Islamic history

392 theses under this subject heading

Master'sOpen AccessTR

Hârûnürreşîd Döneminde Bermekîler

Bermekîler, Abbâsî Devleti'nin kuruluşundan itibaren başta vezirlik olmak üzere Abbâsî Devleti içinde birçok farklı üst düzey mevkide önemli vazifeler üstlenmiş, etnik köken olarak Fârisî (Acem, İranlı) olan bir ailedir. Bu aile, Abbâsî Devleti'nin tarih sahnesine çıkmasıyla beraber aşamalar halinde devlet içinde güç ve etkinlik kazanmış, Hârûnürreşîd döneminde (H. 170-193/ M. 786-809) siyasi, sosyal ve iktisadi alanlarda gücünün doruğuna ulaşmıştır. Hârûnürreşîd ise, kaynakların ittifak içinde olmadıkları birtakım sebep veya sebeplerden (Cafer-Abbase ilişkisi, Bermekîler'in güç ve nüfuz kazanması, Yahyâ b. Abdullah olayı, etnik ve dini sebepler) dolayı Bermekî ailesini ortadan kaldırmıştır (H. 187/ M. 30 Ocak 803). Bu çalışma, Bermekî ailesinin çoğunlukla Hârûnürreşîd döneminde ortaya koydukları faaliyetleri kapsamaktadır. Bermekîler hakkında Türkçe literatüründe daha önce yapılmış çeşitli çalışmalar mevcuttur. Bu çalışma ise konu üzerine daha önce yapılmış çalışmalara göre; Bermekî aile fertleri arasında daha ayrıntılı bir karşılaştırma yapması, aktif oldukları dönem dâhilinde yaşayış ve statülerine ilişkin daha farklı tarihi anlatılar ve analizler ortaya koyması, özellikle de ortadan kaldırılış sebeplerine dair yeni bakış açıları getirmesi hasebiyle önem arz etmektedir. Bu çalışmanın hazırlanmasındaki temel amaç; Bermekî ailesi hakkında daha önce yapılmış çalışmalara ek olarak literatüre daha farklı bilgiler ışığında daha yeni ufuklar ve yaklaşımlar katmaktır. Çalışmanın ortaya konulma sürecinde başta klasik İslam tarihi kaynakları ve bunlardan bazısının Türkçe çevrisi, Arapça ve Türkçe dilinde yapılmış olan telif eserler, İslam ansiklopedisi maddeleri ve Batılı yazarların Türkçe diline çevrilmiş olan araştırma eserlerinden yararlanılmıştır. Bu araştırma ile Bermekî ailesi hakkında yeni algılar yaratacak anlatılara ulaşılmıştır. Bermekîler'in ortadan kaldırılış sebepleri hususunda da ilk ve en önemli sebebin elde ettikleri nüfuz ve güç olabileceği şeklindeki bilgisi elde edilmiştir. Ayrıca Bermekîler'in geneline yönelik girişilen bertaraf hareketinin bir sebebi olarak Hârûnürreşîd'in sabrını taşıran son damlanın da Cafer-Abbâse ilişkisi veya Yahyâ b. Abdullah'ın serbest bırakılması olaylarından biri olabileceği fikrine ulaşılmıştır. Cafer-Abbâse ilişkisi veya Yahyâ b. Abdullah'ın serbest bırakılması olaylarından birinin aynı zamanda Bermekîler'den neden sadece Cafer el-Bermekî'nin öldürüldüğünün cevabı olabileceği görülmüştür. Buna karşın bu konunun (Bermekîlerin ortadan kaldırılış sebepleri), radikal çıkarımlara izin vermeyecek ölçüde birbirinden farklı görüş ve anlatıları barındırdığı fikrine de varılmıştır.

AbbasilerBermekilerHarun er-Reşid+2
Sami Okan Köse
Hatay Mustafa Kemal University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Akkoyunlu-Osmanlı diplomasi sürecinde siyasi, dini, sosyal ve kültürel ilişkiler

Osmanlılar ve Akkoyunlular, biri Anadolu'da diğeri İran ve Yakın Doğu coğrafyasında hüküm süren iki Sünnî devlettir. Sünnîlerin hamisi olarak mücadele veren bu iki devlet, soylarını kutlu sayılan Oğuz Han'a dayandırmıştır. İlk başlarda koruyucu tavırlarıyla Osmanlı, Akkoyunluların taht mücadelesinde şehzadelerin sığınağı olmuştur. Bu bağlılık ilişkisi, Akkoyunluların Uzun Hasan Bey döneminde, Karakoyunluları yenip onların geniş topraklarına sahip olmasıyla kendisine rakip olarak Osmanlı'yı görmesi ve Osmanlı topraklarına yapılan saldırılarla, yerini gergin bir ortama bırakmıştır. II. Mehmed (Fatih Sultan Mehmed) ile Uzun Hasan Bey arasında yapılan Otlukbeli Savaşı, Akkoyunlular için hezimetle sonuçlanınca, devletin yıkılma süreci başlamıştır. Bazen ılımlı bazen de sıkıntılı süreçler geçiren iki devlet arasında sığınma, evlilik, elçi teatisi, rehin alma, tehdit, ticaret gibi birçok konuda diplomasi kaidesine göre ilişkiler kurulmuştur. Bu ilişkilerin en önemli tanıkları olan mektuplaşmalar ve diğer diplomatik belgeler esas alınarak dönemin kaynak eserleri ışığında iki devletin diplomatik ilişkileri incelenmiştir.

AkkoyunlularKültürel ilişkilerOsmanlı Devleti+6
Selime Demir
Hitit University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Hz. Ömer'in farklı icraatları

"Hz. Ömer'in Farklı İcraatları" konulu tez çalışmasında Hz. Ömer'in halifeliği döneminde gerçekleştirdiği faaliyetler ilk kaynaklar ışığında ele alınmıştır. Kronolojik sıralama dikkate alınarak hazırlanan bu çalışmada İslam tarihi açısından o zamana kadar farklı ve ilk olan uygulamaların aktarılması amaçlanmıştır. Bu doğrultuda dört bölümden oluşan çalışmamızın ilk bölümünde, Hz. Ömer'in Cahiliye'den halifeliğine kadarki farklı tavırları hakkında bilgi verilmiştir. İkinci bölümde, Hz. Ömer'in halifeliğinde yapmış olduğu idari uygulamalar ele alınmış olup; şehirlerin kurulması, kuvvetler ayrılığı ilkesi doğrultusunda çeşitli alanlara tayin edilen görevliler ve bu görevlilerin uygulama alanları, birbiri ile bağlantısı incelenmiştir. Daha sonraki bölümde ekonomik uygulamaları olan; divan teşkilatı ve beytülmal gelirlerinin nasıl sınıflandığı ve son bölümde diğer uygulamalar başlığı altında dönemin ilkleri diyebileceğimiz çalışmaları hakkında kısaca bilgi verilmiştir. Genişleyen İslam topraklarında faklı kültürden insanlar ile Müslümanlar arasındaki sorunlara dair Hz. Ömer'in nasıl çözümler getirdiği ve bu çözümler ile Hz. Peygamber'in uygulamaları arasındaki benzerlikleri veya farklılıkları tespit edilmiştir. Ayrıca kaynaklarda bir konuyla ilgili faklı bilgiler varsa onlara da yer verilerek birbiriyle kıyaslamaları yapılmıştır. Böylelikle net bir bilgiye ulaşmak hedeflenmiştir. Anahtar Kavramlar: Hz. Ömer, Halife, Divan, Ordu, Gayr-ı Müslim

Askeri faaliyetlerEkonomiGayrimüslimler+6
Rabia Yıldız Taşova
Hitit University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Julius Reiner'in "Muhammed und der İslam" eserinin siyer açısından değerlendirilmesi

Bu çalışma, 1871-1930 tarihleri arasında yaşayan Dr. Julius Reiner'in 1907 yılında kaleme aldığı "Muhammed und der İslam" isimli eserini, onun Hz. Peygamber'e ve İslam'a yaklaşımını Siyer bağlamında ele almaktadır. Akademisyen olmasına rağmen Reiner, bu eseri Alman toplumuna yönelik popüler tarzda kaleme aldığı için bilimsel ilkelerden yer yer ödün vermiştir. Bu bağlamda o, İslâm dini ve Hz. Peygamber hakkında sahip olduğu önyargılar hasebiyle yanlış bilgiler ve ideolojik yaklaşımlar sergilediği görülmektedir. Bu sebeple eserde özellikle problemli gördüğümüz kısımlar, İslam Tarihi kaynakları ölçüsünde tahlil edilmeye çalışılmıştır. Tezimizin ilk bölümünde, Oryantalizm ve Alman oryantalizmi kavramlarının hem anlam alanı, hem de tarihsel serencamına konumuz ölçüsünde değinilmiştir. Ayrıca Reiner'in Hayatı, eserleri ve yaşadığı dönemde köşe taşı mesabesinde olan oryantalistlerin Siyer ve İslam tarihine yönelik çalışmaları ele alınarak, bu bağlamda Reiner'in kendisinin ve eserinin konumu tespit edilmeye çalışılmıştır. İkinci bölümde, Reiner'in eseri içerisinde İslam, Kur'an, Sünnet ve Ehl-i Kitab konularında yaptığı yorumlar ve bu yorumlar bağlamında bizim değerlendirmelerimiz bulunmaktadır. Üçüncü bölümde ise, Reiner'in eseri çerçevesinde Cahiliyye, Mekke, Medine ve Hz. Peygamber'in şahsiyeti ile ilgili görüş ve değerlendirmelerine ve Siyer kaynakları açısından tenkit ve tahlillerine yer verilmiş, Reiner'in Hz. Peygamber ve İslam algısı tespit edilmeye çalışılmıştır. Son olarak, Ek-1'de Reiner'in "Muhammed und der islam" isimli eserinin ve Ek-2'de "Muhammeds Sendung" adlı makalesinin tercümeleri sunulmuştur. Bununla beraber, Ek-3'te ise çalışmamıza katkı sunması amacıyla Hz. Peygamber'in hayatını konu edinen Almanca Siyer çalışmalarının bir bibliyografyasına yer verilmiştir. Anahtar Kavramlar: Oryantalizm, Alman Oryantalizmi, İslam Tarihi, Siyer, Julius Reiner

AlmanlarHz. MuhammedKur'an-ı Kerim+5
Fahrettin Haliloğlu
Hitit University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Haçlı Seferlerinde Muînüddin Üner ve Şam

Dünya Tarihinin ve İslam Tarihinin başat konularından olan Haçlı Seferleri'nde, açıkça bir "Hıristiyan – İslam", diğer bir ifadeyle "Haç - Hilal" mücadelesi görülür. Bu seferlerden, on ikinci yüzyılın ilk yarısındaki İkinci Haçlı Seferi, İslam Tarihi açısından ayrı bir önem arzeder. Suriye Selçuklu Devleti'nin devamı durumundaki Dımaşk Tuğteginli / Böri Atabegliği, henüz yarım yüzyılını doldurmamışken, Atabegliğin merkezi Dımaşk İkinci Haçlı Seferi'yle kuşatılmıştır. Bu sırada Dımaşk Atabegliği'nde kudretli vezir, Atabeg Muînüddin Üner bulunmaktaydı. Dımaşk, Kudüslü Haçlılarla gerektiğinde ittifak yaparken, bu defa daha techizatlı ve kalabalık Haçlı ordusu tarafından İkinci Haçlı Seferi kapsamında kuşatılmıştı. Muînüddin Üner askerî ve diplomatik becerileriyle kuşatmayı dördüncü gününde yarmış ve Dımaşk'ı işgalden kurtararak İkinci Haçlı Seferi'nin tartışmasız galibi olmuştur. Bu çalışma, XII. yüzyılın ilk yarısında vaki olan ve doğrudan Dımaşk'ı kuşatan İkinci Haçlı Seferine karşı, zekice bir savunma yaparak, Birleşik Haçlı Ordusunu dört günde geldikleri yere geri göndermeyi başaran bir kahramanın, Dımaşk Atabegi Muînüddin Üner'in biyografisini konu edinmektedir. Çalışma, Muînüddin Üner'in İkinci Haçlı Seferi tarihçileri tarafından ihmal edildiğini ve onun, asker, devlet adamı ve siyasetçi olarak çağdaşlarından farklı bir kişilik olduğunu tespit etmektedir. Dımaşk Atabegliği'nin elli yıllık siyasî tarihinin yirmi yıllık bir döneminde etkin söz sahibi olan Atabeg Muînüddin Üner'in kahramanlığını ve başarılı yönetimini ortaya koymaktadır. Anahtar Kavramlar: Atabeg, Dımaşk, Haçlı, Muînüddin Üner, Zengî

12. yüzyılAtabegAtabeg+6
Ahmet Nuri Koca
Hitit University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Kays Aylân Tribe from pre-İslamic age of ignorance to umayyads age

"Câhiliye Döneminden Emeviler Dönemine Kadar Kays Aylân Kabilesi" adlı bu çalışmada, Kays Aylân kabilesinin belirlenen dönem kapsamında öncelikle soyu, alt kolları ve yaşadığı coğrafya üzerinde durulmuştur. Ayrıca kabilenin sosyal, dinî ve kültürel hayatı hakkında bilgi verilmiş, Kays Aylân kabilesinin yaşadığı coğrafyada diğer kabilelerle kurmuş olduğu siyasî ve ekonomik ilişkiler ile kabilenin faaliyetleri incelenmiştir. İslâm dininin Mekke'de ortaya çıkmasıyla birlikte Kays Aylân kabilesinin gerek Mekke ve gerekse Medine dönemindeki genel durumu hakkında bilgi verilmiş ve kabilenin bu süreçlerde Hz. Peygamber'le olan ilişkileri ve İslâmlaşma süreci ele alınmıştır. Ayrıca kabilenin zikredilen süre içerisinde Dört Halife ile ilişkileri üzerinde durulmuştur. Anahtar Kavramlar: Adnânîler, Kays Aylân, Bedevî, Kabile, Câhiliye

Cahiliye DönemiHz. Muhammed DönemiKabileler+3
Ahmet Yılan
Hitit University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Hülâsatü'l-Beyân fî Tefsîri'l-Kur'an'da dönemin siyasi ve sosyal gelişmelerinin yansımaları

Çalışmamızda Konyalı Mehmed Vehbi Efendi'nin yazmış olduğu Hülâsatü'l-Beyân Fî Tefsiri'l Kur'an eserinde dönemin siyasi ve sosyal gelişmelerinin yansımaları ele alınmıştır. Çalışmamızın ilk bölümünde eserin daha iyi anlaşılabilmesi amacıyla yazarın eğitimi, yapmış olduğu görevler ve siyasi yönleri ele alınmıştır. Ayrıca bu bölümde eseri yorumlarken etkili olan düşünce yapısı ve dünya görüşü üzerinde durulmuştur. Bunun yanı sıra bu bölümde yorumlarında etkili olması münasebetiyle dönemin siyasi gelişmelerine değinilmiştir. Halk arasında kullanılan atasözleri ve deyimlerden bahsedilmiştir. Gaybî konuları görsel hale getirmesi açısından kullanmış olduğu benzetmelere yer verilmiştir. Sonuçta bu özelliklerin yaşadığı dönemde halk tarafından eserin sevilmesini ve tutulmasını sağladığı tespit edilmiştir. Çalışmamızın ikinci bölümünde toplumsal gelişmelerin esere yansımaları ele alınmıştır. Bu bölümde Batılılaşmanın, dönemin mimarisinin, teknolojinin, tıp ve biyolojinin, dini problemlerin ve ahlaki problemlerin esere nasıl yansıdığı tespit edilmiştir. Her dönemde farklı şekilde yorumlanan ve tartışılan konulardan olan kadın ve örtünme, şeriat ve faiz konularındaki görüşleri tespit edilmiştir. Ayrıca burada yaşadığı dönemde tartışma konusu olan Cuma gününün tatil olması meselesi ile ilgili görüşlerine de yer verilmiştir. Bu bölümde ele aldığımız konulardan Vehbi Efendi'nin büyük oranda yaşadığı dönemdeki toplumsal olaylardan etkilendiği sonucuna varılmıştır. Tezimizin son bölümünde ise dönemin siyasi olaylarının esere yansımaları üzerinde durulmuştur. Müellifin yaşadığı dönemin önemli olaylarından olan Balkan Savaşları ve Birinci Dünya Savaşı'nın esere nasıl yansıdığı tespit edilmiştir. Askerlik konusundan çokça bahsetmesi neticesinde bu konuyu ayetlerden temellendirmeye çalıştığı gözlemlenmiş ve bunda yaşanılan dönemdeki savaşların etkisinin olduğu sonucu çıkarılmıştır. Ayrıca burada devletle ilgili konuların esere yansımalarına değinilmiş, seferberlik ve milli mücadele döneminin esere yansımalarından bahsedilmiştir. Sonuç olarak Vehbi Efendi'nin dönemin toplumsal ve siyasal olaylarından büyük ölçüde etkilendiği tespit edilmiştir. Eseri yazmada ki amacının halka ve devlet ileri gelenlerine mesajlar vermek olduğu anlaşılmıştır. Dönemin sorunlarını eserine yansıtması bunu kanıtlar niteliktedir.

Kur'an-ı KerimMehmed Vehbi EfendiMehmed Vehbi Konevi+4
Muhammed Güleç
Hitit University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Ammâr B. Yâsir'in hayatı ve siyasi hadiselerdeki rolü

"Ammâr b. Yâsir'in Hayatı ve Siyasi Hadiselerdeki Rolü" konulu tez çalışmasında Ammâr b. Yâsir'in hayatı ve mücadelesi ilk kaynaklar ışığında ele alınmıştır. Kronolojik sıralama dikkate alınarak hazırlanan bu çalışmada, Ammâr b. Yâsir'in özellikle Fitne Dönemi'ndeki tavırlarının sebepleri ortaya koyulmaya çalışılmıştır. Tezimiz dört bölümden oluşmaktadır. Birinci bölüm olan Risalet Dönemi'nde; Ammâr b. Yâsir'in soyu, Müslüman olduktan sonraki hayatının Mekke- Medine'deki yılları ve Hz. Peygamber ile olan yakın ilişkisi incelenmiştir. İkinci bölümde; Ammâr b. Yâsir'in ilk üç halife dönemindeki hayatı ele alınmış, Hz. Ali taraftarlığının belirginleşmesinin seyri aktarılmıştır. Üçüncü bölümde; Hz. Ali'nin halifeliğinde Ammâr'ın aktif görev alışı ve Hz. Ali'ye olan desteği ortaya konulmaya çalışılmıştır. Son bölümde ise; Ammâr b. Yâsir'in kişiliği, hakkında söylenenler ve siyasi fikirleri tahlil edilmeye çalışılmıştır. Hz. Peygamber'in vefatından kısa bir süre sonra Müslümanlar siyasi anlaşmazlığa düşerek birbirleri ile mücadele etmek durumunda kalmışlardı. Bu siyasi anlaşmazlık sonraki yıllarda siyasi ayrılıklara ve itikadi kamplaşmalara dönüşerek günümüze kadar Müslümanları etkilemeye devam etmiştir. Bu çalışmada, siyasi mücadelenin aktörlerinden biri olan Ammâr b. Yâsir'in hayatı incelenerek bu ayrışmanın nedenleri bulunmak hedeflenmiştir. Anahtar Kavramlar: Ammâr b. Yâsir, sahabi, Hz. Ali, siyaset, hilafet

Ammar bin YasirDin-siyaset ilişkileriHadis+5
Ömer İslam
Hitit University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Yedinci haçlı seferi

Tez konumuzu teşkil eden VII. Haçlı Seferi 1248-1254 yılları arasında gerçekleşmiştir. VII. Haçlı Seferi; doğuda bulunan Haçlıların, Eyyubiler ve Harezmli askerler tarafından La Forbie (El-Harbiya) savaşında (1244), Hittin savaşından (1187) daha ağır bir yenilgiye uğratılmalarının bir sonucu olarak ortaya çıkmıştır. Bu sırada Avrupa; Almanya ve İtalya, II. Friedrich ve Papa arasındaki sorunlarla boğuşuyordu. Aynı zamanda Orta Avrupa'ya kadar ilerlemiş olan Moğolların etkileri de bu dönemde hala hissediliyor ve Moğol istilacılarının geri dönme ihtimalinin tedirginliğini yaşıyorlardı. 1245 yılında Fransa'nın Lyon kentinde bir konsil düzenlendi. Bu konsilde; Kilisenin sorunları, Kudüs'ün Müslümanlar tarafından alınması ve Moğol tehlikesi hakkında bazı kararlar alındı. Alınan kararlardan biri de Fransa kralı IX. Louis'nin önderliğinde İslam dünyasının en önemli merkezlerinden birisi olan Mısır'a düzenlenecek bir Haçlı Seferi olmuştur. Yedinci Haçlı Seferi, İslam dünyasına etkileri bakımından oldukça önemli bir konuma sahiptir. Haçlılar, Dimyat şehrini ele geçirdiklerinde Eyyubi sultanı Salih Necmeddin Eyyub ağır hastaydı ve Dimyat'ın ele geçirildiğini öğrendikten bir süre sonra vefat etmişti. Salih Necmeddin'in hayatta olan tek oğlu Tûrânşâh ise bu sırada Hısn-ı Keyfa'da bulunuyordu. Sultanın eşi Şecerüddür, ordudan ve halktan sultanın ölümünü gizleyerek Tûrânşâh'ı devletin başına geçmesi için haber gönderdi. Haçlıların Dimyat'ı alarak Mansura'ye ilerledikleri kritik bir dönemde bir felaketin önüne geçilmiş oldu. Tûrânşâh'ın Mısır'a geldiğini duyan ordu moral buldu ve Haçlılar'ın ilerleyişi durdurularak yenilgiye uğratıldı. Bu yenilgi sonucunda Haçlılar, 800,000 dinar fidye ödemek ve Dimyat'ı Müslümanlara teslim etmek zorunda kaldı. Savaşın kazanılmasından bir süre sonra Tûrânşâh'ın tavırlarından rahatsız olan Memlük grubu Tûrânşâh'ı öldürerek yerine üvey annesi Şecerüddür'ü sultan ilan etti. Böylece Mısır'da Eyyubi hakimiyetine son verilerek Memlük devri başlamış oldu. Eyyubi devletinin savaşı kazanmasının ardından son sultanları olan Tûrânşâh'ın öldürülmesi ile yerine üvey annesi Şecerüddür geçmiş ve Mısır'da Eyyubi ailesinin hakimiyeti son bularak Türk Memlüklerin hakimiyetinde Memlük Devleti kurulmuştur. Anahtar Kavramlar: Dimyat, IX. Louis, Salih Necmeddin Eyyub, Memlük.

El-Meliküs-Salih Necmeddin EyyubEyyubilerEyyubiler Devleti+5
Kübra Gül Özdemir
Hitit University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Hâkim-Biemrillâh ve saltanat dönemi

Şiî-İsmâili dailerce Rakkade'de kurulan Fâtımî devleti, adını Hz. Fâtıma'dan alır. Kurucuları Hz. Fâtıma ve Hz. Ali yoluyla Hz. Peygamber'in soyundan geldiklerini iddia etmişlerdir. Kuruluşundan kısa bir süre sonra İhşidiler devletini yıkarak Mısır'ı almış, Hicaz dâhil Suriye bölgesinde kendi adına hutbe okutmuş, dönemin en büyük sünni devleti olan Abbâsîlerin hem dini hem siyasi rakibi olmuştur. Fâtımîlerin altıncı halifesi Hâkim-Biemrillâh İsmâilî düşünceyi yayma konusunda önceki Fâtımî halifelerinden daha fazla gayret göstermiştir. Mezhebin düşüncesini yaymak için Dârülhikme başta olmak üzere eğitim müesseseleri kurmuş, mezhep tassubu ile Sünni Müslümanlara ve Gayrimüslimlere baskılar kurmuştur. Ayrıca Hâkim-Biemrillâh dönemi sürekli değişen sosyal, dini ve siyasi yasaklar ve bu yasaklara uymayanlara verilen aşırı cezalalarla da öne çıkmıştır. Özellikle yiyecek, içecekle ilgili yeni yasaklar getirmiş, kadınların sokağa çıkmasını yasaklamış, ezan ve ibadetleri kapsayan yeni kurallar koymuştur. Bunun yanında Hâkim, Mısır ve Kahire'nin imarında etkili olmuş başta Hâkim Cami olmak üzere günümüze kadar ulaşan eserler bırakmıştır. Hâkim'in saltanatının son dönemlerinde onun ilah olduğunu söyleyen Dürzi adında bir grup ortaya çıkmıştır. Bu yapı Hâkim-Biemrillâh sonrası yeni bir din haline gelmiştir. Hâkim-Biemrillâh'ın yasaklarına daha fazla dayanamayan kız kardeşi Sittülmülük iktidar muhalifleriyle iş birliği yaparak Hâkim'i öldürtmüş ve onun dönemine son vermiştir. Anahtar Kelimeler: Fatımîler, İsmâilîler, Hâkim-Biemrillâh, Dürzîler

DürzilerFatimilerHakim Biemrillah+7
Mehmet Ayın
Hitit University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

İslam mezhepler tarihinde mücessime

Allah aşkın bir varlıktır. Zat-ı İlahi zaman ve mekândan münezzeh, eşsiz, tek ve bir olan beşeri hiçbir özelliğe sahip olmayan yegâne varlıktır. İnsan ise sınırlı bir zaman ve mekâna sahip, duyularla idrak edebilen somut bir varlıktır. Bu nedenle insan duyular ötesi olan Rabbini hep merak etmiş, O'nun nasıl olduğunu araştırarak anlamaya çalışmıştır. Allah-u Teâla insanın merak duygusunu gidermek için farklı zamanlarda farklı beldelere peygamberler ile vahyini indirmiştir. Peygamberler aracılığıyla Allah, bir ve tek olan varlığı hakkında insanları bilgilendirmiştir. Allah, İslam aracılığıyla tüm insanlığa, bilinenden bilinmeyene hareketle Kur'an-ı Kerim'de kendi varlığını açıklamıştır. Müslüman âlimler de Allah'ı anlatırken Kuranı Kerim'i referans edinmiştir. Kur'an-ı Kerim Allah'ın varlığı ve birliği, eşsizliği konusunda net ifadeler içerir. Fakat Kur'an-ı Kerim'de, sonraki dönemlerde tartışma konularının ana unsuru haline gelen müteşabih ayetler de mevcuttur. Müteşabih ayetlerin bir kısmını oluşturan haberi sıfatların anlaşılması problemine âlimler farklı yöntemler geliştirmiştir. Bu yöntemler; ta'tîl, te'vîl, teşbih/tecsim yöntemidir. Mücessime mensupları, haberi sıfatları açıklarken tecsim/teşbih yöntemini benimsemişlerdir. Tecsim düşüncesinin ortaya çıkmasında etkili olan birçok faktör mevcuttur. Hz. Peygamber(sav)'in vefatından sonra Müslümanlar içerisinde fırka, mezhep gibi oluşumlar ortaya çıkmıştır. İslam, fetih hareketleriyle farklı dinin ve kültürlerin yaşadığı coğrafyalara ulaşmıştır. Farklı dini yaşantıyı bırakıp İslam'a yönelen kimseler kendi dini unsurlarıyla İslam'ı birleştirmişlerdir. Örneğin Yahudiler kendi dini hikâyelerini Müslüman olduktan sonra da anlatmaya devam etmişler fakat bunu İslam adına yapmışlardır. Hikâyelerindeki antropomorfist tanrı algısıyla Allah'ı açıklamaya giderek tecsimin İslam içinde yer almasında etkili olmuşlardır. Bunun dışında tecsim fikrinin oluşunumda etkili olan ilahi vahyin temelini oluşturan tevhid akidesinin temellendirilememesidir. Allah'ın zatında, sıfatlarında bir olduğunu kavrayamayan, bütün noksanlıklardan münezzeh olduğunu idrak edemeyen grup ve kişiler tecsim fikrine yönelmişlerdir. Bu düşüncenin doğuşundaki temel etken ise nasların zahirine göre yorumlanmasında aşırıya gidilmesidir. Tecsim düşüncesinin hâkim olduğu gruplara bakıldığında çoğunluğunun Gulat-ı Şia'dan olduğu görülmektedir. Bunun yanı sıra hulul düşüncesi hâkim olan gruplar da tecsimi benimsemişlerdir. Ehl-i Sünnet içerisinde bulunan ehl-i hadis taraftarlarından olan Haşviyye'nin de zahirilikte aşırıya giderek tecsim ve teşbihe ulaşan düşüncelerinin mevcut olduğu bilinmektedir. Tecsim düşüncesini öne çıkaran mezhep ise Kerramiyye'dir. Bu bağlamda bazı şahsiyetler de tecsimin yayılmasında etkili olmuşlardır: Mukatil b. Süleyman, Kehmes b. Hasan et-Temimi, Muhammed b. Kerram bunlardandır. Mücessime, müstakil bir mezhep ismi olmaktan ziyade tecsim düşüncesini benimseyen farklı mezhep, fırka ve kişilerden meydana gelen bir oluşumdur. Bu çalışma; tecsim düşüncesini benimseyenlerin kaynaklardan tesbitini sağlayarak müstakil bir başlık altında toplamaya çalışılmıştır. Mücessime tasavvurunun temelinde tecsim, yani insan biçimci tanrı tasavvuru yatmaktadır. Mücessime'ye mensup grup ve kişiler Allah'ın bir insan gibi şeklinin olduğunu iddia etmişlerdir. Allah'ın ruhunun bir insanda beden bulduğunu, yer ve mekân tuttuğunu, yarattıklarına benzer duygulara sahip olduğunu da belirtmişlerdir. Bu düşüncelerin İslam coğrafyasında cereyan etmesindeki en önemli etken ise vahyin dilini yanlış yorumlamaktan kaynaklıdır.

BenzetmeEhl-i sünnetHaberi sıfatlar+6
İlyas Sevici
Hitit University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Nureddin Mahmud Zengi ve İslam tarihindeki yeri

Nureddin Mahmud Zengi, XII. yüzyılda Zengi Devleti'nin hükümdarı, siyasi, askeri ve sosyal anlamda başarılı bir şahsiyettir. Nureddin Mahmud Zengi'nin Haçlılar ile olan mücadelesindeki başarısı onun şöhretinin esas sebebidir. Nureddin Mahmud Zengi, babası İmâdüddin Zengi'nin (1146) vefatının ardından Halep Hakimi olarak göreve başlamıştır. 28 yıllık iktidarlık döneminde devletinin; sınırlarını genişletmiş, refah seviyesini yükseltmiştir. Müslümanların, Haçlılara karşı gösterdiği direncin sembol isimlerinden olmuştur. XI. yüzyıl Selçukluların, Abbasilerin, Fatımilerin askeri ve siyasi anlamda kan kaybettiği bir yüzyıl olarak değerlendirilebilir. Devletlerin iç ve dış siyasetlerindeki sorunlar, bölgesel barışın ve huzurun bozulmasını da beraberinde getirmiştir. XI. yüzyılda Haçlıların Anadolu'ya gerçekleştirdikleri seferler bölgedeki dengeleri tamamen değiştirmiş ve tarihi akışa doğrudan etki etmiştir. Nureddin Mahmud Zengi döneminde de devam Haçlı etkisi onun siyasetine yön veren en önemli etken olmuştur. Urfa Haçlı Kontluğu, Antakya Prinkepsliği, Trablus Haçlı Kontluğu ile hem askeri hem de siyasi anlamda mücadele etmiş ve ciddi başarılar elde etmiştir. Nureddin Mahmud Zengi, Dımaşk ve Musul'u hakimiyeti altına almasının ardından Fâtımî Devleti'nin varlığına son vermiş, Müslümanların tek bir halifeye bağlılığını sağlamıştır. Nureddin Mahmud Zengi, sosyal anlamda da devletine önemli artılar kazandırmış bir şahsiyettir. İnşa ettirdiği medreseler, mescitler, hastaneler, adalet kurumları ile halkının ilgisini ve sevgisini kazanmıştır. Nureddin Mahmud Zengi'nin özellikle eğitim, adalet ve sağlık alanlarında gerçekleştirdiği yenilikler bu alanlar için yeni bir döneminde başlamasına katkı sağlamıştır. Çalışmamızın birinci bölümünde; Zengiler Öncesi Siyasi Durum ve Zengi Ailesi ile ilgili bilgilere yer verilmiştir. İkinci bölümde, Nureddin Mahmud Zengi; şahsiyeti, seferleri, askeri ve siyasi mücadeleleri incelenmiştir. Son bölümde ise Nureddin Mahmud Zengi'nin; idari iktisadi, dini, sosyal ve kültürel kurumları hakkında çalışılmıştır. Anahtar Kelimeler: Nureddin Mahmud Zengi, Zengiler, Haçlılar, II. Haçlı Seferi

Haçlı Seferleri IIHaçlılarNureddin Mahmut Zengi+3
Tuğçe Yıldırım
Hitit University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Abhazlar ve İslam tarihindeki yeri

Bir toplumun İslamlaşma sürecini incelediğimiz bu çalışmamızda, Abhazların İslamiyet ile olan ilişkileri ve bu dine bakış açıları aşama aşama tarihi veriler eşliğinde ele alınmıştır. Ayrıca Abhazya'nın yerli halkı ve kavmi yapısı da, etkileşim içerisinde bulundukları diğer milletlerle mukayese edilerek değerlendirilmiştir. Tezimizde başta Abhazlar olmak üzere Arap, Ermeni, Gürcü, Selçuklu ve Osmanlı gibi birçok kaynaktan istifade edilerek, farklı tespitlerde bulunulmuştur. İlk bölümümüzde Abhazların İslamiyet'ten önceki eski inançları ve o dönemki politik durumları ele alınmıştır. İkinci bölümümüzde Abhazların Müslümanlar ile karşılaşmaları ve onlarla olan mücadeleleri hakkında konular işlenmiştir. Üçüncü bölümümüzde Abhazya'da Osmanlı hakimiyetinden bahsedilmiştir. Bizans, Sasani, Moğol, Selçuklu ve Osmanlılar gibi dönemin egemen güçlerinin Abhazlar ile olan temasları kronolojiye hassasiyet gösterilerek ayrıntılarıyla birlikte analiz edilmiştir. Abhazya'ya yolculuk eden seyyahların, notları eşliğinde de o döneme ayrıca değinilmiştir. Kültür ve medeniyet başlığı altındaki son bölümümüzde ise Abhazlar arasında uygulanan hukuk, ceza sistemi, cenaze ve defin gibi birçok konuya temas edilmiştir. Sürgün döneminde Türkiye'ye göç eden bir kasaba da diaspora bağlamında örnek gösterilerek tezimizde teferruatlarıyla birlikte tetkik edilmiştir. Abhazların toplum içindeki hiyerarşik yapılarına, dil, kültür, anane ve adetlerine de konumuz sınırları dışına çıkmadan yer verilmiştir. Abhazların, Araplar ve İslam dininin sancaktarlığını yapan diğer devletler ile mücadeleleri dini bağlamda tahlil edilmiş; siyasi ve ulusal menfaatleri hakkında çeşitli sonuçlara ulaşılmıştır. Çalışmamızda Osmanlı arşivlerine ve birçok görsele ayrıca yer vererek içerik bakımından tezimizi zenginleştirme hususunda çaba sarf ettik. Abhazların genel olarak ne zaman İslamiyet'i kabul ettikleri konusunu ise bir sonuca ulaştırmak için gayretlerde bulunduk. Anahtar Kavramlar: Kafkasya, Abhazya, Çerkesler, Abhazlar, İslamlaşma

AbazalarAbhazyaDin+7
Ramazan Canbek
Hitit University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Büyük Selçuklu Devleti bürokrasisinde Nizâmülmülk etkisi

Selçuklular, hânedan adını ordu komutanı olan Oğuzlar'ın kınık boyuna mensup Selçuk Bey'den almıştır. Selçuk Bey yaklaşık 350/961 yıllarında Yenikent'ten yanındakilerle birlikte Cend şehrine göç etmiştir. İleri görüşlü olan Selçuk Bey, bu diyarda azınlık bir şekilde yok olmamak için Müslüman olmaları gerektiğini tefekkür etmiştir. Bunun sonucunda Selçuk Bey ve maiyetindekiler Müslüman olmuşlar ve Cend bölgesini yurt edinmişlerdir. Selçuklular zaman zaman Karahanlılara karşı, Sâmânîlerle iş birliği yapmışlardır. Gazneli Devletine karşı verdikleri mücadelede Dandanakan Savaşının ardından bağımsız bir devlet kurmayı başarmışlardır. Abbasî Halifesi Kâim-Biemrillâh'a küffar için cihat sözü vermişlerdir. Tuğrul Bey devlet bürokrasisinde çalışması için kalem ehlinden (İranlı) adamları Selçuklu Devleti'nde işe almaya başlamıştır. Nizâmülmülk, çok küçük yaştan itibaren babası sayesinde iyi bir eğitim almıştır. Babası ile birlikte Büyük Selçuklu Devleti'nin bürokraside kalem ehli aradıklarını öğrenince Çağrı Bey'in Belh valisi İbn Şâdân'ın yanında kâtiplik göreviyle işe başlamışlardır. Ancak İbn Şâdân'ın Nizâmülmülk'e baskı yapması ve iftira etmesi dolayısıyla, Nizâmülmülk onun yanından gizlice kaçıp Merv'e Çağrı Bey'in yanına gitmiştir. Çağrı Bey de Nizâmülmülk'ü oğlu Alparslan'a vezir tayin etmiştir. Böylelikle Nizâmülmülk'ün yaklaşık otuz yıl süren vezirlik hayatı başlamıştır. Nizâmülmülk, İdarî ve siyasi becerileriyle Alparslan'ın beğenisini kazanmıştır. Alparslan'ın Rumlarla yaptığı Malazgirt Savaşı haricinde bütün savaşlarda ve devlete karşı çıkan isyanlarda yanında yer almıştır. Melikşah'ın rakiplerini bertaraf ederek tahta oturmasında çok büyük yardımı olmuştur. Melikşah, bu sebeple Nizâmülmülk'ü Selçuklularda ilk defa "atabeg" tayin etmiştir. Devlet bekası adına risk teşkil eden Hasan Sabbah'la mücadele etmiştir. Uzun süren vezirlik görevinde devlet kademelerine yakınlarını getirmesi tepki çekmiştir. Melikşah ile arasını açmak adına entrikalar yapılmıştır. Sonunda Hasan Sabbâh tarafından düzenlenen bir suikast sonucu hayatını kaybetmiştir. Nizâmülmülk, orduya oldukça çok önem vermiştir. Devlet bürokrasisinin düzenini kurmuştur. Devlet kurumlarına getirdiği nizam ve askeri dehası onun şöhretini gün be gün artırmıştır. Üstün kişiliği sayesinde halk tarafından da sevilen bir insan olmuştur. Şii- Fâtımî tehdidine karşı Ehli-Sünnet akîdesini korumak için Nizamiye Medreselerini inşa ettirmiştir. İslâm eğitimi ve ilim adamlarına değer vermiştir. Devlet teşkilat ve idaresi ile ilgili konulara yer veren Siyâsetnâme adlı bir eser yazmıştır. Bu eser İslâm kültür ve medeniyetine katkı sağlamıştır. Nizâmülmülk çağında devlet nizamına kavuşmuştur. Kılıçla fethedilen devleti kalemle inşa etmiştir. Anahtar Kavramlar: Nizâmülmülk, Selçuklular, Devlet Bürokrasisi, Nizamiye Medreseleri, Siyâsetnâme.

BürokrasiBüyük SelçuklularNizamü`l-Mülk+5
Hacer Zekiye Karaarslan
Hitit University · Institute of Graduate Studies
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Hz. Muhammed dönemi Medine Yahudileri ile ilişkiler (Rudolf Leszynsky'nin "Die Juden in Arabien zur Zeit Mohammeds" adlı eseri bağlamında)

Bu çalışmada; 1910 yılında Berlin'de neşredilen Rudolf Leszynsky'nin "Die Juden in Arabien zur Zeit Mohammeds (Muhammed Döneminde Arabistan'daki Yahudiler)" isimli eseri ele alınmıştır. Leszynsky kitabında, Hz. Peygamber döneminde Medine ve çevresinde ikâmet eden Yahudileri, onların sosyal-siyasî hayatlarını ve Müslümanlarla olan etkileşimlerini ele almıştır. Dolayısıyla bu dönem incelenerek Leszynsky'nin temas ettiği konular araştırılmıştır. Onun öncesinde ise Oryantalizm ve Alman oryantalizmine dair açıklamalarda bulunulmuştur. Konuları daha iyi anlamak adına Oryantalizme katkı sağlayan Leszynsky'nin çağdaşı bazı oryantalistlere de değinilerek eserleri hakkında kısaca bilgi verilmiştir. İşlediği konu itibariyle önemli bir döneme ilişkin eser veren Rudolf Leszynsky'nin hayatı hakkında kısaca bilgi verilmiştir. Leszynsky, Abraham Geiger'in büyük yankı uyandıran "Was hat Mohammed Aus Dem Judenthume aufgenommen? (Muhammed Yahudilikten Ne Aldı?)" adlı eserine atıfta bulunarak, Hz. Peyagmber'in birçok öğretiyi Yahudilerden aldığını iddia etmiştir. İslâm tarihi kaynaklarında yer verilen konulara da değinen Leszynsky, bunları kendi bakış açısıyla değerlendirmiş ve çoğunlukla taraflı ifadelerle yorumlamıştır. Çalışmada İslâm tarihi ve oryantalist kaynaklar karşılaştırarak konulara açıklık getirilmeye, Medine Yahudilerine geçmeden önce Yahudiliğin başlangıcından itibaren Medine dönemine kadar geçen evreleri, yaşadıkları sürgünleri ve Tanrı ile yaptıkları ahitleri anlatılarak konu izah edilmeye, onların inanç esaslarına da değinilerek İslâmiyet ile benzerlik ve farklılıkları Leszynsky üzerinden kısmen ortaya konmaya çalışılmıştır. Yahudilerle ilişkilerin başlangıcı olan Hz. Peygamber'in Medine'ye hicretinden sonra, Müslümanlarla birlikte Medine'de bulunan gayri müslim kabileler arasında imzalanan antlaşmanın, Yahudilerle ilgili olan maddelerine ve sonucuna da kısaca değinerek Rudolf Leszynsky bağlamında, oryantalistlerin ve İslâm tarihçilerinin görüşlerini kaynakları ile karşılaştırarak tarafsız bir şekilde değerlendirme yapmaya özen gösterilmiştir.

Hz. MuhammedHz. Muhammed DönemiLeszynsky, Rudolf+4
Işıl Kaynak
Hitit University · Institute of Graduate Studies
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

Memlük-Haçlı ilişkileri (1250-1291)

Asker olarak yetiştirilmek üzere Mısır topraklarına getirilen Memlükler, kabiliyet, liyakat, disiplin, cesaret ve savaşçılık gibi üstün vasıflarıyla ön plana çıkmıştır. Tıbak denilen özel okullarda eğitim gören Memlükler, ilk önce hakim askeri sınıf, daha sonra ise yönetici elit kesimi oluşturmuştur. Memlükler, Haçlı şövalyelerini Mansûra'da bozguna uğratarak Eyyûbî Devleti'nin de otorite boşluğunu değerlendirip kendi isimleriyle adlandırılan Memlük Devleti'ni Mısır'da 648/1250 yılında kurmuşlardır. Müslümanların sıkıntılı bir dönem geçirdiği bir zaman diliminde kurulan Memlük Devleti, Moğol ve Haçlılarla yapmış olduğu mücadeleyle Müslümanların hamiliğini üstlenmiş ve İslam tarihinde önemli bir yere sahip olmuştur. Şecerüddür ve Aybek dönemi devletin kuruluş yılları olduğu için Haçlılarla mücadele edilmemiştir. Sultan Kutuz, 657/1258 yılında Bağdat'ı yerle bir eden, Abbasi halifeliğini ortadan kaldıran, Müslümanlar için büyük bir felaketin habercisi olan Moğolları, 1260 yılında tarihte ilk kez Aynicâlût savaşında yenerek Müslümanları büyük bir felaketten kurtarmıştır. Sultan Baybars, yeni kurulan Memlük Devleti'ni kısa zamanda teşkilatlandırarak, disiplinli bir ordu kurup Moğolların Müslümanlar üzerindeki baskısını kaldırmıştır. Haçlılarla mücadeleye Kaysâriyye'yi alarak başlayan Baybars, Haçlıların en önemli şehri olan Antakya'yı ele geçirmiştir. Daha sonra sahildeki ve diğer kalelerini almıştır. Antakya alındıktan sonra Suriye topraklarındaki Haçlılar giderek zayıflamıştır. Baybars, yaptıkları suikast ve cinayetlerle devlet adamlarına ve toplumun her kesimine korku salan İsmailiyye'leri (Haşhaşi) de ortadan kaldırarak topluma rahat bir nefes aldırmıştır. Ayrıca Moğol ve Haçlılara her türlü desteği sağlayan, Anadolu-Mısır ticaretine engel olan Ermenilere de büyük bir darbe vurarak Memlük Devleti'ni ekonomik yönden rahatlatmıştır. Sultan Kalavun, Memlük tahtına geçtikten sonra siyasi iç karışıklıklarla mücadele etmiştir. Kalavun, siyasi birliği sağladıktan sonra Müslümanlar için bir tehdit olan Moğolları, Humus savaşında yenmiştir. Daha sonra ise Suriye sahil bölgesindeki Haçlılarla mücadele ederek onlara ait stratejik öneme sahip Markab, Merrakiye, Lazkiye ve Trablus gibi önemli şehirleri ele geçirmiştir. Ermenistan üzerine yaptığı seferle de Müslüman tüccarların güvenliğini sağlamıştır. Sultan Kalavun, Akkâ kuşatması için hazırlık yaparken vefat etmiştir. Eşref Halil, Memlük tahtına geçince babası Kalavun'a söz verdiği Akkâ kuşatması için gerekli olan hazırlıkları yapmıştır. Daha sonra bütün Müslümanların desteğiyle Akkâ kuşatılmış ve diğer Haçlı kalelerini alarak Haçlıları Suriye topraklarından tamamen çıkarmıştır. Yine Memlük Devleti için tehlike arz eden, Moğol ve Haçlılarla iş birliği yapıp Müslüman tüccarlara saldıran Ermeniler üzerine de sefer düzenleyerek Ermeni tehlikesini ortadan kaldırmıştır. Anahtar Kavramlar: Memlük, Haçlı, Baybars, Kalavun, Eşref Halil.

13. yüzyılHaçlı seferleriHaçlılar+5
Musa Demir
Hitit University · Institute of Graduate Studies
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

21. yy. Almanca siyer literatüründe Hz. Muhammed tasavvuru (Tilman Nagel örneği)

Tarih boyunca oryantalistler, farklı perspektifler ve metodolojiler kullanarak Batı dünyasında Hz. Peygamber ile ilgili kapsamlı çalışmalar ortaya koymuş ve zamanla zengin bir literatür oluşturmuşlardır. Bu literatürün ilk müellifleri, İslâm dünyasında ve Bizans'ta kaleme alınan eserlerden faydalanmak suretiyle doğrudan veya dolaylı olarak Hz. Peygamber'in hayatına temas eden çalışmalar üreten din adamları olmuştur. Ancak bu yazarlar eserlerini genellikle reddiye niteliğinde hazırlamış ve Hz. Peygamber'e değinmelerine rağmen onu anlama gayreti içinde olmamışlardır. Aydınlanma ile kilise otoritesine ait etkinin azalması, bazı yazarların Hz. Peygamber hakkındaki çalışmalarında üslup ve söylem açısından farklı bir yönelime kapı aralamıştır. Bu değişimin temel nedenlerinden biri, Arapça siyer kaynaklarının Batılı akademisyenler tarafından keşfedilmesi ve süreç içerisinde Batı dillerine çevrilmesi olmuştur. 18. yüzyılın sonları ile 19. yüzyılın başlarını kapsayan ve daha çok bilimsel oryantalizm olarak tanımlanan dönemde, özellikle Almanya'da yürütülen İslâm araştırmaları büyük önem kazanmıştır. Siyer alanında kayda değer gelişmeler yaşanmış ve birçok Alman oryantalist yetişmiştir. Bu süreçte hem Batı'da hem de İslâm dünyasında etkili olan kurucu metinler kaleme alınmış, bu eserler temel alınarak 20. yüzyılda siyer malzemelerinin otantikliği ve güvenilir bir Hz. Peygamber biyografisinin yazılabilirliği konusunda metodolojik tartışmalar yürütülmüştür. Bahsi geçen geniş literatür ve süregelen metodolojik tartışmaların üzerine Almanca kaleme alınan modern çalışmalar ve müellifler dikkat çekmektedir. Bu çalışmaların arasında, Emekli İslâm Bilimci ve Şarkiyatçı Prof. Dr. Tilman Nagel'in eserleri öne çıkmaktadır. Bu nedenle araştırmamız da Tilman Nagel'in Hz. Peygamber'e ilişkin sunduğu bilgilerin analiz edilerek onun peygamber algısının ortaya konmasını amaçlamaktadır. Nagel'in kaynak tenkidine dayalı yaklaşımı ve tarihsel bağlam analizleri dikkat çekicidir. Ayrıca metodolojisi, oryantalist geleneğin klasik yaklaşımlarını sürdürmekle birlikte modern tarih anlayışının yöntemlerini içermesi bakımından özgün bir örnek olarak karşımıza çıkmaktadır. Çalışmamızın hedefleri doğrultusunda Nagel'in aktardığı veriler, temel siyer ve İslâm tarihi kaynaklarındaki rivayetlerle titizlikle karşılaştırılmıştır. Bir yandan rivayetler arasındaki benzerlikler ve farklılıklar değerlendirilirken, diğer yandan Nagel'in ileri sürdüğü iddiaların kökenleri incelenerek kapsamlı bir çerçeve oluşturulmuştur. Araştırma, oryantalist düşüncenin Hz. Peygamber algısına genel bir perspektiften yaklaşırken, Tilman Nagel'in Hz. Muhammed'e dair görüşlerini özel düzeyde ayrıntılı biçimde ele almaktadır. Çalışmamızda nitel araştırma yöntemlerinden metin merkezli inceleme teknikleri kullanılmıştır. Nagel'in akademik siyer metinleri, söylem analizine dayalı eleştirel içerik çözümlemesi yöntemiyle değerlendirilmiştir. Çalışmanın giriş bölümünde araştırmanın konusu, amacı, önemi, yöntemi, kapsamı ve sınırlılıkları ortaya koyulmuştur. Birinci bölümde Tilman Nagel'in hayatı ve eserleri ele alınarak Siyer metodolojisi ve kaynaklara yönelik yaklaşımına değinilmiştir. İkinci bölümde Hz. Peygamber'in Mekke'deki hayatı çerçevesinde vahiy öncesi hayatı ile bi'set'ten hicrete kadar yaşanan olaylar analiz edilmiştir. Üçüncü bölümde Hz. Muhammed'in askerî faaliyetleri ele alınırken, dördüncü bölümde ise şahsiyeti, özel hayatı ve getirdiği mesaj incelenmiştir. İddialar çerçevesinde gerçekleştirdiğimiz araştırmada şarkiyatçı ve aynı zamanda Emekli İslâm Bilimci Prof. Tilman Nagel'in siyer ilmine ve Hz. Peygamberin hayatına yaklaşımı İslâm Tarihi kaynakları temelinde tespit edilmeye çalışılmıştır.

İslam tarihi
Fahrettin Haliloğlu
Hitit University · Institute of Graduate Studies
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Mekke Dönemi ilk Müslümanlar

Bu çalışmada ilk Müslümanların Mekke dönemi ele alınmıştır. Onlar İslâm'ın ilk müntesipleri olmaları bakımından tüm Müslümanlar için önem arz etmektedirler. Onların İslam'a girdikleri dönemde halihazırdaki demografik durumları, sosyal ve ekonomik yapıları, kültürel durumları, İslam'a girişleriyle birlikte yaşadıkları rûhî ve zihni dönüşüm ortaya koyulmuştur. Araştırma esnasında Türkçe eserlerden faydalanmakla beraber ağırlıklı olarak klasik İslâm Tarihi kaynakları kullanılmıştır.

MüslümanlarSosyoekonomik yapıSuudi Arabistan-Mekke+2
Rıdvan Köse
Bursa Uludağ Üni̇versi̇ty · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Basra'da tarih yazıcılığı (Hicrî ilk iki asır)

Bu çalışma hicrî ilk iki yüzyılda İslâm dünyasının en önemli şehirlerinden birisi olan Basra'daki tarih yazıcılığını incelemektedir. Mezkûr iki asırda Basra, sahip olduğu kültürel ortam ve coğrafî konum itibariyle İslâm düşüncesinin teşekkülüne büyük katkılar sağlamıştır. İlk kelâmî mezheplerin, ilk zühd hareketlerinin ve ilk Müslüman filozofun bu şehirde zuhur etmesi onun İslâm düşüncesinin teşekkülündeki rolünü ortaya koymaktadır. Bu çalışmamız Basra'nın bu zengin ilmî ve kültürel ortamının tarih yazıcılığına etkilerini yine Basralı tarihçiler ve onların eserleri üzrerinden ortaya koymaktadır. Çalışmanın ilk bölümünde kısaca Basra'nın hicrî ilk iki asırdaki siyasî ve kültürel ortamından bahsedilmiş ardından Basra'da tarihçiliği başlatan etmenler ele alınmıştır. İkinci bölümde Basra'da örnekleri bulunan tarih yazım türleri hakkında bilgi verilerek bu türlere ait eserler tanıtılmıştır. Çalışmanın son bölümü hicrî ilk iki asırda Basra'da yetişen tarihçilerin hayatlarını ve ilmî çalışmalarını ele almaktadır.

BiyografiIrak-BasraOrta Çağ+2
Faruk Yüksel
Bursa Uludağ Üni̇versi̇ty · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
DoctorateOpen AccessTR

Vakıfların İslam iktisadının gelişmesindeki etkisi

İslam ülkelerinin medeniyet inşası ve kalkınmasında, toplumun çeşitli ihtiyaçlarının karşılanmasında ve insanların geneli için faydalı programların desteklenmesinde vakıfların büyük bir etkisi vardır. İslam tarihi, Peygamber Efendimizin (sav) döneminden günümüze kadar Müslümanların faydasına hizmet eden vakıf tecrübeleriyle doludur. MeşruiyetiniKur'ân, Sünnet ve İcma'dan alan vakıflar; camiler, okullar, kütüphaneler, yetimhaneler, hastaneler kurmakla yetinmemiş, hatta hayvanları ve çevreyi korumak için müesseseler kurmuşlardır. Hayır işlerini ve kalkınmayı desteklemek için inşa edilen bu vakıflara ait kayıtlar ve belgeler buna şahitlik yapmaktadır. Vakıf sistemi, sosyal yapının güçlendirilmesi konusunda büyük etkiye sahip olan çeşitli aktivitelerle, kurumlarla ve projelerle sıkı bir irtibat halindedir.Ayrıca vakıf sistemi; arazi, gayrimenkul ve üretim araçları gibi muhtelif servet türlerini, bunun yanı sıra dinî, iktisadi ve ictimai hayatın çeşitli alanlarını kapsayacak şekilde geniş bir yelpazeye sahiptir. Arap ve İslam toplumlarının ilerlemesinde ve gelişmesinde, ayrıca iktisadi kalkınmaya katkıda bulunan modern mevzuatın ortaya çıkmasında büyük önem taşıyan eğitim, bilgi ve bilimsel araştırma alanlarını destekleme konusunda vakıfların büyük bir etkisi bulunmaktadır. Araştırmanın önemi, vakıfların İslam iktisadı araştırmacıları nezdinde büyük bir yere sahip olmasından kaynaklanmaktadır. Zira vakıflar, eğitimi, sağlığı ve bilimsel ilerlemeyi destekleyerek iktisadi kalkınma üzerinde önemli bir rolesahiptir. Ayrıca tarım, sanayi ve ticaret sektörlerinin gelişmesine, toplumun üretim kapasitesinin artmasına ve istihdam düzeyinin yükselmesine, devlet üzerindeki yüklerin hafifletilmesine ve daha pek çok konuda katkısağlamışlardır. Bu nedenle vakıf sistemi, İslam ülkelerindeki ekonomilerin gelişmesinde ve diğer milletlere nazaran temayüz etmesinde büyük etkisi olan ve olmaya devam eden sistemlerden biridir. Bunların yanı sıra, İslam ülkelerinin geri kalmışlık tezahürlerinden mustarip olmaları, vakıfları, İslam toplumlarına hizmet edecek şekilde iktisadi kalkınmayı destekleme konusunda daha büyük bir role sahip olmaları yönünde onları zorlamaktadır. Bütün bunlar, konunun İslam Hukuku açısından ele alınarak incelenmesini gerekli kılmıştır. Buradan hareketle konuyu "Vakıfların İslam İktisadının Gelişmesindeki Etkisi" başlığı altında inceledik. Tez bir giriş, iki bölüm ve bir sonuçtan oluşmaktadır. Giriş kısmında araştırmanın amacı, önemi, metodu ve kaynakları hakkında bilgi verilmiştir. Birinci bölümde vakıf kavramı, vakfın meşruiyeti, rükünleri, tarihi, türleri, fonksiyonları ve karşılaştığı sorunlar ele alınmıştır. İkinci bölümde vakıfların iktisadi hayatın gelişmesine etkisi, iktisadi fonksiyonları, vakıf yatırımları ve destekleri, finansman temini ve ortaklık, vakıf işletmeleri, vakıfların eğitime katkısı ve sosyal hayattaki rolü gibi konular üzerinde durulmuştur. Sonuç bölümünde ise araştırma boyunca elde edilen bulgular özetlenerek önerilere yer verilmiştir. Böylece vakıfların İslam iktisadına etkisinin olup olmadığı, varsa nasıl bir etkisinin olduğu ve nasıl bir katkı sağladığı temel kaynaklar ışığında tespit edilmiş oldu. Araştırma neticesinde vakıfların, muhtelif rolleriyle, etki alanlarıyla ve yatırımlarıyla toplum ve birey üzerinde olduğu kadar iktisat üzerinde de olumlu ve önemli bir etkiye sahip olduğu ortaya çıkmıştır. Bizlere düşen, vakıfların toplum içindeki rolünü tıpkı önceki dönemlerde olduğu gibi, hatta daha iyi bir şekilde ihya etmek ve devam ettirmektir. Anahtar Sözcükler: Vakıf, İslam Hukuku, İktisat, Yatırım, İşletme.

Ekonomik gelişmelerVakıflarİslam ekonomisi+3
Lobna Jaber
Bursa Uludağ Üni̇versi̇ty · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Alî b. Muhammed b. İbrâhîm el-Hâzin ve er-Ravz ve'l-Hadâ'ik fî Sîreti Hayri'l-Halâ'ik adlı siyer eseri

Bu tez genel olarak Hâzin el-Bağdâdî'nin (678-741/1241- 1380) er-Ravz ve'l-hadâʾik fî tehzîbi sîreti hayri'l-halâʾik adlı eseri göz önünde bulundurularak rivayetlerin nasıl kullanıldığı incelenmiştir. Çalışmamız giriş ve iki ana bölümden oluşmaktadır. Giriş kısmında tezin konusu, amacı, kapsamı, yöntemi ve kaynaklarına dair bilgilere yer verilmiştir. Birinci bölümde Hâzin'nin hayatı, ilmî kişiliği, hocaları, eserleri, yaşadığı dönemin siyasi, ilmî ve kültürel ortamına dair bilgiler, tezin ana konusu olan siyer eserinin daha iyi anlaşılabilmesi için incelenmiştir. İkinci bölümde ise Hâzin el-Bağdâdî'nin er-Ravz ve'l-hadâʾik isimli eserinin genel özellikleri, nüshaları, baskıları, eserin kaynakları ve kaynak kullanımıyla birlikte eserdeki konular sırasıyla ele alınarak muhtevası incelenmiştir. Bunların yanı sıra eserin siyer yazımı açısından yeri ve önemi tahlil edilmiş ve nasıl bir geleneğin devamı olduğu ortaya koyulmaya gayret edilmiştir. Sonuç kısmında ise elde edilen bilgiler ışığında değerlendirmeler yapılmıştır.

Hazin el-BağdadiMemlüklerMemlükler Dönemi+2
Selim Yıldız
Bursa Uludağ Üni̇versi̇ty · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
DoctorateOpen AccessTR

İsmâilîliğin yeni Eflâtuncu dönüşümü: Ebû Ya'kub es-Sicistânî örneği

2./8. yüzyılda ortaya çıkmasına rağmen Abbâsîlerin baskıları nedeniyle gizli bir şekilde davetini sürdürmeye çalışan İsmâilîliğin 3./9. yüzyılın sonlarında özellikle Horasan-Mâveraünnehir bölgesinde serbest bir ortam bularak yayılması sonucunda entelektüel bir gelişim gösterdiği, bu gelişim doğrultusunda 4./10. yüzyıl başlarında Yeni Eflâtunculuğun etkisiyle dönüşüme uğradığı kabul edilmektedir. İslam düşüncesinin gelişiminde büyük bir etkiye sahip olan Yeni Eflâtunculuğun, mistik ve batınî bir görünüm arz eden İsmâilîlik üzerinde, söz konusu mistisizmin etkisiyle daha büyük bir nüfuza ulaştığı varsayılmaktadır. İsmâilîlikteki Yeni Eflâtuncu tesirin ve bu tesir sonucunda meydana gelen dönüşümün ne seviyede gerçekleştiğinin ortaya konması adına, söz konusu dönüşümün mimarlarından Ebû Ya'kub es-Sicistânî'nin düşüncelerindeki Yeni Eflâtuncu etkinin belirlenmeye çalışılması, araştırmanın amacını teşkil etmektedir. Araştırmada, Sicistânî'nin eserleri analiz edilerek fikirleri Plotinus'un düşünceleriyle karşılaştırılmış, ikisi arasındaki benzerlik ve farklılıklar belirlenmeye çalışılmıştır. Söz konusu analiz ve bu analiz sonucunda ortaya çıkan sonuçların değerlendirilip yorumlanması, araştırmanın yöntemini oluşturmaktadır. Plotinus'ta karşılığı bulunmayan görüşleri kapsam dışı bırakan araştırma, Sicistânî'nin Tanrı ve âlem görüşleriyle sınırlanmaktadır. Araştırmanın sonucunda, İsmâilîliğin Yeni Eflâtuncu bir dönüşüm yaşadığı ve bu dönüşüm sonucunda oluşan yeni İsmâilîliğin 4./10. yüzyıldan sonra standart hale geldiği kanısına varılmıştır. Ayrıca Plotinus'un düşüncelerinden büyük oranda etkilendiği müşahede edilen Sicistânî'nin, temsil ettiği İsmâilî öğretiyi sunarken söz konusu görüşlere sadık kaldığı ve onları inanç derecesinde benimsediği de sonuç olarak savunulabilir.

Din felsefesiMezhepler tarihiPlaton+6
Yusuf Sansarkan
Bursa Uludağ Üni̇versi̇ty · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
DoctorateOpen AccessTR

Hz. Peygamber dönemi savaş ekonomisi

Bu çalışmanın ana teması Hz. Peygamber dönemi savaş ekonomisidir. Bununla bağlantılı olarak Hz. Peygamber'in harpleri organize etmek için izlediği politikanın içeriği, savaşların iktisadî gerekçeleri, savaşların finanse edilmesi, savaş gelirleri ve gelirlerin iktisadî hayat üzerindeki etkileri ele alınmıştır. Araştırmamızın amacı, Müslümanların sosyal hayatında meydana gelen değişimlerde savaşların rolünü tespit etmektir. Bu bağlamda "Savaş sürecinin iktisadî hayat üzerindeki yansımaları nelerdir?" sorusu, yanıtlamaya çalıştığımız başlıca problemdir. Nitel araştırma yöntemini kullandığımız bu çalışmada, savaş ve ekonomi ilişkisini anlamaya yönelik temalar oluşturulmuştur. Birtakım olumsuz etkileri olmakla birlikte savaş sürecinin ekseriyetle Müslümanların lehine sonuçlandığı tespit edilmiştir. İslâm Devleti'nin ilk yıllarında ticaret, tarım, hayvancılık ve zanaattan oluşan geçim vasıtalarına ganimetler eklenmiş, idarecilik gibi yeni bir istihdam alanı oluşmuştur. Bu durum, başta devlet hazinesi olmak üzere Müslümanların gelirlerine ve iktisadî hayatın çeşitli alanlarına yansımıştır. Savaş gelirlerinin artmasıyla beytülmâl zenginleştiği için kamuoyuna yönelik harcamalarda devletin rolü gelişmiştir. Hayvancılık ve tarım gibi alanlarda önemli gelişmeler kaydedilmiştir. Medine'nin ilk yıllarında iktisadî zorluklarla mücadele eden Müslümanların hayat şartlarında kayda değer gelişmeler yaşanmıştır. Henüz kurumsallaşma aşamasındaki İslâm Devleti'nin kısa süre içerisinde elde ettiği bu kazanımlar ise Hz. Peygamber'in savaş ekonomisi sürecinde izlediği politikanın önemine işaret etmektedir.

GanimetHz. MuhammedHz. Muhammed Dönemi+2
Ahmet Kuray
Bursa Uludağ Üni̇versi̇ty · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

İslam medenı̇yetı̇nı̇n ortaya çıkışı, gelı̇şı̇mı̇ ve dı̇ğer medenı̇yetlerden farkları çağlar boyunca (El-Raşı̇dı̇, Emevı̇ler ve Abbası̇ler H. 590 yılına kadar)

Arap-İslam medeniyetinin incelenmesi, hem önceki hem de sonraki tüm diğer medeniyetler üzerindeki gelişimini ve hayatın çeşitli yönlerindeki ustalığını gölgede bırakan bir milletin tarihini içerdiğinden, en önde gelen ve geniş kapsamlı konulardan biridir. Bunun birinci nedeni, sağlam temellerini ve kurallarını Allah'ın Kutsal Kitabı'ndan ve O'nun Resûlü'nün biyografisinden almasıdır. Bu, önceki medeniyetlerden benimsediği bazı temellere ek olarak, hakiki İslam dinine uygun olanı alarak. Ve İslam medeniyetinde yazı her konuda olduğu gibi bazı problemlerde olmalıdır. Medeniyet ve en önemli dayanakları nelerdir? İkinci eksen, İslam medeniyetinin gelişimi etrafında döner, peki İslam medeniyetinin refah zirvesine ulaşana kadar geçirdiği aşamalar nelerdir, üçüncü eksen ise İslam medeniyetinin diğer Arap ve diğer medeniyetlerden farkı ile temsil edildi. -Arap, peki İslam medeniyeti ile diğer medeniyetler arasındaki fark noktalarının özü nedirVe İslam medeniyetinde yazı her konuda olduğu gibi bazı problemlerde olmalıdır. Medeniyet ve en önemli dayanakları nelerdir. İkinci eksen, İslam medeniyetinin gelişimi etrafında döner, peki İslam medeniyetinin refah zirvesine ulaşana kadar geçirdiği aşamalar nelerdir, üçüncü eksen ise İslam medeniyetinin diğer Arap ve diğer medeniyetlerden farkı ile temsil edildi. -Arap, peki İslam medeniyeti ile diğer medeniyetler arasındaki fark noktalarının özü nedir. Bu çalışma, İslam medeniyetinin ortaya çıkışının temellerini, şartlarını, özelliklerini, özelliklerini ve siyasi, idari, fikri ve kentsel açıdan gelişimini bilmeyi amaçlamaktadır. Şunu belirtmekte fayda var ki, İslam medeniyeti konusunda İslam sistemleri kitapları da dahil olmak üzere yazılmış bazı çalışmalar vardır ve bunların üniversite edebiyat, tez ve edebiyat çalışmaları da dahil olmak üzere kaynak ve referanslar listesinde oluşturduğumuz pek çok çalışma vardır. Araştırmacı Marwan bin Şuş'un Selçuklular dönemindeki ilmî hareketler ve İslam Doğusu üzerindeki etkileri üzerine yazdığı yüksek lisans tezinden bahsettiğimiz araştırma, Selçuklu dönemindeki ilmî hareketi diğer devirlerden bağımsız olarak sadece ele almıştır. Bu çağda bilimsel hareketin gelişimi için temel ve araştırmacı Ammar Abdel Rahman tarafından Şam'daki İslam mimarisi; Diğer İslam şehirlerinden değil, Şam'daki kentsel manzaralardan memnun olan.

AbbasilerBilimDin+6
Jawad Kadhim Rasham Al-hraıshawı
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00

Related subjects