Ankle
77 theses under this subject heading
Menopoza bağlı proprioseptif duyu değişimleri
Menopoz, kadının önemli bir geçiş dönemidir. Kadın cinsiyet hormonları güçlü bir nöroprotektif role sahiptir ve menopozal geçiş nörofizyolojik değişikliklerle ilişkilidir. Menopozla ilişkili hormonal değişiklikler kadınları hareket güçlüğü ve düşmeye bağlı kırıklara yatkın hale getirir. Kadınlarda düşmelerin ilk olarak menopoz döneminde artış gösterdiği saptanmıştır. Propriosepsiyon, postüral dengenin sürdürülmesinde temel olan, merkezi sinir sistemine motor aktivitelerin seviyesi hakkında bilgi sağlayan bir duyudur. Çalışmamızın amacı, kadınlarda menopoza bağlı proprioseptif duyu değişimlerini incelemektir. Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalı Menopoz Polikliniği tarafından takip edilen 45-52 yaş arası toplam 37 kadın gönüllü (14 premenopozal, 12 postmenopozal ve 11 menopozal geçiş evresi) çalışmaya dahil edildi. Kadınların menopozal durumu, STRAW +10 evreleme kriterlerine göre belirlendi. Proprioseptif duyu, diz ve ayak bileği ekleminde pozisyon duyusu ölçüm yöntemlerinden olan aktif "açı yeniden oluşturma (AYO)" ve "eklem pozisyonu eşleştirme (EPE)" testleri ile değerlendirildi. Ölçümlerde evrensel gonyometre kullanıldı. Görsel uyaranların katkısını engellemek için katılımcıların gözleri göz bandı ile kapatıldı. İstatistiksel analizde tanımlayıcı istatistik (ortalama ± standart sapma), gruplar arası karşılaştırmalarda parametrik veriler için Anova, non-parametrik veriler için Kruskal-Wallis testleri yapıldı. Korelasyon analizlerinde Pearson testi kullanıldı. Anlamlılık düzeyi 0,05 olarak alındı. Ayak bileği AYO sapma değerleri premenopoz, perimenopoz, postmenopoz gruplarında sırasıyla 1,2±0,9; 2,5±1,7; 3,5±2,0 bulundu (p=0,005). Ayak bileği EPE sapma değerleri ise premenopoz, perimenopoz, postmenopoz gruplarında sırasıyla 1,2±0,6; 3,0±2,1; 2,7±1,2 bulundu (p=0,004). Menopozun kadınlarda propriosepsiyon açısından ön planda ayak bileği eklemini etkileyebileceği düşünüldü. Ayak bileği propriosepsiyon değerlendirmesinde, AYO testi postmenopoz evresinde daha olumsuz etkilenmişken EPE testinin perimenopozal evrede daha olumsuz etkilendiği görüldü. Premenopozal grup ise tüm değerlendirmelerde hedef açıdan en az sapmayı gösterdi. Sonuç olarak, menopoza geçişte özellikle ayak bileği proprioseptif performansının bozulduğu, diz ekleminin bu süreçten daha az etkilendiği görüldü. Bu sonuç menopoz sürecindeki kadınlarda postüral dengenin bozulması ve düşme riskiyle ilişkili olması bakımından önemlidir. Ayrıca menopozal süreçteki kadınlarda egzersiz programlarına denge ve propriosepsiyon egzersizlerinin dahil edilmesinin önemini vurgulamaktadır.
Kronik ayak bileği instabilitesi olan voleybolcularda denge ve patlayıcı güç üzerine morfolojik bir çalışma
Bu çalışmanın amacı kronik ayak bileği instabilitesi olan voleybolcularda gövde stabilizasyonunda görev alan kasların (transversusu abdominis, lumbar multifidus), alt ekstremite patlayıcı kuvvette rol alan kasların (vastus lateralis, gastroknemius), anteriotalofibular ligamentin morfolojik özelliklerinin denge ve patlayıcı kuvvet üzerine etkisini araştırmaktır. Çalışmaya yaşları 14-22 yıl arası olan 12 sağlıklı (kontrol grubu), 16 ayak bileği instabilitesi olan toplam 28 kadın voleybolcu dahil edildi. İnstabilite varlığı Uluslararası Ayak Bileği Konsorsiyumu'nun belirlemiş olduğu dahil edilme kriterlerine göre belirlendi. Çalışmanın ilk aşamasında sporcuların demografik bilgileri ve instabilite varlığını belirlemek için anketler sorgulandıktan sonra saha testleri gerçekleştirildi. Sporcuların alt ekstremite dinamik denge performansı Y-Denge Testi ile, patlayıcı kuvvetleri çömelerek sıçrama ve karşı tarafa sıçrama testi ile, lumbar bölge stabilizasyonu Sahrmann's Core Stabilite Testi ile değerlendiridi. Sporcuların kas morfolojik özelliklerini değerlendirmek için ultrason ölçümleri bilateral hem dinamik hem statik pozisyonda lumbar multifidus ile transversus abdominis için fasikül kalınlıkları; vastus lateralis ile lateral gastroknemius için kas kalınlığı, fasikül uzunluğu, pennasyon açısı ve anteriortalofibular ligamentin kalınlığı ve uzunluğu bilateral ölçüldü. Transversus abdominis, lumbar multifidus, lateral gastroknemius ve lumbar multifidus kaslarının hem statik hem dinamik pozisyonda morfolojik özellikleri benzerdi (p>0.05). Y-denge, kor stabilite test sonuçları ve sıçrama yükseklikleri gruplar arası benzer bulundu (p>0.05). Kontrol grubunun patlayıcı güç sonuçları instabilite grubuna göre daha yüksek bulundu (p<0,05). İnstabilite grubunda etkilenmeyen taraf vastus lateralis kas kalınlığı her iki pozisyonda ve statik pozisyonda fasikül uzunluğu ile patlayıcı kuvvet ile orta derece ilişki bulundu (sırasıyla r:0,531; r:0,636; r:0,594 p<0,05). Statik pozisyonda lumbar multifidus kas kalınlığı ile patlayıcı kuvvet arasında orta derece ilişki bulundu (r:0,515 p<0,05). Dinamik pozisyonda etkilenen taraf lateral gastroknemius pennasyon açısı ile denge testinin anterior yönüyle kuvvetli korelasyon bulundu (r: 0,738 p<0,05). İnstabilite grubunda etkilenen ve etkilenmeyen ekstremiteler arasında dinamik denge performansları benzer bulundu (p>0,05). Dinamik pozisyonda lumbar multifidus kas kalınlığı etkilenen tarafta daha fazla bulundu (p<0,05). Transversus abdominis, vastus lateralis, lateral gastroknemius kaslarının mimari özellikleri etkilenen taraf ile etkilenmeyen taraf arasında benzer bulundu (p>0,05). İnstabilite bulunan kadın voleybol sporcularında transversus abdominis, vastus lateralis ve lumbar multifidus kaslarının morfolojik özelliklerinin değiştiği, iskelet kaslarının adaptif değişiklikler gösterdiği; instabilitenin minimum sürede maksimum kontraksiyon yeteneğini azaltmasına rağmen dinamik denge performansı, kor stabilizasyon ve sıçrama yüksekliklerinde fark yaratmadığı sonucuna varılmıştır. Bu sonuçlara göre instabilite varlığının proksimal yapıları etkileyebileceği ve kronik ayak bileği instabilitesinin sadece ayak bileği ve çevresinin değerlendirilmesiyle sınırlı kalmaması gerektiği önerilmektedir. Anahtar Kelimeler: Sporcu, Ayak Bileği, Ultrasonografi
Pes planusu olan bireylerde ayak ve ayak bileği stabilizasyon eğitiminin fonksiyonel durum ve sağlıkla ilgili yaşam kalitesi üzerine etkilerinin incelenmesi
Çalışmada pes planusu olan bireylerde ayak ve ayak bileği stabilizasyon eğitiminin fonksiyonel durum ve sağlıkla ilgili yaşam kalitesi üzerine etkileri araştırıldı. Çalışmaya 22 erkek, 28 kadın olmak üzere toplam 50 pes planusu olan birey dahil edildi. Bireylerin yaş ortalaması 31,4±9,59 idi. Ayak pronasyonu '' naviküler yükseklik (NY) '', ''naviküler düşme testi (NDT) '' ve ''ayak postür indeksi (APİ)'' ile değerlendirildi. Egzersiz programından önce ve sonra her iki ayağa yönelik fizyoterapi ölçümleri (manuel kas testi, kısalık testi, eklem hareket açıklığı ölçümü) ve ağrı değerlendirmesi yapıldı. Yürüme hızı ''10 metre yürüme testi (10 MYT)'', enerji tüketimi ''fizyolojik harcama indeksi (FHI) '', ayak ile ilgili yaşam kalitesi ''Nottingham Sağlık Profili (NSP)'' ve ayak fonksiyonu ''Ayak Fonksiyon İndeksi (AFI) '' ile değerlendirildi. Egzersiz programı öncesi bireylere " ayak kısaltma egzersizi (AKE) " öğretildi. Bireyler, AKE' yi 6 hafta boyunca, haftada 5 kez, günde 2 kez, 10 tekrar yaptı. Haftada 1 kez egzersizler fizyoterapist eşliğinde yapıldı. 3. haftadan itibaren, bireyler AKE' yi yürüyüş sırasında da yaptılar. Egzersiz programı sonrası, bireylerin fonksiyonel durumunun iyileştiği, sağlıkla ilgili yaşam kalitesinin ve yürüme hızının arttığı, NDT ve subtalar açı değerleri ile APİ ve FHİ puanlarının azaldığı (p<0,001); tibialis anterior, tibialis posterior, gastroknemius ve soleus kas kuvvetlerinin arttığı görüldü (p<0,05). Çalışmanın sonucunda AKE'nin temel oluşturduğu ayak-ayak bileği stabilizasyon eğitiminin ayak rehabilitasyonunda önemli olduğu ve pes planusu olan bireylere önerilmesinin uygun olduğu sonucuna varıldı. Anahtar Kelimeler: Pes planus, ayak kısaltma egzersizi, ayak stabilizasyon egzersizleri, ayak fonksiyonu, ayak ile ilgili yaşam kalitesi
Üç boyutlu yazıcıyla yapılan elektroterapi ajanlı ayak bileği ortezinin tasarımı ve geliştirilmesi
Serebral palsi ülkemizde sık görülen rahatsızlıklardan biridir. Fizyoterapi ve rehabilitasyon alanından serebral palsili bireylere kullandığımız tedavi modaliteleri arasında elektroterapi ajanları da bulunmaktadır. Özellikle spastisite inhibisyonu ve cerrahi sonrası kas atrofisini önlemek için elektrik stimulasyonu tedavisini kullanmaktayız. Aynı zamanda serebral palsili bireylerin hayatları boyunca kullandıkları ayak bileği ortezleri bulunmaktadır ve ayak bileği ortezleri ayak deformiteleri için dünyaca kullanılan altın standartlar arasındadır. Bunların üretiminde de yaygın olarak klasik yöntemle üretim gerçekleşmektedir. Teknolojinin hayatın içine daha yakından girmesiyle sağlık alandaki gelişmeler de artmıştır. Hızlı prototiplemeyle birlikte sağlık alanında birçok gelişim yaşanmaktadır. AFO'ların temel özelliği kişinin ayağına ve deformiteye göre özelleşmiş olmasıdır. Klasik yöntemle yapılan cihazlar hem emek hem de zaman açısından büyük bir kayıba sebep olmaktadır. Aynı zamanda bunların uzun soluklu ve düzenli kullanılması hasta için çok önemlidir. Biz de bu çalışmayla, öncelikle hayatları boyunca kullandıkları bu cihazlara ister spastisite için ister kas atrofisi için kullanacakları tedavi seçeneklerini kişeye özel yerleştirip üç boyutlu yazıcı kullanılarak hem hastanın hem klinisyenin etkinliğini ve konforunu artıracak bir ürün tasarladık ve imal ettik. Bu ürün daha önce yapılan ayak bileği ortezlerinden farklı olarak hem hastanın uzvuna göre özel olarak tasarlanıp hem de hastalığına uygun olarak belirlenen elektroterapi ajanını birlikte uygulanabilmesini sağlamasıdır. Bu çalışma, ülkemiz ve dünya literatüründe bilinen üç boyutlu yazıcıyla üretilen ve aynı zamanda elektroterapi ajanları ile birlikte kullanılabilen ilk cihazdır. Anahtar Kelimeler: 3 boyutlu yazıcı, Elektroterapi, Ayak bileği ortezi (AFO)
Ayak bileği instabilitesinin 18-30 yaş aralığındaki futbolcularda diz kas kuvveti ve esnekliğine etkisi
Lateral ayak bileği burkulması, spor popülasyonlarında en sık gözlenen yaralanma çeşididir. Ayak bileği yaralanma riski yüksek olan aktiviteler arasında açık havada veya oyunun temas, sıçrama ve yön değişiklikleri içeren kapalı alanlarda oynanan takım sporları yer almaktadır. En yüksek burkulma oranı futbolda meydana gelmektedir. Bu çalışmada 18-30 yaş aralığındaki futbolcularda ayak bileği instabilitesinin diz kas gücü ve esnekliğine etkisini ortaya koymaktı. Çalışmaya İstanbulda'a bulunan Göktürk Spor Kulübü ve Altınyıldız Spor Kulüplerinde bulunan 18-30 yaş aralığında 32 amatör futbolcu dahil edildi. Bireyler kontrol grubu (n=16) ve çalışma grubu (n=16) olmak üzere iki gruba ayrıldı. Her iki gruptaki bireylerin demografik bilgileri ve yaralanma ile ilgili hikayeleri kaydedildi. Bireylerin diz kas gücünü ölçmek için 1 Maksimum Tekrar Yöntemi, diz esnekliğini ölçmek için Otur-Uzan Testi uygulandı. Fonksiyonel ayak bileği instabilitesi durumunu ve derecesini belirlemek için Cumberland Ayak Bileği İnstabilitesi Anketi (CABİA) kullanıldı. Sporcuların fiziksel fonksiyonları Ayak ve Ayak Bileği Yetenek Ölçütü (FAAM) Türkçe versiyonu ile değerlendirildi. Ayak bileği instabilitesinin diz kas kuvvetine etkisi bulunamadı (p>0,05). Ayak bileği instabilitesinin diz esnekliğine etkisi saptanmadı (p>0,05). Her iki grup arasında Cumberland Ayak Bileği İnstabilitesi ve Ayak ve Ayak Bileği Yetenek Ölçütü bakımından anlamlı bir fark gözlenmedi (p>0,005). Çalışma sonunda ayak bileği instabilitesinin diz kas kuvveti ve esnekliğine herhangi bir etkisinin olmadığı sonucuna varılmıştır. Anahtar Kelimeler : Ayak bileği instabilitesi, diz kas gücü, esneklik, lateral ayak bileği instabilitesi.
Uzun süre ayakta çalışan kadınlar ile sedanter kadınların ayak-ayak bileği problemleri ile yaşam kalitelerinin değerlendirilmesi
Sedanter yaşam tarzı; obezite, tansiyon problemleri, kaslarda zayıflık, postüral bozukluklar, kalp hastalıkları gibi birçok sağlık sorununa sebep olmaktadır. Uzun süre aynı postürde çalışmak da statik kas yüklenmesinden kaynaklı kaslarda gücün azalmasına ve yorgunluk gibi bazı problemlere yol açar. Bu çalışmada da uzun süre ayakta çalışan kadınlar ile sedanter yaşayan kadınlar arasındaki ayak-ayak bileği problemleri ile yaşam kalitelerinin değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Ocak 2019- Mayıs 2019 tarihleri arasında yürütülen çalışmaya yaşları 18 ile 45 arasında olan 30 sedanter yaşayan kadın ve 30 uzun süre ayakta çalışan sağlıklı kadın dahil edildi. Katılımcılara bireylerin demografik özelliklerini, ağrı prevelansını ve ağrı bölgesini belirlemek amacıyla Değerlendirme Formu, Ayak Postür İndeksi, Ayak Fonksiyon İndeksi, AOFAS Ayak-Ayak Bileği Araştırması, New York Postür Analiz Yöntemi, SF-36 Yaşam Kalitesi Ölçeği uygulandı. Grupların demografik ölçümleri karşılaştırıldığında, çalışan ve çalışmayan kadınlar arasında ağrının varlığı açısından istatisksel olarak anlamlı bir fark olduğu görülmüştür (p<0,05). Çalışan kadınların % 83,3'ü, çalışmayan kadınların ise %56'sının ağrı şikayetlerinin olduğu belirlenmiştir. Çalışan ve çalışmayan kadınlara ait ağrı yeri karşılaştırmaları yapılmıştır. Çalışan kadınlarda en çok ağrıyan kısmın topuk (%9,1), çalışmayan kadınlarda ise en çok ağrıyan kısmın ayak bileği (%9,1) olduğu sonucuna varılmıştır. Çalışan ve çalışmayan kadınlar arasında Yaşam Kalitesi Ölçeği, Postür Değerlendirme, Ayak Fonksiyon İndeksi, Ayak Postür İndeksi ile AOFAS karşılaştırılmasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmamıştır (p>0,05). Anahtar Kelimeler: Kadınlar, Ayak-ayak bileği problemleri, Yaşam kalitesi
Subtalar valguslu bireylerde frontal düzlemde kalkaneus desteğinin dengeye olan etkisinin incelenmesi
Çalışmanın amacı, ayakta pronasyon artışı olanlarda medial topuk kamasının statik denge üzerine anlık etkisini incelemekti. Çalışmaya, ayağı pronasyon postüründe 18-35 yaş aralığında 40 (22 kadın, 18 erkek) kişi katıldı. Ayakta her iki ayağa eşit ağırlık verirken kalkaneus ile distal 1/3 tibia uzun ekseni arasından gonyometre ile subtalar açı ölçümü yapılarak ayağı 5° ve üzeri pronasyonda olan bireyler çalışmaya dahil edildi. Ayak Postür İndeksi ile ayak postürü incelenirken, McGill Ağrı Anketi-Kısa Formu ile ayak ağrısı sorgulandı. Bireylerin topuk altına Etil Vinil Asetat ile yapılmış kama yerleştirildi. Stabilometrik ölçümler, Diasu Yürüme Analiz Cihazı ile Milletrix Yürüme Analiz yazılım programı ile yapıldı. Sağ ve sol ayak yük dağılımı (%), ön-arka ayak yük dağılımı (%), statik denge değerlendirmesi için ise tek ayak üzerinde elips yüzeyi (mm²), salınım uzunluğu (mm), x-y ortalaması (mm), AP indeks ve romberg indeksi kamasız ve kamalı olacak şekilde ölçülerek kaydedildi. Desteksiz ve destekli yapılan ölçümlerde ayakta sağ ve sol yük dağılımında ve sol ön-arka ayak yük dağılımında anlamlı fark gözlenmedi (p>0,05) ancak sağ arka ve ön ayak değişimi anlamlı bulundu (p<0,05). Statik denge için ise sol tarafta elips yüzeyi ve romberg indeksi parametreleri anlamlı bulunurken (p<0,05) kalan değerlerde bir fark bulunmadı (p>0,05). Pronasyon artışı olan genç yetişkinlerde medial topuk kamasının sağ-sol ayak yük dağılımına ve sol ön-arka yük dağılımına etkisi görülmezken sağ tarafta yükü arkadan öne olacak şekilde değiştirdi. Tek ayak üzerinde statik denge, sol tarafta kullanılan destek ile salınımların azalmasıyla daha iyi hale geldi, sağ tarafta ise kamanın dengeye etkisi gözlenmedi. Çalışmamız, pronasyonda ayak postüründeki bireylerde medial topuk desteği ile statik dengenin daha iyi olabileceğini gösterdi. Klinikte, ayak değerlendirmesinde ayaktaki pronasyon açısı da mutlaka göz önünde bulundurulmalıdır ve gerekli görülüyorsa dengeyi daha iyi hale getirmek için medial topuk kaması önerilebilir.
Kronik ayak bileği instabilitesi olan sporcularda görsel girdinin denge, nöral geribildirim, fonksiyon ve koşu mekaniklerine etkisi
Bu çalışmanın amacı, kronik ayak bileği instabilitesi (KAİ) olan sporcularda stroboskopik eğitim ile yapılan 6 haftalık denge eğitim programının denge skorları, kortikal aktiviteler ve koşu mekaniği üzerine etkilerini belirlemektir. Çalışmaya yaşları 18 ile 25 yıl arasında olan, "Uluslararası Ayak Bileği Konsorsiyumu" tarafından belirlenen kriterlere uyan KAİ tanısı konulmuş 39 sporcu dahil edildi. Sporcular görsel girdinin sağlanacağı Stroboskopik Gözlüklü Grup (n = 13), Gözlüksüz Grup (n = 13) ve Kontrol Grubu (n = 13) olmak üzere rastgele üç gruba ayrıldı. Dengenin değerlendirilmesinde HUBER denge cihazı, kortikal aktivitelerin değerlendirilmesinde elektroensefalografi kullanıldı. Sporcuların 3 boyutlu kinematik koşu analizleri Noraxon cihazı ile değerlendirildi. Gözlüklü ve gözlüksüz grupta olan sporculara 6 hafta boyunca aynı denge eğitim programı uygulandı. Kontrol Grubu ise eğitim almadı. İstatistiksel analizler hem gruplar arası hem de grup içi zaman (ön test, son test) olarak gerçekleştirildi. Son test Cz teta, Gözlüklü Grupta, Kontrol grubuna göre anlamlı olarak daha yüksek (p = 0,009) ve son test Cz alfa, Gözlüklü Grupta Gözlüksüz Grup (p = 0,039) ve Kontrol Grubuna (p = 0,001) göre anlamlı olarak daha yüksek bulundu. Gözlüklü Grubun 6 haftalık denge eğitimi sonrasında elde edilen ilk ve son test dinamik denge sonuçlarında iyi yönde artış bulundu (p=0.006). Gruplar arasında yapılan karşılaştırmada Gözlüklü Grubun sonuçlarında Kontrol Grubu (p = 0.039) ve Gözlüksüz Gruba (p=0.029) göre anlamlı artış bulundu. Koşu analizi ölçüm sonuçlarında ayak bileği dorsifleksiyon açısında ilk test son test sonuçlarında, gözlüklü grup lehine anlamlı fark bulundu (p <0.001). Gruplar arasında yapılan karşılaştırmada Gözlüklü Grubun denge sonuçlarında, Kontrol Grubu (p=0.001) ve Gözlüksüz Gruba (p=0.002) göre artış yönünde anlamlı fark bulundu. Ayak bileği eversiyon ve abduksiyon hareketlerinde fark yoktu. Bu çalışmanın sonuçları KAİ'li sporcularda görsel girdi ile yapılan denge eğitimi ile dinamik dengenin geliştirilebileceğini, ayak bileği dorsi fleksiyon eklem hareket açısında artış sağlanabileceğini ve kortikal aktiviteler üzerinde değişiklik yaratılabileceğini göstermektedir. Stroboskopik gözlükle yapılan denge antrenmanları KAİ olan sporcularda tedavi programları içerisine eklenerek sahaya ve spora dönüşe hazırlık aşamalarında yararlı olabilir.
Mikroalbüminürili tip 2 diyabet hastalarında nefropati ve ateroskleroz ilişkisinde inflamatuvar biyobelirteçlerin rolü
Tip 2 Diabetes Mellitus (Tip2DM), dünyada yaygın olarak görülen bir kronik hastalıktır. Tip2DM'da gelişen endotel hasarına bağlı ortaya çıkan mikroalbüminüri (MAÜ) ve bu zeminde ilerleyen diyabetik nefropati (DN) hastalığın mikrovasküler komplikasyonlarının en önemlisidir. Bu çalışmanın amacı da, serum inflamasyon biyobelirteçleri (Monosit Kemoatraktan Protein-1 (Monocyte Chemoattractant Protein - MCP-1), Interlökin-6 (Interleukin-6 - IL-6), Interlökin-10 (Interleukin-10 - IL-10), Tümör Nekrozis Faktör-α (Tumor Necrosis Factor - TNF-α) ve Yüksek Duyarlı C-Reaktif Protein (High Sensitive C-Reactive Protein - Hs-CRP) ile DN ve ateroskleroz arasındaki ilişkiyi araştırmaktır. Bunun için MAÜ'sü olan ve olmayan toplam 80 Tip2DM'lu hastada Multipeks Assay yöntemiyle saptanan inflamatuvar biyobelirteçlerin düzeyleri ile DN'nin göstergesi olan MAÜ ve aterosklerozun göstergesi olan Ayak-Bilek Brakiyal İndeksi (Ankle Brachial Index - ABİ) ve kardiyometabolik belirteçler birlikte değerlendirilmiştir. Verilerin istatiksel analizi Student t Testi ve Pearson Coleration analizi ile yapılmıştır. Çalışmanın verilerine göre, MAÜ olan ve olmayan gruplar arasında inflamatuvar biyobelirteçlerin düzeylerinde anlamlı bir farklılık saptanmamıştır. Benzer şekilde, her iki grupta ABİ ortalamalarına bakıldığında ABİ değerleri 0.9-1.3 aralığında ve normal değerlerdedir. MAÜ olan ve olmayan gruplar arasında anlamlı bir fark yoktur. MAÜ'lü hastalarda inflamatuvar biyobelirteçler olan IL-6, IL-10, MCP-1 ve TNF-α ile kardiyometabolik belirteçler olan Tkol, TG ve LDL arasında orta ya da güçlü korelasyon vardır. Belirtilen inflamatuvar biyobelirteç miktarları arttıkça kardiyometabolik belirteçler de anlamlı olarak artmaktadır. Bununla birlikte MAÜ'lü hastalarda aterosklerozda belirleyici faktör olan ABI ile inflamatuvar biyobelirteçler ve kardiyometabolik belirteçler arasında anlamlı bir ilişki bulunmamıştır. Sonuç olarak, Tip2DM'li hastalarda inflamatuvar belirteçlerin erken nefropati tanısında görülen MAÜ ve ateroskleroz göstergesi olan ABI ölçümleri ilk kez birlikte araştırılmıştır. Tip2DM'lu hastalarda geniş kohortlarla, MAÜ subgrupları oluşturarak ya da prospektif tasarımla yapılacak yeni çalışmalar, DN ve ateroskleroz ilişkisini daha iyi anlamamıza neden olabilir.
Amerikan futbolu oynayan sporcularda peroneus longus kası üzerine uzun süreli elektrik stimulasyonu uygulamasının statik ve dinamik denge üzerine etkisi
Giriş: Ayak bileği yaralanmaları tüm spor yaralanmaları içinde ilk sırada yer almaktadır. Ancak bu yaralanmaların önlenmesi konusuna gereken önem verilmemektedir. Kuvvet ve denge profili daha iyi olan bireylerde yaralanma olasılığı azalmaktadır. Uzun süreli elektrik stimülasyonu uygulaması ile bireylerde kuvvet ve dengede bazı kazanımlar gözlenebilir. Amaç: Bu çalışmanın temel amacı sağlıklı sporcularda peroneus longus kası üzerine uzun süreli elektrik stimülasyonu uygulamasının denge üzerindeki etkisini incelemektir. Ayrıca uygulama sayesinde kuvvet değerlerinde oluşabilecek farklılıklar da değerlendirilecektir. Gereç ve Yöntem: Çalışmaya erkekler üniversite liginde mücadele eden, iyi düzeyde antrene ve sağlıklı 40 Amerikan Futbolu oyuncusu katıldı. Çalışma başında yapılan değerlendirmede çeşitli nedenlerle dört katılımcı çalışma dışı bırakıldı. Otuz altı katılımcıya her iki bacak izometrik kas kuvvetleri, statik ve dinamik dengeyi değerlendirecek şekilde ilk testler yapıldı. Katılıcılar 19 çalışma, 17 kontrol grubu olacak şekilde ikiye ayrıldı. Tüm katılımcılar uygulama süresi boyunca takım antrenmanlarına devam etti. Kısıtlama uygulanmadı. Çalışma grubundaki 19 katılımcıya beş hafta haftada üç gün elektrik stimülasyonu uygulandı. Beş haftalık uygulama süresi boyunca dört katılımcı çeşitli nedenlerle çalışma dışı bırakıldı. On altı çalışma, 16 kontrol grubu olacak şekilde 32 katılımcı ile son testler yapıldı. vi İstatistiksel Analiz: İstatistiksel değerlendirmede SPSS programı kullanıldı. Sayısal veriler için ortalama ve standart sapma hesaplandı. Normallik testi yapıldı. Dağılımı normal olan verilerde parametrik, normal olmayan verilerde non- parametrik testler kullanıldı. P≤0.05 düzeyi anlamlı kabul edildi. Bulgular: Uygulanan elektrik stimülasyonu sonrası çalışma grubu dominant taraf ilk test-son test eversiyon ve dorsal fleksiyon kas kuvvetlerindeki farklılıklar anlamlı bulundu (p=0.041 ve p=0.017). Kontrol grubundaki kuvvet farklılıkları anlamlı değildi (p>0.05). Çalışma grubu ilk test-son test dominant taraf statik front-back salınım, dominant taraf dinamik mediolateral salınım ve çoklu eksen denge verileri arasındaki farklılıklar hipotezi destekler nitelikte anlamlı idi (sırasıyla p=0.05, p=0.027 ve p=0.015). Kontrol grubu statik front-back salınım denge verileri arasındaki farklılık da anlamlı bulundu (p=0.029). Sonuç: Çalışmanın ana hipotezi olan sağlıklı sporcularda uzun süre elektrik stimülasyonu uygulamasının statik ve dinamik dengeye olumlu etki göstereceği savı teyit edildi. Bu çalışma sağlıklı sporcularda beraberinde izometrik kasılmalar olmaksızın yapılan, uzun süreli elektrik stimülasyonu uygulamasının dengeye etkisini inceleyen ilk çalışmadır. Konu ile ilgili daha kapsamlı çalışmaların yapılması gerekebilir.
Diz osteoartriti ile ayak bileği ve ayak yapıları arasındaki ilişkinin radyografi/MR görüntüleme ile incelenmesi
Kıkırdak dejenerasyonu ile karakterize osteoartritten diz eklemi sıklıkla etkilenmektedir. Diz osteoartrit hastalarındaki dejeneratif değişiklikler, kapalı kinetik zincir aktivitesi içinde birlikte görev yaptığı ayağın mekanik uyum ve fonksiyonunu etkileyebileceği gibi ayak deformiteleri de diz osteoartritinde etki sahibidir. Bu çalışmada diz osteoartritli bireylerin ayak-ayak bileği yapıları klinik, radyografik ve MRG ile değerlendirilerek diz osteoartriti ile ayak kompleksi arasındaki bağlantının tespit edilmesi amaçlandı. Çalışmaya Necmettin Erbakan Üniversitesi Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon kliniğine diz ağrısı şikayetiyle başvuran, 40-69 yaş aralığında, 101 birey dahil edildi. Bireylerden demografik bilgiler elde edildi. Klinik muayene sırasında demografik bilgiler elde edildi ve ayak postür indeksi ile ayak pozisyonu belirlendi. Radyolojik muayene ile diz osteoartriti Kellgren Lawrence skalasına göre derecelendirildi ve ayak radyografilerinden ayak açı ölçümleri alındı. Ayak MRG ile ayakta karşılaşılan patolojiler raporlandı ve MRG görüntülerinden ayak bileği eklemini kateden tendonların kesit alanları ölçüldü. Yaş grubu, eğitim ve meslek parametrelerinde cinsiyetler arasındaki fark anlamlı bulundu (p<0,05). Düşük eğitim seviyesi, diz fleksiyonunu gerektiren meslekler, yüksek vücut kitle indeksi ve kadın olmak diz osteoartriti için risk teşkil ettiği tespit edildi. Ayak postür indeksi ile değerlendirilen diz osteoartritli hastaların sıklıkla nötral ayak postürüne sahip olduğu saptandı. On iki farklı açı ile değerlendirilen radyografilerde sadece talokalkaneal açı verilerine göre hastaların çoğunun ayak pronasyonuna işaret eden valgus deformitesi görüldü. Diğer açılara göre ise klinik değerlendirmeye benzer şekilde ayakların çoğunun nötral pozisyonda olduğu belirlendi. Tibialis anterior ve tibialis posterior kesit alanlarının proksimalden distale doğru azaldığı, flexor hallucis longus, fibularis longus, fibularis brevis ve tendo calcaneus kesit alanlarının ise genel olarak arttığı gözlendi. Tendo calcaneus kesit alanı kadınlarda, tüm yaş gruplarında, hafif simetrik ve ağır asimetrik diz osteoartritli hastalarda, nötral ayaklarda sağ tarafta daha kalındı. Diğer tendon kesitleri ile ilgili farklılıklar saptansa da bu farklılıklar tutarlı ve anlamlı değildi. Diz osteoartritli hastalarda plantar topuk kalınlığı, 1,78 cm olarak tespit edildi. Tedavi edilmediğinde osteoartrit insidansını artıran bazı dejenerasyonların (subkondral ödem, meduller ödem, kemik iliği ödemi, osteokondral lezyon, kistik dejeneratif değişiklik) MRG'de raporlandığı gözlendi. Aynı zamanda osteoartritli bireylerde sinus tarsi sendromu (%13,09), epin kalkanei (%26,19), tarsal koalisyon (%26,78), tenosinovit (%33,33) ve ligament dejenerasyonları (%28,57) tespit edildi. Tenosinovitin çoğunlukla tibialis posterior, flexor hallucis longus, fibularis brevis ve fibularis longus'un tendonlarını tuttuğu gözlendi. Ligament dejenerasyonunda çoğunlukla ligamentum talofibulare anterior ve ligamentum deltoideum'da kalınlaşma ve/veya zedelenme tespit edildi. Diz osteoartritli hastaların ayakları nötral pozisyonda olmasına rağmen, diz-ayak ilişkisinden kaynaklı olarak, patolojiye daha yatkındır. Diz osteoartritli bireylerde oluşan ya da oluşabilecek ayak deformitelerine dikkat çekilmesinin, dizdeki osteoartrit seyrini yavaşlatacağı, ayakta ve dizde sekonder bir problemin oluşmasına engel olacağı kanaatindeyiz. Diz osteoartritli hastaların tedavi protokollerine karar vermeden önce ayak kompleksinin de değerlendirilmesi ile tedavi başarısı da artacaktır.
Kronik ayak bileği instabilitesi olan sporcularda duyusal hedefli ayak bileği rehabilitasyon stratejilerini takiben verilen denge eğitiminin postural kontrol, eklem hareket açıklığı, fonksiyon ve kinezyofobi üzerine etkisinin incelenmesi
Çalışmamızın amacı, kronik ayak bileği instabilitesi (KAİ) olan sporcularda izole duyusal (STARS (ST)), izole motor (denge eğitimi (DE)) ve kombine hedefli (denge+STARS (SDE)) tedavi yaklaşımlarının; postural kontrol, dorsifleksiyon eklem hareket açıklığı (DFEHA), fonksiyon ve kinezyofobi üzerine etkilerini kıyaslamaktır. Çalışmaya; 18-25 yaşları arasında, Fonksiyonel Ayak Bileği İnstabilitesi Tanımlaması (IdFAI) anketi ile KAİ tanısı konulmuş 21 sporcu dahil edildi. Sporcular DE (n=7), ST (n=7) ve SDE (n=7) gruplarına randomize edildi. Denge, DFEHA, fonksiyon, kinezyofobi değerlendirmelerinde sırasıyla; Y denge testi, ağırlık aktarmalı hamle testi, Ayak ve Ayak Bileği Kullanılabilirlik Ölçeği (FAAM-GYA, FAAM-S), Tampa Kinezyofobi Ölçeği kullanıldı. Tüm değerlendirmeler, tedavi başında ve sonunda tekrarlandı. 6 hafta boyunca, DE grubuna hop to stabilizasyon, ST grubuna STARS programı ve SDE grubuna 2 hafta STARS'ın ardından 4 hafta hop to stabilizasyon uygulandı. Tedavi programı tüm gruplara, 6 hafta, haftada 3, 20'şer dakika uygulandı. İstatistiksel analizler hem gruplar arası hem de grup içi zaman (ön test, son test) olarak gerçekleştirildi. Her üç grupta da grup içi değerlendirmede posterolateral ve posteromedial yönlerdeki dengede ve kinezyofobide anlamlı düzeyde artış görüldü (sırasıyla, p=0,000, p= 0,000, p= 0,000)). DE ve SDE gruplarında, grup içi değerlendirmede FAAM-GYA, FAAM-S, IdFAI skorlarında ve DFEHA'da anlamlı düzeyde artış görüldü (sırasıyla, (p = 0,001, p= 0,001), (p=0,001, p= 0,000), (p=0,000, p= 0,000), (p=0,04, p= 0,019)). Değerlendirme sonuçlarında, gruplar arası değerlendirmede istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmadı. Sonuç olarak, sıralı uygulanan STARS; DE ve izole STARS'a karşı üstünlük sağlamamıştır. İzole STARS, KAİ defisitlerinin tedavisinde tek başına yeterli değildir. STARS'ın, KAİ rehabilitasyonunda tamamlayıcı tedavi olarak uygulanmasını tavsiye etmekteyiz.
Otozomal dominant polikistik böbrek hastalarında kalp-ayak bileği vasküler indeksi ile ölçülen arteriyel sertliğin inflamatuvar ve aterosklerotik parametreler ile ilişkisi
GİRİŞ Otozomal Dominant Polikistik Böbrek Hastalığı, bilateral böbreklerde progresif kist oluşumuyla karakterize kalıtımsal bir hastalık olup son dönem böbrek yetmezliğinin sık görülen nedenlerinden biridir. Kronik böbrek hastalarında geleneksel kardiyovasküler risk faktörlerinin yanı sıra geleneksel olmayan risk faktörlerinin (inflamasyon, vasküler kalsifikasyon vs) de bulunması daha yüksek kardiyovasküler morbidite ve mortaliteye yol açmaktadır. Son zamanlarda kalp-ayak bileği vasküler indeksi (CAVI), kan basıncından bağımsız bir şekilde, arteriyel sertliğin ve kardiyovasküler hastalıkların erken belirleyicisi olarak kullanılmaktadır. Bu çalışmada böbrek fonksiyonları korunmuş hipertansif ve normotansif ODPBH hastalarında CAVİ'nin aterosklerotik ve inflamatuvar parametreler ile ilişkisinin incelenmesi amaçlanmıştır. GEREÇ VE YÖNTEM Pamukkale Üniversitesi Tıp Fakültesi İç Hastalıkları Anabilim Dalı Nefroloji Kliniğinde Ekim 2021- Mart 2022 tarihleri arasında takip edilen 57 ODPBH'lı hasta (ortalama yaşı 39,59, %61 kadın) ve 26 sağlıklı gönüllü, tek merkezli prospektif çalışmamıza dahil edildi. Çalışmaya alınan tüm kişilerin CAVI ölçümü Fukuda Denshi model VS-1500N cihazı ile yapıldı. Tüm hastalarda 12 saatlik açlığı takiben FGF-23,s-Klotho, MCP-1, Salusin A, Salusin B, pro-BNP, homosistein, kreatinin (Cr), magnezyum, Sodyum, Potasyum, Fosfor, ürik asit, LDL, HDL, trigliserid, total kolesterol, glukoz, albümin, PTH, vitamin D ve spot idrar mikroalbumin/Cr oranı çalışıldı. İstatiksel değerlendirmede veriler SPSS Version 28.0, Inc. Chicago, IL, USA programıyla analiz edildi. BULGULAR ODPBH'lı hastaların 29'u (%50,8) hipertansif, 28'i normotansif (%49,2) iken 26 katılımcı sağlıklı grupta idi. CAVİ ölçümleri hipertansif (8.19±1.08) ve normotansif (7.24±0.86) ODPBH hastalarında kontrol grubuna (6.38±1.3) göre anlamlı yüksek saptandı (sırasıyla p=0,000; p=0,000). FGF-23 ölçümleri ODPBH grubunda (365.6±46.38) kontrol grubuna göre (171.04±4.85) anlamlı yüksek saptandı (p=0,033). MCP-1 ölçümleri ODPBH grubunda (290.46±39.97) kontrol grubuna göre (99.95±3.61) anlamlı olarak yüksek saptandı (p=0,026). Salusin A, ODPBH grubunda (562.61±84.14) kontrol grubuna göre (201.19±9.73) anlamlı yüksek tespit edildi (p=0,002). Salusin B düzeyleri ODPBH grubunda (415.12±58.85) kontrol grubuna göre (182.28±8.68) anlamlı yüksek saptandı (p=0,011). Pro-BNP ölçümleri ODPBH grubunda (78.51±10.06) kontrol grubuna göre (46.1±8.23) anlamlı yüksek tespit edildi (p=0,026). Homosistein düzeyleri ODPBH grubunda (16.45±1.37) kontrol grubuna göre (12.81±0.54) anlamlı yüksek saptandı (p=0,030). Yüksek CAVI skoru (≥8.0) olan hastalarda yaş, ortalama kan basıncı, CKD-EPİ, BUN, kreatinin, PTH, Pro-BNP, MCP-1, FGF-23 ve Salusin B ölçümleri düşük CAVI skoru (<8.0) olan hastalara göre anlamlı yüksek saptandı (sırasıyla p=0,026, p=0,000, p=0,003, p=0,006, p=0,032, p=0,057, p=0,005, p=0,000, p=0,007, p=0,016). SONUÇ Erken evre normotansif ve hipertansif ODPBH hastalarında CAVI'nin yüksek olduğu tespit edilmekle birlikte özellikle MCP-1, diyastolik kan basıncı, CKD-EPİ ve magnezyumun CAVI yüksekliğini öngörmede belirteç olarak kullanılabileceği de gösterilmiştir. Ancak bu konuda çok merkezli ve daha geniş serili çalışmalara ihtiyaç vardır. Anahtar kelimeler: ODPBH, CAVI, Arteriyel sertlik, MCP-1
Ayak ayak bileği travmalarında ultrasonografinin yeri
Amaç: Ayak-ayak bileği travmaları acil servis başvurularında önemli bir oran teşkil etmektedir. Tanıda kullanılan standart görüntüleme yöntemi X-ray görüntülemedir, ancak USG'nin uzun kemik fraktürlerinin tanısında gayet başarılı sonuçlar verdiği önceki yapılmış çalışmalarda belirtilmiştir. Bu çalışmanın amacı acil servise ayak-ayak bileği travması ile gelen hastalarda ayak-ayak bileği fraktürlerini tanımada USG'nin yeterliliğini değerlendirmektir. Bu sayede acil servislerde gereksiz direk grafi çekilmesinin önüne geçilebileceğini düşünmekteyiz. Materyal-Metod: 01.09.2016 - 01.12.2016 tarihleri arasında hastanemiz Acil Tıp Kliniğine ayak ayak bileği travması ile başvuran ve fraktür şüphesi olan 136 hasta çalışmamıza dahil edildi. Tek bir uygulayıcı doktor tarafından; hastalar, ayak-ayak bileği fraktürü (lateral malleol, medial malleol, metatars, kalkaneus, kuboid, kuneiform ve talus) açısından travmaya maruz kalan kemik yapı USG ile longitudinal ve transvers düzlemde değerlendirildi. Daha sonra hastalara ön-arka ayak ve ayak bileği grafisi ile gereken hastalara oblik ayak bileği grafisi çekildi. Bu grafiler tek bir Acil Tıp Uzmanı tarafından yorumlandı. Grafiyi yorumlayan araştırmacı USG sonuçlarını ve hastayı görmedi. Acil Tıp Uzmanı tarafından yorumlanan ayak ve ayak bileği grafisi altın standart tanı aracı olarak kabul edildi. Hastaların yaş, cinsiyet, travmanın oluş mekanizması, lokalizasyonu gibi özellikleri çalışma formuna not edildi. USG ve direk grafi görüntüleri dijital ortamda kaydedildi. Bulgular: Çalışmaya 18 yaş üstü toplam 136 hasta dahil edildi. Hastalarımızın 80'i (%58.8) erkek, 56'sı (%41.2) kadındı. Yaş ortalaması 36'ydı. Hastalarımızın %55.8'ünde (n=76) sağ ayak travması görülürken, %44.1'inda (n=60) sol ayak travması görülmüştür. Hastalarımızın ayak-ayak bileği travmalarının oluş mekanizmaları sıklık sırasına göre; burkulma (%62.5), düşme (%27.2), çarpma (%7.3), sıkışma (%2.9) şeklindeydi. Hastalarımızın kırık bölgeleri incelendiğinde %53'ünde (n:33) metatars , %16'sında (n:10) lateral malleol , %8'inde (n:5) medial malleol, %6.4'ünde (n:4) kalkaneus, %4.8'inde (n:3) bimalleol, %1.6'sında (n=1) talus fraktürü saptanmıştır. X-Ray görüntüleme sonuçlarına göre 136 hastanın 62'sinde fraktür tespit edildi. USG ile bu fraktürlerin 60'ı görüntülenebildi. X-Ray görüntüleme sonucuna göre fraktür saptanmayan 74 olguda USG'de de fraktür saptanmadı. Bu bulgular ışığında ayak ayak bileği travmalarında kemik fraktürlerinin teşhisinde USG yönteminin sensitivite (duyarlılık) değeri %96.7; spesifite (seçicilik) değeri %100; pozitif prediktif değeri %100, negatif prediktif değeri ise %97.3 olarak saptandı. USG ile yanlış negatif sonuç veren iki vakada fraktür 5. metatars proksimal bölgesinde non deplase fraktürler idi. Sonuç: Acil servise ayak-ayak bileği travması ile başvuran hastalarda yaptığımız bu çalışmada; ayak-ayak bileği fraktürlerinin tanısında USG ile direk grafi karşılaştırıldığında; USG'nin sensitivitesi (duyarlılık) %96.7, spesifitesi (seçicilik) %100, pozitif prediktif değeri %100, negatif prediktif değeri %97.3 olarak saptanmıştır. Bu bulgular göz önüne alındığında; tekrarlanabilir olması, iyonize radyasyon içermemesi, taşınabilir olması, gebelerde ve çocuklarda güvenle kullanılabilir olması gibi avantajları göz önüne alındığında USG'nin ayak-ayak bileği fraktürlerinin tanısında etkin ve güvenilir bir şekilde acil servislerde kullanılabileceğini ve gereksiz grafi çekilmesinin önüne geçebileceğini düşünmekteyiz.
Ayak bileği burkulmalarında sanal gerçeklik egzersizlerinin etkileri: Sistematik derleme
Bu çalışmanın amacı şu an ya da geçmişte ayak bileği burkulması yaşamış farklı katılımcı özellikleri (genç, yetişkin, yaşlı) olan kişilerde sanal gerçeklik ile yapılan egzersizlerin etkilerini kapsayan bir sistematik derleme yapmaktır. Bu kapsamda konu üzerine yayınlanmış makaleler incelenmiş ve sonuçları değerlendirmeye alınmıştır. Sistematik derlemede, PRISMA (Preferred Reporting Items for Systematic review and Meta-Analysis) bildirgesi rehber alınmıştır. Literatür taraması PubMed ve Google Scholar veri tabanlarında yapılmıştır. İncelenen çalışmaları derlemeye katma ölçütleri; örneklem grubunu 12 yaş ve üzeri insanların oluşturduğu, 2010-2022 yılları arasında yapılmış, randomize-kontrollü, deneysel araştırmalar, klinik araştırmalar ve makalenin tam metnine ulaşılması olarak belirlenmiştir. Çalışmaların incelemesi sonucunda, sanal gerçeklik egzersizlerinin ayak bileği burkulmaları üzerinde olumlu etkiler ortaya koyduğu görülmüştür. Yeni bir sistem olan sanal gerçeklik rehabilitasyonlarda da kullanılmaya başlamıştır. Fakat bazı çalışmalarda geleneksel egzersizlerle arasında anlamlı bir fark bulunmamıştır. Aynı etkiyi geleneksel egzersiz yapanlar veya hiç egzersiz yapmayanlarda elde etmiştir. Bu sistematik derlemeye; 14 randomize kontrollü çalışma, toplam 581 katılımcı dâhil edilmiştir. Sanal gerçeklik egzersizleri ayak bileği burkulmaları üzerinde olumlu etkiye sahiptir. Ağrıları azalttığı, ayak-ayak bileği yetenek skorlarını düzelttiği, yürüme parametrelerini olumlu etkilediği, statik ve dinamik dengeyi arttırdığı, kas gücünü arttırdığı, bilgi işleme hızını arttırdığı ve ayak bileği instabilitesini azalttığı görülmüştür. Sanal gerçeklik egzersizi yapan sporcuların spora dönüş süreleri daha kısadır. Ancak sanal gerçekliğin ayak bileği burkulması üzerine etkilerinin geçerlilik kazanması için uzun süreli ve çok örneklemli daha fazla randomize kontrollü çalışma yapılması gerekmektedir. Sanal gerçekliğin ortopedik rehabilitasyon üzerine etkisi üzerine bile çalışma çok azdır. Spesifik vakalar (ayak bileği burkulması, ön çapraz bağ rekonstrüksiyonu) ve sporcularda kullanımın artması ve bu yönde çalışmaların yapılması beklenmektedir. Sistematik derlememizin bulguları bu konuda yapılacak çalışmalar için yol gösterici olabilir.
Genç yüzücülerin sualtı dolfin vuruşundaki (SDV) performansları üzerine ayak bileği kuvvetlendirme egzersizlerinin etkisi
Çalışmamızda, genç yüzücülerde (N=33; 121,88±25,16 ay ) elastik bant ile yapılan ayak bileği kuvvetlendirme egzersizlerinin Sualtı Dolfin Vuruş (SDV) performansı üzerindeki etkisinin araştırılması amaçlanmıştır. Yüzücüler randomize olarak çalışma (N=17; 121,69±25,51 ay) ve kontrol (N=16; 121,93±24,56ay) grubu olmak üzere ikiye ayrılmıştır. Değerlendirmeler sadece çalışma grubuna verilen 8 haftalık egzersiz programının öncesi ve sonrasında her iki gruba ayrı ayrı uygulanmıştır. Ayak bileği izometrik kas kuvveti (J-Tech Commander el dinamometresi), kor stabilizasyon testleri (Yüzüstü köprü, sağ ve sol lateral köprü, gövde fleksörleri, gövde ekstansörleri enduransı), fonksiyonel testler (vertikal sıçrama, topuk yükseltme testi), ayak taban alanı ölçümü ( Samsung Note 10.1 2014 edition, Adobe Photoshop CS6) yapıldı. İstatistiksel değerlendirmeler; çalışma ve kontrol grupları, cinsiyete göre kız/erkek yüzücüler olarak ayrıldıktan sonra yapılmıştır. Grup içi istatistiklere göre eğitim sonrasında kız yüzücülerin çalışma grubunda ayak bileği pronatör ve ayak bileği toplam kas kuvvetlerinde artış görülmüştür (p<0.05). Kız yüzücülerde grup içi istatistiklere göre 5 metre, 10 metre ve 5–10 metre arası SDV yüzme sürelerinde çalışma grubunda azalma görülmüştür (p<0.05). Erkek yüzücülerin grup içi analizinde ise eğitim öncesi ve sonrasında bir fark bulunmamıştır. Çalışmaya katılan tüm yüzücülerin egzersiz eğitimi sonrasında SDV 5 metre yüzme süresi ile plantarfleksörler, pronatörler ve toplam ayak bileği kuvveti arasında negatif doğrusal bir korelasyon görüldü. Basit doğrusal regresyon analizinde ise; ayak bileği kuvvetindeki artışın, SDV 5 metre yüzme süresindeki olumlu değişimi %39,2 oranında açıklayabildiği bulunmuştur. Genç yüzücülerde ayak bileği çevresi kaslara yönelik elastik bant ile yapılan kuvvetlendirme egzersizinin antrenman programına dâhil edilmesi yüzme performansının arttırılması açısından etkili bir yaklaşım olarak kullanılabilir.
Fonksiyonel ayak bileği instabilitesi olan adölesan voleybolcularda farklı bantlama uygulamalarının fonksiyonel performansa etkisi
Bu çalışmanın amacı fonksiyonel ayak bileği instabilitesi olan adölesan voleybolcularda farklı bantlama ( kinezyolojik bant ve dinamik bant ) uygulamalarının fonksiyonel performanslarına etkisini incelemektir. Sporculara Cumberland Ankle Instability Tool anketi uygulanmış, 27 ve altında puan alanlar çalışmaya çağrılmıştır. Yaş ortalaması 13,49±2,1 olan 29 sporcu dahil olmuştur. Tüm sporculara uygulamalar yapılmadan önce fonksiyonel performans testleri ( Single Leg Hop Test, Triple Hop Test, Crossover Hop Test, 6 m. Hop Time Test) uygulanmış ve sonuçlara göre kontrol grubu ve bantlama grupları oluşturulmuştur. Dinamik bant ve kinezyolojik bant gruplarına bantlama uygulandıktan hemen sonra fonksiyonel performans testleri tüm gruplarda tekrarlanmıştır. Dinamik bantlama ve kinezyolojik bantlama grupları ile kontrol grubu arasında istatistiksel olarak anlamlı fark bulunamadı (p>0,05). Bantlama öncesi ve bantlama sonrası değerler karşılaştırıldığında istatiksel olarak anlamlı fark bulunamadı (p>0,05). Sonuç olarak, uygulanan bantlamaların fonksiyonel ayak bileği instabilitesi olan voleybolcuların fonksiyonel performansına etkisi olmadığı söylenebilir. Bantlamanın yaralanma geçirmiş sporcularda fonksiyonel performansa etkisini inceleyen daha fazla çalışma yapılmasını önerebiliriz.
Kronik ayak bileği instabilitesi olan sporcularda unilateral denge eğitiminin bilateral denge ve patlayıcı güç üzerine etkisi
The aim of the study is to investigate the effects of a 4-week, unilateral balance exercise training program on bilateral balance and explosive power in athletes with chronic ankle instability (CAI). The study included 28 volunteer athletes with a history of CAI (15F, 13M; 20.96±1.50 years) who registered as a team player at Yeditepe University Culture and Sports Directorate December 2018 - May 2019. The severity of functional ankle instability of all the athletes was assessed by the Cumberland Ankle Instability Tool (CAIT). Functional limitations of the athletes with CAI were evaluated by Foot and Ankle Ability Measure Activity of Daily Living Subscale (FAAM-ADL) and Sports Subscale (FAAM-S). Balance Error Scoring System (BESS) was used to determine the static balance performance of athletes. Dynamic balance was evaluated by the Y Balance Test (YBT). Sport performance including vertical jumping and hopping was assessed with Single-Legged Countermovement Jump (CMJ) Test, Figure-of-Eight Hop Test, and Side Hop Test. The athletes were randomly divided into Rehabilitation for the Stable Ankle Group (SG) (n=9), Rehabilitation for the Unstable Ankle Group (UG) (n=9) and Control Group (CG) (n=10) Athletes in SG and UG were included balance exercise training program. The balance exercise training program was administered for only the stable ankle of athletes in SG and only the unstable ankle of athletes in UG, twice a week and for a 4-week duration. According to the main results of this study comparing three groups, SG and UG showed greater improvement in FAAM-ADL, FAAM-S, BESS, YBT, CMJ, Figure-8 Test and Side Hop Test values (p<0.01 for both SG and UG). Consistent with the hypothesis, our findings suggest that the balance exercise training only applied to the stable ankle may provide improvements in terms of functionality, static and dynamic balance and explosive power on the unstable ankle of athletes with CAI. Key Words: ankle, joint instability, athlete, cross-education, balance, rehabilitation
Investigation of foot and ankle characteristics of stroke patients
This study was conducted to compare the affected and non-affected foot and ankle characteristics of individuals with stroke with healthy individuals and to investigate the foot-ankle problems and factors related to this problem. Foot-ankle characteristics for individuals with stroke with and without falling history were compared. Total of 48 individuals with 24 healthy individuals with an average age of 69±5.82 and 24 individuals with stroke, the average age of 68±6.94 and ≥ 3 functional ambulation classification and mean time post stroke 7±5.06 was included in this study. 12 individuals with stroke had falling history while 12 individuals with stroke had no falling history. The foot and ankle characteristics of all the individuals participating to this study were evaluated based on 6 parameters which were foot posture, foot range of motion, o foot muscle strength, foot sensation, foot functions and foot deformities. All these parameters were compared and the differences between these parameters were analyzed. There was a significant difference in all measurement groups comparing the stroke group and the healthy group (p<0.05). While there was no significant difference for the dorsiflexion angle and foot posture is affected and non-affected foot of the individuals with stroke (p>0.05), the foot was in pronation compared to healthy individuals (p<0.05). Individuals with stroke and with falling history had a higher level of pronation than individuals with stroke and without falling history and individuals with falling history had decreased ankle dorsiflexion joint range of motion (p<0.05). As a result of this study, when the foot and ankle characteristics of individuals with stroke and healthy individuals were compared, changes were observed in these characteristics. It is believed that these changes might affect balance and functional mobility. The importance of evaluating all foot-related parameters to determine the physiotherapy and rehabilitation program of individuals with stroke was emphasized.
Comparison of effects of balance and strengthening training in terms of proprioception in people with chronic ankle instability
In literature, it has been seen that there is no sufficient evidence about which training method is more useful for improving balance and proprioception in people with chronic ankle instability (CAI). Therefore, the aim of this study is to investigate the differences of balance and strengthening trainings on ankle proprioception in people with CAI. This study was conducted with 29 (21 F, 8 M) physical active volunteers between the ages of 18-30 between December 2019 and May 2020. Participants whose demographic information and Cumberland Ankle Instability Tool (CAIT) scores, for assessment functional ankle instability, were received, were randomly divided into two treatment groups as strengthening training group (SG, n: 14) and balance trainng group (BG n: 15). Y Balance Test (YBT) and proprioception/vibration evaluations were conducted within the scope of dynamic balance and somatosensory evaluations respectively. The methodology adopted in this study for the evaluations includes joint position sense (JPS) measurements for the proprioception and 128 Hz. vibration fork for the vibration sense evaluations. Evaluations were applied at the beginning and at the end of the treatment. Participants of the BG were taken under hop to stabilization exercises and participants of the SG to TheraBand exercises. In both groups exercises were completed with unstable ankle. Participants attend all sessions which are held two days a week for six weeks and each session lasted approximately 35 minutes. At the end of the study, differences between pre and post-treatment results were analysed and the data from two groups were compared. Although there is no significant difference was found between two groups on the dynamic balance, SG showed a statistically more significant improvement on JPS (140°) and vibration sense (fifth toe) (p<0.05). In conclusion the study showed that the strengthening exercises applied with TheraBand have similar effects to balance exercises in developing dynamic balance, but are more effective on vibration sense and JPS.
Sağlıklı kişilerde triseps surae kasına uygulanan kinesio tape ve rijit tape uygulamalarının dikey sıçrama ve dinamik denge üzerine anlık etkilerinin araştırılması
Bu çalışmanın amacı; sağlıklı kişilerde triseps surae kasına uygulanan kinesio tape ve rijit tape uygulamalarının dikey sıçrama ve dinamik denge üzerine anlık etkilerini karşılaştırmaktır. Yeditepe Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi'nde eğitimine devam eden, iki yüz on beş (N:215; K/E:165/50) öğrenci ile başladığımız çalışmanın I. aşamasında bireylerin fiziksel özellikleri, sosyodemografik ve genel sağlık durumları, sağlık davranışları sorgulandı. Fiziksel aktivite durumlarını sorgulamak için 'Uluslararası Fiziksel Aktivite Anketi (UFAA)'nin kısa formu kullanıldı. Yapılan anket taramaları ve dışlanma kriterlerine göre yüz kırk altı (N:146; K/E:109/37) kişi çalışmadan çıkartıldı. Çalışmanın II. aşamasında, çalışmaya devam etmek istemeyen yirmi altı ve akut sakatlanma yaşayan üç, toplamda 29 birey çalışmadan çıkartıldı. Çalışmanın III. aşamasında; kırk (N:40; K/E:27/13) olgu randomize şekilde 'I. Grup' (n:20; K/E:13/7) ve 'II. Grup'(n:20; K/E:14/6) olarak ayrıldılar. Tüm bireylere alt ekstremiteye yönelik esneklik değerlendirmeleri ve deri altı yağ dokusu kalınlığı ölçümleri yapıldı. I.Gruptaki olgular vertikal sıçrama testi (AP: ortalama anaerobik güç; PP: maksimum anaerobik güç) 3 yönlü olarak Yıldız Dinamik Denge Testi (YDDT) ile 1. gün bantsız (U1), ikinci gün sham tape (U2) ve üçüncü gün triseps surae kasına kas fasilitasyon tekniği ile kinesio tape (U3) uygulandıktan sonra değerlendirildiler. II. Gruptaki olgulara da sırasıyla, üç bantlama yöntemi, 1.gün U1, 2. gün rijit tape (U4) uygulaması, 3. gün de U3 uygulamaları yapıldı. Tüm olgulara U1, U4 ve U3 den sonra AP, PP veYDDT testleri gerçekleştirildi. I. Grupta U2 ve U3 den sonra PP, AP, YDDT skorları arasında istatistiksel olarak farklılık görülmüştür. U2 sonrasında sonuçlar I.Grupta anlamlı derecede artmıştır (p≤0.05). Ayrıca II. Grupta da U3 ve U4 uygulamalarından sonra yapılan karşılaştırmalarda sonuçlar PP, AP, YDDT'de II. Grupta U4 (rijit tape) den sonra anlamlı derecede arttığını göstermiştir (p≤0.05). Dikey sıçrama ve dinamik dengenin anlık olarak arttırılmasında rijit tape uygulamalarının kinesio tape uygulamalarına göre daha etkin olabileceğinin görüldüğü söylenebilir.
Varus gonartrozlarda total diz protezi sonrası orta dönemde ayak bileğinde klinik ve radyolojik değişiklikler
Amaç: Varus gonartroz hastalarında diz varusunu kompanse etmek için ayak ve ayak bileği ekleminde kompensatuvar değişiklikler meydana gelir. Çalışmanın amacı TDP ile diz dizilimi düzeltilen hastaların ayak bileğindeki değişimler ve bunların klinik yansımalarını araştırmaktır. Gereç ve Yöntem: Ankara Şehir Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji kliniğinde retrospektif olarak yapılmıştır. 2019-2022 yılları arasında primer varus gonartroz nedeniyle primer, bağ kesen, çimentolu TDP yapılan 431 hastadan düzenli takipleri yapılan 179 hastanın 204 dizi bu çalışmaya dahil edilmiştir. Hastaların demografik verileri, vücut kitle indeksleri (VKİ), takip süreleri ve etkilenen tarafların grafileri incelendi. Hastaların preoperatif ve son kontrollerinde çekilen bacak uzunluk grafilerinde hastaların kalça, diz, ayak bileği açısı (HKA), talar tilt açısı (TT), diz eklem uyum açısı (JLCA), zemin talar kubbe açısı (GT), zemin tibia plafond açısı (GP) ölçüldü. Preoperatif ve son kontrollerinde doldurulan Amerikan Ortopedik Ayak-Ayak Bileği Derneği (AOFAS) skoru değerlendirildi. Bulgular: Ortalama takip süresi 30,50±6,68 ay olan 179 hasta 204 diz değerlendirildi. HKA'daki değişimin AOFAS skoruna pozitif yönde, TT, GT ve GP açılarına negatif yönde etkisi olduğu istatistiksel olarak anlamlı bulundu. 82 hastada klinik skor iyileşirken 8 hastada klinik skorda kötüleşme bulundu. AOFAS skoru iyileşen ve kötüleşen grup arasında yaş farkı istatistiksel olarak anlamlı bulundu. Cinsiyet ve VKİ'de her iki grup arasında anlamlı fark bulunmadı. AOFAS skoru iyileşen ve kötüleşen hastaların preoperatif TT değerleri arasında anlamlı farklılık bulundu. AOFAS skoru kötüleşen hastaların iyileşen hastalara göre TT ve GT açılarındaki değişimin daha az olduğu bulundu. Sonuç: Dizdeki varus dizilim bozukluğu düzeltildiğinde orta dönemde ayak ve ayak bileğinde de gelişen kompensatuvar valgusun düzeldiği gösterilmiştir ve hastaların ayak bileği klinik skorunda istatistiksel olarak anlamlı iyileşme gözlemlenmiştir. Anahtar Kelimeler: Artroplasti, Ayak Bileği, Diz Osteoartriti, Genu Varum, Total Diz Protezi
Ayak ve ayak bileği kemik iliği ödeminde hiperbarik oksijen tedavisinin etkinliği
Amaç: Bu araştırmada, hiperbarik oksijen tedavisinin (HBO) kemik iliği ödemi (KİÖ) üzerindeki etkileriyle ilgili yapılmış çalışmaların sayıca sınırlı olduğu gözlemlenmiştir. Özellikle Ayak ve ayak bileği üzerine odaklanan KİÖ tedavisiyle ilgili yapılmış çalışmalar neredeyse yok denecek kadar azdır. Bu çalışma, HBO'nun ayak ve ayak bileğindeki KİÖ tedavisinde non-invaziv, etkili ve güvenli bir terapi yöntemi olup olmadığını belirlemeyi amaçlamaktadır. Bu bağlamda, hastaların semptomlarının azalması ve günlük yaşama dönüş sürelerinin kısalması konusunda olumlu bir etki beklenmektedir. Bu çalışmanın sonuçları, ayak ve ayak bileğinde KİÖ tedavisi için HBO'nun potansiyel bir değeri olup olmadığını daha iyi anlamamıza yardımcı olacaktır. Gereç ve Yöntem: Retrospektif olarak yürütülen araştırmamızda, ayak ve ayak bileğinde kemik iliği ödemi bulunan ve Ankara Bilkent Şehir Hastanesi'ne yönlendirilen hastalarda 30 seans hiperbarik oksijen tedavisi uygulandı. Hastaların tedavi öncesi semptom şiddetleri, klinik ve ağrı skorları (VAS), ayak fonksiyonellikleri (EFAS) ile radyolojik değerlendirmeleri kaydedildi. Tedavi sonrasında ise semptom şiddetleri, klinik ve ağrı skorları ile radyolojik değerlendirmeler tekrar yapılarak karşılaştırıldı. Ayrıca, ek değişkenlerin iyileşme üzerindeki etkileri incelendi. Bulgular: Hastaların yaş ortalaması 49,3'tür; %36,4'ü erkek ve %63,6'sı kadındır. HBO tedavisi öncesinde, hastaların VAS skorları ortanca olarak 8,05 (3-10) iken, tedavi sonrasında bu skorlar önemli ölçüde düşerek 2,86 (0-9) olarak belirlenmiştir. Bu fark istatistiksel olarak anlamlıdır, çünkü p değeri 0,003 (0,05'in altında) bulunmaktadır. Ayrıca, HBO öncesi EFAS skoru ortanca olarak 9,86 (6-20) iken, tedavi sonrasında 13,9 (7-20) olarak tespit edilmiştir. Bu durum, HBO tedavisinin %35,23 oranında etkili olduğunu göstermektedir, ancak p değeri 0,0094 (0,05'in altında). MR görüntüleri incelendiğinde, hastaların %86,4'ünde belirgin bir iyileşme gözlemlenmiş ve p değeri 0,0000 (0,05'in altında) olarak bulunmuştur. Sonuç: Çalışmamızda, KİÖ bulgularında HBO uygulanan gruplarda anlamlı azalmalar tespit edilmiştir. Ancak, bu olumlu bulgulara rağmen, sonuçların gücü ve genellenebilirliği konusunda dikkatli olmalıyız. Zorluklara rağmen, çalışmanın önemli bulgular sunduğunu belirtmek önemlidir. Gelecekteki çalışmalar için, çalışma tasarımını iyileştirmek amacıyla kontrol grupları eklemek veya daha büyük hasta örnekleri ile prospektif çalışmalar yapmak gibi adımları düşünebiliriz. Bu tür geliştirmeler, elde edilen sonuçların daha güvenilir ve genel geçer olmasına katkı sağlayabilir. Ayrıca, hastaların geçmiş MR görüntülerine daha kolay erişim sağlamak için hastane personeli veya ilgili araştırma ekipleri ile işbirliği yapmayı düşünüyoruz.
Fonksiyonel ayak bileği instabilitesinde iki farklı elektriksel stimulasyon uygulamasının kas reaksiyon zamanı ve propriosepsiyon üzerine etkileri
Bu çalışmanın amacı fonksiyonel ayak bileği instabilitesi olan hastalarda tibialis anterior ve peroneus longus kaslarına uygulanan farklı iki elektriksel stimülasyon uygulamasının kas reaksiyon zamanı ve ayak bileği propriosepsiyonu üzerine etkilerini araştırmaktır. Fonksiyonel ayak bileği intabilitesi olan 36 rekreasyonel sporcu standart elektriksel stimülasyon (SE) (n = 13), kişiye özel elektriksel stimülasyon (KE) (n = 13) ve kontrol (n = 10) gruplarına rastgele olarak dağıtılmıştır. Elektriksel stimülasyon gruplarındaki katılımcıların peroneus longus (PL) ve tibialis anterior (TA) kasları üzerine 6 hafta süresince, haftada 3 gün, günde 20 dakika elektriksel stimülasyon uygulanmıştır. Katılımcılara çalışmanın başlangıcında EMG cihazı ile inversiyon simülasyon platformunda, ayak bileği sırası ile 15° ve 30° inversiyona gidecek şekilde nötral ve plantar fleksiyon pozisyonunda olmak üzere kas reaksiyon zamanı ölçümleri yapılmıştır. Ayrıca dinamik denge, kinestezi, pasif ve aktif eklem pozisyon hissi ve izometrik kuvvet testleri uygulanmıştır. Değerlendirmeler 6 hafta süren elektriksel stimülasyon uygulaması sonrası tekrarlanmıştır. Elektriksel stimülasyon uygulaması sonrasında peroneus longus kas reaksiyon zamanları incelendiğinde; SE grubunda nötral 30°' de (p<0.05), plantar fleksiyon pozisyonunda 15° ve 30°lerde (p<0.01), KE grubunda ise, plantar fleksiyon pozisyonunda 15°'de (p<0.01) kontrol grubuna göre istatiksel olarak anlamlı kısalma saptanmıştır. Tibialis anterior kas reaksiyon zamanlarında ise; SE grubunda plantar fleksiyon pozisyonunda 30°'de (p<0.05) kontrol grubuna göre istatiksel olarak anlamlı kısalma saptanmıştır. Dinamik dengenin değerlendirildiği yıldız denge testinde her iki grupta kontrol grubuna göre elektriksel stimülasyon sonrası istatiksel olarak anlamlı iyileşme gözlemlenmiştir (p<0.05-0.001). Elektriksel stimülasyon uygulanan grupların kas reaksiyon zamanı ve yıldız denge testi değerleri karşılaştırıldığında gruplar arası istatiksel anlamlı fark saptanmamıştır. Bununla birlikte kinestezi, eklem pozisyon hissi ve izometrik kuvvet ölçüm sonuçlarında gruplar arasında istatistiksel anlamlı fark saptanamamıştır. Bu bulgular ışığında, fonksiyonel ayak bileği instabilitesi olan bireylerde peronues longus ve tibialis anterior kaslarına yapılan elektriksel stimülasyon uygulamasının kas reaksiyon zamanını iyileştirdiği ve dinamik dengeye olumlu katkı sağladığı söylenebilir. Fonksiyonel ayak bileği instabilitesi olan hastalara yönelik rehabilitasyon programlarında ve sağlıklı kişilerde ayak bileği yaralanmalarının önlenmesinde elektriksel stimülasyon uygulamasının kullanılması faydalı olabilecektir.