Diabetik retinopati

55 theses under this subject heading

Medical SpecialtyOpen AccessTR

Diyabetik retinopatide LRG1, kallistatin, VEGF, TGFβ düzeylerinin klinik bulgularla ilişkisi

Amaç: DR diyabetin en yaygın mikrovasküler komplikasyonudur. Hastalığın patogenezinde suçlanan faktörler olmasına rağmen kesin nedeni bilinmemektedir, kalıcı tedavisi yoktur. Angiyogenez ile yeni damar oluşumu hastalığın patofizyolojisinde etkili mekanizmalardan biridir. Çalışmamızın amacı diyabetin yaygın komplikasyonu olan DR'de daha önce beraber çalışılmamış anjiyogenez göstergeleri olabilecek LRG1, Kallistatin, VEGF, TGFβ düzeylerinin retinopati evreleri ile ilişkisini incelemektir. Gereç ve yöntem: DR gelişmemiş 30 diyabetli, 30 NPDR gelişmiş diyabetli, 30 PDR gelişmiş diyabetli ve 30 sağlıklı gönüllüden oluşan kontrol grubu olmak üzere 120 kişi çalışmaya dahil edildi. Çalışmaya katılan tüm hasta ve sağlıklı gönüllelerin serumunda LRG1, Kallistatin, VEGF, TGFβ düzeyleri ölçüldü. Elde edilen veriler SPSS 21 paket programı kullanılarak analiz edildi. Bulgular: Diyabetik hastalar ve kontrol grubu arasında LRG1, Kallistatin, VEGF, TGFβ düzeylerinde farklılık bulundu (p=0,001). LRG1 ortalaması PDR grubunda 470,22 ± 18,92 ng/ml, NPDR grubunda 438,74 ± 33,5 ng/ml, DR Olmayan diyabetiklerde 408,9 ± 39,44 ng/ml ve kontrol grubunda 359,9 ± 89,78 ng/ml idi. LRG1 düzeyleri PDR grubunda en yüksek, kontrol grubunda en düşük bulundu. Alt grup analizlerinde LRG1 düzeylerinde; PDR-NPDR arasında (p=0,001), PDR-DR Olmayan diyabetikler arasında (p=0,001), PDR-Kontrol arasında (p=0,001), NPDRKontrol arasında (p=0,001), NPDR-DR Olmayan diyabetikler arasında (p=0,002) farklılık saptandı. Kallistatin ortalaması PDR grubunda 608,64 ± 352,45 ng/ml, NPDR grubunda 272,21 ± 240,13 ng/ml, DR Olmayan diyabetiklerde 284,4 ± 222,63 ng/ml ve kontrol grubunda 186,0 ± 217,71 ng/ml idi. Kallistatin düzeylerinde PDR grubu ile kontrol, DR Olmayan diyabetikler ve NPDR grupları arasında farklılık saptandı (p=0,001). VEGF ortalaması PDR grubunda 378,54 ± 163,63 pg/ml, NPDR grubunda 247,43 ± 95,62 pg/ml, DR Olmayan diyabetiklerde 252,7 ± 80,06 pg/ml ve kontrol grubunda 204,4 ± 79,83 pg/ml idi. PDR grubunda VEGF değeri diğer tüm gruplardan yüksekti: PDR-DR Olmayan p=0,003, PDR-NPDR p=0,003, PDRKontrol p=0,001. TGFβ ortalaması PDR grubunda 35,28 ± 14,9 ng/ml, NPDR grubunda 28,84 ± 5,7 ng/ml, DR Olmayan diyabetiklerde 24,66 ± 9,69 ng/ml ve kontrol grubunda 22,24 ± 5,4 ng/ml idi. TGFβ düzeyleri PDR grubunda, DR Olmayan diyabetikler ve Kontrol grubuna göre anlamlı yüksekti (p=0,012, p=0,001). NPDR-Kontrol grubu arasında da farklılık saptandı (p=0,001). Sonuç: Angiyogenezde rol aldığı düşünülen biyomarkerların; LRG1, Kallistatin, VEGF, TGFβ; PDR'de plazma seviyelerinde yükselme görüldü. DR'nin erken teşhisinde ve evrelemesinde bu markerlar non-invaziv ve ucuz belirteçler olarak kullanılabilir. Anahtar kelimeler: DR, PDR, LRG1, Kallistatin, VEGF, TGFβ

Diabetes mellitusDiabetik retinopatiGlikoproteinler+3
Esra Kiriktir
Hatay Mustafa Kemal University
2020
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

TCD ultrasonografi ile diabetik retinopatili hastalarda serebral vazomotor reaktivitenin değerlendirilmesi

Amaç: Diyabetik retinopatili hastalarda, transkranial doppler ultrason ve nefes tutma testi kullanılarak serebral vazomotor reaktivitenin değerlendirmesi ve serebral vazomotor reaktivite ile diyabetik retinopati grupları arasındaki korelasyonun araştırılması amaçlanmıştır. Gereç ve yöntem: Ocak 2013-Ocak 2014 tarihleri arasında Bezmialem Vakıf Üniversitesi Hastanesi Nöroloji Polikliniğine başvurmuş olup, Diabetes Mellitus tanılı hastalardan diyabetik retinopatisi bulunanlardan 43 hasta (23 erkek) çalışmaya alındı. Hastaların diyabetik retinopati evreleri 3 grupta belirlendi. Çalışmaya alınan olguların sosyodemografik özellikleri, fizik muayene bulguları ve laboratuvar tetkikleri kaydedildi. TCD ile Breath-holding test yapılarak breath holding index (BHı) hesaplandı. Bulgular: Hastaların ortalama yaşı 56,51±9,34 idi. Ortalama DM süresi 14,49±8,06 olarak saptandı. Diyabetik retinopati grupları %27,9 (12) grup1 (hafif), %34,9'u (15) grup 2 (orta) ve %37,2 (16) grup 3 (ileri) olarak saptanmıştır. Diyabetik retinopati grup 3 olan olgularda sağ ve sol breath-holding index değeri, grup 1 ve grup 2 olanlara göre anlamlı düzeyde düşük saptanmıştır(sağ; p<0,001, sol; p<0,05). Diyabetik retinopati grup 2 olgularda sağ ve sol breath-holding index değeri, grup 1 olanlara göre anlamlı düzeyde düşük saptanmıştır (p<0,01). Sonuç: Bu çalışmada, diyabetik retinopatili hastalarda; serebral vazomotor reaktivitedeki bozulmanın, diyabetik retinopati evresiyle ilişkili olduğu transkranyal doppler ile gösterilmiştir.

Diabetik retinopati
Aslı Yaman
Bezmialem Vakıf University
2014
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Diabetik retinopatide oküler hemodinamik değişikliklerin renkli doppler ile değerlendirilmesi

Amaç: Renkli Doppler tekniği ile diabetik hastalarda ortaya çıkan retrobulber hemodinamik değişikliklerin incelenmesi amaçlanmıştır.Gereç ve Yöntem: 40 diabetik hasta ve 20 sağlıklı birey çalışmaya alındı. Diabetik hastalar, diabetik retinopati derecesine göre 2 gruba ayrıldı. Background diabetik retinopati grubu ve proliferatif diabetik retinopati grubunun her birinde 20'şer olgu mevcuttu. Çalışmaya alınan hastalar 55-65 yaş aralığında idi. Gruplar açlık kan şekeri, glikolize hemoglobin ve kolestreol düzeyleri bakımından inelendi.Tüm olgularda oftalmik arter, santral retinal arter, kısa posterior silier arter, sistolik ve diastolik akım hızları ile rezistivite indeksleri renkli doppler ile değerlendirildi. Sonuçlar kontrol grubu ve diabetik gruplar arasında karşılıştırıldı.Bulgular: Oftalmik arter sistolik akım hızlarında anlamlı değişiklik saptanırken, rezistivite indeksi artmasına paralel diastolik akım hızlarında diabetin ileri evrelerinde belirgin azalma izlendi. Santral retinal arterde sistolik akım hızlarında, kontrol grubuna göre diabet grubunda, hem de diabet grupları arasında anlamlı azalma saptanırken, diastolik akım hızlarında anlamlı değişiklik saptanmadı. Rezistivite indeksi artmış bulundu. Kısa posterior silier arterde de diabetik retinopati gruplarında kontrol grubuna göre sistolik ve diastolik akım hızlarındaki azalmalar anlamlı idi. Rezistivite indeksi ise diabetik retinopatinin evresine uygun olarak artmaktaydı.Sonuç: Diabetik retinopatide, hem damar direncinin artması hem de kanın reolojik yapısındaki değişiklikler retrobulber akım hızlarındaki değişiklikleri açıklamaktadır. Çalışmamızda, artmış damar direnci rezistivite indeksi artışı ile gösterilmiştir. Ayrıca diabete bağlı otoregülasyonun bozulması da retinal hemodinami üzerine etkili olmaktadır.Diabetik retinopatiye bağlı gelişen retrobulber hemodinamik akım değişikleri ölçümü renkli doppler ultrason tekniği ile yapılabilir.Anahtar Sözcükler: Renkli doppler ultrason, diabetik retinopati, oküler kan akımı, rezistivite indeksi, glikolize hemoglobin

Diabetik retinopatiGlikolizGöz+5
Çiğdem Açabey
Çukurova University
2010
00
Master'sOpen AccessTR

Diyabetik hastalarda metabolik kontrol kriterleri ile retinopati arasındaki ilişki

Bu çalışma Şubat-Mart 2017 tarihleri arasında Çukurova Üniversitesi Balcalı Hastanesi Göz Hastalıkları Poliklinik ve Kliniğine başvuran diyabetik hastaların metabolik kontrol kriterleri ile retinopati arasındaki ilişkiyi incelemek amacıyla tanımlayıcı olarak yapıldı. Çalışma öncesi; Etik Kuruldan, kurumdan ve hastalardan izin alındı. Araştırmanın verileri soru formu ile toplandı. Metabolik kontrol kriterleri ve retinopati düzeyi ile ilgili veriler hasta dosyalarından alındı. Ayrıca araştırmacı tarafından hastaların kan basıncı, beden kütle indeksi ve bel çevresi ölçümleri yapıldı. Sonuçlar; Shapiro Wilks, Student t, Mann Whitney U, Kruskal Wallis, Ki-Kare, Continuity (Yates) düzeltmesi ve Fisher Kesin Ki-Kare testi ile değerlendirildi. Hastaların yaş ortalamasının 61,0±8,7 yıl ve %55,4'ünün kadın olduğu belirlendi. Hastaların diyabet tanı süresi ortalamalarının 15,4±7,3 yıl olduğu, %97'sinde diyabete bağlı kronik bir komplikasyonun yaşandığı, %92,8'inde diyabetik retinopati görüldüğü tespit edildi. Diyabetik retinopatisi olanların beden kütle indeksi, bel çevresi ve sistolik kan basıncı düzeylerinin daha yüksek olduğu saptandı (p<0,05). Metabolik kontrol kriterleri ile retinopati görülme durumu ve retinopati evreleri arasında anlamlı bir ilişkinin olmadığı belirlendi (p>0,05). Hastaların büyük çoğunluğunda retinopati başta olmak üzere diyabete bağlı kronik bir komplikasyonun bulunduğu, metabolik kontrol kriterleri ile retinopati düzeyi arasında istatistiksek olarak anlamlı bir ilişkinin olmadığı belirlendi. Bu nedenle diyabetik hastaların, gelişebilecek komplikasyonlar açısından yakından takip edilmesi ve eğitimle desteklenmeleri gerektiği söylenebilir.

Diabetes mellitusDiabetik retinopatiHemşirelik+3
Hürü Beyazaslan
Gaziantep University · Institute of Health Sciences
2017
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Proliferatif diyabetik retinopatiye bağlı gelişen neovasküler glokomda koroid kalınlığının değerlendirilmesi

Proliferatif Diyabetik Retinopatiye Bağlı Gelişen Neovasküler Glokomda Koroid Kalınlığının Değerlendirilmesi Dr. İffet Yarımağa Kaçarlar Uzmanlık Tezi, Göz Hastalıkları Anabilim Dalı Tez Danışmanı: Prof. Dr. Oğuzhan SAYGILI NİSAN-2018 Amaç: Neovasküler glokom gelişmiş olan diyabetik hastalarda koroid kalınlığını değerlendirmek Materyal- Metod : Bu prospektif karşılaştırmalı çalışmaya kliniğe başvuran proliferatif diyabetik retinopati tanısı olan 68 hasta dahil edildi. Hastalar neovasküler glokomu olanlar ve neovasküler glokomu olmayanlar olacak şekilde iki gruba ayrıldı.Ayrıntılı oftalmik muayeneleri tamamlanan hastaların OKT (Optik Koherans Tomografi) ile tek, horizontal ve fovea merkezli kesitten görüntüleri alınarak, subfoveal, nazal ve temporal alandan koroid kalınlıkları ölçüldü. Hastaların yaş, cinsiyet, refraktif kusur ve aksiyel uzunlukları kaydedilerek analiz edildi. Koroid kalınlıkları karşılaştırıldı. Bulgular: DEİGK (Düzeltilmiş en iyi görme keskinliği) düzeyi çalışma grubunda kontrol grubuna göre anlamlı ölçüde düşük bulunmuştur(p=0,001).NVG (Neovasküler glokom) olanlar ve olmayanlar arasında SE (sferik ekivalan) değerleri açısından anlamlı fark bulunmamıştır(p:0,064).NVG olan grupta GİB (göz içi basıncı), diğer gruba göre anlamlı ölçüde yüksek bulunmuştur(p:0,001).İki grup arasında AXL (aksiyel uzunluk) değerleri açısından anlamlı fark görülmedi(p:0,068). Ortalama subfoveal koroid kalınlığı, fovea merkezinin 1000 mikron temporali ve fovea merkezinin 1000 mikron nazalinden koroid kalınlığı NVG olanlarda, olmayanlara oranla önemli ölçüde azalmıştır(hepsi için p:0,001). Sonuçlar: NVG olan hastalarda koroid kalınlığı; subfoveal, nazal ve temporal kadranlarda incelmektedir. NVG olanlarda görme keskinliği düzeyleri, NVG olmayanlara göre önemli ölçüde düşüktür. Anahtar Kelimeler: Proliferatif diyabetik retinopati, neovasküler glokom, koroid kalınlığı

Diabetes mellitusDiabetik retinopatiGlokom+3
İffet Yarımağa Kaçarlar
Gaziantep University
2018
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Diyabetik retinopatali hastalarda prolidaz aktivitesi ve oskidatif stres parametrelerinin değerlendirilmesi

Giriş ve amaç: Diyabetik retinopati ile oksidatif stres faktörlerinin ve prolidaz aktivitesinin ilişklili olduğu düşünülmektedir. Çalışmamızın amacı, diyabet nedeniyle takip edilen retinopatili hastalarda ve kontrol grubu sağlıklı kişilerde serum prolidaz aktivitesi ve bunun oksidatif stres parametreleri ile ilişkisini değerlendirerek, bu sistemlerin mikrovasküler komplikasyonların prognozu ve erken tedavisine yönelik yeni yararların ortaya konulması araştrmaktır. Gereç ve yöntem: Çalışma Gaziantep Üniversitesi Tıp Fakültesi Dahiliye Kliniği'nde sadece diyabet tanılı 30, diyabetik retinopati tanısı almış 30 proliferatif retinopatili ve 30 nonproliferatif retinopatili hasta ile yaş ve cinsiyet uyumlu 30 sağlıklı gönüllü üzerinde yapıldı. Diyabet hastalarının tanısı için hastaların Hba1c ve açlık kan glukozu bakıldı. Hastalardan ve sağlıklı kontrol grubundan 6 mL kan jelli serum tüplerine alındı. Alınan kan 4000 rpm de 10 dakika santrifüj edildikten sonra serum ayrılıp -80 ºC' de saklandı. Serum örneklerinde prolidaz aktivitesi ve oksidatif stres (tas,tos) düzeyleri ELISA yöntemiyle ölçüldü. Bulgular: Çalışmaya alınan hasta ve sağlıklı grup toplamda 120 kişiydi. Sağlıklı grup 30 (%25) kişi, hastaların 30 u (%25) proliferatif diyabetik retinopi, 30 u (%25) non proliferatif diyabetik retinopati, 30 u (%25) sadece diyabetli olarak saptandı. Bu çalışmaya alınan hasta ve kontrol grubunun demografik özellikleri benzerdi. Dört grubun hepsinde 12 erkek 18 kadın çalışmaya dahil edildi. Prolidaz ve TOS değerleri diyabetli grupta anlamlı düzeyde daha yüksek tespit edildi(Sırasıyla p=0,000, p=0,016). TAS değerleri sağlıklı grupta anlamlı düzeyde daha yüksek tespit edildi (p=0,000). Sağlıklı ve diyabetli grup arasında OSİ ortalamaları açısından anlamlı fark tespit edilmedi (p=0,093). Araştırmaya dahil edilen dört grup arasında Prolidaz ve TAS değerleri arasında anlamlı farklılık tespit edildi (Sırasıyla p=0,000 ve p=0,000). Prolidaz seviyesi en yüksek nonproliferatif retinopatisi olan diyabetli grupta, en düşük sağlıklı grupta tespit edildi. TAS düzeyi en yüksek sağlıklı grupta, en düşük proliferatif retinopatisi olan diyabetli grupta tespit edildi. Bu gruplar arasında TOS ve OSİ değerleri arasında anlamlı farklılık tespit edilmedi (Sırasıyla p=0,081 ve p=0,236). Retinopatisi olan diyabetli hastalarda serum prolidaz düzeyi anlamlı düzeyde daha yüksek tespit edildi (p=0,000). Retinopati varlığının TAS, TOS ve OSİ değerlerine anlamlı düzeyde etkisi olmadığı saptandı (Sırasıyla p=0,133, p=0,389 ve p=0,214). Sonuç: Sonuç olarak bu çalışmada TAS düzeyi DR'nin şiddeti ile azalırken, TOS, OSI, DR'nin şiddeti ile değişmemekteydi. Özellikle PDR grubunda bulduğumuz TAS düzeyini ve sağlıklı grubunda bulduğumuz TOS düzeyini diğer gruplara göre istatistiksel olarak düşük saptadık. Bu bulgular serbest radikaller ve antioksidan kapasitesinin, DM ve DR progresinde rol alabileceğini düşündürmektedir. Oksidatif stres ve kollajen yıkımında aktif rolü olan prolidaz enzim aktivitesi DM ve DR hastalarda yüksek bulunmustur. Prolidaz enzim aktivitesinin, özellikle DR hastalarda daha da anlamlı olarak yükselmis olması serum prolidaz aktivitesi ölçümünün, periferik dokulardaki kollajen doku hasarını tespit etmeyi mümkün kılabiliceği öngörülmektedir. Fakat daha detaylı ve ileri çalısmalarla bu sonucumuzu teyit etmemiz literature yaptığımız bu katkıyı daha da kesinlestirecektir

Diabetes mellitusDiabetik retinopatiGöz+4
Kerim Yüksel
Gaziantep University
2018
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Üçüncü basamak eğitim ve araştırma hastanesi olarak diyabetik hasta populasyonunda glisemik kontrol ve kronik komplikasyon sıklığının araştırılması

Giriş ve amaç: Bu çalışmada 3. basamak olarak hastanemize başvuran tip 2 diyabetik hastaların glisemik kontrol durumunu görmek ve kronik komplikasyon sıklığını araştırmak amaçlanmıştır. Bu şekilde tedavi etkinliğini değerlendirmek ve metabolik kontrol hedeflerine ulaşmak için uygulamalarımızı güncellemeyi hedefledik. Bu durumun hastaların yaşam kalitesini ve süresini arttırmaya katkı sağlayacağını düşünmekteyiz. Gereç ve yöntem: Çalışmamıza 01/06/2018 ve 01/08/2018 tarihleri arasındaki dönemde Gaziantep Üniversitesi Tıp Fakültesi Şahinbey Araştırma ve Uygulama Hastanesi Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Bilim Dalı polikliniğine başvuran daha önceden takipli toplam 351 diyabetik hasta araştırmaya dahil edilmiştir. Çalışmamızda hastaların yaş, cinsiyet ve bilinen ek hastalıkları sorgulandı; diyabet tipi ve almakta olduğu tedavi kaydedildi. Diyabetik hastalardan rutin olarak istenen tetkiklerden cbc, üre, kreatinin, açlık kan şekeri, tokluk kan şekeri, hemoglobin A1c (HbA1C), total-, LDL-, HDL kolesterol ve trigliserid değerleri, tam idrar tahlili, spot idrarda kreatinin,mikroalbumin ve mikrototalprotein düzeyleri retrospektif olarak incelenmiş ve kaydedilmiştir. Hastaların eşlik eden hastalıkları (hipertansiyon, hiperlipidemi, kalp hastalığı, inme) sorgulandı ve tedavisi kaydedildi. Mikrovasküler komplikasyonlar (retinopati, nefropati, myopati) ve makrovasküler komplikasyonlar (aterosklerotik kalp hastalığı, periferik arter hastalığı,svo varlığı) açısından hasta sogulandı ve kaydedildi. Bulgular: Çalışmamıza alınan hasta sayısı toplam 351 kişiydi.Hastaların %59,0'ınınkadın, %41,0'ının erkek cinsiyette olduğu saptandı.%7,1'i tip 1 diyabetli, %92,9'u tip 2 diyabetli hastalardan oluşmaktaydı.HbA1c değerleri ve AKŞ değerlendirildiğinde ortalama HbA1c değeri %8,2 olarak saptandı. Hedef HbA1c değerine ulaşan hasta oranı %35,3'di. Hastaların hedef açlık kan şekerine ulaşma oranı %26,8 olarak tespit edildi. Hastanın hipertansiyon tanısı, süresi ve tedavisi kaydedildi. Toplam hipertansif hasta oranı %35,9 olarak saptandı. Hipertansif hastaların %92,9'ü tedavi almakta olup %7,1'i tedavi almamaktaydı. Kadın hastalarda hipertansiyon varlığı erkek hastalara göre anlamlı düzeyde daha yüksek tespit edildi(p=0,001).Kadınların %43,0'ında hipertansiyon varlığı bulunurken erkeklerin %25,7'sinde hipertansiyon saptandı. Hastaların hiperlipidemi tanısı ve almakta olduğu tedavisi sorgulandı.HDL Kolesterol düşüklüğü %51,6;LDL Kolesterol yüksekliği %89,5 ve TG yüksekliği %66,1 oranında saptandı. Retinopati varlığı hastanın yakın zamandaki muayenesinden ve hastanemizdeki uzman göz doktoru tarafından muayene sonucu oluşturulmuş ve kaydedilmiştir. Hastaların %28,2'sinde retinopati varken, %71,8'inde yoktu. Retinopatisi bulunanların %92,9'unda nonproliferatif retinopati bulunmaktayken, %7,1'inde proliferatif retinopati bulunmaktaydı. Diyabetik nefropati oranı için spot idrarda albümin/kreatinin oranına bakıldı ve hastaların %28,8'inde albüminüri saptanırken, %71,2'sinde albüminüri görülmemiştir. Albüminürisi bulunan hastaların %79,2'sinde mikroalbüminürisi bulunurken, %20,8'inde makroalbüminüri bulunmaktaydı. Mikrovasküler komplikasyonlar ve makrovasküler komplikasyonlar kaydedildi ve oranına bakıldı.Hastaların %20,2'sinde koroner arter hastalığı saptanmışken, %79,8'inde koroner arter hastalığı bulunmamaktaydı. Araştırmaya dahil edilen diyabetli hastaların %51,6'sında polinöropati bulunurken %48,4'ünde bulunmamaktaydı. Hastaların %26,8'i sigara kullanmaktayken,%73,2'si sigara kullanmamaktaydı. Erkek hastalarda sigara Hastaların %49,8'i oral antidiyabetik kullanırken,%49,3'ü insülin kullanmaktaydı. Tip 1 diyabetli hastaların tamamı(%100) insülin kullanırken, tip 2 diyabetli hastaların %53,7'si oral antidiyabetik, %45,4'ü insülin kullanmakta olup %0,9'u ilaç kullanmamaktaydı.İnsülin kullanan hastaların %52,6'sı bazal bolus insülin, %27,7'si karışım insülin, %19,7'si de bazal insülin kullanmaktaydı. Sonuç: Sonuç olarak bu çalışmamızda da görüldüğü gibi diyabetik hastalarda metabolik kontrol hedeflerine ulaşamayan hasta oranı hala yüksektir. Önemli bir halk sağlığı sorunu olan diyabet ve komplikasyonlarının önlenmesi ve azaltılması için ulusal ve yerel karar vericiler düzeyinde istek ve kararlılık sağlanmalı; diyabetik hasta eğitimi ve düzenli takibi aksatılmadan yapılmalıdır

Diabetes mellitus-tip 2Diabetik nefropatilerDiabetik retinopati+7
İlker Ahmet Katırcı
Gaziantep University
2018
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Diyabetin vasküler komplikasyonlarının, insan göbek kordon dokusu ve wharton jölesi mezenkimal kök hücre sayılarına etkileri

Diyabetes Mellitus (DM) insülin eksikliği veya etkisizliği sonucunda kan şekerinin regüle edilememesine bağlı olarak, metabolizmanın ve dokuların etkilendiği, akut ve kronik komplikasyonların eşlik ettiği, metabolik bir hastalıktır. Günümüzde diyabetin pek çok çeşidi tanımlanmış olup; her bir çeşidinde hastalık mekanizmasında ve dokuların hastalıktan etkilenmesinde farklılıklar olmaktadır. Yüksek kan şekerinin direkt olarak dokularda hasarlayıcı etkisinin; indirekt olarak da gelişen hipoksi ve kronik vasküler hasara bağlı perfüzyon azalmasının dokuları etkileyen temel mekanizmalar olduğu bilinmektedir. Gebelik öncesinde başlayıp, nefropati, retinopati gibi kronik komplikasyon gelişmiş bir gebe ile gebeliği sırasında diyabet hastalığı oluşmuş bir gebenin, bebeklerinin farklı klinik tablo sergilediği görülmüştür. Göbek kordonu bağ dokusunun (Wharton Jölesi) mezenkimal kök hücreler açısından zengin olduğu bilinmektedir. Çalışmamızda daha önceden diyabet hastası olup, vasküler komplikasyon olarak nefropati gelişmiş (VK-PGDM) 7 gebe, gebeliği sırasında diyabet tanısı almış olan (GDM) 7 gebe ve herhangi bir hastalığı bulunmayan (Kontrol) 7 gebeden doğum sonrası alınan göbek kordonları kullanıldı. Bu dokulara; H-E, Masson Trikrom ve PAS boyaları uygulanarak ışık mikroskobik değerlendirmesi yapıldı. Wharton Jölesinden enzimatik sindirme metodu ile buradaki kök hücreler izole edildi. Mezenkimal kök hücrelerde (+) olduğu bilinen CD73, CD90, CD105, (-) olduğu bilinen CD45 ve CD34 kokteyl belirteçleri kullanılarak flow-sitometri cihazı ile sayıları tespit edildi. Ayrıca yine aynı belirteçler kullanılarak mezenkimal kök hücreler immünohistokimyasal boyama ile görsel açıdan değerlendirildi. Çalışmamızın sonucunda; göbek kordonu çapının GDM grubunda artmasına rağmen VK-PGDM grubunda azalmış olduğu; göbek kordonu arter duvar kalınlıklarının GDM ve VK-PGDM'de belirgin olarak artmış olduğu bulunmuştur. Wharton Jölesi mezenkimal kök hücrelerinin ise GDM'li grupta artarken VK-PGDM'li grupta belirgin olarak azaldığı tespit edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Göbek Kordonu, Wharton Jölesi, Mezenkimal Kök Hücre, Gestasyonel Diyabet, Pregestasyonel Diyabet

Diabet-gebelik sırasındaDiabetes mellitusDiabetik nefropatiler+4
Çiğdem Karaca
Gaziantep University
2019
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Diyabetik retinopatili hastalarda retinal iç tabaka disorganizasyonu ile retinal fonksiyon arasındaki ilişkinin değerlendirilmesi

Amaç: Makula ödemi olmayan diyabetik retinopatili hastalarda diyabetle alakalı OKT biyobelirteçlerinin araştırılması, koroid, RNFL ve GCC kalınlıklarının ölçülmesi, SAP, SWAP ve FDT testleri ile retinal nöral fonksiyonlarının değerlendirilmesi ve bunların retinopatili hastaları evrelendirerek kendi içlerinde ve diyabetik olmayan kontrol hastaları ile karşılaştrırılması, ayrıca DRIL'in görsel fonksiyon üzerindeki etkisinin OKT belirteçleri ve görme alanı testlerini DRIL olan ve olmayan hastalar arasında karşılatırarak araştırılması amaçlanmıştır. Yöntem: Prospektif olarak gerçekleştirilen çalışmada; polikliniğimize başvuran DM hastalarından makula ödemi olmayıp diyabetik retinopatisi olan 100 hastanın 148 gözü, diyabeti olmayan 20 hastanın 40 gözü dâhil edildi. Tam oftalmolojik muayeneleri, ETDRS protokolüne uygun çekilmiş renkli fundus fotoğrafları ve OKT çekimleri tek bir hekim tarafından kaydedildi. SAP, SWAP ve FDT testleri alanında deneyimli tek bir teknisyen tarafından yapıldı. Çekilen fundus fotoğrafları, OKT bulguları ve görme alanı testleri iki hekim tarafından hasta toplama süreci bitiminde hastalara kör bir şekilde değerlendirildi. Bulgular: Diyabetik retinopati ile kontrol grubu karşılaştırıldığında; DR grubunda DRIL ve HRN yüzdesi anlamlı derecede yüksek (sırasıyla p=0,000, p=0,000), koroid kalınlığı anlamlı derecede azalmış (P=0,000), RNFL kalınlıkları nazal kadran hariç diğerlerinde anlamlı derecede azalmış (p=0,013, p=0,000, p=0,021), GCC kalınlıkları her kadranda anlamlı derecede azalmış saptandı (p=0,006, p=0,023, p=0,002, p=0,003, p=0,003, p=0,038). SAP, SWAP ve FDT testlerinin FT, MD, PSD değerleri DR ve kontrol grubu arasında karşılaştırıldığında, FDT'nin FT ve MD değerleri hariç geriye kalanlarda DR grubunda anlamlı derecede hassasiyet azalması saptandı (p=0,000, p=0,000, p=0,001, p=0,000, p=0,000, p=0,000, p=0,011). Hafif DR, orta ve üzeri DR ve kontrol hastaları karşılaştırıldığında; DR şiddeti arttıkça yaş anlamlı derecede yüksek (p=0,000), GK ve koroid kalınlığı anlamlı derecede azalmış bulundu (p=0,000, p=0,000). DM süresi orta ve üstü DR hastalarında anlamlı derecede fazlaydı (p=0,045). Aynı gruplar arasında RNFL'nin inferior ve süperior kadranlarında (p=0,046, p=0,000), GCC'nin superotemporal hariç tüm kadranlarında anlamlı fark tespit edildi (p=0,007, p=0,033, p=0,003 p=0,007, p=0,011). DRIL ve EZ hasarlı hasta oranı orta ve üstü DR grubunda anlamlı olarak daha yüksekti (p=0,042, p=0,015), DRIL boyutu ve HRN sayısı açısından iki grup arasında anlamlı sonuç bulunmadı. SAP ve SWAP'ın MD, PSD, FT değerlerinde, FDT'nin PSD değerinde gruplar arasında anlamlı farklılık saptandı (p=0,000, p=0,000, p=0,002, p=0,000, p=0,000, p=0,000, p=0,009). DRIL olan ve olmayan hastalar karşılaştırıldığında; DRIL hastalarında HRN sayısı anlamlı yüksek saptandı (p=0,043), ELM hasarı, EZ hasarı ve PAMM açısından anlamlı farklılık tespit edilmedi, görme alanı testlerinde de anlamlı sonuç bulunmadı fakat SWAP parametrelerinde DRIL'li hastalarda daha düşük hassasiyet saptandı. 148 DR hastasının 8'inde (% 5.4) PAMM saptandı. Sonuç: Çalışmamızda diyabete ait OKT biyobelirteçlerinin varlığı, RNFL, GCC, koroid kalınlıklarındaki incelmeler, SAP, SWAP ve FDT testlerindeki hassasiyet azalması DR'li hastalarda makula ödemi oluşmadan morfolojik ve fonksiyonel değişikliklerin başladığını kanıtlamaktadır. Makulada ödem oluşmadan hastalığa ait ipuçlarını yakalayabilmek hem tanıyı koymada hem de prognozu tayin etmede yardımcı olabilir. Anahtar Kelimeler: Diyabetik retinopati, OKT, DRIL, SAP, SWAP, FDT

Diabetes mellitusDiabetik retinopatiGöz+4
Ezgi Barbarus
Aydın Adnan Menderes University
2020
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Tip 2 diyabetes mellitus tanılı bireylerde diyabetik retinopati hakkındaki farkındalığın araştırılması

Tip 2 Diyabetes Mellitus Tanılı Bireylerde Diyabetik Retinopati Hakkındaki Farkındalığın Araştırılması Amaç: Bu çalışmanın amacı tip 2 diyabetes mellitus tanılı bireylerde diyabetik retinopati (DRP) hakkındaki farkındalığın araştırılmasıdır. Gereç ve Yöntem: Araştırmamız kesitsel tanımlayıcı tipte bir çalışmadır. Tip 2 diyabetes mellitus hastalığı olup diyabetik retinopati taraması için Manisa Celal Bayar Üniversitesi Hafsa Sultan Hastanesi Göz Hastalıkları polikliniğine yönlendirilen 250 birey çalışmaya dahil edilmiştir. Araştırma verileri Ekim 2019 – Ocak 2020 tarihleri arasında toplanmıştır. Veri toplama aracı olarak literatür incelenerek hazırlanmış 27 soruluk bir anket kullanılmıştır. Bulgular: Çalışmaya dahil edilen katılımcıların %49,6'sı kadın, %50,4'ü erkek olup yaş ortalamaları 53,5±6,9 (min:39, maks:73) yıldır. Katılımcıların %42'sinde DRP mevcuttur. Katılımcıların yaşı, eğitim durumu, gelir durumu, vücut kitle indeksi ve fiziksel aktivite düzeyi ile DRP varlığı arasında anlamlı bir ilişki bulunmuştur (p<0,05). Katılımcıların cinsiyeti ile DRP varlığı arasındaki ilişki anlamlı değildir (p>0,05). Katılımcıların eğitim durumları ve gelir durumları ile farkındalık sorularına verdikleri cevaplar arasında anlamlı bir ilişki mevcuttur (p<0,05). Katılımcıların yaşı ve cinsiyeti ile farkındalık sorularına verdikleri cevaplar arasında anlamlı bir ilişki yoktur (p>0,05). Sonuç: Çalışmamızda eğitim düzeyi düşük, fiziksel aktivite sıklığı daha az ve gelir düzeyi düşük kişilerde DRP gelişme ihtimalinin daha yüksek olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Toplumun fiziksel aktiviteye teşvik edilmesi, kamusal alanlarda fiziksel aktivite olanaklarının artırılması, kitle iletişim araçları yoluyla diyabetik retinopati hakkında sağlık eğitimi programları düzenlenmesi, verilecek sağlık eğitiminin yaşlılar, eğitim düzeyi ve gelir düzeyi düşük kişiler için ayrıca önemli olduğunun bilinmesi ve uygulanması toplumda DRP farkındalığının artırılması için gereklidir. Bu şekilde DRP' ye bağlı gelişebilecek körlükler, iş gücü kayıpları ve sağlık harcamalarının azalacağı kanaatindeyiz. Anahtar Kelimeler: Diyabetik Retinopati, Retinopati Farkındalığı, Diyabetes Mellitus

Diabetes mellitusDiabetes mellitus-tip 2Diabetik retinopati+4
Ayşe Taşci
Manisa Celal Bayar University
2020
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Diyabetik retinopati olgularında optik koherens tomografi anjiyografi parametreleri ile görme keskinliği arasındaki korelasyonun analizi

Diyabetik Retinopati Olgularında Optik Koherens Tomografi Anjiyografi Parametreleri İle Görme Keskinliği Arasındaki Korelasyonun Analizi Amaç: Diyabetik retinopati (DR) olgularında optik koherens tomografi anjiyografi (OKTA) parametreleri ile en iyi düzeltilmiş görme keskinliği (EİDGK) arasındaki korelasyonun değerlendirilmesi. Gereç ve Yöntem: Bu retrospektif çalışmaya tedavi naif makula ödemi olmayan 75 DR olgusu dahil edildi. Tüm katılımcılara tam oftalmolojik muayene ve OKTA görüntülemesi yapıldı. Olgular Uluslararası Diyabetik Retinopati Şiddeti Ölçeği kriterlerine göre nonproliferatif diyabetik retinopati (NPDR) ve proliferatif diyabetik retinopati (PDR) olarak sınıflandırıldı. Gruplar foveal avasküler zon (FAZ) metrikleri, süperfisyal kapiller pleksus vasküler dansite (%) (SKP-VD) (tüm alan, fovea, parafovea ve perifovea alanlarında), derin kapiller pleksus vasküler dansite (%) (DKP-VD) (tüm alan, fovea, parafovea ve perifovea alanlarında), santral makuler kalınlık (SMK), subfoveal koroid kalınlığı (SFKK) parametreleri açısından karşılaştırıldı. Foveal dansite-300 (FD-300), FAZ'ı çevreleyen 300 mikron genişlikteki halkanın vasküler dansitesi olarak tanımlandı. EİDGK ve OKTA parametreleri arasındaki korelasyonlar analiz edildi. Bulgular: 40 NPDR, 35 PDR olgusu analiz edildi. Gruplar arasında cinsiyet, yaş, göz içi basıncı, sferik ekivalan, diyabet süresi açısından anlamlı fark izlenmedi. (p>0,05 bütün değerler için) OKTA vasküler dansite parametreleri PDR grubunda NPDR'ye göre daha düşük düzeyde idi fakat anlamlı seviyeye ulaşmadı. (p>0,05 bütün değerler için) Gruplar FAZ alanı, çevresi ve FD-300 açısından benzerdi (p>0,05 bütün değerler için), EİDGK ile FD-300 arasında anlamlı korelasyon saptanırken (p=0,020), diğer OKTA parametreleri ile EİDGK arasında korelasyon saptanmadı. (p>0,05 bütün değerler için) Sonuç: OKTA, makula ödemi olmayan DR olgularında görsel prognozun öngörülmesinde rol oynayabilir. Anahtar Kelimeler: optik koherens tomografi anjiyografi, diyabetik retinopati, vasküler dansite, foveal dansite-300, en iyi düzeltilmiş görme keskinliği

AnjiyografiDiabetes mellitusDiabetik retinopati+2
Mehmet Yavuz Taşci
Manisa Celal Bayar University
2021
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Lazer tedavisi planlanmış diyabetik retinopati hastalarının lazer öncesi ve sonrası optik koherens tomografi anjiografi ile maküla ve optik disk vasküler parametrelerinin değerlendirilmesi

Amaç: Çok şiddetli nonproliferatif diyabetik retinopati (NPDR) ve proliferatif diyabetik retinopati (PDR) olgularında panretinal fotokoagülasyonun (PRP), optik koherens tomografi anjiografi (OKTA) ile maküla ve optik disk vasküler parametreleri üzerine etkisini incelemek. Gereç ve Yöntem: Bu prospektif çalışmaya çok şiddetli NPDR ve PDR tanısı konan, başvuru öncesi herhangi bir tedavi uygulanmamış, diyabetik maküler ödem tedavisi için anti-VEGF enjeksiyonunu veya fokal/micropulse lazer tedavisini kabul etmemiş, 56 hastanın 56 gözü dahil edildi. Hastalara 2 seansta, çoklu taramalı PRP uygulandı ve her hasta için toplam lazer ablasyon alanı (LAA) hesaplandı. Lazer işlemi öncesi 30 dk. içinde, lazer sonrası 30. dk. ve birinci ay kontrolünde OKTA çekimleri yapıldı ve santral maküla kalınlığı (SMK), subfoveal koroid kalınlığı (SFKK), foveal avasküler zon (FAZ) metrikleri, yüzeyel kapiller pleksus (YKP), derin kapiller pleksus (DKP) ve radial peripapiller kapiller pleksus (RPKP) için vasküler dansite (VD) değerleri değerlendirildi. Bulgular: 27 gözde ağır NPDR, 29 gözde PDR tespit edildi. PRP sonrası birinci ayda SMK değerlerinde anlamlı artış görülürken SFKK ve en iyi düzeltilmiş görme keskinliği değişmedi. YKP-VD tüm alan, superior yarı, inferior yarı, parafovea ve perifovea PRP sonrası 30. dk. ve birinci ayda anlamlı olarak düşük bulundu. DKP-VD değerleri tüm bölgelerde PRP sonrası 30. dk. değerleri anlamlı olarak düşük bulunurken, birinci ay kontrolünde bazal ölçüme göre anlamlı fark görülmedi. FAZ alanı ve FAZ çevresinde PRP öncesine göre anlamlı fark bulunmazken, foveal dansite-300 (FD-300) değerinde PRP sonrası ölçümleri bazal değerlere göre düşük bulundu. RPKP-VD disk içi değerlerinde PRP sonrası 30. dk.'da, RPKP-VD peripapiller değerlerinde ise PRP sonrası birinci ayda anlamlı azalma bulundu. LAA ile SMK, SFKK, OKTA maküla ve optik disk parametrelerindeki değişimler arasında ilişki görülmedi. Sonuç: PRP'nin retina ve optik disk mikrovasküler yapılarına olan etkisi OKTA ile tespit edilebilir.

AnjiyografiDiabetik retinopatiKoagülasyon+2
Deniz Dilan Karabacak
Manisa Celal Bayar University
2021
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Korneal biyomekanik parametreler üzerine diyabetik retinopati ve kan glikoz regulasyonunun etkisi

AMAÇ: Korneal biyomekanik parametreler üzerine diyabetik retinopatinin farklı evreleri ile kan glikoz düzeyinin metabolik kontrolünün etkisini değerlendirmek GEREÇ-YÖNTEM: 141 hastanın 141 gözü retrospektif olarak incelendi. 101 hasta diyabet nedeniyle takipli idi. Diyabeti olmayan 40 hasta kontrol grubunu oluşturdu. Hastaların detaylı oftalmolojik muayeneleri yapıldı. ORA cihazı ile CH, CRF, GİBg ve GİBcc ölçümü, kontakt tonometre ile göziçi basıncı, pakimetre cihazı ile SKK ölçümü ve HbA1c değerleri incelendi. Diyabetik hastalar retinopatisi olmayan grup (grup 1), non-roliferatif diyabetik retinopati grubu (grup 2) ve proliferatif diyabetik retinopati grubu olmak üzere üç gruba ayrıldı. Bu üç grubun kendi aralarında ve kontrol grubu ile CH, CRF, GİBg, GİBcc, GİB (tonopen) ve SKK parametreleri açısından karşılaştırıldı. HbA1c değerlerinin bu parametreler üzerine etkisi incelendi. BULGULAR: Kontrol grubu 40 kişi, grup1,2 ve 3 sırasıyla 34, 34 ve 33 hastadan oluşmaktaydı. Diyabetik 20 hastanın HbA1c değeri < 7 mg/dl; 81'inin ≥ 7mg/dl idi. HbA1c değeri ≥ 7mg/dl olanlarda olmayanlara göre CRF, SKK ve GİBg ortalamaları sırasıyla 10,88±1,79, 9,7 ± 1,85 (p=0,009); 546 ± 29 μ, 527±28 μ (p=0,01) ve 17,23 ± 4,06 mmHg, 15,25 ± 2,76 mmHg idi(p=0,038). Kontrol grubu ile grup 1, 2 ve 3; SKK, GİB (tonopen), CH, CRF, GİBg, GİBcc açısından karşılaştırıldığında anlamlı fark saptanmadı. Grup 1 'de CRF 11,21±2,25 iken, grup 3'te CRF 10,01±1,48 saptandı. Grup 3'te CRF istatistiksel anlamlı düşük bulundu. SONUÇ: Korneal biyomekanik parametreler üzerine kan glikozunun metabolik kontrol durumunun diyabetik retinopati evresinden daha etkili olduğunu düşünüyoruz. ANAHTAR SÖZCÜKLER: Diyabetik retinopati, HbA1c, korneal histerezis, korneal rezistans faktör, ORA

Diabetes mellitusDiabetik retinopatiHemoglobin A-glikolize+2
Duygu Akbulut
Manisa Celal Bayar University
2014
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Proliferatif diyabetik retinopati'de panretinal lazer fotokoagulasyon sonrası korneal biyomekanik parametrelerdeki değişimlerin incelenmesi

AMAÇ: Diyabetik retinopatinin farklı evrelerinde korneal biyomekanik parametrelerde ve santral kornea kalınlığındaki (SKK) değişimleri araştırmak ve daha önce herhangi bir lazer tedavisi almamış proliferatif diyabetik retinopatili (PDRP) hastalarda panretinal fotokoagulasyon (PRP) sonrası korneal biyomekanik parametrelerde ve SKK'da yaptığı değişimleri incelemek. GEREÇ VE YÖNTEM: Çalışmaya diyabetik retinopatisi olmayan tip 2 diyabetli 30 hastanın 30 gözü (grup 1), non-PDRP saptanan 35 tip 2 diyabetli hastanın 35 gözü (grup 2), proliferatif diyabetik retinopatisi olan 30 hastanın 48 gözü (grup 3) ve 40 sağlıklı kontrol grubunun 63 gözü dahil edildi. Hasta gruplarının ve kontrol grubunun Ocular Response Analizer cihazı ile korneal histerezis (CH), korneal rezistans faktör (CRF), Goldmann ile korele göz içi basıncı (GİBg) ve korneal kompanse GİB (GİBcc) ve santral kornea kalınlığı (SKK) ölçümü yapıldı ve HbA1c değerleri incelendi. Diyabetik hasta grupları kendi aralarında ve kontrol grubu ile CH, CRF, GİBg, GİBcc ve SKK parametreleri açısından karşılaştırıldı. PDRP'li hastaların tümüne PRP tedavisi uygulandı. Bu grupta PRP tedavisi öncesi ve sonrasındaki 1.ay, 3.ay, ve 6.ay CH, CRF, GİBg, GİBcc ve SKK parametrelerindeki değişimler incelendi. BULGULAR: Kontrol grubu ile karşılaştırıldığında Grup 1'de CH, CRF, GİBcc, GİBg ve SKK açısından anlamlı fark saptanmadı. Grup 2'de kontrol grubuna göre CH anlamlı olarak daha düşük(p=0,04), GİBcc ve GİBg anlamlı olarak daha yüksekti(p=0,001 ve p=0,002). Grup 3'te kontrol grubuna göre CH anlamlı daha düşük(p=0,028), GİBcc,GİBg ve SKK anlamlı olarak daha yüksekti(p=0,007,p=0,05 ve p=0,018). Grup 3'teki hastalarda PRP tedavisi öncesi ve sonrasındaki 1.ay,3.ay ve 6.ay CH, CRF, GİBcc, GİBg ve SKK değerleri arasında anlamlı fark saptanmadı. HbA1c değerleri kontrol grubunda ort. %5,42, Grup 1'de % 8,16, Grup 2'de %8,27, Grup 3'te %8,36 ölçüldü. SONUÇ: Kötü metabolik kontrol ve diyabetik retinopatisi olan hastalarda sağlıklı kontrollere ve diyabetik retinopatisi olmayanlara kıyasla CH anlamlı yüksek saptanmıştır. Panretinal fotokoagulasyon, proliferatif diyabetik retinopatili hastalarda kornea biyomekaniğinde değişikliğe yol açmayan ve halen bu hastalığın tedavisinde altın standart olan bir tedavidir. ANAHTAR KELİMELER: Diyabet, panretinal fotokoagulasyon, korneal biyomekanik parametreler

BiyomekanikDiabetes mellitusDiabetik retinopati+5
Çağdaş Cansız
Manisa Celal Bayar University
2015
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Bozulmuş açlık glukozu ve bozulmuş glukoz toleransı olan olgularda görsel uyarılmış potansiyellerle görme yollarının değerlendirilmesi

ÖZET Prediyabetik dönem (bozulmuş glukoz toleransı ve bozulmuş açlık glukozu) diyabet öncesi dönem olarak tanımlanan önemli bir klinik tablodur. Bu çalışmada amaç herhangi bir yakınması olmayan ve laboratuar testlerinde bozulmuş açlık glukozu ve bozulmuş glukoz toleransı tanısı alan olgularda retinopati gelişip gelişmediğini ve VEP ile retina ganglion hücrelerinde hasar gelişip gelişmediğini değerlendirmektir. Dolayısı ile VEP'te değişiklik olup olmadığının, değişiklik oluyorsa prediyabetik hastalarda retinopati gelişimi açısından prediktif değer olarak kullanılıp kullanılamayacağı, retinopati mekanizmasına ışık tutup tutmayacağının araştırılması amaçlanmıştır. Prospektif olarak gerçekleştirilen bu çalışma Celal Bayar Üniversitesi Hastanesi Nöroloji ve Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları polikliniklerinde bozulmuş açlık glukozu (BAG ) ve bozulmuş glukoz toleransı (BGT) tanısı konmuş toplam 60 hasta üzerinde gerçekleştirildi. Bu çalışmada iki hasta ve bir kontrol grubu oluşturuldu. Hasta gruplarından BAG grubunda 30 hasta (21 kadın, 9 erkek) ve BGT grubunda 30 hasta (23 kadın, 7 erkek) yer aldı. Toplam prediyabet hasta grubunda 60 hasta (44 kadın, 16 erkek) yer aldı. Kontrol grubunda yaş ve cinsiyet faktörünü ortadan kaldıracak şekilde toplam 44 kadın, 16 erkekten oluşmaktaydı. Tüm grupların ayrıntılı öyküsü alındı, fizik ve göz muayenesi (görme keskinliği ve göz dibi bakısı) yapıldı. Ardından prediyabetik hasta gruplarına retinopati gelişimi açısından VEP yapıldı. Biz çalışmamızda herhangi bir göz şikâyeti olmayan yeni tanı almış BGT 'li olgularda VEP'de P100 latans değerlerinde uzama saptadık. Yaptığımız elektrofizyolojik çalışmalar ile prediyabet dönemde de retinopati varlığını belirlemede VEP'in prediktif değer olarak kullanılabileceğini belirledik. Anahtar kelimeler: Bozulmuş açlık glukozu, Bozulmuş glukoz toleransı, Vizüel Evoked Potansiyel, prediyabet

Diabetik retinopatiGlükoz tolerans testiGörme+6
Tuğba Korkmaz
Manisa Celal Bayar University
2016
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Diyabetik retinopatisi olan hastalarda total antioksidant status ve total oksidant status düzeylerinin incelenmesi

Amaç: Diyabetik retinopati, diyabetin en yaygın görülen mikrovasküler komplikasyonudur. Retinopatinin patogenezinde birçok mekanizma tanımlanmıştır. Oksidatif stres diyabetik retinopati gelişiminde önemli bir rol oynamaktadır. Bu çalışmada oksidatif stresin belirteçleri olarak total antioksidant status (TAS), total oksidant status (TOS) ve oksidatif stres indexi (OSİ) düzeylerinin diyabetik retinopati patogenezindeki rolünü, retinopati erken tanı ve tedavisindeki yerini araştırmayı amaçladık. Gereç ve Yöntem: Düzce Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi İç Hastalıkları ve Göz Hastalıkları polikliniğine Mayıs 2021-Aralık 2021 tarihleri arasında başvuran 18-75 yaş arası diyabetik retinopatisi olan 30 hasta, diyabetik olup retinopatisi olmayan 34 hasta ve bilinen kronik hastalık tanısı olmayan sağlıklı 32 kontrol grubu dahil edildi. Hastaların demografik verileri muayene sırasında kaydedildi. Katılımcılar göz hastalıkları polikliniğinde Optik Koherens Tomografi (OCT) kullanılarak tarandı. Hemogram ve biyokimyasal parametreler için yazılı ya da elektronik kayıtlara geçen hastaların rutin poliklinik kontrollerindeki sonuçlarından yararlanıldı. TAS, TOS ölçümleri MINDRAY-BS400 marka cihazda RelAssay Diagnonostics marka ticari kitlere kalibrasyon-kontrol işlemlerinden sonra kolorimetrik yöntemle analiz edildi. Sonuçlar TAS mmol/L, TOS µmol/L cinsinden verildi. TOS/TAS oranı ile OSİ değeri hesaplandı. Elde edilen tüm veriler SPSS 26.0 istatistik paket programı kullanılarak değerlendirildi. Bulgular: Çalışmaya toplam 96 hasta kabul edilmiştir. Gruplar arasında cinsiyet dağılımı, medeni durum, vücut kitle indexi, bel ve kalça çevresi benzer izlendi. Diyabet süresi, HbA1C, açlık kan şekeri, proteinüri ve trigliserid düzeyleri diyabetik retinopatisi olan grupta yüksek saptandı. TOS ölçümleri, retinopatisi olan grupta ortalama 8.11 ± 2.87 µmol/L, retinopatisi olmayan grupta µmol/L 5.72 ±1.44 ve kontrol grubunda 4.69 ± 1.40 µmol/L ile en düşük kontrol grubunda saptanırken retinopatili hasta grubunda istatiksel olarak anlamlı yüksek bulundu (p:0.000). TAS, kontrol grubunda 1.26 ± 0.20 mmol/L ile anlamlı yüksek, diyabetik hasta grubunda düşük saptandı. Retinopatisi olan grupta 1.09 ± 0.171 mmol/L, retinopatisi olmayan grupta 1.16 ±. 0.18 mmol/L olarak düşük bulundu ancak istatiksel olarak anlamlı bulunmadı (p:0.139). OSİ değeri DRP'li grupta 0.76 ± 0.29 bulundu ve TOS değeri ile uyumlu olup yüksek saptandı (p:0.000). TOS ve OSİ düzeyleriyle Açlık kan şekeri, HbA1C, TSH, trigliserid arasında pozitif yönde korelasyon izlendi. Diyabetik retinopatiyi öngörmek için yapılan multivariate logistik regresyon analizinde diyabet süresi, toplam insülin dozu ve diüretik kullanımının olması, TOS ve OSİ düzeylerinin yüksek olması diyabetik retinopati için bağımsız bir risk olarak saptamıştır. Sonuç: Çalışmamızda diyabetik vakalar ve sağlıklı kontrol gruplarının karşılaştırılmasıyla; TAS seviyelerindeki düşüklüğün diyabetin kendisi ile yakın ilişkili olduğu ancak retinopatiyi göstermede yetersiz kaldığını gösterilmiştir. TOS ve OSİ ölçümleri diyabetik retinopati gelişimini ön görmede yüksek duyarlılık ve özgüllüğe sahiptir. Oksidan ve antioksidan arasındaki dengenin bozulması, oksidatif stresin diyabetik retinopati etyopatogenezinde önemli bir rol oynadığı gösterilmiştir. TOS ve OSİ düzeylerinin kalorimetrik ölçümleri diyabetik retinopati erkan tanısı, tedavisi ve takibine katkı sağlayabilir. Ancak bu alanda daha büyük çaplı prospektif çalışmalara ihtiyaç vardır. Anahtar kelimeler: diyabetik retinopati, oksidatif stres, TAS, TOS, OSİ

AntioksidanlarDiabetes mellitusDiabetik retinopati+2
Sibel Çetin
Düzce University
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Prediyabeti olan ve olmayan bireylerde retinopati değerlendirilmesi

Giriş: Prediyabet, diyabetes mellitus (DM) tanı sınırlarına ulaşmayan ara bir hiperglisemi durumudur. Prediyabet, yapılan çalışmalarla da kanıtlandığı gibi DM'ye ilerlemesi açısından önem taşımaktadır. Yapılan çalışmalarda prediyabet olan bir kişide DM'ye ilerleme oranının %70 kadar olduğu belirtilmektedir. DM'ye ilerlemesi ve sonucunda da komplikasyonların gelişmesi yönünden prediyabetin DM'ye ilerlemesini önlemek erken dönemde gelişebilecek komplikasyonların önüne geçilmesi açısından önemlidir. Retinopati, DM'nin kronik mikrovasküler komplikasyonlardan birisidir ve 20-65 yaş arasında görülen önlenebilir körlüğün en sık nedenidir. Retinopatinin erken tanı koyulması hem tedavi açısıdan hem de ilerlemesinin önlenmesi açısından önem taşımaktadır. Bu nedenle çalışmamızda prediyabet tanısı olan ve prediyabet tanısı olmayan bireylere retinopati değerlendirmesi yapılarak retinopati varlığının araştırılması amaçlanmıştır. Gereç-Yöntem: Çalışmaya Nisan 2022– Eylül 2022 tarihleri arasında Düzce Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastahanesi'nde Aile Hekimliği Poliklinikleri'ne ayaktan başvuran, açlık plazma glukozu 100-125 mg/dl arasında olan ve HbA1c'si %5-7-6,4 arasında saptanan 56 hasta ve herhangi bir prediyabet ya da diyabet tanısı almamış olan, ek kronik hastalığının ne olduğu gözetilmeksizin 47 kişi dahil edilmiştir. Hastaların laboratuvar ölçümleri ile beraber kilo, VKİ, bel çevresi, kalça çevresi ve sistolik-diyastolik kan basınçları ölçülerek not edilmiştir. Her hasta için retinopati değerlendirmesinde görme keskinliği, göz içi basıncı ölçümü, ön segment ve fundus muayeneleri, santral fovea kalınlığı (CFT), ortalama fovea kalınlığı (MFT) ölçümleri içeren tam bir oftalmolojik muayene yapıldı. CFT ve MFT ölçümleri Spektral alan optik koherens tomografi (SD-OCT) ile yapıldı. Bulgular: Çalışmaya dahil edilen 47 prediyabet tanısı olmayan ve 56 prediyabet tanısı olan bireyler retinopati açısından değerlendirildi. Prediyabet olan 56 hastadan 1'inde diyabetik retinopati saptanırken 2'sinde hipertansif retinopati saptandı. Prediyabet olmayan grupta ise diyabetik retinopati hiç saptanmazken 2'sinde hipertansif retinopati saptandı. Prediyabet olan ve olmayan grupta retinopati açısından anlamlı bir fark bulunmadı (p=0,796). Sonuç: Çalışmamızda diyabetin kronik mikrovasküler komplikasyonu olan diyabetik retinopati prediyabet aşamasında henüz görülmediği bulunmuştur. Normal popülasyonla karşılaştırıldığında retinopati açısından anlamlı bir fark bulunmamıştır. Buna rağmen prediyabet tanısı olan hastaların tansiyon regülasyonun sağlanması, lipid panelinin takip edilmesi, kilo kontrolünün sağlanması DM'ye ilerlemeyi önleme açısından önemlidir. Hastalara retinopati tanısı koyamasak bile prediyabet tanısı alan bireylerin taranması gelişebilecek komplikasyonları geciktirme açısından önem taşımaktadır. Anahtar Kelimeler: Prediyabet, Tip 2 Diyabetes Mellitus, Retinopati

Diabetes mellitusDiabetes mellitus-tip 2Diabetik retinopati+2
Ecem Altuntaş
Düzce University
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Diyabetik retinopatiye bağlı gelişen neovasküler glokom olgularında korneal topografi, speküler mikroskopi ve optik sinir analiz bulgularının değerlendirilmesi

Amaç: Neovasküler glokom gelişen hastalarda korneal topografi bulgularının ve kornea yapısındaki değişimlerin değerlendirilmesi Materyal- Metod : Gaziantep Üniversitesi Tıp Fakültesi Göz Hastalıkları kliniğinde gerçekleştirilmiş olan bu çalışma retrospektif bir çalışmadır. Bu çalışmada diyabetik retinopati sonrası neovasküler glokom gelişen 30 hastanın gözü nonproliferatif diyabetik retinopatili 30 hastanın gözüyle karşılaştırılmıştır. Karşılaştırma verileri olarak Korneal topografi bulguları, RNFL değerleri ve Speküler Mikroskopi ölçümleri karşılaştırılmıştır. Bulgular: Korneal tanjansiyel eğim haritaları değerlendirildiğinde iki grup arasında santral 5mm ve 7mm değerleri açısından anlamlı bir fark bulunmuştur(p<0,05). Ön kamara hacmi, ön kamara derinliği ve iridokorneal açı NVG grubunda anlamlı olarak daha yüksektir(p<0,05). RNFL sonuçlarında nöral rim NVG grubunda anlamlı olarak daha incedir(p<0,05). Speküler mikroskopi açısından iki grup arasında anlamlı bir fark mevcut değildir. Sonuçlar: Neovasküler glokom hastalarının kornealarında tanjansiyel eğimler artmaktadır. NVG hastalarında ön kamara hacmi ve derinliği artmaktadır. Anahtar Kelimeler: Proliferatif Diyabetik Retinopati, Neovasküler Glokom, Korneal Topografi, Speküler Mikroskopi, Optik Sinir Analizi

Diabetes mellitusDiabetik retinopatiGlokom+3
Ömer Koyuncu
Gaziantep University
2020
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Diyabetik retinopati tanılı hastalarda intravitreal enjeksiyon sonrası oküler kan akımının değerlendirilmesi

Amaç: Diyabetik retinopati tanısı alan ve tedavi olarak intavitreal ranıbizumab tedavisi planlanan hastalarda oküler kan akımı parametrelerinin renkli Doppler ultrasonografi (USG) ile değerlendirilmesini amaçladık. Gereç ve Yöntem: Yaş ve cinsiyet dağılımları bakımından istatistiksel olarak farklı olmayan ve intravitreal enjeksiyon yapılan diyabetik retinopatili 20 hasta çalışmaya dahil edildi. Rutin oftalmolojik muayenelerinin ardından tüm bireylere renkli Doppler USG ile oftalmik arter (OA), santral retinal arter (SRA), Kısa arka siliyer arterin (KASA) , pik sistolik hız (PSH), end diyastolik hız (EDH) ve rezistif indeks (RI) ölçümleri yapıldı. İlk enjeksiyon öncesi, ilk enjeksiyondan sonra ve 3 doz tedavi sonrasında ölçümler tekrarlandı ve sonuçlar istatistiksel olarak karşılaştırıldı. Bulgular: OA 'deki PSH ve EDH tüm ölçümlerde artış bulunsada istatistiksel olarak anlamlı fark yoktur. RI 'da enjeksiyon öncesine göre 3. aydaki ölçümlerde azalma bulunmuştur(p=.0.011). SRA'deki PSH 'nin tüm ölçümlerinde minimal değişiklikler olduğu için istatistiksel olarak anlamlı fark yoktur. EDH'de enjeksiyon öncesine göre 3. aydaki ölçümlerde artış bulunmuştur (p=0.048). RI 'da enjeksiyon öncesine göre 3. aydaki ölçümlerde azalma bulunmuştur(p=0.044). KASA'daki PSH ve EDH 'de artış (sırasıyla p=0.049, p=0.008) RI 'da azalma (p=0.036) bulunmuştur.. Sonuç: Kolay uygulanabilen ve tekrarlanabilen yöntem olan renkli Doppler USG ile diyabet hastalarında oküler kan akım ölçümleri yapılarak diyabet etiyopatogenezinde hemodinamik değişikliklerin rolü olduğuna dair kanıtlar elde edilmiştir. Bu kanıtların artması ile glokom oluşumu daha iyi anlaşılarak takip ve tedavisinde yeni yaklaşımlar geliştirilebilir. Anahtar Sözcükler: Diyabetik retinopati, ranibizumab, oküler kan akımı, Renkli Doppler Ultrasonografi, pik sistolik hız, end diyastolik hız, rezistif indeksi.

Diabetes mellitusDiabetik retinopatiDiastol+7
Musa Karaarslan
Düzce University
2017
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Diyabetik ve nondiyabetik retinopatili hastalarda betatrophin ve kartonektin düzeyleri

Bu çalışmada diyabetik ve nondiyabetik retinopatisi bulunan hastalarda betatrophin ve kartonektin seviyeleri ile diyabetik retinopatinin erken dönemde tanı ve tespitinde olası rollerinin araştırılması hedeflenmiştir. Çalışmaya diyabetik retinopatisi (DR) olan 21 hasta, nondiyabetik retinopatisi (NDR) olan 21 hasta, diyabetik komplikasyonsuz (DK) olan 21 hasta ve 21 sağlıklı kontrol grubu olmak üzere toplam 84 kişi dahil edilmiştir. Hasta grubu: Fırat Üniversitesi Hastanesi İç Hastalıkları Anabilim ve bağlı Bilim Dallarındaki klinikler ile Göz Hastalıkları Anabilim Dalına başvuran hastaların değerlendirilmesine bağlı olarak oluşturulmuştur. Tüm katılımcıların demografik özellikleri, VKİ, HbA1c, glukoz, insülin, HOMA-IR, kan lipid düzeyleri, D vitamini, AST, ALT, Plt, üre, kreatinin, Hgb, IL-6, TNF-α, betatrophin ve kartonektin değerleri karşılaştırılmıştır. Gruplar arasında IL-6 açısından anlamlı farklılık görülmüştür (p=0,013). Bu farklılığın kontrol grubu ile diyabetik retinopati arasındaki farktan kaynaklandığı görülmüştür. Gruplar arasında TNF-α açısından anlamlı farklılık görülmüştür (p<0,001). Bu farklılığın kontrol grubu ile diyabetik retinopati arasındaki, kontrol grubu ile nondiyabetik retinopati arasındaki ve diyabetik komplikasyonsuz grup ile nondiyabetik retinopati arasındaki farktan kaynaklandığı görülmüştür. Gruplar arasında betatrophin açısından anlamlı farklılık görülmüştür (p=0,002). Bu farklılığın diyabetik retinopati ile diğer gruplar arasındaki farktan kaynaklandığı belirlenmiştir. Son olarak gruplar arasında kartonektin açısından anlamlı farklılık görülmüştür (p=0,002). Bu farklılığın kontrol grubu ile diğer gruplar arasındaki farktan kaynaklandığı belirlenmiştir. Sonuç olarak DR grubunda IL-6 ve betatrophin değerlerinin daha yüksek olduğu, kartonektin düzeyinin ise daha düşük olduğu görülmüştür. Diyabetik retinopati tanısı olan hastalarda bu moleküllerin değerlendirilmesi hastalığın tanısına yardımcı olacaktır ve bu konuda özellikle prospektif ve tanısal değeri ölçen çalışmaların yapılması faydalı olacaktır. Anahtar kelimeler: Betatrophin, kartonektin, diyabetik retinopati.

BetatrofinCartonectinDiabetes mellitus+4
Vehbi Pehlivan
Fırat University
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Deneysel diyabetik rat modelinde retinal dokuda kolekalsiferol'ün etkisinin incelenmesi

ÖZET Diyabetik retinopati en yaygın diyabet komplikasyonlarından biridir. Dünya genelinde çalışma yaşındaki erişkinlerde, önde gelen körlük nedenleri arasındadır. Diyabetin retinopati etkisini arttıran değişikliklerin patofizyolojisinde; oksidatif stres, apoptozis ve kontrolsüz vasküler proliferasyon yer almaktadır. Bu çalışmanın amacı; streptozotosin ile deneysel olarak diyabet oluşturulmuş ratların retina dokusunda VEGF, TRPM2, PCNA immünreaktivitelerini, apoptozisi ve oksidatif stres düzeylerini incelemek ve Kolekalsiferol'ün bu parametreler üzerine etkisini araştırmaktır. Çalışmada 41 adet, 8-10 haftalık, Wistar Albino cinsi erkek ratlar rastgele seçilerek beş gruba ayrıldı. Deney hayvanları grup I, II ve III'te 7'şer tane; grup IV ve V'te 10'ar tane olacak şekilde ayrıldı. Kontrol grubuna (grup I) 10 haftalık deney süresince herhangi bir uygulama yapılmadı. Sitrat tampon grubundaki (grup II) ratlara deney başlangıcında tek doz 0,1 M sodyum sitrat intraperitoneal olarak uygulandı. Kolekalsiferol grubundaki (grup III) ratlara deney süresince her gün 200 IU/gün kolekalsiferol oral yolla uygulandı. Grup IV ve V'te bulunan ratlara deney başlangıcında 60 mg/kg tek doz streptozotosin 0,1 M sodyum sitratta (pH:4,5) çözdürülerek intraperitoneal uygulandı. 72 saat sonra kuyruk veninden alınan kanda, glikoz düzeyi 250 mg/dl'nin üzerinde olanlar diyabetik kabul edildi. Diyabet grubuna (grup IV) herhangi bir tedavi uygulanmadı. Diyabet+Kolekalsiferol grubundaki (grup V) ratlara deneysel diyabet oluşturulduktan sonra deney süresince her gün oral kolekalsiferol 200 IU/gün uygulandı. On hafta sonunda anestezi altında dekapitasyon yapılıp, gözler enüklee edildi. Parafin bloklara gömülü doku kesitlerinden VEGF, PCNA ve TRPM2 için immünohistokimyasal boyama yöntemi kullanıldı ve TUNEL yöntemiyle apoptozise giden hücreler belirlendi. Boyamalarda immünreaktivitenin yaygınlığı ve şiddeti esas alınarak histoskorlama yapıldı. Serumdaki TAS ve TOS düzeyleri ELİSA yöntemiyle değerlendirildi. Diyabet grubunda diğer gruplara göre TOS, VEGF, PCNA, TRPM2 ve apoptozis düzeylerinde istatistiksel olarak anlamlı bir artış; TAS düzeyinde ise azalma izlendi (p<0.05). Diyabet grubu ile kıyaslandığında, diyabet+kolekalsiferol grubunda TAS düzeylerinde istatistiksel olarak anlamlı artma; TOS, VEGF, PCNA, TRPM2 düzeylerinde ve apoptotik hücrelerde ise azalma gözlendi (p<0.05). Bu çalışma sonucunda deneysel diyabetin retina dokusunda apoptotik hücreleri, VEGF, PCNA ve TRPM2 seviyelerini arttırdığı; tedavi olarak verilen kolekalsiferolün bu parametreleri azalttığı görüldü. Diyabetin retina dokusunu etkilemesinin patofizyolojisinde VEGF'in yanı sıra TRPM2 ve PCNA'nın da önemli rol oynayabileceği kanaatine varıldı. Çalışmamızda kolekalsiferolün diyabetin retina üzerine etkilerini azaltabileceği kanaatine varılmıştır. Anahtar Kelimeler: Rat, Diyabetik retinopati, Kolekalsiferol, TRPM2, PCNA, VEGF

Diabetes mellitusDiabetes mellitus-deneyselDiabetik retinopati+5
Seda Liman Uzun
Fırat University
2018
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Deneysel diyabetik rat modelinde retinal dokuda Neferin'in etkisi

Diyabetes Mellitus komplikasyonlarından biri Diyabetik retinopatidir. Diyabetin retinopati patofizyolojisinde; oksidatif stres, apoptozis, kontrolsüz vasküler proliferasyon bulunmaktadır. Çalışmamızın amacı; streptozotosinle (STZ) diyabet oluşturulmuş ratların retinalarında Vasküler Endotelyal Büyüme Faktörü (VEGF), Proliferatif Hücre Çekirdek Antijeni (PCNA) immün reaktivitelerini, apoptozisi, oksidatif stres düzeylerini incelemek ve Neferin'in etkisini araştırmaktır. Çalışmada 35 adet, 8-10 haftalık Sprague Dawley cinsi erkek ratlar her grupta 7'şer tane olacak şekilde rastgele beş gruba ayrıldı. Kontrol grubuna (grup I) 4 haftalık deney süresince bir uygulama yapılmadı. Sham grubuna (grup II) deney başlangıcında 60 mg/kg tek doz STZ ve deney süresince her gün 0,25ml/kg %0,9 normal salin intraperitoneal uygulandı. Neferin grubuna (grup III) deney süresince her gün 4 mg/kg Neferin intraperitoneal uygulandı. Grup IV ve V'e deney başlangıcında 60 mg/kg tek doz STZ intraperitoneal uygulandı. Diyabet+Bevacizumab grubuna (grup IV) tek seferlik 0,01mL (2,5 mg/kg) Bevacizumab ve her gün 0,25ml/kg %0,9 normal salin intraperitoneal uygulandı. Diyabet+Neferin grubuna (grup V) her gün intraperitoneal 4mg/kg Neferin uygulandı. Deney sonunda dekapitasyon yapılıp, enükleasyon yapıldı. Serumda, göz doku homojenatında Total Antioksidan Kapasitesi (TAS) ve Total Oksidatif Stres (TOS) düzeyleri Enzyme-Linked ImmunoSorbent Assay (ELİSA) yöntemiyle değerlendirildi. PCNA, VEGF için immünohistokimyasal boyama yapıldı ve TUNEL yöntemiyle apoptozise giden hücreler belirlendi. Diyabet grubuyla karşılaştırıldığında, Diyabet+Neferin grubunda TAS düzeylerinde istatistiksel olarak anlamlı artma görülürken; TOS, VEGF düzeylerinde ve apoptotik hücrelerde anlamlı azalma gözlendi (p<0.05), PCNA düzeylerinde anlamlı değişiklik görülmedi. Çalışmamızda diyabetin retina dokusunda TAS'ı azalttığı, TOS ve apoptotik hücreleri, VEGF ve PCNA immünreaktivitelerini arttırdığı, Neferin'in PCNA dışındaki parametreleri tersi yönde değiştirdiği görüldü. Sonuç olarak Neferin'in diyabetin etkilerini azaltabileceği kanaatine varılmıştır. Anahtar Kelimeler: Diyabetik retinopati, Rat, Neferin, PCNA, VEGF

Diabetes mellitusDiabetik retinopatiGöz+5
Mehmet Çevik
Fırat University
2020
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Diabetik ratlarda retina lipit peroksidasyonu üzerine melatoninin etkisi

VI.ÖZET Bu çalışmada streptozosin iie diabet oluşturulmuş ratlarda retina lipit peroksidasyonu düzeylerinin belirlenmesi ve son zamanlarda çok güçlü bir antioksidan olduğu bildirilen melatoninin retina lipid peroksidasyonu üzerine olan etkisini belirlemek amacıyla yapıldı. Bu amaçla ağırlıkları 150-250 gram arasında değişen erkek, Wistar- albino cinsi 21 adet rat kullanıldı. Bunlar 7'şerlik 3 gruba ayrıldı. I. gruba, 60 mg/kg dozunda streptozosin intraperitoneal uygulanarak diabet oluşturuldu. II. gruba, streptozosin iie diabet oluşturulduktan sonra 10 mg/kg dozunda subkutan melatonin uygulandı. III. grup kontrol grubuydu. Diabet oluşturulduktan sonra 30. günde ratlar dekapite edilerek retina lipid peroksidasyonu, tiyobarbitürik asit yöntemi ile malondialdehid düzeyi, spektrofotometrik olarak tayin edildi. Sonuçlar; Streptozosin ile diabet oluşturulmuş grupta retina lipid peroksidasyonu, 55.68±6.04 nmol/gr doku; diabet oluşturulduktan sonra melatonin verilen grupta ise, 36.13±7.48 nmol/gr doku; kontrol grubunda ise, 23.04±4.03 nmol/gr doku olarak tespit edilmiştir (Tablo 3). Kontrol grubu ile streptozosin ile diabet oluşturulmuş grup arasındaki retina lipid peroksid düzeyleri arasındaki fark istatistiksel olarak çok anlamlı bulundu (p<0.001). Streptozosin ile diabet oluşturulduktan sonra melatonin verilen grup ile, diabetik grup arasındaki fark istatistiksel olarak anlamlıydı (p<0.01). Sonuç olarak, streptozosin ile diabet oluşturulmuş ratlarda retina lipid peroksidasyonunda istatistiksel olarak anlamlı şekilde artış saptandığı (p<0.001), diabet oluşturulduktan sonra melatonin uygulanması, retina lipid peroksidasyonunu istatistiksel olarak anlamlı şekilde azalttığı saptandı (p<0.01). 56

Diabetik retinopatiLipid peroksidasyonuMelatonin+1
Mustafa Ataş
Fırat University
1998
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Diyabetik retinopatide lamina cribrosa kalınlığı ile optik disk vasküler dansitesinin korelasyonu

Amaç: Diyabetik retinopatide (DRP'de) optik disk vasküler dansitesinin lamina cribrosa kalınlığı ve derinliğiyle arasında korelasyonunun olup olmadığını ortaya koymak amaçlandı. Gereç ve Yöntem: Prospektif çalışmaya 30'u kontrol (Grup-1), 30'u nonproliferatif DRP (NPDR=Grup-2), 25'i proliferatif (PDR=Grup-3) DRP'li toplam 85 katılımcı dahil edildi. Katılımcıların detaylı göz muayeneleri yapıldı, optik koherens tomografi anjiografiyle (OKTA) optik disk vasküler dansitesi, OKT'yle retinal sinir lifi kalınlığı, arttırılmış derinlik görüntüleme OKT'yle (EDI-OKT) lamina cribrosa kalınlığı ve derinliği, prelaminar doku kalınlığı, bruch membran açıklıkları ölçülerek kaydedildi. Gruplar Anova t-test ile karşılaştırıldı, parametrelerin ilişkisi Spearman's korelasyon analizi ile değerlendirildi. Bulgular: Gruplar arasında yaş ve cinsiyet açısından istatistiksel anlamlı farklılık saptanmadı (sırasıyla; p=0.741, p=0,922). EDI-OKT 'de lamina cribrosa derinliğinin Grup 2 ve 3'te istatistiksel olarak anlamlı azaldığı görüldü (p<0,001). Lamina cribrosa kalınlığı açısından gruplar arasında istatistiksel anlamlı fark gözlenmedi (p=0,115). Prelaminar doku kalınlığı Grup 2 ve 3'te anlamlı şekilde daha ince bulundu (p<0,001). Bruch membran açıklığının Grup 2 ve 3'te istatistiksel olarak anlamlı daha fazla olduğu görüldü (p=0,001). DRP'si olan gruplarda sağlıklı bireylere göre anlamlı şekilde disk içi, peripapiller, bütün optik disk görüntüsünde, inferior hemi'de vasküler dansite yüzdesinin azaldığı gözlenirken (p<0,001); disk içi ve bütün optik disk görüntüsündeki vasküler yoğunluk yüzdesinin proliferasyonla korele şekilde azaldığı gösterildi. Retinal sinir lifi kalınlığı ile lamina cribrosa derinliği anlamlı negatif korele gözlendi (r:-0.228 p=0,036). Sonuç: Diyabetik retinopatiyle lamina cribrosa kalınlığı arasında korelayon saptanmadı. Ancak lamina cribrosa derinliği, prelaminar doku kalınlığı ve bruch membran açıklığıyla arasında korelasyon saptandı. Diyabetik hastalarda EDI-OKT'de korelasyon saptanan bu ölçümlerin yapılmasıyla optik disk vaskülaritesinin etkilenip etkilenmediği hakkında bilgi alınabilir. Anahtar kelimeler: Diyabetik retinopati, OKTA, EDI OKT, lamina cribrosa, prelaminar kalınlık

DansitometriDiabetes mellitusDiabetik retinopati+2
Doruk Can Sevük
Dicle University
2023
00

Related subjects