Epilepsi
207 theses under this subject heading
Relapsing remitting multiple skleroz formundan sekonder progresif multiple skleroz formuna dönüşümde risk faktöleri
Amaç: Multiple skleroz hastalarında relapsing remitting multiple sklerozdan sekonder progresif multple skleroz forma dönüşümde, sigara, alkol kullanımı, trigeminal nevralji varlığı, otonomik semptomların birlikteliği, geçirilen atak sayısı, akraba öyküsünün, optik atak öyküsünün, EDSS skorlarının, herhangi bir fizik tedavi ve rehabilitasyon programına dahil olup olmadığının, epilepsi birlikteliğinin, ilk atak semptomu ile tedaviye başlangıcı arasında geçen sürenin, manyetik rezonans görüntülemelerde servikal spinal kord lezyonu varlığının araştırılarak, klinik risk faktörlerinin belirlenmesi hedeflenmiştir. Gereç ve Yöntem: Çalışma retrospektif bir araştırma olup, çalışma verileri hastanemiz poliklinik veritabanına kayıtlı Multipl Skleroz hastalarının sistemde mevcut olan bilgilerinden elde edilmiştir. Bulgular: Çalışmaya 145 hasta dahil edildi.145 hastanın 71'i RRMS, 74'ü SPMS'ti. RRMS grubunun %1,4'i (n=1), SPMS grubunun ise %9,5'i (n=7) alkol kullanıyordu. (p=0,034). RRMS grubunda otonomik semptomu olan hastaların sayısı 6 (%8,5) iken, SPMS grubunda 38 (%51,4) idi. (p=0,001). RRMS grubunda trigeminal nevraljisi olan hastaların sayısı 2 (%2,8) iken, SPMS grubunda 9 (%12,2) idi(p=0,034). RRMS grubunda servikal lezyonu olan hastaların sayısı 31 (%43,7) iken, SPMS grubunda 61 (%82,4) idi(p=0,001). Tedaviye başlama süresi RRMS grubunda 6,14 ± 6,53, SMPS grubunda 10,74 ± 10,86 idi(p=0,001). Sonuç: Çalışmamızda ilk semptom ile tedaviye başlama arasında geçen sürenin uzun olması, ilk yapılan MR görüntülemelerde T2 lezyon sayısının fazla olması, ilk görüntülemelerde servikal spinal kordda plak varlığı, hastanın alkol tüketicisi olması, trigeminal nevralji ve otonomik semptomların varlığının RRMS'ten SPMS'e dönüşümde risk faktörü olarak kabul edilebilecek parametreler olarak kullanılabileceğine dair sonuçlar elde ettik. Anahtar Kelimeler: progresif, remitting, risk, prognoz,, epilepsi, trigeminal nevralji, optik nörit, alkol, sigara, progresif,
Epilepsi tanılı çocuk hastaların ebeveynlerindeki anksiyete durumunun nöbet sıklığına etkisi
Giriş ve Amaç: Epilepsi, tekrarlayan nöbet ile karakterize pediatrik yaş grubunda en sık görülen kronik nörolojik hastalıdır. Nöbetler hastalığın temel belirtisi olup epilepsi tedavisinin başarısını belirleyen temel faktörlerden biridir. Bu çalışmadaki amacımız, epilepsili çocuk hastaların ebeveynlerinde anksiyete bozukluğu sıklığını ve ebeveynlerdeki bu anksiyete bozukluğunun çocuklarının epilepsi tedavisi üzerindeki etkilerini değerlendirmektir. Gereç ve Yöntem: Hastanemiz çocuk nöroloji polikliniğine başvuran, 1-18 yaş aralığında ve en az 6 ay epilepsi tanısı ile takip edilen hastalar çalışma grubuna alındı. Hastaların epidemiyolojik özellikleri, fizik muayene bulguları, epilepsi tipi, EEG bulguları, radyolojik bulguları, kullandığı ilaçlar, başlangıçta nöbet sıklığı ile şu anki nöbet sıklığı geriye dönük olarak incelenip kayıt altına alındı. Ebeveynlerdeki psikopatolojiyi tanımlamak için ebeveynlere Beck Anksiyete Ölçeği uygulandı. Bulgular: Hastalarımızın %54,2'si kız, %45,8'i erkek ve yaş ortalaması 8,46±4,41 yıl ve epilepsi süresi ortalama 3,81±3,5 yıl bulundu. Beck Anksiyete Ölçeği sonuçlarına göre ebeveynlerin %69'unda anksiyete mevcuttu. Ayrıca annelerdeki anksiyete düzeyinin babalara göre anlamlı yüksek olduğu görüldü (15,81±11,73 p=0,033). Ebeveynlerdeki anksiyete düzeyi ile nöbet sıklığı arasında anlamlı ilişki saptanmadı (p=0,475). Sonuç: Çalışmamızda epilepsi tanılı çocukların ebeveynlerinde anksiyete düzeyinin normal popülasyona göre yüksek olduğu ve annelerin babalara nazaran daha fazla kaygı bozukluğu yaşadığı saptandı. Sonuç olarak; epilepsi tanılı çocuk hastanın yönetiminde epileptik çocuğa sahip ebeveynlerin ruhsal açıdan desteklenmesi ve bu durumun olguların tedavisinin yönetimindeki etkisinin göz ardı edilmemesinin hem daha başarılı hem de daha ekonomik bir yaklaşım olacağı kanısındayız. Anahtar Sözcükler: Anksiyete, ebeveyn, epilepsi,
Psödonöbetin eşlik ettiği ve etmediği epilepsi hastalarının psikolojik dayanıklılık, travma ve aleksitimik özellikler açısından karşılaştırılması
Epilepsi hastalığında psikiyatrik komorbidite sık karşılaşılan bir durumdur. Epileptik nöbetleri taklit eden psikojenik nonepileptik nöbetler (psödonöbet) psikiyatride konversiyon bozukluğu başlığı altında ele alınmaktadır. Psödonöbetlerin epilepsi hastalarında görülme sıklığı sanılanın aksine fazladır. Çalışmamızda psödonöbetin eşlik ettiği ve etmediği epilepsi hastalarını kendi arasında ve sağlıklı kontrol grubuyla psikolojik dayanıklılık, travma ve aleksitimik özellikler açısından karşılaştırdık. Çalışmaya nörolojik değerlendirmeler sonrasında 50 pür epilepsi, 20 psikojen nöbetin eşlik ettiği epilepsi hastası ve 70 sağlıklı katılımcı alındı. Bilgilendirme ve ardından yazılı onam alındıktan sonra katılımcıların sosyodemografik verilerine yönelik bilgiler alındı. Katılımcılardan, hepsi öz bildirime dayalı olan Travmatik Yaşantılar Ölçeği, Çocukluk Çağı Travma Ölçeğ, Dissosiyatif Yaşantılar Ölçeği, Toronto Aleksitimi Ölçeği ve Yetişkinler İçin Psikolojik Dayanıklılık Ölçeği'ni doldurmaları istendi. Psikolojik dayanıklılık en düşük psikojen nöbetin eşlik ettiği epilepsi grubunda saptandı. Çocukluk çağı travması ve aleksitimik özellikler en yüksek psikojen nöbetin eşlik ettiği epilepsi grubunda saptandı. Travmatik Yaşantılar Ölçeği toplam puanı açısından gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı fark saptanmadı. Anahtar kelimeler: epilepsi, psikojen nöbet, aleksitimi, travma, psikolojik dayanıklılık
Çocuk acile başvuran epilepsi tanılı hastaların özellikleri
Giriş ve Amaç: Epilepsi çocukluk çağının en sık rastlanan nörolojik hastalıklarından birisidir. Epilepsi tanılı çocuk hastaların çocuk nöroloji/çocuk sağlığı ve hastalıkları poliklinik izlemi dışında çocuk acil servislerine de farklı nedenlerle başvuruları olabilmektedir. Ancak epilepsi hastalarının acile başvurularının epilepsi/epilepsi dışı nedenleri ve acil ünitesindeki izlem süreçleri ile ilişkili literatürde çok az veriye ulaşılmaktadır. Çalışmamızda; çocuk acil servise başvuran epilepsi tanılı hastaların özelliklerinin, başvuru nedenlerinin ve çocuk acil serviste izlem sürecinin incelenmesi amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Çalışmamız retrospektif bir çalışma olup, çalışmaya 01 Ocak 2020-31 Aralık 2021 tarihleri arasında Ankara Şehir Hastanesi Çocuk Acil Servise başvuran 1 ay-18 yaş aralığında olup epilepsi tanısı olan 492 hastanın 802 acil başvurusu dahil edildi. Hastaların yaş, cinsiyet, epilepsi tanı yaşı, nöbet sıklığı, nöbet özellikleri, kullandığı ilaçlar, ek hastalık varlığı, çocuk acil servise başvuru nedeni, çocuk acil servise başvuru şekli (ayaktan, ambulans), çocuk acil servis başvuru tanısı/tedavisi/kalış süresi/taburculuk bilgileri (acilde gözlem/servise yatış/yoğun bakıma yatış/exitus) değerlendirmeye alındı. Bulgular: Hastalarımızın yaş ortalaması 99,4±64,3 ay, %59,8'i erkek, %40,2'si kız idi. Epilepsi tanısı ile çocuk acile başvuran hastaların son altı ayda çocuk nöroloji polikliniğine daha sık başvurularının olduğu saptandı. Çocuk acil servise epilepsi tanısı ile başvuran hastaların epilepsi etiyolojileri değerlendirildiğinde hastaların %60,6'sı epilepsi etiyolojisi bilinmeyen grupta idi. Hastaların %34 'ünde epilepsiye eşlik eden ek bir hastalığı vardı ve ek hastalığı olanların olmayanlara göre acile daha sık başvuru yaptıkları saptandı. Hastaların epilepsi takip süresinin çocuk acil servise başvuru sıklığını etkilemediği saptandı. Ek hastalığı olan hastalar ile ek hastalığı olmayan hastaların yaşları arasında istatistiksel olarak anlamlı fark yoktu. Hastaların çocuk acil servise en sık başvuru nedeni nöbet (%69,1) iken diğer başvuru nedenleri olarak da üst solunum yolu enfeksiyonu (ÜSYE), alt solunum yolu enfeksiyonu (ASYE), akut gastroenterit (AGE), alerji, psikiyatrik nedenler bulunmakta idi. Acile nöbet ile başvuran hastalarda en sık nöbet nedeni düzensiz antiepileptik ilaç (AEİ) kullanımı idi. Dokuz hastada hipoglisemi, dört hastada hipokalsemi ilişkili nöbet vardı. Acil servise nöbet nedeni ile başvuran 554 hastadan 161'ine acil serviste AEİ tedavisi uygulanmış ve en sık uygulanan tedavi ise intravenöz (IV) levetirasetam uygulaması idi. Hastaların %32,5'u çocuk servislerine, %5,1'i çocuk yoğun bakıma yatırılmış idi Sonuç: Epilepsi hastalarının çocuk acil servise başvurularının epilepsi/epilepsi dışı nedenleri ve acil ünitesindeki izlem süreçleri ile ilişkili literatürde çok az veriye ulaşılmaktadır. Çalışmamızda çocuk acil servise epilepsi tanısı ile başvuran hastaların özellikleri incelendi. Hastaların en sık başvuru nedeni nöbet idi. Nöbetlerin en sık nedeni ise antiepileptik ilaçların düzensiz kullanımı olarak saptandı. Epilepsiye eşlik eden ek hastalıkların olmasının, çocuk acil servise başvuru sıklığını artırdığı tespit edildi.
Epilepsili gençler için nörolojik bozuklukta depresyon ölçeğinin türkçe geçerlik ve güvenirliği
Metodolojik tasarım ile yürütülen bu çalışmanın amacı; İngilizce dil ve kültüründe geliştirilen Epilepsili Gençler İçin Nörolojik Bozuklukta Depresyon Ölçeğinin Türkçe Geçerlilik ve Güvenirliğini yapmaktır. Araştırma, Mersin Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Nöroloji Polikliniğine başvuran 12-17 yaşları arasındaki epilepsili genç hastalar ile Nisan 2021- Ekim 2021 tarihleri arasında yapılmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde IBM SPSS 22 ve AMOS 22 programları kullanılmıştır. Ölçeklerin geçerliliğini belirlemek için; İçerik geçerliliği, ölçüt geçerliliği (iç ve dış ölçüt) ve yapı geçerliliği (açımlayıcı ve doğrulayıcı) yapılmıştır. Kapsam geçerliği için KGİ değeri 0.92'dir. Ölçüt geçerliği; iç ölçüt geçerliliği (alt-üst grup karşılaştırması: r=.954, t=66.756, p=.000 ve madde-toplam korelasyonları: .551-.865'dir) ve dış ölçüt geçerliği (DSM-5 düzey 2- Depresyon Ölçeği) ile değerlendirildi (r=.894). Yapı geçerliğini yapmak üzere, açımlayıcı faktör analizinde; "Kaiser Meyer Olkin" ve "Barlett testleri" (KMO:.931, Barlett's test x²:646.946, p<0.001), faktör yükü: (.379-.806), özdeğer incelemesi (6.608), total varyans açıklaması (%55.069), Korelasyon matriks değerleri (.615-.898) incelenmiştir. Doğrulayıcı faktör analizinde ise; maddelerin faktör yükleri, x2/sd (1.262), NFI (.900), TLI (.972), CFI (.977), IFI (.978), RFI (.878), GFI (.894), AGFI (.847), RMSEA (.052) ve RMR (.047) uyum değerleri incelenmiştir. Ölçeklerin güvenilirliğini belirlemek için ise; iç tutarlık güvenirlik katsayıları (cronbach alfa:.924), yarıya bölme yöntemi (r:.884), Madde-toplam puan korelasyonları (.551-.865), Puanlama tutarlılığı (Sınıf içi korelasyon:.939), Standart Hata (SEM≤SS/2: 2.48≤4.5) (ölçeklerin ölçmedeki kesinlikleri), Taban tavan etki analizi (Min.Fr=%1.0, Max.Fr=7.3) (ölçek homojenliği) ve Hotelling's T2 testi (F= 245.328, p=.000) çalışılmıştır. Türkçeye uyarlaması yapılan ölçeğin istatistiksel olarak geçerli ve güvenilir yapıda olduğu bulunmuştur.
Epilepsi hastası çocuklarda antiepileptik ilaçların kalp hızı,QT mesafesi,TP-E intervali ve TP-E/QTC oranı üzerindeki etkisi
Bu çalışmanın amacı epilepsi hastası çocuklarda ventriküler aritmiye yatkınlığın belirteçleri kabul edilen elektrokardiyografide QTd (QT dispersiyonu) ve Tp-e (Tpeak-Tend) interval hesaplayarak antiepileptik ilaçların otonom sinir sistemi üzerine etkilerini; kalbin elektriksel aktivitesi ile kardiyak aritmi eğilimi açısından değerlendirmektir. Epilepsi tanısı ile takipli karbamazepin, valproik asit, levetirasetam kullanan 145 hasta ve 54 sağlıklı çocuk kontrol grubu çalışmaya dahil edildi. Hasta ve kontrol grubunun elektrokardiyogramları (EKG) retrospektif olarak değerlendirilmiş, ilaçların kalp hızı, QT mesafesi, Tp-e intervali ve Tp-e/QTc oranı üzerindeki etkisi, ilaç gruplarının kontrol grubuna göre ve kendi aralarındaki olası farklılıkları istatistiksel olarak incelenmiştir. İlaç grupları ve kontrol grubu arasında QT mesafesi açısından istatistiksel olarak anlamlı bir fark olduğu bulunmuştur (p=0.031), Karbamazepin kullanan hastaların QT mesafesi (343,82±33,33), Valproik asit kullanan hastalara göre (321,81±37,27) istatistiksel olarak anlamlı derecede yüksek olduğu saptanmıştır (p=0.020). Pediatrik epilepside gözlenen EKG değişiklikleri ve altta yatan kardiyak elektrofizyolojik değişikliklerle ilgili pek çok çalışma yürütülüyor olsa da bunların klinik anlamı halen tam olarak bilinememektedir. Çalışmamız bu belirteçlerin çocukluk çağında aritmiye eğilimin değerlendirilmesinde klinik kullanım açısından ayrıca da epilepsi tanılı çocuk hastaların izleminde kardiyovasküler sistem (KVS) komorbiditeleri ile ilgili farkındalık yaratması açısından önem teşkil edecektir. Anahtar Kelimeler: Epilepsi, Karbamazepin, Valproik Asit, Levetirasetam, EKG, QT Mesafesi
Antiepileptik tedavisi kesilmiş remisyondaki epilepsi hastalarında rekurrens epilepsi oranı ve bu hastaların epidemiyolojik ve klinik özelliklerinin değerlendirilmesi
Amaç: Dünyada epilepsinin farklı tiplerine sahip 10 milyondan fazla çocuk mevcuttur. Antiepileptik ilaçlar (AEİ) uzun süre kullanıldıklarında özellikle çocuklarda birçok yan etkiye yol açmaktadır. Bu nedenle rekurrens riskine rağmen, epileptik hastalarda belirli bir nöbetsiz süre sonrası genellikle AEİ kesimi gündeme gelmektedir. Çocuklarda AEİ tedavisi kesimi sonrası rekurrens riski %30-40 oranındadır. Güvenli bir şekilde tedavi kesimi için gerekli kriterlerde hala ortak bir kanıya varılamamıştır. Bu çalışma epileptik çocuklarda AEİ kesimi sonrası rekurrens riskini belirlemek ve nöbet rekurrensi ile ilişkili risk faktörlerini değerlendirmek amacı ile retrospektif olarak yapılmıştır. Materyal ve Metodlar: Ocak 2015 – Aralık 2020 tarih aralığında Çocuk Nöroloji Merkezimize başvurmuş, 1-18 yaş arası, AEİ tedavisi altında en az 2 yıl nöbetsiz takip edildikten sonra tedavisi kesilmiş olan 292 epileptik hasta çalışmaya dahil edildi. Hastalar rekurrens için tanımlanmış risk faktörlerine göre gruplandırıldı ve bu risk faktörlerinin nöbet rekurrensi ile ilişkisi değerlendirildi. Bulgular: Takip süresi boyunca 56 hastada (%19,1) nöbet rekurrensi gözlendi. Bunların %44,6'sında ilaç kesiminden sonraki ilk 6 ayda, %55,4'ünde ise 6. aydan sonra nöbet rekurrensi görüldü. Nöbetsiz sağ kalım oranları 1. Yılın sonunda %85, 2. Yılda %83, 4. Yılın sonunda ise %80 olarak saptandı. Ortalama nöbet başlangıç yaşı 7,1 3,48 yıldı. Rekurrens riskini ve prediktif faktörlerle ilişkisini belirlemek için ilişkili parametreler tek değişkenli ve çok değişkenli istatiksel analiz ile değerlendirildi. Sadece nöbet başlangıç yaşının 6 yaşın üzerinde olmasının rekurrens riskini istatiksel olarak anlamlı bir şekilde artırdığı görüldü. Sonuç: AEİ tedavi kesimine karar vermeden önce her hasta bireysel olarak değerlendirilmelidir. Bizim çalışmamız nöbet başlangıcı 6 yaşın üstünde olan hastaların, yüksek oranda rekurrens riski nedeni ile AEİ kesimi sonrası daha dikkatli bir şekilde takip edilmesi gerektiğini göstermektedir. Anahtar sözcükler: Antiepileptik ilaç, epileptik çocuk, rekurrens risk faktörleri, ilaç kesimi
Epileptik nöbet sırasında ölçülen çinko ve bakır düzeylerinin değerlendirilmesi
Giriş ve Amaç: Epilepsi, dünyada yaklaşık 50-65 milyondan fazla insanı etkileyen yaygın görülen nörolojik bir hastalıktır. Epilepsiyi ortaya çıkaran mekanizmalar çok faktörlüdür. Farmokolojik olarak epilepsi kontrol altına alınabilse de hastaların yaklaşık üçte birinde tedaviye dirençli hale gelmiştir bu sebeple yeni yaklaşımlara ihtiyaç duyulmaktadır. Epileptik nöbet ile acile başvuru yapan hastalarında bulunabilecek bir çinko ve bakır eksikliği, kişinin kullanmış olduğu antiepileptik ilaçların yan etkisi, düzensiz ilaç kullanımı, polifarmasi, gastrointestinal emilim bozukluğu ya da sosyoekonomik durumlardan kaynaklanan bir durum olabilir. Bu çalışmada hedefimiz eser element eksikliğinin epileptogenez ile ilişkisini saptamak, bu alanda araştırmaların geliştirilmesine katkıda bulunmaktır. Böylelikle epilepsi hastalarında meydana gelebilecek atak nöbetleri engelleme stratejileri oluşturup, epilepsi hastaların yaşam kalitesini iyileştirmektir. Gereç ve Yöntem: Araştırmamız Bezmialem Vakıf Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Acil servis Anabilim Dalı 02.10.2019- 01.10.2020 tarihler arası prospektif olarak yapıldı. Epileptil nöbet ile acil servise gelen 65 hasta ve aile hekimliği polikliniğine sağlık kontrolü amacı ile gelmiş, tamamen sağlıklı olup ek hastalık ve ilaç kullanım öyküsü olmayan 65 gönüllü bireyin katılımı olmak üzere toplam 130 kişinin verileri incelendi. Çalışma için iki grup oluşturuldu; Hasta gurubu: Epileptik nöbet ile gelen, Sağlıklı kontrol gurubu: Herhangi bir hastalığa sahip olmayan, ilaç kullanmayan gönüllü bireylerden oluştu. Hastaların epileptik nöbet esnasında veya postiktal döneminde ilk 5-10 dakikada herhangi bir tedavi uygulamadan kan tahlilleri alınarak serumda eser elementler (Zn, Cu) analiz edildi. Hastaların anamnez ve demografik bulguları hazırladığımız formlara kaydedildi. Tüm olgular için istatistiksel anlamlılık p<0.05 olarak belirlendi. İstatistiksel analizler IBM SPSS (Windows için Sosyal Bilimler için İstatistik Paketi, Sürüm 21.0, Armonk, NY, IBM Corp.) paket programı ile sağlandı. Bulgular: Çalışma Bezmialem Vakıf Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Acil Servis Anabilim Dalı'na nöbet ön tansı ile başvuran 83 hastayla başlandı. Hastalardan 4'ü sınıflandırılamayan nöbet grubu ve 14'ü EEG ve/veya diğer tanısal parametrelerle epileptik nöbet tanısı konmayarakçalışmadan çıkarıldı. Geriye kalan 65 epileptik nöbet geçiren hasta ve 65 sağlıklı gönüllü kişilerle çalışmaya devam edildi. Demografik özellikleri incelendiğinde nöbet gurubundaki (NG) 65 hastanın 29'u (44.61%) kadın, 36'sı (55.38%) erkektir. Sağlıklı gurubun (SG) 33'ü (50.8%) kadın, 32'si (49.2%) erkektir. NG ortalama yaş 43.75±19.49 yıl iken, SG ortalama yaşı 42.88±18.92 yıl olup istatiksel olarak anlamlı fark saptanmadı (p>0.78). NG serum Cu düzeyi 98.41±31.5 μg/dL iken, SG serum Cu düzeyi 108.11±19.09 μg/dL olup istatiksel olarak anlamlı fark saptandı (p=0.02). Fokal nöbet gurubunda (FNG) (105.17±32.75 μg/dL) ve SG (108.11±19.09 μg/dL) serum Cu düzeyi, jeneralize nöbet gurubuna (JNG) (86.88±26.0 μg/dL) oranla daha yüksek olup istatiksel olarak anlamlı saptandı (p=0.003). NG serum Zn düzeyi 72.59±20.87 ug/dl, SG serum Zn düzeyi 96.69±10.21 ug/dl olarak saptandı ve istatiksel olarak anlamlı fark mevcuttu (p<0.001). FNG serum Zn düzeyi (76.5±19.37 ug/dl) ve JNG serum Zn düzeyinin (65.92±22.02 ug/dl) her ikiside SG serum Zn düzeyine (96.69±10.21 ug/dl) göre istatiksel olarak anlamlı düşük gözlendi (p<0.001). Antiepileptik ilaç (AEİ) tedavisi kullanan hastalarda serum Cu düzeyi (95.38±31.27 μg/dL iken, AEİ kullanmayan hastalarda serum Cu düzeyi 110.54±30.66 μg/dL bulunumuş olup aralarında istatistiksel anlamlı fark vardı (p=0.009). AEİ kullanan hastalarda serum Zn düzeyi 70.82±22.35 μg/dL iken, AEİ kullanmayan hastalarda serum Zn düzeyi 79.69±11.44 ug/dl olarak saptanmış olup aralarında istatiksel olarak anlamlı fark vardı (p<0.001). Sonuç: Sonuç olarak Cu ve Zn elementlerinin nöbet geçirme esnasındaki seviyeleri sağlıklı guruba göre anlamlı düzeyde düşük bulundu (p=0.02, <0.001). Zn düzeyi hem FNG, hem de JNG'de SG'ye göre anlamlı seviyede düşük gözlenirken (p<0.001), Cu düzeyi sadece JNG gurubunda SG'ye göre anlamlı seviyede düşük saptandı (p=0.003). AEİ tedavisi alanlar, AEİ tedavisi almayanlara göre anlamlı olarak düşük seviyelerde Cu ve Zn düzeyleri tespit edilirken, bu ilaçlardan sadece karbamazepin tedavisi alan hastalarda ise en fazla Zn düzeyi düşüklüğü tespit edildi. Nöbet esnasındaki bu eser element seviyeleri nöbetsiz tanılı hastalardaki seviyeler ile genel olarak benzer şekilde düşük bulundu. Anahtar Kelimeler: Epilepsi, Çinko düzeyi, Bakır düzeyi
Genetik jeneralize epilepsilerde biyobelirteç belirlenmesi
Giriş: Genetik Jeneralize Epilepsiler (GJE) tüm epilepsilerin yaklaşık dörtte birini kapsamakta olup, yapısal beyin bulgusu göstermeyen genetik epilepsi grubu olarak tanımlanmaktadır. GJE tanısında kullanılan spesifik bir genetik biyobelirteç bulunmamaktadır. Genetik biyobelirteçlerin en bilineni ve üzerinde en fazla araştırma yürütüleni mikroRNA'larıdır (miRNA). Daha önce birçok epilepsi hastasının incelendiği çalışmalarda miRNA alt tipleri olan miR-106b, miR-130a-3p ve miR-194-5p incelenmiş olup sağlıklı kontrol grubuna kıyasla istatistiksel olarak ekspresyon seviyelerinin farklılık gösterdiği bulunmuştur. Çalışmamızda GJE hastalarında miR-106b, miR-130a-3p ve miR-194-5p ekspresyon düzeyleri incelendi ve olası aday genetik biyobelirteç potansiyellerinin belirlenmesi amaçlandı. Yöntem: Çalışmaya GJE tanılı 21 hasta ve 18 sağlıklı kontrol dahil edildi ve bireylerin kan örneklerinden toplam RNA izole edildi. Elde dilen RNA'lardan cDNA sentezi yapıldı. MiR-106b, miR-130a-3p ve miR-194-5p ekspresyon seviyeleri qRT-PCR ile analiz edildi. U6 housekeeping gen olarak kullanıldı. Belirtilen miRNA'ların tanısal değerini değerlendirmek için alıcı işletim karakteristiği (ROC) analizi ile eğri altındaki alan (AUC) değerleri hesaplandı ve p değerinin 0,05'ten küçük olması istatistiksel olarak anlamlı kabul edildi. Sonuçlar: MiR-130a-3p'nin ekspresyon seviyesi, kontrol grubuna kıyasla hastalarda istatistiksel olarak anlamlı bir artış göstermiştir (p<0,05). ROC analizinde belirlenen AUC değeri 0,725'tir. Ancak miR-106b ve miR-194-5p'nin ekspresyon seviyeleri istatistiksel olarak anlamlı değildir. ROC analizindeki AUC değerleri sırasıyla 0,648 ve 0,571'dir. Tartışma: Çalışmamızda kullandığımız miRNA'ların değişen ekspresyon seviyeleri, GJE'nin etiyopatogenezi ile ilişkili olabilir. Bulgularımız, GJE tanısı ve prognozu için potansiyel bir biyobelirteç olarak miR-130a-3p'nin kullanılmasını önermektedir. Anahtar Kelimeler : Genetik biyobelirteç, Genetik jeneralize epilepsi, MikroRNA, ROC eğrisi
Kardeşi epilepsi hastalığına sahip olan bireylerin deneyimleri
Bu araştırma, epilepsi hastalığına sahip kardeşi olan, bireylerin yaşam deneyimlerini tanımlamak amacıyla fenomenolojik yaklaşımlı niteliksel araştırma deseni kullanılarak gerçekleştirilmiştir. Araştırmada kartopu örneklem yöntemi kullanılmıştır. Çalışmanın örneklemini en az 6 ay önce epilepsi tanısı almış hastaların, 6-18 yaş aralığında, dahil olma kriterlerini karşılayan ve araştırmaya katılmayı gönüllü olarak kabul eden 10 sağlıklı kardeşi oluşturmuştur. Veriler araştırmacılar tarafından ulusal ve uluslararası literatür doğrultusunda hazırlanan kişisel bilgi formu ve yarı yapılandırılmış görüşme formu ile toplanmıştır. Görüşme öncesinde katılımcılar ve ebeveynlerinden sözlü ve yazılı onam alınarak, ses kayıt cihazı kullanılmıştır. Veriler derinlemesine görüşme tekniği kullanılarak toplanmıştır. Görüşmeler 45 ile 90 dakika arasında sürmüştür. Araştırmanın analizinde içerik analizi kullanılarak tümevarımsal yaklaşım benimsenmiştir. Kardeşlerin yaş ortalaması 13,4±3,97, cinsiyeti %90 kadın, öğrenim durumu %30 ilkokul, %30 ortaokul, %30 lise, yetiştiği sosyal çevre %60 kent, aile yapısı %80 çekirdek aile, hasta kardeşin yaş ortalaması 12,2 ± 7,45, kardeşin engellilik durumu %70 engelli, şeklinde bulunmuştur. Yapılan görüşmeler sonucunda epilepsili kardeşi olan bireylerin deneyimleri üç boyutta temalandırılmıştır. Bunlar; 1. Kardeşin epilepsi hastası olmasının anlamı, 2. hastalık süreci ve nöbetler ile ilgili deneyimler, 3. Aile içi ilişkiler ile sosyal hayat ve eğitim hayat deneyimleridir. Kardeşin epilepsi hastası olmasının sağlıklı kardeş için anlamı, "sorumluluk" teması altında, "tetikte olma ve yalnız bırakamama", "bakım sorumluluğu", "rol üstlenme" ve "kurtarıcı rol" olmak üzere dört alt kategoride, hastalık süreci ve nöbetler ile ilgili deneyimleri, "korku ve üzüntü" teması altında "nöbet" ve "hastalık süreci" alt kategorilerinde, aile içi ilişkiler, sosyal hayat ve eğitim hayatı ile ilgili deneyimleri ise "mahrumiyet" teması altında "duygusal", "sosyal", ve "eğitim" alt kategorilerine ayrılmıştır. Niteliksel çalışma yöntemi ile epilepsi hastası kardeşlerin deneyimlerini araştıran bu çalışma, deneyimi doğrudan yaşayan kardeşlerin perspektifinden önemli veriler sunmaktadır. Bu sonuçların epilepsi hastası kardeşe sahip bireylerin neler yaşadığının anlaşılmasında, hasta kardeşe ve ailesine yönelik destekleyici yaklaşım ve programların geliştirilmesinde önemli rol oynayacağına inanılmaktadır. Sağlıklı kardeşin hasta kardeşle ilgili yaşadığı sorumluluklar, ebeveyn bakım yükünün bir sonucu olabileceğinden hasta çocuğun bakımına diğer aile üyeleri de katılmalı, kardeş ve aileye psikososyal destek sağlanmalıdır. Bu durum hem ailenin hem de kardeşlerin yaşadığı stres, korku, üzüntü ve endişelerin azaltılmasında etkili olacaktır.
Epilepsisi olan erişkinlerde eşlik eden psikolojik bozukluklar, uyku sorunları, gastrointestinal semptomlar araştırması
Mikrobiyota-bağırsak-beyin ekseni (MBBE) ve epilepsi arasındaki ilişki bir süredir preklinik olarak araştırılmaktadır. Bu konuda yapılan klinik çalışma sayısı azdır. Fonksiyonel gastrointestinal sistemin (FGIS) patolojisinde MBBE'nin önemli rolü olduğu kabul edilir. Ayrıca son yıllarda yapılan araştırmalar MBBE'nin anksiyete, depresyon, aleksitimi gibi nöropsikiyatrik bozuklukların gelişimi ve ilerlemesi ilişkisine odaklanmıştır. Sirkadiyen ritim ve epilepsi arasındaki etkileşim FGİS hastalıkları ile psikolojik ve uyku sorunları arasındaki ilişkiler de ayrı ayrı çalışılmıştır. Çalışmamızda bu dört durumun erişkinde birlikteliği araştırılacaktır.
Erişkin epilepside beyin yapıları ve duyusal profillerin tedaviye direnç üzerindeki etkisi
Çalışmamız, erişkin epilepsi hastalarında bireylerin duyusal işlemleme profillerinin, ilaç tedavisine yanıt durumları ile ilişkisini incelemeyi amaçlamıştır. Çalışmaya Bezmialem Vakıf Üniversitesi Hastanesi Nöroloji Bölümü'ne başvuran 18–65 yaş arası erişkin bireyler alınmıştır. Katılımcılar, antinöbet ilaç (ANİ) tedavisine dirençli epilepsi (İDE), ANİ tedavisine yanıt veren epilepsi (İYE) ve sağlıklı kontrol (SK) grubu olmak üzere üç gruba ayrılmıştır. Katılımcıların demografik verileri, epilepsi öyküleri ve beyin manyetik rezonans görüntüleme (MRG) bulguları kaydedilmiştir. Duyusal işlemleme profilleri Adolesan/Yetişkin Dunn Duyu Profili (AYDP) ile, yaşam kalitesi ise Epilepside Yaşam Kalitesi Ölçeği (QOLIE-31) ile ölçülmüştür. Elde edilen veriler, SPSS 27 programı aracılığıyla istatistiksel olarak analiz edilmiştir. Katılımcı sayısı İDE grubunda 30, İYE'de 28 ve SK'de 28'di. Yaş ortalamaları İDE'de 34,40±11,55, İYE'de 34,28±8,79 ve SK'de 33,85±8,39 yıldı. Epilepsi tanı süresi İDE grubunda ortalama 14,46±9,67 yıl (1-40 yıl), İYE grubunda ise 14,96±10,94 (2-48) yıldı. Katılımcıların duyusal profillerinde "Duyusal Kaçınma" ve "Duyusal Kayıt" alt boyutlarında gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılıklar saptandı (p<0,05). Duyusal Kaçınma boyutunda, epilepsi grubunda atipik düzeyde duyusal kaçınma gösteren birey sayısı 46 (%79,3) iken, sağlıklı grupta birey sayısı yalnızca 10 (35,7)'dur. Duyusal kayıt boyutunda epilepsililerin %50'si atipik profilde yer alırken, sağlıklı bireylerin yalnızca %17,9'u atipik düzeydedir. Duyusal Kaçınma'da, İdiopatik Jeneralize Epilepsi (İJE) grubunda %78,6, Fokal Epilepsi (FE) grubunda %80,0 oranında atipik profil görülürken, sağlıklı grupta bu oran %35,7 olarak saptandı. Katılımcıların yaşam kaliteleri, İDE ve İYE gruplar arasında bilişsel fonksiyon, sosyal işlevsellik, toplam skor ve sağlık durumu alt boyutlarında gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılıklar saptandı (p<0,05). Nöbet endişesi (p=,028), ilaç etkileri (p=,003) ve toplam skor (p=,018) açısından epilepsi türleri arasında anlamlı farklılık saptandı(p<0,05). Fokal Epilepsi tanılı bireyler, İJE tanılı bireylere kıyasla bu alt boyutlarda daha düşük yaşam kalitesi puanlarına sahipti. Bu çalışma, erişkin epilepsinin hem yaşam kalitesi hem de duyusal işlemleme profilleri üzerinde anlamlı etkiler yarattığını ortaya koymuştur. Epilepsi hastalarda 'duyusal kaçınma' ve 'duyusal kayıt'da atipik profillerin daha yaygın olduğu, bunlarla beraber bilişsel fonksiyonlar, sosyal katılım ve genel sağlık durumu algısınsa kayıplar saptanmıştır. Özellikle fokal epilepsili bireylerin nöbet endişesi ve ilaç etkisine bağlı olarak yaşam kalitelerinin daha düşük olduğu görülmüştür. Epilepsili bireylerin değerlendirilmesinde yalnızca nöbet kontrolünün değil, duyusal bütünleme ve nöropsikolojik işlevlerin de dikkate alınması gerektiğini göstermekte; tedavi süreçlerine multidisipliner bir yaklaşımın entegre edilmesinin yaşam kalitesini artırmada önemli katkılar sağlayabileceğini ortaya koymaktadır.
Elektroensefalografide (EEG) benign varyantların sıklığı, dağılımı ve klinik önemi: Epilepsi tipleri ve sendromları ile olası ilişkileri
TEZ ÖZETİ Elektroensefalogram (EEG) incelemelerinde incelenen benign varyantların (BV) sıklığını, dağılımını ve bu varyantların demografik, klinik özellikler ile nöbet tipleri ve epilepsi sendromlarıyla olası ilişkilerini araştırma amaçlamaktadır.Retrospektif, kesitsel ve tanımlayıcı olarak planlanan çalışmamızda EEG kaydı yapılmış 815 hasta verisi analiz edildi. Hastaların ait demografik, klinik ve nörofizyolojik verileri kaydedildi. Yaş, cinsiyet, EEG istenme nedeni, istemi yapan birim, nöbet varlığı ve nöbet tipi, epilepsi tanısının varlığı, varsa epilepsi sendromunun türü, antinöbet ilaç kullanımı, epilepsi dışında hastalık varlığı ve beyin manyetik rezonans görüntüleme (MRG) bulguları incelenen parametrelerdi. EEG'ye ilişkin olarak kayıt sırasında uyanıklık durumu, patolojik olması, epileptiform aktivite varlığı, benign EEG varyantlarının varlığı ve türleri kaydedildi. Elde edilen tüm veriler istatistiksel olarak değerlendirildi. Benign varyantlar hastaların 266 (%32,6)'sında saptandı. En sık rastlananlar fotomiyojenik yanıt 171 (%21), Pozitif Oksipital Keskin Uyku Geçişleri (POSTs) 70 (%8,6) ve fotik sürüklenme 67 (%8,2) oldu. POSTs varyantı özellikle 21–30 yaş grubunda daha sık izlendi, yaş ilerledikçe görülme sıklığı azaldı (p < 0,05). Benign varyantlar özellikle POSTs ve fotik sürüklenme kadınlarda daha sık saptandı (p < 0,05). Genellikle MR ve EEG'si normal olan bireylerde daha yüksek oranda izlendi (p < 0,05). Epilepsi tanısı ile POSTs arasında pozitif bir ilişki saptanırken, diğer varyantların epilepsiyle doğrudan anlamlı bir ilişkisi bulunmadı. Epilepsi sendromları içinde idiopatik jeneralize epilepsi ve nedeni belirlenemeyen fokal epilepsi gruplarında BV ve POSTs daha sık görüldü (p < 0,05). Yetişkinlerde Subklinik Ritmik Elektroensefalografik Deşarjlar (SREDA) izlenmedi, Benign Sporadik Uyku Dikenleri (BSSS) literatürde belirtilenden belirgin derecede az saptandı. EEG'de benign varyantları klinik değerlendirmelerde sıklıkla karşılaşılan ancak epileptik aktivite ile karıştırılma potansiyeli taşıyan yapılardır. Bulgular, benign varyantların epilepsi tanısı ve yönetimi sırasında dikkatli değerlendirilmesi gerektiğini ve epileptik olan ve olmayan bireylerde sıklıkla görülebileceğini ayrıca bazı varyantların gerçekten çok nadir görüldüğünü ortaya koymaktadır.
Uzun süreli antikonvulsan ilaç kullanımının kemik mineral dansitesi üzerine etkileri
ÖZET Uzun süreli antikonvulsan tedavinin kemik metabolizmasını etkilediği bilinmektedir. Antikonvulsanlara bağlı osteopeni temel olarak, vitamin D'nin ve aktif metabolitlerinin hepatik katabolizmasının artmasına ve barsak kalsiyum transportunun bozulmasına sekonder olarak oluşmaktadır. Çalışmamızda, uzun süreli antikonvulsan alan hastaların kemik mineral dansitesinin ölçülmesi ve normal kontrol grubu ile karşılaştırılması amaçlanmıştır. 13-49 yaşları arasında (ortalama 27.03) 33 kadın, 21 erkekten oluşan 54 epileptik poliklinik hastası ile 11-49 yaşları arasında (ortalama 28.73) 26'sı kadın ve 16'sı erkek 42 normal bireyden oluşan kontrol grubu çalışmaya alındı. Hasta ve kontrol grubunda kalsiyum ve kemik metabolizmasını etkilediği bilinen başka ilaç kullanımı ve hastalık öyküsü bulunmamasına dikkat edildi. Tüm gruba tam kan sayımı, rutin biyokimyasal analizler, idrar analizi ve lumbal omurgadan dual-energy x-ray absorptiometry ile ölçülen kemik dansitometrisi tetkikleri yapıldı. Serum kalsiyum, inorganik fosfor, alkalen fosfataz düzeyleri hasta ve kontrol grubu arasında istatistiksel olarak anlamlı fark göstermemekteydi. Hasta grubunun BMD değerleri, kontrol grubuna göre belirgin olarak düşük bulundu (p<0.001). Sonuç olarak, antikonvulsan ilaç alan hastalarda görülen osteopeninin, fraktür riskini arttırması ve oluşabilen belirgin hipokalseminin de konvulsiyonları tetikleyebilmesi nedeniyle bu potansiyel komplikasyonlar daima hatırda tutulmalıdır. 35
Determining the level of mental distress among caregivers of patients withepileps
Background / objective: Caregivers play an important role in the management of epilepsy in the community. Caring for patients with epilepsy can cause emotional distress in caregivers. This study investigated the effect of demographic characteristics and dimensions of mental distress among family caregivers of epilepsy patients. The purpose of this study was to determine the level of mental distress in those who care for patients with epilepsy. Method: A total of 100 caregivers of patients with epilepsy in the Specialist Center for Neurodegenerative Diseases at Diwaniyah Teaching Hospital were included. Non-probability sampling was performed. Data were collected from 10/5/2020 to 10/11/2020. Data in the study were collected with an information form and the General Health Questionnaire (GSQ). The data were analyzed using Microsoft Excel version 2010 and SPSS version 20. Statistical significance was set at 5% level of probability. Results: The caregivers consisted of 100 people comprising 48.0% females and 52.0% males. Patient caregivers had mean total GSQ-28 points of 11.36 ±2.505. The mean scale points were high by a statistically significant degree for patient caregivers with young age, high educational level, inadequate income level, those living in rural areas and who were parents of the patient (p<0.05). Conclusion: Emotional distress was present among caregivers for patients with epilepsy and the need for attention to improve the psychological care factors of the caregivers is noted. Key words: Caregivers, epilepsy, general health, mental distress
Nöbet tanısı koyma ve nöbet-epilepsi sınıflamasında kısa süreli video-EEG monitorizasyonun yeri
Amaç: Bu prospektif çalışma kısa süreli (3-4 saat) video-elektroensefalografi monitorizasyonun lokalizasyon ilişkili epilepsilerin sınıflandırılmasında ve nöbet/psödonöbet ayırımının yapılmasındaki etkinliğini değerlendirmek amacıyla Ekim 2005- Ekim 2008 arasında yapıldı.Gereç ve Yöntem: Çalışmada gündüz zamanlı kısa süreli (3-4 saat) video-elektroensefalografi monitorizasyonun, toplam 75 çocuk hastaya uygulandı. İlk grupta; polikliniğe nöbet benzeri yakınmalar ile başvuran, ancak nöbet-yalancı nöbet veya nöbeti taklit eden paroksismal bozukluk ayrımı yapılamayan ve çekilen interiktal elektroensefalografileri normal olan ortalama yaşı 9,63 ? 3,81 (minimum 3, maksimum 17 yaş) olan toplam 43 hasta incelendi. İkinci grupta ise; aynı dönem içinde polikliniğe parsiyel nöbet geçirme öyküsü ile başvuran, öykü ve klinik muayene bulguları ile nöbet tipi ve lokalizasyonu belirlenen ve çekilen interiktal elektroensefalografileri normal olan ortalama yaşı 9,62 ? 3,77 (minimum 3, maksimum 16 yaş) olan hastalar incelendi.Bulgular: Nöbet/psödonöbet ayırımı yapılan birinci grupta video-elektroensefalografi monitorizasyonun sonucunda 11 hastaya (% 25,6) epilepsi tanısı konuldu ve diğer hastaların video-elektroensefalografi monitorizasyonun sonucu normaldi. Nöbet sınıflaması ve lokalizasyonu yapılan ikinci grupta hastaların video-elektroensefalografi monitorizasyonun öncesi klinik bulguları ile, video-elektroensefalografi monitorizasyonun sonrası tanıları arasındaki uyumluluk istatistiksel olarak değerlendirildi. Klinik tanı ile video-elektroensefalografi monitorizasyon arasında tüm hastalar çalışmaya dahil edildiğinde orta derecede uyumluluk saptandı (kappa=0,642). Ancak, klinik ile elektroensefalografi sonuçlarının uyumlu görülmediği oksipital lob nöbetli altı hasta istatistiksel çalışma dışı tutulduğunda, uyumluluk daha yüksek düzeyde idi (kappa=0,775).Sonuç: Nöbet tanısı koyma ve nöbet-epilepsi sınıflamasında kısa süreli video-elektroensefalografi monitorizasyon etkin bir tanı yöntemidir.Anahtar Kelimeler: Epilepsi, lokalizasyon, nöbet/psödonöbet, video-elektroensefalografi monitorizasyon.
Serebral palsili hastalarda epilepsi beraberliğini ve epilepsi prognozunu etkileyen faktörler
Amaç: Bu çalışma, serebral palsili hastalarda epilepsi beraberliğini ve epilepsi prognozunu etkileyen faktörleri belirlemek amacıyla Kasım 2006- Ekim 2009 tarihleri arasında yapıldı.Gereç ve Yöntem: Çalışmaya 42 serebral palsi (19 kız, 23 erkek), 56 serebral palsi+ epilepsi (23 kız, 33 erkek) tanısı alan 2 grup hasta alındı. Grup I olgularının yaş ortalaması 7,7±3,3 (minimum 3, maksimum 15), Grup II olgularının ise 8,9±3,7 (minimum 3, maksimum 16) idi. Grup II olgularından bir veya daha fazla antiepileptik ilaç ile bir yıl ve daha uzun süre nöbet kontrolü olanlar iyi prognozlu, nöbet kontrolü olmayanlar ise kötü prognozlu olarak değerlendirildi.Bulgular: Grup II olgularında yenidoğan nöbeti varlığı, ailede epilepsi öyküsü varlığı ve orta-ağır mental retarde olma olasılığı anlamlı olarak daha yüksek oranda bulundu (p<0,05). Grup I ve Grup II olguları arasında cinsiyet, prematür doğum veya düşük doğum ağırlığı öyküsünün varlığı, anne-baba akrabalığı, etyolojik nedenler, serebral palsi tipi, Palisano skoru, manyetik rezonans görüntüleme bulgusu açısından anlamlı fark bulunmadı (p>0,05). Grup II olgularının nöbet başlama yaşı 5 ay ile 13,5 yıl arasında (ortalama: 3,4±3,6 yıl) bulundu. Tek değişkenli analizde, yenidoğan dönemde nöbet varlığı, elektroensefalografide epileptik aktivite varlığı ve politerapi almanın epilepsi prognozunu anlamlı derecede olumsuz etkilediği bulundu (p<0,05). Ayrıca nöbet kontrolünün sağlanması için geçen süre uzadıkça nöbet prognozunun kötü olma olasılığının anlamlı derecede arttığı (p<0,05), prematür doğum öyküsü, düşük doğum ağırlığı, etyoloji, serebral palsi tipi, zeka bölümü skoru, Palisano skoru, manyetik rezonans görüntüleme bulgusu, nöbet tipi, cinsiyet ve anne-baba akrabalığının epilepsi prognozu üzerinde anlamlı etkisinin olmadığı saptandı (p>0,05). Lojistik regresyon analizi sonucunda ise yenidoğan nöbet öyküsünün varlığı ve interiktal elektroensefalografide epileptik aktivite olması bağımsız prognostik faktör olarak bulundu. Ayrıca yine lojistik regresyon analizinde, tedavi sırasında hasta yaşı büyüdükçe nöbetlerin kontrole girmesinin daha zorlaştığı saptandı (p<0,05).Sonuç: Serebral palsili hastalarda yenidoğan nöbeti, ailede epilepsi öyküsü olması ve mental retardasyon varlığının epilepsi gelişimi için önemli risk faktörü olduğunu; serebral palsili epileptik hastalarda yenidoğan nöbet öyküsü varlığının, epileptik interiktal elektroensefalografi bulgusunun, hastanın politerapi almasının ve nöbetin kontrole girmesi için geçen sürenin daha uzun olmasının nöbet prognozunu olumsuz yönde etkileyen bağımsız değişkenler olduğunu söyleyebiliriz.Anahtar Kelimeler: Epilepsi, prognoz, serebral palsi.
Semptomatik epilepsili hastalarda dirençliliği belirleyen faktörler
Amaç: Bu retrospektif çalışmada, çocukluk çağı epilepsilerinde dirençli olmayı belirleyen risk faktörlerini araştırdık. Böylece, medikal tedaviye yanıt vermeyen hastaların erken tespiti ve bu sayede akılcı çoklu ilaç uygulamaları ve diğer alternatif tedavilere yönlendirmede zaman kazanılmasını amaçladık.Gereç ve yöntem: 75 hastanın verileri retrospektif olarak değerlendirilerek yapıldı. Hastalar 3 gruba ayrıldı. Grup 1'de, en az iki antiepileptik ilaç almasına rağmen son 6 ayda ortalama ayda en az bir nöbeti olan olgular; Grup 2'de, en az iki antiepileptik almasına rağmen son 6 ayda ayda birden az nöbeti olan olgular; Grup 3 ise, semptomatik epilepsiye sahip olan, en az iki antiepileptik ilacı yeterli dozda kullanan ve en az bir yıldır nöbetsiz olan olgular olarak tanımlandı. İdiopatik epilepsiler, nörodejeneratif hastalığı olanlar, nörometabolik hastalıklı çocuklar, basit febril konvülziyonu olanlar, West sendromu, Lennox-Gestaut sendomu gibi katastrofik ve kötü prognozu olduğu bilinen vakalar çalışma dışı bırakıldı.Bulgular: En önemli risk faktörü status epileptikus olarak bulunurken, nöbet başlangıç yaşı, mental retardasyon varlığı, nörolojik anormallik varlığı, EEG'de epileptik aktivite varlığı, nöroradyolojik anormalliğin varlığı, akrabalık, ailede epilepsi öyküsü, yenidoğan nöbeti varlığı, febril konvülziyon, ilaç başlamadan önceki nöbet sıklığı anlamlı olarak bulunmadı.Tartışma: Sonuç olarak öykülerinde SE geçirmiş olmanın semptomatik epilepsili hasta grubunda dirençli epilepsi gelişimi için önemli ve bağımsız bir risk faktörü olduğu sonucuna vardık. Bu bulgular ışığında, epileptik ve risk faktörü taşıyan hastaların medikal izleminde akılcı çoklu ilaç kullanımı için daha erken davranılması, ayrıca epilepsi cerrahisi için uygun merkezlere fazla zaman kaybetmeden yönlendirilmesi gerektiğini söyleyebiliriz.Anahtar Kelimeler: Epilepsi, semptomatik, direnç faktörleri, status epileptikus
Adana il merkezinde epilepsi prevalansı
Giriş ve amaç; Epilepsi toplumda sık görülen ve uygun tedavi ile kontrol altına alınabilen bir hastalıktır. Biz bu çalışmada Adana il merkezinde epilepsi prevalansını saptamayı amaçladık.Gereç ve yöntem; Bu çalışma Dünyada ve ülkemizde yapılmış olan çalışmalar örnek alınarak, Uluslararası Epilepsi ile Savaş Derneğinin (ILAE) ve Dünya Sağlık Örgütünün (WHO) belirlemiş olduğu nörolojik hastalıklarda ve epilepside yapılacak olan epidemiyolojik çalışmalarda uyulması gereken kurallar ve öneriler doğrultusunda planlandı. Adana il merkezinde yaşayan ve tüm toplumun sosyokültürel düzeyini yansıtacak şekilde (üst, orta ve alt) rastgele örneklem yöntemi ile üç mahalle belirlendi. Epidemiyolojik çalışmalarda kullanılan formüller ile taranması gereken hedef nüfus hesaplandı (n=7052 kişi). Olgular evlerinde ziyaret edilerek daha önceden epilepsi tanısı almış ve şüpheli nöbet öyküsü veren kişilerin öyküleri derinleştirildi ve ileri incelemeler yapıldı.Bulgular; Toplam 7052 kişi (0 ile 100 yaş arası) ile yapılan görüşmeler sonrası 52 epilepsi hastası saptandı. Aktif epilepsi prevalansı % 0,7 bulundu. Sosyoekonomik durum göz önüne alındığında prevalans sosyoekonomik durumu en kötü olan grupta oran % 1,4, orta olan grupta % 0,7 ve üst olan grupta ise % 0,3 olarak bulundu. Hastaların sosyoekonomik durumları birbiri ile karşılaştırıldığında ise; alt grupta epilepsi prevalansı üst gruba göre 4,22 kat (p<0,001), orta grup üst grupla kıyaslandığında ise prevalans 2,62 kat (p<0,001) daha fazlaydı. Anne baba akrabalığı olanlarda olmayanlara göre epilepsi prevalansı 4,59 kat (p<0,001) daha fazla bulundu. Adana dışında doğanlarda, Adana'da doğanlara göre epilepsi prevalansı 2,29 (p=0,002) kat daha fazla tespit edildi. (Tüm bu bulgularda OR ler yaşa göre düzeltilerek verilmiştir ve hepsi % 95 güven aralığı içinde yer almaktadır)Sonuç; Bu çalışma sonrasında elde edilen bulgular dünyada ve ülkemizde yapılan çalışmalar ile kıyaslandığında benzer sonuçlar vermiştir. Sosyekeonomik durum arttıkça epilepsi prevalansı azalmaktadır. Ekonomik nedenler ile göç edenlerde epilepsi prevalansı daha fazladır. Anne baba akrabalığı olanlarda epilepsi prevalansı daha fazladır. Bu çalışmada elde ettiğimiz bulguların Adana merkez nüfusunu doğru olarak yansıttığını düşünüyoruz. Epilepsi prevalansı ile ilgili yapılacak benzer çalışmalar ile ülkemizde sıklığın daha net belirlenmesi sağlanacak ve epilepsiden korunma ve yeni tedavi yöntemleri ile ilgili gelişmeler elde edilecektir.Anahtar sözcükler: Adana, epilepsi, prevalans.
Serebrovasküler hastalıklarda erken ve geç dönemde nöbet sıklığı
Giriş ve amaç: Serebrovasküler Hastalıklar, özellikle ileri yaşlarda olmak üzere, semptomatik epilepsilerin patogenezinde önemli bir yere sahiptir. Çalışmada Serebrovasküler hastalık sonrası gelişen erken ve geç başlangıçlı epileptik nöbetlerin sıklığını ve prognozunu belirlemeyi amaçladık.Gereç ve yöntem: Retrospektif olarak yapılan çalışmada akut serebrovasküler hastalık tanısı alan 1789 hastanın Nöroloji arşiv dosyası tarandı ve epileptik nöbet geçirdiği tespit edilen 188 hasta çalışmaya dahil edildi. Dosyalardan anamnez, özgeçmiş, demografik özellikler, nörolojik muayene, inme geçirme yaşı, inme tipi ve etyolojisi, MRG veya BBT bulgularına göre inme lateralizasyonu, lezyonların topografik değerlendirmesi, EEG bulguları, nöbet başlangıç zamanı, nöbet tipi ve sıklığı, almakta oldukları antiepileptik tedavi, tedavi sonrası nöbet sıklığına göre prognoz bilgileri kayıt edildi. İnme tipleri iskemik ve hemorajik olarak sınıflandırıldı. İskemik inme alt tipleri TOAST sınıflamasına göre değerlendirildi. İnme sonrası nöbet geçiren hastalar erken ve geç dönem nöbet grubu olmak üzere iki grup oluşturuldu. İnme sonrası ilk 15 günde nöbet geçirenler erken başlangıçlı nöbet grubu, 16. gün ve sonrasında nöbet geçirenler ise geç başlangıçlı nöbet grubu olarak değerlendirildi. Erken ve geç dönem nöbet grupları, sıklık, yaş ve cinsiyet, inme tipi ve etyolojisi, nöroradyolojik bulgular, EEG bulguları, antiepileptik tedaviler ve tedavi sonrası prognoz açısından karşılaştırıldı.Bulgular: İki grup birlikte değerlendirildiğinde inme sonrası nöbet sıklığı % 10,5 bulundu. Ancak inme sonrası erken başlangıçlı nöbet sıklığı % 5,1, geç başlangıçlı nöbet sıklığı % 5,4 olarak saptandı. İskemik inme sonrası nöbet sıklığı % 10,2, hemorajik inme sonrası nöbet sıklığı % 11,4 bulundu. Erken başlangıçlı nöbet sıklığı iskemik inme sonrası % 4,9, hemorajik inme sonrası % 5,7; geç başlangıçlı nöbet sıklığı iskemik inme sonrası % 5,3, hemorajik inme sonrası % 5,7 olarak saptandı. Kırkaltı (% 56,1) kadın hastada erken dönemde, 36 (% 43,9) kadın hastada geç dönemde; 45 (% 42,5) erkek hastada erken dönemde, 61 (% 57,5) erkek hastada ise nöbetlerin geç dönemde başladığı görüldü. İskemik inme etyolojisinde erken (% 26,3) ve geç dönem nöbet grubunda (% 27,8) en fazla büyük arter aterosklerozu tespit edildi. Erken nöbet grubunda sağ hemisfer (% 42,9), geç nöbet grubunda ise sol hemisfer tutulumu (% 51,5) daha sık bulundu. % 91,4 oranında lober tutulum, % 62,7 oranında MCA tutulumu tespit edildi. 17 hasta (% 9,5) status epileptikus tanısı aldı, bu hastaların 13'ü erken başlangıçlı nöbet grubundaydı. Hastaların % 90,5'inde monoterapi ile nöbetler tam ya da kısmi olarak kontrol altına alındı.Sonuçlar: İnme sonrası nöbetlerin en sık 60 yaş üstünde ortaya çıktığı ve çoklukla monoterapi ile kontrol altına alındığı görülmüştür. İnme sonrası geç başlangıçlı nöbetlerin göreceli olarak daha sık görüldüğü, erken ve geç başlangıçlı nöbetlerin hemorajik inmede daha sık olduğu dikkati çekmiştir. Erken ve geç başlangıçlı nöbet oluşumunda lober-multilober, unilateral, supratentoryel tutulum, anterior sirkülasyon ve MCA tutulumu risk faktörleri arasındadır ve her iki grupta benzer sıklıktadır.
İdiyopatik epilepsili hastalarda ilk ilaç tedavisine cevabı belirleyen faktörler
Amaç: Bu retrospektif çalışmanın amacı, yeni tanı konulan sentrotemporal dikenli benign çocukluk çağı ve çocukluk çağı absans epilepsisi hastalarda ilk antiepileptik ilaç tedavisine cevabı belirleyen faktörleri saptamaktır. Gereç ve Yöntem: Bu çalışmada yüz otuz bir hastanın verileri retrospektif olarak değerlendirildi. Çalışma grubu 79 sentrotemporal dikenli benign çocukluk çağı epilepsili hasta ve 52 çocukluk çağı absans epilepsili hastadan oluşmaktaydı. Bulgular: Sentrotemporal dikenli benign çocukluk çağı epilepsili hastalarda ortalama nöbet başlama yaşı 89.44 ± 25.59 ay (36-143 ay) ve 50?si (% 63,3) erkek idi. İlk antiepileptik ilaç tedavisiyle 68 (% 86,1) hastada nöbet kontrolü sağlandı. Nöbet başlama yaşı, nöbet sıklığı, nöbet tipi ve EEG?deki deşarj noktası ilk ilaç tedavisine cevabı belirleyen önemli bir faktör olmasına rağmen, cinsiyet, yenidoğan nöbet varlığı, febril nöbet, ailede epilepsi öyküsü, nöbet zamanı, Todd paralizisi varlığı, ZB düzeyi, davranış sorunlarının varlığı, EEG?de jeneralizasyon ve lokalizasyon bulguları tedaviyi belirlemede etkisiz faktörlerdi. Çocukluk çağı absans epilepsili hasta grubunda nöbet başlama yaşı ortalama 78.38 ± 26.09 ay (30-142 ay) ve 32?si (% 61,5) kız idi. Kırk iki (% 80,8) hasta ilk antiepileptik ilaçla başarılı bir şekilde tedavi edildi. Cinsiyet, yenidoğan nöbeti varlığı, febril konvülziyon, akrabalık, ailede epilepsi öyküsü, ZB seviyesi, tedaviye başlangıç zamanı ve EEG?deki deşarj şekli ile ilk ilaç tedavisine cevap arasında anlamlı bir ilişki bulunmadı. Ancak, nöbet başlama yaşı, eşlik eden nöbet tipi ve EEG?de fotik yanıt varlığı başlangıç tedavisine cevabı belirlemede önemli faktörler olarak bulunmuştur. Sonuç: Nöbet başlama yaşı, nöbet tipi, nöbet sıklığı ve EEG'de deşarj noktası sentrotemporal dikenli benign çocukluk çağı epilepsisi olan hastalarda önemli faktörler olarak bulunmuştur. Çocukluk absans epilepsili hastalarda, nöbet başlama yaşı, eşlik eden nöbet tipi ve EEG?de fotik yanıt varlığı başlangıç tedavisine yanıt için önemli risk faktörleridir. Anahtar Sözcükler: Sentrotemporal dikenli benign çocukluk çağı epilepsisi, çocukluk çağı absans epilepsisi, ilk AEİ tedavisi, cevap.
Karbamazepin kullanan çocuk hastalarda vasküler risk faktörleri ve ateroskleroz
Amaç: Antiepileptik tedavinin uzun dönemde yan etkiler oluşturduğu bilinmektedir. Bu yan etkilerden biri de aterosklerozdur. Ateroskleroz gelişiminde karbamazepin tedavisinin etkisi ile ilgili araştırmalar yeterli ve net değildir. Bu çalışmanın amacı karbamazepinin; paraoksonaz ve arilesteraz aktivitesi (antioksidan kapasite), lipid profili, oksitlenmiş LDL ve karotid arter intima-media kalınlığı (K-İMK) üzerine etkisini araştırarak ateroskleroz ile ilişkisini değerlendirmektir. Araç ve gereçler: Gaziantep Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Nöroloji Bilim Dalı'nda epilepsi tanısı konularak karbamazepin başlanan 2-16 yaş arasındaki 21 hasta çalışmaya dahil edildi. Tüm hastalardan başlangıç, 3 ve 6.aylarda trigliserid, total kolesterol, yüksek dansiteli lipoprotein (HDL), düşük dansiteli lipoprotein (LDL) ölçümleri, LOOH (lipid hidroperoksit), paraoksonaz (PON1), arilesteraz (ARE) düzeyi bakılmıştır. Hastaların K-İMK, sağ ve sol karotis arter bifurkasyonunun 1 cm proksimalinin posterior duvarından, tedavinin başlangıç, 3 ve 6. ayında Vivid 9 4D cihazı lineer prop ile ölçülmüştür. Bulgular: Hasta grubunun 13'ü (%61,9) erkek, 8'i (%38,1) kız idi. Grubun ay ortalaması 111,48± 44,81 saptandı. Hasta grubunda başlangıçta bakılan total kolesterol değeri ile 6.ayda bakılan total kolesterol değerleri arasında anlamlı farklılık saptandı (p=0,002). Hasta grubunun başlangıçta bakılan arilesteraz ve paraoksonaz değeri ile 6.ayda bakılan değerleri arasında anlamlı farklılık saptandı (p=0,001) (p=0,004). Hasta grubunda başlangıçta bakılan sağ-sol K-İMK ile 6.ayda bakılan değerleri arasında anlamlı farklılık gözlenmedi (p=0,966). Sonuçlar: Sonuç olarak, karbamazepin tedavisi alan hastalarımızda serum kolesterol değerlerinde ve antioksidan kapasitede anlamlı artış saptanmıştır. Bu durum lipid panelinin bozulması, oksidan kapasitenin kronikleşmesi için yeterli sürenin geçmediğini düşündürmektedir. Bu hastalarda periyodik olarak uzun dönemde ultrasonografi (USG) ile K-İMK ölçümünün gerekliliği yönünden geniş çaplı benzer çalışmaların yapılması gerekmektedir. Anahtar kelimeler: Karbamazepin, Epilepsi, Ateroskleroz, Karotid arter intima media kalınlığı
Epilepsi tanılı hastalarda huzursuz bacaklar sendromu sıklığı
ÖZET Epilepsi Tanılı Hastalarda Huzursuz Bacaklar Sendromu Sıklığı Amaç ve kapsam: Huzursuz bacaklar sendromu, özellikle akşam dinlenme saatinde veya uykuya dalış sırasında ekstremitelerde büzülme, hoş olmayan his sonrası özellikle bacakların karşı konulamaz nitelikte hareket ettirilmesi olarak tanımlanır. Huzursuz bacaklar sendromu prevelansı toplumlara ve kronik hastalıklara göre farklılıklar göstermekedir. Farklı toplumlarda % 0,6-29, kronik hastalıklarda ise % 2,2-26,6 arasında değiştiği bildirilmiştir. Çalışmamızda, kronik bir hastalık olan epilepsi hastalarında HBS sıklığını belirlemeyi amaç edindik. Gereç ve yöntem: Araştırmaya Nöroloji Anabilim Dalı Epilepsi polikliniğinde takip edilen yaş ortalaması 33,3±12,3 (17-77) olan % 61,8 (n: 139)'i kadın, % 38,2 (n: 86)'si erkek olan toplam 225 epilepsi hastası çalışmaya dahil edilmiştir. Çalışmaya dahil edilen hastalarda, tanı kriterleri doğrultusunda huzursuz bacaklar sendromu (HBS) sorgulandı ve hastalara HBS şiddet değerlendirme ölçeği, Pitsburg uyku kalitesi indeksi (PUKİ) ve Epworth uyku kalite indeksi envanterleri verildi. Ayrıca HBS etyolojsinde rol aldığı düşünülen serum ferritin düzeyi, tiroid fonksiyonları, B12 ve folik asit düzeyleri bakıldı. Çalışmanın istatistiksel analizi SPSS 17.0 paket program sürümü kullanılarak yapılmıştır. Bulgular: Çalışmaya dahil edilen 225 hastada HBS sıklığı % 5,8 (n= 13) olarak belirlendi. HBS dışında hastaların % 50,2'inde horlama, kabus, uykuda periodik bacak hareket bozukluğu, bruksizm gibi diğer uyku bozukluklarına ait yakınmaları olduğu belirlendi. Çalışmaya dahil edilen hastaların % 37,3 (n= 84)'ünün politerapi, % 62,7 (n= 141)'sinin monoterapi aldığı saptandı. Hastaların % 74,6 (n= 168)'sında serum ferritin düzeyi 50 ng/mL'nin altında, % 9,8 (n= 22)'inde vitamin B12 düzeyi ise normal değerin altındaydı. PUKİ değeri hastaların % 5,3 (n= 12)'ünde 5,5'in üstünde, Epworth uykululuk skalasının hastaların % 11,1 (n= 25)'inde ? 8 olduğu bulundu. Epilepsi hastalarının uyku özellikleri irdelendiğinde; kadın hastaların uykuya daha geç daldıkları, ileri yaştaki hastaların daha az uyudukları belirlendi. Ayrıca uykuya dalma süresi ile nöbet sıklığı arasında istatistiksel yönden anlamlı bir ilişki saptandı (p= 0,053). Gündüz uykululuğu olan hastaların aynı zamanda uykuya dalma sürelerinin kısa olduğu saptandı. Uykuya dalma süresi uzun olan hastaların uyku kalitesinin de kötü olduğu belirlendi. Sonuç: Uzun süreli antiepileptik ilaç kullanan hastalarda HBS sıklığını % 5,8 olarak saptadık. HBS saptanan hastaların % 76,9'unun monoterapi, % 23'ünün politerapi kullanmakta olduğu dikkati çekti. HBS saptanan hastalarda cinsiyet ve hastalık süresi açısından anlamlı farklılık saptanmadı. Hastalarda HBS yanı sıra horlama, parasonmni atakları benzeri uyku bozuklukları da olduğu belirlendi. Politerapi alan hastaların daha uzun süre uyudukları görüldü. Nöbetleri kontrol altında olmayan hastaların uykuya daha geç daldıkları saptandı. Hem HBS hem de diğer uyku bozukluklarının politerapi ve nöbet sıklığı ile ilişkili olabileceği görüldü. Anahtar Sözcükler: Antiepileptik, epilepsi, HBS
Epilepsili çocuğu olan ebeveynlerin evde hastalığın yönetimine ilişkin görüşleri ve çocuğun yaşam kalitesinin belirlenmesi
Bu çalışma, epilepsili çocuğu olan ebeveynlerin evde hastalığın yönetimine ilişkin görüşleri ile çocuğun yaşam kalitesinin belirlenmesi amacıyla tanımlayıcı olarak yapılmıştır. Çalışma kapsamına Kayseri Şehir Hastanesinde Nöroloji ABD tarafından epilepsi tanısı ile izlenen, en az 3 aydır tanı almış, antiepileptik ilaç kullanan, en az bir kez nöbet geçirme öyküsü olan, okula giden 6-18 yaş arası 100 çocuk ve ebeveynleri alınmıştır. Veriler, sosyo-demografik veri formu, ebeveynlerin evde epilepsi hastalık yönetim formu ve çocuklar için yaşam kalitesi ölçeği(ÇİYKÖ) kullanılarak toplanmıştır. Veriler SPSS Statistics V26 programında değerlendirilmiştir. Çalışmaya katılan çocukların %62'si 6-12 yaş arasında, çoğu erkek çocuklardan oluşmuştur. Ebeveynlerin %47'si "20-30 yaş, %44'ü "üniversite mezunu'' olduğu görülmüştür. Ebeveynlerin yaşı ve ebeveynlerin cinsiyeti, ailede epilepsi öyküsü, febril nöbet öyküsü, epilepsi hastalığına yönelik eğitim ve rehabilitasyon merkezleri hakkında bilgi sahibi olma,medeni durum, yaşadığı yer, gelir düzeyi, çocuk sayısı, kronik hastalık durumu ile ÇİYKÖ alt değişkenleri puan ortalamaları arasında istatistiksel farkın anlamlı olmadığı belirlenmiştir (p>0,05). Yine çocuğun yaşı, cinsiyeti, kendisine ait odasının olup olmaması, yaşadığı yer ile ÇİYKÖ ölçek alt değişkeni puan ortalamaları arasında farkın anlamlı olmadığı görülmüştür (p>0,05). Çocuğun epilepsi nöbet geçirme sıklığı, uyku durumu ve çocuğun aile ile birlikte sosyal aktiviteye katılma durumu ile yaşam kalitesi düzeyi arasında anlamlı fark olduğu tespit edilmiştir (p<0.05). Kronik bir hastalık olan epilepsi çocuk ve ailesi için yaşam kalitesini etkileyen bir durumdur. Hastalıkla ilgili eğitimlerin düzenlenmesi önerilmiştir.