Boyun ağrısı
55 theses under this subject heading
Kronik boyun ağrılı hastalarda miyofasyal indüksiyon tekniğinin ve eklem mobilizasyon tekniğinin ağrı şiddeti, farkındalık, fonksiyonellik üzerine anlık ve kısa süreli etkilerinin karşılaştırılması
Çalışmamız kronik boyun ağrılı hastalarda miyofasyal indüksiyon tekniği ve eklem mobilizasyon tekniğinin etkilerini karşılaştırmak amacıyla gerçekleştirilmiştir. Kronik boyun ağrılı 61 hasta randomize olarak miyofasyal indüksiyon tedavisi (MİT) (ortalama yaş: 45.26 ± 10.46 yıl) ve eklem mobilizasyon tedavisi (MOB) (43.6 ± 10.74 yıl) tedavisi alan grup olarak ikiye ayrılmıştır. İki gruptaki katılımcılar tek seans (ortalama 30 dk) tedavi almıştır. Çalışmamızda sonuç ölçümleri olarak ağrı şiddeti, boyun farkındalığı, özür ve fonksiyonel aktivite düzeyi, eklem hareket açıklığı (EHA), derin boyun fleksör kas enduransı (DFKE) değerlendirmeleri göz önüne alınmıştır. Tedavi öncesi, tedaviden hemen sonra ve tedaviden bir hafta sonra gerçekleştirilen tüm sonuç ölçümleri tedaviyi uygulayan fizyoterapist tarafından gerçekleştirilmiştir. Çalışmamızda uyguladığımız iki tedavi yaklaşımı da (EHA hariç) değerlendirilen diğer tüm parametrelerde anlamlı gelişme sağlamıştır (p<0.05). EHA değerleri ise MİT grubunda sağ lateral fleksiyon değerinde, MOB grubunda ise fleksiyon ve rotasyon (sağ ve sol) değerinde anlamlı gelişme sağlamıştır (p<0.05). İki uygulamanın da kronik boyun ağrılı hastalarda ağrı şiddeti, boyun farkındalığı, özür ve fonksiyonel aktivite düzeyi ve DFKE değerlendirmelerinde birbirlerine üstünlüğünün bulunmadığı belirlenmiştir (p>0.05). Çalışmadan elde ettiğimiz bulgular MİT ve MOB uygulamalarının boyun ağrılı hastalarda etkin olduğunu göstermiştir. Gruplar arası karşılaştırmalarda iki tedavi şeklinin EHA hariç birbirine üstünlüğü olmadığı görülmüştür. EHA da ise MİT'in sağ lateral fleksiyonu MOB'un ise fleksiyon ve rotasyonu (sağ-sol) artırmada daha etkili olduğu görülmüştür. Çalışmamız, kronik boyun ağrılı hastalara uygulanan tek seans uygulama sonrasında ağrı, farkındalık ve fonksiyonel düzey üzerinde iyileştirici etkiye sahip olduğunu göstermiştir. Bu etkilerin bir hafta boyunca devam etmesi, manuel terapi uygulamalarının kronik boyun ağrısında etkili bir tedavi yaklaşımı olduğunu düşündürmüştür.
Servikal disk patolojisi olan hastalarda benign paroksismal pozisyonel vertigo varlığının değerlendirilmesi
Servikal Disk Patolojisi Olan Hastalarda Benign Paroksismal Pozisyonel Vertigo Varlığının Değerlendirilmesi Servikal bölgedeki disk patolojilerinden dolayı servikal bölgenin normal duruşu, pozisyon algısı ve başın anatomik pozisyonu etkilenmektedir. Ağrı ve servikal bölgedeki pozisyon değişikliği, iç kulaktaki semisirküler kanalların pozisyonunu da etkileyecektir. Çalışmamızın amacı, servikal disk patolojili hastalarda Benign Paroksismal Pozisyonel Vertigo (BPPV) varlığını araştırmaktır. Bu çalışmanın, BPPV etyolojisine katkı sağlayacağını düşünüyoruz. Çalışmamıza servikal disk patolojisi olan 20-65 yaş arasında 75 (19 erkek, 56 kadın) gönüllü yetişkin birey dahil edildi. Hastaların demografik bilgileri kaydedildi. Gonyometre ile servikal bölge normal eklem hareket açıları, posterior tanjant yöntemiyle direk grafiden lordoz açıları ve Boyun Özürlülük İndeksi (BÖİ) ile hastaların yaşam kalitesi değerlendirildi. Hastaların vertigosu sorgulanıp, şiddeti visüel analog skala ile belirlendi. Vertigosu olan hastalar videonistagmografi test bataryası ile değerlendirildi. Olgularımızın yaş ortalaması 45.09 yıl ve servikal lordoz açısı 15.24 derece olarak bulundu. Vertigosu olan ve olmayan olgularda servikal lordoz açıları karşılaştırıldığında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmadı (p=0.692). Vertigosu olan ve olmayanlarda ağrı şiddeti karşılaştırıldığında istatistiksel olarak anlamlı bir fark vardı (p=0.004). Vertigosu olan ve olmayanlarda servikal bölge eklem hareket açıları karşılaştırıldığında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmadı (p>0.05). BÖİ toplam skoru ortalama 16.74'dü ve olguların %57.3 ü orta ve şiddetli özre sahipti. Vertigosu olan ve olmayan olguların BÖİ toplam skorları karşılaştırıldığında istatistiksel olarak anlamlı bir fark vardı (p=0.001). Vertigo şikayeti olan olgularda yapılan Videonistagmografi (VNG) testlerinde olguların %2.3 oranında sol posterior kanal BPPV ve %2.3 oranında sağ posterior kanal BPPV'ye rastlanıldı. Sonuç olarak, servikal disk patolojisi olan hastalarda BPPV prevelansı %2.6 ile çok düşük bulundu. Vertigolu bireylerde, servikal lordoz açısı ve servikal bölge eklem hareketliliğinin BPPV gelişiminde etkili olmadığı görüldü. Vertigonun, servikal disk patolojili hastalarda günlük yaşam aktivitelerini olumsuz yönde etkilediği bulundu. Anahtar Kelimeler: Benign Paroksismal Pozisyonel Vertigo, Servikal Disk Patolojisi, Boyun Özürlülük İndeksi, Servikal Lordoz Açısı
Laktasyon dönemindeki bayanlarda görülen boyun ve bel ağrı seviyelerinin incelenmesi
Çalışmamızda, laktasyon dönemindeki kadınların boyun ve bel ağrı seviyelerini ve ağrı seviyelerinin günlük yaşamlarına etkileri incelemeyi amaçladık. Çalışmaya İstanbul ilinde yaşayan, Bezmialem Vakıf Üniversitesi, Sağlık Bilimleri Fakültesi Fizyoterapi ve Rehabilitasyon Bölümü, Kadın Sağlığı Eğitim ve Araştırma Laboratuvarına başvuran doğum sonrası 0-6 ay laktasyon döneminde olan 50 kadın dahil edildi. Olgularda sosyodemografik ve obstetrik özelliklerini belirleyen soru formu, Oswestry Bel Ağrısı Ölçeği ve Boyun Ağrı ve Disabilite İndeksi yüz yüze görüşme yöntemi ile uygulandı. Verilerin istatistiksel değerlendirmesinde Tek Yönlü Varyans Analizi ve t testi kullanıldı. Çalışmaya dahil edilen olguların %68'i 20-29 yaş aralığında, %32'si 30-40 yaş aralığında idi. Olguların yaş ortalamasının 28,48±4,21 olduğu belirlendi. Çalışmaya dahil edilen bireyler doğum sonrası ortalama 4,07±1,88 ayda idi. Kadınların %42'si doğum sonrası 0-3 ayda iken, %58'i 4-6 doğum sonrası ayda idi. Çalışmamızdaki kadınların %16'sı ideal kilonun çok üzerinde, %30'u ideal kilonun üzerinde, %54'ü ideal kiloda idi. Bireylerin vücut kitle indeks ortalamasının 25,81±3,68 olduğu belirlendi. Olguların eğitim durumları incelendiğinde % 14'ü ilköğretim, % 4'ü ortaokul, % 12'si lise, % 54'ünün lisans mezunu olduğu bulundu. Kadınların doğum şekilleri incelendiğinde %36'sı normal doğum, %64'ünün sezaryen ile doğum gerçekleştirdiği belirlendi. Çalışmaya dahil edilen olguların postpartum dönemde %10'unun düzenli egzersiz yaptığı, %80'inin egzersiz yapmadığı bulundu. Katılımcıların Oswestry total puan ortalamaları 26,20±13,09, Boyun ağrı ve disabilite indeksi total puan ortalaması 29,99±14,46 idi. Kadınların yaşları, eğitim durumları, postpartum egzersiz durumları ve vücut kitle indeksleri, ile Oswestry ağrı ölçeği total puanı ile Boyun ağrı ve disabilite indeksi total puan ortalaması arasında anlamlı bir ilişki bulunmadı. (p>0,05) Çalışmaya katılan bireylerde doğum sonrası 0-3 ay dönemde olanların Oswestry ağrı puanının, 4-6 ay döneminde olanların total puanlarından daha yüksek olduğu sonucuna ulaşıldı. (p<0,05) Çalışmaya dahil edilen kadınların Oswestry Ağrı Ölçeği ve Boyun Ağrı ve Disabilite İndeksi total puan ortalamaları, ağrılarının günlük yaşamlarında hafif fonksiyonel kaybın olduğunu göstermektedir. Doğum sonrası aylar ilerledikçe gebeliğin izlerinin silinmesi ile bel ağrı seviyelerinin azaldığı buna paralel olarak günlük yaşamlarındaki fonksiyonel kaybın gerilediği bulundu.
Hastane çalışanlarında tükenmişlik sendromunun bel ağrısı, boyun ağrısı, ruhsal durum ve yaşam kalitesi ile ilişkisinin incelenmesi
Bu çalışma hastane çalışanlarında tükenmişlik sendromunun bel ağrısı, boyun ağrısı, ruhsal durum ve yaşam kalitesi ile ilişkisini incelemek amacıyla yapıldı. Çalışma toplamda 235 hastane çalışanı olan bireyi içerdi. Çalışmaya alınan tüm bireylerin ayrıntılı sosyodemografik verileri kaydedildi. Bel ve boyuna ait ağrı şiddeti ölçümleri (Vizüel Analog Skalası/VAS), tükenmişlik düzeyinin belirlenmesi (Maslach Tükenmişlik Ölçeği/MTÖ) değerlendirmeleri yapıldı. Aynı zamanda bireylerin boyun ağrısı ile ilişkili özür durumu (Boyun Özür Göstergesi/BÖG), bel ağrısı ile ilişkili özür durumu (Oswestry Skalası), ruhsal durum (Beck Depresyon Ölçeği/BDÖ) ve yaşam kaliteleri (SF-36) değerlendirmeleri yapıldı. Çalışmamızın sonuçları yaş ve cinsiyetin tükenmişlikle ilişkili olmadığını göstermiştir (p>0.05). Medeni durum, eğitim durumu, meslek, hizmet yılı, haftalık çalışma saati ve iş memnuniyetinin tükenmişlikle ilişkili olduğu sonucuna vardık (p<0.05). Bel/boyun ağrı şikayeti bulunan hastane çalışanlarında tükenmişlik düzeyinin ağrısız çalışanlara göre anlamlı derecede daha yüksek olduğunu saptadık (p<0.05). Duygusal tükenme, duyarsızlaşma ve kişisel başarı düzeyleri ile BÖG, Oswestry Skalası, BDÖ ve SF-36 değerlendirme sonuçları arasında anlamlı bir korelasyon bulundu (p<0.05). Bu çalışma bel/boyun ağrı şikayeti bulunan hastane çalışanlarında tükenmişlik düzeyinin ağrısız çalışanlara göre anlamlı derecede daha yüksek olduğunu ve bu çalışanlarda TS' nin özür, ruhsal durum ve yaşam kalitesi ile ilişkili olduğunu ortaya koymuştur. Bu nedenle ağrı şikayeti olan hastane çalışanlarında tükenmişlik durumunun da değerlendirilmesi gerektiğini düşünmekteyiz. Anahtar kelimeler: Bel ağrısı, boyun ağrısı, hastane çalışanı, tükenmişlik sendromu, MTÖ
Süpermarket çalışanlarında bel, boyun ağrısı ve psikolojik durum değerlendirilmesi
Bu araştırma süpermarket çalışanlarında bel/boyun ağrısı ve psikolojik durumu sorgulamak, katılımcıların markette çalışma süreleri ve çalıştıkları birim arasındaki ilişkiyi değerlendirmek amacıyla yapılmıştır. 50 süpermarket çalışanı homojen olarak gruplandırılarak çalışmaya dahil edilmiştir. Katılımcıların değerlendirilmesinde, Demografik Bilgiler Anketi, Oswestry Bel Ağrısı Anketi, Boyun Ağrı Değerlendirme Anketi, Beck Depresyon Ölçeği ve katılımcıların ağrı şiddetini değerlendirmek için de Vizüel Analog Skalası (VAS) kullanılmıştır. Katılımcıların %22'sinde bel ağrısı, %16'sında ise bel ve bacak ağrısının birlikte bulunduğu belirlenmiştir. Katılımcıların %42'si farklı niteliklerde boyun ağrısı tariflemiştir. Boyun ağrı anketi puanı ortalamaları: 9,04 (min:0,max:58) dür. Katılımcıların Beck Depresyon Ölçeği skor ortalamaları normal psikolojik durum aralığındaydı. Çalışanların bel ağrısı VAS ortalamaları: 2,3 (min:0, max:10) iken, Oswestry Bel Ağrı Anketi ortalamaları, hafif fonksiyonel yetersizlik olarak nitelendirilen aralıktaydı (ort. 4,56). Katılımcıların ortalama yaş değerlerinin 29,5 olup genç aralığında, ortalama olarak hafif fonksiyonel yetersizlik sonucunun çıkması iş yüküne bağlı olabilmektedir. Bu durumda ağrının mekanik yük/travmaya maruz kalmakla ilişkilendirildiği birçok literatür bilgisiyle uyumludur. Uygun olmayan pozisyon ve postürlerde yük taşımaya bağlı patolojileri önlemek amacıyla çalışanlar bu konuda uyarılmış ve uygun egzersizler hakkında koruyucu ve tedavi edici amaçlı bilgilendirilerek, güçlü boyun, sırt, bel ve abdominal kaslarının omurgayı korumadaki önemi vurgulanmıştır. Bireylerin markette çalışma yılları ile Vücut Kütle İndeksi (VKİ) arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık olduğu görülmektedir. Ki-kare testine göre bel ağrısı lokalizasyonu ile metabolik rahatsızlık, ağrının iş performansını etkileme durumu ve ilaç kullanımı arasında anlamlı sonuç gözlenmiştir. Araştırmamızın ergonomi ve fizyoterapi alanında yapılabilecek çalışmalara ışık tutacağı öngörülmektedir.
Kronik boyun ağrılı bireylerde core stabilizasyon eğitimleri ile birlikte uygulanan miyofasyal gevşetme tekniğinin denge, ağrı, eklem hareket açıklığı ve fonksiyonellik üzerine etkileri
Kronik boyun ağrısı hayatı etkileyen sıkça rastlanılan kas iskelet sistemi hastalıklarından bir tanesi olarak belirtilmektedir. Genel olarak görülme sıklığına bakıldığında; bel ağrısı ile birlikte en fazla görülen kas iskelet problemidir. Boyun ağrılı bireylerde bir çok şikayet görülebilmektedir. Bu şikayetler arasında ağrı kaynaklı fonksiyonellikte azalma, eklem hareket açıklığında limitasyonlar ve denge problemleri sayılabilir. Boyun ağrılı bireylerde bir çok tedavi seçeneği mevcuttur. Boyun ağrısında kullanılan bazı tedavilere yumuşak doku ve eklem mobilizasyonları, boyun, gövde ve omuz kaslarına yönelik stabilizasyon egzersizleri, servikal boyunluklar, gevşeme eğitimi, kuvvetlendirme egzersizleri ve vücut farkındalığıyla postür eğitimi örnek olarak verilebilir. Çalışmanın amacı kronik boyun ağrısı (KBA) olan bireylerde core stabilizasyon eğitimleri (CSE) ile birlikte uygulanan miyofasyal gevşetme tekniğinin (MGT) etkilerini değerlendirmekti. Toplam 45 katılımcı randomize şekilde iki gruba ayrıldı (CSE ve CSE+MGT). CSE grubundaki katılımcılara haftada 3 gün, 6 hafta boyunca core stabilizasyon egzersiz programı uygulandı. Core stabilizasyon egzersizlerine ek olarak, CSE+MGT grubundaki katılımcılar için yine haftada 3 gün, 6 hafta boyunca silindir masajı ile miyofasyal gevşetme tekniği uygulandı. CSE sonrasında fleksiyon açısı istatistiksel olarak anlamlı derecede arttı (p<0.001). İki grup arasında denge, eklem hareket açıklığı ve fonksiyonellikte anlamlı fark yoktu. Ağrı ve basınç ağrı eşiği açısından CSE+MGT tek başına uygulanan CSE'ye göre üstün bulundu. CSE+MGT kronik boyun ağrılı bireylerde ağrı için tercih edilebilir tedavi yöntemlerinden sayılabilir.
Kronik boyun ağrılı hastalarda fasyal tedavinin etkinliğinin araştırılması
Çalışmamız, nörolojik defisiti olmayan kronik boyun ağrılı (KBA) hastalarda fasyal tedavinin etkinliğini araştırmak amacıyla planlandı. Çalışmaya kronik boyun ağrısı olan 52 hasta dahil edildi. Hastalar rastgele yöntemle klasik fizyoterapi ve fasyal tedavi grubu olarak iki gruba ayrıldı. Her grupta 26 birey yer aldı. Fasyal tedavi grubuna, klasik fizyoterapi (yüzeyel sıcaklık-hotpack, TENS ve egzersiz) uygulamasına ek olarak, 5 seans fasyal mobilizasyon tedavi protokolü (unwinding protokolü) uygulandı. Bu tedavi protokolünde fasya servikalis superficialis, fasya coli superficialis için 2 boyutlu uygulama, fasya servikalis media, fasya servikalis profunda, fasya klavipectoralis, atlanto- occipital bağlantısına yönelik teknikler ve ligamentum suspensorium gevşetme yer aldı. Tüm hastalar tedavi öncesi ve tedavi sonrası ağrı (Vizüel Ağrı Skalası-VAS), derin boyun fleksörleri kas kuvvet ve enduransı (Basınç Biofeedback), özür durumu (Boyun Ağrı ve Özür Göstergesi), emosyonel durum (Beck Depresyon Skalası-BDS) ve hareket korkusu (Tampa Kinezyofobi Skalası-TKS) açısından değerlendirildi. Tedavi öncesi ve tedavi sonrası gruplar kendi içinde karşılaştırıldığında, her iki grupta ağrı ve boyun özür göstergesinde azalma (p<0.05) olduğu; fasyal tedavi grubunda ayrıca derin boyun kas kuvveti ve enduransında artma ve emosyonel durumda iyileşme olduğu saptandı (p<0.05). Tedavi öncesiyle karşılaştırıldığında, etki büyüklüğü karşılaştırmaları, fasyal tedavi grubunda bu ölçümlere yönelik klinik düzelmelerin daha fazla olduğunu gösterdi. Gruplar karşılaştırıldığında, ağrı, derin boyun fleksörleri kas kuvvet ve enduransı, özür durumu, emosyonel durum ve hareket korkusu fasyal tedavi grubunda klinik düzelmelerin daha fazla olduğu görüldü. Sonuçlarımız fasyal mobilizasyon tekniklerini içeren klasik fizyoterapi programının kronik boyun ağrısı olan olguların tedavisinde etkili olduğunu göstermektedir. Geniş örneklem gruplarında ve izlem peryotlarını içeren çalışmaların yapılmasının, bu sonuçların kanıt düzeyini artıracağı görüşündeyiz.
Fibromiyalji hastalarında skapular stabilizasyon egzersiz eğitiminin postür ve ağrı üzerindeki etkisi
Çalışmamız, fibromiyalji hastalarında skapular stabilizasyon egzersiz eğitiminin servikal postür ve ağrı üzerindeki etkisini araştırmak amacıyla yapıldı. Çalışmaya yaşları 18-60 yıl arasında değişen 59 hasta dahil edildi. Bireyler skapular stabilizasyon egzersiz (n=29) ve klasik egzersiz (n=30) grubu olmak üzere iki gruba ayrıldı. Klasik egzersiz ve skapular stabilizasyon egzersiz grubunun her ikisine de egzersiz öncesi hotpack, TENS ve ultrason uygulandı. Bu uygulama her iki gruba da haftada 5 gün olmak üzere toplam 6 hafta devam etti. Bu tedaviyi takiben klasik gruba klasik omuz egzersizleri, skapular stabilizasyon grubuna ise stabilizasyon egzersizleri verildi. Hastalar ağrı, servikal postür, fonksiyonel durum ve yaşam kalitesi açısından değerlendirildi. Hastalara tüm değerlendirmeler tedavi öncesi ve 6 haftanın sonunda olmak üzere iki kez tekrarlandı. Çalışmanın sonucunda gruplar tedavi öncesi ve tedavi sonrası karşılaştırıldığında, klasik grupta servikal postür dışında, her iki grupta da tedavi sonrası ağrının azaldığı, fonksiyonel durumun geliştiği ve yaşam kalitesinin iyileştiği gözlendi (p<0,5). Gruplar karşılaştırıldığında ise, ağrı, servikal postür ve fonksiyonel durum açısından skapular stabilizasyon egzersiz grubunun klasik egzersiz grubuna göre daha etkin olduğu (p<0.05), ancak yaşam kalitesi sonuçları yönünden grupların benzer olduğu saptandı (p>0.05). Sonuç olarak, fibromiyalji tanısı konmuş hastalarda ağrı ve servikal postür üzerinde skapular stabilizasyon egzersizlerinin etkili olduğu gözlendi. Bu nedenle fibromiyalji hastalarında görülen semptomların kısa sürede iyileşmesini sağlayabilmek için klasik egzersizler yerine skapulayı içine alan stabilizasyon egzersizlerinin mutlaka kullanılması gerektiği görüşündeyiz.
Yetişkinlerde kronik boyun ağrısının kavrama kuvveti ve psikomotor beceriler üzerine etkisi
Bu çalışmada Görsel Analog Ölçeği'ne göre ağrısı olan ve kronik boyun ağrısı tanısı almış yetişkin bireylerdeki boyun ağrısının kavrama kuvveti ile psikomotor becerilerine etkisinin araştırılması amaçlanmıştır. Çalışmaya yaşları 19-74 arası değişen 80 birey katılmıştır. Bireyler Grup 1- Kontrol Grubu (n=40) ve Grup 2- Hasta Grubu (n=40) olmak üzere ayrılmıştır. Grupların yaş, boy uzunluğu, vücut ağırlığı, mesleği gibi bilgiler not edilmiştir. Her iki gruba da Görsel Analog Ölçeği, Boyun Özürlülük İndeksi uygulanmış; Jamar Hidrolik El Dinamometresi ile el kavrama kuvveti, pinçmetre ile parmak lateral kavrama kuvveti ve Purdue Pegboard Testi ile psikomotor becerileri ölçülmüştür. Bu çalışmada kontrol grubu ile karşılaştırıldığında el kavrama kuvveti, parmak lateral kavrama kuvveti ve psikomotor becerilerde hasta grubunda anlamlı bir azalma tespit edilmiştir. Ayrıca, Görsel Analog Ölçeği sonuçları ile Boyun Özürlülük İndeksi puanı arasında pozitif yönde şiddetli bir ilişki saptanmıştır. Hasta grubunda Boyun Özürlülük İndeksi puanı arttıkça kavrama kuvveti ve psikomotor becerilerde azalma görülmüştür. Hastaların psikomotor becerileri ve kavrama kuvvetinin kronik boyun ağrısıyla olan ilişkisi incelendiğinde elde edilen verilerin gelecek dönemlerde hastaların tedavi planlarının genişletilmesinde yol gösterici olabileceği düşünülmektedir. Anahtar Kelimeler: boyun özürlülük indeksi, görsel analog ölçeği, kavrama kuvveti, kronik boyun ağrısı, psikomotor beceri
Kronik ağrılı hastalara uygulanan farklı egzersiz eğitimlerinin egzersize uyum, klinik ve ekonomik açıdan değerlendirilmesi
Bu çalışma kronik ağrılı hastalarda farklı egzersiz eğitimlerinin klinik ve maliyet etkinliği ile verilen egzersizlere hastaların uyumlarını incelemek amacıyla 519 hasta ile gerçekleştirildi. Hastalar ev egzersizi, fizyoterapist eşliğinde egzersiz ve takipli ev egzersiz grupları olmak üzere 3 gruba ayrılarak, toplam 10 seans boyunca geleneksel fizik tedavi uygulaması yapıldı. Hastalara egzersizler, ev egzersiz grubuna broşür şeklinde, fizyoterapist eşliğinde egzersiz grubuna uygulamalı olarak, takipli ev grubuna ise fizyoterapist eşliğinde egzersiz eğitimi verildikten sonra günlük kısa mesaj (SMS) gönderilerek egzersizler hatırlatılacak şekilde önerildi. Tedaviden sonra da egzersizlerine devam etmeleri söylendi. Tüm gruplar ekonomik, klinik, yaşam kalitesi, egzersize uyum ve memnuniyet açısından tedavi öncesi, tedavi sonrası ve tedaviyi takiben üç ay sonrası olmak üzere üç kez değerlendirildi. Ekonomik değerlendirme kapsamında maliyet fayda analizi (QALY- Kaliteye ayarlanmış yaşam yılı (Quality adjusted life years) ve maliyet etkililik oranı (İMEO) kullanıldı. Klinik değerlendirme için Oswestry Özürlülük İndeksi (ODI) ve Boyun Özürlülük İndeksi (NDI)'nden faydalanıldı. Yaşam kaliteleri EuroQol Genel Yaşam Kalitesi Ölçeği (EQ-5D-5L) ile değerlendirildi. Egzersize uyum için tarafımızca hazırlanan ve 5 (beş) sorudan oluşan ölçek kullanıldı. Memnuniyetin değerlendirilmesinde bireylerden 0-100 arasında puan vermeleri istendi. Her üç grup da üç ay sonra kontrol için hastaneye çağrılarak 5 soruluk ölçek hastalara yöneltildi ve verilen egzersizlerin nasıl yapıldığının tespiti gerçekleştirildi. Fizyoterapist eşliğinde egzersiz grubunun, tedavi sonrası sağlık durumu, üç ay sonraki sağlık durumu ve tedavi sonrası QALY açısından diğer iki gruba göre daha iyi olduğu belirlendi (p<0,05). Üç ay sonraki QALY ölçümlerinde ise sonuçların benzer olduğu görüldü (p>0,05). Fizyoterapist eşliğinde egzersiz ile takipli ev egzersizi gruplarında QALY kazançları aynı olup takipli ev egzersizi grubu ve fizyoterapist eşliğinde egzersiz grubu, ev egzersiz grubuna göre çok maliyet etkili olarak bulundu. Ev egzersiz grubunda yapılan egzersizlerin doğruluğu diğer gruplara göre daha kötüydü. Egzersizlerin doğruluğu takipli ev egzersizi grubunda fizyoterapist eşliğinde egzersiz grubundan daha iyi olduğu belirlendi (p<0,05). Tedaviden memnuniyeti ise tüm gruplarda benzerdi (p>0,05). Sonuç olarak fizyoterapist eşliğinde egzersiz grubu diğer gruplara göre maliyet etkili olarak bulundu. Hastalara verilen egzersizlerin fizyoterapistler tarafından iyi anlatılmasının ve egzersizlerin belli aralıklarla takip edilmesinin egzersize uyumu artıracağı ve hem klinik hem de ekonomik açıdan yarar getireceği sonucuna varıldı.
Dejeneratif servikal hastalıklarda egzersiz, manuel tedavi ve telerehabilitasyon destekli tedavinin ağrı, anksiyete ve yaşam kalitesi üzerine etkinliğinin karşılaştırılması
Bu çalışmada, servikal dejeneratif hastalarda egzersiz programı, manuel terapi ve telerehabilitasyon destekli tedavinin ağrı, anksiyete ve yaşam kalitesi üzerine etkinliğinin karşılaştırılması amacıyla yapıldı. Çalışmaya, dejeneratif servikal problemi olan araştırma kriterlerine uyan toplam 75 gönüllü dahil edildi. Altı aylık takip sonunda toplam 66 katılımcı ile çalışma tamamlandı. Hastalar basit rastgele randomizasyon yöntemiyle ev egzersiz grubu (EG) manuel terapi (MT) grubu ve telerehabilitasyon (TR) grubu olmak üzere 3 gruba ayrıldı. Tüm hastalara egzersizler başlangıçta yüz yüze gösterilerek, öğretildi. EG hastalarına 8 hafta boyunca haftada 5 gün servikal stabilizasyon, gevşeme ve germe egzersizleri, MT grubunda yer alan hastalara 8 hafta boyunca haftada 2 gün servikal, torakal mobilizasyon uygulandı ve EG da verilen egzersizleri evde yapmaları istendi. TR grubu hastalarına 8 hafta boyunca haftada 2 gün fizyoterapist eşliğinde telerehabilitasyon destekli egzersizler ve aktif mobilizasyonlar yanında EG da verilen egzersizleri evde yapmaları istendi. Tedavi öncesi ve sonrası, kontrol 3. ve 6.aylar da hastaların ağrı (Vizüel ağrı skalası (VAS) ve McGill ağrı indeksi), basınç ağrı eşiği, kas kuvveti, el kavrama kuvveti, skapular diskinezi, boyun özürlülüğü, servikal ve omuz eklem hareket açıklıkları, baş postürü, skapular diskinezi, kutu-blok el beceri testi, Nottingham sağlık profili yaşam kalitesi, anksiyete ve hasta memnuniyet düzeyleri hastalar kliniğe çağırılarak fizyoterapist tarafından değerlendirildi. Elde edilen bulgular, her üç grupta da ağrı, boyun özürlülük, anksiyete duyarlılığı, EHA, üst ekstremite kuvveti, basınç ağrı eşiği, skapular diskinezi parametrelerinde anlamlı farklılık tespit edilmiştir (p<0,05). McGill ağrı indeksinde TR ve MT grubunda anlamlı azalma varken (p<0,05); EG da anlamlı bir farklılık görülmedi (p>0,05). Ağrı azalması MT grubunda tedavi bitiminde, TR grubunda ise tedavi sonrası 3. ve 6. ayda görüldü. Baş postüründe düzelmenin sadece TR grubunda anlamlı olduğu görüldü (p<0,05). Basınç ağrı eşiği tüm gruplarda anlamlı artarken (p<0,05), en fazla artış MT grubunda bulundu. Hasta memnuniyet ortalaması en yüksek MT grubunda (p<0,05), en düşük EG grubunda olduğu tespit edilirken, TR ile MT grupları arasında fark bulunmadı (p>0,05). Çalışma sonucunda dejeneratif servikal hastalıkta egzersiz, servikal ve torakal mobilizasyon ve telerehabilitasyon destekli aktif mobilizasyon tedavilerinin etkili olduğunu görüldü. Hastaları takibi ve uzun dönem etkileri göz önüne alındığında pandemi, ulaşım problemi gibi problemlerin varlığında telerehabilitasyon destekli aktif manuel tedavi ve egzersiz uygulamasının rehabilitasyon programlarının içerisine dahil edilebileceği sonucuna varıldı.
Nonspesifik boyun ağrılı hastalarda D vitamini düzeyi
Bu çalışmanın amacı nonspesifik boyun ağrılı (NBA) hastalarda D vitamini düzeyinin belirlenmesidir. Araştırmaya Fırat Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon polikliniğine boyun ağrısı şikayetiyle başvuruda bulunan ve NBA tanısı konulmuş ve D vitamini düzeyi incelenmiş 120 hasta dahil edilmiştir. Hastalardan yaş, boy, kilo, medeni hal, eğitim durumları, hastalık süresi, sigara ve alkol kullanımının olup olmadığı, nonsteroid antiinflamatuar ajan kullanımı bilgileri istenmiştir. Hastaların boy ve kilo ölçümünden vücut kitle indeksi (VKI) hesaplanmıştır. Hastaların Visual Analog Skala (VAS) ve Boyun Disabilite İndeksi (BDI) değerlendirilmiştir. Aynı zamanda hastalara Bournemouth Boyun Ağrısı Anketi ve Nottingham Sağlık Profili (NSP) anketi uygulanmıştır. Hastaların yaş ortalaması 33,8±8,3 (18,0-50,0) olarak bulunmuştur. Hastaların 43'ü (%35,8) erkek, 77'si (%64,2) ise kadındır. Hastaların 76'sında (%63,3) D vitamini eksikliği tespit edilmiştir, 44'ünde (%36,7) D vitamini düzeyi normal sınırlarda bulunmuştur. Erkeklerin 19 (%44,2)'unda, kadınların ise 57 (%74,0)'sinde D vitamini eksikliği görülmüştür. Kadınlardaki D vitamini eksikliği oranı erkeklerdekinden anlamlı şekilde fazla bulunmuştur (p=0,001). Gruplar arasında VAS skoru, BDI sorgulaması, Bournemouth anket sonuçları ve NSP puanları karşılaştırılmasında anlamlı farklılık görülmemiştir (p>0,05). Gruplar arasında BDI kategorisi açısından anlamlı farklılık görülmemiştir (p=497). Sonuç olarak non spesifik boyun ağrısı olan hastalarda D vitamini düzeyini ve etkilerini araştırdığımız, literatürde bir ilk olan çalışmamızda hastaların %63,3'ünde D vitamini eksikliği tespit edilmiş olup bu oran kadın hastalarda daha yüksektir. D vitamini eksikliğinin nonspesifik boyun ağrılı hastaların genelinde ağrı düzeyi, disabilite ve genel sağlık profili üzerine anlamlı etkisi bulunmadığı ortaya çıkarılmıştır. Anahtar kelimeler: Non spesifik boyun ağrısı, D vitamini, VAS, BDI, NSP
Boyun ağrısı olan hastalarda akıllı telefon ve bilgisayar kullanımının ağrı, özürlülük, boyun postürü ve psikolojik durum ile ilişkisinin araştırılması
Boyun ağrısı; toplumda oldukça yaygın görülen, bireyin üretkenliğini ve yaşam kalitesini olumsuz etkileyen, ülkelerin sağlık harcamalarını artıran kas iskelet problemlerinden biridir. Önemli sosyal ve ekonomik yüke neden olması nedeniyle boyun ağrısı, sadece bireysel bir sorun olmayıp aynı zamanda bir halk sağlığı sorunudur. Kadınlarda erkeklere oranla daha sık görülmektedir. Akıllı telefonlar son yıllarda hızla hayatımıza giren, toplumun büyük çoğunluğu tarafından kullanılan yeni nesil cep telefonu sınıfıdır. Bu cihazlar sadece günlük hayatımızın değil aynı zamanda iş hayatımızın da bir parçası haline gelmiştir. Bireylerin bu cihazları aşırı kullanması nedeniyle son zamanlarda internet bağımlılığı kavramından esinlenerek telefon bağımlılığı kavramı ortaya atılmıştır. Hayatımızda birçok kolaylık getiren bu cihazlar beraberinde birtakım problemler de getirmiştir. Son dönemlerde akıllı telefon kullanımı ile kas iskelet sorunları arasındaki ilişki ilgi konusu olmuştur. Biz de bu çalışmamızda boyun ağrısı olan hastalarda cep telefonu ve bilgisayar kullanımının ağrı, özürlülük, baş-boyun postürü ve psikolojik durum ile ilişkisini araştırmayı amaçladık. Çalışmamıza Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon Anabilim Dalı polikliniğine Haziran 2022- Mart 2023 tarihleri arasında başvuran, çalışmaya alınma ve çalışmadan dışlanma kriterlerini karşılayan 18-45 yaşları arasında 180 hasta alınmıştır. Kontrol grubu için boyun ağrısı olmayan, akıllı telefon, bilgisayar kullanan sağlıklı, yaşları 18-45 arasında olan 108 gönüllü katılımcı çalışmaya alındı. Hasta grubunda bulunanların %44,4'ü erkek ve %55,6'sı kadın olup kontrol grubunda bulunanların %45,4'ü erkek ve %54,6'sı kadındır. Gruplar arasında cinsiyet açısından anlamlı farklılık görülmemiştir (p=0,584). Hasta grubunda bulunanların yaş ortalaması 29,8±8,1 olarak kontrol grubunda bulunanların yaş ortalaması ise 29,4±6,2 olarak bulunmuş olup gruplar arasında yaş açısından anlamlı farklılık görülmemiştir. Hastalarda sırt, bel ağrısı görülme oranı (%83,9) kontrol grubunda görülme oranından (%53,7) anlamlı şekilde yüksek bulunmuştur (p<0,001) (Tablo 6). Tüm katılımcılarda akıllı telefon bağımlılık ölçeği (ATBÖ) puanı ile boyun VAS, sırt, bel VAS, günlük telefon kullanma süresi ve Telefon kullanma miktarı arasında pozitif yönde; ATBÖ puanı ile yaş arasında ise negatif yönde anlamlı bir korelasyon görülmüştür (Tablo 13). Boyun VAS skoru ile sırt/bel VAS skoru, günlük bilgisayar kullanma süresi ve bilgisayar kullanma miktarı arasında pozitif yönde anlamlı bir korelasyon görülmüştür (Tablo 14). Hastaların günlük bilgisayar kullanma süresi (p=0,029) bilgisayar kullanma miktarı (p=0,01) kontrol grubundan anlamlı şekilde yüksek bulunmuştur. Sonuç olarak; boyun ağrısı toplumda oldukça yaygın görülen, kişilerin verimliliğini olumsuz etkileyen önemli derecede sağlık harcamaların yol açan bir halk sağlığı sorunudur.
Kronik bel ve boyun ağrılarında anksiyete ve depresyon ilişkisi
Giriş ve Amaç: Bu çalışma, algoloji polikliniğine başvuran bel ve boyun ağrısı olan hastaların anksiyete ile depresyon ilişkisini değerlendirmek ve bu verileri sağlıklı kontrol grubundaki bireylerle karşılaştırarak aralarında anlamlı farklılık olup olmadığını değerlendirmek üzere gerçekleştirilmiştir. Gereç ve Yöntem: Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi Etik Kurul onayı (Tarih: 15.02.2022, Karar No: 64) alındıktan sonra, 16 Şubat 2022- 30 Haziran 2022 tarihleri arasında Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi hastanesi algoloji polikliniğine başvuran bel ve boyun ağrısı şikâyeti olan hastalar çalışma için uygunluk açısından değerlendirildi. Uygun görülen hastalar çalışma hakkında bilgilendirildi ve çalışmaya katılımı gönüllü olarak kabul eden hastalarla görüşüldü. Çalışmaya katılımın gönüllülük ilkesine bağlı olduğu ve eğer isterlerse herhangi bir zamanda çalışmadan çekilme hakları olduğu tüm katılımcılara anlatıldı. Kontrol grubu (n=100) herhangi bir bel/boyun ağrısı olmayan sağlıklı gönüllüler arasından seçildi. Çalışma kriterlerini karşılayan hastalar, gönüllü onam verdikten sonra, yüz yüze görüşüldü ve bu görüşmede araştırmacılar tarafından hazırlanan sosyodemografik veri formu ve skalalar aracılığı ile verileri elde edildi. Kişisel veriler ve ağrı değerlendirmesi parametrelerine ek olarak tüm katılımcılarda depresyon değerlendirmesi için 'Beck depresyon ölçeği' ve anksiyete değerlendirmesi için de 'Beck anksiyete ölçeği' uygulandı. Hastaların ağrı değerlendirmesi için görsel ağrı skalası (GAS) kullanıldı. Bu formlar aracılığı ile elde edilen veriler istatistiksel olarak analiz edildi. Analizler için SPSS paket programının 28,0 versiyonu kullanıldı. Bulgular: Çalışmaya katılan bel ve boyun ağrısı olan hastalarda anksiyete ve depresyon görülmesi istatistiksel olarak anlamlı bulundu, ev hanımlarında, ileri yaşta, düşük eğitim seviyesinde, evlilerde, uzun süreli çalışma durumda ve yüksek vücut kitle indeksi olanlarda bel ve boyun ağrısı görülme sıklığının artmış olduğunu görüldü. Katılımcılardan kadın cinsiyette anksiyete görülme oranı yüksek olmasına rağmen depresyon görülme oranının erkek cinsiyetten faklı olmadığını gözlemlendi, ev hanımlarında ve emeklilerde hem anksiyete hem de depresyon daha sık görüldü, ağrının süresinin uzunluğu ile VKİ yüksekliği hem depresyon hem de anksiyete ile ilişkili görüldü, evlilerde bekarlara göre depresyon daha sık görülürken anksiyete ile ilgili anlamlı fark bulunmadı. Eğitim düzeyi, yaşanılan yer ve de sigara kullanımının anksiyete ve depresyon ile ilgisi bulunmadı. Sonuç: Bulgularımızın sonucunda bel ve boyun ağrısı olan hastalarda depresyon ve anksiyete sıklığının anlamlı derecede birliktelik gösterdiği ve bunun toplumda sık görüldüğü bu hastalıkların tedavisini yaparken bel ve boyun ağrısı olan hastalarda mental durumu düzenlemek adına sağlık yardımı almaları gerektiğini hastalara anlatmamız gerektiğini düşünmekteyiz. Anahtar Kelimeler: Algoloji, Bel Ağrısı, Boyun Ağrısı, Anksiyete, Depresyon, Beck
Servikal disk hernili hastalarda elektromanyetik alan uygulamasının klinik parametreler üzerine etkileri
Amaç: Bu çalışmada amaç, servikal disk hernili hastalarda elektromanyetik alan tedavisinin etkinliğini araştırmaktır. Gereç ve Yöntem: Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon polikliniğinde radyolojik olarak servikal disk hernisi tanısı alan ve çalışma kriterlerini sağlayan 74 hasta çalışmaya alındı. 74 hastadan 64'ü çalışmayı tamamladı. Hastalar iki gruba ayrıldı. Her iki gruptaki hastalara konvansiyonel TENS ve hotpack (yüzeyel sıcak uygulama) tedavisi verildi. Bu tedavileride ek olarak çalışma(n:32) grubundaki hastalara pulse manyetik alan tedavisi (yüzde 60 yoğunlukta, 50 hz frekansta, 20 dakika boyunca) verilirken, kontrol(n:32) grubundaki hastalara akım verilmeden manyetik alan(sham manyetik alan) verildi. Hastalar; çalışma öncesi, çalışma sonunda(3. hafta) ve tedaviden sonra 12. haftada Vizüel analog Skala(VAS), Boyun Ağrı ve Özürlülük Skalası(NPDS), Nottingham Sağlık Profili(NHP) ve Hastane Anksiyete ve Depresyon Ölçeği(HAD) kullanılarak değerlendirildi. Bulgular: Her iki grup ayrı ayrı tedavi öncesi ile tedavi sonrası karşılaştırıldığında VAS, NPDS, NHP, HAD skorlarında istatistiksel olarak anlamlı iyileşme oldu. İki grup kendi arasında karşılaştırıldığında, tedavi öncesi ile sonrası arasındaki farkta iki grup arasında anlamlı sonuç bulunmadı. Tedavi öncesi ile tedaviden sonra 12.hafta arasındaki farkta VAS skoru ve NHP Uyku parametresinde çalışma grubu lehine anlamlı derecede ilişki saptandı (p<0,05). Sonuç: Elektromanyetik alan tedavisi, servikal disk hernisine bağlı boyun ve/veya kol ağrılarını azaltmada, uzun vadede etkindir. Anahtar Sözcükler: Elektromanyetik alan tedavisi, manyetik alan tedavisi, magnetoterapi, servikal disk hernisi, boyun ağrısı
Kronik boyun ağrılı hastalarda pilates eğitiminin fonksiyonellik ve yaşam kalitesine etkisi
Amaç:Kronik boyun ağrısının fonksiyonel yetersizliğe sebep olduğu belirtilmesine rağmen, Pilates eğitiminin fonksiyonellik ve yaşam kalitesine olan etkisi bilinmemektedir. Araştırmanın amacı kronik boyun ağrılı hastalarda Pilates egzersizlerinin fonksiyonellik ve yaşam kalitesine etkisini incelemektir. Yöntem: Otuz altı kronik boyun ağrılı hastada ağrı, özürlülük, kavrama kuvveti, el becerisi, postüral kontrol, fiziksel aktivite ve yaşam kalitesi değerlendirilmiştir. Hastalar Pilates ve ev egzersiz grubu olmak üzere randomize olarak 2 gruba ayrılmıştır. Hastalara 8 haftalık egzersiz eğitimi uygulanmış ve değerlendirmeler egzersiz öncesi, sonrası(8. hafta) ve 12. haftada tekrarlanmıştır. Bulgular: Her 2 tedavi yöntemi de kısa dönemde ağrı ve özürlülüğü azaltmada ve el becerisi ile kavrama kuvvetini artırmada benzer etkiye sahipken, Pilates egzersizleri uzun dönemde ağrı ve özürlülüğün azalmasında, fiziksel aktivite ve yaşam kalitesinin artmasında ev egzersizlerinden daha etkili bulunmuştur (p<0.05).Pilates egzersizleri ve ev egzersizlerinin, postüral kontrolün gelişiminde uzun dönemde katkı sağlaması açıdan birbirine üstünlüğü bulunmamaktadır (p>0.05). Sonuç: Pilates egzersizleri hem kısa hem uzun dönemde ağrı ve özürlülüğün azalmasında,fiziksel aktivite ve yaşam kalitesinin artmasında ev egzersizlerinden daha etkilidir. Postüral kontrolü geliştirmede her 2 egzersiz yöntemi de benzer etkiye sahiptir. Bu konuda Pilates egzersizleri ile farklı egzersiz yaklaşımlarını karşılaştıran daha fazla çalışmaya ihtiyaç vardır. Anahtar Sözcükler: pilates egzersizleri, postüral kontrol, fiziksel aktivite, kronik boyun ağrısı
Farklı fiziksel aktivite düzeylerine sahip boyun ağrılı bireylerde uyku kalitesi, fonksiyonellik ve farkındalığının incelenmesi
çalışmanın amacı farklı fiziksel aktivite düzeylerine sahip boyun ağrılı bireylerde uyku kalitesi, fonksiyonellik ve farkındalığının incelenmesi idi. Çalışmamıza en az 3 aydır ağrı şikayeti olan 122 birey katıldı. Bireylerin sosyodemografik ve klinik özellikleri kaydedildi. İstirahatte, aktivite sırasında ve gece oluşan ağrı şiddetleri vizuel analog skala ile değerlendirildi. Bireylerin fiziksel aktivite seviyeleri Uluslararası Fiziksel Aktivite Anketi'nin (UFAA) kısa formu ile değerlendirildi. Uyku kalitesi Pittsburgh Uyku Kalitesi İndeksi (PUKİ) ile değerlendirildi.Boyun farkındalığı Fremantle Boyun Farkındalık Anketi ile değerlendirildi. Bireyler fiziksel aktivite seviyelerine göre inaktif, az aktif ve yeterince aktif olarak üç gruba ayrıldı. Grupların ağrı düzeyleri, uyku kaliteleri, fonksiyonellikleri ve boyun farkındalıkları karşılaştırıldı.Üç grubun değerlendirilen tüm parametreleri birbirinden istatistiksel olarak farklı bulundu (p<0,05). Ağrı şiddeti açısından inaktif grup, az aktif ve yeterince aktif grup arasında fark gözlendi. Yeterince aktif olan grup istirahatte boyun ağrısı en az iken, az aktif grubun ağrısı en fazla idi. Yeterince aktif olan grup istirahatte boyun ağrısı en az iken, az aktif grubun ağrısı en fazla idi. Yeterince aktif olan grubun gece boyun ağrısı en az iken, az aktif grubun ağrısı en fazla idi. İnaktif grubun uyku kalitesi en az değere sahip iken az aktif grubun uyku kalitesi en fazla bulundu. Yeterince aktif grup en fazla fonksiyonelliğe sahip iken, en az fonksiyonelliğe inaktif grup sahip idi. İnaktif grubun boyun farkındalığı en az değere sahip iken az aktif grubun boyun farkındalığı en fazla bulundu.
Kronik boyun ağrılı bireylerde enstrüman yardımlı yumuşak doku mobilizasyon yönteminin ağrı ve eklem pozisyon hissi üzerine akut etkisi
Bu çalışmada; kronik boyun ağrılı bireylerde tek seanslık Enstrüman yardımlı yumuşak doku mobilizasyonu (EYYDM) uygulamasının, ağrı ve eklem pozisyon hissi (EPH) üzerine akut etkisinin belirlenmesi amaçlandı. Çalışmaya en az 12 haftadır kronik boyun ağrısı olan 18-65 yaş arası 39 birey dahil edildi. Çalışmaya dahil edilen bireyler, blok randomizasyon yöntemi ile EYYDM uygulaması (n=13), sham uygulama (n=13) ve kontrol (n=13), (7 kadın, 6 erkek) olarak üç gruba ayrıldı. Katılımcıların ağrı şiddeti görsel analog skala (GAS) ile, eklem pozisyon hissi "Cervical Range of Motion" (CROM - Performance Attainment Associates, Lindstrom, Minnesota, US) cihazı kullanılarak uygulamalardan önce ve sonra değerlendirildi. Kontrol grubu harici gruplara ilk ölçümden sonra tek seans EYYDM veya sham EYYDM uygulaması yapıldı. Kontrol grubuna ise herhangi bir müdahalede bulunulmadı. Değerlendirme sonucunda, GAS skorunda uygulama sonrasında akut olarak istatistiksel olarak anlamlı fark gözlendi (p=0,001). EYYDM grubunda servikal bölgenin tüm yönlerinde eklem pozisyon hissinde (EPH) istatistiksel olarak anlamlı iyileşmeler bulundu (p<0.05). Sham grubunda ise EPH'de servikal ekstansiyon, sol rotasyon ve sol lateral fleksiyon hareketlerinde önemli kazanımlar saptandı (p<0.05). Kronik boyun ağrılı bireylerin, fizyoterapi programlarında EYYDM uygulamasına da yer verilmesinin ağrı ve EPH üzerinde olumlu etkiler oluşturacağını düşünmekteyiz.
Üniversite öğrencilerinde boyun ağrısı ile ilgili faktörlerin incelenmesi
Bu çalışmanın amacı; subjektif boyun ağrısı şikâyeti olan üniversite öğrencilerinde ağrı ile fonksiyonellik, fiziksel aktivite, uyku kalitesi, yorgunluk şiddeti, teknoloji kullanımı ve kaygı arasındaki ilişkiyi incelemek ve ağrısı olmayan bireyler ile karşılaştırmaktı. Çalışmaya Sağlık Hizmetleri Meslek Yüksekokulu'nda öğrenim gören 18-25 yaş aralığında 103 erkek ve 371 kadın toplamda 474 birey dahil edildi. Bireyler İskandinav Kas İskelet Sistemi Sorgusu'na göre boyun ağrısı olan bireyler (n=166) ve boyun ağrısı olmayan sağlıklı bireyler (n=308) olarak iki gruba ayrıldı. Çalışma "Google Forms" aracılığıyla yürütüldü. Boyun ağrısı olan grupta ağrı şiddetini ölçmek için Numerik Ağrı Skalası kullanıldı. Bireylerin fonksiyonel durumu Boyun Özür Anketi; fiziksel aktivite düzeyi Uluslararası Fiziksel Aktivite Ölçeği Kısa Form; uyku kalitesi Pittsburg Uyku Kalitesi İndeksi; yorgunluk şiddeti Yorgunluk Şiddet Ölçeği; teknoloji bağımlılığı Akıllı Telefon Bağımlılık Ölçeği ve kaygı düzeyi Durumluk-Sürekli Kaygı Ölçeği ile değerlendirildi. Çalışmaya dahil edilen bireylerin yaş, vücut kütle indeksi, sigara ve ağrı kesici kullanma durumu her iki grupta birbirine benzerdi (p>0,05). Cinsiyet ve ağır yük taşıma durumunda gruplar arası fark bulundu (p<0,05). Çalışmada her iki grup arasında fonksiyonel durum, uyku kalitesi, yorgunluk şiddeti, teknoloji bağımlılığı ve sürekli kaygı değerleri açısından anlamlı fark olduğu saptandı (p<0,05). Fiziksel aktivite düzeyi ve durumluk kaygı değerleri ise gruplar arasında benzerdi (p>0,05). Ağrı şiddeti ile fiziksel aktivite düzeyi arasında pozitif yönde anlamlı zayıf bir ilişki bulundu (p<0,05). Ağrı şiddeti ile fonksiyonel durum, uyku kalitesi, yorgunluk şiddeti, teknoloji kullanımı ve kaygı düzeyleri arasında ilişki bulunmadı (p>0,05). Sonuç olarak; boyun ağrısı olan bireylerin fonksiyonel durumlarının ve uyku kalitesinin daha düşük olduğu; yorgunluk şiddeti, teknoloji bağımlılığı ve kaygı düzeylerinin daha yüksek olduğu görüldü. Bununla birlikte ağrı şiddeti ile diğer faktörler ilişkili bulunmadı. Üniversite öğrencilerinde boyun ağrısı ile ilgili olabilecek faktörlerin değerlendirilmesinin ve erken belirlenmesinin fizyoterapi için yol gösterici olacağını düşünmekteyiz.
Dejeneratif servikal hastalığı olanlarda dinamik servikal manyetik rezonans görüntüleme bulgularının standart statik manyetik rezonans görüntüleme ve klinik bulgular ile korelasyonu
Bu çalışmanın amacı dejeneratif servikal hastalık olgularında statik ve dinamik manyetik rezonans görüntüleme (MRG) bulguları arasındaki farklılıkların değerlendirilmesi ve klinik bulgular ile statik ve dinamik MRG bulguları arasındaki korelasyonun araştırılmasıdır. Hastanemize boyun ağrısı şikayeti ile başvuran 84 hasta çalışmaya dahil edilmiştir. MRG öncesinde yapılan klinik muayene sırasında hastalar vizüel analog skala (VAS) ve boyun özürlülük indeksi (BÖİ) formları ile değerlendirilmiştir. Statik servikal MRG görüntülerinde C3-C7 düzeyleri arasından Kang skoru (KS), ligamentum flavum (LF) kalınlığı, spinal kanal ön-arka çapı (SKÇ), sagital hareket aralığı (ROM) ölçümleri yapılmış, aynı ölçümler dinamik MRG' de tekrarlanmıştır. Nötr, fleksiyon ve ekstansiyon pozisyonlarında elde edilen veriler istatistiksel olarak karşılaştırılmış, ayrıca MRG bulguları ile VAS ve BÖİ skorları arasındaki ilişki de değerlendirilmiştir. Çalışmaya dahil edilen 84 olgunun (55 Kadın, 29 erkek) yaş ortalaması 51.32±7.29 dir. Nötr pozisyonda C4-5 ve C6-7 düzeylerinde (p<0.05), fleksiyon pozisyonunda C4-5 ve C6-7 düzeylerinde (p<0.05), ekstansiyon pozisyonunda C4-5 ve C6-7 düzeylerinde (Sırasıyla p<0.05; p<0.01) KS' ları ile VAS puanları arasında pozitif yönlü korelasyon bulunmuştur. Tüm düzeylerde nötr-ekstansiyon ve fleksiyon-ekstansiyon pozisyonlarındaki KS' ları arasında fark bulunmuştur (Sırasıyla p<0.05, p<0.01). Fleksiyon pozisyonunda C6-7 düzeyinde VAS puanı ile LF kalınlığı arasında negatif yönlü ilişki bulunmuştur (p<0.05). Tüm düzeylerde nötr, fleksiyon ve ekstansiyon pozisyonlarındaki LF kalınlıkları arasında fark bulunmuştur (p<0.01). Fleksiyon pozisyonunda C4-5 düzeyinde SKÇ ile VAS puanı arasında negatif yönlü ilişki bulunmuştur (p<0.05). Tüm düzeylerde nötr, fleksiyon ve ekstansiyon pozisyonlarındaki SKÇ arasında fark bulunmuştur (p<0.01). Fleksiyonda C4-5 ve C6-7 düzeylerinde ölçülen SKÇ ile ROM arasında pozitif yönlü korelasyon bulunmuştur (Sırası ile p<0.05; p<0.01). Ekstansiyonda C6-7 düzeyinde ölçülen SKÇ ile ROM arasında negatif yönlü korelasyon bulunmuştur (p<0.05). Fleksiyonda C6-7 düzeylerinde ölçülen KS ile ROM arasında negatif yönlü korelasyon bulunmuştur (p<0.05). Çalışmamız dinamik MRG'nin, servikal kanal stenozu ve bu duruma katkı sağlayan faktörlerin görüntülenmesinde statik MRG' ye üstün olduğunu göstermiştir. Dinamik MRG' nin standart incelemeye ek olarak kullanılması operasyon planlaması için kullanışlı olabilir. Bununla birlikte her hasta için bu yöntemin kullanılması hasta konforu, zaman ve maliyet açısından uygun değildir. Çalışmamız fizik muayene, boyun ağrı ve özürlülük formlarının ek inceleme ihtiyacını belirlemek amacı ile kullanımının yeterli katkı sağlamadığını göstermektedir. Yalnız aksiyel boyun ağrısı şikâyeti bulunan hastalardan ziyade myelopati ve radikülopati semptomlarının bulunduğu hasta grubu ile yapılacak çalışmalar ile bu ilişkinin gösterilebileceğini düşünüyoruz.
Algoloji kliniğimize boyun ve kol ağrısı nedeniyle başvuran hastalara uygulanan girişimsel ağrı tedavisinin retrospektif değerlendirilmesi
Amaç: Boyun ve kol ağrısı şikayeti ile kliniğimize başvuran hastalarda uygulanan transforaminal anterior epidural steroid (TAESİ) ve PRF tedavisinin etkinliğini, hasta memnuniyetini ve komplikasyonları retrospektif olarak incelemek. Gereç ve yöntem: TAESI vr pulsed RF uygulanan 90 hastanın, işlem öncesinde ve sonrasında ağrılarının değerlendirilmesinde Görsel Analog Skala (VAS) kullanıldı. Hastaların tedavi öncesinde ve girişimsel tedavinin sonrasında 1. , 3, ve 6, aydaki ağrı ölçümleri ve işlem sonrası memnuniyetleri ve işlem sonrası gelişen istenmeyen etkiler dosyalarından geriye dönük taranarak değerlendirildi. Bulgular: Boyun ve kol ağrısı olan hastaların retrospektif olarak değerlendirilmesinde; VAS skoru ortalaması işlem öncesinde 8,06±1,76 iken, işlem sonrası 1. ayda 4,14±2,23, işlem sonrası 3. ayda 3,83±2,23, işlem sonrası 6. ayda 3,70±2,30 olarak bulundu. VAS skoru işlem öncesi ve sonrası karşılaştırılmış ve istatistiksel olarak anlamlı fark tespit edildi (p<0,05). Hastaların %65 den fazlası işlem sonrasında memnuniyet dereceleri iyi veya çok iyi olarak değerlendirildi. İşlem her iki tarafta da en çok C5-6 seviyesinden gerçekleştirilirken, %61,9'nun sağ taraftan, %38,1'nin sol taraftan uygulandığı görüldü. Hastalarda işlem sonrası gelişen olumsuz etkiler değerlendirildiğinde en sık %10 oranında venöz kaçış saptandı. Ancak ölümcül bir nörolojik komplikasyon gelişmediği görüldü. Sonuç: Literatürde servikal transforaminal epidural steroid enjeksiyonunun ve pulsed radyofrekans tedavinin etkinliği ve komplikasyonları tartışmalı olsa da, bu tedavinin hastaların ağrı palyasyonuna katkıları ve kar zarar oranı göz önünde bulundurulduğunda; uygun görüntüleme yöntemleri eşliğinde deneyimli ve yetkin merkezlerde bu kombine tedavinin komplikasyonsuz ve etkin bir ağrı palyasyonu sağlayabileceği düşünülebilir.
Non-spesifik kronik boyun ağrılı genç yetişkinlerde motor imgelemenin fonksiyonellik ve yaşam kalitesi üzerine etkisi
ÖZET Amaç: Non-spesifik kronik boyun ağrılı genç yetişkinlerde motor imgelemenin fonksiyonellik ve yaşam kalitesi üzerine etkisini incelemekti. Yöntem: Non-spesifik kronik boyun ağrılı 40 genç yetişkin randomizasyonla egzersiz grubu (grup I) (n=20), motor imgeleme ve egzersiz grubu (grup II) (n=20) olarak iki gruba ayrıldı. Değerlendirmeler tedavi öncesi ve sonrası olmak üzere iki kez yapıldı. Değerlendirme de demografik bilgiler için veri kayıt formu; ağrı için; Görsel Analog Skalası, özürlülük değerlendirmesi için; Boyun Özür Göstergesi Ölçeği, uyku kalitesi için Pittsburg Uyku Kalitesi Ölçeği, anksiyete için; Beck Anksiyete Ölçeği, depresyon için; Beck Depresyon Ölçeği, imgeleme için; Hareket İmgeleme Ölçeği, yaşam kalitesi için ise Kısa Form-36 yaşam kalitesi formu kullanıldı. Boyun bölgesi için eklem hareket açıklığı, derin duyu değerlendirmesi, ağrı eşiği ve kas endurans ölçümleri yapıldı. Egzersiz programı iki gruba da haftada 5 gün 4 hafta uygulandı. Grup II'ye, egzersizlere ek olarak motor imgeleme programı her gün maksimum 15 dakika uygulandı. Bulgular: Her iki grup olgularımız yaş, boy, kilo gibi demografik özellikleri açısından homojendi. Egzersiz eğitimi öncesi-sonrası; yaşam kalitesi alt parametrelerinden fiziksel fonksiyon (p=0.0123), sosyal fonksiyon (p=0.001) ve mental sağlık (p<0.001) için sadece grup II olgularında olumlu artışlar oldu ancak gruplar arası istatistiksel olarak anlamlı fark yoktu. Egzersiz eğitimi sonrası sadece grup II olgularında diğer gruba göre boyun ekstansör kas enduransında istatistiksel olarak anlamlı fark vardı (p<0.05). Sonuç: Motor imgeleme kronik boyun ağrılı bireylerde kas enduransınını kısa sürede artırdı. Bunun yanında motor imgeleme eğitimi fonksiyonelliği, imgeleme yeteneğini ve yaşam kalitesini olumlu etkilemektedir. Anahtar Sözcükler: Boyun ağrısı, Motor imgeleme, Yaşam kalitesi
Servikal radikülopatili hastalarda yüksek yoğunluklu lazer terapinin klinik etkinliği: Randomize kontrollü çalışma
Amaç: Bu çalışmada, subakut-kronik servikal radikülopatili hastalarda, egzersiz ile kombine HILT'in, plaseboya ve tek başına egzersize kıyasla, ağrı, fonksiyonellik ve yaşam kalitesi üzerine olan klinik etkinliğini kısa ve uzun dönemde araştırmaktır. Dizayn: Randomize, çift kör, plasebo kontrollü çalışma Gereç ve yöntemler: Çalışma, 18-65 yaş aralığında, 1 ay ve daha uzun süredir olan kol ağrısı ve/veya boyun ağrısı öyküsü, klinik değerlendirme ve servikal MRG bulguları servikal radikülopati ile uyumlu olan toplam 90 hasta dahil edildi. Hastalar üç tedavi grubuna randomize edildi. 1.grup HILT ve egzersiz, 2.grup sham HILT ve egzersiz, 3.grup sadece egzersiz tedavisi aldı. Hastalar, gonyometre ile servikal eklem hareket açıklığı, Vizüel Analog Skala (VAS) ile boyun ve koldaki ağrı şiddeti, Nöropatik Ağrı Anketi (NAA) ile nöropatik ağrı ve semptomların düzeyi, Servikal Radikülopati Etki Ölçeği (SREÖ) ile radiküler semptomların işlevselliğe etkisi, Boyun Engellilik İndeksi (BEİ) ile özürlülük durumu ve SF-36 ile yaşam kalitesi olmak üzere tedavi öncesi (T0), tedavi bitimi (T1: 4.haftada) ve tedaviden sonra 12.hafta (T2) toplam üç kez değerlendirildi. Çalışma tasarımı dahilinde hastalar ve değerlendirmeleri yapan araştırıcı, tedavi gruplarına karşı kördü. Bulgular: Çalışmayı tamamlayan 90 hasta, her grupta 30 hasta olmak üzere 1.grup HILT ve egzersiz, 2.grup sham HILT ve egzersiz, 3.grup sadece egzersiz tedavisi aldı. 90 hastanın 60'ı (%66,7) kadın; 30' u (%33,3) erkek olup yaş ortalaması 48,9±9,3 yıldı. Cinsiyet ve yaş açısından gruplar homojen dağılım gösterdi. Kol ve boyundaki ağrı şiddeti (VAS), nöropatik (NAA) ve radiküler ağrı (SREÖ) düzeyleri, boyun fonksiyonel özürlülük düzeyi (BEİ) her üç grupta da hem kısa dönemde hem uzun dönemde anlamlı iyileşme gösterdi (p<0,05). Özellikle, bu iyileşmenin HILT grubunda, plaseboya ve tek başına egzersize kıyasla, kısa ve uzun vadede istatistiksel açıdan anlamlı olarak daha fazla olduğu saptandı (p<0,05). Hem kısa vadede hem uzun vadede, HILT ve plasebo grubunda yaşam kalitesi ölçeğinin tüm alt parametrelerinde; sadece egzersiz alan grupta ise emosyonel rol kısıtlılığı, sosyal işlevsellik ve ağrı alt parametrelerinde anlamlı iyileşme olduğu saptandı(p<0,05). HILT ile kombine egzersiz tedavisi alan grup, SF-36'nın tüm alt parametrelerinde hem kısa hem uzun vadede sadece egzersiz tedavisi uygulanan gruba göre iyileşme açısından anlamlı üstünlük gösterirken; uzun vadede ise plasebo grubuna anlamlı üstünlük gösterdiği saptandı (p<0,05). HILT ve sham HILT grubunun grup içi sagittal, koronal ve transvers düzlemdeki hareket açıklıklarında, kısa ve uzun dönemde anlamlı artış olduğu saptandı(p<0,05). Tek başına egzersiz grubunda ise sağ /sol rotasyon ölçümlerinde kısa vadede anlamlı artış saptanırken, uzun vadede ise ekstansiyon ve sol rotasyon ölçümünde anlamlı iyileşmenin olduğu gözlendi (p<0,05). Üç düzlemde ölçülen servikal EHA değerleri açısından kısa ve uzun vadede, HILT' in plaseboya üstünlük göstermediği saptandı (p>0,05). Diğer yandan, HILT ile birlikte uygulanan egzersizin, kısa ve uzun vadede sagittal ve koronal düzlemdeki hareket açıklığı üzerinde, tek başına egzersize kıyasla anlamlı üstünlüğü olduğu saptandı (p<0,05). Ek olarak, radiküler semptomların işlevselliğe etkisini değerlendirmek için kullandığımız Servikal Radikülopati Etki Ölçeği'nin ise; VAS, NAA, SF-36'nın bazı alt parametreleri ile tedavi öncesi ve takipteki sonuçlarla orta-yüksek düzeyde, anlamlı korelasyon gösterdiği saptandı (p<0,05). Sonuç: Servikal radikülopatili hastalar için HILT ile kombine egzersiz tedavisinin, sadece egzersiz yapmaya ve plaseboya kıyasla, kısa ve uzun vadede radiküler ağrıyı, fonksiyonel sakatlığı ve yaşam kalitesini önemli ölçüde iyileştirmektedir. Ek olarak, SREÖ, servikal radikülopatili hastaların semptomlara bağlı sınırlamaların ölçümünde, tedavi ve takibinde uygulanabilir. Anahtar Kelimeler: Servikal radikülopati, Yüksek yoğunluklu lazer terapi, Radiküler ağrı, Boyun ağrısı
Nonspesifik kronik boyun ağrılı hastalarda pulse elektromanyetik alan tedavisinin (PEMT) etkinliği: Randomize kontrollü çalışma
Amaç: Bu çalışmada kronik nonspesifik boyun ağrılı hastalarda pulse elektromanyetik alan tedavisinin (PEMT) ağrı, dizabilite, basınç ağrı eşiği ve yaşam kalitesi üzerindeki etkinliğini değerlendirmeyi amaçladık. Gereç ve Yöntem: Çalışmaya 20-55 yaş aralığında, kronik nonspesifik boyun ağrısı tanısı alan 75 hasta dahil edildi. Hastalar PEMT, sham PEMT ve sadece NSE olmak üzere üç gruba randomize edildi. PEMT grubuna boyun bölgesine 3 hafta boyunca haftada 5 gün toplam 15 seans PEMT (25 hz frekans, %35 yoğunlukta, 30 Gauss, 25 dk) ve sonrasında 60 dakikalık NSE uygulandı. Sham PEMT grubuna cihaz kapalı bir şekilde 3 hafta boyunca haftada 5 gün her seans 25 dk olmak üzere toplam 15 seans sham PEMT ve 60 dakikalık NSE uygulandı. NSE grubuna ise her seans 60 dakika olacak şekilde 3 hafta boyunca haftada 5 gün toplam 15 seans sadece NSE programı verildi. Hastaların demografik verileri kaydedildi. Değerlendirme parametreleri; semptom süreleri, servikal eklem hareket açıklıkları (EHA), istirahat-hareket-gece Visuel Analog Skala (VAS) değerleri, boyun ağrı ve özürlülük ölçeği (NDI), hasta ve hekim global değerlendirmeleri, algometre ile basınç ağrı eşiği ölçümü ve kısa form-36 (SF-36) yaşam kalitesi değerlendirme anketinden oluşmaktaydı. Değerlendirmeler; tedavi öncesi (T0), tedavi sonrası/3. haftada (T1) ve 6. haftada (T2) yapıldı. İstatistiksel analizde SPSS 25.0 paket programı kullanıldı ve p<0,05 değeri anlamlı kabul edildi. Bulgular: Çalışmamızda her üç grupta da, tedavi sonrası ve 6. haftada yapılan değerlendirmelerde başlangıca göre, çoğu parametrede iyileşme saptadık. T1 kontrolünde PEMT ve sham PEMT grupları arasında VAS hareket düzeylerinde PEMT lehine anlamlı fark vardı. Gruplar arası analizde T1 kontrolünde PEMT grubu NSE grubuna göre NDI düzeylerinde daha fazla iyileşme gösterdi. 6. hafta kontrolünde ise NDI düzeylerinde PEMT grubunda, sham ve NSE grubuna kıyasla anlamlı düzeyde daha fazla iyileşme mevcuttu. Sonuç: Kronik nonspesifik boyun ağrılı hastalarda NSE'ye eklenen PEMT'in ağrı, dizabilite ve yaşam kalitesi üzerine olumlu etkileri olmaktadır. PEMT istirahat, hareket ve gece ağrısını azaltmada egzersize üstün; harekette ağrıyı azaltmada ise plaseboya üstün olup, dizabiliteyi iyileştirmede kısa vadede egzersizden, uzun vadede hem egzersiz hem de plasebodan daha etkili bulunmuştur. Anahtar kelimeler: Boyun ağrısı, Egzersiz, Kronik nonspesifik boyun ağrısı, Pulse manyetik alan tedavisi