Comparative analysis
475 theses under this subject heading
Tarihi perspektiften Varlık Vergisi ve eşitsizlik tartışmaları: Normatif bir vergi önerisi
11 Kasım 1942 tarihinde 4305 sayılı kanun ile yürürlüğe giren Varlık Vergisi'ni her yönüyle analiz etmeyi ve günümüzde uygulanabilecek bir normatif bir varlık vergisine ışık olup olamayacağı araştırılarak analiz edilmesi amaçlanan bu çalışma beş bölümden oluşmaktadır. Çalışmanın kuramsal çerçevesinin çizildiği ilk bölümde servet ve gelir dağılımdaki eşitsizliğin kaynağının mülkiyet ilişkisi olduğu ve bu konudaki en etkin vergi politikasının da serveti vergilendirmek olduğu sonucuna varılmıştır. Çalışmanın ikinci bölümünde Türkiye'nin 2. Dünya Savaşı dönemindeki sahip olduğu ekonomik ve mali koşullar ile politikalar istatistiki veriler üzerinde tüm yönleriyle analiz edilerek 1942 yılında itibariyle uygulanan Varlık Vergisi'nin Türkiye'nin mevcut ekonomik şartları ve başta savunma olmak üzere artan kamu harcamalarına kaynak yaratabilmek için zorunlu olduğu sonucuna varılmıştır. Çalışmanın üçüncü bölümünde ise Varlık Vergisi tüm yönleriyle ve istatistiki verileriyle araştırılmış, Varlık Vergisi'nin yasal gerekçelerinden artan kamu harcamalarının finansmanına büyük ölçüde katkı sağladığı, diğer yasal gerekçelerinde de kısmen başarılı olduğu kanaatine varılmıştır. Bununla birlikte aynı bölümde Varlık Vergisi'nin ilk yasal metnin de düzenlenmesi gereken birçok konunun eksik bırakıldığı, ancak daha sonra kararname, talimat ve uygulamalarla bu eksiklerin bir kısmının giderildiği sonucuna varılmıştır. Yine Varlık Vergisi ile azınlıklara eşitsizlik yapıldığı konusunda, Varlık Vergisi'nin azınlıklara miktar olarak daha çok uygulandığı tespit edilmiş olmakla birlikte, dönemin varlık seviyeleri açısında bunun doğal bir sonuç olduğu ve Varlık Vergisi ile ilgili yasal hiçbir düzenleme de azınlıklara ilişkin ayrımcı bir ifade geçmediği, azınlık olup olmadığı gözetilmeksizin çoğunluğu azınlıklara ait 413 olan Varlık Vergisi'nin terkin edildiği ve son olarak bu verginin uygulanması sonucunda azınlıkların servet dağılımında eski yerlerini çoğunlukla koruduğu kanaatine varılmıştır. Çalışmanın dördüncü bölümünde ise Varlık Vergisi gibi 1. Dünya Savaşı sırasında Osmanlı Devleti, Amerika Birleşik Devletleri ve İngiltere'de uygulanan olağandışı vergiler, 2. Dünya Savaşı sebebiyle Fransa'da uygulanan Ulusal Dayanışma Vergisi ve son olarak Türkiye'de 1994 yılında uygulanan Net Varlık Vergisi ile Varlık Vergisi'nin karşılaştırılma analizi yapılmıştır. Analiz sonucunda, olağandışı vergiler ile Varlık Vergisi'nin bir kısım benzerlikleri olduğu, özellikle Fransa gibi hukuk sisteminin köklü olduğu bir ülkede uygulanan Ulusal Dayanışma Vergisi ile Varlık Vergisi'nin birçok yönünün benzer olduğu sonucuna varılmıştır. Çalışma son bölümünde ise çeşitli ve bir kısım veriler üzerinden Türkiye'de 2. Dünya Savaşı döneminde ve günümüzdeki servet ve gelir dağılımındaki eşitsizliğin seviyesi analiz edilerek, 2. Dünya Savaşı döneminde de günümüzde de Türkiye'de eşitsizlik seviyesinin çok ciddi seviyelerde olduğu ve 2. Dünya Savaşı sırasında uygulanan Varlık Vergisi'nin kısa bir dönemde olsa nispeten bu dönemdeki eşitsizlikteki artışa set çektiği, günümüzdeki eşitsizlikle mücadele ve servetin yoğunlaşmasını engellemek için de nihayetinde normatif bir varlık vergisine ihtiyaç olduğu sonucuna varılmıştır.
Borsa İstanbul'da işlem gören ticari bankalar ile halka açık olmayan ticari bankaların finansal performanslarının karşılaştırmalı analizi
Bu tez, Türkiye'de faaliyet gösteren mevduat bankaları üzerinde yapılmış bir çalışma olup, payları Borsa İstanbul'da işlem görmekte olan ticari bankalar ile halka açık olmayan ticari bankaların finansal performanslarını kıyaslamaya yönelik bir araştırmadır. Türkiye'de faaliyet gösteren mevduat bankalarının finansal tablolarından elde edilen finansal oranlardan hareketle 2009-2013 yılları arasındaki beş yıllık dönem için bankaların finansal performansları bu yıllar bazında ayrı ayrı incelenmiştir. Araştırmanın ilk aşamasında finansal piyasalar ve ticari bankaların bu piyasalar içerisindeki yeri incelenmiştir. Sonraki aşamada mevduat bankacılığı ve Türkiye'deki önemi ele alınmıştır. Literatürde bankaların finansal performansları üzerine yapılan çalışmalar incelenmiş ve finansal performans değerlendirmede kullanılan finansal oranlar araştırılmıştır. Söz konusu bu finansal oranların, bankaların finansal performansının bütününe etkisi incelenmiş ve Türkiye'de 5 yıldan daha fazla süredir faaliyet göstermekte olan ticari bankaların performansları TOPSIS metodu ile elde edilen skorlara göre sıralanmıştır. Oluşturulan bu tablolardaki veriler çeşitli testlere tabi tutularak, halka açık olmanın ticari bankaların finansal performansları üzerinde anlamlı bir etkisi olup olmadığı incelenmiştir. Yapılan analizler sonucunda 2013, 2011 ve 2010 yıllarında halka açık ticari bankaların daha yüksek finansal performans sergilediği sonucuna ulaşılırken, 2009 ve 2012 yılları için istatistiki anlamda yeterliği olan bir sonuca ulaşılamamıştır.
Domestic political constraints for the eu's democracy promotion: A comparative analysis of democratic consolidation performances in croatia, Serbia, and Slovenia
This comparative study is an inquiry into democratization reforms from selected Western Balkan countries to offer a generalizable explanation for democratic consolidation. Even though all post-Yugoslav societies have a similar background, have started their state-building processes simultaneously, and have been in contact with the EU as the agent of 'democratization promotion', their democratic consolidation performances vary. While some of them -Slovenia and Croatia- achieved a certain level of democratic consolidation in the early phase of their transition, some others are still defective democracies according to worldwide democratic governance indexes. In this regard, this study aims to find out what explains the varying democratization experience across Western Balkan countries- namely Croatia, Serbia, and Slovenia. Building upon Tolstrup's (2013) analytical framework, which emphasizes the significance of gatekeeper elites' role in controlling and using the external actor's democratization influence, this research explains the variation across the selected cases and also seeks to complement the aforementioned framework as it focuses on how and under what circumstances the political elites embrace democratic reforms. By examining critical junctures in each country's historical democratization processes, the study suggests that the interests of the political elites, their connection to the pro-European agenda, features of the playing field -power distribution and institutional settings- are the dimensions that define the differences in domestic political contexts.
Hazır giyim sektöründe moda ve marka ekonomisi: Türkiye-İtalya- İspanya karşılaştırmalı analizi
Bu çalışmada, önce literatür araştırması yapılmış ardından hazır giyim sektöründe moda ve markanın etkileri incelenmiş ve Türkiye, İtalya, İspanya karşılaştırılması yapılmıştır. Araştırmada, sanayinin genel durumu ele alınmış ve buradan yola çıkarak da hazır giyim sektörünün durumu hakkında bilgi verilmiştir. Sonrasında bu sektörün modayla ve markalaşmayla ilişkisi incelenmiş modanın tarihsel gelişimi üzerinde durulmuştur. Hazır giyim sektörünün, Türk ekonomisinin dışa açılmasında en önemli sektörlerden olduğu ve yaşadığı bu gelişim süreci anlatılmıştır. Sektörde kapitalizmin, sanayi devriminin ve sosyal medyanın etkileri üzerinde durulmuştur. Hazır giyim sektörü ülke ekonomimizin son yıllarda, gerek giriş ve çıkışlarının gerekse de ürünlerin değişiminin çok kolay olduğu bir sektör olmasından dolayı, tercih edilen olmuştur. Ve tabi bu durum üreticiler ve tüketicilerin arasında bir bağ kurulmasına ön ayak olmuştur. Bu bağa da "marka" denilmiştir. Markanın ülkelerin ihracat ve ithalatında önemli bir yerinin olduğuna değinilmiştir. Ayrıca marka ekonomisinde İtalya, İspanya ve Türkiye karşılaştırması yapılmıştır.
Türkiye'de cinsiyet eşitliği söylemi ve uygulamaları: Karşılaştırmalı analiz
Toplumsal cinsiyet, insanların oluşturduğu ilk topluluk yapısından günümüze kadar varlığını sürdürmekte olan, cinsiyetlere kültür ve inançların etkisiyle yüklenen anlam, değer ve roller bütünüdür. Bu roller her ne kadar her iki cinse birden çeşitli davranış kalıpları atfetse de bundan daha olumsuz etkilenen cins genellikle kadınlar olmuştur. Cinsiyet eşitsizliğine maruz kalan kadınlar 19. yüzyılda feminizm akımı ile seslerini duyurmayı başarmışlardır. Ülkeler 20. yüzyılda cinsiyet eşitliği adına çeşitli uluslararası antlaşmalar imzalamaya ve birçok uygulamayı hayata geçirmeye başlamışlardır. Ülkemizde toplumsal cinsiyet algısı kendini kadına karşı şiddet, namus, namus cinayetleri, cam tavan gibi çeşitli şekillerde göstermektedir. Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerinde yoğunlukta yaşanan cinsiyet eşitsizlikleri ise feodal ilişkilerin tasfiye edilememesi ve moderniteye entegre olunamamasının bir sonucudur. Bu tezde öncelikle toplumsal cinsiyet olgusununun tarihsel gelişimi ile Dünya Ekonomik Forumu'nun yıllık olarak yayınladığı Küresel Cinsiyet Eşitliği Farkı Raporu'nda ilk 4 sırada yer alan İzlanda, Norveç, Finlandiya ve İsveç ile Türkiye'nin toplumsal cinsiyet eşitliği adına yaptıkları kanun ve uygulamalar incelenecektir. Ardından Türkiye'de cinsiyet eşitliği söylemi, eğitim ve iş alanında cinsiyet eşitliğinin durumu tartışılacak ve son olarak ise "Türkiye'de toplumsal cinsiyet eşitliği mümkün mü?" sorusuna yanıt aranacaktır. Anahtar Kelimeler: Cinsiyet, Toplumsal Cinsiyet, Toplumsal Cinsiyet Eşitliği, Türkiye'de Söylem
Siirt ilinin demografik yapısının Türkiye ile karşılaştırılması ve bölgesel kalkınma açısından yorumlanması
Bir ülkenin, şehrin veya bölgenin sahip olduğu potansiyel seviyesini incelemek veya belirlemek istediğimiz zaman öyle uzun uzun kitap okuma, birçok karmaşık veri kullanarak araştırmaya yapma ve bunları analiz etme yerine daha basit bir şekilde şehrin veya bölgenin potansiyel seviyesini ölçme imkânımız bulunmaktadır. Bölgenin demografik verileri yani doğum, ölüm ve göç olaylarını inceleyerek bölgenin potansiyeli hakkında bir çıkarımda bulunulabilir. Çıkan sonuçlar bize bölgenin artı ve eksi yönlerini tespit etmede ve gelecek için daha sağlıklı planlar yapmada yardımcı olacaktır. Potansiyelini tespit açısından, sadece belirli bir bölgeyi değil farklı iki bölgeyi, şehri veya ülkeyi karşılaştırılmak için demografik verilerin kullanılması bile tek başına çok önemli ipuçları verecektir. Bu sayede, karşılaştırma yapılan bölgelerin birbirlerine karşı üstün ve zayıf özellikleri tespit edebilir; planlar ve çözümleri daha sağlıklı bir şekilde uygulanabilir. Yapılan araştırmalar, ülkelerin gelişmişlik seviyeleri ile demografik yapıları arasında sıkı bir paralellik olduğunu ortaya koymaktadır. Çalışmada Siirt ili ve Türkiye'nin demografik yapısının karşılaştırılması yapılmış ve Siirt ilinin Türkiye ortalamasına göre güçlü ve zayıf yönleri tespit edilmeye çalışılmıştır. Yapılan çalışma sonucunda ortaya çıkan veriler ile bunlara ilişkin değerlendirmelerimiz, ilin eksik yanlarının görülmesi ve gelecek için planlama yapılmasında kamu kurum ve kuruluşlarına, STK'lara, belediyelere, üniversitelere vb. kurumlara önemli bir yardımcı kaynak olacaktır.
Ortaöğretim Almanca ders kitaplarında iletişimsel yeti ve dil becerilerinin ele alınması: A1.2 seviyesindeki "Deutsch" ve "Menschen" kitaplarının karşılaştırmalı analizi
Bu araştırma, Türkiye'deki ortaöğretim kurumlarında Almancanın ikinci yabancı dil olarak öğretildiği 11. sınıf düzeyinde kullanılan iki farklı A1.2 seviye ders kitabını; dört temel dil becerisi (dinleme, konuşma, okuma, yazma) ve iletişimsel yeterlik bağlamında karşılaştırmalı olarak değerlendirmeyi amaçlamaktadır. Bu kapsamda, Millî Eğitim Bakanlığı tarafından hazırlanarak 2023 yılında yayımlanan Deutsch A1.2 adlı yerli ders kitabı ile Hueber Yayınevi tarafından yayımlanan, uluslararası ölçekte yaygın biçimde kullanılan Menschen A1.2 (2012) kitabı analiz edilmiştir. Her iki kitap da Avrupa Dilleri Ortak Başvuru Metni (AOBM) çerçevesine dayalı olarak incelenmiştir. Araştırmada nitel yöntem tercih edilmiş; doküman incelemesi, içerik analizi ve uygulama sınavlarına dayalı karşılaştırmalı değerlendirme teknikleri bir arada kullanılmıştır. Her iki kitapta yer alan etkinlikler; sayı, tür, beceriye dağılım, çoklu beceri entegrasyonu, iletişimsel işlev ve otantiklik gibi ölçütlere göre değerlendirilmiştir. Ayrıca kitaplara dayalı olarak geliştirilen uygulama sınavları, 11. sınıf öğrencilerine uygulanmış; elde edilen veriler beş beceri alanında ayrı ayrı analiz edilmiştir. Deutsch A1.2 kitabı, Milli Eğitim Bakanlığı öğretim programına uyumlu sade bir yapıya sahiptir. Etkinliklerin sayısı sınırlı olmakla birlikte, dört temel beceriye dengeli biçimde yer verilmiş; ancak iletişimsel yeterliğe doğrudan yönelik etkinliklerin sayısı düşük kalmıştır. Görevler daha çok yapılandırılmış, yönlendirilmiş ve kontrollü biçimde sunulmuştur. Bu durum, kitapta dil bilgisi ve kelime odaklı ilerleyişin, etkileşim temelli öğrenmenin önüne geçtiğini göstermektedir. Buna karşın Menschen A1.2 kitabı, çoklu becerilerin entegrasyonuna dayalı, öğrenci merkezli ve etkileşim odaklı etkinliklerle öne çıkmaktadır. Kitapta görev temelli öğrenmeye dayalı özgün diyaloglar, kültürel içerikler ve otantik iletişim bağlamları ön plandadır. Beceriler arası geçiş doğal bir akışla sağlanmakta; öğrenciler dili hem işlevsel hem de bağlamsal olarak kullanmaya teşvik edilmektedir. Uygulama sınavları sonucunda, öğrencilerin özellikle konuşma ve iletişimsel yeterlik alanlarında zorlandıkları ve bu becerilere yönelik kitap içeriğinin yetersiz kaldığı görülmüştür. Menschen kitabı bu alanlarda göreli olarak daha işlevsel içerikler sunsa da, her iki kitapta da eksiklikler tespit edilmiştir. Bu araştırma, içerik ve uygulama temelli çok boyutlu bir yaklaşımla gerçekleştirilmiş olup, Almanca öğretmenlerine kitap seçimi ve kullanımında bilimsel dayanak sağlamayı ve yabancı dil öğretim materyallerinin geliştirilmesine katkıda bulunmayı hedeflemektedir.
ESG skorları ve finansal performans arasındaki ilişki: BİST 100 ve Avrupa borsalarındaki firmaların karşılaştırmalı analizi
Son dönemde artan kaygılar ile işletmeler, sürdürülebilirlikle ilgili performanslarını artırıp, bu alanda getirilen düzenlemelere ayak uydurmaya, paydaşları önündeki kurumsal imajlarını güçlendirmeye ve küresel rekabette geri kalmamaya çalışmaktadır. Kuruluşların çevresel (E), sosyal (S) ve yönetişim (G) yönünden etkilerini ölçmeye yarayan ESG (Environmental, Social, Governance) skorları sürdürülebilirlik performansı ölçümü için kullanılan kapsamlı bir araçtır. İşletmelerin sürdürülebilirlik kaygıları çerçevesinde yürüttüğü çalışmaların ek maliyetler doğuracağı ve finansal performansı olumsuz etkileyeceği yönünde görüşler olmakla birlikte, bunun tam tersini savunan görüşler de söz konusudur. Çalışmamızda bu iki farklı görüşü inceleyebilmek adına firmaların ESG skorlarının finansal performanslarına etkisi panel veri analiz yöntemi ile ortaya konulmaya çalışılmıştır. İlişki incelenirken BİST 100 Sürdürülebilirlik Endeksine kayıtlı firmalar ve Türkiye'nin Avrupa genelinde en çok dış ticaret hacminin olduğu ülkelerdeki borsalarda işlem gören ve düzenli ESG skoru hesaplanan firmalar çalışma kapsamına alınmıştır. Çalışmanın sonucunda Türkiye'de ESG toplam skoru, çevresel ve sosyal skorlar firma finansal performansını olumlu etkilerken, Avrupa'da bu ilişki ülkelere göre ya olumsuz çıkmış ya da anlamlı bir ilişki bulunmamıştır.
Analysis of military terminology in the translation of war literature: A descriptive study on retranslations of Joseph Heller's Catch-22
This thesis aims to examine the translations of Catch-22 by Levent Denizci (1976) and Niran Elçi (2006) in terms of military terminology. The methodological and theoretical framework is based on Antoine Berman's translation criticism theory. Berman argues that translation criticism should be constructive. According to him, deforming tendencies in the target text should be examined since they can shed light on translator's choices and help the critic analyze the text in a productive way. He also thinks that every translation ages in time and therefore needs retranslation (Berman, 2009). Catch-22, written by Joseph Heller, is a cult post-war novel rich in military terminology. In this thesis, the military terms in Catch-22 were analyzed according to Berman's twelve deforming tendencies and the results were examined in the light of his retranslation theory. In the analysis part, military terms randomly selected from both target texts were shown in tables and analyzed with a descriptive method over fifty examples. The findings of the analysis show that the first translation made by Levent Denizci aimed to introduce the source text to the target culture. So, the strategy of ''domestication'' is observed in his translation. In addition, Niran Elçi's retranslation exhibits fewer deforming tendencies observed in the initial translation. Therefore, Niran Elçi's retranslation is closer to the source text, and the strategy of "foreignization" is observed in this translation. Also, it can be concluded that quantitative impoverishment, the destruction of underlying networks of signification, and the destruction of linguistic patternings are the tendencies that are observed the most in both target texts when the results are checked.
A comparative analysis of the three dimensions of China's Belt and Road Initiative through classical geopolitical theories
The Belt Road Initiative (BRI) is an infrastructure project launched by the People's Republic of China (PRC) designed to increase connectivity across the world through the construction of ports, airports, railways, highways, and industrial and technological hubs. Although they are absent in its official documents and statements, Beijing has certain geopolitical expectations from the efficient execution of the project. Beijing expects that the BRI will promote the current status of the PRC in global politics and the national security of China through securing China's international trade and energy transportation lines. Additionally, the massive amount of Chinese investment, which is estimated to reach 4 trillion RMB in the final stage of BRI, is expected to create asymmetric relations between Beijing and receiving countries, and those relations will provide leverage for the PRC in its forward policy. This thesis argues that classical geopolitics provides a well-founded instrument for analysing the three dimensions of the BRI, namely the maritime Silk Road, the Polar Silk Road, and the Silk Road Economic Belt, in a comparative manner. In doing so, the thesis attempts to provide useful insights in terms of assessing whether BRI will yield the desired geopolitical consequences for the PRC.
L'analyse comparative des textes d'audiodescription français et Turc de «le parfum: Histoire d'un meurtrier» baseée sur les lignes directrices d'ADLAB
À l'instar de la technologie qui s'est développée après le nouveau millénaire, l'intégration des médias audiovisuels dans la vie humaine sous de nombreux aspects a augmenté plus que jamais. Cette situation a rendu la traduction audiovisuelle, un type de traduction multi-sémiotique et multimodale, beaucoup plus visible dans la traductologie. Étant le représentant hyposémiotique du type de traduction pour l'accessibilité dans le domaine de la traduction audiovisuelle ayant ses propres règles d'application, l'audiodescription est appliquée pour les personnes aveugles et malvoyantes qui ont un accès limité ou aucun accès aux visuels. Pour l'audiodescription, il existe plusieurs lignes directrices établies par de nombreuses institutions et organisations à travers le monde qui sont préparées pour améliorer la qualité et pour établir des normes internationales. L'une de ces lignes directrices est l'Audio Description : Lifelong Accessibility for the Blind and Visually Impaired (Accessibilité tout au long de la vie pour les aveugles et les malvoyants) ou brièvement ADLAB, qui a été soutenue par l'Union européenne et partagée avec le public international en 2014 et elles sont le produit final du projet du même nom. Dans ce mémoire, les profils d'audiodescription de la France et de la Turquie seront présentés tout comme les pays participants du projet ADLAB. Le film choisi comme corpus du mémoire sera analysé à la lumière des éléments discutés dans les lignes directrices d'ADLAB sur la rédaction des textes d'audiodescription, et une analyse comparative des textes d'audiodescription turcs et français du corpus sera effectuée. Cette analyse vise à révéler les différences entre les textes d'audiodescription créés par des descripteurs appartenant à des cultures différentes dans divers pays et à déterminer ainsi les différences interculturelles dans le domaine de l'audiodescription.
Türkiye'de merkezi ve yerel yönetimin yapılanması Almanya ve Fransa modeli ile karşılaştırmalı analizi
1800'lü yıllarda Amerika Birleşik Devletleri'nde gündeme gelen kamu yönetimi olgusu, zaman geçtikçe bütün dünyada etkisini göstermiştir. İnsanların ihtiyaçlarını karşılamak ve refah düzeyini arttırabilmek için bütün dünya ülkeleri yeni bir yapılanma içerisine girmiştir. Bu çalışmada Türkiye'nin bu süreçten nasıl etkilendiği, merkezi ve yerel yönetimlerin nasıl şekil aldığı, Türkiye'deki yönetimlerin detaylı incelenmesi ve bu incelemeler sonucunda Almanya ve Fransa gibi kamu yönetimi olgusu oturmuş ülkelerle karşılaştırma yapılması hedeflenmiştir.Yapılan karşılaştırmalar sonucunda Türkiye'nin yerel yönetimler bakımından Fransa ile benzerlikler ve Almanya ile çok farklılıklar gösterdiği, fakat bu benzerlik ve farklılıklara rağmen Türkiye'de belediyelerin ekonomik yetkiler açısından merkeze çok bağlı olduğu ve sıkı bir idari vesayetin olduğu görülmektedir
The comparative analysis of English and Russian war poetry
Farida Isaeva. The World War I Poetry Introduced by the British and the Russian Poets Wilfred Owen and Nikolay Gumilev. Istanbul Aydin University, Institute of Social Sciences, English Language and Literature. Istanbul. 2014. The WWI poetry is a theme discussed by many researchers. Its influence on people from different generations is irrefutable. The war poetry had various tendencies such as the woman poetry, the trench poetry, the war propaganda poetry. One of the main differences of the poetry of this period is its war lyrics that combined the emotions of the poet with the cruelty of the reality. Thus, war lyrics represent a wide part of the war poetry. The features of war poetry depend on the poet's tendency from being patriotic to protesting against the war. The war poetry united a lot of poets under its title. Many of them wrote their poems at the home front, some of them were the eye-witnesses of the war combat. This work particularly discussed the poems of the Russian and the British poets. Nikolay Gumilev and Wilfred Owen both took part in the WWI. They were influenced and moved by it, which affected their readers. Both poets' works reflected the horrors and uselessness of war. Gumilev tended to believe in the purifying purpose of the war, where all the sinful would burn and the new world would grow after. In turn, Owen was protesting against the war, its futility, brutality towards the young soldiers loosing lives for no reason. Both poets used Christian symbols and allusions in their works. Key words: World War I, Wilfred Owen, Nikolay Gumilev, Akmeism, war poetry.
Ombudsmanlık: Avrupa Birliği ülkeleri ve Türkiye uygulamalarının karşılaştırılması ve öneriler
Ülkemizde ombudsmanlık sistemi ile ilgili olarak yapılan çalışmalardan 2010 yılına kadar bir sonuç elde edilememiştir. 2010 yılında yapılan halk oylaması sonucu; Anayasanın 74. maddesi ile vatandaşa, Kamu Denetçisine başvurma hakkı verilmiştir. Anayasa'da yapılan bu değişiklik sonucunda dünyada pek çok ülkede uygulaması olan ombudsmanlık sistemi, 6328 Sayılı Kamu Denetçiliği Kurumu Kanunu ülkemizde yasalaşmıştır. Bu çalışma; ülkemizde uygulanan denetim yollarına değinerek, Türkiye'de yeni kurulan Kamu Denetçiliği Kurumunun üzerinde yapılan değerlendirme ve önemli görülen hususları vurgulama amacıyla hazırlanmış olup üç bölümden oluşmaktadır. Tezin ilk bölümünde; temel kamu, yönetim ve denetim kavramları üzerinde durulmuştur. İkinci bölümünde; ombudsmanlığın ortaya çıkışı ve tarihsel gelişimi, ombudsmanlığın özellikleri, yetki ve görevlerinden hakkında bilgi verilmeye çalışılmıştır. Son bölümde ise Kamu Denetçiliğinin gerekliliği, ülkemizde Kamu Denetçiliği Kurumuna benzetilen kurum ve komisyonlardan bahsedilerek, Türkiye'de Kamu Denetçiliği Kurumu hakkında yapılan çalışmalara değinilmiş ve 6328 Sayılı Kamu Denetçiliği Kurumu Kanunu incelenmiştir. Sonuç olarak; Kamu Denetçiliği Kurumunun ülkemizde faaliyet göstermeye başlaması olumlu bir gelişme olarak değerlendirilmekle birlikte, kurumun daha etkin ve verimli çalışması için gerekli olan çalışmalarında yapılması konusunda gerekli eleştiriler yapılmıştır.
Avrupa Birliği ekonomi politikalarında uyum süreci: Türkiye ve Polonya arasında bir karşılaştırma
Türkiye'nin Avrupa Birliği müzakereleri uzun yıllardır sürekli konuşulan ancak bir türlü neticeye bağlanamayan tam anlamıyla bir muammadır. Türkiye, sürekli Avrupa Birliği'ne üyeliği kabul edilen ülkelerle kıyaslanmış, eksikleri tamamlanmaya çalışılmış ancak bir türlü tam üyeliğe geçiş gerçekleşmemiştir. Bu çalışmada 2004 yılında tam üyeliğe kabul edilen Polonya ile üyelik müzakereleri hala devam eden Türkiye'nin ekonomik yapısı kıyaslanacaktır. Bu iki ülkenin ekonomik yapıları incelenirken Avrupa Birliği'nin ekonomik kriterleri içerisinde değerlendirdiği makro ekonomik göstergeler kıyaslanacaktır. Söz konusu bu göstergeler; Enflasyon Oranı, İstihdam Oranı, İhracat Oranı, GSMH büyüme oranı, Kişi başına düşen GSMH büyüme oranı, İthalat Oranı, Yurtdışından net gelir, Döviz Kuru, İşsizlik Oranıdır. Ayrıca ikinci aşama olarak bu iki ülkenin ekonomisini kıyaslamak amacıyla kümeleme analizi yapılacaktır. Kümeleme analizinde benzer değişkenler kullanılırken, 2004 yılından bu yana Avrupa Birliği'ne tam üyeliğe kabul edilen 11 ülke ve hala müzakere aşaması devam eden ve üyeliğe kabul edilmeyen 5 ülkenin verileri kullanılacaktır. Söz konusu bu ülkeler; Polonya, Çek Cumhuriyeti, Estonya, Letonya, Litvanya, Malta, Macaristan, Slovenya, Slovakya, Bulgaristan, Romanya, Hırvatistan, Türkiye, Sırbistan, Karadağ, Makedonya ve Arnavutluk'tur. 1980-2015 dönemi için 17 ülkeye ait 9 makro ekonomik değişken kullanılarak, SPSS ortamında kümeleme analizi gerçekleştirilecektir. Kümeleme analizi sonucunda söz konusu bu 17 ülkenin ekonomik açıdan birbirlerine olan benzerliği değerlendirilmiş olup, belirlenen dönemlere ve seçilen 9 makro ekonomik değişkenlere ait veriler ile yapılan analizlere baktığımızda Türkiye ekonomisi ve Polonya ekonomisi kısmen benzerlik göstermektedir. 1980-2004 dönemi hariç yani 2004 yılı sonrası dönemlerde Türkiye ekonomisinde meydana gelen olumlu değişimler sonucunda Türkiye ve Polonya benzer kümelerde çıkmıştır. Yapılan bu çalışmayı genel olarak değerlendirdiğimizde, Türkiye ve Polonya'nın ekonomik durumlarının kısmı olarak da olsa benzerlik gösterdiği sonucu elde edilmiştir. Ayrıca ilgili dönemde AB'ye tam üyeliğe kabul edilen devletler ile de Türkiye'nin benzer ekonomik yapıya sahip olduğu da gözlemlenmiştir. Anahtar Kelimeler: Avrupa Birliği (AB) Ekonomi Kriterleri, Polonya, Türkiye, Kümeleme Analizi.
An examination of the role of technical and non-technical innovation on the customer loyalty
Customer loyalty strongly depends on the customer satisfaction which is the measure of the fulfillment of their expectations and needs with a pleasurable experience of the product, process or service. Among many other strategies, the companies use innovation for ensuring the customer satisfaction with their product or service, as it is a highly competitive market today, and new ideas in any manner are appreciated if they are more effective to the customers. It is crucial for the companies to understand how the innovation influences the perceptions of their target market in order to invest in the innovation efficiently. The focus of this dissertation is on evaluating the role of technical and non-technical innovation on the customer loyalty in Turkey and Germany. The customer loyalty has been evaluated using the variables technical and non-technical innovation capabilities, whereas the influence on loyalty has also been assessed through the variables intellectual experience, affective experience, reputation, word of mouth, new market penetration and differentiation. The study is based on primary research method where the extensive literature review was conducted to develop a conceptual framework and a questionnaire for survey is adapted from a scholar, Dr. Pantea Foroudi's survey which is already done on the similar topic. This questionnaire was then used for survey, which was administered to collect primary data. Simple random sampling has been used to draw a sample of 114 customers from Turkey and 106 customers from Germany. Frequency distribution analysis, Mann Whitney U test, correlation test and multiple regression analysis have been conducted to reach the findings. The result reported that males are more loyal to innovative companies in Germany, whereas females are more loyal in Turkey. Most of the respondents who are loyal to innovative companies have age between 20-30. It has been found that majority of the customers from both the countries are loyal to the innovative companies and have positive perceptions about the quality and value for price offered by them. The technical innovation of the companies has been found to be positively associated with the customer loyalty as it effects on the customers' intellectual and affective experience. Similarly, new market penetration and differentiation has also positive influence on customer loyalty. The customers reported that they find innovative companies more trustworthy and reputable. The comparison of customer responses for Germany and Turkey has revealed that the German consumers focus more on innovation as compared to those of Turkey. Recommendations have been suggested in the light of findings of the study.
Azerbaycan ve Türkiye muhasebe sistemleri hesap planları karşılaştırılması
Muhasebenin temel görevi işletme içi ve işletme dışı kişi ve kuruluşlara bilgi üretmektir. Üretilen bilgileri doğru analiz ederek kullanan işletmeler başarılı olmaktadır. Günümüzde, artan teknolojik imkanlar ve ülkeler arasındaki sınırların ortadan kalkmasıyla işletmeler teknoloji, küreselleşme, artan rekabet şartları gibi konularda sürekli değişmektedir. Söz konusu durum farkı ülke ve kuruluşların muhasebe bilgilerini herkes tarafından anlaşılan bir "dil"de, yani benzer standartta hazırlanmak zorunda bırakmıştır. Artık, bir çok ülke Uluslararası Muhasebe Standartları bazında kendi standartlarını hazırlamıştır. Bu çalışmada Azerbaycan ve Türkiye hesap planları incelenerek benzer ve farklı yönleri karşılaştırılacaktır.
Comparative analysis of the politics put into practice by Iran and U.S.A in the Middle East region
Relations between the United States and the Islamic Republic of Iran are influenced by complex historical, geopolitical, and ideological factors. To have a genuine understanding of the relations between the U.S. and Iran requires knowledge of the historical, ideological, and philosophical grounding of the two nations. This report will analyze the history of both the United States and Iran, their geopolitical situation, and the worldview which shapes their foreign policy. Only with this comprehensive level of understanding can American policymakers create a foreign policy towards Iran which is in the national interest of the United States. This report argues that the primary goal of United States foreign policy for the last century is the creation of a liberal world order which respects the rule of law promotes free trade, and respects individual rights. The direction of American foreign policy might be shifting towards a nationalist direction under the leadership of President Trump. Iranian foreign policy is guided by the principle of maintaining its national sovereignty. The primary influence on Iranian philosophical and ideological development is Shia Islam, which serves to re-enforce the independence of Iran from its Sunni neighbors. The tense relationship between the United States and Iran is a product of the Islamic Revolution of 1979, in which a theocratic revolutionary movement overthrew the Shah, an ally of the United States, and took American diplomats hostage. This report recommends a re-examination of Iranian United States relations. The Islamic Republic of Iran and the United States share a common interest in suppressing radical Sunni extremist groups such as ISIS, and Iran's willingness to sign the Iran Deal indicates a desire to deal in good faith with the United States. This report recommends a re-examination of the Bush II/Obama era policy of regime change and instead argues that is in the national interest to have a policy towards Iran, and the Middle East, which emphasizes stability rather than ideology. Keywords: Iran Policy, US Policy, Iran – US relations, Middle East Policy, foreign policy
Measuring service quality perceptions on bank customers: A comparative study between Nigeria and Turkey
"In an attempt to survey the effects of measuring service quality perceptions on bank customers: a comparative analysis between Turkey and Nigeria, its features and importance were deeply explained and the problems facing service quality perceptions and bank customers were stated in consonance to fill the existing gap in the literature. However, this study specifically determine effect of service tangibility on bank customers in Turkey and Nigeria, examine the effect of service reliability on bank customers in Turkey and Nigeria, explore the effect of service responsiveness on bank customers in Turkey and Nigeria, ascertain the effect of service assurance on bank customers in Turkey and Nigeria, and investigate the effect service empathy on bank customers in Turkey and Nigeria. The study employed the use of frequency percentage analysis and Logit regression analysis as the estimation techniques. From the findings, the result from Turkey revealed that the value McFadden R-squared was 0.601669 that is 60.2% variation of the dependent variable (Bank's customer) can be explained by the independent variables (TAN, REL, RES, ASS, EMP). The LR value was 185.7626 and its p-value is 0.00000 implies that the independent variables can jointly influence the dependent variable. In Nigeria, the value McFadden R-squared was 0.573354 that is 57.3% variation of the dependent variable (Bank's customer) can be explained by the independent variables (TAN, REL, RES, ASS, EMP). The LR value was 174.1381 and its p-value is 0.00000 implies that the independent variables can jointly influence the dependent variable. The study concluded that service quality perception of tangibility has not been significant to Turkish bank's customer and the reliability of SERVQUAL which refers to the accurate, dependable and consistent performance of the service concluded in this study that there is a negative but significant effect to influence bank's customer in Turkey. In Nigeria, concluded that SERVQUAL tangibility exhibits a positive but insignificant effect on bank's customer and the SERVQUAL reliability was a negative but significant on bank's customer during the study period. The study however recommended that the Banks including the Apex Banks of Turkey and Nigeria should aim to provide quality services to their customers in other to retain existing customer and also to attract new customer and by so doing, it will contribute to the growth and development of the economy through the financial institution". Keywords: Turkish banks, Nigerian banks, customer satisfaction, service quality, quality measuring.
Tıbbi görüntülemenin ulusal – uluslararası karşılaştırmalı yaygınlık analizi
Bu çalışmanın amacı dünyada ve Türkiye'de tıbbi görüntüleme alanındaki gelişmelerin neler olduğunu, hangi süreçlerden geçerek günümüze gelindiğini kıyaslamalı olarak ortaya koymaktır. Tez dört ana bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde tıbbi görüntülemenin ne olduğu; ikinci bölümde tıbbi görüntüleme alanındaki güncel gelişmeler; üçüncü bölümde tıbbi görüntülemede geleceğe yönelik beklentiler ve son bölümde ise tıbbi görüntüleme alanında ulusal - uluslararası yaygınlık analizi kıyaslamalı olarak incelenmiştir. 1895 yılında röntgenin icadı ile başlayan tıbbi görüntüleme teknikleri tıp alanında tanı ve tedavide önemli gelişmelere yol açmıştır. Çalışma kapsamında dünyada ve Türkiye'deki toplam tıbbi görüntüleme cihaz sayısı ve bu cihazların Türkiye'deki şehirlere göre dağılımı, hastanelere ve branşlara göre tetkik isteme oranları, yıllara göre değişimi, Türkiye'deki insan gücü, toplam sağlık harcamaları, sektör pazar payı, ithalat ve ihracat verileri karşılaştırmalı olarak incelenmiştir. Türkiye'de tıbbi görüntüleme eğitimi gören öğrencilerinin eğitimleri, sayısal durumları, gelecek planlamaları, kamu ve özel sektörde çalışan teknisyen sayıları da incelenmiştir. Türkiye'de ve dünyada tıbbi görüntüleme için ayrılan maddi kaynak, hem sayısal hem de kategorik olarak incelenmiş veri mukayeseleri yapılmıştır. Türkiye'deki tıbbi görüntüleme cihaz sayısı yıllar içinde önemli bir artış göstermektedir. Cihaz sayısı en fazla Türkiye'nin üç büyük şehrinde bulunmaktadır. En fazla bulunan cihaz ise ultrason(US) cihazıdır. İkinci sırada doppler ultrasonu gelmektedir. En az bulunan cihaz ise Manyetik Rezonans(MR)'dır. MR, Bilgisayarlı Tomografi(BT) ve Mammografi(MG) cihazlarının özel sektörde daha fazla olduğu görülmektedir. US, doppler US ve eko cihazları da en çok Sağlık Bakanlığı'na ait hastanelerde bulunmaktadır. MR cihazı sayısı bakımından incelendiğinde, Japonya ve ABD ilk iki sırayı paylaşmaktadır. Son sırada ise Meksika yer almaktadır. Türkiye ise bu karşılaştırmada, OECD(Ekonomik Kalkınma ve İşbirliği Teşkilatı) ülkelerinin ortalamasının altındadır. OECD ülkelerinin ortalaması 13,9 iken, Türkiye'de bu oran 10,4'tür. BT cihazı en fazla Japonya'da bulunmaktadır. Japonya'yı sırasıyla Avustralya ve ABD takip etmektedir. Son sırada Meksika yer almaktadır. OECD ülkelerinin yataklı tedavi kurumlarında bir milyon kişiye düşen BT cihazı sayısının ortalaması 23,7 iken Türkiye'nin ortalaması 14,1'dir. Türkiye'nin ortalaması OECD üye ülkeleri ortalamasının oldukça altındadır. Türkiye'de MR ve BT işlem sayıları değerlendirildiğinde, AB(Avrupa Birliği) üye ülkeleri içerisinde birinci sırada yer almaktadır. AB ortalamasının sekiz katı işlem sayısı ile bu alanda açık ara lider durumdadır. Ülkelerin gelir düzeyleri arttıkça kişi başına düşen tıbbi cihaz sayılarında da ciddi bir artış görülmektedir. Bunu göre ABD, Japonya, İsviçre, İzlanda, Finlandiya ve Danimarka gibi yüksek gelir düzeyine sahip ülkelerde buna paralel olarak kişi başına düşen tıbbi cihaz sayısının fazla olduğu görülmektedir. Türkiye'nin kişi başı GSYİH(Gayri Safi Yurt İçi Hasıla), bir milyon kişiye düşen MR ve BT cihazı ile doğumda beklenen yaşam süresi değerleri, OECD ortalamasının altındadır. Türkiye tıbbi görüntüleme cihazlarında ithalatçı ülke konumundadır. Bu alandaki en büyük kalem sarf malzemeler olurken, tıbbi görüntüleme cihazları ikinci sırada yer almaktadır. Cihazların çoğu ya da kritik parçaları yurt dışından ithal edilmektedir.
Futbol kulüpleri şirketleşme modelinde Süper Lig ve Premier Lig karşılaştırmalı analizi
Geçen yıllar içerisinde futbol, sadece onu seven, destekleyen ve icra edenlerin dışında, ondan rant elde etmeye çalışanların da sürecin içerisine dahil olmasıyla şekil olarak değiştiği bir alandır. Bu durum, futbolun sportif yüzü kadar finansal yanının da dikkatle değerlendirilmesini zorunlu kılmıştır. Bu örneklerin başında gelen İngiltere, 1992 yılında kurulan Premier Lig yapısı ile birlikte futbolun ticari boyutunu dünya genelinde belki de en nitelikli olarak değerlendiren yönetim sistemi olmuştur. Premier Lig örneğinin başarısı son derece olumlu bir şekilde değerlendirilebileceği gibi bunun dışında dünya genelinde başarısız olan, değişime ihtiyaç duyan ve bu konuda çeşitli çalışmaların yürütülmüş olduğu futbol yönetim yapıları da söz konusudur. Bunlardan biri olarak Türkiye, uzun yıllardır futbolun yönetiminde sorunlar yaşayan, özellikle de finansal yönetim açısından sıkıntıları bulunan futbol kulüpleri nedeni ile yönetim açısından zorlu bir süreç geçirmektedir. Bu tez çalışmasının amacı, futbolun finansal dönüşümü ile birlikte finansal yönetiminin ne noktaya geldiğini ve nasıl şekillendiğini incelemektedir. Bunun için de çalışmada, konunun finansal ve hukuki boyutlarına değinmeye çalışılmaktadır ve konunun detaylı olarak incelenmesi adına İngiltere'deki Premier Lig örneği ile Türkiye'deki Süper Lig örneği karşılaştırılmaktadır. Çalışmada da literatür taramasıyla birlikte futbolun finansal dönüşümüne değinilmektedir. Bu dönüşüm hukuki açıdan da ele alınmakla birlikte konunun çeşitli uluslar arası örneklerine de yer verilmektedir. Çalışmanın son bölümünde ise Premier Lig örneği ile Süper Lig karşılaştırılmaktadır ve bu karşılaştırmaya dair bir SWOT analizi gerçekleştirilmektedir. Anahtar Kelimeler: Finans, Futbol, Kulüp, Şirketleşme, Yönetim
2003-2016 yılları arasındaki terör eylemlerinin Türkiye'ye Turistik talep üzerine etkisi: Marmara, Ege ve Akdeniz bölgeleri arasında karşılaştırmalı bir yaklaşım
Son zamanlarda tüm dünya da yükselişte olan terörizm faaliyetleri birçok toplumsal, siyasi ve ekonomik problemleri de beraberinde getirmektedir. Terörizm, kaynağı, nedenleri ve kimlikleri neler veya kimler olursa olsun, insanlığın karşı karşıya kaldığı önemli problemlerin başında gelmektedir. Bu problemi uzun zamandır ve sıklıkla yaşamakta olan ülke olarak Türkiye'de kiterörizm faaliyetlerinin olumsuz etkilerini uzunyıllardır hissetmektedir. Özellikle turizm gibi ulusal istikrarla yakından alakalı alanlar yurtiçinde yaşanan bu sıkıntılı durumdan son derece etkilenmektedir. Bu çalışmada ülkemizde 2003 - 2016yılları arasındaki terör eylemlerinin Türkiye'ye turistik talep etkilerinin Marmara, Ege ve Akdeniz Bölgeleri arasında karşılaştırmalı bir yaklaşım olarak olumsuz etkileyip etkilemediği araştırılacaktır.
Uyarlama dizilerdeki kültürel farkların küyerelleşme ve toplumsal cinsiyet rolleri bağlamında temsili: Desperate Housewives / Umutsuz Ev Kadınları örneği
21. yüzyılda artık dünya kesin ve keskin tanımların yeri olmaktan çıkmak üzeredir. Birçok kavram ve tanım başka kavramların içinde kendine yer bulmaktadır. Karşıtlarını da içeren kavramlar kullanılması daha uygun görülmektedir. İşte tam da bu nedenle küreselleşme olgusu eski popülerliğini kaybetmeye başlamış gibi görünmektedir. Bu olgu yerine artık daha sıklıkla duyduğumuz bir başka olgu söz konusudur: Küyerelleşme. Bu kavram içinde hem küreselleşmeyi hem de yerelleşmeyi barındırmaktadır. Bu çalışmada, Amerika'da 2004 yılında yayınlanan "Desperate Housewives" adlı dizi ile bu dizinin birebir uyarlaması olan, 2011 yılında da Türkiye'de yayınlanmaya başlanan "Umutsuz Ev Kadınları" dizisi karşılaştırılarak incelenmektedir. Bu analiz; iki farklı kültürün ürünü olan bu iki dizide karşımıza çıkan kültürel farklılıkların ve benzerliklerin tespit edilip, var olan farklılıkların ve benzerliklerin küyerelleşme sürecinde toplumsal cinsiyet rolleri açısından incelenmesini içermektedir. Dizinin ana karakterlerinin kadın olmasından ve izler kitlesinin de kadınlar olarak hedeflenmiş olmasından yola çıkılarak, çalışmada toplumsal cinsiyet kavramı üzerinde durulacaktır. İki farklı kültürde kadının yeri, kadının rolü, kadının temsili gibi kavramlar üzerinden dizi incelenmeye çalışılacaktır.
DAEŞ ve Boko Haram terör örgütlerinin karşılaştırmalı analizi
Dünyanın en kalabalık ikinci inanç kesimi olan Müslümanların arasına ihtilaf kıvılcımları İslam dininin Peygamberi Hz. Muhammed'in vefatından sonra atılmaya başlanmıştır. Asr-ı Saadet döneminden sonra İslam'ı yorumlamak için ortaya çıkan bazı düşünce sistemleri, siyasi çıkar sağlama ve iktidar olma arzusu ile birleşince, dinin barış üzerine kurulu yapısına tamamen zıt bir görünüm elde etmiştir. Selefilik ve Vahhabilik de bunların içinde yer almaktadır. Bu iki görüşü ve destekçilerini özellikle Soğuk Savaş sonrası büyük devletler kendi çıkarları için kullanmaya başlamışlardır. Üretim araçlarından yoksun bu örgütlerin arkasında devlet desteği olmadan güçlenip var olabilmesi şüphesiz mümkün değildir. Orta Doğu coğrafyasında DAEŞ, Afrika kıtasında ise Boko Haram bu doğrultular ekseninde, 11 Eylül saldırılarından sonra ABD'nin başlattığı kutuplaştırıcı dış politika anlayışında ortaya çıkmışlardır. Bu çalışma, aynı görüş yapısına sahip farklı kıtalardaki DAEŞ ve Boko Haram örgütlerinin aralarındaki benzerlikleri ve farklılıkları ortaya çıkarmayı amaçlamaktadır. Her iki örgütün de temel düşünce yapısını oluşturan Selefilik ve Vahhabilik görüşleri yanında bu örgütlerin birçok benzer özellik ve farklılıklar taşıdığı tespit edilmiştir. Bu çalışmada, söz konusu örgütlerin eylemlerinde İslam dinini esas aldıklarını öne sürmelerine rağmen davranış biçimlerinin İslam hassasiyeti ile bağdaşmadığı, daha ziyade dini motifli politik hareketle çıkar amaçlı olduğu saptanmıştır. Anahtar Kelimeler: DAEŞ, Boko Haram, Terör, Selefilik, Vahhabilik