Violence against women
97 theses under this subject heading
Kadına yönelik dijital şiddet: Siber zorbalık
Bu çalışmanın amacı kadınların maruz kaldıkları dijital şiddete yönelik bir algılarının olup olmadığı, dijital şiddetin türünü, dijital şiddete maruz kalma sıklığını, dijital şiddetin hangi platformlar üzerinden gerçekleştiğini, dijital şiddete kim tarafından maruz bırakıldığı, dijital şiddete neden maruz bırakıldığı, dijital şiddetle baş etme yöntemlerini saptamaktır. Çalışma kapsamında araştırmacı tarafından hazırlanan Kadına Yönelik Dijital Şiddet-Siber Zorbalık anketi çevrimiçi (çevrimiçi) olarak katılımcılara aktarılmıştır. Kadına Yönelik Dijital Şiddet –Siber Zorbalık anketi edebiyat taraması ardından daha önce gerçekleştirilen araştırmalardan sorular derlenerek hazırlanmıştır. Çorum'da yaşayan 488 kadınla gerçekleştirilen anket analiz edilmiştir. Araştırma bulgularına göre, katılan kadınların neredeyse tamamına yakını dijital şiddete maruz kalmıştır. Kadınların dijital şiddet algılarının düşük olduğu birbirini destekleyici sorulara verilen cevaplarla ortaya konmuştur. Çorum'da yaşayan kadınların maruz kaldığı dijital şiddet türü küfür, tehdit ve hakarete uğrama ve ısrarlı takiptir. Dijital şiddete tanımadığı/anonim hesaplar tarafından maruz bırakılmış ve en çok Instagram üzerinden dijital şiddete uğradığı saptanmıştır. Diğer çalışmalarda görülen genellikle yakın çevreyle paylaşmama durumu Çorum örneğin tersi bir durum sergilemekte, kadınlar yaşadıkları dijital şiddeti yakın çevreleri ile paylaştıkları görülmektedir. Kadınların neredeyse tamamına yakını yaşadığı dijital şiddetin nedenini dini görüş, mezhep, siyasi görüş ve etnik kimliğine bağlamamaktadır. Cinsiyetinden kaynaklandığını düşünen kadın sayısı araştırmaya katılan kadın sayısının yarısına (%48,8) yakındır. Dijital şiddetle mücadele etme yöntemi olarak engelleme –bloklama, uygulama içinde şikâyet etme, ekran görüntüsü alma, güvenlik ayarlarını gözden geçirme olarak belirlenmiştir. Yaşanılan dijital şiddet karşısında hukuki yollara başvuran kadın sayısı oldukça düşük çıkmış, kadınlar genellikle kendi başlarına mücadele etme yöntemini benimsediği saptanmıştır. Bu tez çalışması boyunca kadınların dijital şiddet deneyimleri çok boyutlu ele alınıp incelenmiştir.
Türkiye'de cinsel tacize karşı mücadelede "Mor iğne Kampanyası"
Bu çalışma, Türkiye'de cinsel tacize karşı feminist kadınlar tarafından 2 Kasım 1989 tarihinde başlatılan Mor İğne Kampanyası'nı incelemektedir. Birinci bölümde, araştırmanın kapsamı ve çerçevesi doğrultusunda kadın hareketi için büyük önem arz eden Fransız Devrimi ve dönemin alt yapısının temel dinamikleri hakkında bilgilere yer verilmiş, devrim öncesi kadın durumu ve haklar elde etmek için verdikleri mücadele anlatılmıştır. Amerika ve İngiltere özelinde de kadın hakları için verilen mücadele incelenmiştir. İkinci bölümde, kadın hareketlerinin zirvede olduğu 1980 Türkiye'sinde cinsel taciz, kadına şiddet ve tecavüze karşı kampanyalar anlatılmıştır. O yıllardaki politik ortamın, askeri darbenin kadın hareketine etkisi irdelenmiştir. Feminist yayınların oluşumu ve gelişiminin kadın hareketine etkisine değinilmiştir. Çalışmanın üçüncü bölümünde 1990'lı yıllarda Türkiye'de kadın hareketinin geldiği nokta, 1980'lerdeki hareketliliğin 1990'lara yansıması, ortaya çıkan kazanımlar ve kurumsallaşma açısından atılan adımlar ele alınmıştır. Dördüncü bölümde 1980 ve 1990'larda yasal reformlar için yapılan kampanyalara yer verilmiş, Dünya ve Türkiye özelinde kadınların verdikleri mücadele anlatılmıştır. Beşinci bölümde ise çalışmanın ana konusunu oluşturan Mor İğne Kampanyası tüm yönleriyle incelenmiştir. Kampanya fikrinin ortaya çıkışı, kampanya için seçilen mekânlar, uygulanış biçimi, kamuoyu çalışmaları ve basın yansımaları etraflıca irdelenmiştir.
Şiddet gören kadınların öğrenilmiş çaresizlik ve toplumsal cinsiyet algılarının psikolojik iyi oluş düzeylerine etkisi
Bu çalışma, şiddet gören kadınların öğrenilmiş çaresizlik ve toplumsal cinsiyet algılarının psikolojik iyi oluş düzeylerine etkilerini incelemek amacıyla yapılmıştır. Çalışmanın evrenini Gaziantep İlindeki bir eğitim araştırma hastanesinin acil servisinin polis noktasına başvuran şiddet gören kadınlar, örneklemini ise çalışmaya katılmayı kabul eden şiddet gören 125 kadın oluşturmuştur. Çalışmanın verileri, "Kişisel Bilgi Formu", "Öğrenilmiş Çaresizlik Açıklama Biçimi Ölçeği" (ÖÇÖ), "Toplumsal Cinsiyet Algısı Ölçeği" (TCAÖ), "Warwick-Edinburgh Mental İyi Oluş Ölçeği" (WE-MİOÖ) ile toplanmıştır. Araştırmadan elde edilen verilerin SPSS 22 paket programında analiz edilmiştir. Çalışmaya katılan kadınların %93.6'sının fiziksel şiddet gördüğü bunun yanında %12.8'inin cinsel, %40.0'ının ekonomik, %36.8'inin duygusal şiddete maruz kaldığı görülmüştür. Şiddetten ailelerin %72.8'inin haberinin olduğu, %45.1'inin haberi olmasına rağmen ilgilenmediği, kadınların %22.4'ünde şiddet sonrasında ruhsal bozukluk olduğu, ruhsal bozukluğu bulunanların %53.6'sının tedavi gördüğü belirlendi. Kadınların %25.6'sı intihar girişimde bulunduğunu ve %26.4'ü ölmek istediğini belirtti. Kadınların ÖÇÖ puan ortalaması 17.76±4.51, TCAÖ puan ortalaması 76.34±21.71, WE-MİOÖ puan ortalaması ise 40.57±13.88'dir. Kadınların öğrenilmiş çaresizlik algıları ve toplumsal cinsiyet algılarının orta düzeyde ve psikolojik iyilik düzeylerinin ise ortalamanın altında olduğu görülmüş olup istendik düzeyde değildir. Kadınların ÖÇÖ ile WE-MİOÖ puan ortalamaları arasında negatif yönde (r=-0.405, p<0.001), TCAÖ ile WE-MİOÖ puan ortalamaları arasında pozitif yönde ilişki belirlenmiştir (r=0.732, p<0.001). Kadınların öğrenilmiş çaresizlik algıları arttıkça psikolojik iyilik düzeyleri azalmaktadır. Kadınların toplumsal cinsiyet algıları olumlu yönde yükseldikçe metal iyilikleri artmaktadır. Yapılan çoklu doğrusal regresyon analizine göre, öğrenilmiş çaresizlik ile toplumsal cinsiyet algısının psikolojik iyilik düzeyindeki değişimin %55.2'sini birlikte yordadığı tespit edilmiştir. Bu çalışmalarda, kadınların toplumsal cinsiyet algılarının olumlu yönde yükseltilmesine ve öğrenilmiş çaresizlik algılarının değiştirilmesine yönelik girişimlere önerilir.
Suriye uyruklu kadınlarda erken evlilik ve aile içi şiddet: Kilis örneği
Bu çalışmada; Suriye'de yaşanan iç savaş nedeniyle Kilis'e zorunlu olarak göç eden Suriye uyruklu kadınlarda erken evliliğin, aile içi şiddetle ilişkisini belirlemek amaçlanmaktadır. Suriye'de yaşanan iç savaş nedeniyle zorunlu olarak Kilis iline göç etmiş, erken yaşta evlilik yapmış ve aile içi şiddete maruz kalmış Suriye uyruklu kadınlar ile yarı yapılandırılmış mülakat yolu ile yüz yüze gerçekleştirilmiştir. Bu çalışmada örneklem açısından fenomenolojik desende derinlemesine görüşme tekniğiyle istenen hedefte 10 katılımcıya ulaşılmıştır. Çalışmanın yapılabilmesi için etik kurul izni ve çalışmaya katılan Suriye uyruklu kadınlardan aydınlatılmış onam formu alınmıştır. Yapılan çalışmada; çalışmaya katılan Suriye uyruklu kadınların çoğunluğunun görücü usulüyle ve aile baskısıyla, fikirleri sorulmadan evlendirildikleri, erken yaşta evlilik olgusunun kültürel özellik bağlamında normal kabul edildiği, eşler arasındaki yaş farkına bakıldığında en az 6 en fazla 27 yaş farkının olduğu, kadınların mükerrer şiddete maruz kaldığı, iş veya ekonomik problemlerin aile içi şiddetin görülme sıklığını arttırdığı, şiddet uygulayıcısının çoğunluğunun çocuklarına şiddet uygulamadığı, çocuk yaşta şiddete maruz kalan bireyin yetişkinlikte şiddeti sorun çözme yöntemi olarak gördüğü bulguları elde edilmiştir. Sonuç olarak; erken yaşta evlilik ve aile içi şiddetin önlenebilmesi için erken yaşta evlilik konusunda çalışmaların arttırılarak literatüre katkı sağlaması, Suriye uyruklu kadınların göç sürecinde yaşadıkları düşünüldüğünde ülkemizde Suriye uyruklu kadınlara öncelikli olarak psikolojik danışmanlık hizmetlerinin sunulması, erken yaşta evlilik konusunda Türk Hukuk sistemimizin yaptırım uygulaması önerilmektedir. Anahtar Kelimeler: Erken Yaşta Evlilik, Göç, Aile İçi Şiddet
Türkiye'de kadına yönelik şiddet ve şiddeti önlemede kamu politikalarının rolü
Şiddet coğrafi sınır tanımamaktadır. Kadına yönelik şiddet ve istismar, dünyada olduğu gibi bugün Türkiye'de de en yaygın toplumsal sorunlardan biridir. Kadına yönelik şiddet, kadının yaşam, sağlık, beslenme, eğitim, gelişme, toplumsal ve ekonomik yaşama katılma gibi temel insan hak ve özgürlüklerini ihlal eden önemli bir toplumsal sorun olarak nitelendirilmektedir. Bu toplumsal cinsiyete dayalı şiddet, kadınları baskı altına almayı ve üstünlük kurmayı hedeflemektedir. Aile, kadına yönelik şiddetin en sık yaşandığı ortamlardan biri olarak ifade edilmektedir. Kadına yönelik aile içi şiddet uzun zamandır bilinmesine rağmen, geçmişte sadece aileyi ilgilendiren özel bir mesele olarak görülmekteydi. Ancak 1980'li yıllardan itibaren bu algı değişmiş ve kadına yönelik şiddet bir insan hakları ihlali ve bir halk sağlığı sorunu olarak kabul edilmiştir. Bu kapsamda özellikle 90'lı yılların sonlarından 2000'li yılların başına kadar bu alanda faaliyet gösteren kadın örgütlerinin kendi kurumlarını oluşturma mücadelesinde bazı yasal değişiklikler yapılmıştır. Bu dönemde yaşanan değişimler, kadına yönelik şiddetin yasa koyucular ve kamu otoriteleri tarafından toplumsal cinsiyete dayalı ayrımcılık olarak kabul edilmeye başlandığını göstermektedir. Bu bağlamda çalışmanın amacı Türkiye'de kadına yönelik şiddet ve şiddeti önlemede kamu politikalarının rolünün ortaya konmasıdır.
Sağlık çalışanlarının kadına uygulanan şiddete ilişkin tutumları ve şiddeti tanımaya yönelik bilgi düzeylerinin incelenmesi
Çalışma, sağlık çalışanlarının kadına yönelik şiddete ilişkin tutumlarını ve şiddeti tanımaya yönelik bilgi düzeylerini incelemek amacıyla yapılmıştır. Tanımlayıcı tipteki çalışma, Ekim 2022 - Mart 2023 tarihleri arasında Kastamonu merkez ve 13 ilçe devlet hastanesinin acil servislerinde çalışan toplam 191 sağlık çalışanının katılımıyla gerçekleştirilmiştir. Örneklem seçimine gidilmemiş, belirtilen tarih aralığında evrenin tamamı çalışmaya dahil edilmiştir. Verilerin toplanmasında, sosyodemografik verileri ve şiddet ile karşılaşma durumunu sorgulayan soru formu, Kadına Uygulanan Şiddete İlişkin Tutum Ölçeği ve Hemşire ve Ebelerin Kadına Yönelik Şiddetin Belirtilerini Tanımalarına Yönelik Ölçek kullanılmıştır. Veriler, SPPS 27.0 programı kullanılarak analiz edilmiş, frekans tabloları, tanımlayıcı istatistikler, Mann Whitney U testi, Kruskal Wallis H testi, Spearman Korelasyon testi ve Bonferroni düzeltmesi kullanılmıştır. Sağlık çalışanlarının şiddete ilişkin tutum ölçeği toplam puan ortalaması 33,69±11,12 olarak belirlenmiş ve buna göre şiddete karşı geleneksellikten uzak ve modern bir görüşü benimsedikleri saptanmıştır. Sağlık çalışanlarının kadına yönelik şiddet belirtilerini tanımalarına ilişkin toplam ölçek puan ortalaması 19,31±3,74 olup, bilgi düzeyleri kısmen yeterli bulunmuştur. Çalışma bulguları, sağlık çalışanlarının yaş, cinsiyet, medeni durum, meslek ve çalışma yılının kadına yönelik şiddet belirtilerini tanıma durumu ve şiddete yönelik tutumları üzerinde önemli faktörler olduğunu göstermiştir (p<0.05). Katılımcıların %63,4 'ünün kadın olduğu ve %58,7'nin şiddete maruz kaldığı belirlenmiştir. Katılımcıların %88'inin klinikte kadına yönelik şiddet olgusu ile karşılaştığı, %49,3'ünün çalıştığı kurumda kadına yönelik şiddete ilişkin bir prosedürün varlığını bilmediği saptanmıştır. Sağlık çalışanlarının %48,7'si öğrenim sırasında kadına yönelik şiddet ile ilgili eğitim almadıklarını belirtirken, bu oran mezuniyet sonrası %59,7 olarak bildirilmiştir. Bu bağlamda, sağlık çalışanlarının eğitim ve çalışma dönemlerinde kadına uygulanan şiddeti tanımaya yönelik eğitimlerin arttırılması önerilmektedir.
Toplumsal cinsiyet perspektifinden kadına yönelik psikolojik şiddet algısı: Çankırı Karatekin Üniversitesi öğrencileri üzerine bir araştırma
Toplum temel unsuru olan kadın ve erkeğe sahip olduğu kültürel, geleneksel, dini değerler çerçevesinde roller vermekte ve bireyin bu rollere uygun davranması beklenmektedir. Bu roller bireyin toplum tarafından kabul görülmesinin bir yolu olarak görülmekte ve bu rollere uygun davranılmaması bireyin toplum tarafından dışlanmasına sebep olduğu gibi çevresindeki insanlar tarafından her türlü şiddete maruz kalmasına sebep olmaktadır. Bu bağlamda çalışmanın konusunu toplumun kadın ve erkek için biçtiği roller ve kadının bu rollere uygun davranmaması halinde maruz kaldığı psikolojik şiddet oluşturmaktadır. Çalışmada toplumsal cinsiyet rollerine, şiddete ve toplumsal cinsiyet rollerinden doğan şiddete değinilmektedir. Bu çalışma ile toplumsal cinsiyet rollerinin psikolojik şiddete dönüşümünü incelemek ve kadınların bu şiddet ile hangi durumlarda, ne sıklıkla karşılaştığı ve nasıl mücadele edebileceği analiz edilerek bireysel ve toplumsal farkındalığın oluşturulması ve yaygınlaştırılması amaçlanmaktadır. Diğer şiddet türlerinin besleyicisi ve habercisi konumunda olan psikolojik şiddetin önlenmesi diğer şiddet türlerinin engellenmesi açısından önemli bir adım oluşturmaktadır. Çalışmada nitel araştırma yöntemi kullanılmakta ve Çankırı Karatekin Üniversitesinde okuyan on iki öğrenci ile derinlemesine mülakat gerçekleştirilmektedir. Yapılan mülakatta kadınlara maruz kaldığı psikolojik şiddete, toplumsal cinsiyet rollerinin katılımcılar üzerinde psikolojik şiddete dönüşümüne, psikolojik şiddeti besleyen unsurlara ışık tutan sorular sorulmaktadır. Toplumsal cinsiyet rolleri ve bu rollere sıkı sıkıya bağlılık gösteren toplumlarda kadının yüksek oranda psikolojik şiddete maruz kaldığı saptanmaktadır.
Yozgat'ta çalışan bekar kadınların şiddet algısı
Günümüzde toplumsal sorunlardan bir tanesi ve belki en önemlisi kadına yönelik şiddettir. Kadınların şiddete maruz kalması ise yine toplumsal yapının genetiği ile ilgili ve genelde ataerkil toplumların karakteristik özelliği şeklinde yorumlanabilir. Bu araştırmanın amacı aile içinde şiddete maruz kalan kadınlara yönelik sosyolojik bir araştırma yapmaktır, bu amaçla kadına yönelik şiddet olgusunu açıklarken öncelikle şiddetin tanımlarını yapmak ve şiddetin türlerini, yöntemlerini ve kadına yönelik şiddet ile ilgili araştırmaları göz önüne koymaktır. Kadınların şiddet uygulamaları ile yaşadıkları olumsuzlukları ve bu olumsuzlukları hafifletecek olan kuruluşları tanıtmaktır. Araştırmanın en önem arz eden yönü bu konunun sadece şiddete maruz kalan bireyleri tek tek bireysel olarak ilgilendiren bir konu olmaktan çok toplumu ilgilendirmesi ve her ne kadar aile içinde yaşanıyor olsa da toplumsal bir sorun haline gelmesidir. Çünkü sağlıklı bir toplum ancak sağlıklı ailelerin varlığı ile mümkündür. Bu çalışmanın spesifik amacı ise, Yozgat ilinde çalışan bekâr kadınların şiddet konusundaki farkındalıklarının anlaşılmasıdır.
Kadınların şiddete maruziyetinde toplumsal cinsiyet rollerine yönelik tutum ile toplumsal cinsiyet algısı ilişkisi: Siirt populasyonu
Tunca B. Aydın Adnan Menderes Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü Ebelik Programı, Yüksek Lisans Tezi, Aydın, 2021. Amaç: Bu araştırma, kadınların şiddete maruziyetinde toplumsal cinsiyet rollerine yönelik tutum ile toplumsal cinsiyet algısı ilişkisini Siirt popülasyonunda belirlemek amacıyla yapıldı. Gereç ve Yöntem: Araştırma, analitik-kesitsel olarak, Şubat 2021 ve Mayıs 2021 tarihleri arasında, Siirt/Eruh İlçe Devlet Hastanesi ve Eruh Merkez Aile Sağlığı merkezine başvuran 431 kadın ile yürütüldü. Veriler,Tanıtıcı Bilgi Formu, Toplumsal Cinsiyet Rolleri Tutum Ölçeğive Toplumsal Cinsiyet Algısı Ölçeğikullanılarak toplandı. Verilerin analizinde tanımlayıcı istatistikler, Mann-Whitney U testi, Tek yönlü varyans analizi, Duncan ve Tahmane's T2 testleri, Kruskal Wallis testi ve Spearman'srho korelasyon katsayısı kullanıldı. Bulgular: Kadınların %54,8'i şiddete maruz kalmaktadır. Toplumsal cinsiyet rolleri tutum ölçeği toplam puan ortalaması 129,7±18,2'dir. Ölçek puan ortalaması üniversite ve üstü mezunu, bekar, çalışan, sağlık güvencesi olan ve şiddete maruz kalmayan kadınlar lehine pozitif yönde anlamlıve daha eşitlikçi bir tutuma sahiptirler (p<0,05). Toplumsal cinsiyet algısı ölçeğitoplam puan ortalaması 88,1±15,9'dir.Üniversite ve üstü mezunu, çalışan, bekar, sağlık güvencesi olma ve şiddete maruz kalmama durumu lehine toplumsal cinsiyet algıları arasında istatistiksel olarak anlamlı fark bulundu (p<0,05). Şiddete maruz kalan kadınların TCAÖ ile TCRTÖ arasında istatistiksel olarak anlamlı ve pozitif yönlü yüksek bir ilişki bulundu (r=0,635; p<0,001). Sonuç: Bu çalışmada şiddete maruz kalan kadınların toplumsal cinsiyet rolleri tutumunun geleneksel ve toplumsal cinsiyet algılarının düşük olduğu sonucuna varıldı. Ebeler, toplumsal cinsiyet rolleri tutumu ve toplumsal cinsiyet algısını göz önünde bulundurarak, kadınların şiddete maruz kalmamaları için eğitici, danışmanlık, savunucu, liderlik ve uygulayıcı rollerini kullanarak kadına yönelik sorumluluklarını yerine getirmelidir. Anahtar kelimeler: Algı, Ebelik, Şiddet, Toplumsal Cinsiyet, Tutum
2016-2020 yılları arasında Manisa Celal Bayar Üniversitesi Tıp Fakültesi Adli Tıp Anabilim Dalı'nda rapor düzenlenen aile ı̇çi şiddet olgularının retrospektif değerlendirilmesi
Amaç: Aile içi şiddet, önemli bir halk sağlığı sorunudur ve diğer insanların uyguladığı şiddetten daha travmatik ve tekrarlayıcı niteliktedir. Şiddete maruz kalan veya şahit olan bireylerde hayatları boyunca kalıcı olabilecek hasarlar oluşmaktadır. Meydana gelen bu zararlara dikkat çekmek amaçlanarak polikliniğimize yönlendirilen aile içi şiddet olguları değerlendirilmiştir. Gereç ve Yöntem: 01.01.2016-31.12.2020 tarihleri arasında polikliniğimize adli rapor düzenlenmesi amacıyla yönlendirilen 217 aile içi şiddet olgusu, geriye dönük olarak değerlendirilerek; sosyodemografik özellik ile olay ve yaralanmanın niteliği açılarından incelenmiştir. Bulgular: Polikliniğimize beş yıllık süre içerisinde başvuran olguların %10,1'inin aile içi şiddet olgusu, olguların %62,2'sinin kadın, yaş ortalamasının 35,6±14,8, şiddet uygulayıcılarının %56,7'sinin eş veya partner olduğu görülmüş olup, şiddet şekli olarak en sık %89,4 ile künt travma olduğu tespit edildi. Sonuç: Sağlıklı bir toplum, sağlıklı bireylerden oluşur. Bunun temeli de aileden gelmektedir. Şiddet nedeniyle sağlığını yitiren bireylerin gerekli tıbbi yardım ve resmi önlemlere erişmesini sağlamak, şiddetin tekrarlamasını önlemede ve mağdurun yaşamını korumada önemli bir noktadır. Aile içi şiddetin mağduru büyük çoğunlukla kadınlardır. Bu durumun önüne geçilmesi için cinsiyet eşitliği sağlanmalı, gerekli eğitimler verilmeli, kişilere hakları anlatılmalı ve mevcut yürürlükteki önlemlerin etkili uygulanması sağlanmalıdır. Ayrıca Türkiye genelinde daha fazla aile içi şiddet çalışmaları yapılmasına gereksinim vardır.
Adana'daki aile hekimliği ve acil tıp araştırma görevlilerinin kadına yönelik eş şiddeti konusundaki bilgi, tutum ve uygulamaları
Amaç: Kadına yönelik şiddet önemli bir halk sağlığı problemidir. Sağlık çalışanlarının kadına yönelik eş şiddetini (KYEŞ) yönetebilmek için bilgili, yetkin ve uyanık olmaları gerekir. Bu kesitsel tanımlayıcı çalışmanın amacı, bölgemizdeki aile hekimliği ve acil tıp alanlarında uzmanlık eğitimi alan hekimlerin KYEŞ konusunda bilgi, tutum ve uygulamalarındaki mevcut durumun belirlenmesidir. Gereç ve yöntem: Veriler, sosyodemografik veri formu, Physician Readiness to Manage Intimate Partner Violence Survey (PREMIS) bilgi formu ve sağlık çalışanlarının KYEŞ konusunda tutum ve uygulamaları ölçeği kullanılarak online ve yazılı şekilde toplanmıştır. Bulgular: Çalışmamızda, katılmayı kabul eden toplam 177 (%84,3) araştırma görevlisine ait veriler analiz edildi. Katılımcıların %78'si mezuniyet öncesi dönemde, %84,2'si uzmanlık eğitimi süresince KYEŞ ile alakalı eğitim almadığını belirtti. İş yaşamlarında, AT Arş.Gör.nin istatistiksel olarak anlamlı farkla daha çok olgu ile karşılaşıldığı (9,81±27,82, 1,45±2,88 p=0,001) ve KYEŞ konusunda bildirim yapma prosedürünü daha iyi bildiği saptandı (%48,3, %24,8 p=0,002). Katılımcıların %49,2'si iş yaşamları süresince KYEŞ olgusu veya şüphesi ile karşılaştığında en çok ruhsal muayene aşamasında zorlandığını belirtti. Hekimlerin KYEŞ'ni bildirme konusunda isteksiz olmalarının en yaygın nedeni, yasal süreçler hakkında bilgi sahibi olmamalarıydı (%64,4). AH Arş.Gör., AT Arş.Gör.den daha büyük bir oranda hem kendisi hem de mağdurun güvenliğinden endişe ettikleri için bildirim konusunda çekinik davrandığını belirtti (%53,0, %20,0 p=0,001). Her iki bölümün araştırma görevlileri arasında bilgi puanları açısından istatistiksel olarak anlamlı farklılık yoktu (p=0,100). AT Arş.Gör.nin tutum puan ortalamaları istatistiksel olarak anlamlı farkla AH Arş.Gör.den yüksek bulundu (2,81±0,42, 2,69±0,33 p=0,032). Sonuç: Bölgemizde aile hekimliği ve acil tıp asistanlarının bilgi ve tutum puanlarının beklenen düzeyde olmaması hem lisans hem de uzmanlık eğitiminde KYEŞ konusunda teorik ve uygulamalı eğitim programlarına ve erişilebilir kaynaklara ihtiyaç olduğunu düşündürmektedir. Anahtar Kelimeler: Aile hekimi, acil tıp, asistan, kadına yönelik şiddet, kadın, PREMIS, Sağlık Çalışanlarının KYEŞ Konusunda Tutum ve Uygulamaları Ölçeği.
Şiddetten dolayı kadın sığınma evi ve acil servise başvuran kadınların durumluluk kaygı düzeyi, benlik saygısı ve problem çözme becerilerinin incelenmesi
Araştırmada, şiddetten dolayı kadın sığınmaevi ve acil servise başvuran kadınların durumluluk kaygı düzeyi, benlik saygısı ve problem çözme becerilerinin belirlenmesi amacıyla yapılmıştır. Araştırmanın evrenini, Aralık 2018-Ağustos 2019 tarihlerinde şiddete maruz kalma sebebiyle acil servise ve kadın sığınmaevine başvuran kadınlar, örneklemini sığınmaevinde kalan 45 kadın ile acil servise başvuran 37 kadın olmak üzere toplam 82 kadın oluşturmuştur. Verilerin toplanmasında sosyo-demografik bilgiler formu, Durumluluk ve Sürekli Kaygı Envanteri, Coppersmith Benlik Saygısı Ölçeği ve Problem Çözme Envanteri ölçekleri kullanılmıştır. Problem çözme envanterinin, problem çözme yeteneğine güven alt boyutu puan ortalaması 35.0±15.3, yaklaşma-kaçınma alt boyutu puan ortalaması 39.7±15.3, kişisel kontrol alt boyutu puan ortalaması 16.1±3.6, toplam puan ortalaması 90.9±28.6, durumluluk kaygı ölçeği toplam puan ortalaması 45.9±5.5, benlik saygısı toplam puan ortalaması 12.3±2.0 olarak ortalamanın altında bulunmuştur. Ayrıca, Problem çözme ölçeği toplam puan ortalaması ile benlik saygısı toplam puan ortalaması arasında ve durumluluk kaygı toplam puan ortalaması ile benlik saygısı toplam puan ortalaması arasında negatif yönde anlamlı bir ilişki olduğu saptanmıştır (p<0.05).
İnfertil kadınların eşlerinden ve çevresinden gördüğü şiddet durumunun ve yaşam kalitesinin belirlenmesi
Bu araştırma, 19-49 yaş grubundaki infertil kadınların eşlerinden, çevresinden gördüğü şiddet durumunu ve yaşam kalitesini belirlemek için yapılmış tanımlayıcı bir çalışmadır. Araştırmanın örneklemini, Gaziantep Üniversitesi Şahinbey Araştırma ve Uygulama Hastanesi Jinekoloji Polikliniğine Haziran-Eylül 2019 tarihleri arasında başvuran, infertilite tedavisi alan ve araştırmaya dahil edilme kriterlerine uyan 125 kadın oluşturmuştur. Bu çalışmada veri toplama aracı olarak ''Tanıtıcı Bilgi Formu'', ''İnfertil Kadınlarda Maruz Kalınan Şiddeti Belirleme Ölçeği (İKMKŞBÖ)'', ''Doğurganlık Sorunları Yaşayan Kişiler İçin Hayat Kalitesi Ölçeği (FertiQoL)'' kullanılmıştır. Verilerin SPSS 24 paket programında analizi yapılmıştır. Toplanan verilerin analizinde; sayılar, yüzdelikler, minimum-maximum değerler ile ortalama ve standart sapmaların yanı sıra normal dağılmayan ölçümlerde Kruskall Wallis Analizi ve Spearman Korolesyon analizi kullanılmıştır. Anlamlı çıkan bulgularda ise ileri analiz olarak Mann Whitney-U analizi kullanılmıştır. Araştırmada, İnfertil Kadınlarda Maruz Kalınan Şiddeti Belirleme Ölçeğinin (İKMKŞBÖ) puan ortalaması 50,2±15,2 ve FertiQoL ölçeği puan ortalaması 58,07±14,74 olarak bulunmuştur. İki ölçekde orta düzeyde puan almıştır. İKMKŞBÖ ile FertiQoL ölçeğinin puan ortalamalarının arasında istatistiksel olarak negatif yönlü, güçlü bir ilişki vardır (p<0.005). İKMKŞBÖ'nin puanı arttıkça FertiQoL ölçek puanı azalmaktadır. Anahtar Kelimeler: Hemşirelik, infertilite, şiddet, yaşam kalitesi
Afiş tasarımında kültürel farklılıklarla kadına yönelik şiddet
Bu araştırmanın genel amacı, kültürel farklılıklarla kadına şiddetin, afiş tasarımları ile incelenmesidir. Bu araştırmada yerli ve yabancı kaynaklar taranarak, öncelikle hiçbir kültürel farklılık gözetmeksizin "kadına şiddet" nedir sorusu maddeler halinde sınıflandırılmıştır. Bu sınıflandırmanın kültürel farklılık açısından kadına yönelik şiddeti maddelerinden, Aile İçi Şiddeti maddesi ele alınmıştır. Bu araştırmada Fransa, Türkiye ve Afrika kıtasında kullanılan afiş tasarımların kadına yönelik şiddet yansıtılmıştır. Her üç kültüre ait beş afiş örneği ile katalog çalışması yapılmıştır, katalog oluşturulan künye' ye göre değerlendirilmiştir. Bu künyede yer alan kavramlar; ülke, yıl, sosyal sorumluluk kampanyası, ajans, tasarımcı, boyut, kullanımına göre türü, form, kullanılan teknik, renk, tipografi, başlık/slogan, metin, görsel elemanlar, görsel hiyerarşi, sözel hiyerarşi, grafiksel çözümleme, şeklindedir. Araştırmacı tarafından farklı kültürler gözetilerek, üç farklı kültür için seçilen afiş tasarımı analizi yapılmıştır. Yapılan bu içerik analizinden sonra araştırmacı tarafından hazırlanan kadına şiddetin işlendiği üç afiş tasarımı sunulmuştur. Kadına yönelik şiddet ele alınması gereken konuları işleyen sosyal içerikli afişlerin üretim sürecinde, farklı kültürel algısına hedef kitlenin ve sosyokültürel durumuna göre afiş tasarımlarında yer almıştır. Afrika'da, bu iki kültürden farklı olarak Fransa'da ve Türkiye'de benzer kampanya kullanmalarına rastlanmıştır. Afrika'da kadına yönelik şiddet afişlerinde görsel daha dikkat çekicidir ve anlatım rolünü görsele yüklemiştir ve yazı arka planda yer almıştır. Afrika'da kullanılan afişler kişileştirmesine mahremiyet barındırma adına portre kullanılmamıştır. Ancak Fransa ve Türkiye, mecazı anlamı yazılarda, ince espri kurgulu ve sosyokültürel yapılarda kullanıldığını göstermiştir.
Yakın partner şiddeti olgularının değerlendirilmesi
Bu çalışmada Fırat Üniversitesi Hastanesi acil servis ve adli tıp polikliniğine başvuran yakın partner şiddeti olgularının nedenleri ve risk faktörlerini ortaya çıkarmak ve önleyici tedbirler konusunda önerilerde bulunmak amaçlanmıştır. Elazığ ilinde Şubat 2019- Haziran 2020 tarihleri arasında Fırat Üniversitesi Hastanesi acil servis ve adli tıp polikliniğine başvuran yakın partner şiddeti olguları prospektif olarak sosyodemografik özellikler, yakınlık derecesi, ilişki türü, maruz kalınan şiddet tipi, saldırılar esnasında kullanılan aletler, saldırıya uğrayan vücut bölgeleri, meydana gelen yaralanmanın ağırlık derecesi vb. yönünden incelenmiştir. Çalışma için herhangi bir örneklem yöntemi seçilmemiş olup belirtilen tarihler arasında partner şiddeti nedeniyle başvuran olgular çalışmaya dahil edilmiştir. Çalışmaya 311 partner dahil edilmiştir. Şiddet kurbanlarının 277'si (%89,1) kadın, 34'ü (10,9) ise erkektir. Kurbanların yaş ortalaması 33,1±9,8 yıl (min.=15, maks.=66) olarak bulunmuştur. Şiddet uygulayıcılarının yaş ortalaması 35,9±10,6 yıl (min.=18, maks.=72) olarak bulunmuştur. Şiddet uygulayanların 282'si (%90,7) şiddet uyguladığı kişinin eşi iken 271'i (%87,1) medeni nikah ile birliktelik sağlamaktadır. Evli olup şiddet olayı görülenlerin 164'ü (%57,3) anlaşarak (flört ederek) evlenmiştir. Partnerler arasında en fazla fiziksel şiddet (%98,4) sonrasında ise sırasıyla sözel (%86,8), duygusal (%43,7), ekonomik (%37,3) ve cinsel (%16,4) şiddet olayı görülmüştür. Çalışmaya alınan partnerlerin 26'sı (%8,4) ilk defa fiziksel şiddet görmüştür. İlk fiziksel şiddet ilişkinin ortalama 15'inci ayında gerçekleşmiştir. Fiziksel şiddet eşler arasında yılda ortalama 34,6 defa meydana gelmiştir. İlk fiziksel şiddet en sık olarak partnerler evliyken (%86,8) meydana gelmiştir. Partnerler arasındaki şiddet nedenleri değerlendirildiğinde en sık kıskançlık (%38,6) ve ekonomik nedenler (%37,6) olduğu en az ise cinsel nedenler olduğu görülmüştür. En fazla saldırıya uğrayan vücut bölgesi yüz (%64) iken en az saldırıya uğrayan vücut bölgesi ise batın ön ve arka duvardır (%7,7). Kurbanların 204'ü (%65,6) partner şiddetine maruz kaldığında bu durumu kabullenmektedir. Yine kurbanların 192'si (%61,7) kolluk yardımına başvurmuştur. Kurbanın eğitim düzeyi azaldıkça ekonomik nedenlerden dolayı şiddet olduğu, arttıkça kıskançlık ve tarafların aileleri nedeniyle şiddet görüldüğü ve şiddet sonucu olarak da kolluk yardımına başvurma görüldüğü bulunmuştur. Çalışmayan ve aylık geliri asgari ücret altında olan kadınların ekonomik şiddete maruz kalma oranı yüksek bulunmuştur. Şiddet uygulayanın aylık gelir düzeyi arttıkça daha fazla sözel ve duygusal şiddet uyguladığı görülmüştür. Sonuç olarak partnerler arasında şiddet nedenleri değerlendirildiğinde en sık şiddet nedeni olan "kıskançlık" duygusunun kontrolüne yönelik evlilik öncesi eğitim programları, aile danışmanlığı ve ilişki terapisi gibi bilinçlendirme yollarının yaygınlaştırılmasının ve kolay ulaşılabilir hale getirilmesinin kıskançlık kaynaklı şiddetin önlenmesine katkısı olacaktır. Şiddet mağdurlarının önemli çoğunluğunu oluşturan kadının eğitim düzeyinin yükseltilmesinin, bilinçlendirilmesinin, çalışma hayatına daha fazla dahil edilmesinin ve ekonomik anlamda yeterli gelirinin olmasının şiddeti ve şiddeti kabullenmeyi önemli derecede azaltabilecek unsurlar olduğu kanaatindeyiz.
İnfertil kadınların yaşadıkları aile içi şiddet ve başetme yöntemleri
İnfertilite, kadın yaşının 35'in altında olduğu çiftlerde en az bir yıl boyunca, kadın yaşının 35'in üzerinde olduğu çiftlerde ise altı ay boyunca haftada üç dört kez korunmasız cinsel ilişkide bulunmalarına rağmen gebeliğin oluşmaması ya da gebeliğin sürdürülememesidir. Araştırma infertil kadınların yaşadıkları aile içi şiddet ve baş etme yöntemlerinin belirlenmesi amacıyla tanımlayıcı olarak yapılmıştır. Ocak -Aralık 2018 tarihleri arasında Düzce Üniversitesi Sağlık Uygulama ve Araştırma Merkezi İnfertilite polikliniğine başvuran 173 kadın araştırmanın örneklemini oluşturmuştur. Araştırmanın verileri Kişisel bilgi formu, Aile İçi Kadına Yönelik Şiddet Ölçeği ve İnfertil Kadınlar İçin Baş Etme Ölçeği ile toplanmıştır. Elde edilen veriler bilgisayar ortamında tanımlayıcı istatistiksel analizler, verilerin dağılımına göre parametrik veya non-parametrik testler kullanılarak değerlendirilmiştir. Araştırmada; kadınların yaş ortalamasının 31,89±6.74, eşlerinin yaş ortalamasının ise 35,50±7.38 olduğu, evlilik sürelerinin 1 ile 30 yıl (ortalama 6,82±5,67) arasında değiştiği, kadınların çoğunun (%40,6) 25-30 yaş arasında, (%30,9) üniversite ve üzeri mezunu olduğu ve çalıştığı (%55,4), %85.1'inin en az üç kişiden oluşan çekirdek aile içinde, il merkezinde (%52) yaşadıkları, % 67,4'ünün eşi ile severek ve isteyerek evlendikleri, çoğunun (%77,1) ilk beş yıl içinde infertilite sorunu yaşadığı, %36,6'sının çocuk sahibi olamama sebebinin bilinmediği, %32,0'ının ise çocuk sahibi olamama nedeninin kadın faktörlü olduğu, %76,0'sının şuan tedavi gördüğü fakat %65,10'una daha önce tedavi uygulanmadığı belirlenmiştir. Kadınların en çok duygusal, sözel, ekonomik ve cinsel şiddete maruz kaldıkları, baş etme yöntemi olarak en çok en çok; umut, eş ilişkileri, kendine yatırım yapma ve sosyal destek arama, kabul ve spirituel baş etmeyi kullandıkları saptanmıştır. İnfertil çiftlere bakım verirken aile içi şiddetin göz önünde bulundurulması ve aile içi şiddetin belirlendiği çiftelerin danışmanlık için gerekli yerlere yönlendirilmesi önerilmiştir.
Kadına yönelik şiddeti önlemede kadın sığınmaevi modelleri: İhtisaslaşma örneği
Kadına yönelik şiddet dünyanın birçok yerinde olduğu gibi Türkiye'de de önemli bir sorundur. Şiddet; fiziksel, psikolojik, ekonomik ve cinsel olarak farklı türleri içinde barındırmaktadır. Şiddet gören kadınların şiddet ortamından uzaklaşması, destek alarak güçlenmesi noktasında "sığınma evleri" kavramı ortaya çıkmaktadır. Farklı sosyokültürel ve ekonomik yapıdan gelen kişilerin zorunluluk nedeniyle aynı ortamda kalması durumunda etkin bir iletişim olması pek mümkün olmamaktadır. Aynı zamanda kişilerin deneyimlerinin de farklı olması ihtiyaçlarının farklılaşmasına neden olmaktadır. Bu noktada ihtisaslaşma önemli bir unsurdur. Bu çalışmada, doküman inceleme yöntemi kullanılarak Türkiye'de ve Dünya'da bazı ülkelerdeki sığınmaevleri incelenmiş ve sığınmaevlerinde ihtisaslaşma konusu incelenmiştir.
Kadına şiddetin haber söylemi bağlamında yazılı basında temsili: Emine Bulut örneği
Kadın cinayetleri, kadına yönelik şiddetin son raddesini oluşturmaktadır. Gündem olsun olmasın, her türlü cinayet vakası, şiddet temellidir. Özellikle son yıllarda artan ve daha da görünür hale gelen kadına yönelik şiddete dair sosyal medyada da tepkiler çığ gibi büyümekte, oluşturulan kamuoyu baskısı sayesinde suçlular ceza alabilmektedir. Bu çalışmada çocuğunun yanında boğazı kesilerek öldürülen, kamera görüntülerinin sosyal medyada yayımlanmasından sonra gündeme gelen Emine Bulut cinayetinin haberlerde ele alınışı işlenmektedir. Söz konusu cinayet, Bulut'un eski eşi tarafından işlenmiştir ki bu da kadına yönelik şiddetin büyük bir çoğunluğunun tanıdıklarından geldiği tezini de doğrulamaktadır. Bulut, akıllarda "Ölmek istemiyorum", kızı ise "Anne lütfen ölme" çığlığı ile yer etmiştir. Çalışmanın ilk bölümünde seçilen konunun önemine değinilirken, devam eden bölümlerde ise şiddet olgusu anlatılmış ve kadın cinayetlerinin Türk yazılı basınında işlenişi aktarılmıştır. Ardından analiz bölümünde ise çalışmanın kapsam ve sınırlılığında belirtilen gazetelerin Emine Bulut cinayetini okurlarına sundukları haberlerin nasıl ele alındığı ortaya koyulmuştur.
Nijerya ve Türk basınında kadına yönelik şiddetin temsili
Gerek fiziksel gerekse psikolojik ya da sözel kadına yönelik şiddet artık küresel bir sorun haline gelmiştir. Şiddetin yaygınlaşmasına sebep olan etmenlere bakıldığında ataerkil tahakkümü içeresinde yetiştirilen cinsiyetçi söylemin başlıca neden olduğu görülmektedir. Bununla birlikte toplumsal, siyasi ve ekonomik yapıların en etkili aktörlerin erkekler olduğu görülürken, kadınların ikincilleştirildiği, eril şiddete maruz kaldığı görülmektedir. Yazılı ve görsel medya ise şiddeti magazinleştirerek konunun önemini yok saymakta, sıradanlaştırarak meşrulaştırmaktadır. Dolayısıyla kadına şiddet meselesini söylem analizi çerçevesinde incelemek önemlidir. Özellikle van Dijk'in söylem çözümlemesi yöntemiyle, Nijerya ve Türk basınında kadına şiddetin nasıl haberleştirildiği karşılaştırarak tüm boyutlarıyla ortaya koymak bu çalışmanın temel problemi oluşturmaktadır. Bu bağlamda Türk basınında görüşleri birbirinden farklı 4 gazete: Sözcü, Sabah, Hürriyet ve Bianet incelenirken, Nijerya basınından yine birbirden görüş olarak farklı olan Vanguard, This Day, Premium Times ve The Punch gazeteleri incelenmiştir. Söz konusu gazetelerin her birinden 2016 ila 2020 yılları arasında yer alan 5 haber toplam 40 tane haber incelenmiştir. İnceleme sonucu iki basının da kadına şiddet olayını ticaret haline getirerek sattığı görülmüştür. Türk basınında magazinsel anlatım tarzıyla tiraj hedeflenirken, Nijerya gazeteleri belli kitlesine edebi anlatım ağırlıklı haber metinleri sattığı tespit edilmiştir. İki taraftan da incelenen 8 gazeteler arasında kadına yönelik şiddet konusunda olumlu adımlar attan yalnızca 3 gazete olduğu tespit edilmiştir: Sözcü, Bianet ve Premium Times. Bu üç gazete kendi bünyelerinde ürettiği "karşıt ideoloji" ile kadına şiddet konusunda ilerlerken, diğer gazetelerin iktidar ve egemen yapının belirlediği bir çizgi üzerinde yürüdüğü tespit edilmiştir. Anahtar sözcük: Kadına yönelik şiddet, Eleştirel söylem analizi, van Dijk, ataerkil, tahakküm, temsil
Türkiye'deki kadın cinayetlerinin sosyolojik analizi
Kadın cinayetleri gerek Türkiye'de gerekse Dünya'da, kökleri eskilere kadar dayanan önemli bir sosyal sorundur. Kadın cinayetlerinin meydana gelmesinde birçok nedenin olduğu bilinmektedir. Bu nedenlerin en önemlisi şiddettir. Şiddet, kadın cinayetleri ve kadına yönelik şiddetin merkezindedir. Bu nedenle kadın cinayetleri araştırılırken şiddet ile ilişkilendirilmesi gerekmektedir. Şiddetin cinsiyet eşitsizliği temelinde kadına yönelmiş hali kadına yönelik şiddeti doğurmakta, kadına yönelik şiddetin en uç ve son noktasında ise kadın cinayetleri yer almaktadır. Kamuoyunda ve yazılı medyada sıkça konuşulan, toplumda bıraktığı olumsuz etkilerden dolayı gündemden düşmeyen kadın cinayetleri, toplumsal dinamiklerin yeniden gözden geçirilmesini zorunlu kılmaktadır. Kadın cinayetlerine ilişkin bilgilerin kısıtlı olması ve bilgilere ulaşmanın zorluğu sebebiyle bu konudaki çalışmalar sınırlı kalmaktadır. Bu çalışmada Türkiye'deki kadın cinayetleri sosyolojik açıdan incelenerek, kadın cinayetleri ile ilgili yapılacak çalışmalara ve kadın cinayetlerinin bir nebze de olsa azaltılabilmesine katkı sağlaması amaçlanmıştır. Bununla birlikte kadın cinayetleri ile ilgili kavramlar ve kuramsal bilgiler esas alınarak, kadın cinayetlerinin altında yatan sosyolojik etmenler açıklanmıştır. Çalışmada yazılı medyada yer almış kadın cinayetlerine ait veriler ve değerlendirmelere yer verilmiştir. Yapılan bu çalışmada nitel araştırmalarda başvurulan yazılı dokümanların incelenmesi yöntemi kullanılmıştır. Toplanan veriler, konuyla ilişkili kitaplar, yüksek lisans ve doktora tezleri, makaleler ve tablolardan oluşan yazılı dokümanlar ile internet kaynaklı verilerden elde edilmiştir. Dokümanlardan elde edilmiş olan verilerden yola çıkarak çalışmanın konusu açıklanmaya ve verileri anlamlı hale getirme yoluna gidilmiştir. Ayrıca çalışmada ele alınan sayısal verilerle konu gerçekçi bir şekilde ortaya konulmaya çalışılmıştır. Çalışmada elde edilen sonuçlara göre şiddetin oluşmasında bireysel ve toplumsal nedenler etki etmektedir. Kadınlar fiziksel, ekonomik, psikolojik ve cinsel şiddete maruz kalmaktadırlar. Kadın cinayetlerine ve toplumsal cinsiyet eşitsizliğine her toplumda ve her dönemde rastlanmaktadır. Kadın cinayetlerinin meydana gelmesinde ekonomik, ailevi, eğitimsel, kültürel, psikolojik ve sosyal psikolojik etmenlerin etkisi büyüktür. Kadın cinayetlerinde failler büyük bir oranda kadının yakın çevresinden çıkmaktadır. Yazılı medya kadın cinayetleriyle ilgili haberlere yer vermektedir. Kadın cinayetlerine ilişkin verilerin elde edilmesinde zorluklar yaşanmaktadır. Anahtar Kelimeler: Kadın Cinayetleri, Yazılı Medya, Şiddet, Cinsiyet Eşitsizliği
Lise öğrencilerinde şiddet eğilimi ölçeği ve saldırganlık ölçeği kullanılarak yapılan şiddet ve saldırganlık çalışmalarının derlemesi
Bu çalışmanın amacı Türkiye'de Şiddet Eğilimi Ölçeği ve Saldırganlık Ölçeği aracılığıyla lise öğrencilerinde şiddet ve saldırganlık olguları üzerine yapılan çalışmalardan elde edilen verilerin sistematik biçimde incelenmesidir. Çalışmada öncelikle şiddet konusu ele alınmış, kuramsal aktarımlarla birlikle şiddetin türleri, alt yapıları hakkında bilgi aktarımları sonrası sistematik derleme sürecine geçilmiştir. Bu çalışmada lise öğrencileri üzerinde Şiddet Eğilim Ölçeği ve Saldırganlık Ölçeği kullanılarak yapılan çalışmalar çeşitli değişkenler açısından değerlendirilerek bir sistematik derleme çalışması gerçekleştirmek amaçlanmıştır. Çalışmada şiddet ve saldırganlık anahtar kelimeleri kullanılarak taramalar yapılmıştır. Taramalar 2000 yılı Ocak ayı ile 2020 yılı Nisan ayını kapsamaktadır. Taramalar Google Akademik ve Ulusal Tez Merkezi (YÖKTEZ) veri tabanlarında taranarak gerçekleştirilmiştir. Bu kapsamda çalışmamız şiddet konusunda 11 çalışmayla, saldırganlık konusunda ise 28 çalışmayla sınırlandırılmıştır. Araştırma sonuçlarına göre cinsiyet faktörü ile şiddet ve saldırganlık arasında istatistiksel açıdan anlamlılık saptanmamıştır. Fakat erkeklerin şiddet eğilimleri kadınlara göre yüksek olduğu tespit edilmiştir. Saldırganlık alt boyutlarından fiziksel saldırganlıkla, cinsiyet arasında istatistiksel açıdan anlamlılık saptanmıştır. Ebeveyn eğitim durumu faktörü ile ebeveyn ekonomik durumunun, şiddet ve saldırganlık ile istatistiksel açıdan anlamlılık saptanmamıştır. Baskıcı-otoriter ebeveyn tutumu ile şiddet arasında istatistiksel açıdan anlamlılık saptanmıştır. Bu durumu takiben her ne kadar istatistiksel açıdan anlamlılık bulunmasa da araştırmalarda ilgili anne-baba tutumuna sahip olan liseli bireylerin saldırganlık eğilimlerinin az olduğu görülmüştür. Kardeş sayısının saldırganlık durumu ile ilişkisine bakıldığında ise istatistiksel açıdan anlamlılık saptanmamıştır.
Aile içi kadına yönelik şiddete karşı kadının korunması
Kadınların insan haklarının ihlali olarak nitelendirilen kadına yönelik şiddet kavramı Dünya'da olduğu gibi Türkiye'nin de en önemli sorunlarından biridir. Kadınlar yaşamların her döneminde, her alanda şiddete maruz kalmaktadırlar ve bu şiddetin en önemli sebebinin toplumun ataerkil yapısı olduğu bilinmektedir. Toplumun kadına bakış açısı sonucu kadın her dönemde ikinci plana atılmış ve ayrımcılığa maruz kalmıştır. Bu bakış açısı ile beslenen erkek egosu da kadına yönelik şiddeti doğurmuştur. Ülkemizde 1970'li yıllarda gündeme gelmeye başlayan kadına yönelik şiddetin önlenmesinde en önemli araç hukuksal düzenlemelerdir. 2001 yılından itibaren Avrupa Birliği'ne uyum süreci içinde kadın- erkek eşitliğini sağlamaya, ayrımcılığı önlemeye ilişkin, kadını şiddetten korumaya yönelik hukuksal düzenlemeler yapılmıştır. Çalışmamız kadına yönelik şiddet ve bu konudaki iç hukukumuzdaki düzenlemeleri içeren üç ana bölümden oluşmaktadır. İlk bölümde, aile, şiddet ve aile içi kadına yönelik şiddet kavramı, şiddetin türleri ve kadın, erkek, çocuk üzerindeki olası etkilerinden bahsedilmiştir. İkinci bölümde aile içi kadına karşı şiddetle ilgili kanunlarımızdaki düzenlemeler yer almaktadır. Üçüncü ve son bölümde ise, kadının korunması için alınacak önlemler; devletin, hangi hallerde ve ne şekilde müdahale etmesi gerektiği hususları üzerinde durulmuştur. Bu çerçevede TMK, 4787 Sayılı Aile Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yargılama Usullerine Dair Kanun ve 6284 sayılı Aile İçi Şiddet ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun kapsamında, hâkimin ve idarenin kadının korunması adına alabileceği koruyucu ve önleyici tedbirler ele alınmıştır.
Şiddete maruz kalan kadınların, annelik deneyimlerinin incelenmesi
Bu araştırmada; şiddete maruz kalan kadınların annelik deneyimlerinin incelenmesi amaçlanmıştır. Araştırma, nitel araştırma yöntemi desenlerinden biri olan olgu bilim araştırması olarak yürütülmüştür. Araştırmanın katılımcılarını, Hatay ili Şiddet Önleme ve İzleme Merkezi (ŞÖNİM) 'ne başvuruda bulunan ve şiddete maruz kalan kadınlar oluşturmuştur. Söz konusu bu çalışma katılımcıların can güvenliği için gizlilik esasına dayalı olarak gerçekleştirilmiştir. Başvuruda bulunmuş kadınların Hatay ilinin farklı bölgelerinden olması katılımcı seçiminde önemli bir göstergedir. Mevcut araştırmaya 10 kadın katılımcı dahil edilmiştir. 23.08.2021 tarihinde katılımcılar ile görüşmeler yapılmaya başlanmış ve 24.09.2021 tarihinde süreç tamamlanmıştır. Araştırmacı veri toplama süreci öncesinde, kadınların ŞÖNİM'deki mevcut dosya bilgilerini incelemiş, Aile Bilgi Sistemi ve ŞÖNİM hizmet başvuruları veri tabanından faydalanmıştır. Araştırmanın veri toplama sürecindeki görüşmeler iki bölümde gerçekleştirilmiştir. Araştırmanın birinci bölümünde kişisel bilgi formu kullanılarak katılımcı profilinin tanınması, katılımcılar hakkında bilgi toplanması amaçlanmıştır. İkinci bölümde yarı yapılandırılmış görüşme formunun içeriğinde; şiddete maruz kalan kadınların geçmişlerinde yaşadıkları veya kendi ailelerindeki şiddet süreci, kendi anneleri ile olan ilişkileri, annelerinin şiddet öyküsü, anneliklerine dair deneyimler, şiddet yaşantısı ile ilgili bilgiler ve çocukları ile olan ilişkilerini soran sorular yer almıştır. Görüşme sonucu elde edilen görüşme formları üzerinde betimsel ve içerik analiz yapılmıştır. Araştırmada, katılımcı annelerin annelik tanımlamalarının, anne olmadan önce, gebelik süreci ve doğum sonrası süreçlere göre farklılık gösterdiği görülmüştür. Anne olmadan önce anne olmak ile ilgili "hiçbir şey bilmiyordum" ya da "güzel bir duygudur" ifadelerini kullandığı görülen katılımcıların, gebelik sürecinde anneliğe dair karmaşık duygular yaşadıkları ve doğumdan sonra anneliğe dair çocuklarına duyulan derin bir sevgi ile birlikte bakım kaygısı yaşadıkları görülmüştür. Katılımcıların çoğunluğunun kendi isteği dışında gebe kaldığı görülmüştür. Ayrıca çoğunun öncesinde olduğu gibi gebeyken de şiddete maruz kaldığı saptanmıştır. Çalışmaya katılan katılımcı annelerin çoğunluğunun çocuk çağlarında yaşadıkları şiddetin 'anne'leri tarafından gerçekleştirildiği bulgusuna ulaşılmıştır. Şiddet uygulayan annenin yaşattığı olumsuzlukların altında annelerinin haklı sebepleri olduğuna dair inanışlar olduğu görülmüştür. Annelerin okul öncesi çağında olan çocuklarının da şiddete tanıklık ettikleri görülmüştür. Anlık şiddet olaylarına tanıklık eden çocukların genel olarak ağlama davranışı sergiledikleri ve tepkilerinin korku ya da üzüntüden dolayı anneye sarılmak olduğu anlaşılmıştır. Ayrıca annelerin maruz kaldıkları şiddet türü ne olursa olsun, şiddettin davranışlarına yansıdığı ve öfkelerini kontrol edemedikleri için çocuklarına bağırma davranışı sergiledikleri saptanmıştır. Şiddete maruz kalan annelerin çocuklarının da şiddete maruz kalıp kalmadıkları, kaldılar ise onları nasıl koruduklarına ilişkin bulgular incelendiğinde; annelerin ifadelerinde, çocuklarının da şiddete maruz kaldıkları ve onları korumaya yönelik sadece 'araya girme, uzaklaştırma ve avutma' gibi eylemlerde bulundukları görülmektedir. Bununla birlikte katılımcıların şiddete maruz kaldıkları süreçte; resmi ve resmi olmayan sosyal destek ağları olduğu ya da şiddet sürecinde herhangi bir eylemde bulunmadıkları tespit edilmiştir. Resmi olmayan sosyal destek mekanizmalarının aile ve çocukları olduğu, resmi sosyal destek ağlarının ise çoğunlukla kolluk kuvvetleri ya Şiddet Önleme ve İzleme Merkezi olduğu görülmüştür. Son olarak araştırma kapsamında görüşme yapılan şiddete maruz kalmış annelerin; sosyal alanda var olma, sosyal destek alma ve haklarını aramaya yönelik düşüncelerini belirttikleri ifadelerinde, özellikle şiddete maruz kalan kadınların haklarını aramak için geç kalmamaları ve cesur olmalarına yönelik önerilere ulaşılmıştır. Annelik, annelik deneyimleri, anne-çocuk ilişkileri, şiddet, ŞÖNİM.
A study on violence against women and girls and its legal and policy regulation in Central Asia
Central Asian women and girls are often subjected to various forms of abuse. Although the region has adopted related international and specialized domestic legal and policy frameworks in the field of human rights, the prevention of violence against women and girls (VAWG) is not addressed sufficiently. This dissertation aims to broadly explore the problem of gender-based violence and questions of its legal and policy regulation in the Central Asian region, particularly in these four states: Kazakhstan, Kyrgyzstan, Tajikistan, and Uzbekistan. To achieve this goal, the study connects the theoretical framework, historical context, forms of gendered violence, and legal and policy landscape. First, it provides an overview of the theoretical roots of the issue to facilitate understanding of what VAWG is. Second, it examines gendered violence issues specific to Central Asia by focusing on several aspects. Specifically, the discourse introduces the historical background of Central Asian women's rights with its impact on the present VAWG context and investigates whether the barriers were created by Central Asian authoritarianism to gender equality and VAWG elimination. The study then identifies forms of gender-based violence that exist in the Central Asian region. These include such common VAWG instances as domestic violence, trafficking in women, femicide, and others, followed by specific forms of VAWG prescribed by traditional practices of peoples of Central Asia, such as bride kidnapping ("kyz ala kachuu"), "kelinism" and early marriages. Third, in a comparative analysis, the progress, challenges, and outlook of the four Central Asian countries in addressing the issue of VAWG are scrutinized from legal and policy perspectives. The analysis covers aspects such as the alignment of four Central Asian states with global standards on VAWG, with an emphasis on CEDAW (particularly CEDAW's VAWG-related Recommendations) and the Beijing Declaration. Finally, the dissertation examines the question of how Central Asian countries regulate gender-based violence through a detailed examination of their domestic laws and policies related to VAWG, along with advancement and challenges in their implementation. Aside from a review of relevant literature and normative analysis of VAWG laws and policies, the research is complemented by semi-structured, in-depth interviews with experts specializing in women's rights and gender issues in Kazakhstan, Kyrgyzstan, Tajikistan, and Uzbekistan, who provided subsidiary practical insights into the regulation of gender-based violence in the Central Asian region.