Alzheimer disease
217 theses under this subject heading
Nörodejeneratif hastalıklara yönelik memantin yüklü nanosistemlerin tasarlanması, optimizasyonu ve değerlendirilmesi
Merkezi sinir sistemi nörodejeneratif hastalıklardan olan Alzheimer Hastalığı (AH), hem görülme sıklığı hem de sınırlayıcı faktörlere bağlı olarak henüz etkin tedavi edilememesi nedeniyle, tıbbi ihtiyaç oranı yüksek bir hastalık olarak ön plana çıkmaktadır. Tez çalışmaları kapsamında, AH'nın tedavisine yönelik olarak karşılanmamış tıbbi ihtiyacı gidermek amacı ile ilk defa memantin yüklü nanomotor sistemleri tasarlanmıştır. Bu kapsamda memantin içeren nanomotor formülasyonlarının tasarlanması, bu formülasyonların etkinliklerinin nöronal kaynaklı hücre kültürü modellerinde in vitro olarak incelenmesi, AH'nda karşılaşılabilen metabolik değişiklikler üzerinde bu nanosistemlerin in vitro hücre kültürü modellerinde incelenmesi ve dökümante edilmesi ile son olarak bu nanosistemlerin uygun teknikler kullanılarak Kan Beyin Engeli ve beyin dokusundaki birikimlerinin değerlendirilmesi çalışmaları gerçekleştirilmiş ve sonuçları değerlendirilmiştir. Sonuç olarak, kontrol edilebilir manyetik hareketli memantin yüklü nanomotorlar başarılı bir şekilde formüle edilmiştir. İn vitro etkinlik çalışmaları, geliştirilen formülasyonun TrkB reseptör aktivitesini artırdığını ve BACE1 enzim aktivitesinde herhangi bir sitotoksik etki olmaksızın azalma sağladığını göstermiştir. Biyodağılım çalışmalarında, nanomotor formülasyonlarının kontrol grubuna göre beyinde daha fazla tutuluma sahip olduğu belirlenmiştir (p <0.05). Bu çalışmalar temel alınarak, tasarlanan memantin yüklü nanomotorların Alzheimer Hastalığı tedavisinde ilaç taşıma için umut vadeden yeni bir yaklaşım olabileceği sonucuna varılmıştır.
Alzheimer tanılı bireylerin bakım verenlerinin desteklenmesine yönelik hemşirelik öğrencilerine verilen oyunlaştırılmış standart hasta eğitiminin bilgi, memnuniyet ve algılanan öğrenme düzeyine etkisi
Araştırmada Alzheimer tanılı bireylerin bakım verenlerinin desteklenmesine yönelik hemşirelik öğrencilerine verilen oyunlaştırılmış standart hasta eğitiminin bilgi, memnuniyet ve algılanan öğrenme düzeyine etkisini belirlemek amacıyla randomize deneysel çalışma deseni kullanılmıştır. Araştırmanın örneklemini Hacettepe Üniversitesi Hemşirelik Fakültesi bölümü 2. Sınıfta olup İç Hastalıkları Hemşireliği dersi alan 52 öğrenci oluşturmuştur. Çalışmada öğrenciler Alzheimer Hastalığı ve Hemşirelik Bakımı teorik dersini aldıktan sonra Müdahale Grubu 1 ve Müdahale Grubu 2 olmak üzere iki gruba ayrılmış, Müdahale grubu 1'de bulunan öğrencilere oyunlaştırılmış standart hasta, müdahale grubu 2 grubunda bulunan öğrencilere ise yalnızca oyunlaştırma uygulanmıştır. Araştırmada veriler Alzheimer Hastasının Bakımına İlişkin Bilgi Testi, Öğrencilerin Öğrenme Çıktılarından Memnuniyeti Anketi (ÖÖÇMA) ve Algılanan Öğrenme Ölçeği (AÖÖ) kullanılarak toplanmıştır. Araştırmada verilerin değerlendirilmesinde ortalama, standart sapma, ortanca, minimum ve maksimum, Shapiro Wilk testi, bağımsız örnekler t testi, Mann Whitney U, eşli örnekler t testi, Wilcoxon testi ve Spearman korelasyon testi kullanılmıştır. Araştırmadan elde edilen sonuçlara göre müdahale 1 ve 2 grubu arasında bilgi, memnuniyet ve algılanan öğrenme düzeyleri arasında istatistiksel açıdan anlamlı bir fark bulunmamıştır (p>0,05). Araştırmanın sonuçları oyunlaştırmanın hemşirelik eğitiminde kullanılabilecek yenilikçi eğitim uygulamalarından biri olabileceğini ve diğer yenilikçi eğitim uygulamalarına entegre edilerek daha da etkili hale gelebileceğini göstermektedir. Bu doğrultuda, oyunlaştırılmış standart hastanın hemşirelik eğitimine entegre edilmesi için daha çok çalışmanın yapılması önerilmektedir.
Nikotinamid ribozid uygulamasının alzheimer hayvan modelinde bilişsel ve davranışsal belirtilere etkisi ve mitofaji ile ilişkisi
Alzheimer hastalığında (AH) görülen nöropsikiyatrik belirtiler hem hastalar hem de bakımverenler için zorlayıcıdır. AH'nin nöropsikiyatrik belirtilerinden olan depresyon hem klinik özellikleri hem de tedaviye yanıt açısından major depresyondan farklıdır. Antidepresanların Alzheimer hastalarında bilişsel belirtilere eşlik eden depresyonun tedavisinde umulan faydayı göstermemesi, Alzheimer hastalığındaki depresif belirtilerin mekanizmasının diğer depresyon sendromlarından farklı olduğu düşündürmektedir. Alzheimer hastalığının oluşumunda ve sürdürülmesinde mitokondriyal işlevlerde bozulmanın kritik bir rolü olduğu düşünülmektedir. Hasarlı mitokondrilerin seçici olarak ortadan kaldırılması anlamına gelen 'mitofaji'de bozulma görüldüğü bildirilmektedir. Çalışmalar nikotinamid adenin dinükleotid (NAD+)'yı artırarak mitofajiyi indüklemenin amiloid β (Aβ) kümelenmesini azalttığını ve AH hayvan modellerinde bilişsel işlevlerde görülen bozulmayı iyileştirdiğini göstermiştir, ancak NAD+'nın AH'ye eşlik eden depresyonun tedavisinde kullanımına yönelik çalışmaya rastlanmamıştır. Bu amaçla tek doz intraserebroventriküler (ICV) Aβ1-42 enjeksiyonu yapılan sıçan AH modelinde, NAD+ öncülü olan nikotinamid ribozidin (NR) hem bilişsel hem de nöropsikiyatrik belirtilere etkisinin değerlendirildiği bir çalışma yapılması amaçlanmıştır. AH modelinde sıçanlar, bellek işlevlerinde bozulmanın yanı sıra nöropsikiyatrik belirtilere benzer şekilde depresyon benzeri davranış göstermişlerdir. Yirmi üç gün boyunca orogastrik gavaj yoluyla 700 mg/kg NR verilen sıçanlarda tedavi verilmeyen (Aβ+salin) gruba göre bellek işlevlerinin daha iyi olduğu, depresyon benzeri davranışın daha az, agresyon skorlarının daha düşük ve kilo alımının daha yavaş olduğu gösterilmiştir. Bu çalışma Alzheimer hastalığı modelinde görülen nöropsikiyatrik semptomların ve bilişsel kötüleşmenin tedavisinde bir NAD+ öncülü olan NR'nin etkili olduğunu göstermiştir. Anahtar kelimeler: Alzheimer hastalığı, Nöropsikiyatrik belirtiler, Mitofaji, NAD, Nikotinamid ribozid
Alzheimer hastalığında serum proteomik analizleri ile yeni biyobelirteçlerin araştırılması
Alzheimer Hastalığında (AH) halihazırda kullanılan klinik ölçütler hastalık tanısını doğru koymak için yeterli değildir. Patolojik tanıyı yordayan BOS ya da PET biyobelirteçleri invaziv nitelikte ya da pahalı ve ulaşımı zor olduğu için yaygınlaşma potansiyeli kısıtlı tetkiklerdir. Periferik kanda hastalık ile ilgili değişikliklerinin tespiti doğru tanı ve patofizyolojinin anlaşılması açısından yardımcı olabilir. Bu projenin amacı, Alzheimer Hastalığında periferik kandaki protein değişikliklerinin tespiti ve potansiyel biyobelirteç adaylarının belirlenmesidir. Klinik olarak AH tanısı konulmuş ve sağlıklı kontroller çalışmaya dahil edilmiştir. Katılımcıların detaylı demografik ve klinik bilgileri alınmıştır. Düşük konsantrasyondaki proteinleri tanımlayabilmek için katılımcı serumlarından 14 abundan protein ayrıştırılarak LC-MS/MS analizi uygulanmıştır. Protein tanımlaması ve konsantrasyon tayini Progenesis QIP ile yapılmıştır. Katılımcıların proteomik verileri temel bileşen analizi (Principal Component Analysis - PCA) ile indirgenmiş, varyansı %95 açıklayacak bileşen sayısı geçerli kabul edilmiştir. Daha sonra bileşenler ile klinik veri bir araya getirilerek Rasgele Orman (Random Forest - RF) yöntemiyle AH ve Kontrol gruplarını en yüksek doğrulukta ayırt eden değişkenler tespit edilmiştir. Çoklu iterasyonlar (ardışıl işlem) sonrasında ayırt edici özelliği en yüksek olduğu düşünülen proteinler biyoinformatik analiz ile karakterize edilmiştir. Çalışmaya 194 katılımcı dahil edilmiştir (87 AH, 107 Kontrol). Proteomik analizler neticesinde 590 tanımlı proteine ulaşılmış ve nihai veri 55 klinik değişken ve bu protein listesi olarak belirlenmiştir. PCA neticesinde 8 bileşenin ideal olduğu görülmüştür. Bu 8 bileşen ve klinik veriler kombine edilerek yapılan RF'lerde kognitif skor verisinin varyans üzerindeki belirgin etkisi nedeniyle kognitif skor dışarıda bırakılarak da bir model oluşturulmuştur. Her iki koşul için farklı seedler ile 1000'er iterasyon yapılmış ve iterasyonlarda etki açısından ilk 10'a giren proteinler belirlenmiştir. Her iki koşul için protein listeleri çıkarılmış ve listelerin grup halinde temel biyoinformatik analizleri uygulanmıştır. Proteinlerin immün sistem, metabolik yolaklar, hücresel strese yanıt gibi farklı işlevlerde zenginleştikleri görülmüştür. Ayrıca her iki koşulda iterasyon listesine giren 12 protein belirlenmiştir (ITIH3, IGFBP2, LRG1, ADIPOQ, POTEC, ZNF2, RNASE1, HSP90B2P, ABCA12, SHBG, LPA, B2M). Bu proteinler karakterize edilmiş ve protein konsantrasyonlarının demografik ve klinik özelliklerle ilişkisi araştırılmıştır. Çalışma sonucunda AH patofizyolojisi için önemli olabilecek aday proteinler tespit edilmiştir. Proteinlerin tanısal performanslarının biyobelirteç ile karakterize edilmiş kohortlarda test edilmesi gerekmektedir.
Investigation of possible protective effects of certain xenobiotics on aluminum toxicity in SH-SY5Y cell line
Aluminum, a neurotoxic metal, is widely present in our daily lives, exposing us extensively. Aluminum exposure is a potential Alzheimer's risk factor, with no cure yet. Researchers are actively seeking new treatments or repurposing existing drugs to fight this challenging condition. This thesis explores metformin, naltrexone, and dihydrolipoic acid's neuroprotective potential on an Alzheimer's disease model (differentiated SH-SY5Y cells exposed to chronic aluminum). It delves into their impact on GSK-3β and Wnt signaling pathways. Results reveal that chronic aluminum exposure triggers oxidative stress, elevates tau protein levels, increases GSK-3β activity, and diminishes Wnt signaling pathway activity. Encouragingly, the studied xenobiotics promise to mitigate these detrimental effects. They effectively reduce tau protein levels, modulate GSK-3β and Akt activity, and restore Wnt signaling pathway functionality. Additionally, these compounds significantly alleviate oxidative stress, highlighting their potential as neuroprotective agents against chronic aluminum exposure in AD. In conclusion, further clinical investigations are essential to establish optimal dosages and treatment strategies. Dihydrolipoic acid may be a dietary supplement, potentially slowing AD progression when added to patient diets. Lower-dose naltrexone shows promise in mitigating neuroinflammation in Alzheimer's, warranting exploration as a novel therapy. Considering Alzheimer's as a metabolic disorder akin to diabetes, metformin emerges as a potential treatment. These findings highlight the need for urgent clinical trials and translational research, offering the potential to reshape AD treatment and provide renewed hope for patients and families.
Alzheimer hastalığı'nın beyin anjiyotensin reseptörleri ile ilişkisi ve anjiyotensin reseptör blokörlerinin bu ilişkiye etkisi
Alzheimer Hastalığı sıklığı giderek artan ve bilişsel işlevlerde azalma ile seyreden etiyolojisi henüz netleşmemiş nörodejeneratif bir hastalıktır. Günümüzde henüz kür sağlayacak bir tedavisi yoktur. Alzheimer Hastalığı (AH) insidansının Anjiyotensin tip 1 reseptör blokör (ARB) kullananlarda daha düşük olduğu çeşitli çalışmalarda gösterildikten sonra, beyin renin-anjiyotensin sistemi (RAS) ve Alzheimer Hastalığı ilişkisi önem kazanmıştır. Beyin renin anjiyotensin sistemi esas olarak üç reseptör alt tipi aracılığıyla hareket eder: AT1R, AT2R ve AT4R. AT1R, inflamasyonu ve oksidatif stresi destekler. AT2R nitrik oksidi arttırır. AT4R, dopamin ve asetilkolin salınımı için önemlidir ve hafıza konsolidasyonuna aracılık ettiği gösterilmiştir. Bu tezde, kognitif olarak normal ve AH olan bireylerin postmortem frontal-korteks beyin örnekleri kullanılarak AH ile ilişkili beyin RAS farklılıklarının incelenmesi, bu farklılıkların beyin oksidatif stresi, inflamasyon, ayrıca amiloid-beta ve tangle patolojileri ile ilişkisi ve son olarak ARB'lerin bu ilişkiye etkisinin değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Beyin RAS reseptörlerinin gen ve protein ifadeleri, oksidatif stres belirteci olarak protein karbonil seviyeleri ve inflamasyon belirteci olarak IL-6, TNF-α, IFN-γ ve IL-1β seviyeleri ölçülmüştür. Sonuç olarak, Alzheimer hastalarının beyinlerinde AT1R protein seviyeleri daha yüksek bulunmuştur. Beyin AT1R seviyesinin, daha yüksek oksidatif stres ve amiloid-beta skorları ile korele olduğu saptanmıştır. Ayrıca, ARB kullanımı, kognitif olarak normal katılımcılarda daha yüksek AT4R protein seviyeleri ve daha düşük oksidatif stres ve amiloid-beta skorları ile ilişkilendirilmiştir. ARB'lerle tedavi edilen Alzheimer hastalarının beyinlerinde oksidatif stres, inflamasyon veya tangle ve amiloid-beta yükünde anlamlı bir fark gözlenmemiştir. Bu çalışma, AH ile ilişkili beyin patolojilerinde beyin RAS'ın rolü hakkında literatüre katkı sağlarken, kognitif bozukluğu olmayan bireylerde ARB'lerin olası koruyucu etkilerine AT4R'ün aracılık ediyor olabileceğini göstermiştir.
Alzheimer hastalığının in vitro modellerinde herpes simpleks proteinlerinin kompleman sistem, sitokinler ve epigenetik değişiklikler üzerindeki etkilerinin değerlendirilmesi
Alzheimer hastalığı (AH), bilişsel işlevlerde düşüş ve demansla karakterize bir hastalıktır. Vakaların çoğu sporadiktir. Ancak, bir kısmı ise genetik veya epigenetik kökenli gelişebilir. Ayrıca, beyinde de eksprese edilen kompleman proteinlerin veya sitokinlerin düzensizliğinin de AH gelişiminde bir faktör olabileceği ifade edilmiştir. Diğer taraftan, Herpes simpleks 1 (HSV-1) gibi patojenlerin de AH gelişimine katkıda bulunabileceğine dair veriler bulunmaktadır. Bu tez kapsamında, bir nöroblastoma hücre hattı olan SH-SY5Y hücre hattında 2 farklı AH modeli oluşturularak HSV-1 glikoprotein B'nin (HSV-gB) etkisinin hücrelerdeki kompleman proteinleri, sitokinlerin düzeyleri ve epigenetik değişikliklerin değerlendirilmesiyle belirlenmesi amaçlanmıştır. Sitotoksisite deneylerinden elde edilen sonuçlara göre HSV-gB için inhibitör konsantrasyon 20 (IC20) dozu 190,5 pg/ml olarak bulunmuştur. Çalışma grupları (n=3): 1. kontrol; 2. HSV grubu; 3. retinoik asit (RA) ve beyin türevi nörotrofik faktör (BDNF) ile oluşturulan Alzheimer modeli (AD), 4. RA ve BDNF ile oluşturulan Alzheimer modeli + HSV-gB (ADH), 5. amiloid beta 1-42 peptid ile oluşturulan Alzheimer modeli (Aβ) ve 6. amiloid beta 1-42 peptidi ile oluşturulan Alzheimer modeli + HSV-gB (AβH) olarak tasarlanmıştır. Tüm gruplarda spesifik AH belirteçleri (hiperfosforile Tau proteinleri, Aβ 1-42 peptidi ve amiloid öncü proteini) ölçülmüştür. HSV-gB uygulamasının AD modellerine benzer şekilde Aβ ve hiperfosforile Tau düzeylerini arttırdığı bulunmuştur. Tüm gruplarda kompleman proteinleri ve sitokinlerin düzeyleri karşılaştırmalı olarak belirlenmiştir. Ek olarak çalışma gruplarında epigenetik parametreler (DNA metilasyonu, histon modifikasyonları ve histon deasetilaz düzeyleri) değerlendirilmiştir. Elde edilen sonuçların değerlendirilmesi sonucunda bağışıklık sistemi ve kronik inflamasyonun hastalığın gelişiminde çok önemli rollere sahip olabileceği ve HSV-1 enfeksiyonunun da AH'nin altında yatan bir faktör olabileceği gösterilmiştir. Aynı zamanda, epigenetik düzensizliklerin AH gelişiminde etkili olabileceği ve HSV-1 enfeksiyonunun da bu mekanizma ile hastalığın patogenezine katkıda bulunabileceği belirlenmiştir.
Alzheimer tanısı konulan yaşlıların ailelerinin sosyal hizmet gereksinimleri
Bu araştırma Alzheimer teşhisi konulan yaşlılara bakım veren ailelerin hastalık süreci boyunca yaşadıkları güçlüklerin öğrenilmesi ve ihtiyaç duydukları sosyal hizmet gereksinimlerinin neler olduğunu öğrenmek amaçlarıyla gerçekleştirilmiştir. Araştırma Haziran 2017-Aralık 2018 yılları arasında Ankara'da gerçekleştirilmiştir. Nitel desenle tasarlanmış olan bu araştırmada katılımcılara kartopu örneklem yöntemiyle ulaşılmıştır. Bu yöntem ile ulaşılan ve hastaların biyolojik akrabaları olan 18 kadın 2 erkek ile yarı yapılandırılmış soru formu üzerinden derinlemesine görüşmeler yapılmış, toplanan veriler MAXQDA 18 Nitel Veri Analizi Programı ile çözümlenmiştir. Araştırma sonunda Alzheimerlı bireye bakım verirken, ailelerin yaşadığı en büyük güçlüklerin hastalarının temel bakım ihtiyaçlarını gidermek ile hastalığı ve hastayı yönetmek konusunda olduğu görülmüştür. Bu güçlüklere ekonomik anlamda yaşanan güçlükler de eşlik etmektedir. Ailelerin birçok sosyal hizmet gereksinimleri olduğu sonucuna da ulaşılmıştır. Bu gereksinimler alternatif kurum gereksinimleri (gündüzlü bakım veren merkezler), hasta yakınlarına sosyal hizmet aracılığıyla bakıcı desteği, ailelere psikososyal destekler, hastalık hakkında bilgi alınacak profesyonel platformlar, Alzheimer hastaneleri ve hastalık masraflarının devlet tarafından karşılanması şeklinde ortaya çıkmıştır. Ulaşılan bu sorunlara ilişkin mikro, mezzo ve makro düzeyde çeşitli çözüm önerileri araştırma sonunda geliştirilmiş olup, bu önerilerin hayata geçirilmesi için öncelikle toplumda Alzheimer hastalığının farkındalık düzeyinin arttırılması gerektiği söylenebilir. Anahtar Sözcükler Alzheimer, bakım veren aile üyeleri, sosyal hizmet gereksinimleri
İnsan nöroblastoma hücre kültüründe amiloid beta ile oluşturulan alzheimer hastalığı modelinde atorvastatinin sestrin-2, sirtuin-1, TPP1 ve LC3B ekspresyonuna etkisi.
Çelik, H. İnsan Nöroblastoma Hücre Kültüründe Amiloid Beta ile Oluşturulan Alzheimer Hastalığı Modelinde Atorvastatinin Sestrin-2, Sirtuin-1, TPP1 ve LC3B Ekspresyonuna Etkisi. Hacettepe Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü, Farmakoloji Programı Yüksek Lisans Tezi, Ankara, 2019. Alzheimer hastalığı (AH), beyinde amiloid-beta (Aβ) peptidlerin birikimi ve nörofibriler yumakların oluşumu ile karakterize, bilişsel fonksiyonların azaldığı ve demansın gözlendiği nörodejeneratif bir hastalıktır. Lipid metabolizmasındaki bozuklukların AH gelişimi ile ilişkili olduğu düşünülmektedir. Kolesterolün amiloid prekürsör protein (APP)'den Aβ oluşumunu etkilediğinin gösterilmesi, AH patogenezinin Aβ-kolesterol yolakları açısından araştırılması ihtiyacını ortaya koymaktadır. Son yıllarda yapılan çalışmalar AH patolojisi ile otofaji yolakları arasında da yakın bir ilişki olduğunu göstermektedir. Otofaji, AH'nın patolojisini oluşturan Aβ gibi protein agregatlarının lizozomal yıkımla parçalanmasında ve hücreden uzaklaştırılmasında yaşamsal öneme sahiptir. Nörodejeneratif hasara ve Aβ toksisitesine karşı koruyucu olarak değiştikleri gösterilen, bu etkilerinde antioksidan ve otofajiyi indükleyici mekanizmaların sorumlu olduğu düşünülen sestrin-2 (SESN2) ve sirtuin-1 (SIRT1) ile lizozomal bir enzim olan tripeptidil peptidaz 1 (TPP1) ve otofaji belirteci mikrotübülle ilişkili protein hafif zinciri (LC3B) proteinlerinin etki mekanizmalarında kolesterol düşürücü atorvastatinin rolünün araştırılması amaçlanmıştır. İnsan nöroblastoma (SH-SY5Y) hücre hattına uygulanan Aβ (10 μM)'nın SESN2 ekspresyonunda artış, SIRT1 ekspresyonunda azalma yaptığı, eşzamanlı atorvastatin (1μM) tedavisinin bu proteinlerdeki değişiklikleri kontrol seviyelerine geri döndürdüğü ayrıca hücrelerde 3-hidroksi-3-metilglutaril koenzim A'yı (HMG-KoA) ve lipid peroksidasyonunun göstergesi malondialdehiti (MDA) inhibe ettiği gösterilmiştir. Otofaji belirteci LC3B, Aβ (10 μM) ile atorvastatinin (1μM) eşzamanlı uygulaması ile artmış, lizozomal bir enzim olan TPP1 seviyelerinde ise değişiklik olmamıştır. Bu tez çalışmasında, atorvastatinin Aβ hasarı sırasında farmakolojik etkisini, HMG-KoA redüktaz enzim inhibitörü ve antioksidan etkisinin yanı sıra, SESN2, SIRT1 ve LC3B proteinlerinin ekspresyonlarını değiştirerek gösterdiği sonucuna varabiliriz. Anahtar Kelimeler: Alzheimer hastalığı, atorvastatin, sestrin-2, sirtuin-1, otofaji Destekleyen Kuruluş: HÜBAB (Proje Numarası: THD-2017-13478)
Alzheimer hastası ile bakıcısının eğitim durumu, akrabalık derecesi ve hanenin gelir düzeyi ile hasta ve bakıcının nöropsikometrik durumu arasındaki ilişkinin değerlendirilmesi
Günümüzde tıbbın gelişmesi ile birlikte dünya nüfusunun yaşam süresi uzamakta ve uzayan yaşam süresi de beraberinde yaşlılıkla artan kronik hastalıkların artmasına neden olmaktadır. Alzheimer hastalığında yıkım sürecinin 8 ila 10 yıl olduğu ve bu dönemlerde hastaların ileri derece bakım seviyesine ve gözetime ihtiyaç duyduğu bilinmektedir. Bu süreçte özellikle bakıcı desteğinin önemi bir yana destek veren bakıcılarda da psikolojik ve fiziksek çökkünlüklerin oluşması kaçınılmazdır. AH nın yaşam kaliteleri de hastalıklarının ağırlık dereceleri ile ilişkilidir. Demanslılarda görülebilecek kognitif, davranışsal ve psikiyatrik her türlü bozukluk hastaların ve hastalara bakım verenlerin yaşam kalitelerini düşürmektedir. Bakım verenlerde psikiyatrik morbiditenin de etnik ve kültürel yapıya göre de değiştiği bilinmektedir. Biz de bu çalışmamızda evde bakımı aile bireyleri ile sağlanan Alzheimer Hastasının ve bu bakımı üstlenen aile bireyinin hayat kalitesi ve ek psikiyatrik bozukluklarını inceledik. Hem hastanın hem de bakıcısının yaşam kalitesi ve depresif bulgularının sosyodemografik özelliklerle etkilenimi, hastalık derecesiyle olan ilişkisini karşılaştırmaya çalıştık. Çalışmamız sonucunda bakıcının yaşam kalitesi ve ruhsal durumuna, hastanın hastalık derecesinden çok, sosyodemografik özelliklerin ve hastaya olan yakınlığının daha fazla etki ettiğini bulduk. Bunun dışında hastanın gündelik bağımsızlığı ile davranış bozukluğunun birbirini etkilediği sonucuna vardık. Bakıcısının farklı sorumlulukları olduğu hastalarda, temel bakım desteği dışındaki Enstrimental işlevlerin daha iyi olduğunu gördük. Tüm bulgularımızın sonucunda, günlük yaşamda kontrollü bir şekilde daha fazla bağımsızlık verilen hastaların daha işlevsel olabileceği ve bu sayede hastanın psikolojik durumunun daha iyi olup, eş zamanlı bakıcı yükünün de azalabileceği kanaatine vardık. Bu çalışma sonunda hastaların ailelerine, destek vericilere ve benzer çalışma yapacaklara çeşitli önerilerimiz bulunmaktadır.
Galantamin'in ilaç preparatlarından kapiler elektroforez yöntemi ile tayini
Asetilkolin beynin bellek ile ilgili bölgelerinde önemli bir nörotransmiterdir. Alzheimer hastalığında asetilkolin azalması bellek bozukluğu ile paraleldir. Kolinerjik fonksiyonda düzelme sağlayan ajanlar kognitif fonksiyonlarda stabilizasyon veya düzelme sağlayabilir. Ancak, bu tedaviler hastalığın fizyopatolojik ilerlemesini durdurmaz. Bu amaçla, kullanılan temel ilaçlar asetilkolinesteraz inhibitörleridir. Galantamin, hafif ve orta şiddette Alzheimer hastalığının tedavisinde kullanılmaya başlanılan bir kolin esteraz inhibitörüdür. Hafif ve orta derecede şiddetli Alzheimer tipi demansın tedavisinde endikedir. Bu çalışmamızda, piyasada bulunan farmasötik dozaj formlarından Galantamin'in tayinine yönelik kapiler elektroforez yöntemi geliştirilmiştir. Elde edilen % geri kazanım değerlerinin yüksek olmasından ilaç katkı maddelerinin yöntemi etkilemediği sonucuna varılmıştır. Galantamin için geliştirilen yöntemin doğruluğu, duyarlılığı, uygulanabilirliği ve seçiciliğini gösterebilmek için gerekli tüm validasyon parametreleri çalışılmıştır.
Alzheimer hastalarına bakım veren kişilerin bakım yüklerinin sağlıklı yaşam biçimi davranışlarına etkisi
Alzheimer hastalığı, aşamalı olarak ilerleyen bilişsel ve işlevsel eksikliklerin yanında davranış değişiklikleri içeren nörodejeneratif bir hastalıktır. Alzheimer hastaları, hastalığın ileri evrelerinde bilişsel kayıp nedeniyle tam zamanlı bakıma ihtiyaç duymaktadırlar. Bu araştırmanın amacı, Ankara'da bir üniversite hastanesinin demans polikliniğine başvuran Alzheimer hastalarına bakım veren bireylerin bakım verme yüklerinin sağlıklı yaşam biçimi davranışlarına etkisini değerlendirmektir. Ayrıca Alzheimer hastalarına bakım veren kişilerin bakım yükleri ve sağlıklı yaşam biçimi davranışlarının, bakım veren ve alan kişilerin sosyodemografik özeliklerine göre değişip değişmediği de incelenmiştir. Çalışmada Novak ve Guest (1989) tarafından geliştirilen ve Küçükgüçlü ve arkadaşları (2009) tarafından Türkçeye uyarlanan "Bakım Verenlerin Yükü Envanteri" ile Walker ve arkadaşları (1996) tarafından geliştirilen, Bahar ve arkadaşları (2008) tarafından Türkçeye uyarlanan "Sağlıklı Yaşam Biçimi Davranışları Ölçeği II" kullanılmıştır. Anketler 18.06.2021–15.04.2022 tarihleri arasında demans polikliniğine başvuran 84 Alzheimer hastasına bakım veren kişiye uygulanmıştır. Verilerin analizinde; iki ortalama arasındaki farkın önemlilik (t) testi, tek yönlü varyans analizi (ANOVA), pearson korelasyon analizi (r) ve regresyon analizi kullanılmıştır. Araştırmadan elde edilen sonuçlara göre 50-64 yaşlarındaki bakım verenlerin 34-49 yaşlarındakilere, hasta ile aynı evde yaşayanların aynı evde yaşamayanlara, bir işte çalışanların emekli olanlara, evde 1-2 kişi olarak yaşayanların 3 ve üzeri kişi olarak yaşayanlara göre bakım verme yükünün daha fazla olduğu belirlenmiştir. Ayrıca, hastaya 2 ve daha az yıldır bakım verenlerin 3-4 yıldır bakım verenlere göre daha fazla sağlıklı yaşam biçimi davranışı gösterdiği saptanmıştır. Bakım Verenlerin Yükü ile Sağlıklı Yaşam Biçimi Davranışları arasında negatif yönlü ve anlamlı bir ilişki (r=-0,396, p≤0,001) saptanmıştır. Sağlıklı Yaşam Biçimi Davranışları değişiminin %16'sı bakım verme yükü tarafından açıklanmaktadır. Bakım veren kişilere Alzheimer hastalığı konusunda bilgilendirici ve destekleyici eğitimler verilmesinin veya programlar sunulmasının planlanması önerilmiştir.
Alzheimerlı bireylerde bilişsel iletişim bozukluğuna yönelik mobil uyumlu yazılımın geliştirilmesi
Bu çalışmada, Alzheimer hastalığı (AH) olan bireylerde bilişsel iletişim bozukluğuna yönelik yazılımın geliştirilmesi ve bu yazılımın AH'li bireylerin bilişsel iletişim becerilerine etkisini incelemek amaçlanmıştır. Çalışma; uygulamanın geliştirilmesi, bireylerin değerlendirilmesi ve uygulamaya yönelik eğitim verilmesi, evde uygulamanın kullanılması ve tekrar değerlendirilmesi olmak üzere 4 aşamada tamamlanmıştır. Çalışmaya kriterleri sağlayan 32 birey dahil edilmiştir. Randomizasyon ile bu bireyler çalışma ve kontrol gruplarına ayrılmıştır. Her grup; 6 hafif evre, 6 orta evre ve 4 ileri evre olmak üzere toplam 16 katılımcıdan oluşmuştur. Geliştirilen yazılım tabletlere yüklenerek çalışma grubundaki katılımcılara verilmiştir. Kontrol grubundaki katılımcıların sadece farmakolojik tedavilerini almaları; çalışma grubundakilerin ise hem farmakolojik tedavilerini almaları hem de geliştirilen uygulamayı kullanmaları istenmiştir. Uygulama kullanımı öncesi ve sonrası tüm katılımcılar Mini Mental Test (MMT) ve Afazi Dil Değerlendirme Testi (ADD) ile değerlendirilmiştir. Uygulama kullanımı sonrası çalışma grubundaki katılımcıların bakım verenlerine uygulamaya yönelik anket yapılmıştır. Değerlendirme sonuçlarına göre ileri evre bile olsa çalışma grubundaki bireylerin ADD ve MMT sonuçlarına göre bilişsel iletişim becerilerinde olumlu yönde gelişme olmuştur ve anket sonuçları da bu bulguları desteklemiştir. Uygulamanın en fazla fayda sağladığı alanların ADD'de dilbilgisi, MMT'de ise oryantasyon olduğu görülmüştür. Kontrol grubundaki tüm evrelerdeki bireylerde hızlı bilişsel düşüş olmadığı saptanmıştır. Bu çalışma ile Türkçe, AH'nin her evresinde kullanılabilen ve bütüncül bilişsel iletişim müdahale programını içeren, ileri evre AH'li bireyler için alternatif ve destekleyici iletişim sunan yazılım geliştirilmiştir. Geliştirilen yazılımın AH'li bireylerin bilişsel iletişim becerileri üzerindeki etkililiği de gösterilmiştir.
Orta evre alzheimer tip demans tanılı bireylerde demansa bağlı davranışsal ve psikolojik semptomlar ile duyusal işlemleme süreci arasındaki ilişkinin incelenmesi
Bu çalışma orta evre Alzheimer tip demans tanılı bireylerde demansa bağlı davranışsal ve psikolojik semptomlar ile duyusal işlemleme süreci arasındaki ilişkiyi incelemek amacıyla planlandı. Çalışmamıza 60 yaşlı birey dahil edildi. Katılımcıların demansa bağlı davranışsal ve psikiyatrik semptomlarını değerlendirmek amacıyla Nöropsikiyatrik Envanter, duyusal işlemleme süreçlerini değerlendirmek için ise Adolesan/Yetişkin Duyu Profili uygulandı. Ağır düzeyde davranış problemi olan bireylerin, orta düzeyde davranış problemi olan bireylere göre düşük kayıt (x2=15,41, p=0,001) ve duyusal hassasiyet (x2=14,97, p=0,001) çeyreklerinde daha yüksek puan aldığı saptandı. Duyusal arayış ve duyusal kaçınma çeyreklerinde ise orta ve ağır düzey davranış problemi olan bireyler arasında istatistiksel açıdan anlamlı bir fark görülmedi (p>0,05). Demansa bağlı davranışsal ve psikiyatrik semptomlar ile duyusal işlemleme becerilerinin korelasyon analizi sonucunda; düşük kayıt ile hezeyan (r=0,346, p=0,007), halüsinasyon (r=0,429, p=0,001), ajitasyon (r=0,397, p=0,002), apati (r=0,323, p=0,01), anormal motor davranış (r=0,281, p=0,03), uyku/gece davranışı (r=0,378, p=0,003) ve iştah/yeme davranışı (r=0,428, p=0,001) arasında anlamlı düzeyde ilişki olduğu saptandı. Duyusal arayış ile hezeyan arasında (r=0,261, p=0,044) ilişki olduğu görüldü. Duyusal hassasiyet ile hezeyan (r=0,278, p=0,032), ajitasyon (r=0,296, p=0,022), anormal motor davranış (r=0,458, p=0,001), uyku/gece davranışı (r=0,285, p=0,027) ve iştah/yeme davranışı (r=0,370, p=0,004) arasında ilişki olduğu tespit edildi. Duyusal kaçınmanın ise halüsinasyon (r=0,352, p=0,006) ve anormal motor davranış (r=0,322, p=0,012) ile istatistiksel açıdan anlamlı bir ilişkisi olduğu saptandı. Depresyon, anksiyete, elasyon, disinhibisyon ve irritabilite ile duyusal işlemleme çeyrekleri arasında istatistiksel açıdan anlamlı bir fark olmadığı görüldü (p>0,05). Alzheimer tip demans tanılı bireylere yönelik uygulanacak ergoterapi değerlendirme ve müdahalelerine, duyusal işlemleme değerlendirmelerinin dahil edilmesi demansa bağlı davranışsal ve psikiyatrik semptomların yönetimine katkı sağlayacağı düşünülmektedir.
Orta evre alzheimer hastalarının bakım verenlerine yönelik verilen planlı eğitim ile izlemin hasta ve bakım verenlerin bakım sonuçlarına etkisi
Yarı-deneysel tasarıma sahip olan bu araştırmanın amacı, orta evre Alzheimer tanısı ile izlenen hastalara bakım verenlere verilen planlı eğitim ve izlemin hasta ve bakım verenlerin bakım sonuçlarına etkisinin değerlendirilmesidir. Araştırma, 01 Ağustos 2018- 30 Mart 2020 tarihleri arasında Hacettepe Üniversitesi Erişkin Hastanesi Geriatri Bilim Dalı'nda yürütülmüştür. Araştırma görüşmeye geliş sıralarına göre müdahale (n:21) ve kontrol (n:22) gruplarına atanan 43 bakım veren ile yapılmıştır. Araştırmanın uygulanması toplam 12 hafta sürmüştür. Müdahale grubunda bakım verenlere uygulanan eğitim 2. ve 4. hafta olmak üzere iki bölümde uygulanmıştır. Eğitim tamamlandıktan sonra bakım verenlerin 8 hafta süreyle takip ve izlemi yapılmıştır. Kontrol grubunda bulunan bakım verenlere poliklinikte uygulanan rutin kontrollerin dışında herhangi bir girişim uygulanmamış olup, araştırmanın sonunda bakım verenlere eğitim uygulanıp, hazırlanan eğitim kitapçığı verilmiştir. Araştırma verileri Zarit Bakım Veren Yükü Ölçeği, Bakas Bakım Verme Etki Ölçeği, Nöropsikiyatrik Envanter ve Alzheimer Hastalığında İşbirliği Çalışması- Günlük Yaşam Aktiviteleri Ölçeği ile 1., 4., 8. ve 12. haftalarda toplanmıştır. Araştırma sonucunda orta evre Alzheimer hastalarına bakım verenlere yönelik hazırlanan planlı eğitim ve izlemin bakım yükünü azaltmadığı saptanmıştır. Ayrıca, hastalarda görülen nöropsikiyatrik semptom sıklığı ile bu semptomlara bağlı olarak bakım verenlerin yaşadıkları sıkıntıda azalma olduğu ancak bu azalmanın istatistiksel olarak anlamlı olmadığı belirlenmiştir. Araştırmada her iki gruptaki hastaların günlük yaşam aktivitelerinde bağımlılık düzeylerinin arttığı görülmüştür. Alzheimer hastalarına bakım verenlere yönelik hazırlanan eğitim programlarının tanı konulduğu andan itibaren uzun süreli ve sağlık hizmetinin bir parçası olarak uygulanması ve hastaların evde izleminin sağlanmasına yönelik hizmetlerin geliştirilmesi önerilmektedir.
Evde sağlık hizmetlerine kayıtlı Alzheimer hastalarının bakım vericilerine verilen eğitimin alzheimer hastalığına yönelik bilgi ve tutumlarına etkisi: Randomize kontrollü çalışma
Amaç: Bu çalışma evde sağlık hizmetlerine kayıtlı Alzheimer hastalarının bakım vericilerine verilen eğitimin Alzheimer hastalığına yönelik bilgi ve tutumlarına etkisini belirlemek amacıyla yapılmıştır. Gereç ve Yöntem: Bu araştırma "randomize kontrollü deneysel çalışma" olarak yürütülmüştür. Bu araştırma, Giresun ili Bulancak Devlet Hastanesi Evde Sağlık Hizmetleri kapsamında takip edilen Alzheimer hastalarının bakım vericileri üzerinde, 01 Aralık 2023 ile 01 Kasım 2024 tarihleri arasında gerçekleştirilmiştir. Araştırmanın evrenini, evde sağlık hizmetlerine kayıtlı olan 145 Alzheimer hastasının bakım verenlerinden oluşmaktadır. Araştırmada, araştırma kriterlerini karşılayan ve katılım göstermeyi kabul eden 60 hasta bakım vericisi örneklem grubunu oluşturmuştur. Bakım verenler deney ve kontrol grubuna basit randomizasyon yöntemiyle atanmıştır. Araştırmanın verileri "Hasta ve Bakım Verici Tanıtım Formu", "Alzheimer Hastalığı Bilgi Ölçeği" ve "Demans Tutum Ölçeği" ile toplanmıştır. Deney grubundaki bakım verenlere bir kez eğitim yapılmıştır. Veriler Mann Whitney U testi, Fisher's Exact testi, Pearson ki-kare, Yates düzeltmesi, Robust ANOVA testi, Benforonni testi ve Robust Regresyon analizi ile değerlendirilmiştir. Bulgular: Deney ve kontrol grubu bakım verenlerin "Alzheimer Hastalığı Bilgi Ölçeği" ortanca fark değerleri arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık olduğu tespit edilmiştir (p<0.001). Deney ve kontrol grubu bakım verenlerin "Demans Tutum Ölçeği" ortanca fark değerleri arasında istatistiksel olarak fark olduğu bulunmuştur (p<0.001). Deney ve kontrol grubu bakım verenlerin "Demans Tutum Ölçeği" alt boyutları "Destekleyici Tutum", "Kabullenici Tutum" ve "Dışlayıcı Tutum" ortanca değerleri istatistiksel açıdan farklılık göstermektedir (p<0.05). Sonuç: Araştırmada deney grubundaki bakım verenlerin Alzheimer hastalığı hakkındaki bilgi düzeylerinin ve hastalıkla ilgili olumlu tutumlarının arttığı bulunmuştur. Anahtar Kelimeler: Alzheimer, bakım verici, bilgi, eğitim, hemşirelik, tutum
Alzheimer hastalarında Jun, Fos, RELA transkripsiyon faktörlerinin mRNA seviyelerinin ve PCK2 proteininin seviyesinin araştırılması
Amyloid Öncül Proteini (APP), Alzheimer hastalığının (AH) patogenezinde önemli bir rol oynayan bir protein olarak öne çıkmaktadır. APP'nin çeşitli transkripsiyon faktörleriyle (TF'ler) etkileşimi vardır. Yaptığımız protein-protein etkileşim analizleri sonucu Jun, Fos ve RELA transkripsiyon faktörlerinin APP ile etkileşime geçebileceği saptanmıştır. Ayrıca bu üç TF de PCK2 ekspresyonunu düzenlemektedir. Bu amaçla Alzheimer, hafif kognitif bozukluk (HKB) ve frontotemporal demans (FTD) hastalarının ve kognitif olarak sağlıklı bireylerin kan örneklerinde Jun, Fos ve RELA göreceli mRNA seviyeleri gerçek zamanlı polimeraz zincir reaksiyonu ile araştırılmıştır. Ek olarak çalışmaya dahil edilen bireylerin beyin omurilik sıvılarında (BOS) PCK2 seviyesi ELISA yöntemiyle incelenmiştir. Bu deney setinin sonuçlarına göre, AH'de Fos TF'sinin sağlıklı kontrol bireylerine göre istatiksel olarak anlamlı şekilde arttığı gözlemlenmiştir. Ancak diğer gruplarda anlamlı bir ilişki saptanamamıştır. Ayrıca, FTD hasta grubunda BOS PCK2 seviyelerinin azalmasıyla Aβ1-42 seviyelerinin arttığı bulunurken, AH grubunda PCK2 proteininin Aβ1-42 ile pozitif bir korelasyon gösterdiği saptanmıştır. Çalışmalar AH'nin ilerleyen aşamalarında, beyindeki nöronal stres ve hasarın artmasıyla c-Fos'un aktivasyonunun tetiklenebileceğini göstermektedir. Araştırılan TF'ler tarafından ekspresyonu düzenlenen PCK2, hücrelerin enerji metabolizmasında ve glukoneogenez gibi önemli süreçlerde kritik bir rol oynar. Özellikle FTD hasta grubunda PCK2 proteininin Aβ1-42 ile negatif fakat AH grubunda pozitif bir korelasyon göstermesi, bu iki nörodejeneratif hastalıkta glikoz metabolizması ve mitokondrial disfonksiyon açısından farkların anlaşılmasını sağlayacak bir bulgu olabilir.
Amiloidojenik yolak ile ilişkili genlerdeki kodlayan bölgedeki tek nükleotid polimorfizmlerinin ın silico analizi
Alzheimer hastalığı (AH), beyinde amiloid beta (Aβ) peptidinin ve hiperfosforile tau proteinin birikimiyle karakterize edilen, ilerleyici sinaptik disfonksiyon ve nöronal kayıpla seyreden nörodejeneratif bir hastalıktır. Aβ üretimi, amiloid prekürsör proteini (APP)'nin β-sekretaz (BACE1) ve γ-sekretaz kompleksi (PSEN1, PSEN2, PSENEN, APH1, NCSTN) tarafından proteolitik olarak işlenmesiyle gerçekleşmekte ve bu süreç amiloidojenik yolak olarak tanımlanmaktadır. APP, BACE1 ve γ-sekretaz kompleksi genlerinde yer alan bazı kodlayıcı varyantların, özellikle erken başlangıçlı formlar başta olmak üzere AH'nin genetik altyapısında kritik rol oynadığı birçok çalışmada gösterilmiştir. Bu tez çalışmasında, amiloidojenik yolakta yer alan APP, BACE1, PSEN1, PSEN2, PSENEN, APH1A, APH1B ve NCSTN genlerine ait kodlayan bölgedeki yanlış anlamlı tek nükleotid polimorfizmlerinin (SNP) olası moleküler etkileri, Phyre 2, SWISS-MODEL, Robetta, SIFT, PolyPhen-2, PANTHER, SNPs&GO, Meta SNP, PredictSNP1, PredictSNP2, PhD-SNPg, CADD, FATHMM-XF, MutPred2, DynaMut2, mCSM-Membrane, INPS-MD, ConSurf, HOPE ve Missense3D in silico araçlarıyla sistematik olarak incelenmiştir. Bu çok yönlü analizler ile varyantların; proteinlerin yapısal bütünlüğü, fonksiyonel özellikleri ve evrimsel korunmuşluk düzeyleri üzerindeki etkileri değerlendirilmiştir. Çalışma sonucunda, APP'de G120D, C158Y, P173H, C291F, C316R, G323R, G323V, G325V, G326V, C337R, R527G, L548P ve G709S; BACE1'de Y75C, Y75H, G135D, G178R, G238A, G238R, G239V, Y259D, C330R, L346P, Y366H ve R412P; PSEN1'de G78R, I140N, L153P, Y154C, L174R, F205S, L226R, K239E, L268R, L286P, L381H, F388S, L424R ve F447S; PSEN2'de G84E, Y160C, Y294D ve Y294H; PSENEN'de G22E ve L26P; APH1A'da G122V, G122D, G126D, G126S ve A161D; APH1B'de L72P, L116R, A160P, T163K ve L169R; NCSTN'de ise R52H, L282P, G294E ve G332R değişimlerinin, analiz edilen tüm in silico araçlarda tutarlı biçimde zararlı veya patojenik etki gösterebileceği tahmin edilmiştir. Elde edilen veriler, gelecekte yapılacak deneysel doğrulama çalışmalarına yol gösterici nitelikte olup, patogenez mekanizmalarının daha iyi anlaşılmasına katkı sağlayacaktır.
Vagal sinir uyarımı ve yüksek fruktoz tüketiminin sıçan alzheimer hastalığı modelinde nöropsikiyatrik semptomlar üzerine etkileri
Nöropsikiyatrik semptomlar (NPS), Alzheimer hastalığı (AH) tanısı alan hastaların neredeyse tamamında görülmesine rağmen etkili bir tedavileri yoktur. Son yıllarda epilepsi, depresyon ve migren tedavisinde kullanılan vagal sinir uyarısı (VSU), NPS'lerin tedavisinde bir alternatif olabilir. Fruktoz tüketiminin, AH etyolojisinde rolü olduğu gösterilmesine rağmen NPS'ler üzerine etkileri bilinmemektedir. Bu çalışmada, VSU ve YFMŞ tüketiminin AH modeli sıçanlarda görülen NPS'ler üzerine etkilerinin araştırılması amaçlanmıştır. Alzheimer hastalığı modeli lateral ventriküllere β-amiloid enjeksiyonu ile yapılmıştır. AH modelinde, sıçanlar nöropsikiyatrik semptomlara benzer şekilde depresyon benzeri davranış, agresif davranışta azalma ve bellek bozuklukları göstermişlerdir. AH modeli sıçanlar 3 hafta yüksek fruktozlu mısır şurubu (YFMŞ-42) ile beslendikten sonra AH modeli sıçanlara göre agresyonda artış ve depresyon benzeri davranışlarda azalma göstermişlerdir. 14 gün boyunca vagal sinir uyarımı (VSU) uygulanması sıçanlarda, kilo alımını azaltıcı, antidepresan, anksiyolitik, agresif davranışı azaltıcı, lokomotor aktiviteyi ve bellek performansını artırıcı etkiler göstermiştir. Hipokampüste, VSU sonrasında kontrol grubunda NMDAR2B düzeyi %31 azalırken NMDAR2A düzeyi %91 artmıştır. VSU ile lokomotor aktivite artışı, NMDAR2B azalması ile ilişkili bulunmuştur. VSU'nun davranışsal etkilerinin tamamı Alzheimer hastalığı modeli sıçanlarda da görülmesine rağmen, NMDAR2A düzeyleri VSU uygulaması sonrasında artmamıştır. Bu sonuçlara göre VSU, Alzheimer hastalığı modeli uygulanan sıçanlarda NMDAR2A düzeyinden bağımsız bir mekanizma ile bu davranışsal etkileri göstermektedir. Bu tez, Alzheimer hastalığı modelinde görülen nöropsikiyatrik semptomların YFMŞ tüketimi ile arttığını ve tedavide kognitif fonksiyonların da düzelmesine katkı sağlayan VSU'nun etkili olduğunu göstermiştir.
Hafif kognitif bozukluk tanılı hastalarda oksidatif stresin thiol-disülfit homeostazı ve iskemi modifiye albumin kullanılarak değerlendirilmesi
Oksidatif stresin, Alzheimer Hastalığı (AH) ve Hafif Kognitif Bozukluk (HKB) hastalıklarının patofizyolojisinde rol oynadığı bilinmektedir. Periferik kanda bakılan bazı biyobelirteçler, bu oksidatif stresi ve hücreye verdiği hasarı saptamada kullanılmaktadır. Bu çalışmanın amacı, hafif kognitif bozukluk tanılı hastalarda oksidatif stresi, dinamik tiyol disülfit homeostazı ve iskemi modifiye albümin (İMA) biyobelirteçlerini kullanarak değerlendirmek ve çalışmaya dahil edilen üç kognitif grup arasında karşılaştırma yapmaktır. Çalışmaya, Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi, Geriatri Bilim Dalı polikliniğine başvuran 44'ü normal kognitif fonksiyonlu grup, 44'ü HKB tanılı ve 40'ı AH tanılı olmak üzere toplam 128 hasta dahil edilmiştir. Tüm hastalara kapsamlı geriatrik değerlendirme testleri uygulanmıştır. HKB tanısı Petersen-Mayo tanı kriterlerine, Alzheimer hastalığı tanısı da NIA-AA (National Institute on Aging and Alzheimer's Association) tanı kriterlerine göre konuldu. Hastalardan oksidatif biyobelirteçlerin çalışılması için 2 ayrı tüpe kan örnekleri alındı. Bakılan oksidatif stres biyobelirteçleri (dinamik tiyol-disülfit homeostazı parametreleri, İMA, İMA/Albumin oranı) karşılaştırıldığında üç grup arasında istatistiksel açıdan anlamlı fark saptanmadı. Hipertansiyon, diyabet, osteoporoz, koroner arter hastalığı, hipotiroidi hastalıkları açısından hastalık olan grupla, olmayan grup ayrı ayrı karşılaştırıldığında oksidatif stres biyobelirteçleri arasında anlamlı bir fark bulunmadı. Yaş, MMSE (Mini-mental değerlendirme testi) skoru, mininutrisyonel test skoru ve kategorik değişkenlerden hipertansiyon ile nativ ve total tiyol düzeyi arasında istatistiksel olarak anlamlı düşük düzeyde negatif yönlü korelasyon saptandı (p<0,001). Sonuç olarak kognitif gruplar arasında bakılan oksidatif stres biyobelirteçleri arasında fark saptanmadı. Ancak oksidatif stresin HKB ve Alzheimer hastalıklarındaki rolü düşünüldüğünde daha geniş prospektif çalışmalara ihtiyaç vardır.
Alzheimer hastalığında sirkadiyen ritm değişikliği ve morfolojik karşılığının incelenmesi
Alzheimer Hastalığı (AH) ileri yaşta gözlenen demansların en sık karşılaşılan formudur. Yaşlanan popülasyon ile birlikte sebep olduğu bireysel engellilik,sağlık ve günlük bakım hizmetlerinin maliyeti ile önemli bir toplum sağlığı sorunudur. Uyku ve sirkadiyen ritim bozuklukları AH'da sıkça karşılaşılan bir antite olup bakım zorluklarının ve bakım merkezine yatırılışların önde gelen sebeplerindendir. Bu çalışmanın amacı, özellikle AH'nın erken döneminde kontrol grubu ile kıyaslanarak kognitif işlevler, uyku alışkanlıkları ve hipotalamik hacim değişikliklerini incelemek; hipotalamus hacminin nörogörüntüleme biyobelirteci olabilirliğini değerlendirmektir. Çalışmaya Eylül 2019 ile Temmuz 2020 arasında merkezimize başvuran 20 hasta (Hafif Kognitif Bozukluk-HKB, hafif ve orta evre AH) ve 8 kontrol dahil edilmiş; ancak veri uygunluğu ve teknik nedenlerle 12 hasta ve 5 kontrol istatistiksel analize alınabilmiştir. Çalışma dahilinde katılımcılara kraniyal manyetik rezonans görüntüleme ve volumetrik hipotalamik hacim ölçümü, 7 güne kadar aktigrafi kaydı, nöropsikometrik testler ve uyku anketleri uygulanmıştır. Çalışmamızın sonuçlarında hipotalamik hacim değerlerinde iki grup arasında istatistiksel anlamlı bir sonuç saptanmamıştır. Gruplar arasında saptanan anlamlı değişiklik sadece minimum uyku latans süresinde olup hasta grubunda daha uzun gözlenmiştir. HKB ve hafif-orta AH grupları arasında yapılan analizde minimum uyku etkinliğinin hastalık evresi ile beraber arttığı gözlenmiş; ancak maksimum ve ortalama uyku etkinliği sonuçlarında bu anlamlılığın gözlenmemiş olması ileri araştırmalar gerektirmektedir. Bellek testlerinde daha iyi skorların daha uzun toplam uyku süresi ile ilişkili olduğu gözlenmiştir. Uyku bölünmesinde artış, kötü yürütücü işlev skorlarına işaret ederken toplam uyku süresi ölçümlerinde tam tersi gözlenmiştir. Örneklemimizin küçüklüğü genelleme yapmak için yetersiz olmakla birlikte çalışmamızda gözlenen sonuçlar AH'nın uyku-uyanıklık ritminde bozukluğa sebep olduğu bilgisini desteklemektedir. AH'da sirkadiyen ritim bozukluğu incelenirken polisomnografik değerlendirmeyle de desteklenmesine, ritim özelliklerinin ve küçük bir anatomik yapı olan hipotalamusun hacmindeki değişikliklerin saptanabilmesi için daha büyük örneklem içeren çalışmalara ihtiyaç vardır.
Geç başlangıçlı depresyon alzheimer demansı öncülü olabilir mi? Bir biyobelirteç çalışması
Alzheimer Hastalığı (AH) ile ilişkili beyindeki patoloji hastalığın klinik belirtilerinin ortaya çıkmasından yaklaşık 30 yıl önce oluşmaya başlamaktadır. Topluma ve tek tek bireylere maliyeti yüksek olan, önemli bir bakım yüküne yol açan AH'nin kökten tedavisinin bulunması amacıyla pre-klinik evrelerde tanınmasına, özellikle henüz beyin hasarı ortaya çıkmadan önceki evrelerinde tanınmasına yönelik önemli çalışmalar yapılmaktadır. 2010 yılında önerilen biyobelirteç modeline göre AH süreci bifazik bir şekilde ilerlemektedir, ilk fazda amiloid β depolanmasını gösteren biyobelirteçler, ikinci fazda ise nöron hasarının ve nörodejenerasyonun göstergesi olan biyobelirteçler pozitif olmaktadır. Bu yeni bulgular ışığında hastalığı klinik öncesi evrede iken saptamak için biyobelirteçler geliştirilmeye başlanmış, bu alandaki çalışmalar hız kazanmıştır. İlk kez belli bir yaş (50-65) üzerinde başlayan depresyon Geç Başlangıçlı Depresyon (GBD) olarak adlandırılmaktadır. GBD'lerin bir kısmında bilişsel bozulmanın eşlik ettiği, bu bilişsel bozulmanın, çoğunlukla GBD tedavi edildikten sonra da devam ettiği, bilişsel bozulmanın eşlik ettiği depresyon tablolarının uzun vadeli izleminde bu kişilerin çoğunluğunun demans geliştirdiği görülmektedir. Bu bulgulardan yola çıkılarak ve uzunlamasına izlem çalışmaları yoluyla, bilişsel bozulmanın eşlik ettiği GBD'ların demans öncülü bir klinik durum olduğu düşünülmüştür. Bu araştırmada GBD'nin AD öncülü bir durum olup olmadığının AH hastalığı ile ilgili biyobelirteçler ile araştırılması amaçlanmıştır. Araştırmaya DSM-IV tanı ölçütlerine göre: ilk kez 55 yaşından sonra depresyon tanısı alan 22 katılımcı ve AD tanısı ile izlenen veya izlemde AD tanısı alan 14 katılımcı alınmıştır. Araştırmamızda GBD'nin AH öncülü olma ihtimali klinik bulgular, nöropsikolojik değerlendirme, plazma Aβ142, Aβ1-40, Aβ1-42/Aβ-40 oranları, p-tau ve t-tau düzeyleri olmak üzere plazma biyobelirteçleri, tükürükte aynı biyobelirteçlerin ölçümü, yapısal görüntüleme biyobelirteci (MR görüntüleme) ve moleküler görüntüleme biyobelirteci (FDG-PET) yardımı ile incelenmiştir. Araştırma ile GBD tanısı alan kişilerin bir kısmında AD ile uyumlu hipometabolizma ve nöropsikolojik test performanslarında bozukluk olduğu gösterilmiş, plazma ve tükürükte ölçülen Aβ1-40, Aβ1-42, total tau ve p tau düzeyleri yönünden GBD ve AD grupları arasında istatistiksel açıdan anlamlı bir fark bulunmamıştır. Bu bulgular doğrultusunda GBD tanılı kişilerin en azından bir kısmının AD'nin erken evrelerini yansıttığı ancak bulguların netleşmesi için uzunlamasına izlem yoluyla ve daha geniş örneklemlerle benzer çalışmaların yapılması gerektiği söylenebilir. Anahtar Kelimeler: Geç Başlangıçlı Depresyon, Alzheimer hastalığı, biyobelirteç Bu tez çalışması Hacettepe Üniversitesi Bilimsel Araştırma Projeleri Birimi (Proje no: TTU-2020-18472) tarafından desteklenmiştir.
Alzheimer hastalarına bakım veren bireylerin kaygı, stres, başetme stilleri ve yaşam deneyimleri
Alzheimer hastalığı, bakım verenlerin ailesel ilişkilerini, arkadaşlıklarını, iş hayatını, fiziksel ve psikolojik iyilik halleri gibi yaşamlarının her noktasını etkilemektedir. Hastaya bakım verme sürecinde geçen zamana bağlı olarak bakım veren bireylerde belirgin olarak yorgunluk, sosyal izolasyon ve çevre ile olan ilişkilerin bozulduğu gözlemlenmektedir. Hastalıkla ani olarak karşılaşıldığında aile sistemini ve aile ilişkileri etkileyen bir kriz hali yaşanmaktadır. Fiziksel ve duygusal zorluklar, hastanın vefatından duyulan kaygı, ailedeki rollerin değişmesi ve tekrardan düzenlenmesi, ekonomik zorlukları da beraberinde getirmekte ve bakım verenlerde ağır bir psikolojik stres yaratmaktadır. Alzheimer hastalarına bakım verenler, sürecin yarattığı yaşamsal tehditler karşısında içinde bulunduğu koşullara uyum sağlayabilmek ve bu süreçten daha güçlü olarak çıkabilmek için kendine özgü çeşitli yöntemlere başvurmaktadır. Literatürde, gerek belirli bir stresör nedeniyle gerekse gündelik hayatı sürdürmede, bireyin kullandığı ve güçlenmesine hizmet eden yöntemlerin bütününü açıklamak için geliştiren tanım baş etmedir. Baş etme, bireyin kişisel kaynaklarını aşan ya da zorlayan belirli içsel ve/veya dışsal taleplere yanıt vermek için kullandığı, sürekli değişim gösteren bilişsel ve davranışsal çabalar olarak tanımlanmaktadır. Araştırmada Alzheimer hastalarına bakım veren bireylerin yaşadıkları kaygı durumları ve baş etme yöntemlerini nicel veriler üzerinden; süreç içerisinde yaşadıkları yaşamsal deneyimleri ise derinlemesine görüşmeler yoluyla öğrenebilmek maksadıyla karma model tercih edilmiştir. Bakım verenlerin kaygı ve başa çıkma stratejilerini ölçmek için Durumluk/Sürekli Kaygı Ölçeği ve Kısa Form Baş Etme Ölçeği kullanılmıştır. Derinlemesine görüşme ve nicel veri için kullanılan bilgilerin benzer nitelikleri olduğu gibi iki yöntemde birbirinden farklı sorulara da cevap aranmıştır. Nicel ve nitel araştırma verileri eş zamanlı toplanılması, ayrı ayrı çözümlenmesi sağlanmıştır. Son olarak bahsi geçen bilgiler dahilinde, Alzheimer hastalarına bakım verenler için güçlendirmenin anlamına ilişkin bilgilerin oldukça sınırlı olduğu görülmüştür. Bakım verenlerin güçlenmelerini kolaylaştırmak için, hâlihazırdaki durumu, nasıl ve hangi koşullarda güçlenmiş olabileceğini ve güçlendirilen bireylerin yeni durumlarını nasıl koruyacaklarını derinlemesine kavramak için elde edilen veriler güçlendirme yaklaşımı açısından değerlendirilerek sonuçlandırılmıştır.
Demans teşhisi konmuş bireylerde karadut (Morus nigra) tüketiminin bilişsel fonksiyonlara ve antioksidan kapasiteye etkisi
Bu çalışmanın amacı, karadut (Morus nigra) konsantresinin bilişsel fonksiyonlara, antioksidan kapasiteye, inflamasyona ve bazı biyokimyasal parametrelere olan etkisini incelemektir. Çalışma Ankara Gülhane Eğitim ve Araştırma Hastanesi Geriatri Polikliniği'ne başvuran hekim tarafından demans tanısı konulmuş 65 yaş üstü 44 birey üzerinde yürütülmüştür. Çalışma 20 kişilik müdahale grubu, 19 kişilik kontrol grubu ile tamamlanmıştır. Müdahale grubuna 12 hafta boyunca günde 20 gram karadut konsantresi verilmiştir. Kontrol grubuna müdahalede bulunulmamıştır. Her iki grubun da rutin tedavileri devam etmiştir. Araştırmanın başında ve sonunda, bireylerin nutrisyonel durumlarını taramak amacıyla Mini Nutrisyonel Değerlendirme (MNA) testi yapılmıştır. Serum örneklerinde antioksidan kapasitenin değerlendirilmesi için Süperoksit dismutaz (SOD) enzimine, Total Oksidan Seviyesi (TOS), Total Antioksidan Seviyesi (TAS) ve oksidatif stres indeksi düzeylerine bakılmıştır. Lipit oksidasyonunu değerlendirmek için Malondialdehit (MDA) seviyesine bakılmıştır. İnflamasyonun değerlendirilmesi için ise serumda İnterlökin 1-Beta (IL-1 beta) ve Transforme Edici Büyüme Faktör Beta (TGF-beta) seviyelerine bakılmıştır. Kognitif durum değerlendirilmesinde; Mini Mental Durum Değerlendirme (MMDD)Testi ile Alzheimer Hastalığı Değerlendirme Skalası-Kognitif Alt Skala (ADAS Cog) testi uygulanmıştır. Bireylerin günlük yaşam aktivitelerindeki fiziksel bağımsızlıkların belirlenmesinde Katz Günlük Yaşam Aktiviteleri Ölçeği (KGYA), duygu durum değerlendirmesi için Geriatrik Depresyon Ölçeği (GDÖ) uygulanmıştır. Ayrıca çalışmanın başında, ortasında ve sonunda hastalardan antropometrik ölçümler alınmıştır. Çalışmanın başında ve sonunda hastalardan 3 günlük bireysel besin tüketim kaydı ile fiziksel aktivite kaydı alınmıştır. Çalışmanın sonunda; MMDD testinde kontrol grubunda anlamlı bir düşme görülürken (p<0,05), müdahale grubundaki düşme anlamlı çıkmamıştır (p> 0,05). ADAS Cog testinde müdahale grubunda anlamlı bir düşme görülürken, kontrol grubundaki düşme anlamlı çıkmamıştır. (p<0,05). GDÖ puanlarında her iki grupta da artma olmuştur fakat sadece kontrol grubundaki artış anlamlıdır (p<0,05). Müdahale grubunda hemoglobin değerlerinde anlamlı bir artış görülmektedir (p<0,05). SOD, TGF-beta, TAS düzeylerinde anlamlı bir değişim olmamıştır. Demans ilacı kullanmayan müdahale grubunda IL-1 beta düzeyinde anlamlı bir azalma görülürken, kontrol grubundaki azalmanın anlamlı olmadığı görülmektedir. MDA düzeyinde her iki grupta da anlamlı bir düşme görülmektedir (p<0,05). TOS ile oksidatif stres indeksi düzeylerinde sadece kontrol grubunda anlamlı bir artış olduğu görülmektedir (p<0,05). Sonuç olarak karadutun (Morus nigra) antioksidan kapasiteye ve inflamasyona etkisi bu çalışmada kısıtlı görülse de, bilişsel fonksiyonlara olumlu etkisi olduğu gözlenmektedir.