Family
736 theses under this subject heading
Osmanlı kadın hareketi öncülerinden Hanımlara Mahsus Gazete'de ideal evlilik ve aileye bakış
Osmanlı Devleti'nde Tanzimat Fermanı'yla ivme kazanan batılılaşma süreciyle beraber toplumda önemli değişimler yaşanmaya başlamıştır. Sosyal hayatta ataerkilliğin baskın olduğu Osmanlı toplumunda, modernleşme süreciyle birlikte kadının yeri yeniden sorgulanmaya başlamıştır. Kadınlar kurdukları kadın cemiyetleri yoluyla toplumda aktif rol alarak, çalışma hayatına atılmış ve kendilerini ifade etmeye çabalamışlardır. Kadınların kendilerini ifade ettikleri araçlardan biri de hiç şüphesiz o dönemde gelişme gösteren basındır. Kadınlar, çıkardıkları kadın dergileri ve gazeteleri aracılığıyla kendilerini anlatabilme ve toplumsal konularda söz söyleme şansına sahip olmuşlardır. Bu çalışmada, dönemin kadın dergilerinden biri olan Hanımlara Mahsus Gazete'de, ideal evlilik ve aile anlayışının nasıl olması gerektiği, gazetede yer alan yazılar temel alınarak incelenmiş ve değerlendirilmiştir.
İdeal annelik miti ve erken dönem annelik deneyimi: Toplumsal beklentilerin anneler üzerindeki etkisi
Bu çalışma modern toplum tarafından idealize edilen "annelik miti" ile kadınların erken dönem annelik deneyimleri arasındaki çatışmayı ve bu sürecin anneler üzerindeki etkilerini analiz etmektedir. Çalışmanın temel amacı bu mitin annelerin duygu durumlarına, kendi anneliklerini inşa süreçlerine ve günlük yaşam pratiklerine yansımalarını kendi anlatıları üzerinden derinlemesine anlamaktır. Bu amaçla nitel araştırma deseni benimsenmiş, Türkiye'nin farklı illerinde yaşayan ve 0-12 aylık bebeği olan 15 anneyle yapılan derinlemesine görüşmelerden elde edilen veriler betimsel analiz yöntemiyle çözümlenmiştir. Araştırmanın bulguları annelerin idealize edilmiş beklentileriyle, deneyimlenen anneliğin arasında derin bir çatışma olduğunu ortaya koymaktadır. Bu süreçte anneler yoğun bir kaygı, suçluluk ve yalnızlık hissetmektedir. Toplumsal baskı; emzirme süreçlerinde, sosyal medyadaki ideal annelik performanslarında ve geleneksel beklentilerde kendini göstermektedir. Annelerden çalışma durumu, maddi koşullar ve kuşaklar arası değişen annelik rollerinden bağımsız mükemmel annelik beklenmektedir. Buna karşın anneler bu baskılar karşısında pasif kalmamakta, kendi otoritelerini kurma çabası göstermekte, dayanışmakta ve aktif başa çıkma stratejileri geliştirmektedir. Anahtar Kelimeler: İdeal Annelik Miti, Erken Dönem Annelik, Toplumsal Baskı, Annelik Deneyimi, Toplumsal Cinsiyet.
Mekkî ve Medenî ayetler bağlamında Kur'an'da yetim ve yetim hakları
Ailenin temeli ilk insanla beraber atılmıştır. Bu ilk insan, eşi ve çocuklarıyla birlikte ilk aileyi meydana getirmiştir. Tüm dinler bu aile temeli üzerinden devam etmiş ancak kadına verilmesi gereken değeri İslam dini dışında hiçbir din tam olarak vermemiştir. Aynı zamanda İslam öncesi cahiliye toplumunda kadın ve çocuklar her zaman ezilmiştir. Yetimler de mağdur edilmiş ve kendilerine hiçbir hak tanınmamıştır. Kur'an ve Sünnet'te bu iki güçsüz kesimin içinde bulunduğu durum iyileştirilmeye çalışılmış ve haklarının kendilerine verilmesine yönelik gerekli öğüt ve uyarılar yapılmıştır. Bununla kadın ve yetimlerin, diğer insanlar gibi mutlu ve eşit bir yaşam sürmeleri amaçlanmıştır. İslamî anlayışa göre korunup kollanması bakımından yetimler en özel yere sahiptir. Çünkü onlar kendilerini koruyacak olan sahiplerini kaybetmişlerdir. Böylece kendileri her türlü tehlikeye ve sömürüye açık hale gelmişlerdir. Yetimlerin bu durumuna Mekkî ve Medenî ayetlerde pek çok kez değinilmiştir. Onlara karşı yumuşak davranılması ve şefkatle yaklaşılması, onların haklarının korunması ve onlara iyi bir gelecek oluşturarak topluma kazandırılması öğütlenmiştir. Anahtar kelimeler; Kur'an-ı Kerim, sünnet, Mekkî, Medenî, yetim, merhamet, kadın, çocuk
Aslı Der'in eserlerinde çocuk ve aile ilişkisi
Edebiyat, toplumu yönlendirmede ve geliştirmede temel bileşenlerin en önemlilerindendir. Bu bağlamda toplumun çekirdeği durumundaki aile ve ailenin toplumu yapılandırmada yetiştireceği çocukların önemi açıktır. Zira insana yapılan yatırım bir yönüyle topluma diğer yönüyle de medeniyete katkı sunmaktadır. Edebiyatın önemli dallarından biri olarak çocuk edebiyatı gerek çocukları gerekse aileleri yakından ilgilendirmektedir. Bu konuda günümüz yazarlarından Aslı Der'in eserleri içerik ve çeşitlilik yönüyle tarafımızca incelenmeye değer bulunmuştur. Araştırmamızda Aslı Der'e ait çocuk kitaplarının çocuk ve aile ilişkisi bağlamında veriler sunup sunmadığının belirlenmesi hedeflenmiştir. Öncelikle çocuk edebiyatı başlığı altında kavramsal çerçeve ele alınmıştır. Araştırmada yazarın yedi kitabı incelenmiş ve veriler değerlendirilirken nitel araştırma tekniklerinden doküman incelenmesi yöntemiyle konu, çocuk ve aile özelinde ele alınmıştır. Araştırma neticesinde Aslı Der'in eserlerinin çocuk ve aile ilişkisi çerçevesinde zengin veriler sunduğu ve felsefik içerik barındıran mesajlarını fantastik ögelerle destekleyerek çocuklara ilettiği görülmüştür. Bu anlamda eserlerin tümünde aynı yoğunlukta olmamakla beraber çocuk aile ilişkisinde temel kabul edilebilecek sevgi, iletişim, empati, özlem ve güven gibi duyguların işlendiğine rastlanmıştır.
Surat al-Nisa and the constituents of building a family, society and the state
In this study, which we have done with thematic tafsir method, in the Surah of Nisa; we deal with the founding values of family, society and state institutions. In the said surah; It is noteworthy that quite a lot of topics are covered, which touch on the improvement of society, the preservation of the family, and the establishment of a just state. Most of the verses that make up this surah were revealed at a time when the strife between the Muslims and the Quraysh tribe subsided to a certain extent. These important issues covered in the surah are also related to the internal establishment and protection of the institutions of the Islamic Ummah. As a matter of fact, these three institutions, consisting of family, society and the state, are of great importance for the life of the ummah. Surah of Nisa has seriously focused on the family issue, and has done this with the following three axes: First; It focuses on women's rights, since women are more persecuted. Latter; It is the regulation of relations between husband and wife because they are the two sides and basic building blocks of family formation. The third is; It is the determination of fiqh and legal provisions covering the family. Surah of Nisa, was also concerned with the improvement of society through six frameworks. These are: protection of property and distribution of wealth, protection of life, protection of chastity and protection from threats that may arise against it, surrender of rights to their owners, certain regulations and improvements about society, and preventing society from the deceptions of munafıqs. Surah of Nisa, also revealed the foundations of a just state. Surah of Nisa deals with this in four points. The first is the regulation of relations between the rulers and the ruled. Latter; is to determine the position of the government and to declare that the government is subject to Islamic-sharia rules in an Islamic state system. Third; is to make general provisions for the establishment of justice in all areas of administration, judiciary and life. The last one is; to draw attention to the basic measures to be taken to ensure internal and external security.
Erken yaşta evlenen bireylerin evlilik ve aile deneyimleri: Çubuk örneği
Bu tez çalışması, erken yaşta evlenen bireylerin evlilik ve aile deneyimlerini "çocuk gelin" ve "çocuk damat" kavramları üzerinden anlamlandırmayı amaçlamaktadır. Erken evlilik, hem bireysel hem de toplumsal düzlemde birçok problemin başlangıç noktasıdır. Toplumun dinamik bir parçası olan normlar, değerler ve beklentiler, erken evlilik olgusunun günümüzde de devam etmesinde önemli bir rol oynamaktadır. Bu araştırmada, erken yaşta evliliğe neden olan faktörler, evlilik süreci ve bu sürecin sonuçları; deneyimlerin cinsiyet bağlamında nasıl farklılaştığını ortaya koymayı ve literatüre katkıda bulunmayı hedeflemektedir. Çalışmada nitel araştırma yöntemi benimsenmiş; 9 kadın ve 8 erkek katılımcı ile yarı yapılandırılmış soru formuyla derinlemesine görüşmeler gerçekleştirilmiştir. Görüşmeler, fenomenolojik yaklaşımla içerik analizi yöntemi kullanılarak analiz edilmiştir. Çalışma sonucunda, kız ve erkek çocuklarının evlilik kararlarında ve evlilik süreçlerinde temel motivasyonun aile ve toplum etrafında şekillenen düşüncelerin ve zorunlulukların olduğu görülmüştür. Bununla birlikte, evliliklerin teşvikinde kız ve erkek çocukları açısından farklılaşmada, ataerkil düşünce yapısı ve cinsiyet temelli ayrımcılıklar rol oynamaktadır. Kız çocuklarının erken evlilik deneyimlerini zorlaştıran parametreler temel olarak duygusal istismar, rol dayatmaları ve toplumsal evlilik beklentileri üzerinden; erkek çocukları için ise ataerkil yapının ışığında öne sürülen ekonomik gerekliliklerin yüklediği sorumluluklar üzerinden şekillenmektedir. Ancak farklılaşmalara rağmen iki cinsiyetin de evlilik deneyimleri bireysel ve toplumsal olarak zorlayıcı ve yıpratıcıdır. Çocuk gelin, çocuk damat, aile, evlilik
Bale üzerine mesleki kariyer planlamada ebeveynlerin toplumsal, ekonomik, kültürel sermayelerinin etkisi
Araştırma, erken yaşta yönlendirmeye dayalı olan bale sanat alanını konu edinmektedir. Bu bağlamda sanatsal meslek olarak balenin seçilmesinde ebeveynlerin fiziksel, ekonomik, kültürel ve sosyal sermayelerinin etkisini anlamayı amaçlamaktadır. Araştırma problemini anlama, yorumlama bakımından yapı–fail etkileşimi araştırmanın hareket noktasını oluşturmuştur. Ebeveynlerin etkisini anlayabilmek amacıyla nitel araştırma yöntemlerinden tekli durum çalışması benimsenmiştir. Bu amaçla katılımcı grubu olarak Devlet Opera ve Balesi Müdürlükleri'nde çalışmış ve hâlen çalışmakta olanlar hedeflenmiş, kartopu tekniği ile 31 bale dansçısına ulaşılmıştır. Katılımcılarla yarı yapılandırılmış açık uçlu sorular üzerinden derinlemesine görüşmeler yapılmıştır. Araştırmanın temel soruları şöyle formülize edilmiştir: 1) Ebeveynlerin bireyleri meslek olarak baleye yönlendirme kararlarında alanın yapısal özelliklerinin etkisi nedir? 2) Ebeveynlerin kararlarına fiziksel, ekonomik, kültürel ve sosyal sermayelerinin etkisi nedir? Araştırma bulguları neticesinde demografik özellikler ve ekonomik düzeyin önemli bir rol oynadığı saptanmıştır. Bu bağlamda edinilen kültürel ve sosyal sermaye hacimlerinin de fonksiyonel olduğu görülmüştür. Ancak ebeveynlerin sermaye hacimlerinin etkileşim matriksinin sosyo–ekonomik düzeye göre farklılaştığı izlenmektedir. Yapı–fail ilişkiselliğinde "mesleğin çalışma koşulları" temasının ekonomik sıkıntı çeken alt gelir grupları için daha öncelikli kabul edildiği, orta–üst gelir gruplarında ise bireysel yetenek, balenin sanatsal aurası ve prestiji gibi temaların ağırlıklı olarak etkili olduğu bulgulanmıştır.
Çiftlerin boşanma deneyimleri üzerinden aile arabuluculuğu ve boşanma danışmanlığı ihtiyaçlarının değerlendirilmesi: ankara ili örneği
Aile, birçok farklılığı bir arada barındıran çok sistemli bir oluşumdur. Bu sistemlerin etkileşiminde meydana gelen sorun ve uyuşmazlıklar, uygun biçimde çözülemediği takdirde çiftlerin boşanma kararı almalarına sebep olabilmektedir. Çözülmemiş sorun ve uyuşmazlıklar, tarafların maddi ve manevi açıdan yorulup yıpranması ve aralarındaki iletişimin bozulması gibi pek çok sorunu yaratarak boşanma sürecinin de çekişmeli geçmesine neden olabilmektedir. Dolayısıyla boşanma sürecindeki çiftlerin, boşanma danışmanlığı ve/veya aile arabuluculuğu hizmetlerinden yararlanmalarının destekleyici olacağı düşünülmektedir. Bu amaçla gerçekleştirilen bu araştırmada, evlilik birliği temelden sarsılmış boşanma sürecindeki çiftlerin deneyimleri, ihtiyaçları ve sorunları belirlenerek, aile arabuluculuğu ve/veya boşanma danışmanlığı uygulamalarına duyulan gereksinimleri değerlendirilmiştir. Araştırmada, bir nitel araştırma yöntemi olan fenomolojik modelden yararlanılmıştır. Çalışma kapsamında Ankara'da yaşayan ve Ankara Adliyesi Adli Destek ve Mağdur Hizmetleri Müdürlüğü'ne hakkında Sosyal İnceleme Raporu hazırlanılması talebinde bulunulmuş, 11 kadın ve 9 erkek katılımcıyla yarı yapılandırılmış görüşme formu kullanılarak yüz yüze derinlemesine görüşmeler yapılmıştır. Elde edilen verilerin analizi sürecinde MAXQDA Analytics Pro 2024 programı kullanılmış ve veriler üzerine yapılan tematik analizlerin sonucunda, "Evlilik Süreci" ve "Boşanma Süreci" olmak üzere iki ana tema oluşturulmuştur. Araştırma sonucunda elde edilen bulgular ışığında, evlilik birliğinde yaşanan sorunların çözümlenmemesine bağlı olarak boşanma sürecinde hem bu sorunların devam ettiği hem de yeni sorunların oluşmasına zemin hazırladığı, karşılaşılan sorunların hem taraflara hem de çocuklara yönelik olumsuz etkilerinin olduğu görülmüştür. Mevcut sorunların çözümü noktasında tarafların evlilik birlikteliklerinde ve boşanma sürecinde profesyonel bir destek bulamadıkları, hukuki ve psikososyal açılardan desteğe gereksinim duydukları fakat gereksinime yönelik ücretsiz hizmetlerin sunulmadığı ve katılımcıların hizmet sınırlılığından yakındıkları görülmüştür. Bu alanda yapılan çalışmaların sınırlı sayıda olduğu göz önünde bulundurulduğunda araştırmadan elde edilen verilerin literatüre katkı sağlayacağı, boşanma sürecine yönelik hizmetlerin ve sosyal politikaların güçlendirilmesi hedef alınarak oluşturulan önerilerin yararlı olacağı düşünülmektedir.
Psikolojik kontrolün belirleyicilerinin ve gelişimsel sonuçlarının aile sistem yaklaşımıyla incelenmesi: Çok düzeyli bir modelleme
Araştırmanın başlıca hedefi psikolojik kontrol uygulamalarını derinlemesine incelemektir. Bu amaç kapsamında araştırmada odak noktası farklı olan iki çalışma mevcuttur. Birinci çalışmanın temel amacı, anne babalardan algılanan psikolojik kontrolün belirleyicilerini incelemektir. İkinci çalışmanın temel amacı ise psikolojik kontrolün ergenlerdeki gelişimsel sonuçlarını araştırmaktır. Birinci çalışmada anne babaların, ergenlerin ve aile bağlamının özellikleri bir modelleme kapsamında psikolojik kontrolün belirleyicileri olarak incelenmiştir. Araştırmanın örneklemi 17 farklı şehirde yaşayan 307 aileden oluşmaktadır. Her aileden anne (Ort. = 41.30, S = 4.24), baba (Ort. = 45.01, S = 4.58), büyük kardeş (Ort. = 16.17, S = 1.60) ve küçük kardeşin (Ort. = 12.54, S = 1.70) katılımıyla toplam 1228 kişiye ulaşılmıştır. Çok düzeyli modelleme analizi sonuçlarına göre, anneden algılanan psikolojik kontrolü yordayan değişkenler; ergenin doğum sırası, problem davranışları ve akademik işlevselliği ve annenin uyumsuz mükemmeliyetçiliğidir. Babadan algılanan psikolojik kontrolü yordayan değişkenler ise ergenin doğum sırası, problem davranışları ve ev ortamı kaosudur. İkinci çalışmada psikolojik kontrolün kardeşlerin problem davranışları üzerindeki yordayıcı rolü bir modelleme kapsamında incelenmiştir. Araştırma modelinde psikolojik kontrolün iki düzeyinin (genel psikolojik kontrol ve farklılaşan psikolojik kontrol) problem davranışlarla ilişkileri, ergen ve aile bağlamı özellikleriyle birlikte incelenmiştir. Araştırmanın örneklemi birinci çalışmayla aynıdır ancak farklı değişkenlerle veri temizliği işlemi yapılması nedeniyle 303 aileden oluşmuştur. Çok düzeyli modelleme analizi sonuçlarına göre ergenlerin dışa yönelim problemlerini yordayan özellikler; anne modelinde farklılaşan psikolojik kontrol, genel psikolojik kontrol ve ev ortamı kaosu iken baba modelinde farklılaşan psikolojik kontrol ve ev ortamı kaosudur. Ergenlerin içe yönelim problemlerini yordayan özellikler anne ve baba modellerinde ortak olarak ergenin cinsiyeti ve ailenin gelir düzeyidir. Birinci çalışma (i) psikolojik kontrol uygulamalarında ergenin uyum sorunlarının önemli bir belirleyici olduğunu, (ii) belirleyicileri her iki ebeveyn için de incelemek gerektiğini ortaya koymaktadır. İkinci çalışma ise psikolojik kontrolün sonuçlarını; (i) ebeveynliğin ailedeki genel düzeyi ile kardeşe özgü düzeyini ayrıştırarak, (ii) anne ve babalarda, (iii) aile sisteminin diğer özellikleriyle birlikte incelemenin önemini göstermektedir. Anahtar Sözcükler Psikolojik kontrol, ebeveynliğin belirleyiciler, problem davranışlar, çok düzeyli analiz, ergenlik dönemi
"0-6 yaş" çocuğu olan ailelerin özellikleri ve toplumsal cinsiyet temelli yaşadıkları sorunlar: Çözüme yönelik eğitim programının hazırlanması
Aile yaşam döngüsünün küçük çocuklu ve okul öncesi çocuklu ailelerin yer aldığı evrelerinde, ebeveynlerin çocuk bakımı ve ev içi faaliyetlerin yapılması noktasında toplumsal cinsiyet rolleri nedeniyle sorunların yaşandığı ve bu sorunların aileyi mikro ve makro düzeyde etkilediği bilinmektedir. Bu açıdan düşünüldüğünde bu çalışma, çocukları 0-6 yaş aralığında olan ailelerin toplumsal cinsiyet temelli yaşadıkları sorunların çözümüne yönelik aile yaşantısı eğitimi programının geliştirilmesi amacıyla planlanmış ve yürütülmüştür. Araştırmada betimsel ve deneysel yöntemler bir arada kullanılmıştır. Betimsel boyutta, 0-6 yaş aralığında çocuğu olan ebeveynlerin ev içi ve çocuk bakımı faaliyetlerinin gerçekleştirilmesinde toplumsal cinsiyet rollerine ilişkin tutumlarını belirlemek amacıyla "0-6 Yaş Çocuğu Olan Ebeveynlerin Toplumsal Cinsiyet Rollerine İlişkin Tutum Ölçeği" ev içi sorumluluk paylaşımını belirlemeye yönelik ise "0-6 Yaş Çocuğu Olan Ebeveynlerin Ev İçi Rol ve Sorumluluk Paylaşımı Ölçeği" geliştirilmiştir. Araştırmanın deneysel boyutunda ise 0-6 yaş aralığında çocuğu olan ebeveynlerin toplumsal cinsiyet temelli sorunlarına ilişkin farkındalık kazandırmak, sorunlarla başetmeye yönelik bilgi düzeylerini artırmak, ile tutum ve davranış değişikliği yaratmak amacıyla "0-6 Yaş Çocuğu Olan Ailelerin Toplumsal Cinsiyet Temelli Sorunlarının Çözümüne İlişkin Aile Yaşantısı Eğitimi Programı" geliştirilmiştir. Çalışmada "Ön Test- Son Test Kontrol Gruplu Desen" kullanılmış, 16 ebeveynden oluşan deney (8 anne- 8 baba) ve kontrol (8 anne- 8 baba) grupları oluşturulmuştur. Aile Yaşantısı Eğitim Programına başlamadan önce deney ve kontrol gruplarına ön test uygulanmış, ardından deney grubuna 7 haftalık eğitim verilmiş ve eğitim sonrasında her iki gruba da son test uygulanmıştır. Deneysel işlemin etkililiği iki faktörlü ANOVA testi ile incelenmiştir. Deneysel işlemin etkililiğinin sınandığı çalışmanın deneysel boyutuna ilişkin elde edilen veriler incelendiğinde; çalışma kapsamında hazırlanan 0-6 Yaş Çocuğu Olan Ailelerin Toplumsal Cinsiyet Temelli Sorunlarının Çözümüne İlişkin Aile Yaşantısı Eğitim Programı'nın deney grubunda yer alan ebeveynlerin toplumsal cinsiyet rollerine ilişkin tutumlarına ve ev içi sorumluluk paylaşımlarına etkisinin olduğu sonucuna varılmıştır. Elde edilen bulgular, konu ile ilgili alan yazın çerçevesinde tartışılmış ve 0-6 yaş aralığında çocuğu olan ebeveynlere, ailelere, aileye hizmet veren tüm kurum kuruluşlara ve sosyal politika geliştiren birimlere ve araştırmacılara önerilerde bulunulmuştur.
Disability and family in twenty-first century American drama
This dissertation analyzes John Belluso's Pyretown (2005), The Rules of Charity (2006), A Nervous Smile (2006), David Lindsay-Abaire's Good People (2011), Stephan Karam's The Humans (2015), Martyna Majok's Cost of Living (2018), Amy Herzog's Mary Jane (2018), and Lindsey Ferrentino's Amy and the Orphans (2019) and scrutinizes the ways contemporary American playwrights employ disability in relation to the myth of the flawless American family. The representation of disability on the American stage has always been a complicated one as disabled bodies were either used as metaphors or presented as freaks, victims, and villains. The plays examined in this dissertation, however, negotiate disability as a multifaceted experience. They portray family dynamics that changed in the twenty-first century while dissociating disability from stereotypical meanings. The playwrights dramatize the lived experience of disability, and they problematize ideologies that ostracize, pathologize, and oppress disabled individuals to initiate social, cultural, and political transformation in the United States. Since they criticize dehumanizing and exploitative social and political institutions using realism and the affective power of theater, these plays are referred to as the social problem plays of the twenty-first century. Each chapter exposes oppressive power relations and portrays the lived experience of disabled individuals without romanticizing or objectifying their bodies. Neoliberalism, class, problems in the healthcare and welfare systems, and the cult of normalcy are presented as the forces that put the family in a dysfunctional state whereas disability is depicted as a social, cultural, and political construction. Therefore, these plays are progressive and subversive with their truthful depictions of families with disabled members, showing that the problem is not disability but constructed normalcy, which forces families and individuals to conform to rigid definitions.
Hacettepe Üniversitesi İhsan Doğramacı Çocuk Hastanesi polikliniklerine demir eksikliği anemisi tanısı alarak başvuran çocuklara ve ailelerine yönelik beslenme eğitiminin etkisinin araştırılması
Demir eksikliği anemisi uygun müdahaleler ile önlenebilir bir halk sağlığı sorunudur. Bu araştırmada, Haziran 2022- Nisan 2023 tarihleri arasında Hacettepe Üniversitesi İhsan Doğramacı Çocuk Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Bilim Dalı polikliniklerine başvuran demir eksikliği anemisi tanılı çocuklar ve ailelerine yönelik beslenme eğitimi müdahalesinin hastaların beslenme durumlarına etkisini araştırmak amaçlanmıştır. Kliniğe başvuran 102 hasta (58 erkek; 44 kız) sıra numarasına göre iki gruba ayrılmış ve bir gruba rutin beslenme eğitimi, diğer gruba demir eksikliği anemisi ile ilgili özel beslenme eğitimi verilmiştir. Tanıda, birinci ayda ve üçüncü ayda alınan besin tüketim kayıtlarından elde edilen besin ögesi analizleri hem grup içi değişim bakımından hem de gruplar arası değişim bakımından karşılaştırılmıştır. Besin tüketim kayıtları özel hesaplama programı ile, istatistiksel analiz SPSS 22.0 paket programı kullanılarak değerlendirilmiştir. Normal dağılım gösteren veriler parametrik, normal dağılım göstermeyen veriler parametrik olmayan testlerle karşılaştırılmış; %95 güven aralığında p değeri <0,05 olan değerler istatistiksel olarak anlamlı kabul edilmiştir. Birinci ay kontrole 78 hasta (39 rutin eğitim ve 39 özel eğitim) dahil edilmiştir. Tüm çocukların birinci ay sonunda enerji, protein, demir, B12 ve çinko alım miktarları başlangıca göre artmıştır (p<0,05). Başlangıçta demir ihtiyacının karşılanma yüzdesi ortalama %68,08 iken birinci ay sonu kontrolde rutin eğitim alan grubun demir ihtiyacının ortalama %88,33'ünü; özel eğitim alan grubun %83,71'ini karşıladığı görülmüştür. Gruplar arası karşılaştırmada; tüketilen demir miktarı rutin eğitim grupta ortalama %28,83 artış gösterirken, özel eğitim alan grupta ortalama %54,06 olacak şekilde daha fazla artış göstermiştir (p=0,026). Protein alımları rutin eğitim grubunda %28,87 artarken özel eğitim grubunda %68,25 artmıştır ve protein alımlarındaki artış arasında anlamlı bir farklılık vardır (p=0,011). B12 vitamini alımlarındaki artış da özel eğitim alan grupta daha yüksektir (p=0,003). Üçüncü ay sonu kontrole 46 hasta (23 rutin eğitim ve 23 özel eğitim) dahil edilmiş olup sonuçlar 1. ay sonu kontrolü ile benzerdir. Bu sonuçlar beslenme eğitiminin demir eksikliği anemisi olan çocuklarda özellikle demir olmak üzere bazı makro ve mikro besin ögesi alımlarının artırılmasına katkıda bulunabileceğini göstermektedir. Çocuklar ve aileleri için uygulanacak beslenme eğitimi öncelikle demir eksikliği anemisinin gelişimini engellemeye yönelik olmalı; yenidoğandan adolesan döneme kadar bir bütün olarak ele alınmalıdır. Bireysel müdahalelere ek eğitimin yaygınlaştırılması, sürdürülmesi ve uygulanmasına yönelik kapsamlı devlet politikalarına ihtiyaç vardır.
Üniversite öğrencilerinin algıladıkları ebeveyn psikolojik kontrolünün ve çocukluk örseleyici yaşantılarının boyun eğici davranışlarla ilişkisinin incelenmesi
Bu çalışmada üniversite öğrencilerinin algıladıkları ebeveyn kontrolünün ve çocukluk örseleyici yaşantılarının boyun eğici davranışlarla ilişkilerinin incelenmesi amaçlanmıştır. Çalışmanın örneklemi 18-30 yaş aralığında Türkiye'de eğitimine devam eden 274 kadın (% 69.7), 119 erkek (% 30.3) olmak üzere toplamda 393 üniversite öğrencisi oluşturmuştur. Araştırmada "Demografik Bilgi Formu", "Boyun Eğici Davranışlar Ölçeği", "Psikolojik Kontrol Ölçeği" ve "Çocukluk Dönemi Örselenme Yaşantıları Ölçeği Kısa Formu'ndan faydalanılmıştır. İkili gruplar arasındaki karşılaştırmalarda; Mann-Whitney U testi, üç veya daha fazla gruplar arasındaki karşılaştırmalarda Kruskall Wallis Testi ve değişkenler arasındaki ilişkide Spearman Korelasyon Katsayısı kullanılmıştır. Algılanan ebeveyn psikolojik kontrolü ve çocukluk örselenme yaşantılarının, üniversite öğrencilerinde boyun eğici davranışı yordamada anlamlı etkileri olup olmadığını belirlemek için Regresyon Aracılık Modeli kullanılmıştır. Analiz sonucunda çocukluk örselenme yaşantılarının anne-baba eğitim durumu, algılanan ekonomik düzey, ortalama aylık gelir ve yerleşim birimine göre farklılaşırken ebeveyn psikolojik kontrolünün algılanan ekonomik düzeye göre farklılaştığı buna ek olarak boyun eğici davranışlar ile hem anne (r= .404, p= .000) hem de babadan (r= .371, p= .000) algılanan psikolojik kontrol, çocukluk örselenme yaşantılarının (r=. 337, p= .000) arasında anlamlı ve pozitif yönde ilişki olduğu, çocukluk örselenme yaşantılarının boyun eğici davranışlar ile ilişkisinde ebeveyn psikolojik kontrolünün kısmi aracı rolünün ( β anne= .169; β baba= .209) anlamlı olduğu görülmüştür.
Enformel koruyucu aile bakımı üzerine geçmişte bu deneyimi yaşamış kişilerin gözünden bir değerlendirme
Bu araştırmada, biyolojik ebeveyni yanında bakım görmeyen; buna karşılık haklarında bakım tedbiri kararı da bulunmayan çocukların bakım gördükleri enformel koruyucu aile bakımını; çocukluğunda böyle bir deneyimi olan yetişkinlerin gözünden değerlendirmek, ayrıca kişilerin yaşadıkları sorunları, karşılaştıkları ihtiyaçları ve bu bakım türüne ilişkin deneyimlerini, değerlendirmelerini anlayabilmek ve ortaya çıkarmak amaçlanmıştır. Bu amaç doğrultusunda, niteliksel araştırma modeli kullanılarak, geçmişinde enformel koruyucu aile bakımını deneyimlemiş 14 bireyle, yarı yapılandırılmış görüşme formu aracılığıyla derinlemesine görüşmeler yapılmıştır. Görüşme içerikleri yazıya aktarılmış, sonrasında kuramsal bilgiler doğrultusunda temalara ve kodlara ayrılmıştır. Araştırma sonuçları, sosyo-demografik bulgular, enformel koruyucu aile bakımını yaşama nedenleri, ebeveynden ayrılmaya ilişkin değerlendirmeler, kişisel bakım, yaşanılan yerin fiziki koşulları, ekonomik koşullar, aile içi ilişkiler, katılımcıların değerlendirme ve önerileri temaları altında yorumlanmıştır. Bireylerin büyük bir bölümünün, yeterli ve sağlıklı beslenememe, sağlık hizmetlerine ulaşamama, eğitimin engellenmesi, oyun-eğlence haklarının ihlal edilmesi, temel ihtiyaçların karşılanmaması nedenleriyle ihmal edildikleri, ayrıca fiziksel, cinsel, ekonomik ve duygusal istismara, ayrımcılığa uğrayan bireylerin olduğu sonuçları ortaya çıkmıştır. Enformel koruyucu aile bakımını deneyimlemek bireylerde intihar girişimi, soğuk ve mesafeli bir kişilik yapısına sahip olma, toplum kurallarına uymakta zorluk çekme, güven duyamama, sevgi eksikliği yaşama, ezik ve eksik hissetme gibi olumsuz davranışlara, özelliklere yol açmakla birlikte; bireylere güçlü ve cesur olma, baş etme mekanizmalarının güçlenmesi, öz güvenin artması, çözüm odaklı olma gibi olumlu özellikler de kazandırmıştır. Yaşadıkları süreci olumlu olarak değerlendirenler, öz ebeveyn bakımından daha mutlu olduğunu belirtenler bulunmaktayken, süreci olumsuz değerlendirip başka koşullarda yaşayabilmeyi tercih edenler de olmuştur. Yakın akraba bakımı görmüş bireylerden özellikle büyükanne ve büyükbabalar yanında yaşayanların, diğer bireylere oranla daha mutlu bir dönem geçirdikleri görülmüştür. Araştırma sonucunda, bu bakım kapsamındaki ailelere ve çocuklara yönelik, koruyucu aile hizmetinde olduğu gibi profesyonel boyutta denetlenebilir ve desteklenebilir hizmetlerin sağlanmasının gerektiği anlaşılmıştır. Anahtar Sözcükler: Koruyucu Aile Hizmeti, Geleneksel Koruyucu Aile Bakımı, Enformel Koruyucu Aile Bakımı.
Deceit, family and justice in Miller and Ibsen's plays Crucible, All My Sons and Ghosts
The main goal of this M.A. Thesis is to examine the modern drama in general, along with the most influential figures of the period, namely Arthur Miller and Henrik Ibsen. They are considered to be the prominent play-writes in the modern era. Arthur Miller is well-known for his tragic plays of which I pick up the two, Crucible and All My Sons to study. Secondly, I focus on Henrik Ibsen's famous play, Ghosts. I would say that Arthur Miller and Henrik Ibsen are the two powerful authors of the modern drama and their plays are the most interesting and credible ones as far as the modern drama is concerned. But the important question is what their plays can show us about contemporary individuals, morality, and social reality. This study has variety answers to this question and many other questions about the three plays. I try to consider the major themes which are related with the intrinsic elements of the plays and tackle them through a discussion of the general aspects of the era. The major themes that the plays deal with are Lies and deceit, family, and justice. I think it is plain and clear that we cannot dissociate any of the themes from the majority of the plays written throughout the history of drama. Keywords: Family, Deceit, Justice, Crucible, All My Sons, Ghosts, Henrik Ibsen,Arthur Miller, play.
Kanser hastası yakınlarının algıladığı sosyal destek ile umutsuzluk düzeyleri arasındaki ilişkinin incelenmesi
Bu araştırmanın temel amacı, kanser hastası yakını olan kişilerin algıladıkları sosyal destek ile umutsuzluk düzeyi arasındaki ilişkiyi incelemektir. Bu amaç doğrultusunda araştırmada; hasta yakınlarının algıladıkları sosyal destek (aile, arkadaş ve özel kişi desteği) ile umutsuzluk (geleceğe ilişkin duygu, motivasyon kaybı, beklenti) düzeyi arasındaki ilişki incelenmiştir. Araştırmanın örneklemini; İstanbul Eğitim ve Araştırma Hastanesi Ayaktan Kemoterapi Servisinde kemoterapi tedavisi alan 130 hastanın yakını oluşturmaktadır. Araştırmada kanser hastası yakınlarının sosyodemografik bilgilerini öğrenebilmek amacıyla araştırmacı tarafından geliştirilen " Sosyodemografik Bilgi Formu" kullanılmıştır. Hasta yakınlarının algıladıkları sosyal destek düzeyi Zimet ve arkadaşlarının geliştirdiği, Eker ve Arkar'ın 1995'te Türkçeye uyarladığı " Çok Boyutlu Algılanan Sosyal Destek Ölçeği (MSPSS)" ile ölçülmüştür. Hasta yakınlarının umutsuzluk düzeyi ise Seber'in 1991 yılında Türkçeye uyarladığı " Beck Umutsuzluk Ölçeği" ile değerlendirilmiştir. Araştırmada elde edilen sonuç; kanser hastası yakınlarının algıladıkları sosyal destek ile umutsuzluk düzeyleri arasında anlamlı ilişkiler bulunmasıdır. Hasta yakınlarının algıladıkları sosyal destek arttıkça umutsuzluk düzeylerinin azaldığı yapılan istatistiksel analizlerle bulunmuştur. Araştırma sonuçlarıyla elde edilen bulguların literatürle tutarlılığı ve sonuçlar üzerinde etkili olabilecek diğer değişkenler tartışılmış ve çeşitli öneriler sunulmuştur. Anahtar kelimeler; kanser, sosyal destek, umutsuzluk, sağlık-hastalık, hasta-hasta yakını, aile
İlköğretim 4. sınıf öğrencilerinin eğitim başarısına aile içi iletişimin etkileri
Bu araştırmanın amacı, İstanbul ili Gaziosmanpaşa ilçesindeki Milli Eğitim Bakanlığına bağlı devlet ilkokullarında bulunan 4. Sınıf öğrencilerinin ölçek sonuçlarından yararlanarak; ilköğretim 4. sınıf öğrencilerinin eğitim başarısına aile içi iletişimin etkilerini ve çeşitli değişkenler açısından aile tutum ölçeği alt faktörleri değerlendirilmiştir. Araştırmanın evrenini İstanbul ili Gaziosmanpaşa ilçesinde bulunan 13 devlet okulunda yer ilkokul 4. Sınıf öğrencileri oluşturmuştur. Araştırmanın örneklemi bu okullar içerisinden seçilen 319 öğrenciyi kapsamaktadır. Veri toplama aracı olarak, Prof. Dr. Işıl Bulut'un hazırladığı ''Aile Tutum Ölçeği'' kullanılmıştır. Veriler toplandıktan sonra SPSS 22.0 programı ile analiz edilmiştir. Toplanan bilgiler bilgisayar ortamına aktarılarak yanıt olarak ''Aynen Katılıyorum'' seçeneği bir( 1) puan, ''Büyük Ölçüde Katılıyorum'' iki (2) puan, ''Biraz Katılıyorum'' üç (3) puan, ''Hiç Katılmıyorum'' dört (4) puan olarak değerlendirilmiştir. Yapılan inceleme sonucunda araştırmaya katılan kız öğrencilerin oranının %53, erkek öğrencilerin oranının ise %47 olduğu anlaşılmaktadır. Akademik ortalaması 70 ve altı olan öğrencilerin oranı %26,6; 70-80 arası olan öğrencilerin oranı %18,5; 80-90 arası olan öğrencilerin oranı %32,3 ve 90 ve üzeri olan öğrencilerin oranı ise %22,6'dır. 100. Yıl ilkokulundan araştırmaya katılan öğrencilerin oranı %4,1; Bekir Sami Dedeoğlu İlkokulundan araştırmaya katılan öğrencilerin oranı %5,6; Gaziosmanpaşa Fevzi Çakmak İlkokulundan araştırmaya katılan öğrencilerin oranı %8,8; Gaziosmanpaşa Aliya İzzet Begoviç İlkokulundan araştırmaya katılan öğrencilerin oranı %10; Gaziosmanpaşa Karlı Tepe İlkokulundan araştırmaya katılan öğrencilerin oranı %9,7; Gaziosmanpaşa Preveze İlkokulundan araştırmaya katılan öğrencilerin oranı %7,5; Gaziosmanpaşa Selahattin Eyyubi İlkokulundan araştırmaya katılan öğrencilerin oranı %7,2; Gaziosmanpaşa Şükrü Yemenci İlkokulundan araştırmaya katılan öğrencilerin oranı %8,5; Gaziosmanpaşa Yenimahalle İlkokulundan araştırmaya katılan öğrencilerin oranı %8,5; Gaziosmanpaşa Mithat Paşa İlkokulundan araştırmaya katılan öğrencilerin oranı %12,5 ve Havuz Başı Atilla Baykal İlkokulundan araştırmaya katılan öğrencilerin oranı ise %4,4'tür. Araştırmanın amacı doğrultusunda Aile Değerlendirme Ölçeğinde elde edilen puanlar ve akademik not ortalamaları arasındaki ilişkileri incelemek için Pearson Korelasyon analizi kullanılmıştır. Araştırmanın amacı doğrultusunda Aile Değerlendirme Ölçeği boyutlarının akademik başarı üzerindeki etkisini belirlemek için; Aile Değerlendirme Ölçeği boyutları (bağımsız değişken) ile akademik puan ortalamaları (bağımlı değişken) arasında basit doğrusal regresyon analizi gerçekleştirilmiştir. Araştırmanınamacı doğrultusunda öğrencilerin; problem çözme, iletişim, roller, duygusal tepki verebilme, davranış kontrolü ve genel fonksiyonlar boyutu puan ortalamalarının cinsiyete göre anlamlı bir farklılık göstermediği anlaşılmaktadır. Ancak öğrencilerin gereken ilgiyi gösterebilme boyutu puan ortalaması cinsiyete göre anlamlı bir farklılık göstermiştir. Erkek öğrencilerin gereken ilgiyi gösterebilmeye yönelik aile işlevi algılarının daha sağlıksız olduğu anlaşılmıştır. Öğrencilerin; problem çözme, gereken ilgiyi gösterebilme ve davranış kontrolü boyutu puan ortalamalarının akademik puan ortalamalarına göre anlamlı bir farklılık göstermediği anlaşılmaktadır. Ancak öğrencilerin; iletişim, roller, duygusal tepki verebilme ve genel fonksiyonlar boyutu puan ortalamalarının akademik puan ortalamalarına göre anlamlı bir farklılık gösterdiği belirlenmiştir. Elde edilen sonuçlara göre, akademik ortalaması "70 ve altı" olan öğrencilerin; iletişim, roller, duygusal tepki verebilme, davranış kontrolü ve genel fonksiyonlara yönelik aile işlevi algıları, akademik ortalaması "80-90 arası" ve "90 ve üzeri" olan öğrencilerininkine göre daha sağlıksızdır. Öğrencilerin; akademik puan ortalamaları ile problem çözme ve gereken ilgiyi gösterebilmeye yönelik aile işlevi puanları arasında düşük düzeyde negatif yönlü ve anlamsız ilişkilerin bulunduğu anlaşılmıştır. Diğer yandan, öğrencilerin; akademik puan ortalamaları ile iletişim, roller, duygusal tepki verebilme, davranış kontrolü ve genel fonksiyonlara yönelik aile işlevi puanları arasında düşük düzeyde negatif yönlü ve anlamlı ilişkilerin bulunduğu anlaşılmaktadır . Öğrencilerin; iletişim, roller, duygusal tepki verebilme, davranış kontrolü ve genel fonksiyonlara yönelik sağlıklı aile işlevi algıları arttıkça, akademik puan ortalamaları da artış göstermektedir.
Otizm spektrum tanısı konulmuş çocuğa sahip ailelerin psikolojik süreçlerinin stres ve tükenmişlik bağlamında incelenmesi
Otizm tanısı almış çocukların rehabilite edilmesinde ebeveynlerin pek çok belirleyici rolleri bulunmaktadır. Otizmli çocukların ailelerin psikolojik süreçlerinin stres ve tükenmişlik düzeylerinin incelenmesi bu araştırmanın amacını oluşturmaktadır. Otizmli çocuklar ve ailelerine yönelik araştırmada İstanbul Ataşehir ve İstanbul Kadıköy ilçelerindeki özel eğitim okullarındaki 103 aileyle görüşmeler yapılmıştır. Araştırmada 'Kişisel Bilgi Formu', 'Aile Stresini Değerlendirme Ölçeği' ile 'Maslach Tükenmişlik Ölçeği" kullanılmış ve veriler SPSS: programı aracılığıyla analiz edilmiştir. Araştırma sonuçları, otizmin ebeveynler tarafından inkar edilmesinin rehabilitenin önünde bir engel niteliği taşıdığını, kabullenmenin ise otizm rehabilitesinin ilk adımı olarak kabul edildiğini ortaya koymuştur. Çalışmada ayrıca engel düzeyi hafif olan çocuklar ile engel düzeyi ağır olan çocukların duygusal tükenme, tükenmişlik, karamsarlık, ana-baba ve aile sorunları ile aile stres ortalamalarının benzer düzeyde olduğu; buna karşın işlev yetersizliği, kişisel başarı ve duyarsızlaşma konusunda hafif OSB tanılı çocukların lehine olacak şekilde farklılaştığı yönünde sonuçlara ulaşılmıştır. Çalışmanın Ataşehir ve Kadıköy bölgesindeki 103 aileden oluşması, ulaşılan sonuçları sınırlı hale getirmektedir. Anahtar Kelimeler: OSB, OSBli Çocuklar, Ebeveynler, Stres, Tükenmişlik.
Belirsiz kayıp: Aile bireyleri üzerindeki etkileri ve belirsiz kayıpla başa çıkmada etkili değişkenler
Bu araştırmada belirsiz kaybın aile bireylerinde yol açtığı psikososyal etkilerin belirlenmesi ve bazı bireysel değişkenlerin belirsiz kaybın olumsuz etkileri ile ilişkilerinin saptanması amaçlanmıştır. Araştırmanın örneklemi 41'i fiziksel kayıp ve 73'ü psikolojik kayıp olmak üzere toplam 114 belirsiz kayıp yakınından oluşmaktadır. Veri toplama araçları olarak araştırmacı tarafından hazırlanan Demografik Bilgi Formu, Aile Yapısı ve Kaybın Etkileri İle İlgili Soru Formu; bu araştırma kapsamında Türkçe uyarlaması yapılan Sınır Belirsizliği Ölçeği; Belirsizliğe Tahammülsüzlük Ölçeği Kısa Formu (BTÖ-12); Bilişsel Esneklik Envanteri (BEE); Stresle Başa Çıkma Tarzları Ölçeği (SBTÖ); Connor-Davidson Psikolojik Sağlamlık Ölçeği (CD-PSÖ) ve Diyalektik Düşünme Ölçeği (DDÖ) kullanılmıştır. Araştırma verileri Haziran 2017 ile Aralık 2017 tarihleri arasında yüz yüze ve dijital ortamda gerçekleştirilen uygulama ile toplanmış, SPSS 21.0 paket programı ile analiz edilmiştir. Türkçe uyarlaması gerçekleştirilen sınır belirsizliği ölçeklerinin, yüksek düzeyde güvenilir olduğu ve fiziksel kayıp yakınları ile Alzheimer hasta yakınlarında sınır belirsizliğinin değerlendirilmesinde ölçüm aracı olarak kullanılabileceği saptanmıştır. Araştırmadan elde edilen bulgular, belirsiz kayıp yakınlarının sınır belirsizliği ile fiziksel, duygusal ve bilişsel sorunlar yaşadığını, kayıp öncesinde gerçekleştirdikleri aile adetlerinin azaldığını ve aile, iş ve sosyal hayatlarının olumsuz yönde etkilendiğini göstermiştir. Bununla birlikte, fiziksel kayıp yakınlarında aile adetlerinde azalma ile aile ve iş hayatında olumsuz etkilenme daha fazla iken, psikolojik kayıp yakınlarında sınır belirsizliği, duygusal ve bilişsel sorunlar ile sosyal hayatta olumsuz etkilenmenin daha fazla olduğu belirlenmiştir. Bireysel değişkenlere yönelik bulgular ise belirsizliğe tahammülsüzlük ve diyalektik düşünme artıkça sınır belirsizliğinin ve kaybın birey üzerindeki etkilerinin arttığını göstermiştir. Benzer şekilde, stresle pasif başa çıkma tarzlarının da sınır belirsizliği ile duygusal ve bilişsel sorunları artırdığı belirlenmiştir. Bilişsel esneklik, stresle aktif başa çıkma tarzları ve psikolojik dayanıklılık ile sınır belirsizliği arasında anlamlı bir doğrusal ilişki saptanmamıştır. Buna karşın, aktif stratejilerin duygusal sorunları; bilişsel esneklik ve psikolojik dayanıklılığın ise fiziksel, duygusal ve bilişsel sorunları azalttığı belirlenmiştir. Ayrıca, belirsizliğe tahammülsüzlük düzeyi arttıkça bilişsel esneklik de azalmaktadır. Yapılan bu araştırmada ulaşılan bulgular, belirsiz kaybın birey ve aile üzerindeki etkilerinin gelecek çalışmalarda sınanmaya devam edilmesi gerektiğini; ayrıca sosyal ve klinik uygulama alanlarında belirsiz kayıp yakınlarına yönelik iyileştirici müdahaleler geliştirilmesinin önemini ortaya koymaktadır.
13-15 yaş grubundaki bireylerde empatinin aleksitimi düzeyleri üzerindeki etkisi
Duyguları tanımlamada ve ifade etmede yetersizlik duyma olarak en genel şekilde ifade edilen aleksitimi, günümüzde giderek artan bir şekilde toplumda görülmektedir. Özellikle ilköğretim çağındaki çocuklarda aleksitimi semptomlarının arttığı ifade edilebilir. Yine en genel tanımıyla kendisini başkasının yerine koyma, başkası gibi düşünme şeklinde tanımlanabilecek olan empatinin de literatürde giderek azaldığı ile ilgili çalışmalar mevcuttur. Öte yandan aleksitimi ile empati arasındaki ilişkiyi inceleyen yeterli çalışma mevcut değildir. Bu nedenle bu çalışmada, ilköğretim çağındaki bireylerin aleksitimi ile empati düzeyleri arasındaki ilişki incelenmiştir. Çalışmada bu bağlamda, İstanbul ili Ayazağa İlköğretim Okulunda ve Mehmet Ipgin İlköğretim okulunda 2014-2015 eğitim öğretim yılında öğrenim gören (n=170) ilköğretim öğrencisine, Sarıyer belediyesi aile danışma merkezine gelen danışanlara ve Sarıyer belediyesi yaz kurslarına giden öğrencilere Baron Empati Ölçeği ve Toronto Aleksitimi Ölçeğini içeren anket uygulaması yapılmıştır. Çalışma sonuçlarına göre 13-15 yaş grubundaki bireylerde aleksitimi düzeyleri ile empati düzeyleri arasında anlamlı bir ilişkinin olmadığı görülmüştür (p<0,01). Bireylerin empati düzeyleri üzerinde sadece kardeş sayısı ve babanın eğitimini istatistiksel olarak anlamlı bulunurken; aleksitimi düzeyleri üzerinde ise sınıfın istatistiksel olarak anlamlı etkisinin olduğu saptanmıştır (p<0,05). Anahtar Kelimeler: Aleksitimi ; Eşduyum; İlkokul.
Özel yurtlarda kalan devlet lisesi öğrencileri ile ailelerinin yanında kalan devlet lisesi öğrencilerinin benlik saygısı düzeylerinin karşılaştırılması
Bu araştırmada özel yurtlarda kalan devlet lisesi öğrencileri ile ailelerinin yanında kalan devlet lisesi öğrencilerinin anne-baba eğitim durumu, anne çalışma durumu, öğrencilerin akademik düzeyleri, okul türleri, ailelerinin sosyo-ekonomik düzeyleri, anne baba birliktelik durumu ve anne-babanın çocuklara karşı tutumları olarak belirlenen demografik değişkenler kapsamında benlik saygısı düzeyleri karşılaştırılmıştır. Araştırma evrenini İstanbul'daki tüm özel yurtlar ve İstanbul'daki farklı okul türlerindeki liseler oluşturmuştur. MEB (2015) verilerine göre İstanbul'da 177 özel ortaöğretim yurdu bulunmaktadır. Bu yurtlardan 139'unu erkek öğrenciler, 38'ini ise kız öğrenciler kullanmaktadır. Erkek öğrencilerin kalabileceği yurtların toplam kapasitesi 13.339 iken, kız öğrencilerin kalabileceği yurtların toplam kapasitesi 2908'dir. Bu anakütle içerisinden örneklemi, İstanbul Avrupa Yakası ilçelerinden Esenyurt'taki Özel Mehmet Altun Orta Öğretim Erkek Öğrenci Yurdu'nda kalan 57 öğrenci oluşturmaktadır. Bu araştırmada karşılaştırma yapılabilmesi için İstanbul Avrupa Yakası'nda bulunan Esenyurt İlçesi'ndeki Ali Kul Çok Programlı Anadolu Lisesi öğrencileri, Borusan Asım Kocabıyık Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi öğrencileri, Kıraç Anadolu Lisesi Öğrencileri ve İhsan Nakipoğlu Anadolu İmam Hatip Lisesi öğrenciler eşit düzeyde 233 öğrencinin katılmasıyla toplamda 290 öğrenci araştırmanın kapsamını oluşturmuştur. Araştırmada uzman görüşler alındıktan sonra oluşturulan Kişisel Bilgi Formu ve öğrencilerin benlik saygısı düzeylerini ölçmek amacıyla Rosenberg Benlik Saygısı Ölçeği uygulanmıştır. Araştırmada aileleriyle birlikte kalan devlet lisesi öğrencileri ile özel yurtlarda yaşayan devlet lisesi öğrencilerinin benlik saygısı düzeyleri, belirtilen demografik değişkenler açısından karşılaştırıldığında, öğrencilerin benlik saygısı düzeyleri arasındaki farkın istatistiksel olarak anlamlı olmadığı görülmüştür. Araştırmanın verileri SPSS 23.0 programında işlenmiştir. Alt problemlerde veriler parametrik olduğundan İki Yönlü Anova Testi uygulanmıştır. Anahtar Kelimeler : Benlik Kavramı, Benlik Saygısı, Özel Yurtlar
Türk sinemasında aile kurumunun temsili ve dönüşümü
Aile tarih boyunca Türk toplulukları için önemli bir konumda yer almış ve Türk ailesi belirli zaman dilimlerinde dönüşümler geçirerek bugünlere gelmiştir. Cumhuriyet'in ilanı Türk ailesinin modern bir aile yapısını kazanması hususunda önemli bir dönüm noktası olmuştur. Zira toplumun modernleşmesi adına atılan adımlar zaman içerisinde toplumda karşılık bulmuş ve çağdaş aile yapısına doğru dönüşümün olduğu görülmüştür. Söz konusu dönüşüm günümüzde halen devam etmektedir. Bu bağlamda sosyal bir kurum olan aile, Türk sinemasında da çeşitli nitelikleriyle temsil edilmektedir. Dolayısıyla hem bir sanat dalı hem de bir kitle iletişim aracı olarak sinemada Türk ailesinin nasıl temsil edildiği hususu önem kazanmaktadır. Zira sinema, kitleleri etkileme ve yönlendirme gücüne sahip bir araçtır. Sinema filmlerinin toplumları etkileme ve yönlendirme gücü doğal olarak özellikle yoğun izleyici sayılarına ulaşan filmlerle artmaktadır. Türk sinemasında izleyici sayılarının artışı hususunda da dönüm noktası olarak nitelendirilebilecek bir dönemin araştırma kapsamı içerisine alınması gerekliliği ortaya çıkmaktadır. Bu doğrultuda tezde temel olarak 1996-2000 yılları arasındaki dönemde vizyona girmiş, bir milyon ve üstü izleyici sayılarına ulaşan Türk filmlerinde, filmsel zaman göz önünde bulundurularak, Türk ailesinin sahip olduğu nitelikleriyle temsil edilip edilmediği sorusuna yanıt aranmıştır. Çalışmada öne sürülen temel varsayım ise, incelenen Türk filmlerinde Türk ailesinin sahip olduğu genel nitelikleriyle temsil edilebildiği, ancak filmlerde, ele alınan hikaye gereği bazı durum veya olayların Türk ailesiyle uyumsuzluk gösterebileceği yönünde olmuştur. Belirlenen filmler betimsel analiz yöntemiyle incelenerek çalışmanın temel sorusuna cevap aranmış ve tahlil edilen filmlerin tümünde filmsel zamana göre Türk ailesinin genel nitelikleriyle temsil edilebildiği sonucuna ulaşılmış, ancak analiz edilen filmlerin birisinde temsili yapılan ailelerde Türk ailesiyle uyum göstermeyen bazı durumların olduğu neticesine varılmıştır.
Üniversite öğrencilerinin aile aidiyeti, evlilik beklentileri ve evlilik tutumları arasındaki ilişki
Bireylerin psikolojik, sosyal ve fizyolojik gelişimlerinin başladığı ilk yer ailesidir. İnsanların hayattaki en önemli hedeflerinden birisi de mutlu bir evlilik hayatı geçirmektir. Aslında sağlıklı bireylerde mutlu ailelerden çıkmaktadır. Günümüz dünyasının belkide en fazla üzerinde durduğu konu aile konusu olmaktadır. Bu araştırma bu yüzden önemlilik arz etmektedir. Araştırmanın amacı ise; Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi öğrencilerinin aile aidiyeti, evlilik beklentileri ve evlilik tutumları arasındaki ilişkinin incelenmesidir. Çalışma 2017-2018 eğitim-öğretim yılında farklı bölümlerde öğrenim gören 250 kadın ve 222 erkek olmak üzere toplam 472 birey üzerinde uygulanmıştır. Araştırmada öğrencilerin aile aidiyet düzeylerini belirlemek için aile aidiyeti ölçeği, evlilik beklentilerini belirlemek için evlilik beklentisi ölçeği ve evlilik tutumlarını belirlemek için evlilik tutumu ölçeği kullanılmıştır. Verilerin analizinde SPSS 21.0 paket programından yararlanılmıştır. Verilerin analizinde demografik özelliklerin belirlenmesinde frekans dağılımı, iki bağımsız değişken ile aile aidiyeti, evlilik beklentisi, evlilik tutumu arasındaki ilişkiyi incelemek için Mann-Whitney U testi, ikiden fazla değişken ile aile aidiyeti, evlilik beklentisi, evlilik tutumu arasındaki ilişkiyi incelemek için Kruskall-Wallis H testi kullanılmış, aile aidiyeti, evlilik beklentisi, evlilik tutumu arasındaki ilişkiyi incelemek için de korelasyon analizi yapılmıştır. Değişkenler arasındaki fark P<.05 anlamlılık düzeyi esas alınarak yorumlanmıştır. Elde edilen bulgulara göre üniversite öğrencilerinin aile aidiyetini, evlilik beklentilerini ve evlilik tutumlarını; öğrencilerin cinsiyetleri, yaşları, ailelerinin aylık gelirleri, anne-babanın eğitim durumu gibi değişkenlerin etkilemediği sonucuna ulaşılmıştır. Aile aidiyeti ile evlilik beklentisi ve evlilik tutumu arasında anlamlı ilişki olduğu tespit edilmiştir. Evlilik beklentisi ile evlilik tutumu arasında anlamlı bir ilişki olduğu belirlenmiştir. Bu bulgular ışığında veriler tartışılıp yorumlanarak bundan sonra yapılacak araştırmalara faydalı olabilecek önerilere yer verilmiştir. Anahtar Kelimeler: Aile Aidiyeti, Evlilik Beklentisi, Evlilik Tutumu, Üniversite Öğrencileri.
Orhan Pamuk'un romanlarında aile ilişkileri
Toplumun temelini oluşturan aile kavramı birçok alanda olduğu gibi edebiyatın da konusu olmuştur. Aile kavramı roman, tiyatro ve hikâye olmak üzere birçok edebî türde işlenmiştir. İşlenen eserlerde aile kavramı aileler çeşitli yönleriyle ele alınmıştır. Bu tezde Orhan Pamuk'un tüm romanları incelenmiştir. Romanlar, geleneksel aile ve modern aile bağlamında değerlendirilmiştir. Ailenin değişimi ve dönüşümü ile aile bireyleri arasındaki ilişkilerle ilgili bilgiler verilmiştir. İkinci bölümde "geleneksel aile" hayatına ilişkin incelemeler yer alırken üçüncü bölümde ise "modern aile" kavramı açıklanarak ailenin değişimine dair örnekler incelenmiştir. Modern ve geleneksel ailenin alt başlıklarında ise roman kişileri arasındaki ilişkiler, parçalanan aile örnekleri, geleneksel aile yapısının modern dönemde nasıl değişime uğradığı, aile modelleri, aile bireylerinin sosyal ve ekonomik durumları ile eğitim düzeyleri detaylı bir şekilde ele alınarak incelenmiştir. Bu bağlamda tezde; romanlardaki aile türleri, aile bireylerini oluşturan roman kişileri arasındaki ilişkiler, ailenin toplumla olan etkileşimi belirlenmeye çalışılmıştır. Romanlarında; evlilik öncesi ve sonrasına, eşler ve çocuklar arasındaki ilişkilere de değinen Orhan Pamuk, bu ilişkileri işlerken tanışma aşaması, birliktelik, boşanma, ihanet, mutsuzluk, kıskançlık gibi durumlara, aile içi kavga ve tartışmalara yer verdiği için bu konular da incelemenin kapsamına alınmıştır. Tezin amacı, Orhan Pamuk'un romanlarındaki aile ilişkilerini ve aile kavramını sosyolojiden yararlanarak inceleyip romanlarda yer alan aile modellerini belirlemek, yazarın geleneksel aile ile modern aile hayatını nasıl yansıttığını değerlendirmektir. Anahtar kelimeler: Orhan Pamuk, roman, Türk edebiyatı, aile hayatı, geleneksel aile, modern aile, anne, baba, kardeş.