Love
94 theses under this subject heading
Cumhuriyet Dönemi Türk düşüncesinde iki ahlâk görüşü: Aşk ahlâkı ve isyan ahlâkı
Çalışmamızın konusu ve amacı, Türk düşünce tarihi içerisinde Cumhuriyet döneminde geliştirilen iki önemli ahlâk anlayışı olan, Aşk Ahlâkı ve İsyan Ahlâkı görüşlerini ortaya koymaktır. Konunun bütünlüğünü sağlamak amacıyla öncelikle felsefe tarihinde öne çıkan çeşitli ahlâk görüşlerine değindikten sonra çalışmamızın asıl konusunu oluşturan Aşk Ahlâkı ve İsyan Ahlâkı görüşlerine yer verilmektedir. Çalışmamızda, ahlâkın zorunluluğunu ve söz konusu iki ahlâk görüşünün kaynakları, diğer disiplinlerle ilişkileri ve amaçlarının ne olduğu belirlenmiştir. Kökleri Türk-İslâm düşünce geleneğine dayanan bu ahlâk görüşleri, felsefî, bilimsel bağlamda ele alınmakta ve esasında dayandıkları temel dolayısıyla aralarında çok da fark bulunmadığı ortaya konulmaktadır. Özellikle "aşk" ve "isyan" kavramları üzerinde durularak, ikisinin de ahlâkî kavramlar olduğu vurgulanmaktadır.
İbn Hazm'ın Tavkü'l-Hamâme'sinde aşkın dili
Zâhirîlik düşüncesinin en önemli temsilcilerinden biri olan İbn Hazm'ın dil fel-sefesinin anlaşılmasında, onun dünyevî aşkı anlattığı Tavkü'l-Hamâme fi'l-ülfeti ve'l-üllâf adlı eseri son derece önemlidir. O aşkın çeşitli yönlerini anlattığı bu eserde, aşk dolayımında yaşadığı dönemin kültürel ve sosyal yapısını yansıtmıştır. Bununla birlikte eserde edebiyat, şiir, felsefe, mitoloji, metafizik de yer almaktadır. İbn Hazm bu dil çe-şitliliği içinde aşkın hakikatlerini Zâhirî dil felsefesi bağlamında anlatmıştır. Bu bağ-lamda, aşkın hakikatleri ve bu hakikatlerin anlatıldığı dilin analizini yapmak İbn Hazm'ın Zâhirî dilini ve Tavkü'l-Hamâme'de anlatılan aşkın hakikatlerinin anlaşılmasını sağlayacaktır. Düşüncenin oluşumunda dilin etkisi yadsınamaz. Gadamer'in dediği gibi dil aklın bizâtihî dilidir. Bu akıl sadece yazarın değil aynı zamanda okurun da dilidir. Yani akıl dil ile bir hakikate ulaşırken, hakikat de varlığını dil içinde oluşturur. Sonuçta dil ve hakikat birbirine varoluşsal olarak bağımlıdırlar. Dolaysıyla bir metni dil felsefesi açısından incelemek hem yazarın anlaşılmasına hem de okurun metni tekrar oluşturmasında etkilidir. Okurun metni oluşturması demek, metnin kendi içinde yeni anlamlar oluşması demektir. Bu varoluşsal perspektiften değerlendirilen İbn Hazm'ın Zâhirî dili ve Tavkü'l-Hamâme'de anlatılan aşk, metinde yer alan dil oyunları bağlamında bir takım yeni haki-katler oluşturmuştur. Wittgenstein'ın felsefî düşünceye kazandırdığı dil oyunları kavramı, dilin haki-katlerini açımlaması anlamında önemlidir. Ortak düşünce edimlerinin var olduğu dil dünyasını tanımlayan dil oyunu kavramı bağlamında Tavkü'l-Hamâme'de aşkın hakikat-leri birbirinden farklı birçok dil içinde incelenmiştir. Birçok dil oyunu içinde anlatılan aşk İbn Hazm'ın Zâhirî düşüncesinde nasıl kabul edilmiştir? İbn Hazm'ın Zâhirî düşüncesine göre hakikatin iki yönü vardır: Birincisi, nassın belirlediği haram ya da helal anlamında değer ifade eden hakikat; ikincisi, naslarda hükmü belirtilmeyen ontolojik hakikat. Eserde aşkın gerçekleri ontolojik hakikate göre, olduğu gibi, nesnel olarak anlatılmış; değer olan hakikate göre ise nassların belirlediği, olması gereken şekliyle anlatılmıştır. Dolayısıyla Tavkü'l-Hamâme'de aşkın gerçekleri, olan ve olması gereken arasında ortaya çıkmıştır. Anahtar Kelimler: Zâhirîlik, Dil Felsefesi, Dil Oyunu, Hakikat, Tavkü'l-Hamâme
İlahi ve beşerî aşkın kaynağı, türleri ve boyutları üzerine bir araştırma
Aşkın anlaşılması, araştırılması ve anlamlandırılması günlük hayattaki pratiklerinin kavranması için oldukça önemli olduğu için bu çalışma geçmişten günümüze kadar ilgi ve merakla gelmiş aşk kavramına yüklenen manayı anlamaya çalışmak ve yordamaktır. Birbirleriyle çok yakın olarak kullanılan aşk ve sevgi kavramlarının benzer ve farklı yönlerine açıklık getirmek kavramsal manada akademik bir zemine oturtmaktır. Bu çalışmamızın bir diğer amacı ise geleneksel anlamda yorumlanan ve anlanan aşkın neyi ifade ettiği ile aşka fenomen olarak bakan disiplinlerin bilimsel, kuramsal bakış açılarını anlamaktır. Bu bakış açısını yakalamak amacıyla ilahi aşk, beşerî aşk, İslam bilginlerinin aşka bakış açısı ile aşkın psikoloji disiplini ile ilintili kuramlarını aşkın fizyolojik yönleri ile açıklamaya çalışmaktır.
Konya ilindeki beden eğitimi öğretmenlerinin kendini sevme ve öz yeterliliklerinin incelenmesi
Bu araştırmanın amacı; Konya ilinde beden eğitimi ve spor öğretmeni olarak çalışan öğretmenlerin kendini sevme ve öz yeterliliklerini incelemektir Araştırmanın örneklemini, Konya'da çalışan 350 adet beden eğitimi ve spor öğretmenine anket yapılmıştır. Rastgele örnekleme tekniği kullanılarak araştırma örneklemi belirlenmiştir. Araştırmada; Doğan (2011) tarafından Türkçeye uyarlanan "Kendini Sevme-Öz Yeterlilik Ölçeği" kullanılmıştır. Araştırmada, Mann Whitney U ve Kruskall Wallis H testleri, sonuçların normal bir dağılıma sahip olmaması nedeni ile kullanılmıştır. Yapılan korelasyon analizi neticesinde kendini sevme puanı arttıkça öz yeterlik puanın da arttığı tespit edilmiştir. Kendini sevme ve öz yeterliğin yaşa göre farklılaştığı ve 36 yaş ve üstündekilerin kendi sevme düzeylerinin diğerlerine göre daha yüksek olduğu belirlenmiştir. Kadınlar ile erkekler arasında kendini sevme ve öz yeterlik açısından erkek lehine farklılık olduğu belirlenmiştir. Beden kitle endeksine göre kendini sevme ve öz yeterliğin farklılaştığı ve kilo arttıkça kendini sevme ve öz yeterliğin azaldığı belirlenmiştir. Anahtar Kelimeler: Beden Eğitimi, Öğretmen, Öz Yeterlilik, Kendini Sevme
Çavdaroğlu Müftî Dervîş'in dîvân-ı Münacat'ı üzerine bir inceleme
Tarikatlar, tasavvufî düşüncenin yaygınlaşmasında birinci derecede rol oynayan müesseselerdir. Bunlar-bugün bildiğimiz şekliyle-VII/XIII. yüzyılda ortaya çıkmışlardır. XIV. yüzyıldan itibaren Anadolu'da şekillenmeye başlayan Halvetîlik hareketi XV. yüzyıldan sonra yaygınlık kazanmış ve sistemleşerek günümüze kadar etkisini sürdürmüştür. Anadolu ve Rumeli'de en çok tekkesi olan Halvetî tarikatının Rumeli'de hâla faal tekkeleri vardır. Bu etkinin bir sonucu olarak Halvetîlik öğretilerini işleyen birçok şair ve yazar ortaya çıkmıştır. XVI-XVII. asırda Kütahya'da yaşayan Çavdaroğlu Müftî Dervîş de dönemin Halvetî şairlerinden biridir.Çalışmamızda Çavdaroğlu Müftî Dervîş'in hayatı, edebî şahsiyeti ve eserleri hakkında bilgi verilmiştir. Divân'ı Arap alfabesinden Lâtin alfabesine aktarılmıştır. Şiirlerin din-tasavvuf-cemiyet yönlerinden tahlili yapılmıştır.Çavdaroğlu Müftî Dervîş'in şiirlerinde, Dinî-Tasavvufî Türk Edebiyatı'nın ve Halvetîliğin belirgin özellikleri görülmektedir.Dinî-Tasavvufî Türk Edebiyatı, hem İslam'dan önceki hem de sonraki dönemde yer alır. Bu edebiyat işlediği konular sebebiyle halkın dilini, inanancını, duygu ve düşüncesini esas almaktadır. Halkın bütününü kapsadığı için toplumun her kesimine hitap edebilmektedir.Dinî-Tasavvufî Türk Edebiyatı, şekil ve üslup özellikleri bakımından İslam'dan önceki Türk edebiyatından etkilenmiştir. Türklerin İslâm dinini kabullerinden sonra İslâmiyet'in etkisiyle yeni bir şekle bürünerek, tasavvufî unsurları da bünyesine almıştır.Anadolu'da, yayılmaya başladığı XIV. Yüzyıldan başlayarak Halvetîlik temi edebiyatımızda işlenmeye başlamıştır. XVI-VII. Asırda yaşayan Çavdaroğlu Müftî Dervîş şiirlerinde tasavvuf ve Halvetîlik düşüncesini işlemiş şairlerimizdendir.Müftî Dervîş XVII. Asır Türk Tasavvuf Edebiyatı'nın önemli temsilcilerinden olan mutasavvıf şair Gaybî Sun'ullah'ın babasıdır. Mutasavvıf bir şair olan Müftî Dervîş de pek çok şairimiz gibi tezkirelerde yer almadığı için ilim âlemine yeterince tanıtılamamıştır.Üç bölümden oluşan inceleme kısmının ilk bölümünde şairin hayatı, ikinci bölümde şiirlerindeki şekli unsurlar, üçüncü bölümde şiirlerin din-tasavvuf-cemiyet yönünden tahlili yapılmıştır. Tahlilden sonra ise Dîvân'ın transkripsiyonlu metni yer almaktadır.Müftî Dervîş Dîvânı üzerinde yaptığım bu çalışmada yardım ve teşvikleri için Hocam Doç. Dr. İsmail EKİNCİOĞLU'na, yardım ve önerileri için Hocam Yrd. Doç. Dr. Mustafa GÜNEŞ'e, yönlendirmeleri ile yol gösteren, teşvik eden ve yardımlarını esirgemeyen Hocam Prof. Dr. Ali TORUN'a teşekkürlerimi sunmayı bir borç biliyorum.
Kütahyalı Rahîmî Dîvânı'ndan 1-50.gazellerin şerhi
Dîvân şiiri geleneğinden yararlanma günümüz şairlerinin belki de en çok ihtiyaç duyduğu konuların başında gelir. Türk edebiyatının en önemli şubesini oluşturan Türk şiirinin de Türk tarihi gibi köklü bir geçmişi vardır ve sanatın her sahasında olduğu gibi şiirde de geleneğe yönelik arayışlar olduğu göze çarpmaktadır.Meşrutiyet döneminden başlayarak Osmanlı kültür ve edebiyatına karşı alınan menfi tavır, ona tamamıyla yabancı, hatta düşman nesiller yetişmesine sebep oldu. Halbuki, hiçbir millet istese de geçmişini reddedemez. Mazi bir kader gibi bizi takip eder.Eski kültür birikimimizi ve edebiyat geleneğimizi yok saymak sanata hiçbir şey kazandırmaz. Çünkü köksüzlük sanatkârı rahatsız eder, ikide bir durup geriye bakmak ihtiyacını hisseder.Kaldı ki bir eserin kalıcı olabilmesi, köklü gelenek içinde kendini yenilemesiyle mümkündür. Bunun için eski eserlerin ve özellikle bunlardan seçilmiş güzel örneklerin yayınlanmasında yarar vardır. Bu tür seçmeler yeni nesillerin divan şiirinin estetik dünyasını tanımasını, işlenmiş ve incelmiş bir dilin ses ve ifade imkânlarından tabi şekilde yararlanmasını sağlayacaktır ve bu yadırganmayacaktır.Eski şiirin klâsik şerh metoduyla açıklanmasının yanında, Tanpınar'ın yaptığı gibi çağdaş yorumlarla da okuyucuya anlatılması, geleneğin canlı ve dinamik yanlarının günümüze ve yarınımıza taşınmasını sağlayacaktır.Bu çalışma, yeni nesillerin eskiyi bilmesi, tanıması, onunla dost olması ve ondan yararlanması amacını taşımaktadır. Dilin zengin ifade imkânlarının yakalandığı 16. yüzyıla ait önemli isimlerden olan Rahîmî'nin divânından ilk 50 gazel baz alınarak klasik şerh metoduyla çalışıldı.Çalışmanın birinci bölümünde 16. ve 17. yüzyıllarda Kütahya'da edebî durum ve Türkçe dîvân dîbâceleri hakkında bilgi verildi. Rahîmî Dîvânı'nın dîbâcesi şerh edildi.İkinci bölümde ise gazel şerhlerine geçildi. Öncelikle beyitlerin hemen altında, beyitte geçen anlamı bilinmeyen kelimelerin sözlük çalışması yapılarak beytin anlaşılmasında kolaylık sağlandı. Beyitler nesre çevrildi; günümüz Türkçesiyle açıklandı ve en sonunda da edebi sanatlarına ve kullanılan mazmunlarına değinildi.
XVI. yüzyıl klasik Türk şiirinde mevsimler
Divân şiirinde mevsimler ve mevsimsel unsurlar yani;bahâr, hazân, kış, yaz, seher, akşam, bahçe, çiçek, rüzgâr v.b. sıkça kullanılmaktadır. Divan şairleri, şiirlerinde çeşitli benzerlikleri ifade ederken tabiat unsurlarına başvurmuşlardır.Tabiat, Divân şiirinin ana konularındandır. Divan şairleri aşkı, sevgiyi, hüznü, sevgiliyi ve ayrılığı anlatırken tabiat unsurlarını kullanmışlardır. Divân şiirinde bahâr, coşkunluğun ve aşkın sembolüdür. Denilebilir ki; tabiat, insan psikolojisinin dilidir.Divan şairlerinin malzemesi tabiattır. Bu malzemeyi ustalıkla ve incelikle kullanırlar. Orijinal manalar oluştururlar. Bu manalar Divân şiirinin bir zeka oyunu oluşunu kanıtlamaktadır. Ya tabiatı olduğu gibi ya da onu, görmek istedikleri gibi kullanırlar. Divân şiirinde çiçekler de geniş yer tutmaktadır. Bunların başında gül gelir. Gül, sevgilidir. Gülün kokusu, sevgilinin kokusudur. Gülü, lale, sümbül, nergis, yasemin, menekşe gibi çiçekler izler.Anahtar Kelimeler: Osmanlı Divân şiiri, Mevsim, Bahâr, Orjinallik, Tabiat, Aşk, Çiçekler, İnsan Psikolojisi
Zihinsel yetersizliği olan çocukların ebeveynlerinin çocuk sevme durumları ile oyuncak seçiminde yaşadıkları güçlükler
Tanımlayıcı tipte yapılan bu çalışma İstanbul ilinde Zeynep Kamil Kadın Doğum ve Çocuk Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesinde yapılmıştır. Araştırmanın evrenini 2018 yılı içinde hastanenin sağlık kuruluna çocukların gelişim geriliği raporu almak için başvuran, zihinsel yetersizliğe sahip çocuğu olan ebeveynler oluşturmuştur. Örnekleme ise 30 Mayıs 2018 ve 31 Aralık 2018 tarihleri arasında araştırmaya katılmayı kabul eden 120 zihinsel engelli çocukların ebeveynleri alınmıştır. Ebeveynlerden annelerin yaş ortalaması X̅=35,58 ± 6,55, babaların X̅=39,7 ± 6,34 dür. Ebeveynlerin %96,7'i evli olup, büyük çoğunluğu (%87,5) çekirdek ailedir. Çocukların %19,2'sinin kronolojik yaşı 3 yıl veya daha düşük iken, çocukların %57,5'inin zihinsel (zeka) yaşı 3 yıl veya daha düşüktür. Çocukların %88,3'ü hastalığı doğuştan kazanmıştır. Ebeveynlerin çocuk sevme durumlarının yüksek olduğu görülmüştür. Çocuklarıyla günde 3 saatin üzerinde oyun oynayan ebeveynlerin, hiç oynamayan ebeveynlere göre çocuklarını sevme puanlarının anlamlı düzeyde yüksek olduğu (p<0.05) belirlenmiştir. Bulgulara göre ebeveynlerin (%69,2) büyük çoğunluğu çocuklarına oyuncak seçerken güvenli ve gelişim yaşına uygun olmasına dikkat etmekte, %44,2'si oyuncak seçiminde zorlanmakta, gelişim durumuna uygun oyuncak seçme konusunda yeterli bilgiye sahip olmamalarını (%81.1) güçlük çekme nedeni olarak bildirmişlerdir. Bu bulgulara göre ebeveynlerin oyuncak seçimi konusunda güçlük yaşadıkları, çocuklarını seven ebeveynlerin çocuklarıyla daha fazla zaman geçirdikleri dikkate alınarak, ebeveynlere oyuncak seçiminde ve çocuklarıyla daha fazla zaman geçirmeleri konusunda uygun danışmanlık yapılması, oyuncak güvenliği konusunda eğitim verilmesi önerilebilir.
Hadisler bağlamında insanlar arası ilişkilerde sevginin yeri ve değeri
Bu çalışmada, hadisler bağlamında insanlar arası ilişkilerde sevginin yeri ve değeri incelenmektedir. Çalışmamız giriş ve iki bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde, sevgi kavramının lügat ve terim anlamları, Kur'an ve hadislerdeki kullanımı, ayrıca sevginin psikolojik yönü ve beşeri ilişkilerin dışındaki sevgi çeşitleri ele alınmıştır. İkinci bölümde, çalışmamızın ana konusu olan insanlar arası ilişkilerde sevginin rolü, Kur'an ve hadis metinlerine göre incelenmiştir. Ayrıca, beşeri ilişkilerde sevgiyi arttıran unsurlar ve sevgiyi ihlal eden tutum ve davranışlar üzerinde durulmuştur. Son olarak ise sevginin toplumsal yapıya olan etkisi ele alınmıştır. Anahtar kelimeler: Hadis, İnsan, Sevgi
Safiye Erol'un eserlerinde zaman,mekân ve insan
ÖZET Safîye Erol, eserlerinde modern değerlerle geleneksel unsurları başarıyla kaynaştırmış, Cumhuriyet dönemi yazarlarımızdandır. Altı yaşından başlayarak hep batı dilleriyle eğitim gören, genç yaşta gittiği Almanya'dan lise ve üniversiteyi okuyup doktorasını yaptıktan sonra dönen Safiye Erol, batıdan kazanmış olduğu metodları kendi millî değerleriyle birleştirerek bir terkibe varabilmiş ender yazarlarımızdandır. Eserlerinin merkezinde yer alan aşk, insandan insana, oradan kendine, Allah'a ve topluma doğru bir yöneliş gösterir. Çeşitli ızdıraplardan geçerek mecazi aştan ilâhî aşka yönelen kahraman, bundan sonra cemiyetin bir fonksiyonu olarak kendini Hak'ka ve halka hizmete adar. Safiye Erol'un başarısında zamana, mekâna ve insana ait unsurları birbiriyle kaynaştırarak okuyucuya sunmasının da payı büyüktür. Onun eserlerinde tarih, tabiat ve insan birlikte yürürler. Yazarın fertle toplumu, tabiatı; belli bir milletle bütün insanlığı birlikte düşünme anlayışı mistik yapısmm roman ve hikâyelerine yansıması bakımından dikkate değerdir. Tarihteki olayları bugünün insanının problemlerini çözmek için yol gösterici ve ders verici hadiseler olarak değerlendirir. Mekânı ve özellikle tabiatı hem dıştan içe hem de içten dışa doğru yönelen bir bakış açısıyla insanı anlamada bir vasıta olarak kullanır. Tasavvuf! anlayışı ve eserlerinin temelini oluşturan aşk duygusu, onun tabiatı algılayışını da etkiler. Safîye Erol'un kahramanları genelde bilim, sanat ve edebiyatla uğraşan, doğunun ve batının olumlu yönlerini kendi bünyesinde bir terkibe kavuşturabilmiş aydm kişilerdir. Uzun ve zorlu bir iç mücadele döneminden sonra aşklarında fenâfillaha ulaşabilen kahramanlar, buradan yeni bir dirime kavuşabilmek için gerekli olan gücü yine kendi köklerinden ve tarihten alırlar. Yazar bu şekilde, aşkın maddi seviyeden alınıp ruhileştirme ve toplumsallaştırma yolları ile yükseltilerek mükemmelliğe ulaştırılabileceğine inanmaktadır.
Şeyhülislâm Yahyâ ve Şeyh Gâlib Dîvânlarında aşk ve şarap ile ilgili kavramların mukayeseli olarak incelenmesi
Klâsik Türk edebiyatının belkemiği denilebilecek aşk ve şarap kavramları çalışmanın temelini oluşturmaktadır. Her bir kavram şairler tarafından kendilerine özgü anlayış ve hayal dünyasında yoğrularak yazıya aktarılmıştır. Dîvân şiirinde önemli bir yer tutan aşk ve şarap kavramı şairler için her zaman en önemli malzeme olmuştur. En zarif söyleyişlerle bu kavramlara şiirlerinde yer veren şairler, derin manaları da ihtiva edecek şekilde kendilerini ifade etmeyi amaçlamışlardır. Edebi kültürümüzü oluşturan bu iki temel unsurun ele alınış biçimlerini incelemek çalışmanın temel konusudur. Çalışmaya konu olan şairlerin dîvânları taranarak ilgili kavramların tespiti yapılıp ayrı ayrı bölümler hâlinde başlıklar altında incelemesi yapılmıştır. Giriş bölümünde kavramlar ile ilgili bilgi verildikten sonra şairlerin yaşadıkları dönemler, hayatları, edebî şahsiyetleri ve eserleri hakkında bilgi verilmiştir. Esas bölümde bu kavramların ilgili başlıklar altında incelemesi yapılmış, sonuç bölümünde elde edilen bilgiler ışığında gerekli değerlendirme yapılmıştır. Kaynakça bölümünde ise bu çalışmanın hazırlanması konusunda faydalanılan kaynaklara yer verilmiştir.
Türkçede sevgi sözleri
Bu çalışmada, Tanzimat Dönemi'nden günümüze kadar yazılmış edebi eserler içinden seçilen 92 tane roman, hikâye ve tiyatro türündeki metinler sevgi hitapları yönünden taranmış ve bu metinlere dayanarak yazı dilimizde kullanılan sevgi hitapları tespit edilmiştir. Sevgi hitapları yapı ve anlam yönünden incelenerek elde edilen veriler doğrultusunda Türk insanının sevgi duygusunu aktarırken hangi dil göstergelerini kullandığı belirlenmiştir.Gramer kitaplarında, hitapların sözcük türü olarak hitap ünlemleri, bazı kaynaklarda ise seslenme edatları içinde değerlendirildiği görülmüştür.Sevgi içerikli seslenmeleri yapı yönünden değerlendirdiğimizde sevgi fonksiyonu taşıyan +CI4k küçültme ekinin ve 1. teklik kişi iyelik ekinin +I4m sıklıkla kullanıldığı, kelime grubu şeklinde kurulan sevgi hitaplarında ise sıfat tamlamalarına sıkça başvurulduğu tespit edilmiş; anlam açısından değerlendirdiğimizde ise duyguların ve insanlar arasındaki ilişkilerin anlatımında genellikle somut bir anlatımın tercih edildiği ve daha çok gözlemci ürünün sonucu olarak doğadan yararlanıldığı, sevilen varlığa hitap edilirken sık sık benzetmelere ve temeli benzetmelere dayanan aktarmalara başvurularak güçlü bir anlatım oluşturulduğu görülmüştür.Bu çalışmayla ana dilimizin söz varlığından yola çıkarak ne kadar zengin bir dile sahip olduğumuz gösterilmeye çalışılmış ve söz varlığı içinde kâinatın üzerine yaratıldığı en güçlü duygu olan sevgiye ve onu ifade eden sözlere yer verilerek sahip olduğumuz güzel değerlerimiz ortaya konmuştur.
Peyami Safa'nın düşüncelerinin romanlarına yansıması
Roman, içinde tarih, biyografi, psikoloji, dram, komedi gibi birçok alandan izler barındıran bütünleşik bir sanattır. İçerisine eklediği anlam ve olguları sistematik bir şekilde bir kurgu içerisine yerleştirir. Çeşitli ifade araçları ve yöntemleri vardır. Roman okurken içinde barındırdığı şifreleri çözüp anlamları irdelemek mümkündür. Bütün edebi eserlerin içerisindeki gizli anlamlar yeni ve farklı bakış açıları ile yorumlamaya açıktır. Gerek araştırmacılar gerek okurlar bilgi birikimleri ve tecrübeleri ile metinlerin içindeki gizil anlamaları keşfeder kodlarını çözerler. Metindeki kodların çözülmesiyle okurlar okuma hazzına ulaşmakta, araştırmacılar ise metni bilimsel açıdan çözümlemektedir. Bu çalışmada Peyami Safa'nın düşüncelerinin yazıldığı kitaplar ve romanlar incelenmiştir. Yazarın düşünce eserleri ve romanları incelenerek, düşünceleri ile kendi hayatından kesitlerin, romanlarına yansımaları tespit edilmiştir. Romanlarıyla aynı zamanda geçmişe ve çağın sorunlarına da dikkat çeken yazar, Kahramanlar sözcülüğü ile düşüncelerini ve insanlığın zaman içerisinde geçirdiği değişimleri sunmuştur. Bu çalışma, Dünya harpleri sonucunda insanlığın yaşadığı tarihi, iktisadi, siyasi, sosyal, dini ve ailevi buhranları çözüm yollarıyla vermesi açısından önem arz etmektedir.
Ana babaların çocuklarına yönelik sevgilerini destekleyen davranışlarının farklı değişkenlere göre incelenmesi
Araştırmanın temel amacını ana babaların çocuklarına sevgilerini destekleyen bilişsel ve davranışsal etmenlerin ana babaların tutumu, çocuğun cinsiyeti, anne ya da baba olma durumu, çocuk sayısı, eğitim düzeyi, sosyo-ekonomik düzeyi ve yaşamın çoğunun geçtiği yer değişkenleri ile birlikte incelenmesi oluşturmaktadır. Karma araştırma yönteminde kurgulanan çalışmada nicel araştırma yöntemlerinden ilişkisel tarama modeli kullanılmıştır. Araştırmanın çalışma grubunu 2-6 yaş aralığında çocuğu olan 169 ana baba oluşturmaktadır. Araştırmada nicel verileri toplama aracı olarak; kişisel bilgi formu, Barnett Çocuk Sevme Ölçeği ve Ebeveyn Tutum Ölçeği (ETÖ) kullanılmıştır. Ele alınan amaçlar doğrultusunda SPSS 21 paket programı kullanılarak betimleyici istatistikler yapılmıştır. Ana babaların çocuk sevme düzeylerinin çocuğa yakınlık ve cinsiyet değişkenine göre farklılaşıp farklılaşmadığı t testi; sahip olunan çocuk sayısı, eğitim düzeyi, yaşamın çoğunun geçirildiği yer ve ortalama gelir düzeyi değişkenine göre farklılaşıp farklılaşmadığı ise tek yönlü ANOVA ile incelenmiştir. Araştırmada ana baba tutumlarının ve adı geçen demografik değişkenlerin çocuk sevme düzeylerini yordayıp yordamadığını belirlemek amacıyla çoklu regresyon analizi yapılmıştır. Araştırmada nitel araştırma yöntemlerinden görüşme tekniği uygulanmıştır. Nitel araştırma verileri yarı yapılandırılmış görüşme formu aracılığıyla toplanmış, içerik analizi tekniği kullanılarak analiz edilmiştir. Araştırma sonunda, çocuk sevme ölçeğinden alınan puanlar ile çocuğa yakınlık durumu, çocuğun cinsiyeti, çocuk sayısı, ana babanın eğitim düzeyi, sosyo-ekonomik düzeyi ve yaşamın çoğunun geçtiği yer değişkenleri arasında anlamlı bir farklılığın olmadığı görülmüştür. Regresyon analizi sonuçları; ana baba tutumları ve ana baba ile ilgili demografik değişkenlerin, ana babaların çocuk sevme düzeyinin %27'sini açıkladığını ortaya koymuştur. Bununla birlikte sadece çocuğa yakınlık ile ana baba tutumlarından demokratik ve otoriter ana baba tutumlarının, modele katkısının anlamlı olduğu belirlenmiştir.
Öğrenci, öğretmen ve müdürlerin sevgi, demokrasi ve öğrenci merkezli eğitim algıları
Eğitim sisteminin temel girdilerini oluşturan öğretmenlerin ve okul yöneticilerinin çeşitli konularda sahip olduğu algılar, toplumsal yaşamın kalitesini belirlemekte, öğrencilerin sahip oldukları ve olacakları algıların oluşumunu doğrudan etkilemektedir. Bu bağlamda bu araştırmanın amacı; öğrenci, öğretmen ve müdürlerin sevgi, demokrasi ve öğrenci merkezli eğitim algılarını belirlemektir. Araştırma nitel araştırma desenlerinden "olgu bilim" deseni kapsamında yürütülmüştür. Çalışma grubu amaçlı örnekleme yöntemlerinden maksimum çeşitlilik örneklemesi ile oluşturulmuştur. Çeşitlemede; "okul kademesi", "okul türü", "okul başarı durumu", "sınıf seviyesi", "branş" ve "cinsiyet" değişkenleri kullanılmıştır. İlkokul, ortaokul ve lise kademelerinin her biri için okul türleri ve okul başarı durumları göz önünde bulundurularak üçer okul belirlenmiştir. Çalışma grubunu bu okullarda eğitim gören 630 öğrenci ile bu okullarda görev yapan 18 öğretmen ve sekiz müdür olmak üzere toplamda 656 kişi oluşturmaktadır. Veri toplama tekniği olarak "projeksiyon teknikleri" kullanılmıştır. Veriler öğrencilerden "kelime çağrışım tekniği", "cümle tamamlama tekniği" ve "hikâye tamamlama tekniği" ile öğretmen ve müdürlerden ise "hikâye yorumlama tekniği" ile toplanmıştır. Kelime çağrışım formu ile toplanan veriler "kavram analizi" ile, cümle tamamlama formu ile toplanan veriler "betimsel analiz-içerik analizi" ile, hikâye tamamlama formu ile toplanan veriler "içerik analizi" ile, hikâye yorumlama formu ile toplanan veriler ise söylem analizi ile analiz edilmiştir. Araştırma sonuçlarına göre, öğrencilerin hem "romantik sevgi" hem de "koşulsuz sevgi" yönünde algılara sahip oldukları belirlenmiştir. İlkokulda "koşulsuz sevgi" algısının daha yoğun olduğu ancak kademeler ilerledikçe "koşullu sevgi" algısının arttığı görülmüştür. Öğrencilerin iyi özelliklere sahip olanların, sevgimize karşılık verenlerin, bize fayda sağlayanların ve bize iyi davrananların sevilmesi gerektiğini düşündükleri belirlenmiştir. Sevginin ilkokulda "iyilik" ve "kardeşlik", ortaokulda "saygı" ve "hoşgörü", lisede ise "saygı" ve "güven" odaklı olduğu görülmüştür. Öğrencilerin, ülke yönetimine ilişkin "halk merkezli" algıların yanı sıra "kişi merkezli" ve demokratik olmayan algılara sahip oldukları görülmüştür. Öğrencilerinden bazılarının hak ve özgürlükleri "kuralsızlık" olarak algıladıkları, bazılarının ise yasakçı bir anlayışla düşündüğü görülmüştür. Öğrencilerin demokrasinin unsurları ile ilgili bilgi eksikliklerinin, kavram yanılgılarının ve olumsuz algılarının olduğu tespit edilmiştir. Öğrencilerin dersin işlenişine ilişkin "anlatım" odaklı, materyal kullanımına ilişkin geleneksel ve olumsuz algılara sahip oldukları belirlenmiştir. Öğretmenin dersin işlenişinden sorumlu ve kontrolü sağlayan kişi olarak görüldüğü, değerlendirme ölçütü olarak sınavlara, performansa, davranışlara, derse katılıma vurgu yapıldığı görülmüştür. Öğrencilerin kararların "öğretmen", "müdür", "başkan" tarafından alınması gerektiği yönünde algıya sahip oldukları belirlenmiştir. Öğretmenlerde, sevgiye karşılık bekleme ve sevgiye karşılık beklememe şeklinde iki ayrı algının var olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Öğretmenlerde sevginin karşılıklı tepkiler üzerine kurulu olduğu, sevginin karşıdaki kişilerin davranışlarına ve tepkilerine göre değişeceği algısı hâkimdir. Öğretmenlerin sevgi algılarında saygının temele alındığı, saygının ön koşul olarak düşünüldüğü görülmüştür. Öğretmenlerin, yönetimde "kişi" merkezli bir anlayışa sahip olmadıkları ancak demokrasinin işlevsiz olduğunu düşündükleri belirlenmiştir. Öğretmenler; demokrasinin halkın iradesine dayalı bir yönetim şekli olduğuna, halkın yönetime katılımına ve kararlarda söz sahibi olmasına, kuralların birlikte oluşturulmasına vurgu yapmışlardır. Öğretmenlerin demokrasinin teoride güzel olsa da uygulamada işlevsiz olduğunu, demokrasinin bir baskı/tahakküm aracı olduğunu, gelişmiş ülkelerin kötü emellerine ulaşmak amacıyla kullanılan bir araç olduğunu, Batı tarafından oluşturulan bir değer olduğu için İslam'a uymadığını düşündükleri görülmüştür. Öğretmenlerin, öğrencinin merkezde olması ve öğretmenin merkezde olması gerektiğine dair iki farklı algıya sahip oldukları belirlenmiştir. Öğretmenlerin bir kısmının öğretmenin sınıf içinde rehber konumda değil otorite konumunda olmasını tercih ettikleri belirlenmiştir. Öğretmenlerin öğrenci merkezli eğitim hakkındaki görüşlerinin tutarsızlıkları barındırdığı, aslında öğrenci merkezli eğitimi bilmedikleri ve felsefesine de inanmadıkları görülmüştür. Müdürlerin, sevgiye karşılık beklenmesi ve beklenmemesi gerektiği şekilde iki farklı algıya sahip oldukları görülmüştür. Koşulsuz sevgi anlayışına sahip olan bazı müdürlerin olduğu görülürken bazı müdürlerin karşılık ve beklentiye dayalı bir sevgi anlayışına sahip oldukları belirlenmiştir. Müdürlerin, egemenliğin halka ait olması ve yöneticilere ait olması gerektiğine yönelik algılara sahip oldukları görülmüştür. Müdürlerin, her zaman çoğunluğun söylediğinin doğru olmayacağını, tek bir kişinin kendi başına doğru kararlar alabileceğini, demokrasinin iyi bir yönetim şekli olmadığını, devleti çoğunluğun yönettiğini, halkın düşüncelerinin çeşitli yollarla şekillendirildiğini, demokrasinin gelişmiş devletler tarafından kullanıldığını düşündükleri görülmüştür. Müdürlerin, öğrencinin merkezde olması ve öğretmenin merkezde olması gerektiğine dair iki farklı algıya sahip oldukları görülmüştür. Bazı müdürlerin, öğretmenin rehberlik, yönlendirme, gözlem, öğrenme ortağı olma, katılımı teşvik etme, güdüleme rollerini öne çıkardıkları, sınıftaki "mutlak otorite" olan rolü yerine "işbirliği", "iletişim" ve "etkileşim" kavramlarına vurgu yaptıkları görülmüştür. Bazı müdürlerin ise öğrenci merkezli yaklaşımı benimsemedikleri, geleneksel eğitim algısına sahip oldukları belirlenmiştir. Öğrencilere seçme hakkı verilemeyeceğinin, öğrencilerin kendi kararlarını alabilecek kapasiteye sahip olmadığının düşünüldüğü de görülmüştür. Öğrenci, öğretmen ve müdürlerin sevgi, demokrasi ve öğrenci merkezli eğitim algıları arasında bir ilişki olduğu, genel olarak hem koşulsuz sevgi, hem demokrasi hem de öğrenci merkezli eğitim algısının hepsine birlikte sahip oldukları, ya da bunların hiçbirine sahip olmadıkları görülmüştür. Araştırma sonunda ulaşılan sonuçlara dayalı olarak MEB'e, öğretmen ve müdürlere, YÖK'e ve araştırmacılara yönelik olarak çeşitli öneriler geliştirilmiştir.
Sinematik felsefede aşkın sinematografik imgeye dönüşümü:2000'ler Türk sinemasında sineaşk
Bu çalışmada, felsefede yer alan aşk kavramının, sinematik bir aşk felsefesine dönüşümü "sineaşk" kavramı kullanılarak ele alınmıştır. Sineaşk kavramı, filozof Gilles Deleuze'ün sinematik felsefe anlayışı çerçevesinde incelenmiştir. Sinematik felsefe, felsefenin kavramlarla ürettiğini, sinemada imajlarla üretmektir. Sonuçta düşünce hem filozofik hem de sanatsal görünümlere sahip olandır. Deleuze'ün vurguladığı gibi felsefe; kavramlarla, sanat; duyumla, bilim; fonksiyonlarla düşünmektedir. Sinema kavram yaratıcı ve düşündürücü yönüyle sadece haz alma duyumuza hitap etmez bizlere benzeri olmayan bir mantıksal düşünme yöntemi de sunmaktadır. Bu çalışmada da aşk kavramı üzerinden sinemadaki yeni ve yaratıcı düşüncelere ulaşılmaya çalışılmıştır. Tezin ilk bölümünde Gilles Deleuze'ün çalışmalarından hareketle sinema ve felsefe ilişkisi ele alınmış, hareket-imaj ve zaman-imaj kavramları üzerinde durulmuştur. İkinci bölümde birbirinden farklı filozofların görüşleri ortaya koyularak aşk kavramı, kavramsal ve teorik boyutları üzerinden tartışılmıştır. Tezin son bölümünde ise Çağan Irmak'a ait olan Issız Adam (2008) ve Unutursam Fısılda (2014); Zeki Demirkubuz'a ait olan Kader (2006) ve İtiraf (2001) filmleri, ilk iki bölümde ortaya koyulan sinematik felsefe anlayışı ve sineaşk kavramı çerçevesinde incelenmiştir. 2000'ler Türk sinemasında Çağan Irmak ve Zeki Demirkubuz filmlerinde, aşkın yazılı felsefeden sinemaya aktarımında farklılaşmasının yanında, hareket-imaj ve zaman-imaj filmlerine göre de değiştiği gözlemlenmiştir. Böylelikle aşk sadece sinematografik imgeyle genel bir dönüşüme uğramamış, sinemadaki imajların kendi yapısına göre de değişkenlik göstermiştir. Çalışmada, yazılı felsefede tek boyutlu aktarılan aşk kavramının, sinema filmlerinde yer alan imajlarla yeni ve alternatif aşk kavramına -sineaşk'a- dönüşümü ortaya konulmuş, böylelikle sinemanın düşünülmeyeni de gösterme potansiyeline sahip olduğu görünür kılınmıştır.
Yeşilçam ve Yeşilçam dönemi sonrası Atıf Yılmaz sinemasında aşk felsefesi: Cemile (1968)- İbo ile Güllüşah (1978)- Mine (1983) ve Kadının Adı Yok (1988) filmlerinin aşk felsefesi bağlamında incelenmesi
Bu araştırmanın amacı Atıf Yılmaz sinemasının Yeşilçam öncesi ve Yeşilçam sonrasından seçilen toplam dört filminin aşk felsefesi bağlamında incelenmesi ile birlikte araştırmanın alt amacını ise filmlerin kadınların yaşamış sosyal sorunlar açısından da irdelenmesi oluşturmaktadır. Örneklem seçiminde "amaca yönelik örneklem" kullanılmış olup Yeşilçam döneminden Cemile (1968) ve İbo ile Güllüşah (1978) filmi Yeşilçam sonrasından ise Mine (1983) ve Kadının Adı Yok (1988) filmleri ele alınmıştır. Araştırmada, filozofların aşk felsefesine ilişkin görüşleri veri çözümleme yöntemlerinden "tematik kodlama" yöntemi ile ele alınarak nitel analiz uygulanmıştır. Yapılan değerlendirmeler sonucunda filozoflar için aşkın güçlü bir duygu olduğu gözlemlenmiştir. Bununla birlikte aşk konusunda birçok ortak fikir ve yaklaşım olsa da bireysel tutumların da öne çıktığı tespit edilmiştir. Aşkın güçlü bir duygu olmasının getirdiği en önemli farklılık ise -incelenen dört filmde de- aşkı yaşayan, izleyiciye aktaran karakterleri değiştirmesi olmuştur. Felsefenin en önemli ilkelerinden birisi olan kendini bil-kendini tanı ilkesinin bireysel olarak işlenmesinde aşkın rolünün de etkin olduğu gözlemlenmiştir. Nitekim incelenen filmlerdeki kahramanların aşk yoluyla kendi sınırlarının ve yapabileceklerinin farkına vardığı tespit edilmiştir. Kendilerine dayatılan toplumsal normları ve toplumsal cinsiyet baskılarını aşk sayesinde yıkan filmdeki ana karakterlerin; film içindeki en büyük kazanımı bilinçli varlıklarını ve özgürlüklerini kazanmaları olmuştur. Kadınların özneleşme süreçlerinde toplumsal cinsiyet normlarını yıkmaları kadar kendilerine olan güvenlerinin de kazanılması öne çıkmıştır. Felsefi olarak yaşanan bu özgürleşme ve özneleşme sürecinin motivasyonunu ise aşk sağlamıştır.
İlahi aşkın kökenleri ve Yunus Emre'nin ilahi aşkı
Bu araştırmanın amacı aşk teriminin yaratan ve yaratılan arasındaki ilişkisini felsefi bir bakış açısı ile tarihsel süreç içerisinde inceleyip bilgi ve birikim dünyasına sunmaktır. Bu bağlamda çıkış noktamız kutsi bir hadis rivayetine dayanmaktadır. Söz konusu kutsi hadise göre Yüce Allah: ''Ben bir gizli hazineydim; bilinmek istedim ve mahlûkatı yarattım. Sonra onlara kendimi tanıttım; onlarda Beni tanıdılar'' buyurmuştur. Burada bizzat bir arzu hali mevcuttur. Oda Yüce Allah'ın bilinme arzusudur. Nitekim bu arzu neticesinde var oluş gerçekleşmiş ve alem doğrudan doğruya Allah'tan zuhur etmiştir. Yaratılan âlem O'nun için adeta bir ayna gibidir ve O, bu aynada kendini görür. Yarattıkların da kendini gören Yüce Allah, buradaki yaratma olayında ki güzele hayran kalmış ve bunu sevmiştir. Bu ilk sevgidir. Bu sevgi Allah'ın hem kendini hem yarattıkları hem de doğrudan doğruya sevmeyi sevmesidir. İşte yaratılışın güzelliği budur. Bu sevginin en uç boyutu olan İlahi bir sevgidir. Varoluş İlahi Sevgi çerçevesinde yani doğrudan doğruya Allah'ın sevgisinin yaratılanlara bir lütfudur. Bu sebeple yaratılanlar ya doğrudan doğruya aşktır ya da aşkın esintilerini taşımaktadır. İşte bizimde gayemiz bu aşkı varoluş çerçevesinde anlamlandırmaya çalışmaktır. Nitekim var olan her şey yalnızca aşkın kaynağı olan O'ndandır ve yine var olan her şey O'ndadır.
1990 sonrası Hollywood sineması romantik aşk filmlerinde aşk söylemi
Bu çalışmada 1990 sonrası Hollywood sineması romantik filmlerinde sonsuza dek mutluluğun anahtarı olarak ifade edilen romantik aşk söylemi araştırılmıştır. Romantik aşkla sonsuza dek mutlu olmanın ilk anlatılarından biri antik Yunan'dan günümüze ulaşmış olan Eros ve Psykhe mitidir. Grimm kardeşler tarafından asıllarına sadık kalınarak derlenmiş olan Pamuk Prenses ve Yedi Cüceler, Sindrella, Uyuyan Güzel ve Rapunzel gibi peri masalları da Eros ve Pskhe mitiyle büyük benzerlikler taşımaktadırlar. Antik çağlardan günümüze masallarla taşınmış olan romantik aşk miti 19. Yüzyılda Batıda aile kurumunun temeli olarak ideolojik bir anlam yüklenmiştir. Bu çalışmada romantik aşk miti Eros ve Psykhe'nin hikâyesine ve peri masallarına dayanarak tanımlanmış ve mutlu sonla biten Hollywood romantik aşk filmlerinde bu mitin yeniden nasıl üretildiği üzerine bir söylem çözümlemesi yapılmıştır. Romantik aşk mitinin 1990 sonrası Hollywood sineması romantik komedilerinde günümüz metropol insanına uyarlanmış öykülerle yenilenerek tekrar üretildiği sonucuna varılmıştır.
Mevlana'da epistemolojik açıdan akıl
Bilginin nasıl ve nereden elde edildiği ve bilgiyi elde edebilmenin ölçütlerinin neler olduğu gibi epistemolojik problemler, tarih boyunca değişik yönlerden ele alınıp tartışılmıştır. Tasavvuf felsefesinin önemli şahsiyetlerinden biri olan Mevlana'nın bilgi teorisi bu açıdan incelenmeye değer bir konudur. Onun akla, filozoflara ve felsefeye dair getirdiği eleştiriler, birçok açıdan araştırmalara konu olmuştur. Biz de bu çalışmamızda, Mevlana'nın akıl, aşk ve bilgi hakkındaki düşüncelerini ve bu düşüncelerinin arka planını ele almaya çalışacağız. Bu perspektiften hareketle, çalışmamızın giriş bölümünde akıl ve bilginin yerinin ne olduğu ile ilgili bazı ilkçağ düşünürlerin yaklaşımlarına, Mevlana'nın yaşadığı dönemin sosyal ve siyasi durumu, hayatı ve eserlerine çok kısa bir şekilde yer verilmiştir. Birinci bölümde akıl ve ilişkili olduğu bazı kavramların ne olduğunu ve aşkın kavramsal çerçevesi ile bu bağlamdaki bazı görüşler ele alınmıştır. İkinci bölümde, Mevlana öncesi bazı İslam düşünürlerinin bilgi teorisi ile ilgili düşünceleri; üçüncü ve son bölümde ise Mevlana'nın akıl ve aşk kavramları hakkındaki görüşleri, epistemolojik açıdan akla ve felsefeye olan eleştirisi, aşkın yerinin ve değerinin ne olduğu gibi konular ele alınmıştır. Genel olarak bakıldığında, Mevlana, epistemolojik bir yeti olarak akla olumsuz bir rol biçmektedir. Onun, bunun yerine önerdiği ve değerli gördüğü yöntem aşk yöntemi olup, bu husus çalışmamız boyunca çeşitli açılardan tartışılmıştır. Anahtar Kelimeler: Mevlana, İnsan, Felsefe, Metafizik, Aşk, Akıl, Bilgi.
Üniversite öğrencilerinin aşka ilişkin tutumları ve ilişki doyumlarının kişilik özellikleri ile ilişkisi
Bu araştırmanın iki temel amacı vardır. Birincisi üniversite öğrencilerinin kişilik özellikleri ve aşka ilişkin tutumlarının, romantik ilişki doyumlarını yordayıp yordamadığını incelemektir. İkincisi ise üniversite öğrencilerinin aşka ilişkin tutumlarının ve romantik ilişki doyumlarının, cinsiyete, ilişki sayısına ve ilişki süresine göre farklılaşıp farklılaşmadığını incelemektir.Araştırmaya, 2009-2010 eğitim yılında Gazi Üniversitesi Gazi Eğitim Fakültesinin çeşitli bölümlerine devam eden ve romantik ilişki yaşayan, 250 kız, 87 erkek, 337 öğrenci katılmıştır. Araştırmada, verileri toplamak için, Aşka İlişkin Tutumlar Ölçeği (Kısa Form) , Sıfatlara Dayalı Kişilik Testi, İlişki Doyumu Ölçeği ve kişisel bilgi formu kullanılmıştır. Veri analizinde SPSS 17.0 programı kullanılmış ve t testi, tek yönlü varyans analizi ve çoklu regresyon analizi yapılmıştır.1.Üniversite öğrencilerinin kişilik özelliklerinden Dışadönüklük ile Yumuşak Başlılık, Sorumluluk, Nevrotizm, Deneyime Açıklık kişilik özellikleri, birlikte Romantik İlişki Doyumuna ilişkin varyansın %11'ini açıklamıştır. Yordayıcı değişkenlerden deneyime açıklık romantik ilişki doyumunun en güçlü yordayıcısı olurken bunu dışadönüklük kişilik özelliği izlemiştir.2.Üniversite öğrencilerinin aşk tutumlarından, Özgeci Aşk, Arkadaşça Aşk, Tutkulu Aşk, Mantıklı Aşk, Oyun Gibi Aşk, Sahiplenici Aşk tutumları, Romantik İlişki Doyumuna ilişkin varyansın %58'ini açıklamıştır. Yordayıcı değişkenlerden tutkulu aşk romantik ilişki doyumunun en güçlü yordayıcısı olurken bunu sırasıyla özgeci aşk, sahiplenici aşk ve oyun gibi aşk izlemiştir.3.Üniversite öğrencilerinin aşka ilişkin tutumları cinsiyete göre anlamlı farklılık göstermiştir. Erkeklerin kadınlara göre özgeci ve oyun gibi aşk tutumları puanlarının daha yüksek olduğu ve kadınların erkeklere göre mantıklı ve arkadaşça aşk tutumu puanlarının daha yüksek olduğu bulunmuştur.4.Üniversite öğrencilerinin romantik ilişki doyumları cinsiyete ve ilişki sayısına göre anlamlı farklılık göstermemiştir.5.Üniversite öğrencilerinin aşka ilişkin tutumları ilişki sayısına ve ilişki süresine göre anlamlı farklılık göstermiştir. Üniversite öğrencilerinin yaşanılan ilişki sayısı arttıkça oyun gibi aşk tutumu puanlarının yükseldiği, arkadaşça aşk tutumu puanlarının ise düştüğü bulunmuştur. Üniversite öğrencilerinin yaşanılan ilişki süresi uzadıkça tutkulu aşk tutumu puanlarının yükseldiği bulunmuştur6.Üniversite öğrencilerinin romantik ilişki doyumları ilişki süresine göre anlamlı farklılık göstermiştir. Üniversite öğrencilerinin ilişki süresi arttıkça romantik ilişki doyumlarının yükseldiği bulunmuştur.Anahtar Kelimeler: Aşk Tutumları, Kişilik Özellikleri, Romantik İlişki Doyumu
İshâk Çelebi Divanı'nda anlatıcı âşık
Divan edebiyatı yüzyıllardır varlığını sürdürmüş ve gelenekler çerçevesinde şekillenmiştir. Bu geleneğin en önemli mirası olan şiirler, Divan edebiyatının tüm yönleriyle anlaşılmasında önemli rol oynamaktadır. Estetik açıdan da oldukça önemli olan bu şiirleri incelemek, sadece dönemin sanat hayatına değil sosyal, siyasi ve kültürel yönlerine de ışık tutulmasını sağlayacaktır. Divan edebiyatı alanında bugüne kadarki çalışmaların çoğu ?sevgili?yi anlatmak için yapılmıştır. Divan şiirinin esas kahramanı olan, sevgiliyi bize tasvir eden ve bu geleneğin okuyucuya aktarılmasında en önemli unsur olan ?âşık? tipi üzerinde çok fazla durulmamıştır.Tezimizin konusu ?İshâk Çelebi Divanı'nda Anlatıcı Âşık? tır. İlk bölümde genel olarak anlatıcı tipleri üzerinde durulmuştur. Üç temel bölümden oluşan tezimizde, üzerinde çalıştığımız divan şairimiz İshâk Çelebi'nin; hayatı, şahsiyeti, sanatı ve eserlerine yer verilmiştir. Divanda âşık ve anlatıcı tipi her yönden incelenmiş ve örnek beyitlerden yola çıkılarak tespitler yapılmaya çalışılmıştır.Anahtar Kelimeler: Divan şiiri, İshâk Çelebi, aşk, âşık, anlatıcı.
Ahmet Kabaklı'nın eserlerinde sevgi izleği ve ortaokul Türkçe ders programı ile uygunluğu
Bu çalışmada nitel desende doküman analizi yöntemi ile Ahmet Kabaklı'nın hayatı, edebî şahsiyeti ve eserleri incelenmiş, incelenen eserlerinde yer alan sevgi izlekli bölümler belirlenmiş, ilgili bölümler alt tema başlıkları altında verilmiştir. Değerler eğitiminde önemli ve büyük bir yere sahip olan "sevgi" diğer pek çok değerin aksine örtük programda yer almakla kalmayıp Ortaokul Türkçe Dersi Öğretim Programı'nda ana izlek olarak yer almıştır. Ortaokul Türkçe Dersi Öğretim Programı'nın 6. ve 8. sınıflara ait bölümlerinde görülen sevgi izleği 6. sınıfta dördüncü, 8. sınıfta ise birinci izlek olarak yer almaktadır. Altıncı sınıf Türkçe dersi programında "aile sevgisi, vatan sevgisi, ana dili sevgisi" alt temaları; sekizinci sınıf Türkçe dersi programında " aile sevgisi, bayrak sevgisi, dil sevgisi, okul sevgisi, Atatürk sevgisi, insan sevgisi" alt izlekleri bulunmaktadır. Ahmet Kabaklı'nın incelenen eserlerinde yer alan sevgi izlekleri Ortaokul Türkçe Dersi Öğretim Programı'nda yer alan sevgi izleğinin alt izlekleri ile uyumludur. Bu izlekleri barındıran bölümler millî ve manevi değer taşımaktadır. Yazarın hayalini kurduğu Müslüman Türk gençliğinin hayata geçirilmesi için bir kaynak niteliğindedir.
Fuzûlî Divanında aşk ve akıl kavramlarının mukayesesi
Aşk ve akıl konusu hemen hemen her şair, filozof ve mutasavvıfın meyil ettiği konulardan biri olmuştur. Akıl genellikle aşkın karşısında değerlendirilmiş ve olumsuz olarak nitelendirilmiştir. Ancak Allah'ın yarattığı ilk şey akıldır, akl-ı evveldir. O halde biz büsbütün aklı reddedemeyeceğimiz gibi tüm olumsuzluklardan münezzeh de kılamamaktayız. Aklı en basit şekliyle akl-ı cüzi ve akl-ı külli olmak üzere ikiye ayırabilir, akl-ı cüziyi dünyalık işlerde; akl-ı külliyi ise insan-ı kâmil olma yolunda kullanırız. Şairlerin, mutasavvıfların olumsuz olarak değerlendirdiği de akl-ı cüzidir.Aklı işlerliği açısından çeşitli sınıflara ayırdığımız gibi aşkı da sınıflandırabiliriz: Aşk-ı mecazi ve aşk-ı hakiki. Aşk, insanın ezelden getirdiği yaratılış hakikatidir. Allah bilinmek ve sevilmek istediği için insanı ve kâinatı yaratmıştır. İnsan dâhil tüm mevcudatın aşk üzerine var olduğunu düşünürsek ister mecazi olsun ister hakiki olsun tüm aşkların kaynağı O'dur ve tüm aşklar O'nadır.Her şeyin ancak zıddıyla kaim olduğu gerçeği, aşkın karşısına olumsuz bir kavram çıkarmayı zaruri kılar. Fuzuli de genel olarak incelediğimiz pek çok beytinde aşkı yüceltmek ve hakikatini daha iyi kavrayabilmek amacıyla karşısına koyduğu aklı olumsuz bir kavram olarak ele almıştır. Âşıklar ve âlimler üzerinden mukayese yapan Fuzuli aşkı çoğu zaman bir bela, devasız bir dert olarak; aklı ise kendine âşıklık yolunda bir engel, bağ olarak ele almıştır. Aşkı ve aklı direkt kullanmakla beraber bu kavramları somutlaştırmış ve her birini temsil eden karakterleri beyitlerinde işlemiştir. Aşkı âşıklar, pir-i mugân, saki temsil ederken aklı ise zahit, sofu, hoca ve özellikle nâsih temsil etmiştir. Sonuç olarak her seferinde şair aşkı akla üstün kılmıştır.Anahtar Kelimeler: Fuzuli, Fuzuli Divanı, Aşk, akıl,