Diabetic retinopathy

70 theses under this subject heading

Medical SpecialtyOpen AccessTR

RAGE hedefli azeliragon tedavisinin ER stres aracılı diyabetik retinopatide terapötik etkisi

Diyabetes Mellitus günümüzde önemli bir sağlık sorunudur. Diyabetik retinopati ise diyabetin mikrovasküler bir komplikasyonudur. Dünyadaki körlüğün başlıca nedenlerindendir. Diyabette kronik hiperglisemi, inflamasyon ve reaktif oksijen radikallerinin birikimi sonucu oluşan oksidatif stres, endoplazmik retikulum stresi gibi çeşitli faktörler hücrelerde iskemi ve apoptozisi tetiklemektedir. Bu durum gözde hafif dereceli retinopati bulgularından, görmeyi tehdit eden ciddi klinik bulgulara kadar değişen tablolara yol açmaktadır. Günümüzde uygulanan tedaviler yetersiz kalmaktadır. Bu nedenle diyabetik retinopati tedavisi ile ilgili araştırmalar devam etmektedir. Diyabetik retinopati patogenezinden sorumlu birçok metabolik yolak tanımlanmıştır. Bunlardan biri de ileri glikasyon son ürünleridir. Hiperglisemiye nedeniyle oluşan bu ürünler, reseptörlerine bağlanarak retinopati patogenezinde görev almaktadır. Çalışmamızda, insan retinal pigment hücre hattı, önceki çalışmalar baz alınarak uygun miktarlarda ileri glikasyon son ürünleri+ glukoz+ lipopolisakkarit' e maruz bırakılarak diyabetik retinopati modeli oluşturulmuştur. İleri glikasyon son ürünleri reseptör inhibitörü olan azeliragon molekülü, 72 saat boyunca 100nM, 300nM ve 500nM dozlarında diyabetik hücrelere uygulanmıştır. Sonrasında yapılan analizlerde, diyabetik retinopati patogenezinde görevli çeşitli hedef genlerin mRNA ekspresyonları ve değişimleri değerlendirilmiştir. Kontrol grubu, diyabetik retinopati grubu ve azeliragon uygulanan diyabetik gruplar ANOVA ve Tukey testleri kullanılarak istatistiksel olarak karşılaştırılmıştır. Böylece azeliragonun diyabetik retinopatideki etkinliği değerlendirilmiştir. Çalışmamızda anjiyogenez, inflamasyon, endoplazmik retikulum stresi, oksidatif stres ve apopitoziste görevli başlıca genler analiz edilmiştir. Özellikle azeliragon molekülünün yüksek doz uygulandığı gruplarda inflamasyon, anjiyogenez ve apoptozisin baskılandığı görülmüştür. Ayrıca endoplazmik retikulum stresinde ve katlanmamış protein yanıtında görevli genlerin ekspresyonlarının azaldığı, protein katlanma kapasitesini arttırılmasından sorumlu olan genlerin ise arttığı gözlenmiştir. Sonuç olarak in vitro yapılan çalışmamızdan elde edilen veriler neticesinde azeliragon molekülü, endoplazmik retikulum stresi aracılı diyabetik retinopati tedavisinde potansiyel bir ajan olabilir. Anahtar kelimeler: Diyabetik retinopati, endoplazmik retikulum (ER) stres, Azeliragon, ileri glikasyon son ürünleri (AGE), AGE reseptörü (RAGE), ARPE-19

Diabetik retinopatiİleri glikasyon ürünleri
Gizem Köse
Trakya University
2025
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Obstruktif uyku apnesi olan diyabetik olgularda makülanın optik koherens tomografi ile retrospektif değerlendirilmesi

Diyabetik retinopati, diabetes mellitusun önemli bir mikrovasküler komplikasyonudur. Gelişmekte olan ülkelerde görme kaybının önemli nedenlerinden birisi olarak gösterilmektedir. Diyabetik retinopatinin patogenezinde önemli rol oynayan VEGF artışının hipoksi ile tetiklendiği belirtilmektedir ve bununla birlikte retinanın karanlıkta yani gece boyunca daha çok oksijen tükettiği ifade edilmektedir. Bu mekanizma obstruktif uyku apnesi sendromunun, tekrarlayan gece desatürasyon epizotları nedeniyle VEGF'in artışına yol açarak diyabetik makülopatinin kötüleşmesi başta olmak üzere oküler etkilere yol açabileceğini düşündürmektedir. Bu çalışmanın amacı obstruktif uyku apnesi sendromunun tanısı için yapılmış polisomnografi tetkiklerinde, apne-hipopne indeksine göre gruplandırılan diabetes mellitus tanılı hastaların optik koherens tomografi ile ön planda maküla olmak üzere, retinal yapılarda meydana gelen değişiklikler açısından karşılaştırılmasıdır. İkincil amacı ise diyabet maruziyet süresinin, maküla ve retinal yapılar üzerindeki etkilerinin, optik koherens tomografi tetkiki yardımı ile kıyaslanmasıdır. Ağır OSAS grubunda, hafif-orta OSAS grubuna göre daha fazla santral maküler ödem görülmüştür. Bunun yanı sıra RNFL inferior, temporal, nasal kadranların ağır OSAS grubunda istatiksel olarak anlamlı derece ince olduğu saptanmıştır. Bu sonuçlar bize OSAS şiddeti arttıkça diyabetik hastalarda retinal patolojiler gelişebileceğini düşündürmüştür. OSAS ve DM toplumsal ve bireysel olarak çok ciddi etkiler oluşturan birbirinden ayrı iki klinik durumdur. Bu iki ayrı klinik antitenin başta retina olmak üzere göze dair etkilerinin anlaşılması, oluşabilecek göz patolojilerine yönelik önleme tedbirleri ve bunların tedavisi açısından büyük önem arz etmektedir. Sonuç olarak bu çalışmanın gelecekte yapılacak çalışmalar için bir kaynak oluşturması hedeflenmiştir.

Diabetes mellitusDiabetik retinopatiRetrospektif çalışmalar+3
Büşra Engin Potoğlu
Tekirdağ Namık Kemal University
2021
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Diyabetik ayak ülseri hastalarında diyabetik retinopatinin prevelansı ve ilişkili risk faktörleri

Amaç: Diyabetik ayak ülserleri (DAÜ) ve diyabetik retinopati (DRP), diyabet hastalarında, yaşam kalitesini, tedavi maliyetlerini ve mortalite riskini olumsuz etkileyen diyabetin kronik ve ciddi komplikasyonlarıdır. DRP'nin genellikle mikrovasküler, DAÜ'lerin ise hem mikro hem de makrovasküler hasarlarla ilişkili olduğu düşünülmektedir. DRP'nin DAÜ gelişimi ve uzuv amputasyonu için önemli bir risk faktörü olduğu çok sayıda çalışmalarda gösterilmiştir. Ancak DAÜ'lü hastalarda DRP sıklığı ve ilişkili risk faktörleri ile ilgili çok az sayıda çalışma yapılmıştır. Yöntemler: Çalışma grubumuz DAÜ olan 85 hastadan, kontrol grubumuz ise DAÜ olmayan 81 diyabet hastasından oluşturuldu. DRP'nin varlığı ve evresi açısından tüm hastaların göz dibi incelemesi yapıldı. Hastaların muayene bulguları, demografik özellikleri, eşlik eden komorbid durumları ve rutin bakılan laboratuvar parametreleri kayıt altına alınarak, gruplar arasında karşılaştırmalar yapıldı. Bulgular: Çalışma grubunda 73 kişide (%85.9), kontrol grubunda ise 42 kişide (%51.9) DRP saptandı (p<.001). Proliferatif DRP çalışma grubunda (%33.3), kontrol grubuna göre (%11.1) anlamlı olarak daha yüksekti (p=.002). Çalışma grubunda artan DM süresi, ileri yaş, GFH ve hemoglobin düşüklüğü artan DRP sıklığı ile ilişkili bulundu (sırasıyla, p<.001, p=.002, p<.001 ve p=.015). Eşlik eden hipertansiyon, proteinüri ve koroner arter hastalığı da artan DRP sıklığı ile ilişkiliydi (sırasıyla, p=.001, p=.001 ve p=.002). Ayrıca, DAÜ'nün ileri evreleri, artan DRP sıklığı ve şiddeti ile ilişkiliydi (p=.005). Sonuç: DAÜ'lü hastalarda, oldukça sık görülen ve ilerleyici seyredebilen DRP'nin erken tespiti ve tedavisi, DRP'ye sekonder meydana gelebilecek ciddi morbiditelerin ve yüksek mortalite riskinin azalması üzerinde, olumlu katkılar sağlayacaktır. Anahtar Kelimeler: diyabetik ayak ülseri, diyabetik retinopati, mikrovasküler komplikasyon

Ayak ülseriDiabetes mellitusDiabetik ayak+3
İsmail Altıntaş
Harran University
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Diyabetik hasta grupları ile serebral MR perfüzyon arasındaki ilişki

Amaç: Diyabetik Hasta Grupları ile Serebral MR Perfüzyon Arasındaki İlişki incelemeyi amaçladık. Materyal-metot: 52 diyabetik hasta ve 39 sağlıklı kontrol grubu çalışmaya dahil edildi. Diyabetik hastalar proliferatif retinopati(PRP), non-proliferatif retinopati(NPRP), ve retinopati olmayan diyabet(RP olmayan DM) olarak üç gruba ayrıldı. Görüntülemeler 1.5T Manyetik Rezonans Görüntüleme (MRG) cihazı kullanılarak gerçekleştirildi. T2* ağırlıklı eko planar görüntüleme sekansı ile DSC Perfüzyon ağırlıklı MR (PA-MR) ile görüntüler alındı. Görüntüleme sonucu kaydedilen veriler iş istasyonuna gönderildi (syngo-via, Siemens Medikal sistemler). Yazılım yardımı ile elde edilen ham veriler ile CBF haritaları elde edildi. Her iki serebral hemisferde gri cevherden region of interest (ROI) ile elde edilen veriler beyaz cevherden referans olarak seçilen bölgedeki ROI ile elde edilen veriye oranlandı. Çalışmamızdaki sürekli değişkenler için tanımlayıcı istatistikler, grup ortalamalarını karşılaştırmada ANOVA, farklı grupları belirlemede Duncan testi kullanılmıştır. Değişkenler arasındaki ilişki Pearson korelasyon katsayıları hesaplanmıştır. Bulgular: Çalışmamızda diyabetik hasta grupları (PRP, NPRP ve RP olmayan DM ) arasında NPRP ve RP olmayan DM grubunda her iki serebral hemisferde bölgesel olarak rCBF değerleri diğer gruplara göre daha düşük olmakla beraber istatistik olarak anlamlı farklılık gözlenmemiştir. Diyabetik hastalar ile sağlıklı kontrol grupları arasında rCBF değerleri diyabetik hasta grubunda daha düşüktü. Bununla beraber her iki frontal lob anterior ve inferior, her iki singulat girus, her iki temporal lob medial, sağ oksipital lob ve her iki talamusta rCBF değerlerinde istatistik olarak anlamlı farklılık izlenmiştir. Sonuç: Sonuç olarak, bu çalışma T2DM'de diyabet grupları arasındaki serebral perfüzyonun bölgesel etkilerini incelemiştir. Diyabet grupları arasında bölgesel perfüzyon değerleri açısından anlamlı fark yoktu. Sağlıklı kontrol grubuna göre bölgesel hipoperfüzyon genel olarak incelenen tüm loblarda görüldü ve çoğunda istatistik olarak fark izlendi. Özellikle temporal lob medial (hipokampal) kesimde hipoperfüzyon belirgindi. Anahtar Kelimeler: Diyabetes Mellitus, Serebral Perfüzyon, Manyetik Rezonans Görüntüleme, Diyabetik Retinopati

BeyinDiabetes mellitusDiabetes mellitus+7
İbrahim İlik
Van Yüzüncü Yıl Üniversity
2019
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Tip 1 diyabetes mellitus tanılı hastalarda koroidal vasküler indeks ve oküler parametrelerin değerlendirilmesi ve sağlıklı gönüllü kişiler ile karşılaştırılması

Amaç: Tip 1 Diyabetes Mellitus (T1DM) tanılı hastalar ile sağlıklı kontrol grubu arasındaki koroidal vasküler indeks (Kvi) ile oküler parametrelerin karşılaştırılması ve bu parametreler ile laboratuvar sonuçları arasındaki ilişkinin değerlendirilmesi. Gereç ve Yöntem: Çalışmamıza Temmuz ve Ekim 2020 tarihleri arasında Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi (YYÜ) Tıp Fakültesi Göz Hastalıkları Kliniği ile Çocuk Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Klinikleri'ne başvuran 10-18 yaş arası T1DM tanılı 50 (K:E=28:22) hasta ile 54 (K:E=27:27) sağlıklı çocuk kontrol grubu olmak üzere toplam 104 çocuk dahil edildi. Hastaların demografik bulguları (yaş, cinsiyet, hastalık süresi, labotaruvar parametreleri) kayıt edildi. Hastaların oküler ön segmenti speküler mikroskobi (SM) ve ön segment spectral-domain optik koherens tomografi (SD-OKT) ile değerlendirildi. Arka segmenti genişletilmiş derinlikli optik koherens tomografi (EDI-OKT) ile değerlendirildi ve segmentasyon analizi ile retina tabakalarının ölçümü yapıldı. EDI-OKT ile elde edilen resimlerle koroidal vasküler indeks (Kvi) hesaplandı. Bulgular: T1DM tanılı hasta ve sağlıklı kontrol grubunun yaş ve cinsiyet dağılımı benzerdi (13.66±2.22 yıla karşın 13.8 ±2.48 yıl) (p=0.738). T1DM ile kontrol grubu arasında toplam uzunluk (TL), endotel hücre yoğunluğu (EHY), santral korneal kalınlık bulguları arasında anlamlı fark saptanmadı (p>0.05). T1DM tanılı hastaların kornea endotel hekzagonalite değerinin kontrol grubuna göre azaldığı saptandı (%55.38±9.09'e karşın %51.04±7.50) (p=0.011). T1DM hastalarının ortalama gangliyon hacmi kontrol grubundan daha yüksek saptandı (p=0.04). Ayrıca T1DM tanılı hastaların Kvi değeri kontrol grubundan daha düşük saptandı (p=0.013). Glikozillenmiş hemoglobin (HbA1c) ile EHY arasında negatif yönde korelasyon saptandı (r=-0.284, p=0.050). HbA1c ile ortalama hücre boyutu (OHB) arasında pozitif yönde korelasyon saptandı (r=0.285, p=0.050). Retina sinir lifi tabakası (RNFL) ile DM hastalık süresi arasında pozitif yönlü, HbA1c, C reaktif protein (CRP) ve mikroalbuminüri düzeyleri ile negatif yönlü korelasyon olduğu saptandı (p<0.05). T1DM süresi ve HbA1c düzeyleri ile anlamlı korelasyon izlenen speküler mikroskobi ve OKT bulguları arasında yapılan doğrusal regresyon analizlerinde anlamlı düzeyde önemli ve açıklayıcı bulgu saptanmadı. Sonuç: T1DM'li hastalarda kontrol grubuna göre hekzagonalite oranının ve Kvi değerinin azaldığı saptanırken HbA1C ile RNFL arasında negatif korelasyon olduğu saptandı. Bu nedenle, rutin oftalmolojik muayeneleride DR saptanmayan T1DM'li çocuklarda erken oküler değişikliklerin belirlenmesinde SM ve OKT kullanılması önerilebilir.

Diabetes mellitusDiabetes mellitus-tip 1Diabetik retinopati+5
Ahmet Serkan Altaş
Van Yüzüncü Yıl Üniversity
2020
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Renal transplant alıcılarında gelişen post-transplant diabetes mellitusta mikrovasküler komplikasyonların değerlendirilmesi

Renal Transplant Alıcılarında Gelişen Post-Transplant Diabetes Mellitusta Mikrovasküler Komplikasyonların Değerlendirilmesi, Hacettepe Üniversitesi, İç Hastalıkları Anabilim Dalı, Uzmanlık Tez, Ankara, 2022 Transplantasyon sayıları artması, değişen tedavi modaliteleri sayesinde transplant hastalarında artan yaşam süresi, ile primer transplantasyon kaynaklı mortalite önemli olmaktan çıkmaya başlayıp, artan sağ kalım ile metabolik komplikasyonların artışı dikkat çekmeye başlamıştır. PTDM de bunlardan biridir. Bu çalışmada renal transplantasyon alıcılarında transplantasyon sonrası gelişen Diabetes Mellitusun mikrovasküler komplikasyonlarının değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesinde 1985-2017 arasında renal transplant olan 771 böbrek alıcısından oluşan bir kohorttan beş yıldan uzun süredir diyabeti olan 44 hasta PTDM grubu olarak kabul edildi. PTDM tanısı olmayan 50 renal transplant hastası kontrol grubu olarak kabul edildi. Diyabetik retinopati, fundus fotoğrafı ve optik koherans tomografi (OCT) ile değerlendirildi. Diyabetik nefropati taraması için spot idrar albümin/kreatinin (mg/g) ve glomerüler filtrasyon hızı (GFR) hesaplandı. Periferik nöropati değerlendirilmesi için hastalara Michigan Nöropati Tarama Sorgusu (MNSI) yapıldı. Nöropati muayenesinde ayakların görünümüne ve ayak bileği refleksine bakıldı. 10 gr monofilaman test ile ampütasyon riski değerlendirildi. Kantitatif duyusal testler ve vibrasyon CASE-IV cihazı ile uygulandı. Diyabetik nöropatinin erken tanısında kullanılan korneal konfokal mikroskopi uygulandı. Kardiyak otonom nöropati taraması için ELA Medical SpiderView Holter Cihazı 24 saatlik kayıt ile kalp hızı değişkenliği verileri incelendi. Fundus fotoğrafı ve OCT le değerlendirmede %20,5 hastada diyabetik retinopati izlendi. OCT de PTDM ve NPTDM (PTDM tanısı olmayan renal transplant alıcıları) grupta retinal liflerde benzer şekilde incelme izlendi. GFR ve spot idrar albümin/kreatinin ölçümlerinde gruplar arasında fark yoktu. MNSI klinik muayene bulgularında hastaların %20,5'inde diyabetik periferik nöropati mevcuttu. Korneal konfokal mikroskopik (CCM) değerlendirmede korneal sinir lif dansitesi (CNFD) PTDM grupta ve diyabetik nöropatisi olan grupta anlamlı düşüktü. Kardiyak otonom nöropati PTDM grubun yarısından fazlasını, NPTDM grubun yaklaşık beşte birini etkilemişti. PTDM seyrinde gelişen mikrovasküler komplikasyonlar Tip 1 ve Tip 2 diyabet seyrine uymayan benzersiz şekilde seyredebilmektedir. Ortaya çıkan mikrovasküler komplikasyonlar renal transplant hastalarında morbidite ve mortaliteye sebep olabilir. Bunun önlenmesi için PTDM seyrinde görülen mikrovasküler komplikasyonların tarama modaliteleri oluşturulması gerekmektedir. Anahtar Kelimeler: Posttransplant Diabetes Mellitus (PTDM), NODAT (New Onset Diabetes After Transplantation), diyabetik retinopati, diyabetik nefropati, diyabetik periferik nöropati, korneal konfokal mikroskopi, kardiyak otonom nöropati

Böbrek hastalıklarıBöbrek nakliBöbrek yetmezliği-kronik+7
Başak Çelik Kavaklılar
Hacettepe University
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Arka kutup baskın ve periferal retina baskın diyabet retinopatisinde(dr), oct ve octa ile koroid ve retina karakteristiklerinin değerlendirilmesi

Amaç: Diyabet retinopatisi (DR), retinopatinin şiddetinden bağımsız olarak kimi olgularda periferal retinada hemen hiç bulgu yokken arka kutup bölgesinden başlayıp en erken dönemde vizyonu bozarken kimi olgularda periferal retinada hastalık çok ileri hatta proliferatif evreye ilerlediği halde arka kutup hiç etkilenmemekte, vizyon en geç dönemde etkilendiğinden tanı ve tedavi gecikmektedir. Bu çalışmamızda hastalığın bu 2 farklı karakteristikle prezante olmasının, başta koroidal olmak üzere retino-koroidal vasküler karakteristikler yönünden ilişkisinin araştırılması amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Olgular klinik prezentasyonuna göre "Arka kutup baskın (AKB)" ve "Periferal retina baskın (PB)" DR olarak gruplandırılmıştır. Tip 2 DM ve DR tanısı alan 65 hastanın 70 gözü, 35 PB-DR ve 35 AKB-DR olarak sınıflandırılmıştır. Olgularda Topcon DRI Triton Plus (Swept Source OCT) cihazı ile 6x6mm OCTA ve makula OCT incelemeleri yapılmış, OCTA'da retinal, retinokoroidal ve koroidal segmentlerin foveal ve perifoveal subsegmentlerinin vasküler dansiteleri, grup içi ve gruplar arası kıyaslamalı olarak değerlendirilmiştir. Bulgular: AKB-DR olgularında parafoveal vasküler dansitenin, PB-DR olgularına kıyasla daha düşük olduğu, subsegmenter varyasyonun daha yüksek bulunduğu saptanmış ve bu varyasyon iskemik alanlara atfedilmiştir. AKB-DR olgularında nazal parafoveal subsegment vasküler dansitesilerinin korunduğu, fakat temporal ve inferior parafoveal subsegment vasküler dansitelerinin azaldığı saptanmıştır. Koroidal foveal vasküler dansite ile retinal foveal vasküler dansite arasında anlamlı negatif korelasyon olduğu dolayısıyla sağlıklı bir koroidal kanlanmanın foveal bölgeyi iskemiden koruyucu etkiye sahip olduğunu, böylelikle koroidal kan dolaşımının diyabet retinopatisinin klinik prezantasyonunda çok önemli rolü olduğu görüldü. Retinal parafoveal bölge ile koroidal parafoveal ve koroidal foveal bölge vasküler dansiteleri arasında bulduğumuz pozitif korelasyon ile bozulmamış koroidal foveal ve parafoveal kan dolaşımının, makulanın kanlanmasında ve makula iskemisinin önlenmesinde koroidin önemli rol üstlendiğini görüldü. Sonuç: Koroidal kan dolaşımı, DR kliniğinin nasıl seyredeceğinde çok önemli ve belirleyici bir role sahiptir. Bu nedenle DR hastalarının tanı ve tedavisinde koroidal dolaşımın da değerlendirilmesi gerekmektedir. Anahtar kelimeler: Diyabet retinopatisi, SS-OCTA, Koroid .

Diabetik retinopatiKoroid
Furkan Aslantaş
İstanbul University-Cerrahpaşa
2025
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Renal transplant alıcılarında gelişen post-transplant diabetes mellitus seyrinde mikrovasküler komplikasyonların değerlendirilmesi

Solid organ transplantasyonu sonrası meydana gelen hiperglisemi iyi bilinen metabolik bir komplikasyondur. Nakil sonrası immünolojik ve enfeksiyöz komplikasyonların iyi yönetilmesi nedeniyle greft ve hasta sağ kalımı uzamış, bununla beraber artan metabolik komplikasyonlardan olan Post-transplant Diabetes Mellitus'un (PTDM) insidansı artmış ve uzun dönem klinik seyrinin anlaşılması ihtiyacı doğmuştur. Nakil alıcılarında gelişen PTDM seyrinin diğer diyabet türlerine benzer olup olmadığı bilinmemektedir. Bu çalışmanın amacı, beş yıldan uzun süredir PTDM tanısı ile izlenen renal transplant alıcılarında mikrovasküler komplikasyonların değerlendirilmesidir. Nakil öncesi diyabet tanısı olmayan, beş yıldan uzun süredir PTDM tanısı ile takip edilen, 18 yaş ve üzeri toplam 43 hasta çalışmaya dahil edildi. Hastaların 27'si (%62,8) erkek ve yaş ortalaması 50,12±12,2'dir. Diyabetik retinopati değerlendirimesi için hastalara fundus fotoğrafı ve optik koherans tomografi (OKT) çekildi. Diyabetik nefropati taraması için spot idrar albümin/kreatinin (mg/g) ve glomerüler filtrasyon hızı (GFR) hesaplandı. Periferik nöropati değerlendirilmesi için hastalara Michigan Nöropati Tarama Sorgusu (MNSI) yapıldı. Nöropati muayenesinde ayakların görünümüne ve ayak bileği refleksine bakıldı. Nörotezyometre ile ayak baş parmak vibrasyon duyusu ölçüldü. 10 gr monofilaman test ile ampütasyon riski değerlendirildi. Kantitatif duyusal testler CASE-IV cihazı ile uygulandı, ince lif nöropatisi değerlendirildi. Kardiyak otonom nöropati taraması için ELA Medical SpiderView Holter Cihazı ile kalp hızı değişkenliği verileri incelendi. Hastaların %58'ine canlı donörden nakil yapıldığı görüldü. Prednizolon (%93), mikofenolat mofetil (%83,7), siklosporin (%44,2) ve takrolimus (%30,2) sırasıyla en çok kullanılan immünsupresif tedaviler arasında yer almaktaydı. Ortalama diyabet takip süresi 8,4±4 yıl ve HbA1c %6,5 bulundu. Diyabet tedavisi olarak hastaların %55'i günde en az bir doz insülin, %41,9'u oral antihiperglisemik ajan kullanmaktaydı. Ortalama diyabet süresi sekiz yıl olmasına rağmen iki (%4,7) hastada diyabetik retinopati, dokuz (%20,9) hastada OKT ile retinal liflerde incelme saptandı. Biyokimyasal testlerde ortalama kreatinin 1,9±2,1 mg/dl, GFR 48,8±16,8 ml/dk/1,73m² ve albümin/kreatinin oranı 285,9±478,8 mg/g olarak hesaplandı. Albümin/kreatinin oranı 30-300 mg/g arasında olan 23 (57,5%), ≥300 mg/g olan sekiz (20%) hasta vardı. MNSI sorgusundan üç (%7) hasta ≥4 puan, fizik muayene kısmından dokuz (%20,9) hasta ≥2,5 puan aldı ve diyabetik nöropati olarak değerlendirildi. 10 gr monofilaman testinde beş (%11,6) hastada azalmış yanıt alındı, bir (%2,3) hastada ise yanıt alınamadı. Kantitatif duyusal testler ile yapılan değerlendirmede beş (%11,9) hastada diyabetik ince lif nöropatisi saptandı. Ortalama kalp hızı 84±14,6 atım/dk bulundu. Kalp hızı değişkenliği verileri incelendiğinde hastaların %55'inde parasempatik, %67'sinde sempatik sistem tutulumu saptandı. Sonuç olarak PTDM ile izlenen renal transplant alıcılarında gelişen mikrovasküler komplikasyonların, Tip 2 diyabet seyrinde beklenen komplikasyonlardan daha az sıklıkta ve daha hafif seyirli olduğu gösterilmiştir.

Böbrek hastalıklarıBöbrek nakliBöbrek yetmezliği-kronik+6
Özge Aybı Özdemir
Hacettepe University
2020
00
DoctorateOpen AccessTR

Diyabetik maküler ödem tedavisinde nanopartiküler karbonik anhidraz inhibitör etkinliğinin değerlendirilmesi

Diyabetik Retinopati (DRP), diyabete bağlı olarak gözün retina tabakasında gelişen tüm yapısal ve fonksiyonel değişikliklerin oluşturduğu klinik bir tablodur. Dünyada 20-74 yaş arasındaki körlüklerin en önemli sebebi olan DRP tedavisinde altın standart tedavi seçeneği intravitreal enjeksiyonlardır. Tez çalışmaları kapsamında; DRP tedavisinde kullanılmak üzere intravitreal yolla uygulanacak asetazolamid yüklü siklodekstrin nanopartikül (ACZ-CD-NP) formülasyonları geliştirilmiş ve bu nanopartiküllerin salım ve karakterizasyon çalışmaları yapılmıştır. Geliştirilen ve karakterize edilen ACZ-CD-NP'lerin in vitro ve in vivo DRP hastalık modelinde etkinliği ve toksisitesi incelenmiştir. İn vitro etkinlik, HRMEC hücre hattında geliştirilmiş DRP hastalık modelinde, TEER testleri ve geçirgenlik testleri ile değerlendirilmiştir. İn vivo çalışmalar kapsamında, DRP hastalık modeli oluşturulmuş tavşan gözlerinde intravitreal ACZ-CD-NP uygulamasının tedavi edici etkisi,fundus muayenesi, renkli fundus fotoğrafı (RFF), Optik Koherens Tomografi (OKT), Fundus Fluoresein Anjiografi (FFA) ve Fundus Florofotometri (FFFM) tetkikleri ile değerlendirilmiştir. İn vitro toksisite, HRMEC hücre hattında yapılan MTT testi ile değerlendirilmiş, in vivo toksisite çalışmaları kapsamında da intravitreal ACZ-CD-NP uygulanan tavşanlarda ön segment ve arka segment muayene sonuçları ve göz içi basıncı ölçümleri değerlendirilmiştir. Çalışmalardan elde edilen sonuçlar değerlendirildiğinde intravitreal ACZ-CD-NP uygulamasının DRP hastalık modelinde anlamlı düzeyde tedavi edici etki gösterdiği ve göz dokuları için herhangi bir toksik etkiye yol açmadığı tespit edilmiştir.

Diabetes mellitusDiabetik retinopatiKarbonik anhidraz+4
Nagihan Uğurlu
Hacettepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2021
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Prediyabetik hasta popülasyonunda retinopati ve nefropati sıklığının araştırılması

Giriş ve Amaç: Prediyabet; plazma glukoz düzeyinin normalden yüksek olduğu, ancak diyabet tanı sınırlarına ulaşmadığı durumlar için kullanılan klinik bir terimdir. Prediyabetin daha önce yapılan gözlemsel çalışmalarda artmış kardiyovasküler risk, mortalite ve diyabet gelişimi ile ilişkili olduğu ortaya konmuştur. Bazı çalışmalarda, prediyabetik bireylerde mikrovasküler komplikasyon sıklığının da artmış olduğu gösterilmiştir. Diyabetik retinopati dünyada en önemli önlenebilir körlük nedenlerinden biri ve diyabetin en sık görülen tedavi edilebilir mikrovasküler kronik komplikasyonudur. Diyabetik nefropati tüm dünyada KBY nedenleri arasında ilk sırada yer almaktadır. Diyabetin mikrovasküler komplikasyonlarının prediyabet evresinde tanınıp tedavi edilmesiyle, gelecekte gelişebilecek KBY ve körlük gibi komplikasyonların önlenmesinin sağlanacağı öngörülmektedir. Bu sebeple öncelikle prediyabetik popülasyonda retinopati ve nefropati sıklığını bilmek önemli olacaktır. Türkiye'de bu konuda fikir verebilecek bir çalıșma henüz literatürde bulunmamaktadır. Gereç ve Yöntem: Ocak 2019 Eylül 2019 tarihleri arasında Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesine başvuran ve Biyokimya Anabilim Dalı hasta veri tabanında OGTT ve serum kreatinin sonuçları bulunan kişiler arasından prediyabet tanı kriterlerini karşılayan ve çalışmaya katılmayı kabul eden 30 BAG, 30 BGT, 30 BAG+BGT mevcut hasta çalışmaya dahil edildi. Hastalardan; yaş, cinsiyet, sigara kullanımı, prediyabet risk faktörleri (bilinen hipertansiyon, hiperlipidemi, psikiyatrik hastalık, gestasyonel diyabet veya iri bebek doğurma öyküsü, koroner, periferik veya serebral vasküler hastalık ve ailede diabetes mellitus varlığı öyküsü) bilgileri alındı. Boy, vücut ağırlığı ve bel çevresi ölçüldü. Hastalardan sabah alınan ilk idrar örneğinde spot idrarda mikroalbümin/kreatinin oranına bakıldı. Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Göz Hastalıkları Anabilim Dalı'nda detaylı göz muayenesi gerçekleştirildi ve uygun görülen 86 hastaya fundus floresein anjiografi (FFA) çekildi. FFA'da mikroanevrizma ve/veya periferik/maküler iskemi ve/veya vasküler sızıntı saptanan hastalarda retinopati mevcut kabul edildi. Bulgular: Çalışmamıza dahil edilen 86 hastanın 16'sında (%18,6) FFA bulgularına göre çok hafif düzeyde non proliferatif retinopati saptandı. 86 hastanın 13'ünde (%15,1) nefropati saptandı. Toplamda retinopati veya nefropati saptanan 25 hasta mevcuttu (%29,1). Prediyabet alt tiplerine göre retinopati dağılımı incelendiğinde BAG grubunda %14,3, BGT grubunda %13,8, BAG+BGT grubunda %27,6 olarak bulundu. Nefropati oranı BAG grubunda %10,7, BGT grubunda %13,8, BAG+BGT grubunda ise %20,7 olarak saptandı. Total komplikasyon oranı ise BAG grubunda %21,4, BGT grubunda %27,6 BAG+BGT grubunda %37,9 olarak bulundu. Gruplar arası bu farklar istatistiksel olarak VIII bulunmadı. Çalışmamızda diyabetik retinopatinin; yaş, sistolik ve diastolik kan basıncı, serum ürik asit düzeyi, e--GFR ve anti--hiperlipidemik ilaç kullanımı ile anlamlı ilişkisi tespit edildi. Diyabetik nefropati ile sistolik kan basıncı, serum ürik asit seviyesi ve e--GFR düzeyi arasında anlamlı ilişki saptandı. Bilinen vasküler (koroner, serebral veya periferik) hastalık varlığı ile hem retinopati, hem de nefropati arasında anlamlı ilişki tespit edildi. Sonuç: Çalışmamızda prediyabetiklerde hem retinopati, hem de nefropati sıklığının beklenenden daha yüksek olabileceği ortaya konulmuştur (%18,6 vs %15,1). Kombine bozukluk (BAG+BGT) grubunda en fazla olmak üzere tüm prediyabet alt tiplerinde yüksek komplikasyon oranları gösterilmiştir. Ayrıca prediyabetiklerde makrovasküler komplikasyonlar ile mikrovasküler komplikasyonlar arasında ilişki olabileceği tanımlanmıştır. Son çalışmalar ışığında prediyabetiklerde yalnızca makrovasküler komplikasyonların değil; mikrovasküler komplikasyonların da eski bilinen oranlara göre daha yüksek olduğu görülmektedir. Bu sebeple bu konudaki çalışmalar arttıkça tarama ve tedavi konusunda yaklaşımların değişme ihtimali mevcuttur.

Diabetes mellitusDiabetik nefropatilerDiabetik retinopati+2
Sedat Can Güney
Ege University
2019
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Yıllara bağlı olarak tip 2 diabetes mellitusun oluşturduğu retinal vasküler değişikliklerin optik koherens tomografi anjiografi ile değerlendirilmesi

Çalışmada amacımız yeni tanı almış DR olmayan diyabet hastalarının OKTA görüntülerini sağlıklı popülasyonla karşılaştırarak diyabetin erken evrede retina vaskülaritesine olan etkisini gözlemlemek, diyabet tanı süreleri farklı olan ve DR bulgusu olmayan hastaların OKTA görüntülerini inceleyerek diyabetin yıllara bağlı olarak vaskülariteye nasıl etki gösterdiğini araştırmaktır. Çalışmaya Mersin Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Göz Hastalıkları Anabilim Dalı'na 01 Ocak 2022 ile 01 Mayıs 2022 tarihleri arasında başvurmuş, diyabetik retinopatisi olmayan, yeni tanı almış 29 diyabetes mellitus hastasının 29 gözü (Grup 1), diyabetes mellitus tanı süresi en fazla 5 yıl olan 42 hastanın 42 gözü (Grup 2) ve diyabetes mellitus tanı süresi 5 yıl ile 10 yıl arasında olan 27 hastanın 27 gözü (Grup 3), kontrol grubu olarak ise aynı yaş grubundan ve benzer cinsiyet dağılımına sahip 35 hastanın 35 gözü dahil edildi. Hastaların Zeiss Cirrus 6000 Angioplex (Carl zeiss, Dublin, CA, USA) cihazı ile çekilen 6x6 mm'lik makula protokolündeki OKTA görüntülerinden elde edilen veriler kayıt altına alındı. Çalışmada diyabet hastalarında klinik DR gelişmese de diyabetin yeni tanı alınan zamandan itibaren zaman geçtikçe FAZ alanını genişletip SKP'de VD ve PD parametrelerini santral alanda azalttığı gösterildi. Diyabetik grupta parafoveal inferior alan ile perifoveal superior ve inferior alanlarda VD ve PD parametreleri kontrol grubuna göre düşük bulundu. Kontrol grubu ile karşılaştırıldığında parafoveal tüm kadranlardaki VD ile perifoveal superior ve inferior VD parametreleri Grup 2'de düşük bulundu. Grup 3'teki hastaların perifoveal superior VD ve parafoveal nazal VD'si yeni tanı ve kontrol grubuna göre düşük bulundu. Yeni tanı almış hastaların kontrol grubu ile karşılaştırılmasında hiçbir OKTA parametresinde anlamlı fark bulunmadı. Sonuç olarak diyabet tanılı hastalarda klinik DR'nin olmadığı erken dönemde bile vasküler parametrelerdeki değişimin OKTA ile saptanabileceği gösterildi. Anahtar Kelimeler: Diyabetik retinopati, Vasküler dansite, Retinal vasküler hastalık, Optik koherens tomografi anjiografi

AnjiyografiDiabetes mellitusDiabetes mellitus-tip 2+4
Pınar İş Kılıçdoğan
Mersin University
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Tip 2 diabetes mellitus hastalarında afamin seviyelerinin araştırılması

Diabetes Mellitus (DM) yüksek morbidite ve mortalite hızı, yüksek tedavi harcamaları ve iş gücü kaybı nedeni ile hem hastaya hem de topluma büyük yük getirmesinden dolayı diyabet önemli bir sağlık sorunudur. Diyabetik retinopati oftalmolojinin tüm alt dallarını ve çeşitli yaş gruplarındaki insüline bağımlı ya da bağımsız tüm hastaları ilgilendirmektedir Çeşitli biyokimyasal mekanizmalar glukoz metabolizmasını değiştirerek diyabetik retinopatinin gelişmesi ve ilerlemesine sebep olmaktadır. Çalışmamızda afamin ve bazı biyokimyasal parametre düzeylerinin diyabetik hastalarda retinopati varlığı ile arasındaki ilişkiler araştırıldı. Çalışmada serum afamin düzeyi, sandviç immunoassay (enzim bağlı immünosorbent ölçüm/ELISA) yöntemi ile ölçüldü. Serum glukoz, yüksek dansiteli lipoprotein (high-density lipoprotein (HDL), düşük dansiteli lipoprotein (low-density lipoprotein (LDL) ve total kolesterol, trigliserit ve fruktozamin seviyeleri; spektrofotometrik yöntemle enzimatik olarak belirlendi. HbA1C ise tam otomatik yüksek performanslı sıvı kromatografisi (HPLC) ile belirlendi. Glukoz, fruktozamin ve HbA1C düzeyleri DM grubunda kontrol grubuna göre anlamlı yüksekti. Çalışmamızda, serum afamin düzeyleri DM grubunda kontrol grubuna göre anlamlı yüksek olarak bulundu (p<0.05). DM hastaları, proliferatif, nonproliferatif ve retinopatisi olmayan hastalar olarak gruplara ayrıldığında, yaĢ, hastalık süresi, serum glukoz ve afamin düzeyleri açısından gruplar arasında anlamlı fark olduğu görüldü (p<0.05). Serum glukoz ve afamin düzeylerinin hem proliferatif hem de nonproliferatifretinopati gruplarında retinopatisi olmayan DM hastalarına göre yüksek olduğu görüldü (p<0.05). Serum afamin düzeyleri açısından, proliferatif ile nonproliferatif retinopatisi olan DM hasta grupları arasında ve retinopatisi olmayan DM hasta ile kontrol grubu arasında anlamlı fark bulunmamaktadır. Serum fruktozamin düzeyleri açısından tüm katılımcılar değerlendirildiğinde, proliferatif, nonproliferatif ve retinopatisi olmayan DM hasta gruplarında kontrol grubuna göre anlamlı artış saptanırken, DM hasta grupları retinopati varlığı ve tipine göre gruplara ayrıldığında anlamlı farkın olmadığı gözlendi. Diyabet grubundaki tüm hastalar üzerine yapılan analizde, serum afamin düzeyleri ile serum glukoz (p=0.007, r=0.365), yaĢ (p=0.001, r=0.454) ve hastalık süresi (p=0.001, r=0.469) arasında anlamlı korelasyon saptandı. Ayrıca serum fruktozamin, lipid profili ve HbA1C yüzdeleri açısından DM hastalarında retinopati varlığı ve tipine göre yapılan gruplarda önemli fark bulunmamıştır.

AfaminDiabetes mellitusDiabetes mellitus-tip 2+1
Meltem Kartal
Necmettin Erbakan University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Diabetik retinopatide vitreus VEGF, IL-8 ve TNF-α seviyeleri

Giriş ve Amaç: DR (diabetik retinopati) DM (diabetes mellitus) hastalarında sıkça rastlanan, görme keskinliğinde ani ve ciddi kayıplara yol açan mikrovasküler bir komplikasyondur. Bu tez çalışmasındaki amacımız DR nedeniyle pars plana vitrektomi (PPV) geçiren hastaların vitreus örneklerinde VEGF, İL-8 ve TNF- ? seviyelerini ölçerek bu sonuçları kontrol grubu ile karşılaştırıp DR patogenezinde etkilerini ortaya koymaktır.Gereç ve Yöntemler: T.C. İstanbul Bilim Üniversitesi Tıp Fakültesi Göz Hastalıkları Ana Bilim Dalı'nda operasyon kararı verilen DR tanısı almış 57 diabetik hastanın 57 gözü ve kontrol grubu olarak da proliferatif vitreoretinopatisi olmayan 22 makula deliği olgusu kontrol grubu kapsamına alınmıştır. Çalışma grubundaki 79 hastaya üç girişli 20 gauge pars plana vitrektomi operasyonu uygulanmıştır. Vitreus örnekleri PPV'nin başlangıcında göz içi infüzyon açılmadan önce vitrektör ile dilüe edilmeden 0.5 cc aspire edilmiştir. Örnekler -70 oC deki derin dondurucuya aktarılmıştır. Sonuçlar IL-8, TNF-? ve VEGF için pg/ml cinsinden hesaplandı.Bulgular: DR grubundan vitrektomi sırasında elde edilen vitreus örneklerinde VEGF seviyesi (1181,1679 ± 1230,43140 pg/ml [76.65? 6982.29]) kontrol grubundan elde edilen vitreus örneklerindeki VEGF seviyesine (3,8673 ± 5,00354 pg/ml [0,07?16,44] göre anlamlı olarak yüksek bulundu (P<0,001). Aynı şekilde DR grubundan vitrektomi sırasında elde edilen vitreus örneklerinde IL-8 seviyesi (82,7891 ± 74,08700 pg/ml [0,08?307,09]) ve TNF-? seviyesi (18,0007 ± 13,90015pg/ml [2,32 ?51,11]) kontrol grubundan elde edilen vitreus örneklerindeki IL-8 seviyesine (2,9805 ± 3,77546 pg/ml [0.08?18.53] ve TNF-? seviyesine (1,7005 ± 1,26949 pg/ml [0,1?5,17]) göre anlamlı olarak yüksek bulundu (P <0,001).Sonuçlar: Sonuç olarak, bulgularımız ışığında inflamatuvar ve anjiyojenik medyatör olan IL-8, ve hücre proliferasyonunda ve hücrelerarası geçirgenlikte düzenleyici medyatör olan VEGF, DR'nin PDR'e ilerleyişi ile ilişkilendirilebilir. Geçmiş çalışmalar güçlü bir şekilde TNF- ?'nın retinal neovaskülarizasyonda rol oynadığını gösterdiği gibi bu tez çalışmasıda TNF- ?'nın yine PDR gelişmesinde rol oynayabileceğini göstermiştir.

Diabetik retinopatiTümör nekroz faktörleriVasküler endotel büyüme faktörleri+2
Rıfat Rasier
Demiroğlu Bilim University
2010
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Retinopatisi olan ve olmayan diabetes mellituslu hastalarda serum ve aköz hümör BDNF düzeylerinin retina sinir lifi tabakası ve gangliyon hücre kompleksiyle ilişkisi

Amaç: Retinopatisi olan ve olmayan diabetik hastalarda aköz hümör ve serum BDNF düzeylerini belirlemek ve bu faktör düzeyinin hastaların RNFL ve GHK kalınlıklarıyla ilişkisini değerlendirmektir. Gereç ve Yöntem: Çalışma kapsamında retinopatisi olmayan DM'li, Non-PDR'li ve PDR'li hastaların kanları ve katarakt ekstraksiyonu sırasında aköz hümörleri toplandı ve BDNF düzeyleri ELİSA yöntemi ile değerlendirildi. Tüm gruplarda OCT ile RNFL ve GHK kalınlıkları ölçüldü. Bulgular: Ortanca serum BDNF düzeyleri kontrol grubunda 485.90 ng/ml (129.25-919.01), retinopatisi olmayan DM'li grupta 367.13 ng/ml (91.72-459.16), Non-PDR'li grupta 276.55 ng/ml (200.47-641.91), PDR'li grupta 188.69 ng/ml (102.93-591.79) olarak değerlendirildi. Ortanca aköz hümör BDNF düzeyleri kontrol grubunda 0.81 ng/ml (0.39-1.04), retinopatisi olmayan DM'li grupta 0.62 ng/ml (0.17-0.77), Non-PDR'li grupta 0.61 ng/ml (0.07-0.71), PDR'li grupta 0.54 ng/ml (0.07-0.70) olarak ölçüldü (sırasıyla p=0.002 ve p=0.0016, Kruskal Wallis). Bütün hasta gruplarında aköz hümör BDNF düzeyleri RNFL ve GHK düzeyiyle orta düzeyde pozitif korelasyon gösterirken, serum BDNF düzeyleri bu parametreler ile korele değildi. Sonuç: Beyinden türetilmiş nörotrofik faktör, retinopatisi olan ve olmayan diabetik hastaların serum ve aköz hümörlerinde azalmaktadır ve bu azalma RNFL ve GHK tabakalarındaki incelmeyle ilişkilidir.

Aköz sıvıDiabetes mellitusDiabetik retinopati+5
Ayşe Güzin Taşlıpınar Uzel
Ankara Yıldırım Beyazıt University
2017
00
Master'sOpen AccessEN

The mediating role of generative artificial intelligence acceptance in the relationship between diabetes self-management and health literacy among individuals with diabetic retinopathy

This descriptive study aimed to evaluate the mediating role of Generative Artificial Intelligence (GenAI) acceptance in the relationship between Health Literacy (HL) and Diabetes Mellitus (DM) self-management (DSM) among individuals with Diabetic Retinopathy (DR). The study was conducted between December 2024 and April 2025 with DR patients at Ankara Training and Research Hospital and the Altı Nokta Association of the Blind, following ethical and legal approvals. Data were collected using a Demographic Questionnaire, the Short Form of the Health Literacy Scale (HLS-SF12), the Type 2 Diabetes Self-Management Scale (T2DSMS), and the Generative Artificial Intelligence Acceptance Scale (GenAIAS). Analyses were performed using IBM SPSS 27 and Jamovi. For two-group comparisons, the independent samples t-test was used; for three or more groups, ANOVA or the Kruskal–Wallis H test was applied. Relationships between scales were assessed using Pearson's correlation coefficient. Mediation analysis employed Hayes' regression-based PROCESS macro to test indirect effects. The findings indicated that the acceptance level of generative AI among individuals with DR was above the mean (59.81 ± 21.26). A moderate positive correlation was found between HLS-SF12 and T2DSMS (r = 0.354, p <0.05), while a stronger positive correlation was observed between HLS-SF12 and GenAIAS (r = 0.530, p <0.05). T2DSMS and GenAIAS were also significantly and positively correlated (r = 0.384, p <0.05). Moreover, HL's effect on DSM was both direct and indirectly mediated through GenAI acceptance (p <0.05). Mediation analysis showed that HL influenced both GenAI acceptance and DSM, while GenAI acceptance affected both HL and DSM. Thus, GenAI acceptance partially mediated the effect of HL on DSM among individuals with DR. Although participants were aware of GenAI's potential, they require greater support to effectively apply it in managing their diabetes.

Diabetes complicationsDiabetes mellitusDiabetes mellitus-type 2+4
Meleknur Göktaş
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Institute of Health Sciences
2025
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Diyabetik retinopatide LRG1, kallistatin, VEGF, TGFβ düzeylerinin klinik bulgularla ilişkisi

Amaç: DR diyabetin en yaygın mikrovasküler komplikasyonudur. Hastalığın patogenezinde suçlanan faktörler olmasına rağmen kesin nedeni bilinmemektedir, kalıcı tedavisi yoktur. Angiyogenez ile yeni damar oluşumu hastalığın patofizyolojisinde etkili mekanizmalardan biridir. Çalışmamızın amacı diyabetin yaygın komplikasyonu olan DR'de daha önce beraber çalışılmamış anjiyogenez göstergeleri olabilecek LRG1, Kallistatin, VEGF, TGFβ düzeylerinin retinopati evreleri ile ilişkisini incelemektir. Gereç ve yöntem: DR gelişmemiş 30 diyabetli, 30 NPDR gelişmiş diyabetli, 30 PDR gelişmiş diyabetli ve 30 sağlıklı gönüllüden oluşan kontrol grubu olmak üzere 120 kişi çalışmaya dahil edildi. Çalışmaya katılan tüm hasta ve sağlıklı gönüllelerin serumunda LRG1, Kallistatin, VEGF, TGFβ düzeyleri ölçüldü. Elde edilen veriler SPSS 21 paket programı kullanılarak analiz edildi. Bulgular: Diyabetik hastalar ve kontrol grubu arasında LRG1, Kallistatin, VEGF, TGFβ düzeylerinde farklılık bulundu (p=0,001). LRG1 ortalaması PDR grubunda 470,22 ± 18,92 ng/ml, NPDR grubunda 438,74 ± 33,5 ng/ml, DR Olmayan diyabetiklerde 408,9 ± 39,44 ng/ml ve kontrol grubunda 359,9 ± 89,78 ng/ml idi. LRG1 düzeyleri PDR grubunda en yüksek, kontrol grubunda en düşük bulundu. Alt grup analizlerinde LRG1 düzeylerinde; PDR-NPDR arasında (p=0,001), PDR-DR Olmayan diyabetikler arasında (p=0,001), PDR-Kontrol arasında (p=0,001), NPDRKontrol arasında (p=0,001), NPDR-DR Olmayan diyabetikler arasında (p=0,002) farklılık saptandı. Kallistatin ortalaması PDR grubunda 608,64 ± 352,45 ng/ml, NPDR grubunda 272,21 ± 240,13 ng/ml, DR Olmayan diyabetiklerde 284,4 ± 222,63 ng/ml ve kontrol grubunda 186,0 ± 217,71 ng/ml idi. Kallistatin düzeylerinde PDR grubu ile kontrol, DR Olmayan diyabetikler ve NPDR grupları arasında farklılık saptandı (p=0,001). VEGF ortalaması PDR grubunda 378,54 ± 163,63 pg/ml, NPDR grubunda 247,43 ± 95,62 pg/ml, DR Olmayan diyabetiklerde 252,7 ± 80,06 pg/ml ve kontrol grubunda 204,4 ± 79,83 pg/ml idi. PDR grubunda VEGF değeri diğer tüm gruplardan yüksekti: PDR-DR Olmayan p=0,003, PDR-NPDR p=0,003, PDRKontrol p=0,001. TGFβ ortalaması PDR grubunda 35,28 ± 14,9 ng/ml, NPDR grubunda 28,84 ± 5,7 ng/ml, DR Olmayan diyabetiklerde 24,66 ± 9,69 ng/ml ve kontrol grubunda 22,24 ± 5,4 ng/ml idi. TGFβ düzeyleri PDR grubunda, DR Olmayan diyabetikler ve Kontrol grubuna göre anlamlı yüksekti (p=0,012, p=0,001). NPDR-Kontrol grubu arasında da farklılık saptandı (p=0,001). Sonuç: Angiyogenezde rol aldığı düşünülen biyomarkerların; LRG1, Kallistatin, VEGF, TGFβ; PDR'de plazma seviyelerinde yükselme görüldü. DR'nin erken teşhisinde ve evrelemesinde bu markerlar non-invaziv ve ucuz belirteçler olarak kullanılabilir. Anahtar kelimeler: DR, PDR, LRG1, Kallistatin, VEGF, TGFβ

Diabetes mellitusDiabetik retinopatiGlikoproteinler+3
Esra Kiriktir
Hatay Mustafa Kemal University
2020
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Diyabetik retinopatide serum ve aköz humorde YKL-40 düzeylerinin değerlendirilmesi

Amaç: Diyabetik retinopati (DR) patofizyolojisinde, kronik inflamasyon, hipoksi ve iskemi sonucu proinflamatuar ve anjiyogenik mediatörlerin salınımı önemli rol oynar. Bu mediatörler vasküler endotelyal hücre disfonksiyonu ve proliferasyonu tetikleyerek DR şiddetinin ilerlemesine neden olur. Diyabetes mellitusun (DM) yeni potansiyel biyobelirteci olarak kabul edilen YKL-40 (kitinaz-3 benzeri protein 1), hipoksik, iskemik ve inflamatuar durumlarda yükselen, endotelyal disfonksiyonda ve anjiyogenezde rol oynadığı gösterilen bir glikoproteindir. Çalışmamızda tip 2 DM hastalarının serum ve aköz örneklerinde YKL-40 miktarlarının tespit edilmesi ve DR şiddetindeki etkisinin araştırılması amaçlanmıştır. Yöntem: Çalışmamıza, 23 kişi kontrol, 26 kişi non-DRP, 21 kişi NPDR ve 20 kişi PDR grubunu oluşturan toplam 90 gönüllü dahil edildi. Katılımcıların HbA1c, HDL, LDL, total kolesterol, trigliserit, CRP, fibrinojen değerleri ile serum ve ön kamaradaki YKL-40 düzeyleri çalışıldı. Bulgular: Kontrol grubuna göre, DM hastalarının serum ve aköz YKL-40 seviyeleri daha yüksektir. DR şiddeti ilerledikçe, serum ve aköz YKL-40 düzeyleri artmaktadır. PDR grubunun serum YKL-40 seviyesi, non-DRP grubuna göre daha fazladır (p=0.047). Aköz YKL-40 düzeyleri NPDR grubunda, non-DRP grubuna göre daha yüksektir (p=0.013). PDR grubunun aköz YKL seviyeleri, NPDR grubu ile kıyaslandığında daha yüksek saptanmıştır (p<0.001). ROC analizine göre, non-DRP'den NPDR-PDR'ye geçişte aköz YKL-40'ın eşik değeri 484.5 pg/ml'dir (eğri altındaki alan= 0.83; p<0.001, %65 duyarlılık ve %88 özgüllük). DM süreleri ile aköz YKL-40 değerleri arasında korelasyon bulunmuştur (r=,384 p=0.001). Sonuç: YKL-40, DR şiddetinin ilerlemesinde rol oynayan önemli bir biyobelirteç olabilir. İlerleyen zamanlarda bu biyobelirtece karşı geliştirilecek ajanların DR tedavisinde alternatif olarak kullanılacağı düşünülmektedir. Anahtar kelimeler: DR; YKL-40; Kitinaz; Vasküler proliferasyon

Aköz sıvıDiabetes mellitusDiabetik retinopati+5
Ezgi Kasapoğlu Dilek
Hatay Mustafa Kemal University
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Diyabetik retinopatide görme merkezindeki metabolit değişimlerinin mr spektroskopi ile değerlendirilmesi

AMAÇ: Diyabetik olgularda, nonproliferatif diyabetik retinopati ve proliferatif diyabetik retinopati evrelerinde, görme merkezindeki metabolit değişimlerini MRS tekniği ile incelemek.MATERYAL-METOD: Bu çalışmaya; 15 presbiyopik olgu (grup 1) ve diyabeti olup, diyabetik retinopatisi olmayan 15 (grup 2), nonproliferatif diyabetik retinopatisi (NPDR) olan 15 (grup 3), proliferatif diyabetik retinopatisi (PDR) olan 15 (grup 4) olmak üzere toplam 45 diyabet hastası alındı. Ayrıca diyabetli hastalar; HbA1c değeri % 8'den az olan 20 hasta grup A, % 8'den fazla olan 20 hasta ise grup B olarak iki gruba ayrıldı. Bütün olguların sol oksipital korteksindeki görme merkezinde N-Asetil Aspartat (NAA), kreatin (Cr) ve kolin (Cho) değerleri MRS yöntemi ile ölçülerek, NAA/Cr, Cho/Cr ve NAA/Cho oranları hesaplandı. Ayrıca bütün olguların tam kan ve biyokimya değerlerine bakıldı.BULGULAR: Grup 1'in görme merkezindeki ortalama NAA/Cr değeri 1.72±0.33, ortalama Cho/Cr değeri 0.70±0.13, ortalama NAA/Cho değeri ise 2.53±0.88 olarak tespit edildi. Grup 2'nin görme merkezindeki ortalama NAA/Cr değeri 1.65±0.22, ortalama Cho/Cr değeri 0.65±0.09, ortalama NAA/Cho değeri ise 2.56±0.51 olarak tespit edildi. Grup 3'ün görme merkezindeki ortalama NAA/Cr değeri 1.59±0.31, ortalama Cho/Cr değeri 0.72±0.14, ortalama NAA/Cho değeri ise 2.29±0.75 olarak tespit edildi. Grup 4'ün görme merkezindeki ortalama NAA/Cr değeri 1.49±0.17, ortalama Cho/Cr değeri 0.68±0.12, ortalama NAA/Cho değeri ise 2.22±0.46 olarak tespit edildi. Grup 1, 2, 3 ve 4'te; NAA/Cr, Cho/Cr ve NAA/Cho değerleri açısından gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı fark tespit edilmedi (p>0.05). Grup A'nın görme merkezindeki ortalama NAA/Cr değeri 1.70±0.21, ortalama Cho/Cr değeri 0.65±0.10, ortalama NAA/Cho değeri ise 2.62±0.57 olarak tespit edildi. Grup B'nin görme merkezindeki ortalama NAA/Cr değeri 1.46±0.20, ortalama Cho/Cr değeri 0.73±0.12, ortalama NAA/Cho değeri ise 2.05±0.42 olarak tespit edildi. Grup A ve B arasında; NAA/Cr ve NAA/Cho değerleri açısından istatistiksel olarak anlamlı fark tespit edildi (P<0.05). Cho/Cr değerleri açısından ise; istatistiksel olarak anlamlı fark tespit edilmedi (P>0.05).SONUÇ: Diyabetik retinopati ilerledikçe görme merkezindeki NAA/Cr ve NAA/Cho oranlarında bir azalma olmaktadır. Fakat bu azalmalar istatistiksel olarak anlamlı değildir. HbA1c değeri yükseldikçe görme merkezinde NAA azalmakta olup, nöronal kayıp geliştiğini göstermektedir. Görme merkezindeki metabolit değişimleri, kronik olaylardan çok, akut gelişen olaylara bağlıdır.

Diabetik retinopatiManyetik rezonans spektroskopi
Ercan Özsoy
İnönü University
2010
20
DoctorateOpen AccessTR

Komplikasyonlu diabetes mellituslu hastalarda agmatin düzeylerinin yüksek performanslı sıvı kromatografi (HPLC) yöntemi ile ölçülmesi

Diabetes mellitus, çeşitli patofizyolojik kümelerden gelişen ve hipergliseminin ötesinde diğer risk faktörleriyle birlikte diyabetik komplikasyon geliştirme olasılığının olduğu karmaşık bir hastalık durumudur. Diabetes mellitus, nöropati, nefropati, retinopati ve kardiyovasküler hastalıklar gibi çeşitli mikrovasküler ve makrovasküler komplikasyonlarla ilişkilidir. Biz bu çalışmada, diabetes mellitus ve diyabetik komplikasyonların kompleks ve karmaşık hastalık durumlarının etyopatogenezinin aydınlatılması, erken teşhis için yeni bir marker veya tedavi için yeni bir ilaç olma potansiyeli olan serum agmatin düzeylerinin HPLC ile güvenilir bir metot kurmak suretiyle elde edilecek verilerin literatüre kazandırılmasını amaçladık. Ayrıca, çalışma gruplarına ait yaş, cinsiyet, Vki (kg/m2) değerleri ile serum HbA1c, D vitamini, B12 vitamini, C-peptit, hemogram ve rutin biyokimya düzeyleri arasındaki korelasyonlar incelendi. Agmatin bulgularına bakıldığında, kontrol grubu ile ilk tanı grubu arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark olmadığı gözlemlendi. Kontrol grubu ile nöropati, nefropati ve retinopati grupları arasında istatistiksel olarak anlamlı farklar tespit edildi. Kontrol grubu ile nöropati ve retinopati arasında p<0,0001 anlamlılık düzeyinde ve kontrol grubu ile nefropati grubu arasında da p<0,001 anlamlılık düzeyinde artan farklılık tespit edildi. Çalışma gruplarında, agmatin ile yaş, cinsiyet, Vki, diyabet yılı, HbA1c, ürik asit, kolesterol arasında istatistiksel olarak anlamlı düzeyde pozitif korelasyon bulunmuştur. Agmatin ile GFR arasında istatistiksel olarak anlamlı düzeyde negatif korelasyon bulunmuştur. Diyabet yılı ile HbA1c, üre, kolesterol, LDL, trigliserit, ürik asit değerleri arasında istatistiksel olarak anlamlı düzeyde pozitif korelasyon gösterdiği bulunmuştur. Vki ile yaş, HbA1c, kolesterol, C-peptit ve ürik asit arasında istatistiksel olarak anlamlı düzeyde pozitif korelasyon bulunmuştur. Ayrıca HbA1c ile HDL ve D vitamini değerleri arasında da istatistiksel olarak anlamlı düzeyde negatif korelasyon bulunmuştur. Verilerin normal dağılımları shapiro wilk ile kontrol edilerek, varyans analizi (ANOVA ya da Kruskal Wallis) ve post hoc testler (Tukey ya da Dunn) kullanıldı. Ayrıca veriler arası etkileşim Pearson korelasyon ile incelendi (p<0,05). Bu çalışmada, güvenilir ve hassas bir metot olan HPLC metodu ile serum agmatin düzeyleri ölçülerek diyabetik komplikasyonlu gruplarda kontrol ve ilk tanı diabetes mellitus gurubuna kıyasla istatistiksel olarak anlamlı agmatin artışının olduğu tespit edilmiştir. Uzun süreli diyabetik komplikasyon durumunlarında gelişen oksidatif stres ve diğer yıkım reaksiyonları sonucunda artan agmatin düzeylerinin, NO üretimini azalttığı ve NOS aktivitesi üzerinde inhibitör etkisinden dolayı stres ve enflamasyona yanıt olarak bir koruma bariyeri olabileceği ve bu agmatin sentezini kontrol eden enzim veya metabolik yolakların bu durumdan sorumlu olabileceğini söylemek mümkündür.

AgmatineDiabetes mellitusDiabetik nefropatiler+5
Naci Ömer Alayunt
Fırat University · Institute of Health Sciences
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Deneysel diyabetik retinopati rat modelinde Bevacizumab ve Ramucirumab'ın etkisinin karşılaştırılması

Bu çalışmanın amacı; streptozosin ile oluşturulmuş deneysel diyabetik rat modelinde ramucirumab ve bevacizumab'ın etkisini karşılaştırmaktadır. Çalışmada 40 adet, 8-10 haftalık, Sprague Dawley cinsi erkek rat rasgele seçilerek her grupta 10 rat olacak şekilde dört gruba ayrıldı. Kontrol grubuna deney başında intraperitoneal (i.p) sadece 0,1 M sodyum-sitrat uygulandı. Sham, Bevacizumab ve Ramucirumab gruplarında deney başlangıcında 60 mg/kg dozunda streptozosin 0,1 M sodyum-sitrat tamponunda çözdürülerek i.p tek doz uygulandı. Sham grubuna deney sonuna kadar herhangi bir işlem yapılmadı. Bevacizumab ve Ramucirumab gruplarına deneyin 12. haftasının başında sırasıyla 2,5 mg/kg bevacizumab ve 8 mg/kg ramucirumab ip uygulandı. On iki hafta sonunda 28 rat dekapite edilip her iki gözleri enükle edildi. Sham grubu sıçanlarda retinada damar sayıları ve neovaskülarizasyon Kontrol, Bevacizumab ve Ramucirumab gruplarına göre önemli derecede artmıştı. Sham, Bevacizumab ve Ramucirumab gruplarında retinal ganglion tabakasında kapiller damarlarda hyanilizasyon bulgularına rastlandı. Sham grubu ile karşılaştırıldığında Kontrol, Bevacizumab ve Ramucirumab gruplarında VEGFA düzeyi istatistiksel anlamlı olarak daha düşüktü (sırasıyla p: 0.023, p: 0.020, p: 0.023). Sham grubu ile karşılaştırıldığında Kontrol, Bevacizumab ve Ramucirumab gruplarında SOD düzeyi istatistiksel anlamlı olarak daha fazlaydı (sırasıyla p: 0.002, p: 0.003, p: 0.002). Sham grubu ile karşılaştırıldığında Kontrol, Bevacizumab ve Ramucirumab gruplarında IL-1β düzeyi istatistiksel anlamlı olarak daha düşüktü (sırasıyla p: 0.002, p: 0.009, p: 0.025). Kontrol grubu ile karşılaştırıldığında Bevacizumab ve Ramucirumab gruplarında IL-1β düzeyi anlamlı olarak daha yüksekti (sırasıyla p: 0.048, p: 0.013). TGFβ1 düzeylerinde gruplar arasında istatistiksel anlamlı farklılık görülmedi. Çalışmamızda elde ettiğimiz bulgular; deneysel diyabetik retinopati modelini oluşturduğumuzu göstermekte olup, ramucirumabın bevacizumaba göre histopatolojik ve biyokimyasal olarak DRP bulgularında daha iyi bir iyileştirme yaptığını göstermektedir. Anahtar Kelimeler: Deneysel Diyabetik Retinopati, Anti-VEGF, Bevacizumab, Ramucirumab

BevacizumabDiabetes mellitusDiabetik retinopati+4
Sara Koylu Güngör
Fırat University
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Diyabetik retinopatisi olan ve olmayan diabetes mellitus'lu hastalarda işitmenin değerlendirilmesi

Diabetes mellitusun mikrovasküler kronik komplikasyonlarından biri olan diabetik retinopatide etkilediği vasküler yapılar ile iç kulaktaki vasküler yapılar gelişimsel ve anatomik olarak benzerlik göstermektedir. Çalışmamızın amacı; proliferatif diabetik retinopatisi olan (PDR), non-proliferatif diabetik retinopatisi olan (NPDR) ve retinopatisi olmayan hastaların işitsel fonksiyonlarının değerlendirilmesidir. Çalışmaya diabetes mellitus (DM) tanısı konmuş 25-45 yaş arası bireyler alındı. Göz muayenesi sonucunda PDR tanısı olan 30 hasta, NPDR tanısı alan 30 hasta, diabetik retinopatisi olmayan 30 DM'li hasta ve 30 normal işiten birey olmak üzere toplam 120 birey değerlendirildi. Çalışmaya dahil edilen tüm bireylere akustik immitansmetri, konvansiyonel odyometri, konuşma odyometrisi ve yüksek frekans odyometrisi yapıldı. Tüm bireylere günlük yaşamında işitme kaybına bağlı yetersizliğin değerlendirilmesi için Amsterdam İşitsel Yetersizlik ve Engellilik anketi (AİEYA) uygulandı. PDR, NPDR, DM gruplarında 125-16000 Hz aralığında tüm frekanslarda işitme eşikleri, kontrol grubuna göre anlamlı yüksek bulundu (p<0.05). 10000 Hz'e kadar DM grubunun işitme eşikleri PDR ve NPDR grubundan anlamlı düşük bulundu (p<0.05). Tüm gruplar arasında AİEYA'nın tüm alt skorları açısından anlamlı fark bulundu (p<0.05). AİEYA'nın tüm alt birimleri için kontrol grubunda işitsel yetersizliğin en az olduğu, bunu sırasıyla DM, NPDR ve PDR grubunun takip ettiği saptandı. PDR'li, NPDR'li ve retinopatisi olmayan DM'li hastalarda konvansiyonel odyometri ve yüksek frekans odyometri sonuçlarına göre DM'nin işitme kaybına neden olduğu, DM'nin göz komplikasyonlarıyla beraber işitme kaybında artış olduğu ve AİEYA'nın tüm alt birimleri (seslerin ayrımı/tanımlanması, seslerin lokalizasyonu, gürültülü ortamda konuşmanın anlaşılırlığı, sessiz ortamda konuşmanın anlaşılırlığı, seslerin algılanması) açısından işitsel yetersizlikte anlamlı artış olduğu saptandı.

Diabetes mellitusDiabetik retinopatiEngellilik+2
Melis Selim
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2019
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Anemisi olmayan diyabetik hastalarda RDW ile diyabetik mikrovasküler komplikasyon ilişkisi

GİRİŞ:Diyabetes mellitus (DM) böbrek, göz, periferik sinirler ve mikro-makrovasküler sistemlerde komplikasyonlara yol açan kronik hiperglisemi ile karakterize kompleks bir hastalıktır. Komplikasyonları ve tedavi süreci nedeni ile hem birey hem de toplum için büyük bir sağlık sorunu olarak karşımıza çıkmaktadır. AMAÇ: Bu çalışmanın amacı, diyabetik mikrovasküler komplikasyonlar ile ve glisemik kontrol ile RDW arasındaki ilişkiyi değerlendirmek ve ek olarak diyabetik hastalarda mikrovasküler komplikasyon riskini gösteren bir belirteç olarak kullanılabilirliğini tartışmaktır. Mikrovasküler komplikasyonlar önemli morbidite ve mortalite sebebi olduğundan çalışma sonucunda RDW yüksekliği ile arasında ilişki saptanırsa tanıda erken komplikasyon göstergesi olarak kullanılabilecektir. Mikrovasküler komplikasyonların erkenden tanınıp önlem alınması sağlanacaktır. Bu durumun hastaların yaşam süresini ve kalitesini arttırmaya katkı sağlayacağını düşünmekteyiz. GEREÇ VE YÖNTEM: Çalışma 200 Diyabet tanısı olan hastalarda retrospektif dosya taraması yapılmıştır. Anemisi olmayan diyabet tanısı olan hastaların dosyaları incelendi. RDW, Hgb, kreatin, mikrovasküler komplikasyon (retinopati, nefropati, nöropati sırasıyla göz muayenesi,24 saatik idrar ve EMG ile değerlendirildi) bilgileri toplandı. Diyabet tanısı olan hastalar, diyabet regülasyonu açısından HbA1c düzeylerine göre 2 gruba bölündü (HbA1c≤7, HbA1c>7). BULGULAR: Diyabetik grubunun RDW ortalaması (16,1. ± 2,07 ) RDW'nin normal aralık değerinin üzerindeydi. Diyabetik retinopatisi olanlar ve olmayanlar arasında ortalama RDW değerleri arasında anlamlı fark yoktu (16,40±2,13 vs 15,93±2,01; p>0.05). Diyabetik nefropatisi olanlar ve olmayanlar arasında ortalama RDW değerleri arasında anlamlı ilişki mevcuttu (17,30±1,54 vs 15,08±1,92; p< 0.05). Diyabetik nöroppatisi olanlar ve olmayanlar arasında ortalama RDW değerleri arasında anlamlı ilişki mevcuttu(17,26±1,144 vs 14,97±1,98 ; p< 0.05). SONUÇ: RDW yüksekliğinin mikrovasküler komplikasyonlarının var olan ve olmayan hastalarla karşılaştırıldığında nefropati ve nöropati ile anlamlı bir ilişki saptamakla beraber (p<0,005), retinopati ile anlamlı bir ilişki mevcut değildi(p<0,30).

Diabetes mellitusDiabetik nefropatilerDiabetik nöropatiler+3
Emel Özsaraç
Gaziantep University
2014
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

TCD ultrasonografi ile diabetik retinopatili hastalarda serebral vazomotor reaktivitenin değerlendirilmesi

Amaç: Diyabetik retinopatili hastalarda, transkranial doppler ultrason ve nefes tutma testi kullanılarak serebral vazomotor reaktivitenin değerlendirmesi ve serebral vazomotor reaktivite ile diyabetik retinopati grupları arasındaki korelasyonun araştırılması amaçlanmıştır. Gereç ve yöntem: Ocak 2013-Ocak 2014 tarihleri arasında Bezmialem Vakıf Üniversitesi Hastanesi Nöroloji Polikliniğine başvurmuş olup, Diabetes Mellitus tanılı hastalardan diyabetik retinopatisi bulunanlardan 43 hasta (23 erkek) çalışmaya alındı. Hastaların diyabetik retinopati evreleri 3 grupta belirlendi. Çalışmaya alınan olguların sosyodemografik özellikleri, fizik muayene bulguları ve laboratuvar tetkikleri kaydedildi. TCD ile Breath-holding test yapılarak breath holding index (BHı) hesaplandı. Bulgular: Hastaların ortalama yaşı 56,51±9,34 idi. Ortalama DM süresi 14,49±8,06 olarak saptandı. Diyabetik retinopati grupları %27,9 (12) grup1 (hafif), %34,9'u (15) grup 2 (orta) ve %37,2 (16) grup 3 (ileri) olarak saptanmıştır. Diyabetik retinopati grup 3 olan olgularda sağ ve sol breath-holding index değeri, grup 1 ve grup 2 olanlara göre anlamlı düzeyde düşük saptanmıştır(sağ; p<0,001, sol; p<0,05). Diyabetik retinopati grup 2 olgularda sağ ve sol breath-holding index değeri, grup 1 olanlara göre anlamlı düzeyde düşük saptanmıştır (p<0,01). Sonuç: Bu çalışmada, diyabetik retinopatili hastalarda; serebral vazomotor reaktivitedeki bozulmanın, diyabetik retinopati evresiyle ilişkili olduğu transkranyal doppler ile gösterilmiştir.

Diabetik retinopati
Aslı Yaman
Bezmialem Vakıf University
2014
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Diabetik retinopatide oküler hemodinamik değişikliklerin renkli doppler ile değerlendirilmesi

Amaç: Renkli Doppler tekniği ile diabetik hastalarda ortaya çıkan retrobulber hemodinamik değişikliklerin incelenmesi amaçlanmıştır.Gereç ve Yöntem: 40 diabetik hasta ve 20 sağlıklı birey çalışmaya alındı. Diabetik hastalar, diabetik retinopati derecesine göre 2 gruba ayrıldı. Background diabetik retinopati grubu ve proliferatif diabetik retinopati grubunun her birinde 20'şer olgu mevcuttu. Çalışmaya alınan hastalar 55-65 yaş aralığında idi. Gruplar açlık kan şekeri, glikolize hemoglobin ve kolestreol düzeyleri bakımından inelendi.Tüm olgularda oftalmik arter, santral retinal arter, kısa posterior silier arter, sistolik ve diastolik akım hızları ile rezistivite indeksleri renkli doppler ile değerlendirildi. Sonuçlar kontrol grubu ve diabetik gruplar arasında karşılıştırıldı.Bulgular: Oftalmik arter sistolik akım hızlarında anlamlı değişiklik saptanırken, rezistivite indeksi artmasına paralel diastolik akım hızlarında diabetin ileri evrelerinde belirgin azalma izlendi. Santral retinal arterde sistolik akım hızlarında, kontrol grubuna göre diabet grubunda, hem de diabet grupları arasında anlamlı azalma saptanırken, diastolik akım hızlarında anlamlı değişiklik saptanmadı. Rezistivite indeksi artmış bulundu. Kısa posterior silier arterde de diabetik retinopati gruplarında kontrol grubuna göre sistolik ve diastolik akım hızlarındaki azalmalar anlamlı idi. Rezistivite indeksi ise diabetik retinopatinin evresine uygun olarak artmaktaydı.Sonuç: Diabetik retinopatide, hem damar direncinin artması hem de kanın reolojik yapısındaki değişiklikler retrobulber akım hızlarındaki değişiklikleri açıklamaktadır. Çalışmamızda, artmış damar direnci rezistivite indeksi artışı ile gösterilmiştir. Ayrıca diabete bağlı otoregülasyonun bozulması da retinal hemodinami üzerine etkili olmaktadır.Diabetik retinopatiye bağlı gelişen retrobulber hemodinamik akım değişikleri ölçümü renkli doppler ultrason tekniği ile yapılabilir.Anahtar Sözcükler: Renkli doppler ultrason, diabetik retinopati, oküler kan akımı, rezistivite indeksi, glikolize hemoglobin

Diabetik retinopatiGlikolizGöz+5
Çiğdem Açabey
Çukurova University
2010
00

Related subjects