OECD countries

244 theses under this subject heading

Master'sOpen AccessTR

Enerji tüketimi ve büyüme ilişkisi üzerine bir panel veri analizi

Bu çalışmada 33 OECD ülkesi için enerji tüketimi ve ekonomik büyüme ilişkisi üzerine 1995-2015 yılları arasındaki veri setini kullanarak panel veri analizi gerçekleştirilmiştir. LLC, IPS ve Fisher ADF–PP birim kök testleri kullanılarak serilerin durağanlığı sınanmıştır. Breusch Pagan testi ile birimler arasında yatay kesit bağımlılığı tespit edildiği için Pesaran CADF testi ile durağanlık durumu araştırılmıştır. Pedroni eşbütünleşme testi ile iki değişkenin uzun dönemde birbirleriyle anlamlı ilişki içinde oldukları saptanmıştır. Uzun ve kısa dönem tahmin modelleri için PMG ve MG tahmin yöntemleri doğrusal model ve doğrusal olmayan model üzerine kurulmuştur. Ampirik analiz neticesinde 33 OECD ülkesi için geri bildirim hipotezinin geçerli olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Enerji tüketimi ve ekonomik büyüme değişkenlerinin birbirlerinden etkilendikleri tespit edilmiştir.

Ekonomik büyümeEnerjiEnerji tüketimi+4
Hakan Yorulmaz
Tekirdağ Namık Kemal University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Maliye politikasının gelir dağılımına etkisi: OECD ülkeleri üzerine bir araştırma

Gelir dağılımında adaletin sağlanması tarih boyunca tüm dünyanın en önemli sorunlarından biri olmuştur. Gelir dağılımının sadece ekonomik gösterge olmaması aynı zamanda sosyal barışın ve toplumsal refahın temel taşı olması gelir dağılımını oldukça önemli hale getirmektedir. Vergiler ve kamu harcamaları gelir dağılımının iyileştirilmesinde oldukça etkili maliye politikası araçlarıdır. Bu çalışmada vergiler ve kamu harcamalarının gelir dağılımı üzerindeki etkileri incelenmektedir. OECD üyesi 24 ülkenin 2004-2017 dönemi verileri kullanılarak, gelir dağılımı adaletsizliği ile vergiler ve kamu harcamaları arasındaki ilişki panel veri analiz yöntemleri aracılığıyla araştırılmıştır. Panel regresyon modelinde, Gini endeksi bağımlı değişken; dolaylı vergiler, kamu harcamaları, gelir vergisi, kurumlar vergisi, servet vergileri ile birlikte çeşitli makro iktisadi değişkenler bağımsız değişken olarak kullanılmıştır. Ekonometrik analiz sonuçlarına göre; gelir vergisi, servet vergileri, kamu harcamaları ve büyüme değişkenlerinde istatistiksel olarak anlamlı bir sonuca varılamamış, dolaylı vergilerin ise gelir dağılımı üzerinde bozucu etkisinin olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Ayrıca, enflasyon, işsizlik ve nüfus artış hızındaki artışın gelir dağılımını bozucu etkisinin olduğu tespit edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Gelir Dağılımı, Maliye Politikası, Panel Veri Analizi, Gini Endeksi, OECD Ülkeleri

Ekonometrik analizGelir dağılımıMaliye politikaları+2
Meryem Genç Tüsün
Tekirdağ Namık Kemal University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Bütçe hakkı ve demokrasi: OECD ülkelerinden ampirik bulgular

Bütçe hakkı, kamu mali kararları olan gider ve gelirlerin belirlenmesinde halkın söz sahibi olması anlamına gelmektedir. Bu bağlamda bütçe hakkının varlığı ve etkin işlemesi bir ülkedeki millet iradesinin kesin bir şekilde ifadesi olmaktadır. Demokrasi ise mali kararlarda dahil olmak üzere egemenliğin halka ait olduğu bir yönetim biçimidir. Tarihi süreçte bütçe hakkı geliştikçe demokrasiler de gelişme göstermiştir. Bütçe hakkı uzun yıllardır halk adına, halkın seçtiği temsilciler tarafından kullanılmaktadır. Ancak temsili demokrasinin krizde olduğu dönemlerde bütçe hakkının kullanımı zedelenmektedir. Bu çalışma ilgili literatür ışığında demokrasi ve bütçe hakkının birbiriyle ilişkili ve birbirini tamamlayan süreçleri ifade ettiğini savunmaktadır. Demokratik değerlerin artması bütçe hakkının tesisini ve kullanımını kolaylaştırmaktadır. Bütçe hakkının kullanılamadığı bir ortamda demokrasi açığı olduğu düşüncesinden yola çıkılarak bütçe hakkının nasıl geliştirilebileceği sorusuna demokrasi boyutunda cevap aranmaktadır. Demokrasinin öngördüğü temel ilkelerle bağlantılı olan ve bütçe hakkını güçlendiren şeffaflık, katılım ve hesap verebilirliğin hayata geçirilmesinin hem demokratik yapıyı güçlendirdiği hem bütçe hakkının kullanımını kolaylaştırdığına dair kanıtlar sağlanmaktadır. Bu çalışmada, demokratik değerlerin bütçe hakkı üzerindeki etkisi ampirik bir analiz aracılığıyla incelenmiştir. OECD üyesi 19 ülkenin açık bütçe endeksi, demokrasi endeksi, politik istikrar endeksi, kişi başına gelir değişkenlerine ilişkin 2012-2021 dönemine ait verileri panel regresyon analizi aracılığıyla çözümlenmiştir. Ekonometrik analizler sonucunda bütçe şeffaflığı ile demokrasi arasında pozitif ve anlamlı bir ilişki bulunmuştur. Araştırma konusu ve ana hipotezi ifade eden bütçe şeffaflığı ve demokrasi ilişkisinin desteklendiği görülmüştür. Daha demokratik ülkelerin daha fazla bütçe şeffaflığı sağladığı ve neticede bütçe hakkının kullanımını kolaylaştırdığı sonucuna ulaşılmıştır. Benzer şekilde çalışmada ele alınan diğer bağımsız değişkenler ile bütçe şeffaflığı arasında da pozitif ve anlamlı ilişki tespit edilmiş ve bu faktörlerin de bütçe şeffaflığı sürecine katkı sağladığına dair kanıtlar elde edilmiştir.

BütçeBütçe hakkıDemokrasi+7
Buse Yürükoğlu
Tekirdağ Namık Kemal University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Türk sağlık sisteminin sağlık göstergelerine etkileri ve OECD ülkeleri ile karşılaştırılması

Sağlık hizmetleri içindeki toplum bireylerin fiziksel, ruhsal ve sosyal etkilerini korumayı amaçlayan bir dizi hizmetinin tamamını ifade eder. Sağlık, tüm yaşamın temelidir ve ertelenemez ve yeri doldurulamaz bir ihtiyaçtır. Sağlık, kişiler rahatsız hissetmedikleri sürece sağlık merkezlerine başvuramayacakları bir alan olarak kabul edilirken, sağlık camiası ve hekimler ruhen ve fiziken tam bir iyilik hali olarak değerlendirirler. Sağlık, kişisel bir anlayışın yaklaşımı, gelişmiş refah düzeyi ve yüksek bir toplumun temel ilkelerinden oluşur. Ayrıca, sağlık gelişmişlik değerlendirmesinin bir göstergesidir. Pek çok ülkede sağlık bir kamu hizmeti olarak ele alınır. Türkiye'de sağlık ilk defa 1961 anayasasıyla Dünya Sağlık Örgütünün tanımına benzer bir şekilde ele alınmıştır. 1982 anayasasıyla ile de sağlık güvencesinin kişisel bir hak olduğu kabul edilmiştir. Bu hakkın yerine getirilmesi için yapılanmış yapılar ve yatırımlar, bireylerin ve toplumun değerlerini korumayı ve geliştirmeyi amaçlar. Sağlıklı bir toplum, okullar ekonomik büyümeyi teşvik eder ve kalkınmanın temelini oluşturur. 2003 yılında yeni seçilmiş hükümetin ilk icraatlarından biri sağlıkta kökten bir değişikliğe gitmek olmuştur. Yeni oluşturulan plan "Sağlıkta Dönüşüm Programı" adını almıştır. Sağlıkta Dönüşüm Programı ile tüm sağlık yapısının değiştirilmesi ve çağın şartlarına uygun bir hale getirilmesi amaçlanmıştır. Tüm bu çalışmalar yapılırken amaçlanan verimli, hakkaniyete uygun ve etkili bir işleyiş amaçlanmıştır. Geçmişten günümüze yürürlükte olan tüm politikalar, tüm çalışmalar incelenerek toplumda ki yansımaları da incelenmiştir. Tüm dünyada sağlık harcamaları ve uygulanan sağlık politikaları ülkelerin ekonomilerini etkilemekte ve bütçelerinde önemli bir pay sahibi olmaktadır. Bu çalışmayı yaparken amacımız ülkemizde uygulanan sağlık politikalarının geldiği noktayı OECD (Ekonomik Kalkınma ve İşbirliği Örgütü) ülkeleri ile kıyaslayabilmekti. Yapılan çalışmada konuyla ilgili araştırmalardan, tez çalışmalarından, güncel yayınlardan, kitap ve yayınlanmış makalelerden, OECD (Ekonomik Kalkınma ve İşbirliği Örgütü) ve TÜİK (Türkiye İstatistik Kurumu) verilenden literatür taraması yapılarak yararlanılmıştır. Verilerin güncel olmasına dikkat edilmiştir.

OECD ülkeleriSağlıkSağlık ekonomisi+3
Hasan Özdemir
Tekirdağ Namık Kemal University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

Yenilenebilir enerji tüketiminin işsizlik ve CO2 emisyonu üzerindeki etkileri: OECD ülkeleri örneği

Geçmişte olduğu gibi bugün de insan yaşantısının en temel gereksinimlerden birisi enerjidir. Özellikle endüstrileşmenin zirve yaptığı ve insan yaşantısının merkezi haline geldiği bu sanayileşme çağında enerji kullanım alanlarının geniş ölçekte çeşitlilik göstermesi enerjiyi sosyo-iktisadi hayatın vazgeçilmez bir unsuru haline getirmiştir. Bununla birlikte enerji kaynaklarına erişim, devletlerin sosyo-iktisadi gelişimleri açısından oldukça önemli olduğu görülmüştür. Bu bağlamda enerjinin yeterli ve uygun fiyatlı bir şekilde temin edilememesi, endüstriyel üretim ve tüketim faaliyetlerinin azalmasına, istihdamın kaybedilmesine ve ekonomik büyümenin yavaşlamasına neden olduğu aşikârdır. Ayrıca, kullanılan enerji türlerinden ötürü çevresel sorunların giderek artması ve bu sorunları (sera gazı emisyonları, İklim değişikliği, doğal afetler ve su kaynaklarındaki azalmalar vs.) minimize etmek için ekstra harcamaların yapılması iktisadi kayıpları da beraberinde getirmiştir. Bunun önünün alınması noktasında uluslararası alanda önemli çalışmalar yapılmaktadır. Bilhassa yenilenemez enerji kaynaklarının kullanım alanlarını azaltacak projeler uygulamaya koyulurken diğer yandan yenilenebilir enerji kaynaklarına dayalı endüstrileşme faaliyetleri yürütülmektedir. Ancak her iki durumda da insanlığın enerjiye olan ihtiyacı giderek artmaktadır. Artan enerji ihtiyacı, beraberinde sosyo-iktisadi değişkenlikleri beraberinde getirmektedir. Bu değişkenlikler, pek çok araştırmaya konu olmakla birlikte hala anlamlandırılamayan ve incelenmesi zaruri olan meseleleri beraberinde getirmiştir. Bu çalışmada OECD Ülkeleri üzerinden yenilenebilir ve yenilenemez enerji tüketiminin makroekonomik etkileri irdelenmiştir. Bu kapsamda yenilenebilir enerji ile işsizlik arasındaki bağıntı incelenmiştir. Yapılan incelemelerde yenilebilir enerjinin işsizlik oranlarını üzerinde azaltıcı etkisi olduğu ampirik olarak kanıtlanmıştır. Bununla birlikte çalışmanın önemli bir amacını teşkil eden yenilenebilir enerji tüketiminin karbon emisyonu üzerindeki etkisinin ne olduğu sorgulanmıştır. Elde edilen veriler doğrultusunda, yenilenebilir enerji tüketiminin karbon emisyonunu üzerinde negatif bir etkiye sahip olduğu anlaşılmıştır.

Enerji tüketimiKarbondioksit salınımıOECD ülkeleri+4
Ömür Kızılkan
Siirt University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

Salgın dönemi sağlık harcamaları etkinliğinin dalga ve faz bağımlı analizi: Seçilmiş OECD ülkeleri üzerine uygulama

Bu çalışma, pandemi döneminde halk sağlığı sistemi ve politikasını değerlendirmek ve iyileştirmek amacıyla sağlık harcamalarının etkinliğini ölçmeye odaklanmaktadır. Çalışmada, sağlık harcamalarının etkinliğini incelemek için dolaylı bir ölçüm yöntemi kullanılarak günlük vaka sayıları üzerinden iki aşamalı analiz yapılmıştır. Bu yöntemde, vaka sayıları sağlık harcamalarının bir göstergesi olarak önerilmiştir. Test edilebilen hipotezler, sağlık harcamalarının günlük vaka sayısının durağan olduğu durumlarda etkin olduğunu, vaka sayısının durağan olmadığı durumlarda ise etkin olmadığını öne sürmektedir. Veri analizinde, her bir ülkenin günlük vaka sayıları incelenmiş ve doğrusal olmayan periyodik harekete sahip olduğu gözlenmiştir. Bu nedenle, uzun dönemli periyodik hareketin tahmin edilebilmesi için doğrusal olmayan kümülatif (ayrık) Fourier fonksiyonu önerilmiştir. Önceki çalışmalarda bu yöntemin aşırı tahmin etme sorunu ad-hoc varsayımı altında ele alınırken, bu çalışmada literatürdeki varsayım yerine bir kısıt geliştirilerek optimal frekans (n) seçim kriterine matematiksel bir çözüm önerilmiştir. İkinci aşamada dalga ve fazlara göre etkinliğin ölçülebilmesi için günlük vaka sayısının trendi olan vaka sayısının yayılma katsayısına (R) göre birinci ve ikinci derece türevleri alınarak hızın değişim noktaları (inflection point) tespit edilerek dalga ve faz aralıkları belirlenmiştir. Belirlenen aralıklar için herbir ülkenin dalga ve fazına göre etkin sağlık harcaması yapıp yapmadığını incelemek amacıyla vaka sayılarının durağanlığı ADF birim kök testi ile test edilmiştir. Faz serilerinin durağan olması vakaların öngörülebilir olduğunu ve sağlık harcamalarının o faz için etkin olduğunu göstermektedir. Çalışma, 6 OECD ülkesinde Covid-19 pandemisi sürecinde günlük vaka sayılarına dayalı sağlık harcamalarının etkinliği üzerine bir görünüm sunmaktadır. Ayrıca, ülkeler arasında karşılaştırma yapmanın zorluklarını ve örneklemin homojenliğini ele almaktadır. Bu çalışmanın sonuçları, ülkelerin pandemilere karşı etkili kısa ve uzun vadeli politikalar geliştirmesine yardımcı olmayı hedeflemektedir. Önerilen yöntem ile, sağlık harcamalarının etkinliği konusunda yeni bir bakış açısı sunulmakta ve pandemilerle mücadelede stratejik kararların geliştirilmesine katkı sağlanmaktadır. Ayrıca enerji, tarım veya turizm gibi farklı sektörlerdeki karar vericilere politika oluşturmalarında yardımcı bir yöntem olarak kullanılabilir.

Birim kök testleriCOVID 19Fourier dönüşümü+5
Elif Boduroğlu
Hacettepe University
2023
00
Master'sOpen AccessEN

Ranking OECD countries with multi criteria decision making approach by using research and development indicators

Research and Development (R & D) is one of the most critical areas in which both institutions and countries are concerned. Through its indicators, countries can measure the extent of their progress and development, in addation to know which areas need more attention at present and in the future. Organization for Economic Co-operation and Development (OECD) countries consider as the most developed, economicl development and interest in research and development as a basic field to demonstrate the progress and raise it among other countries. Therefore, the research aims to find the ranking of these countries according research and development (R & D) indicators and determine Turkey's position among them. Besides to check the potential correlation between the OECD countries ranking by R & D indicators and both of Human Development index (HDI) and ICT Development Index (IDI) as an important world wide indexes related to R & D field. The multi-criteria decision making (MCDM) is suggested to be a viable method to achieve this goal, due to its ability to deal with several number of criteria (indicators) and large data. In this thesis three different MCDM techniques (tools) which are Multi Attribute Utility Theory (MAUT), Analytic Hierarchy Process (AHP) and Technique for Order Preference by Similarity to Ideal Solution (TOPSIS) were introduced and applied. Through this thesis, a series of procedures were conducted and the results determined under some limitations and scenarios. Four scenarios (assumptions) were presented to make the final ranking for 38 of OECD countries, which are: MAUT with equal weights, MAUT with AHP weights, TOPSIS with equal weights and finally TOPSIS with AHP weights. Among these scenarios, the results shown that Korea and Japan were in the top three places in all scenarios, Turky's position came late in the ranking at all scenarios, there is a sufficient positive correlation between the OECD countries ranking by R & D indicators and both of HDI and IDI and it shown also MAUT method is the strongest technique that describe the correlation better than other methods. The research presented several recommendations through the extracted results for concerning countries and suggestions for future researchers. The recommandations includes continue at the same pace of develping and caring about R&D fileds for the xvi high ranked countries, allocate more of GDP for spending on R&D filed especially in Turkey, and enhance the field of R & D by do workshops and conferances related to this subject. And for future researches, there is a possibility to use another MCDM methods to make a ranking, also may use another fields indicators to make the ranking depending on it with different data values.

Analytical hierarchy methodResearch-developmentDecision making+5
Anas Alattar
İstanbul Aydın University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Gelir ve kazanç üzerinden alınan vergilerin vergi adaleti açısından değerlendirilmesi (Türkiye-OECD karşılaştırması)

Devletlerin kamusal harcamalarını finanse etmekte başvurduğu en önemli yöntemlerden birisi vergilerdir. Ekonominin sürdürülebilir şekilde büyümesi ile kaynak dağılımı ve gelir dağılımında vergilerin önemi çok büyüktür. Bireylerin vergisel olarak ödeme gücünün tam ve yerinde olması adaletli bir vergileme açısından beklenen bir unsur olarak karşımıza çıkmaktadır. Dolaylı ve dolaysız olarak ayrışan vergilerde dolaysız yani gelir ve kazançlar üzerinden alınan vergilerin ve bu vergilerin kişilerin ödeme gücündeki yerinin sosyoekonomik açıdan önemli olması da bilinen bir unsurdur. Bu çalışmada Türkiye' de ve OECD üyesi ülkelerde dolaysız vergi kategorisinde yer alan gelir ve kazançlar üzerinden alınan vergilerin adil bir vergilemede yeri nedir, ne olmalıdır, bunlara ilişkin tespit, karşılaştırma ve değerlendirmeler ele alınarak sonuca ulaşılmaya çalışılacaktır.

Dolaysız vergilerGelir vergisiGelirler+3
Oğuzhan Emre Arkan
İstanbul Arel University · Institute of Graduate Studies
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Uluslararası kuruluşları sürdürülebilir kalkınma politikaları: OECD örneği

Sürdürülebilir kalkınma süreci, yoksulluğu ortadan kaldıran büyüme yapısının sosyal ve çevresel iyileştirmelerle uyumlaştırmasını gerektirmektedir. Toplumun, ekonominin değişim ve dönüşümünde birbiri ile ilgili pek çok faktör etkili olmaktadır. Uluslararası sistem değişim ve dönüşüm geçirmektedir. Bu değişim ve dönüşümüm önemli bir parçası olan uluslararası kuruluşlar sürdürülebilir kalkınmanın önemine değinmektedir. Uluslararası kuruluşlar, toplumların refah düzeyini artırmak, çevrenin korunması ve sosyal yapının iyileştirilmesi için çeşitli politikalar üretirler. Uluslararası kuruluşlar, ekonomik, teknik, politik ve kültürel işlevlere sahip, bir yapıdadır. Söz konusu işbirliği aktörlerinden biri olan OECD, geniş bir veri ağına sahip olmanın avantajını kullanarak, yaptığı çalışmalarla günümüzde büyük önem taşıyan sürdürülebilir kalkınma konusuna önemli katkılar sağlamaktadır. Sürdürülebilir kalkınma, bugünün ihtiyaçlarını kaşılarken gelecek nesillerin kendi ihtiyaçlarını karşılayabilmesi için insan ile doğa arasında denge oluşturması olarak tanımlanmaktadır. İnsan ile doğa arasında dengenin sağlanabilmesi için uluslararası kuruluşların sürdürülebilir kalkınma konusunda küresel çapta politikalar üretmesi gerekmektedir. Çevresel ve ekonomik unsurları birleştiren sürdürülebilir kalkınma kapsamında uluslararası kuruluşların geliştirdiği politikalara değinilecektir. Bu çerçevede OECD'nin sürdürülebilir kalkınma politikalarının analiz edilmesi amaçlanmaktadır. Anahtar Kelimler: Sürdürülebilir Kalkınma, Çevre, Toplum, Uluslararası Kuruluşlar, OECD.

KalkınmaKalkınma politikalarıOECD ülkeleri+5
Ayşe Erim
İstanbul Arel University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2022
00
Master'sOpen AccessTR

İş kazası ile insani gelişmişlik endeksi ve alt bileşenleri arasındaki ilişkinin incelenmesi: Seçilmiş OECD ülkelerinde bir uygulama

Toplum, kültürel, ekonomik ve sosyal ilişkilerle birbirlerine bağlanmış insanlar bütünüdür. Çalışanlar için iş ve iş hayatı bu ilişkilerin merkezinde yer alır. Bu nedenle İş Sağlığı ve Güvenliği bütün toplumlar için çok önemlidir. Ülkelerin sosyo-ekonomik gelişmişliği ile İş Sağlığı ve Güvenliği arasında güçlü bir ilişki vardır. İş Sağlığı ve Güvenliği bilincinin yüksek olduğu ülkelerde iş kazaları daha az yaşanmakta ve/veya iş kazaları sonucu daha az kazazede hayatını kaybetmektedir. İş kazası sayıları ülkelerin gelişmişliklerinin bir göstergesi olarak kullanılabilir. Bununla birlikte İnsani Gelişme Endeksi (Human Development Index, HDI)'de yine ülkelerin gelişmişliğinin göstergesi olarak kullanılmaktadır. HDI'nın değerinin artması daha uzun ve daha sağlıklı bir yaşam, bilgili olmak ve iyi bir yaşam standardına sahip olmak anlamına gelmektedir. HDI'nın sağlık, refah ve eğitim olmak üzere üç alt boyutu mevcuttur. Bu çalışmada HDI ve alt boyutları ile iş kazası sayıları arasındaki ilişki kısa ve uzun vadede araştırıldı. Bunun için 1990-2020 yılları arasında bazı seçilmiş OECD ülkeleri (Almanya, İngiltere, Belçika, Fransa, Çekya, Polonya, Slovakya, Macaristan ve Türkiye) için iş kazalarından kaynaklanan ölüm sayıları, insani gelişme endeksi ve alt boyutları panel veri olarak düzenlendi. İlgili değişkenlerin ülkeler için yatay kesit bağımlılığı ve homojenlik testleri dikkate alınarak ikinci nesil panel birim kök testi uygulandı. Pesaran CIPS testine göre ilgili değişkenler birinci farkta durağan elde edildi. Daha sonra iş kazaları ve insani gelişme endeksi arasında eşbütünleşme ilişkinin olduğu Westerlund testi ile elde edildi. Bu ilişkinin daha iyi anlaşılabilmesi için insani gelişmişlik endeksinin alt boyutları ile iş kazalarından kaynaklanan ölüm sayıları arasında uzun dönem ilişkiler elde edildi. Bir politika olarak kişi başına düşen milli gelir iyileştirilerek toplum refahı artırıldığında, sağlık alt yapısı güçlendirilip beklenen yaşam süresi artırıldığında ve eğitime yeni başlayan bir bireyin beklenen eğitim süresini artırmak için politikalar geliştirilip yatırımlar yapıldığında iş kazası ve iş kazasından kaynaklanan ölüm sayılarının azalacağı sonucu elde edildi

ARDLBirim kök testleriEşbütünleşme testleri+4
Rabia Sağır
İskenderun Technical University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessEN

An analysis of conditional income convergence in selected OECD countries

The concept of convergence is fundamentally the similarity in economies of a bunch of countries towards same steady state or growth level. The focal point of this thesis is finding the evidence of Beta and Sigma convergence in order to verify whether there is conditional income convergence among OECD countries over the period of 2000 to 2017 or not? The concept of Beta convergence is divided between Absolut and conditional convergence. β-convergence occurs If poor economies tend to grow faster than rich ones; however, if the dispersion of real GDP per capita levels of economies tend to decrease gradually over time period then it displays presence of σ-convergence. This study applies Beta and sigma convergence econometric methodology to specify conditional convergence existence among 33 OECD member economies. According to this method cross-section dataset is required to estimate parameters of Beta and sigma to confirm conditional real income convergence among selected economies. Parameters of beta convergence is estimated by Least Square method (OLS). The trade openness is taken into account as control variable adding it to Beta convergence regression equation. The empirical results of employed models are attested before interpretation through statistical significance measurement of the econometric models such as F-test for the whole model and t-test for testing robustness of individual parameters of the model. The findings appear to indicate strong positive absolute or unconditional and conditional convergence among 33 OECD member economies for the period of 2000 to 2017. The models robustness is tested by econometric verification technics where they all emphasize on absence of Autocorrelation or serial correlation. The model is homoscedastic and residuals are normally distributed as well. Additionally, the result of Sigma convergence stipulates that GDP per capita dispersion has declined over the selected time period among OECD economies.

Economic convergenceOECD countriesConvergence
Ahmad Samır Ranjbar
Ibn Haldun University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2020
00
Master'sOpen AccessEN

OECD'de gerçek efektif döviz kuru ve volatilitesinin ekonomik büyüme üzerindeki etkisi

This study examines the effects of the real effective exchange rate (REER) and its volatility on economic growth from 1996 to 2020 in 36 OECD countries utilizing fixed effects (FE) and random effects (RE) methodologies from panel data econometrics. For empirical analysis, the Hausman test indicates that the fixed effect method is superior to the random effect method; and there were presence of cross-sectional dependencies, autocorrelation, and heteroskedasticity in the FE model. The robust estimates derived by the FE estimation using DRK S.E. indicate that the impact of the real effective exchange rate on economic growth is negative and statistically significant whereas the REER volatility has an insignificant effect on economic growth in the OECD throughout the examined period. The findings from the FE model with robust S.E. further evidence a significantly negative impact of GCE and a significantly positive impact of GCF on economic growth. While population growth and trade do not result in any significant impact on economic activity, the influence of inflation on GDP growth presents mixed findings on significance levels both of which point out to negative impacts. This study presents crucial outcomes in that the impacts of REER and REER volatility on economic growth present diversified outcomes over the past decades in the OECD. Keywords: Economic Growth, Exchange Rate, Fixed Effect, REER, Volatility, OECD.

Exchange rate volatilityEconomic growthEconomic development+3
Samson Adewale Dada
Feyziye Schools Foundation Işık University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Kentsel yoksulluk ve sosyal risk bağlamında sosyal yardım olgusu Van kenti örneği

Kentlerde yaşanan kontrolsüz büyüme ve nüfusun sayıca artması birçok sorunu da beraberinde getirmektedir. Bu durum, kent merkezlerindeki sınırlı kaynaklara ve kent hizmetlerine erişimi daha da zorlaştırmış ve nüfusun yoğun olduğu kentlerde yoksulluk, işsizlik, çarpık kentleşme ve barınma sorunları baş göstermiştir. Bu kavramlar içinde en belirleyici olan yoksulluk sadece ekonomik temelli olmayıp; sosyal psikolojik ve politik temellere de dayanan bir olgudur. Bu çalışmada öncelikle kavramsal olarak; kent, kentleşme, yoksulluk, kentsel yoksulluk, yardımlaşma, sosyal yardımlar, sosyal devlet gibi kavramlar irdelenerek sosyal yardımların kentsel yoksulluğu önlemedeki etkisi ele alınmaktadır. Sosyal yardım verileri mahalle bazlı tasnif edilerek yoksulluğu önleme durumları analiz edilmeye çalışılmıştır. Van kenti özelinde kentsel yoksulluk ve buna bağlı sosyal risklerin sosyal yardım politikaları bağlamında analiz edilmesini amaçlamaktadır. Araştırmanın temel konusu; kentsel yoksulluğun ekonomik, sosyal ve psikolojik boyutları ile sosyal yardımların bu sorunlar üzerindeki rolü ve etkinliğinin değerlendirilmesidir. Araştırmada karma yöntem kullanılmış olup, nicel ve nitel veri toplama teknikleri bir arada uygulanmıştır. Nicel veriler anket yöntemi ile 740 katılımcıdan toplanmış, nitel veriler ise 25 katılımcı ile gerçekleştirilen yarı yapılandırılmış mülakatlarla elde edilmiştir. Araştırmanın bulguları, Van kentinde yaşayan bireylerin büyük bir bölümünün gelir yetersizliği, işsizlik, borçlanma ve barınma sorunları gibi ciddi ekonomik güçlüklerle karşı karşıya olduğunu ortaya koymaktadır. Sosyal risklerin başında eğitim, sağlık, altyapı ve barınma hizmetlerine erişimde yaşanan güçlükler bulunmaktadır. Katılımcılar, özellikle sağlık ve eğitim hizmetlerinin yetersizliğini, temel ihtiyaçların karşılanmasında yaşadıkları ekonomik sorunları ve sosyal dışlanma deneyimlerini dile getirmişlerdir. Sosyal yardımların ekonomik ve sosyal anlamda önemli katkılar sağladığı katılımcılar tarafından ifade edilmiş olsa da, yardımların miktar ve süreklilik açısından yetersiz kaldığı, durumların olduğu belirtilmiştir. Bu bağlamda, sosyal yardımların etkinliğinin artırılması ve sürekliliğinin sağlanması gerektiği sonucuna ulaşılmıştır. Sonuç olarak, kentsel yoksulluğun çok boyutlu yapısı ve sosyal risklerin çeşitliliği dikkate alındığında, sosyal yardımların yanı sıra ekonomik kalkınma, istihdamın artırılması ve sosyal hizmetlerin güçlendirilmesi gibi bütüncül ve sürdürülebilir politikaların geliştirilmesi gerektiği vurgulanmaktadır.

Birleşmiş Milletler Kalkınma ProgramıDoğu Anadolu Kalkınma AjansıOECD ülkeleri+2
Murat Akkoyun
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Türkiye'de genç ve kadın işsizliği

İşsizlik, 1929 yılında yaşanan Büyük İktisadi Buhran sonrası önemli bir iktisadi sorun olarak ortaya çıkmış ve sonrasında hemen her dönemde tüm dünyada gerek gelişmiş ve gerekse gelişmekte olan ülkelerde çözülmesi gereken önemli bir sorun olma özelliğini korumuştur. 1990'lı yıllarda küreselleşmenin yarattığı konjonktür ve yakın tarihte yaşanan 2008 küresel krizi ile işsizlik sorunun boyutları daha da artmıştır. İşsizlik sadece bireyi etkileyen bir durum değildir. İşsizlik suya atılan bir taşın meydana getirdiği halkalar gibi birey, aile, akraba, arkadaş grubu, sokak, toplum, piyasa, ülke ve dünya olmak üzere en iç halkadan dışa doğru tüm kesimleri etkileyen önemli bir problemdir. İşsizliğin sosyal ve ekonomik maliyetleri bu etkileri ortaya koymaktadır. İşsizlikten en çok toplumun en zayıf kesimini oluşturan gençler ve kadınlar etkilenmektedir. Genç, fizyolojik gelişimini ve eğitimini yeni tamamlayan ülkenin geleceğini belirleyecek olan potansiyel işgücünü oluşturmaktadır. Ülkemizde genç nüfusun yoğunluğu ve gençlerde işsizlik oranının oldukça yüksek olması, genel işsizlik oranı üzerindeki olumsuz etkisi, konunun ülkemiz açısından önemini arttırmaktadır. Bu nedenle, gençler işsizlikle mücadelede öncelikle ilgilenilmesi gereken temel grubu oluşturmaktadır. İşsizlikten en çok mağdur olan diğer bir zayıf kesim kadınlardır. Adrese Dayalı Nüfus Kayıt Sistemi 2010 yılı nüfus sayım sonuçlarına göre, Türkiye'nin nüfusu 73.722.988 kişidir. Nüfusun % 50,2'ünü erkekler, % 49,8'sini ise kadınlar oluşturmaktadır. Nüfusun % 25,6'sı ise, 0?14 yaş aralığında yer almaktadır. Ülke nüfusunun yarısını oluşturan kadınların istihdam oranında sağlanacak iyileşmeler, Türkiye'nin genel ekonomik refah düzeyinin artırılması açısından büyük katkı sağlayacaktır. Kadınlar, toplumun kadına biçtiği rol, gelenekler, cinsiyete dayalı ayrımcılık ve düşük eğitim seviyesi vb. sebeplerle hem işgücü piyasasına girerken hem de istihdamları sırasında tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de önemli problemlerle karşılaşmaktadırlar.Çalışmanın ilk bölümünde yer alan kavramlara ilişkin olarak birinci kısımda; istihdam, işsizlik ve iş gücüne katılım haddi vb. kavramların açıklanmasının ardından işsizlik türleri ve işsizlik nedenlerinin incelendiği alt başlıklara yer verilmiştir. İkinci kısımda ise, istihdam okullarının işsizlik ve istihdam hakkındaki görüşleri ortaya konulmuştur.Çalışmanın ikinci bölümünde Türk işgücü piyasasındaki genç ve kadınların durumları; yaş gruplarına, genel ve eğitim seviyelerine göre işsizlik oranları ve işgücüne katılma oranları İktisadi İşbirliği ve Kalkınma Teşkilatı (OECD) ülkelerindeki emsallerinin durumları ile karşılaştırmalı olarak incelenmiştir.Üçüncü bölümde ise, gençlerin ve kadınların işsizlik nedenleri ve çözüm önerileri teorik olarak ortaya konulmuştur. Ardından Türkiye İstatistik Kurumu'nun verileri ışığında Türkiye'de işgücünün genel durumuna ilişkin değerlendirmeler yapılmış ve çalışmanın konusunu oluşturan kadın ve genç işsizliği ayrıntılı olarak ele alınmıştır. Türk işgücü piyasasında kadın ve gençlerin durumlarının işgücü (işsizlik ve istihdam oranları, işgücüne katılma oranları, tarım dışı işsizlik oranları vb.), eğitim, işteki durum ve iktisadi faaliyet kollarına göre analizi gerçekleştirilmiştir. Elde edilen veriler ışığında Türkiye'de genç ve kadınların istihdam ve işsizlik sorunları, işgücüne katılımı etkileyen unsurlar analiz edilerek tablolar yorumlanmıştır.Çalışmanın son kısmında ise, işsizlikle mücadelede etkili olabilecek çözüm önerileri tartışılmıştır.Anahtar Kelimeler: İşgücü, İstihdam, İşsizlik, Kadın, Genç, İşgücüne katılma oranı

GençlikKadın iş gücüKadınlar+5
Seher Gökpınar
Uşak University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2011
00
DoctorateOpen AccessTR

Doğrudan yabancı sermaye yatırımları girişlerinin vergi gelirleri üzerindeki etkisi: OECD ülkeleri örneği

Küreselleşme süreci, özellikle 1980'li yılların ortalarından itibaren dünyada doğrudan yabancı sermaye akışlarında önemli miktarda artışa yol açmıştır. Doğrudan yabancı sermaye girişleri, yatırım alan ülkede ekonomik büyüme, sermaye birikimi, beşeri sermaye, rekabet gücü, finansal sektörün gelişimi ile teknolojik gelişmeyi etkileme potansiyeline sahiptir. Bununla birlikte doğrudan yabancı sermaye girişleri ekonomik faaliyet üzerinden kamu sektörü gelirlerinin önemli bir bileşeni olan toplam vergi gelirlerini dolaylı yoldan etkileme potansiyeline sahiptir. Buna karşın birçok ülkenin doğrudan yabancı sermaye çekmek için kurumlar vergisinde indirimler yapması veya belli bir süre vergi muafiyeti tanıması ve çok uluslu şirketlere kar transferinde yasal ayrıcalıklar tanıması vergi gelirlerini olumsuz etkilemektedir. Bu çalışmada, Westerlund-Durbin-Hausmann (2008) eşbütünleşme testi ile Dumitrescu ve Hurlin (2012) nedensellik testi kullanılarak 1995-2014 döneminde 33 OECD ülkesinde doğrudan yabancı sermaye girişleri, ekonomik büyüme ve toplam vergi gelirleri arasındaki ilişki analiz edilmiştir. Çalışma sonucunda, doğrudan yabancı sermaye girişleri, ekonomik büyüme ve vergi gelirleri arasında uzun dönemli ilişki olduğu belirlenmiştir. Ayrıca doğrudan yabancı sermaye girişlerinden toplam vergi gelirlerine doğru tek yönlü, ekonomik büyüme ile doğrudan yabancı sermaye girişleri arasında iki yönlü nedensellik olduğu tespit edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Doğrudan Yabancı Sermaye Yatırımı Girişleri, Vergi Gelirleri, Panel Veri Analizi

Doğrudan yabancı sermaye yatırımlarıOECD ülkeleriPanel yöntemi+4
Ömer Faruk Öztürk
Uşak University
2016
00
Master'sOpen AccessTR

Vergi politikası aracı olarak obezite vergisi: OECD ülke örnekleri

Küreselleşen dünya ile birlikte obezite olgusu anlam farklılığı kazanmıştır. Gelişen ekonomiler, gıda çeşitliliklerinin artması, gelir düzeylerinde artışlar, gıdalara kolay ulaşım, fiziksel hareketsizlikler obezitenin artışına zemin hazırlamışlardır. Obezitenin artması ülkelerin dolaylı ve doğrudan ekonomik maliyetlerinin de artmasına neden olmaktadır. Obeziteye karşı müdahale araçlarının içerisinde en fazla öneme sahip olan obezite vergisi uygulamaları ortaya çıkmıştır. Obezite vergisi, obeziteye neden olan sağlıksız gıdalar üzerinde uygulanmaktadır. Yağ vergisi, soda vergisi, abur cubur vergisi ve şeker vergisi obezite vergisinin çeşitleri sayılabilmektedir. Obezite vergisi genellikle gelişmiş ülkelerde uygulanmış olsa da son dönemlerde gelişmekte olan ülkelerde de uygulanmaya başlanmıştır. Çalışmanın amacı vergi politikası aracı olarak obezite vergisine ve OECD ülkelerinde uygulanma şekillerini incelemektir. OECD ülkelerinde uygulanan obezite vergileri sağlıksız gıdaların tüketimlerinin azalmasında etkili olmaktadır. Vergilerin etkili olabilmesinde halkın ve endüstrilerin kabul edilebilirliği de önem taşımaktadır. Türkiye'nin OECD raporlarındaki oranları yıllar geçtikçe artış göstermektedir. Ayrıca Türkiye'de henüz obezite vergisi adı altında uygulanmasa da yapılan çalışmalar sonucu desteklendiği görülmüştür. Çalışmanın sonucunda obezite vergilerinin obeziteyi azaltmada etkili olduğuna ancak yeterli olmadığı, diğer politika araçlarıyla desteklenmesi gerektiği sonucuna varılmıştır. Anahtar Kelimeler: Obezite, Obezite vergisi, Vergi politikası, OECD

OECD ülkeleriObeziteVergi gelirleri+3
Zeliha Çabuk
Uşak University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Türkiye ile OECD ülkeleri arasındaki dış ticaretin çekim modeli çerçevesinde analizi

Dış ticaret, uluslararası alanda geçmişten beri tercih edilen bir ekonomik ilişki olarak karşımıza çıkmaktadır. İhtiyaçların fazlası ve çeşitliliği insanların birbiriyle olan değiş-dokuş ilişkisi kurmasına yol açmıştır. Ülkeler de birbirleriyle çeşitli nedenlerle ticaret yapar. Dolayısıyla dış ticaret, özellikle gelişmiş ülkelerde sanayilerin verimliliğini artırması, teknolojilerini ilerletmesi ve sektörler arasında kazançlarını etkinleştirmesi gibi sağladığı katkıları açısından önemli bir yere sahiptir. Dış ticareti etkileyen faktörler içinde en önemlisi ülkeler arasındaki mesafedir. Bu bağlamda, ülkeler arasındaki mesafe dış ticareti ilişkilendiren ve etkisini ölçen ve son zamanlarda amprik çalışmalarda sıkça kullanılmaya başlayan çekim modeli çalışmanın ana konusudur. Çekim modeli, dış ticaret akımlarını ampirik olarak başarılı bir şekilde açıklayan ve günümüze doğru kullanımı yaygınlaşan bir modeldir. Temeli 17. yüzyılın ikinci yarısına dayanan bu model, Sir Isaac Newton un Yer Çekim Kanunu'na (The Law Of Gravity) dayanmaktadır. Bu çalışmada, Türkiye ile OECD ülkeleri arasında 1996-2017 döneminde gerçekleşen ikili ticaret, çekim modelini kullanılarak panel veri yöntemi aracılığıyla ayrıntılı bir biçimde analiz edilmiştir. Çalışmada; reel GSYH, nüfus, reel efektif döviz kuru, mesafe değişkenlerinin yanında kukla değişken olarak da AB'ye üyeliği kullanmıştır. Yapılan amprik analiz sonucuna göre; reel GSYH ve reel döviz kuru değişkenlerinin ticaret hacmi üzerinde istatistikî olarak anlamlı bir etkiye sahip olduğu ve Türkiye'nin dış ticaretine olan etkiyi açıklamada belirlenen değişkenlerden mesafe ve nüfus değişkenlerinin ise anlamsız olduğu sonucuna varılmıştır.

Cazibe modelleriOECD ülkeleriPanel veri modelleri+3
Mehmet Fatih Artuç
Şırnak University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Teknolojik inovasyonun cinsiyetler arası istihdam üzerindeki etkisi: OECD ülkeleri üzerine ekonometrik bir analiz

İnsanlar, içinde bulundukları çevre, doğa ve ortamı daha yaşanabilir kılmak adına değiştirip dönüştürmek ve denetlemek için ticari amaçlı bazı bilgiler üretmektedirler. Ticari amaçlı olması nedeniyle genellikle firmalar kar sağlayabilmek için teknolojik inovasyon yani yeni üretken bilgi ve yatırım yapmaya girişirler. Teknoloji ile ilgili yaşanan gelişmeler sadece üretim yönteminde bir değişikliğe neden olmaz. Aynı zamanda toplumda sosyal, kültürel algı ve değer yargıların değişip dönüşmesinde de etkilidir. Bunlardan biri de istihdamda cinsiyetler arası açığın artmasıdır. Özellikle kadınların teknolojik alanlarda yeteri kadar istihdam edilmemesi ve otomasyon riski taşıyan alanlarda daha baskın olması, teknolojik yenilikler nedeniyle oluşacak istihdam kayıplarına daha fazla maruz bırakmaktadır. Dolayısıyla neredeyse hiçbir ülkede eşit olmayan istihdamda cinsiyetler arası açık, daha da artma riskini taşımaktadır. Bu çalışma teknolojik inovasyon göstergeleri ile cinsiyetler arası istihdam arasındaki ilişkiyi ve teknolojik inovatif gelişmelerin farklı cinsiyet istihdamı üzerinde olumsuz bir etki oluşturup oluşturmadığını, oluşturuyorsa nasıl bir dağılım gösterdiğini tespit etmeyi amaçlamıştır. Bunun için verilerine ulaşılabilen 29 OECD ülkesinde 1996-2017 yılları kapsamında panel veri analizi ile teknolojik inovasyonun kadın ve erkek istihdamı üzerindeki etkisi araştırılmıştır. Çalışmada yapılan analiz neticesinde elde edilen sonucun literatürün önemli bir kısmıyla paralelik gösterdiği görülmüş, teknolojik yenilikler ile herhangi bir cinsiyet istihdamı üzerinde uzun dönemde ilişki olmadığı tespit edilmiştir. Ayrıca süreç ve ürün inovasyonu olarak adlandırılan teknolojik inovasyondan sadece süreç inovasyonunun cinsiyetlerin istihdamı üzerinde pozitif ancak küçük bir etkiye sahip olduğu görülmüştür. Bu sonuçların doğrultusunda sadece kısa dönemde teknolojik inovasyon ile istihdam arasında bir ilişki olduğu, uzun dönemde ise herhangi bir ilişkinin olmadığı söylemek mümkündür. Anahtar kelimeler: Teknolojik İnovasyon, Cinsiyetler Arası İstihdam, Süreç İnovasyonu, OECD, Panel Veri Analizi.

Cinsiyet farklarıKadınlarOECD ülkeleri+3
Evin Bayar
Şırnak University · Institute of Graduate Studies
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Girişimcilik, inovasyon ve ekonomik büyüme ilişkisi: OECD ülkeleri üzerine bir inceleme

Günümüzde girişimcilik ve inovasyon ekonomik büyüme için itici bir güç olarak benimsenmektedir. Bu anlamda girişimcilik, inovasyon ve ekonomik büyüme arasındaki ilişki işsizliği azaltmak ve sosyal refahı arttırmak için iktisadi politikanın kilit noktası olarak gösterilmektedir. Bu çalışmanın amacı 35 OECD ( Avusturalya, Avusturya, Belçika, Kanada, Şili, Çekya, Danimarka, Estonya, Finlandiya, Fransa, Almanya, Yunanistan, Macaristan, İzlanda, İsrail, İtalya, Japonya, Letonya, Litvanya, Lüksemburg, Meksika, Hollanda, Yeni Zelanda, Norveç, Polonya, Portekiz, Slovakya, Slovenya, Güney Kore, İspanya, İsveç, İsviçre, Türkiye, Birleşik Krallık, ABD ) ülkeleri için girişimcilik faaliyetleri ve inovasyonun ekonomik büyüme üzerindeki etkilerini ampirik olarak analiz etmektir. Bu analizi gerçekleştirmek için . Schumpeter'in girişimci- girişimcilik ruhu modeli üzerindeki rolünden yararlanılmaktadır. Çalışmada 2001-2018 dönemleri verilerinden yararlanılarak, değişkenler arasındaki ilişki panel veri analiz yöntemleri kullanılarak incelenmiştir. Panel veri analizlerinde, öncelikli olarak yatay kesit bağımlılığı analizlerinin yapılması önem arz etmektedir. Yapılan bu testler, bir ülkede gerçekleşen beklenmedik olayların, diğer ülkeleri etkileyip etkilemediği hususunu ortaya koymaktadır. Uygulanan analizlerde yatay kesit bağımlılığının var olduğuna ulaşılmıştır. Bu doğrulduda 2.nesil kök test analiz yöntemleri kullanılmıştır. Bulgular sonucunda patentten büyümeye ve girişimcilikten büyümeye doğru eş bütünleşme ilişkisi söz konusudur. Bununla beraber, OECD ülkelerinde hem patentten büyümeye doğru hem de büyümeden girişimcilik faaliyetlerine doğru nedensellik ilişkisinin var olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Canning Pedroni nedensellik testti sonuçlarına göre OECD ülkelerinde patentten büyümeye ve büyümeden girişimcilik faaliyetlerine doğru nedenselliğin var olduğu sonuçlarına ulaşılmıştır. Çalışma sonucunda girişimcilik ve inovasyonun ekonomik büyüme üzerinde uzun dönemde pozitif yönde etki ettiği görülmektedir. Ülkelerin, girişimcilik ve inovasyon ortamını geliştirmek, sürdürülebilir ekonomik büyümeye ve küresel rekabet gücüne öncülük etmek için ekonomi politikalarını geliştirmeleri önerilebilir. Anahtar Kelimeler: Girişimcilik , Ekonomik Büyüme, İnovasyon, Panel Veri

Ekonomik büyümeEkonomik etkiGirişimcilik+3
Çiğdem Türkman
Şırnak University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2021
00
Master'sOpen AccessEN

Determinants of fiscal space: An empirical analysis for OECD countries

The concept of fiscal space, which has gained importance especially after the 2008 global crisis, can be broadly defined as a budgetary possibility that provides resources to a government for a targeted purpose without negatively affecting the sustainable financial position of the government. Fiscal space is mostly associated with the concepts of fiscal sustainability and debt sustainability in the literature and generally discussed in terms of creation methods, measurement methods, and its relationship with other policies. The main objective of this study is to empirically reveal the impacts of the determinants of fiscal space and to present policy recommendations within this framework. For the empirical analysis, two different fiscal space indicators are calculated within the de facto fiscal space approach put forward by Aizenman and Jinjarak (2010) and the debt limit-based approach of Ostry et al. (2010). Accordingly, this study analyzes the impacts of selected macroeconomic, institutional, political and global variables (determinants of fiscal space) on the calculated fiscal space indicators by using panel data techniques for 27 OECD countries in between 1999 and 2020. Our findings suggest that in addition to macroeconomic variables, institutional and political variables also have significant impact on fiscal space. On the other hand, global variables do not have direct impact on fiscal space but have an indirect impact by characterizing the global environment in terms of global liquidity.

Financial riskFinancial sustainabilityPublic debts+6
Okan Aslan
Hacettepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2022
00
Master'sOpen AccessTR

PISA-2018 Türkiye verisinde okuma becerilerini etkileyen faktörlerin çok düzeyli yapısal eşitlik modellemesiyle incelenmesi

Uluslararası Öğrenci Değerlendirme Programı (PISA), OECD tarafından uluslararası yürütülen bir araştırmadır. PISA uygulaması her üç yılda bir 15-16 yaş aralığındaki öğrencilerin eğitim kalitesini ölçmek ve değerlendirmek için 2000 yılından beri yapılan bir araştırmadır. Bu çalışmanın amacı PISA 2018 araştırmasındaki 15 yaşındaki öğrencilerin okuma becerileri ile öğrencilerin ekonomik, sosyal ve kültürel durumları, okumaktan keyif alma, okul türü gizil değişkenleri arasındaki çok düzeyli yapısal ilişkinin ne düzeyde olduğunu incelemektir. Bu araştırmanın örneklemini kayıp veriler silindikten sonra kalan 6596 öğrenci oluşturmaktadır. Çalışma kapsamında öğrenci anketinden belirlenen değişkenler; ekonomik, sosyal ve kültürel durumları, okumaktan keyif alma ve okul anketinden belirlenen değişkenler ise okul türüdür. Bu değişkenler kullanılarak grup içi (öğrenci düzeyi) ve gruplar arası (okul düzeyi) düzey olacak şekilde çok düzeyli yapısal eşitlik modeli kurulmuştur. Araştırma sonucuna göre öğrencilerin okuma becerilerinde meydana gelen farklılıkların %61'i okullar arası farklılıklardan kaynaklandığı görülmüştür. Daha sonra araştırma kapsamında seçilen değişkenlerle öğrencilerin okuma becerileri başarıları arasındaki ilişki çok düzeyli yapısal eşitlik modeli kullanılarak incelenmiştir. Elde edilen sonuçlara göre öğrenci düzeyinde ekonomik, sosyal ve kültürel durum okumaktan keyif alma değişkenleri ile öğrencilerin okuma becerileri başarıları arasındaki ilişki anlamlı bulunurken; okul düzeyindeki okul türü değişkeni ile öğrencilerin okuma becerileri başarıları arasındaki ilişki anlamlı bulunmamıştır. Ekonomik, sosyal ve kültürel durum değişkeni okul düzeyine taşındığında okuma becerileri başarısını güçlü bir şekilde etkilediği sonucuna ulaşılmıştır. Okul düzeyindeki ekonomik sosyal ve kültürel durum değişkeninin okul türü değişkeni aracılığıyla okulların okuma becerileri başarıları üzerinde negatif yönde orta düzeyde dolaylı bir etkisi olduğu görülmüştür.

OECD ülkeleriOkumaOkuma becerileri+2
Esra Mavi
Hacettepe University · Eğitim Bilimleri Enstitüsü
2022
00
DoctorateOpen AccessTR

OECD ülkelerinde mali yerelleşmenin belirleyenleri

Kamusal mal ve hizmetlerin yerelleşmiş sunumunun ekonomik etkinlik ve sosyal refah düzeyini artıracağı düşüncesiyle birçok ülkede alt düzey yönetimlerin ekonomik fonksiyonların yerine getirilmesindeki payını artırmaya yönelik faaliyetler gerçekleştirilmektedir. Çalışmada gelir, alan, nüfus, kentleşme, etnik çeşitlilik, insani gelişme, küreselleşme, kurumsal faktörler, gelir dağılımı, ekonomik istikrar ve katılımcı bütçelemenin mali yerelleşme üzerindeki etkisi OECD ülkelerinin 2000-2016 yılları arasındaki verileri ve Panel Düzeltilmiş Standart Hatalar yöntemi ile ampirik olarak incelenmektedir.

Katılımcı bütçelemeMali yerelleşmeOECD ülkeleri+3
Tuğba Berçintürk
Hacettepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Araştırma ve geliştirme harcamalarının ekonomik büyümeye etkisi: OECD ülkeleri için ampirik bir analiz

Günümüzde araştırma ve geliştirme (Ar-Ge) harcamaları hem devlet hem de özel sektör için daha fazla önem kazanmıştır. Ar-Ge çalışmaları sonucunda ortaya çıkan teknolojik gelişmelerin ekonomik performansı ve refah seviyesini yükselttiği son yıllarda yapılan çalışmalarda öne sürülmektedir. Bu çalışmada 37 OECD ülkesinin 2001-2019 yılları arasındaki verileri kullanılarak Ar-Ge harcamalarının ekonomik performans göstergelerinden kişi başına düşen milli gelir üzerindeki etkisi araştırılmıştır. Çalışma; Ar-Ge harcamalarının gayri safi yurt içi hasıla içerisindeki payının yanı sıra milyon kişi başına düşen araştırmacı sayıları ve patent başvuru sayılarının ana bağımsız değişken olarak ayrıca ele alınması, brüt sabit sermaye yatırımı oranı ile toplam ihracat içindeki bilgi ve iletişim teknolojileri ihracatı oranının kontrol değişkenleri olarak dikkate alınması ve güncel veri setinin kullanılması bakımından önceki çalışmalardan farklılaşmaktadır. Çalışmanın öncül çalışmalardan farklılaşan bir diğer yönü ise; OECD ülkelerinin tamamının incelenmesine ek olarak ülkelerin; gelişmişlik düzeylerine göre ayrıştırılıp alt örneklemlerin ayrıca analiz edilmesidir. Analiz sonucunda Ar-Ge harcamalarının ekonomik performansı pozitif yönde etkilediği sonucuna ulaşılmış olup, 37 OECD ülkesi için yapılan analizde araştırma ve geliştirme harcamalarındaki %1 birimlik artışın kişi başı geliri %0,94 oranında artırdığı, gelişmiş ve gelişmekte olan ülkeler için ayrım yapıldığı zaman ise sırasıyla %0,84 ve %0,30 oranında kişi başı geliri pozitif yönde etkilediği sonucuna ulaşılmıştır. Farklı ülke gruplarına ait katsayı tahminlerinin niceliksel olarak farklılık göstermesi, ülkelerin ayrıştırılarak analiz edilmesini destekler niteliktedir.

Ampirik analizAraştırma-geliştirmeAraştırma-geliştirme harcamaları+6
Bilal Evkaya
Hacettepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2021
00
DoctorateOpen AccessTR

OECD ülkelerinin ulusal sağlık sistemlerinin zamana dayalı performansının değerlendirilmesi

Bu çalışmada, Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü (Organisation for Economic Co-operation and Development [OECD]) üyesi ülkelerin ulusal sağlık sistemlerinin 2000-2016 dönemine ilişkin teknik etkinliği ve bunu etkileyen faktörler, Veri Zarflama Analizi (VZA) ve panel Tobit regresyon ile ölçülmüştür. VZA'da dört farklı model kurulmuştur. Birinci modelde sadece sağlık sistemlerine ilişkin değişkenler kullanılmıştır. Daha sonra birinci modelin girdi değişkenleri arasına, öncelikle ekonomik göstergelere ve sonrasında davranışsal risk faktörlerine ilişkin değişkenler ayrı ayrı eklenerek sırayla ikinci ve üçüncü modeller kurulmuştur. Son olarak, birinci modelin girdi değişkenleri arasına ekonomik göstergelere ve davranışsal risk faktörlerine ilişkin değişkenler aynı anda eklenerek dördüncü model kurulmuştur. Panel Tobit regresyon analizinde; ekonomik, sosyodemografik, davranışsal, fiziki çevreye ilişkin, sosyal güvenliğe ilişkin ve sağlık hizmetleri kullanımına ilişkin göstergelerin VZA skorlarına etkisi incelenmiştir. İkinci aşama analizler, 2000-2005, 2006-2011 ve 2012-2016 dönemlerine ait panel veriler ile gerçekleştirilmiştir, böylelikle bağımsız değişkenlerin VZA skorlarına olan etkisinde görülen değişimler dönemler bazında incelenebilmiştir. İkinci aşama analizlere sadece birinci model dahil edilmiştir çünkü VZA sonrası yapılan korelasyon analizinde VZA modelleri arasında yüksek düzeyli korelasyon olduğu görülmüştür. Elde edilen bulgulara göre, satın alma gücü paritesine göre kişi başına düşen gelir ($ olarak), işsizlik oranı, üniversite mezunu nüfus oranı, düzenli ve güvenli şekilde yönetilen sanitasyon hizmetlerinden faydalanan nüfus oranı ve kızamık aşılama oranı sağlık sistemlerinin teknik etkinliğine istatistiksel olarak anlamlı şekilde olumlu etki etmiştir (p<0,05). Buna karşın, Gini Katsayısı, 2008 küresel ekonomik krizi, bağımlı nüfus oranı, kişi başına düşen belediye atık miktarı (kg olarak), alkol tüketimi, sigara kullanımı, obezite oranı, cepten yapılan sağlık harcamalarının toplam sağlık harcamaları içerisindeki oranı ve gelirin yüzdesi olarak sosyal güvenlik katkı payı sağlık sistemlerinin teknik etkinliğine istatistiksel olarak anlamlı şekilde olumsuz etki etmiştir (p<0,05). Hükümetler, gelirin azaldığı ekonomik kriz dönemlerinde sağlık hizmetlerinin kullanımı önündeki engelleri kaldıracak adımlar atmalıdır. Bağımlı nüfus oranının yüksek olduğu toplumlarda sağlık hizmetleri talebi daha yüksek olduğundan, bu bireylerin hizmet talebi önündeki engeller kaldırılmalıdır. Hükümetler, bireylerin daha az cepten sağlık harcaması yapmalarını sağlayacak önlemler almalıdır. Aşırı alkol tüketimi, sigara kullanımı ve obezite birçok ülkenin temel sorunları arasındadır. Hükümetler, toplum tabanlı eğitim faaliyetleri vasıtasıyla bu sorunun üstesinden gelmenin yollarını aramalıdır. Belediyeler atıklarını çevreye ve insanların sağlığına zarar vermeyecek şekilde yok etmelidir ve sanitasyon hizmetlerini tüm topluma eşit bir şekilde sunmalıdır. Aşılama, toplumların sağlık statüsünü etkileyen önemli faktörler arasındadır. Hükümetler, aşılama konusuna özen göstermeli ve aşı karşıtı grupları ikna edici adımlar atmalıdır.

OECD ülkeleriPanel tobit modellerPerformans+4
Murat Konca
Hacettepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2021
00

Related subjects