Antioxidants
859 theses under this subject heading
Sivas (Hafik, Olukbaşı) bölgesinde yayılış gösteren Helichrysum arenarium (L.) Moench (altın otu) bitkisinin kuraklık stresine göstermiş olduğu antioksidan savunma sistemi temelli yanıtlar
Tıbbi ve aromatik özelliğe sahip olan Helichrysum arenarium (L.) Moench (altın otu) bitkisinin kuraklık stresi altında göstermiş olduğu morfolojik, fizyolojik ve biyokimyasal çalışmalar literatürde bulunmamaktadır. Helichrysum türleri geleneksel halk hekimliğinde kullanılan ve günümüzde de modern tıpta kullanılmaya devam eden tıbbi aromatik özellikte bitkiler olarak bilinmektedir. Reaktif oksijen türleri ve diğer serbest radikallerin oluşumu engellemeye yönelik aktivitelerinden dolayı doğal antioksidan olarak görülmektedir. Bu amaçla, Sivas bölgesinden toplanan altın otu bitkisinde çimlenme ve erken gelişim döneminde kuraklık stresine göstermiş olduğu morfolojik, fizyolojik ve antioksidan savunma sistemi temelli yanıtlar belirlenmeye çalışılmıştır. Kontrollü koşulların sağlandığı iklimlendirme odalarında, petri kaplarında büyütülen altın otu tohumları PEG-6000 ile (%0-30) kuraklık stresine maruz bırakılmıştır. Altın otu bitkilerinin erken gelişme döneminde PEG-6000 (%0-15) uygulamalarının büyüme parametreleri, yaprak su içeriği (YSİ), tiyobarbitürik asit reaktif maddelerinin (TBARS), hidrojen peroksit (H2O2) miktarı ve antioksidan enzim aktivitelerinde (süperoksit dismutaz (SOD), katalaz (CAT), askorbat peroksidaz (APX), glutatyon redüktaz (GR)) meydana gelen değişimler incelenmiştir. Çimlenme çalışmasında altın otu tohumlarının PEG %20 ve PEG %30 ortamlarında çimlenemediği, erken gelişme döneminde ise PEG %15 uygulamasının fidelerin gelişimi üzerinde ciddi bir baskılanmaya neden olduğu belirlenmiştir. Kuraklık uygulamasının (PEG %5 ve PEG %10) altın otu bitkilerininin büyüme parametreleri, YSİ, CAT ve GR seviyesinde azalmaya, TBARS, H2O2, SOD ve APX değerlerinde ise artışa neden olmuştur. Altın otu bitkilerinde kuraklık şiddeti arttığında büyümenin baskılanmasına karşın antioksidan enzimlerinden APX ve SOD aktivitelerinin arttığı ilk kez bu tez çalışmasıyla ortaya konmuştur. Anahtar Kelimeler: Altın otu, Kuraklık, Stres, H2O2, Antioksidan Savunma Sistemi
Gelincik şerbetinin tüketici beğenilirliğinin optimizasyonu ve biyoaktif bileşenlerinin belirlenmesi
İnsan beslenmesinde kullanılabilen, toksik olmayan ve sağlığa çeşitli yararları bulunan yenilebilir çiçekler dünyanın çeşitli bölgelerinde tüketilmektedir. Yenilebilir bir bitki olan gelincik (Papaver rhoeas), dünyanın çeşitli yerlerinde yetişmektedir. Kırmızı çiçekleriyle tanınan gelincik bitkisinin geleneksel olarak öksürük, boğaz ağrısı ve ateş gibi çeşitli sağlık problemlerinde kullanıldığı bildirilmektedir. Gelincik yapraklarından limon ve şeker kullanılarak gelincik şerbeti yapılmaktadır. Bu çalışmada Osmanlı kültüründe sıklıkla karşılaşılan içeceklerden biri olan gelincik şerbetinin tüketici beğenilirliğinin optimizasyonu ve biyoaktif bileşenlerinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Optimize bir gelincik şerbeti elde etmek için RSM (yüzey yanıt metodu) kullanılmıştır ve 15 farklı deneme noktası içeren deneme deseni oluşturulmuştur. Yapılan analizler sonucunda optimize gelincik şerbetinin içeriği ise 0,26 g kurutulmuş gelincik çiçeği, 4,29 sakkaroz ve 0,15 g sitrik asit olduğu bulunmuştur. 0., 10., 20. ve 30. günlerde renk tayini sonuçlarına bakıldığında b* değerleri 0., 10., 20. ve 30. günlerde sırasıyla 12,21±0,05; 11,12±0,20; 11,28±0,04 ve 11,54±0,03 olduğu ve 0. gün örneğine kıyasla 30. gün örneğinde b* değerinin anlamlı olarak azaldığı gözlemlenmiştir (p<0,05). 0., 10., 20. ve 30. günlerde optimize gelincik şerbeti örneklerinin duyusal analiz sonuçlarına bakıldığında tat sonuçlarının 0. günde 8,12±1,10, 10. günde 8,02±0,84, 20. günde 7,68±1,00 ve 30. günde 7,58±0,81 puan olduğu ve 30. günde 0. güne kıyasla yapılan duyusal analiz sonucunda tat sonuçlarının istatistiksel olarak anlamlı bir düzeyde azaldığı saptanmıştır (p<0,05). TPC, TFC, DPPH, CUPRAC ve TAC değerlerinin depolama süresi arttıkça azaldığı tespit edilmiştir. Fenolik içeriğine bakıldığında en yüksek miktarda gallik asit tespit edilmiştir. Tüm bu bulgular ile beğenilirliği yüksek aynı zamanda biyoaktif komponentler dolayısıyla da zengin içerikli ürün elde edilebileceği düşünülmektedir.
Badem sakızının UV-spektroskopi ile antioksidan içeriğinin tespit edilmesi ve HPLC aanalizlerinin ortaya konulması
Antioksidanlar insan vücudunda önemli yeri olan bileşenlerdir. Son zamanlarda gıdaların uzun ömürlü olması ve besin değerlerini arttırması dolayısı ile gıda sektöründede tıpta olduğu kadar değeri oluşmuştur. Fenolik bileşikler ve proteinlerle, flavonoidler antioksidan kapasitesini arttıran bileşenler olarak yer almaktadır. Badem sakızının kırmızı, sarı renkklerde olması içerisinde fenolik bileşiklerin ve flavonoidlerin varlığının nitel bir göstergesidir. Bu sebeple bu sakızın içerisindeki antioksidan kapasitesi ekstraksiyon yöntemlerinin en verimlisinin tespit edilmesi ile yapılmıştır. Ekstraksiyonu tamamlanan işlemler Uv- Spektroskopi ile analizlenerek en yüksek verimde ki optimum şartları belirlenmiştir. Daha sonra en yaygın kullanılan HPLC analizleri ile analitik analizleri yapılarak yaygın olan reçinelerin analizleri tamamlanmıştır. Çalışmanın amacı badem sakızının içeriğinin tespit edilmesi ve antioksidan kapasitesinişn belirlenmesidir. Bu amaçla yapılan işlemler tam olarak tercih edilen önceki çalışmaların referansları ile modellenerek gerçekleştirilmiştir.
Phenolic compounds, antioxidant and heavy metals in rhubarb of Iraq Kurdish Region and Siirt
This study aimed to find out the concentration of thirty metals (Li, Be, B, Na, Mg, P, K, Ca, Ti, V, Cr, Mn, Fe, Co, Ni, Cu, Zn, As, Se, Sr, Mo, Cd, Sn, Sb, Ba, La, Ce, Pt, Tl and Pb), compare the levels of them and subjected to various chemometric analysis between metal contents and place of cultivated Rhubarb for classification purposes. Samples were collected from Iraqi Kurdish Region (Sor, Rash, Karajar, Gara and Qalandar) and Siirt, Turkey (Pervari and Şirvan). After acid digestion of samples by the microwave, metal analysis was carried out with ICP-MS (Thermo Scientific ICAP Q ICP-MS) instrument. The metals and places of cultivated were classified with principal component analysis (PCA) and cluster analysis (CA) as classification techniques. In addition, total phenolic content, total flavonoid amount, antioxidant activity, and phenolic profiles of methanol extract of Rheum ribes collected from Iraqi Kurdish Region and Siirt were examined. Total phenolic content was assessed by Folin Ciocalteau's method and varied between 84.02-387.53 µg gallic acid/mL of extract. Furthermore, total flavonoid content was determined by the aluminum chloride colorimetric method and varied 69.98-935.75 rutin μg mL-1 extract. The antioxidant potency was determined by using FRAP and DPPH methods. In FRAP assay, the highest antioxidant activity (IC50) was found 25.18±0.04 μg mL-1 extract. In DPPH method,the maximum percentage inhibition was found 88.11%. Metal chelating activity was estimated by method of Rival et al, 2001.It was observed that all the samples were over than 70%. Finally phenolic compounds profiles also were determined by LC-MS/MS instrument. In this step total of 37 phenolic compounds in extracts were analyzed, but 26 of them were detected as qualitative and quantitatively. Malic acid (15.72±0.53 mg g-1 extract) and Rutin (76.93±0.03 mg g-1 extract) were identified as the major phenolic compounds. The results of the study confirm that these samples have potential biological activities and can be introduced as important sources of natural antioxidants.
Yeni sentezlenmiş ferrosen temelli iridyum (III) – fosfinit komplekslerinin antioksidan antimikrobiyal, DNA bağlanma ve DNA kırma aktivitelerinin araştırılması
Bu çalışmada yeni sentezlenmiş 8 farklı ferrosen temelli iridyum (III)-fosfinit komplekslerinin antioksidan, antimikrobiyal, DNA bağlanma ve DNA kırma aktiviteleri test edildi. Komplekslerin antioksidan aktivitelerini belirlemek için DPPH(2,2-diphenyl-1-picrylhydrazyl) serbest radikal süpürme, metal şelatlama ve demir indirgeme gücü aktiviteleri çalışıldı. 200.0 mg L-1 konsantrasyonda en yüksek radikal süpürme aktivitesini (% 67.5±2,24) ve demir şelatlama aktivitesini (% 74.6±1,53) 2 nolu kompleks sergiledi. En iyi indirgeme gücü aktivitesine 1 nolu kompleksin sahip olduğu belirlendi. Ayrıca komplekslerin antimikrobiyal aktiviteleri, üç Gram + ve üçGram - bakteri kullanılarak agar disk difüzyon yöntemi ile incelendi. İridyum komplekslerinin Gram + bakterilere karşı daha iyi aktivite gösterdiği tespit edildi. Komplekslerin, Gram + bakterilere karşı 8-15 mm aralığında ve Gram -bakterilere karşı da 0-13 mm aralığında inhibisyonzonu oluşturduğu gözlendi. Komplekslerin DNA bağlanma aktivitesini belirlemek için buzağı timüs DNA'sı (CT-DNA)ve DNA kırma aktivitesini belirlemek için ise pBR 322 plazmid DNA'sı kullanıldı. Her iki aktiviteyi de belirlemek için DNA agaroz jel elektroforez yöntemi kullanıldı. Test edilen komplekslerin tamamının DNA bağlanma aktivitesine sahip olduğu ancak 1,2 ve 8 nolu komplekslerin daha iyi bağlanma aktivitesine sahip olduğu belirlendi. Komplekslerin DNA kırma aktivitesi incelendiğinde, test edilen bütün komplekslerin DNA'nın tek zincirinde kırılmaya neden olduğu belirlendi.
Yeni sentezlenmiş kiral Ru(II)-fosfinit komplekslerinin bazı biyolojik aktivitelerinin araştırılması
Bu çalışmada yeni sentezlenmiş sekiz farklı Kiral Ru(II)-Fosfinit kompleksleri iki gruba ayrılarak antioksidan, antimikrobiyal ve DNA bağlanma aktiviteleri test edildi. Sentez komplekslerin antioksidan aktivitelerini belirlemek için; DPPH serbest radikal süpürme, metal şelatlama ve demir indirgeme gücü analizleri yapıldı. 200.0 mg L-1 konsantrasyon da en yüksek radikal süpürme aktivitesini F1RuPS (% 90,93±0,98) ve F3RuPS (% 86,74±1,25) sergiledi. En yüksek metal şelatlama aktivitesini ise F1RuPS (% 65,45±1,46) ve F4RuPS (% 60,62±1,96) kompleksleri gösterdi. İndirgeyici güç aktivitesi en iyi olan komplekslerin F1RuPS ve F3RuPS olduğu gözlemlendi. İki Gram (+) ve iki Gram (-) bakteri kullanılarak komplekslerin antimikrobiyal aktiviteleri agar disk difüzyon yöntemi ile test edildi. Kiral Ru(II)-Fosfinit kompleksleri, Gram (+) bakterilerde 8-21 mm aralığında, Gram (-) bakterilerde 10-19 mm aralığında inhibisyon zonu oluşturduğu gözlemlendi. E. hirae Gram (+) bakteride F3RuB (21 mm) iyi derecede antimikrobiyal aktiviteye sahip olduğu belirlendi. Sentez komplekslerin DNA bağlanma aktivitelerini belirlemek için agaroz jel elektroforez yöntemi kullanıldı. DNA bağlanma aktivitesini belirlemek için buzağı timüs DNA'sı (CT-DNA) kullanıldı. Komplekslerin tümünde farklı oranlarda DNA bağlanma aktivitesi tespit edildi. En yüksek bağlanma aktivitesini F4RuPS kompleksinin gösterdiği belirlendi.
Siirt yöresinde halk tarafından şalgam olarak tüketilen turp bitkisinin metal içeriği ve biyolojik aktivitelerinin belirlenmesi
Bu tez çalışması (Eruh) Siirt bölgesinde yetiştirilen bir turp ekotipinden elde edilen şalgam (avtitu) üzerine yapılmıştır. Turptan farklı çözgenler ile elde edilen ekstraklarda antioksidan kapasiteleri, toplam fenolik ve flavonoid miktarları DPPH (serbest radikal süpürme), Ferrik iyon indirgeyici antioksidan gücü (FRAP) analizleri yapılmıştır. Ayrıca örneklerin metal içeriği ve toplandığı alanda alınan toprak numunelerinin element analizi yapılmıştır. Çalışma sonucunda toplam fenolik madde miktarı en yüksek değer 71,97±14,54 mg/mL Gallik asit eşdeğeri ile toprak üstü kısımların metanol ekstraktında tespit edilmiştir. Toplam flavonoid en yüksek değer 298,17±128,13 mg/mL rutin eşdeğeri ile toprak üstü kısımlarına ait metanol ekstraktında tespit edilmiştir. DPPH en yüksek % inhibisyon değeri %66,88 ile turp örneklerinin torak üstü kısmında metanol ekstraktında tespit edilmiştir. Ferrik iyon indirgeyici antioksidan gücü (FRAP) en yüksek değer 3,29±0,01 mg/mL FeSO4 eşdeğeri olarak toprak üstü kısımlara ait metanol ekstraktında tespit edilmiştir. Element içeriği Kalsiyum, Potasyum ve Sodyum gibi besin açısından önemli olan elementler açısından zengin bulunmuştur. Toprak Analizi bakımından bakıldığında organik madde oranı iyi, alınabilir fosfor çok fazla ve alınabililir potasyum iyi olarak tespit edilmiştir.
Siirt ili Kurtalan ilçesi (Yunuslar) ekolojik koşullarında bazı yerli standart kayısı çeşitlerinin (Çağataybey, Hacıhaliloğlu) meyve ve kalite özelliklerinin belirlenmesi
Siirt Kurtalan Yunuslar köyü ekolojisinde beş yıllık Hacıhaliloğlu ve Çağataybey kayısı çeşitleri üzerinde yürütülen bu çalışmada söz konusu çeşitlere ait fenolojik gözlemler, morfolojik ölçümler, pomolojik ve kimyasal analizler yapılmıştır. Tam çiçeklenme Hacıhaliloğlu 26-30 Mart Çağataybeyde 6-10 Mart, hasat başlangıç tarihi Hacıhaliloğlu 4-8 Temmuz Çağataybey 14-17 Haziran ve tam çiçeklenme ile hasad arasında geçen süre Hacıhaliloğlu 101-104 gün Çağataybeyde ise 96-100 gün olarak gözlemlenmiştir. Meyve ağırlığı Hacıhaliloğlu 11,79g Çağataybey 54,08g, SÇKM Hacıhaliloğlu %22,33 Çağataybey %19,13, meyve pH' sı Hacıhaliloğlu 4,04 Çağataybey 4,53, TEAO Hacıhaliloğlu %0,53 Çağataybey %0,17 olarak belirlenmiştir. Kimyasal analizler sonucunda her iki kayısı çeşidinde bazı fenolik madde içerikleri, toplam fenolik madde miktarı (Gallik asit Hacıhaliloğlu 0,683±0,0496mg/kg, Çağataybey 0,642±0,52mg/kg, Quinic acid, Fumaric acid, Chlorogenic acid, Rutin), DPPH yöntemi ile antioksidan aktivite tayini (Hacıhaliloğlu 11,872±2,437 mg/kg, Çağataybey 11,278±0,627 mg/kg), ABTS yöntemi ile antioksidan aktivite tayini (Hacıhaliloğlu 15,068±0,6703 mg/kg, Çağataybey 13,756±1,251 mg/kg), toplam flavonoid tayini (Hacıhaliloğlu 11,743±0,633 mg/kg, Çağataybey 5,778±0,491 mg/kg), olarak belirlenmiştir.
Bölgemizde yayılış gösteren Arum rupicola var. virescens, Nepeta macrosiphon, Hypericum triquetrifolium ve Salvia virgata'nın antioksidan ve antimikrobiyal özelliklerinin belirlenmesi
Bu çalışmada bölgemizde yayılış gösteren bitkilerden Nepeta macrosiphon yaprak (NY) ve çiçek (NÇ) kısımları, Salvia virgata yaprak (SY) ve çiçek (SÇ) kısımları ile Hypericum triquetrifolium yaprak (HY) ve Arum rupicola yaprak (AY) kısımlarından metanol özütleri elde edilmiştir. Özütlerin DPPH serbest radikal süpürme, metal şelatlama, FRAP indirgeme gücü ve antimikrobiyal aktiviteleri ile total fenolik ve total flavonoid miktarları belirlenmiştir. 2,0 mg/ml konsantrasyon da en yüksek radikal süpürme aktivitesini HY özütü (%87,51±1,63), en yüksek metal şelatlama aktivitesini ise AY özütü (%87,86±1,82) göstermiştir. Örnekler arasında HY özütü FRAP indirgeme gücü aktivitesi ve total fenolik içeriği bakımından en iyi sonuçları göstermiştir. En yüksek total flavonoid miktarına ise SY özütünün sahip olduğu görülmüştür. Disk difüzyon yöntemi ile antibakteriyel aktiviteyi belirlemek için yapılan çalışmada sadece HY özütünün aktiviteye sahip olduğu, diğer özütlerin aktivite göstermediği belirlenmiştir. HY özütünün de Pseudomonas aeruginosa (ATCC 9027), Enterococcus hirae (ATCC 10541) ve Bacillus cereus'a (RSKK 863) karşı aktivite gösterdiği, Escherichia coli'ye (ATCC 10536) karşı ise aktivite göstermediği belirlenmiştir.
Zivzik narı ekstraktı ile zenginleştirilmiş fonksiyonel peynirin fenolik ve antioksidan özelliklerinin araştırılması
Bu tezde, Diyarbakır "Örgü" peynirine Zivzik nar suyu eklenmesinin antioksidan ve fenolik niteliklere olan etkisi incelenmektir. Zenginleştirilmiş peynir örneklerinin fenolik içeriği, antioksidan aktivitesi, fizikokimyasal özellikleri, dokusu, eriyebilirliği ve duyusal yönleri çalışmanın bir parçası olarak kapsamlı bir şekilde analiz edilmiştir. İlk bulgulara göre, peynire nar suyu eklenmesi, fenolik içeriğini ve antioksidan aktivitesini büyük ölçüde artırmaktadır. İdeal konsantrasyon %7,5 olarak bulunmuştur. Ayrıca, bu zenginleştirme peynirin fizikokimyasal özelliklerini değiştirmekte, nem içeriğini artırarak ve pH'ı düşürerek dokusunu ve eriyebilirliğini etkilemektedir. Duyusal değerlendirmelere göre, tüketiciler az miktarlardaki zenginleştirmeyi (%5'e kadar) tolere ederken, daha yüksek konsantrasyonların (%7,5 ve %10) doku, görünüm, koku ve genel olarak kabul edilebilirlik üzerinde negatif bir etkisi vardır. Çalışmanın bulguları, fonksiyonel gıdaların oluşturulmasına yönelik diğer araştırmalarla uyumludur ve bu nedenle meyve özlerinin süt ürünlerinin besinsel ve duyusal yönlerini geliştirebileceği tezini desteklemektedir. Bu çalışma, nar suyunun peynir üzerindeki etkileri hakkında özel bilgiler vererek ve sağlık bilincine sahip tüketicilere hitap edecek yeni fonksiyonel süt ürünleri oluşturmak için uygulanabilir bir plan sunarak bu alana katkı sağlamaktadır. Araştırmaya göre, düşük miktarlarda zenginleştirme, tüketici çekiciliğini korumak ve sağlık avantajlarını artırmak arasında bir uzlaşma sağlayabilir ve fonksiyonel gıdaların geliştirilmesi için uygulanabilir yeni bir yön açabilir. Bundan sonraki çalışmalar, zenginleştirilmiş peynirin kalıcı stabilitesine odaklanmalı, daha kapsamlı duyusal değerlendirmeler yapmalı ve benzer amaçlar için alternatif meyve özlerini araştırmalıdır.
Bazı sirke ve kimyasal bileşiklerin çoklu biyolojik etkilerinin in vitro şartlarda araştırılması
Bu çalışmada, alıç, gül, üzüm, kızılcık, elma ve aronya sirkelerinin bazı kimyasal ve biyolojik özellikleri incelenmiş; elde edilen bulgular dört saf kimyasal bileşik (2-hidroksisinnamik asit, metiyonin, amitriptilin HCl ve Fmoc-D-Val-OH) ile karşılaştırılmıştır. Sirke örneklerinin pH değerleri 3,18–3,51 aralığında olup literatürle uyumludur. Titrasyon asitliği %0,92–%2,76 arasında değişmiş ve TS 1880 EN 13188 standardında belirtilen minimum değerin altında kalmıştır. °Briks değerleri %1,5–4,5 aralığında belirlenmiştir. Toplam fenolik madde miktarları 0,1347–1,3658 mg GAE/mL arasında değişmiş; en yüksek değerler alıç, gül ve aronya sirkelerinde tespit edilmiştir. PPO inhibisyon analizlerinde IC₅₀ değerleri 0,0133–0,031 mg GAE/mL aralığında bulunmuş ve en güçlü inhibitör etki elma sirkesinde gözlenmiştir. Saf bileşikler arasında yalnızca 2-hidroksisinnamik asit anlamlı PPO inhibitörü olarak belirlenmiştir. Antimikrobiyal analizlerde sirke örneklerinin etkilerinin mikroorganizma türüne bağlı olarak değiştiği görülmüştür. Üzüm sirkesi Candida dubliniensis ve Salmonella Enteritidis üzerinde etkili olurken, Pseudomonas aeruginosa'ya karşı en yüksek etkinlik kızılcık, alıç, aronya ve gül sirkelerinde saptanmıştır. Saf kimyasallar arasında yalnızca amitriptilin HCl belirgin antimikrobiyal aktivite göstermiştir. DNA koruma analizleri kapsamında elma sirkesi ve 2-hidroksisinnamik asidin oksidatif stres altında güçlü koruyucu etki sergilediğini ortaya koymuştur. Sonuç olarak, doğal sirke örneklerinin, özellikle fenolik bileşik içeriği yüksek olanların, PPO inhibisyonu ve DNA koruma açısından saf kimyasal bileşiklere güçlü bir alternatif oluşturabileceği; buna karşın antimikrobiyal etkinliğin mikroorganizma türüne bağlı olarak değişkenlik gösterdiği belirlenmiştir.
Aşı formülasyonlarında kullanılan herpes simpleks virüs 1 glikoprotein D'nin toksik etkilerine karşı farklı antioksidanların koruyucu etkilerinin değerlendirilmesi
Dünya sağlık örgütünün 2016 yılındaki verilerine göre 50 yaşın altındaki 3,7 milyar insan Herpes Simpleks Virüs -1 (HSV-1) geçirmektedir. HSV-1 enfeksiyonu genelde asemptomatiktir. Virüs nöronlarda gecikme periyodu oluşturur ve bağışıklık sisteminde kaçarak konağını ömrü boyunca enfekte edebilir. HSV-1, neonatal herpes veya genital herpes gibi şekillerde kendini göstererek yaşam kalitesini düşürebilir. HSV-1'in aşısı ve tedavi bulunmamaktadır. Yeni yapılan çalışmalar HSV-1'in oksidatif streste ve Alzheimer hastalığının gelişimi ile ilerlemesinde rol aldığını işaret etmektedir. Bu tez kapsamında HSV-1'in aşı çalışmalarında en sık kullanılan protein olan glikoprotein D (gD)'nin tek başına veya absorbik asit ve sodyum selenitle birlikte uygulanmasının nöroblastoma hücre hattında oksidatif stres parametreleri üzerine etkisi incelenmiştir. Bu kapsamda total glutatyon (GSH) düzeyleri, lipit peroksidasyon yan ürünleri olan malondialdehit (MDA), 4-hidroksinonenal (HNE) ve 8-isoprostan düzeyleri ve protein oksidasyonunun göstergesi olan protein karbonil düzeyleri ölçülmüştür. Tez sonuçları, HSV-1 gD'in sodyum selenit ve askorbik asit ile verilmesinin ROS düzeylerini yükselttiğini göstermiştir. Total GSH ve protein karbonil düzeyleri açısından kontrole göre bir fark görülmemiştir. Sonuçta gD'nin lipit peroksidasyonun hiçbir ara ürününü istatistiksel olarak anlamlı bir şekilde arttırmadığı ve lipit peroksidasyona neden olmadığı belirlenmiştir. Ayrıca, gD uygulanan grupta total GSH düzeylerinin ve protein oksidasyon düzeylerinin de değişmediği belirlenmiştir. Askorbik asit ve sodyum selenitin ise gD'ye karşı koruyucu olmadığı belirlenmiştir. gD'nin toksik etkilerinin daha detaylı olarak değerlendirildiği in vitro ve in vivo çalışmalara ihtiyaç vardır. gD oksidatif strese yol açmadığı için aşılarda kullanılması uygun gözükmektedir. Ayrıca, diğer HSV-1 viral proteinlerinin de oksidatif stres açısından değerlendirilmesi gerekmektedir.
Türkiye'de yetişen bazı acanthus L. türlerinden ilaç adayı bileşiklerin izolasyonu
Dünyada 30 türü bulunan Acanthus L. (Acanthaceae) cinsi Türkiye florasında 3'ü endemik, 8 takson ile temsil edilmektedir. Acanthus L. türleri Türkiye'de yara iyi edici, balgam söktürücü olarak ve ishale karşı kullanılırken, farklı ülkelerde göğüs ağrılarında, gastrointestinal sistem problemlerinde, üriner sistem hastalıklarında, hepatitte, lenfomalarda ve romatizma ağrılarını dindirmede kullanılmaktadır. Çalışmamızda A. dioscoridis L. var. dioscoridis L. ve A. spinosus L. türlerinin toprak üstü kısımlarından elde edilen sulu ekstreler üzerinde fitokimyasal çalışmalar ile türlerin etki ve kullanımlarından yola çıkılarak, bazı biyolojik etki çalışmaları yapılmıştır. Fitokimyasal çalışmalar sonucunda iki bitkiden toplam 14 bileşik izole edilmiş ve yapıları ileri spektroskopik yöntemlerle aydınlatılmıştır. Bunların 4 tanesi feniletanoit glikoziti (akteozit [AD-12=AS-2], β-hidroksi akteozit [AS-1], lökoseptozit A [AD-6], martinozit [AD-1]), 4'ü benzoksazinoit (benzoksazol-2(3H)-on [AD-4], 2,4-dihidroksi-1,4-benzoksazin-3 (2H)-on [AD-7=AS-5], 2-O-β-glukopiranoz-4-hidroksi-1,4-benzoksazin-3(2H)-on [AD-14=AS-7], akantaminozit [AD-16]), 2'si ester flavanon glukoziti (naringenin 7-(3"-asetil-6"-E- p-kumaroil) glukozit [AD-2]), naringenin 7-(6"-E- p-kumaroil) glukozit [AD-3]) ve 1 tanesi lignan glukoziti (pinorezinol-4-O-β-glukopiranozit [AD-8]) yapısındadır. Ekstre, fraksiyon ve elde edilen saf bileşiklerden ikisinin ([AD-4] ve [AD-6]) biyolojik etkileri; DPPH, NO ve SO radikali süpürücü etkinliklerinin, kanser hücreleri (HEp-2 ve HeLa) ile sağlıklı hücrelere (FHs 74, RAW 264.7 ve L929) karşı sitotoksik, FHs 74 hücrelerine karşı genotoksik etkilerinin araştırılması ile izlenmiştir. Ayrıca, LPS ile uyarılmış RAW 264.7 hücrelerinde NO ve PGE2 sitokin düzeyleri üzerinden antienflamatuvar etkileri ile L929 hücreleri üzerinde yara iyi edici etkileri tayin edilmiştir. Sonuç olarak, A. dioscoridis var. dioscoridis ve A. spinosus sulu ekstreleri DPPH radikaline karşı % 90 inhibisyon göstermiş, genotoksik ve sitotoksik etki gözlenmemiştir. Ekstreler 800 μg/ml konsantrasyonda sırasıyla % 38.2 ve % 47.9 oranlarında orta derecede NO inhibisyonu yapmıştır. Denenen tüm örnekler PGE2 üretimini yüksek oranda inhibe etmiştir. Pozitif kontrol LPS (+)'de 1837 pg/ml olan PGE2 üretimi, A. dioscoridis var. dioscoridis ve A. spinosus ekstrelerinin 10 μg/ml konsantrasyonunda sırasıyla 466 ve 728 pg/ml, A. dioscoridis var. dioscoridis'in % 35 metanolle alınan poliamit kolon fraksiyonunun (Fr. C) 5 μg/ml konsantrasyonunda 165 pg/ml, [AD-4] ve [AD-6] bileşiklerinin 20 μg/ml konsantrasyonunda sırasıyla 304 ve 347 pg/ml olarak bulunmuştur. Her iki ekstre de L929 hücrelerindeki hücre hasarını 48 saat içinde onarmıştır. Tez çalışmamız, ülkemizde yetişen iki Acanthus türü üzerinde yürütülen ayrıntılı fitokimyasal ve biyolojik etki araştırmalarıyla Acanthus türlerinin geleneksel kullanımını destekleyici çalışmaların literatüre kazandırılması açısından önem arz etmektedir. Anahtar Kelimeler:Acanthus türleri, fitokimya, izolasyon, yapı tayini, antioksidan etki, sitotoksik etki, genotoksik etki, antienflamatuvar etki, yara iyi edici etki.
Şizofreni hastalarında diyetin toplam antioksidan kapasitesinin değerlendirilmesi
Bu çalışma, şizofreni hastalarında diyetin toplam antioksidan kapasitesinin oksidatif hasara etkisini incelemek amacıyla yapılmıştır. Çalışmaya, Keçiören Eğitim ve Araştırma Hastanesi Toplum Ruh Sağlığı Merkezi'ne kayıtlı 40 şizofreni hastası ve 30 sağlıklı birey olmak üzere çalışma kriterlerine uyan ve gönüllü 25-55 yaş arası toplam 70 kişi dahil edilmiştir. Çalışma kapsamında, bireylerin genel özelliklerine ilişkin bilgiler ve beslenme alışkanlıkları sorgulanmış, üç günlük bireysel besin tüketimleri ve 24 saatlik geriye dönük fiziksel aktiviteleri kaydedilmiştir. Katılımcıların antropometrik ölçümleri yapılmış ve rutinde bakılan bazı kan parametreleri hasta dosyalarından alınmıştır. Rutin analiz için toplanan kanlardan artan serum örneklerinde oksidatif hasar belirleyicisi 8-OHdG analizi yapılmıştır. Besin tüketim kayıtlarından bireylerin günlük enerji, makro ve mikro besin ögesi alımları, dTAC değerleri ve oksidatif denge skoru hesaplanmıştır. Şizofreni hastalarında günlük diyetle posa, n-3 yağ asitleri, niasin, pridoksin, magnezyum, demir ve çinkoyu yetersiz alanların oranı, sağlıklı bireylere kıyasla daha yüksek bulunmuştur (p<0,05). Farklı veri tabanları kullanılarak hesaplanan dTAC değerlerine göre; Carlsen ve Pellegrini FRAP (Ferrik iyon indirgeyici antioksidan güç), TEAC (Troloks eşdeğeri antioksidan kapasite), H-ORAC (Hidrofilik Oksijen Radikalini Soğurma Kapasitesi) şizofreni hastalarında sağlıklı bireylere göre anlamlı derecede daha düşük bulunmuştur (sırasıyla p=0,010, p=0,024, p=0,020, p=0,045). Toplam oksidatif denge skoru, şizofreni hastaları ve sağlıklı bireylerde benzerdir (p=0,379). Son altı ayda şizofreni hastalarının %80'inin ,sağlıklı bireylerin ise %30'unun vücut ağırlığı artmıştır (p=0,015). Fiziksel aktivite düzeyleri bakımından şizofreni hastalarının %77,5'i, sağlıklı bireylerin ise %40,0'ı sedanterdir (p=0,006). Oksidatif DNA hasarının bir göstergesi olan 8-OHdG seviyesi şizofreni hastalarında sağlıklı bireylere göre daha yüksektir, fakat bu fark anlamlı değildir (p=0,099). Serum 8-OHdG seviyesi ile farklı analiz yöntemleriyle hesaplanan dTAC değerleri ile arasında bir ilişkili bulunamamıştır (p>0,05). Sonuç olarak, şizofreni hastaları; düşük dTAC değerlerine, düşük fiziksel aktivite düzeyine ve yüksek oksidatif hasara sahip olduğu görülmüştür. Şizofreni hastalarında morbidite risklerini önlemek için beslenme ve fiziksel aktivite durumları düzenli olarak takip edilmelidir. Hastaların diyetine uygun olarak besin çeşitliliği sağlanmalı, diyetin TAC içeriği geliştirilmeli, bireylerin moral ve motivasyonları desteklenerek yaşam kalitesi arttırılmalıdır. Anahtar Kelimeler: Şizofreni, beslenme durumu, fiziksel aktivite düzeyi, antioksidan, oksidatif stres.
Arı poleni ve arı ekmeğinin palinolojik, kimyasal ve antioksidan kapasitelerinin belirlenmesi
Tohumlu bitkilerin erkek üreme hücresi olan polen işçi arılar tarafından toplanır, sindirim enzimleri eklenir ve bal arılarının 3. çift bacaklarında depolanarak kovana getirilir. Kovana getirilen bu polenler petek gözlerine depolanır, sindirim enzimleri ve bal eklendikten sonra petek gözleri bal mumu ile kapatılır. Arının sindirim içeriğinden gelen bakterilerin aktivitesi sonucunda bu petek gözlerinde fermentasyon oluşmaktadır. Fermentasyon sonucu oluşan bu ürüne arı ekmeği (perga) adı verilir. Yüksek protein, yağ asidi, lipit, sterol, vitamin, mineral vb. besin içeriği sayesinde arı poleni traplarla toplanır ve gıda takviyesi olarak tüketiciye sunulur. Son yıllarda yapılan çalışmalarla arı ekmeğinin biyoyararlanabilirliğinin arı polenine oranla daha yüksek olduğu ortaya atılmıştır. Bu nedenle arı poleni yerine arı ekmeğinin gıda takviyesi olarak kullanımı tercih edilmektedir. Bu çalışmada arı poleni ve arı ekmeği örnekleri palinolojik yöntemlerle bitkisel orijinin belirlenmesinin yanı sıra kimyasal içerik ve antioksidan kapasite açısından değerlendirilerek karşılaştırılmıştır. Buna göre, aynı kovanlardan toplanan arı poleni ve arı ekmeğinin bitkisel orijinleri benzer olmasına rağmen bazı taksonların % polen sıklığı oranlarında farklılıklar gözlenmiştir. Arı ekmeği örneklerinin toplam (%) protein, (%) nem ve toplam yağ asidi içerikleri arı polenine oranla daha düşüktür. Arı poleni örneklerinin toplam protein içeriği % 17,5 - %21,7, toplam yağ asidi içeriği %67,6 - %86,5, nem içeriği ise %17,3 - %23 arasında değişmektedir. Arı ekmeği örneklerinin toplam protein içeriği %17,5 - % 21,7, toplam yağ asidi içeriği %60,2 - %79,38, nem içeriği ise %17,5 ile %21,2 aralığında bulunmuştur. Arı poleni örneklerinin toplam fenolik içeriği 266,93 - 434,24 mg GAE (gallik asit)/g, toplam flavonoid içeriği 2,62 - 4,44 mg QE (kuersetin)/g aralığında; arı ekmeği örneklerinde ise toplam fenolik içeriği 82,57 - 127,07, toplam flavonoid içerikleri ise 1,81 ile 3,74 aralığında bulunmuştur. Antioksidan kapasite analizlerine göre, arı polenlerinin DPPH (2,2-Difenil-1-pikrihidrazil radikal süpürme) değerleri 3,08 ± 0,47 mg TEAC (trolox eşiti antioksidan kapasite)/g ile 3,85 ± 0,63 mg TEAC/g; arı ekmeğinde ise 1.29 ± 1.13 mg TEAC/g ile 3.82 ± 0.26 mg TEAC/g aralığında belirlenmiştir. Arı polenlerinin ABTS (2'-azino-bis-3-ethylbenzthiazoline-6-sulphonic acid) kapasite değerleri 1.80 ± 0.02 mg TEAC/g ile 5.98 ± 0.10 mg TEAC/g; arı ekmeğinde ise 0.375 ± 0.02 mg TEAC/g ile 1.55 ± 0.12 mg TEAC/g aralığında belirlenmiştir. Sonuç olarak aynı kovanlardan elde edilen arı poleni ve arı ekmeği örneklerinin botanik orijinlerinin benzerliği istatistiksel olarak ispatlanmıştır. Örneklerin botanik orijinleri açısından toplandıkları bölgenin florası ile uyumlu olduğu gözlenmiştir. Biyokimyasal içerikleri karşılaştırıldığında arı poleni örneklerinin toplam % ham protein ve toplam yağ asidi içeriğinin arı ekmeğine göre daha yüksek içeriğe sahip olduğu gözlenmiştir. Arı poleni ve arı ekmeği örneklerinde 22 farklı yağ asidinin varlığı tespit edilmiştir. Linoleik (ALA) asit ve palmitik asit tüm örneklerde yüksek oranlarda bulunmaktadır. Bunu takiben linoleik asit, eikosanoik asit ve oleik asit varlığı tüm örneklerde gözlenmiştir. Toplam fenolik ve flovanoid madde açısından arı poleni örnekleri arı ekmeğine göre daha yüksek değerlere sahiptir. Ayrıca arı poleninin antioksidan kapasitesi de arı ekmeğine oranla daha yüksek olarak bulunmuştur. Yapılan bu çalışma sonucunda; arı poleni ve arı ekmeğinin bitkisel ve kimyasal içerik ile antioksidan kapasitesinin, ürünün temin edildiği arılığın bulunduğu yer, toplanma şekli, iklim, koloninin durumu, depolanma şekli ve en önemlisi de bitki örtüsü gibi birçok parametreye bağlı olarak büyük değişiklikler gösterdiği tespit edilmiştir. Uluslararası literatüre göre arı ekmeği ve arı poleni örnekleri ile yapılan çalışmaların farklı bölgelerden ve farklı kovanlardan elde edilen örnekler ile yapıldığı gözlenmiştir. Bu çalışmada ise ilk kez aynı kovanlardan toplanan arı ekmeği ile arı poleni örneklerinin botanik orijinleri belirlenerek içeriklerinin karşılaştırılması gerçekleştirilmiştir. Arı poleni ve arı ekmeği örneklerinin aynı bölgede, aynı ortamda hatta aynı kovan şartlarında karşılaştırılması; içerik belirleme, coğrafi işaret ve standardizasyon gibi çalışmalar için oldukça önemlidir. Tüm bu şartlar göz önüne alındığında yapmış olduğumuz bu çalışma alanında özgün bir çalışma özelliği taşımaktadır.
Aspir (Carthamus tinctorius L.) bitkisinin fenolik bileşiklerinin ve antioksidan aktivitesinin tayini
Aspir (Carthamus tinctorius L.) bitkisinin yaprak, tohum ve çiçeklerinde toplam fenolik madde içeriği, toplam flavonoid içeriği, DPPH radikali giderme aktivitesi, ABTS radikali giderme aktivitesi, indirgeyici güç aktivitesi, hidroksil radikali giderme aktivitesi, H2O2 radikali giderme aktivitesi ve süperoksit radikali giderme aktivitesi tayinleri yapıldı. Ekstrelerin toplam fenolik madde tayini sonucunda elde edilen toplam fenolik madde içeriği gallik asit ekivalanı olarak 35,33-276 mg/mL aralığında olduğu tespit edildi. En yüksek fenolik madde içeriği sokslet ekstraksiyonu ile elde edilen yaprak ekstresinde saptandı. Ekstrelerin toplam flavonoid madde içeriği de tıpkı fenolik madde içeriği gibi belirlendi. Sonuçlar kateşin ekivalanı olarak 5,16-97,41 mg/mL aralığında tespit edildi. Çiçek ekstresinin (92,9 mg/mL) ve sokslet yaprak ekstresinin (97,41 mg/mL) toplam flavonoid madde içerikleri birbirine oldukça yakın ve en yüksek bulundu. DPPH radikali giderme aktivitesi tayininde; standart madde olarak askorbik asit ve troloks kullanıldı. Çiçek ekstresinin etkinliği %96 olarak iki standarttan da yüksek bulundu. ABTS radikali giderme aktivitesi tayininde ise en yüksek aktiviteyi sokslet yöntemiyle elde edilen yaprak ekstresi gösterdi. İndirgeyici güç tayinin de; sokslet ekstraksiyonu ile elde edilen yaprak ekstresinin ve çiçek ekstresinin, standart olarak kullanılan α-tokoferolden daha yüksek aktiviteye sahip olduğu belirlendi. Hidroksil radikali giderme tayinin de; elde edilen ekstrelerin standartlarla karşılaştırılabilir düzeyde aktivite gösterdiği tespit edildi. H2O2 giderme aktivitesi tayinin de çiçek ekstresi %20 aktivite göstermiştir. Süperoksit radikali giderme tayinin de radikal giderme kapasitesi en yüksek olan ekstrenin çiçek ekstraktı olduğu tespit edilmiştir. Anahtar Kelimeler : Aspir, Carthamus tinctorius L., Fenolik bileşik, Antioksidan
Bazı pikan ceviz (Carya illinoinensis) çeşitlerinin antalya koşullarında gelişim özellikleri ile biyokimyasal içeriklerinin belirlenmesi
Bu çalışma Antalya ekolojisinde (BATEM) yetişen pikan çeşitlerine ait (Burkett, Choctaw, Mahan, Western, Wichita) bazı gelişim özellikleri (morfolojik, fenolojik, pomolojik) ile bazı biyokimyasal özelliklerini (toplam yağ, yağ asitleri kompozisyonu, protein oranları, toplam fenolik madde içerikleri, toplam antioksidan kapasiteleri, toplam flavonoid içerikleri) belirlemek için yapılmıştır. Araştırmada kullanılan çeşitlerin gelişim özellikleri ile biyokimyasal içeriklerinin önemli düzeyde (p≤0.05) farklılıklar gösterdiği belirlenmiştir. Araştırmada çeşitlerin tomurcuk patlama zamanı 22 Mart (Wichita)-5 Nisan (Choctaw), erkek çiçek açma zamanı 27 Nisan (Western)-3 Mayıs (Choctaw, Mahan), dişi çiçek açma zamanı 25 Nisan (Burkett, Wichita)-3 Mayıs (Western), yaprak döküm zamanının ise 6 Aralık (Burkett, Western)-20 Aralık (Mahan, Wichita) tarihleri arasında değişmiştir. Araştırmada kabuklu meyve ağırlıklarının 7.78 g (Burkett)-11.40 g (Mahan), iç meyve ağırlıklarının 3.45 g (Burkett)-5.99 g (Mahan), iç oranının %44.2 (Burkett)-%55.6 (Western, Wichita) arasında değişiklik gösterdiği belirlenmiştir. Çeşitlere ait toplam yağ içerikleri %67.70 (Mahan)-%73.95 (Wichita), protein oranı %7.45 (Mahan)-%9.76 (Western), toplam fenolik madde içeriği 115.29 mg GAE/g (Choctaw)-176.65 mg GAE/g (Burkett), toplam antioksidan kapasitesi 256.02 mg TEAC/g (Choctaw)-597.21 mg TEAC/g (Burkett), toplam flavonoid içeriği ise 1.84 mg/g (Western)-2.24 mg/g (Mahan) arasında değişmiştir. Araştırmada oleik asit majör yağ asidi olarak öne çıkmış, doymamış yağ asitleri oranı en düşük Wichita çeşidinde (%90.73), en yüksek Burkett çeşidinde (%91.42) saptanmıştır (p≤0.05).
Doğal olarak yaşlanmış karaçam (Pinus nigra subsp. pallasiana) tohumlarında priming uygulamalarının yaşlanma üzerindeki etkilerinin incelenmesi
Mevcut çalışmada doğal olarak yaşlanmış karaçam (Pinus nigra subsp. pallasiana) tohumlarına priming uygulamaları ile yaşlanma etkilerinin giderilmesi amaçlanmıştır. Çalışmada kullanılan 9 farklı karaçam tohumu Eğirdir Orman Fidanlık Müdürlüğünden temin edilmiş ve 2008-2019 yılları arasında Gölhisar, Eğirdir, Isparta ve Dinar lokasyonlarından toplanmıştır. Çalışmalar Isparta Uygulama Bilimler Üniversitesi Orman Fakültesi ve Ziraat Fakültesi, laboratuvarlarında yürütülmüştür. Çimlendirme çalışmalarında çimlenme oranı, ortalama çimlenme süresi, normal ve anormal fide oranları ile fide uzunluğu ve kök uzunluğu ölçülmüştür. Depolama zamanının çimlenme ve fide özellikleri üzerindeki etkilerini tayin etmek için karaçam tohumları 25°C sıcaklıkta 14 gün boyunca çimlendirilmiş ve 3 adedi (2008, 2015, 2019) çimlenme oranlarına göre ayrılarak priming çalışmaları için kullanılmıştır. Priming uygulamaları 6, 12 ve 24 saat boyunca, 3 farklı ugyulama (askorbik asit, kalsiyum klorür, potasyum klorür) ve 2 farklı doz (%2, %3) şeklinde uygulanmıştır. Priming uygulamala süreleri arasında 24 saat uygulamanın 6 ve 12 saat uygulama süresine göre daha etkili olduğu bulunmuştur. Priming uygulamalarında ise askorbik asit ve kalsiyum klorür uygulamlarının potasyum klorür uygulamasına göre çimlenme üzerinde daha etkin oldukları bulunmuştur. Uygulama dozlarında ise %3 askorbik asit ve %2 kalsiyum klorür uygulamaları diğer dozlara göre daha etkin olmuştur. Priming uygulamalarının tohumlar üzerindeki etkilerini belirlemek için, toplam çözünebilir protein, tokoferol, serbest yağ asitleri, malondialdehit, hidrojen peroksit içeriğindeki değişimler ve superoksit dismutaz ve peroksidaz enzim aktiviteleri de incelenmiştir. İncelenen tüm özelliklerin tohum depolama süresi ve uygulamalardan önemli oranda etkilendiği bulunmuş ve askorbik asit ile kalsiyum klörür uygulamalarının etkilerinin farklı oldukları bulunmuştur.
Bazı kiraz ve kokteyl domates hatlarının biyokimyasal içeriklerinin belirlenmesi
Domates dünya genelinde en çok üretilen sebezlerden biridir ve domates ile ilgili ıslah çalışmalarıda gün geçtikçe yeni bir boyut kazanmakta, yeni taleplere cevap vermektedir. Birçok araştırmayla da belirlendiği gibi, insan vücudunun ihtiyaç duyduğu birçok faydalı bileşiği önemli miktarda içermektedir. Piyasada nispeten yeni olan renkli domateslerin yanı sıra yaygın olarak tüketilen kırmızı mini domatesler de bu çalışmaya dahil edilmiştir. Çalışmada, aynı koşullarda yetiştirilmiş kokteyl ve kiraz tipli, kırmızı, kırmızı-yeşil kırçıllı, sarı ve turuncu domateslerin mineral içeriği, C vitamini, likopen, ß-karoten miktarları, antioksidan aktiviteleri, fenolik ve flavonoid madde miktarları tespit edilmiştir. Hem insan sağlığı hemde bitkilerin gelişme ve adaptasyon yetenkleri için birçok açıdan faydalı olan bu bileşiklerden askorbik asit (4.91-60.09 mg/100 g) sarı ve turuncu domateslerde daha düşük bulunurken koyu renkli domatesler yüksek değerler göstermiştir. Flavonoid madde miktarları 4.42-35.40 mgC/100 g arasında değişmekte olup benzer şekilde koyu renkli domateslerde daha yüksek olduğu belirlenmiştir. Bu durum antioksidan kapasiteleri (0.28-0.71 mmolTE/100 g) içinde geçerli olup fenolik madde miktarları (30.25-80.91 mgGAE/100 g) ise boyutlara bağlı olarak kiraz domateslerde daha yüksek bulunmuştur. Likopen (0.31-18.6 mg/100 g) ve ß-karoten (0.75-6.29 mg/100 g) miktarları ise renklere bağlı olarak değişebilmekte olup sarı-turuncu domateslerin ß-karoten açısından zengin olduğu belirlenmiştir. Bu sonuçlara dayanarak albenisi yüksek bu farklı renklerdeki domateslerin tüketimi ve ıslah çalışmalarının artırılması önerilmektedir.
Perfect red ve Malatya kayısı çeşitlerinde hasat öncesi oksalik asit uygulamasının meyve kalitesi ve antioksidan özellikleri üzerine etkisi
Bu çalışma, 2023 yılı vejetasyon döneminde, Isparta ekolojik koşullarında gerçekleştirilmiştir. Çalışmada, oksalik asit (OA) uygulamasının kayısıda meyve kalite ve antioksidan özellikleri üzerine etkisinin incelenmesi amaçlanmıştır. Bunun için 'Perfect Red' ve 'Malatya' kayısı çeşitlerinin ağaçlarına hasat öncesinde iki kez (16 Mayıs-6 Haziran) 2 mM OA uygulaması yapılmıştır. Ticari hasat döneminde alınan meyve örneklerinde bazı pomolojik ve biyokimyasal özellikler analiz edilmiştir. Elde edilen sonuçlara göre, OA uygulamasının meyve ağırlığı, meyve eni, meyve boyu ve meyve eti sertlik değerleri üzerine etkisi önemli bulunmamıştır. Ancak OA uygulamasında meyve ağırlığı (52.78 g) ve meyve eni (46.81 mm) değerleri nispeten yüksek saptanmıştır. OA uygulaması 'Perfect Red' çeşidinde meyve kabuk a* değerini kontrole göre önemli derecede artırmıştır (%65.00). OA uygulaması kontrole göre meyvelerin toplam flavonoid içeriğini (%17.61) önemli düzeyde; toplam fenolik ve toplam antioksidan kapasite özelliklerini ise nispeten artırmıştır. Çeşitler arasında önemli fark çıkmış ve 'Perfect Red' çeşidi en iri (57.87 g ve 49.06 mm meyve eni) ve en renkli meyveleri vermiştir. Sonuçta, hasat öncesi çevreyle dost OA uygulamaları hasatta kayısı meyvelerinin kalite ve antioksidan özelliklerini artırmada doğal bir yol olabilir.
Biçim zamanları ve fosfor dozlarının fiğ türlerinde verim, kalite, toplam fenolik madde ve antioksidan aktivite üzerine etkilerinin belirlenmesi
Bu çalışma, farklı biçim zamanı ve fosfor dozu uygulamalarının fiğ türlerinin verimi ve kalitesi ile toplam fenolik madde miktarı ve antioksidan aktivitesi üzerine etkilerini belirlemek amacıyla 2022-23 yıllarında Uşak'ta yürütülmüştür. Deneme, tesadüf bloklarında bölünen bölünmüş parseller deneme desenine göre 3 tekrarlamalı olarak planlanmış, dört farklı fiğ türü (yaygın fiğ, koca fiğ, Macar fiği ve tüylü fiğ) ana parsellere, fosfor dozları (0 (kontrol), 4, 8 ve 12 kg/da P2O5) alt parsellere ve biçim zamanları (çiçeklenme başlangıcı, %50 çiçeklenme, tam çiçeklenme ve tohum hasat dönemi) altın altı parsellere yerleştirilmiştir. Çalışmada yeşil ot verimi, kuru ot verimi, tohum verimi, ham protein oranı, ham protein verimi, NDF, ADF, toplam sindirilebilir besin maddesi (TSBM), nispi yem değeri (NYD), toplam fenolik madde miktarı, antiradikal aktivitesi (DPPH), bakır indirgenme gücü (CUPRAC), tanen, fosfor, potasyum, kalsiyum ve magnezyum içerikleri belirlenmiştir. Araştırmada elde edilen iki yıllık ortalamalara göre fiğ türleri arasında ot verimi ve kalitesi bakımından tüylü fiğ ve macar fiği öne çıkmıştır. Fosfor uygulamalarında artan fosfor dozları hem ot verimi hem de ot kalitesi yükseltirken, biçim uygulamalarında ise biçim dönemlerinin geciktirilmesi ot verimini arttırmış fakat yem kalitesini düşürmüştür. Tohum verimlerine bakıldığında en yüksek tohum verimi koca fiğ türünden elde edilirken, fosfor dozlarındaki artışın hem tohum verimi hem de kalitesini yükselttiği tespit edilmiştir. Yeşil ot verimi ve kalitesi açısından tüylü fiğ veya macar fiğin tercih edilmesinin, dekara en az 8 kg fosfor uygulanmasının ve biçimin %50 çiçeklenme döneminde yapılmasının ve tohum üretimi için ise koca fiğin tercih edilmesinin ve dekara 8 kg fosfor uygulanmasının daha uygun olacağı sonucuna varılmıştır.
Perinatal asfiksi hastalarında serum kopeptin düzeyinin değerlendirilmesi
Amaç: Perinatal asfiksi hastalarında serum kopeptin ve TAS/TOS düzeyinin değerlendirilmesi, kopeptinin ve TAS/TOS düzeylerinin perinatal asfiksinin takip ve tedavisindeki ilişkisinin araştırılması ve bundan sonraki yapılacak çalışmalara katkı vermesi amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Prospektif olarak yapılan bu çalışmaya yenidoğan yoğunbakım ünitesinde takip edilen 48 perinatal asfiksi hasta ve 40 sağlıklı kontrol grubu dahil edilmiştir ve perinatal asfiksi tanısı konulan hastaların hipotermi tedavi pencere döneminde 2 cc venöz kan örnekleri alındı, toplanan venöz kan örnekleri 3500 rpm'de 10 dakika santrifüj edildikten sonra şekilli elemanlar tüp ile birlikte atıldı, üstteki plazma örnekleri ise - 80 °C'de analizler için saklandı. Saklanan numunelerden Elisa yöntemi ile OSI ve Kopeptin çalışıldı. Elde edilen verileri SPSS 22.0 (SPSS® for Windows Chicago, IL, USA) paket programı kullanılarak istatistiksel analizleri yapıldı. Bulgular: Harran Üniversitesi Tıp Fakültesi Yenidoğan Yoğunbakımda perinatal asfiksi tanısı alan hastalar çalışmaya alındı. Çalışmamızda kapsamında hasta grup ve sağlıklı kontrol grup olmak üzere iki grup mevcuttur. Çalışmaya dâhil edilen hasta grubu 27 erkek, 21 kız olmak üzere 48 hastadan oluşmaktadır. Kontrol grubu ise 20 erkek ve 20 kız hasta olmak üzere toplam 40 hastadan oluşmaktadır. Perinatal asfiksi hastalarındaki TAS/TOS oranı ile elde edilen OSI değeri sağlıklı kontrol grup arasında istatistiksel olarak anlamlı fark bulundu (p<0.05). Perinatal asfiksi hastaları ve sağlıklı kontrol grup arasındaki kopeptin düzeyleri arasında istatistiksel olarak anlamlı fark bulundu (p<0.05). Sonuç: TAS/TOS ve Kopeptinin perinatal asfiksi hastalarında kontrol grubuna göre anlamlı olarak yüksek olması bu iki molekülün perinatal asfikside hastalığın şiddetinin değerlendirilmesinde ve takibinde kullanılabileceğinin göstermektedir. Anahtar Kelimeler: Perinatal Asfiksi, TAS,TOS,OSI, Kopeptin
Farklı aksiyal ve ekvatoryal grup içeren yeni metal oksim bileşikler ve bunların özelliklerinin araştırılması incelenmesi
Bu çalışmada vic-dioksim ligandlar (A, C) ve bunların metal kompleksleri (A1-5, B1-9 ve C1-9) üç grupta hazırlandı. Birinci grupta yeni vic-dioksim ligandı (A) ve Cu(II), Ni(II), Ti(IV), VO(IV) ve Zn(II) tuzları ile kompleksleri (A1-5) hazırlandı. Vic-dioksim ligandın (A) ve metal komplekslerin (A1-5) yapıları NMR (1H ve 13C), LC-MS/MS spektrometresi, FT-IR spektroskopisi, UV-Vis spektroskopisi, erime noktası,elemental analiz ve manyetik duyarlılık ölçümleri kullanılarak karakterize edildi. Vic-dioksim ligandı (L1H2) (A) ve metal kompleksleri ([Cu(L1H)2] (A1), [Ni(L1H)2] (A2), [Ti(L1H)2]Cl2 (A3), [VO(L1H)2] (A4), ve [Zn(L1H)2] (A5)) sırasıyla, in vitro antibakteriyel ve antioksidan aktiviteleri test edildi. İkinci grupta, yeni nötral kobaloksimler (B1-3) ve bunlara karşılık gelen farklı kobaloksim bazlı (çift ve tek) kompleks tuzlar (B4-9) hazırlanmıştır. Sentezlenen kobaloksim kompleksler (B1-9) 1H ve 13C NMR spektroskopisi, FT-IR spektroskopisi, UV-Vis spektroskopisi, LC-MS/MS spektrometresi, erime noktası ve element analiz teknikleri ile karakterize edildi. Sentezlenen bileşikler ilk kez, uygun koşullarda herhangi bir organik ve inorganik çözücü kullanmadan epoksit ve CO2 kullanarak halkalı karbonatların sentezi için katalizör olarak etkinliği değerlendirildi. Sentezlenen tüm kobaoksim kompleksler (B1-9), epiklorohidrinin karboksilasyonu için yüksek katalitik aktivite (100 °C'de ve 1.6 MPa CO2 basıncında) gösterdi. Üçüncü grupta ise yeni nötral kobaloksimler (C1-3) ve çift kobaloksim tuzları (C4-6) ve bunların basit iyonlu tek tuzları (C7-9) hazırlanmıştır. Sentezlenen hedef kobaloksimlerin yapısı, 1H, 13C ve 11B NMR spektroskopisi, FT-IR spektroskopisi, UV-Vis spektroskopisi, LC-MS/MS spektrometresi, erime noktası ve elemental analiz teknikleri kullanılarak karakterize edildi. Yapısı detaylı açıklanan bu kobaloksimler (C1-9), CO2 ve epoksitlerden beş üyeli organik halkalı karbonatların eldesi reaksiyonlarında verimli ve yeşil katalizör olarak etkinlikleri incelendi. Sentezlenen tüm kobaloksim bileşiklerin (C1-9) yüksek katalitik dönüşüm ve seçiciliği belirlendikten sonra, bu katalizörlerin epoksit, baz, reaksiyon süresi, sıcaklık ve CO2 basıncı gibi parametrelerin katalitik dönüşüm üzerindeki etkisi araştırıldı.
Yaban mersini meyvesinin bilişsel performans ve ruh hali üzerindeki etkisi: Randomize kontrollü çalışmaların sistematik bir incelemesi
Yaban mersini, bilişsel performans ve ruh hali için faydalı olabilecek polifenoller açısından zengin bir meyvedir. Bu sistematik derleme, yaban mersini tüketiminin insanlarda bilişsel performans ve ruh hali üzerindeki potansiyel etkilerini araştıran randomize kontrollü çalışmalardan elde edilen mevcut kanıtları incelemeyi amaçlamaktadır. Literatür taraması kapsamında 2012 yılı ve sonrasındaki verilere PubMed, Google Scholar, Science Direct gibi arama motorlarından yararlanılarak araştırma yapılmıştır. Çalışmada İngilizce ve Türkçe dilinde yaban mersini, Vaccinium myrtillus L., biliş, bilişsel, nöropsikoloji, demans, Alzheimer, ruh hali, hafıza anahtar kelimeleri kullanılarak randomize kontrollü ve deneysel çalışmalar taranmıştır. Bu sistematik derlemeye yaban mersini tüketiminin biliş ve ruh haline etkisi ile ilgili yapılan ancak randomize-kontrollü olarak yapılmamış, deneysel olmayan ve farklı üzümsü meyve kullanılan makalelerin tamamı dahil edilmemiştir. Sistematik incelemeye dahil etme şartları PICOS (P: Katılımcıların özellikleri, I: Yapılan müdahaleler, C: Kıyaslama grupları, O: Çıktılar, S: Araştırma sonuçları) yardımıyla gerçekleşmiş olup araştırmaya toplam 19 makale tanımlanmıştır. Sistematik derlemeye dahil edilen 10 çalışmada yaban mersini tüketimi yaşlı ve çocuklarda kısa veya uzun süreli hafıza, yürütücü işlev gibi bazı bilişsel performans ölçümlerini iyileştirmede etkili olmuştur. 2 farklı çalışmada genç yetişkin ve ergenlerde yaban mersininin ruh haline olumlu etkisi görülürken; 3 çalışmada katılımcıların (bir çalışma çocuk, 2 çalışma yaşlılar üzerine) duygu durumlarında iyileşme bildirilmemiştir. Bu durum yaban mersininin bilişsel ve ruh hali etki mekanizmasının yeterince bilinmemesinden kaynaklı olabilmektedir. 4 çalışmada ise bireylerde yaban mersini tüketiminin bilişsel gelişmede iyileşme etkisi görülmemiştir. Mevcut kanıtlara dayanarak, yaban mersini meyvesi bazı bilişsel performans ölçümlerini iyileştirebilir. Bununla birlikte çeşitli popülasyonlarda benzer yaban mersini ve tutarlı bir şekilde bildirilen bilişsel performans araçları ile yapılan daha fazla veriye ihtiyaç vardır. Anahtar Kelimeler: Antioksidan, Bilişsel performans, Ruh hali, Yaban mersini.