Mother tonque
103 theses under this subject heading
Türkiye'de çift dilli Kürt ergenlerde tutumun ana dil bozumu üzerindeki rolü
The aim of this dissertation is to explore the relationship between attitude and first language attrition, defined as the non-pathological decrease in a language that had previously been acquired by an individual (Köpke & Schmid, 2004). The studies on L2 acquisition have shown the strong impact of attitudes, motivations and other affective factors on linguistic learning. This dissertation, therefore, hypothesizes that attitude has a decisive influence on language attrition and maintenance. Both quantitative and qualitative data have been employed during the process of data- gathering. We used Personal Language Attitude Questionnaire for Bilinguals (PLAQ- B) developed by our research team to assess the attitudes of 134 adolescents towards their first language. PLAQ-B, as the basis for our diagnostic tool, was interpreted in four sub-dimensions determined by Factor Analysis (Factor 1st: Language maintenance and Motivation, Factor 2nd: The second Self-efficacy, Factor 3rd: prestige of the language and Factor 4th: Affective Domain). In order to measure the participants' first language attrition level, three picture naming tasks and two writing tasks were also used. Finally, Think Aloud Protocol was applied to randomly selected 14 volunteer participants to learn more about the reasons of attrition and to validate all the information obtained from the questionnaire and the tasks. The results have shown that there is not only a significant correlation between attitude and such variables as language maintenance, language choice and the frequency of language use, but also a strong correlation between attitude and the performance of the participants in the picture naming tasks and the writing tasks. Keywords: First language attrition, attitude and language maintenance.
Türkiye ve İngiltere'deki 11-14 yaş öğrencilerinin ana dili çalışma kitaplarındaki yazma etkinliklerinin incelenmesi
Dil birey için kendini ifade edebilmenin ve dışarıdakileri algılayabilmenin en temel yoludur. Kişinin yaşamına beraber başladığı dili iyi kullanabilmesi hiç şüphesiz eğitimin en temel konularından biridir. Çocukların ailesinde başlayan ana dili eğitimi, sonrasında okuldaki örgün eğitimle devam eder. Okulda ana dili öğretimi belli bir program dâhilinde sistemli bir şekilde gerçekleştirilmektedir. Yazma eğitimi, okulda kazandırılan ana dili becerilerinden bir tanesidir. Yazma eğitimi sürecinde ders ve çalışma kitapları kullanılan materyaller içerisinde önemli bir paya sahiptir. Bu çalışmanın amacı; Türkiye ve İngiltere'deki 11-14 yaş öğrencilerinin ana dili öğretimi çalışma kitaplarındaki yazma etkinliklerinin incelenmesini yapmaktır. Bu iki ülkenin kullanmış olduğu ders kitaplarındaki yazma etkinliklerinin karşılaştırılarak değerlendirilmesi bakımından bu çalışma önem arz etmektedir. Bu araştırmada araştırma verileri Türkiye ve İngiltere'de kullanılan ana dili ders kitaplarını karşılaştırmak amacıyla nitel araştırma yöntemlerinden doküman incelemesi yoluyla toplanmıştır. 2014-2015 Eğitim-Öğretim yılında Türkiye'de okutulan ilköğretim 7. sınıf Türkçe kitaplarındaki yazma etkinlikleri ve İngiltere'de aynı yaş grubuna denk gelen Year8 (Yıl 8) İngilizce kitapları incelenmiştir. Yazma etkinlikleri yazma yöntemleri bakımından incelenmiş, benzerlikler ve farklılıklar ortaya konulmuştur. Kitaplarda en az bir adet örneği bulunan yazma yöntemi örnekleri verilmiş ve yorumlanmıştır. Araştırmanın sonuçlarına göre, kitaplar biçimsel olarak incelendiğinde, İngilizce kitaplarının boyut olarak farklılık gösterdiği; baskı, kâğıt ve görsel zenginlik bakımından daha iyi olduğu saptanmıştır. İngilizce kitaplarında kullanılan görsellerin sayfalarda daha geniş alanlarda yer aldığı görülmektedir. İçerik olarak incelendiğinde İngilizce kitaplarındaki ünite başlıklarının daha ilgi çekici ve farklı konularda olduğu, Türkçe kitaplarının ise çok kapsamlı ve genel olduğu söylenebilir. İngilizce kitaplarında her bir ünitenin başlangıcında, o ünitenin temasına ilişkin kısa bir ön bilgi verilmiş ve ele alınacak konular belirtilmiştir. Araştırmada yazma etkinlikleri incelendiğinde, Türkçe kitaplarında İngilizce kitaplarına kıyasla nicel olarak daha fazla etkinliğin yer aldığı görülmektedir. Türkçe kitaplarındaki yazma etkinlikleri genel olarak kelime ve cümle yazma boyutunda kalmış, birkaç paragraftan oluşan daha geniş yazma etkinliklerinin çok sayıda yer almadığı saptanmıştır. Buna karşın İngilizce kitaplarında uygulanan yazma etkinliklerinin daha geniş çalışma gerektirdiği, cümle yazmaktan çok paragraf ve kompozisyon yazma üzerinde odaklanıldığı görülmüştür. Türkçe kitaplarındaki yazma etkinliklerin yazma öncesi ve sonrası etkinliklere çok az rastlanmıştır. İngilizce kitaplarında ise yazma etkinlikleri ya bir önceki etkinlikle bağdaştırılmış ya da yazma öncesi çalışmalarla yazma etkinliği belli bir süreç dâhilinde gerçekleştirilmek istenmiştir. Bu da İngilizce kitaplarındaki etkinliklerin süreç temelli yazma yaklaşımını daha çok benimsediğini göstermektedir. Türkçe kitaplarında grup olarak yazma etkinliklerine rastlanmazken İngilizce kitaplarında ise tümevarım, tümdengelim ve araştırmaya dayalı bilimsel yazma yöntemlerine yer verilmediği görülmüştür. Türkçe kitaplarında kontrollü yazma yönteminin yoğunluğu görülürken, İngilizce kitaplarında yaratıcı yazma yönteminin sıklıkla kullanıldığı saptanmıştır. Not alma yönteminin tüm kitaplarda az sayıda yer aldığı görülmektedir. Özet çıkarma yönteminin Türkçe ve İngilizce kitaplarında çok sayıda yer aldığı belirlenmiştir. Anahtar Kelimeler: Ana Dili, Ders Kitapları, Yazma Eğitimi, İngiltere, Kitap İncelemesi, Yazma Yöntemleri
Yabancı dil/ ikinci dil olarak Türkçe öğretiminde iletişim dili
Uzun yıllardır yabancı dil/ ikinci dil öğretimi sınıflarında öğreticilerin hedef dili kullanmaları ve öğrenicilerin anadilinden uzak kalmaları savunulmuş veya önerilmiştir. Fakat bu görüşün aksine anadili kullanımının faydalı olduğu ve yabancı dil öğrenimini kolaylaştırdığına dair görüşler de sunulmuştur. Bu çalışmada, yabancı dil/ ikinci dil olarak Türkçe öğretimi sınıflarının iletişim dilinin ne olduğu ve ne olması gerektiği; hedef dilin, öğrenicilerin anadilinin veya bir araç dilin yeri ele alınmıştır. Öncelikle yabancı ve ikinci dil öğretiminde iletişim dili ile ilgili ortaya konulan görüşler sunulmuş; ardından yabancı ve ikinci dil olarak Türkçe öğretimi sınıflarında iletişim dilinin, bunun yanı sıra hedef dilin, öğrenicinin dilinin veya bir araç dilin yerinin ne olması gerektiği üzerine görüşme tekniğiyle veri toplanmıştır. Araştırmaya, hem Türkiye'de hem de Türkçenin anadil olarak konuşulmadığı bağlamlarda Türkçe öğretme deneyimine sahip toplam 15 öğretici katılmıştır. Yapılan görüşmeler sonucunda, hem yabancı hem de ikinci dil olarak Türkçe öğretiminde öğreticilerin genellikle hedef dil olan Türkçeyi kullanmayı tercih ettikleri görüşüne ulaşılmıştır. Özellikle Türkiye'de Türkçe öğretirken, farklı dil kökenlerinden gelen öğrenicilerin bulundukları sınıflarda, tüm öğrenicilerin bildiği ortak bir dil bulmak her zaman mümkün olmadığı için hedef dil dışında başka bir dile başvurmadıkları dile getirilmiştir. Hedef dil dışında başka bir dil kullanımının öğrenicileri kolaycılığa alıştırdığı ve hedef dilde iletişimsel yeterliğe zarar verdiği belirtilmiştir. Bunun yanı sıra, özellikle başlangıç düzeyinde hedef dil dışında ortak bir dil kullanımının öğretimi kolaylaştırdığı, öğrenicileri motive ettiği ve öğrenici- öğretici arasında olumlu bir iletişim kurulmasını sağladığı savunulmuştur. Ayrıca yabancı dil öğreten bir öğreticinin de mutlaka anadili dışında başka bir dili öğrenme deneyimine sahip olması gerektiği görüşü desteklenmiştir. Toplanan veriler ve mevcut literatür ışığında yabancı dil/ ikinci dil olarak Türkçe öğretimi sınıflarında iletişim dilinin ne olması gerektiği üzerine öneriler sunulmuştur. Anahtar Sözcükler Yabancı dil, Türkçe öğretimi, iletişim dili, hedef dil, anadili, ortak dil.
TTK ders kitaplarındaki kalıp sözler: Kalıp sözlerin kullanımında İsviçre örneği
Geçmişi eskiye dayanan Türkçenin öğretimi günümüzde önemini daha da arttırmakta gerek yabancılara Türkçe öğretimi olarak gerekse yurt dışındaki Türk çocuklarına Türkçe öğretimi olarak ön plana çıkmaktadır. Yurt dışında yaşayan Türk çocuklarına yönelik olarak yapılan Türkçe öğretiminde, Türkçe materyallere ulaşım sınırlı olduğundan temel kaynak ve materyal olan ders kitapları daha önemli ve belirleyici hâle gelmektedir. Dil öğretiminde kalıp sözler, her dilde olduğu gibi Türkçe ve Türk Kültüründe de önemli bir yere sahiptir ve günlük hayatta sıkça kullanılmaktadır. Bu durum kalıp sözlerin Türkçe öğretimindeki önemini arttırmaktadır. Bu bağlamda 2019 yılından itibaren kullanılmaya başlanan TTK kitaplarının içeriğindeki kalıp sözler betimlenecek ve İsviçre'deki Türk çocuklarının bu kalıp sözleri kullanabilme düzeyleri tespit edilmeye çalışılacaktır. Dilde iletişim rahatlığı sağlayan kalıp sözler hem sözlü ve yazılı iletişimde anlatım olanakları sağlamakta hem de toplumun kültürüne ışık tutmaktadır. Bu nedenle, çocukların kalıp söz kullanım düzeylerinin tespit edilerek olası eksikliklere yönelik betimlemelerin yapılması, Türkçe öğretiminin planlanması açısından önemli katkı sağlayacaktır.
A study into the interplay between first and second language reading motivation and vocabulary development
The present study aimed to examine the cross-linguistic effect of L1 vocabulary, reading motivation and habits on L2 vocabulary, reading motivation and habits. In this respect, proposing a model, the study aims to contribute to the foreign language education and research. Moreover, the study also seeks to contribute to Turkish language studies through illustrating Turkish vocabulary size, reading motivation and habits of university students. With respect to the sample size and data collection tools required by the complex theoretical model proposed, the study employed a quantitative survey research design. The data was collected through vocabulary size tests, reading motivational scales and reading habits questionnaires from a total of 490 participants from the four different state universities. As the complex theoretical model suggested, the model proposed in the study was analyzed with PLS-SEM technique. The results revealed that L1 vocabulary size and reading efficacy were the two predictors of L2 vocabulary size; however, L1 vocabulary size was the best predictor. Whereas L1 reading habits explained L1 vocabulary size, L2 reading habits did not predict L2 vocabulary size. Although participants' most highly endorsed reading motivational dispositions in L1 and L2 were different, only intrinsic reading motivation explained reading habits in L1 and L2. Moreover, L1 reading motivation and habits significantly predicted L2 reading motivation and habits. In this respect, the study suggests that L1 vocabulary size and reading habits are important in the development of L2 vocabulary size and reading habits.
The attitudes of secondary school students towards native and non-native English speaking teachers in an EFL context
This thesis explores the attitudes of secondary school students studying at private schools towards native and non-native English teachers in an EFL context. In particular, what kind of attitudes these students had in terms of learning English and a good English teacher image were investigated. In addition, the students' preferences for each group of teachers or both of them were sought besides the reasons for this preference. In order to reveal the attitudes, 680 students were surveyed through an attitude scale followed by an open ended question seeking the reasons for their preferences, six structured focus group interviews, for about 4, 5 hours in total, were held with 84 of them, and two English classes of students were observed both with two native English speaking teachers and two non-native English speaking teachers in a period of three months for 35 lesson hours. The quantitative results were analysed via SPSS by using means, percentages, and a t-test, and the qualitative data were analysed through the content analysis method. The results of the study indicated that these students had positive attitudes towards both their native English-speaking English teachers and their non-native English-speaking English teachers, so they mostly preferred to be taught by both groups of teachers. It was also revealed that the students perceived both of their teachers to be good English teachers but that they favoured their NNESTs in terms of pedagogical teaching skills. The findings also showed that these students mostly recognized their teachers' different strengths and weaknesses. So, they mostly preferred their NESTs for the teaching of oral skills and vocabulary teaching, and they favoured their NNESTs mostly for grammar teaching and as they provided the use of L1 (Turkish) when necessary.
Türkçe ve Türk işaret dili (TİD)'nde hikaye başlangıçları ve karakter tanıtımları: Dil kanalının farklı olması bize neyi gösterir?
The aim of the current thesis is to track the developmental patterns in learning to set the scene and introduce referents in narrations produced by hearing children acquiring Turkish and deaf children acquiring Turkish Sign Language (Türk İşaret Dili - TİD). While narrating events presented in visual modality as in picture stories, spoken language acquiring children need to translate them into sequential segments of verbal output following the linguistic structures of their language (Berman and Slobin, 1994). This is not the case for deaf children who acquire a sign language where space is used to describe events and linguistic structures bear visual resemblance to the real events. The data were collected from three age groups in TİD and Turkish: Younger children between 3;5-6;8 years, older children between 7;2-9;11, and adults. There were 10 participants in each age group in each language, thus a total of 60 people took part in the current study. The participants were asked to narrate a picture story (Balloon Story, Karmiloff-Smith, 1981) to a deaf or a hearing person depending on the language condition. All the data were annotated and coded by deaf and hearing research assistants for the linguistic elements used to set the scene at the beginning of the narration (i.e., who, where, what information for the first picture) and the use of explicit linguistic forms to introduce the referents (i.e., the boy, the balloon man, the balloon). The results of the analyses showed that TİD-signing and Turkish-speaking children reached the adult patterns in learning to use scene setting elements at similar ages: In both languages, older age children, but not younger age children, were similar to adults in how frequently they used different types of scene setting elements. As to referent introduction, even younger children in both languages were adult-like in making explicit referrals to different referents of Balloon Story. Turkish speakers, in general, used explicit referrals to the main and secondary animate and inanimate characters of the story more frequently than TİD signers, which could be an effect of modality or typological difference between two languages.
A corpus-based investigation of the effect of nativeness and expertise on reporting practices in academic writing
The study aims to investigate the role of nativeness and expertise level on reporting practices in writing in applied linguistics with regards to patterns of use and construction of stance. The study compares four different corpora of research papers: (1) 30 research articles that were written by native writers of English and published in native English contexts, (2) 30 research articles that were written by Turkish non-native writers of English (3) 30 unpublished research papers written by graduate native writers of English and (4) 30 unpublished research papers written by graduate Turkish non-native writers of English. A corpus-based analysis of texts was carried out to explore the features of other-sourced research reports, that is, verb controlling that clauses used to report previous research in a study. AntConc 3.4.3 was used to extract the clauses that were analyzed in terms of subject type, reference type, reporting verbs, tense, voice and aspect, as well as the cross sectional distribution of these features.The study showed that expertise level is an important factor in disciplinary writing as native and non-native expert writers showed little variation in their reporting practices. Although both native and non-native novice writers were found to differ from expert writers considerably, remarkable differences were found between native expert and non-native novice writers. This finding indicates that nativeness status becomes less important as the expertise level increases. Furthermore, the findings support the view that non-native writing is discursively hybrid, which is more evident in novice writing.
Perceptions of instructors and students on native speakerism in terms of English language teaching, language variations and culture
The purpose of this study is to investigate the perceptions of preparatory school instructors and students on native speakerism in terms of English language teaching (ELT), English variations and culture. The participants of this study were 171 preparatory students and 70 instructors from a non-profit university in Istanbul. The study was based on a mixed methods research design to gain knowledge about the perceptions of the students (N=171) and the instructors (N=70). The quantitative data were collected via student and instructor surveys (Liu, 2018) and the qualitative data were collected via semi-structured interviews with the instructors. The data were analyzed via SPSS and content analysis. The perceptions of the students were analyzed based on their gender and their proficiency levels. In terms of English language Teaching (ELT), English variations and culture, there were no significant differences between the perceptions of students based on their gender. There were no significant differences between the perceptions of the students towards native speakerism in terms of ELT and culture based on the proficiency levels. However, in terms of English variations, the perceptions of A1 and A2 level students showed significant difference. Moreover, based on their years of experience and their academic degree, the perceptions of instructors did not show any differences in terms of ELT, English variations, and culture. Finally, qualitative data results indicated that the instructor participants had positive perceptions towards teaching different cultures and English variations and also they believed that the native/non-native instructor discrimination should come to an end. Key Words: Native Speaker, NEST, NNEST, Language Variations, Culture and Language Learning, Student Perceptions, Instructor Perceptions.
Ortaokul öğrencilerinin dinleme becerilerinin sosyoekonomik değişkenler açısından incelenmesi
Bu çalışma, sosyoekonomik ve kültürel duruma göre dinleme/izleme becerilerinin gelişim durumunu belirlemeyi amaçlamaktadır. Çalışmanın ilk bölümünde, çalışmanın problem tanımı, amacı, önemi, sınırlılıkları, varsayımları ve tanımları ele alınmaktadır. Çalışmanın ikinci bölümünde, dinleme becerileriyle ilgili teorik çerçeve ve ilgili çalışmalar sunulmaktadır. Bu bölümde, konuya ilişkin bir literatür taraması yapılmakta ve dinleme becerilerini geliştirmek için gerekli adımlar tartışılmaktadır. Çalışmanın üçüncü bölümünde çalışma modeli, popülasyon ve örneklem, veri toplama araçları, veri toplama ve veri analizi açıklanmaktadır. Çalışmanın dördüncü bölümünde araştırmanın bulguları sunulmaktadır. Beşinci bölümde bulgulara dayalı olarak sonuçlar çıkarılmakta ve sonuçlar ışığında dinleme becerilerinin geliştirilmesine odaklanılmaktadır. Sonuçlara dayalı olarak önerilerde bulunulmaktadır. Bu çalışma, sosyoekonomik ve kültürel yapıların sekizinci sınıf öğrencilerinin dinleme becerilerinde belirleyici faktörler olup olmadığını belirlemeyi amaçlamaktadır. Bu bağlamda, araştırma için nicel yöntem olarak ilişkisel tarama modeli seçilmiştir. Bu araştırmanın çalışma grubunu, 2023-2024 eğitim-öğretim güz yarıyılında Manisa ili, Turgutlu ilçesine bağlı alt, orta ve üst sosyoekonomik kültürel düzeye sahip üç ortaokuldan 8. sınıfta okuyan toplam 180 öğrenci oluşturmaktadır. Bu araştırmada kullanılan metinlerin bir bölümü, internet ortamından temin edilen video ve ses dosyaları ile Doç. Dr. Yusuf Doğan'ın Dinleme Eğitimi adlı eserinde yer alan görsel ve işitsel etkinliklerden oluşmaktadır. Bu etkinlikler izin alınarak kullanılmıştır. Bu etkinlikler etkileşimli tahta kullanılarak öğrencilere dinletilerek/izletilerek uygulanmıştır. Bir ay boyunca her pazartesi olmak üzere dört hafta boyunca her okuldaki üç 8.sınıfa, araştırmacı tarafından dinleme becerilerinin tespitine yönelik tasarlanan etkinlikler uygulanmıştır. Etkinlik uygulaması bittiğinde kişisel bilgi formu da öğrencilere uygulanmış, kişisel bilgi formu verileri SPSS 25 paket programına aktarılarak elde edilen veriler ışığında dinleme becerisinin sosyoekonomik kültürel durumdan etkilenip etkilenmediği anlaşılmaya çalışılmıştır. Elde edilen sonuçlarla uygulayıcılara (öğretmenlere), araştırmacılara, Millî Eğitim Bakanlığı'na, öğrenci velilerine dinleme becerisinin geliştirilmesi için daha fazla etkinlik ve uygulama kullanılması yönünde önerilerde bulunulmuştur.
The effect of first-language versus second-language glosses on incidental vocabulary learning and retention
The study investigates the effects of different type of computer-mediated textual glosses and no-gloss condition on incidental vocabulary learning and retention. Seventy-four native speakers of Turkish studying English at a Turkish state university participated the study. Participants were randomly assigned to three conditions: (i) Turkish (L1) gloss, (ii) English (L2) gloss, and (iii) no gloss. First, they were asked to read an English text for general comprehension and to use the glosses to enhance reading comprehension. The data were collected using both quantitative and qualitative measures. Upon reading the text, participants were administered a multiple-choice reading comprehension test as it was announced at the beginning. Next, they were administered an unannounced (in order to measure incidental vocabulary learning) on-screen vocabulary post-test. Lastly, subjects were asked to answer a questionnaire. Three weeks later they were administered an unannounced delayed vocabulary test, and volunteers were interviewed. Results of the study indicate that gloss use did not facilitate reading comprehension. Both L1 and L2-glosses were found to be effective in incidental vocabulary learning, L1-glosses being more effective than L2-glosses. Findings of the study also suggest that gloss condition does not affect vocabulary retention. Tracking data indicated that incidental vocabulary learning is positively related to the frequency of access to glosses as well as with the time spent accessing glosses. According to the qualitative data, majority of the participants preferred having L2-glosses in their reading texts and they perceived glosses to be useful and timesaving.
A conversation analytic approach to L1 use in EFL classes
There has always been an ongoing debate on using L1 in EFL classes. Even though there are different points of view, code-switching plays an important role in language learning process. The purpose of this study is to discover the pedagogical functions of code-switching in EFL classes. The classes in both A1 and A2 levels were video recorded. This video recorded data then was transcribed in terms of conversation analysis principles. The transcribed data provided evidence on both teacher's and students' code-switching in A1 and A2 level EFL classes. The study made it possible to conclude that L1 use is preferred by both the teacher and the students for different reasons such as grammar instruction, elaboration, translation and so on. Although it is thought that code-switching could limit the target language exposure, it could help as a useful tool to facilitate the language learning process. Keywords: L1 use, code-switching, EFL, conversation analysis
Student code switching in a private high school in Turkey: A case study on students' and teachers' beliefs
This case study study aimed to investigate the reasons and the functions of student code switching and both according to teachers and students in a private high school in Turkey through the analysis of a questionnaire applied to students and interviews with both students and teachers. While the quantitative data was collected through Othman's (2015) questionnaire which was adopted from Machaal's (2012) "investigation on the functions of code switching", and Al-Nofaie's (2010) research on "the role of students' first language in class" and ordered following Appel & Muysken's (2006) model for functions of code switching according to the answers from students and analysed by ANOVA descriptive statistics, the qualitative data was obtained via semi-structured interviews, which were conducted by 4 teachers and 12 students and analysed by conversation analysis. 217 students participated in the study from 9th,10th and 11th grades from the predetermined levels according to the CEFR as A1, A2, B1 and B2. Following the questionnaire, 12 students from different proficiency levels and 4 teachers, who were currently teaching at the private high school where the study was conducted, were interviewed. All interviews were transcribed. Using a mixed method design, the study also aimed to reveal if there are any significant differences between the frequency of code switching and the learners' gender, age, proficiency level, previous EFL learning experience (studying at a middle or high school before), having been and living abroad. The quantitative results of the study showed that students code switch for several reasons such as; explaining difficult concepts, to avoid misunderstanding, not being able to find the English (L2) equivalent, expressing oneself clearly and to discuss certain topics that can be more appropriate to discuss in Turkish (L1). Analysing the results gained from the qualitative findings, which were obtained from semi structured interviews, for the reasons of student code switching were found to be limited vocabulary, expressing oneself clearly, expressing emotions, carrying out tasks easily and to crack jokes. The findings of the semi structured teacher interviews revealed that the main reasons for student code switching according to teachers are; limited vocabulary, expressing oneself clearly, decreasing anxiety, cracking jokes, to discuss personal issues, to attract attention and to carry out tasks easily. No correlation was found between the frequency of student code switching and the learners' grade, living abroad and previous EFL learning experience, while positive correlation between the learners' proficiency levels, age and experience of being abroad. Key words: code switching,CS, code switching functions, code switching reasons, L1 use.
İlkokulda yabancı dil öğretiminde ana dil ve hedef dil kullanım durumu
Amaç: Araştırmanın temel amacı ilkokulda yabancı dil öğretiminde ana dil ve hedef dilin kullanılma durumunu belirlemektir. Araştırmada dil öğrenme sürecinde ilkokul 2. Sınıf öğrencilerinin ve öğretmenlerinin hedef dil ve ana dili nasıl kullandığı, hedef dil ve ana dilin fonksiyonlarını ve etkileşimlerini derinlemesine incelenmesi hedeflenmektedir. Yöntem: Durum çalışması olarak desenlenen araştırmaya 72 öğrenci ve 2 İngilizce öğretmeni katılmıştır. Araştırmada nitel veri toplama yöntemlerinden faydalanılmıştır. Gözlem, yarı-yapılandırılmış görüşme ve araştırmacı günlüğünden elde edilen veriler betimsel analiz tekniğinden faydalanılarak analiz edilmiştir. Araştırmada İlkokul 2. Sınıf İngilizce Öğretmenlerinin dil öğretim sürecinde hedef dil ve ana dil kullanmaya yönelik görüşleri belirlenmeye çalışılmıştır. Ayrıca 3 farklı 2. Sınıf şubesinin İngilizce dersleri 3 ay boyunca gözlemlenmiş ve öğrenci davranışları, sınıf yönetimi, dile ait etkileşimlerle ilgili araştırmacı günlükleri tutulmuştur. Bulgular: Hedef dilin öğretmen ve öğrenciler tarafından dil öğretiminde bir araç olarak kullanıldığı, ana dilin ise dil öğretiminde kolaylaştırıcı bir unsur olarak kullanıldığı belirlenmiştir. Sadece hedef dil konuşabilen İngilizce Öğretmenin dersinde ana dili Türkçe olan İngilizce Öğretmenine göre öğrencilerin sınıfta daha çok hedef dil kullandığı gözlemlenmiştir. Son olarak her iki yabancı dil öğretmeni de derslerde %5-10 oranında ana dile yer verilmesi gerektiğini belirtmişlerdir. Anahtar Kelimeler: Ana dil, Hedef dil, Hedef dil ve Ana dilin kullanım amacı, İngilizce öğretimi
Lise 1. sınıflarda anadili öğretiminde karşılaşılan problemler ve çözüm önerileri
Anadili öğretimin amacı, çocuğun doğup büyüdüğü çevre içinde tabii olarak kazandığı dili,planlı bir öğretim faaliyeti içinde geliştirmektir.Bu gelişme faaliyeti, dünyada ve Türkiye'de ?metin değerlendirme?, ?kompozisyon? ve ?dilbilgisi? olmak üzere üç ana başlık altında ele alınmaktadır. İlkokullarda, yapılan gözlem,uygulanan ölçek ve anketlerle , anadili öğretiminde pek çok problemin yaşandığı tespit edilmiştir.Problemlerin bilhassa, dilbilgisi öğretiminde yoğunlaştığı görülmektedir. Günümüzde, bu sahadaki çalışmalar, daha çok ders kitaplarındaki metni değerlendirmeyi esas alan okuma-anlama konusuna ağırlık verilmiştir.Dilin kullanılarak öğretilmesi üzerinde ise pek durulmamıştır.Oysa, anadilin öğrenilmesinde dilin kullanılması son derece önemlidir. Temel araştırma türünden olan bu tez, anadili öğretimi ile ilgili teorik zemini oluşturmak maksadıyla geliştirilen iki anket ve bir ölçeğin verilerini esas almaktadır.Geçerliliği güvenirliği istatistiki yollarla belirlenen anket ve ölçekler, Kadıköy bölgesi Milli Eğitim okullarında , toplam 399 öğrenciye uygulanmıştır.Uygulamadan elde edilen veriler, yüzdeleri üzerinden değerlendirilerek hükümlere varılmıştır.Bu yönüyle de çalışma, tarama modeli bir araştırma özelliği göstermektedir.Çalışmanın temelini işte bu ölçek ve anketlerin uygulamalarından elde edilen bilgilerin yorumlanması oluşturmaktadır. Öğretmen ve öğrenci anketleri, anadili öğreniminin ne durumda olduğunu belirlemek; ölçek ise 5. Sınıfı bitirmekte olan öğrencilerin anadili bilgisi ile anadili kullanma becerisi ölçmek içindir. Çalışmanın teorik zemini ise, elde edilen bilgiler değerlendirilerek ,ilgili literatür kısmında ortaya konulmuştur.Bu kısımda anadili öğretiminin üç yönü üç ayrı başlık altında ele alınmıştır. Bunlardan birincisi anadili öğretiminin konusu olduğu kadar aracı da olan Türkçe'dir.Türkçe'nin yapısı, ses, şekil ve anlam özellikleri ile anadili öğretimin konusudur.Türkçe'nin iç yapısı ise dil düzeneği de denilen kelimeler arasındaki ilişkiler sistemini oluşturur.Bu ilişkiler sistemi , kelime grupları , cümle ve cümlenin bir unsuru olan yüklemde kendine mahsus özellikler göstermektedir. Anadili öğretiminin temellendiği ikinci konu, Eğitim Psikolojisinin dallarından biri olan Öğrenme Psikolojisidir. Öğrenme psikologları konuya iki şekilde yaklaşmıştır.Birinciler, dilin bir sosyal çevre içinde etki-tepki prensibine göre kazanıldığını ve geliştiğini; ikinciler ise dil gelişiminin insanın doğuştan getirdiği özelliklere bağlı ve çocuğun zihin gelişimi ile doğrudan ilişkili bir faaliyet olduğunu söylemektedirler. Anadili öğretiminde faydalanılan üçüncü bilim dalı Gelişim Psikolojisi'dir.Çocuğun kişilik gelişimini ele alırken dil gelişimini de inceleyen bu bilim dalı, çocuğun doğumundan itibaren hangi tür kelimeleri hangi ayda ve yaşta ne kadar öğrendiğini ; kelimeden cümleye ve cümleden ifadeye doğru gelişen dil becerisinin gelişim aşamalarındaki durumunu incelemektedir.Bu sebeple, Gelişim Psikolojisinin bu verilerinin de anadili öğretiminin planlanmasında ve öğretim yöntemlerinin geliştirilmesinde kullanılması kaçınılmazdır. Çalışmanın sonucunda, problemin taranması , ilgili litaratürün araştırması ve verilerin yorumlanması ile aşağıdaki sonuçlara varılmıştır: a)İlkokullarda, Türkçe öğretiminde, dilbilgisi çalışmalarına çeşitli sebeplerle ağırlık verilmekte, dili kullanma becerisini geliştiren sözlü ve yazılı anlatım çalışmaları ise ya hiç yapılmamakta veya çeşitli sebeplerle üzerinde fazla durulmamaktadır. b)Bilhassa şehir okullarında Kolejlerin giriş sınavlarına hazırlık maksadıyla dilbilgisi öğretimine ayrılan zaman 4. ve 5. sınıflarda çok fazladır. c)Sınıf içinde, anadili öğretimi için gerekli olan iletişim ortamı kurulmamaktadır. d)İlkokulda dilbilgisi öğretimi için herhangi bir ders olmadığı halde, ihtiyaç duyulduğu için yardımcı ders kitapları, ders kitabı olarak kullanılmaktadır.e)Öğrenciler, anadili bilgileri yeterli olduğu halde, Türkçe'yi sözlü ve yazılı anlatımda yeterince işlek olarak kullanılmamaktadır. Araştırmaya dayanan bu çalışmanın sonunda çözüme yönelik önerilere de yer verilmiştir.Bunlardan belli başlı olanları şöyledir: a)Anadili öğretimi, kişilik gelişmesine sıkı sıkıya bağlı, amaç değil, araç olan bir faaliyet olarak düşünülmelidir. b)Anadili öğretiminde kullanılan kitap dahil bütün ders araçları öğrencilerin dili kullanma becerisini geliştirmek içindir.Bu sebeple, dersle öncelikle yazılı ve sözlü anlatım becerisinin geliştirecek çalışmaların yapılması gerekir. c)Ders kitaplarındaki metinlerin seçiminde ve dersin işlenişinde, çocuğun duydu ve değer gelişimi göz önüne alınmalıdır. d)Türkçe dersi içinde, dil bilgisi ve kompozisyon çalışmaları için, ders içindeki faaliyete adım adım gösteren öğretmen kitapları hazırlanmalıdır. e)Konuşma eğitimine en az yazılı anlatım kadar önem verilmelidir.
An instructional design for new cognitive structure construction in native language on second language learning
The aim of this study was to design a second language instruction through the construction of new cognitive structures in the mother tongue, and to determine its effect on the learner's cognitive load and achievement in learning complex structures. The study was undertaken in a public university in Istanbul with 79 prep school students and designed as a quasi-experimental study. A subjective cognitive load scale developed by Paas (1992), and an achievement test were utilized as the data collection tools. A covariance analysis (ANCOVA) was employed to determine student achievement between the experiment and control groups, the results of which produced a significant difference in favor of the experiment group. The results of the one-way ANOVA showed that there is a statistically significant decrease with regards to the cognitive load of the students in the experiment group. The efficiency of instruction was also measured utilizing efficiency formula developed by Paas and van Merrienboer (1994). The results corroborated the hypothesis that when designed in a way to construct new structures in the native language, thereby reducing the cognitive load, this instruction yields to an increase in the achievement of the students for the learning of complex structures in second language. The results call for more attention that the instructional design utilized as the treatment of this study is efficient on the academic achievement of the students in their learning.
İlköğretim ikinci kademe altıncı sınıfta ana diline ait sözcüklerin öğrenilmesi ve kavranılmasına ilişkin bir araştırma
Bu araştırmada, Ülkemizde geleneksel olarak kullanılan sözcüğün anlamını vererek cümle içerisinde kullandırma yöntemi ile alıştırma ve tekrarlarla desteklenen sözcük öğretimi yöntemi karşılaştırılmıştır. Bilinmeyen sözcüklerin anlamlarının öğrenilmesi ve belli aralıklarla yapılan tekrarlar yoluyla kavranılması üzerinde durulmuştur. Bunun için yansız rastlantısal yöntemle Kontrol, I. Deney ve II. Deney Grubu olmak üzere üç grup belirlenmiştir. Kontrol Grubu'na sadece sözcüklerin anlamları verilmiştir. I. Deney Grubu'nda anlamı verilen sözcükler, ikişer cümle içerisinde kullandırılmıştır. II. Deney Grubu'nda ise anlamlar verilerek alıştırmalar yaptırılmıştır. Seviye belirlemek için yapılan ilk testte, gruplar arasında istatistiksel açıdan önemli bir fark bulunmamıştır. En son yapılan testte ise II. Deney Grubu ile diğerleri arasında basan yönünden anlamlı bir fark belirlenmiştir. Buna göre bütün anlamların toplamında II. Deney Grubu, Kontrol Grubu'na (p<005) ve I. Deney Grubu'na (p<.010) oranla daha başarılı olmuştur. Kontrol Grubu ile I. Deney Grubu arasında ise (p<.975) önemsiz bir fark ortaya çıkmıştır. Sonuç olarak, alıştırma destekli sözcük öğretiminin geleneksel sözcük öğretiminden daha iyi olduğu anlaşılmıştır.
İlköğretim ikinci kademe Türkçe derslerinde medya okuryazarlığı eğitimi: Bir eylem araştırması
ÖzetMedya okuryazarlığının eğitim sistemlerine yansıtılmasına ilişkin alan yazın ve uygulamalar incelendiğinde, iki tip uygulamanın ön plana çıktığı görülmektedir. Birinci tip uygulama, medya okuryazarlığı eğitiminin, eğitim sitemleri içerisine müstakil bir ders kapsamında yerleştirilmesidir. İkinci tip uygulama ise medya okuryazarlığı eğitiminin, halihazırda yürütülmekte olan mevcut bir ders(ler)in müfredatına entegre edilerek verilmesidir. Son 20 yıllık süreçte medya okuryazarlığı eğitiminde lider olarak tanımlanan ülkelerin birinci yaklaşımı terk ederek medya okuryazarlığı eğitimini, başta ana dili eğitimi, sosyal bilgiler eğitimi, sağlık bilgisi ve vatandaşlık dersleriyle ilişkilendirerek verdikleri görülmektedir. İlgili ülkelerin bu uygulamalarından yola çıkılarak bu çalışmada; ilköğretim ikinci kademe Türkçe derslerinin medya okuryazarlığı eğitimi ile ilişkilendirilmesine yönelik bir model önerisi geliştirilmesi ve geliştirilen modelin eylem araştırması yaklaşımı doğrultusunda uygulanması amaçlanmıştır.Çalışma iki kısımdan oluşmaktadır. İlk kısım, medya okuryazarlığı alanında lider olarak tanımlanan ülkelerin ana dili eğitim müfredatlarında yer alan kazanımların tespit edilmesi ve ilgili kazanımlardan hareketle Türkçe derslerinin medya okuryazarlığı eğitimiyle ilişkilendirilmesine yönelik bir model önerisi geliştirilmesi aşamalarından oluşmaktadır. Bu aşamada, doküman incelemesi yöntemi kullanılarak ilgili müfredatlarda tanımlanan kazanımlar, içerik analizine tabî tutulmuştur. İçerik analizinin gerçekleştirilme sürecinde verilerin kodlanması, temaların bulunması, temaların düzenlenmesi, bulguların tanımlanması ve yorumlanmasında MAXQDA© adlı nitel veri analizi programından yararlanılmıştır. Analiz sonucunda, Kanada (Ontario Eyaleti), ABD, Avustralya ve İngiltere ana dili eğitimi müfredatlarının yüksek düzeyde medya okuryazarlığı eğitimiyle ilişkilendirildiği bulgusuna ulaşılmıştır. Daha sonra, medya okuryazarlığıyla ilgili bulunan bu kazanımlar, MAXQDA©`da yeniden analiz edilmiş ve oluşturdukları ortak temalar bulunmuştur. Bulunan ortak temalardan hareketle, ?İlköğretim Türkçe Dersi Öğretim Programı ve Kılavuzu (6, 7, 8. Sınıflar)?na yönelik medya okuryazarlığı kazanımları önerilmiştir. Bu kazanımlara, uzman görüşleri doğrultusunda uygulama öncesindeki son şekilleri verilmiştir.Araştırmanın ikinci kısmı ise eylem araştırmasının gerçekleştirilme aşamasıdır. Araştırmanın uygulaması, Çanakkale il merkezinde bulunan ve yüksek sosyo-ekonomik düzey ailelerin çocuklarının öğrenim gördüğü bir ilköğretim okulunun 8/C sınıfında 6 haftalık sürede (28 ders saatinde) gerçekleştirilmiştir. Araştırmanın uygulama sürecinde 8/C sınıfının 5 saatlik Türkçe derslerinin tamamı, önerilen model doğrultusunda hazırlanan paket programa göre ve araştırmacının yürütücülüğünde işlenmiştir. Uygulama sürecinde verilerin toplanması amacıyla nitel ve nicel 13 farklı veri toplama aracı kullanılmıştır. Bu araçlar aracılığıyla, 1900 sayfaya yakın doküman ve 25 saate yakın ses ve görüntü kaydı toplanmıştır. Toplanan verilerin analizinde SPSS© ve MAXQDA© adlı bilgisayar tabanlı veri analiz programlarından yararlanılmıştır.Eylem araştırması sürecinde, önerilen modele göre gerçekleştirilen öğretimin öğrencilerin medya okuryazarlık düzeylerini arttırdığı, dersleri daha eğlenceli hale getirdiği ve öğrencilerin Türkçe dersine yönelik tutumlarına olumlu yönde etki ettiği sonucuna ulaşılmıştır. Ayrıca uygulamanın, Türkçe derslerinde kullanılan metin algısını genişletmenin yanı sıra geleneksel olarak süregelen alfabeye dayalı okuryazarlık sürecini çok katmanlı okuryazarlık sürecine taşıdığı bulgusuna ulaşılmıştır.Medya okuryazarlığı eğitimi, birçok ülkede ana dili eğitimi ile ilişkilendirilerek verilmektedir. Bu yaklaşım, ülkemizdeki 13 milyon ilköğretim öğrencisinin medya okuryazarlığı eğitimi alabilmesi adına önemli bir alternatif oluşturmaktadır. Medya okuryazarlığının seçmeli olarak müstakil bir ders altında verilmesine oranla çok daha düşük bir maliyete sahiptir. Önerilen modelle verilecek eğitimin, Türkçe dersleri açısından da önemli açılımlar sağlayabileceği düşünülmektedir. Günümüz bireyinin etrafını kuşatan medya iletilerinin anlamlandırılması ve üretilmesi sürecinde, Türkçe derslerinin üzerine düşen görevi yerine getirebilmesi adına önemli bir fırsatı beraberinde getirmektedir.Anahtar Kelimeler: Ana dili eğitimi, medya okuryazarlığı eğitimi, ilişkilendirilmiş medya okuryazarlığı yaklaşımı, eylem araştırması.
Using L1 as an instructional study with prep school students: A descriptive study
The present study aimed to investigate the attitudes and beliefs of the foreign language preparatory school instructors at a large state-run university in Northwestern Turkey about their use of Turkish when teaching grammar, as well as determine for which purposes, at what stages of the classes and to what extent instructors adopt L1. It also aimed to describe students' attitudes and beliefs about their instructors' use of L1 during these classes. The research was carried out during the first term of 2018/2019 academic year. The participants were 40 EFL prep school instructors, and 100 students from the same school who were administered the quantitative data collection instruments. In addition, 10 instructors were included in the qualitative data collection process. Data were collected through three main instruments: (1) five-point Likert-type scale for intructors and students respectively, (2) semi-structured interview, and (3) observation checklist. Quantitative data were analysed by descriptive statistics while qualitative data were analysed via content analysis process. The findings indicated that university EFL instructors mostly personalized decisions about the way and amount of the use of L1 in grammar classes based on the needs and reactions of the students, and university EFL instructors' beliefs may be affected by their pedagogical training and official policies of the instutions. It was also found that both the instructors and students had positive views towards the use of L1 provided that it is utilized merely in necessary circumstances. The findings obtained from the observation checklist also supported those positive views reported by both sides of the issue. As it was carried out to investigate university EFL instructors' in particular, and students' attitudes towards the use of L1 in grammar classes and the areas where it is utilized with the justifications lying behind, the study provided some implications for educators, teacher educators, educational authorities and educational researchers concerning the systematic integration of L1 into foreign language teaching process
Reasons for and frequency of English teachers' use of mother tongue in primary school foreign language classrooms
Most of the learning in a foreign language classroom occurs via teacher talk. One of the important factors about teacher talk in a primary school language classroom is choosing the appropriate language for young learners. The significance of using the target language in a foreign language classroom has been emphasized over the years. Therefore, the study aimed to find out the frequency and functions of L1 in primary school EFL classrooms. Also, an indirect purpose of this study is to help primary school English teachers review their preferences of language choice and improve themselves. Five teachers who work in primary schools in Muş province were the participants of this study. Data triangulation was used to collect data and it included classroom observation, audio-recordings and teacher interviews. Each teacher was observed and audio recorded for three classroom hours. The teachers were interviewed by the researcher after the classroom observation process. The data was analyzed by using content analysis method. The results indicated that English teachers use L1 extensively in primary school classrooms and the learners could not get enough L2 input from the teachers. The reason for this situation might be related to teachers' invalid teaching methods in teaching foreign language to young learners. Therefore, English teachers who work in primary schools are advised to review their teaching methods and avoid using L1 in the classroom as much as possible.
Makedonya Cumhuriyeti'nin azınlık politikası ve eğitime etkisi
Makedonya Cumhuriyeti çok etnili, çok dilli, çok dinli bir toplumsal yapıya sahiptir. Buna rağmen yıllarca tek uluslu devlet yapısı üzerinde örgütlenmiştir. Son derece demokratik bir anayasaya sahip olan Makedonya'da, pratikte bu anayasanın işleyişinde aynı demokratik anlayış sergilenememiştir. Azınlıklara karşı, üstü kapalı da olsa dışlayıcı bir politika izlenmiştir. Bu da azınlıkların memnuniyetsizliğini artırmış, 2001 yılında Makedon ve Arnavutlar arasında beliren küçük çaplı bir krizle doruğa ulaşmış ve sonrasında uluslararası baskı sonucu `Ohri Çerçeve Anlaşması'nın imzalanmasıyla çözümlenmiştir. Ohri Çerçeve Anlaşması toplulukların devlet kamu kurum ve kuruluşlarında `hakça temsili ilkesi' çerçevesinde düzenlenmiştir.Bu çalışmanın amacı da anayasa ile verilen hakların pratikte nasıl işlev gördüğünü göstermektir. Bu doğrultuda Makedonya Cumhuriyeti'nin Ohri Çerçeve Anlaşması'ndan önce ve sonra yürüttüğü azınlık politikası ele alınmıştır. Daha detaylı olarak da bu politikanın eğitim alanındaki etkilerine değinilmiştir. Bu yapılırken, bu değişimin tarih yazımında ve tarih ders kitaplarındaki etkisine de yer verilmiştir. İlkokul tarih ders kitaplarından örnekler sunularak bu anlamda Makedonya'daki durum ortaya konmaya çalışılmıştır.Bugün varılan noktada görülen odur ki, Ohri Çerçeve Anlaşması'nın hakça temsil ilkesi sadece Arnavutlar için geçerli olmuştur. Ana dilinde eğitim ilkesi slogan düzeyinde kalmakta, devlet tarafından gerçek anlamda pratikte uygulanması için hiçbir özel çaba gösterilmemektedir. Makedonya gibi çok dinli, çok dilli, çok etnili toplumlarda tarihyazımı farklı gruplar arası hoşgörüyü, saygıyı, birlikte yaşamayı destekleyecek şekilde olmalıdır. Oysa Makedonya'da hâlâ geleneksel milliyetçi söylemler çerçevesinde ve hatta kendi vatandaşlarını ?ötekileştiren? bir tarihyazımı ve tarih öğretimi mevcuttur.
Der einfluss der erstsprache als ein motivationsfaktor auf den erfolg beim fremdsprachenlernen
Bei der vorliegenden Arbeit wurde die bewusste, systematische und zielgerichtete Einbeziehung der Erstsprache in den Fremdsprachenunterricht im theoretischen und empirischen Kontext bearbeitet. Diese Untersuchung stellt die Hypothese, dass das muttersprachliche System der Lernenden eine starke Grundlage für das Lernen der weiteren Sprachen ist und eine wichtige Funktion für die Lernmotivation und auch für den Lernerfolg leistet. Demnach wurde untersucht, ob die bewusst eingesetzte Erstsprache zu einer Ressource beim erfolgreichen und motivierten Fremdsprachenerlernen werden kann. Eines von der gegnerischen Hauptargumente bezüglich der Anwendung der Muttersprache im Fremdsprachenunterricht ist, dass die Integration der Erstsprache den Fremdsprachenlern- und Lehrprozess beeinträchtigt werde. Nach den Befunden unserer Untersuchung wurde festgestellt, dass eine bewusste Einbeziehung der Erstsprache im Fremdsprachenunterricht vorteilhaft ist. Die statistischen Ergebnisse der DaF- Leistung zwischen den Forschungsgruppen zeigte, dass die Experimentgruppe bei der institutionellen Finalprüfung, aber auch bei dem Leistungstest, bessere Deutschleistungen gezeigt hat als die Kontrollgruppe. Nach der Varianzanalyse für die Leistung kam [F(1-98) = 141, 442, p< 0.1] heraus und die Finalprüfungspunkte der Gruppen zeigen eine Signifikanz von (t= 9,66; p< 0.05). Auch die Ergebnisse der Varianzanalyse der vier Motivationsfaktoren kam [F(1-98)= 334,347, p< 0.1] heraus, dass sich dieser Wert auch motivational zugunsten der Experimentgruppe vorteilhaft war. Diese statistischen Ergebnisse zeigen, dass die Erstsprache im didaktischen und motivationalen Umfang eine Schlüsselfunktion hat. Deshalb sollte sie nicht als eine Barriere zwischen der neuen Sprache und dem Lerner gesehen werden, sondern als eine effektive Hilfe, die zu einem Lernerfolg führt. Wenn auch heutzutage immer noch die Einsprachigkeit unterstützt wird, wurde das Hauptargument für die Einsprachigkeit beim Fremdsprachenunterricht nach diesen Ergebnissen hinfällig. Die Erstsprache wird zu einem Motivationsfaktor, der im Lernprozess den Lernerfolg erhöht und diesen Prozess positiv beeinflusst.
Kavram ve genelleme yapısının doğrudan öğretiminin ve örtük olarak öğrenilmesinin sınıflama ve açıklama davranışına sınıflama ve açıklama davranışının kalıcılığına ve transfere etkisi
Bu çalışmada, kavram ve genelleme yapısının doğrudan öğretiminin ve örtük olarak öğrenilmesinin sınıflama ve açıklama davranışına, sınıflama ve açıklama davranışının kalıcılığına ve transferine etkisi araştırılmıştır. Araştırma, ön test-son test kontrol gruplu yarı deneysel araştırma modeline göre desenlenmiştir. Bu doğrultuda çalışmada iki deney ve iki kontrol grubu oluşturulmuştur. Araştırmacı, deneysel uygulama süresi içinde, sadece deney gruplarının derslerine girmiştir. Kontrol gruplarının derslerine, Çukurova Üniversitesi Eğitim Bilimleri Bölümünde ?Öğrenme-Öğretme Kuram ve Yaklaşımları? dersini veren iki öğretim elemanı girmiştir.Araştırma, 2008-2009 öğretim yılı bahar döneminde Çukurova Üniversitesi Ortaöğretim Alan Öğretmenliği Tezsiz Yüksek Lisans Programı'na kayıtlı Matematik, Biyoloji ve Fizik grubu öğrencileri ile gerçekleştirilmiştir. Deney-1 grubunda 24 öğrenci; deney-2 grubunda 29 öğrenci; kontrol-1 grubunda 23 öğrenci ve kontrol-2 grubunda 21 öğrenci olmak üzere toplam 97 öğrenci, çalışma grubunda yer almıştır. Doğrudan öğretim, sadece birinci deney grubunda yapılmıştır. Kavram ve genelleme yapısının bir içerik bağlamında öğrenilmesi için hazırlanan örtük öğrenme etkinlikleri, birinci ve İkinci deney grubunda aynı biçimde gerçekleştirilmiştir. Gruplar, ?kavram ve genelleme yapısı kısa cevaplı test? (KGYKCT), ?kavram ve genelleme yapısı çoktan seçmeli test? (KGYÇST), ?davranışçı öğrenme kuramı kısa cevaplı test? (DÖKKCT), ?davranışçı öğrenme kuramı kavram testi? (DÖKKT) ve ?davranışçı öğrenme kuramı ilke testi? (DÖKİT) ön test sonuçları dikkate alınarak eşitlenmeye çalışılmıştır. Bununla birlikte grupların eşitlenmesinde, tezsiz yüksek lisans programına giriş puanlarının ortalaması da dikkate alınmıştır. Araştırma verileri, araştırmanın amacı doğrultusunda hazırlanan KGYKCT, KGYÇST, DÖKKCT, DÖKKT ve DÖKİT son test ve kalıcılık testleri ile kavram transfer testi (KTT), genelleme transfer testi (GTT), güven dereceleme ölçeği (GDÖ) ve öğrenci görüş formu (ÖGF) kullanılarak elde edilmiştir.Araştırmada elde edilen veriler, SPSS 11.5 istatistik paket programı kullanılarak analiz edilmiştir. Verilerin betimsel analizi için aritmetik ortalama, standart sapma, düzeltilmiş ortalama ve standart hata değerleri verilmiştir. Karşılaştırmalı analizler için ilişkili örneklemler t testi, tek yönlü varyans analizi ve kovaryans analizi yapılmıştır. Kovaryans analizinde, regresyon doğrularının eğimlerinin eşitliği sayıltısının karşılanmadığı durumlarda tek faktör üzerinde tekrarlanmış ölçümler için iki faktörlü varyans analizi kullanılmıştır. Araştırmada öğrenci görüş formundan elde edilen nitel veriler, betimsel analiz ve içerik analizi kullanılarak çözümlenmiştir.Araştırma bulgularından elde edilen sonuçlar özetlendiğinde birinci deney grubunda uygulanan doğrudan öğretimin, sınıflama ve açıklama davranışı ile ilgili açık bilgiyi kazandırmada etkili olduğu gözlenmiştir. Ayrıca sınıflama ve açıklama davranışı ile ilgili KGYKCT ve KGYÇST son test toplam başarı puanı ve doğru yanıt güven derecesi puanı açısından birinci deney grubu ile ikinci deney grubu ve kontrol grupları arasında birinci deney grubu lehine anlamlı farklılık gözlenmiştir. Yapı testleri ile ilgili olarak ikinci deney grubu ile sadece ikinci kontrol grubu arasında ikinci deney grubu lehine anlamlı bir farklılık gözlenmiştir. İkinci deney grubu ile birinci kontrol grubu arasında anlamlı farklılık gözlenmemiştir. Kavram ve genelleme yapısının bir içerik bağlamında örtük olarak öğrenilmesi uygulanan deneysel işlemin, sınıflama ve açıklama davranışı ile ilgili örtük bilgiyi kazandırmada etkili olduğu ancak bu etkinin az olduğu belirlenmiştir. İkinci deney grubunda sınıflama ve açıklama davranışı ile ilgili örtük bilginin kazanıldığı ancak davranışçı öğrenme kuramı ile ilgili testlerde ve kalıcılık testlerinde, örtük bilginin açık biçime dönüştüğü gözlenmiştir.Araştırmada sınıflama ve açıklama davranışı ile ilgili olarak örtük ve açık bilginin transferi açısından birinci deney grubu ile kontrol grupları arasında anlamlı farklılık gözlenmemiştir. Sadece kavram transfer testinde ikinci deney grubu ile ikinci kontrol grubu arasında ikinci deney grubu lehine anlamlı farklılık gözlenmiştir. Kalıcılık testlerinde, genel olarak deney grupları ile sadece ikinci kontrol grubu arasında deney grupları lehine anlamlı farklılık gözlenmiştir. Sonuç olarak doğrudan öğretimin kavram ve genelleme yapısı ile ilgili olarak açık bilgiyi kazandırmada etkili olduğu, örtük öğrenme için uygulanan deneysel işlemin örtük bilgiyi kazandırmada kısmen etkili olduğu söylenebilir.Anahtar Kelimeler: Kavram yapısı, Genelleme yapısı, Kavram analizi, Genelleme analizi, Doğrudan öğretim, Örtük öğrenme, Açık bilgi, Örtük bilgi, Davranışçı öğrenme kuramı, Ortaöğretim Alan Öğretmenliği
14-18 yaş grubu gençlerin ana dil kullanımları
Günlük hayatımızın vazgeçilmez bir parçası olan dil, insanlar arasındaki iletişimi sağlayan en önemli ve en temel araçtır. Sağlıklı bir iletişimin kurulabilmesi için de dil eğitim ve öğretiminin önemi büyüktür. Bu tez çalışmamızda dil eğitim ve öğretiminin 14-18 yaş aralığındaki gençlerin gülük hayatlarında nasıl karşılık bulduğunun tespit edilmesi amaçlanmıştır. Yeni Türk Dili sahasının kapsamına giren gençlerin ana dil kullanımları ile ilgili sorunlar birçok alanda tartışılmış olup akademisyenler tarafından konu ile ilgili çeşitli makaleler kaleme alınmıştır. Çalışmamızda alan araştırması kapsamında anadolu lisesi, meslek lisesi, imam hatip lisesi ve genel lise olmak üzere dört farklı türdeki okuldan yirmi beşer öğrenci olmak üzere toplam yüz öğrenciden öğretmen gözetiminde deneme, eleştiri veya anı türlerinde bir düşünce veya olay yazısı yazması istendi. Öğrencilerin yazdıkları metinlerin öncelikle söz varlığı tespit edildi ve tercih edilen sözcüklerin kullanım sayısı ve sıklığı listendi. Ardından farklı türdeki okullarda eğitim alan öğrencilerin metinleri eğitim aldıkları okul türünün sözcük seçimine etkisi bakımından değerlendirildi. Sözcük seçiminde üyesi oldukları toplusal çevre mi daha etkili yoksa okul türü mü daha etkili, araştırıldı. Elde edilen bulgular değerlendirildiğinde öğrencilerin söz varlığında okul türünden daha çok ait oldukları sosyal çevrenin etkili olduğu ortaya çıktı. Anahtar Sözcükler: Söz varlığı, sözcük sıklığı, yazılı anlatım