Aile içi ilişkiler

206 theses under this subject heading

DoctorateOpen AccessTR

Genç yetişkinlerde mükemmeliyetçilik ile romantik ilişki doyumu arasında duygusal zeka ve bilinçli farkındalığın aracılık rollerinin incelenmesi

Bu araştırmanın temel amacı genç yetişkinlerin romantik ilişki doyumlarına yönelik bir model öne sürmektir. Bu bağlamda birbirinden bağımsız iki çalışma gerçekleştirilmiştir. Çalışma I'de araştırmanın bağımlı değişkeni olan romantik ilişki doyumunun cinsiyete göre anlamlı bir farklılık gösterip göstermediği mete-analiz tekniği ile incelenmiştir. Mete-analize 67 bağımsız araştırma ile bu araştırmalara ait 95 etki büyüklüğü dahil edilmiş olup toplam 289.708 (163.058 kadın ve 126.650 erkek) örneklem sayısına ulaşılmıştır. Meta-analiz sonucunda cinsiyetin romantik ilişki doyumu üzerinde anlamlı bir etkiye sahip olmadığı anlaşılmıştır. Başka bir ifadeyle kadın ve erkeklerin romantik ilişki doyumlarının birbirlerine yakın düzeyde oldukları saptanmıştır. Ayrıca cinsiyet-romantik ilişki doyumu bağlantısında kültürün moderatörlük yapmadığı belirlenmiştir. Meta-analiz sonucundan yola çıkılarak Çalışma II'de ilişki doyumuna ait aracılık modeli cinsiyete yönelik ayrıştırma yapılmadan tek grupta test edilmiştir. Bu modelde mükemmelliyetçilik ile romantik ilişki doyumu arasında duygusal zekâ ve biliniçli farkındalığın aracılık rolleri ele alınmıştır. 421 üniversite öğrencisi [294 kadın (%69.8) ve 127 erkek (%30.2)] ile gerçekleştirilen bu çalışmada veri toplama araçları olarak "İlişki Doyumu Ölçeği", "Çok Boyutlu Mükemmeliyetçilik Ölçeği", "Duygusal Zekâ Özelliği Ölçeği – Kısa Formu" ve "Bilinçli Farkındalık Ölçeği" kullanılmıştır. Veriler regresyon temelli bootstrapping tekniğiyle analiz edilmiştir. Bootstrapping tekniği sonucunda genç yetişkinlerde duygusal zeka ve bilinçli farkındalığın mükemmeliyetçilik ile romantik ilişki doyumu arasında anlamlı bir biçimde kısmi aracılık yaptıkları görülmüştür. Başka bir ifadeyle, mükemmeliyetçiliğin düşmesi genç yetişkinlerin duygusal zeka ve bilinçli farkındalık düzeylerini artırabileceği ve bu artışlarların da romantik ilişki doyumunu güçlendirebileceği belirlenmiştir. Bununla birlikte kısmi aracılık söz konusu olduğu için mükemmeliyetçiliğin düşmesinin doğrudan da romantik ilişki doyumunu güçlendirebileceği ortaya çıkmıştır. Çalışma I ve Çalışma II'de elde edilen bulgular ilgili alanyazın doğrultusunda tartışılmış ve gelecek araştırmalara önerilerde bulunulmuştur.

Aile içi ilişkilerBilinçli farkındalıkDuygusal ilişki+3
Begüm Satıcı
Yıldız Technical University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Gelişimsel yetersizliği olan çocukların ebeveynlerinin sosyal destek ve öz yeterlik düzeyleri ile yaşam doyum düzeyleri arasındaki ilişkinin incelenmesi

Bu araştırmanın amacı; erken çocukluk döneminde bulunan (0-6 yaş) ve gelişimsel yetersizliği olan çocukların ebeveynlerinin algıladıkları sosyal destek düzeyleri, öz yeterlik düzeyleri ile yaşam doyumları arasındaki ilişkiyi ortaya koymak ve bu ilişkinin yordayıcı olabilecek değişkenlerini belirlemektir. Araştırmanın çalışma grubunu, Eskişehir ve Zonguldak illerinde yaşayan ve Milli Eğitim Bakanlığı'na bağlı özel eğitim ve rehabilitasyon merkezleri ile bir üniversite bünyesindeki araştırma ve uygulama merkezine devam etmekte olan erken çocukluk döneminde bulunan gelişimsel yetersizlik tanısı olan çocukların 225 ebeveyni oluşturmaktadır. Katılımcıların 139'unun kadınlar, 86'sını ise erkekler oluşturmaktadır. Araştırmada gelişimsel yetersizliği olan çocuklara ve ebeveynlerine ait kişisel bilgileri elde etmek üzere, araştırmacı tarafından geliştirilen "Kişisel Bilgi Formu" kullanılmıştır. Ebeveynlerin algıladıkları sosyal destek düzeyi "Yenilenmiş Ana Baba Sosyal Destek Ölçeği/YASDÖ" kullanılarak ölçülmüştür. Ebeveynlerin öz yeterlikleriyle ilgili algılarını belirlemek üzere; "Ebeveyn Öz Yeterlik Ölçeği Türkçe Versiyonu/EÖYÖ-TV" kullanılmıştır. Son olarak ebeveynlerin yaşam doyum düzeyleri "Yaşam Doyum Ölçeği/YDÖ" kullanılarak belirlenmiştir. Araştırmanın sonucunda, ebeveynlerin algıladıkları sosyal destek ve bu destekten memnuniyet düzeyleri ile gelir düzeyleri arasında düşük düzeyde ve anlamlı bir ilişki olduğu saptanmıştır. Ayrıca, ebeveynlerin öz yeterlik algılarının çocuklarının tanı türlerine farklılaştığı belirlenmiştir. Bununla birlikte, ebeveyn öz yeterliği ve sosyal destek değişkenleri ile ebeveynlerin yaşam doyumu puanları arasında yüksek düzeyde ve anlamlı bir ilişki olduğu sonucuna ulaşılmıştır. İki değişkenin birlikte yaşam doyumundaki toplam varyansın önemli bir bölümünü açıkladığı belirlenmiştir. Yapılan analizler sonucunda, her iki değişkenin de yaşam doyumu üzerinde önemli (anlamlı) birer yordayıcı olduğu ortaya çıkmıştır. Bulgular tartışılmıştır. Anahtar sözcükler: Gelişimsel yetersizlik, gelişimsel yetersizliği olan çocuğa sahip ebeveynler, sosyal destek, öz yeterlik, ebeveyn öz yeterliği, yaşam doyumu.

Aile içi ilişkilerBüyüme bozukluklarıEbeveynler+6
Melih Çattık
Anadolu University · Institute of Educational Sciences
2015
00
Master'sOpen AccessTR

Öğrenci-öğretmen-veli bağlamında sanat eğitimi

Günümüzde üreten, eleştiren, sorgulayan ve farklı düşüncelere saygı duyan bireylerin yetişmesi, onların hem bilişsel hem de duyuşsal alanların gelişimine odaklanan bir eğitimle mümkün olur. Görsel Sanatlar dersi çocukların, bireysel gelişim hızına uygun olarak yapılan araştırma, inceleme, keşfetme, yorumlama ve yaratıcı bir ürün ortaya koyma etkinlikleri sonunda dengeli bireyler olarak yetişmesini sağlayan önemli alanlardan biridir. Bu araştırmanın amacı öğrenci, öğretmen ve velilerin görüş ve deneyimlerine dayalı olarak ilkokul Görsel Sanatlar dersinin niteliğini etkileyen faktörler, yapılan etkinlikler, karşılaşılan sorunlar ve bu sorunlara yönelik çözüm önerilerinin olgubilimsel bir yaklaşımla incelenmesidir. Araştırmada, nitel araştırma yaklaşımı çerçevesinde olgubilim araştırma deseni kullanılmıştır. Araştırmanın çalışma grubu Gaziantep ilinde bulunan ilkokullardaki 4.sınıfta öğrenim gören altı öğrenci ve onların öğretmen ve velilerinden oluşturulmuştur. Araştırma verileri, iki oturum olarak yapılan yarı yapılandırılmış görüşmeler, öğrenci günlükleri ve ders planlarından toplanmıştır. Toplanan veriler içerik analizi yöntemiyle analiz edilerek yorumlanmıştır. Araştırma sonucunda, öğrenci, öğretmen ve velilerin Görsel Sanatlar dersinin gerekli ve önemli olduğunu düşündüğü, ancak bu dersin amaçları ve çocuklara sağladığı yararlar hakkındaki düşüncelerinin sınırlı kaldığı görülmüştür. Sınıf öğretmenleri Görsel Sanatlar dersini işlemeye yönelik kendilerini yetersiz görmekte; ders saati, ortam, araç-gereç yetersizliği ve diğer derslerin yoğunluğu gibi sorunlardan dolayı derste yapılan etkinlikler resim çalışmalarıyla sınırlı kalmakta ve bu nedenle Görsel Sanatlar dersinin amaçlarına ulaşılamamaktadır. Öğrenci, öğretmen ve veliler karşılaştıkları sorunların çözümüne yönelik olarak ders saatinin artırılması, dersin içeriğinin değiştirilmesi, dersi branş öğretmenleri vermesi, okullarda atölye düzenlenmesi, sınıf mevcudunun azaltılması, öğretmen kılavuz kitapları geliştirilmesi, lise ve üniversite giriş sınavlarında Görsel Sanatlar dersine yer verilmesi gibi önerilerde bulunmuşlardır. Anahtar Sözcükler: Sanat Eğitimi, İlkokul, Görsel Sanatlar Dersi, Veli, Sınıf Öğretmeni, Olgubilim.

Aile içi ilişkilerAna-baba-genç ilişkileriEğitim sistemi+7
Nurgül Çakmak
Anadolu University · Institute of Educational Sciences
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Aile kurumuna katkısı açısından din eğitiminin rolü

Araştırmamızın amacı din eğitiminin, aile kurumuna katkısını incelemektir. Araştırma Çorum İlinde yapılmıştır. Bu bölgede yaşayan 20 evli birey araştırmanın örneklemini oluşturmaktadır. Araştırma kapsamında öncelikle aile kurumu ve din eğitimi üzerine kavramsal çerçeve verilmiştir. Aynı zamanda ailede gözetilmesi gereken ahlaki ve manevi unsurların önemi üzerinde durulmuştur. Konuyla ilgili literatür taraması yapılmış ve bu kapsamda YÖK tez merkezinde konuyla ilgili yapılmış çalışmalar araştırılmıştır. Çalışmanın uygulama bölümünde ise araştırmanın örneklem gurubu için saptanan katılımcılara yüz yüze görüşme formu uygulanarak 10 açık uçlu soru sorulmuştur. Yapılan mülakatlar neticesinde ulaşılan bilgiler, eğitim yöntemleri ve daha önce çalışılmış akademik çalışmalar ışığında analiz edilmiştir. Yapılan analizde ayrıca Aile Araştırma Kurumu'nun istatistiklerine yer verilmiştir. Araştırmamız giriş kısmından sonra üç bölümden oluşmaktadır. Giriş kısmında araştırmanın problemi, amacı, yöntemi, modeli, evren ve örneklemi, sınırlılıkları, verilerin toplanması, analiz ve değerlendirilmesi ile ilgili bilgiler verilmiştir. Birinci bölümde araştırmamızın konusu ile ilgili kavramlar din eğitimi kapsamında tanımlanarak açıklanmıştır. Ayrıca ailede din eğitimi kavramı ve aile eğitiminin temel prensipleri çalışmalarımıza ışık tutması noktasında alt başlıklar halinde açıklanmıştır. İkinci bölümde ailede gözetilmesi gereken ahlaki ve manevi unsurlar açıklanmıştır. Üçüncü bölümde ise, toplanan veriler tablolar yardımıyla aktarılmış, yapılan anket sonuçları ve değerlendirmeler literatürdeki diğer araştırmalarla karşılaştırılmıştır. Sonuç ve öneriler kısmında ise, değerlendirme ve önerilerde bulunulmuştur. Aile kurumuna katkısı açısından din eğitiminin rolünün araştırıldığı bu çalışmada ulaşılan bulgularda bu görüşü destekler niteliktedir. Öyle ki araştırmaya katılan katılımcıların büyük çoğunluğu din eğitiminin aile kurumu için önemli olduğunu ifade etmişlerdir. Katılımcıların çoğunluğunun çocuklarına din eğitimi vermesi, evlerinde dini bilgi veren kitapların okunması aynı zamanda eşlerin birbirleri ile ve çocuklarıyla yaşanan sorunlarda dini öğretilerin referans alınması ulaşılan sonuçlar arasındadır. Anahtar Kavramlar: Aile, Din, Din Eğitimi ve Aile Kurumu

AileAile içi ilişkilerDin+1
Sema Tuncay
Hitit University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Çocuk suçluluğu ve toplumsal nedenleri

Bu tezin amacı, çocuk suçluluğuna yol açan toplumsal nedenleri günümüzde ulaşılan ekonomik, siyasal ve sosyolojik nedenlerle birlikte açıklamaktır. Çocuk suçluluğunun değişen mahiyeti ve günümüze ulaşan gelişim süreci bu tezin ana eksenini oluşturmaktadır. Çocukların suç kelimesi ile birlikte anılması gerçekten de içinde bulunduğumuz çağın, toplumları ne derecede etkilendiğini göstermektedir. Bu olumsuz etkiler sosyal polarizasyonu derinleştirmekte ve incelemeye çalıştığımız suçluluk olgusunun itici nedeni olmaktadır. Çocuklar üzerinde aile ve sosyal çevre tarafından sürdürülen toplumsallaştırma işlevi bu gibi makro etkenler tarafından başarılı bir şekilde tamamlanamamakta, göç, düzensiz kentleşme, gecekondulaşma, medya gibi faktörlerin olumsuz etkileri çocukların suça bulaşmasına neden olmaktadır.Anahtar Kelimeler: Çocuk, Suç, Çocuk Suçluluğu, Göç, Kentleşme, Aile, Medya.

AileAile içi ilişkilerGöçler+8
Hakan Balci
Kütahya Dumlupınar University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2011
00
Master'sOpen AccessTR

Ulus ötesi göçe katılan Antakyalı ailelerde kadınların göç deneyimi ve kendilik algısı

Türkiye coğrafi konumu itibariyle göç süreçlerine tarih boyunca tanıklık etmiştir. Türkiye'den yurt dışına işgücü göçü 1960'lı yıllarda başlamıştır. Göç hareketlerine de daha çok erkek nüfus katılırken kadınların göç süreci ise düzensiz göçlerle ya da aile birleşimi yoluyla olmuştur. Bu çalışmada Hatay ili Antakya ilçesinden göçü deneyimleyen ailelerde eşleriyle göç etmeyip köken ülkede kalan kadınların deneyimlerine odaklanılmıştır. Çalışmada bulgular ulus ötesi göç kuramı bağlamında değerlendirilmiştir. Çalışmanın bulguları Hatay ili Antakya ilçesinde yaşayan eşi ulus ötesi göçe katılmış kendisi çocuklarıyla köken ülkede kalan 17 kadınla yapılan görüşmelere dayanmaktadır. Kadınlara kapalı ve açık uçlu sorulardan oluşan yarı yapılandırılmış görüşme formu esnek bir biçimde uygulanmıştır. Çalışmada köken ülkede çocuklarıyla kalan kadınların günlük yaşam deneyimleri, kamusal alana katılımı, aile içinde değişen ebeveynlik rolleri ve kadınların kendilik algılarına odaklanılmıştır. Çalışmanın sonucunda ise ulus ötesi göç deneyimlerinin aile içerisindeki rolleri de şekillendirdiği bu süreçte iletişim unsurunun ve gelişen teknolojinin önemli bir yere sahip olduğu saptanmıştır. Kadınların kamusal alandaki aktifliklerinin ise eşlerinin yokluğunda artma eğiliminde olduğu belirlenmiştir. Ebeveynlik rollerinin de şekillendiği ancak yine de büyük bir değişimin yaşanmadığı anlaşılmaktadır. Kadınların eşleri olmadan köken ülkede başarabildikleri doğrultusunda ise olumlu kendilik algıları olmuştur. Kadınların toplumsal cinsiyete dair algı ve kanaatlerin de farklılaştığı belirlenmiştir. Antakya ilçesinde yaşanan bu göçmenlik durumu kentte farklı bir iş kolu olarak devam etmektedir.

Aile içi ilişkilerAntalyaBenlik algısı+5
Yağmur Eski
Gaziantep University · Göç Enstitüsü
2021
00
DoctorateOpen AccessTR

Dinin eşler arası ilişkiler üzerine etkisi: Dindar evli çiftlerin algısı üzerine nitel bir araştırma

Bu çalışma, dindar eşlerin ilişkilerine dinin nasıl etki ettiğine ilişkin algılarını anlamayı amaçlamaktadır. Dinin Eşler arası ilişkiler üzerine etkisinin nasıl algılandığı anlamanın yanı sıra, dinin evlilik ilişkisinin kurulmasına, anne-baba ve çocuk ilişkilerine, eşler arasında yaşanan sorunların önlenmesine, aile sorunlarının ve krizlerinin çözümüne etkileri anlaşılmak istenmektedir. Araştırma nitel araştırma yöntemlerinden kuram oluşturma yaklaşımına dayalı olarak gerçekleştirilmiştir. Bu kapsamda amaçlı örnekleme yöntemi ile ulaşılan, yaşları 32 ile 63 arasında değişen, en az 10 yıldır evli bulunan 30 çiftle (60 kişi) yarı yapılandırılmış görüşmeler gerçekleştirilmiştir. Araştırmada içerik analizi ve betimsel analiz yapılmıştır. Araştırmamıza katılan dindar eşlerin algısında, din, eş seçiminden itibaren aile ilişkilerini etkilemekte, hem eşler arası ilişkilere hem de anne-baba ve çocuk ilişkilerine olumlu katkılar sağlamaktadır. Araştırmamızın sonuçları dinin aile ilişkilerine etkilerini ele alan literatür ile uyumludur. Araştırmamız, dindar eşlerin, dini, aile sorunlarının oluşmasında önleyici ve ortaya çıkan aile sorunlarının çözümünde destek sağlayıcı olarak gördüklerini ortaya koymaktadır. Bu nedenle din, aile sorunlarının çözülememesinden kaynaklı içsel aile krizlerinin ortaya çıkmasını engelleyici, dışsal nedenli aile krizlerinin aşılmasında destek sağlayıcı ve aile yılmazlığını güçlendirici bir faktör olarak algılanmaktadır. Araştırmanın bulguları ilgili literatüre dayalı olarak tartışılmış, elde edilen sonuçların literatürle uyumlu olduğu görülmüştür. Son olarak ileri çalışmalar ve aile üzerinde çalışma yapan kurumlar için önerilerde bulunulmuştur.

AileAile içi ilişkilerAile sorunları+7
Volkan Tekdemir
Bursa Uludağ Üni̇versi̇ty · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Sporun aile içi iletişim üzerindeki etkilerinin incelenmesi

Bu araştırma, sporun aile içi iletişimdeki etkisini tespit etmeye yöneliktir. Araştırma nicel yöntemlerden ilişkisel tarama modelinde tasarlanmıştır. Örneklem grubu basit tesadüfi örnekleme yoluyla belirlenen 270 erkek; 272 kadın katılımcı olmak üzere 542 kişiden oluşmaktadır. Araştırmanın verilerini elde etmek amacıyla araştırmacı tarafından literatür taraması sonucunda oluşturulan Kişisel Bilgi Formu ve düzenli spor yapma durumunu belirlemeye yönelik Düzenli Spor Bilgi Formu dışında Erdoğan ve Anık (2018) Türkçeye uyarlanan Aile İletişim Kalıpları Ölçeği kullanılmıştır. Aile İletişim Kalıpları Ölçeği ve alt boyutlarının güvenilirlik değerleri hesaplandığında toplam puan, 0.721 olarak belirlenmiştir. Güvenirlik sınırı Sijtsma'ya (2009) göre 0.70 olarak belirtilmiş olup araştırmada kullanılacak olan ölçeğin bu koşulu sağladığı görülmektedir. Araştırmada verilerin istatistiksel analizi için SPSS 25.0 programından yararlanılarak tanımlayıcı ve anlam çıkarıcı istatistik yöntemler kullanılmıştır. Verilerin değerlendirmesi ise %95 güven aralığında ve p<.05 anlamlılık düzeyinde yapılmıştır. Verilerin tanımlanmasında frekans ve yüzde analizi, verilerin karşılaştırılmasında ise ikili gruplarda t testi, ikiden fazla olan gruplarda One Way Anova analizi kullanılmıştır. Araştırmada uygulanan anketlerin arasındaki ilişkiyi belirlemek için Pearson Korelasyon analizi yapılmıştır. Yapılan analiz sonucunda; katılımcıların %50'sinin spor yapmadığı, belirli günlerde spor yaptığını belirten katılımcıların günlük ortalama spor yapma süresinin 44 dakika olduğu sonucu bulunmuştur. Düzenli spor yapma durumunun demografik değişkenlere göre farklılaşıp farklılaşmadığıyla ilgili bulgulardan hareketle cinsiyet, yaş, yerleşim birimi, anne baba öğrenim durumuna, aile gelir düzeyine, anne baba meslek grubuna göre farklılaşma olduğu sonucuna ulaşılmaktadır. Katılımcıların aile içi iletişim düzeyinin belirlenmesi amacıyla yapılan analiz sonucunda aile içi iletişim düzeyinin yüksek olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Aile içi iletişim yönüyle demografik değişkenlerin etkisiyle ilgili bulgulara bakıldığında ise cinsiyete, yaşa, yerleşim birimine, anne ve baba öğrenim durumuna, kardeş sayısına, aile gelir düzeyine, anne ve baba meslek grubuna göre herhangi bir farklılık oluşmadığı sonucuna ulaşılmaktadır. Katılımcıların düzenli spor yapma durumlarıyla aile içi iletişim arasındaki ilişkinin incelenmesi amacıyla yapılan regresyon analizinin sonucuna göre düzenli spor yapma durumlarıyla aile içi iletişim arasında ilişki olmadığı anlaşılmaktadır.

AileAile içi iletişimAile içi ilişkiler+2
Fulya Algan
Gaziantep University · Institute of Health Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Ruhsal hastalığı olan bireylerin aile içi ilişkileri: Bolvadin örneği

Bu tezin amacı, ruhsal hastalığı olan bireylerin aile içindeki ilişkilerini Bolvadin örneğinde farklı değişkenler üzerinden sorunsallaştırmaktır. Bireyin doğumundan itibaren eğitimi ailede başlamaktadır. İletişimin de ilk başladığı yer ailedir. Birey, aile-içi ilişkileri, topluma yansıtmaktadır. Ailenin sevgi ve ilgiyle yaklaşması bireyin diğer insanlarla ilişkilerini olumlu yönde etkilemektedir. Aile-içi ilişkilerde kopukluk yaşanması ile birlikte ailenin ilgisiz tutumu, bireylerin diğer insanlarla ilişkilerinde sorunlar çıkmasına neden olmaktadır. Ruhsal hastalığı olan bireyler, ne zaman ne yapacağı belli olmayan ve uzak durulması gereken bireyler olarak damgalanmaktadır. Damgalanmış bireylerin, yakın çevrelerindeki insanlar damgadan etkilenmektedir. Ruhsal hastalığı olan bireyler, hastalıkla başa çıkma mücadelesi verirken toplumun önyargılarıyla da karşılaşmaktadır. Bu bireylerin dışlanması ve damgalanması sonucu, birey kendini diğer insanlardan uzaklaştırmak istemektedir. Bu çalışma ruhsal hastalığı olan bireylerin aile içinde ve kişilerarası ilişkilerdeki yaşadıkları sorunları irdelemiştir. Çalışmada ruhsal hastalığı olan bireylerin aile içi ilişkileri ele alınıp değerlendirilmiştir. Çalışmada verilerin toplanmasında, nitel araştırma yöntemi kapsamında mülakat tekniği kullanılmıştır. Toplanan veriler içerik analizi yapılarak yorumlanmıştır.

AileAile içi iletişimAile içi ilişkiler+3
Rümeysa Totu
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

İş arama tecrübelerinin arayanların bakış açısıyla bir incelemesi: Ankara ili sosyoloji mezunları örneği

Modern çağın en ciddi sorunlarından biri, gençlerin iş imkanlarından yeterince faydalanmamalarıdır. Bu işsizlik durumu sadece belirli bir bölgeyi değil, tüm bir ülkeyi etkilemektedir. Özellikle dezavantajlı gruplar, işsizlik sorunundan diğerlerine göre daha fazla etkilenmektedir. Bu nedenle işsizlik, küresel bir sorun haline gelmiştir. Türkiye'de gençlerin sayıca fazla olması, işsizlik sorununu daha da karmaşık hale getirmektedir. Sosyoloji mezunları (25-35 yaş arası) gençlerin, iş gücü piyasasına girişte bir dizi sorunla karşılaşmakta ve bu sorunlarla başa çıkmaya çalışmaktadırlar. Sosyoloji mezunu gençlerin, eğitim ve deneyim kazanma amacıyla düşük ücretli işlerde çalışmak zorunda kalmaları ve bu işlerin sona erdiğinde işverenler tarafından terk edilmeleri gibi durumlar, bu çalışmada özenle ele alınmıştır. Modern çağda toplumsal dayanışmanın azaldığı, iş bölümünün zayıfladığı ve toplumsal uyumluluktan ziyade çatışmanın öne çıktığı bir dönemde yaşadığımız görülmektedir ve bu durum bu çalışma içinde sosyolojik olarak incelenmiştir. Bu bağlamda, Ankara ilindeki sosyoloji mezunu gençlerin (25-35 yaş aralığı) iş bulma deneyimleri, kişisel, mesleki ve ekonomik açıdan incelenmiş olup derinlemesine görüşmeler gerçekleştirilmiştir. Bu araştırmada nitel araştırma yöntemi tercih edilmiştir. Araştırma verilerinin değerlendirilmesi sonucunda sosyoloji bölümünde, iş piyasasına yönelik pratik deneyimlerin yetersiz olduğu ve mezuniyet sonrasında işverenler tarafından deneyimsiz olarak algılandığı tespit edilmiştir. Mezunlar, okul dışında aldıkları sertifikalar ve çeşitli belgelerin iş yaşamına katkı sağlamadığını, sadece boş zamanlarını doldurduğunu ifade etmişlerdir. Sosyoloji mezunu gençler, kendi bölümleriyle ilgili işlere girememenin etkisiyle, daha geniş kariyer fırsatları sunan farklı alanlara yönelmeye çaba sarf etmektedirler. Bu bağlamda sosyoloji mezunu gençlerin işe girememesi sonucunda çeşitli psikolojik ve bedensel sorunlar ile karşılaşmaktadır. Günümüz koşullarında eğitimli olmanın yeterli olmadığı ve deneyimlerin önemli olduğu da vurgulanmaktadır. Son olarak, sosyoloji bölümünün mezunlara ne gibi katkılar sağladığı, tecrübe ve deneyimlerin nasıl kazanılabileceğine dair bilgiler de ele alınmıştır.

Aile içi iletişimAile içi ilişkilerAkran ilişkileri+6
Hilal Kartal
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2024
00
Master'sOpen AccessTR

İlköğretim 5. sınıf öğrencilerinin performans görevlerindeki başarıları ile ailelerinin eğitim-öğretim çalışmalarına katılım düzeyleri arasındaki ilişkinin belirlenmesi

Bu araştırmanın temel amacı ilköğretim 5. sınıf öğrencilerinin performans görevi yapma başarıları ile ailelerinin katılım düzeyleri arasındaki ilişkinin ortaya konmasıdır. Bu temel amaç doğrultusunda İlköğretim 5. sınıf öğrenci velilerinin çocuklarının eğitim-öğretim faaliyetlerine katılım düzeyinin; sosyo-ekonomik düzey, yaş, cinsiyet, meslek, çocuğa yakınlık, eğitim durumu açılarından farklılaşıp farklılaşmadığı ve ilköğretim 5. sınıf öğrencilerinin performans görevi başarı puanları ile velilerinin katılım düzeyi arasında anlamlı bir ilişki bulunup bulanmadığı belirlenmiştir. Ayrıca ilköğretim 5. sınıf öğretmenlerinin ve velilerinin aile katılımı, aile katılım sürecinde yaşananlar, performans görevleri, performans görevlerini yapma sürecine ilişkin görüşleri araştırılmıştır.Araştırma ilişkisel tarama modelinde betimsel bir çalışmadır. Araştırmanın nicel boyutunda Mersin ili Tarsus ilçesinde alt-orta ve üst sosyo-ekonomik düzeylerden 6 okulda çocukları 5. sınıfta okuyan 297 veli ile çalışılmış ve bu velilerin katılım düzeyleri Fantuzzo, Tüghe ve Childs (2000) tarafından geliştirilen ?Aile Katılım Ölçeği? (Family Involvement Questionnaire? ile sosyo-ekonomik düzeyleri ise Bacanlı (1997) tarafından geliştirilen ?Sosyo-Ekonomik Düzey Belirleme Anketi? ile belirlenmiştir. Velilerin ?Aile Katılım Ölçeği? ile belirlenen katılım düzeyleri ile çocuklarının Türkçe, Matematik, Fen ve Teknoloji ve Sosyal bilgiler derslerinden aldıkları performans notları arasındaki ilişkiye bakılmıştır. Nitel boyutta ise ?Aile Katılım Ölçeği? uygulanan sınıfları okutan öğretmenlerden gönüllü olan sekizi ve ?Aile Katılım Ölçeği?nden alınan puanlar temel alınarak belirlenen 8'i düşük, 8'i yüksek katılım düzeyine sahip gönüllü olan toplam 16 veli ile görüşme yapılmıştır. Görüşme verilerinin çözümünde içerik analizi yöntemi kullanılmıştır.Araştırma sonucunda, velilerin 100'ünün (%33.7) düşük katılım düzeyine, 108'inin (%36.4) orta katılım düzeyine ve 89'unun (%30) yüksek katılım düzeyine sahip oldukları; Aile Katılım Ölçeği Puanları ve Ev Temelli Katılım ölçeği puanları ile alınan Matematik, Türkçe, Fen ve Teknoloji ve Sosyal Bilgiler derslerinden alınan performans görevi notları arasında pozitif yönde anlamlı bir ilişki bulunduğu ortaya çıkmıştır. ?Aile Katılım Ölçeği? puanları ile sosyo-ekonomik düzey arasında anlamlı bir farklılaşmanın bulunduğu ancak, yaş, cinsiyet, eğitim durumu, meslek ve yakınlık düzeyi ile anlamlı bir farklılaşmanın bulunmadığı görülmüştür.Nitel veriler analiz edildiğinde öğretmenler, velilerin kendileri ile iletişimlerini iyi bulurken evdeki ve okuldaki etkinliklere katılımlarını yetersiz buldukları, aile katılımının öğrenci başarısını arttırdığını ve okul-aile işbirliğinin gerekli olduğunu düşündükleri görülmüştür. Ayrıca öğretmenler, aile yardımı gerektirecek ödev vermediklerini, performans görevinin başarısında velinin, öğretmenin ve öğrencinin birtakım sorumlulukları olduğunu, performans görevinin öğrencinin başarısında katkısı olduğunu, performans görevinin çoğunlukla olumlu yanları olduğunu, performans görevini değerlendirmede ölçek kullandıklarını belirtmişlerdir. Veliler ise çocuklarının öğretmeni ile ara sıra görüştüklerini, öğretmenle iletişimde daha çok yüz yüze görüşme, veli toplantısına katılma ve telefonla görüşme tekniklerini kullandıklarını, okul etkinliklerine katıldıklarını ve çocuklarının okul yaşamını takip ettiklerini, okul-aile işbirliğinin gerekli olduğunu düşündüklerini ve veli olarak çocuklarının okul yaşamında etkili olduklarını belirtmişlerdir. Ayrıca veliler, performans görevinin araştırma gerektiren ödev olduğunu, performans görevinin başarısında veli olarak bazı sorumlulukları olduğunu, performans görevinin çoğunlukla olumlu yanları olduğunu, çocuklarının tüm derslerden aldıkları performans görevlerine eşit derecede önem verdiklerini ve öğretmenin verdiği performans görevi notunun adaletli şekilde verildiğine inandıklarını belirtmişlerdir.Anahtar Sözcükler: Aile Katılımı, Performans Görevi, Okul-Aile İşbirliği.

Aile içi ilişkilerAile katılımıAile yardımları+6
Meltem Şeker
Çukurova University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2009
00
Master'sOpen AccessTR

Ergenlerde görülen kural dışı davranışların aile işlevelliği, aile risk faktörleri ve yaşam kalitesi açısından incelenmesi

Bu araştırmada 14-18 yaş aralığında bulunan ergenlerde görülen kuraldışı davranışların aile işlevselliği, aile risk faktörleri (anne-babanın alkol kullanma durumu, ev içi şiddet, ebeveyn çatışması,?) ve yaşam kalitesi (yüksek-düşük) açısından incelenmesi amaçlanmıştır.Araştırma 9, 10, 11 ve 12. sınıfa devam eden 695 lise öğrencisi ile gerçekleştirilmiştir. Öğrencilerin kuraldışı davranış düzeylerine ilişkin veriler ?Kuraldışı Davranış Ölçeği? (Kaner, 2001), aile işlevselliğine ilişkin veriler ?Aile Değerlendirme Ölçeği? (Bulut, 1990), aile risk faktörlerine ilişkin veriler araştırmacı tarafından hazırlanan ?Aile Risk Faktörleri Anketi?, kişisel ve ailesel özelliklere ilişkin veriler araştırmacı tarafından hazırlanan ?Kişisel Bilgi Formu?, yaşam kalitesi düzeylerine ilişkin veriler ise ?Kindl Yaşam Kalitesi Ölçeği? ( Ravens-Sieberer ve Bullinger, 1998) kullanılarak elde edilmiştir. Verilerin analizinde parametrik olmayan testlerden Mann Whitney U Testi ve Kruskal Wallis' ten yararlanılmıştır.Araştırmadan elde edilen bulgulara göre; problem çözme, iletişim, roller, duygusal tepki verebilme, gereken ilgiyi gösterme, davranış kontrolü ve genel işlevler açısından sağlıksız işlev gösteren aileye sahip ergenler, sağlıklı işlev gösteren aileye sahip ergenlere kıyasla kuraldışı davranışları daha yüksek oranda göstermektedir.Bunun yanında geniş aileye sahip olan, anne-baba eğitim düzeyi yüksek olan, gelir düzeyi yüksek olan, anne-babası alkol kullanan, anne-babası sık sık kavga eden, aile içi şiddet gören, anne-babasından ilgi, sevgi görmeyen, ebeveyni otoriter tutuma sahip, ailesinde ruhsal hastalığa sahip kişi ya da kişiler olan, ailesinde herhangi bir suçtan ceza almış kişi ya da kişiler olan ve yaşam kalitesi düşük olan ergenler arasında kuraldışı davranışların görülme sıklığı daha fazla bulunmuştur. Buna karşın, anne babaların birliktelik durumuna göre ve ailenin göç etme durumuna göre ergenlerin kural dışı puanları arasında anlamlı farklılık bulunmamıştır.Anahtar Sözcükler: Ergenlik, kural dışı davranış, aile işlevleri, risk faktörü, yaşam kalitesi

Aile içi ilişkilerAile işlevleriErgenler+4
Fatoş Bulut
Çukurova University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2010
00
Master'sOpen AccessTR

Ön ergenlerde olumlu ve olumsuz mükemmeliyetçilik ile algılanan anne baba tutumları arasındaki ilişkinin incelenmesi

Bu araştırmanın amacı, ön ergenlerde olumlu ve olumsuz mükemmeliyetçilik ile algılanan anne baba tutumları arasındaki ilişkileri incelemek ve anne baba tutumları açısından (demokratik, izin verici/müsamahakâr, izin verici/ihmalkâr ve otoriter) olumlu ve olumsuz mükemmeliyetçiliğin nasıl farklılaştığını belirlemektir.Araştırmanın örneklemi, 11?16 yaşları arasında, 362 kız, 364 erkek olmak üzere, toplam 726 ön ergenden, Adana ili, Çukurova, Sarıçam, Seyhan ve Yüreğir ilçelerinde yer alan sekiz ilköğretim okulundan, olasılık temelli olmayan örnekleme yöntemlerinden Uygun Örnekleme ile oluşturulmuştur. Araştırmaya katılan grubun, olumlu ve olumsuz mükemmeliyetçilik düzeylerini belirlemek amacıyla ?Olumlu ve Olumsuz Mükemmeliyetçilik Ölçeği?, Algılanan anne ve baba tutumlarını belirlemek amacıyla ise ?Anne Baba Tutum Ölçeği? kullanılmıştır.Araştırmada toplanan veriler SPSS 11.5 paket programı kullanılarak analiz edilmiştir. İlk önce araştırmaya katılan katılımcıların kişisel bilgileri ile ilgili özelliklerinin belirlenmesi amacıyla betimsel istatistikler hesaplanmıştır. İkinci aşamada ise olumlu ve olumsuz mükemmeliyetçilik düzeylerinde anne baba tutumlarına, cinsiyet, anne baba öğrenim düzeyleri ve ön ergenlerin eğitim gördükleri okul türüne göre anlamlı bir farklılaşma olup olmadığını anlamak için varyans analizi yapılmıştır.Anne baba tutumları, cinsiyet, anne baba öğrenim düzeyi ve ön ergenlerin eğitim gördükleri okul türüne göre ön ergenlerin olumlu mükemmeliyetçilik düzeylerinde farklılaşma olup olmadığı incelendiğinde, anne ve baba tutumlarına göre olumlu mükemmeliyetçilik düzeylerinin farklılaştığı ve bu farklılığın demokratik anne baba tutumları lehine, ihmalkâr anne baba tutumları aleyhine olduğu belirlenmiştir. Diğer taraftan anne baba öğrenim düzeylerine göre de anlamlı bir farklılaşma olduğu, bu farklılığın anne ve babası okuryazar olmayan ve ilkokul mezunu olanlar lehine olduğu görülmektedir. Ön ergenlerin eğitim gördükleri okul türüne göre ise farklılığın devlet okulunda eğitim alan ön ergenler lehine olduğu belirlenmiştir. Ancak cinsiyet temel etkisinin olumlu mükemmeliyetçilik düzeylerinde anlamlı bir farklılaşma oluşturmadığı gözlenmiştir.Anne baba tutumları, cinsiyet, anne baba öğrenim düzeyi ve ön ergenlerin eğitim gördükleri okul türüne göre ön ergenlerin olumsuz mükemmeliyetçilik düzeylerinde farklılaşma olup olmadığı incelendiğinde ise, cinsiyete göre anlamlı bir farklılaşmanın olduğu ve bu farklılığın kız ön ergenler aleyhine olduğu görülmüştür. Ancak, algıladıkları anne baba tutumlarına, eğitim gördükleri okul türüne ve anne babalarının öğrenim düzeylerine göre olumsuz mükemmeliyetçilik puanlarında anlamlı bir farklılaşma olmadığı görülmektedir.Diğer yandan, cinsiyet, anne baba öğrenim düzeyi ve ön ergenlerin eğitim gördükleri okul türü ile anne baba tutumları ortak etkilerinin olumlu ve olumsuz mükemmeliyetçilik düzeylerinde anlamlı bir farklılaşma oluşturmadıkları gözlenmiştir.Anahtar Kelimeler: Olumlu Mükemmeliyetçilik, Olumsuz Mükemmeliyetçilik, Anne Baba Tutumları, Ön Ergen

Aile içi iletişimAile içi ilişkilerAna-baba tutumu+2
Yusuf Tire
Çukurova University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2011
00
Master'sOpen AccessTR

Hiperaktivite ve dikkat eksikliği (HADE) teşhisi konulmuş ilköğretim birinci kademe öğrencilerinin annelerine yönelik psikososyal yardım uygulaması: Deneysel çalışma

Bu çalışmada, Hiperaktivite ve Dikkat Eksikliği (HADE)/Öz denetim ve Motivasyon Sorunu (ÖMS) yaşayan ilköğretim 1. Kademe öğrencilerinin annelerine yönelik olarak, Diana Baumrind'in (1967) çalışması doğrultusunda hazırlanan bir psikososyal yardım programı uygulanmış ve bu eğitim sonucunda öğrencilerin HADE/ÖMS puanlarında farklılaşma olup olmadığı incelenmiştir. Eğitimde, annelerin çocuklarıyla ilişkilerini yeniden düzenlemelerinde yardımcı olmak amacıyla doğru ve etkili iletişim, çocuklarının yaşlarına uygun sosyal, bilişsel, duygusal, davranışsal talepler, gelişimi destekleyici denetim kurma biçimleri, sıcak, yakın ve destekleyici bir ilişki kurmanın yolları konuları hakkında bilgi verilmiştir. Örneklem Adana Seyhan ilçesinde bulunan iki, Mersin Toroslar ilçesinde bulunan bir ilkokuldan seçilen 50 öğrenci ve bu öğrencilerin annelerinden oluşmaktadır. Veriler, Conners Öğretmen Değerlendirme Ölçeği (CÖDÖ), Conners Anababa Değerlendirme Ölçeği CADÖ), Aile Değerlendirme Ölçeği (ADÖ) ve Aile Hayatı ve Çocuk Yetiştirme Tutumu Ölçeği (AHÇYTÖ) ile toplanmıştır. Araştırmanın deneysel kısmından elde edilen nicel veriler, 2009-2012 yılları arasında yürütülmüş olan Evde Destek Çalışması'na (EDÇ) katılan 4 anne ile yarı yapılandırılmış görüşme formuyla elde edilen bilgilerle desteklenmiştir. Evde Destek Çalışması da Baumrind'in bulguları doğrultusunda olgunluk talepleri, iletişim, denetim, sevecenlik çatısı üzerine oturtulmuştur; deneysel çalışmadan farklı olarak, ev ortamında anne ve çocukla yoğun ve yakın bir ilişki kurmayı, gözlem yapmayı, dönüt vermeyi, model olmayı, eşlik etmeyi, anne ve çocuğun gerilimini azaltmayı, ailenin yıpranmış ilişkilerini yeniden doğru bir şekilde kurmayı içermektedir. EDÇ'den elde edilen bilgilerin değerlendirilmesinde betimsel analiz tekniğinden faydalanılmıştır. Araştırmanın bulgularına göre, deneysel çalışmada annelere verilen 2 aylık eğitim sonucunda, anne-çocuk ilişkilerinin gelişim açısından destekleyici bir niteliğe bürünmesinde önemli olan problem çözme, iletişim, duygusal tepki verebilme, genel işlevler ve demokratik tutum puanlarında olumlu yönde bir artış görülmüştür. Gelişim açısından engelleyici aşırı koruyuculuk, sıkı/katı disiplin, ev kadınlığı rolünün reddi, karı koca geçimsizliği gibi tutumlara dair puanlarda azalış görülmektedir. Öğrencilerin HADE/ÖMS'ye özgü davranış puanlarında ise .05 güven aralığında anlamlı bir farklılaşma olduğu (p=0.008), puan ortalamalarının %25 azalarak 63,08'den 47,32'ye düştüğü tespit edilmiştir. EDÇ grubunda yer alan çocukların puan ortalamaları ise %61,6 azalarak 41,75'ten 16,00'ya düşmüştür. EDÇ'ye katılan annelerin, deneysel çalışmaya katılan annelerin kazanımlarına ilaveten roller ve gereken ilgiyi gösterme alt boyutlarında gelişim kaydettikleri gözlemlenmiştir. Anahtar Sözcükler: HADE/ÖMS, psikososyal yardım, aile, çocuk yetiştirme tutumları

Aile eğitimiAile içi ilişkilerAile tutumu+7
Ayşegül Harputlu
Çukurova University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2014
00
Master'sOpen AccessTR

Kur'an-ı Kerim'de ebeveyn evlat ilişkisi ve pedagojik açıdan değerlendirmesi

Hayat rehberimiz olan Kur'an- ı Kerim ebeveynlik yolculuğunda da en büyük dayanağımızdır. Anne- baba rolü insana oldukça ağır mesuliyetler yüklemekte ve zahmeti bol olan bu zaman dilimini rahmete döndürmek belirli ölçülerde biz ebeveynlerin elinde olmaktadır. Kur' an- ı Kerim' in peygamberler ve evlatları ile ilgili barındırdığı tutum ve davranışlar bu yolculukta bizlere ana kaynak teşkil etmektedir. Peygamber (s.a.v)' nin uygulamaları ve ayetler bağlamında ilerleme kaydedildiği müddetçe daha nezih bir gençlik ve örnek bir nesil yetiştirmek mümkün olacaktır. Tezimizin ana temasını oluşturan ebeveyn evlat ilişkisi öncelikle aileyi oluşturan temel kavramlar çerçevesinde tanımlanmış, sonrasında peygamberler ve çocukları bağlamında ele alınmış ve pedagojik açıdan tanımlamaları ile birlikte değerlendirilerek nihayete erdirilmiştir.

AileAile içi ilişkilerEbeveyn-çocuk ilişkisi+5
Hadicetül Kübra Gülderen
Yozgat Bozok University · Institute of Graduate Studies
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Sağlık çalışanı ebeveynlerin korona virüs korkusunun ebeveyn-çocuk ilişkisi üzerindeki etkisi

Bu çalışma sağlık çalışanı ebeveynlerin korona virüs korkusunun ebeveyn-çocuk ilişkisi üzerindeki etkisini belirlemek amacıyla yapılmıştır. Tanımlayıcı tipteki çalışma İç Anadolu'da bir üniversite hastanesinde 1 Ocak-28 Şubat 2022 tarihleri arasında uygulanmıştır. Etik kurul izni, kurum izni ve katılımcılardan bilgilendirilmiş onam alınmıştır. Araştırmada örneklem hesabına gidilmemiş, ilgili hastanede çalışan 2-18 yaş arası çocuğu olan ve araştırmaya katılmayı kabul eden sağlık çalışanlarının tamamına ulaşılmaya çalışılmıştır. Veriler ebeveynlerin öz bildirimine dayalı olarak Tanıtıcı Bilgi Formu, Korona Virüs Korkusu Ölçeği ve Ebeveyn-Çocuk İlişkisi Ölçeği ile toplanmıştır. Çalışmaya 148 sağlık çalışanı ebeveyn katılmıştır. Elde edilen veriler sayı, yüzdelik dağılımlar, t test ve korelasyon analizleri kullanılarak değerlendirilmiştir. Sağlık çalışanı ebeveynlerin %81'i kadın, %41'i 30-39 yaş arasında, %50'si iki çocuğa sahip, %69'u lisans mezunu ve %64'ü hemşire, %13'ü ebe, %11'i hekim, %13'ü eczacı, diyetisyendir. Çalışmaya katılan sağlık çalışanı ebeveynlerin %59'u maddi durumunun orta olduğunu, %40'ı işi nedeniyle çocuklarından uzun süre ayrı kaldığını, ayrı kalanların %52'si bir haftadan fazla ayrı kaldığını belirtmiştir. Katılımcıların %58'i pandemi sürecinde çocuklarının bakımı konusunda destek kaynaklarının yetersiz olduğunu belirtmiştir. Sağlık çalışanlarının korona virüs korkusu toplam puan ortalaması (20.39±6.91), olumlu ebeveyn çocuk ilişkisi alt ölçeği toplam puan ortalaması (43.44±5.10), olumsuz ebeveyn çocuk ilişkisi alt ölçeği toplam puan ortalaması (14.31±3.58)'tır. Korona virüs korkusu ölçeği toplam puan ortalaması ile ebeveyn çocuk ilişkisi toplam puan ortalaması arasında anlamlı bir ilişki bulunamamıştır (p>0.05). Sağlık çalışanı ebeveynlerin korona virüs korkusunu yaş, çocuk sayısı, maddi durum ve çocukların bakımında yeterli destek alma ve çocukların yaş ortalamaları durumu etkilemektedir. Sağlık çalışanı ebeveynlerin yaşadığı korona virüs korkusunun ebeveynler ile çocukları arasındaki davranışsal boyutların incelendiği çalışmalar arttırılabilir. Anahtar Kelimeler: Korona virüs korkusu, sağlık çalışanı, ebeveyn-çocuk ilişkisi.

Aile içi ilişkilerAna-babaCOVID 19+4
Merve Çeliktaş
Yozgat Bozok University · Institute of Graduate Studies
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

Ergenlerde görülen saldırgan davranışlarda ebeveyn ve ergenlere uygulanan psikoeğitim programının etkisinin incelenmesi

Bu araştırmada, saldırgan davranışları olan ergenlere yönelik "Şiddet ve Saldırganlıkla Baş Etme" programı ve bu ergenlerin ebeveynlerine yönelik "Şiddetsiz Karşı Koyma" ebeveyn programı uygulanmıştır. Bu programların ergenlerde görülen saldırganlık, anne-babalarının ebeveynlik rolüne ilişkin kendilik algıları, aile ilişkileri ve anne-baba stres düzeyleri üzerindeki etkisi incelenmiştir. Araştırma karma desenli bir çalışmadır. Araştırmanın deney grubunda bulunan öğrencilere sistemik aile terapileri kuramlarına dayalı olarak oluşturulan 10 oturumluk 'Şiddet ve saldırganlıkla baş etme psikoeğitim programı' uygulanırken, onların anne-babalarına yönelik 14 oturumluk 'Şiddetsiz karşı koyma ebeveyn programı' uygulanmıştır. Kontrol gruplarına ise herhangi bir işlem yapılmamıştır. Deney grubu öğrencilerine haftada bir olmak üzere ortalama 90 dakika süren 10 oturum uygulanırken, onların ebeveynlerine haftada bir olmak üzere ortalama 90 dakika süren 14 oturum uygulanmıştır. Araştırmanın nicel verileri deney ve kontrol grubunda bulunan öğrencilere uygulanan 'Saldırganlık Ölçeği', ve ebeveynlere uygulanan 'Anne-Baba Stres Ölçeği', 'Aile Değerlendirme Ölçeği' ve 'Ebeveynlik Rolüne İlişkin Kendilik Algısı Ölçeği' aracılığıyla elde edilmiştir. Söz konusu ölçekler deney ve kontrol grubu öğrenci ve anne-babalarına öntest, sontest ve izleme ölçümleri olarak uygulanmıştır. Araştırmanın nicel verilerinin analizinde SPSS 17 paket programı kullanılmıştır. Araştırmanın nitel verileri araştırmacı tarafından geliştirilen yarı yapılandırılmış görüşme formlarıyla elde edilmiştir. Nitel verilerin analizinde içerik analizi yöntemikullanılmıştır. Bulgular incelendiğinde, ergen ve anne babalarına uygulanan programların ergenlerde görülen saldırgan davranışları azalttığı, ana-babalarının ebeveynlik becerilerini ve aile ilişkilerini geliştirdiği ve anne-baba stres düzeylerini anlamlı derecede düşürdüğü ve bu etkinin uzun süreli olduğu görülmüştür. Bu sonuçlardan hareketle özellikle ergenlere yönelik hizmet veren tüm kurumlarda, bu programların anne-babalarla işbirliği çerçevesinde uygulanması önerilmektedir. Ergenlerde görülen şiddet ve saldırganlık problemlerinin azaltılmasında, yapıcı ve sıcak ilişkilerin kurulduğu aile ortamının oluşturulması ve ebeveynlik becerilerinin geliştirilmesinin faydalı olabileceği düşünülmektedir. Anahtar kelimeler: Şiddet, saldırganlık, şiddet ve saldırganlıkla baş etme programı, şiddetsiz karşı koyma programı, aile ilişkileri

Aile içi ilişkilerBaşa çıkmaEbeveyn-çocuk ilişkisi+6
Suat Kılıçarslan
Çukurova University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2016
00
Master'sOpen AccessTR

Bipolar bozukluğu olan evli kadın hastalarda içselleştirilmiş damgalanma düzeyinin evlilik uyumu ve aile içi süreçleri ile ilişkisi

Bu çalışma bipolar bozukluğu olan evli kadın hastaların içselleştirilmiş damgalanma düzeyinin evlilik uyumu ve aile içi süreçleri ile ilişkisinin belirlenmesi amacıyla tanımlayıcı olarak yapılmıştır. Kayseri'de bir Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi'nde Ocak – Haziran 2018 tarihleri arasında yatan ve ayaktan tedaviye başvuran bipolar bozukluğu olan evli kadın hastalar evreni oluşturdu. Araştırmayı kabul eden 200 hasta örnekleme dahil edildi. Veri toplama araçları olarak; ''Kişisel Bilgi Formu'', ''Ruhsal Hastalıkların İçselleştirilmiş Damgalanması Ölçeği (RHİDÖ)'', ''Evlilikte Uyum Ölçeği (EUÖ)'', ''Aile Değerlendirme Ölçeği (ADÖ)'' kullanıldı.Veriler SPSS Windows versiyon 24.0 paket programında ortalama, Shaphiro Wilk, Mann Whitney u testi, Kruskal Wallis testi, Allpairwise testi ve Spearman korelasyon katsayısı kullanılarak değerlendirildi.Hastaların RHİDÖ toplam puanı 49.20±16.85, EUÖ toplam puanı 23.57±13.42 ve ADÖ tüm alt ölçek puanı 2 puanın üzerinde olduğu belirlendi. RHİDÖ toplam puanı ile EUÖ arasında negatif yönde ve orta düzeyde anlamlı bir ilişki olduğu, RHİDÖ toplam puanı ve ADÖ alt ölçekleri arasında pozitif yönde zayıf düzeyde anlamlı bir ilişki olduğu saptandı (p<0.05). Bipolar bozukluğu olan evli kadın hastaların içselleştirilmiş damgalanma düzeylerinin orta seviyede, evlilik uyumlarının kötü ve aile işlevlerinin sağlıksız olduğu ve içselleştirilmiş damgalanma düzeyleri arttıkça evlilik uyumlarının bozulduğu ve aile işlevlerinin olumsuz yönde etkilendiği belirlendi. Çalışmayan, eşi ile görücü usulü olarak evlenen, çocuk sayısı dört ve üzeri olan, düzensiz ilaç kullanan bipolar evli kadın hastaların içselleştirilmiş damgalanma düzeylerinin yüksek, evlilik uyumlarının kötü ve aile işlevlerinin sağlıksız olduğu saptandı. Bipolar bozukluğu olan evli kadın hastaların evlilik uyumunun artması ve aile işlevlerinin daha sağlıklı olmasına yönelik olarak içselleştirilmiş damgalanmanın belirlenip, eş ve aile bireylerinin tedavi sürecine katılımı ile damgalanmayı azaltmaya yönelik girişimler planlanmalıdır. Anahtar Kelimeler: Aile İçi Süreç, Bipolar Bozukluk, Evlilik Uyumu, İçselleştirilmiş Damgalanma, Psikiyatri Hemşireliği

AileAile içi iletişimAile içi ilişkiler+6
Neslihan Gülşah Hançer
Gaziantep University · Institute of Health Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Lise öğrencilerinde akran zorbalığına maruz kalma: Temel psikolojik ihtiyaçlar ve anne-babaya duygusal erişilebilirlik

Bu araştırmada lise öğrencilerinin akran zorbalığına maruz kalmalarının yordayıcıları olarak temel psikolojik ihtiyaçlar ve anne-babalarına duygusal erişilebilirlikleri incelenmiştir. Araştırma Osmaniye ili Kadirli ilçesinde yer alan altı lisenin 9., 10., 11. ve 12. sınıfına devam eden 588 kız, 610 erkek öğrenci olmak üzere toplam 1198 lise öğrencisi üzerinde gerçekleştirilmiştir. Araştırmada lise öğrencilerinin akran zorbalığına ilişkin veriler 'California Zorba Mağduriyeti Ölçeği' (Felix, Sharkey, Green, Furlong ve Tanigawa, 2011), Temel psikolojik ihtiyaçlara ilişkin veriler 'Temel Psikolojik İhtiyaçları Ölçeği (Deci ve Ryan, 2000), anne-babaya duygusal erişilebilirliğine ilişkin veriler 'Ebeveyn Duygusal Erişilebilirlik Ölçeği' (Lum ve Phares, 2005) ve kişisel bilgilere ilişkin veriler ise araştırmacı tarafından hazırlanan 'Kişisel Bilgi Formu' kullanılarak elde edilmiştir. Araştırmadan elde edilen veriler temel istatistiksel analizler ve lojistik regresyon analizi ile elde edilmiştir. Araştırma sonucunda lise öğrencilerin mağduriyet puanları özerklik, yeterlik, ilişki ihtiyaçları ve anne-babaya duygusal erişilebilirlik arasında negatif yönde anlamlı ilişkiler bulgulanmıştır. Lise öğrencilerinin akran zorbalığına maruz kalma, temel psikolojik ihtiyaçlar ve anne-babaya duygusal erişilebilirlikleri cinsiyetlerine göre incelendiğinde erkek öğrencilerin akran zorbalığına maruz kalma puan ortalamalarının kız öğrencilerin puan ortalamalarından daha yüksek olduğu belirlenmiştir. Öğrencilerin cinsiyetlerine göre anne ve babaya duygusal erişilebilirlik puanlarında ise anlamlı farklılaşma olmadığı saptanmıştır. Temel psikolojik ihtiyaçlar açısından bakıldığında öğrencilerin cinsiyetlerine göre yalnızca yeterlik ihtiyacı puanlarında anlamlı farklılaşma olduğu, erkek öğrencilerin yeterlik ihtiyaç puan ortalamaları kız öğrencilerin puan ortalamalarından daha yüksek olduğu, özerklik ve ilişki ihtiyacı puanlarında ise cinsiyete göre anlamlı farklılaşma olmadığı bulgulanmıştır. Araştırmada akran zorbalığı mağduru olmalarının yordayıcıları incelendiğinde, yalnızca özerklik ihtiyacının anlamlı yordayıcı olduğu, diğer değişkenlerin anlamlı katkı yapmadığı belirlenmiştir. Özerklik ihtiyacı puanlarındaki artış akran zorbalığı mağduru olma olasılığını azaltmaktadır. Araştırmada kızların ve erkeklerin zorbalık mağduru olmalarını yordayan temel psikolojik ihtiyaçlar ve anne- babaya duygusal erişilebilirliğe ilişkin analiz ayrı ayrı yapılmıştır. Özerklik ihtiyacı ve anneye duygusal erişilebilirliğin kız ergenlerde görülen akran zorbalığına maruz kalmayı yordamada anlamlı katkı yapan değişkenler olduğu görülmüştür. Özerklik ihtiyacı ve anneye duygusal erişilebilirlikteki artış kız ergenlerin akran zorbalığı mağduru olma olasılıklarını azaltmaktadır. Erkek ergenlerde ise, özerklik ve ilişki ihtiyaçları akran zorbalığına maruz kalmayı yordamada anlamlı katkı yapan değişkenler olarak belirlenmiştir. Özerklik ve ilişki temel psikolojik ihtiyaçlarındaki artış erkek ergenlerin akran zorbalığı mağduru olma olasılıklarını azaltmaktadır.

Aile içi ilişkilerAkran zorbalığıDuygu hayatı+7
Fatma Gök
Çukurova University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Çocukların öz düzenleme becerileri ile ebeveynlerin olumsuz disiplin uygulamaları arasındaki ilişki

Bu araştırmanın amacı okul öncesi eğitim kurumlarına devam eden çocukların öz düzenleme becerileri ile ebeveynlerin olumsuz disiplin uygulamaları arasındaki ilişkinin incelenmesidir. Bu ilişkinin belirlenmesinde çocukların cinsiyetleri de incelenmiştir. Nicel araştırma desenlerinden korelasyonel araştırma modelinin kullanıldığı bu araştırmanın örneklemini, Adana ili Çukurova ve Sarıçam ilçelerinde Milli Eğitim Bakanlığına bağlı bağımsız anaokullarına devam eden ve yaşları 48-72 ay aralığında değişen 144 çocuk ve 144 ebeveyn oluşturmaktadır. Örneklem, maksimum çeşitlilik örnekleme yöntemi ile belirlenmiş olup; farklı sosyo-ekonomik düzeylerdeki ebeveynler ve çocuklarından oluşmaktadır. Araştırmada katılımcılara ait demografik bilgiler, araştırmacı tarafından hazırlanan Kişisel Bilgi Formu ile toplanmıştır. Ebeveynlerin olumsuz disiplin uygulamaları, Kapcı, Tazeoğlu ve Arkun (2011) tarafından Türkiye'ye uyarlanan Anne Babalık Ölçeği ile değerlendirilirken, çocukların öz düzenleme becerileri Fındık Tanrıbuyurdu ve Güler Yıldız (2014) tarafından Türkiye'ye uyarlanan Okul Öncesi Öz Düzenleme Ölçeği (OÖDÖ) ile değerlendirilmiştir. Elde edilen verilerin analizinde, çocukların öz düzenlemeleri, öz düzenlemenin alt boyutları davranış/dikkat düzenleme ve duygu düzenleme ile ebeveynlerin disiplin uygulamaları arasındaki ilişkiyi tespit etmek amacıyla Pearson Moment Korelasyon analizi uygulanmıştır. Çocukların öz düzenlemeleri ve ebeveynlerin olumsuz disiplin uygulamalarının cinsiyetlerine göre incelenmesinde Bağımsız Gruplar t Testi ve Mann Whitney-U Testi kullanılmıştır. Araştırma sonucunda, çocukların öz düzenlemeleri ve öz düzenlemenin alt boyutları olan duygu düzenlemeleri ve davranış/dikkat düzenlemeleri ile ebeveynlerin olumsuz disiplin uygulamaları arasında ters yönlü bir ilişki olduğu ortaya konmuştur. Buna göre ebeveynlerin olumsuz disiplin uygulamaları arttıkça çocukların öz düzenleme, duygu düzenleme ve dikkat/davranış düzenleme düzeyleri düşmektedir. Ayrıca araştırmaya katılan çocukların öz düzenlemelerinin ve dikkat/davranış düzenlemelerinin cinsiyetlerine göre farklılaştığı tespit edilmiştir. Ancak bu farklılık, çocukların duygu düzenlemelerinde görülmemiştir. Kız çocuklarının öz düzenlemeleri ve öz düzenlemenin alt boyutu olan davranış/dikkat düzenlemeleri erkek çocuklarına göre anlamlı olarak daha yüksektir. Araştırma sonucunda araştırmaya katılan ebeveynlerin olumsuz disiplin uygulamalarının çocukların cinsiyetin göre anlamlı olarak farklılaştığı belirlenmiştir. Bu bağlamda ebeveynlerin erkek çocuklarına yönelik olumsuz disiplin uygulama puanları, kız çocuklarına oranla anlamlı olarak daha fazladır.

Aile içi ilişkilerDisiplinOkul öncesi eğitim+3
Esma Eroğlu
Çukurova University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Ortaokul öğrencilerinin okula uyumlarının incelenmesi

Ortaokul dönemi öğrencilerin ilkokulu bitirdikleri ve ergenliğe geçiş yaptıkları bir dönemdir. Ortaokula geçen öğrenciler 4 + 4 + 4 sistemi ile birlikte ortaokula daha erken yaşta başlamakta ve sınıf öğretmeninden sonra birden fazla branş öğretmeniyle karşılaşmaktadırlar. Bu durumla birlikte öğrencilerin akademik sorumlulukları artmaktadır. Bu değişimlere ek olarak öğrenciler ergenliğin de başlamasıyla bedensel ve psikolojik değişimlere de uyum sağlamak durumunda kalmaktadırlar. Uyum sağlamakta sorun yaşayan öğrencilerin daha sonraki eğitim aşamalarında akademik ve sosyal problemler yaşama ihtimalleri, gelecekte başarılı olamama ve okuldan ayrılma riskleri artabilir. Bu sebeple ortaokul öğrencilerinin okula uyumunun, çeşitli değişkenlerle ilişkisinin incelenmesinin önemli olduğu düşünülmektedir. Bu çalışmada ortaokul öğrencilerinin okula uyum düzeylerinin cinsiyet, sınıf düzeyi, okul başarısı, en yakın arkadaşıyla aynı okulda olma, ailenin ekonomik durumu, aile ile ilişkiler, algılanan akademik başarı, akran ilişkilerinde yardım, birliktelik, çatışma, koruma ve yakınlık değişkenleri bakımından incelenmesi amaçlanmıştır. İlişkisel tarama modelinin kullanıldığı bu araştırmada çalışma grubunu, Kırşehir il merkezinde yer alan 2020-2021 eğitim öğretim yılı içerisinde öğrenimlerine devam eden 218' i kadın 157' si erkek olmak üzere 374 ortaokul öğrencisi oluşturmuştur. Bu çalışmada verilerin toplanması için Kişisel Bilgi Formu, Okula Uyum Ölçeği, Akran İlişkileri Ölçeği kullanılmıştır. Değişkenlerin okula uyumun önemli bir yordayıcısı olup olmadığını belirlemek için Çoklu Regresyon Analizi kullanılmıştır. Araştırmanın bulgularına göre algılanan akademik başarı, sınıf düzeyi, aile ile ilişkiler ve akran ilişkilerinde yardım, çatışma ve yakınlık değişkenlerinin ortaokul öğrencilerinin okula uyum düzeylerini pozitif yönde anlamlı olarak yordamaktadır. Araştırmadaki cinsiyet, okul başarısı, en yakın arkadaşıyla aynı okulda olma, ailenin ekonomik durumu, akran ilişkilerinde birliktelik ve koruma değişkenlerinin ise okula uyumu anlamlı olarak yordamadığı sonucuna ulaşılmıştır. Bu çalışma okullarda görev yapan psikolojik danışmanlara, okula uyum sorunu yaşayan ve risk altında bulunan öğrencileri fark edebilmeleri ve gerçekleştirecekleri çalışmaları planlamaları konusunda yardımcı olabilir.

Aile içi ilişkilerAkran ilişkileriEğitim psikolojisi+5
Gülsen Demirkalp Kaya
Kırşehir Ahi Evran University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Ebeveynlerin çocuklarıyla kurdukları ilişki ile sosyotelist olma durumlarının incelenmesi

Teknolojinin hızla gelişmesi ile akıllı telefonlar günlük hayatımızın pek çok alanında vazgeçilmez hale gelmektedir. Yaptığımız birçok işte kolaylıklar sağlayan akıllı telefonun aşırı kullanımı riskleri de beraberinde getirmektedir. Özellikle aile içinde varlığını sürdüren ve günümüzde sanal bağımlılık olarak da ifade edilen sosyotelizm davranışı gitgide yaygınlaştığı gözlenmektedir. Sosyotelizm davranışı kişiler arası etkileşimin önüne geçmekte olup aile içi iletişimimizi olumsuz etkilediği söylenebilir. Bu nedenle araştırmamız çocuklu ebeveynler arasından seçilen 400 kişi ile yapılmıştır. Bu çocuklu ebeveynlerin 206'sı anneden 194'ü babadan oluşmaktadır. Bu araştırmanın amacı; ebeveynlerin çocuklarıyla kurdukları ilişki ile sosyotelist olma durumları arasındaki ilişkiyi belirlemeye yönelik olup, ebeveyn-çocuk ilişkisinin olumlu ya da olumsuz olmasının ebeveynlerin sosyotelist puanlarını anlamlı düzeyde yordayıp yordamadığını belirlemektir. Verilerin toplanmasında Genel Sosyotelist Olma Ölçeği (GSOÖ), Ebeveyn-Çocuk İlişkisi Ölçeği (EÇİÖ) ve Kişisel Bilgi Formu kullanılmıştır. Verilerin analiz edilmesinde SPSS programından yararlanılmıştır. Sosyotelizm ile ebeveyn-çocuk ilişkisi düzeyleri arasındaki ilişkileri belirlemek için Pearson Momentler Çarpımı Korelayon analizi sonucunda sosyotelizm ile ebeveyn-çocuk ilişkisi arasında negatif yönlü düşük düzeyde (r=-0.14) anlamlı (p<.01) bir ilişki olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Ebeveynlerin çocuklarıyla kurdukları olumlu ilişki ve olumsuz ilişki puanlarının sosyotelizm puanlarını yordayıp yordamadığına bakmak amacıyla yapılan Regresyon analizinin sonucuna göre ise ebeveyn-çocuk ilişkisinin alt boyutları olan olumlu ebeveyn-çocuk ilişkisi ve olumsuz ebeveyn-çocuk ilişkisi düzeylerinin sosyotelizmi %7 oranında yordadığı tespit edilmiştir. Ayrıca; ebeveynlerin olumlu ebeveyn-çocuk ilişkisi puanları sosyotelizm puanlarını anlamlı düzeyde yordamakta, ebeveynlerin olumsuz ebeveyn-çocuk ilişkisi puanları sosyotelizm puanlarını anlamlı düzeyde yordamamaktadır. Bu sonuçlarla beraber ebeveynlerin sosyotelizm düzeylerinin; cinsiyet, aktif kullanılan sosyal medya hesabı değişkenlerine göre anlamlı bir farklılık gösterip göstermediğini bulmak için yapılan Bağımsız Örneklemler T testi sonucuna göre kadın ve erkek ebeveynlerin sosyotelizm puan ortalamaları arasında anlamlı düzeyde farklılaşmaktadır. Ebeveynlerin sosyotelizm düzeylerinin; yaş, eğitim durumu, ekonomik düzey, meslek, günlük telefon kullanım süresi değişkenlerine göre anlamlı bir farklılık gösterip göstermediğini bulmak için ise yapılan Tek Yönlü Varyans Analizi (ANOVA) sonuçlarına göre yaş, eğitim durumu, meslek, günlük telefon süresi değişkenleri ile sosyotelizm puan ortalamaları arasında anlamlı düzeyde bir farklılık olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Ancak ekonomik düzey değişkeni ile sosyotelizm puan ortalamaları arasında anlamlı düzeyde bir farklılık olmadığı sonucuna ulaşılmıştır. Sosyotelizm davranışının artması ile kişilerarası iletişimin zedeleneceği dolayısıyla toplumun temel yapı taşı olan ailede, ebeveynlerin çocuklarıyla kurdukları ilişki kalitesini düşüreceği düşünülmektedir. Yüz yüze iletişimi geliştirmek ve ilişki kalitesini arttırmak adına düzenli dijital cihaz kullanma zaman aşımı dönemleri, ebeveynlerin çocuklarıyla daha fazla vakit geçirmesi gibi farkındalık uygulamalarından yararlandığımızda sosyotelizm davranış riskinin azalacağı dolayısıyla sosyotelist olmamızın önüne geçilebileceği söylenebilir. Anahtar Kelimeler: Sosyotelizm, Sosyotelist, Ebeveyn-Çocuk İlişkisi

Aile içi ilişkilerAkıllı telefonlarBağımlılık+7
Esra Örtücü
Kırşehir Ahi Evran University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Ebeveyn sağlık okuryazarlığının çocuk sağlığı ile ilişkilerinin incelenmesi

Sağlık okuryazarlığı bireylerin sağlığını iyi bir şekilde yönetebilmesi için doğru bilgiye erişmesini, anlamasını ve bu bilgileri kullanma becerilerini tespit eden kişisel, bilişsel ve sosyal becerilerini ifade etmektedir. Yetişkin nüfusunun önemli bir alt grubunu oluşturan ebeveynler hem kendi sağlık tutum ve davranışlarından hem de bakım verdikleri çocukların sağlık tutumlarından sorumludurlar. Ebeveynlere sağlık okuryazarlığının kazandırılması ya da iyileştirilmesi çocuklara nitelikli bir sağlık bakımı sunulması ve sağlık eşitsizliklerini ortadan kaldırılması için önemlidir. Sağlık sisteminde önemli bir grubu oluşturan hemşireler nitelikli sağlık hizmetinin sunulması ve sağlık okuryazarlığı seviyesinin yeterli düzeylere ulaşmasında önemli role sahiptir. Bu araştırma ebeveyn sağlık okuryazarlığı düzeyinin, çocuk sağlığı ile ilişkisini belirlemeye yönelik tanımlayıcı ve kesitsel tipte bir çalışmadır. Araştırmanın evreni 6-12 yaş arası en az bir çocuğa sahip ebeveynler, örneklem ise evrenin özelliğini taşıyan Kırşehir il merkezinde ikamet etmekte olan ebeveynlerden oluşmaktadır. Türkiye Sağlık Okuryazarlığı Ölçeği ve Çocuk Sağlık Çıktısı soruları ile veriler toplanmıştır. Araştırmada AMOS, SPSS 25 ve MS Excel programları ile tanımlayıcı istatistikler, Doğrulayıcı Faktör Analizi, korelasyon analizleri ve varyans analizleri yapılmıştır. Ebeveyn sağlık okuryazarlık boyut ortalamaları aile üye sayısı, gelir durumu, eğitim durumu, ebeveyn yaşı, sahip olunan çocuk sayısı ve ebeveynin mesleğine göre farklılık gösterdiği sonucuna varılmıştır. Sonuç olarak çocuk sağlık çıktıları ile ebeveyn sağlık okuryazarlığı boyutları arasında anlamlı pozitif ilişki bulunmuştur. Sağlık okuryazarlığı seviyesini artırmada hemşire hasta ilişkisi fırsatı doğru stratejiler ve planlamalar yapılarak değerlendirilmelidir. Ebeveyn sağlık okuryazarlığı ve çocuk sağlığına ilişkin çalışmaların sayısı arttırılması ve çalışmalarda çocuk sağlık çıktılarının sağlıklı bir şekilde değerlendirebilmek adına bir standart oluşturulması önerilmektedir.

Aile içi ilişkilerAna-babaSağlık okuryazarlığı+2
Nagihan Merve Söylemez
Kırşehir Ahi Evran University · Institute of Health Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Ergenlerin öznel iyi oluşlarının aile ve kardeş ilişkileri açısından incelenmesi

Bu araştırmada ergenlerin kardeş ilişkilerinin ve aile işlevlerinin öznel iyi oluşlarını ne derecede yordadığını belirlenmek amaçlanmıştır. Araştırma Adana ili merkez ilçelerinde yer alan yedi ortaokulun 6., 7., ve 8., sınıfına devam eden 508 kız, 443 erkek olmak üzere toplam 951 öğrenci üzerinde gerçekleştirilmiştir. Ergenlerin öznel iyi oluşlarına ilişkin veriler "Ergen Öznel İyi Oluş Ölçeği" (Eryılmaz, 2009), kardeş ilişkilerine ilişkin veriler "Kardeş İlişkileri Ölçeği" (Furman ve Buhrmester, 1985), aile işlevlerine ilişkin veriler "Aile Değerlendirme Ölçeği" (Bulut, 1990), kişisel veriler ise araştırmacı tarafından hazırlanan "Kişisel Bilgi Formu" kullanılarak elde edilmiştir. Verilerin analizinde Çok Değişkenli Doğrusal Regresyon Analizi'nden yararlanılmıştır. Araştırma sonucunda yakınlık/sıcaklık ve rekabet ile aile ile ilişkilerde doyum, önemli diğer kişilerle ilişkilerde doyum, yaşam doyumu ve olumlu duygular arasında pozitif yönlü anlamlı ilişki olduğu belirlenmiştir. Çatışma ile aile ile ilişkilerde doyum, önemli diğerleriyle ilişkilerde doyum, yaşam doyumu ve olumlu duygular arasında negatif yönlü anlamlı ilişki olduğu saptanmıştır. Öznel iyi oluş toplam puanı ile Kardeş İlişkileri Ölçeği alt ölçeklerinden yakınlık/sıcaklık ve rekabet arasında pozitif yönlü, çatışma alt ölçeği ile ise negatif yönlü anlamlı ilişkiler belirlenmiştir. Kardeş İlişkileri Ölçeği'nin alt ölçeklerine bakıldığında; yakınlık/sıcaklık ile Aile Değerlendirme Ölçeği'nin tüm alt boyutları arasında pozitif yönlü anlamlı ilişki olduğu saptanmıştır. Rekabet ile aile işlevlerinin problem çözme, iletişim, roller, duygusal tepki verebilme, davranış kontrolü ve genel işlevler boyutları arasında pozitif yönde anlamlı ilişki olduğu görülmüştür. Aile işlevlerinin tüm boyutları ile Ergen Öznel İyi Oluş Ölçeği'nin tüm boyutları arasında pozitif yönlü anlamlı bir ilişki olduğu belirlenmiştir. Aile işlevlerinin iletişim ve genel işlevler boyutlarının, kardeş ilişkilerinin ise yakınlık/sıcaklık ve rekabet boyutlarının öğrencilerin öznel iyi oluşunu yordamada önemli katkılar yapan değişkenler olduğu belirlenmiştir. Ergenlerin aile ile ilişkilerden algıladıkları doyumun kardeş ilişkilerinin yakınlık ve rekabet boyutları ve aile işlevlerinin ise iletişim, ilgi gösterme ve genel işlevler boyutları tarafından; önemli kişilerle ilişkilerinden algıladıkları doyumun ise kardeş ilişkilerinin yakınlık ve rekabet boyutları ve aile işlevlerinin iletişim boyutu tarafından yordandığı bulunmuştur. Ergenlerin yaşam doyumunun yordayıcılarının kardeş ilişkilerinin yakınlık, rekabet boyutları ve aile işlevlerinin iletişim ve genel işlevler boyutları olduğu; olumlu duyguların yordayıcılarının ise kardeş ilişkilerinin yakınlık, rekabet boyutları ve aile işlevlerinin iletişim ve genel işlevler boyutları olduğu belirlenmiştir. Anahtar kelimeler: Öznel iyi oluş, aile işlevleri, kardeş ilişkileri

AileAile içi ilişkilerErgenler+3
İlknur Sezin Sezer Abacı
Çukurova University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00

Related subjects