Ağrı
84 theses under this subject heading
Fiziksel engelli bireylerin aileleri ile toplumda aynı yaş grubunda bulunan ebeveynlerin bel ağrı sıklıkları arasındaki farkın değerlendirilmesi
Çalışmamızda, ülkemizde ve dünyada engelliliğe, iş kaybına ve yüksek tıbbi harcamalara neden olan bel ağrısının incelenmesi amaçlanmıştır. Engelli birey ve ailelerin ülkemizde son derece fazla olduğu aşikardır. Bu nedenle sürekli fiziksel strese maruziyet sebebiyle de engelli ebeveynlerinde bel ağrısı görülme sıklığının fazla olduğu düşünülmüştür. Bel ağrı prevelansı yüksek olduğunu düşündüğümüz engelli ebeveynleri ile aynı yaş grubunda sağlıklı çocuğa sahip ebeveynleri ağrının sıklığı, ağrının iyileşme derecesi ve hızı, bel ağrısının günlük yaşam aktiviteleri ve fonksiyonel hayattaki etkisi anket yoluyla incelenmiştir. Bunların sonucunda anlık ağrı, ağrının sıklığı, ağrıdaki iyileşme derecesi ve hızı, bel ağrısının günlük yaşam aktiviteleri ve fonksiyonel hayattaki etkisi açısından engelli çocuğa sahip ebeveynlerdeki etkilenim miktarının sağlıklı çocuğa sahip ebeveynlere oranla daha fazla olduğu bulunmuştur.
Ağrı İli ve İstanbul İli huzurevlerinde kalan yaşlıların uyku, günlük yaşam aktiviteleri ve yaşam kalitesi açısından değerlendirilmesi
Çalışmanın amacı, Ağrı ili ve İstanbul ili huzurevlerinde yaşayan yaşlı bireylerin uyku kaliteleri, günlük yaşam aktiviteleri ve yaşam kaliteleri arasındaki ilişkilerin incelenmesidir. Temmuz 2020 ve Ocak 2021 tarihleri arasında yürütülen çalışmaya Ağrı ili ve İstanbul ili huzurevinde kalan, yaşları 65 yaş üstü olan 92 gönüllü yaşlı birey dahil edildi. Çalışmaya dahil edilen yaşlı bireylerin bilişsel durumları Mini Mental Durum Testi (MMDT) ile, yaşam kaliteleri Dünya Sağlık Örgütü yaşam kalitesi ölçeği yaşlı modeli (WHOQOL-OLD) ile, günlük yaşam aktiviteleri Barthel İndeksi testi ile, gündüz uyku durumları Epworth Uykululuk Ölçeği (EUÖ) ile ve geçmiş döneme ait bir aylık uyku kaliteleri Pittsburgh Uyku Kalitesi İndeksi (PUKİ) ile değerlendirildi. Gözlemsel ve kesitsel tanımlayıcı olan bu çalışmada iki gruplu veriler karşılaştırılırken Mann Whitney-U testi kullanılıdı. İstatiksel anlamlılık değeri (p<0,05) olarak alındı. Farklı rakımlardaki Ağrı ve İstanbul illeri huzurevlerinde yaşayan yaşlılar arasındaki PUKİ ve WHOQOL-OLD ölçeklerinde istatistiksel olarak anlamlı farklar saptanmıştır (p<0,05). Tüm katılımcıların PUKİ ve Barthel İndeksi arasında bir korelasyon belirlenmiştir. Bu ilişkinin ters yönlü ve zayıf bir ilişki olduğu tespit edilmiştir (p<0,05). İstanbul'daki katılımcıların PUKİ değerleri ile Barthel İndeksi verileri arasında ve EPWORTH Uykululuk Ölçeği ile Yaşam Kalitesi Ölçeği (WHOQOL-OLD) arasında bir korelasyon vardır. Bu korelasyonlar negatif ve orta düzeyde bir ilişki olarak bulunmuştur (p<0,05). Sonuç olarak; huzurevlerinde kalan yaşlı bireylerin uyku kalitesi zayıf olarak bulunmuştur. Uyku kalitesi ve günlük yaşam aktiviteleri arasında bir ilişki olduğu belirlenmiştir. Ayrıca, yüksek irtifanın uyku kalitesi üzerinde olumsuz etkileri olduğu sonucuna varılmıştır.
Ceza infaz kurumlarında manevi danışmanlık ve rehberlik hizmetlerinin verimliliği: Nitel bir araştırma (Ağrı örneği)
Özellikle son birkaç yüzyılda gerçekleşen bilimsel keşifler ve gelişmeler ile insanlık bugün, bu zamana kadarki elde ettiği toplam birikiminin binlerce kat fazlası bir sıçramayı gerçekleştirmiştir. Bu değişim ve dönüşüm hayata, evrene, olgulara, bireye ve topluma olan bakış açımızın yeniden şekillenmesini beraberinde getirmiştir. İnsanlık çok farklı evrelerden geçmiş ve sonunda ne kendisinin ne de evrenin sadece maddi bir yapıdan ve görünen bağlardan müteşekkil olmadığını keşfetmiştir. Psikolojik unsurlar her geçen gün aydınlanmakta, insanın manevi boyutu günbegün elle tutulur göz ile görülür bir noktaya doğru gitmektedir. Bugün, bilim bireyin bir davranışı ne gibi hisler ve duygularla gerçekleştirdiğini keşfetmiştir. Bir insanın karşılaştığı bir duruma verdiği tepkiyi hangi duygularla ve psikolojiyle verdiği, bedeninde gerçekleşen değişimler gözlemlenerek anlaşılabilmektedir. İnsanın manevi boyutu keşfedildikçe, hayatını yaratılışına uygun ve en selâmetli bir şekilde nasıl devam ettirmesi gerektiğinin kodları da zamanla gün yüzüne çıkmaktadır. Bu bağlamda çalışmamız, maneviyatın bir dalı olan, son yüzyılda üzerine yoğunlaşılan manevi danışmanlık ve rehberlik alanına dair ceza infaz kurumlarında yürütülen manevi danışmanlık ve rehberlik hizmetlerinin verimliliğini incelemek istemiştir. Bu araştırmada 'ceza infaz kurumlarında manevi danışmanlık ve rehberlik hizmetleri verimli bir şekilde yürütülmekte midir?' sorusuna cevap aranmaktadır. Ceza infaz kurumlarında manevi danışmanlık ve rehberlik hizmetleri ile bu hizmetlerin verimlilik bağlamında ne şekilde yürütüldüğü, manevi danışmanlık ve rehberlik hizmetlerindeki eksiklikler ve çözüm önerilerini ortaya koymak tezimizin konusu olacaktır. Analiz ve değerlendirmelerle tavsiye ve önerilerde bulunularak ceza infaz kurumlarında gerçekleştirilen manevi danışmanlık ve rehberlik hizmetlerinin verimliliğine katkıda bulunmak tezimizin amacı olacaktır. Tez çalışmamızda literatür tarama tekniği kullanılarak kavramsal çerçeve oluşturulmuştur. Bununla birlikte nitel araştırma yöntemlerinden birisi olan yapılandırılmış görüşme tekniği kullanılmıştır. Elde edilen veriler neticesinde ceza infaz kurumlarında yürütülen manevi danışmanlık ve rehberlik hizmetlerinde yürütülen çalışmaların bir kısmında verimlilik yüksek seviyedeyken bazı çalışmalarda verimliliğin düşük olduğu tespit edilmiştir. Verimliliği düşüren unsurlar sıralanarak çözüm yolları tartışılmıştır. Anahtar Kelimeler: Maneviyat, Manevi Danışmanlık ve Rehberlik, Ceza İnfaz Kurumu, Verimlilik.
Ağrı'da boksör olmak: Elit sporcuların deneyimleri üzerine nitel bir araştırma
Isaac Newton, kendinden önce gelen bilim insanlarına atıfta bulunarak "Eğer diğer insanlardan ileriyi görebiliyorsam bu devlerin omuzlarında durduğum içindir" der. Tıpkı bir kule yapar gibi kat kat yükselir spor. Her kat, her kuşak kendinden önceki katların üstünde durur. Sürekli yukarıya doğru yükselir kule. Her branştan sporcular kendinden önceki sporcuların deneyimlerinden faydalanarak kendi rakiplerinden daha ileriyi görmüşlerdir. Bu durum sporcuların başarı oranını yükseltmiştir. Ağrı ilinde performans sporcusu olarak boks yapan elit atletlerin deneyimlerinin niteliksel analizinin yapılması bu araştırmanın amacını oluşturmaktadır. Araştırmanın bir diğer amacı, boks sporu ile uğraşan elit atletlere ilham olacak deneyimleri sunmak, spor bilimleri ulusal alanyazınına boks sporu özelinde katkı sağlamak, boks sporunu ülkemizde yaygınlaştırmaya zemin oluşturacak ve aynı zamanda milli takım sporcu kalitesinin gelişmesini sağlayacağı düşünülen temel esasları ortaya koymaktır. Derinlemesine mülakat yöntemini kullanılmak üzere tasarlanan araştırmanın çalışma grubunu, Ağrı ilinde boks branşında performans sergileyen ya da sergilemiş 18-60 yaş arası 20 elit boksör, antrenör ve yönetici oluşturmaktadır. Yapılan görüşmede katılımcılara Türkiye boksunda gömülü kalan Ağrılı boksörlerin deneyim arkeolojisini gözler önüne sermeye yönelik açık uçlu 20 soru sorulmuştur. Elde edilen veriler, içerik analizine tabi tutulmuş, birbirine yakın kavramlar kodlar ve temalara dönüştürülmüştür. Sonuç olarak, bu araştırmada oluşturulan temalardan hareketle; Ağrı'da boksör olmanın sporcular açısından bir temsil değerliliği taşıdığı, bir meslek değeri olduğu, mesleki açıdan gelecek ve kariyer değerliliği taşıdığı, sporcuya toplum içinde sosyal destek değerliliği sağladığı, başarıyı ve bireysel itibarı arttırdığı, sporcuların fiziksel, kültürel ve kişisel gelişimlerini güçlendirdiği, fiziksel, sosyal ve bütünsel iyilik hallerini arttırdığı ve sporcu etiği kazandırdığı ortaya konmuştur. Ağrı'da boks sporu ile ilişkili algılanan zorlukların sporcuların yeterli düzeyde beslenememeleri, hazırlık maçlarının eksikliği, sert ve uzun kış mevsiminin yanı sıra tesislerin yetersizliği ve boksun siklet sporu olarak değerlendirilmesinden kaynaklandığı tespit edilmiştir. Bulgular ayrıca, boks sporunun Ağrı ilinde toplumsal cinsiyet bağlamının bulunduğunu gözler önüne sermiştir.
Gebelere tetanoz+difteri aşısı sırasında uygulanan "Shotblocker'ın" ağrı ve hasta memnuniyeti üzerine etkisinin incelenmesi
Araştırma, ShotBlocker'ın gebelerde tetanoz aşısına bağlı ağrı ve memnuniyet düzeyine etkisini incelemek amacıyla tek kör, randomize kontrollü deneysel tasarımda yapılmıştır. Araştırma, Ekim 2018– Haziran 2019 tarihleri arasında yürütülmüştür. Araştırmanın örneklemini, İzmir ilindeki bir Aile Sağlığı Merkezi'ne başvuran, kendisine Tetadif/0,5ml istem edilmiş 18-49 yaş arasında toplam 146 gebe oluşturmuştur. Gebeler basit rastgele örnekleme yöntemi ile uygulama ve kontrol grubuna alınmışlardır. Gebelere araştırma ile ilgili, sözlü ve yazılı bilgi verilmiş ve araştırmaya katılmayı kabul eden gebelerden yazılı onam alınmıştır. Araştırmaya dahil edilen gebelerin uygulamanın bir dakika öncesinde nabız hızları araştırmacı tarafından sayılmış daha sonra aşı uygulaması gerçekleştirilmiştir. Tüm gebelerde enjeksiyon bölgesi olarak deltoid bölge kullanılmış ve tüm aşı uygulamaları deneyimli tek bir hemşire tarafından gerçekleştirilmiştir. Uygulama grubuna; belirlenen enjeksiyon bölgesine aşı uygulamasından hemen önce ShotBlocker yerleştirilmiş ve enjeksiyon süresince deri yüzeyinde tutularak aşı uygulaması yapılmış, kontrol grubunda ise rutin kas içi enjeksiyon uygulama basamakları uygulanmıştır. Bunun dışında ilave herhangi bir yöntem kullanılmamıştır. Her iki gruptaki bireylere aşıdan sonra Birey Tanıtım Formu uygulanmıştır. Gebelerde enjeksiyona bağlı ağrıyı belirlemek amacıyla aşıdan hemen sonra Visüel Analog Skala ve memnuniyeti belirlemek için ise Görsel Hasta Memnuniyeti Ölçeği uygulanmıştır ve nabız hızları işlemden bir dakika sonra araştırmacı tarafından tekrar sayılmıştır. Verilerin analizinde çok yönlü varyans analizi-One way-ANOVA, Kruskal Wallis, Mann-Whitney U, Wilcoxon testi kullanılmıştır. Gebelerin yaş ortalaması 27,80 ± 5,45 yıldır. Uygulama grubunda yer alan gebelerin tetanoz aşısına bağlı ağrı şiddeti puan ortalamaları kontrol grubunda yer alan gebelerin ağrı şiddeti puan ortalamalarından daha düşük olduğu saptanmıştır ( p<0,001). Uygulama grubunda enjeksiyon memnuniyet puan ortalamaları kontrol grubuna göre yüksek bulunmuştur (p<0,001). Gebelerin yaşı, daha önce kendisine tetanoz aşısı uygulanıp uygulanmayışı, iğne korkusu, sigara kullanma durumu, Beden kitle indeksi gibi değişkenlerin gebenin algıladığı ağrı şiddetini etkilemediği bulunmuştur (p>0,05). Ancak örneklemde yer alan gebelerin aşı öncesi ve sonrası nabız hızları arasında anlamlı bir fark bulunmuştur (p<0,001). Sonuç olarak; ShotBlocker'ın tetanoz aşısına bağlı ağrıyı azalttığı, aşıdan memnuniyeti arttırdığı saptanmıştır. Kas içi enjeksiyona bağlı ağrının azaltılmasında ShotBlocker'ın kullanımının yaygınlaştırılması ve farklı nonfarmakolojik yöntemlerle karşılaştıran ileri çalışmaların yapılması önerilmektedir.
Alt ve üst dişlerde tek ve iki seansta yapılacak kanal tedavilerinde postoperatif ağrının değerlendirilmesi
Çalışmamızın amacı, preoperatif olarak ağrılı, semptomatik, vital, çok köklü dişlerde tedavi ile ilgili faktörlerden olan seans sayısı/kullanılan medikamentin çeşidi ve kök kanallarının şekillendirilmesinde kullanılan farklı sistemlerin, kanal tedavisi sırasında ve kanal tedavisi sonrası meydana gelen postoperatif ağrı ve flare-up üzerine etkisinin incelenmesidir. Prospektif randomize klinik çalışmamıza, 14-60 yaş aralığında bulunan semptomatik akut ağrılı, vital alt ve üst çene çok köklü toplam 90 diş dahil edilmiştir. Çalışmamız tek bir hekim tarafından standart bir protokol dahilinde tamamlanmıştır. Çalışma grupları kök kanalı şekillendirme yöntemlerine göre; Ni-Ti döner alet sistemlerinden ProTaper(Tulsa Dentsply, Tulsa, OK, A.B.D.) ve resiprokal hareket yapan Reciproc(VDW, Münih, Almanya) olmak üzere önce iki gruba daha sonra da seans sayısı/ kullanılan medikamente göre de her grup kendi içerisinde tek seans, kalsiyum hidroksit medikamentli iki seans ve klorheksidin medikamentli iki seans olamak üzere alt gruba ayrılarak kanal tedavisi uygulanmıştır. ProTaper ve Reciproc gruplarına 45'er adet dişe; tek seans, klorheksidin ve kalsiyum hidroksit medikamentli iki seans gruplarında da 30'ar adet dişe kanal tedavisi yapıldı. Kanallar şekillendirildikten sonra hastaların 12, 24 ve 48 saat sonraki postoperatif ağrıları ve kanallar doldurulduktan sonraki başlangıç, 12, 24 ve 48 saat sonraki postobturasyon ağrıları Görsel Analog Skala (VAS) kullanılarak değerlendirildi. Çalışmamızda; tedavi değişkenlerinden olan şekillendirme yöntemi ve seans sayısı/ kullanılan medikamentin postoperatif ağrı şiddeti ve insidansı üzerinde etkisi olmadığı tespit edilmiştir ve istatistiksel olark fark bulunmamıştır (p > 0.05). Hiç bir çalışma grubunda flare-up gözlenmemiştir. Diş tipi ve hastaların cinsiyetinin ağrı üzerinde etkisi olmadığı tespit edilmiştir ve istatistiksel olark fark bulunmamıştır (p > 0.05). Maksiller dişlerde 48. saatteki postoperatif ağrı seviyeleri daha yüksek bulunmuştur(p=0,031). 30-50 yaş grubundaki hastalarda 24. Saatte daha yüksek ağrı vardır ve istatiksel olarak anlamlıdır (p=0,039). Obturasyon sonrası 12. saatteki ağrı ortalaması CHX grubunda, şekillendirmenin Resiproc ile yapıldığı hastalarda ProTaper ile yapılan hastalara kıyasla daha yüksek olduğu bulunmuştur ve istatiksel olarak anlamlıdır (p=0,039). Çalışmamızın sonuçlarına göre, akut ağrılı, semptomatik, vital çok köklü dişlerde farklı şekillendirme yöntemlerinin kullanılmasının, seans sayısının ve kullanılan medikament türünün postoperatif ağrı şiddeti ve insidansı üzerinde etkili bir faktör olmadığı bulunmuştur. Semptomatik, akut ağrılı ve vital dişlerde; uygun anestezi sağlandığında, güvenilir bir yöntem ile kanal boyu tespiti yapılıp kemomekanik şekillendirme tam olarak yapıldığında, asepsi kurallarına uyulduğunda etkin bir şekilde ağrı azalmaktadır. Anahtar Kelimeler: ağrı; postoperatif ağrı; kök kanal şekillendirme yöntemleri; tek seansta kanal tedavisi; çok seansta kanal tedavisi
Tarihsel süreçteki iç göçlerin belediyelere etkisi: Ağrı örneği
Bu çalışmanın temel konusu, iç göçler, iç göçlerin belediyelere ve özellikle Ağrı Belediyesi'ne etkisi ile mevcut Belediyeler Kanunu 'dur. Betimleyici araştırmanın yapıldığı çalışmada bu iç göçlerin belediye bütçelerine etkisi ile bu hususlarda tespit edilen sorunlar ve çözüm yolları kaynaklar temelinde incelenmiştir. Bu tezde Ağrı Belediyesi sorumluluk alanında yarı yapılandırılmış mülakat sistemiyle varılan bulgulardan bilimsel çıkarımlarda bulunulmuştur. Çalışmanın temel amacı iç göçlerin neden ve sonuçlarını saptayarak bu iç göçlerin belediyelere olan etki boyutunu belirlemek ve çözüm önerilerinde bulunmaktır. Türkiye'de 30 büyükşehirde 63.669.493 kişi yaşarken, il dışına göç veren diğer 51 kentte sadece 19.835.493 kişi yaşamaktadır. Benzeri şekilde Türkiye'de Ağrı nüfusuna kayıtlı toplam 1.159.141 kişi iken, Ağrı'da resmi olarak ikamet eden insan sayısı yalnızca 536.199 kişidir. Bu veriler, şehirlerden büyükşehirlere doğru yaşanan en çarpıcı iç göç verileridir ve elbette bu veriler Türk belediyeciliğini de etkilemiş bulunmaktadır. Yanı sıra iç göçlerle göç veren kentin beyin göçü(bilgi göçü), sermaye göçü ve emek göçü de yaşandığından, kentte sanayi unsurları birleşememekte ve kentte sanayileşme ile ilerleme olamamaktadır. Diğer taraftan İller Bankası ile ilgili Kanun gereği, kent nüfuslarıyla belediye bütçeleri arasında doğru orantılı bir ilişki olduğundan ve bu ilişki uyarınca nüfusu göçlerle azalan kentin İller Bankası'ndan gelen belediye bütçesi de düşmektedir. Sonrasında azalan bütçe yüzünden belediyelerin alt yapı hizmet kapasitesi ve kalitesi de büyük oranda düşmektedir. İşte Ağrı Belediyesi de iç göç nedeniyle bu sorunları yaşayan belediyelerdendir. Bu nedenle özelde Ağrı'da, genelde ise dışa göç veren 51 ilde üretim ve istihdama yönelik yatırımlar yapılarak iç göçlerin makul bir düzeye indirilmesi önerilmektedir. İller Bankası ile alakalı yasanın değiştirilerek İller Bankası'nın nüfusu iç göçlerle azalan kent belediyelerine ya iki kat istihkak ayırması ya da nüfusa orantılı değil, kentin yüzölçümüne orantılı olarak bütçe tahakkuk ettirmesi düşünülmektedir.
Medyada temsil ve gerçeklik: Ağrı İsyanı'nın Türk basınına yansıması (1929-1930)
Anaakım yaklaşımlara göre medya, toplumsal gerçekliği olduğu gibi yansıtma potansiyeline sahip olsa da eleştirel yaklaşımlar bu tezi çeşitli şekillerde çürütmüştür. Bu paradigmaya göre gerçeğin aynası olmak bir yana medya, gerçekliği inşa etme, kurgulama işlevine sahip bir kurum olarak karşımıza çıkmaktadır. Medya, toplumsal olgulara dair geliştirdiği söylem biçimleriyle gerçekliğe dair bir imge yaratmakta, bir inşa sürecine dahil olmaktadır. Dilin anlamlandırma pratiklerinden faydalanarak olgulara dair inşa ettiği gerçekliği mutlak bir hakikat olarak sunmaktadır. Bu çalışmada, yazılı basının 1926-1930 yılları arasında gerçekleşmiş olan Ağrı İsyanına dair nasıl bir gerçeklik inşa ettiğinin, nasıl bir söylem ürettiğinin ve nihayetinde Kürt sorununa dair nasıl bir algı oluşturduğunun açığa çıkarılması amaçlanmıştır. Çalışmada Cumhuriyet, Akşam, Vakit, Son Posta ve Milliyet gazetelerinin Haziran- Eylül 1930 tarih aralığında yayımlanmış haberleri incelenmiştir. Haber metinleri Teun A. van Dijk'ın eleştirel söylem analizi metodu kullanılarak analiz edilmiştir. Söz konusu dönemde yazılı basının isyanı ilk ve temel olarak hırsızlık vakaları olarak çerçevelediği görülmektedir. İsyancılar ise eşkıya, şaki, haydut gibi sıfatlarla anılmaktadır. Buna ek olarak isyanın dış güçler tarafından organize edildiği, irticai bir faaliyet olduğu ve nihayetinde bir Kürt isyanı olduğu ifade edilmektedir. Fakat bu temaların da eşkıyalık, haydutluk vurgusuyla verilmekte olduğu görülmüştür. İsyan ve isyancıların sürekli olarak olumsuz temsiliyle karşılaşılırken hükümet ve ordunun olumlu temsilleriyle karşılaşılmaktadır. Basın, Ağrı İsyanına dair inşa ettiği bu gerçekliği sürekli olarak yeniden üretmiş ve hegemonik bir söyleme dönüştürmüştür.
Kas iskelet sistemi ağrılarında akupunktur kullanılan geriatrik hastalarda kognitif fonksiyonların seyri
Giriş ve Amaç: İlerleyen yaş ile birlikte, kas iskelet sisteminde dejeneratif değişiklikler meydana gelmekte ve bu durum kronik ağrıya sebep olabilmektedir. Kronik ağrı; kognitif fonksiyonda düşüş, davranış problemleri, depresyon, fonksiyonel kapasitede azalma ve polifarmasi gibi pek çok geriatrik durum ile ilişkilidir. Yaşlı hastalarda kronik kas iskelet sistemi tedavisinde akupunktur, bütüncül bir tedavi metodu olarak kullanılabilir. Akupunktur ile ağrı tedavisi yapılması, diğer geriatrik sendromlar için de faydalı olabilir. Biz çalışmamızda, kronik kas iskelet sistemi ağrısı bulunan geriatrik hastalarda akupunktur uygulamasının ağrı düzeyi, kognitif fonksiyon, davranış bozuklukları, depresyon, günlük yaşam aktiviteleri ve enstrümental günlük yaşam aktiviteleri üzerine olan etkisini değerlendirdik. Gereç ve Yöntem: Araştırmamız Ekim 2017 ve Ekim 2018 tarihleri arasında Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Ankara Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesi Geriatri Polikliniği'nde gerçekleştirilmiştir. Polikliniğe ağrı ve unutkanlık şikayetleri ile başvuran hastalara kapsamlı geriatrik değerlendirme yapılmış ve dahil olma kriterlerine uygun hastalar, gönüllülük esasına göre akupunktur tedavi programına alınmıştır. Bulgular: Bu çalışmaya kas iskelet sistemi ağrılarında akupunktur kullanılan 23 geriatrik hasta katılmıştır. Bu kişilerin %78,3'ü kadın, %21,7'si erkektir. Hastaların ortalama yaşı 73,39±6,47 iken, ortalama uygulanan akupunktur seans sayısı 9,48±1,95 adettir. Vizüel Analog Skala (VAS) puanı işlem öncesi ortalama 7,65±1,82 iken, işlem sonrası anlamlı bir şekilde azalarak ortalama 4,36±2,24 olmuştur (p<0,001). Standardize Mini Mental Test (SMMT) puanı işlem öncesi ortalama 23,26±5,50 iken, işlem sonrası anlamlı bir şekilde artarak ortalama 25,45±3,98 olmuştur (p<0,001). Geriatrik Depresyon Ölçeği (GDÖ) puanı işlem öncesi ortalama !v 11,65±8,83 iken, işlem sonrası anlamlı bir şekilde azalarak ortalama 8,45±6,83 olmuştur (p<0,001). Cohen Mansfield Ajitasyon Envanteri (CMAE) puanı işlem öncesi ortalama 40,87±10,21 iken, işlem sonrası anlamlı bir şekilde azalarak ortalama 35,86±8,45 olmuştur (p<0,001). Günlük Yaşam Aktiviteleri (GYA) test puanı işlem öncesi ortalama 5,35±0,71 iken, işlem sonrası anlamlı bir şekilde artarak ortalama 5,77±0,43 olmuştur (p=0,002). Enstrümental Günlük Yaşam Aktiviteleri (EGYA) test puanı işlem öncesi ortalama 6,70±2,08 iken, işlem sonrası ortalama 6,73±2,07 olmuştur. EGYA puanlarındaki değişim istatistiksel olarak anlamlı değildir (p=0,317). Sonuç: Ağrı, ajitasyon, depresyon, kognitif fonksiyon ve fonksiyonel kapasite birbiri ile iç içe geçen geriatrik durumlar olup birlikte değerlendirilmesi faydalıdır. Kas iskelet sistemi ağrısı bulunan geriatrik hastalarda akupunktur ile analjezi sağlanması, hastaların kognitif fonksiyonlarında ve kognitif fonksiyonların azalmasına bağlı oluşan davranış problemleri üzerinde olumlu gelişme sağlayabilir. Akupunktur, Geriatrik Depresyon Ölçeği (GDÖ) skorları üzerinde olumlu etki gösterebilir. Yaşlı hastalarda üriner inkontinans üzerinde akupunkturun olumlu etkileri ile GYA kapasitelerinde artış olabilir. Kas iskelet sistemi ağrılarını gidermek için geriatrik hastalarda 10 seans akupunktur uygulanması EGYA skorlarında bir değişiklik oluşturmamıştır. Akupunkturun; kognitif fonksiyon, depresyon, davranış problemleri, ajitasyon, günlük yaşam aktiviteleri ve enstrümental günlük yaşam aktiviteleri üzerine etkisini netleştirmek için, uzun dönem takip edilerek randomize kontrollü geniş katılımlı çalışmalar yapılmalıdır. Anahtar Kelimeler: Kognitif fonksiyonlar, akupunktur, kronik ağrı.
Abdominal cerrahi işlem uygulanan hastalarda ağrı algısı ile ameliyat sonrası hissedilen ağrı şiddeti arasındaki ilişkinin değerlendirilmesi
Bu araştırma, abdominal cerrahi işlem uygulanan hastalarda ağrı algısının ameliyat sonrası ağrıya etkisini incelemek amacıyla tanımlayıcı olarak yapılmıştır. Araştırmanın örneklemini bir devlet hastanesinin Genel Cerrahi ile Kadın Hastalıkları ve Doğum servislerinde abdominal cerrahi girişim geçiren 126 hasta oluşturmuştur. Eylül 2018-Ocak 2019 tarihleri arasında yürütülen çalışmada veriler Tanıtıcı Bilgiler Formu, Ağrı Özellikleri Formu ve Ağrı İnançları Ölçeği ile toplanmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde, tanımlayıcı istatistikler, t testi, ANOVA, Pearson korelasyon testleri kullanılmıştır. Araştırmadaki hastaların %73' ünün kadın, yaş ortalamasının 48.63, %67.5' inin ilköğretim mezunu olduğu saptanmıştır. Hastaların %86.1'inin orta ve üstü şiddette ağrısının olduğu, %96.7' sinin ağrı şiddetinin zamanla azaldığı, %46.8' inin ağrı şiddetinin beklediğinden az olduğu, %92.1' inin ağrı nedeniyle aktivitelerini yerine getirmekte zorlandığı belirlenmiştir. VAS skorunun 8. saatte en şiddetli iken, 16., 24., ve 32. saatlerde anlamlı bir şekilde azaldığı (p<0.05), cinsiyetin ve ağrı şiddetinin beklenilenden fazla olmasının VAS ile ilişkili olduğu saptanmıştır (p<0.05). Hastaların Organik İnançlar puan ortalaması 3.12, Psikolojik İnançlar puan ortalaması 2.37 olarak bulunmuştur. Hastaların eğitim durumu arttıkça psikolojik inançlar puanının azaldığı, jinekolojik cerrahi geçiren hastaların organik inançlar alt boyut puan ortalamasının daha yüksek olduğu saptanmıştır (p<0.05). Hastaların organik inanç boyut ortalaması ile sadece 24. saat VAS skoru arasında ilişki olduğu (p<0.05), psikolojik inançlar alt boyut puan ortalaması ile VAS skorları arasında bir ilişki olmadığı belirlenmiştir (p>0.05). Araştırmadan elde edilen sonuçlar doğrultusunda, abdominal cerrahi uygulanan hastaların orta ve üstü şiddette ağrısının olduğu, cinsiyetin ve ağrı beklentisinin deneyimlenen ağrıyı, eğitim durumunun ve uygulanan cerrahi tipinin ise ağrı inançlarını etkilediği belirlenmiştir. Bu bağlamda, etkili ağrı kontrolünün sağlanmasında ağrıya yüklenen anlam ve ağrı inançlarının belirlenmesi, hastaların ağrısına yönelik sunulacak bakımın şekillendirilmesinde ve bireyselleştirilmesinde ağrı algısının göz önünde bulundurulması önerilmektedir.
Doğu Anadolu yayla kültürü ve yayla mimarisi: Etnoarkeolojik bir bakış
Bu çalışmada, Doğu Anadolu'da M.Ö. II. binde yaşayan kültürleri etnoarkeolojik açıdan anlamak ve yorumlamak amacıyla, günümüz yaylacılık faaliyetleri ve yayla mimarisinde yaşanan formasyon süreci incelenmiştir.Doğu Anadolu Bölgesi'nde M.Ö. II. binde yaşanan göçebe yaşam tarzı nedeniyle, bu dönem formasyon süreci açısından arkeolojik bir problem olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu nedenle Doğu Anadolu'da M.Ö. II. binde yaşamış olan toplumların yaşam tarzlarını ve geleneklerini daha iyi anlamamız için, aynı coğrafyada, aynı geçim ekonomisinin devamı olduğuna inandığımız; günümüzde devam etmekte olan yayla kültürü ve yayla mimarisi incelenmiştir. Özellikle M.Ö. II. binde, bölgede, mimari açıdan yaşanan formasyon sürecini anlamak amacıyla, farklı dönemlerde tamamen terk edilmiş günümüz yaylalarında yaşanan formasyon-transformasyon süreci incelenmiş ve farklı bir açıdan değerlendirilmiştir.
Kırsal turizm kapsamında Ağrı ili'nin arıcılık turizmi potansiyelinin değerlendirilmesi
Günümüz koşullarında turizm anlayışının değişmesiyle beraber daha çok ön plana çıkan kırsal turizm ve arıcılık turizmi; tamamen doğaya dayalı, ekolojik, insanlara yeni ve keşfedilmemiş deneyimler sunan aynı zamanda gerçekleştirildiği bölgeye büyük getirileri olan turizm türleridir. Bu araştırmanın temel amacı; yerel halkın ve arıcıların Ağrı'daki turizm faaliyetlerinin mevcut durumu ve arıcılık turizmi hakkındaki görüşlerini öğrenmektir. Araştırmanın ikinci amacı ise Ağrı ilinin arıcılık turizmi potansiyelini belirlemektir. Bu araştırma, söz konusu amaca uygun olacak şekilde genel ve derinlemesine sonuç elde edebilmek adına karma yöntemler araştırması olarak tasarlanmıştır. Araştırma deseni olarak eşzamanlı/sıralı/yakınsayan desen kullanılmıştır. Araştırmada veri toplama tekniği olarak ise yarı yapılandırılmış mülakat ve anket tekniği kullanılmıştır. Nitel aşama verileri MAXQDA Nitel Veri Analiz Programı kullanılarak analize tabi tutulmuştur. Nicel aşamada elde edilen verilerin istatistiksel analizlerinin yapılmasında ise SPSS 25.0 istatistik paket programı kullanılmıştır. Yapılan araştırmanın nitel aşamasında elde edilen verilerden yola çıkarak toplam 3 tema ve 9 alt kod oluşturulmuştur. Nicel araştırmada kullanılan ölçeğin ise 39 önerme ile 6 boyuttan oluştuğu tespit edilmiştir. Araştırmadan elde edilen veriler ışığında Ağrı yerel halkının ve arıcıların arıcılık turizmine yönelik düşüncelerinin olumlu yönde olduğu ancak altyapının oluşturulması gerektiği sonucuna ulaşılmıştır. Anahtar Kelimeler: Kırsal Turizm, Arıcılık Turizmi, Apiterapi, Ağrı.
Parsiyel kalça protezi operasyonlarında PENG (Pericapsular nerve group) blok uygulanan ve uygulanmayan hastaların postoperatif tramadol tüketimi, klinik etki ve yan etkilerinin karşılaştırılması
Amaç: Parsiyel kalça protezi operasyonlarında PENG (pericapsular nerve group) blok uygulanan ve uygulanmayan hastaların postoperatif tramadol tüketimi, klinik etki ve yan etkilerinin karşılaştırılmasıdır. Gereç ve Yöntem: Hastanemiz etik kurul onayı ve hastaların yazılı onamları alındıktan sonra parsiyel kalça protezi (PKP) cerrahisi planlanan, 18-75 yaş arası, genel anestezi (GA) sonrası PENG blok uygulanmış (Grup P) 24 hasta ve PENG blok uygulanmamış (Grup K) 24 hasta olmak üzere toplam 48 hasta çalışmaya dahil edildi. Hastaların demografik verileri (yaş, cinsiyet, vücut kitle indeksi, ASA skoru) kaydedildi. Ultrasonografi eşliğinde 20 ml % 0,5'lik bupivakain ile Grup P'de bulunan hastalara GA sonrası PENG blok yapılmış, Grup K'da bulunan hastalara ise sadece GA uygulandı. Postoperatif BIS skoru, ilk 24 saatlik VAS ve NRS skorları, vital bulguları, kullanılan tramadol ve remifentanil miktarları, ek analjezi ihtiyacı, mini mental test skoru, Riker ajitasyon ve sedasyon skoru, hasta konfor skoru, modifiye aldrete derlenme skorlaması ile intraoperatif ve postoperatif komplikasyonlar (taşikardi, bradikardi, hipertansiyon, hipotansiyon, kaşıntı, bulantı-kusma, aritmi) kaydedildi. Bulgular: Parsiyel kalça protezi (PKP) cerrahisi uygulanan Grup P ve Grup K'nın intraoperatif ve postoperatif komplikasyonları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık bulunmadı; ancak Grup K'da remifentanil iv infüzyonu ortalama 0,13 mcg/kg/dk'dan giderken Grup P'de ise 0,05 mcg/kg/dk'dan uygulanmış olup istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık bulundu (p<0,01). Grup P, BİS skoru değerleri preoperatif ölçümü ile intraoperatif çıkış (uyanma sonrası) ölçüm değerleri karşılaştırıldığında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık VI göstermektedir (p=0,01). Grup K, BİS skoru değerleri preoperatif ölçümü ile intraoperatif çıkış (uyanma sonrası) ölçüm değerleri karşılaştırıldığında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık göstermektedir (p=0,01). Grup P ve Grup K arasında BIS skoru değerleri karşılaştırıldığında ise istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık bulunmadı (p=0,14). Postoperatif OAB ve nabız değerleri Grup P'de grup K'ya göre daha düşük olup OAB (p<0,01) ve nabız (p<0,01) değerleri karşılaştırıldığında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık bulunmaktadır (p<0,05). Postoperatif 0. dk, 10. dk, 30. dk, 60. dk, 2. saat, 4. saat, 6. saat, 12. saat ve 24. saatlerde değerlendirilen VAS (p<0,01) ve NRS (p<0,01) skorları her iki grupta da Grup P'de daha düşük olup istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık bulunmaktadır (p<0,05). Grup P ve Grup K arasında postoperatif tramadol kullanımı karşılaştırıldığında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık bulunmaktadır (p=0,04). Modifiye aldrete derlenme skorlamasında Grup P ve Grup K arasında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık bulunmaktadır (p<0,01). Grup P ve Grup K arasında hasta konfor skorunun karşılaştırılmasında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık bulunmaktadır (p=0,04). Sonuç: PKP cerrahisi uygulanan hastalarda intraoperatif ve postoperatif analjezik amaçlı PENG blok uygulanan hastaların VAS ve NRS skorları, kullanılan tramadol ve remifentanil miktarları, hasta konfor skoru, postoperatif OAB ve nabız değerleri PENG blok uygulanmayan kontrol grubuna göre istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık göstermektedir. Bu durum PKP planlanan hastalarda PENG blok uygulamasının intraoperatif ve postoperatif multimodal analjezinin bir parçası olarak iyi bir seçenek olduğunu göstermektedir. Anahtar kelimeler: VAS ve NRS skorları, BİS skoru.
Aktif yaşlanma ve yerel yönetim uygulamaları: Ağrı ili örneği
Günümüzde sağlık alanındaki ve toplumsal yapıdaki değişimlerle birlikte insanların yaşam süreleri uzamakta tüm dünyada doğum oranı düşmekte ve yaşlı birey sayısı artmaktadır. Şehirleşme ile toplumsal alandaki bu değişimler yaşlı bireyleri de etkilemektedir. Yaşlılık, sosyal, psikolojik ve fizyolojik olarak bireylerin değişime uğradığı engellenemeyen bir süreçtir. Aktif yaşlanma, bireylerin yaşamları boyunca faaliyet gösterdikleri bir süreçtir. Yaşlanmayla birlikte yaşlı bireylerde görsel ve işitsel kayıplar, hafıza zayıflığı gibi olumsuzluklar yaşanmaktadır. Aktif yaşlanma ile yaşlılık döneminde yaşanan bu olumsuz durumların en düşük seviyede yaşanması hedeflenmektedir. Yaşlı birey nüfusundaki artış ile yaşlılara yönelik sosyal hizmetler alanında yeterli düzeyde çalışmaların olması, yaşlıların hayat kalitelerinin artırılması, yaşlılara yaşlanma bilincinin kazanılması ve aktif yaşlanma sürecinin başarılı bir şekilde yaşanabilmesi için bazı politikaların üretilmesi ve çalışmaların yapılması gerekmektedir. Gelişmiş ülkelerde sosyal politika uygulamalarında yerel yönetimler önemli bir yapıdır. Aktif yaşlanma bağlamında yapılan politika ve çalışmaların kapsamlı bir şekilde yerel yönetimler düzeyinde de yaşlılara yönelik hizmetlerin sunularak onları sosyal olarak güvence altına alınması önemlidir. Şehirleşmeyle birlikte şehir hayatında yaşlıların günlük yaşamlarını nasıl geçirdikleri, ihtiyaçlarının neler olduğunun anlaşılması gerekmektedir. Bu değişime yerel yönetim uygulamalarının yansımasının nasıl olması gerektiği önemli konular arasında yer almaktadır. Bu bağlamda, çalışmada aktif yaşlanma çalışmalarının uygulanmasında yerel yönetimlerin önemi ve yaşlanma, aktif yaşlanma kavramları literatür olarak incelenmiştir. Çalışmada Ağrı Belediyesinin yaşlılara yönelik yerel yönetim olarak yaşlılarla ilgili hizmetleri ve uygulamalarının belirlenmesi amacıyla nitel çalışma yönteminden faydalanılarak hazırlanan görüşme formu ile mülakat yapılmıştır. Yapılan görüşmeler sonucunda yaşlı bireylerin belediyenin yaşlılar için ekonomik, sosyal ve psikolojik olarak sunduğu imkânlardan ve belediye uygulamalarından genel anlamda memnun oldukları gözlenmiştir. Yapılan hizmetlerin yaygınlaştırılması ve duyurulması için birtakım çözüm önerilerinin uygulanması gerektiği görülmüştür. Anahtar Kelimeler: Aktif Yaşlanma, Yaşlanma, Yaşlılık, Yerel Yönetimler
Acil servise renal kolik ile başvuran hastalarda tedavinin ve yatak başı ultrasonografi ile renal değerlendirmenin klinik takibe etkisi
AMAÇ: Bu çalışmada acil servise renal kolik ile başvuran hastalarda uygulanan analjezik tedavi kombinasyonlarının, ultrasonografi bulguları ve ağrı skalaları üzerine olan etkilerini araştırdık. MATERYAL VE METOD: Bu çalışma prospektif olarak, Eylül 2013-Eylül 2014 tarihleri arasında Gaziantep Üniversitesi Tıp Fakültesi Acil Tıp Anabilim Dalı'na renal kolik ile başvuran 100 hasta üzerinde yapıldı. Hastalar; tramadol, deksketoprofen, tramadol-midazolam kombinasyonu ve deksketoprofen-midazolam kombinasyonu uygulanan 25'er kişilik 4 gruba ayrıldı. Hastaların kan basıncı, nabız değerleri ve yatak başı renal ultrasonografi (USG) bulguları değerlendirildi. Visuel Analog Skala(VAS) ve Renal Kolik Semptom Skoru(RKSS) kullanılarak ölçeklendirilen ağrı düzeyleri, tedavi öncesi (0.dakika) ve tedavi sonrası (30.dakika) olmak üzere kaydedildi. Bu değerler kıyaslandı. İstatistiksel değerlendirme için, Windows için SPSS 18.0 (SPSS Inc, Chicago, Illinois, ABD) paket programı kullanıldı ve tüm karşılaştırmalarda p <0.05 istatistiksel anlamlı kabul edildi. BULGULAR: Gruplar arasında cinsiyet ve yaş açısından anlamlı istatistiksel bir fark yoktu (p=0,951 ve p=0,890). Üre, kreatinin, beyaz küre değerlerinde anlamlı istatistiksel bir fark görülmedi (p=0,403, p=0,261 ve p=0,780). Hastaların %70'inde tam idrar tetkiğinde eritrosit saptandı. VAS ve RKSS değerlerinde tedavi öncesine (0.dakika) göre, tedavi sonrasında (30.dakika) tüm gruplarda anlamlı bir düşüş tespit edildi. Gruplar arası kıyaslamada en fazla düşüş tramadol-midazolam kombinasyonu verilen grupta oldu. Yine bu grubun diğerlerinden farklı olarak tedavi sonrası (30.dakika) hem sistolik hem diastolik tansiyon değerleri istatistiksel olarak anlamlı ölçüde düşük bulundu. Yatak başı ultrasonografi bulgularındaki değişikliklere bakıldığında diğer parametrelerde bir değişiklik bulunmazken, ağrıyan taraf böbrek parankim çapında en fazla değişiklik yine tramadol-midazolam kombinasyonu verilen grupta görüldü. TARTIŞMA VE SONUÇLAR: Akut renal kolik hastaları acilde değerlendirilirken yatakbaşı USG ve RKSS skorlama sistemi kullanılmalıdır. Hastaların tedavilerine analjezik ilaçlara ek olarak anksiyolitik ve sedatif ilaçlar da eklenmelidir.
Laparotomi sonrası transdermal fentanil ile tramadol ve tenoksikam kombinasyonunun analjezik etkileinin karşılaştırılması
Postoperatif ağrı kontrolünün ciddiyeti günümüzde oldukça iyi bilindiği için birçok ilaç ve yöntem kullanılmaktadır. Ancak her ilaç ve yöntemin etkinliği ve komplikasyonu farklılık gösterdiğinden uygun ilaç kombinasyonu çalışmaları tartışmalı bir şekilde devam etmektedir. Bu çalışmada transdermal fentanil (TDF) yaması uygulaması eşliğinde tramadol ve/veya tenoksikam ilaç kombinasyonunun postoperatif analjezik etkilerini karşılaştırmayı ve postoperatif morfin gereksinimini minimalize edecek protokolu tespit etmeyi amaçladık. Bu prospektif randomize çalışmaya, Gaziantep Üniversitesi yerel etik kurul onayı alındıktan sonra ASA I-II-III, yaşları 18-65 arasında, laparotomi geçirecek olan 80 hasta dahil edildi. Tüm hastalara operasyondan 12 saat önce TDF yaması (50μg/saat) uygulandı ve PACU'da morfin ile hazırlanan HKA takıldı. Hastalar rastgele dört gruba ayrıldı. Postoperatif 1. gruba (n=20) ek analjezi yapılmadı, 2. gruba (n=20) 4x1 iv tramadol 100 mg, 3. gruba (n=20) 1x1 iv tenoksikam 20 mg, 4. gruba (n=20) 4x1 iv tramadol 100 mg ve 1x1 iv tenoksikam 20 mg yapıldı. Hastaların 24 saatlik takiplerinde demografik, hemodinamik verileri, RSS, mobilize VAS, solunum sayıları, saturasyon değerleri ve yan etkileri açısından dört grup arasında da istatistiksel olarak anlamlı fark yoktu. Hastaların postoperatif dinlenim VAS değerleri 2. ve 4. saatlerde Grup 1'de Grup 4'e göre anlamlı olarak daha düşük görülmüştür (p<0,05). Hastaların postoperatif morfin tüketiminde; takip edilen her 6 saatte de Grup 1 ve Grup 4 ile diğer 3 grup arasında anlamlı fark gözlendi (p<0,05). Morfin tüketimi; Grup 1'de daha yüksek, Grup 4'de ise daha düşük idi. Sonuç olarak; tüm gruplarda etkin analjezi sağlanmış olup komplikasyon oranında bir değişiklik olmamıştır. ANAHTAR KELİMELER: Postoperatif Ağrı Kontrolü, Tramadol, Tenoksikam, Transdermal Fentanil Bandı.
Jinekolojik cerrahide ultrasonografi eşliğinde yapılan rektus kılıf bloğunun postoperatif analjezi üzerine etkileri
Amaç: Çalışmamızda jinekolojik cerrahide pfannenstiel (transvers) kesi ile yapılan miyomektomi ve histerektomi olgularında ultrasonografi eşliğinde levobupivakain ile yapılan rektus kılıf bloğunun, peroperatif sevofluran ve postoperatif tramadol tüketimi üzerine olan etkilerini araştırmayı amaçladık.Gereç ve Yöntem: Çalışmamız, Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Balcalı Hastanesi Anesteziyoloji ve Reanimasyon Kliniğinde, T.C. Sağlık Bakanlığı Etik Kurul onayı ve yazılı hasta onayı alınarak yapıldı.Çalışmaya Jinekolojik Cerrahi kliniğinde pfannenstiel kesi ile miyomektomi ve histerektomi operasyonu yapılacak 20-70 yaş arası, ASA I-II grubu, 75 hasta alındı.Hastalar rastgele seçilen ve toplam 75 hastadan oluşan üç gruba ayrıldı.Grup I (n=25) hastalara genel anestezi indüksiyonu ve entübasyon sonrası preoperatif % 0,25 levobupivakain serum fizyolojik içinde 0,2 ml/kg volüm (maksimum 40 ml) ile ultrasonografi eşliğinde rektus kılıf bloğu, grup II (n = 25) hastalara peroperatif % 0,25 levobupivakain serum fizyolojik içinde 0,2 ml/kg volüm (maksimum 40 ml) ile insizyon bölgesinden açık teknik ile rektus kılıf bloğu, grup III (n = 25) hastalara peroperatif operasyon bitiminden 30 dakika önce 2 mg/kg intravenöz tramadol yapıldı.Postoperatif ağrı tedavisi için her üç gruba da tramadol ile Hasta Kontrollü Analjezi (HKA) cihazı, 0,2 mg/kg bolus doz ve 10 dakika kilit süresi ile kuruldu.Her üç grupta da peroperatif inspire edilen (%) sevofluran konsantrasyonu, peroperatif ve postoperatif sistolik ve diyastolik kan basıncı, kalp atım hızı,oksijen saturasyon değerleri ölçülerek kaydedildi.Ayrıca yine postoperatif dönemde HKA ile tüketilen total tramadol miktarı,VAS ağrı skoru değerleri ile bulantı-kusma,ek analjezik gereksinimi,gaz-gaita çıkışı olan olgu sayısı ve olası yan etkiler izlenerek kayıt edildi.Bulgular: Grupların demografik özellikleri,operasyon süreleri ve preoperatif hemodinamik parametreleri birbirine benzerdi.Peroperatif dönemde inspire edilen sevofluran konsantrasyonu (%), grup I hastalarda grup II ve grup III hastalara göre anlamlı oranda daha düşük saptandı (p = 0,0001), grup II ve III arasında ise istatistiksel fark yoktu (p > 0,05).Postoperatif dönemde ise sistolik-diyastolik arter kan basınçları, kalp atım hızları her üç grupta klinik açıdan hemodinamik sınırlar içerisinde ve birbirine benzer saptandı. 24 saatlik kümülatif tramadol tüketimi grup I ve grup II hastalarda birbirine benzer (p>0,05), grup III hastalardan ise düşük bulundu (p = 0,0001), grup I ve II'de ise benzer bulundu (p>0,05). VAS ağrı skoru da grup I hastalarda postoperatif 30. dk, 1., 2., 4., saatlerde grup II ve III'den daha düşük olarak saptandı (p = 0,021) (p = 0,020) (p = 0,045) (p = 0,044). Grup II ve grup III arasında anlamlı fark saptanmadı (p>0,05). Gruplar arasında bulantı-kusma ve ek analjezik gereksim insidanslarında istatiksel olarak anlamlı farklılık saptanmadı (p>0,05). Grup III hastalarda gaz-gaita çıkışı saptanmamış iken, grup I hastaların 5'inde, grup II hastaların 1'inde gaz-gaita çıkışı saptanmış olup, istatiksel olarak anlamlı bulundu (p<0,05).Sonuç: Preoperatif (preempitif) ultrasonografi eşliğinde levobupivakain ile yapılan rektus kılıf bloğu uygulamasının, peroperatif inspire edilen sevofluran konsantrasyonunu (%) ve postoperatif tramadol gereksinimini azalttığı, etkin bir analjezi sağladığı, hemodinamik parametreleri klinik anlamlı etkilemediği ve ciddi yan etkilere yol açmadığı sonucuna varıldı.Anahtar sözcükler: Jinekolojik cerrahi, Hasta Kontrollü Analjezi, Levobupivakain, Rektus Kılıf Bloğu, Sevofluran, Ultrasonografi
Epizodik ve kronik migren hastalarında kişilik özelliklerinin araştırılması
Giriş ve Amaç: Migren yaygın görülen nörolojik bir bozukluk olmasının yanı sıra eş zamanlı psikiyatrik semptomların yüksek oranda görüldüğü ataklarla seyreden veya kronikleşebilen bir baş ağrısı türüdür. Günümüze kadar yapılan çalışmalarda migrenli bireylerde belirli kişilik özelliklerinin etkisi araştırılmıştır. Çalışmamızda ise, sağlıklı bireylere kıyasla epizodik ve kronik migren tanılı olguların klinik ve sosyodemografik özellikleri ile kişilik profilleri arasında karşılaştırma yapılması amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Çalışmaya Uluslararası Baş Ağrısı Tanı Kriterlerine (ICHD-3 beta International Classification of Headache Disorders) göre kronik migren tanısı almış 70 hasta, epizodik migren tanısı almış 70 hasta ve 70 sağlıklı kontrol grubu dahil edildi. ICHD-3 beta yalnızca tanı doğruluğu için değil, çalışmadan hariç tutma kriterleri için de kullanıldı. Her hastadan ayrıntılı bir klinik öykü toplandı ve fizik muayene yapıldı. Her hastanın yaşı, cinsiyeti, migren ilişkili hastalık süresi, aylık ağrılı gün sayısı, baş ağrısı şiddeti bilgileri kaydedildi. Ağrı şiddeti görsel bir analog skala olan (VAS) kullanılarak değerlendirildi. Burada 0 ağrısız ve 10 akla gelebilecek en kötü ağrı olarak değerlendirildi. Tüm hastalarda bulantı, kusma, fotofobi veya fonofobi, osmofobi ve auranın varlığı sorgulandı. Kişilik özelliklerini belirlemeye yönelik Minnesota Çok Yönlü Kişilik Envanteri (MMPI) kullanıldı. Bulgular: Hasta ve kontrol gruplarının yaş, cinsiyet, eğitim düzeyi, gibi sosyodemografik özellikleri arasında istatiksel olarak anlamlı farklılık yoktu. Kronik migren hastalarının VAS skoru epizodik migren hasta grubuna göre istatiksel olarak anlamlı yüksek bulundu (p < 0.05). Gruplar arasında migren semptomları olan osmofobi, fotofobi, fonofobi, bulantı semptomları arasında istatistiksel açıdan anlamlı farklılık bulunmadı (p > 0.05). Epizodik migren hastalarında, kronik migren hasta grubuna kıyasla diğer bir migren semptomu olan aura istatistiksel açıdan anlamlı olarak yüksek bulundu (p < 0.05). MMPI ile değerlendirilen kişilik özellikleri incelendiğinde; kronik ve epizodik migren hasta gruplarında hipokondriyazis, paranoya, histeri, depresyon, hipomani, psikopatik sapma, kadınlık, erkeklik, psikasteni, şizofreni, sosyal içe dönüklük puanlarının ortalamaları kontrol grubuna göre daha yüksek bulundu (tüm kişilik özellikleri için p < 0.05). Kronik migren hastalarında histeri puanlarının ortalaması epizodik migren hastalarına göre yüksek bulundu (p < 0.05). Sonuç: Çalışmamızda, epizodik ve kronik migrenlilerde hipokondriyazis, paranoya, histeri, depresyon, hipomani, psikopatik sapma, kadınlık, erkeklik, psikasteni, şizofreni, sosyal içe dönüklük gibi kişilik özelliklerinin artmış olduğu izlendi. Ayrıca kronik migrenlilerde histeri daha yüksek oranda görüldü. Migrenli hastalarda kişilik bozuklukları yüksek oranda görülebilmektedir. Ağrı tedavisine odaklanmanın yanı sıra kişilik değişikliklerini tanımlayıp, uygun tedavi şemaları oluşturmakla bu hastaların tedavileri kolaylaşabilir. Bu olgulara yaklaşımda psikologlar, psikiyatristler ve nöroloji uzmanlarının dahil olduğu multidisipliner bir değerlendirme ile migren hastalarının tedavilerinde daha başarılı sonuçlar elde edilebilir. Migren hastalığında eşlik eden psikiyatrik bozuklukların ayrıntılı olarak belirlenmesi için daha fazla sayıda olgunun ele alındığı klinik çalışmalara ihtiyaç vardır. Anahtar Kelimeler: Migren, MMPI, Kişilik özellikleri
1960 ile 1980 yılları arasında Ağrı ili
Türkiye' de Cumhuriyet dönemi ile hızlanan değişim sürecinin ülke geneline yayılmasını sağlama adına birçok çalışma yapılmış ve ilgili kurumlar bu amaca ulaşma adına faaliyete geçirilmiştir. Cumhuriyetin ilerleyen zamanlardaki önemli kurumlarından birisi hiç şüphesiz Devlet Planlama Teşkilatı'dır. DPT'nin kurulması ile birlikte ülkedeki yatırımların bir plan çerçevesinde ele alınması sağlanmaya çalışılmış böylece düzenli bir kalkınma hamlesinin takibi arzulanmıştır. 1960-1980 sürecinde eğitim, sağlık, ekonomik ve toplumsal alanda çağdaşlaşma yönünden azımsanamayacak derecede önemli değişiklikler yaşanmış olmakla birlikte bu süreç arzulandığı ya da planlandığı şekilde sürdürülememiştir. 1960-1980 yılları arasında ülke genelinde ve Ağrı ili özelinde idari, eğitim, toplumsal ve ekonomik alanda önemli değişiklikler ortaya çıkmıştır. İlde yeni idare, eğitim ve sağlık kurumları yapılmaya gayret gösterilmiştir. Ekonomik alanda tarım ve hayvancılık sektöründe halkı bilinçlendirme amacıyla kooperatifler kurulmuş, hayvancılık için kredi imkânları sağlanmıştır. Sanayi ve ticareti geliştirmek adına sanayi kuruluşları da yine bu dönemde faaliyete geçirilmiştir. İlde İran'la sınır ticaretinin yapılmaya başlanması da ekonomiyi canlandırmıştır. Ekonomik faaliyetler alanında tarım ve hayvancılık ilin gelişiminde lokomotif görevi üstlenmiştir. Bu tez çalışmasında Ağrı ilinin 1960 ile 1980 yılları arasında yönetim, eğitim, nüfus, sosyal ve ekonomi gibi alanlarda meydana gelen toplumsal değişimler ele alınmıştır. Bu değişimin detaylı olarak incelenebilmesi için ilde yapılan sayımlara ait dokümanlar, nüfus defterleri, il yıllıkları ve raporları, ulusal ve yerel gazeteler, il hakkında yazılan kitaplar, Devlet Arşivleri Başkanlığı belgeleri ve TBMM Zabıt Ceridelerinde yer bulan ilgili konuşma metinleri kullanılmıştır. Anahtar Kelimeler: Ağrı İli, Ekonomi, Toplum, Yönetim, 1960-1980.
Ağrı İbrahim Çeçen Üniversitesi'nde vardiyalı ve vardiyasız çalışan personelin uyku, yaşam kalitesi, beslenme ve fiziksel aktivite durumunun karşılaştırılması
Amaç: Bu çalışmanın amacı vardiyalı ve vardiyasız çalışan personelin uyku, yaşam kalitesi, beslenme ve fiziksel aktivite durumunun karşılaştırılmasıdır. Gereç ve Yöntem: Araştırma vardiyalı ve vardiyasız çalışan 18-65 yaş arası erkek personel üzerinde gerçekleştirilmiştir. Çalışma kapsamında katılımcılara Pittsburgh Uyku Kalite İndeksi (PUKİ) ve SF-36 Yaşam Kalitesi Değerlendirme Ölçeği uygulanmıştır. Ayrıca katılımcıların demografik özellikleri, besin tüketim sıklık durumları ve 3 günlük besin tüketim kaydı ile fiziksel aktivite düzeyi de sorgulanmıştır. Bireylerin antropometrik ölçümleri de araştırmacı tarafından bizzat alınmıştır. Bulgular: Vardiyalı çalışan grubun sigara tüketme alışkanlık oranının daha yüksek olduğu tespit edilirken (p=0,002) vardiyasız çalışan grubun eğitim seviyesinin daha yüksek olduğu sonucuna varılmıştır (p=0,001). Gruplar arasında antropometrik ölçüm değerleri arasında fark tespit edilmemiştir (p>0,05). Katılımcıların uyku kalitesi incelendiğinde gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark tespit edilmezken uyku süresi alt puanının vardiyalı çalışan grupta daha yüksek olduğu saptanmıştır (p=0,001). Gruplar arasında SF-36 Yaşam Kalitesi puanları arasında fark tespit edilmemiştir (p>0,05). Vardiyalı çalışan grubun enerji, karbonhidrat ve protein tüketim miktarının daha yüksek olduğu saptanmıştır (p<0,001). Vardiyasız çalışan bireylerin ise doymuş, tekli ve çoklu doymamış yağ asitleri ile yağ tüketim yüzdelerinin daha yüksek olduğu saptanmıştır (p<0,001). Gruplar arası kolesterol tüketim miktarları arasında fark bulunmazken vardiyalı çalışan grubun posa tüketim miktarının daha yüksek olduğu tespit edilmiştir (p<0,05). Fiziksel aktivite durumu incelendiğinde ise gruplar arasında fark olmadığı tespit edilmiştir (p>0,05). Sonuç: Çalışmada bireylerin çalışma modelinin sigara tüketim durumu ve beslenme alışkanlıkları üzerinde etkili olabileceği sonucuna varılmıştır. Vardiyalı çalışma programına maruz kalan bireylerin yakından takip edilmesi ve bireylere gerekli konularda eğitim verilmesi oldukça önemlidir.
Akut göğüs sendromu ile başvuran orak hücre anemili hastalarda mi-RNA düzeyinin krizle ve hastalığın prognozu ile ilişkisinin değerlendirilmesi
Giriş ve Amaç: Orak hücre anemisi (OHA), HbS'in homozigot olduğu durumda anemi, sık krizler, çeşitli organ hasarları ile sonuçlanan bir hastalıktır. MikroRNA'lar, genom üzerinde proteine translasyonu gerçekleşmeyen hedef geni baskılayarak hücrenin gelişim, farklılaşma ve ölümü gibi farklı olaylarda düzenleyici rol oynayan 19-25 nükleotid uzunluğunda RNA'lardır. Bu çalışmada Akut göğüs sendromu tanısı alanorak hücre anemili hastalarda ağrılı kriz ve stabil dönemdeki mi-RNA düzeylerinin krizle ilişkisinin değerlendirilmesi amaçlandı. Gereç ve Yöntem: Bu çalışmada Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Hematoloji Bilim Dalı'nda izlenen 20 orak hücre anemili hastadan kriz döneminde ve aynı hastalardan stabil dönemde kan örnekleri alındı. Kontrol grubu olarak anemisi ve sistemik bir hastalığı olmayan aynı yaş grubundan 20 sağlıklı çocuktan kan örnekleri alındı. Hasta ve kontrol grubundan tam kan sayımı, hemoglobin elektroforezi (alkali ve asit pH'da) ve biyokimya parametreleri çalışıldı. Hastalardan hsa-miR-144 ve hsa-miR-451 gerçek zamanlı PCR ile tetkik edildi. Elde edilen veriler istatistiksel olarak karşılaştırıldı. Bulgular: Orak hücre anemili hastalarda kontrol grubuna göre hemoglobin, hematokrit, lenfosit değerleri düşük, trombosit ve monosit değerleri ise yüksek idi (p<0,001). Orak hücreli anemili hastalarda akut göğüs sendromu döneminde HbA 2 (%) değeri yüksek, Hb A (%) değeri ise düşük bulundu (p<0,05). Hastalarda kriz döneminde bakılan miRNA 451 ve miRNA-144-3P düzeyleri, kontrol grubundaki hastaların oranlarına göre yüksek olmasına karşın istatistiksel açıdan anlamlı bulunmadı (p>0,05). Hastaların kriz sıklığı miRNA 451 ve miRNA 144-3P düzeyleri arasında anlamlı bir ilişki saptanamadı (p>0,05). Sonuç: Çalışma sonucunda miRNA-144 ve miRNA-451 düzeyleri Akut göğüs sendromu tanısı alan orak hücre anemili hastaların ağrılı kriz dönemlerinde yüksek saptandı. Orak hücre anemisinde miRNA düzeylerinin krizle ilişkisinin net bir biçimde belirlenebilmesi için daha geniş çalışmalara ihtiyaç duyulmaktadır. Anahtar Kelimeler: Akut göğüs sendromu, Çocuk, mikroRNA, Orak hücre anemisi.
Investigation of pain anxiety and methods of coping with pain in patients receiving service from migrant health centers
This research was carried out to examine the pain anxiety of patients and their methods of coping with pain. The sample of the study consisted of 518 patients who applied to three Migrant Health Centers and an Enhanced Migrant Health Center in Malatya between February and May 2022. The research is of descriptive type. Data were collected with a questionnaire consisting of 27 questions examining the sociodemographic characteristics of Syrian patients, coping with pain and the effect of anxiety on pain, and the Pain-Anxiety Symptoms Scale (PASS-20) Short Form. The analysis of the data in the research was carried out using the SPSS (Statistical Program in Social Sciences) 23 program. Data were evaluated with frequency, percentage, Mann Whitney U test for comparison of independent paired groups, and Kruskal Wallis H test for comparison of three or more independent groups. It was determined that 61.8% of the patients included in the study were female, 40.7% were primary school graduates, and their mean age was 36.10±12.88. Syrian patients who experience pain in some parts of their body often experience pain in the head and neck region (x2=10.80, p=0.030), the pain is very severe (x2=23.040, p<0.001), and culture is effective in coping with pain (z=26.550), p<0.001) and sleep was the most preferred non-pharmacological method (x2=19.070, p<0.001). The mean score of the patients from the pain anxiety symptoms scale was 47.61±17.74. This shows that the Syrian patients included in the study experience moderate pain anxiety. According to the results of this study, it is recommended to conduct information and awareness programs for Syrian patients in order to reduce the stress caused by pain in Syrian patients and to use the methods of coping with pain effectively. Keywords: Pain, Anxiety, Coping, Migrant Health Center
Ağrı ilinde tarımsal yayım hizmetlerinin değerlendirilmesi
Bu çalışmanın amacı; Ağrı ilinde tarımsal yayım hizmetlerindeki mevcut durumu saptayarak tarımsal yayım hizmetlerinin etkinliğini artırmak için gerekli koşulları tartışmak ve bu yönde öneriler geliştirmektir. Bu amaçla Ağrı İl Tarım ve Orman Müdürlüğüne kayıtlı bitkisel ve hayvansal üretim faaliyetini gerçekleştiren 100 işletme belirlenerek anket çalışması yapılmıştır. İşletmelerle yapılan anketlerden elde edilen veri sonuçlarına göre; İşletme sahiplerinin %12'si kadın, % 88'i erkek olup işletmelerin kullanımında cinsiyet olarak erkeklerin çoğunlukta olduğu kadının büyük emeği olmasına rağmen erkekler kadar etkin olmadıkları görülmektedir. Üreticilerin %34 ünün hayvancılığı aile ihtiyacı için yaptığı, %36'sınında ticari amaçla yaptığı tespit edilmiştir. Bu çalışma sonucuna göre üreticilerin elde ettikleri kaynakları etkin kullanmadıkları geleneksel yöntemlere çok fazla bağlı kaldıkları görülmektedir. Üreticilerin yeni teknoloji ve uygulamalarıdan daha fazla yararlanması için kırsal alanda yayım faaliyetinin etkin olması gerektiği ve yayım faaliyeti arttıkça üretim ve verimde artış olabileceğini belirtmişlerdir. Sivil toplum kuruluşları önder çiftçilerle birlikte kırsaldaki çiftçilerin tarımsal yayım faaliyetlerine katılımının sağlamada beraber rol alabileceği sonucuna ulaşılmıştır.
Terapötik dokunuşun sezaryen sonrası ağrı ve konfor üzerine etkisi
Terapötik Dokunuşun Sezaryen Sonrası Ağrı ve Konfora Etkisi Araştırma, terapötik dokunuşun kadınların sezaryen sonrası ağrı ve konfor düzeyine etkisini belirlemek amacı ile randomize kontrollü, deneysel tipte yapıldı. Araştırma Eylül 2023-Kasım 2023 tarihleri arasında Hatay Dörtyol Devlet Hastanesinde yer alan Kadın Hastalıkları Servisinde sezaryen ile doğum yapan kadınlarla yürütüldü. Verilerin toplanmasında Kişisel Bilgi Formu, ağrıyı değerlendirmek için Vizüel Ağrı Skalası, konforu değerlendirmek için Doğum Sonu Konfor Ölçeği kullanıldı. Analizler, IBM SPSS V25 Software ve R Studio ile gerçekleştirildi. G*Power analizi yapıldığında örneklem büyüklüğü 90 kadın olarak hesaplandı (45 deney, 45 kontrol). Veriler sayı, yüzde, t testi ve ANOVA ile analiz edildi. Kritik anlamlılık değeri p<0,05 olarak alındı. Araştırmada, Vizüel Ağrı Skalası ölçümlerinde gruplar arası karşılaştırma sonuçları incelendiğinde deney ve kontrol grubu ön test ile son test sonuçlarında istatistiksel olarak anlamlı fark olduğu ama bu farkın deney grubunda daha fazla olduğu belirlendi. İkinci TD sonrası deney grubunda Doğum Sonrası Konfor Ölçeği'ne ve alt boyutlarına ilişkin ölçümlerin tamamında son test sonuçları, ön test sonuçlarından anlamlı olarak daha yüksek olduğu belirlendi. Kontrol grubunda ise sosyokültürel konfor alt boyutunda grup içinde anlamlı bir farklılaşma elde edilmedi. Terapötik dokunuşun sezaryen sonrası ağrı düzeyini azalttığı ve konfor düzeyini arttırdığı bulundu. Anahtar Kelimeler: Ağrı, Doğum Sonu Dönem, Ebelik, Konfor, Terapötik Dokunma