Buildings
142 theses under this subject heading
Endüstriyel yapıların kentsel dönüşüm sürecinde kimyasal ve fiziksel risk etmenleri
Bu araştırmanın amacı endüstriyel yapıların kentsel dönüşüm sürecinde iş sağlığı ve güvenliğinin incelenmesidir. Bu kapsamda araştırmanın ilk bölümünde konuya yönelik genel bilgi sunulmuştur. Araştırmanın ikinci bölümünde kentsel dönüşüm kavramının tanımı, amacı, süreci, gelişimi, kentsel dönüşümde yer alan aktörler, kentsel dönüşüm boyutları, kentsel dönüşüm uygulanma şekli, Türkiye'de kentsel dönüşüm yasaları incelenmiştir. Araştırmanın üçüncü bölümünde; iş sağlığı ve güvenliği kavramı, iş sağlığı ve güvenliğinin önemi, kentsel dönüşümde karşılaşılan sorunlar, kentsel dönüşüm kapsamında yapılan yıkım çalışmalarında karşılaşılan tehlikeler ve bu tehlikelerden kaynaklanabilecek riskler, tehlikelerin önlenmesi adına alınabilecek önlem ve tedbirler ele alınmıştır. Araştırmanın dördüncü bölümünde; endüstriyel yapıların kentsel dönüşüm sebepleri, kentsel dönüşüm sürecinde dikkat edilmesi gereken hususlar, endüstriyel yapıların Kentsel dönüşümünde kimyasal ve fiziksel riskler incelenmiştir. Araştırmanın son bölümünde konuya yönelik sonuç ve öneriler sunulmuştur. Türkiye'de 1960 senesi sonrasında hızlı sanayileşme yaşanmıştır ve bununla birlikte ekonomik gelişimine paralel şekilde taşradan kentlere yoğun bir göç yaşanmaya başlamıştır. Bu nüfusun şehirlere taşınması sonrasında; plansız kentleşme, tarım alanların tahrip edilmesi, ulaşım ve altyapı yetersizliği, kaçak yapılaşmalar, çevre kirliliği gibi sorunlar ortaya çıkmıştır. Kentsel dönüşüm süreci, inşaat sektörü için önemli bir konu olmaya devam etmektedir. Bu konuda mevcut risk faktörlerinden etkilenme durumları ile istihdam arasında doğru orantılı bir ilişki bulunmaktadır. Endüstri alanlarında mevcut kimyasal riskler kentsel dönüşüm projelerine dahil olan yapıların yıkımı durumunda karşımıza çıkmaktadır. Bu yapıların yıkım aşamasında çalışan kişilerin ve çevre sakinlerinin sağlıklarının olumsuz şekilde etkilenmemesi önemli bir durum olarak ele alınmaktadır. Endüstriyel yapıların kentsel dönüşüm sürecinde kimyasal ve fiziksel risk etmenlerine yönelik koruyucu, önleyici tasarımları ve faaliyetlerin eksikliklerinin bütünsel anlamda yeterli seviyede dikkate alınmadığı görülmektedir. Sonuç olarak, kentsel dönüşüm sürecinde alınacak olan iş sağlığı ve güvenliği tedbirlerinin ne olacağı ve bu tedbirlerin kimler tarafından uygulanacağı ilk aşamada ele alınmalıdır. Yapıların yıkımlarına ve inşalarına başlamadan önce; üretim süreçlerini, proje koşullarının, yapılacak faaliyetlerin, faaliyetlerde karşılaşılabilecek risklere yönelik önlemlerin belirlenmesi ve ortaya çıkabilecek risklerin en aza indirilmesi için iş sağlığı ve güvenliği eylem planlamasının yapılması gerekmektedir. Bununla birlikte yasal tedbirlerin alınması, kontrollerin yasal sistemler kapsamında yapılması, sektörde çalışanların eğitimli olması önemli bir konu olmaktadır.
Resimde kent görünümleri
İnsanoğlu dünya üzerinde var olmaya başladığı andan itibaren resim yapma dürtüsüyle hayatını devam ettirdi. Yaşadığı dünyayı kendince ifade edebilmek, ona yeni bir anlam kazandırmak vazgeçilmez tutkusu oldu. Zaman içinde değişen dünyayla birlikte bilimin, inançların, politik yaklaşımların, savaşların insan üzerindeki etkileri resim sanatında yeni akımlara ve anlayışlara yön verdi. Sanatçı bu etkileri kendi ruh dünyasında bir yere oturtarak yaşadığı dünyayı resmetti. İster kentte yaşıyor olsun ister kırsalda çevresini gözlemledi, sorguladı ve farklı medyumlarla gözler önüne serdi. Kent dokusunun vazgeçilmez unsurları olan binalar, binaların üst kısımları, çatılar ve gökyüzü bu araştırmanın iskeletini oluşturmaktadır.
İzmir yapılarında bezeme unsuru olarak çini
İzmir Yapılarında Bezeme Unsuru Olarak Çini adlı çalışmamız, Geç Osmanlı Dönemi, Birinci Ulusal Mimarlık ve Cumhuriyet Dönemlerinde inşa edilmiş yirmi altı yapıyı süsleyen çinileri kapsamaktadır. Dini yapılardaki çiniler, genellikle Geç Osmanlı Döneminin 18. yüzyılında aynı anda yerleştirilenleri yansıtmaktadır. Sivil mimaride ise Geç Osmanlı Döneminin 19. yüzyıl örnekleriyle Birinci Ulusal Mimarlık ve Cumhuriyet Dönemlerinin 20. yüzyıl Kütahya üretimleri de görülmektedir. Çini süslemeli olan İzmir yapıları, katalog bölümünde yapı türü ve kullanım amacına göre gruplandırılmıştır. Yapıların mimari özelliklerinden sonra çinilerin, tarihi dönemleri, ustası, yapıdaki yeri, form, malzeme, teknik ve kompozisyonlarına değinilmiştir. Yapılardaki konumları, alınlık, duvar, pencere, kapı, konsol, kubbe kasnağı ve minare gibi çeşitli alanlardadır. Beyaz-krem hamurlu çiniler, tek renk sırlı veya şeffaf renksiz sır altına çok renk boyamalı tekniğindedir. Kompozisyonlar, bitkisel, geometrik, mimari, nesne, sembolik motifler ile beraber yazı unsurlarıyla çeşitlilik gösterir. Bütün pano kompozisyonlarının yanı sıra, panolardaki bordür, köşelik ve levha bölümlerine göre farklı kompozisyon düzenlemeleri tasarlanmıştır. Çalışmamızda değindiğimiz çiniler, tüm özellikleri ve teknikleri ile Kütahya üretimine örnekler veren nadir eserler arasındadır.
Trabzon ilinde zemin parametrelerinin yapısal davranışa ve maliyete etkisi
Dünyada olduğu gibi ülkemizde de gelişen teknolojiye ve değişen çağa ayak uydurmaya çalışarak mühendislik çalışmalarını yürütmekteyiz. Bu tez çalışması kapsamında insanoğlunun yaşamını devam ettirebilmesi açısından büyük önem taşıyan ve yaşam alanlarını oluşturan yapıların tasarlanması aşamasında etkin rol oynayan zemin parametrelerinin deprem yükleri altında yapısal davranışa etkisi incelenmiştir. Trabzon ilinde birbirinden farklı lokasyonlarda beş konum belirlenmiş olup bu konumlara ait detaylı zemin parametre değerleri(jeoloji jeofizik zemin etüt raporları) elde edilerek, üç tip yapısal sistem tasarlanmıştır. Bu zemin parametreleriyle tek tek analiz edilerek yapısal davranışları ve yaklaşık birim maliyetleri karşılaştırılmıştır. Çerçeve ve perdeli taşıyıcı sistemli modeller, TBDY-2018 ve TS 500 şartnamelerine uygun olarak tasarlanmış ve boyutlandırılmıştır. Çalışmaya konu olan yapılar beş kattan oluşmakta olup kat yükseklikleri 3.00 metredir. Yapıların statik hesabında ideCAD 10 bilgisayar programı kullanılmıştır. Çalışmanın sayısal verileri incelenerek elde edilen sonuçlar özetlenmiş ve öneriler sunulmuştur.
Yeşil bina sertifika ölçütlerinin yeşil ergonomi açısından değerlendirilmesi
Günümüzde yeşil ergonomi disiplinini içeren yeşil binaların sahip olması gereken özellikleri ortaya koyan bir sertifikasyon sistemi, başta ABD, İngiltere, Almanya, Avustralya ve Japonya gibi pek çok ülkede bulunmaktadır. Ülkemizde ise henüz yeşil bina ölçütlerine yönelik bir sertifikasyon çalışması tamamlanmamıştır. Bu tez çalışmasında, dünyada yaygın kullanılan BREEAM ve LEED sertifikasyon sistemleri ile tasarım aşamasını Çevre ve Şehircilik Bakanlığının yürüttüğü yeşil bina sertifikasyon sistemi ele alınarak bu sistemlerin ergonomi ile ilişkilendirilen ölçütlerinden yeşil binalar için bütünleşik ergonomik ölçütler elde edilmiştir. Bu ölçütler AHS yöntemi ile puanlandırılarak bir değerlendirme tablosu ortaya konmuştur. Bu değerlendirme tablosu ile bundan sonraki çalışmalara ışık tutmak amaçlanmıştır.
4708 sayılı yapı denetimi hakkında kanun kapsamındaki yapı denetimi sistemi ve sorunları üzerine bir saha çalışması, Osmaniye ili örneği
Ülkemizde, 1999 yılında yaşanan Marmara depreminden sonra, Devletimiz gerekli çalışmaları başlatmış ve yapı denetimi sisteminde köklü bir değişikliğe gitmiştir. Yapılarda güvenirliliği ve yasal mevzuata göre denetimi sağlamak amacıyla; 13 Temmuz 2001 tarihli Resmi Gazetede 4708 sayılı Yapı Denetimi Kanunu ve bu kanuna dayalı Yapı Denetimi Uygulama ve Esasları Yönetmeliği yürürlüğe sokulmuştur. Bu tarihten itibaren kanun ve yönetmelik 19 pilot ilde, daha sonra 01 Ocak 2011 tarihinden itiabren de tüm ülke genelinde uygulanmaya başlanmıştır. Bu tez çalışmasında; 4708 Sayılı Yapı Denetimi Kanunu ve Yapı Denetimi Uygulama Yönetmeliği ile sınırları çizilen yapı denetim sisteminin, uygulamasında kullanılan yasal mevzuat kapsayıcı şekilde değerlendirilmiştir. Yapı denetim sistemi ve tarihi incelenmiş, yabancı ülkelerdeki yapı denetim sistemi üzerinde durulmuş, Türkiye'deki mevcut yapı denetim sistemi hakkında bilgi verilmiş ve Osmaniye ilinde bulunan yapı denetim firmalarının, belediyelerin ve Çevre Şehircilik ve İklim Değişikliği il Müdürlüğünün görüş ve düşünceleri alınmış ve kapsamlı bir değerlendirme yapılmıştır.
Simulating the electricity consumption of occupants in dormitory buildings by using agent based modeling
Buildings are recognized for their significant role in electricity consumption and carbon emissions. Policymakers and researchers have addressed the necessity of realizing the underlying reasons behind buildings' colossal energy consumption. In this regard, many energy-efficiency strategies have been developed to achieve sustainability and lower energy consumption rates. Building energy performance is also proved to be significantly affected by occupant presence and behavior. However, understanding the dynamic relationship between occupants and buildings is not easy due to the complexities of human behavior. Until a few years ago, many building energy performance tools did not even consider occupant behavior in their analyses, resulting in noticeable gaps between actual and predicted energy performance. Strategies involving behavioral changes are considered low-cost and effective methods in reducing building energy consumption. Although researchers have investigated occupants' role in different building types, the number of studies focused on dormitory buildings is limited. Occupant-building interactions in dormitories are more complicated than office buildings because of the differences in students' lifestyles and daily behaviors. In order to examine the role of students in the energy consumption of dormitories, an agent-based simulation was developed and validated using real-time consumption data collected from a dormitory building located on the Kilyos Campus of Boğaziçi University. Results show satisfying accuracy, and this study explains how the model can be used for energy consumption prediction. Some scenarios are also simulated with the model to demonstrate its capabilities for recommending effective occupant-centric energy-saving strategies. The model is adjustable and can be modified to be employed in other similar buildings. Moreover, this study paves the way for other researchers to use the agent-based simulation for occupancy prediction and building energy analysis and gives recommendations on improving and achieving a more sophisticated model.
Binaların kullanım sonrası değerlendirilmesi üzerine bir meta analiz çalışması
Yapılı çevrelerin olumlu ve olumsuz yönlerinin belirlenmesi, gelecekte üretilecek yapılara sağlayacağı ileri besleme ve mevcut yapılara sağlayacağı geri besleme bakımından önem taşımaktadır. Bu düşünceyi temel alarak geliştirilmiş olan birçok değerlendirme modeli bulunmaktadır. Bu modellerin birçoğu binaların mevcut performansının değerlendirilmesine odaklanırken, ''KSD'' modelinin temelinde hem bina kullanıcıları ve onların ihtiyaçları hem de binaların beklenilen performansı yerine getirme düzeyinin değerlendirilmesi bulunmaktadır. Tez çalışmasında, KSD yöntemi kullanılarak yapılan araştırmalarda ortaya çıkan sonuçlardan yararlanmak isteyen mimarlara veya tasarımcılara sistematik bir bilgi birikimi sunmak ve araştırmacılara yeni araştırma alanları hakkında yol göstermek amaçlanmıştır. Bu amaç doğrultusunda anahtar kelimelerinde ''KSD'' veya ''POE'' (Post Occupancy Evaluation) kavramları bulunan ve ''2010-2020'' yılları arasında yapılmış olan akademik çalışmalara yönelik yayın taraması yapılmıştır. Yayınların taranmasında ''Science Direct, Emerald Insight, Springer, Taylor and Francis, BUÜ ağı, Ulakbim, YÖK Ulusal Tez Merkezi ve ProQuest'' veri tabanları kullanılmıştır. Bu çok sayıdaki birbirinden bağımsız yayının sistematik bir biçimde analiz edilebilmesi için meta analiz yöntemi tercih edilmiştir. Meta analiz yöntemi, tüm bu yayınlara bir genelleme yaparak literatürdeki boşlukların tespit edilmesi ve yeni araştırma alanları hakkında fikir vermesi açısından etkili bir yöntem olarak akademik ortamda kabul görmektedir. Çalışma kapsamında belirlenen 370 yayının değerlendirilmesi sonucunda; yıllar içerisinde KSD çalışmalarına olan ilginin giderek arttığı gözlemlenmiştir. Ayrıca KSD çalışmalarının çoğunlukla konut ve ofis yapıları üzerine olduğu ve en çok ele alınan konunun kullanıcı memnuniyeti olduğu da tespit edilmiştir. Buna ilaveten yayınların çoğunda anket, gözlem ve görüşme tekniklerinin kullanıldığı görülmüştür. Çalışma sonucu elde edilen veriler ışığında KSD'nin farklı amaçlara yönelik uygulanabilen çok yönlü bir yöntem olduğu kanısına varılmıştır.
Yeşil okul: Çevre, sağlık ve eğitime etkileri
Bu araştırmanın amacı yeşil okulun yapısal özelliklerini; çevreye, binayı kullananların sağlığına, öğrenci başarısı ve öğretmen edimine olan etkilerini ve eğitim yöneticilerinin yeşil okula yönelmeleri gerektirecek özellikeri belirlemektir.Bu amaçla yerli ve yabancı alanyazın taranmış ve yeşil okula ilişkin veriler alt problemlere yanıt olabilecek biçimde çözümlenmiştir. Var olan durum olduğu gibi ortaya konduğundan bu çalışma betimsel bir araştırmadır.Araştırmanın sonucunda yeşil okulların kaynak kullanımı ve çevreye olan olumsuz etkilerinin çok az olduğu, doğal aydınlatmadan faydalanması, sağladığı yüksek iç ortam hava kalitesi, akustik kalitesi, çevresel düzenlemesi ve kullanılan donanımların binayı kullananların sağlığına, öğrenci başarısı ve öğretmen edimine olumlu etkileri olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Yeşil okulların yapısal özellikleri nedeniyle sağladığı kullanım kolaylığı, düşük doğal kaynak kullanımı ile çevreye duyarlılığı ve sağladığı maddi tasarruf, öğrenci başarısı ve öğretmen edimine olan olumlu etkileri nedeni ile okul yöneticilerinin yeşil okula yönelmeleri önerilmektedir.Anahtar Sözcükler: Okul Binası, Yeşil Okul, Okul Çevresi, Öğrenci Başarısı, Öğretmen Edimi
6306 sayılı kanun uyarınca riskli yapılar ve yargısal denetim
Türkiye'de afet riski altındaki riskli yapıların çok olması ve doğal afetlerin oluşması ile ağır hasarlar doğurması karşısında yaygın uygulama alanı bulan kentsel dönüşüm fiziksel, mekansal, sosyal, ekonomik gibi boyutları olan çok geniş bir kavramdır. Bu yönleriyle kentsel dönüşüm, İdare Hukuku, İmar Hukuku, Kat Mülkiyeti Hukuku, Özel Hukuk gibi bir çok hukuk dalını içerisinde barındıran kapsamlı ve geniş bir kavramdır. Birden fazla amacı ve uygulama alanı olan ketsel dönüşüm 6306 sayılı "Afet Riski Altındaki Alanlarının Dönüştürülmesi Hakkında Kanun" ile birlikte farklı bir hukuki boyut kazanmıştır. Söz konusu Kanun yürürlüğe girmeden önce kentsel dönüşüm ve kentsel dönüşüme dair uygulamalar doğrudan veya dolaylı olarak çeşitli mevzuatlarda dağınık bir şekilde yer almakta iken, kamuoyunda Kentsel Dönüşüm Yasası olarak da bilinen Kanun'un 31.05.2012 tarihinde 6306 sayı ile Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe girmesi ile birlikte derli toplu ve çelişkileri ortadan kaldıran bir hal almıştır. 6306 sayılı Kanun'un yürürlüğe girmesi ile birlikte kentsel dönüşüm uygulamaları ve riskli yapılara ilişkin olarak, Kanun'un gerekçesinde belirtilen amaçların öngörülen kentsel dönüşüm yöntemleri ile gerçekleştirilmesi aşamasında İdare Hukuku'nun yanı sıra diğer Hukuk dalları ve Kanuni düzenlemeler de dikkate alınarak kapsamlı ve bütüncül bir bakış açısı ile hareket edilmesi gerekmektedir. Çalışmamızda, öncelikle kentsel dönüşüm kavramı, ülkemizdeki ve dünyadaki tarihsel sürecine genel olarak değinilmiş, daha sonra kentsel dönüşümün 6306 sayılı "Afet Riski Altındaki Alanlarının Dönüştürülmesi Hakkında Kanun"daki yasalaşmış hali ve dönüşüm uygulamaları ayrıntılı bir şekilde incelenerek bu uygulamalara ilişkin süreç ve doğuracağı sonuçlar ortaya konulmuştur. Bu bağlamda, kentsel dönüşüm kapsamında yapılan uygulamalar; özellikle riskli yapılara dair riskli yapı tespiti, yıkımı ve dönüşüm işlemleri sürecinde uygulamada karşılaşılan problemler ilgili ilk derece Mahkemeleri, Bölge İdare Mahkemeleri ve Danıştay kararları örnek gösterilerek açıklanmış ve mevzuatın uygulayıcı ve ilgili yargı mercileri tarafından nasıl yorumlandığı konusunda değerlendirmelerde bulunulmuştur. Bu çalışma ile kentsel dönüşüm kapsamında yapılan dönüşüm uygulamalarına ilişkin olarak uygulamada karşılaşılan sorunların idari yargı merci kararları ışığında çözülmesi amaçlanmaktadır.
Bina ve yapı maliki sorumluluğu
6098 Sayılı Türk Borçlar Kanunu'nda düzenlenen 69.madde, kusursuz sorumluluk çeşitlerinden biri olan, bina ve yapı eseri sahiplerinin sorumluluğunu içermektedir. Bu düzenlemeyle bina ve yapı eseri sahibi ile intifa ve oturma hakkı sahiplerine kusursuz sorumluluk yüklenmektedir. Malik yapılıştaki bozukluktan tek başına sorumlu iken, intifa ve oturma hakkı sahipleri bakım eksikliğinde malik ile birlikte müteselsilen sorumludurlar. Bu kişiler kurtuluş kanıtından yararlanamazlar. Bu sebeple söz konusu sorumluluk çeşidi, ağırlaştırılmış olağan sebep sorumluluğudur. Bu kişilerin zarar neticesindeki sorumluluktan kurtulabilmeleri ancak sebep ile sonuç arasındaki illiyet bağının kesilmiş olması şartıdır. Ayrıca, bina veya yapı eserinden kaynaklı bir zarar tehlikesinin önlenebilmesi için; malik, intifa ve oturma hakkı sahibi ile menfaati bulunan üçüncü kişiler de gerekli tedbirlerin alınmasını talep edebilirler.
İlköğretim I. kademe öğrencileri ile II. kademe öğrencilerinin aynı binada eğitim görmelerinin paydaşlarca değerlendirilmesi
Bu araştırma, İlköğretim I. kademe ile II. kademe öğrencilerinin aynı binada eğitim görmelerinin olumlu ve olumsuz yanlarını öğretmen ve idarecileri görüşlerini ortaya koymak amacı ile yapılmıştır.Betimsel tarama modeli olan bu araştırmanın evrenini, İstanbul ili Ataşehir ilçesindeki 34 resmi ilköğretim okulunda görev yapan 2.619 öğretmen ve 326 idareci oluşturmaktadır. Belirlenen evrenin tümüne ulaşılması güç olduğundan tesadüfi seçim yöntemi ile İstanbul ili, Ataşehir ilçesindeki 22 ilköğretim okulundan 192 öğretmen ve 70 idareci örneklem olarak seçilmiştir.Araştırmacı tarafından geliştirilen ?I. kademe öğrencileri ile II. kademe öğrencilerinin bir arada olmalarının paydaşlarca değerlendirilmesine ilişkin anket? ile veriler toplanmış, elde edilen verilerin analizinde SPSS paket programı kullanılmıştır. Verilerin çözümlenmesinde frekans, yüzde, aritmetik ortalama, standart sapma ve kay kare kullanılmıştır. Anlamlılık testinde 0.05 düzeyi esas alınmıştır.Araştırmanın sonucunda; I. kademe öğrencileri ile II. kademe öğrencilerinin aynı binada eğitim görmelerinin paydaşlarca değerlendirilmesinde II. kademe öğrencilerinin I. kademe öğrencilerine şiddet uyguladığı, kötü sözler söylediği, bazı işlerinde kullandığı, okul giriş ve çıkış düzenini bozduğu, merdivenlerden iniş çıkışlarda koridorlarda I. kademe öğrencilerinin ezilme tehlikesi geçirdiği ortaya çıkmıştır. Buna karşın II. kademe öğrencilerinin I. kademe öğrencilerine model olduğu, yol gösterdiği, etkileşim içinde olduğu, derslerinde yardımcı olduğu, kaza durumunda I. kademedeki öğrencilere yardımcı olduğu tespit edilmiştir Verilerin analizi sonucunda elde edilen bulgular ışığında öneriler geliştirilmiştir.
Yapı malikinin tazminat sorumluluğu
Geçmişten günümüze, sorumluluk hukukunda ortaya çıkan en önemli sorun, üçüncü bir kişinin haksız fiili neticesinde bir zarar doğması halinde, meydana gelen zarardan kimin sorumlu olacağı olmuştur. Sorumluluk hukukunun temelini kusura dayanan sorumluluk halleri oluşturmuş olup herkesin meydana getirdiği fiil sebebiyle ortaya çıkan zarardan, kusuru oranında, kısmen veya tamamen sorumlu olacağı düşüncesi sorumluluk hukukuna hâkim olmuştur. Zamanla toplumsal kuralların ve teamüllerin değişmesiyle birlikte kusura dayanan sorumluluk halleri yetersiz kalmış, herkesin kusurlu hareketi neticesinde meydana gelen zarardan sorumlu olacağı ilkesine birtakım istisnalar getirilmiştir. Türk Borçlar Kanunu'nun 69'uncu maddesinde düzenlenen bina ve yapı eseri malikinin sorumluluğu da, kusur esasına dayanan sorumluluk hallerinden ayrılarak, meydana gelen zarardan ilgili kişilerin sorumlu olması için kusur şartı aramayan kusur sorumluluğu ilkesinin istisnalarından birisidir. Çalışmamızda bir kusursuz sorumluluk hali olan bina ve yapı eseri malikinin sorumluluğunun hukukî niteliği, dayandığı esaslar ve benzer sorumluluk hallerinden farkları ortaya konulduktan sonra, bina ve yapı eseri kavramları ile birlikte sorumluluğun ortaya çıkması için gerekli olan şartlar ele alınmıştır. Çalışmamızın devamında ise, Türk Borçlar Kanunu'nun 69'uncu maddesi kapsamında kimlerin zarardan sorumlu olduğu ve sorumluluğun hükümleri incelenmiştir. Doktrindeki görüşlere ve Yargıtay içtihatlarına da yer verilerek çalışmamız tamamlanmıştır.
Isıtılan ve soğutulan mahallerde ısı yalıtımının optimizasyonu
Enerji ihtiyacının çogunu ithal eden ülkelerde enerjinin çok daha verimli olarak kullanılması ve maksimum enerji tasarrufunun saglanması gerekir. Türkiye'de enerji kaynaklarının % 40 gibi bir oranı ısıtma ve bazı bölgelerde ise ısıtmadan daha fazlası sogutma için harcanmaktadır. Bu yüzden binaların, ısıtılmasında ve sogutulmasında gerekli olan enerjiyi en aza indirmek için iyi yalıtılmaları ve yapılan yalıtımında ekonomik olması gerekir. Bu çalısmada, faiz ve enflasyon oranları, toplam ısı geçis katsayısı, yıllık ısıtma ve sogutma süreleri, ortam sıcaklıkları, kullanılan enerjinin ısıl degeri, fiyatı, kazan, radyatör, klima, yalıtım malzemesi fiyatları ve cinsi de dikkate alınarak ısıtma ve sogutma için gerekli olan yalıtımlı yıllık toplam maliyet minimum yapılarak optimum yalıtım kalınlıgı elde edilmistir. Daha sonra farklı bölgelerde bulunan dört farklı ilde (Antalya, stanbul, Konya, Sivas) dört farklı enerji türü (kömür, dogal gaz, fuel oil, elektrik) için iki çesit yalıtım malzemesi (tas yünü ve EPS) kullanılarak iki farklı duvar modeli (dıstan ve ortadan yalıtımlı) üzerinde her bir parametre için ayrı ayrı optimum yalıtım kalınlıgı, yalıtımlı ve yalıtımsız yıllık toplam maliyet, enerji tasarrufu ve geri ödeme süreleri hesaplanmıs ve grafikler çizilmistir. Sonuçlar karsılastırıldıgında; en az yalıtım kalınlıgının, yalıtım malzemesi olarak tas yünü ve yakıt türü olarak kömür kullanıldıgında Antalya'da, en fazla yalıtım kalınlıgı ve enerji tasarrufunun, yalıtım malzemesi olarak EPS ve enerji türü olarak elektrik kullanıldıgında Sivas' da, en az yatırım maliyetinin, yalıtım malzemesi olarak EPS ve enerji türü olarak kömür kullanıldıgında Antalya'da ve en kısa geri ödeme süresinin, yalıtım malzemesi olarak EPS ve enerji türü olarak elektrik kullanıldıgında ortadan yalıtımlı duvar modeli için Sivas' da oldugu tespit edilmistir. Anahtar Kelimeler: Isıl yalıtım, enerji tasarrufu, binalar, yalıtım kalınlıgı, optimizasyon.
Yapıların boyutsal biçimsel özellikleri ile insan sağlığı ilişkisi
İnsan vücudunun şekli, ölçüleri ve diğer yapısal özellikleri ile yapılara boyut ve biçim kazan dırır. Yapıların boyut-biçim özelliklerinin yeterliliği, insanın antropometrik ölçülerinden, biyolojik, psikolojik ve sosyolojik yapısından kaynaklanan gereksinimlerini karşılayarak sağ lıklı ortamların oluşmasında etkili olur. Gereksinimleri karşılamayan yapılar nedeni ile, in sanda biyolojik ve psikolojik zorlanmalar sonucunda çeşitli sağlık sorardan görülebilir. Bu çalışmada boyutsal-biçimsel özellikler ile sağlık ilişkisine dikkat çekilerek, "yapıların boyut- sal-biçimsel özellikleri ile insanın yapısı arasındaki ilişkinin doğru kurulamamasının neden olduğu sağlık problemleri nelerdir?" sorusuna cevap aranmıştır. Boyutsal-biçimsel özellikle rin insana uygunsuzluğu öncelikle biyolojik sistemlerin çalışma düzenlerini aksatır. Kas- iskelet, dolaşım ve solunum sistemleri doğrudan etkilenir; omurgada yapısal bozukluklar, kemiklerde kaslarda ağrılı, sızılı iltihaplanmalar, duyu kayıpları, yırtıklar, kırıklar, çatlaklar, ödem, şişme, nefes alıp vermede zorlanma, vb. sağlık sorunları görülebilir. İnsanın duygu ve davranışları da yapıların boyut ve biçim özelliklerinden etkilenir. Rahatlık, güvenlik, estetik değerler, normlar, vb. etkenlere dikkat edilmeden tasarlanan, insanın duygu ve davranışlarına olumsuz etki yapacak boyutsal-biçimsel özellikler, uykusuzluk, iştahsızlık, yorgunluk, ağla ma, gülme, vb. gibi davranış bozukluklarına neden olur. Bu davranış bozukluklarım yaratan olumsuzluklar ortadan kaldırılmadığı zaman, psikolojik kökenli biyolojik rahatsızlıklar (psikosomatik hastalıklar) ortaya çıkar. Yapıların boyutsal-biçimsel özelliklerinin uygunsuz luğunun neden olduğu bu tip sorunları azaltmak için insanın üç yapışma ve boyutsal-biçimsel özelliklerine yönelik gereksinim ve eylemleri araştırılmalı, insana en uygun yapısal boyut ve biçim özellikleri tasarlanmalıdır.Anahtar kelimeler: Yapı, insan, sağlık, boyut-biçim, antropometri
Müze olarak kullanılan eski binaların korunmasında yangın sistemlerinin Aya İrini örneğinde irdelenmesi
Aya İrini Müzesi'nin yangına karşı korunması konusunda yapılan bu çalışma, altı ana bölümden oluşmaktadır. BÖLÜM 1. Giriş : Bu bölümde sorun'un belirlenmesi, araştırmanın amacı, araştırmanın önemi, varsayım, kapsam ve yöntemle ilgili bilgiler verilmektedir. BÖLÜM 2. Yangın ve Korunum ile İlgili Genel Bilgiler : Burada yangın korunumu ile ilgili genel bazı bilgiler yer almaktadır bunlar, yangın oluşumu, gelişimi ve yayılımı, yangın sonucu oluşan can ve mal kayıpları yangın savaşım sistemleri hakkındaki bilgilerdir. BÖLÜM 3. Müze Yangınlarından Örnekler : Bu güne değin müzelerde çeşitli nedenlerden dolayı çıkan yangınlara dair örnekler verilmiştir. BÖLÜM 4. Aya İrini Müzesi ve Yangın : Bu bölümde, Aya İrini Müzesi'nin tarihçesi, mimari özellikleri, yapısal özellikleri incelenmiş, müzede meydana gelen yangın hakkında bilgi verilmiştir. BÖLÜM 5. Aya İrini Müzesi İçin Öngörülen Yangın Önlemleri : Burada Aya İrini Müzesi için uygun görülen yangın korunum önlemleri, pasif önlemler ve aktif önlemler başlıkları altında verilmiştir. BÖLÜM 6. Sonuç ve Öneriler : Araştırmanın sonucu ve yapılması uygun görülen öneriler bu kısımda yer almaktadır.
Yapılarda derz sorunları ve çözüm önerileri
Yapılar ve yapı malzemeleri ısı farklılıkları, nem, rüzgar, oturma hareketleri, titreşim vb., etkiler altında boy ve şekil değişimine uğramakta ve bunun sonucunda çatlamalar, ayrılmalar, seviye değişikliği gibi hasarlar meydana gelmektedir. Yapıda ve malzemede önlenmesi mümkün olmayan hareketlerin malzeme ve yapıya zarar vermeden karşılanabilmesi amacıyla yapı bölümlere ayrılır, yapı ve yapı elemanları arasında derz bırakılır. Derzleri nitelikleri bakımından 3 sınıfa ayırmak mümkündür. Bunlar;. Hareket derzleri Yapıdaki hareketlerin herhangi bir hasara yol açmaması amacıyla oluşturulurlar.. Bileşim derzleri Sınırlı boyutları olan elemanların birleşmesinde yer alan derzlerdir.. İş derzleri Sürekli bir işin çeşitli aşamalarında türlü nedenlerle çalışmanın durdurulması halinde, işin devamını sağlayacak şekilde oluşturulan derzlerdir. Yapılar; yapısal faktörler, doğal faktörler ve mekanik faktörler etkisi ile boy ve biçim değişikliğine uğrarlar. Bu değişim zamanla binada hasar ve çatlaklara neden olur. Bu nedenle betonarme yapılarda rötre, şişme, sünme, sıcaklık değişmesi, temelde farklı oturma gibi faktörlerin, yapıdaki etkilerini azaltmak, depremlerde uygun davranış göstermesini ve dinamik kuvvetlerden oluşacak titreşimlerin bölgesel kalmasını sağlamak amacı ile yapının sürekliliği hareket derzleri ile kesilerek yapı bölümlere ayrılır. Hareket derzleri, oluşumuna neden olan faktörlere göre; ayırma, genleşme (dilatasyon) ve oturma derzleri olarak sınıflandırılırlar. Yapıyı bölümlere ayırarak yapılarda büyük hasar ve çatlakların oluşmasını önleyen hareket derzlerinin düzenlenmesinde yapının planlama aşamasından itibaren tasarımcı ve uygulayıcının uyması gereken öneri ilkeleri aşağıda belirlenmiştir; Hareket derzi oluşturmayı gerektiren faktörlerin belirlenmesi, Bu faktörler doğrultusunda ne tür derz yapılacağına karar verilmesi, Derz yerlerinin yapının tasarım safhasından itibaren düşünülerek, projede erken planlanması, Gerekli olduğu kadar çok, mümkün olduğu kadar az sayıda derz yapılması, Yapı ve yapı elemanlarının parçalara ayrılması, Karmaşık derz arakesitlerinden kaçınılması, Taşıyıcı sistem özelliklerinin, yapı içinde kritik gerilmelerin ve yüklemelerin etkisinde olan bölgelerin belirlenmesi, Derzlerin mimari cephe karakterini bozmayacak şekilde tasarlanması, Derzin işlevine uygun malzeme seçiminin yapılması, Derz maliyetinin ekonomik bir düzeyde tutulması. ANAHTAR KELİMELER: Derz, derz türleri, hareket derzleri, hareket derzlerinin oluşum nedenleri, derz malzemeleri, derzlerin kapatılması, hareket derzlerinin düzenlenmesi, hareket derzlerinin işlevleri.
Yapının iç çevresindeki gürültünün yapı biyolojisi açısından irdelenmesi
ÖZET Fiziksel olarak düzensiz, fizyolojik olarak istenmeyen ses olarak tanımlanan gürültü, insan sağlığında yarattığı birçok olumsuz etki nedeniyle denetim altına alınması gereken çevre kirliliği faktörlerinin en önemlilerinden birisi haline gelmiştir. Gürültünün insan sağlığına verdiği zararın önlenmesine yönelik yapılacak denetimde başarılı olmak için gürültünün tüm özelliklerinin bilinmesi gerekmektedir. Bu nedenle çalışmada öncelikle ses ve gürültünün tanımları ve sınıflandırması yapılmıştır. Daha sonra, işitme sistemi ve işitsel algılama incelenerek gürültü ve insan kulağı arasındaki ilişki kurulmuştur. Gürültünün sağlık üzerindeki biyolojik, psikolojik, psikofizyolojik ve sosyolojik etkilerinin tanıtılmasının ardından, yapımn iç çevresinde oluşma yollan sıralanmış ve denetim sırasında gürültüye karşı alınması gereken önlemler açıklanmıştır. Yapılan denetim sonucunda yapının iç çevresindeki gürültünün kabul edilebilir düzeylere indirilmesiyle, sağlık sorunlarının oluşmadan önleneceği ortaya konmuştur. Sağlıklı yapı ve çevresine ulaşılmasına bağlı olarak, biyolojik, psikolojik ve sosyolojik gereksinimler en üst düzeyde karşılanılmış ve kullanıcının yapıdan beklediği yaşamını sağlıklı olarak sürdürme temel gereksinmesine yamt verilerek insan yaşamına olumlu katkıda bulunulmuş olunur. Anahtar kelimeler: Gürültü, insan sağlığı, yapı biyolojisi, gürültü denetimi, yapı içi kabul edilebilir gürültü düzeyi. vıu
Farklı oranda yüzey sertleştirici kullanılarak üretilen plakların dinamik yükler altında incelenmesi
Yapı elemanlarına birden fazla yük etki etmektedir. Bu yükler kalıcı, hareketli ve yatay olarak gruplandırılabilmektedir. Günümüzde, yapı elemanlarının bu yüklere karşı dayanıklılığını test edebilecek birçok yöntem geliştirilmiştir. Bu yöntemler arasında çarpma etkisi analizi en çok tercih edilenleridir. Bu nedenle, bu tez çalışmasında farklı yüzey sertleştiriciler ile üretilmiş plakların incelenmesi sırasında bu yöntemler kullanılmıştır. Öncelikle, 9 beton plak (450×450×60 mm) farklı miktarlarda yüzey sertleştiricileri kullanılarak elde edilmiştir. Sonrasında, bunlardan 9 tanesi çarpma etkisi analizinde incelenmiştir. Bütün deneyler sırasında, çekiç kütlesi 14 kg olup, serbest düşme yüksekliği 500 mm, 400 mm, 300 mm olarak alınmıştır. Elde edilen bu plakların çarpma etkisine karşı verdiği tepkiler ise ivmeölçer, yer değişimi algılayıcı, kuvvet algılayıcısı, veri toplayıcısı ölçüm cihazları yardımıyla ölçülmüştür. Kaydedilen bu değerler kullanılarak elemanlarda oluşan ivme-zaman, hız-zaman, deplasman-zaman grafikleri oluşturulmuştur. Deneysel çalışma sonucunda elde edilen değerlerler incelenmiş ve önerilerde bulunulmuştur.
Doğrusal yöntemler ile bina performans analizi
Bu çalışmada, Türkiye Bina Deprem Yönetmeliği'nde Bölüm 15'te yer alan doğrusal analiz yöntemleri ile bina performans değerlendirmesi konusu irdelenmiştir. Bunun için 2 adet uygulama gerçekleştirilmiştir. Birinci uygulamada kiriş ve kolonlardan meydana gelen 3 katlı çerçevenin eşdeğer deprem yükü yöntemi ile analizi gerçekleştirilmiştir. Sonrasında Türkiye Bina Deprem Yönetmeliği 2018'deki Bölüm 15'e göre performans analizi yapılmıştır. İkinci uygulamada ise, 2 katlı betonarme yapı irdelenip doğrusal yöntemler ile deprem hesabı yapılıp betonarme yapı elemanlarının hasar türleri tespit edilmiştir. Sonrasında ise, TBDY 2018'deki Bölüm 15'e göre deprem performansı belirlenmiştir. Analiz için SAP2000 ve Xtract V.3.08. programları kullanılmıştır.
2018 Türk bina deprem yönetmeliğine göre karma bir yapının analizi
Türkiye son yıllarda doğal afetlerden çok etkilenmektedir. Bu doğal afetlerin en önemlisi ise depremlerdir. Bu sebeple son yıllarda ülkemizdeki yönetmelikler günümüz şartlarına göre yenilenmiştir. Bunlardan en önemlileri 2016 yılında yürürlüğe giren ÇELİK YAPILARIN TASARIM, HESAP VE YAPIM ESASLARINA DAİR YÖNETMELİK ile 2018 yılında yürürlüğe giren TÜRK BİNA DEPREM YÖNETMELİĞİ'dir. Ülkemizde üretilen yapı stoğunun çoğunu betonarme yapılar oluşturmaktadır. Son yirmi yılda buna ek olarak çelik yapı stoğu da özellikle endüstri bölgelerinde artmıştır. 2000'li yılların başından itibaren artan talep ve ihtiyaca göre yüksek katlı yapılar, biyokimyasal tesisler vb. yapılarda hem betonarme hem de çelik bir arada kullanılmaya başlanmış olup; kompozit yapıya bir geçiş yaşanmıştır. Bu çalışmada ise hem betonarme bir yapı hem de onun üstüne inşa edilen bir çelik yapıdan oluşan karma bir yapı ele alınmıştır. İncelenen yapı 2800 m2'lik toplam alanı olan ilk iki katı betonarme diğer sekiz katı çelik yapı on katlı bir KARMA YAPIDIR. 2017 yılında tasarlanıp Afyon ilinde inşa edilen bu yapının aynısının 2019 da yeni yönetmeliğe göre tekrar tasarlanmıştır. Böylelikle eski ve yeni yönetmeliklere göre betonarme yapının davranışı STA4-CAD programı kullanılarak incelenmiştir. Çelik yapı ise SAP2000 programında çözülmüş olup en alt kolonlardaki kesit tesirleri betonarme yapıya dışarıdan yük olarak verilmiştir. Tam bir karşılaştırma yapılabilmesi için de betonarme ve çelik yapı SAP2000 programı kullanılarak bir arada çözülmüştür. Bulunan sonuçlar taban kesme kuvvetleri, periyotlar, kritik kesitlerdeki kesit tesirleri bakımından karşılaştırılmıştır.
Binalarda gün ışığı ve insan ilişkisinin sürdürülebilirlik bağlamında değerlendirilmesi
Kent merkezlerindeki yaşam tarzının getirdiği ihtiyaç ve taleplerle birlikte yapı endüstrisindeki teknolojik gelişmeler bina üretimine hız kazandırmıştır. Bu durum ekonomik, çevresel ve sosyal açıdan çeşitli sürdürülebilirlik kaygılarının artmasına neden olmuştur. Mimarlık kapsamında sürdürülebilirlik anlayışı genellikle ekonomik ve çevresel boyutlarda tartışılmaktadır. Ancak günümüzde insanların zamanlarının büyük bir bölümünü doğal dış mekan döngülerinden ve çevresel değişkenlerden bağımsız olarak tasarlanan iç mekanlarda geçirmesi son yıllarda yapılan araştırmaların yapılı çevre ve insan arasındaki ilişkiye odaklanılmasına dolayısıyla sosyal ve sağlık boyutlarının ön plana çıkmasına neden olmuştur. Bu bağlamda binalarda bir tasarım öğesi olarak kullanılan gün ışığı giderek daha fazla önem kazanmaktadır. Gün ışığı, binaların enerji tüketiminden kaynaklanan sorunlar karşısında önemli bir sürdürülebilirlik stratejisidir. Aynı zamanda insan yaşamının önemli bir parçasıdır ve insan sağlığı için gerekli bir unsurdur. İnsan, mimarlık ve sürdürülebilirlik arasında konumlanan gün ışığı bu kavramları bağlayıcı bir rol üstlenmektedir. Ancak mimarlıkta gün ışığı ve insan ilişkisini uzun vadede değerlendirmek tasarım değişkenleri bakımından oldukça karmaşık bir durumdur. Bu doğrultuda gün ışığına verilen tepkileri anlamak için gün ışığı özellikleri, kullanıcı profili, bina tasarımı, bina kullanım amacı ve bina tasarımını etkileyen diğer parametrelerin irdelenmesi gerekmektedir. Bu parametreler arasında doğru ilişkiyi kurmak ve bütüncül bir yaklaşım benimsemek sürdürülebilir tasarım açısından önemli bir adım olacaktır. Bu çalışmada, konu kapsamına giren araştırmalar incelenmiş, insanların bulunduğu mekanla ilişkisi sürdürülebilirlik bağlamında tartışılmış ve mimari tasarım üzerine çıkarımlar yapılmıştır. Sonuçta sürdürülebilirlik hedefleri doğrultusunda mümkün olan en etkili gün ışığı tasarımını oluşturmak amacıyla geliştirilen bir tasarım yaklaşımı önerilmiştir.
Yapılarda kar yükünün belirlenmesi
YAPILARDA KAR YUKUNUN BELİRLENMESİ (Yüksek Lisans Tezi) M. Levent Koç GAZI ÜNİVERSİTESİ FEN BİLİMLERİ ENSTİTÜSÜ ÖZET Çatı kar yükü, güneş ışınımı ve rüzgarın çatı üzerindeki dağılımı, çarının geometrisi, yapıdan kaynaklanan ısıl kayıplar, çatı malzemesinin türü gibi birçok faktöre bağlıdır. Ancak, çatı kar yükü pratikte yapının inşa edileceği alanın zemin kar yüküne göre saptanır. Bundan dolayı, rasgele bir değişken olan zemin kar yükü proje kar yükünün esas bileşenidir.Bu çalışmada, Sivas bölgesi için zemin kar yükü istatiksel yöntemlerle saptanmış ve çatı kar yükleri hesaplanmıştır. TS.498'in konuya yaklaşımı elde edilen sonuçlar doğrultusunda değerlendirilmiştir Bilim Kodu: 624. 02. 02 Anahtar Kelimeler: Kar, Çatı, Kar yükü Sayfa adedi: 141 Tez Yöneticisi: Prof. Dr. İbrahim Gürer
Smyrna Akropolü (Kadifekale) yapı evreleri
Akropoller Hellenistik ve Roma Dönemleri boyunca, bağımsızlık ve saygınlık sembolü olarak kentlerin en önemli unsurlarındandı. Çevreye hakim yüksek bir tepe üzerinde oluşturulan akropollerin etrafları surlarla çevrilmiş olup hem gerektiğinde halka güvenli bir sığınak görevi üstlenmekte hem de kente gelen yolları gözlemleme imkanı sağlamaktaydı. Ayrıca akropollerde kentin koruyucu ve baş tanrılarına adanmış çeşitli kült yapıları da yer almaktaydı. Hellenistik Dönemde Pagos Tepesi üzerinde ve eteklerinde kurulan yeni Smyrna kentinin akropolü günümüzde Kadifekale olarak adlandırılan tepenin zirvesini kapsamaktaydı. Bazı Antik kaynaklar kentin kurucusu olarak B. İskender?i göstermekte diğerleri ise İskender?le beraber Diadokları Antigonos Monophtalmos ve Lysimakhos?unda katkılarına değinmektedir. Antik kaynakların yanında son dönem arkeolojik kazılarında elde edilen verilerde B. İskender?in seferinin hemen sonrasındaki dönemde Pagos?da bir akropol kalesi oluşturulduğunu göstermektedir. Roma dönemi boyunca kullanıma devam edildiği ve içerisinde çeşitli kamu yapıları da barındırdığı öngörülen akropol, Bizans dönemi süresince ise kentin savunulmasında önemli bir yapı olarak birçok kez yenilenmiştir ve son şeklini alması 13. yy. kadar uzanmıştır. Aydınoğlu beyliğiyle başlayan Türk döneminden sonra özellikle F. S. Mehmet döneminde yapılan eklemelerle kullanımına devam edilen yapı önemini 17. yüzyıl sonlarına kadar korumuştur. Ayrıca Orta/Geç Bizans döneminde inşa edilmiş bir yer altı sarnıcı ve farklı evrelerden kalma bazı bölümleri ayakta olan Kale Mescidi, Kadifekale içerisindeki sivil yapılar olarak günümüzde yer almaktadır.Tezin ana konusu içerisinde öncelikle Smyrna Akropolü/Kadifekale?nin en fazla kalıntı ve farklı evre ile temsil edilen savunma yapıları ele alınmıştır. Yazınsal kaynaklar, mimari kalıntılar ve arkeolojik buluntuların ayrı ayrı değerlendirilmesiyle elde edilen veriler sayesinde yapı evrelerinin genel olarak anlaşılması sağlamış ve mevcut kalıntıların birbirleriyle olan aidiyetliklerine ışık tutulmuştur. Anahtar Kelimeler: Akropol, Smyrna, Pagos Tepesi, Akropol Kalesi, Kadifekale, B. İskender ve Diadokları, Savunma Yapıları, Sivil Yapılar.