20. century
217 theses under this subject heading
20. yüzyılda Amerika'da baskı resimde toplumsal eğilimler
Baskı Resim, grafik ve resmin bir yan dalı olarak kabul edilse de oldukça eski bir geleneğe sahip olmasının yanı sıra; deneyselliğe açık, uyarlanabilen, geliştirilebilen yapısı ile anasanat dalı olarak zaman içinde kendine yer edinmiş özgün bir sanat disiplinidir. Fotoğrafın ortaya çıkışına kadar kendi içinde geleneklerini koruyarak yüzyıl boyunca tasvir, reprodüksiyon, kopya etme ve çoğaltma aracı olarak görsel kültürün ve toplumsal belleğin oluşumunda önemli bir mirasın taşıyıcısı olmuştur. Baskı resim sanatçıları ise: Bu görsel ve estetik kültürün oluşumunu sağlayan, tarihe tanıklık eden ve toplumsal olayları eleştirel bir bakış açısıyla gerçekçi, zaman zaman sıra dışı imgelemlerle yansıtan protest üslupları ile baskı resim sanatını zamanın ötesine taşımışlardır. Bu yapısı ile baskı resim kültür ve sanat tarihinde sanatçıların yanı sıra toplumunda odak noktası olmayı her yüzyılda sağlamıştır. Endüstri Devrimi ve sonrasında toplumsal bilinçlenme hemen hemen her alanda varlığını gösterirken sanattaki yansıması, toplumun ihtiyaçlarını gözeterek savunuculuk ve çözüm arayışları temelinde olmuştur. I. Dünya Savaşı sonrasında bütün dünyayı etkileyen, toplumsal değişimlere sebep olan özellikle sanayileşmiş ülkelerde yıkıcı etkileri olan Büyük Buhran döneminin ardından II. Dünya Savaşı'nın yaşanması sanata ve sanatçılara derinden etki etmiştir. Savaşın ağır ve travmatik bir sonucu olarak Avrupa kıtasından Amerika Birleşik Devletleri'ne göçlerin başlaması; farklı kültürden insanların bir araya gelmesi, işsizlik, barınma gibi toplumsal açıdan birçok sorunu beraberinde ortaya çıkarmıştır. Birinci Dünya Savaşı sonrasında, New York'ta düzenlenen İzlenimci, Fovist, Post-Empresyonist ve Kübist sanatçıların eserlerinden oluşan "Armory Show Sergisi" Modern Amerikan sanatı ve sanatçıları açısından Avrupa sanatının tanınması ve anlaşılması için bir dönüm noktası olmuştur. Amerika Birleşik Devletleri'nde göçlerle birlikte siyasi, ekonomik ve toplumsal alanlarda yaşanan büyük değişimlerin sebep olduğu çöküşten kurtulmak için 'Yeni Düzen' olarak yürürlüğe giren bir dizi yerli program oluşturulmuştur. Bu program çerçevesinde 'Federal Sanat Projesi' adı altında grafik sanatlar atölyeleri kurulmuştur. Sanat atölyelerinin kuruluşu ile birçok sanatçıya yeni istihdam alanları oluşturularak iş imkanı sağlanmıştır. 1940 sonrasında Amerika Birleşik Devletleri'nde kısıtlı sanatsal faaliyetler, Avrupa'dan göç eden sanatçılarla hareketlenmiş, sanatın merkezini Paris'ten New York'a taşımıştır. İkinci Dünya savaşı sonrası Paris'te bulunan Atölye 17'nin Amerika Birleşik Devletleri'ne taşınması ile Avrupalı ve Amerikalı sanatçıların işbirliği içerisinde çalışmalarının önü açılmıştır. Bu gelişmenin ardından Universal Limited Art Editions'da farklı alanlarda eser üreten sanatçıları bir araya getirilerek şiir ve baskı resimden oluşan özgün bir sanat koleksiyonu oluşturmuştur. Bu galerilerin yürüttüğü öncü çalışmalar ve sergiler ile sanat faaliyetlerine ilgi artmış baskı resim önemli bir gelişim göstermiştir. Pop Art'ın ortaya çıkışı ve önem kazanması ile birlikte tüketim kültürüne dikkat çekilerek popüler kültür imgeleri sunulmuş, gündelik yaşamda kullanılan en basit nesneleri, kitlesel medya ve televizyon/medya figürlerinin baskı resimde de bir ifade aracı haline gelmesine yol açmıştır. 20. yüzyılda yaşanan gelişmeler baskı resim sanatının gündelik hayatın her alanına girmesine katkı sağlamıştır. Sanatçılar içinde bulundukları dönemin düşünce yapısını etkileyecek şekilde topluma yön vermesi açısından da önemli roller üstlenmişler, toplumsal mesajlarını geniş kitlelere aktarma fırsatını bulmuşlardır. Sosyal açıdan gelişen bu süreç ile birlikte baskı resim sanatının teknik gelişimi açısından deneysel ve özgün çalışmalar değişimlerin doğuşuna ve modern sanatın ortaya çıkmasına zemin oluşturmuştur. Anahtar Kelimeler: Amerika, Baskı resim, Toplumsal, Sanat
421 numaralı Siirt Şer'iyye Sicili'nin transkripsiyon ve değerlendirmesi (H. 1311-1327 / M. 1893-1909)
Bu tezin konusunu oluşturan 421 Numaralı Siirt Şer'iyye Sicil Defteri emsallerinde olduğu gibi, Osmanlı İmparatorluğu tarihinin sosyal, iktisadi, idari, hukuki ve kültürel yönlerini ortaya koyan önemli kaynaklardan birisidir. Defterin muhteviyatı (H.1311-1327/M.1893-1909) 16 yıllık sürede mahkemeye intikal etmiş birçok konuyu kapsamatadır. Enlenme-boşanma bunlara bağlı olarak mehir-talak, hüccet, i'lam, tevkil vekâleti, vakıf mallarının korunması ve merkezden gelen emirnameler gibi zengin bir içeriğe sahiptir. Çalışmamızın değerlendirme kısmı dört bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde, idari durum; defterde geçen mahalleler, köyler, nahiyeler ve vilayetler üzerinde durularak açıklanmıştır. İkinci bölümde, sosyal durum; Siirt'e olan önemli kişiler ve görevleri ile vakıflar üzerinde durulmuştur. Üçüncü bölümde, sosyal hayat; aşiretler ve Siirt'in kozmopolit yapısı üzerinde durulmuştur. Dördüncü bölümde ise Şer'iyye Sicilimizdeki vekâletler sınıflandırılarak değerlendirilmiştir. Siirt, kozmopolit yapısı ile Osmanlı'nın bir yansıması şeklindedir. Kürt, Türk ve Araplardan oluşan Müslümanlar ile Süryani, Keldani, Ermeni ve Rumlardan oluşan Gayrimüslimlerin farklı dil, din ve ırkların bir arada ve kardeşçe yaşadığı, bu ayrılıklarını kültürel zenginlik olarak kabul ettiği şehirlerden biridir. Şer'iyye Sicillerinin tüm bu zengin içeriğiyle sadece tarih için değil aynı zamanda coğrafya, iktisat, sosyoloji, hukuk ve askeri konuları için de birinci elden kaynaktır.
Harputlu Fikret Memişoğlu Divanı (Bağlamlı dizin ve işlevsel sözlük)
Klasik Türk edebiyatı metinlerini anlama ve anlamlandırma çalışmalarında günümüzde birçok metodolojik çalışma yapılmaktadır. Bunlardan biri de bağlamlı dizin ve işlevsel sözlük çalışmalarıdır. Türkiye'de sözlük çalışmaları 19. yüzyıldan itibaren önem kazanmıştır. Türk dilinin tarihî seyri içinde kelimelerin hangi anlamları kazandıkları bütün yönleriyle ele alınarak ortaya konacak metin çalışmalarına zemin teşkil etmiştir. "Tarih ve Edebiyat Metinleri Bağlamlı Dizin ve İşlevsel Sözlüğü Projesi" diğer ismiyle TEBDİZ sistemiyle beraber bu metodu kullanmak da metinler üzerine yapılacak çalışmalara büyük katkı sağlamıştır. Bağlamlı dizin, bir şairin kullandığı sözcükleri, metinde geçtikleri yeri ve kullanım sıklığını gösterecek biçimde alfabetik olarak sıralamaktır. Böyle bir sıralama, kelimenin hangi bağlamlarda kullanıldığına açıklık getirir. İşlevsel sözlük, bu çalışmanın sonunda ortaya çıkar ve kelimelerin cümle bağlamında diğer kelimelerle kurduğu ilişkiden hareketle onlara anlam kazandırır. Klasik edebiyat araştırmalarında, metnin daha iyi anlaşılabilmesi için sözlük çalışmalarının oldukça önemli bir yeri vardır. Bu tez çalışmasında bağlamlı dizin ve işlevsel sözlük yöntemiyle hazırlanan Harputlu Fikret Memişoğlu Divanı üzerinde çalışılmıştır. Fikret Memişoğlu ve eserleri ile Divan'ının edebiyata katkıları üzerine bilgilere de bu çalışmada yer verilmiştir. Tez çalışmasının bu alanda yapılacak araştırmalara katkı sunacağı düşünülmektedir.
Tarımsal kapitalizme geçiş sürecinde İngiliz çitleme hareketi ve toprak mülkiyetinin hukukî dönüşümü
XX. yüzyıl tarım tarihi çalışmalarında önemli bir yer teşkil eden çitleme kavramı, ilkel birikim ve piyasa ilişkilerinin yerleşmesi tartışmalarında giderek daha önemli bir yer tutmaktadır. Bununla birlikte ekonomik büyüme konusunda derinleşen tartışmalarda toprak mülkiyeti ve kullanım haklarının nasıl bir ilişki içerisinde olduğu hususu üzerinde fazlaca durulmamaktadır. Feodal üretim tarzında kırsal emeğin doğa ve toprakla kurduğu örf ve âdet hukukuna dayanan faydalanma şekilleri, XVII. yüzyıla kadar malikane topraklarındaki mülkiyet haklarını kırsal nüfusu tamamen dışlayarak kullanmak isteyenlerin taleplerinin önünde engel oluşturmuştur. Bu bağlamda kırsal bölgelerde aileleriyle birlikte küçük topraklar ve doğal kaynaklardan faydalanan köylülerin bu durumu, tarihsel süreçte servet birikimi yolundaki toprak sahipleri için bir ön sorun oluşturmuştur. İngiliz tarımının gelişim çizgisinde sermayenin artırımı için toprağa el koyma ve kır emeğini göçe zorlama eylemlerinin nasıl gerçekleştiğini iktisadi ve tarihsel bakımdan incelemenin yanında yasal değişimin buna nasıl eşlik ettiğini göstermek çalışmanın çıkış noktasını oluşturmaktadır. Bunu gerçekleştirebilmek için çalışma, çitleme olgusunu İngiliz tarımında üç tarihsel aşamada incelemektedir. 1450'ye kadar süren erken dönem kısmi çitlemeler, yerini koyun yetiştiriciliğinin etkisiyle genel çitlemeler dönemine bırakmıştır. Bu iki dönemin ardından XVIII. yüzyılla birlikte, İngiliz ve Galler kırsalında toprak sahiplerinin şikayetleriyle parlamentoya intikal eden ve bölgedeki komisyonlar eliyle toprağın paylaşımının yapıldığı parlamentoda kabul edilen çitleme kararları dönemi başlamaktadır. 1850'ye kadar devam eden bu kararlar yoluyla ormanlar, çayırlık alanlar ve diğer ortak araziler daha hızlı ve yasal bir güvenceyle paylaşılmıştır. Çalışma bu kapsamda parlamentonun bu kararları nasıl almış olduğunu ve komisyonların yapısını incelerken arazi sahibi toplulukların bu süreçte göreneklere karşı "common law"ı bir enstrüman olarak kullanışını ele almayı planlamıştır.
20. yy. Doğu Anadolu taşlamalarında mizahın protesto işlevi
Türk halk edebiyatı içerisinde yer alan âşık edebiyatı toplum hayatının aynası niteliğinde eserlerden oluşmaktadır. Âşıklar yaşadıkları her dönemde çağın tanığı ve toplumun aynası görevi görmüşlerdir. İçinde yaşadıkları topluma karşı kendilerini sorumlu tutan âşıklar yazdıkları şiirlerde toplumu ilgilendiren hemen her konuda söz söyleyerek farklı işlevler üstlenmiş ve bu işlevleri yerine getirmişlerdir. Âşık edebiyatı ürünleri incelendiğinde; toplumun düşünce yapısı, manevî değerleri, duygu dünyası, yaratıldıkları dönemin şartları anlaşılabilmektedir. Âşık edebiyatı nazım türlerinden biri olan taşlamalar; bireyin, toplumun, kurumların aksayan yönlerini eleştirmek için yazılan şiirlerdir. Âşıklar taşlamalarını farklı üsluplarla yazmışlardır. Bu üsluplardan biri de mizahî üsluptur. Taşlamalarda kullanılan mizah, protesto edilen bozukluğu/eksikliği gülünç göstermeyi amaçlamaktadır. 20.yy Doğu Anadolu Taşlamalarında Mizahın Protesto İşlevi adlı çalışmanın amacı mizahın eğlenme ve eğlendirme dışında işlevlerinin de varlığını ve bu işlevlerden biri olan protesto işlevinin taşlamalarda kullanımını incelemektir. Âşıklar, farklı dönem ve yörelerde yazdıkları taşlamalarında mizah yardımıyla bireyler, siyasî, sosyal, dinî ve ekonomik konular, doğa olaylarıyla hayvanlar, felek, sevgili, ölüm gibi konular başta olmak üzere birçok olay, kişi, durum ve kurumu eleştirmişlerdir. 20. yy ise Türkiye için toplumsal ve siyasî birçok değişikliğin yaşandığı bir dönem olması nedeniyle dönemin âşık edebiyatı ürünlerine farklı biçimlerde kaynaklık etmiştir. Çalışma beş ana bölümden oluşmaktadır. Çalışmanın birinci bölümü Temel Kavramlar başlığı altında mizah, hiciv, protesto, Âşık edebiyatı, taşlama kavramlarının açıklamasına ayrılmıştır. İkinci bölümde -edebiyat oluşturulduğu toplumdan ayrı düşünülemez düşüncesiyle- 20. yüzyıl Türkiye'sine Genel Bir Bakış başlığı altında 20. yüzyılda dünyada ve Türkiye'de meydana gelen gelişmeler incelenmiştir. Üçüncü bölümde Mizah ve Hiciv İlişkisine yer verilmiş, alt başlık olarak Türk Halk edebiyatında mizah ve hiciv ilişkisi yazılı ve sözlü halk edebiyatı türleri çerçevesinde incelenmiştir. Dördüncü bölümde Protesto İşlevi ana başlığı altında işlevsel kuram ve folklorun protesto işlevi, âşıkların protesto işlevi, mizahın protesto işlevi incelenmiştir. Çalışmanın beşinci ve son bölümünde Örnek Metinler Çerçevesinde 20. Yy. Doğu Anadolu Taşlamalarında Mizahın Protesto İşlevinin Analizi yapılmıştır. Her metin, alındığı kaynak kitaplardaki yazım ve noktalama işaretlerine sadık kalınarak teze alınmış ve metinden sonra metin analizine yer verilmiştir. Metinlerde yer alan Doğu Anadolu Bölgesi'ne has kelimeler tezin son kısmında Sözlük başlığı altında şiirlere ait numaralar ile gösterilmiş ve kelimelerin anlamları Türk Dil Kurumu Derleme Sözlüğü'nden ve Türk Dil Kurumu Türkçe Sözlük 'ten bulunarak yazılmıştır. Çalışmada 20. yy'da Doğu Anadolu'da yaşamış âşıkların şiirleri taranmış, İşlevsel Halkbilimi Kuramı çerçevesinde örneklem yöntemi kullanılarak bu yüzyılda Doğu Anadolu âşıkları tarafından en çok işlenen konular başlıklar altında toplanmıştır. İncelenen örnekler sonucunda mizahın gülmeceden çok ironi ve yergi anlamında kullanıldığı, mizahın, âşığın ve taşlamanın işlevlerinin örtüştüğü belirlenmiştir. Taşlamalarda, mizahın aynı zamanda protesto edilen kişi/kurum/olay/durum hakkında halkı uyarma ve bilgilendirme işlevlerinde kullanıldığı da görülmüştür. Anahtar Sözcükler Mizah, 20.yy, Doğu Anadolu, Taşlama, Protesto, İşlev, Âşık Edebiyatı.
Possibilities of female liberation at the turn of the twentieth century
This dissertation reads the problems of women and their living conditions in the light of the feminist theory. Female entrapment in some premises such as motherhood marriage and social environment is what is questioned in this work. My intention in this study is to discuss some possible ways of liberation for the women to escape the patriarchal conventions by using Charlotte Perkins Gilman's Herland, 'Making a Change' and 'An Unnatural Mother', Kate Chopin's The Awakening, 'The Storm', 'Her Letters' and 'A Respectable Woman' and Edith Wharton's The House of Mirth. The first chapter will deal with Charlotte Perkins Gilman's presentation of women entrapped in motherhood. Gilman is of the opinion that motherhood is natural; however, she claims that it should be professionalized. The second chapter will handle with Kate Chopin's works stated above in terms of the sexual liberation for women who are made to live in their asexual marriages. How adultery is found natural and humane in the confined marriages of the time is my main focus in this chapter. I will then analyze Edith Wharton's The House of Mirth in which Lily is entrapped in her single life and in the upper-class society which expects her to marry in order to secure her life. By analyzing these three major 20th century writers, I conclude that Charlotte Perkins Gilman, Kate Chopin and Edith Wharton complement each other and that is why analyzing them altogether enables us to see the big picture for the entrapment and the liberation of women. Keywords: Entrapment, Motherhood, Sexuality, Single life, Liberation
20. yüzyıl Türkiye mimarlığı ve dönemin politik koşulları ile ilişkisi
Bu çalışmada mimarlık ve politika kavramları arasında nasıl bir ilişki olduğunu ve bunun mimari tasarımlara ve kentlere nasıl yansıdığını incelemek amaçlanmıştır. Bu doğrultuda öncelikle çalışmada değinilen önemli kavramların tanımı yapılmış ve bu kavramların mimarlık disiplini ile ilişkisi açıklanmıştır. Daha sonra farklı rejim türlerine sahip üç ülke örneği seçilip, iktidar tutumları ve mimarlık bağlamında karşılaştırma yapılmıştır. Son olarak ise Türkiye Cumhuriyeti bu bağlamda incelenmiş, 20. yüzyıl ile sınırlı olan dönem boyunca yaşanan politik, ekonomik ve sosyal gelişmelerin Türkiye mimarlığına ve kentlere nasıl yansıdığı analiz edilmiştir. Çalışma sonucunda dönemin politik koşullarının mimarlık ve kentler üzerinde geniş bir etki alanının olduğu fakat bu etkinin mimarlığın temel amaçlarına, kent düzenine ve dolayısı ile toplumun ihtiyaçlarına ters düşen uygulamalara sebep olduğu saptanmıştır. Buna göre çalışma, ortak konusu kentler olan mimarlık ve politika kavramları arasındaki hiyerarşik ilişkinin mimarlık, kent ve toplum yararı için nasıl geliştirilebileceği ve düzenlenebileceği hakkında önerilerde bulunmuştur.
Bir Osmanlı aydın ve bürokratı: Azmzade Sadık el-Müeyyed Paşa'nın hayatı ve faaliyetleri (1860-1910)
Bu tez, II. Abdülhamid'in yaverlerinden Azmzade Sadık el-Müeyyed Paşa'nın hayatı, devlet adamlığı ve meslekî kariyerini mercek altına alan bir biyografik araştırmadır. Döneminin önemli simalarından biri olmakla birlikte günümüze kadar meşâhir-i meçhûleden olan Sadık el-Müeyyed, Doğu ve Batı kültürüne aşina, iyi eğitimli, eli kalem tutar, dil bilir bir Osmanlı aydınıdır. Yarım asırlık ömrünün yarısında, imparatorluğun dört bir köşesiyle Afrika, Avrupa ve Rusya gibi farklı coğrafyalarda yerine getirdiği idarî, mülkî ve diplomatik görevleri ile teftişler, bu tarihî biyografi çalışmasının ana omurgasını oluşturur. Tezde, bazı karinelerden hareketle paşanın fikir dünyası, şahsiyeti ve sosyal arkaplanı hakkında da birtakım sonuçlara varılmış, ayrıca bu dönemde başarılı olma ve yükselmede aile bağlarının yanı sıra bilgi ve eğitimin de etkili olduğu vurgusu yapılmıştır. II. Abdülhamid'in saltanat dönemi, Osmanlı tarihçiliğinin en popüler çalışma alanlarından biri olma özelliğini sürdürse de bu dönemde yaşamış devlet adamı, sanatkâr, saraylı ve entelektüellerin kapsamlı biyografilerinin aynı nispette ortaya konulduğu söylenemez. Oysa bu tür çalışmalar, tarihî dönem ve meselelerin karanlıkta kalan yönlerine bir hayat üzerinden ışık tutabilme potansiyeli olması bakımından önemlidir. Bu çerçevede, Sadık'ın eserlerinin yanı sıra arşiv belgeleri, yerli ve yabancı basın, hâtıratlar, salnameler ve mevcut literatür eleştirel bir bakış açısıyla değerlendirilerek kaleme alınan biyografisi, müstakbel çalışmalar için II. Abdülhamid idaresinin işleyiş biçiminin, krizlerle başa çıkma yöntem ve becerisinin, mahallî ve beynelmilel aktörlerle ilişkilerinin ve sömürge çağının meydan okumasına karşı üretilen imparatorluk politikalarının bazı karanlık noktalarının aydınlatılması hususunda birtakım örnekler sunabilir. Bu tez, yaverliğe seçilişinin hayat hikâyesindeki en belirleyici unsur olduğu iddiasından hareketle, söz konusu teşkilâtın Osmanlı siyaset ve bürokrasisindeki ağırlığının gittikçe arttığını vurgular ve bu dönemde geçirdiği dönüşüm ile II. Abdülhamid'in oluşturduğu saray merkezli yeni idarî yapılanmada hayatî bir role sahip olduğunu öne sürer.
İstanbul'da fahişe bedenlerinin ve fuhuş mekânlarının kamusallaştırılması (1908-1922)
Bu çalışma, 1908-1922 yılları arasında İstanbul'da fahişe bedeni ve fuhuş mekânları üzerinde durmaktadır. Tez kapsamında son dönem Osmanlı İstanbul'unun siyasî, ekonomik ve sosyal yönleri göz önünde bulundurularak toplumun aykırı öznelerinden olan fahişelerin ve fuhuş mekânlarının konumu, sınıflandırışı ve algılanışı Osmanlı Arşivi ve diğer dönem kaynakları temel alınarak irdelenecektir. Tüm bunlar yapılırken fahişe bedeninin ve fuhuş mekânlarının resmî ve toplumsal aygıtlar tarafından kamusallaştırılma biçimleri ön plana çıkartılarak konunun toplumbilimsel tarafının da aydınlatılmasına gayret edilecektir.
Işık ve hareket: Op art
Op Art; algısal yanılsama üzerine kurulu bir sanat anlayışıdır. Op Art bilinçli olarak oluşturulan düzenlemelerle ışık, renk, form ve kompozisyonlar yardımıyla yanılsama yaratarak, eğitim, kültür, cinsiyet ve yaş farkı gözetmeksizin tüm izleyicileri benzer şekilde etkiler. Op Art; kurallara, bilimsel verilere ve matematiksel değerlere bağlı yapısı nedeniyle diğer görsel sanat dallarından farklıdır.Bu tez çalışmasında sırasıyla; fiziksel olarak ışık, renk, renk kuramları, göz anatomisi ve fizyolojisi, görsel algı ve görsel algı yanılsamaları incelenmiştir. Daha sonra plastik sanatlarda resimde ışık ve hareket konusu dönemsel farklılıklara örneklerle ele alınmıştır. Bu bölümlerin ardından Op Art'ın oluşumu, kompozisyon özellikleri anlatılmış ve Op Art sanatçılarından örnekler verilmiştir. Op Art'ın çağdaş insan yaşamına entegre olan sanat görüşü olmasına değinilerek insan beyninde psikolojik olarak ortaya koyduğu etkileme gücü tartışılmıştır. Op Art görüşünü ortaya koyan ve tarz olarak benimseyen öncü kişi ve sanat grupları hakkında bilgiler verilmiştir.20.yüzyılda ortaya çıkan ve kısa bir dönem süren Op Art, gözün yanıltılabileceğine dair ortaya koyduğu çalışmalarla dikkat çekicidir. Op Art temelli komposizyon ve renk yapıları günümüzde özellikle dikkatin çekilmesinin gerekli olduğu her alanda kullanılmaktadır. Op Art'ın sistematik ve kurallara bağlı yapısının, 20.yüzyılın ikinci yarısından sonra hızla gelişen bilgisayar destekli grafik tasarım yazılım programlarının yapılanmasında etkin olduğu düşünülebilir. Op Art'ın temel değerleri grafik sanatlar ve grafik tasarımı alanında uygulanabilir.
Marcel Duchamp'ın yapıtlarına çözümleyici bir katalog çalışması
Bu tezin temel amacı, Marcel Duchamp'ın yapıtlar bütününün tek ve sürekli bir yapı içinde oluşumunu değerlendirmektir. Öncelikle yapıtları ve yaşamöyküsü bağlamında, Marcel Duchamp'ın zihinsel oluşumunu belirleyen evreler, etki kaynaklarıyla birlikte incelenmiştir. Sonraki bölümde yapıtları çözümlenerek, Marcel Duchamp'ın düşünsel yapısı sunulmuştur. İzleyen bölümde Duchamp'ın Dada ve Sürrealizm ile ilişkisi değerlendirilmiştir. Son olarak, tam bir gizlilik içinde yürütülen ve ancak ölümünden sonra sergilenen son büyük yapıtı incelenmiştir ve Marcel Duchamp'ın Yirminci Yüzyıl'ın en radikal estetik anlayışını getiren sanatçı olarak sunulması amaçlanmıştır.
Romantizm'in 20. yüzyil avangart sanatına etkileri
18. yüzyılın ikinci yarısı itibariyle, şiir ve edebiyat başta olmak üzere, neredeyse tüm sana-tlarda görülmeye başlayan Romantizm, varlığını yaklaşık yüz yıl boyunca sürdürmüştür. Şiir ve edebiyat temelli başlayan Romantizm, plastik sanatlar alanında da son derece etkili olmuştur. Bir akımdan öte, bir düşünce ve dünya görüşü (weltanschauung) olarak kendin-den önceki ve sonraki akımlardan (izm'lerden) ayrılır. Bundan ötürü Romantizm, akım-karşı akıma (Klasisizm'e karşı Romantizm'e) indirgenemeyecek kadar yoğun düşünsel faaliyetlerin olduğu bir üretim sürecini kapsamaktadır. Romantizm'in ortaya çıkışında Almanya, özellikle de FrühRomantik'ler son derece etkili olmuştur. Bu yoğun üretim sürecinde ortaya konan 'Gesamtkunstwerk' (Topyekün Sanat), özgürlük, oyun terapisi (spieltrieb), Romantik şiir vb. kavramlar, 20. yüzyıl düşünürlerini ve sanatçılarını etkilemiştir. Özellikle Romantizm ile birlikte sanat, o zamana kadar olduğu halinden başka bir şey ha-line, düşünce haline gelebileceğinin sinyallelerini vermiştir. Hegel'in Romantizm için söylediği 'sanatın ölümü' tezi bu açıdan önemli olmuştur. Sanat, Romantizm ile birlikte sekülerleşmeye başladıkça, biçim-içerik arasındaki ilişki de kopmuştur. Caspar David Friedrich ve William Turner'ın resimlerinde bu sekülerleşmenin izlerine rastlanmaktadır. Tüm bunlar, 20. yüzyıl Avangart sanatçılarına Romantiklerden kalan mirastır. Temsiliyetin ortadan kalkmasıyla, sanat artık kendi hakikatini keşfetmiştir. Romantizm fiziksel varlığı son bulduktan sonra dahi, 20. yüzyılda ruhen yaşamaya devam etmiştir. Bu tez kapsamında Romantizm akımı ile Avangart sanat arasındaki ilişki düşünsel ve plastik sanatlar bağlamında incelenecektir.
20. yy'ın ilk yarısını yaşamış Türk mûsıkîsi bestekârlarının sözlü eserlerinde İstanbul teması
Şehir ve insan arasındaki ilişki, insanların duygu ve düşünce dünyalarına tesir etmektedir. Bu bağlamda yüzyıllar boyu birçok medeniyete ev sahipliği yapmış olan İstanbul şehri söz konusu olduğunda, yaşamın her alanına ne denli tesir ettiğini görmekteyiz. Sanattan edebiyata, siyasetten ekonomiye pek çok alanda mekân unsurunun önem arz etmesi, İstanbul gibi zamanın içinde yaşayan bir şehri araştırmamıza konu etmemize neden olmuştur. Zamanın mekân üzerindeki etkisinden yola çıkılmış olup, İstanbul'un Türkiye tarihi içerisindeki yeri ve tarihsel süreçte geçirdiği evreler ele alınmış, 20.yy'ın ilk yarısındaki tarihsel dönüşümlerin İstanbul üzerindeki etkileri incelenmiştir. Değişen İstanbul'un mûsıkîye yansımaları, Türk Mûsıkîsi'nin sözlü eserlerinde nasıl tezahür ettiği araştırmamızın ana temasını oluşturmaktadır. Seçtiğimiz dönemde Türkiye Tarihi'ndeki önemli gelişmeler, dönemin kültür politikaları ve bu politikaların özellikle Türk Mûsıkîsi'ni nasıl etkilediğine dair bilgiler aktarılmıştır. İstanbul'un Türk Mûsıkîsi'ndeki önemine dikkat çekilmiş, İstanbul' la ilgili daha sonra yapılacak çalışmalara kaynak teşkil etmesi amacı güdülmüştür. Bu doğrultuda İstanbul'un tarihsel süreçteki değişimi, 20.yy.'ın ilk yarısında siyasi-kültürel değişimlerden nasıl etkilendiği, nelerin x değiştiği ve dönemin özellikleri incelenmiş, "Cumhurbaşkanlığı Klasik Türk Müziği Korosu " arşivine kayıtlı tüm İstanbul temalı eserler tespit edilmiş ve bu eserlerin bestekârlarından 20.yy.'ın ilk yarısını yaşamış olanları göz önüne alınarak dönem sınırlaması yapılmıştır. Literatürde tespit ettiğimiz İstanbul temalı 245 eser arasından seçtiğimiz dönem aralığında yer alan 125 eser üzerinde değerlendirmeler yapılmıştır. Dönemde eser veren bestekârlar ve bu eserlerin güfte yazarları araştırmamızda ortaya konulmuş, bu bestekârların İstanbul temalı sözlü eserleri üzerinden semt bazında, makamsal ve usullerine göre tasnifler yapılmış, tablolar halinde sunulmuştur. Anahtar Kelimeler: Yirminci Yüzyıl, Türk Mûsıkîsi, İstanbul, Bestekâr
20. yy Avrupa dans tiyatrosunun gelişimi ve Türkiye izleği
Hareket ederek bir dil oluşturma ve anlatım şekline dönüştürme ihtiyacının ilk insandan günümüze kadar kendi döneminin ihtiyaçlarına karşılık gelecek biçimde şekillenerek devam ettiği bilinmektedir. İnsanların konuşma dili olmasına rağmen, hareketleri ve beden diliyle anlaşmaları ilk insandan günümüze kadar her zaman tercih edilen bir yol olmuştur. Tarihsel süreçlerin, savaşların, göçlerin, yoğun duygu durumlarının, yaşanılan coğrafyanın fiziki veya sosyolojik yapısına bağlı olarak şekillendiği düşünülen hareket ve beden dilinin oyuncular ve koreograflar tarafından tiyatro sanatına katkıda bulundukları söylenebilir. Sıcak savaş içinde olan Avrupa ülkelerinin 19.yüzyıl sonlarına doğru ortaya çıkan dışavurumculuk kavramından etkilendiği bilinmektedir. Dışavurumcu oyuncu ve koreografların sosyal ve siyasi olarak zorlu geçen bu süreç içinde yaptıkları sanatsal üretimler dans tiyatrosunun tarihsel gelişimi açısından başlangıç noktası olarak bilinmektir. Kısa süre içinde Avrupa'da kabul gören ve gelişim sürecini hızlandıran dans tiyatrosu eserleri ve sanatçıları yeni bir anlatım dilinin öncüleri olarak görülebilirler. Almanya ve Hollanda gibi Avrupa ülkelerinde gelişen bu ortak dilin gelişiminin zamanla tüm Avrupa ülkelerinde kendine yer bulduğu söylenebilir. Anahtar Kelimeler: Avrupa, Dans, Tiyatro.
10 numaralı Uşak Şer'iye Sicili'ne göre 1923-1924 yıllarında Uşak'ta aile hayatı
Osmanlı toplumunun siyasi, sosyal, iktisadi ve kültürel özelliklerini ihtiva eden Şer'iyye Sicilleri Osmanlı tarihinin en önemli kaynakları arasındadır. Şer'iyye Sicilleri 15. asırdan başlayarak 20. asrın ilk çeyreğine kadar uzun bir zaman dilimini ihtiva etmektedir. Bu bakımdan siciller, Osmanlı toplum yapısının anlaşılması ve araştırılmasında önemli kaynaklardandır.Bu çalışmanın amacı 10 numaralı Uşak Şer'iyye Sicilinin ışığında 1923-1924 yıllarında Uşak'ta aile hayatını incelemek ve yorumlamaktır. Çalışmanın ana kaynağını teşkil eden 10 numaralı Uşak Şer'iyye Sicili 203 sayfadan oluşmakta olup 1923-1924 tarihlerini kapsamaktadır. Sicil, aile hukuku ile ilgili mahkeme kayıtlarından oluşmaktadır.Tez beş bölümden oluşmaktadır. Giriş bölümünde, 10 numaralı Uşak Şer'iyye Sicilinin tanıtımı ve şer'iyye sicillerinin içeriğinden bahsedilmektedir. Birinci bölümde, Şer'iyye sicillerinden ve Osmanlı Devleti'nin hukuki yapısından bahsedilmektedir. İkinci bölümde, Osmanlı toplumunun aile yapısından bahsedilmektedir. Üçüncü bölümde, İncelenen sicil ışığında 1923-1924 yılında Uşak'ta aile hayatından bahsedilmektedir. Dördüncü bölümde ise Uşak ailesinin gündelik yaşamından bahsedilmektedir. Son bölümde ise, İncelenen sicildeki belgelerin özetleri yer almaktadır.
20. yüzyıl müziğinden örneklerle aksak tartımlar için solfej metodu önerisi
Ülkemiz konservatuvarlarında uygulanan solfej eğitimi incelendiğinde -daha çok- entonasyon ve ses gürlüğü arayışıyla belirlenen metotlarla müfredatlaşmış bir eğitim sistemi görülmektedir. Oysa bugünün dünyasında var olması istenen müzisyenin özellikle tartımsal açıdan daha iyi bir donanımla yetişmesi ve her ne kadar artık arada ciddi bir zaman dilimi bulunmuş olsa da, müzik tarihinde birçok radikal devrimin temellerinin atıldığı 20. yüzyıl örneklerinin tanıtılması gerektiği değerlendirilmektedir. Bu anlayıştan doğan gereksinimi giderme arayışında öğrencinin dikkat ve ilgisini çekerek bir sonuca ulaştırabilecek en etkili öğretinin solfej eğitimi olduğu savlanmaktadır. Bu bağlamda Türk müziğinin de vazgeçilmez bir unsuru olan aksak tartımlar ele alınarak 20. yüzyıl müziklerinden seçilmiş örneklere ait kesitlerin yeniden kompozisyon haline getirilmesiyle solfej parçaları oluşturulmuştur. İki aşamalı bir sürece ayrımlanan bu çalışmanın ilk bölümünde aksak tartımlar tarihsel ve kavramsal olarak ele alınmış; elde edilen bulgular ışığında yapılan izlek sonucu bu tartımların kökenbilimsel sonuçları aranmıştır. Kökenbilimsel araştırmaların yanı sıra bu tartımların kuramsal gereksinimleri ve sonuçları da tez aşamasında değerlendirilmiştir. Aksak tartımların Türk müziğinde bıraktığı izler de sorgulanarak Türk müziğinin tartımsal çeşitliliğini oluşturan bu tartımlara ait 'izler' ve 'anlayışlar' solfej metodu oluşturma aşamalarında çalışmaya eklenmiştir. Oluşturulan bu zemin üzerine, 20. yüzyılda ülkemizin haricinde de birçok bestecinin müziğinde yer bulmuş olan bu aksak tartımlar, belirlenmiş bir süzgeçten geçirilerek solfej parçaları haline getirilerek bir metot önerisi sunulmuştur.
XX. yüzyılda modernizmin Türk ve Gürcü poetikasındaki etkileri
Batı'da gelişen modernizm Türk ve Gürcü edebiyatını ve özellikle de şiiri etkilemiştir. Edebi alanda farklı dönemlerde ortaya çıkan modernleşme hareketleri arasında büyük benzerlikler bulunmaktadır. Modernizm Gürcistan'da Maviboynuzlularla 1915 yılında görülmüştür. Ardından gelen H2SO4 şiir hareketi de Gürcü şiirinde modernleşmenin devamı niteliğindedir. Türkiye'de ise şiirde Tanzimat'tan başlayan yenileşme 1950'lerde İkinci Yeni şiirinde zirveye ulaşmıştır. Farklı dillerde konuşan bu iki ülkenin şairleri birbirlerini ve eserlerini tanımadıkları için aralarında bir etkileşimden söz edilemez. Ancak her iki ülkenin şiirinde de Batı modern şiirinin öğelerini izleyebiliyoruz. Avrupa'da gelişen modernist akımlar Gürcü şairler üzerine doğrudan etkili olmuştur ve bu etki eşzamanlıdır. Türkiye'de ise bu etki gecikmelidir. Şiirde dilin, sözdiziminin, imlanın değişimi, serbest veznin kullanılması, kafiyesiz dizeler yazma denemeleri Gürcü ve Türk şiir hareketlerinin ortak noktalarındandır. Arkada gelişen baskıcı siyasi ortamları karşısında her iki milletin şiir hareketlerinin siyasetten uzak durma tercihleri de ortaktır. Sanatçıların eserlerinde imgelerin ve simgelerin egemenliğinin kaynağı buradadır. Ayrıca şiir dışında, şiir üzerine düzyazı yazma geleneği de Batı'dan gelen bir yeniliktir. Yaratılan yeni şiirde kullanılan kavramlar, icat edilen sözcükler vs. hakkında açıklamalar bu düzyazılarda yer alır. İkinci Yeniciler de Maviboynuzlular da bu amaçla düzyazılara sıklıkla başvurmuştur. Bu çalışmada her iki ülkenin şiirindeki modernleşme süreci şairlerin düzyazılarından yola çıkarak değerlendirilmiştir.
XIX. yüzyıldan XX. yüzyıla Ankara'da göç ve iskân (1856-1918)
XIX. yüzyıldan günümüze kadar yaşanan siyasî gelişmelerle doğru orantılı olarak dünyanın pek çok farklı yerinde olduğu gibi Anadolu coğrafyasında da demografik açıdan önemli hadiselerin meydana geldiği yadsınamaz bir gerçektir. Osmanlı Devleti'nde içe dönük göç olgusu XVIII. yüzyılın son çeyreğinden itibaren baş göstermiş olsa da, asıl yoğunluğun Kırım Harbi'nin (1856) ardından gerçekleştiği bilinmektedir. 1877-78 Osmanlı Rus Harbi ise göçler konusunda en önemli kırılma noktasıdır. 1877-78 Osmanlı Rus Harbi'nden sonra birçok farklı muhacir grubu, kitleler halinde Anadolu'ya göç etmiştir. Balkan Savaşlarının da meydana gelen göç hadiselerinde önemli bir etkisinin olduğu muhakkaktır. Osmanlı Devleti'nin tarih sahnesinden çekilmesinden sonra da -Cumhuriyet devrinde- Anadolu coğrafyasına göçlerin devam ettiği oldukça maruftur. Cumhuriyetin ilk yıllarından itibaren meydana gelen göçler aralıklarla ve çeşitli yoğunluklarla günümüze kadar süregelmiştir. XVIII. yüzyılın son çeyreğinden itibaren başlayıp günümüze kadar devam eden göç hadiselerinde Anadolu'nun pek çok vilayeti gibi Ankara da önemli bir iskân sahası olmuştur. Bu süreçte Ankara'ya, Kırım ve Kafkaslar'dan Tatar ve Nogaylar; Kafkaslar'dan bunların (Tatar ve Nogay) yanında Karaçay-Malkar, Abaza (Abhaz), Çerkes (Adige) ve Çeçenler; Rumeli'den ise Boşnak ve Arnavutlar'ın yanında Romanya, Kosova, Bulgaristan ve Yunanistan'dan Türkler/Müslümanlar göç etmiştir. Romanya'dan (özellikle de Dobruca'dan) gelen muhacirlerin önemli bir kısmı Kırım kökenli Tatarlardır. Bunun yanında Ankara'ya Rusya'nın Ufa, Kazan ve Kuban vilayetlerinden gelen Tatar ve Nogay muhacirler de iskân olunmuştur. Bu süreçte gelen muhacirler Ankara'da daha çok bugünkü Haymana, Gölbaşı, Polatlı, Balâ, Sincan (Zir), Çubuk, Şereflikoçhisar, Kahramankazan (Murtazaâbâd), Ayaş ve Akyurt kazalarına yerleştirilmiştir. Ankara'nın merkezinde de bir kısım muhacirin iskân edildiği anlaşılmaktadır. Bahsi geçen mahallerde muhacirler için teşkil edilen yerleşim alanlarının önemli bir kısmı mevcut demografik yapılarını koruyarak günümüze kadar ulaşmıştır. Bu yaşam sahalarından bir kısmının nüfusu oldukça azalsa da hâlen Ankara'da 50'ye yakın muhacir yerleşim alanı varlığını korumaktadır. Giriş ve üç bölümden oluşan bu çalışmada göçlere neden olan gelişmelere kısaca değinildikten sonra, Ankara'ya muhacir iskânının sebepleri, Ankara'da iskân olunan muhacir grupları, iskân sırasında karşılaşılan sorunlar, muhacirlere yapılan yardımlar ve sağlanan ayrıcalıklar ile muhacir iskânının Ankara'ya etkileri/katkıları arşiv kayıtlarına ve saha araştırmalarına dayalı olarak ele alınacaktır.
Eduard Tubin kontrabas konçertosu ve icrasındaki zorluk dereceleri'nin ölçümü
Estonyalı besteci Eduard Tubin'in 1948 yılında yazdığı kontrabas konçertosu, kontrabas repertuvarına büyük ölçüde katkı sağlamıştır. Günümüzde kontrabas çalan müzisyenlerin repertuvarlarında yer alan ve beğenilen bu eserin, diğer kontrabas eserleri arasında; melodik yapı, teknik ve ritmik zorluk bakımından seslendirilmeye değer olduğu söylenebilir. Bu araştırmanın amacı; meydana gelen zorlukların tespitini yapmak ve bulguların yorumuyla, bazı çözüm önerilerini ortaya koymaktır. Çalışmada konçertonun icrası esnasında karşılaşılabilecek melodik, teknik ve ritmik zorlukların tespit edilmesi için alanında uzman kişilere danışılarak anket formu oluşturulmuştur. Hazırlanan anket formu, Türkiye'deki Üniversitelerin Devlet Konservatuvarlarındaki akademisyenlere ve senfoni orkestralarında yer alan kontrabas sanatçılarına dağıtılmıştır. Araştırma nitel araştırma yöntemidir. Veriler amaçlı örnekleme yöntemi ile incelenmiştir. Araştırma; akademisyen ve kontrabas sanatçılarının oluşturduğu, gönüllü katılan dokuz kişiyi kapsamaktadır. Cevaplar elektronik posta yolu ile elde edilmiştir. Verilerin çözümleri ve yorumları nitel araştırma yöntemlerine uygun olarak yapılmıştır. Anket sonuçlarından edinilen bulgular ışığında; esere yaklaşım ve yorumlamayla birlikte, icranın daha farklı ve güzel bir boyuta taşınması amaçlanmıştır.
20. yüzyıl klasik gitar müziğinde kullanılan efektler ve farklı çalım teknikleri
Bu çalışma 20. Yüzyıl klasik gitar müziğinde tespit edilen eserlerde kullanılan efektler ve teknikleri konusunda icranın nasıl olacağı konusunu ele almaktadır. "Giriş" kısmında klasik gitarın tarihine ve gelişime, 20. Yüzyılda gitara yön veren bestecilere, kullanılan teknik ve belirlenmiş eserlerdeki efektlere yer verilmiş ve değinilmiştir. "Yöntem" kısmında veri analizi ve araştırma modeline ilişkin bilgilere yer verilmiştir. "Bulgular ve Yorum" kısmında araştırmanın konusu olan teknik ve efektlerin uygulanışı, gitarın farklı özellikleri ile açıklanmış, ilgili eserler tespit edilip örneklenmiş ve elde edilen bulgulara dayanılarak sonuç ve öneriler sunulmuştur.
Yirminci yüzyıl savaş karşıtı edebiyatta eko-eleştirel sesler
Bu doktora tezi, yirminci yüzyıl anaakım Amerikan edebiyatında savaş karşıtı eserlerin eko- eleştirel bağlamda incelenmesini kapsamaktadır. Bu eserlerde belirgin olarak öne çıkan insan merkezcilik deşifre edilerek savaş karşıtı edebiyatın savaşı ve savaş karşıtlığını nasıl tanımladığı araştırılmıştır. Böylece bu eserlerin insan dışındaki canlılara ve doğaya yaklaşımı irdelenerek türcülüğün nüveleri ortaya çıkarılmaya çalışılmıştır. Seçilen eserlerin incelenmesinde eko-eleştirel kuramların yanında militarist kuramlar da kullanılmıştır. Tüm kuramsal art alan öncelikle Amerikan tarihinde savaşların detaylı olarak incelenmesine olanak sağlamış ayrıca Amerikan edebiyatı geleneğinde savaşların yerinin altını çizmesi açısından da etkin olmuştur. Tüm bu tarihsel sürecin detaylı tartışılması ise yirminci yüzyıl Amerikan edebiyatının üzerine inşa edildiği ideolojik temeli anlatması bakımından önemlidir. Bu noktada araştırma nitel veri kapsamında derinlemesine eser incelemesi yoluyla yapılmıştır. Anaakım Amerikan edebiyatından seçilen örnekler savaş karşıtı edebiyatın savaşın anlamı ve yıkıcılığını insanı merkeze alarak tanımlayıp anlattığını göstermektedir. Üç roman, iki hikâye ve altı şiirden oluşan bu eserler; Mark Twain'in "Savaş Duası" ("War Prayer") (1916) isimli hikâyesi, Angela Morgan'ın "Anaların Savaş Feryadı" ("Battle Cry of the Mothers") (1915) isimli şiiri, Charles W. Wood'un "Büyülü Pompa Kralı" ("King of the Magical Pump") (1914) isimli şiiri, Ernest Hemingway'in "Şeref Merası" ("Champs d'Honneur") (1923), Zamanımızda (In Our Time) (1924) ve Silahlara Veda (A Farewell to Arms) (1929) isimli eserleri, Louis Simpson'ın "Carentan O Carentan" (1949) isimli şiiri, Randall Jarrall'ın en ünlü savaş şiirlerinden birisi olan "Alt Taret Nişancısının Ölümü" ("The Death of Ball Turret Gunner") (1945), Robert Lowell'ın "Lekesiz Doğum Bayramının Arifesinde, 1942" ("On the Eve of the Feast of the Immaculate Conception, 1942") (1943) isimli şiiri, Joseph Heller'in Madde 22 (Catch 22) (1961) isimli romanı ve Tim O'Brien'ın Taşıdıkları Şeyler (The Things They Carried) (1990) isimli romanıdır. Anahtar Kelimeler: eko-eleştiri, savaş karşıtı edebiyat, post-hümanizm, Amerikan edebiyatı, Amerikan tarihi
20. yüzyıl başlarında Kazak edebiyatında hikâye
"20. Yüzyıl Başlarında Kazak Edebiyatında Hikâye" adlı bu çalışmamızda, söz konusu dönemdeki Modern Kazak Hikâyesi'ni metin merkezli bir yaklaşımla değerlendirmeye çalıştık. 20. yüzyıl başları ifadesinden kastımız, siyasi hareketlerle beraber Modern Kazak Edebiyatı'nın da ivme kazandığı 1905 yılı sonrasından başlayıp II. Dünya Savaşı'ndan hemen önceki döneme kadar uzanan süreçtir. Bu süreç içerisinde, 1920'ye kadar süren kısım Kazak Tarihi'nde "Alaş Dönemi" olarak adlandırılmaktadır. 1920'deki Sovyet hâkimiyetinden sonra, takip eden iki on yıllık süreçte, 20'lerin ve 30'ların sonlarında; Stalin'in "aydın katliamı" yahut "repressiya siyaseti" Sovyetler Birliği'ne bağlı bütün Türki cumhuriyetlerde vahşice uygulanmıştır. Bu süreçte Kazak edipler, Kazak halkının içinde bulunduğu iptidai şartların yanında Birinci Dünya Savaşı; Ekim Devrimi; Rus İç Savaşı ve Kazakistan'da Sovyet hâkimiyetine tanıklık etmişlerdir. Tezimizde incelediğimiz hikâyelerde, bu tarihî serüven sırasında halkın durumunu aydınlatan göstergeleri yakalamaya çalıştık. Giriş bölümünde, 20. yüzyıl başlarında Kazakların ve Kazakistan'ın siyasi durumundan bahsettik. Daha sonra ise geleneksel (sözlü) edebiyattan ve yazılı edebiyatın nasıl başladığından bahsettik. Birinci bölümde Modern Kazak Hikâyesi'nin başlangıcından bahsederek 20. yüzyıl başlarındaki önemli hikâye yazarlarının hayatlarını anlattık. İkinci bölümde, bu dönemde yazılmış 13 hikâyeyi inceledik. Üçüncü bölümde, incelediğimiz hikâyeler ışığında dönemin ve toplumsal yaşamın edebiyata nasıl yansıdığına dair tespit ve değerlendirmelerimizi ortaya koyduk. Sonuç bölümünde ise çalışmamız ışığında döneme dair genel düşüncelerimizi ve yorumlarımızı yazdık.
Into the wild: Ottoman photographic excursions to Libya at the turn of the twentieth century
This study investigates the Ottoman center's conceptions and representations of the periphery, at the turn of the twentieth century as reflected in the representation of Libyan provinces of the empire. The main sources used in this study are the illustrated travelogues of two Ottoman officers posted to Libyan provinces. The first of these is Azmzâde Sadık El-Müeyyed's travelogue, published in 1896 and entitled "Travel in the Great Desert of Sahara," , about his travels in 1895. The second is Cami Baykurt's, "From Tripoli to the Great Desert of Sahara", which was published in 1910 and detailed his travels in 1906-1907. The theoretical framework of the study is orientalism and the Ottoman Empire's appropriation of orientalist discourse and practices. In its effort to be rigorously historical and contextual this study is based on a number of comparisons. Starting with comparing European colonial policies, concepts with Ottoman Empire's colonialist inspired policies and concepts adopted by the state in Libyan provinces and in the light of these comparisons the Ottoman officers' representations are compared with European orientalist discourse and representational conventions. The authors' renditions of Libya were related to the social and political context of the Libyan provinces in particular and the Ottoman Empire in general, thus their accounts give insights about these. The representations of the authors are also compared with each other, for their conceptions and representations do not monolithically reinforce the official imperial view, but also complicate it. The main argument of this study is that the representation of the Libyan provinces by these authors was inscribed in the orientalist discourse. Rather than challenging and opposing European orientalist constructs, the Ottoman authors ideological constructs about Libyan and peripheral subjects of the provinces were much more parallel to the former. However this does not mean that the Ottoman actors' representations were mere copies of European constructs. The Ottomans used the discursive and visual frameworks of orientalist representation, which was effective in the establishment of European colonial hegemony over the Orient, for their own purposes and agendas. In this way the Ottomans representations constitute an example of the complex process of the appropriation and multiplication of the orientalism in different contexts. The methodological discussions about the usefulness of photographs in further fracturing and complicating the eurocentric discourse of orientalism is central to the study.
Reading modernity in India: the practice of widow - burning in the light of nineteenth and twentieth century debates
This study examines the practice of burning-wives in colonial India during the nineteenth century, when the debate over abolishing it was at its peak. Based on secondary sources, it tries to understand how the British rule perceived this cultural crime and developed strategies for dealing with it. Putting forward that British authorities paid less attention to common forms of gender violence such as 'rape' and 'prostitution', the study attempts to show how they focused instead on culturally specific crimes, such as 'burning-wives', 'female infanticide' and 'dowry death'. Here, one should call attention to the process of codification of these issues in India. On the one hand, witness narratives show how the colonial power uses 'law' in order to constitute a 'rule of difference'. On the other, however, once the colonial and 'post-colonial' cases of suttee are compared, one clearly sees that the colonial approach to the issue of suttee is part of a grand discourse, which contemporary suttee debates must take into account. Based on historical documentation and a contemporary suttee case called Roop Kanwar, the study aims at showing how examining debates over women's body can be useful in understanding the experience of modernity in India. An interpretation of colonial and post-colonial suttee debates clearly reveals how modernity shaped colonial practices in India.