Ağız

62 theses under this subject heading

Medical SpecialtyOpen AccessTR

Diyabetes mellituslu hastalarda ağız ve diş sağlığının diyabet kontrolü ve yaşam kalitesine etkisi

Amaç: Bu çalışmanın amacı, Tip 2 Diabetes Mellitus (DM)'lu hastaların ağız diş sağlığı durumunu saptamak ve diyabet hastalığının, ağız ve diş sağlığı ile ilişkili yaşam kalitesine (ASYK) etkisini değerlendirmektir. Yöntem: Çalışma, Haziran 2019 – Eylül 2019 tarihleri arasında Hatay Mustafa Kemal Üniversitesi Endokrinoloji Polikliniğine başvuran Tip 2 Diyabet tanılı hastalarla gerçekleştirilmiştir. Çalışma için sosyodemografik-tıbbi öykü anketi, diş taraması için ağız sağlığı değerlendirme aracı (OHAT), Ağız Diş Sağlığı Ölçeği (ADSÖ) ve Ağız Sağlığı Etki Profili–14 (OHIP-14) ölçeği kullanılmıştır. Bulgular: Çalışma grubu 305 hastadan oluşmaktadır. Hastalara uygulanan OHAT ölçeğinin puan ortanca değeri 5 (min:0, maks:10), OHIP-14 ölçeğinin ortanca değeri 16(min:0, maks:40) olarak bulunmuştur. Düzenli diş fırçalama alışkanlığı olanların olmayanlara kıyasla daha düşük ölçek puanlarına sahip olduğu görülmüştür (p=0,001). Hastalık süresinde uzama ve tedaviye uyumsuzluğun ağız ve diş sağlığı ile ilişkili yaşam kalitesinde azalmaya neden olduğu saptanmıştır. Katılımcıların %92,8'inde diyabete ek başka hastalıkların olduğu görülmüştür. Diyabete ek kronik hastalığı olan gruplarda, olmayanlara kıyasla ASYK daha düşük bulunmuştur(p=0,006). ADSÖ, OHAT, OHIP-14 ölçekleri ile HbA1c arasında pozitif korelasyon olduğu belirlenmiştir (p=0,001). Sonuçlar: DM ile ağız ve diş sağlığı arasında çift yönlü bir ilişkili vardır. DM hastaların ağız ve diş sağlığını olumsuz etkilemektedir. Ağız ve diş sağlığı kötü olan hastalarda diyabetin kontrol altına alınması zorlaşmaktadır. Ağız ve diş sağlığında ki bozulma ASYK'de düşmeye sebep olmaktadır. Anahtar kelimeler: Diyabet, Aile hekimliği, Ağız sağlığı, Ağız sağlığı ile ilgili yaşam kalitesi

Aile hekimliğiAğızAğız sağlığı+4
Şebnem Turan Adıgüzel
Hatay Mustafa Kemal University
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Ağız patojenlerine etkili olabilecek bazı uçucu yağların kimyasal bileşimlerinin ve antimikrobiyal aktivitelerinin değerlendirilmesi

Ağız ve dişler mikroorganizma kaynaklı pek çok hastalığın görüldüğü yapıdır. Bu hastalıkların tedavisi genellikle antibiyotik kullanımı ile yapılmaktadır. Artan antibiyotik dirençli mikroorganizmalar nedeniyle yeni doğal kaynaklı etken madde keşfi önem kazanmıştır. Uzun yıllardan beri uçucu yağların antimikrobiyal özellikleri olduğu bilinmekte ve tedavi amaçlı kullanımları önemli bir yer tutmaktadır. Bu tez kapsamında ağız ve diş hastalıklarına karşı kullanılan farmakope kalitesindeki Salvia officinalis L., Pimpinella anisum L., Eucalyptus globulus L., Matricaria recutita L., Achillea millefolium L. uçucu yağlarının kimyasal bileşimleri GK/AİD ve GK/KS yöntemleri ile belirlenmiştir. Ağız patolojisinde önemli rol oynayan bakterilerden Streptococcus mutans, Streptococcus sanguinis, Staphylococcus aureus, Corynebacterium striatum, Candida albicans ve Candida krusei suşlarına karşı uçucu yağların antimikrobiyal aktiviteleri mikrodilüsyon yöntemi ile değerlendirilmiştir. Ayrıca aktivite gösteren uçucu yağlar antibiyotikler ile kombine edilmiş ve checkerboard yöntemi ile sinerjik etkileri test edilmiştir. Sonuç olarak test edilen uçucu yağların ağız patojenlerine karşı 20 ile 0.625 mg/mL arasında minimum inhibisyon konsantrasyon değerleri ile orta kuvvette antimikrobiyal etkili oldukları görülmüş ve antibiyotiklerle kombinasyonlarında M. recutita uçucu yağının tetrasiklin ile kombinasyonunda S. aureus'a karşı sinerjik etki gösterdiği bulunmuştur. Anahtar Sözcükler: Ağız boşluğu hastalıkları, Uçucu yağlar, Antimikrobiyal aktivite, Sinerjik etki

Antienfektif ajanlarAğızFarmakognozi+3
Gözde Öztürk
Anadolu University · Institute of Health Sciences
2017
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Oral tutulumu olan ve olmayan liken planus hastalarında dental seri yama testi sonuçlarının karşılaştırılması

Amaç: Liken planus, kronik ve inflamatuvar bir deri hastalığıdır. Liken planus etyolojisinde birçok hastalık ve ajanın rolü üzerinde durulmaktadır. Diş tedavi materyalleri etyolojide suçlanan faktörlerden biridir. Bu bakımdan dental restoratif materyallerin liken planus etyolojisinde rolü olup olmadığının belirlenmesi ve oral tutulum izlenmeyen klinik tiplerde dental materyallerin hastalık üzerindeki etkisini saptamak için oral tutulumu olan ve olmayan liken planus hastalarında dental seri yama testi sonuçlarının karşılaştırılması amaçlanmıştır. Gereç ve yöntem: Çalışmaya İnönü Üniversitesi Tıp Fakültesi Dermatoloji Anabilim Dalı ve İnönü Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Ağız, Diş ve Çene Cerrahisi Anabilim Dalı polikliniğine başvuran, klinik ve/veya histopatolojik olarak tanı almış, oral tutulumu olan 19, oral tutulumu olmayan 19 toplam 38 liken planus hastası dahil edildi. Tüm hastalara dental seri yama testi uygulandı. Bulgular: 19 oral tutulumu olan liken planus hastasının 14?ünde (%73,7), 19 oral tutulumu olmayan liken planus hastasının 15?inde (%78,9) dental seri yama testi sonucunda en az bir maddeye karşı pozitif reaksiyon saptandı. Oral tutulumu olan ve olmayan grup arasında yama testi pozitifliği yönünden anlamlı bir fark yoktu (p= ). Oral liken planus grubunda, yama testi sonucunda en sık pozitif reaksiyon veren allerjenler; %23,3 ile copper sulfate ve cobalt(II) chloride hexahydrate olarak bulundu. Oral tutulumu olmayan grupta ise en sık pozitif reaksiyon saptanan allerjen %47,3 ile copper sulfate olarak saptandı. Sonuç: Oral tutulumu olan ve olmayan grupta dental seri yama testi pozitiflik oranlarının ve pozitif reaksiyon saptanan allerjenlerin benzer olması OLP dışındaki klinik tiplerde de dental restoratif materyallerin hastalığı tetikleyebileceğini desteklemektedir. Daha önceki çalışmalarda kontakt allerjenlerin daha çok oral tutulumu olan hastalardaki etkisi üzerinde durulmaktadır. Bu nedenle oral tutulumun olmadığı olgularda dental restoratif materyallerin etyolojide rolü olup olmadığının net olarak ortaya konabilmesi için daha geniş serilerde çalışma yapılması uygun olabilir. Anahtar kelimeler: Liken planus, oral tutulum, dental seri yama testi

AğızAğız hastalıklarıLiken planus+2
Nihal Altunışık
İnönü University
2013
00
DoctorateOpen AccessTR

Kemoterapi alan kolorektal kanserli hastalarda ankaferd hemostat' ın oral mukozitleri önlemedeki etkisi

Ağız bakımında amaç, patolojik oral mikrobiyal floranın etkisini azaltmak ve kanser tedavisine bağlı enfeksiyon, ağrı ve kanamayı önlemektir. Kanser tedavisine bağlı mukozitin önlenmesi ve tedavisinde kullanılmak üzere her geçen gün yeni ajanlar eklenmektedir. Bunlardan biri de Ankaferd Hemostat'tır. Ankaferd Hemostat, doku iyileşmesinde pleiotropik etkilere ve anti-enfektif özelliklere sahiptir. Bu çalışmanın amacı, kolorektal kanser tanısı almış erişkin hastalarda kemoterapiye bağlı oral mukoziti önlemede Ankaferd Hemostat'ın etkililiğini değerlendirmektir. Araştırma, kolorektal kanser tanısı yeni konulan ve kemoterapinin birinci kürünü alacak olan hastalar üzerinde randomize kontrollü deneysel bir çalışma olarak tasarlanmıştır. Veriler bilgi formu, Performans Skoru, Oral Mukozit Değerlendirme Skalası ile toplanmıştır. Ankaferd Hemostat ve bikarbonat grubunda kemoterapiden sonra 7. ve 15. gün izlemlerinde mukozit semptom bulguları arasında anlamlı farklılık vardır (p<0,05). İkili lojistik regresyon analizinde, 7. gün mukozit oluşumunu etkileyen faktörlerden modelde sadece nötrofil ve TSH yer alırken, sadece TSH değişkeni istatistiksel olarak anlamlıdır. Çalışmada, literatürde yer alan diğer ajanlara göre daha düşük oranda mukozit görüldü. Kolorektal kanser tanısı almış erişkin hastalarda kemoterapiye bağlı oral mukoziti önlemede Ankaferd Hemostatın etkili olduğu belirlendi.

Ankaferd kanama durdurucuAğızAğız hastalıkları+6
Yasemin Karacan
Bursa Uludağ Üni̇versi̇ty · Institute of Health Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Kütahya Simav ağzı

Bu araştırmada, Simav yöresinde ağız incelemesi yapılmış ve bu yöreyle yazı dilimiz arasındaki ses, şekil farklılıkları ortaya konulmaya çalışılmıştır.Araştırmanın örneklemini Kütahya'nın Simav ilçesine bağlı, demografik yapıya ve merkez ilçeye uzaklıklarına göre seçilmiş toplam 21 köy oluşturmaktadır. Araştırmadaki incelemeler, bu köylerdeki kişilerle görüşme yapılarak video ve ses kaydı alınan 24 metne dayanmaktadır. Bu derlenen metinler çevriyazı sistemi esas alınarak fonetik yazıya aktarılmıştır. Türkçedeki ses ve şekil bilgisi ele alınıp Simav yöresindeki örnekleri gösterilmiş, Türkçenin günümüzde kullanımı ve Simav yöresindeki kullanılan ortaya konulmaya çalışılmıştır.Anahtar Kelimeler: Kütahya Simav, dil, ağız, ses, şekil, kelime bilgisi

AğızAğızlarDilbilim+4
Mehmet Ali Dinçay
Kütahya Dumlupınar University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2009
00
Master'sOpen AccessTR

Kütahya Aslanapa ve yöresi ağzı

Dil, insanlar arasında iletişimi sağlayan geçmişte yaşanan olayları bugüne, bugünkü olayları da yarına aktaran en önemli araçtır. Dil, aynı zamanda kendi kanunları içinde yaşayan ve gelişen bir yapıya sahiptir. Bu gelişim sürecinde dilin şekillenmesinde, toplumların içinde bulunduğu durumlarda etkin rol oynar. Dilin alt birimleri olan lehçe, şive ve ağız da bu süreçle birlikte oluşmaktadır. Bu araştırmada, Aslanapa yöresinde ağız incelemesi yapılmış ve bu yöreyle yazı dilimiz arasındaki ses, şekil farklılıkları ortaya konulmaya çalışılmıştır.Araştırmanın örneklemini Kütahya'nın Aslanapa ilçesine bağlı, nüfus yapısına göre seçilmiş toplam 17 köy oluşturmaktadır. Araştırmadaki incelemeler, bu köylerdeki kişilerle görüşme yapılarak kasete alınan 17 metne dayanmaktadır. Bu derlenen metinler, çevriyazı sistemi esas alınarak fonetik yazıya aktarılmıştır.Çalışmanın giriş kısmında Kütahya ili ve Aslanapa ilçesinin tarihi ve sosyal durumu ele alınmıştır. Birinci bölümde, ses bilgisi üzerinde durulmuştur.İkinci bölümde Türkçedeki şekil bilgisi ele alınıp Aslanapa yöresindeki örnekleri gösterilmiştir.Üçüncü bölümde de, derlenen metinler verilmiştir.Anahtar Kelimeler: Aslanapa, ağız, ses, şekil, kelime bilgisi.

AğızAğızlarDilbilim+7
Özcan Yavaş
Kütahya Dumlupınar University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2009
00
Master'sOpen AccessTR

Pediatri yoğun bakım ünitelerinde ventilatöre ilişkin pnömoninin (VİP) önlenmesinde ağız bakımının önemi

Araştırmamız çocuk yoğun bakım ünitesinde mekanik ventilatöre bağlı hastalarda gelişebilen ventilatör ilişkili pnömonin önlenmesinde kapsamlı ağız bakımı/ hijyeninin önemini değerlendirmek amacıyla yarı deneysel olarak yapıldı. Araştırmanın örneklemini İstanbul Medeniyet Üniversitesi Göztepe Eğitim ve Araştırma Hastanesi Çocuk Yoğun Bakım Ünitesine Temmuz 2018-Mart 2019 tarihleri arasında en az 48 saat mekanik ventilatöre bağlı olan, 0-18 yaş arası pnömoni öyküsü olmayan 112 çocuk hasta oluşturdu. Araştırmada 33 çocuk hastada VİP gelişti. Araştırmada elde edilen bulguların değerlendirilmesinde SPSS v21 (SPSS Inc., Chicago, IL, USA) programı kullanıldı. Değişkenlerin normal dağılıma uygunluğu Shapiro Wilk testi ile değerlendirildi. Normal dağılım varsayımı sağlamadığı görülen değişkenlerin analizi Mann Whitney U testi ile yapıldı. p<0,05 değerleri istatistiksel olarak önemli kabul edildi. Sonuçlardan elde edilen verilere göre küçük yaş grubu çocuk hastalarda VİP insidansı daha yüksek bulundu. VİP gelişimi en çok akciğer hastalığı ile başvuran hastalarda görüldü (%32,9). PRISM skoru, enteral beslenmeye başlama zamanı, mortalite, başvuruda enfeksiyon varlığı açısından VİP gelişen ve VİP gelişmeyen hastalarda benzer görüldü. Antibiyotik kullanımının VİP gelişen ve VİP gelişmeyen hastalarda benzer oranda olduğu görüldü. En çok kullanılan antibiyotiğin seftriakson olduğu saptandı. VİP gelişen hastalarda yoğun bakımda yatış süresi, hastanede kalış süresi ve ventilatörde kalış süresinin VİP gelişmeyen gruba göre daha yüksek olduğu saptandı. VİP gelişen hastalarda oral mukoza değerlendirme puanının yüksek olduğu görüldü. VİP gelişen hastalarda en yüksek oranda görülen mikroorganizma Klebsiella pneumoniae'dır. VİP insidansı 2018 yılı ocak-şubat-mart aylarında 6,3/1000 ventilatör gününden 2019 yılı Ocak-Şubat-Mart aylarında 0/1000 ventilatör gününe düştüğü saptandı. Hemşirelere ağız bakım uygulamaları hakkında eğitim verilmesi, ağız bakım protokolünün oluşturulması ile hastaya verilen bakım kalitesini arttırmıştır.Etkin ve kapsamlı ağız bakımı vermek VİP gelişme riskini yüksek oranda önlemektedir. Anahtar kelimeler: mekanik ventilatör, ventilatör ilişkili pnömoni, ağız bakımı, VİP insidansı.

AğızAğız hastalıklarıAğız sağlığı+4
Meryem Nihal Yersel
Bezmialem Vakıf University · Institute of Health Sciences
2020
00
DoctorateOpen AccessTR

Kronik periodontitisli hastalara tüm ağiz dezenfeksiyonu sonrasi probiyotik uygulamasi: Klinik ve mikrobiyolojik analiz

Bu çalışmanın amacı oral olarak uygulanan Lactobacillus reuteri DSM17938 ve Lactobacillus reuteri ATCC PTA5289 içeren probiyotik tabletlerin kronik periodontitisli hastaların periodontal sağlıkları üzerine etkilerini araştırmaktır.Çalışmaya sistemik olarak sağlıklı 60 kronik periodontitis hastası dahil edildi. Hastalar rastgele dört gruba ayrıldı. Tüm hastaların başlangıç klinik ölçümleri (cep derinliği, ataçman kaybı, gingival çekilme, plak indeks, gingival indeks, sondalamada kanama, mobilite ve furkasyon) alınmasından sonra hastaların tedavileri başlatıldı. Başlangıç periodontal tedavi tüm ağız dezenfeksiyonu ve yarım çeneler şeklinde iki farklı tedavi yaklaşımına göre yapıldı. Hastalar yarım çeneler şeklinde (15 hasta-1. Grup) ve tüm ağız dezenfeksiyonu yapılan hastalar olarak ayrıldı. Tüm ağız dezenfeksiyonu yapılan hastalar da on iki hafta plasebo tablet (15 hasta- 2. Grup), altı hafta probiyotik-altı hafta plasebo tablet (15 hasta- 3. Grup) ve oniki hafta probiyotik tablet (15 hasta- 4. Grup) kullanımlarına göre üçe ayrıldı. Üç haftalık periyotlarda hastalardan klinik ölçümler alındı. 12 haftalık çalışma periodu sonunda hastaların periodontal sağlıklarını değerlendirmek amacıyla klinik ölçümler istatistiksel olarak karşılaştırıldı.Bu çalışmanın sonucunda, tüm tedavi gruplarında periodontal sağlığın istatistiksel olarak anlamlı derecede geliştiği ve tedavi grupları arasında istatiksel fark olmadığı tepit edilmiştir.Anahtar Sözcükler: Probiyotik Bakteriler, Tüm Ağzın Dezenfeksiyonu, Periodontal Tedavi

AğızDezenfeksiyonPeriodontitis+1
S. Andaç Durukan
Çukurova University · Institute of Health Sciences
2011
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Çocuklarda ventilasyon-entübasyon zorluk derecesini belirlemede, Mallampati ve Cormeck-Lehane, diş yapısı ve antropometrik ölçümlerin değerlendirilmesi

Genel anestezi altında opere olacak hastalarda preoperatif havayolu değerlendirmesi, anestezinin temel kurallarından biridir. Zor havayolu; anestezisti ciddi sıkıntılara sokabilmekle beraber hasta açısından da hipoksik hasar ve hatta ölüme varan riskler barındırır. Özellikle pediatrik hasta grubunda hipoksiye düşük tolerans ve hızlı klinik kötüleşme, etkin bir preoperatif hava yolu değerlendirilmesinin önemini arttırmaktadır. Çalışmamız etik kurul izni ve hasta ebeveynlerinin onamları alındıktan sonra, GAÜN Tıp Fakültesi Anesteziyoloji ve Reanimasyon AD.'da elektif ameliyat olacak 7-15 yaş arası çocuklarda yapıldı. Genel anestezi altında endotrakeal entübasyon gerektiren ASA Ι-ΙΙ toplam 200 olgu çalışmaya dahil edildi ve Grup 1 (7-9 yaĢ n:69), Grup 2 (10-12 yaĢ n:65), Grup 3 (13-15 yaş n:66) olarak ayrıldı. Demografik veri olarak; yaş, cinsiyet, boy, vücut ağırlığı, vücut kitle indeksleri kaydedildi. Çalışmamızda çocuk ve adölesanlarda preoperatif havayolu değerlendirilmesinde; Modifiye Mallampati sınıflaması (MMC), mandibula protrüzyonu (MP), tiromental mesafe (TMM), sternomental mesafe (SMM), atlantooksipital eklem hareketliliği (AEH 1- AEH 2) testleri uygulandı ve diş anomalileri (eksik diş sayısı, çürük diş sayısı, fırlak diş ve uzun üst kesici dişlerin varlığı) gözlenerek kaydedildi. Bütün bulgular Cormeck-Lehane laringoskopik derecelendirilmesi ile karşılaştırılarak güvenilirlik araştırıldı. Havayolu değerlendirilmesi tamamlandıktan sonra hastalara standart monitorizasyon yapıldı. Uygun çaplı bir kanül ile damar yolu açılarak 0,5-1 mcg/kg dozunda fentanyl, 2 mg/kg propofol iv bolus uygulandı. Hastanın yüze uygun bir maskeyle ventile edilebildiği görüldükten sonra kas gevşemesi için 0,5 mg/kg rokuronyum i.v olarak uygulandı. Roküronyum uygulamasından 2-3 dk sonra direkt laringoskopi işlemine geçildi. Bunun için Macintosh 2, 3 veya 4 nolu laringoskop bleydleri kullanıldı. Larinksin görünümü Cormack-Lehane'in tanımlamasına göre derecelendirilerek zor havayolu öngörü testleri ile karşılaştırması yapıldı. Çalışmamızda 8 zor entübasyon olgusu tespit edildi ancak başarısız entübasyona rastlanmadı. Gruplar arasında tiromental mesafe, sternomental mesafe, ve eksik diş sayısı bakımından istatistiksel olarak anlamlı farklılık saptanmış olup diğer bulgular benzerdi. Testlerin cormeck-lehane ile korelasyon analizi sonucunda duyarlılığı ve PKD en yüksek test MMC (%100, %47), özgüllüğü en yüksek test MP (%94,5) olarak bulundu. TMM ve SMM ile ilgili olarak erişkinlerde zor entübasyon öngörüsünde kullanılan 'TMM ≤6 cm- SMM ≤12cm' kriterlerinin 7-9 yaş arasında geçerli olmadığı, yaĢ ve boy ile doğru orantılı olarak değişeceği öngörüldü. TMM ve SMM ölçümlerinde 10 yaş ve üstü çocuklar için erişkin referans değerler uygunken, 7-9 yaş arası çocuklarda TMM için ≤5 cm, SMM için ≤10 cm referans değerlerin daha yararlı bilgiler sağlayacağı öngörüldü.Pediatrik hasta grubunda uygun teknik ve referans değerlerle, bu testlerin daha yol gösterici olabileceği kanısındayız.

AntropometriAğızBurun+7
Didem Yılmaz
Gaziantep University
2015
00
DoctorateOpen AccessTR

Çukurova Bölgesinde yaşayan pediatrik hemofili ve von willebrand hastalarında ağız sağlığının yaşam kalitesi üzerindeki etkileri

Bu çalışmada 8-14 yaş grubundaki hemofili hastalarının ağız sağlığında yaşam kalitesini sağlıklı çocuklarla karşılaştırarak araştırılması hedeflendi. Ağız sağlığında yaşam kalitesini ölçebilmek için orjinali dili İngilizce olan POQL anketinin Türkçe kültürlerarası çevirisi ve psikometrik adaptasyonu yapıldı. 8-14 yaş aralığındaki 149 çocuktan toplanan veriler kullanılarak POQL Türkçe versiyonun geçerliliği ve güvenilirliği yapıldı. Çalışmanın ikinci bölümünde ise aynı yaş grubundaki 44 hemofili hastasının tamamladığı anketlerle sağlıklı çocukların verileri karşılaştırıldı. Her iki gruptaki çocuklar ve anne babalar içeriğinde sosyo-demografik bilgiler, genel ve ağız sağlığı soruları, ağız ve diş sağlığı ile ilişkili alışkanlıklar, diş hekimi ziyaret durumu ve POQL anketinin olduğu bir formu doldurdular. Anketlere ilaveten bütün çocuklara diş hekimleri tarafından ağız ve dişleri kapsayan bir muayene yapıldı. Eğitim seviyesi, genel sağlık, diş hekimine ziyaret ve diş fırçalama sıklığı hemofili grubuyla karşılaştırıldığında sağlıklı grupta daha iyiydi. İstatistiksel farklılık total DMFT, süt dişi dmft, total çürüklü diş, total dolgulu diş ve çürüklü süt dişi sayısında ortaya çıktı. Hemofili grubu bu parametrelerde daha kötü sonuçlarla karşımıza çıkmış olsa da; kötü ağız sağlığının kötü yaşam kalitesi göstergesi olacağı yönündeki hipotezin tersine POQL skorları açısından sağlıklı grupla benzer sonuçlar ortaya çıkmıştır.

AnketlerAğızHemofili+5
İffet Yazıcıoğlu
Çukurova University · Institute of Health Sciences
2013
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Maraş otu kullanımının mirna ifadesi üzerine etkilerinin incelenmesi

İnsan sağlığı üzerinde önemli olumsuz etkiler gösteren tütün ürünleri, sigara gibi dumanı inhale edilerek ya da yakılmadan dumansız olarak tüketilmektedir. Ülkemizin Güneydoğu Anadolu bölgesinde ve özellikle Kahramanmaraş ilinde dumansız tütün ürünlerinin bir çeşidi olan Maraş otu yaygın olarak kullanılmaktadır. Nicotiana Rustica Linn bitkisinin yapraklarından elde edilen bu ürün ağızda emilerek tüketilmektedir. Çalışmamızda kanserojen etkisi olduğu düşünülen bu ürünün ağız mukozası üzerindeki etkilerinin izlenmesi amacıyla mikroRNA ifadelenme seviyeleri incelenmiştir. Bu amaçla herhangi bir tütün ürünü kullanmayan bireyler ile Maraş otu kullanan bireylerin ağız mukozalarında sürüntü örnekleri alınmış ve let-7a, let-7b ve miR-96 mikroRNA'larının ifadelenme seviyeleri karşılaştırılmıştır. İncelenen tüm mikroRNA'ların Maraş otu kullanımında daha düşük seviyelerde ifadelendiği izlenmekle birlikte kullanmayanlarla arasında istatiksel olarak anlamlı bir farklılık bulunmamıştır (p>0.05). Kanser ile ilişkilendirilmiş üç mikroRNA'nın farklı seviyelerde ifadelenmesi Maraş otunun ağız mukozasında uygulandığı bölgede kanserojen değişikliklere neden olabileceği ve mikroRNA analizlerinin ağız kanserinin erken teşhisinde önemli yararlar sağlayabileceği düşünülmüştür.

AğızAğız mukozasıAğız neoplazmları+5
Şahin Büyükçıkrıkcı
Gaziantep University · Institute of Health Sciences
2016
00
DoctorateOpen AccessTR

Tüm ağız dezenfeksiyonu uygulamasına takiben probiyotik tablet kullanımının cep rekolonizasyonuna etkisi: Mikrobiyolojik ve klinik değerlendirme

Bu çalışmanın amacı tüm ağız dezenfeksiyonundan sonra oral olarak uygulanan Streptococcus oralis KJ3, Streptococcus uberis KJ2 ve Streptococcus rattus JH145 içeren probiyotik tabletlerin kronik periodontitisli hastaların tedavisinde etkilerini araştırmaktır. Çalışmaya sistemik olarak sağlıklı 48 kronik periodontitis hastası dahil edildi. Hastalar rastgele iki gruba ayrıldı. Tüm hastaların başlangıç klinik ölçümleri (cep derinliği, ataçman kaybı, gingival çekilme, plak indeks, gingival indeks, sondalamada kanama, mobilite) ve mikrobiyal örnekler (subgingival, supragingival, tükürük, dil) alınmasından sonra hastaların periodontal tedavilerine başlanıldı. Başlangıç periodontal tedavi tüm ağız dezenfeksiyonu yaklaşımına göre yapıldı. Hastalar tedavi sonrası on iki hafta günde üç kere probiyotik tablet (24 hasta-Test Grubu) veya on iki hafta günde üç kere plasebo tablet (24 hasta-Kontrol Grubu) kullanımlarına göre ikiye ayrıldı. Başlangıç, 1. ay, 2. ay, 3. ay ve 6. ay olmak üzere hastalardan klinik ve mikrobiyolojik ölçümler alındı. Altı aylık çalışma periyodu sonunda hastaların periodontal sağlıklarını değerlendirmek amacıyla klinik ve mikrobiyolojik ölçümler istatistiksel olarak karşılaştırıldı. Bu çalışmanın sonucunda, her iki tedavi grubunda da periodontal sağlığın istatistiksel olarak anlamlı derecede geliştiği ve tedavi grupları arasında istatistiksel fark olmadığı tespit edilmiştir. Anahtar sözcükler: Tüm ağız dezenfeksiyonu, periodontal tedavi, infeksiyöz hastalık, kronik periodontitis, probiyotik

AğızAğız florasıAğız hastalıkları+6
Eftal Yılmaz
Çukurova University · Institute of Health Sciences
2014
00
DoctorateOpen AccessTR

Kronik periodontitisin tedavisinde tüm ağız dezenfeksiyonu ile birlikte oral antiseptiklerin kullanımı: Mikrobiyolojik ve klinik analiz

Periodontal hastalıklar; diş ve implant destek dokuların kaybıyla sonuçlanan, çeşitli lokal ve çevresel faktörlerden etkilenen, ana etkenin mikrobiyal dental plağın olduğu, multifaktoriyel, polimikrobiyal, poligenik enflamatuar ve enfeksiyoz hastalıklardır. Standart periodontal terapi bakteri plağının mekanik olarak subgingival bölgeden uzaklaştırılmasına dayanır. Bu aşamada dişlerin üzerindeki ve etrafındaki ceplerden bakteri birikintileri uzaklaştırılır ve kök yüzeyleri düzleştirilir. Bu işlemlerle gingival enflamasyona neden olan diş ve yakın çevresi ile ilişkili etkenler uzaklaştırılır. Ancak ağız boşluğu çok çeşitli mikroorganizma kolonilerine ev sahipliği yapabilecek eşsiz bir yapıya sahiptir ve periopatojen mikroorganizmalar bu dokulara invaze olabilmektedir. Diş yüzey temizliği ve kök yüzey düzleştirilmesi yapılan derin ceplerde, yeni ve daha az patojenik ekosistem oluşmadan tedavi edilmeyen ceplerden yada, diğer intraoral çevrelerden kaynaklanan patojen bakterilerin yeniden kolanizasyonu söz konusu olabilecektir. Periodontal tedavinin etkinliğini arttırabilmek için tüm ağız dezenfeksiyon (TAD) olarak adlandırılan, tüm ağız diş yüzey temizliği ve kök yüzey düzenlemesi (24 saat içerisinde, iki seans) ve beraberinde çeşitli lokal antiseptikler kullanılarak daha iyi mikrobiyolojik ve klinik sonuçlar elde edilmeye çalışılmıştır. Yapılacak olan bu çalışmada kronik periodontitisli hastalarda yeni bir yaklaşım olan tüm ağız dezenfeksiyon işlemi ile eş zamanlı lokal antiseptiklerin (diş macunu, subgingival jel, ağız gargarası, tonsil spreyi) uygulamasının klinik ve mikrobiyolojik değerlendirmeleri amaçlanmaktadır. Anahtar Sözcükler: Tüm ağız dezenfeksiyon, periodontal terapi, enfeksiyoz hastalık, kronik periodontitis.

AntiseptiklerAğızDezenfeksiyon+5
Murat Cömert
Çukurova University · Institute of Health Sciences
2014
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Genel anestezi altında yapılan ağız ve diş tedavilerinin zihinsel engelli hastaların ağız sağlığı ile ilişkili yaşam kalitesi üzerindeki etkisi

Genel Anestezi Altında Yapılan Ağız ve Diş Tedavilerinin Zihinsel Engelli Hastaların Ağız Sağlığı İle İlişkili Yaşam Kalitesi Üzerindeki Etkisi Bu çalışmada zihinsel engeli olan hastaların ağız ve diş sağlığı bulgularını ve bunlardan kaynaklanan problemleri belirlemek; genel anestezi altında yapılan ağız ve diş tedavilerinin zihinsel engelli hastaların ağız sağlığı ile ilişkili yaşam kalitesi üzerindeki etkisini ölçmek hedeflenmiştir. Ağız sağlığı ile ilişkili yaşam kalitesi değişimini ölçmek için orijinal dili İngilizce olan Franciscan Hospital for Children Oral Health-Related Quality of Life (FHC-OHRQOL) anketinin Türkçe kültürlerarası çevirisi ve psikometrik adaptasyonu yapılmıştır. Çukurova Üniversitesi ve Erciyes Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültelerine başvuran toplam 155 zihinsel engelli hastanın yakınları veya bakıcılarının FHCOHRQOL anketinin yanı sıra; içeriğinde sosyo-demografik bilgiler, hastaların öncelikli tanısı, daha önceki tedavi deneyimleri ve ağız hijyeni alışkanlıklarına yönelik sorular olan formları doldurmaları sağlanmıştır. Yanı sıra Çukurova ve Erciyes Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi ameliyathanelerinde birer diş hekimi tarafından ağız sağlığı ile ilgili tarama formları doldurulmuştur. Hasta yakınları ve bakıcılar hastaların ağız sağlığı ile ilişkili yaşam kalitesini etkileyecek birçok ağız ve diş bulguları yine bunlarla ilişkili günlük hayatta karşılaşılan problem ve kaygılarını belirtmişlerdir. Tedavi öncesinde en çok rapor edilen bulgular diş ağrısı, dişleri sebebiyle yemek yemede zorluk çekme, hastanın diş problemleri sebebiyle sinirlenmesi olarak belirlenmiştir. FHCOHRQOL anketinin tedavi öncesi ve sonrası toplam skorları karşılaştırıldığında, genel anestezi altında yapılan ağız ve diş tedavilerinin hastaların ağız sağlığı ile ilişkili yaşam kalitesi üzerinde istatiksel olarak anlamlı derecede olumlu etki yaptığı sonucu ortaya çıkmıştır. FHC-OHRQOL anketinin skorları ve ağız-diş sağlığı bulguları; hastaların öncelikli tanı gruplamalarına, daha önceki tedavi deneyimlerine, anketi yanıtlayanların hasta ile yakınlık derecesine, epilepsi varlığına, cinsiyet ve yaş gruplamalarına göre karşılaştırılmıştır. Anahtar sözcükler: Zihinsel Engelli Hastalar, Yaşam Kalitesi, Ağız Sağlığı, FHCOHRQOL

AnesteziAnestezi-genelAğız+7
Ekin Kenci
Çukurova University
2016
00
Master'sOpen AccessTR

Bir ağız ve diş sağlığı merkezi'ne başvuran 7-14 yaş arası çocuklarda anksiyete düzeyleri ve etkileyen faktörler

Ülkemizde çocukluk çağı sağlık sorunları içinde TUİK'in 2014 verilerine göre 7-14 yaş grubu çocuklarda % 24.5 ile ağız ve diş sağlığı sorunları ilk sırada yer almaktadır. Bunun temelinde ailelerin ağız diş sağlığına yönelik uygulama eksiklikleri yer aldığı gibi anksiyete de görülebilmektedir. Hemşirelik alanında yapılmış doğrudan çocuklarda diş tedavisine bağlı anksiyete araştırmasına rastlanmamıştır. Literatürde dental anksiyetesi olan bireylerin daha az sıklıkta dişlerini fırçaladıkları, diş bakımı ile zayıf uyum yaptıkları görülmüş, diş çürükleri ile dental anksiyete arasında pozitif bir ilişki olduğu belirlenmiştir. Bu çalışmada bir ağız-diş sağlığı merkezine başvuran 7-14 yaş arası çocuklarda anksiyete düzeyleri ve bunu etkileyen faktörlerin belirlenmesi amaçlanmıştır. Veriler, araştırmacılar tarafından oluşturulan 30 sorulu sosyo-demografik soru formu ve Fleisig, Rabian, ve Peterson (1991) tarafından geliştirilen ve Jokić-Begić, Jurin ve Korajlija (2011) tarafından revize edilen, Seçer (2013) tarafından Ülkemiz için Türkçe geçerlilik ve güvenirlilik çalışması yapılmış olan, 15 maddeli likert tipi "Çocuklarda Anksiyete Duyarlık Ölçeği (ÇADÖ)" kullanılarak toplanmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde yüzdelik, ortalama, nonparametrik önemlilik testleri, korelasyon testi kullanılmıştır. Araştırmanın bağımlı değişkeni çocukların anksiyete düzeyleri, bağımsız değişkenleri yaş, cinsiyet, geliş nedeni vb. sosyo-demografik özelliklerdir. DMFT indeksi (Çürük, kayıp, dolgulu dişler indeksi) muayene esnasında diş hekimi tarafından belirlenmiştir. Araştırmanın evrenini Kırıkkale Ağız-Diş Sağlığı Merkezi'ne başvuran 7-14 yaş grubu çocuklar oluşturmuştur. Minitab 16 programında yapılan power analizinde örneklem büyüklüğü 406 olarak hesaplanmış, çalışma 408 çocukla tamamlanmıştır. Çalışma sonucunda çocukların orta düzeyde kaygılı oldukları saptanmıştır. Yaş, diş hastanesine geliş nedeni, yapılacak işlemin açıklanma durumu ile anksiyete düzeyi arasında istatistiksel düzeyde anlamlı ilişki olduğu gözlenmiştir. DMFT indeksi ile anksiyete düzeyi arasında da pozitif yönde korelasyon olduğu saptanmıştır. Yaş, anne çalışma durumu, diş fırçalama alışkanlığı, diş fırçalama süresi, diş ipi kullanımı, bebeklik döneminde uzun süre emzik ve biberon kullanımı, hergün abur-cubur tüketiminin DMFT indeksini etkilediği belirlenmiştir.

AnksiyeteAğızAğız sağlığı+5
Eda Töredi
Yozgat Bozok University · Institute of Health Sciences
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Mekanik ventilasyon desteğindeki hastaların ağız bakımında kullanılan farklı yoğunluktaki klorheksidinin mikrobiyal kolonizasyona etkisi

Bu araştırma mekanik ventilatöre bağlı hastalarda mikrobiyal kolonizasyonu azaltmada en etkili klorheksidin yoğunluğunu belirlemek amacıyla randomize kontrollü, çift kör, deneysel olarak yapılmıştır. 2019 yılı Şubat-Aralık tarihleri arasında T.C. Sağlık Bakanlığı Aydın İl Sağlık Müdürlüğü Nazilli Devlet Hastanesi Anestezi ve Reanimasyon yoğun bakım ünitesinde yatan 116 hasta araştırmanın örneklemini oluşturmuştur. Hastalar randomize olarak belirlenerek dört farklı gruba ayrılmıştır. Birinci gruptaki hastalara %2 klorheksidin glukonat, ikinci gruptaki hastalara %1'lik klorheksidin glukonat, üçüncü gruptaki hastalara %0.2'lik klorheksidin glukonat ve dördüncü gruptaki hastalara %0.12'lik klorheksidin glukonat ile günde dört kez ağız bakımı uygulama protokolü doğrultusunda bakım verilmiştir. Verilerin toplanmasında Hastalara Ait Tanıtıcı Özellikler Formu, Hasta İzlem Formu, Mikrobiyolojik İzlem Formu ve Ağız Değerlendirme Rehberi kullanılmıştır. Araştırmaya katılan hastaların yaş ortalaması 70,00±15,57 olup, %62,1'i erkektir. Ağız bakımında kullanılan klorheksidin glukonat solüsyonlarının hepsinde hastaların tamamının tüm günlerde ağız mukozasının hafif disfonksiyon olduğu belirlenmiştir. %2 ve %1'lik klorheksidin glukonat ile ağız bakımı yapılan hastaların tüm günler arasındaki ağız değerlendirme ölçeğinden alınan puan ortalamaları arasındaki farkın istatistiksel olarak anlamlı olduğu (p<0.001), %0.12'lik ve %0.2'lik klorheksidin glukonat ile ağız bakımı yapılan hastaların tüm günler arasındaki ağız değerlendirme ölçeğinden alınan puan ortalamaları arasındaki farkın istatistiksel olarak anlamlı olmadığı bulunmuştur (p>0.001). Ağız bakımında %1'lik klorheksidin glukonat solüsyonu kullanılan hastalardan alınan oral mukoza örnekleri arasında mikroorganizma üreme durumu açısından istatiksel olarak anlamlı fark olduğu saptanmıştır. Araştırma bulgularına göre mekanik ventilasyon desteğindeki hastalara uygulanan ağız bakımında mikrobiyal kolonizasyonu önlemede en etkili klorheksidin glukonat solüsyonunun %1'lik konsantrasyonu olduğu sonucuna varılmıştır. Anahtar kelimeler: Ağız bakımı, klorheksidin glukonat, mekanik ventilasyon, mikrobiyal kolonizasyon, yoğun bakım ünitesi.

AğızAğız hastalıklarıAğız sağlığı+7
Sercan Özdemir
Aydın Adnan Menderes University · Institute of Health Sciences
2020
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Oral kavite skuamöz hücreli karsinomlarında invazyon paternlerinin prognozla ilişkisi

Amaç: Çalışmamızda oral kavite SHK olgularında histopatolojik en kötü invazyon paterni (WPOI) ve tümör tomurcuklanmasının diğer histopatolojik parametreler, klinik veriler (rekürrens, lenf nodu ve uzak metastaz) ve genel sağkalım ile karşılaştırılması, bu verilerin literatürdeki verilerle birlikte değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Manisa Celal Bayar Üniversitesi Tıp Fakültesi Tıbbi Patoloji Anabilim Dalı arşivinde yer alan, 2005-2021 yılları arasında eksizyonel biopsi ile tanı alan ve klinik bilgisi bulunan dudak ve oral kavite yerleşimli SHK olguları çalışmaya alındı. En kötü invazyon paterni (WPOI), tümör tomurcuklanması, hücre grup büyüklüğü, stromal ve epitelyal lenfosit infiltrasyonu, tümör stroma oranı, stromada desmoplastik reaksiyon tipi, tomurcuk-invazyon derinliği skoru ve stromal kategorizasyon skoru yanı sıra klasik histopatolojik parametreler hematoksilen-eozin boyalı kesitlerde değerlendirildi. Elde edilen veriler, klinik veriler ve genel sağkalım ile karşılaştırıldı, ayrıca dudak ve oral kavite SHK'larının invazyon paternleri ve diğer histopatolojik özellikleri birbiriyle karşılaştırıldı. Bulgular: Sağkalım oranları ve invazyon paterni ile ilgili histopatolojik paremetrelerin istatistiksel olarak anlamlı fark göstermesi nedeniyle dudak ve oral kavite tümörleri ayrı gruplar olarak değerlendirildi. Dudak ve oral kavite SHK'larında 5 ve üzeri tümör tomurcuklanması, tek hücre invazyonu, düşük stromal ve epitelyal lenfosit infiltrasyonu olan olgularda istatistiksel olarak anlamlı şekilde düşük genel sağkalım saptandı. Ayrıca dudak tümörlerinde stromadan zengin tümörler ve immatür stroma içeren tümörler de düşük genel sağkalım ile ilişkili bulundu. Her iki lokalizasyon için ayrı ayrı yapılan sağkalım analizlerinde WPOI ile genel sağkalım arasında ilişki saptanmamıştır. Ancak WPOI 4 ve 5 lenf nodu metastaz durumu açısından karşılaştırıldığında WPOI 5'in istatistiksel olarak anlamlı şekilde daha çok lenf nodu metastazı ile ilişkili olduğu gösterilmiştir. Sonuçlar: Tümör tomurcuklanması, hücre grup büyüklüğü, stromal ve epitelyal lenfosit infiltrasyonunun dudak ve oral kavite SHK'sı patoloji raporlarında belirtilmesinin uygun olabileceği sonucuna varılmıştır. Ancak bu sonuçların daha geniş ve daha uzun izlem süreli çalışma grubu içeren yayınlar ve meta-analizler ile desteklenmesi gerekmektedir. Anahtar Sözcükler: Oral kavite skuamöz hücreli karsinomu, en kötü invazyon paterni, tümör tomurcuklanması, hücre grup büyüklüğü

AğızAğız hastalıklarıAğız neoplazmları+4
Toros Taşkın
Manisa Celal Bayar University
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Çocuklarda fiziksel aktivite düzeyi ve uyku alışkanlıklarının bruksizme etkisi

Bu çalışmadaki amacımız, çocuklarda görülen bruksizmin nedenleri, risk faktörleri, fiziksel aktivite, uyku ve oral alışkanlıklarının bruksizm üzerine etkisinin belirlenmesi, eğitim ve egzersiz programının etkinliğinin ölçülmesi ve çocuklarda koruyucu tedavi yaklaşımlarının oluşturulmasıdır. Çalışmamıza Çukurova Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Pedodonti Kliniğine başvuran her iki cinsiyetten 6-13 yaş arasındaki bruksizm'i olan 82 çocuk değerlendirildi. 82 çocuk içinden eğitim grubuna katılmayı kabul eden 37 çocuk ve ebeveynleri eğitim ve egzersiz programına dahil edildi. Bu program dahilinde, fiziksel aktivite, uyku hijyeni, uyku ve oral alışkanlıklar konularında eğitim ve çene, baş ve boyun bölgeleri ile ilgili egzersizler öğretildi. Çocuklar eğitim ve egzersiz programı öncesi ve 8 hafta sonrası değerlendirildi. Ağrı şiddeti, temporomandibular eklem ve servikal bölge hareket açıklığı, uyku ve uyanıklık bruksizm varlığı tespit edildi. Fiziksel aktivite düzeyleri Fiziksel Aktivite Anketi (FAA) ile, uyku alışkanlıkları Çocuk Uyku Alışkanlıkları Anketi (ÇUAA) ile ve oral alışkanlıkları Oral Alışkanlıklar Anketi (OAA) ile değerlendirildi. Değerlendirmeler sonucunda temporomandibular eklem (TME), çiğneme kasları ve baş ağrısı ile tek taraflı çiğnemenin yaygın olduğu bulundu. Eğitim ve egzersiz programı sonrasında, ağrı şiddetinde azalma, temporomandibular ve servikal eklem hareket açıklığında anlamlı artma görüldü (p<0.05). Program sonrası uyku ve uyanıklık bruksizminin eğitim öncesine göre anlamlı derecede azaldığı tespit edildi (p<0.05). Fiziksel aktivite düzeyi ile uyku alışkanlıkları bruksizm oluşmasında etkili bulunmazken (p>0.05), oral alışkanlıkların bruksizm oluşmasında etkili olduğu bulundu (p<0.05). Eğitim ve egzersiz programı sonrası uyku alışkanlıklarından yatma zamanı direnci ve uyku süresi değerlerinin olumlu yönde değiştiği tespit edildi (p<0.05). Eğitim ve egzersiz programı sonrası çocukların oral alışkanlıklarının olumlu yönde değiştiği saptandı (p<0.05). Sonuç olarak, uyku hijyeni, uyku ve oral alışkanlıklar üzerine verilen eğitim ve egzersiz programının uyku ve uyanıklık bruksizminin kontrolünde etkili olduğu ve oral alışkanlıkları azalttığı görüldü. Çalışmamızda bruksizmin kontrolüne yönelik çocukların ve ebeveynlerin fiziksel aktivite, oral ve uyku alışkanlıkları hakkında eğitilmesi ve egzersiz programlarının verilmesinin koruyucu tedavi yaklaşımı olarak uygun olacağı görüşüne varıldı. Gelecekte çocuklardaki bruksizmin kontrolü için daha uzun süreli ve kontrol grubu oluşturularak yapılan çalışmalara ihtiyaç vardır.

AğızAğız sağlığıBruksizm+4
Eren Kastal
Hasan Kalyoncu University · Institute of Graduate Studies
2021
00
DoctorateOpen AccessTR

Ağız yıkama çözeltisindeki candida türlerinin belirlenmesi için multiplex PCR tanı kitlerinin geliştirilmesi

AMAÇ: Sağlıklı insanların ağız florasında maya mantarları da dahil olmak üzere birçok mikroorganizma denge ve uyum içerisinde bulunur. Bu denge halinin bozulması maya mantarlarının kolonizasyonuna veya ağız içi kandidoza sebep olabilir. Ağız boşluğunda sık görülen beş Candida türü (Candida albicans, Candida tropicalis, Candida krusei, Candida parapsilosis ve Candida dubliniensis) bilinmektedir. Candida türlerinin doğru belirlenmesi antifungal tedavi ve epidemiyolojik yönden çok önemlidir. Sunulan çalışmada, tıbbi önemi olan Candida türlerinin belirlenmesi ve tanımlanması için polimeraz zincir reaksiyonu (PCR) temeline dayalı yeni bir Real-time PCR yönteminin geliştirilmesi amaçlanmıştır. GEREÇ VE YÖNTEM: Çukurova Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesinden yaşları 19–36 arasında olan 200 öğrenci bu çalışmaya katıldı. Gönüllü öğrencilerin her biri 15 ml distile su ile ağzını çalkaladı, örnekler 3000 rpm de 10 dakika santrifüj edildi. Çökelti 200 µL steril distile su içinde karıştırılarak CHROMAgar Candida besiyerine inoküle edildi. Genomik DNA izolasyonu Fungal Mini prep kiti ile yapıldı. İzolatların identifikasyonunda CHROMAgar Candida besiyeri, MALDI-TOF MS ve RT-PCR yöntemleri kullanıldı. Gen amplifikasyonu için iki çift spesifik primer kullanıldı. Analiz 7 farklı Candida referans suşunun ITS-2 dizileri üzerinden gerçekleştirildi. Sunulan çalışmada, Candida türlerini belirlemek için real-time polimeraz zincir reaksiyonu (RT-PCR) ve erime sıcaklığı analizi (MCA) ile çalışan yeni bir RT PCR-MCA yöntemi geliştirildi. BULGULAR: Toplam 52 (%26) klinik örnekten 71 maya izole edildi. Bu 71 maya mantarından 64'ü (%90.1) Candida spp. olup izole edilen türler, sıklığa göre, 22 C. albicans (%34.4), 16 C. parapsilosis (%25), 9 C. dubliniensis (%14.1), 6 C. lusitaniae (%9.4), 5 C. kefyr (%7.8), 2 C. lambica ve 4 (%6.9) diğer Candida türleri [1 C. krusei, 1 C. tropicalis, 1 C. inconspicua ve 1 C. pararugosa] idi. Toplam 64 Candida izolatına ilişkin MALDI-TOF MS verileri CAC ve iki ayrı RT-PCR sonuçları ile karşılaştırıldı. CAC besiyerinde 1 C. tropicalis kökeni yeşil koloni oluşturdu ve yanlış olarak C. albicans olarak identifiye edildi. RT-PCR yöntemi ile çalışmada izole edilen altı Candida türü MCA yöntemi ile tanımlandı, ancak iki tür, C. albicans ve C. kefyr, Tm sıcaklığına göre birbirinden ayırt edilemedi. Ayrıca, MALDI-TOF MS ile C. lambica olarak belirlenen iki izolat RT-PCR ile amplifiye edilemedi. TARTIŞMA: Candida türlerinin geleneksel yöntemler ile belirlenmesi ve birbirinden ayırt edilmesi 2–3 gün sürebilmektedir. Candida türlerinin bir gün içerisinde real-time PCR'ı takiben erime sıcaklığı (MCA) analizi basit, ucuz ve çabuk bir yöntemdir. Ancak, bu çalışmada Candida türlerinin kesin tanısı için yeterli olmadığı anlaşılmıştır. Anahtar kelimeler: Candida, chromogenic agar, identifikasyon, MALDI-TOF MS, PCR, Real-time PCR

AğızCandideKandida+2
Petek Çürük
Çukurova University · Institute of Health Sciences
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Oral kavite kanseri olgularında klinik ve patolojik bulguların sağkalım ve lokorejyonel rekürrens üzerine etkisi

GİRİŞ: Bu çalışmada oral kavite kanserleri olgularında klinik özelliklerin (yaş, cinsiyet, vs) ve patolojik bulguların (tümör derinlik, hacim, diferansiyasyon, perinöral invazyon, vs.) hastaların sağkalımına ve rekürrens gelişimi üzerine olan etkisinin araştırılması, ayrıca klinik ve patolojik özelliklerin birbirleri arasında prediktif önemi ve ilişkisi olan parametrelerin belirlenmesi amaçlanmıştır. GEREÇ VE YÖNTEM: Çalışmada Celal Bayar Üniversitesi Kulak Burun Boğaz Hastalıkları (KBB) Anabilim Dalına kayıtlı olan ve Ocak 2006 – Nisan 2015 tarihleri arasında oral kavite kanseri tanısı alan hastaların klinik ve patolojik bulguları retrospektif olarak incelenmiştir. Çalışmaya 129 hasta dahil edilmiştir. Mevcut veriler; cinsiyet, yaş ve sigara kullanım durumu hastaya ait özellikler olarak gruplandırılmıştır. Hastalığa ait özellikler; tümöre ait özellikler, tümörün lokal yayılımına ait özellikler ve bölgesel yayılımına ait özellikler ana başlıkları altında gruplandırıldı. Hastalığa ait özellikler ise tümörün konumu, boyutları ve hacmi ile diferansiyasyon bilgileri tümöre ait özellikler; mandibula invazyonu, perinöral tutulum ve lenfovasküler tutulum tümörün lokal yayılımına ait özellikler; ve lenf nodu tutulumu ve ekstrakapsüler tutulum ise bölgesel yayılımına ait özellikler olarak gruplandırıldı. Cerrahi sınır durumu, evre dağılımı ve lokal, bölgesel rekürrens ile uzak metastaz ve durum (yaşıyor/exitus) bilgileri kaydedilerek hastalıksız sağkalım ve genel sağkalım üzerine olan etkileri incelenmiştir. BULGULAR: Lenf nodu tutulumu lokal rekürrens, bölgesel rekürrens ve hastanın yaşam/ölüm durumuna etkili majör risk faktörü olarak saptanmıştır(p<0,05). Mandibula invazyonu ise uzak metastaz üzerine en etkili risk faktörü olarak saptanmışken lenf nodu tutulumu ise 2. en etkili risk faktörü olarak saptanmıştır(p<0,05). Tümör derinliğinin >4 mm olması ise lenf nodu tutulumunda en önemli prediktif faktördür(p<0,05). Ayrıca perinöral invazyon varlığının da lenf nodu tutulumu üzerine prediktif etkisinin olduğu saptanmıştır(p<0,05). Tümör hacminin ≥0,64 cm3 olması 5 yıllık genel sağkalım üzerine etkili risk faktörü olup, perinöral invazyon ise 5 yıllık hastalıksız sağkalım üzerine etkili majör risk faktörü olduğu saptanmıştır (p<0,05).

AğızAğız hastalıklarıAğız mukozası+5
Nevin Şahin Süyür
Manisa Celal Bayar University
2017
00
DoctorateOpen AccessTR

Türkiye'de kamu ağız ve diş sağlığı hizmetlerinin yeniden yapılandırılması: Sorunlar ve öneriler

Ağız ve diş sağlığı genel sağlığın ayrılmaz bir parçası ve bir ülkenin sosyo-ekonomik gelişmişlik düzeyinin bir göstergesidir. Türkiye?nin ağız ve diş sağlığı düzeyi ise gelişmiş ülkelerin oldukça gerisindedir. Son on yılda kamu ağız ve diş sağlığı hizmetlerinde önemli gelişmeler olmasına rağmen, ağız ve diş sağlığı sorunlarını çözecek ve halkın ağız ve diş sağlığı düzeyini yükseltecek sistemli ve kapsamlı bir yeniden yapılanma çalışması ortaya konulamamıştır. Türkiye?de kamu ağız ve diş sağlığı hizmetlerinde yeniden yapılanma konusunu ele alan bu çalışmada; bir yandan ağız ve diş sağlığı sisteminin mevcut yapısı ve sistemde yaşanan sorunlar analiz edilirken diğer yandan dünyada çeşitli ülkelerde uygulanan kamu ağız ve diş sağlığı sistemleri ve reform stratejileri incelenmiştir. Ankete dayalı saha araştırmasında ise Türkiye?de İstatistiki Bölge Birimleri Sınıflandırması(İBBS)?na göre 12 bölgede kamu ağız ve diş sağlığı merkezlerinde çalışan 560 diş hekimi ve 84 yönetici ile 52 Türk Diş Hekimleri Birliği genel merkez ve oda yöneticisinin Türkiye?deki ağız ve diş sağlığı hizmetlerinde yaşanan sorunlarla ilgili görüşlerine ve yeniden yapılanma ile ilgili önerilerine yer verilmiştir. Araştırmanın sonucunda, Türkiye?de ağız ve diş sağlığı hizmetleri için sağlık sistemi ile entegre, toplum temelli, kanıta dayalı, halk sağlığı yaklaşımını esas alan, koruyucu hizmet sunumunu önceleyen yeni bir organizasyon modeİi önerilmiştir. Türkiye?de ağız ve diş sağlığı hizmetlerinin yeniden yapılandırılması için daha çok sayıda araştırmaya ihtiyaç vardır. Anahtar Sözcükler 1. Ağız-Diş Sağlığı 2. Yeniden Yapılandırma 3. Ağız-Diş sağlığı Bakımı 4. Kamu Ağız-Diş Sağlığı Hizmetleri 5. Ağız-Diş Sağlığı Reformu

AğızAğız hastalıklarıDişler+7
Ömer Ekici
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2013
00
DoctorateOpen AccessTR

Ergenlik çağı çocuklarında yeni bir ağız kokusu tedavi protokolünün mikrobiyolojik olarak incelenmesi

Bu çalışmada sistemik kökenli olmayan ağız kokusu problemi olan çocuklarda tedaviye yönelik yeni bir protokol oluşturulması ve bu protokolün oral mikroflorada hidrojen sülfür üreten bakteriler üzerine etkilerinin incelenmesi amaçlanmaktadır. Çalışma ağız kokusu şikayeti olan, yaşları 12-16 arasında değişen 40 çocuk hasta üzerinde yürütüldü. Hastalardan kliniğe geldikleri gün, restoratif ve periodontal tedavilerinin bittiği gün ve bir hafta süren tedavi protokolü uygulamasının bittiği gün olmak üzere organoleptik yöntem ve halimetre cihazı kullanılarak ağız kokusu ölçümleri yapıldı ve mikrobiyolojik inceleme için tükürük ve dil pası örnekleri alındı. Tedavi protokolü olarak, klorheksidin glukonat içerikli gargara (Grup I), çinko içeren diş macunu ve sakız (Grup II), klorheksidin glukonat içerikli gargara ile çinko içeren diş macunu ve sakız (Grup III), su gargarası (Grup IV kontrol grubu) ve parafin (Grup V) kullanıldı.Çalışmanın sonuçlarına göre organoleptik koku skorlarıyla halimetrenin bulguları anlamlı benzerlik gösterdi (p<0.001). Ağız kokusu ile plak indeksi (p<0.001), CPITN (p<0.0017) ve dil pası (p<0.001) indeksi arasında anlamlı ilişki tespit edildi. Diş ve diş eti tedavisi ve oral hijyen prosedürleri uygulandıktan ve bir haftalık tedavi protokolü uygulandıktan sonra uçucu sülfür molekülü ve bakteri miktarında azalma gözlendi (p<0.001). Tedavi prosedürü uygulamalarından sonra ağız kokusunda en fazla azalma grup III' te gözlendi. Çinkolu ürün kullanımının öncesi ve sonrası tükürük çinko konsantrasyonları arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık kaydedildi (p<0,001). Ağız kokusu tedavisinde diş ve diş eti tedavileri ve oral hijyen eğitimi verilmesi, bir haftalık klorheksidin gargara, çinkolu sakız ve diş macunu kullanılmasına hem klinik hem de mikobiyolojik olarak etkin bir tedavi protokolü olduğu belirlendi.

AğızAğız kokusuErgenler+2
Melike Güzelbey
Gazi University · Institute of Health Sciences
2012
00
Master'sOpen AccessTR

Ağız bakımında farklı konsantrasyonlarda klorheksidin glukonat kullanımının ağız florasına etkisi

Araştırma, cerrahi yoğun bakım ünitesinde tedavi gören hastalarda %0.9'luk NaCl ile üç farklı (%0.12, %0.2, %2) konsantrasyonda klorheksidin glukonat solüsyonunun ağız florasına etkisini belirlemek amacıyla randomize kontrollü, çift kör, deneysel araştırma modelinde uygulandı. Araştırmanın evrenini, Mayıs 2013 ile Ağustos 2013 tarihleri arasında bir kamu hastanesinde cerrahi yoğun bakım ünitesinde tedavi gören hastalar oluştururken örneklemini ise, araştırma kriterlerini sağlayan 72 hasta (her bir grup 18 hasta olmak üzere toplam dört grup) oluşturdu. Araştırma verileri Sosyo-demografik Özellikler Formu, Ağız Sürüntü Örneği Formu, Hasta Bakım Çizelgesi, Ağız Bakım Protokolü ve Ağız Değerlendirme Rehberi kullanılarak elde edildi. Araştırmada elde edilen bulgular değerlendirilirken SPSS (17.0 versiyonu) istatistik paket programı kullanıldı. Sonuçlar %95 güven aralığında, p<0.05 anlamlılık düzeyinde ve p<0.01 p<0.001 ileri anlamlılık düzeyinde değerlendirildi. Kullanılan ağız bakım solüsyonlarının ağız florasına etkisini incelemek amacıyla gerçekleştirilen mikrobiyolojik analizler sonucunda, ağız florasında kolonize olmuş bakteri sayılarındaki en fazla azalmanın, klorheksidin glukonatın %2'lik konsantrasyonda kullanıldığı grupta olduğu belirlendi. Ağız Değerlendirme Rehberi toplam puan ortalamalarında saptanan olumlu yöndeki değişimler (puan düşüşü) istatistiksel olarak anlamlı bulundu. Klorheksidin glukonatın %2 ve %0.2'lik konsantrasyonda kullanıldığı gruplarda ikinci değerlendirmede, %0.12'lik konsantrasyonda kullanıldığı grupta dördüncü değerlendirmede elde edilen puanlardaki düşüş istatistiksel olarak anlamlı bulunurken, NaCl (%0.9) kullanılan grupta ise oluşan değişimin istatistiksel olarak anlamlı olmadığı belirlendi.

AğızAğız florasıAğız hastalıkları+4
Melek Kayış
Acıbadem University · Institute of Health Sciences
2016
00
DoctorateOpen AccessTR

İskeletsel sınıf I vakalarda farklı dik yön paternlerinin gülümsemeye etkisi

Bu çalışmanın amacı, iskeletsel Sınıf I maloklüzyona sahip bireylerde farklı dik yön paternlerinin (hipodiverjan-normodiverjan-hiperdiverjan) gülümseme özellikleri üzerine etkisinin, ortodontik tedavi ihtiyacı olmayan bireylerle karşılaştırılarak değerlendirilmesidir. Normal sagittal iskeletsel paterne sahip 90 hastadan oluşan çalışma grubu, vertikal gelişim paternine göre 3 gruba ayrıldı; hipodiverjan (15 kız, 15 erkek, ortalama yaş: 20.38±3.76 yıl), normodiverjan (18 kız, 12 erkek, ortalama yaş: 19.36±2.83 yıl) ve hiperdiverjan (19 kız, 11 erkek, ortalama yaş: 19.44±2.14 yıl) gruplar. Kontrol grubu (20 kız, 10 erkek, ortalama yaş: 20.95±1.90 yıl) ortodontik tedaviye ihtiyacı olmayan 30 bireyden oluşturuldu. Komik bir video klip izletilerek spontane gülümseme elde edildi. Kayıtlardan maksimum diş ve dişetinin göründüğü gülümseme kareleri seçildi ve bu gülümseme kareleri üzerinde İmage J® programı yardımıyla ölçüm yapıldı. Gruplar arasında gülümseme komponentlerindeki değişiklikler, ANOVA ve Post hoc Tukey "Honestly Significant Difference" (Tukey HSD) testi kullanılarak değerlendirildi. Maksiller kesici görünümü (MxiD) (p≤0.05), üst kesici kenarın alt dudağa uzaklığı ölçümü (MxiLL) (p≤0.01), gülümseme yüksekliği (SH) (p≤0.001) ve gülümseme alanı (SA) (p≤0.01) ölçümleri hipodiverjan bireylerde istatistiksel olarak anlamlı oranda daha az bulundu. Görünen dentisyon genişliği (VTW) (p≤0.01) ve iç komissural genişlik (İCW) (p≤0.05), hiperdiverjan bireylerde kontrol grubuna göre istatistiksel olarak anlamlı oranda daha az bulundu. Bukkal koridor uzunlukları (BC-R, BC-L) (p≤0.001) hiperdiverjan bireylerde istatistiksel olarak anlamlı oranda daha az bulundu. Gülümseme indeksi (SIx) (p≤0.001) ise hipodiverjan bireylerde istatistiksel olarak anlamlı oranda daha fazla bulundu. sonuç olarak dik yön paterni ve cinsiyet gülümseme komponentlerini etkilemektedir. Hiperdiverjan bireyler, hipodiverjan bireylere göre daha vertikal bir gülümsemeye sahiptir. Daha çekici bir gülümseme için tedavi planı yapılırken dik yön paterninin gülümseme özellikleri üzerindeki etkisi dikkate alınmalıdır. Anahtar Kelimeler: Analiz, Angle Sınıf I, Estetik, Gülümseme, Maloklüzyon

AğızDental estetikDişler+4
Neslihan Seyhan Cezairli
Karadeniz Technical University · Institute of Health Sciences
2015
00

Related subjects