Devlet

Bu konu başlığı altında 209 tez

DoktoraAçık ErişimTR

Devletin değişimi ekseninde Türkiye'nin siyasal rejim sorunsalı

Bir asrı aşkın süredir Türkiye'de siyasal rejim tartışmaları tüm canlılığını korumaktadır. Türkiye'deki siyasal söylem ve kavgalar "siyasal rejim" sorunu etrafında odaklaşmakta, bu meseleye dair büyük bir gürültü koparılmaktadır. Rejim konusundaki tartışmalar, rejimin kısmi bir eleştirisinden onun tüm kötülüklerin sebebi olarak gösterilip mahkum edilmesine, reform taleplerinden ütopik siyasal projeler tasarlanmasına kadar uzanmaktadır. Türkiye'de rejime ilişkin tartışmalar, deyim yerindeyse bir "yangın"ın "dumanı"na işaret etmektedir. Tartışmalar, dumanı gösterirken dumanın kaynağından neredeyse hiç bahsetmemektedir. Haddizatında, 19. yüzyılda ülkenin kapitalizme geçiş sancılarının doğurduğu yakıcı siyasal rejim sorunsalı, araştırmanın konusunu oluşturmaktadır. Bu çerçevede siyasal rejim sorununun, altyapı unsurları ve dünya düzeyindeki eşitsiz güç ilişkilerini de gözeten bir bakış açısıyla incelenmesi gerekmektedir. Eleştirel realist bir metodolojik konumlanmayı benimseyen çalışma, psikanalitik ve diyalektik bir yaklaşım sergileyerek bir şeyin "kendisi" (töz) ile "görünümü"nü (biçim) ilk etapta birbirinden ayırmaktadır. Bu doğrultuda tez, Türkiye'deki (siyasal) rejim sorunsalının tözü ve biçimini, konunun nasıl ve neden mesele haline geldiğini ve devlet-rejim ilişkisine dair dinamikleri aydınlatmayı amaçlamaktadır. Bu bağlamda, Türkiye'de rejim meselesi ilk bakışta, "geleneksel" ile "modern"in, "Doğu" ile "Batı"nın, "teokratik" ile "laik"in, "merkez" ile "çevre"nin, "sivil" ile "bürokrasi"nin, "ilerici" ile "gerici"nin, "muhafazakar" ile "aydınlanmacı"nın çatışmaları biçiminde tezahür etmesine rağmen; çalışma, bu çatışmaların sergilediği "görüntü"nün temelinde üretim süreci ve dünya sisteminden kaynaklanan sorun ve tartışmaların bulunduğu argümanını ortaya koymaktadır. Güncel süreci kapsam dışı bırakan çalışma, özellikle 20. yüzyılla çerçevelenmektedir. Tezde ilk olarak devlet ve siyasal rejim kavramları analiz edilmektedir. Ardından bu kavramlar yapısal ve tarihsel bir eksene oturtulmaktadır. Bu doğrultuda dünya düzeyindeki sistem ile Türkiye'nin tarihsel ve toplumsal yapısı incelenerek Türkiye'deki rejim sorunsalına ekonomi-politik düzeyde ışık tutulmaya çalışılmaktadır. Tezin teorik altyapısında Robert Cox'ın üretim-devlet-dünya matrisinden ve Bob Jessop'ın stratejik-ilişkisel yaklaşımından faydalanılmakta, Jessop'ın bu yaklaşımı siyasal rejim/politeia kavramına da teşmil edilmektedir. Çalışmada teori düzeyinde, Türkiye'deki sorunsalı nesnel olarak daha iyi anlayabilmeye imkan verdiği için Antik Yunan kökenli politeia kavramı önerilmiştir. Nitekim siyasal rejim kavramı, antikitedeki karşılığı olan politeia'dan içerik olarak uzaklaşıp, zamanla siyasal rejim kavramının toplumsalı dışlayarak kurumsal bir mekaniğe indirgendiği gözlenmiştir. Tezde, Türkiye'de öne çıkarılan birtakım meselelerin, aslında, altyapısal ve üstyapısal veçheleri de barındıran tam bir politeia sorunu olduğu tespit edilmiştir. Politeia/rejim sorunsalının kalbinde ise "devlet sorunsalı"nın bulunduğu, devlet sorunsalının da ekonomi-politik ve dünya düzenindeki dinamiklerden türediği saptanmıştır. Politeia kavramı, yüksek bir soyutlama düzeyinde, "birikim", "düzenleme" ve "hegemonya" bileşenlerini barındırmaktadır. Politeia'nın bileşenlerinin herhangi birinde bir sorun ortaya çıktığında, bu sorun, diğer bileşenlerle de etkileşime geçerek, tüm bileşenlerin üstüne çıkıp bir kriz momentine ulaştığı anda, bir "rejim sorunu" olarak değerlendirilmektedir. Çalışmada, Türkiye'de politeia kaynaklı, kriz momentine ulaşan belli sorunların, rejim sorunu şeklinde tezahür ettiği bulgulanmaktadır. Bu tür tezahürlerin izini sürerek sorunun çıkış noktalarının deşifre edilmesine katkı sağlamak, ayrıca çalışmanın önemini teşkil etmektedir. Siyasal rejim meselesinin temeli, ekonomi-politik ve dünya sisteminin dinamiklerine dayansa da Türkiye'de rejim tartışmalarının, bu esastan koparılarak konunun özünün bulanıklaştırıldığı iddia edilmektedir. Tezde, ayrıca "ideolojik celp" şeklinde Türkçeleştirilebilecek interpellation olgusunun, Türkiye'de rejim meselesinin temel dayanaklarının mistifiye edilmesinde işlevsel olduğu argümanı savunulmaktadır. Sonuç olarak, Türkiye'deki rejim sorunu, ancak dünyanın ve Türkiye'nin tarihsel yapısından kaynaklanan sistemik ve ekonomi-politik birtakım çetrefil sorunların aşılmasıyla sönümlenme olanağına sahiptir.

DevletPoliteiaSiyasi yönetim+5
Meriç Tokmak
Muğla Sıtkı Kocman University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Bir iktidar biçimi olarak devlet kavramı: Erken dönem sovyet sinemasında iktidarın görünümü

Kavramlar, anlamlarını içinde oluştukları toplumsal ilişkiler üzerinden kazanmaktadır. Bu kavramlardan biri olan devletin, anlam kazandığı toplumsal ilişkilerle bağı koparıldığı oranda, nitelediği alanın kapsamı ve kullanım alanı muğlaklaşmaktadır. Bu nedenle, devlete ilişkin yaklaşımlar ve tartışmalar somut zeminle arasındaki mevcut bağ koparılmadan oluşturulmalıdır. Bu çalışmada, devlet kavramının nitelediği iktidar biçiminin çerçevesi ve kavramın kullanım alanı tartışılmaktadır. Kavramın çerçevesi devletin kökeni, devleti ortaya çıkaran koşullar ve devletin ele alınma biçimlerine referansla tanımlanmıştır. Kullanım alanı ise, literatüre dayanarak çizilmeye çalışılan kavramsal çerçevenin, iki temel üzerinden değerlendirilmesi yoluyla tartışılmıştır. İlk olarak, Marksist kuramın temel kavramları ve somut bir zemin sunması adına Sovyet Rusya tarihine referansla, sosyalist devlet kavramı üzerine bir tartışma yürütülmeye çalışılmıştır. İkinci olarak, iktidar-sinema ilişkisi ve Sovyet Rusya tarihinde sinemaya verilen önem dolayısıyla, kültür ve eğitim politikaları üzerinden, erken dönem Sovyet sineması değerlendirilmiştir. Bu çerçevede, kuramsal tartışmaların somut bir zeminde yürütülmesi adına, Sovyet sinemasının erken döneminden yedi film, çalışmada devlet kavramı için çizilen çerçeve üzerinden analiz edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Devlet, sosyalist devlet, sinema sosyolojisi, Sovyet Rusya, Sovyet sineması

DevletDevlet kuramıFilm+5
Aslı Ağcaoğlu
Anadolu University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2015
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Ütopya ve distopyalarda devlet tahayyülü

İnsanlık tarih boyunca hep en iyi olanı aramıştır. Bir araya gelerek toplumu oluşturan insanlar arasında sorunlar ortaya çıkmaya başladığında, ünlü düşünürler "en ideal toplum düzeni nasıl olmalıdır" sorusu üzerinde kafa yormaya başlamıştır. Ütopyalar da bu soruya cevap olarak doğan, insanlığın ideallerinin ve kusursuz bir toplumun nasıl gerçekleşeceğine dair fikir önerilerinde bulunan "ideal devlet" tasarılarıdır. Mevcut düzene isyan bayrağı çeken, mutlu ve adil bir düzen kurma hayalleri ile yola çıkan, yeryüzünde cenneti temsil eden hayali toplum projeleri, on dokuzuncu yüzyılın ikinci yarısından itibaren distopik bir yapıya bürünmüştür. Hem ütopyalar hem de distopyalar yönetim anlayışının her yönünü geniş çerçevede ele alan önemli siyaset eserleridir. Biz de çalışmamızda ilk olarak ütopya düşüncesinin temel yapıtları olarak kabul edilen Thomas More'un 'Ütopya'sı ile Tommaso Campanella'nın 'Günes Ülkesi'ndeki ideal devlet yönetimlerini araştıracağız. Sonrasında insanlığın umut ve özlemleri karşısında duygusuz ve merhametsiz devlet yönetiminin zalimliğini konu alan, en popüler iki distopyayı; Aldous Huxley'in Cesur Yeni Dünya'sı ve George Orwell'in 1984'ünü inceleyeceğiz. Seçilen ütopik ve distopik eserlerde tasarlanan devlet modelleri dört ana başlık altında incelenmiş, ortaya çıkan olumlu ya da olumsuz sonuçlar aktarılmıştır.

DevletDistopyaÜtopya
Ayşe Kul
Hitit University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Türkiye'de neo-liberal politikalar çerçevesinde devletin yeniden yapılandırılması: Siyasi ve idari anlamda yerel özerklik

Liberalizm, bireylerin özgür olması gerektiğini vurgular. Neo-liberalizm ise politika olarak ekonomik liberal anlayışın kolektif düşünce karşısında bireyi öncü görerek piyasa temelli çözümler sunması olarak görülür. Türkiye'deki neo-liberal politikalar 1980'den sonra özelleştirme, deregülasyon, siyasi liberalizasyon ve küreselleşmenin yaygınlaştırılması olarak ortaya çıkmaktadır. Modernleşen dünyada özgürlüklerin, devlet düzenlerinin ve ekonomideki gelişmelerin bir dayanak noktası her zaman bulunur. Bu gelişmelerin ışığında liberalizmin dünyada modernleşmenin ön ayağı niteliğinde olması Türkiye'de de etkisini ortaya koymaktadır. 1980'den sonra ülkemizin içinde bulunduğu durum toplumun içerisinde bulunduğu kriz, mevcut politikaların yetersizliğini ortaya koymaktadır. Yönetimsel krizler sonucunda yeniliğe ihtiyaç duyularak reform çalışmaları yapılmaktadır. Böylece kendi kendine yetebilme fikrinden dolayı özerklikliğin neo-liberal eksende yaşanan gelişmelerle ortaya çıktığı söylenmektedir. Dolayısıyla çalışmamızda; yeniden yapılanma, neo-liberal anlayışın ortaya çıkışı, yönetim ilkeleri, yerel yönetimler, merkezden ve yerinden yönetim arasındaki ilişki açıklanmaktadır. Faaliyet gösterme alanlarının ülkede meclis tarafından ortaya çıkarılan kanunlarla belirlendiği özerk yapılara yerel yönetimler denir. Özerklik; muhtariyet ve otonomi olarak da kullanılır. Ülkede yaşayan bireylerin ve grupların, sorumluluklarını ve görevlerini yerine getirmeleri için özerklik, ön koşuldur. Gerçekleşen neo-liberal dönüşümün ülkemizde ortaya çıkardığı yeni kurumlar ile gelenekselliğini bir kenara bırakmaya çalışan toplumsal yapı çerçevesinde modernleşme süreci geçiren kurumların incelenmesi yapılmaya çalışılmıştır. Bu bağlamda neo-liberal politikalar çerçevesinde siyasi ve idari özerklik konuları izah edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Liberalizm, Neo-Liberalizm, Yeniden Yapılanma, Siyasi Özerklik, İdari Özerklik.

DevletKamu kuruluşlarıNeo-liberalizm+7
Kemal Demir
Kütahya Dumlupınar University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2017
00
DoktoraAçık ErişimTR

Vergilerin ekonomik büyüme üzerindeki etkisinde devlet kapasitesinin rolü

Vergilerin en eski ve temel amacı kamu harcamalarına finansman sağlamaktır. Ayrıca vergiler; tüketim, tasarruf ve yatırım kararları üzerinde etki yarattıkları için, makroekonomik hedeflere ulaşmak amacıyla, maliye politikası aracı olarak da kullanılmaktadır. Bu makroekonomik hedeflerden biri de ekonomik büyümenin sağlanmasıdır. Bununla birlikte vergilerin ekonomik büyüme üzerindeki etkisinin olumlu mu yoksa olumsuz mu olduğu konusunda bir fikir birliği bulunmamaktadır. Bu etkinin yönünü belirleyen faktörlerden biri devlet kapasitesidir. Bu çalışmanın amacı, gelişmekte olan ülkelerde vergilerin ekonomik büyüme üzerindeki etkisinde devlet kapasitesinin rolünü incelemektir. Vergilerin ekonomik büyüme üzerindeki etkisinde devlet kapasitesinin rolünü ampirik olarak incelemek için, verilerine ulaşılabilen 51 düşük ve orta gelirli ülkeye ait 2012-2019 dönemini kapsayan yıllık veriler kullanılarak, dinamik panel veri analizi yapılmıştır. Sistem genelleştirilmiş momentler metoduyla yapılan tahminlerden elde edilen bulgulara göre; gelişmekte olan ülkelerde vergi gelirlerinde ve devlet kapasitesindeki artışın ekonomik büyümeyi olumlu etkilediği, ancak devlet kapasitesi arttıkça vergilerin ekonomik büyüme üzerindeki olumlu etkisinin azaldığı sonucuna ulaşılmıştır.

DevletDinamik panel teknikleriEkonomik büyüme+3
Çağlayan Tabar
Bursa Uludağ Üni̇versi̇ty · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Küreselleşen dünyada devletin iktisadi rolü: Türk kamu maliyesi örneği

21. yüzyıla girerken, birey, toplum ve devleti farklı kavram, boyut ve derinlikteetkileyen degisim, dünyanın her bir kösesinde yasanmaktadır. ktisadi, siyasi, sosyal vekültürel sahalarda var olan sınırların ortadan kalkmaya basladıgı, kutuplasmaların terkedildigi, liberal yaklasımların hemen hemen her alanda ve her anlamda güç kazandıgı,bilisim, teknoloji ve enformasyonun hızla gelistigi, yasam formlarımızda büyükdönüsümler yasandıgı bu sürece, küresellesme adı verilmektedir.Küresellesme ile birlikte her alanda yasanan degisim, devletin görev, rol vefonksiyonlarında da kendini hissettirmektedir. Bu çerçevede, küresellesme ile birlikteüretim faktörlerinin uluslararası mobilitesinin artması, teknoloji ve iletisimde yasananhızlı gelismeler ve neo-liberal degerlerin yükselisi, devletlerin kamu mali yapılarını vekamu mali politikalarını derinden etkilemistir. Küresellesmenin devletlerin kamu maliyapılarına etkisi, kamu gelir ve giderlerinde yasanan degisimlerde, kamu idareleriarasından yasanan küresel rekabette ve devletlerin birbiri ardına gerçeklestirdikleri malireformlarda kendini göstermektedir.Bu çalısmada, küresellesmenin devletin iktisadi rolü üzerindeki etkisi, kamumaliyesi açısından incelenmistir. Bu baglamda küresellesmenin tanımı, tarihi gelisimive ulus devletler üzerindeki etkisi birinci bölümde ele alınmıstır. Küresellesmeninülkelerin kamu maliyelerine ve mali reformlar üzerine etkileri ikinci bölümdeaçıklanırken, son bölümde ise örnek ülke olarak seçilen Türkiye'de, küresellesmeninkamu maliyesine ve mali reformlarına etkisi ayrıntılı bir sekilde incelenmistir.

DevletEkonomiKüreselleşme
Sertan Yıldız
Kütahya Dumlupınar University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2008
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Hüdavendigâr eyaleti Burusa sancağı Domaniç kazası 1261 (1845) tarih ve 7712,7714,7719,7725,7731,7732 numaralı temettu'ât defterleri transkripsiyonu

Osmanlı Devleti, hüküm sürdüğü dönemde ki diğer devletlerde olduğu gibi, büyük ölçüde giderlerini halktan topladığı vergilerle gidermeye çalışan bir devletti. Osmanlı Devleti, vergi sisteminde Tanzimat Dönemi'ne kadar tam bir usül yoktu. Tanzimat'tan sonra Osmanlı Devleti'nin vergi sisteminde köklü değişiklikler yapıldı. Bu döneme kadar alınan bazı vergiler kaldırılarak tüm halkın gelirine göre ve eşitlik esasına dayanan temettu' vergisi konulmuştur. Devletin, halktan aldığı bu temettu' vergilerinin kaydedildiği defterlere de Temettu`ât Defterleri denilmiştir.Tanzimat'tan sonraki dönem hakkında özellikle, 19. yüzyıl Osmanlı Devleti sosyal ve ekonomik yapısı hakkında önemli bilgiler veren Temettu`at Defterleri günümüzde Başbakanlık Osmanlı Arşivinde bulunmaktadır. 1988'de tasnif çalışmaları tamamlanan Temettu`at Defterleri araştırmacıların hizmetine sunulmuştur. Bu defterlerde tahriri yapılan yerleşim birimlerindeki nüfus, vergisi alınan ve alınmayan toprak, yetiştirilen ürünler, hayvanlar, ailelerin gelirleri, kira gelirleri, meslek ve sanat gelirleri kaydedilmektedir. Temettu`at Defterlerinde dönemin nüfus yoğunluğu, bölgenin arazi, iktisadi, ticari durumu ve zirai durumu, her türlü gelirleri, hayvan geliri ve dağılımı, ailelerin gelir ve refah seviyesi hakkında bilgiler bulunmaktadır. Bu defterlerdeki bilgiler ışığında, Osmanlı Devleti'nin toplumsal, iktisadi ve sosyal yapısı hakkında bilgi edinmek mümkündür.Yüksek Lisans tez çalışması olan bu Temettu`at Defterlerinden Burusa Sancağına tabi` Domaniç Kazası'na bağlı aşağıdaki köylerin Temettu`at Defterlerinin transkripsiyonu ve değerlendirilmesi yapılmıştır.ML. VRD. TMT. 7712 Bulamur KöyüML. VRD. TMT. 7714 Çok KöyML. VRD. TMT. 7719 Berçin KöyüML. VRD. TMT. 7725 Domür KöyüML. VRD. TMT. 7731 Durabeğ KöyüML. VRD. TMT. 7732 Ilıcasu Köyü

DevletMüslümanlarOğuzlar+2
Mehmet Turan Işık
Kütahya Dumlupınar University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2008
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Sivil topluma eleştirel bir yaklaşım batı liberal demokrasi ve Türkiye örneği

Sivil toplum ancak moderniteyle birlikte ortaya çıkan ve gelişen bir olgudur. Tarihsel gelişim süreci içerisinde ele alındığında sivil toplum batı siyasal düşünce geleneğinin bir ürünü olarak ortaya çıkmış ve günümüze kadar çeşitli anlam ve işlevler içermiştir.Özellikle günümüzde sivil toplum kavramı siyaset dünyasında oldukça sık kullanılır bir hale gelmiş ve neredeyse tüm sorunların çözümünde önemli bir kavram olarak kullanılmıştır. Neo-liberal politikalar ile birlikte sivil toplum kavramı ?sivil toplumculuk?a dönüşmüş ve kavram ideolojik bir araç haline getirilmiştir. Toplumsal alanda sivil toplum adı altında birçok kurum, örgüt ve yapı ortaya çıkmış ve sivil toplum adına eylemde bulunduklarını iddia etmişlerdir. Bu dönüşümle beraber sivil toplum tek yanlı bir şekilde ele alınarak yüceltilmiştir, sivil toplumun içerebileceği tehlikeler görülmemiştir.Anahtar Kelimeler: Demokrasi, Sivil Toplum, STK, Türkiye

DemokrasiDevletDevlet-halk ilişkileri+4
Mehmet Emin Baği
Kütahya Dumlupınar University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2010
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Vakıfların yeni yönetişim yaklaşımları açısından değerlendirilmesi ve Türkiye`nin yönetişim sistemine katkıları

Ülkemizde yüzyıllar önce kurulmuş olan vakıflar, sosyal ve kültürel alanlarda önemli hizmetleri yerine getirmekle beraber gelir kaynağı niteliğindeki malların yönetimi ve işletilmesi ile de iktisadi ve idari alanda da önemli ölçüde etkin rol oynamıştır. Bu bağlamda son yıllarda özellikle gelişmiş ülkelerde, üçüncü sektör, gönüllü sektör, kar amaçsız sektör, hükümet dışı organizasyon gibi çeşitli şekillerde adlandırılan alternatif bir sektörün hızla büyüdüğü görülmektedir.İnsanların bir toplum olarak yaşamlarını bir arada sürdürebilmeleri ve refah düzeylerini geliştirecek fırsatlara sahip olabilmeleri için etkin bir kamu otoritesine gerek vardır. Devletin toplumsal konumu ve işlevleri kaçınılmaz olarak değişim süreci içerisinde yeniden yapılanmasını tetiklemekte ve söz konusu değişim sürecinde bir karar alma yöntemi olarak yönetişimin ön plana çıkmasına sebep olmaktadır. Bu yeni anlayış kapsamında çok aktörlü yönetimi niteleyen yönetişim kavramına içerik kazandırılmaya çalışılmaktadır. Yönetim evrensel bir olgu olmakla beraber her toplumun kendi sosyal, kültürel ve ekonomik yapısını da etkilemiştir. Vakıflar ve yönetim tarzının modern yönetim yaklaşımları içindeki yerini ve değerini eleştirel bir şekilde incelemek bu çalışmanın önemli bir amacıdır.Bu çalışma 3 bölümden meydana gelmektedir. Birinci bölümde vakıfların tanımı, tarihsel süreci, ikinci bölümde yönetişim kavramının tanım ve özellikleri, üçüncü bölümde ise, yönetişim yaklaşımları açısından Türkiye'de vakıfların katkısı değerlendirilmiştir.

DevletSivil toplumSivil toplum örgütleri+3
Ersin Şahin
Kütahya Dumlupınar University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2011
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Ütopyalarda devlet tasarımı: Platon, More, Campanella

İnsanların varoluşundan beri ideal arayışı da vardır. Özellikle devlet rejimleri söz konusu olunca bu ideal arayışı, içinde bulunulan kültüre, toplumsal ve ideolojik yapıya göre çeşitlilik kazanmıştır. Kimileri bu ideali totaliter rejimlerde bulurken kimileri de hukuk kurallarında bulmuştur. Bu çalışmanın amacı da günümüzde ?en ideal? olarak düşünülen ?hukuk devleti? modelinden yola çıkarak Platon'un Devlet, T. More'un Ütopya, T. Campanella'nın Güneş Ülkesi örneklerinde eşitlik, özgürlük, adalet ve birey kavramları çerçevesinde devlet tasarımında hukukun rolünü incelemektir.

AdaletCampanella, TommasoDevlet+8
Zuhal Şan
Çukurova University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2010
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Türkiye'de sivil toplum ve devlet ilişkilerinin siyasal iletişim perspektifinden analizi ve bir model önerisi

Osmanlı'dan Cumhuriyete geçiş sürecinde batılılaşmanın da etkisiyle entelektüel mahfillerde sivil toplum kavramsallaştırması sıklıkla kullanılmaya başlanmıştır. Geçiş döneminde kullanılmaya başlayan STK kavramı uzun yıllar tanımlanmaya çalışılmış ve yerel kültürel kodlarla ve geleneksel uygulamalar ile uyumlaştırılmaya çalışılmıştır. Yüz yılı aşan bu süreçte 1980 yıllarına gelindiğinde batılı tarzda bir sivil toplum yapılanması oluşturulamadıysa da yerel dinamiklerinde etkisiyle çeşitli badirelerden geçerek bir sivil toplum anlayışı inşa edilmeye çalışılmıştır. Demokrasinin ülkeye yerleşmesi sürecinde sivil toplum ve siyaset iletişimi gelgitler yaşayan ve alışılagelinmemiş geleneksel bir süreci olmayan uygulamalar arasında olduğu için birçok sorunu da bünyesinde barındırmıştır. Sivil Toplum ve Siyaset arasındaki iletişim mekanizmalarına odaklanmak aralarındaki çatışma ve kategorik ayrımların ötesinde siyasala/kamusala dayalı derin bir iletişimin olduğunu gösterir. Tezimizde bu ilişkileri inceleyebilmek için öncelikle genel olarak sivil toplum ve siyaset adına kavramsal bir çerçeve çizerek ilgili kavramların tarihte ve bu gün algılanış şekilleri üzerinde durulmaya çalışılmış, Sivil toplum ve devlet arasındaki ilişkileri siyasal iletişimin temel dinamikleri açısından sorgulayarak kurulan iletişim yöntemleri tespit edilmeye çalışılmıştır. Sivil Toplum kavramının tarihçesi, kendi geleneğimizde ve batıda algılanış Şekilleri üzerinde durulduktan sonra sivil toplum ile siyaset arasındaki iletişimin daha sağlıklı olabilmesi için bir model önerisinde bulunulmuştur. Sivil-Siyaset iletişim Dairesi olarak isimlendirdiğimiz önerimizde tabiatta ve insan hayatında bir gerçeklik olan döngüselliğin insan-insan ilişkilerinde, kurumlar arası ilişkilerde ve kurum insan arasındaki ilişkilerde de bir modele dönüşmesinin sürdürülebilir sağlıklı iletişim kurulabilmesine katkı sağlayacağı düşüncesindeyiz.

DevletSivil toplumSivil toplum örgütleri+2
Mehmet Ali Eminoğlu
Gaziantep University · Eğitim Bilimleri Enstitüsü
2018
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Tarihsel süreçte Türk devletlerinde yönetim anlayışı

Türk siyasi tarihi alanında birçok kaynak bulunsa da, Türk devletlerinin bir gelenek kapsamında birbiriyle ilişkilendirildiği ve yönetimsel anlamda ele alındığı bütüncül bir kaynak eksikliği gözlemlenmiştir. Bu eksikliğin bir nebze giderilebileceği düşüncesiyle siyaset bilimi çerçevesinde çalışılmıştır. Çalışmanın ilk bölümünde devlet ve Türk kavramları ele alınmıştır. Bir gelenekten söz edilebilmesi için gerekli olan, tüm bu devletlerde bulunması gereken ortak özellikler tespit edilmeye çalışılmıştır. Bu ortak özelliklerden geleneğin oluşumunda etkin olanları son bölümde faktörler adı altında işlenmiştir. Tüm bu tespitler ışığında günümüzde resmi olarak Türk devleti olarak kabul edilen tarihte kurulmuş on altı Türk devleti ve Türkiye Cumhuriyeti incelenmiştir. İnceleme sırasında bu devletlerin sınıflandırılmasında, yönetimlerin meşruiyet kaynaklarında değişimler yaşamasında temel etken olarak tespit edilen inanç faktörü esas alınmış, bu kapsamda üç başlık altında çalışılmıştır. Devletlerin incelendiği bu bölümlerde ayrıca coğrafi yakınlık dolayısıyla bu devletleri etkilemiş olabilecekleri öngörülerek bazı yabancı devletlerin yönetimleri dönemsel olarak incelenerek çalışmaya dâhil edilmiştir. Bu çalışmanın yöntemi işlevselcilik sosyoloji kuramı ve tarihi olaylarda gensel devinim hipotezi esas alınarak desteklenmiştir. Son olarak değerlendirme bölümünde semavi inanç sistemlerinin devlet yönetimleri üzerindeki etkilerine ve devlet yönetimlerini etkileyen savaş tekniklerinin evrimine değinilmiştir.

DevletDevlet anlayışıDevlet teşkilatı+4
Hakan Çayalan
Gaziantep University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2018
00
DoktoraAçık ErişimTR

21. yüzyılda devletin ekonomide değişen rolü

21. yüzyılda neoliberal düşünce sistematiği içerisinde ilerlemesi beklenen dünya düzeni farklı bir yöne evrilmiştir. 20. yüzyılın sonlarına doğru Asya, Latin Amerika ve diğer bölgelerde yer alan gelişmekte olan ülkelerde yaşanan krizler, neoliberal modellere yönelik şüpheleri ve eleştirileri artırmıştır. 2000'li yılların başından itibaren Çin, Hindistan, Güney Kore, Tayvan, Singapur gibi Asya ülkelerin büyük atılımı bu bölgeye yönelik ilgiyi artırmıştır. Çünkü bu ülkeler IMF, WB gibi kapitalist kuruluşların önerdiği pür liberalleşme eğilimiyle başarı sağlamamış tam tersine "kalkınmacı devlet" modeliyle devlet müdahaleciliğinin doğru stratejilerle bir araya getirildiğinde ülkelerin çok önemli başarılar elde edilebileceğinin güzel bir örneğini sunmuşlardır. Asya kıtasında yaşanan bu yeni ekonomik paradigma, dünya ekonomisinin ağırlık merkezinin buraya doğru kaymaya başlamasına yol açan süreci de tetiklemiştir. Devlet müdahaleciliğinin 21. yüzyılda değişen rolünün şekillenmesinde etkili olan unsurların başında ABD'de yaşanan 2008 küresel finans krizi gelmektedir. Sebepleri ve sonuçları itibariyle 1929 buhranına benzese de buradan çıkan en önemli sonuç, Keynesyen iktisadın politika önermelerine mutlak anlamda olmasa da yeniden dönme eğiliminin ortaya çıkmasıdır. Sadece gelişmekte olan ülkelerde değil özellikle gelişmiş ülkelerde devlet; kurtarma paketleriyle batmakla karşı karşıya olan şirketleri kurtarmış, mali teşvikleri piyasaya sürmüş, düzenleyici ve denetleyici araçları uygulamaya koymuştur. Özellikle kriz sonrası dönemde devletin rolünün değişikliği en fazla merkez bankalarının mikro ihtiyati politikalar yerine makro ihtiyati politika hedeflerini benimsenmelerinde yaşanmıştır. Sistematik olarak krize yol açan finansal sistemin bir bütün olarak denetlenmesini içeren bu yeni yaklaşım devlete önemli görevler yüklemiştir. Krize karşı alınan bu önlemler alışıla gelen liberal devlet anlayışından oldukça farklı bir yapıyı işaret etmektedir. 2010'lu yıllardan itibaren ise küreselleşme olgusuyla birlikte korumacı önlemlerin ve ulus-devletlerin rollerini öne çıkaran bir döneme girilmiştir. 2010 yılında yaşanan borç krizinin etkilerinin giderilmeye çalışıldığı dönemde İngiltere'nin AB'den ayrılma kararı ve bunun diğer ülkeler üzerinde domino etkisi yaratma ihtimali, Ortadoğu'da yaşanan mülteci kriziyle birlikte gelişmiş ülkelerin ve Türkiye'nin göç konusundaki yeni konumları ve küresel göç yönetimine karşı gösterdikleri refleksler, 2016 yılında ABD Başkanı seçilen Donald Trump'ın milliyetçi ekonomi politikalarını birer birer uygulamaya koyması ve özellikle Çin'in kurlar üzerinden "ticaret savaşı" başlatmakla suçlanması üzerine Çin'e karşı dış ticarette yüksek koruma önlemleri alması, Çin'in de buna misilleme yapması, bir yanda serbestleşme eğilimlerinin sürdürülmesi gerektiğine yönelik inanç diğer yanda bu söylemlerin tersi yönde uygulanan politikaların yol açtığı çoklu küresel dengeler, devlet mülkiyetli şirketlerin uluslararasılaşması yönünde yeni trendlerin öne çıkması, eşitsizliğin, nüfus sorunsalının ve iklim değişikliğinin küresel sorun hâline gelmesi karşısında devletin, küreselleşme çağında sanılanın aksine daha fazla önem çıkmasına neden olmuştur. Türkiye özelinde ise 2017 yılından itibaren geçilen Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi ile ekonomide teknoloji, enerji, ulaştırma, sanayi, bankacılık ve daha birçok sektörü içine alan yapısal dönüşümler, devletin ekonomik rollerini daha kritik hâle getirecek şekilde öne çıkmıştır. Bu gelişmeler bağlamında neoliberal küreselleşme çağında devletin rollerinin azaldığı yaklaşımının sadece söylem düzeyinde kaldığı dolayısıyla ulus-devletlerin ekonomik rollerinin dünya ekonomisinde farklı formlar altında hâlâ baskın olduğu, ülke deneyimleri ışığında güncel ekonomi-politik gelişmeler dikkate alınarak ortaya konulmaya çalışılmıştır.

21. yüzyılDevletDevlet müdahalesi+4
Orhan Cengiz
Çukurova University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2018
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Türkiye Selçukluları döneminde Ahilerin devlet ve toplum ilişkileri

Ahilik teşkilatı Müslüman Türk toplumunun en uzun süreli ve toplumu derinden etkileyerek biçimlendirmiş en önemli organizasyonlarından birisidir. Ahilik, içerisinde geliştiği toplumu siyasi, ekonomik ve toplumsal açıdan etkilemiş ve şekillendirmiştir. Çalışmamızda Ahiliği oluşturan etmenler kapsamında, Horasan aklı ve Yesevilik düşüncesinin, Fütüvvet ve tasavvuf yapısının ve Türk kültürünün Ahilik teşkilatının oluşumunu nasıl etkilediği anlatılmıştır. Ahi Evran'ın Ahilik içerisindeki etkisi belirtilmiştir. Ahiliğin Şiî-Bâtınilik ile ilgisi olup olmadığı araştırmamızın özgün yönünü oluşturmaktadır. Çalışmamızda Ahilerin siyasi ve toplumsal ilişkileri incelenmiştir. Siyasal ilişkiler kapsamında özellikle Türkiye Selçuklu Devleti dönemi, Kösedağ yenilgisi ve Moğol istilası dönemi ile Türkiye Selçuklu Devleti'nin yıkılması sonrası dönem çalışma alanımızı oluşturmuştur. Ahilik teşkilatının Türkiye Selçuklu Devleti sınırları içerisinde yayılıp gelişmesine sultanların etkisi olmuş, özellikle I. Gıyaseddin Keyhüsrev, I. İzzettin Keykavus ve I. Alaaddin Keykubat gibi sultanların Fütüvvet teşkilatına girmeleri Ahiliğin şehirlerden köylere kadar ulaşmasına katkı sağlamıştır. Sultan I. Alaaddin Keykubat dönemi Ahiler açısından bir dönüm noktasıdır. Sultan I. Alaaddin döneminde Ahiler en zirve dönemlerini yaşamışlardır. Fakat I. Alaaddin Keykubat'ın zehirlenerek öldürülmesi, II. Gıyaseddin Keyhüsrev'in yönetimi yıllarında uygulanan yanlış siyasetler sonucu meydana gelen Türkmen isyanları ve devamında Kösedağ yenilgisi sonrası gerçekleşen Moğol tahakkümü Ahiler üzerinde baskı ve sindirme olaylarına neden olmuştur. Ahiler tüm olumsuzluklara rağmen hem Beylikler döneminde hem de kuruluşuna zemin hazırlayarak Osmanlı Devleti döneminde varlıklarını sürdürmüşlerdir. Ahilerin toplumsal gruplarla ilişkileri kapsamında, kendi döneminde bulunan dini zümreler ile ilişkileri incelenmiş, özellikle Ahilerin Yesevilik ve Evhadilik ile bağı, Bektaşilik'in kurucusu Hacı Bektaş ile Babailer lideri Baba İlyas'ın Ahi Evran ile dostluğu belirtilmiştir. Babailer isyanının siyasi ve ekonomik nedenleri, Babailerle Ahilerin ilişkileri incelenmiştir. Mevleviler ile Ahilerin kimi zaman olumlu kimi zaman da olumsuz ilişkileri anlatılmıştır. Kalenderilik mensuplarıyla Ahilerin ilişkileri açıklanmıştır.

AhilerAnadolu SelçuklularıDevlet+5
Osman Savaş Çetiner
Kırşehir Ahi Evran University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Kamu özel iş birliği modeline kuramsal ve uygulamalı bir bakış

İktisat;ihtiyaçları karşılamak için mal ve hizmetlerin üretim ve dağıtım faaliyetlerini inceleyensosyal bir bilim dalıdır. Devletler bu insan ihtiyaçlarını karşılamak için kamu hizmeti sunumunu uzun bir süre kendileri üstlenmişlerdir. Ancak kamu giderlerinin önlenemez yükselişi, bütçe kısıtı, kamu harcamalarının finasmanında kullanan vergi ve benzeri gelirlerin arttırılamayışı gibi sıkıntılar kamu hizmeti sunumunda ve finansmanında piyasalaştırma yolunda adımlar atılmasına sebep olmuş ve hizmetin devlet eliyle yürütülmesi politikası yerini özel kişilere bırakmıştır. 1980'li yıllarda benimsenen serbest piyasa ekonomisi politikası özel sektörün mal ve hizmet üretiminde öncü olmasını sağlamıştır. Küreselleşme ve neoliberal politikalar ile birlikte, hizmet talebindeki artış ve teknolojik gelişmeler karşısında sınırlı kamu fonları yetersiz kalmış, Kamu Özel İş Birliği Modeli yükselişe geçmiştir. Bu çalışmada son zamanlarda geniş bir uygulama alanı bulan Kamu Özel İş Birliği Modelinin devlet üzerinde yarattığı mali yükün mali tablolarda ki görünürlüğü ele alınacaktır. Anahtar Kelimeler:Kamu hizmeti, Kamu Özel İşbirliği, Devlet, Özel Sektör.

DevletKamu hizmetleriKamu-özel iş birliği+1
Seda Kocaarslan
Çukurova University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2021
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Küreselleşme sürecinde değişim ve devlet Türkiye örneği

Günümüzde var olan devletlerin (yeni ve eski, zengin ve fakir, merkezi ve çevresel), hepsi güçlerini ve egemenliklerini yavaş yavaş ve dikkati çekecek şekilde aşındıran, birçok gelişmeden etkilenmektedir. Küreselleşme, ulus devletlerin ve onların yönetim aygıtı olan kamu yönetimlerinin dikkate almak zorunda olduğu bir değişim ve dönüşüm sürecini ifade etmektedir. Devletleri etkileyen ve aşındıran bu faktörler, çoğunlukla küreselleşmeyi oluşturan süreçlerle ilgilidir. Küreselleşme süreci ulus devletleri, kendi çıkarları doğrultusunda dönüşüme uğratarak yeni işlevler yüklemekte ya da belli işlevleri sürdürmesini beklemektedir. Bu nedenle çalışmada, küreselleşmenin karşısında ya da yanında olmak gibi bir amaç güdülmemiş, ülkemizin içerisinde bulunduğu coğrafyanın dinamiklerini algılayarak küreselleşme sürecinden merkez ülkeleri gibi kazançlı çıkmasını sağlayacak politikalar öngörmesi ve uygulamasına katkıda bulunulmak istenmiştir.Çalışmamızda ulus devletin ve kamu yönetiminin ekonomik, siyasi, hukuki, ve yönetimsel olarak, küreselleşmeyle birlikte geçirdiği değişim süreci, bu süreçte etkili olan faktörler ve bunların birbirleriyle etkileşimi ile bu etkileşimin özellikle 1980 sonrası dönemde devlet yapımız üzerindeki etkileri incelenmiştir. Tezimizde ulus devletler dünyasının değiştiği, küreselleşmenin bu değişimin önemli bir kaynağı olduğu, küreselleşmenin değişik yollarla ulus devletlerin rollerini ve birbiriyle ve küresel politik sistemdeki diğer aktörlerle olan ilişkilerini değiştirdiği, bu değişimin, belli sınırlar içerisindeki geleneksel mutlak egemenliği aşındırdığı, ulus devletin bağımsız ekonomik ve sosyal politikaları izleme kapasitesini zayıflattığı, ancak devletlerin, geleneksel anlamda olmasa da ?egemen? kaldığı, hala devlete önemli ölçüde otonom bir alan bıraktığı ve ulusal rekabeti artırmak için yeni kontrol alanları sağladığı sonucuna varılmıştır.Anahtar Kelimeler: Küreselleşme, değişim, ulus devlet, kamu yönetimi

DevletDeğişimKamu yönetimi+2
Hidayet Kılıç
Gaziantep University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2010
00
Yüksek LisansAçık ErişimEN

On the politics of becoming cyborg: Politics and state in posthuman era

Discussions on the who and what conception of humanity in the 20th and 21st centuries have brought forth the idea that different classifications and definitions can be a way of positioning humans. The transhumanist thought system aims at overcoming the limitations of humans and improving them thanks to technology. In Transhumanism(s), 'posthuman' belongs to the future. Posthuman represents the next step of evolutionary progress by increasing the capacity of humans as an enhancement (H+) with technology. It is the future name of humans. This thesis is about the search for a 'politics' around the 'posthuman' conceptions of transhumanism(s). In this study, the outputs of the libertarian transhumanist theory on the TV series based on the novel as Altered Carbon universe have been examined to embody the theoretical framework beyond the abstractness of the posthuman concept. The aim is to emphasize the importance of the power of imagination, rather than the 'reinterpretation' of libertarian theory or existing political theories, and to discuss the necessity of new theories for social and political enhancement besides the physical enhancement that transhumanist philosophy aims at its core. For transhumanist politics, new bodies, new technologies, and new living spaces should be considered political objects waiting to be imagined. Otherwise, reality will not be different from the dystopia we are used to reading and watching. If a better future is desired, it must be imagined and thought through. Defining transhumanism as an evil ideology through prejudice is an acknowledgment of the dystopian reality we live in every day. It is necessary to imagine the future and try to reach it, both by supporting technologies and by examining their social and political structure. Because the essence of politics belongs to humans yesterday, today, and tomorrow. The only way to shape the future is to think about it.

Science-fictionStatePosthuman+5
Gözde Nazlı Çöğender
Ankara Social Science University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

İbn Haldun devlet teorisinin tarihselliği

Düşünürler bulunduğu coğrafyalardaki fikirlerden, toplumsal şartlardan ve dönemdeki siyasi olaylardan ister istemez etkilenirler. İnsanlar ise bulundukları zamandan baktıklarında büyük düşünürlerin fikirlerini zaman zaman saf soyut halde ele alarak kendi zamanına göre değerlendirme hatasına düşerler. Düşünürler ise fikirlerini oluştururken ilk başta bulunduğu yüzyılı ve coğrafyayı esas alarak dönemin sorunları etrafında teorilerini oluştururlar. Bu bağlamda bir tarihçi, sosyolog ve siyaset adamı olan İbn Haldun'un devlet teorisi bulunduğu coğrafya ve yüzyıl ekseninde incelemek doğru olacaktır. XIV. yüzyılda yaşamış olan İbn Haldun hayatını Kuzey Afrika, Endülüs, Mısır bölgelerinde geçirmiştir. Bu bölgelerde bulunan devletlerde yaşanan siyasi olaylar, İbn Haldun'un devlet adamlarıyla ve bölgedeki insanlarla olan ilişkisi devlet teorisinin oluşmasında ne denli etkili olduğu bu çalışmada irdelenmiştir. Ayrıca devlet teorisine yapısal olarak bakılmış olup İbn Haldun'un devlet teorisinde kullandığı asabiyet, bedeviyet, refah, taklit gibi kavramların tarihsel bağlamı ele alınmıştır. Bu anlamda ilk bölümde İbn Haldun'un hayatı ve Kuzey Afrika, Endülüs ve Mısır bölgelerindeki siyasi durum ve o dönemdeki devletlerde öne çıkan olaylar anlatılmıştır. Bunun yanında devlet teorisinin kısımları İbn Haldun'un kavramsallaştırmaları üzerinden değerlendirilmiştir. İkinci bölümde ise İbn Haldun'un bulunduğu coğrafyalarda karşılaştıkları olayların devlet teorisinin şekillenmesinde ne gibi etkileri olduğu ve devlet teorisinin yapısal kısmı tarihsel bağlamda incelenmeye çalışılmıştır.

14. yüzyılAsabiyetBedeviler+4
Mehmet Alperen Ertaş
Ankara Social Science University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimEN

The role of remittances in state rebuilding: The case study of Somalia

This study investigates the role of remittances in the state rebuilding of Somalia. The volume of remittances going into the Somali economy is massive, yet little is known about their contribution to the country's reconstruction. Remittances can impact state fragility, and state building. Somalia is known globally to have been the world's most failed state. For instance, the Fund for Peace fragility index places Somalia at 110.5 points while the World Bank's CPIA places Somalia at 2.0 points. State-building indicators, including economic, social equity, public services, and judicial and political functions, have been absent or weak in Somalia. However, they have been created or strengthened thanks to remittances. Therefore, gaining an in-depth understanding of their involvement with this phenomenon is crucial. This thesis seeks to answer the following questions: 1. What role do remittances play in the state rebuilding of Somalia? 2. How is the government benefiting from the remittances flow to the country? 3. How are remittances used to build civil society institutions that collaborate with the state in rebuilding? Drawing on a purposive approach, this study is based on in-depth semi-structured interviews with people rich in information on Somali affairs, academics, Hawala companies, families who receive remittances, and the Somali diaspora communities who send money back to Somalia and the relevant secondary data. Despite the increase in recent research on the effects of remittances in Somalia, a critical gap remains. The impact of remittances in the state rebuilding of Somalia is yet to be adequately addressed. While research on remittances in household expenditure, social development, education, poverty alleviation, and Hawala firms has been conducted, little has been done, especially on state and institution construction. Somalia has been without a government for the longest time in history, and the current federal government is fragile with weak institutions. Millions of Somalis live abroad, contributing significantly to the positive development of their home country through financial remittances of about $1,735 billion and social remittances in ways that merit in-depth academic analysis; thus, this study aims to bridge this gap and contribute towards these efforts by analyzing the impact of remittances and social networks on Somalia's state rebuilding processes. I argue that remittance flow impacts the state-building processes of Somalia through institution-building such as education, civil society, health, and economics. The study finds that remittances positively impact state building through the development of the healthcare system, educational institutions, roads, legal system, civil society organizations, and the country's literacy rate.

Failed statesStateState building+4
Sıyat Abdı Maalım
Ankara Social Science University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Hukuk devletinde fonksiyonel idarenin rolü: Devlet, medeniyet ve kanuni idare ilkesi

Bu çalışma hukuk devletinde fonksiyonel idarenin rolünü devlet, medeniyet ve kanuni idare çerçevesinde incelemiştir. Birinci bölümde devlet kavramı etimolojik temellerinden yararlanılarak izah edilmiştir. İlave olarak modern devlet, İslam devleti ve Türk devletinin tekamülü açıklanmıştır. Egemenlik kaynakları, iktidar, meşruiyet, rıza ilişkisi incelenmiştir. Ayrıca medeniyet-kültür ilişkisi, asabiyet teorisi, toplumsal ahlak ve adalet kavramları değerlendirilmiştir. İkinci Bölümde hukuk ve devlet kavramları mukayese edilmiştir. Hukuk devletinin anlamı, içeriksel ve biçimsel unsurlarına değinilmiştir. Hukuk devletini bir gereği olan kanuni idare ilkesi teorik kökenleri ve kanuna dayanma (kanuna aykırı olmama) bağlamında özel olarak anlatılmıştır. Üçüncü bölümde, fonksiyonel idare kavramı mukayeseli olarak açıklanarak, hukuk devletinde fonksiyonel idareye düşen ödevler irdelenmiştir.

DevletDevlet idaresiHukuk+4
Burak Öz
Ankara Hacı Bayram Veli University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2021
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Devlet, totem, totalitarizm, utopya ve distopya

Devletin araştırıldığı bu tezde; devletin tanımları değil, kendisi araştırma konusu edilmiştir. Meşruiyet atfedilmesi, devleti yaratan temel olması, araştırmayı, insan zihnine yönlendirmiştir. İnsan zihni üzerinde yapılan araştırmada; insanın mevcut donanımı ile bilgi diye tanımladığı şeye sahip olmasının mümkün olmadığı, fakat inanmasının mümkün olduğu, insanın bilgi sandığı inançlara sahip olduğu, bunun hem sebebi, hem de bir sonucu olarak; kendisini düşünen özne olarak tanımlayan insanın, kendisi ile özdeş bir özne olamadığı (zaten bunun mümkün de olmadığı), doğada bir nesne veya bir etki ile özdeş bir özne olabildiği, bunun sonucu olarak totemizm içinde varlığını sürdürdüğü, devletin totemizmin bir sonucu olduğu, totemizmin doğası gereği totalitarizm devlet için bir zorunluluk olduğu, tarihsel süreçte değişimin, totemin biçimsel değişiminden ibaret olduğu tespit edilmiştir.

ArayüzlerDevletDistopya+4
Arif Suat Güllü
Ankara Hacı Bayram Veli University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2021
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Osmanlı ütopyalarında felsefe

Bu çalışma Osmanlı döneminde yazılmış olan ütopya türü eserleri felsefe açısından incelemektedir. Giriş bölümünde; çalışmanın konusu, kaynakları ve yöntemi açıklanmıştır. "Konunun arka planı" başlıklı birinci bölümde ütopya türü eserler, ütopyaya yakın edebî türler, ütopya-felsefe ilişkisi ve Osmanlıda felsefenin varlığı araştırılmıştır. "Osmanlı dönemi ütopyaları" başlıklı ikinci bölümde şu yedi ütopya incelenmiştir; Ziya Paşa'ya ait Rüya (1869), Namık Kemal'e ait Rüya (1874), İsmail Gaspıralı'ya ait Darü'r-rahat Müslümanları (1887), Hüseyin Cahit Yalçın'a ait Hayat-ı Muhayyel (1898), İsmail Hakkı Kılıçoğlu'na ait Pek Uyanık Bir Uyku (1913), Hasan Ruşenî Barkın'a ait Ruşenî'nin Rüyası (1915/1916) ve Molla Davutzade Mustafa Nazım Erzurumî'ye ait Rüyada Terakki ve Medeniyyet-i İslamiyyeyi Ru'yet (1915/1916). Bu inceleme sırasında; yazarlar ve eserler hakkında genel bilgiler verilmiş, eserlerin felsefeyi ilgilendiren önermeleri listelenmiş, bu önermeler (gerçekleşme, haklılık ve faydalılık açılarından) değerlendirilmiş, eserlerin ütopya olup olmadıkları açıklanmış ve ana fikirleri özetlenmiştir. Sonuç bölümünde bu yedi eser önemli noktalarıyla karşılaştırılmış ve genel bir değerlendirme yapılmıştır. Anahtar Kelimeler: ütopya, tanzimat, siyaset, devlet, rüya.

DevletFelsefeOsmanlı Devleti+5
Ali Pınar
Fırat University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2021
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Ütopya ve distopyalarda din ve ahlak

Bu çalışma ütopya ve distopyalarda yer alan din ve ahlak unsurlarını konu edinmiştir. Ütopya türünde Devlet, Utopia, Medinetü'l Fazıla, Güneş Ülkesi, distopya türünde ise 1984 ve Cesur Yeni Dünya eserleri incelenmiştir. Üç bölümden oluşan bu çalışmanın birinci bölümünü kavramsal çerçeve oluşturmaktadır. Bu bölümde öncelikle ütopya ve distopya kavramları üzerinde durulmuştur. İkinci ve üçüncü bölümde ise söz konusu eserler belirlenen çerçeve içerisinde incelenmiştir. Sonuç olarak bu eserlerde din ve ahlak unsurlarına farklı düzeylerde ve çeşitli biçimlerde yer verildiği tespit edilmiştir. Ütopya ve distopyalarda din ve ahlaka farklı anlamlar yüklenmiş; ütopyalarda din ve ahlak birleştirici bir unsur olarak karşımıza çıkarken, distopyalarda din ve ahlak geleneksel anlamından uzaklaşmıştır.

AdaletAhlakDevlet+6
Ebru Ayhan
Fırat University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2021
00
DoktoraAçık ErişimTR

Türkiye'de devlet - vatandaş ilişkisi ve vatandaşlık pratiklerini yeniden sorgulamak

Türkiye'de devlet – vatandaş ilişkisini ve vatandaşlık pratiklerini konu edinen bu çalışmanın amacını devletin vatandaşlar üzerindeki toplumsal etkisini inceleyerek Türkiye'de demokrasinin bütün kurum ve kurallarıyla neden işleyemediğini, sivil alanın neden genişleyemediğini sorgulamak oluşturmaktadır. Ayrıca çalışma Türkiye'de demokratikleşme kapsamındaki çabaların niçin tam olarak başarıya ulaşamadığını; çoğulcu bir yapının oluşumuna nelerin engel olduğunu; farklı ideolojilere sahip partilerin iktidara gelmiş olmasına rağmen, her alanı düzenlemeye çalışan patrimonyal yönetim anlayışıyla beraber buyurgan devletçi anlayışın her seferinde neden yeniden ortaya çıktığını ve kendini farklı formlarda nasıl yeniden ürettiğini konu almaktadır. İlaveten çalışmada devlet ve iktidar ile ilişki kurabilmek için şekillenen vatandaşlık pratikleri de konu alınmaktadır. Bu kapsamda Osmanlı İmparatorluğundan itibaren günümüzü de kapsayacak şekilde dönemsel olarak devlet – vatandaş ilişkisi ve vatandaşlık pratikleri ele alınmıştır. Çalışmada nitel araştırma yöntemlerinden olan yarı-yapılandırılmış derinlemesine görüşmeler gerçekleştirilmiş; görüşmelerden elde edilen veriler, tematik analiz metodu kullanılarak organize edilmiştir. Gerçekleştirilen görüşmeler sonucunda Türkiye Cumhuriyetinde devlet – vatandaş ilişkisinin daha çok devlet tahakkümü çerçevesinde şekillendiği görülmüştür. Bunun yanı sıra yönetim geleneğini Osmanlı İmparatorluğu gibi patrimonyal yönetim anlayışından devralmış Türkiye Cumhuriyetinde de iktidarların patrimonyal yönetim anlayışını devam ettirdikleri, hatta neo-patrimonyal anlayışa evrildikleri sonucuna ulaşılmıştır. Patrimonyal yönetim anlayışı sonucu toplumun hak ve özgürlükler temelinde değil görev ve sorumlulukları bulunan bir yapı olarak konumlandırıldığı ve dolayısıyla vatandaşın özne olarak kabul edilmediği, itaatin ön planda olduğu ve şekillendirilmesi gereken bir kitle olarak düşünüldüğü görülmüştür. Bunun yanı sıra aşkın anlayış sonucu sivil toplum örgütlerinin devlete ve iktidara bağımlı oldukları bu nedenle 'devlet toplum kuruluşu' işlevi gördükleri sonucuna ulaşılmıştır. Çalışmada tespit edilen patrimonyal psikoloji iktidarların, iktidarlarını devam ettirebilmek için büründükleri psikolojiyi açıklaması açısından çalışmanın sonuçlarındandır. Diğer taraftan vatandaşlık pratikleri kapsamında toplum, cemaat toplumundan cemiyet toplumuna geçişi oturtamamış, eleştirel kültür yerine itaat kültürünü benimsemiş, melez bir bilinç geliştirmiş ve devleti baba rolüyle eşleştirmektedir şeklinde sıralamak mümkündür. Son olarak iktidarların halkla ilişkiler çalışmalarını makbul vatandaş yetiştirme amacıyla kullanarak kitleleri konsolide etmek, ideolojilerini aşılamak ve meşruiyetlerini devam ettirmek için araçsallaştırdıkları görülmüştür.

Cumhuriyet DönemiDevletDevlet-halk ilişkileri+7
Ömer Faruk Zararsız
Ankara Hacı Bayram Veli University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2022
00

İlgili konular