Anxiety disorders

128 theses under this subject heading

Master'sOpen AccessTR

Pregabalinin sıçanlarda travma sonrası stres bozukluğu üzerine etkileri

Amaç: Yırtıcı koku ile travma sonrası stres bozukluğu oluşturulan sıçanlara sistemik verilen pregabalinin donakalma süresi, kaygı indeksi, gaita miktarı, kilo farkı, tükürük bezi immünoglobulin A düzeyi, progesteron ve östrojen düzeyleri, serum nörotrofin düzeyleri üzerine etkisinin araştırılması amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Çalışmada kırk adet dişi Wistar sıçan rastgele dört gruba ayrıldı. Travma ve tedavi grubu sıçanları yırtıcı koku stresine maruz bırakıldı, devamında bir hafta süre ile istirahate bırakıldı. İstirahat süresi dolan kontrol ve travma grubu hayvanlarına serum fizyolojik, pregabalin ve tedavi grubu hayvanlarına ise 30 mg/kg pregabalin oral gavaj yoluyla uygulandı. Uygulamaları takiben sıçanlar travma hatırlatıcısına maruz bırakıldı ve davranışları yükseltilmiş artı labirentinde izlendi. Devamında tükürük bezi ile kan örnekleri alındı ve hayvanlar sakrifiye edildi. Bulgular: Travma grubunda kontrol grubuna göre artan donakalma süresi oral gavaj yoluyla sistemik uygulanan pregabalin tedavisi ile geri döndü. Pregabalin tedavisi travma grubu ile travma geliştirilmeksizin pregabalin uygulanan grupta azalan tükürük bezi immünoglobulin A düzeyini geri çevirdi, fakat kaygı indeksini, gaita miktarını, kilo farkını, progesteron, östrojen ve serum nörotrofin düzeylerini değiştirmedi. Sonuç: Pregabalinin travma sonrası stres bozukluğunda etkisinin anlaşılması için daha fazla çalışmaya ihtiyaç vardır.

AnksiyeteAnksiyete bozukluklarıBeyin kaynaklı nörotrofik faktör+7
Ezgi Gül
Tekirdağ Namık Kemal University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2024
00
DoctorateOpen AccessTR

Kutcher ergenler için genelleştirilmiş Sosyal Anksiyete Bozukluğu Ölçeği'nin türkçe uyarlaması ve bir grup çalışmasının ergenlerdeki sosyal anksiyete düzeyine etkisinin incelenmesi

Bu araştırmanın amacı, Kutcher Ergenler İçin Genelleştirilmiş Sosyal Anksiyete Bozukluğu Ölçeği'ni Türkçe'ye çevirerek geçerlik ve güvenirliğini sınamak ve araştırmacı tarafından geliştirilen bilişsel-davranışçı yaklaşımla bütünleştirilmiş duygu düzenleme becerisi grup çalışmasının ("Duygularla Başa Çıkma Programı") sosyal anksiyete belirtileri olan ergenlerde etkililiğinin incelenmesidir. Araştırmada tarama modeli ve deneysel model kullanılmıştır. Araştırmanın ölçek uyarlama aşaması, 2019-2020 eğitim ve öğretim döneminde İstanbul ilinde bulunan çeşitli ilköğretim ve lisede eğitimine devam eden 13-19 yaş aralığında olan 383 öğrenci üzerinde gerçekleştirilmiştir. Araştırmanın deneysel çalışması için bu tarama çalışmasına katılan tarama testlerinde bir standart sapma üzerinde puan alan katılım ölçütlerini karşılayan 8.,9.,10.Ve 11. Sınıf öğrencisi 22 kişi (Deney grubu:11,Kontrol grubu:11) asıl çalışmaya alınmıştır. Pandemi koşulları nedeniyle orta ergenlik (13-15 yaş) ve ileri ergenlik (16-17 yaş) olmak üzere iki grup olarak yürütülmüştür. Araştırmada ölçeğin geçerlik ve güvenirlik düzeyini belirlemek için doğrulayıcı faktör analizi (DFA) yapılmış, alt boyutlara ait Cronbach Alpha değerleri ve ölçek maddelerinin madde toplam korelasyon değerleri hesaplanmış, son olarak test-tekrar test güvenirliğini hesaplamak için Spearman RHO Analizi yapılmıştır. Kutcher Ergenler İçin Genelleştirilmiş Sosyal Anksiyete Ölçeği(K-ESAÖ)'n Türkçe formunun 4 boyutlu ve 47 maddeden oluşan yapısının korunduğu, 13-19 yaş arası çocuklar için geçerli ve güvenilir bir ölçme aracı olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Araştırmanın deneysel çalışma aşamasında ise 10 hafta süreyle 90 dakikalık oturumlar "Duygularla Başa Çıkma Programı" deney grubuna haftada bir oturum olacak şekilde uygulanmıştır. Kontrol grubuna, herhangi bir çalışma yapılmamıştır. Deney ve kontrol grubuna katılımcıların sosyal anksiyete belirtileri, duygu düzelenme düzeyleri ve benlik saygısındaki değişim incelenmiştir. Ölçekler ön test, son test ve izleme amaçlı uygulanmış ve sonuçlar SPSS 22 yoluyla analiz edilerek karşılaştırılmıştır. Veriler Mann-Whitney U Testi, Friedman Testi ve Wilcoxon İşaretli Sıralar Testi ile incelenmiştir. Elde edilen bulgulardan hareketle, "Duygularla Başa Çıkma Programı" nın deney grubunun sosyal anksiyete belirtilerini azaltmada etkili olduğu, kalıcı olumlu etkinin devam ettiği gözlenmiştir. Duygu düzenleme becerilerinde anlamlı bir farklılık yaratmadığı, benlik saygısının artışı yönünde bir farlılık yaratabildiği bulgusuna ulaşılmıştır. Araştırmada elde edilen bulgular ve araştırmanın katkıları ilgili alan yazın ışığında tartışılmıştır.

Anksiyete bozukluklarıBenlik saygısıDuygu düzenleme+3
Ezgi Özkan
İstanbul Arel University · Institute of Graduate Studies
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Anksiyete bozukluğunun terapisinde "Analitik hipnoterapi"nin teoriği ve uygulamaları hakkında bir alan araştırması

Analitik hipnoterapi anksiyete bozukluklarının oluşumunu geçmiş anılardaki olumsuz somatik duygu bileşenlerinde, çözümünü de bu duygu bileşenlerinin boşaltımında aramaktadır. Bu çalışma anksiyete bozukluklarının oluşum ve terapisine analitik hipnoterapinin kuramsal yaklaşımını incelemek amacıyla tarama modelinde yapılan bir alan araştırmasıdır. İstanbul ilinde psikoterapi yapan 40 uzmana anket uygulanarak anksiyete bozukluğunun oluşumu ve psikoterapisi hakkındaki analitik hipnoterapinin kuramsal yaklaşımları sorularak, bu yaklaşımlarla toplanan psikoterapist görüş ve uygulama verileri arasındaki ilişki ve farklar araştırılmış, ulaşılan sonuçlar istatistiksel analizlerle raporlaştırılmıştır.Araştırma sonucunda analitik hipnoterapinin anksiyetenin oluşumuna ve terapisine ilişkin yaklaşımlarının diğer psikoterapilerle bileşenleri açısından ilişkileri ve ortak yönleri olduğu ancak bütünü itibari ile farklı ve özgün olduğu görülmüştür. Yüksek lisans tezi olarak 9 aylık sürede tamamlanan bu çalışma 2012-2013 eğitim-öğretim yılında Arel Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Psikoloji Ana Bilim Dalında gerçekleştirilmiştir.

AnksiyeteAnksiyete bozukluklarıHipnoterapi+5
Mustafa Gürsoy
İstanbul Arel University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2012
00
Master'sOpen AccessTR

4 - 24 yaş arası otizm spektrum bozukluğu ve down sendromu tanısı alan çocukların annelerinde depresyon, anksiyete, stres ve baş etme tutumları arasındaki ilişkinin incelenmesi

Bu araştırmada 4-24 yaş arası otizm spektrum bozukluğu olan ve Down sendromlu çocukların annelerinde depresyon, anksiyete, stres ve baş etme tutumları arasındaki ilişkinin kontrollü bir çalışma olarak incelenmesi hedeflenmiştir. Otizmli çocukların annelerinin depresyon, anksiyete, stres ve baş etme tutumları düzeylerinin Down sendromlu çocukların annelerine göre yüksek bulunabileceği öngörülmüştür. 50 Down sendromlu çocuk annesi, 50 otizmli çocuk annesi ve 50 normal çocuk annesi araştırmaya gönüllü olarak katılmıştır. Hamilton Depresyon Ölçeği, Hamilton Anksiyete Ölçeği, Algılanan Stres Ölçeği ve Baş Etme Tutumu Ölçeği uygulanmıştır. Çalışmamızda otizmli, Down sendromlu ve normal çocukların anneleri değerlendirildiğinde; otizmli çocukların annelerinin depresyon, anksiyete, stres düzeyleri, Down sendromlu ve normal çocukların annelerine göre yüksek bulunmuştur. Bununla beraber baş etme tutumlarının alt değişkenlerinin, bu üç grup arasında gösterdiği farklılık da istatistiksel açıdan incelenmiştir. Baş etme tutumları alt değişkenleri, pozitif yeniden yorumlama ve gelişme, zihinsel boş verme, soruna odaklanma ve duyguları açığa vurma, yararlı sosyal destek kullanımı, aktif başa çıkma, inkar, dini olarak başa çıkmaz, şakaya vurma, davranışsal olarak boş verme, geri durma, duygusal sosyal destek kullanımı, madde kullanımı, kabullenme, diğer meşguliyetleri bastırma ve plan yapmadır. Otizmli çocukların annelerinin baş etme tutumlarından zihinsel boş verme ve madde kullanımını, Down sendromlu çocukların annelerinden daha fazla kullandığı tespit edilmiştir.

Aile hayatıAile sorunlarıAnksiyete+7
Gül Çandır
İstanbul Arel University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2015
00
Master'sOpen AccessTR

Uyku bozukluğu kliniğine başvuran parasomnia teşhisi almış bireylerin parasomnia algıları ve bu algının depresyon, anksiyete ve stres düzeyine etkisi

Parasomnia, uyku geçişlerinde, uykudan uyanma ya da uyku sırasında ortaya çıkan "istenilmeyen fiziksel olaylar ya da deneyimler" olarak tanımlanmıştır. Bu olaylar; uyku ilişkili anormal hareketler, davranışlar, duygular, algılar, rüyalar ve otonomik sinir sistemi fonksiyonları ile karakterize olur. Bu araştırmanın amacı, parasomnia teşhisi almış bireylerin hastalıklarını algılayış şekli ve ruminatif kişilik özellikleri doğrultusunda oluşan depresyon, anksiyete ve stres düzeylerine etkisi incelenmiştir. Literatürde birçok psikiyatrik, nörolojik, tıbbi hastalık ve diğer uyku bozukluklarının parasomniaya neden olabileceği belirtilmiştir. Çalışmamız da ise ruminatif düşünce şekilleri doğrultusunda parasomnia kaynaklı depresyon, anksiyete ve stres oluşabileceği düşünülmüştür. Bu amaçla uyku kliniğine başvuran parasomnia teşhisi almış 82 deneğe (30 kadın, 52 erkek ) Depresyon Anksiyete Stres Ölçeği (DASS- 42) ve Ruminasyon Ölçeği (RRS)'nin parasomniaya uyarlanmış şekli ve araştırmacı tarafından geliştirilen Kişisel Bilgi Formu uygulanmıştır. Ölçeklerin Crombach Alfa katsayıları hesaplanarak güvenilir olduğu bulunmuştur. Parasomnia grubu uyku bozukluğu ile rüminatif düşünme, depresyon, stres ve anksiyete bozukluğu arasındaki korelasyon hesaplamaları ANOVA ve Bağımsız Örneklem T Testi kullanılarak yapılmıştır. Elde edilen bulgular ışığında parasomnia teşhisi almış bireylerin ruminasyon puanları incelendiğinde kadınların erkeklere oranla daha yüksek puanlar aldığı görülmüştür. Parasomnia grubu uyku bozukluğu yaşayan bireylerin ruminatif düşünme şekilleriyle depresyon, stres ve anksiyete bozukluğu arasında anlamlı bir ilişki olduğu ortaya çıkmıştır. Ruminatif düşünme artıkça depresyon, stres ve anksiyete düzeyleri de artmaktadır. Bulgularımız, parasomnia uyku bozukluklarının depresyon ve anksiyete bozukluğunun ortaya çıkmasında etken olduğunu göstermektedir.

AnksiyeteAnksiyete bozukluklarıParasomnia+2
Birgül Özgüvenç
İstanbul Arel University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2016
00
Master'sOpen AccessTR

Okul öncesi çocuklarda anksiyete ölçeği Türkçe geçerlik güvenirlik çalışması

Araştırmanın amacı, okul öncesi çocuklarda anksiyeteyi ölçebilmek amacıyla geçerli ve güvenilir bir ölçek uyarlamaktır. Araştırmanın örneklemini İstanbul ilinin farklı ilçelerinden 4 özel anaokulu ve 3 devlet anaokulunun toplamda 311 erkek ve kız öğrencileri oluşturmuştur. Uygulanan doğrulayıcı faktör analizi sonucu ölçeğin 4 faktörlü bir yapı gösterdiği gözlenmiştir. Bu faktörler sırasıyla "Toplumsal anksiyete", "Yaygın anksiyete", "Ayrılık anksiyetesi" ve "Özgül fobi"dir. Güvenirlik çalışmalarında ise iç tutarlık katsayıları tüm ölçek için .93 ve alt ölçeklerden toplumsal anksiyete bozukluğu için .84, yaygın anksiyete bozukluğu için .83, ayrılık anksiyetesi bozukluğu için .73 ve özgül fobi için .82'dir. Test-tekrar test güvenirlik katsayısı ise 3 ay ara ile 1 ve 1'e yakın (r≤1) bulunmuştur. Ölçek beşli likert seçeneği olan 30 maddeden oluşmaktadır. Çalışmada yer alan bulgular, ölçeğin geçerli ve güvenilir bir şekilde okul öncesi çocukların anksiyete seviyelerini ölçebileceğini göstermektedir.

AnksiyeteAnksiyete bozukluklarıOkul öncesi çocuklar+1
Seda Uğraş
İstanbul Arel University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2016
00
Master'sOpen AccessTR

Covid-19 pandemisinde, sağlık çalışanlarının anksiyete ve depresyon düzeyleri ile mesleki doyum ve tükenmişlikleri arasındaki ilişki: Bodrum ilçesi örneği

Bu araştırmada Covid-19 pandemi döneminde,112 acil sağlık çalışanları ile ASM'lerde görevli doktor harici sağlık çalışanlarının anksiyete, depresyon düzeyleri, mesleki doyum ve tükenmişlikleri ile pandeminin ortaya çıkışını travmatik olarak deneyimleyiş arasındaki ilişkiler incelenmiş, mevcut ruhsal ihtiyaçlar ve ruhsal desteğe ulaşma sıklıkları araştırılmıştır. Kesitsel, tanımlayıcı nitelikteki çalışma Covid-19 pandemisi sürecinde Bodrum ilçesinde buluna Covid-19 pandemi döneminde, ön safha sağlık çalışanları (sağlık teknikeri, sağlık memuru) ile birinci basamak sağlık çalışanlarından(ebe, hemşire) oluşmaktadır. Araştırmanın veri toplama araçları 'Covid-19 Risk Anketi', 'Sosyodemografik Form', 'Beck Depresyon Ölçeği', 'Beck Anksiyete Ölçeği', 'Covid-19 Anksiyete Ölçeği', 'Covid-19 ile Takıntı Ölçeği', 'Maslach Tükenmişlik Ölçeği', 'Minnesota Doyum Ölçeği 've 'Olay Etki Ölçeği' den oluşmuştur. Verilerinin istatistiksel analizinde, IBM Corp. Released 2011. IBM SPSS Statistics for Machintosh, Version 20.0. Armonk, NY: IBM Corp. Paket programı kullanılmıştır. Yapılan analizler sonucunda; pandeminin ortaya çıkardığı travmatik etkinin sağlık çalışanlarının verdiği depresif cevapla ilişkisinde kişilerin tükenmişlik düzeyi üzerinde aracı rol oynadığı görülmüştür. Ayrıca her iki çalışma grubununda psikolojik desteğe ihtiyaç duymasına rağmen ASM çalışanalarının, 112 acil sağlık çalışanlarına göre psikolojik destek alma oranlarının fazla olduğu saptanmıştır.

Acil tıp teknisyenleriAile sağlığı merkeziAnksiyete+6
Mizgin Boral
İstanbul Arel University · Institute of Graduate Studies
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Depresyon ve yaygın anksiyetenin belirtilerinin yordanmasında algılanan ebeveynlik biçimleri ve abartılmış sorumluluk tutumunun rolü

Depresyon ve yaygın anksiyete bozukluğu, kişilerin bilişsel, davranışsal ve duygusal işlevselliğini etkileyen ve hayat kalitesini bozan, en sık görülen ruhsal rahatsızlıklardandır. Araştırmanın temel amacı 18-45 yaş arası klinik dışı bir örneklem (n=495) ile depresyon ve yaygın anksiyete bozukluğuna yatkınlıkla ilişkili olabilecek faktörleri incelemektir. Bu çalışmada depresyon ve yaygın anksiyete bozukluğunun yordanmasında algılanan ebeveynlik biçimleri ve abartılmış sorumluluk tutumunun rolü araştırılmıştır. Ek olarak, algılanan ebeveyn biçimleri ile depresyon ve yaygın anksiyete bozukluğu arasındaki ilişkide abartılmış sorumluluk tutumunun aracı rolüne bakılmıştır. Regresyon analizi sonucuna göre annenin aşırı korumacılığının yaygın anksiyete bozukluğunu ve abartılmış sorumluluk tutumunu yordadığı, babanın reddetmesinin depresyonu yordadığı bulunmuştur. Abartılmış sorumluluk tutumunun hem depresyon hem de yaygın anksiyete bozukluğu üzerinde yordayıcı etkisi olduğu gösterilmiştir. Ayrıca yapılan aracı değişken analizi sonucuna göre annenin aşırı korumacılığı ile yaygın anksiyete bozukluğu ilişkisinde abartılmış sorumluluk tutumunun aracı rolü olduğu görülmüştür. Sonuç olarak, sorumluluk tutumunun farklı psikopatolojilerin bilişsel sürecinde rol oynayabildiği ve algılanan ebeveyn biçimleri ile ilişkisi olduğu gözlemlenmiştir. Araştırmanın bulguları ilgili literatür ışığında tartışılmış, çalışmanın kısıtlılığı ve gelecek çalışmalar için öneriler sunulmuştur.

Algılanan ebeveynlik biçimleriAna-baba tutumuAnksiyete+3
Ceren Kaban
Ibn Haldun University · Institute of Graduate Studies
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Majör depresyon ve yaygın anksiyete bozukluğu tanısı alan kişilerde bilişsel duygu düzenleme stratejilerinin değerlendirilmesi

Amaç:Bu araştırmada, klinik ortamda, Majör Depresyon Bozukluğu ve Yaygın Anksiyete Bozukluğu tanısı almış bireylerin, bilişsel duygu düzenleme stratejilerine bakılarak, varsa farklılıkların incelenmesi ve sağlıklı bireyler ile karşılaştırarak farklılıklarına bakılması amaçlanmıştır. Yöntem: Kesitsel bir çalışma olan bu araştırmanın örneklemini Aralık 2016-Mart 2017 tarihleri arasında, 2 farklı devlet hastanesindeki psikiyatri polikliniğine başvuran 62 kişi oluşturmuştur. Araştırma kapsamında veri toplama araçları olarak, Sosyodemografik Özellikler Bilgi Formu, Bilişsel Duygu Düzenleme Ölçeği, Hamilton Depresyon Derecelendirme Ölçeği, Hamilton Anksiyete Değerlendirme Ölçeği ve DSM-IV-TR Eksen I Bozuklukları için Yapılandırılmış Klinik Görüşme kılavuzu uygulanmıştır. Araştırmada elde edilen bilgiler SPSS 22.0 (Statistical Package for Social Sciences) for Windows programı kullanılarak analiz edilmiştir. Verilerin değerlendirilmesinde, tek yönlü varyans analizi (ANOVA) testi kullanılmıştır. Anova testi sonrasında farklılıkları belirlemek üzere tamamlayıcı post-hoc analizi olarak Tukey testi kullanılmıştır. Araştırmanın sürekli değişkenleri arasında pearson korelasyon analizi uygulanmıştır. Elde edilen bulgular %95 güven aralığında, %5 anlamlılık düzeyinde değerlendirilmiştir. Bulgular: Araştırma sonucunda, klinik ortamda majör depresyon veya yaygın anksiyete tanısı almış kişilerin, bilişsel duygu düzenleme stratejileri alanyazıdaki bilgiler ile tutarlı bulunmuştur. Sonuç: Sağlıklı grubun uyumlu bilişsel duygu düzenleme puanları, depresyon grubunun ve anksiyete grubunun uyumlu bilişsel duygu düzenleme puanlarından anlamlı düzeyde yüksek bulunmuştur. Depresyon ve anksiyete grubunun uyumsuz bilişsel duygu düzenleme puanları, sağlıklı grubun uyumsuz bilişsel duygu düzenleme puanlarından yüksek bulunmuştur. Grupların hangi bilişsel duygu düzenleme stratejilerini kullandıkları regresyon analizi yapılarak ortaya konmuştur. Elde edilen bulgular ışığında, ileride yapılacak olan çalışmalar için faydalı olabilecek çeşitli önerilerde bulunulmuştur.

AnksiyeteAnksiyete bozukluklarıBilişsel duygu düzenleme+5
Serhan Ekin
Feyziye Schools Foundation Işık University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Son ergenlik döneminde belirsizliğe tahammülsüzlük ve aleksitimi arasındaki ilişkide anksiyetenin aracı etkisi

Bu araştırmanın temel amacı, son ergenlik dönemindeki bireylerde belirsizliğe tahammülsüzlük ve aleksitimi arasındaki ilişkide anksiyetenin aracı rolünü incelemektir. Araştırma kapsamında içleme ve dışlama kriterlerine uygun bulunan 430 katılımcının verisi ile analizler gerçekleştirilmiştir. Veri toplama aracı olarak kişilerin sosyodemografik bilgilerine ulaşmak için Kişisel Bilgi Formu, Belirsizliğe Tahammülsüzlük Ölçeği (BTÖ-12), Toronto Aleksitimi Ölçeği (TAÖ - 20) ve Beck Anksiyete Envanteri kullanılmıştır. Araştırmamızdaki temel hipotezleri test etmek için, basit regresyon ve doğrusal hiyerarşik regresyon analizleri kullanılmıştır. Araştırma sonucuna göre belirsizliğe tahammülsüzlük ile aleksitimi arasındaki ilişkide anksiyetenin anlamlı kısmi aracı etkisi (p=0,000) olduğu tespit edilmiştir p<0.05. Araştırma, belirsizliğe tahammülsüzlük ve aleksitimi arasındaki ilişkinin anksiyete aracılığı ile gerçekleştiğini ortaya koymuştur.

AleksitimiAnksiyeteAnksiyete bozuklukları+6
Fatma Hilal Özmen
Feyziye Schools Foundation Işık University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Baş ağrısı ve baş dönmesi şikâyetleri ile nöroloji polikliniğine başvuran hastaların anksiyete risk düzeyleri

Baş ağrısı ve baş dönmesi semptomları toplumumuzda çok sık görülmektedir. Bu belirtiler organik bir nedene bağlı olarak gelişebileceği gibi anksiyete gibi psikiyatrik bir sebeple de oluşabilmektedir. Önleyici çalışmaların yapılması ile anksiyete riskleri azalacaktır. Bu çalışmanın amacı, baş ağrısı ve baş dönmesi şikâyetleri ile anksiyete ilişkisini inceleyerek risk düzeylerini belirlemektir. Araştırma, Bağcılar Medilife Hastanesi Nöroloji Polikliniği'ne başvuran 92 kişiyi kapsamaktadır. Katılımcıların baş ağrısı şiddeti, Wong – baker ağrı skalası ile değerlendirilmiştir. Anksiyete ve depresif belirti düzeyleri, Hastane Anksiyete ve Depresyon ölçeği ile belirlenmiştir. Katılımcıların yarısından fazlasının (%53) anksiyete belirti düzeyleri, kesme puanı olan 10'a eşit ya da 10'un üzerindedir. Çalışmamızda çeşitli risk faktörleri bulundu. Ağrı şiddeti ile anksiyete belirti şiddeti arasında orta düzey anlamlı bir ilişki bulunmuştur. Biraz şiddetli, şiddetli ve çok şiddetli ağrısı olan kişilerde anksiyete belirti düzeyi daha yüksektir. Ağrı arttıkça anksiyete şiddeti de artmaktadır. Ağrı bildiren 36-45 yaş aralığındaki kişiler anksiyete geliştirme eğilimindedirler. Psikojen ya da beyin kaynaklı baş dönmesi tanısı, ağrı ve baş dönmesi durumunda ilaç kullanım süresi anksiyete açısından risk faktörüdür. İstatistiksel olarak anlamlı bulunmasa da; gerilim tipi baş ağrısı tanısı almak, kadın olmak risk açısından yordayıcıdır. Bu çalışmada cinsiyet, yaş, medeni durum, çalışma durumu, eğitim gibi faktörlerin baş ağrısı ya da baş dönmesi ile ilişkili istatistiksel olarak anlamlı anksiyete risk faktörü olmadığı bulunmuştur. Bu durum örneklem grubunun sosyo-kültürel yapısı, örneklemin erkek ve kadın dağılımı (kadın; 72, erkek; 20), eşlik eden psikolojik tablonun varlığı gibi sebepler gösterilebilir. Sonuç olarak, organik nedenle olsun ya da olmasın baş ağrısının ve baş dönmesinin anksiyete ile ilişkili olduğunun saptanmış olması psikolojik tedavinin gerekliliğini göstermektedir.

AnksiyeteAnksiyete bozukluklarıBaş ağrısı+3
Gamze Karabulut
Haliç University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Yetişkinlikte gözlenen dikkat eksikliği hiperaktivite, yaygın anksiyete bozukluğu semptomları; algılanan ebeveyn ilişkisi ve bilişötesi farkındalık olgularının birbirleriyle olan ilişkilerinin değerlendirilmesi

Bu araştırmada; yetişkinlikte gözlenen dikkat eksikliği hiperaktivite, yaygın anksiyete bozukluğu semptomları çalışmanın konusu olarak belirlenmiştir. Bu konuya bağlı olarak da yetişkinlikte gözlenen dikkat eksikliği hiperaktivite ile yaygın anksiyete bozukluğu semptomları arasındaki ilişkinin, algılanan ebeveyn ilişkisi ve bilişötesi farkındalık olgularıyla değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Araştırmanın örneklemini Denizli Pamukkale Üniversitesinin Eğitim Fakültesinde öğrenim gören farklı bölümlerden 501 öğretmen adayı oluşturmaktadır. Verilerin toplanmasında; "Erişkin Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu Kendi Bildirim Ölçeği", "Yaygın Anksiyete Bozukluğu testi-7" "Algılanan Ebeveyn İlişkisi Tutumu Algısı Ölçeği" ve "Bilişötesi Farkındalık Envanteri" kullanılmıştır. Katılımcıların demografik verilerini belirlemek amacıyla araştırmacı tarafından oluşturulan kişisel bilgi formu kullanılmıştır. Araştırma sonucunda, katılımcıların dikkat eksikliği puan ortalaması 20.77 ve hiperaktivite puan ortalamaları 20.78 bulunmuştur. Sosyal bilimler öğretmenliği bölümünde öğrenim görenlerin, matematik öğretmenliği bölümünde öğrenim görenlere oranla dikkat eksiklikliklerinin olduğu düşüncesine daha fazla sahip oldukları görülmüştür. Sınıf öğretmenliği ve sosyal bilimler öğretmenliğinde öğrenim görenlerin yaygın anksiyetiye bozukluğu puanları bilgisayar ve öğretim teknolojileri ve okul öncesi öğretmenliği bölümlerinde öğrenim görenlere oranla anlamlı düzeyde yüksek bulunmuştur. Bilişötesi farkındalığın hata ayıklama alt boyutunda bilgisayar ve öğretim teknolojileri bölümünde öğrenim görenlerin puanları okul öncesi öğretmenliğinde öğrenim görenlere oranla anlamlı düzeyde yüksek olduğu görülmüştür. Ayrıca hata ayıklama alt boyutunda dördüncü sınıfta öğrenim görülenlerin puanları birinci sıradakilere oranla anlamlı düzeyde yüksek bulunmuştur. Korelasyon analizleri sonucunda, hiperaktivite ile yaygın anksiyetiye, dikkat eksikliği ve bilişötesi farkındalık envanterinin işlemsel bilgi alt boyutu arasında pozitif yönlü çok zayıf bir korelasyon ilişkisi bulunmuştur. Bilişin bilgisi alt boyutu ile ilgisiz, koruyucu, demografik anne tutum algısı arasında negatif yönlü çok zayıf bir korelasyon, koruyucu baba tutumu arasında pozitif yönde çok zayıf bir korelasyon ilişkisi bulunmuştur. Bilişin düzenlenmesi alt boyutu ile ilgisiz, koruyucu anne tutumu arasında negatif yönlü çok zayıf bir korelasyon ilişkisi olduğu görülmüştür. Bilişötesi farkındalık envanteri ile ilgisiz ve demogratik anne tutumu arasında negatif yönlü çok zayıf bir korelasyon ilişkisi bulunmuştur. Anahtar kelimeler: Dikkate eksikliği hiperaktivite, yaygın anksiyetiye bozukluğu, algılanılan ebeveyn ilişkisi, bilişötesi farkındalık

Ana-baba tutumuAnksiyeteAnksiyete bozuklukları+5
Osman Arslan
Haliç University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Boşanmış anneler üzerinde anksiyete bozukluğu ve depresyon incelemesi

Bu araştırmada, boşanmış kadınların annelik rollerine vurgu yapılarak, anksiyete bozukluğu ve depresyon düzeylerinin incelemesi amaçlanmıştır. Anksiyete bozukluğu ve depresyon nedenlerinin saptanması, toplumsal ve ruhsal durumun tespit edilip dü-zeltilmesi, psikolojik problemlerin iyileştirilmesinde oldukça önemli bir rol oynamak-tadır. Bu sebeple boşanma olgusu ile depresyon ve anksiyeteyi tetikleyici unsurların da karşılaştırılması araştırmanın içerisinde yer almaktadır. Araştırmanın evreni; İstan-bul, Kağıthane ilçesinde yaşayan en az okur yazar seviyesinde olan, 18-60 yaş aralı-ğında, boşanmış çocuklu kadınlardan oluşmaktadır. Araştırmaya katılması gereken minimum katılımcı sayısı G*Power programıyla tespit edilmiştir. Araştırmadan ayrıla-bilecek kişilerin de olabileceği varsayılarak çalışmaya 320 kişi dahil edilmiştir. - Çalışma, İstanbul'un Kağıthane ilçesinde, Ocak 2020-Haziran 2020 tarih aralı-ğında gerçekleştirilmiştir. Katılımcılara "Sosyo-Demografik Veri Formu", "Beck Dep-resyon Ölçeği" ve "Beck Anksiyete Ölçeği" uygulanmıştır. Anket veri toplama yön-temi ile elde edilen veriler, SPSS paket programı ile analiz edilmiştir. Depres-yon/Anksiyete düzeyleri ile boşanma ve değişkenler arasında bir ilişki olup olmadığını incelemek için T-testi, Varyans Analizi (ANOVA) ve korelasyon analizi kullanılmış-tır. Araştırmanın, konu üzerinde yapılacak olan yeni araştırmalara kaynak niteliğinde olması hedeflenmektedir. Sonuç olarak bu araştırmada boşanmış annelerin, depresyon ve anksiyete belir-tilerinin birbiri ile yüksek oranda ilişkili olduğu bulunmuştur. Özellikle ülkemiz gibi genç nüfusun yoğunlukta olduğu ülkelerde bu durumların ilişkisine dair çalışmalar ve boşanmış annelere yönelik bireysel, ailevi ve toplumsal programların kadınların ruh sağlığını olumlu yönde etkileyeceği ve onların gelecek yaşamlarında daha mutlu ve sağlıklı bireyler olmalarına yardımcı olacaktır. Anahtar Kelimeler: Anksiyete Bozukluğu, Depresyon, Boşanma, Boşanmış Anne

AnksiyeteAnksiyete bozukluklarıAnneler+5
İpar Uyguroğlu
Haliç University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Çocuklardaki akıcı konuşma bozukluğu ile anksiyete bozukluğu arasındaki ilişkinin incelenmesi

Bu araştırma, akıcı konuşma bozukluğu (kekemelik) olan çocukların, yaşadıkları sosyal, duygusal, iletişimsel zorlukları ile anksiyete bozukluğu arasındaki ilişkiyi incelemek amacıyla gerçekleştirilmiştir. Araştırmaya konu olan çocuklar, 6-16 yaş aralığında olup, İstanbul Üniversitesi, İstanbul Tıp Fakültesi, Çocuk Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı'na başvuran vakalar arasından seçilmiştir. Toplam 110 kekeme çocuk üzerinde gerçekleştirilmiş olan bu araştırmada; çocuklara, yaş, cinsiyet, okuduğu sınıf, yaşadığı yer v.b. ile ilgili yanıtları alabilmek için geliştirilmiş Kişisel Bilgi Formu, sosyal fobi düzeylerini ölçebilmek amacıyla Çocuk ve Ergenler İçin Sosyal Fobi Ölçeği, sosyal anksiyete düzeylerini ölçebilmek amacıyla Çocuklar İçin Sosyal Anksiyete Ölçeği ve kaygı bozukluğu düzeylerini ölçebilmek amacıyla Çocukluk Çağı Kaygı Bozuklukları Özbildirim Ölçeği uygulanmıştır. Ölçeklerde elde edilen verilerin analizinde, SPSS istatistik programı kullanılmıştır. Araştırmanın amaçlarına uygun olarak toplanan verilere uygulanan istatistiksel analizlere yer verilmiştir. İlk olarak katılımcıların sosyodemografik özelliklerine ilişkin frekans dağılımları ve yüzdelikleri verilmiştir. İkinci olarak katılımcıların sosyodemografik özelliklerine göre ölçeklerden aldıkları ortalama puanların karşılaştırıldığı normal dağılım gösteren puanlar için bağımsız örneklem t testi; normal dağılım göstermeyen puanlar için bağımsız örneklem Mann Whitney U testi ve Kruskal Wallis testi bulguları verilmiştir. Üçüncü olarak katılımcıların ölçeklerden aldıkları puanlar arasındaki Pearson korelasyon analizi bulguları verilmiştir. Bu araştırmada yapılan analizler sonucunda; akıcı konuşma bozukluğu olan çocukların anksiyete bozukluğunun, babaların öğrenim düzeyleri ile anlamlı bir ilişki içerdiği bulgusuna ulaşılmıştır. Ayrıca, ailenin sosyoekonomik durumu ile yaygın anksiyete bozukluğu ve okul korkusu arasında anlamlı bir ilişki olduğu saptanmıştır. Çocuğun yaşı ile sosyal anksiyete ve ayrılık kaygısı arasında anlamlı ilişki belirlenmiştir. Okul başarısı ile sosyal anksiyete ve okul korkusu arasında anlamlı bir ilişki bulunmuştur.

AkıcılıkAnksiyeteAnksiyete bozuklukları+3
Hatice Özgünel
Haliç University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Üniversite öğrencilerinin sağlıklı beslenmeye ilişkin tutumları ile anksiyete bozukluğu arasındaki ilişkinin değerlendirilmesi

Üniversite öğrencilerinin gençlik döneminde oluşları ve farklı bir ortama adaptasyon süreci sağlıklı beslenme alışkanlıklarını, yeme tutumlarını genel olarak olumsuz etkilemektedir. Dünya genelinde ruhsal bozukluklar arasında en sık karşılaşılan anksiyete bozuklukları üniversitede öğrenim gören öğrencileri de etkilemektedir. Bu çalışma, Artvin Çoruh Üniversitesi Beslenme ve Diyetetik ve Hemşirelik bölümleri lisans öğrencilerinde görülen yaygın anksiyete bozukluğunun sağlıklı beslenme tutum farklılıklarına etkisinin saptanması amacıyla, Ocak-Nisan 2021 tarihleri aralığında gerçekleştirilmiştir. Beslenme ve Diyetetik bölümü ve Hemşirelik bölümünde öğrenim gören toplam 274 öğrenciye internet ortamında anket yöntemiyle ulaşılıp, bilgiler toplanmıştır. Non-parametrik analizlerden iki parametreli kategorik değişkenlerin ölçek puanlarıyla karşılaştırılmasında Mann Whitney U, üç ve üzeri parametreli kategorik değişkenlerin ölçek puanlarıyla karşılaştırılmasında ise Kruskal Wallis H testinden faydalanılmıştır. Bulgular değerlendirildiğinde öğrencilerin Sağlıklı Beslenmeye İlişkin Tutumlar Ölçeği (SBİTÖ) 'nden aldıkları ortalama toplam puan 76,17±9,13'tir. Ölçeğe göre 64-84 arası puan yüksek düzeyde sağlık beslenmeye ilişkin tutuma sahip olduduğunu ifade etmektedir. Buna göre öğrencilerin ortalama olarak yüksek düzeyde sağlıklı beslenmeye ilişkin tutuma sahip olduğu saptanmıştır. Olumlu Beslenme Alışkanlıkları alt boyutu ile Yaygın Anksiyete Bozukluğu-7 (YAB-7) testi sonuçlarına göre olumlu beslenme alışkanlığı ile yaygın anksiyete bozukluğu arasında düşük seviyede negatif yönlü bir ilişki söz konusudur (p<0,05). Katılımcıların YAB-7 puanı ile SBİTÖ puanı arasında anlamlı ilişkinin olmadığı saptanmıştır (p>0,05). Buna göre çalışmaya katılan öğrenclerin sağlıklı beslenmeye ilişkin tutumları ile yaygın anksiyete bozukluğu arasında negatif veya pozitif bir ilişki olduğu görülmemiştir. Öğrencilerinin akademik başarılarını etkileyebilecek bir durum olduğu göz önünde bulundurularak, sağlıkı beslenme alışkanlıklarının geliştitirilmesi hedeflenmeli ve ayrıca üniversite öğrencileri arasında sık görülen anksiyete durumunun sağlıklı beslenme tutumuna etkisini araştıran çalışmalar daha geniş kapsamlı olarak gerçekleştirilmelidir. Anahtar Kelimeler: Sağlıklı Beslenmeye İlişkin Tutumlar, Yaygın Anksiyete Bozukluğu, Üniversite Öğrencisi

AnksiyeteAnksiyete bozukluklarıBeslenme+5
Yasemin Erol Sönmez
Haliç University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2022
00
Master'sOpen AccessTR

COVID-19 virüs salgını sırasında yetişkin bireylerde sağlık anksiyetesi, ölüm anksiyetesinin yaş ve cinsiyete göre incelenmesi

Giriş; Anksiyete fizyolojik, psikolojik ve davranışsal örüntüleri bulunan, tanımı olmayan ve belirsiz tehdit ve tehlikelere karşı verilen tepki olarak tanımlanmaktadır ve insanın bütün sistem ve varlığını etkilemektedir. Anksiyete bozukluklarında yer alan sağlık anksiyetesi ise kişinin sağlığına karşı aşırı endişe duyması ya da vücudunda gerçekleşen değişimleri ciddi bir hastalığın habercisi gibi algılaması olarak ifade edilmektedir. Stres dolu yaşam olayları karşısında bireyler sağlık kaygısı yaşadıkları gibi beraberinde ölüm korkusu yaşamakta ve ortaya ölüm anksiyetesi çıkmaktadır. Ölüm anksiyetesi insanların kendisini, sevdiklerini kaybedebileceğini ve ölüm sonrasındaki bilinmezliğin bilincinde olması sonucunda ortaya çıkan duygu olarak da tanımlanmaktadır.

AnksiyeteAnksiyete bozukluklarıCOVID 19+5
Aysun Alioğulları
İstanbul Gelişim University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Romantik ilişkilerde belirsizlik ve kaygı bozukluğu arasındaki ilişkinin incelenmesi

Bu çalışmada, erişkin bireylerde romantik ilişkilerde belirsizlik ve kaygı düzeyleri arasındaki ilişki incelenmiştir. Araştırmada, 300 erişkin bireye uygulanan "Sosyodemografik Bilgi Formu", "Romantik İlişkilerde Gelecek Zaman Algısı Ölçeği, "İlişki İstikrarı Ölçeği İlişki Doyumu Alt Boyutu", "İlişkisel Belirsizlik Ölçeği" ve "Durumluk-Sürekli Kaygı Envanteri" uygulanmıştır. Katılımcılar, COVID 19 pandemi süreci sebebiyle anketlere çevrimiçi yanıtlar vermişlerdir. Araştırmada, romantik ilişkilerde belirsizliği ele almak üzere, romantik ilişkilerde istikrar, gelecek zaman algısı ve belirsizlik değişkenleri incelenmiştir. Kaygı düzeyleri için hem sürekli hem de durumluk kaygı düzeyleri karşılaştırılmıştır. Cinsiyet, eğitim düzeyi, gelir düzeyi, yaşanılan yer, ilişki süresi ve ilişki deneyimi değişkenlerinin romantik ilişkilerde belirsizlik ve kaygı düzeyleriyle karşılaştırılmasına yönelik bulgulara göre, romantik ilişkilerde gelecek zaman algısı ve partnere yönelik belirsizlik düzeyleri erkek katılımcılarda daha yüksek bulunmuştur. Ayrıca, ilişki süresi bir yıldan az olan katılımcılarda ilişki doyumu düzeyleri anlamlı düzeyde daha düşük bulunmuştur. Şimdiye kadar yalnızca bir romantik ilişki deneyimi olan katılımcılarda ise durumluk kaygı puanları anlamlı düzeyde daha yüksek bulunmuştur. İlişki istikrarının yordayıcılarına ilişkin bulgulara göre, ilişki istikrarının ilişkisel belirsizlik alt boyutları ile sürekli ve durumluk kaygı düzeyleriyle negatif yönlü; romantik ilişkilerde gelecek zaman algısı ile pozitif yönlü ve anlamlı ilişkili olduğu bulunmuştur. Ayrıca, katılımcıların romantik ilişkilerdeki istikrarı, romantik ilişkilerde gelecek zaman algısı tarafından olumlu etkilendiği ve ilişkisel belirsizlik boyutları ve durumluk kaygı düzeyleri tarafından olumsuz etkilendiği sonucuna ulaşılmıştır. Araştırma bulgularının, günümüzde COVID 19 pandemisi ve toplumsal değişimlerin neticesinde değişen alışkanlıklar ve rutinlerin bireylerin yakın ilişkilerine yansıdığı ve kaygıyı arttırabilecek durum ve olaylarla daha fazla karşılaşan bireyler için romantik ilişki deneyiminin zorlayıcı olabileceği düşünülmektedir. Bu doğrultuda, bireylerin kaygı düzeyleri ve yakın ilişkilerindeki deneyimleri hakkında yapılacak diğer çalışmalarla geliştirilebilecek psikoterapötik ve psikoeğitimsel müdahalelere katkı sağlayabilecek verilerin elde edilebileceği öngörülmektedir.

Anksiyete bozukluklarıBelirsizlikDuygusal ilişki+4
Begüm Çebi Can
İstanbul Gelişim University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Üniversite öğrencilerinde sosyal anksiyete bozukluğu ile psikolojik belirtiler arasındaki ilişki

Bu araştırmanın amacı üniversite öğrencilerinde sosyal anksiyete bozukluğu ile psikolojik belirtiler arasındaki ilişkinin incelenmesidir. Aynı zamanda araştırmanın bağımlı değişkenleri ile sosyo demografik değişkenler arasındaki ilişkinin ortaya konulması da amaçlanmıştır. Araştırma ilişkisel tipte olup ilgili verilen toplanmasında anket yönteminden yararlanılmıştır. Araştırma verileri 150'si kadın, 150'si erkek toplamda 300 üniversite öğrencisinden elde edilmiştir. Verilerin toplanmasında araştırmacı tarafından geliştirilen 'Sosyo Demografik Bilgi Formu' kullanılırken, katılımcıların sosyal anksiyete düzeylerinin tespiti için 'Libowitz Sosyal Kaygı Ölçeği' ve katılımcıların psikolojik belirti durumlarının tespit edilmesi için de 'SCL-90-R (Psikolojik Belirti Tarama) Testi' kullanılmıştır. Elde edilen verilerin analizinde ve çözümlenmesinde sosyal bilimler için istatistik programından yararlanılmıştır (SPSS). Araştırmada yer alan ölçeklerin güvenilir sonuçlar verip vermediğini belirlemede iç tutarlılık analizinden yararlanılırken, ölçeklerin normal dağılıma sahip olup olmadığını belirlemede ise çarpıklık ve basıklık değerleri incelenmiştir. Araştırma değişkenlerinin birbirlerini yordama düzeylerini belirlemede ise korelasyon ve regresyon çözümleme bulgularından yararlanılmıştır. Araştırmadan elde edilen bulgular göre sosyal anksiyete bozukluğu ile SCL-90 genel ve alt boyutları arasında (somatizasyon, obsesif kompulsif belirti, depresyon, anksiyete, öfke vb.) düşük, orta ve yüksek güçte doğrusal ilişki bulunmuştur. Sonuç olarak üniversite öğrencisi katılımcılarda sosyal anksiyete bozukluğu yükseldikçe SCL-90 genel ve alt boyutları puanlarının da yükseldiği bulunmuştur. Üniversite öğrencilerinde sosyal anksiyete bozukluğu ve psikolojik belirtiler kavramları ile ilgili olarak genel bilinçlendirme adı altında farkındalık eğitimlerinin verilmesi önerilmektedir.

AnksiyeteAnksiyete bozukluklarıEğitim psikolojisi+3
Feyza Künkül
İstanbul Gelişim University · Institute of Graduate Studies
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Otizm spektrum bozukluğu olan çocukların annelerinde depresyon, anksiyete, umutsuzluk ve stresle başa çıkma düzeylerinin incelenmesi

Bu araştırmanın amacı Otizm Spektrum Bozukluğu tanılı çocukların annelerindeki depresyon, anksiyete, umutsuzluk ve stresle başa çıkma düzeylerinin tespit edilmesi ve bu değişkenler arasındaki ilişkinin belirlenmesidir. Bu amaç neticesince araştırma tarama modeli içinde yer alan anket yöntemiyle gerçekleşmiştir. Araştırma kapsamında ilgili veriler Manisa, Bartın, Zonguldak ve diğer illerde yaşayan otistik çocuğa sahip 222 anneden toplanmıştır. Araştırmaya katılan otistik çocuğa sahip annelerin umutsuzluk düzeylerinin belirlenebilmesi için 'Beck Umutsuzluk Ölçeği' kullanılırken; anksiyete düzeylerinin belirlenmesi için 'Beck Anksiyete Ölçeği'; depresyon düzeylerinin belirlenmesinde 'Beck Depresyon Ölçeği' ve son olarak stresle başa çıkma tutumlarının belirlenebilmesi içinde 'Başa Çıkma Tutumlarını Değerlendirme Ölçeği' kullanılmıştır. Araştırmanın ilgili verileri toplandıktan sonra istatistik programı (SPSS) ile analiz edilmiş ve yorumlanmıştır. Araştırmadan elde edilen bulgular incelendiğinde otistik çocuğa sahip annelerde depresyon düzeyi ile anksiyete ve umutsuzluk düzeyleri arasında pozitif yönde doğrusal düşük güçlü ilişki bulunmuştur. Aynı zamanda otistik çocuğa sahip annelerde anksiyete düzeyi ile umutsuzluk arasında da doğrusal düşük güçlü ilişki bulunmuştur. Bunların yanında otistik çocuğa sahip annelerde depresyon ve anksiyete düzeyleri ile stresle başa çıkma tutumları arasında negatif yönlü düşük güçte ilişki bulunmuştur. Bekar otistik çocuğa sahip annelerin depresyon, umutsuzluk ve anksiyete düzeylerinin daha yüksek olduğu saptanmıştır. Uzman ya da kurumdan eğitim ya da danışmanlık almayan annelerin depresyon, umutsuzluk düzeyleri eğitim ya da danışmanlık alan otistik çocuğa sahip annelere göre daha yüksek bulunmuştur. Eğitim ya da danışmanlık alan annelerde de stresle başa çıkma düzeyleri alt boyutlarından dini olarak başa çıkma ve şakaya vurma düzeyleri almayanlara göre yüksek bulunmuştur. Sonuç olarak otistik çocuğa sahip annelerde depresyon, anksiyete ve umutsuzluğun birbirleriyle ilişkili olduğu saptanmıştır. Özellikle bekar anneler ve danışmanlık almayan anneler daha fazla etkilenmektedir. Bu nedenle otistik çocuğa sahip annelerin depresyon, umutsuzluk, anksiyete ve stresle etkin bir şekilde baş edebilmeleri için profesyonel hizmetlerin ve destek gruplarının oluşturulması önerilmektedir. Alınacak sosyal destek ve psikoeğitim annelerin ruh sağlığı üzerine olumlu etkiler oluşturacaktır.

AnksiyeteAnksiyete bozukluklarıAnneler+6
Gülbahar Yarıcı
İstanbul Gelişim University · Institute of Graduate Studies
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Beylikdüzü ilçesinde yaşayan çalışan kadınlar ve çalışmayan kadınların anksiyete düzeyinin stresle başa çıkma yöntemlerinin belirlenmesi, karşılaştırılması ve sosyodemografik özellikler açısından incelenmesi

Bu çalışmanın amacı çalışan ve çalışmayan kadınlarda anksiyete düzeyleri ile ve stresle baş edebilme yöntemleri arasında olan ilişkinin incelenmesi, bu ölçeklerin demografik özellikleri açısından nasıl farklılık gösterdiği araştırılmasıdır. Bu araştırma ilişkisel tarama yöntemi ile gerçekleştirilmiştir. Araştırmanın örneklemi, İstanbul İl'i Beylikdüzü İlçesinin Cumhuriyet Mahallesi'nde bulunan sitelerde yaşayan çalışan ve çalışmayan 18-65 yaş aralığındaki bireylerden oluşmuştur. Bu çalışmanın verileri araştırmacı tarafından çalışmaya katılanların sosyodemografik bilgilerini belirlemek için oluşturulan 'Kişisel Bilgi Formu', 'Beck Anksiyete Ölçeği ve 'Stresle Başa Çıkma Ölçeği' uygulanarak toplanmıştır. Araştırma sonucunda elde edilen veriler ilk olarak SPSS programı ile analiz edilmiştir. Normal dağılımı gösteren verilerde iki bağımsız grubun ortalamaları arasında fark olup olmadığını test etmek için T-test analizi kullanılmıştır. Çalışmada, değişkenler arasında olan ilişkiler Pearson Moment Multiplication Korelasyon analizi ile incelenmiştir. Çalışmanın bulgularına göre, çalışan kadınların depresyon puanlarının çalışmayan kadınların depresyon puanlarından daha düşük olduğu ve çalışan kadınların başa çıkma puanlarının çalışmayan kadınlara göre daha yüksek olduğu bulunmuştur. Ayrıca depresyon ile Stresle Başa Çıkma puanları arasında orta düzeyde negatif yönlü istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki olduğu sonucuna varılmıştır.

AnksiyeteAnksiyete bozukluklarıKadınlar+4
Melis Özdemir
İstanbul Gelişim University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2022
00
Master'sOpen AccessTR

COVID-19 pandemisinde üniversite öğrencilerinin depresyon, anksiyete ve yalnızlık düzeylerinin çevrim içi eğitim tutumları ile ilişkisi

Bu çalışmada da, COVID – 19 Pandemi sürecinde üniversitede okuyan öğrencilerin, depresyon, anksiyete ve yalnızlık düzeylerinin, WEB tabanlı eğitim ile arasındaki ilişki incelenmiştir. Araştırmanın örneklemi, İstanbul'da ki üniversitelerde öğrenim gören 225 katılımcıdan oluşmaktadır. Araştırmaya katılanların demografik özelliklerini belirlemek amacıyla Sosyo-Demografik Bilgi Formu, depresyon düzeylerini ölçmek amacı ile Beck Depresyon Ölçeği, anksiyete düzeylerini ölçmek amacı ile Beck Anksiyete Ölçeği, yalnızlık düzeylerini ölçmek amacıyla UCLA (University of California Los Angeles Loneliness Scale) Yalnızlık Ölçeği ve Web tabanlı eğitime karşı tutumlarını ölçmek adına Web Tabanlı Öğretim Tutum Ölçeği doldurtulmuştur. Araştırma sonucunda; Depresyon; Web Tabanlı Eğitime kartı tutum genel düzeyini etkilememektedir. Web tabanlı eğitimin alt başlığı olan 'Web tabanlı eğitimin etkinliği düzeyini' de etkilememektedir. Ancak Web Tabanlı Eğitimin alt başlığı olan,'Web tabanlı eğitime karşı direnme düzeyini' , azaltmaktadır. Anksiyete; Web Tabanlı Eğitime karşı tutum genel düzeyini azaltmaktadır. Web tabanlı eğitimin alt başlığı olan 'Web tabanlı eğitimin etkinliği düzeyini' de azaltmaktadır. Web Tabanlı Eğitimin alt başlığı olan ,'Web tabanlı eğitime karşı direnme düzeyini' , etkilememektedir. Yalnızlık; Web Tabanlı Eğitime karşı tutum genel düzeyini etkilememektedir. Web tabanlı eğitimin alt başlığı olan 'Web tabanlı eğitimin etkinlik düzeyini' de etkilememektedir. Ancak Web Tabanlı Eğitimin alt başlığı olan ,'Web tabanlı eğitime karşı direnme düzeyini' , arttırmaktadır Anahtar Kelimeler: Depresyon , Anksiyete , Yalnızlık , Tez, Yazım, COVID-19, Pandemi , Web Tabanlı Eğitim

AnksiyeteAnksiyete bozukluklarıCOVID 19+7
Derya Sütlü
İstanbul Gelişim University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2022
00
Master'sOpen AccessTR

COVID-19 ile yaygın anksiyete arasındaki ilişkinin değişkenler bakımından incelenmesi

Bu çalışmada COVID-19 ile yaygın anksiyete arasındaki ilişki değişkenler bakımından incelenmiştir. Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) tarafından 2019 Aralık ayından itibaren hızlı bir yayılım gösteren COVID-19 pandemi olarak tanımlanmıştır. COVID-19 dünya genelinde ekonomi, güvenlik ve sağlık alanlarında çeşitli olumsuzluklara neden olmuş, bulaşıcılığı ve mortalite oranı yüksek bir hastalıktır. Araştırmanın çalışma grubu COVID-19 tanısı almamış, İstanbul Gelişim Üniversitesi'nde eğitim gören 18 yaş üzerindeki 365 öğrenciden oluşmaktadır. Google Form üzerinden veri toplama aracı olarak uygulanan anket formu Sosyo-demografik Bilgi Formu, Yaygın Anksiyete Bozukluğu-7 Ölçeği, Beck Anksiyete Ölçeği, Beck Depresyon Ölçeği, Ucla Yalnızlık Ölçeğinden oluşmaktadır. Verilerin analizi SPSS 25.0 istatistik paket programı yardımıyla analiz edilmiştir. Veri analizinde betimsel istatistikler, Bağımsız Örneklemler T-Testi, Pearson Korelasyon Testi, Çoklu Doğrusal Regresyon Analizi; Stepwise Yöntemi, Tek Yönlü Varyans Analizi (ANOVA) uygulanmıştır. İstatistiksel analizler için anlamlılık değeri ise p <0,05 olarak kabul edilmiştir. Çalışmanın sonucunda COVID-19 ile yaygın anksiyete bozukluğu arasındaki ilişkinin değişkenler bakımından incelenmiş, değişkenlerden cinsiyet, yaş, medeni durum, eğitim durumu, Covıd hastalığı ile ilgili bilgi edinmek için kaynak durumu ve pandemide dışarı çıkma nedeni değişkenlerinin yaygın anksiyete bozukluğu üzerinde etkili olmadığı saptanmıştır. Araştırmanın diğer değişkenlerinin ise bireylerde kaygının ve diğer ruhsal sorunların artmasına neden olduğu, bundan dolayı COVID-19 salgının bireylerin yaygın anksiyete bozukluğu düzeylerinin üzerinde etkili olabileceği belirlenmiştir.

AnksiyeteAnksiyete bozukluklarıCOVID 19+1
Rabia Acar
İstanbul Gelişim University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Kadınlarda algılanan stres düzeyi ve vücut algısının depresyon, anksiyete ve duygusal yeme üzerindeki etkileri

Bu araştırma, kadınlarda algılanan stres düzeyi ve vücut algısının; depresyon, anksiyete ve duygusal yeme davranışı üzerindeki etkilerini incelemeyi amaçlamaktadır. Ayrıca, yaş grubu, eğitim düzeyi, beden kitle indeksi (BKİ), medeni durum ve sosyoekonomik durum gibi demografik değişkenlerin bu ilişkiler üzerindeki rolü de araştırılmıştır. İlişkisel tarama modeliyle yürütülen araştırmanın örneklemini, İstanbul Bağcılar ilçesinde yer alan iki sağlıklı hayat merkezine başvuran, 18 yaş üstü, okur yazar, bedensel ve zihinsel engeli bulunmayan 505 kadın oluşturmaktadır. Veriler, geçerlilik ve güvenirliği sağlanmış altı ölçek aracılığıyla toplanmıştır. Bunlar Sosyodemografik Bilgi Formu, Algılanan Stres Ölçeği, Vücut Algısı Ölçeği, Beck Depresyon Ölçeği, Hamilton Anksiyete Değerlendirme Ölçeği ve Salzburg Duygusal Yeme Ölçeğidir. ​Anketler aracılığıyla elde edilen verilerin analizi için IBM SPSS 30 versiyonu kullanılmıştır. Elde edilen bulgular, kadınlarda algılanan stres düzeyi ile depresyon ve anksiyete düzeyleri arasında anlamlı pozitif korelasyonlar bulunduğunu, ancak stresin duygusal yeme üzerinde anlamlı bir etkisinin olmadığını göstermektedir. Benzer şekilde, olumsuz vücut algısı ile depresyon ve anksiyete düzeyleri arasında negatif yönde anlamlı ilişkiler saptanmıştır; fakat vücut algısının da duygusal yeme davranışıyla anlamlı bir ilişkisi bulunmamıştır. Regresyon analizleri, algılanan stres ve vücut algısının özellikle depresyon ve anksiyete üzerinde anlamlı yordayıcılar olduğunu göstermiştir. Sosyodemografik değişkenlerin bazı psikolojik değişkenler üzerinde anlamlı farklılıklara yol açtığı görülmüştür; örneğin 18–25 yaş grubundaki kadınlar, daha yüksek depresyon düzeyine sahiptir. Araştırma sonuçları, stres ve vücut algısının psikolojik iyi oluş üzerinde belirleyici etkilere sahip olduğunu ve demografik faktörlerin bu etkilerde farklılaşma yarattığını ortaya koymaktadır. Bulgular literatür çerçevesinde tartışılmış, araştırmanın sonuçları, sınırlılıkları ve bazı öneriler sunulmuştur.

Anksiyete bozukluklarıBeden algısıDepresyon+3
Cennet Nur Bulmuş
İstanbul Gelişim University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Farklı kaygı düzeylerinin postüral stabilite üzerine etkisi

Bu çalışmanın amacı; farklı kaygı düzeylerine sahip olan bireylerin postüral stabilite etkilenimlerinin araştırılmasıdır. Çalışmaya 18 yaş üstü baş dönmesi/denge bozukluğu şikayeti olmayan Yaygın Anksiyete Bozukluğu Ölçeği (YAB-7) ile anksiyete düzeyi hafif olan (5-9 puan aralığı) 20 birey çalışma grubu I'e, orta olan (10-14 puan aralığı) olan 20 birey çalışma grubu II'ye, 5 puanın altında olan 20 birey ise kontrol grubuna tek kör yöntemi ile dahil edildi. Denge değerlendirmesinde, Modifiye Denge Duyu İnteraksiyonu Klinik Testi, Stabilite Sınırları Testi, Düz Yürüme Testi, Tandem Yürüyüş Testi yapıldı. Ayrıca subjektif denge değerlendirmesi için Denge/Baş Dönmesi Engel Ölçeği (DEÖ), kaygı değerlendirmesi için Durumluk-Sürekli Kaygı Ölçeği kullanıldı. Çalışmada gruplar arasında Stabilite sınırları testi parametrelerden sol lateral ve sol anterior hareket hızı parametrelerinde gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı fark elde edildi (p<0,05). Durumluk-Sürekli Kaygı Ölçeği'ne göre düzenlenen gruplarda ise anterior reaksiyon zamanı, sağ posterior ulaşılan son nokta ve posterior hareket hızı parametrelerinde gruplar arasında istatistilsel olarak anlamlı fark elde edildi (p<0,05). Post-Hoc testlerde kaygı düzeyinin artışının hafif kaygı düzeyinden orta kaygı düzeyine geçildiğinde sol anterior ve sol laterale doğru olan hareketlerde hareket hızını azalttığını, Durumluk-Sürekli Kaygı Ölçeğine göre düzenlenen kontrol grubu ile yüksek kaygı grubu arasındaki değerlere bakıldığında anterior yönünde reaksiyon zamanının azaldığını ve sağ posterior yönünde ulaşılan son nokta parametresinde azalma olduğu gözlendi. Sonuçlar dengenin Stabilite Sınırları Testinde hareket hızı, reaksiyon zamanı ve ulaşılan son nokta parametrelerinin farklı kaygı düzeyine bağlı olarak etkilenebileceğini desteklemektedir. Denge ve anksiyete çok faktörlü ve karmaşık bir yapıya sahiptir. Yaygın Anksiyete Bozukluğu, Durumluk-Sürekli Kaygı Ölçekleri bireylerin farklı anksiyete durumlarını yansıtmaktadır. Elde edilen sonuçlar doğrultusunda, anksiyete ve denge etkileniminin belirlenmesinde planlanacak çalışmalarda kaygı düzeyinin belirlenmesinde Durumluk-Sürekli Kaygı Ölçeği değerlerinin kullanılmasının Yaygın Anksiyete Ölçeği değerlerine göre daha etkili olacağı sonucuna varılmıştır.

AnksiyeteAnksiyete bozukluklarıDenge+6
Ayşegül Zeytin Çinpolat
Hacettepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2020
00

Related subjects