Comparative analysis
Bu konu başlığı altında 392 tez
Otel çalışanlarında kültür ve iş performansı ilişkisinin Hofstede modeliyle incelenmesi: Türkiye-Avusturya karşılaştırması
Örgüt kültürü, örgütsel yaşam içerisinde işgörenlerin tutum ve davranışlarına rehber olmaktadır. Örgütsel ortamda algılanan kültür, işgörenlerin iş performansını da etkileyebilmektedir. Örgütsel kültür boyutlarının farklı örneklemlerde iş performansı ile ilişkisi farklılaşabilir. Bu kapsamda çalışmanın amacı, otel çalışanlarında kültür ve örgütsel performans ilişkisini Hofstede modeliyle incelemektir. Araştırmanın örneklemini, basit seçkisiz örnekleme yöntemiyle alınan 554 otel çalışanı (277 Türkiye, 277 Avusturya) oluşturmaktadır. Araştırmada verilerinin toplanmasında İş Performansı Ölçeği ve Hofstede Kültür Boyutları Ölçeği kullanılmıştır. Veri toplama araçları ile elde edilen veriler bilgisayar ortamına sayısal ifade olarak girilmiş ve bu veriler sosyal bilimler için istatistik paket programı (SPSS 25) kullanılarak istatistiksel analizleri yapılmıştır. Araştırmamızın bulgularına göre, güç mesafesi, belirsizlikten kaçınma, bireyselcilik-çoğulculuk, uzun dönem uyum sağlama boyutları her iki örneklem için iş performansı ile ilişki gösterirken, erillik-dişilik boyutu için yalnızca Avusturya örneklemi ilişki göstermektedir.
Okul yöneticilerinin kullandığı güç kaynakları ile öğretmenlerin güç mesafesi arasındaki ilişki (Muğla/Türkiye-Tamale/Gana örneği)
Bu araştırmada okul yöneticilerinin kullandığı güç kaynakları ile öğretmenlerin güç mesafesi arasındaki ilişkiyi belirlemek amaçlanmıştır. Araştırmanın evreni 2019-2020 akademik yılında Muğla-Türkiye (10.181) ve Tamale-Gana (4793) illerinde ilkokul, ortaokul ve lise kurumlarında görev yapan öğretmenlerden oluşmaktadır. Araştırmanın örneklemi Muğla (384) ve Tamale (407) öğretmenden oluşmaktadır. Araştırmada okullarda geliştirilen Güç Tipi Ölçeği ile Örgütsel Güç Mesafesi ölçeği kullanılmıştır. Araştırmada verilerin analizi için SPSS paket programı kullanılmıştır. Verilerin analizinde, öğretmenlerin güç tipi ve güç mesafesi algısı ile ilgili görüşlerinin belirlenmesinde betimsel istatistikler, fark analizleri için t-testi, ANOVA ve Kruskal Wallis H-testi analizleri kullanılmıştır. Yapılan karşılaştırma testlerinde farklılığın saptanması için Post Hoc testlerinden yararlanılmıştır. Gruplar arsındaki varyanslar homojen dağıldığı durumlarda Scheffe testi ve varyanslar homojen dağılmadığı durumlarda ise Dunnett's C testi yapılmıştır. Okullarda güç tipi ve güç mesafesi düzeyleri arasındaki ilişki ise Regresyon analizi ile belirlenmeye çalışılmıştır. Yapılan istatistiksel çözümlemelerde .05 düzeyi anlamlılık düzeyi olarak belirlenmiştir. Araştırmanın bulgularına göre Muğla ve Tamale'de bulunan okullarda görev yapan okul müdürlerinin başvurdukları güç türleri en çok ve en az başvurulan güç türlerine göre sıralandığında; ödül gücü, kişilik gücü, yasal güç ve zorlayıcı güç şeklinde sıralandığı saptanmıştır. Muğla örnekleminde güç türlerine ilişkin yapılan testlerde; kariyer basamağı, okul yerleşim yeri, kıdem ve çalışma süresi değişkenlerine göre anlamlı farklılaşma görülmüştür. Tamale örnekleminde ise güç türlerine ilişkin yapılan testlerde; cinsiyet, branş, kariyer basamağı, eğitim düzeyi, okul türü, yaş, kıdem ve çalışma süresi değişkenleri anlamlı bir şekilde farklılaştığı görülmüştür. Muğla'da bulunan okullarda görev yapan öğretmenlerin güç mesafesi algısı en yüksek ve en düşük düzeyine göre sıralandığında; gücü kabullenme - güce razı olma - gücü araçsal kullanma - gücü meşrulaştırma şeklinde sıralandığı görülmektedir. Tamale'de ise öğretmenlerin güç mesafesi algısı en yüksek ve en düşük düzeyine göre sıralandığında; gücü araçsal kullanma - gücü kabullenme - gücü meşrulaştırma - güce razı olma, şeklinde sıralandığı görülmektedir. Muğla örnekleminde güç mesafesine ilişkin yapılan testlerde; branş ve okul türü, değişkenlerine göre anlamlı farklılaşma görülmüştür. Ancak Tamale örnekleminde öğretmenlerin güç mesafesine ilişkin yapılan testlerde; cinsiyet, branş, kariyer basamağı, eğitim düzeyi, okul türü ve çalışma süresi değişkenlerine göre anlamlı farklılaşma görülmüştür. Okul müdürlerinin kullandıkları örgütsel güç türlerine ilişkin görüşte öğretmenlerin ülkeleri sadece ödül gücü ve yasal güç boyutlarında önemli bir değişken olduğu görülmüştür. Örgütsel güç mesafesine ilişkin algıda öğretmenlerin bulundukları ülkeler bütün boyutlar için önemli bir değişken olduğu görülmüştür. Ayrıca Muğla örnekleminde; güç türleri güç mesafesini güce razı olma boyutu hariç anlamlı bir şekilde yordadığı görülmüştür. Tamale örnekleminde ise güç mesafesinin bütün boyutlarını anlamlı yordadığı ortaya çıkmıştır. Bu araştırmanın bulguları ışığında bazı önerilerde bulunulmuştur; öğretmenlerin güç mesafesi azalmasında etkili olan güç türü ödül gücüdür. Okul müdürleri tarafından çalışanların güç mesafesini azaltmak için aşırıya kaçmadan ödül gücü kullanılabilir. Gücü araçsal kullanmanın yüksek düzeyde olduğu belirlenmiştir. Bu durum bürokrasinin düzgün işlemediğini gösteriyor. Kişiden kişiye bürokrasinin işlenmesi farklı olmaktadır. Bu çerçevede Eğitim kurumlarının yönetimi ile ilgili politikalarda uygulama kısmı yöneticiye bırakmak yerine yasal prosedürlere bırakılmalıdır, özellikle Tamale için daha geçerli çünkü en yüksek gücü araçsal kullanma değeri bu örneklemde elde edilmiştir. Genel güç mesafesi her iki örneklem için yüksektir. Bu çerçevede okullarda karar alma süreçleri yönetmenliklerle belirlenmeli ve mümkün olduğunca yönetici konumda bir kişinin inisiyatifine bırakılmamalıdır. Ayrıca güç mesafesi hiyerarşik örgütlerin karakteristik özelliğidir. Böyle örgütlerde yukarıya doğru çıktıkça yöneticinin elindeki güç artmaktadır. Güç mesafesi yüksek olmasından bu artan gücün kullanımı çalışanlar tarafından sorgulanamamaktadır. Bu durum örgütlerde hak ihlalleri ve yolsuzluklara yol açabilmektedir. Bu nedenle eğitim kurumlarında hesap verebilirlik ve denetim, usulüne uygun olarak yasal, zorunlu ve bağımsız olmalıdır. Anahtar kelimeler: Güç mesafesi, güç türleri, örgütsel güç, Türkiye, Gana
Dürtmenin davranışsal kamu politikası aracı olarak kullanılması "İngiltere ve Türkiye karşılaştırmalı analizi"
Birbirine benzeyen ya da benzemeyen birçok olay karşısında yönetimin izlediği yol, göstermiş olduğu eylem ya da eylemsizlik durumunun genel adı olan kamu politikası, farklılaşan ve gelişen dünya düzeni içerisinde kendine yer edinebilmek, vatandaşlara ve topluma daha fazla hitap etmek ve sahip oldukları problemleri çözüme kavuşturmak adına değişime uğramıştır. Bu değişim, kamu politikası alanına davranış bilimi ve bir politika yapım aşaması olan dürtme teorisini entegre eden davranışsal kamu politikası alanında hayat bulmuştur. Tez çalışması içerisinde, yeni bir alan niteliğinde olan davranışsal kamu politikası alanı, uygulamaları, uygulamalar için oluşturulan takımlar ve faaliyet raporları gibi olgular İngiltere ve Türkiye özelinde ele alınmış, iki ülke karşılaştırmalı bir analize tabi tutulmuştur. Bu analizin, daha genel adıyla çalışmanın temel amacı ise geleneksel ve davranışsal kamu politikası alanını inceleyerek bu iki alan arasındaki temel farklılıkları ortaya koymak, kamu politikası yapım sürecinde davranışsal olguların ne gibi faydalar sağladığını tespit etmek, dürtme teorisinin davranışsal kamu politikası alanı içerisindeki yerini, etkisini ve başarısını incelemektir. Bahsedilen amaç doğrultusunda ele alınan iki ülkenin davranışsal kamu politikası alanında ne kadar aktif olduğu ulusal ve uluslararası literatüre dayanarak tespit edilmiş, bu tespitte ise literatür analizi yöntemi ve karşılaştırmalı kamu yönetimi yöntemi kullanılmıştır. Son olarak ise karşılaştırmalı ülkeler arasındaki analiz bir sonuca bağlanmış, Türkiye kapsamında gerçekleştirilmesi önerilen politika hedefleri ortaya konmuştur.
Kamu politikası analizi açısından yerel yönetimlerde elektronik belediyecilik Molenlanden ve Menteşe belediyeleri karşılaştırması
Bireylerin, toplumun, sosyal düzenin, devlet düzeni ve işleyişinin yıllar içerisinde dönüşerek uygulanmakta olan alışılagelmiş politika düzenini de dönüştürmesiyle gelişen bilim ve teknoloji politikaları; bilgi, bilim ve teknoloji temel alınarak ülke ihtiyaçlarına yönelik hazırlanan yeni dönem politikaları oluşturmaktadır. Bu politikaların yansımaları ise yine günümüzde çokça konuşulan e-devlet, e-belediye, dijital vatandaşlık, dijital zekâ gibi politikaları doğurmuş ve devlet düzeninin ve birimlerinin bu politikalar ekseninde şekillenmesiyle sonuçlanmıştır. Özellikle son yıllarda yerel yönetimlerin bahsedilen bilim ve teknoloji politikaları ekseninde yeniden şekillendiği ve bünyesine dijital uygulamalar ve düzenlemeler dahil ettiği tespit edilmiştir. Yerel yönetimlerin halkın en çok başvurduğu birimi olan belediyelerde ise bu düzenlemeler daha net görülmektedir. E-belediye, dijital belediye olarak adlandırılan bu düzenlemeler belediyelerin işlem ve hizmetlerini hızlı, güvenli, kesintisiz ve teknolojik bir biçimde sunmalarına imkân tanımakta ve ayrıca e-demokrasi, e-yönetişim, e-etkileşim kavramlarına da yer vermektedir. Yerel yönetimleri bilim ve teknoloji politikaları dahilinde inceleyen ve ayrıca bu incelemeye karşılaştırmalı olarak iki belediyeyi dahil eden bir çalışma bulunmaması nedeniyle alanda daha önce gerçekleştirilmemiş bir çalışma olarak özgün değere sahiptir. Çalışma bilim ve teknoloji politikaları, dijitalleşme ve yerel yönetimler kavramları ekseninde hazırlanmış, dünyanın ilk dijital belediyesi olan Hollanda Molenlanden Belediyesi ve e-belediyeciliğe yeni giriş yapmış bir belediye olan Türkiye Menteşe E-belediyesi karşılaştırmalı kamu politikası analiziyle incelenmiştir. Her iki belediyede gerçekleştirilen dijitalleşme politikalarının karşılaştırmalı kamu politikası analiziyle incelenmesi ve bu politikalar doğrultusunda gerçekleştirilen dijitalleşme çalışmalarının geliştirdiği farklılıkların, sağladığı katkıların ve neden olduğu eksiklerin incelenmesi çalışmanın amacını oluşturmaktadır. İnceleme ve araştırmalardan elde edilenlere göre belediyelerin; web siteleri oluşturma, dijital uygulamalar geliştirme, sosyal medyadan yararlanma gibi dijitalleşme ve teknoloji politikaları ile hareket etmeleri hem vatandaşlar ekseninde hem de belediye çalışanları ve ülke düzeninde işlemlerin daha hızlı ve belediyeye gitmeden halledilmesi, vatandaşlarla daha kolay iletişime geçilmesi, kesintisiz hizmet sunulması, öneri ve şikayetlerin daha rahat ulaştırılması ve geri dönüşümün sağlanması gibi farklılıklar ve katkılar sağladığı tespit edilmiştir. Yine her iki belediye ekseninde özel hizmete ihtiyaç duyan kişilere yönelik özel uygulamaların yer almaması ve hizmet ağının yetersiz olması gibi eksiklerin var olduğu saptanmıştır.
A comparative study of organizational culture and the glass ceiling syndrome among academics in Turkey and Finland
Women have begun to take part in business life due to the changing structure of workforce. However, women who are members of minority groups have faced many obstacles in business life. The most important obstacle is that women are high in number in mid-levels but they cannot come up higher levels because of individual, organizational, and social reasons. This term referring to invisible barriers in business life is called as "glass ceiling syndrome" in literature. This comparative study aims at investigating potential glass ceiling effects with its causes in academia both in Turkey and Finland - one of the Nordic countries -. The research question is formulated as how the relationship between organizational culture and the glass ceiling syndrome affects women academics' career advancements at Turkish and Finnish universities. Besides, it is examined whether there is any effect of demographic factors on glass ceiling perceptions of academics. A questionnaire was conducted to measure women and men academics' glass ceiling perceptions in selected faculties of Turkish and Finnish universities. The data of the research was collected by Hofstede's Culture Questionnaire (Emet – 2006, and Sigler & Pearson – 2000) and Karaca's Glass Ceiling Scale (2007). The glass ceiling questionnaire involves seven dimensions representing barriers for women's career advancement. Hofstede's culture approach was used as a model for organizational culture in order to reveal cultural differences affecting women's career advancement in these countries. According to research findings, there is no relationship between the glass ceiling syndrome and organizational culture but there are some relationships with regard to sub-dimensions of variables that were determined in academia in both Turkey and Finland. While academics in Turkey are uncertain about the glass ceiling syndrome, Finnish academics agree with this syndrome. It is also concluded that there are no differences in glass ceiling perceptions of academics in terms of their demographic characteristics in both countries.
İnternet alan adı uyuşmazlıkları ve çözüm yolları: Karşılaştırmalı bir analiz
İnternetin hızlı gelişimi, web sitelerine erişimde belirteç görevi gören alan adlarına ilişkin uyuşmazlıkların artmasına neden olmuştur. Mevcut hukuki düzenlemeler, alan adına ilişkin çıkan farklı uyuşmazlıkların çözümünde yetersiz kalmaktadır. Her geçen gün farklılaşan bu uyuşmazlıklara uygulanabilecek en yaygın çözüm yolları dava açmak veya uyuşmazlık çözüm mekanizmasına başvurmaktır. Bu çalışmada, özel hukuk çerçevesinde hem Türk hem de Amerikan hukukunda alan adına ilişkin hukuki düzenlemeler incelenmektedir. Ayrıca, uyuşmazlıklara uygulanabilecek en genel çözüm yolları ele alınmaktadır. Böylece mevcut çalışma, uyuşmazlıklarla karşı karşıya kalan hak sahiplerine yararlı bilgiler sunmaktadır.
Eine kulturspezifische übersetzungsanalyse: Vergleichende analyse des romans huzur von Ahmet Hamdi̇ Tanpınar
Çalışmada Ahmet Hamdi Tanpınar'ın Huzur romanın Almancaya yapılan çevirisi karşılaştırmalı bir analiz prensibi ile çeviri eleştirisi ilkeleri bağlamında incelenmiştir. Romandan seçilen, kültür spesifik bağlamda örnekleyici özetler sağlayan, kesitler yolu ile çeviri eleştirileri yöneltilmiştir. Bu çalışma ile varılmak istenen nokta özgün metindeki dil yolu ile aktarılan kültürel öğelerin, Alman diline nasıl aktarıldığını ve bu aktarımların erek kültürdeki alımlanabilirliğini belirlemektir. Çalışmanın ilk bölümü çeviri işlemi, çeviri bilim, çeviri kuramları, çeviri eleştirisi ve kültür konuları ile ilgili teorik bilgileri içermektedir. İkinci bölüm ise ilk bölümde elde edilen bilimsel bilgiler doğrultusunda yapılan karşılaştırmalı analizlerden oluşmaktadır. Örnekleri yorumlayıp, eleştiriye dönüştürürken temel alınan düşünce bir 'kültür okuması' yapıldığıdır. Bu bağlamda oluşturulan yorumlar eserin yapısal özelliklerinin aktarımından çok içeriğiyle ilgilidir. Anahtar Sözcükler: Çeviri, Eşdeğerlik, Yazınsal Çeviri, Yazınsal Çeviri Eleştirisi, Kültür, Analiz, Metinötesi Anlamlar
İş ahlakı ve kurumsal sosyal sorumluluğun kültürlerarası boyutu: Polonyalı ve Türk yöneticiler üzerine karşılaştırmalı bir çalışma
Bir insanın kabullendiği ahlaki değerlerin ve tutumların, yaşamakta olduğu yakın çevresine yansıdığı bilinmektedir. Günümüzde, özellikle küreselleşme sürecinin getirmekte olduğu olumlu ve olumsuz değişimlerin ışığında, bireylerin davranışları ve sorumlulukları insanların etkileşimi açısından daha önce olmadığı kadar önemlidir. Günümüzde işletmelerin misyon ve vizyonlarında kâr maksimizasyonuna ilişkin çabalarının dışında, iş yerindeki sağlam ahlaki standartların ve faaliyet gösterilen çevreye anlamlı katkılar sağlıyor olmanın gerekliliği artık yaygın olarak kabul görmektedir. Bununla birlikte, her iki kavramla ilgili sorunların devam ettiği gözlenmektedir. Bu durumun en önemli sebeplerinden biri, farklı kültürlere göre iş ahlakı ve sosyal sorumluluk kavramlarının farklı anlaşılmasıdır. Bunun dışında, genel olarak ana dili İngilizce olan veya Batı kültürüne ait olan ülkelerde etik ve sosyal sorumluluk ile ilgili konuların çok daha yaygın olarak ele alındığı görülmektedir. Dolayısıyla, etik ve sosyal sorumluluk ile ilgili ana dili İngilizce olmayan ülkelerin görüşlerinin arka planda kaldığı akla gelmektedir. Bu araştırmanın temel amacı, özellikle ulusal kültür boyutları açısından benzerlikler sergileyen Polonya ve Türkiye'nin işletme yöneticilerinin iş ahlakı ve kurumsal sosyal sorumluluk ile ilgili algılamaları ve bakış açılarının benzerlik ve farklılıklarının tespitidir. Bu amaçla, etik ve sosyal sorumluluk alanında daha önce geliştirilmiş olan bir ölçek, 80 işletmede çalışan 104 Polonyalı ve Türk yönetici üzerinde uygulanmış ve her iki ülke yöneticilerinin sözü edilen kavramlar açısından benzer algılamalara sahip olduğu tespit edilmiştir.
Kantil regresyon ve en küçük kareler yöntemlerinin karşılaştırılması: Bir uygulama denemesi
Bu çalışmada işletme kârlılığını etkileyen faktörler kantil regresyon analizi ve en küçük kareler yöntemi ile karşılaştırmalı olarak incelenmiş, asimetrik dağılıma sahip olduğu düşünülen işletme kazançlarının modellenmesinde, bu iki analiz ve yöntemin birbirlerine olan üstünlüklerinin ortaya konulması amaçlanmıştır. Bu amaç doğrultusunda, işletmelerin kârlılığını etkilediği düşünülen finansal kaldıraç ve işletme büyüklüğü faktörleri ele alınmış, bu faktörlerin işletme kârlılığının dağılımının farklı kantilleri üzerindeki etkileri araştırılmıştır. İşletme büyüklüğü, finansal kaldıraç ve kârlılığın ölçülmesinde çeşitli finansal oranlar ve finansal tablo kalemlerinden yararlanılmıştır. Çalışmada Borsa İstanbul'da işlem gören imalat sektöründeki 183 firmanın 2013, 2014 ve 2015 yıllarına ait finansal tablolarından elde edilen veriler kullanılmış ve toplam 536 gözlemden oluşan bir örneklemden yararlanılmıştır. Özellikle asimetrik dağılıma sahip değişkenlerin modellenmesinde, en küçük kareler yönteminden daha doğru ve yansız sonuçlar üreten kantil regresyon analizi sayesinde dağılımın koşullu ortalaması yerine, kantilleri modellenmiştir. Böylece işletme büyüklüğü ve finansal kaldıraç faktörlerinin düşük ve yüksek kârlı işletmeleri farklı yönlerde ve düzeylerde etkilediği sonucuna ulaşılmıştır. Anahtar Kelimeler: Kantil regresyon, En küçük kareler, Finansal kaldıraç, İşletme büyüklüğü
İhracata yönelik sanayileşmenin Türkiye ekonomisi üzerine etkileri: Güney Kore ve Arjantin ile kıyaslamalı analiz
Küreselleşen dünya ekonomisinde finansal piyasaları ayıran sınırların ortadan kaldırılmaya başlamasıyla zamanla uluslararası sermaye akımları da hızla serbestleşme sürecine girmiştir. Bu anlamda birçok gelişen ve gelişmekte olan ülke de sermaye hareketlerini hızlandırmak adına bir liberilazsyon sürecine dâhil olmuştur. Bu uluslararası mal ticaretinin liberalizasyonu ile birlikte seyretmiştir. Birçok gelişmekte olan ülke özellikle 1980'li yıllar itibariyle İhracata Yönelik Sanayileşme Stratejisi ve dışa açık ticaret politikalarını uygulamaya başlamışladır. Bu çalışmanın amacı, Cumhuriyet'ten bu yana Türkiye'nin gelişen sanayileşme deneyimini ana hatlarıyla, ekonomideki yapısal değişimin boyutlarını ve yansıyan kırılma noktalarını derinlemesine irdelemek ve Türkiye ekonomisi üzerine etkilerini detaylı bir biçimde sorgulamaktır. Aynı zamanda Güney Kore ve Arjantin ülkeleriyle kıyaslamalı bir analiz gerçekleştirerek, stratejilerin uygulamadaki faydaları ve zararlarını analiz etmek amaçlanmıştır. Çalışmanın birinci bölümünde, sanayileşme kavramından yola çıkarak; ithal ikame stratejisi ve ihracata yönelik sanayileşme stratejilerine yönelme nedenleri, araçları, sonuçları ve etkileri üzerinde durulmuştur. İkinci bölümde, Cumhuriyet'in ilanından günümüze kadar geçen süreçte tercih edilen kalkınma stratejilerinin ülke ekonomilerine etkileri, dönemler itibariyle etkileri, krizler ve beraberindeki durgunlukların Türkiye ekonomisine etkileri detaylandırılmıştır. Üçüncü bölümde ise, Güney Kore ve Arjantin devletlerinin dış ticaret performansları değerlendirilmiş olup, Türkiye ekonomisiyle bir kıyaslamalı analiz gerçekleştirilmiştir. İhracata Yönelik Sanayileşme Stratejisinde ülkelerin uyguladıkları politikalar, üstün ve zayıf yönleri tespit edilerek, devlet mekanizmasının stratejiler üzerindeki etkinliği tartışılmıştır. Anahtar Kelimeler: İhracat, Dış Ticaret, Türkiye Ekonomisi.
Vergi harcamalarının gelişimi ve yükselen piyasalar: Türkiye ve Latin Amerika karşılaştırması
Toplumsal yapı; düzenini ve devamlılığını sağlamak adına egemenlik gücüne dayanan, çeşitli görev ve sorumlulukları ile toplumun idaresinden sorumlu en üst siyasi yapı olan devlete gereksinim duymaktadır. Devlet toplumun yaşamsal faaliyetlerinin sürdürülmesi için toplumsal düzeni sağlamak gibi çeşitli amaçlar doğrultusunda politikalar benimseyerek ekonomik, sosyal ve siyasi pek çok kamu hizmeti gerçekleştirmektedir. Devlet klasik işlevleri doğrultusunda sosyal yaşama adalet, güvenlik, eğitim, sağlık gibi alanlardaki hizmetleri ile dahil olmakla birlikte sosyal amaçların yanı sıra ekonomik ve siyasi pek çok amaç için de maliye politikalarına başvurmaktadır. Maliye politikaları kamu harcamaları ve kamu gelirleri gibi araçlardan yararlanarak uygulanmaktadır. Devlet gerçekleştirdiği kamu hizmetleri için bir finansmana ihtiyaç duymaktadır. Kamu hizmetleri için gereken bu finansmanın büyük bir kısmını devlet yine kamudan yani halktan aldığı vergiler yolu ile karşılamaktadır. Vergiler bir toplumun ve devletin vazgeçilmez bir unsuru olsa da vergilerin birey ve gruplar üzerinde oluşturduğu gelir azaltıcı etkiler ekonomik ve sosyal açıdan olumsuzluk teşkil edebilmektedir. Böyle durumlarda devlet birey ya da grupların üzerindeki vergi yüklerini hafifleterek gerek ekonomik gerekse sosyal amaçlarla topluma örtülü bir teşvik sağlamaktadır. Bu vergi harcamaları uygulamaları ile gerçekleştirilmektedir. Vergi harcamaları her ne kadar kamu harcaması niteliği taşıyan bir mali araç olsa da kamu harcamaları içerisinde yer almamaktadır. Vergi ayrıcalığı tanınan kişi ya da gruplara yönelik muafiyet, istisna ve indirim gibi uygulamalarla devlet, alacağı vergilerin bir kısmından vazgeçerek vergi harcama amaçlarını gerçekleştirmektedir. Toplumsal hizmetlerin maliyetini karşılamak için yararlanılan en önemli kaynak olan vergilerin de toplanma maliyeti bulunmaktadır. Devletler sorumlulukları gereği elde ettikleri gelirlerin bir kısmını dolaylı olarak sübvanse etmek yerine doğrudan alacağı vergilerden vazgeçme yoluna gidebilmektedir. Bu şekilde önce vergiyi alıp yeniden dağıtıma yönlendirmek yerine, bürokrasi ve maliyetleri devre dışı bırakarak alacağı vergilerden belirli ölçütlerle vazgeçmektedir. Vergi harcamaları kavramsal ve yapısal olarak her ülke için farklı anlam ve nitelendirmelere sahip olabilmekte ve farklı amaçlara hizmet eden bir araç olarak kullanılabilmektedir. Örneğin gelişmiş ülkeler vergi harcamalarını daha çok ekonomik istikrar amacı ile piyasada dengeyi sağlamaya yönelik kullanırken, gelişmekte olan ülkelerde yatırım ve harcama gibi ekonomik kararların etkilenmesi ve artması dolayısı ile ekonomide kalkınma sağlanması amacı ile kullanmaktadır. Ülkelerin vergi harcamalarına bakış açıları ya da hesaplama ve raporlama yöntemleri farklılık gösterebilmektedir. Bu çalışmada devletlerin kaynak dağılımı adaleti ile ekonomik refah gibi mali amaçları doğrultusunda en önemli gelir kaynaklarından biri olan vergilerden gönüllü olarak vazgeçerek uyguladıkları vergi harcama politikalarının yıllara göre uygulanma oranları incelenerek söz konusu politikaların amacına uygun sonuçlar doğurup doğurmadığı ve vergi adaleti ile kaynak dağılımında adalet üzerindeki etkileri araştırılmaktadır. Özellikle ülkemizin de içerisinde bulunduğu seçilmiş yükselen piyasa ekonomilerinde vergi harcamalarının incelenmesi ve vergi harcamalarındaki değişimlerin olumlu ya da olumsuz sonuçlarının analiz edilmesi çalışmanın amacını oluşturmaktadır. Çalışma; "Vergi Kavramı Çerçevesinde Vergi Harcamaları", "Vergi Harcaması Kavramı Gelişimi ve Yükselen Piyasalar" ve "Yükselen Piyasalarda Vergi Harcaması Uygulamaları: Türkiye ve Latin Amerika Ülkeleri" olmak üzere üç ana bölümden oluşmaktadır. İlk bölümde çalışmamızın ana kavramı vergi harcamalarına bir temel oluşturmak amacıyla vergi, vergi yükü gibi kavramlar ele alınacaktır. Sonra vergi harcamaları kavramının küresel anlamda ilk ortaya çıkışı ve gelişimi incelenerek vergileme ilkeleri ile uygunluk gösterip göstermediğine bakılacaktır. Sonrasında ülkemizin de içinde yer aldığı Yükselen Piyasa Ekonomileri kavramı ele alınacaktır. Yükselen piyasa sınıflandırması içerisinde ülkemizle benzerlik gösteren Latin Amerika ülkelerindeki vergi harcama kavramı ve gelişimi ele alınacaktır. Genel olarak seçili ülkeler ile ülkemizin karşılaştırılması ile Latin Amerika ülkeleri vergi harcamalarına daha fazla öncelik vermektedir.
Romantic and Realistic foundations of detective fiction: A comparative study of Edgar Allan Poe and Sir Arthur Conan Doyle
The concrete objective of this study is to comprehend and analyze the historical flourishing and social contexts of the rise and the reasons of this rise of the genre of detective fiction in 19th century England through tracing and examining the appearance, construction, improvement and changing nature of this genre in this century.It attempts to be a comparative analysis between two different authors and some of their works. The authors are: Edgar Allan Poe, who is considered as the father figure in the early nineteenth century and Sir Arthur Conan Doyle as the follower of Poe in the late Victorian Era, which is the era of scientific and industrial advances. The present thesis focuses on detective fiction as a literary genre, investigates the concept, the origins and historical process of developing of the genre of detective fiction in the nineteenth century through making a critical comparison between Poe, who stresses on the the examination of emotions and employing imagination and Doyle, who stresses on scientific reasoning and the method of deduction. Edgar Allan Poe gave birth to the genre of detective story telling, popularized through his character Auguste Dupin; who is considered as the first detective character to exhibit the disciplines of deduction and logical thinking in unravelling the mysteries and crimes that plague society; Conan Doyle?s fictional detective character, well-known Sherlock Holmes, also displayed analogous characteristics.The intention of this research is to analyze how Poe in his Dupin tales and Doyle in his Sherlock Holmes stories reflected the Romantic and Realistic foundations of the nineteenth century detective fiction tradition.Keywords: Detective, Realistic, Detective Fiction, Romantic, The Victorian Era.
Türk modernliği açısından kadro ve yön hareketlerinin karşılaştırmalı analizi
Bu tez Türk modernliğini kavramsallaştırma bağlamında son derece temel olan iki teorik yaklaşımı karşılaştırmayı hedeflemektedir: Kadro ve Yön Hareketleri.Türkiye 1920'lerde yaşamış olduğu devrimci dönüşümleri teorileştirecek, bir grup aydına ancak 1930'larda kavuşmuştur. Şevket Süreyya Aydemir'in öcülüğündeki Kadro Hareketi Türk tarihinde bir ilki başarmak için entelektüel girişimi başlatmıştır. Türk modernliğinin deneyimini sosyolojik olarak okumak isteyen her çabanın es geçemeyeceği Kadro Hareketi'ne benzeyen belki de tek ikinci hareket Yön Hareketi'dir. Tıpkı Kadro Hareketi gibi Yön Hareketi de çok kritik bir tarihsel süreçte Türkiye'yi ve dünyayı anlama girişimidir. Türkiye'nin yeniden yapılandığı bir dönemin teorisyenleri olarak Yön yazarları Türk modernliğini anlamak için analiz edilmek zorundadırlar.Bu tez sözü edilen iki teorik yaklaşımı Türk modernliğini yeni bir yoldan anlamak için karşılaştırmaktadır. Tezin başlangıç noktası Türkiye'nin yaşadığı modern dönüşümü kavramanın esasında, devrim teorisi yazmak anlamına geldiğini kabul etmektedir. Bu bağlamda tez öncelikli olarak Türk modernliğine ilişkin genel tartışmaları değerlendirmeye almaktadır. Tez Türk modernliğini teorileştirme bağlamında önemli olan bir yaklaşım olan Kadro Hareketi'ni değerlendirmektedir. Kadro Hareketi Türk modernliğini teorileştirme çabasında o kadar önemlidir ki, 1970'lerde sosyal bilimlerde tartışılmaya başlayan ?Bağımlılık Teorisi?nin temellerinin 1930'larda atıldığı bir harekettir. Kadro Hareketi kadar önemli olan Yön Hareketi ise tarihsel dönüşüm yaşayan Türk modernliğini teorileştirirken Türk modernliğinin ideolojisi olan Kemalizm ile sosyalizm eklemleyerek Türk modernliğine çok önemli bir yorum getirmektedir. Kadro ve Yön Hareketleri Türk modernliğini teorileştirme çabasında buluşan iki önemli hareket olarak Türk düşünce dünyasında önemli bir yer teşkil etmektedirler. Her iki hareket de anti-emperyalist, anti-kapitalist ve devletçiliği temele alarak Türk modernliğini teorileştirmeye çalışmaktadır. Kadro ve Yön Hareketleri ortaya attığı tezlerle, yaptıkları analizlerle Türk modernliğinin günümüzde yaşadığı sorunlara teorik temeller sağlamak açısından tarihsel bir arka plan sunabilir.Anahtar Kelimeler: Modernlik, Türk modernliği, Kadro Hareketi, Yön Hareketi.
Bankalarda içsel pazarlama çalışmaları ve kamu bankalarıyla özel bankaların karşılaştırılması
Günümüzde işletmeler faaliyetlerini yoğun bir rekabet ortamında sürdürmektedirler. Çalışanların tatmin düzeylerinin arttırılması firmalara önemli bir rekabet avantajı sağlamaktadır.1980'lerden itibaren tüm sektörlerde uygulanmaya başlanan içsel pazarlama, çalışanları `iç müşteri' olarak değerlendirip onları tatmin etmeyi hedefler.Hizmet işletmeleri ekonomilerde önemli bir büyüklüğü oluşturmaktadır. Hizmet işletmelerinde hizmeti üreten ve sunan doğrudan `insan'dır. Hizmet işletmelerinde yeni müşterilerin kazanılması kadar eski müşterilerin bağlılıklarının da sürdürülebilmesi işletmelerin başarısı için zorunluyken bu bağlılığı sağlayacak temel faktör işgörendir. Bu bakımdan işletme faaliyetlerinin başarısı ve devamı iç müşteri memnuniyetinin sağlanmasına bağlıdır. İçsel pazarlama çalışmaları ile iç müşteri memnuniyetinin sağlanması kaliteyi ve verimliliği attıracaktır.Bu çalışmada hizmet ve içsel pazarlama kavramlarının tanımları ile tarihsel gelişimleri incelenmiş iç ve dış müşteri tatmini arasındaki ilişkiye değinilmiş ve iç müşteri tatminini etkileye faktörler açıklandıktan sonra hizmet işletmelerinden kamu bankaları ile özel bankalardaki içsel pazarlama ve iç müşteri memnuniyet düzeyleri ölçülmüştür.Anahtar Kelimeler: İçsel Pazarlama, Müşteri Tatmini, İç Müşteri Tatmini.
Geçiş ekonomilerinde yabancı bankaların piyasaya girmesinin kredi tahsisine etkisi: 1995 sonrası karşılaştırmalı bir analiz
Geçtiğimiz yüzyılın sonlarına doğru Sovyet Sosyalist Cumhuriyet Birliğinin dağılması ve dağılan birlikteki ülkelerin piyasa ekonomisine geçiş çalışmaları, bilim çevrelerinin ilgisini çekmiştir. Geçiş ekonomisi olarak adlandırılan bu ülkelerin geçiş dönemi süreleri birbirlerinden farklı olması, ülkelerin coğrafik durumları ve planlı ekonomi dönemi öncesi durumları ile ilgilidir. Geçiş ekonomileri ülkelerine yabancı bankaların ilgi göstermeleri, bu ülkelerin finansal piyasaları liberalleştirmelerinden sonra artış göstermektedir. Yabancı bankaların geçiş ekonomileri ülkelerindeki varlığının olumlu ve olumsuz yanları yapılan akademik çalışmalar ile ortaya konmaya çalışmışlardır.Bu çalışmada 1995-2008 döneminde geçiş ekonomilerindeki yabancı banka varlığı ile kredi tahsisi arasındaki ilişki incelenmiştir. Çalışmada panel veri yöntemi kullanılmıştır. Çalışma sonucundan yabancı banka varlığı ile özel sektöre verilen krediler arasındaki ilişkiler yorumlanmıştır. Geçiş ekonomilerinde yabancı banka varlığının kredilere erişimi makro boyutta olumlu etkilediği görülmektedir.Anahtar Kelimeler: Yabancı Bankacılık, Kredi Tahsisi, Geçiş Ekonomileri, Kredi Erişimi
Azerbaycan ve Türkiye muhasebe sistemlerinin karşılaştırmalı analizi
Muhasebe bir bilgi sistemidir ve bu sistemde önemli olan faaliyet sonuçlarının sağlıklı ve güvenilir bir şekilde muhasebeleştirilmesi, mali tablolardaki bilgilerin gerçek durumu yansıtması ve aynı zamanda bu tabloların karşılaştırabilme niteliği taşımasıdır.Azerbaycan Muhasebe sisteminin temeli eski Sovyetler Birliğinin sistemine dayanmaktadır. Fakat 1991 yılında bağımsızlığına kavuştuktan sonra Azerbaycan Cumhuriyeti'nde uygulanmakta olan muhasebe sistemi ?Muhasebe Sistemi Hakkında? Azerbaycan Cumhuriyetinin Kanununa dayanmaktadır. Bu nedenle küresel muhasebe sistemine uyumlaştırma işlemleri başlatılmıştır. Her alanda gelişmekte olan ülkenin muhasebe sisteminin de uluslararası standartlara cevap verecek hale getirilmesi zorunlu hale gelmiştir.Bu çalışmanın amacı, Azerbaycan'da uygulanmakta olan muhasebe sistemini Türkiye muhasebe sistemi ile karşılaştırarak analiz edip muhasebe sistemlerinin olumlu ve olumsuz yönlerini belirlemek olarak ifade edilebilir.Yapılan çalışmada, her iki ülkenin muhasebe sisteminin tarihçesi, hesap planı, finansal tabloları ve ülke muhasebe standartları incelenmiş, karşılaştırmalı olarak analiz edilmiş ve sonuçlar değerlendirilmiştir.Anahtar Kelimeler: Azerbaycan Muhasebe Sistemi, Türkiye Muhasebe Sistemi, Hesaplar Planı.
Ortaokul 5. sınıf matematik ders kitabı ile yaygın olarak tercih edilen alternatif ders kitabının karşılaştırmalı analizi
Bu çalışmanın amacı ortaokul 5. Sınıflarda okutulan matematik ders kitabı ile yaygın olarak tercih edilen, özel bir yayınevine ait alternatif ders kitabında bulunan soruları karşılaştırarak benzerlik ve farklılıklarını ortaya koymaktır. Bu amaçla ele alınan sorular sayılarına, türlerine, işlemsellik-kavramsallık durumlarına ve yenilenmiş Bloom taksonomisine göre analiz edilmiştir. Araştırma modeli doküman incelemesidir. Araştırmanın veri kaynağı 5. sınıflarda okutulan matematik ders kitabı ve özel bir yayınevine ait alternatif ders kitabındaki tüm sorulardır. Çalışmadan elde edilen bulgulara göre alternatif ders kitabındaki soruların ders kitabındaki sorulardan fazla olduğu görülmüştür. Soru türleri bakımından her iki kitapta da açık uçlu soruların daha yaygın olduğu, ders kitabında her türden sorunun olduğu fakat alternatif ders kitabında çoktan seçmeli ve eşleştirme soru türlerinin bulunmadığı görülmektedir. Soru türleri çözümlü ve çözümsüz olarak ele alındığında her iki kitapta da çözümsüz soruların ağırlıkta olduğu, oransal olarak ders kitabında çözümlü soruların alternatif ders kitabına kıyasla daha yüksek olduğu görülmektedir. Kitaplardaki soruların işlemsellik ve kavramsallık bakımından dağılımına bakıldığında her iki kitapta da kavramsal bilgiye yönelik soruların yoğun olduğu, her iki kitapta da "kavram haritasının çizilmesi" alt boyutuna yönelik soru türünün bulunmadığı, işlem bilgisine yönelik soruların oransal olarak alternatif ders kitabında daha fazla olduğu görülmektedir. Çalışmada ele alınan kitaplardaki soruların yenilenmiş Bloom taksonomisine göre incelenmesi sonucunda her iki kitapta da alt düzey basamaklara (hatırlama, anlama, uygulama) ait soru sayısının üst düzey basamaklara (analiz etme, değerlendirme, yaratma) ait sorulardan fazla olduğu görülmektedir. Ayrıca ders kitabında yenilenmiş Bloom taksonomisinin her basamağına ait soru türü bulunurken, alternatif ders kitabında değerlendirme ve yaratma basamaklarına ait soru türünün bulunmadığı görülmektedir.
Türkiye'de hava kargo taşımacılığının gelişimi ve OECD ülkeleri ile Türkiye karşılaştırması
Hava kargo taşımacılığı dünyada son yıllarda önemi artan bir sektör olmuş, dünya ticaretinin önemli ve ayrılmaz bir unsuru haline gelmiştir. Hava kargo taşımaları, dünya ticaretinin miktar yönünden nispeten küçük bir yüzdesini temsil etse de tutar yönünden yaklaşık %40'ını oluşturmaktadır. Hava kargo taşımacılığı; ticaret, tedarik zinciri, rekabet ve genişleyen pazarlama alanlarında beklentilerin karşılamasında işletmelere güvenlik ve hız avantajı sağlayarak, iş ve endüstrilerin büyümesi için hayati bir rol üstlenmektedir. Aynı zamanda ülkelerin kalkınmasında doğrudan, dolaylı ve katalitik etkilere sahiptir. Bu çalışmada Türkiye ve OECD grubu ülkelerinin hava kargo taşımacılığı sektörü karşılaştırmalı olarak incelenmiştir. Çalışma sonucunda Türk hava kargo sektörünün OECD ülkelerinde göre 2000-2019 yılları arasında önemli bir gelişme kat ettiği, dünya ticaretindeki rolünün arttığı, yakın ve orta vadede önemli fırsatların olduğu görülmüştür. Türk hava kargo sektörünün önündeki en önemli fırsat coğrafi olarak merkezi bir konumunda olmasıdır. Dünya hava kargo taşımacılığının ve trafiğinin yaklaşık %60'tan fazlasının Avrupa-Asya-Güney Asya hattında gerçekleşmesi Türkiye için değerli bir potansiyel olarak görülmektedir. Türkiye'nin hem bölgesel hem de küresel olarak hava kargo sektöründe gelişme gösterebilmesi ve rakebet edebilmesi için coğrafi konuma yönelik yatırımlar yapması ve politikalar geliştirmesi önerilebilir. Bu kapsamda konvansiyonel lojistik operasyonları ile hava kargo sektörü arasındaki entegrasyonun sağlanması ve tüm modlarda lojistik üs olma yolunda çalışmaların yapılması önerilmektedir.
Evsizlik ve deneyim: Almanya ve Türkiye'deki evsizlerin kültürel pratikleri
Evsizlik, her ne kadar son dönemde daha da görünür olan bir durum olsa da modern bir olgudur. Modernitenin başlangıcından bu yana toplumsal öznelerin yaşadığı ekonomik sorunlar yanında varoluşsal gerilimler bir vakıa olarak evsizlik kavramını beraberinde getirmiştir. Nitekim ilk planda yalnızca ekonomik unsurların bir sonucu gibi görülse de buna ek olarak kültürel bazı değişkenlerin evsizlik deneyimi üzerinde etkili olduğu görülmektedir. Kapitalizmle eklemlenme düzeyi ve/veya biçimi yanında toplumsal dayanışma ağları, ev mekanına yüklenen sembolik anlam, devlet tasavvurunun toplumla kurduğu kadim ilişki gibi unsurlar, evsizlik deneyiminin içinde mevcut ve dışarıdan atılan ilk bakışta görülemeyecek dinamiklerin olduğunu akla getirmektedir. Nitekim bu çalışma kapsamında İstanbul ve Bonn kent mekânını deneyimleyen evsizlerle yapılacak derinlemesine görüşmeler ile konunun hem ekonomi-politik ve kültürel içerimleri ortaya koyulabilecek hem de Türkiye ve Almanya örneğinde karşılaştırmalı bir okuma yapılmıştır. İstanbul ve Bonn kent mekânında yaşayan "evsiz" bireylerin kültürel deneyimleri ve simgesel anlam haritalarını keşfedici bir araştırma yöntemi ile betimlemeyi amaçlayan bu araştırma bir çıkış noktası olarak, bireylerin gündelik hayatlarında yaşadıkları psikolojik boşluk halinin ve/veya travmatik gerilimlerin, diğer tüm değer hiyerarşisi ve anlam kütüphanesi ile birlikte evsizliği beslediğini düşünmektedir.
Michel Foucault ve Jean Baudrillard düşüncesinin karşılaştırmalı bir analizi
20. yüzyıl çağdaş Fransız düşüncesinin özellikle ikinci yarısı felsefe tarihi açısından oldukça karmaşık bir yapıya sahip olup bu karmaşıklığın başında şüphesiz felsefenin "alan dışı" etkileşimlerle almış olduğu yeni hal vardır. Özne merkezli bir düşünceye gönderimde bulunan ve özellikle Jean Paul Sartre'a değin devam ettiğini söyleyebileceğimiz hümanist nosyon, 20. yüzyılın ikinci yarısında yıkılmaya başlanmış ve böylece de felsefede yeni bir döneme girip girilmediği sorunsallaştırılmıştır. Bu sorunsallaştırmaların başında gelen iki düşünür olan Michel Foucault ve Jean Baudrillard'ın düşüncelerinin daha sarih bir şekilde anlaşılabilmesi için, çalışmanın birinci bölümde konu edilen düşünce; Foucault ve Baudrillard'ın içinde yetişmiş olduğu döneme kadar devam eden modern düşüncenin oluşumudur. Özellikle Foucault ve Baudrillard açısından önemli bir dönüm noktasını/eşiği ifade eden modern dönemin önemi, güncelliğin anlaşılması adına, özneler olarak bugün eylemlerimizi belirleyen bilgi ve iktidarın birer sarmal halinde bugünkü deneyimlerimizi nasıl ve hangi bilgi ve iktidar ağlarıyla oluşturduğu ve bu deneyimlerin haricindeki deneyimlere öznelerin nasıl açılabileceği sorularının cevabının aranması gerektiği yer olmasından kaynaklanmaktadır. Bu açıdan çalışmanın birinci bölümde modern dönemin sübjektivite açısından önemine değinilmiştir. İkinci bölümde ise Foucault ve Baudrillard düşüncelerinin çağdaş Fransız düşüncesi içerisindeki konumu, Foucault ve Baudrillard'ın analiz biçimlerinin neler olduğu konu edilmiş olup, her iki düşünürün kullanmış olduğu analiz biçimlerinin, güncelliğin ontolojisinin yapılabilmesinde birbirine benzeyen ve ayrışan yönlerinin neler olduğu araştırılmıştır. İki düşünürün kaynaklarının ve araştırma alanlarının farklılığı, bu iki düşünürü karşılaştırmada bir handikap gibi görünse de, bu düşünürlerin çözümlemelerinin bugünü anlamada getireceği yararların ne olduğu da mevzu edilmiştir. Üçüncü ve son bölümde de Michel Foucault'nun bugünü oluşturduğunu düşündüğü modern eşiğe dair var olan çözümlemelerinin, günümüzü anlamada bugüne daha çok eğilen ve bugünü çözümlemeye yönelik çabalarıyla Baudrillard'ın düşünceleri arasındaki benzerlik ve farklılıklara yer verilmiştir. Anahtar Kelimeler: Çağdaş Fransız Felsefesi, Michel Foucault, Jean Baudrillard, Postmodernizm, Yapısalcılık, Postyapısalcılık
Matematik dersi öğretim programlarının veri işleme öğrenme alanına ilişkin karşılaştırmalı analizi
Bu araştırmada 2005, 2013 ve 2018 yıllarına ilişkin ortaokul matematik öğretim programlarının genel yapısı ile veri işleme öğrenme alanına ilişkin alt öğrenme alanları ve kazanımların program geliştirme çalışmaları açısından değişiminin incelenmesi amaçlanmıştır. Bu amaç kapsamında ilgili içeriğin öğretim programlarında nasıl güncellendiği belirlenmeye çalışılmıştır. Bu araştırmanın modeli doküman incelemesidir. Bu çalışmada, veri işleme öğrenme alanına ilişkin içeriklerin analizi gerçekleştirilmiştir. Öğretim programlarına ilişkin alan yazın ve uzman görüşlerine dayalı olarak analiz çerçevesi oluşturulmuştur. İlgili içerik incelemesine yönelik temalar şunlardır: (1) programın genel yapısını düzenleme, (2) içerik düzenleme, (3) kazanım düzenleme, (4) öğrenme alanı düzenleme. İncelemeler sonucunda öğrenme alanı isim değişikliği, alt öğrenme alanı birleştirme, alt öğrenme alanı sadeleştirme, içerik sadeleştirme, içerik genişletme, kazanım birleştirme, kazanım ayrıştırma, kazanım zenginleştirme yapıldığı görülmüştür. Elde edilen bulgular ve bulgulara ilişkin örnekler her bir tema altında tablolar halinde sunulmuştur. Çalışmada kazanımları sınıflandırma düzeyinde güncellemeler yapıldığı tespit edilmiş ve bu durum alan yazındaki araştırmalarla ilişkilendirilmiştir. Program güncelleme çalışmalarına ilişkin kopuklukların olduğu yapılan çalışmada belirlenmiştir. Bu araştırma sonucunda, güncellenen programların eğitim sürecini detaylı bir şekilde yönlendirmediği, içeriği genel hatlarıyla sunduğu görülmektedir. Öğretim programlarının incelenmesi sonucunda program yoğunluklarının azaldığı ancak veri işleme öğrenme alanının program içerisindeki yerinin arttığı tespit edilmiştir.
Tayvan-Türkiye 5-8. sınıf matematik öğretim programı karşılaştırmalı analizi
Bu çalışmada Tayvan-Türkiye 5-8. sınıf matematik öğretim programlarının öğrenme alanları, alt öğrenme alanları, kazanımlar ve yapı olarak benzerlik farklılıklarının incelenmesi amaçlanmıştır. Uluslararası sınavlardaki matematik başarısıyla dikkat çeken Tayvan'ın matematik öğretim programının Türkiye ile karşılaştırılması, Tayvan'ın matematik başarısının matematik öğretim programıyla ilişkisini saptamak açısından önemlidir. Bu amaç kapsamında Tayvan 5-8. sınıf matematik öğretim programı çeviri programından Türkçeye çevrilmiş ve orijinal programdan fayda sağlanarak alt öğrenme alanları, öğrenme alanları, kazanımlar şeklinde tablolar halinde analiz edilmiştir. Tayvan'ın eğitim sistemleri ve matematik öğretim programlarına ait bilgiler nitel araştırma tekniklerinden biri olan doküman incelemesi ile toplanmıştır. Doküman analizi yapılırken kodlamalar oluşturulmuş ve bu kodlamalar şekil ve tablolar halinde açıklanmıştır. Bu araştırmadan elde edilen sonuçlara göre Tayvan ve Türkiye'nin matematik öğretim programı öğrenme alanları benzerlik göstermesine rağmen programların yapısı, kazanımları, alt öğrenme alanları farklıdır. Ayrıca Tayvan ve Türkiye'nin kazanımları arasında öncelik sonralık ilişkisi olduğu, Tayvan'daki öğrencilerin Türkiye'deki öğrencilerle aynı yaşlarda üst sınıf seviyesindeki kazanımları öğrendikleri sonucuna ulaşılmıştır. Tayvan matematik öğretim programı kazanımlarının 5. ve 6. sınıf seviyelerinde daha sade 7. ve 8. sınıf seviyelerinde daha yoğun olduğu ulaşılan sonuçlardan birisidir. Son olarak ulaşılan sonuçların alanyazın ve uluslararası sınavlarla ilişkisi değerlendirilmiş Türkiye matematik öğretim programını daha iyi seviyeye taşımak için önerilerde bulunulmuştur.
Dördüncü sınıf matematik ders kitaplarının karşılaştırmalı analizi: Türkiye ve Singapur örneği
Bu çalışmanın amacı, Türkiye ve Singapur dördüncü sınıf matematik ders kitaplarını yatay ve dikey analiz çerçevesinde incelemektir. Çalışmada ortak olarak belirlenen konu alanları nitel araştırma yöntemlerinden doküman incelemesi yoluyla incelenmiştir. Kitapların yatay analizinde; konulara ayrılan ortalama sayfa sayısı, konunun yapısal düzeni, bölüm başlıklarının sıra ve düzeni dikkate alınarak incelemeler gerçekleştirilmiştir. Dikey analizinde; çözümlü örneklerin öğrenciye sunumu, soruların potansiyel bilişsel istem düzeyleri ile istenen yanıt türüne göre durumları, hatalar ve muğlaklıklar incelenmiştir. Çalışmanın yatay analiz sonuçlarına göre; Türkiye dördüncü sınıf matematik ders kitabının (TMDK) yazı yoğunluğunun Singapur dördünü sınıf matematik ders kitabına (MPHM) kıyasla daha fazla olduğu ve bu sebeple karışık bir görüntüye sahip olduğu belirlenmiştir. Çalışmanın dikey analizinden elde edilen sonuçlara göre; iki ülke kitabının da kazanımlarının öğretim programlarıyla uyumlu olduğu, MPHM' de teknoloji kullanımına yönelik içeriklere yer verilirken, TMDK' de teknoloji kullanımına yönelik herhangi bir içeriğe yer verilmediği sonucuna ulaşılmıştır. Çözümlü örneklerin sunumunda; MPHM' nin görsel temsil kullanımını açısından daha etkili bir yol izleyerek, çoklu çözüm yollarına yer verdiği buna karşın TMDK' de günlük hayatla ilişkilendirmelerin daha fazla olduğu tespit edilmiştir. İki ülke kitabında da soruların çoğunun düşük düzey potansiyel bilişsel istem gerektirdiği ancak MPHM' nin TMDK' ye kıyasla daha fazla yüksek düzey soruya yer verdiği, iki ülke kitabının da çoğunlukla sadece cevap gerektiren sorular içerdiği ve çok az sayıda soruda açıklama içeren soruya yer verdiği belirlenmiştir. TMDK' de sorulara eşlik eden görsellerin muğlaklık içerdiği, MPHM' de soru sayısının atlanması dışında hata içeren herhangi bir sorunun olmadığı araştırmanın bir diğer dikkat çeken sonucudur.
Türk ve mülteci/göçmen öğrencilerin çocuk haklarına yönelik bakış açılarının incelenmesi: Karşılaştırmalı durum çalışması
Türk ve mülteci/göçmen öğrencilerin çocuk haklarına yönelik bakış açılarını karşılaştırmalı olarak incelenmeyi amaçlayan bu araştırma karşılaştırmalı durum çalışması olarak desenlenmiştir. Araştırmanın çalışma grubu Gaziantep/Nizip'te bulunan, Türk ve mülteci/göçmen öğrenci sayısının birbirine en yakın olduğu 5 ilkokul arasından amaçlı örneklem yöntemlerinden biri olan kritik durum örneklemesiyle belirlenmiştir. ÇHTOÖ'nün uygulandığı, yüksek çocuk hakları anlayışına sahip okulda Türk ve mülteci öğrencilerle birlikte daha detaylı bilgiler elde edebilmek için ebeveynleri ve öğretmenleriyle de yarı yapılandırılmış görüşmeler gerçekleştirilmiştir. Dolayısıyla araştırmanın verileri yarı yapılandırılmış görüşmelerle ve öğrencilerden toplanan görsel dokümanlarla elde edilmiştir. Araştırmanın analizi kısmında ise içerik analizinden faydalanılmış ve toplanan veriler bu şekilde çözümlenmiştir. Araştırma sonucunda, Türk ve mülteci/göçmen öğrencilerin genel olarak çocuk hakları ile oyun/eğlence ve dinlenme hakkına yönelik bakış açılarının benzer olduğu, çocuk hakları özelinde yer alan eğitim hakkı, katılım hakkı, korunma hakkı, çocuk işçiliği, yaşama, barınma, beslenme hakları, özel gereksinimli çocukların hakları ve mülteci/göçmen çocukların haklarına yönelik bakış açılarında ise farklılaşmanın olduğu ortaya konmuştur. Bununla birlikte Türk ve mülteci/göçmen öğrencilerinin çocuk haklarına yönelik bakış açılarını kavramsallaştırmalarında ebeveynleri başta olmak üzere öğretmen ve sosyal çevrelerinin etkili olduğu tespit edilmiştir. Araştırma, Türk ve mülteci öğrencilerin çocuk haklarına yönelik bakış açıları referans alınarak yapılacak olan düzenleme ve uygulamalarla ilgili bilgi sunması açısından önem taşımaktadır.