Literary works
461 theses under this subject heading
Balkan Antantı ve Türk Edebiyatı: Cumhuriyet devrinde Balkanlara dönük edebiyatın doğuşu ve gelişmesi
1930'ların kültür ve sanat hayatı gözden geçirildiğinde, Türk edebiyatında Balkanlara yönelik yeni bir ilginin oluşmaya başladığı görülmektedir. 1930 başlarında imzalanan Balkan Antantı ve çeşitli ikili anlaşmaların ardından başlayan büyük Balkan göçlerinin de tesiriyle, Türkiye kamuoyunda Balkanlara yönelik ilginin had safhalara ulaştığını söylemek mümkündür. Dönem boyunca ortaya çıkan gelişmeler gerek yönetici sınıflar, gerekse halk üzerinde Balkanlara yönelik ilgiyi beslerken, Osmanlı dönemine ait yaşanmışlıkları gün yüzüne çıkarmaya ve ortak hafızayı harekete geçirmeye başladığı görülmektedir. Bu gelişmeler aradan fazla bir zaman geçmeden edebiyata da yansımış, Balkanlara yönelik sayısız inceleme ve araştırmaya, makale yazımına, seyahatnamelere vücut vermiştir. Bunun yanı sıra doğrudan edebî verimler olarak şiir, hikâye ve roman alanında da dikkate değer gelişmeler kaydedilmiştir. İlgili dönem şimdiye kadar uluslararası ilişkiler ve Cumhuriyet tarihi bağlamında ele alınmış olmakla beraber, dönem içi gelişmelerin edebiyata yansıması bakımından müstakil bir değerlendirmeye tabi tutulmadığı görülmektedir. Bu bakımdan, 1930'larla İkinci Dünya Savaşı sonrası dönem arasında gerek önemli edebiyat-sanat dergilerinde ve gerek kitap olarak yayımlanan edebî verimlerin tespiti üzerinden Balkanlara yönelik edebiyatın boyutlarının ele alındığı bu tezde, dönem boyunca ortaya çıkan inceleme, makale, seyahatname, şiir, hikâye ve roman türündeki eserler topluca değerlendirilmeye çalışılmaktadır. Anahtar Kelimeler: Balkan Antantı, Balkan Göçleri, Balkanlara yönelik edebiyat, Balkan dillerinden tercümeler.
İstanbul Sanat ve Edebiyat dergisi (1953-1957) inceleme-dizin
Bilindiği gibi 1950'lerin başında Türkiye'deki siyasi ortam köklü şekilde değişir. Bu değişim toplumun pek çok alanı gibi kültür, sanat ve edebiyat ortamlarını da etkilemiştir. Örneğin çok partili dönemin başlaması ile sanat ve edebiyatta çok sesliliğin geliştiği ifade edilebilir. Özellikle genç kesimin çıkardığı çok sayıda dergi bu ortamı zenginleştirir. Ancak çıkan dergilerden pek çoğu da kısa sürede kapanır. Böyle bir ortamda İstanbul Sanat ve Edebiyat dergisi Mehmet Kaplan öncülüğündeki geniş kadrosu ile edebiyat ve fikir dünyasında dikkat çeker. Mümtaz Turhan, İbrahim Kafesoğlu, Ahmet Kutsi Tecer, Sait Faik Abasıyanık, Âsaf Hâlet Çelebi, Tarık Buğra gibi sanat ve bilim alanının önemli isimleri derginin kaliteli içeriğinde pay sahibidir. Buna rağmen derginin akademik ortamda günümüze dek gözden kaçırıldığı anlaşılmaktadır. İstanbul Sanat ve Edebiyat, Kasım 1953'ten Şubat 1957'ye dek otuz dokuz sayı devam eder. Bu dönemde, ülkenin hemen her alanda tesiri altında kaldığı koşulsuz Batılılaşma fikrine alternatif getirmeye çalışır. Türk-İslam-Batı sentezi şeklinde ifade edilebilecek düşüncesini yalnız teklif etmekle kalmaz. Düşünce ve sanat alanındaki yazılı ve görsel metinleri ile bu yaklaşımı tatbik eder. Bu sayede İstanbul Sanat ve Edebiyat dergisi, Türkiye'nin modernleşme sürecinde izleri görülen söz konusu sentez teorisine Cumhuriyet sonrası dönemde canlı, yenilenmiş ve incelemeye değer bir örnek sunar. Anahtar Kelimeler: İstanbul Sanat ve Edebiyat, Mehmet Kaplan, Mümtaz Turhan, 1950'lerde edebiyat ortamı, Turgut Atasoy.
Orhan Okay ve eserleri
Orhan Okay edebiyat tarihçiliği ve tenkitçiliğinin yanında önemli bir akademisyen ve düşünce adamıdır. Vefatına kadar geçen süre zarfında Yeni Türk edebiyatı alanına önemli bilimsel çalışmaların yanı sıra yüzlerce makale, tenkit ve denemeler, hatıra metinleri kazandırmıştır. Akademisyenliğinin dışında üretken bir yazar olan Orhan Okay, Nurettin Topçu, Ahmet Hamdi Tanpınar, Mehmet Kaplan gibi önemli isimlerden etkilenmiştir. Hocası Mehmet Kaplan'dan edindiği metodik tutuma bağlı kalarak bilimsel çalışmalarını şekillendirmiştir. Kaleme aldığı bilimsel metinler ve sanat verimleri okuyucular üzerinde tesir meydana getirirken, dil ve üslûp özellikleriyle de ayrıca dikkat çekerler. Akademik sahada şimdiye kadar yapılan çalışmalarda Orhan Okay'ın genellikle biyografisinin ve eğitim anlayışının incelendiği görülmektedir. Buna karşılık onun bilim ve sanata dair eserleri ve makaleleri özel olarak incelenmemiş; etkilendiği düşünür ve hocalar, yaşadığı değişim ve kırılmalar detaylı bir şekilde ele alınmamıştır. Yaptığımız çalışmada Orhan Okay'ın biyografisinin yanı sıra bilim ve sanat çalışmaları esas alınmış, onlar üzerinde yoğunlaşılmıştır.
Osmanlı İmparatorluğu'nda sipariş tercümeler: 1299-1730 (III. Ahmed'e kadar)
Bu çalışmada, Anadolu Beylikleri Dönemi de dâhil edilerek Osmanlı'nın kuruluşundan itibaren yapılmış ve tercüme eserlerin, kültürel iktidar bağlamında incelemesi yapılmıştır. Osmanlı tercüme literatürünün, bir saray hamisinin özel sipariş ve emirleriyle oluşturulmuş tercüme eserlerine odaklanılmıştır. Yapılan kapsamlı tasnif sonucu eserler dînî; riyâzî, müşterek, tabiî ilimler ile dil ve edebiyat ilimleri şeklinde başlıklara ayrılmıştır. Bu başlıklar altındaki sipariş tercüme eserler grafiklendirilerek elde edilen sayısal veriler yorumlanmıştır. Kültürel iktidar bağlamında ilk dört ilim grubunun değerlendirmesi tezin ikinci bölümünü oluştururken, dil ve edebiyat tercümeleri, III. Ahmed'e kadar tahta geçen padişahlara göre başlıklandırılarak, takip eden bölümde değerlendirmeye alınmıştır. Değerlendirmelere sadrazam; şeyhülislam, beylerbeyi, paşa ve farklı kademelerden ağaların siparişleriyle yapılan tercümeler de dâhil edilmiştir. Böylece Osmanlı İmparatorluğu'nun kültürel altyapısının oluşmasında, tercüme faaliyetlerinin saray yani iktidar tarafından nasıl araçsallaştırıldığı, siyasi ve kültürel politikalarda sürekliliğin sağlanması adına tercüme mekanizmasının kimler tarafından yürütüldüğü bütüncül bir bakış açısıyla ortaya koyulmaya çalışılmıştır.
The profane vs. The sacred in medieval theatre
This work aims to discuss the sacred and its representations in medieval drama by focusing on the character of the Devil in medieval plays. In this work; contrary to the notion that the Devil is a figure of profane and the first example of the secularization of the medieval drama; the Devil is taken as an example of representation of the sacred. This work consists two chapters. In section one, the researcher dealt with the the cognitive and social situation of medieval society. First, the dynamics that constitute the medieval society are discussed. Afterwards, the correlation between theatre and church is handled. In chapter two, the focus is on the character of the Devil. The concept of the Devil is in Medieval period is dealt with via oppositional thinking. In addition, The Devil in cycle plays; The Creation and The Fall of Angels, The Fall of Man, The Deliverance of Souls; is analysed to support the argument of this thesis.
David Foster Wallace'in eserlerinde ahlaki ve etik konular
David Foster Wallace's works and the period post-postmodernism display a link. The ethical and moral concerns of David Foster Wallace's works in the meaning of post-postmodernism is explained. This thesis will discover the ethical and moral values and the consistency in the meanings of post-postmodern via Wallace's works. These create and improve the analysis of Wallace's work and the scholarly comprehension of the very last history. This gives a unique and imperative use of the language of a growingly vast form. Wallace's writing and his figure of depression are analysed in terms of moral and ethical concerns in post-postmodern literature. Also, to elucidate what post-postmodern should mean, it brings together a significant part of recent literary theory in its multiple styles. It demonstrates the benefits of research of Wallace's work and the use of post-postmodernism for a diversity of critical projects. The present thesis contributes the insight into Wallace's writing by providing an outline of his work and presenting an analysis of the minor and major text, interviews, fiction and nonfiction. In this thesis, two works "Brief Interviews with Hideous Men" short story collection, "Consider the Lobster" collection of essays and two short stories that Wallace penned in different periods of his career are analysed in terms of ethics and morality and also examined the concept of depression as a developing literary and social critique.
Mark Ravenhill'in oyunlarindaki mitsel motifler
The focus of this study is to discuss the mythical motifs in Mark Ravenhill's plays; Shopping and Fucking, Faust is Dead and Some Explicit Polaroids, in relation to their positioning in the postmodern culture with the liberal capitalist systems. The concepts of relationships as a site of economic exchange, the quality of choice in market economies, free will, subject, knowledge and power are investigated through the theories of prominent postmodernist philosophers such as Gilles Deleuze, Felix Guattari, Michel Foucault and Francois Lyotard. Moreover, the provocative nature of the plays as a part of being representative of in-yer-face theatre is further explained in its historical and socio-cultural context. Such investigation not only brings political issues to the forefront, emphasizing the cultural change and its impact on individual lives but also the change in theatrical concepts of their milieu. Shopping and Fucking investigates the autonomy of the individual, the idea of sacrifice and suffering as a way to come to self-realization, the body as a place of control in authenticating the self and sexual relationships as a site of transaction. Faust is Dead explores the issues such as alienation, the loss of faith in the progress of man, the authenticity of experience, desire and the reconcilability of the phenomenal and noumenal worlds. In the last play, Some Explicit Polaroids examines the hedonism and the capitalist values that the younger generations adopt, contrasted with the values of older generations, the positivist decay experienced by twenty-somethings which is also a part of capitalism, the masculinity crisis, violence and abuse on the body and the transition from disciplined to controlled societies.Also, shopping myth which was found to be encompassing all the plays was inverted by the playwright through transforming the act of shopping from being personal and limited to the objects to be public and including humans and their emotions.
Une etude du point de vue du roman d'anticipation sociale postmoderne: La carte et Le Territoire de Michel Houellebecq
Michel Houellebecq is currently one of the most widely read contemporary French authors worldwide. It is clear that Houellebecq describes the decline of Western society and the loss of identity of postmodern society to the world. Michel Houellebecq's social postmodernist novel La Carte et Le Territoire focuses on the changes and upheavals of the 1950s and 1975s, which led to the emergence of a consumer society and a society of individualists. Houellebecq clearly criticizes the situation of man enslaved by the objects that perpetually surround him, and which are the consequences of the industrial revolution, capitalism and technology that transform man and the world towards an unexpected decadence. The novel shows the decline of Western society, as the emergence of capitalism, the consumer society and the deterioration of current human relations have undoubtedly deeply affected human life. However, the socio-economic crises, the disasters created by the two world wars and the great technological and scientific changes of the twentieth century put an end to the happiness of man in the future. Therefore, postmodernism aims to criticize all situations that have dehumanized man from his happiness and his hope for the future. This work aims to study Michel Houellebecq's La Carte et Le Territoire as a novel of postmodern social anticipation that relates the decadence of man in the next 30 years. Key Words: Anticipation, Decline, Michel Houellebecq, Postmodernism, Novel Michel Houellebecq est actuellement l'un des auteurs contemporains français les plus lus dans le monde entier. Il est clair que Houellebecq décrit le déclin de la société occidentale et la perte d'identité de la société postmoderne dans le monde entier. Houellebecq critique clairement la situation de l'homme, asservi des objets qui l'entoure perpétuellement, et qui sont les conséquences de la révolution industrielle, du capitalisme et de la technologie qui transforment l'homme et le monde vers une décadence inattendue. La Carte et Le Territoire montre le déclin de la société occidentale, car l'émergence du capitalisme, la société de consommation et la détérioration des relations humaines actuelles ont sans aucun doute profondément affecté la vie humaine. Cependant, les crises socio-économiques, les désastres créés par les deux guerres mondiales et les grands changements technologiques et scientifiques du XXème siècle mettent fin au bonheur de l'homme dans l'avenir. De ce fait, le postmodernisme a pour but de critiquer toutes les situations qui ont déshumanisé l'homme de son bonheur et de son espoir pour l'avenir. Le roman La Carte et Le Territoire de Michel Houellebecq s'intéresse aux changements et bouleversements des années 1950-1975 qui suscitent la sortie d'une société de consommation et d'une société individualiste. Ce travail vise à étudier La Carte et Le Territoire de Michel Houellebecq comme un roman d'anticipation sociale postmoderne qui relate la décadence de l'homme dans les 30 prochaines années. Mots Clés : Anticipation, Déclin, Michel Houellebecq, Postmodernisme, Roman
Historische Transformation der literarischen Werke im Kontext von neuen Medien: Vereinfachte deutsche literarische Hörbücher aus der Perspektive von Fremdsprachenstudenten
Der digitale Aufstieg und das steigende Bedürfnis nach unverzüglicher Information, Kommunikation, Authentizität und Aktualität sind die Anforderungen des gegenwärtigen Lebensstils. Da ein Leben ohne Computer und Internet in der heutigen Gesellschaft nicht zu vorstellen ist, ist auch nicht zu leugnen, dass die Nutzung der Werkzeuge der neuen Medien zur Erleichterung des Informationstransfers führt. Mit dieser Magisterarbeit wurde intendiert, die Auswirkungen des heute im Fokus stehenden Begriffs Neue Medien und deren Produkt das Hörbuch auf Fremdsprachenerwerb aus unterschiedlichen Sichten aufzuzeigen. Denn die neuen Medien sind in den aktuellen Unterrichtstheorien und bei der Gestaltung des Fremdsprachenunterrichts präsent. Es gilt aber zu beachten, wie und welche Sprachkompetenzen zur Geltung gebracht werden können. Um sich auf die entstehenden Fragen mit der vorliegenden Arbeit zu nähern und die Realität der Mediennutzung und ihre Defizite zu beleuchten wurde eine empirische Forschung im Rahmen der sprachlich vereinfachten Hörbücher durchgeführt. Diese Untersuchung wurde im Zusammenhang eines Seminars für das Leseverstehen mit Teilnahme von 54 Studenten gestaltet. Die Studie hat sich zum Ziel gesetzt, die Vor- und Nachteile vom Hörbuch im Fremdsprachenerwerb und zur Entwicklung der Fremdsprachenkompetenzen aufzuzeigen. Des Weiteren wird intendiert eine Antwort darauf zu finden, ob es ein Faktor den Unterricht zu bereichern, die Motivation zu steigern, Ermittlung von verschiedenen Didaktiken ist. Basierend auf die Befunde der aufgrund dieser Ziele durchgeführten Untersuchung wurde festgestellt, dass die Studenten mit dem Konzept des Hörbuchs nicht vertraut waren und daher im Prätest sich verzögernd zu dem Hörbuch äußerten. Dementsprechend bevorzugen mehrere Befragte im Nachtest ein Hörbuch gegenüber einem gedruckten Buch als ein Zusatzmaterial für die Entwicklung ihrer Sprachkompetenzen, für die Steigerung der Motivation fürs Lesen und für die Entwicklung ihrer Lesetechniken und- strategien. Außerdem sind die multimedialen Eigenschaften der Hörbücher hilfreich für die Verbesserung der Konzentration beim Lesen. Unter Berücksichtigung des Wunsches der Teilnehmer nach alternativen Medien und Anspruch auf mehrere Sinne der Materialien, lässt sich festhalten, dass die Zögerung gegenüber neuen Medienprodukte aufgrund Unkenntnis ist. Laut Ergebnisse der Studie sollte der Einsatz von Hörbüchern in den Unterricht für das Leseverstehen berücksichtigt und für die Entwicklung mehrere Kompetenzen im Fremdsprachenlernprozess angewendet werden. At the beginning of the elements that make up today's lifestyle are the increasing needs for instant access to information, communication, originality and actuality with the digital rise. Since a life without computers and the Internet cannot be imagined in today's society, the convenience provided by the use of new media in information transfer becomes undeniable. With this study, it is aimed to show the concept of new media, which has become the focal point in the current century, and to investigate the effects of audiobook, which is a product of it, on foreign language learning from different perspectives. Because new media is incorporated into contemporary teaching theories and design of foreign language teaching. However, the critical concern at this point is that it is necessary to pay attention to which language skills can be gained and how. Within the framework of linguistically simplified audiobooks, an empirical research was carried out in order to find answers to the questions raised by this study and to focus on the deficiencies of students by addressing their media use skills. The research was designed with the participation of 54 students who are enrolled in the reading comprehension course. The aim was to clarify the advantages and disadvantages of audiobooks in foreign language learning and development of foreign language learning skills. In addition, an answer is sought to the question of whether it is a factor in enriching the course content, increasing motivation, and acquiring different strategies in language learning. Based on the results of the research, it was determined that the students abstained from them in the first survey because they did not have full knowledge of audiobooks. Therefore, more participants in the second survey than in the first survey preferred audiobooks instead of printed books as additional material to improve their language skills. It was observed that audiobooks helped students to keep their learning motivation high and improved their reading skills. In addition, the multimedia feature of audiobooks helped to increase concentration during reading. Considering the participants' desire for alternative information transfer tools and the materials they use to appeal to many senses, it can be interpreted that their hesitations about new media stem from ignorance. Based on the results of the research, it is thought that it would be beneficial to use audiobooks as supporting learning material for in-class reading comprehension lessons, in the context of developing language skills.
Tarihsel roman çözümlemesi örneği: Pierre Miquel'in Çanakkale Cehennemi adlı romanı
Kuramsal birçok tartışmaya konu olan ve okurlarda oldukça merak uyandıran, ayrıca romanın alt türlerinden birini oluşturan tarihsel roman, yazın dünyasında son yıllarda roman yazarları arasında önemli ölçüde ilgi görmektedir. Yazarın, tarihsel bir dönemi ya da olayı, tarihsel gerçekler ışığında kurgusal bir öyküyle okura aktardığı bu roman türü, tarih ile yazını birleştirerek okurun tarihsel döneme ve olaylara farklı bir açıdan bakmasını sağlamaktadır. Bu bağlamda romanın tarihsel olayları aktarma sırasında, yazınsal nitelikli, akıcı ve coşkulu olması gereğinden hareketle, yazar sadece anlatının tarihsel boyutunu değil; aynı zamanda yazınsal boyutunu da dikkate alır. Üstelik yazar bu roman türüne, okurlarda tarih bilinci yaratmak gibi eğitsel bir yararlılık işlevi yükler. Tarihsel roman en yalın ifadeyle kurgu ve tarihsel gerçeğin karışımıdır. Yazarlar, tarihsel bir dönemi sahneleyerek, resmî belgelerin tamamlayamadığı veya eksik bıraktıklarını doldurarak kişisel yorumlarını eklerler. Tarihsel roman sadece gerçeklerin kronolojik bir sırayla anlatıldığı bir yapıt olmayıp; bir olayın veya bir tarihsel dönemin atmosferini yansıtarak meydana gelen gerçeklerin mantıklı açıklamalarını sunar. Bir romanın tarihsel roman olarak kabul görmesi için öykülenme zamanı ile romana konu olan olaylar arasında belli bir sürenin geçmiş olması gerekir. Kısaca sıralanan tarihsel romanın nitelikleri göz önünde bulundurulduğunda, Çanakkale Cehennemi'nin Çanakkale Savaşı'nı gerçeklere bağlı fakat kurgusal birii yapıyla aktarışı, savaşa dair yorumları, hikâye zamanıyla romanın arasındaki süre gibi nitelikleri nedeniyle tarihsel roman türünde bir yapıt olduğu değerlendirilebilir. Tezde tarihsel roman kuramının tanımıyla birlikte özellikleri sıralanarak gelişimini ve türün çeşitli ülkelerdeki öncülerine yer verilmiştir. Verilen kuramsal bilgiler, alanın kuramcılarının belirlediği ölçütler çerçevesinde Fransız tarihçi ve yazar Pierre Miquel'in Türkçeye Çanakkale Cehennemi olarak çevrilen L'enfer des Dardanelles adlı yapıtı incelenmiştir. Geçmişi, gerçeklere sadık kalarak kurgusal olaylar ve kişileri harmanlayarak okura keyif verici bir şekilde aktaran Çanakkale Cehennemi, tarihsel roman kuramına uygunluk açısından yetkin bir örnek oluşturduğu saptaması yapılmıştır. Pierre Miquel, Çanakkale Savaşı'nı roman kişilerinin tanıklıkları ve yaşanmışlıkları doğrultusunda kesitsel olarak sergilediği romanında, bir yazar olarak tarihçi kimliği ve tarih bilgisi kadar, yazınsal yeteneğe sahip olduğunu da kanıtlar. Sonuç olarak, Türk tarihi ve yazınında önemli bir yeri olan Çanakkale Savaşlarına ilişkin farklı gözlem ve olayların, tarihsel roman teknikleri çerçevesinde tarihsel gerçekliklerine ve tarihsel romanın tanımının gerektirdiği ilkeler doğrultusunda hem tarihsel belgelere dayandırılarak hem de yazınsal bir tür olarak roman gerçekleri doğrultusunda kurguyla yoğrularak öykülendiği tespit edilmiştir. Olayların anlatılmasında yazarın oluşturduğu kurgu evrenine uygun olarak tarihsel kişiliklerin yanı sıra kurgusal kişiliklere yer verildiği gözlenmiş ve tezimizde hangi kişiliklerin tarihsel, hangilerinin kurgusal olduğu belirtilmiştir. Çanakkale Cehennemi'nin ana izleği olan Çanakkale Savaşının yabancı bir yazarın bakış açısından anlatımı hem tarihsel hem de yazınsal bakımdan ilgi çekmektedir.
The myth of Loki revised in the Gospel of Loki and Loki: Where mischief lies
Rewriting myths existed since Renaissance and it is still a popular practice today. Especially in a postmodernist sense, rewriting aims to give voice to the other, to the slighted, marginalised characters. Therefore Loki as the god who is not worshipped and as the villain among the gods who brings apocalypse known as Ragnarok, finds the opportunity to be a hero in the contemporary literature. Also known as the trickster god, Loki possesses the qualities of a universal figure that is the trickster; he plays tricks, he deceives and lies, he brings chaos, however, he gains more human characteristics and moves away from being a primitive character whose only goal is to satisfy his selfish needs. Loki has his own thoughts and feelings expressed in depth and he becomes the hero in a society where binary oppositions and strict categorisation is rejected.
The young adult as a savior in the dystopian novel Divergent by Veronica Roth
In this study, the place and importance of dystopia in young adult literature, which is very popular today, is explained. The purpose and consequences of reflecting children in young adult literature as saviors in this genre of literature were discussed. The reader is given the opportunity to think and question whether the children who are now enslaved by technology can take on the role of saviors in the possibly terrible future that awaits us. In the dystopian fiction, brainwashing, mind control, fear, torture, death and resistance, and the government's pressure and understanding of discipline are explained in detail. The fact that this kind of society causes a trauma on young adults, the hero's journey of self-discovery by establishing connections between the past and the future thanks to the traumatic experiences he also had in his childhood were investigated with Veronica Roth's book Divergent. These themes are discussed by considering the heroic journey of the main heroine Beatrice Prior, who plays the role of savior in the novel Divergent, which is an example of dystopia in young adult literature.
Revising the heroic tandem in Louis de Bernieres' Captain Corelli's Mandolin
This study has a modest and limited aim to describe the flexibility of the heroic concept, images of the heroic tandem and phenomena of masculinity, gender issues and sentiment which are to be found throughout Louis de Bernieres' novel Captain Corelli's Mandolin. Louis de Bernieres' novels are quite complex and notewothy to analyze in relation to myth. Considering the novel Captain Corelli's Mandolin, it can be said that it is a work which handles myth as a medium in order to demonstrate and question psychological dilemmas and human existence in a postmodern world. In the view of fact that Carlo Piero Guercio, Captain Corelli and Pelagia are presented as hero and heroines in the contemporary world. The concept of the gender is also vital aspect in the novel in order to explain the heroism concept in the novel. In this respect the novelist opens various gates in order to re-think myths in an original way. Therefore, he plays with the mythical stories, he deconstructs and then reconstructs them in the way of thinking contemporary understanding of heroism. Accordingly, his main aim is to show how new meanings occur in the eyes of contemporary people. From this point of view, this study displays the importance of heroic tandems and how their relationships are in the past and revised versions of heroic tandems in a postmodern work Captain Corelli's Mandolin.
Sezai Karakoç'un düşünce yazılarında yer alan değerler
Geniş kitleleri düşünceleriyle etkileyen Sezai Karakoç; kültür, sanat, edebiyat, eğitim, siyaset gibi alanlar ile ilgili farklı türlerde eserler kaleme almıştır. Bu araştırmanın amacı Sezai Karakoç'un düşünce yazılarının değer iletimi açısından önemini ortaya koymaktır. Sezai Karakoç'un düşünce yazılarında yer alan değerlerle ilgili iletileri saptamaya yönelik olarak, tarama modelleri yönteminin ve doküman inceleme tekniğinin kullanıldığı nitel bir araştırma yapılmıştır. Araştırmanın evreni Sezai Karakoç'un düşünce yazılarının yer aldığı 27 düşünce eseridir. Evrenin tamamı çalışma grubunu oluşturmaktadır. Alan-yazın taraması sonrasında, tarama modelleri yöntemi ve doküman incelemesi tekniği kullanılarak fişlenen veriler üzerinde betimsel analize gidilmiştir. Sezai Karakoç'un düşünce yazılarında yer alan toplamda 305 olmak üzere 29 farklı değerin yer aldığı tespit edilmiştir. Sonuç olarak, Sezai Karakoç'un düşünce yazılarının değer iletimi açısından önemli bir yere sahip olduğu ve bu eserlerin değerler eğitimi kapsamında değerlendirilebilineceği söylenebilir.
Toplumcu gerçekçi Türk romanında mekân (1940-1980)
Dünyaya yön veren düşüncelerden biri olan Marksizm, sanat alanında da etkili olmuştur. Marksizm'e göre sanat üst yapının bir ürünüdür. Üst yapı ürünü olan sanat, toplumun asıl dinamik kitlesi olan proletaryanın eğitilmesinde ve devrimci bilince ulaştırılmasında önemli bir yere sahiptir. Bu anlayış çerçevesinde özellikle SSCB'de ortaya çıkan ve kendini toplumcu gerçekçi olarak tanımlayan sanat anlayışı, Marksizm'in güdümünde olmuştur. Güdümlü bir sanat anlayışı olan toplumcu gerçekçiliğin ürünlerinden olan roman da bu anlayış çerçevesinde şekillenmiştir. Ülkemizde özellikle II. Dünya Savaşı sonrası toplumcu gerçekçi anlayış edebî hayatımızda önemli bir yer teşkil etmiştir. Bu çalışmamızda Türk edebiyatında toplumcu gerçekçi romanda mekânın nasıl şekillendiği incelenmiştir. 1940-1980 yılları arasındaki belirlenen toplumcu gerçekçi romanlar incelenmiş, bu romanlardaki mekânın daha iyi anlaşılması için yazarın kısa biyografisi ve edebî anlayışı da ortaya konmuştur. Romanda olayı şekillendiren, romanın ana unsurlarından bir öge olan mekân, toplumcu gerçekçi anlayışta da güdümlü bir şekilde kullanılmıştır. Sömürü mekânları ön plana çıkarılmış; işçi, köylü ve halk tabakasının sıkıntılarını daha iyi anlatacak mekânlar seçilmiştir. Mekân içinde sıkışan insanlar bir bilinmezliğe doğru yola çıkmış veya umutlu bir gelecek için mücadele verilen mekânlar içinde tasvir edilmiştir. Bu romanlarda mekân olgusunun dönemin sosyo-ekonomik durumundan etkilendiği görülmektedir. 1940'lı yıllardan sonra başlayan köy, sonrasında sanayileşme ve şehir hayatı beraberinde gecekondulaşma gibi sosyal problemleri meydana çıkaran mekânların toplumcu gerçekçi romanda mekân olarak kullanıldığı görülmüştür. Bu çalışmada incelenen romanlarda mekân kullanımı, mekânın toplumcu gerçekçi anlayıştaki özellikleri ve şekillenişi tespit edilmeye çalışılmıştır.
Ahmet Mithat Efendi'nin romanlarında çocuğa görelik ilkesi ve erdemler
Geçmişten günümüze çocuk eğitimi konusunda yüzbinlerce eser kaleme alınmıştır. Bu eserlerin önemli bir kısmını ise, çocuk hikâye ve romanları oluşturur. Çocuk konusuna önemle yer veren yazarlardan birisi de Ahmet Mithat Efendi'dir. Ahmet Mithat Efendi, her eserinde okuyucusuna mesaj olarak, alınması gereken bir ders vermek ister. Bu mesajlarını bazen kahramanları vasıtasıyla bazen de kendisi bir yazar olarak vermeye çalışır. Kimi zaman da tercihi okuyucuya bırakır. Yine erdemli insan yetiştirmek her toplumda önemsenen bir konudur. Bu öneminden dolayı son yıllarda bu alanda birçok akademik çalışma yapılmıştır. Bu sahada bizim de bir katkımız olsun diye Ahmet Mithat Efendi'nin bir kısım romanlarındaki Erdem konusu bu açıdan incelemeye tabi tutulmuştur. Romanlarda tespit edilen erdemler, çocuğa görelik olarak da değerlendirilmiştir. Konunun kapsamı da göz önünde bulundurularak Ahmet Mithat Efendi'nin on romanı temel alınmıştır. İncelemeye esas alınan romanlar şunlardır: Felatun Bey ile Rakım Efendi, Hüseyin Fellâh, Paris'te Bir Türk, Acâyib-i Âlem, Diplomalı Kız, Bahtiyarlık, Dürdane Hanım, Vah, Hayret, Demir Bey yahut İnkişaf-ı Esrar. Bu çerçevede tezimizin konusu Ahmet Mithat Efendi'nin Romanlarında Çocuğa Görelik İlkesi ve Erdemler olarak belirlendi. Çalışma, Ön Söz ve Girişten sonra iki bölüm, sonuç ve önerilerden oluşmaktadır. Ön Sözde çalışmanın amacı belirlenmiştir. Çalışmanın giriş bölümünde tezin amacı, önemi, materyal ve yöntemi konusunda kısaca bilgiler verilmiştir. Burada yine çalışmanın sağlam bir temele oturması için "Öncesinde Yapılmış Olan Akademik Çalışmalar" alt başlığıyla bu sahada önceden yapılmış olan tüm akademik çalışmalara da bir başlık açılarak onlar hakkında da kısaca bilgiler verilmiştir. Çalışmanın birinci bölümünün üst başlığı "Kavramsal Çerçeve"dir. Alt başlıklarda ise "Ahmet Mithat Efendi ve Roman", "Çocuk Kitaplarının Taşıması Gereken Özellikler", "Romanların Çocuk Eğitimine Katkısı" ve "Çocuğa Görelik İlkesi" yer almaktadır. Hem giriş kısmında hem de bu bölümde çalışmanın teori kısmı oluşturulmaya çalışılmıştır. Tezin ikinci kısmının üst başlığı "Erdemler ve Çocuğa Görelik" şeklinde oluşturulmuştur. Eser incelemesi kısmındaki bu bölümde, Erdemler ve Çocuğa Görelik genel başlığı altında elde edilen asıl malzeme tasnif edilip tahhlil edilmiştir. Erdemler ve çocuğa görelik konusu; Adalet, Azim, Cömertlik, Paylaşma, Dayanışma, Kardeşlik, Yardımlaşma, Dostluk, Dürüstlük, Güven, Ahlaklı Olma, Saygı, Sevgi ve Vefa şeklinde bir tasnife tabi tutulmuştur. Elde edilen bulgular bu başlıklar çerçevesinde yorumlanmıştır. Yine bu tasnifte yer alan kelime ve kavramların anlam ve önemine de kısaca değinildikten sonra bu konuların, incelemeye esas alınan romanlarda, nasıl işlendiği tespit edilip irdelenmiştir. Sonuç ve öneriler kısmında ise elde edilen tüm bulgular vurgulanmış ve bu konuda yapılması gerekenler de birer öneri olarak tüm akademik camianın dikkatlerine sunulmuştur. Anahtar Kelimeler: Ahmet Mithat, Roman, Hikâye, Edebiyat, Çocuğa Görelik, Erdem, Eğitim.
Çocuk gezi kitaplarında edebîlik ve nesnellik
Türk edebiyatında gezi yazısı türünün ilk örneklerini Farsça yazılmış eserler oluşturur. Örneğin: Gıyasuddin Nakkas'ın "Acaikül Letâif" eseri ile Ali Ekber Hatâi'nin "Hıtâinane" eseri Farsça yazılmıştır (Maden, 2008). Bu alanda yazılmış birçok eser vardır. Bu eserler aracılığıyla yazarlar gezip gördükleri yerleri okuyucu ile paylaşırlar. Yazarlar bunu yaparken gezilen yerler ile ilgili izlenimlerini, duygu ve düşüncelerini de anlatımlarına katarlar. Ancak gezi yazısı türü, Evliya Çelebi'nin yazmış olduğu "Seyahatnâme" eseri ile Türk Edebiyatında farklı bir boyut kazanmıştır. Türkçe öğretim programında da 6. sınıftan itibaren gezi yazı türüne yer verilmiş ve bu türde yazılan kitaplardan faydalanılmıştır. Bu tür kitapların edebîlik ve nesnellik yönünden araştırılması önem arz etmektedir. Çünkü Çocuk Edebiyatında edebî yönü güçlü eserler, çocukların edebî yönünü güçlendirir. Ayrıca çocukların, sosyal ve fen bilimleri ile ilgili bilgi sahibi olmalarını sağlar. Tezin temel amacı, söz konusu eserlerin edebîlik ve nesnellik boyutlarını ortaya koymaktır. Tez çalışmasında incelenen eserler Türkçe ders kitaplarında kaynak olarak kullanılan gezi yazısı türü kitaplarıyla sınırlı tutulmuştur. Nitel araştırma yoluyla yapılan çalışmada bulgulara doküman analizi ile ulaşılmıştır. İncelemede, Evliya Çelebi, Bedri Rahmi Eyüboğlu, Mehmet Önder ve Gülten Dayıoğlu'nun gezi yazısı kitaplarının edebî ve nesnel özellikleri belirlenmiştir. Bu edebî ve nesnel özelliklerin çocukların duygusal, bilişsel ve sosyal gelişimlerine katkı sağladığı tespit edilmiştir. Elde edilen nesnel unsurların reel kaynaklardaki bilgilerle uygunluğuna bakılmıştır. Tez çalışmasının giriş kısmında araştırmanın amacı ve önemi, yöntemi, kapsamı, sınırlılığı ve problem durumu açıklanmıştır. Birinci bölümde temel kavramlar ayrı başlıklar halinde belirtilmiştir. İkinci bölümde çalışmanın yöntemine ve metoduna; üçüncü bölümde, incelemeye alınan eserlerden elde edilen bulgular ve bu bulgulara yönelik yorumlar "Edebîlik" ve "Nesnellik" ana başlıkları altında iki kısım halinde verilmiştir. Ana başlıklara bağlı alt başlıklar oluşturularak araştırmanın daha kolay anlaşılabilir olacağı düşünülmüştür. Sonuç ve öneriler bölümünde, incelenen gezi yazı türü eserlerinde yapılan tespitlerle eserlerin edebîlik ve nesnellik boyutlarına yönelik değerlendirme yapılmıştır. Anahtar Kelimeler: Çocuk edebiyatı, çocuk, gezi yazısı, edebîlik ve nesnellik.
Kültürel diplomasi çerçevesinde edebi eserlerin çevirisi
The purpose of this thesis is to demonstrate the crucial role of cultural diplomacy in general and that literary translation is one of the main tools in the service of a country's cultural diplomacy. Cultural diplomacy is a very broad field that consists of several units and many interrelated units. This aspect of cultural diplomacy is directly related to structuralism, where it is considered that an isolated element has no meaning and that meaning takes place when the elements of the structures work together. Furthermore, it is essential to understand the different dynamics of the different countries applying good cultural diplomacy in the world in order to have a more global view of the phenomenon. Thus, one should first of all have a good vision of traditional diplomacy and public diplomacy. Nowadays, digital diplomacy is also an essential practice, as is the use of social networks, to practice cultural diplomacy. Cultural diplomacy has many aspects and practices, among which literary translation provides a literary work with the power to influence the audience of a target language. Therefore, we decided to analyse two translations of novels in the context of cultural diplomacy, one from French to Turkish and the other from Turkish to French, to find out what effects literary translation can have in a cultural diplomacy context. The aim of our thesis is thus to demonstrate the parallelism between the data provided by the translation of a novel and the issues of diplomacy.
Emine Sevgi Özdamar'ın "Hayat Bir Kervansaray" ve "Haliçli Köprü" adlı eserlerinin toplumsal cinsiyet penceresinden incelenmesi
Bu çalışmamızda Emine Sevgi Özdamar'ın "Hayat Bir Kervansaray (Das Leben ist eine Karawanserei hat zwei Türen, aus einer kam ich rein, aus der anderen ging ich raus)" (1992) ve "Haliçli Köprü (Die Brücke Vom Goldenen Horn)" (1998) eserleri üzerinde durduk. Bu çalışma, amacı gereği toplumsal cinsiyetin göçmen edebiyatındaki yansımalarını ortaya koymaktadır. Emine Sevgi Özdamar'ın bu çalışmada seçilmiş olmasının temel sebeplerinden biri eril bakış açısından sıyrılan kadın göçmen yazarı olmasıdır. Bir diğer neden ise Alman okurlar tarafından kabul görmesidir. Elbette Özdamar başka çalışmaların da incelenme konusu olmuştur. Burada diğer çalışmalardan ayrışan nokta ise eserlerine toplumsal cinsiyet bağlamındaki yaklaşımıdır. Söz konusu toplumsal cinsiyet kavramı olduğunda iki yönelim görmekteyiz: 1. Biyolojik olarak 2. Bireyin toplumdaki yeri olarak. Bu iki yönelimde çalışmamızın başlıca sorununu oluşturmaktadır. Özellikle bir kadın yazar tarafından kaleme alınan eserlerde yine bir kadının nasıl yansıtıldığı yukarıda belirtilen eserler çerçevesinde incelenmiştir. Ayrıca Emine Sevgi Özdamar eserlerinde hem Türkiye'deki hem de Almanya'daki yaşantıdan anlatması sebebiyle iki toplumu karşılaştırmamıza ve toplumsal cinsiyet bağlamında farklı yaklaşımları belirginleştirmemize imkân sağlamıştır. Bu araştırmada, toplumsal cinsiyet perspektifinden göçmen edebiyatı ele alınarak bu bağlamda, toplumsal cinsiyetin göçmenleri ne ölçüde etkilediği, yaşanılan toplumun kültürel oluşumlarını (sosyal açıdan nasıl temsil edildiğini) ve edebiyata olan yansımaları ele alınmıştır. Sonuç bölümünde, çalışmanın temelini oluşturan toplumsal cinsiyet bağlamında Türk toplumunun bireylere yaklaşımının göçmen edebiyatı içinde yer alan eserlere yansımasını sınıflandırarak ortaya konulmuştur.
Postkolonyal çalışmalar ışığında Afro-Amerikan edebiyatından örnekler (1890-1950)
Post kolonyal çalışmalar İkinci Dünya Savaşından sonra yükselişe geçen alanlardan bir tanesi olmuştur. Post kolonyal çalışmalar özü itibariyle kaynağını edebiyat ve kültürel çalışmalardan almaktadır. Postkolonyal çalışmaların ana çıkış noktasını oluşturan unsurların başında mağduriyet yaşamış insanların durumları gelir ve yaşanan olayları Batı gözünden yorumlamak yerine dekolonizasyon sürecinden geçmiş ve bağımsızlığını yeni kazanmış ülkelerin gözünden yansıtma hedefini güder. Post kolonyal çalışmaların en çok ilgi duyduğu ulusların başında Afrika, Asya gibi Üçüncü Dünya ülkeleri gelmektedir. Post kolonyal çalışmalar her ne kadar bağımsızlıklarını yeni kazanmış ülkelerin dekolonizasyon süreçlerini ele alsa da post kolonyal çalışmaların içinde Amerika Birleşik Devletleri'nin özel bir yeri vardır. Amerika Birleşik Devletleri'nin bu alanda ön plana çıkmasında sömürgecilik döneminin sona ermesi oldukça etkili olmuştur. Sömürgecilik yerini kılık değiştiren emperyalizme bırakmıştır. Emperyalizmin birincil önderliğini ve destekçiliğini Amerika üstlenmiştir. Postkolonyal çalışmalar sadece dekolonizasyon sürecindeki uluslar ve halkların maddi durumuna odaklanmaz aynı zamanda büyük bir dikkatle bu ulusların manevi yorgunluklarını, kimlik sorunlarını ve maruz bırakıldıkları ırkçılık, ayrımcılık ve baskı gibi sorunların kökenine inerek açıklamaya çalışır. 20. yüzyılın ortalarından itibaren önem kazanan post kolonyal çalışmalar ışığında iç sömürgeciliğe bağlı olarak Amerikan toplumunda kölelik kurumuyla başlayan ırkçılık hareketleri, Afrikalı Amerikalıların kimlik sorunsalı ve Yurttaşlık Hakları Hareketi'nin önemli unsuru sayılan birliktelik ve Afrikalı Amerikalıların kültürel uyanışları 1890-1950 yılları arasında kaleme alınmış bazı ünlü eserler yoluyla incelenecektir.
Imageries of horror in literary translation: The Turkishtranslations of Clive Barker's the books of Blood volume I
Horror fiction occupies a significant place in Western literature, although it is not historically canonical. It has maintained its popularity since the emergence of the Gothic novel in the eighteenth century. With relatively fewer examples of horror fiction in Turkish, Turkish readers have been exposed to horror largely through translated works. Since the emotion of horror is central to the horror genre, transferring this emotion to the target text is crucial. Imagery as a literary device is a major contributor to the emotion of horror, termed "art horror" (Carroll, 1990) . This study aims to analyze the use of imagery in both source and target texts and to provide a descriptive analysis of the target texts, based on the translation strategies employed by the translators. Within this scope, the present study compares Clive Barker's The Books of Blood Volume I and its two Turkish translations. Ultimately, as a result of the analysis, it is found that particular translation strategies serve the purpose of re-creating ST art horror imagery in varying degrees and it is reasonable to evaluate those strategies in terms of their applicability in the reproduction of the source text art horror by prioritizing image representation over text representation.
Hakan Günday romanlarında mekân kavramı
Yeraltı edebiyatının izleri, 1980 sonrasında Türkiye'nin yaşadığı siyasal ve sosyal bunalım ortamında oluşmaya başlamıştır. Yeraltı edebiyatı, 1990'lı yıllarda belirgin bir akım olarak Türk edebiyatındaki yerini almıştır. Hakan Günday, 2000'li yıllardan itibaren Türkiye'de yeraltı edebiyatının en önemli isimlerinden biri haline gelmiştir. Hakan Günday; romanlarında anti kahramanlar ile toplum ahlakı, evlilik ve aile kurumlarını eleştirmektedir. Cinsellik ile şiddeti merkeze alarak hiçbir değere sahip olmayan, yalnız karakterler ile modernleşme ve Batılılaşma eleştirisi yapmaktadır. Yazar, sert üslubu ile yalnızlaşan karakterlerin bir araya gelmelerini, toplumun geri kalanından soyutlanmalarını ve hiçliğe yolculuklarını anlatmaktadır. Hakan Günday'ın romanlarında mekâna ilişkin en önemli çıkarım, karakterlerin kendilerini hiçbir yere ait hissetmemeleri olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu çalışmada Hakan Günday'ın yazmış olduğu ve yeraltı edebiyatının özelliklerini bünyesinde taşıyan romanları incelenmiştir. Elde edilen veriler ışığında, Hakan Günday'ın romanlarında geçen mekânlardaki bu aidiyetsizlik, analiz edilerek açıklanmaya çalışılmıştır. Öncelikle romanların özetlerine yer verilmiş; ardından romanlarda mekânlara ilişkin çıkarımlar sunulmuştur Mekân kavramı bağlamında; kahramanların birer karakter özelliği olarak sunduğu yeraltı değerleri; yaşamla uzlaşamama/varlığını anlamlandıramama, ölümü idealize etme, tercih edilmiş yalnızlık, toplumsallaşamama ve kurumlara karşı çıkış, aidiyetsizlik hissi, ahlâk kurallarını yok sayma, şiddet eğilimi-bağımlılık ve medeniyet karşıtlığı konuları üzerinde durularak romanlar incelenmiştir.
Refik Halid'in Peyam-Sabah Gazetesindeki yazılarının incelenmesi (1920-1921)
Türk edebiyatının mizah ustalarından biri olan Refik Halid Karay muhalif duruşuyla ön plana çıkan bir yazardır. Muhalif ruhu onun hem edebiyatçı hem de gazeteci kimliğini besleyen en önemli kaynak olur. Sanatçının bu tavrını en belirgin şekilde gazete yazılarında görmek mümkündür. Bu çalışmada Refik Halid'in muhalif kalemini en baskın şekilde kullandığı Peyam-Sabah gazetesi kaynak olarak kullanılmıştır. Yazarın 1920-1921 yıllarında Peyam-Sabah gazetesinde yayımladığı yazıları tasnif edilerek incelenmiş ve Refik Halid'in düşünce dünyasının zenginliği ve mizahî yaklaşımı Peyam-Sabah örneği üzerinden ortaya konmuştur.
Türk edebiyatındaki seyahat yazılarında doğu ve batı medeniyeti gözlemleri (1886-1922)
Medeniyet araştırmaları bünyesinde yapılan çalışmalarda seyahat yazıları, birincil kaynaklar olarak literatürde yer alır. Seyahat yazılarındaki gözlem ve tespitlerden hareketle toplumlardaki medeniyet değişimleri, daha yakından takip edilebilir. Türk edebiyatının 1886-1922 yılları arasından seçilen seyahat yazıları üzerine gerçekleştirilmiş bu çalışmada, Doğu ve Batı coğrafyalarıyla alakalı seyahat metinlerindeki gözlemler, kronolojik bir şekilde analiz edilmiştir. Yapılan analizde seyyahların gözlem ve tespitleri belli başlıklar etrafında tasnif edildikten sonra karşılaştırmalı bir bakış açısıyla incelenmiştir. Batı perspektifinde gelişen modernleşme süreciyle paralel olarak seyahatlerin arttığı bu dönemdeki seyahat metinlerinden hareketle, seyahat yazılarının medeniyet değişimindeki rolü değerlendirilmiştir.