testi ile veriler analiz edilmiştir. Analiz sonucunda Çocuklar İçin Felsefe eğitiminde kullanılan hipotetik düşünme yönteminin sözel yaratıcılık toplam, akıcılık, esneklik ve orijinallik puanlarına tüm gruplar ve 3. sınıf düzeyinde olumlu etki ettiği, 4. sınıflar için ise akıcılık ve sözel toplam puanlarında anlamlı fark yaratmadığı tespit edilmiştir. Sonuç olarak BİLSEM ilkokul öğrencilerine verilen Çocuklar İçin Felsefe eğitiminde kullanılan hipotetik düşünme yönteminin öğrencilerin yaratıcı düşünme becerilerine olumlu yönde geliştirdiği görülmüştür. Anahtar kelimeler: çocuklar için felsefe eğitimi, BİLSEM, üstün yetenekli, hipotetik düşünme, yaratıcılık

Bilim ve sanat merkezleriDüşünmeDüşünme stilleri+5
Gözde Gürdal
Muğla Sıtkı Kocman University · Institute of Educational Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Natüralizm ve akıl delili

Aklın bizi gerçeklerle ilgili doğru bilgiye ulaştırdığına dair inancımız her araştırma alanının temelindeki en sarsılmaz ilkedir. Bu inanç o kadar güçlüdür ki o olmadan akıl yürütemeyiz. Onun gerçekliğini dahi sorgulayamayız çünkü bu sorgulama için de aklımıza güvenmek zorundayız. Fakat natüralizm doğruysa bu inanç tehlikeye düşer. Çünkü natüralizme göre akıl, akıldan yoksun doğal süreçlerin bir sonucudur. Eğer akıl, gaye ve mantıktan yoksun fiziksel olayların bir ürünüyse onun güvenilirliğine duyduğumuz inancın doğal açıklamalarla temellendirilmesi mümkün değildir. Bu nedenle bir rasyonel görüş olarak natüralizm kendini çürütür. Buna karşın teizme göre akıl, kaynağını doğaüstü rasyonel bir varlıktan alır. Akıl doğal bir sonuç değil, tüm varlığın ilk sebebidir. Ancak akıl sahibi kişisel bir Tanrı varsa ve gerçeği bilmemizi hedeflediyse aklın doğru bilgiye ulaştıracağına inanmak için bir güvencemiz vardır. Bu çalışmada insanın gerek günlük hayatını gerek bilimsel çalışmalarını yürütmek için başvurduğu akıl yürütme ya da rasyonel çıkarım yetisinin varlığını natüralizm mi yoksa teizm mi daha makul açıklar sorusu cevaplanmaya çalışılacaktır. Temel iddiamız, akla duyduğumuz güveni temellendirmede natüralist teorilerin başarısız olduğunu savunan filozofların geliştirdiği argümanlar ışığında, aklın ve akıl yürütmek için gerekli koşulların varlığını ancak teizmin tutarlı bir şekilde açıkladığı ve bu nedenle akıl yürütme yetisinin natüralizme karşı güçlü bir delil oluşturduğudur.

AkılDelilDin felsefesi+3
Sare Levin Atalay
Yıldız Technical University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Mctaggart'ın zamanın gerçekdışılığı argümanının zaman felsefesi bağlamında değerlendirilmesi

Bu çalışma, zamanın ne'liği problemi üzerine felsefi bir sorgulama amacını taşımaktadır. Zamanın ne'liği meselesi, Antik Çağ'dan günümüze kadar pek çok felsefeci tarafından incelenmiştir. Bu felsefeciler arasında yirminci yüzyıl felsefecilerinden John Ellis McTaggart'ın ortaya attığı "Zamanın Gerçekdışılığı Argümanı", sorgulamanın gidişatı açısından son derece önem teşkil etmiştir. Bu nedenle çalışmanın merkezi McTaggart'ın argümanının incelenmesine ayrılmış, diğer bölümlerde ise McTaggart öncesi ve McTaggart sonrasına ait düşünceler ele alınmıştır. Çalışmanın ilk bölümünde McTaggart'a kadarki süreç içerisinde felsefe tarihinde geliştirilmiş zaman düşünceleri ele alınmıştır. Bölüm içerisinde nesnel zaman anlayışının benimsendiği Aristo fiziği, Aristo fiziği karşısında geliştirilen öznel zaman anlayışı, mutlak zaman anlayışının benimsendiği Newton fiziği, Newton fiziği karşısında geliştirilen ilişkisel zaman anlayışı, izafi zaman anlayışının benimsendiği Einstein fiziği ve Einstein fiziği döneminde geliştirilen diğer zaman anlayışları karşılıklı olarak değerlendirilmiştir. Böylece McTaggart'ın argümanının nelerden etkilendiği, bu argüman öncesinde zamana dair hangi sorgulamaların yapıldığı gibi sorulara yanıt aranmaya çalışılmıştır. Çalışmanın ikinci bölümü, McTaggart'ın "Zamanın Gerçekdışılığı Argümanı"nın incelenmesine ayrılmıştır. Bu bağlamda sırasıyla zamanın gerçek olmadığına dair geliştirilen ilk düşünceler incelenmiş, McTaggart'ın sistematiğinde anahtar rol oynayan zamanın A serisi, B serisi ve C serisi kavramları ve argümanın sistematiğinin detaylı analizi yapılmıştır. Çalışmanın son bölümünde ise McTaggart sonrası geliştirilen zaman teorileri ve yirminci yüzyıl Zaman Felsefesi tartışmaları ele alınmıştır. Bölüm içerisinde sırasıyla A serisi savunucularından Şimdicilik Teorisi, Genişleyen Evren Teorisi, İndirgemeci Yaklaşım; B serisi savunucularından Ezeli Zaman Teorisi, Kadercilik Teorisi, Blok Evren Teorisi ve Platonizm Teorisi incelenmiştir. Böylece McTaggart öncesi, McTaggart argümanı ve McTaggart sonrasına dair zamanın ne'liği üzerine geliştirilen düşünceler karşılaştırılmalı olarak ele alınmıştır. Anahtar Kelimeler: Felsefe Tarihi, Zaman Felsefesi, Zaman, Zamanın Gerçekdışılığı, McTaggart, A serisi, B serisi, Kipli Zaman Teorisi, Dinamik Zaman Teorisi, Kipsiz Zaman Teorisi, Statik Zaman Teorisi.

FelsefeFelsefe tarihiFelsefeciler+3
Cenker Oktav
Yıldız Technical University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Anadolu'daki fikri gelişmelerin Cemal Süreya'nın düşüncesine etkileri -Felsefeyi Anadolu'da yeniden yurtlandırmak bağlamında bir inceleme-

Her insan gibi şair ve yazarların da yaşadıkları coğrafyanın siyasi, sosyal, kültürel ve ekonomik değişimlerinden etkilendiklerini görmekteyiz. Bu tez çalışmamızda gayemiz, Felsefeyi Anadolu'da Yeniden Yurtlandırmak Projesi kapsamında Anadolu'daki fikri gelişmelerin ışığında şair Cemal Süreya'da karşımıza çıkan kavramsal yansımalar ve bireysel davranışları mümkün olduğunca temellendirmektir. Cemal Süreya günceli temsil ederken bu güncel olanın arka planına ulaşmak için geçmişe dönmemin gerekliliği vurgulanmıştır, fakat burada anakronizm riski de göz önünde bulundurulmuştur. Cemal Süreya ve şiir konusuna hangi temellendirme ile ulaşabilirimin planlaması yapılmıştır. Bu planlamada öncelikli olarak İslam Felsefesinin kurucu metinlerinden Farabi'nin "İlimlerin Sayımı" adlı eseri çıkış noktamız olmuştur. Buradan hareketle dil ilmi ve beş sanat ele alındıktan sonra şiirî sözlerin de felsefi arka planı olduğundan hareketle Cemal Süreya'da kavramsal yansımalara ve bireysel tutuma dair açıklamalar yapılmıştır. Burada amaç "Felsefeyi Anadolu'da Yeniden Yurtlandırmak Projesi" ne uygun hareket ederek Anadolu'nun sadece topraktan müteşekkil bir mekân olmayıp aslında kökleri Orta Asya'da, Ortadoğu'da, Balkanlarda ve Afrika'da olan ve oralardan beslenen kültürel bir yarımada olduğu ve bu coğrafyada yetişen her şair ve yazarın bu kültür ve uygarlığa katkı sağladığını gözler önüne sermektir.

AnadoluFelsefeFelsefi düşünce+3
Nihat Piriçci
Hitit University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Kitâbu'l- Hurûf'dan hareketle Fârâbî'de dil düşünce ve mantık ilişkisi

Bu çalışmada Fârâbî'nin Kitabu'l-Huruf adlı eseri baz alınarak; dil, düşünce ve mantık konuları ve bunların birbirleriyle olan ilişkisi incelenmektedir. Bu çalışma giriş bölümü, üç bölüm ve sonuçtan oluşmaktadır. İlk bölümde İslam Felsefesinin kurucu metni olarak Fârâbî'nin İlimlerin Sayımı adlı eserin tahlili yapılmıştır. İkinci bölümde Fârâbî'nin Hayatı, Eserleri, İlmi Kişiliği ve İlimleri Tasniflemesi hakkında bilgi verilmiş-tir. Üçüncü bölümde ise Fârâbî'de Dil, Düşünce ve Mantık İlişkisi alt başlıklar halinde; Kavramsal Temellendirme, Fârâbî'de Dil Kavramı, Fârâbî'de Akıl ve Düşünce Kavramı, Fârâbî'de Mantık Kavramı, Mantık İlminin Tarihi, Mantık – Gramer İlişkisi, Fârâbî'nin Felsefe Kurgusunda Dil, Düşünce ve Mantık İlişkisi,Fârâbî'de Dil ve Gelişimi, Fârâbî'de Düşünce ve Gelişimi ve son olarak Fârâbî'de Mantık ve Felsefe İrtibatının Kurgulanışı98 şeklinde incelenmiştir. Sonuç bölümünde ise bireyin akıl ve ruh sağlığının korunması ve gelişmesi bağlamında, dil, düşünce mantık ilimlerinin ifade ettikleri 1anlama dikkat çe-kilmiştir.

DilDil gelişimiDüşünce+4
Betül Küçük
Hitit University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

İbnü'l Arabî'nin felsefesinde dinin zahiri ve batını

Bu tezde dinin zahiri ve batını yönü tartışmaları bağlamında İslam düşünce ve felsefesine yeni bir perspektif kazandıran İbnü'l Arabî'nin konumunun tespit edilmesi amaçlanmıştır. Bu nedenle Vahdet-i Vucüd taraftarı İbnü'l Arabî'nin din, peygamber ve veli, Kur'an ve vahiy, batını bilgi, insan ve insan-ı kâmil gibi dini unsurlar hakkındaki düşünceleri onun kendi felsefesi içinde incelenmiştir. 13. yüzyıl düşünürü olmasına rağmen akademik çalışmalarda halâ İbnü'l Arabî (1165-1240) yorumlanmaya çalışılmakta ve bu çalışmalar eleştirel ve destekleyici olmak üzere iki gruba ayrılmaktadır. Bu nedenle konuyu ele alınırken, eleştiriler ve eleştirilere verilen cevaplar ve O'nun eserlerine yapılan şerhler karşılaştırılmıştır. Tezin birinci bölümünde İbnü'l Arabî'nin vahdet-i vücud ve Allah kavramları ile Allah, insan ve evren ilişkisi ele alınmıştır. İkinci bölümde batını bilgi, insan-ı kâmil, bilgiye ulaşma imkânı ve peygamber, veli, Kur'an ve kader gibi kavramlar zahir ve batın açısından ele alınmıştır. Çalışmanın sonucunda engin birikime sahip olan sûfi filozof İbnü'l Arabî'nin düşüncelerine kısıtlamalar getirmenin doğru olmayacağı kanısı hâkim oldu. Onun için genelde zahiri bakış açısına uzaktır diyebiliriz. Ancak bazı hususlarda mesela şeriatı takip etmede o bir zahiri dir. Bazı hususlarda ise bir batını olduğunu söylemek yerinde olacaktır. İbnü'l Arabî bilgi konusunda bir batınıdir. İbnü'l Arabî bazı konularda (tenzih ve teşbih hususunda) orta yolu takip eden denge yanlısıdır. Sonuç olarak entelektüel sufi filozof İbnü'l Arabî, zahir-batın tartışmaları içerisinde kimi zaman bir zahiri bazen bir batını bazen orta yol üzere biri olarak karşımıza çıkıyor. Ancak o düşüncelerinde kemale varmaya zahiri ve batını birleştirerek erişmiştir diyebiliriz.

BatıniDinDin felsefesi+5
Ayşe Kandemir
Hitit University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Modern Türkiye'de felsefe-mantık ilişkisi-matematik tarihçisi Yavuz Aksoy merkezli bir inceleme-

Modern Türkiye'de Felsefe ve Mantık İlişkisini ülkemizin yetiştirdiği önde gelen bilim insanlarından birisi olan Yavuz Aksoy merkezli incelemeyi hedefleyen tez; önsöz, giriş, üç bölüm, sonuç ve kaynakçadan oluşmaktadır. Tezin giriş bölümünde, Felsefeyi Anadolu'da Yeninden Yurtlandırmak projesinin çalışmamızla olan bağlantısı kurularak Aksoy'un önemli katkılar yaptığı mantık, matematik ve müzik alanlarının önemi ortaya konulmuştur. Birinci bölümde Yavuz Aksoy'un hayatı hakkında detaylı bilgiler verilerek, akademik hayata geçiş süreci değerlendirilerek "sosyal felsefe"ye giriş yapılmaktadır. İkinci bölümde akademik kişiliğine yoğunlaşarak, Cumhuriyet Dönemi akademik hayatına yaptığı katkılar detaylı olarak incelenmektedir. Üçüncü ve son bölüm ise bilgi, bilim ve bilim felsefesi kavramlarına Aksoy'un verdiği anlamlar müzakere edilerek, ilimler tasnifine dair yaptığı ayrım incelenmiştir. Bu bölümde özellikle Yavuz Aksoy'un mantık matematik ilişkisine dair görüşleri tahlil edildi. Ayrıca bu bölüm Yavuz Aksoy'un müzik ve matematik ilişkisi ile ilgili görüşlerine ayrılmıştır. Sonuç kısmında mantık, matematik ve müzik alanlarında Yavuz Aksoy'un ülkemiz akademik birikimine olan katkıları değerlendirilmiş, bunun felsefe ve bilim tarihindeki yerine vurgu yapılmıştır. Anahtar Kavramlar: Yavuz Aksoy, Felsefe, Bilim Tarihi, Modern/Sembolik Mantık, Matematik

Aksoy, YavuzBilim tarihiFelsefe+4
Fatma Öztürk Baltacıoğlu
Hitit University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
DoctorateOpen AccessTR

Kant'ta saf aklın sınırı

Bir problem olarak akla sınır çizme; yani insan aklının neyi bilip neyi bilemeyeceği, doğru bilgiye nasıl ulaşabileceği veya nerde durması gerektiği geçmişten günümüze kadar felsefenin temel konularından biri olagelmiştir. Alman felsefesinin kurucu isimlerinden Immanuel Kant'ın eleştiri felsefesinde ulaşmak istediği temel amaç da, Critique of Pure Reason (Saf Aklın Eleştirisi) adlı eserinde belirttiği üzere, saf aklın bütün kapsamını, hem sınırları hem de içeriğiyle eksiksiz ve genel ilkelere göre belirlemektir. Kant eleştiri felsefesinde, klasik metafizikçilerin yaptığının aksine, metafizik bilgilerin pozitif bilimlerin yöntemleriyle bilinemeyeceğini savunmuştur. Kant'a göre eğer metafizik bir bilim olarak mümkün olacaksa, insan aklı neyin a priori olarak bilineceğini tespit etmek, bu temel üzerinde prensiplerini belirlemek ve bu prensiplerin uygulanabileceği alanın dışında kalan şeyleri bilimin dışında bırakmayı kabul etmek mecburiyetindedir. Metafiziğin bir bilim olabilmesi için, aklın deneyimi aşan bu etkinliğinin bilimsel açıdan dayanaklarının ve çerçevesinin açıkça gösterilmesi gerekmektedir. Dolayısıyla insan aklının neyi bilip neyi bilemeyeceği problemiyle ilgili olarak öncelikle ele alınması gereken, saf aklın deneyimden bağımsız olarak neyi, ne kadar ve nasıl bilebileceğinin belirlenmesidir. Bu bağlamda Kant eleştirisinde, a priori (deneyimde verilmeyen)-a posteriori (deneyimde verilen) kavramlarına paralel olarak fenomenal (duyu verileriyle deneyimlenebilen alan) ve numenal (duyu verileriyle deneyimlenemeyen alan) dünya ayrımlarını yaparak fenomenlerin bilgisini elde etmek mümkün iken, numenlerin bilgisini elde etmenin mümkün olmadığını iddia etmiştir. Kant bu iddiasını, deneyden gelmeyen ama deney-nesne bilgisiymiş gibi bilgimizi genişleten "sentetik a priori yargı"ların nasıl olanaklı olduğunu bu yargıların kaynak, kapsam ve sınırlarını göstermeye çalışarak temellendirmiştir. Bu problem "saf matematik nasıl olanaklıdır?", "saf doğa bilimi nasıl olanaklıdır?" ve "bilim olarak metafizik nasıl olanaklıdır?" sorularını da beraberinde getirmiştir. Bu çalışmada, "saf aklın sınırı nedir?" problemi, Kant'ın eleştiri felsefesi üzerinden araştırılmıştır. Felsefe tarihinde bir mihenk taşı görevi gören Kant'ın eleştiri felsefesi; "eleştiri" ve "sınır" kavramları ile felsefe tarihine yönelttiği sorular ve cevapların Kant sonrası felsefeye yaptığı etkinin daha iyi anlaşılması için önem arz ettiğinden söz konusu kavramlar bağlamında irdelenmiştir. Çalışmanın temel amacı; Kant'ın geleneksel metafiziğe yönelik eleştirilerine yön veren aklın deneyimden bağımsız olarak kullanımı hakkındaki düşünceleriyle bilgiye çizdiği sınırları belirleyerek onun eleştiri felsefesinde "saf aklın sınırı" problemini tespit ve analiz etmek; tartışmalardan hareketle "saf aklın sınırı"nı açığa çıkartmaktır. Bu amaç doğrultusunda çalışmada, akla çizilen sınırlar içinde Kant felsefesinde aklın teorik faaliyetlerine temel teşkil eden durum, olanak ve şartlar ortaya konmuş; transendental felsefenin temel argümanlarıyla "matematik ve doğa bilimlerinde sentetik a priori yargılar nasıl mümkündür?" sorunsalıyla birlikte "bilim olarak metafizik nasıl olanaklıdır?" problemi sistematik bir şekilde incelenmiştir. Bu inceleme göstermiştir ki, metafizik alanda sentetik a priori bilgi, yani metafiziğin nesnel nitelikte bir bilim olmasına imkân sağlayacak bir bilgi, metafizikte saf aklın sınırlarını aşmaktadır. Anahtar Kavramlar: Kant, Saf Akıl, Sınır, Transendental, Eleştiri

AkılFelsefeFelsefe tarihi+2
Tuba Ünal
Hitit University · Institute of Graduate Studies
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Hint düşüncesi ve Hint düşüncesinin J. Krishnamurti'ye etkisi

Hindistan, MÖ 4000'li yıllara dayanan tarihiyle bilinen en eski medeniyetlerden biridir. Bu medeniyet üzerinde bulunduğu coğrafya itibariyle birçok medeniyetle etkileşim halinde olmuştur. Bundan dolayı günümüze kadar gelen pek çok felsefe ve kültüre kaynaklık etmiştir. Bu coğrafya üzerinde göç faaliyeti içerisinde olan toplulukların Hint kültüründen ve düşüncesinden etkilendiğini söylemek gerekmektedir. Ayrıca Hint düşüncesi ve inanış biçimleri günümüzde halen etkisini devam ettirmektedir. Özellikle Batılı bilim insanları bu konular üzerine yoğunlaşmış, Hint düşüncesini sistemli bir şekilde araştırma konusu haline getirmişlerdir. Bu çalışma, konusu itibariyle Hint felsefesinin araştırılmasını ve ana temalarının ortaya konulmasını amaçlamıştır. İlk olarak Hint felsefe tarihinin araştırılması yapılmış, Vedalar Dönemi'nden başlayarak kurulan felsefe okullarına kadar incelenmiştir. Daha sonrasında Hint felsefesinin temellerini oluşturan konular üzerine bilgiler verilmiştir. Ayrıca Hint kültürü içerisinde yetişmiş olan konuşmacı, yazar ve filozof Jiddu Krishnamurti'nin yaşamı ve felsefi öğretileri üzerinde durulmuştur. J. Krishnamurti'nin eserlerinde önemli görülen bazı kavramların incelemesi yapılmıştır. Bu kavramlar; bilgi, zihin, tanrı, sevgi ve zamandır. Theosophical Society tarafından "dünya öğretmeni" seçilen düşünürün, Hint felsefesinin bazı alanlarından etkilendiği bazı alanlarda ise kendi görüşlerini ortaya koyduğu tespit edilmiştir. Ayrıca Hint felsefesinin özellikleri verilerek bunlarla etkileşim içerisinde olup olmadığına bakılmıştır. J. Krishnamurti, yaşamını tamamen kendini anlama çabası üzerine kurmuş bir bilgedir. Hakikati "yolları olmayan bir ülke" olarak tanımlayan filozof, yaşamın dingin bir zihinle araştırılması gerektiğini ancak o şekilde bireyin gerçeği bulabileceğini söylemiştir.

Düşünce süreçleriDüşünce yapısıFelsefe+4
Havva Barış Boyacı
Hitit University · Institute of Graduate Studies
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Hakikatin sunumunda metafor kavramı

ÖZET Çalışmamızda anlatıların, insanların kendi dönemindeki şartları doğrultusunda önemli bir veri sunduğu belirtilmektedir. Dolayısıyla bu verilerin tutarsız ve değersiz düşünülmesinden ziyade her verinin kendi döneminde bir geçerliliği olduğundan yola çıkarak hakikatin sunumunda elde edilen bu veriler dikkate değerdir. Tarih boyunca aktarımın daha çok hatabi/retorik yöntemle olması ve hemen her bireye bu yöntemin hitap etmesi nedeniyle hakikatin sunumunda bu yönteme önem atfetmekteyiz. Öncelikle bu hususları ele alarak, hakikatin sunumunda insanların kullandığı anlatıların metaforla ilişkisine yer vererek araştırmamızın kapsamını oluşturmaktayız. Çalışmanın ilk bölümünde metafor kavramını hakikat ile ilişkilendirebilmek için metaforla karıştırılma ihtimali olan bazı kavramlar açıklanmıştır. Metaforla ilişkili olan kavramlar teşbih, mecaz, istiare, mecaz-ı mürsel ve kinaye gibi söz sanatlarıdır. Ayrıca çalışmanın bir bölümünde eğretileme, istiare ile eş anlamlı olarak görülebileceği ifade edilmiştir. İstiare (eğretileme) ile metaforu farklı kavramlar olarak ele almakla alegoriyi söz sanatı olarak değil anlatım tekniği şeklinde inceleyip hikmet, hakikat, metafizik, teoloji/ilahiyat kavramları arasındaki farklar ele alınmıştır. Bu ise hakikatin sunumunda görülen farklı tezahürleri anlamlandırabilmemiz için son derece önemlidir. Bu noktada ise çocuklar için felsefe bağlamında incelemelere yer verilerek çocukların kendilerine ve hayatlarına dair farkındalık kazabilmelerine dikkat çekilmiştir. İkinci bölümde çalışmada öne sürülen varsayımlar ise hakikatin sunumunda metafor kavramının anlaşılabilir olduğudur. İnsanoğlunun doğaüstü varlıklara olan merakı, bize onların hakikate ulaşmaya dair veriler sunmaktadır. Yani hakikatin farklı tezahürleri olabileceği temelde verilmek istenen mesajdır. Bu sayede her milletin oluşturduğu yorumlar sayesinde biz de hakikat hakkındaki yorum çeşitliliğinden yola çıkarak hakikatin aslında "bir" olduğunu farklı zaman ve mekan-kültürel ortamlarda insanların kendi bilgi seviyesine göre farklı anlam verdiğini belirtmekteyiz. Üçüncü bölümde Kelile ve Dimne üzerinden ve modern Osmanlı düşüncesinde Ali Suavi'nin Salâmân ve Absâl hakkındaki görüşler metaforik üslupla incelenmiştir. Ayrıca bu bölümde Dede Korkut Hikâyeleri'ndeki karakterler metaforik şekilde ele alınmıştır. Bu hususta ele alınan üç farklı metindeki metafor sunumlarını incelerken aslında bu metinlerin genel çerçevede alegorik metinler olduğunu bilmekteyiz. Ancak alegorilerin bir metaforlar silsilesi olması ve kişinin kendini keşfedebilmesi noktasında metaforların daha kişiye özgü olması ve kişiye bakış açısı sunabilmesi noktasında incelemeye aldığımız metinleri metaforik olarak ele almak uygun görülmüştür. Bu bölüm; farklı zaman, kültür ve geleneklerden gelen eserlerdeki metafor kullanımlarına dair incelemelerden oluşmuştur. Böylelikle klasikleşen metinlerde metafor sanatının ne derece iyi kullanıldığını görüp, günümüz eğitim sisteminde çocuklara klasik metinlerdeki anlatılardan yola çıkarak hakikatin sunumunda metafor kullanımının önemi vurgulanmıştır. Bunun sayesinde farklı bir bakış açısı oluşturabilmek nedeniyle çocuklar için felsefe üzerinde durulmuştur. Sonuç bölümünde ise klasik felsefe metinlerinin günümüzde yaşanan sorunlara çözüm üretilmesine katkı sağlanabileceği, özellikle çocukların fikri hür, vicdanı hür bir şekilde yetişmelerine çocuklar için felsefe bağlamında okunma ihtimali vurgulanarak, bu bağlamda ulaştığımız bulgular ve sonuçlara yer verilmiştir. Bu çalışma, yöntem olarak nitel araştırma yöntemiyle desteklenerek oluşturulmuştur. Anahtar Kavramlar: Felsefe, Metafor, Hay b. Yakzan, Dede Korkut, Kelile ve Dimne. Bilim Kodu: 61101

DinFelsefe
Zakiye Kesgin
Hitit University · Institute of Graduate Studies
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Husserl ve Heidegger'de doğruluk ve hakikat üzerine

Bu çalışma Husserl ve Heidegger felsefelerinde Doğruluk ve Hakikat kavramlarını ele almaktadır. Ana hattında bir tür betimleme bulunmakla birlikte çalışmanın nihai savı şu doğrultudadır: Hem Husserl hem de Heidegger, klasik aydınlanmacı katı nesnel kavrayışı terk eden bir felsefi tutumu benimsemişlerdir. Husserl felsefesi kendi içinde bir nesnellik arayışı olarak ele alınmaya elverişli olmakla birlikte onun nesnellik ile öznelliği buluşturan bir tutumu vardır. Fenomonoloji ile Husserl felsefenin kadim anlayışını modern zamanın ruhuna uygun bir şekilde yeniden diriltmeye çabalamıştır. O bu doğrultuda bilimin bir işlev üstlenmesinin olası olduğunu ancak bilim ile kastedilenin pozitivizmin sınırlayıcı kavrayışı olmadığını iddia eder. Husserl doğa bilimi ile geleneksel kavrayışı, bütünselci bilim etkinliği olarak kesin bilim olarak felsefeyi inşa etmeye ve merkeze oturtmaya çabalar. Husserl, kesin bilim olarak felsefenin inşa edilebilmesi için doğruluk kavramına odaklanırken Heidegger sorunu epistemolojik sınırlarının dışına çıkarır ve ontolojik bir sorun olarak ele almak üzere doğruluk kavramının yerine daha çok hakikat kavramını merkeze alır. Burada önemli bir ayrışmanın olduğu dikkat çeker. Husserl sorunu epistemoloji ve bilgiye ulaşma üzerinden değerlendirirken, Heidegger eldeki bu sorunu ontolojik bir mesele olarak okur ve temel amacını varlığı anlama şeklinde ortaya koyar. ANAHTAR SÖZCÜKLER: Kriz, Doğa Bilimleri, Fenomenoloji, Yönelimsellik,Epokhe, Refleksiyon, Redüksiyon, Transendental Fenomenoloji, Doğruluk,Varlık, Zaman, Dasein, Hakikat

DoğrulukFelsefeFelsefeciler+4
Zafer Akdağ
Aydın Adnan Menderes University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2017
00
Master'sOpen AccessEN

Nietzsche's conception of truth and perspectivism

In Nietzsche's opinion truth is a human invention whose aim is to escape from or mask the essential aspect of life. Although Nietzsche questions the concept of truth, the main issue that concerns him is not to investigate the method with which science achieve truth as modern epistemology thinkers did, but why humans had to invent such a concept. What the criterion of truth for Nietzsche is cannot be determined unless his doctrine of perspectivism is investigated. There is no such a thing as absolute truth. But there are different perspectives that one can adopt. According to the doctrine of perspectivism there are different perspectives on any topic and some perspectives are more superior than others. And this is related to the teaching of Nietzsche called Will to Power. In this context, according to Nietzsche, there are two complementary instincts in humans; one is destructive and the other is constructive. Nietzsche's view of truth and his understanding of perspectivism is not independent of his affirmative attitude toward life. Nietzsche approaches the concept of objective truth very critically; to believe that there is only one possible approach to a subject shows only that our way of thinking is stereotyped. This intellectual stiffness is a symptom of life denying attitude. A healthy mind is flexible and it accepts that there are many different approaches to a subject. Truth is not one but many. In this thesis, Nietzsche's perspectivism is studied and elaborated in detail and tried to show the problems which are solved by his perpectivism. KEYWORDS: Truth, Correspondence, Perspectivism, Will to Power, Reality,Positivism, Scienticism, Wisdom

PhilosophyTruthNietzsche, Friedrich Wilhem+1
Selvihan Selvi
Aydın Adnan Menderes University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2017
00
DoctorateOpen AccessTR

Frege'nin Gönderge Teorisi ile Gelenbevi'nin Delâlet Teorisi arasında bir karşılaştırma

Bu çalışmamızda Friedrich Ludwig Gottlob Frege'nin (1848-1925) gönderge teorisi ile İsmail Gelenbevi'nin (Gelenbeli İsmail) (1730/31-1790/91) delâlet teorisini inceleyerek karşılaştırma yaptık. Buradaki karşılaştırmadan kastımız, iki mantıkçıdan birinin diğerine göre görüşlerine bir değer biçmek değil; konu edindiğimiz akademik ve felsefi bilginin netleştirilmesi için bir görüşün ötekine göre farklı, benzer ve aynı yönlerini belirlemektir. Böylece söz konusu akademik-felsefi bilginin, daha arı duru bir şekilde ortaya konmuş olabileceğini düşündük. Frege'nin özdeşlik teorisi, yine kendi gönderge anlayışının doğmasına neden olmuştur. O, ifadelerin özdeşliği meselesini kendine sorun edinmiştir. Onun özdeşlik hakkındaki görüşü evrilerek dönüşmüş ve bu dönüşüm de "gönderge" ile "duyum" kavramlarının karşılıklı olarak yorumlanmasına neden olmuşken, ifadelerin özdeşliği konusunda Gelenbevi'nin doğrudan doğruya bir görüşünden söz edemeyiz. Ancak lafzın manaya delâleti, mutabakat (tam örtüşme) yoluyla gerçekleştiğinde özcü yaklaşımından dolayı ona göre delâlet, her iki ifadeyi eşit kılmaktadır. Frege'ye göre sözcükler olağan tarzda kullanıldıklarında, kişinin söylemek istediği şey onların göndergesidir. Gelenbevi'ye göre ise delâlet, bir şeyin öyle bir halde bulunmasıdır ki, o şeyi anlamak, başka bir şeyin anlaşılmasını sağlar (husûle getirir). Frege'nin tanımı yalnızca dil felsefesi içerisinde değerlendirilirken Gelenbevi'nin tanımı hem epistemeloji hem de dil felsefesi içerisinde değerlendirilebilecektir.

DelaletFelsefeFrege, Gottlob+3
Elif Özel
Bursa Uludağ Üni̇versi̇ty · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Hannah Arendt'te sorumluluk ve daha iyi bir dünyanın mümkünlüğü üzerine

"Başka türlüsü mümkün değil, en iyisi bu" diyenlere inat, içinde bulunduğumuz çağın sorunlarıyla başa çıkmanın ve daha iyi bir dünya kurmanın yollarını ararken, Arendt gibi bir düşünüre başvurmak oldukça öğretici ve ufuk açıcı bir yerde durabilir. Zira Arendt, bizlere en umutsuz zamanlarda dahi beklenmedik başlangıçlar yapabilmek için ihtiyacımız olan tüm olanaklara sahip olduğumuzu ve asla bize öğretilmek istendiği gibi çaresiz olmadığımızı hatırlatır. O, insanın anlayan ve eyleyen bir varlık olarak daha iyi bir dünya kurma gücüne sahip olduğunu ve daha iyi bir dünyayı kurmakla da yükümlü olduğunu söyler. Bu düşüncesini devrimler tarihinin örnekleriyle temellendiren Arendt, bu dünyayı daha iyi bir yer haline getirme sorumluluğuyla bizleri dünya için düşünmeye ve dünya için eylemeye davet eder. Bu çalışma, Arendt'in yapmış olduğu çağrının dikkate alınmasının bir sonucu olup, sorumluluk ile ilişkisinde daha iyi bir dünya kurmanın mümkünlüğü problemini onun başlattığı tartışma içerisinden ele almak amacıyla yazılmıştır.

Arendt, HannahFelsefeSorumluluk
Şeyda Beril Özdemir
Bursa Uludağ Üni̇versi̇ty · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00

Related subjects