Computed tomography
66 theses under this subject heading
Yoğun bakımda intrakranial basınç artışı olan olgularda optik sinir kılıfı çapının ultrasonografi ile değerlendirilmesi
İntrakranial basınç artışı; TBH, iskemik veya hemorajik SVO, intrakranial kitle gibi nedenlere bağlı olarak karşımıza çıkabilmektedir. Bu hastaların yönetiminde İKB takibi ve tedavisi oldukça önemli rol oynamaktadır. İKB artışının tespiti için çeşitli invaziv ve non-invaziv yöntemler bulunmaktadır. İnvaziv yöntemlerin uygulama maliyeti, enfeksiyon riski ve cerrahi ekip gerekliliği gibi nedenler klinisyenleri İKB değerlendirilmesi için non-invaziv tekniklere yönlendirmiştir. Ultrasonografik OSKÇ ölçümü hastaya zarar vermemesi, kolay tekrarlanabilir olması, yatak başında uygulanabilirliği ve daha düşük maliyeti nedeniyle açısından son yıllarda popülerliği artan non-inzaviv bir yöntemdir. Çalışmamızda kranial BT ile İKB artışı tespit edilmiş hastalarda optik sinir kılıfı çapındaki değişikliklerin prognoz üzerine etkisini ve kranial BT bulguları ile OSKÇ artışının korelasyonunu değerlendirmeyi amaçladık. Haziran-Aralık 2023 tarihleri arasında yoğun bakımımızda takip edilen İKB artışı kranial BT ile tespit edilmiş hastalarda her iki gözde vitroretinal bileşkenin 3 mm posteriorundan OSKÇ ölçümleri yapıldı. Çalışmaya yoğun bakımda beyin hasarı ile takipli 50 hasta ve 36 sağlıklı gönüllü dahil edildi. Tomografik olarak İKB artışıyla uyumlu görüntüleme bulguları olan hasta grubunda OSKÇ sağlıklı gruba göre yüksek saptandı. Kranial BT' de orta hat kayması ve ödem görülen hastalarda OSKÇ diğer BT bulgularına göre daha yüksek ölçüldü. Ayrıca yoğun bakım takibinin 3. ve 5. günlerinde tomografik bulgu olarak ventrikül basısı olan hastalarda da daha yüksek saptandı. Optik sinir kılıfı çapı; mortalite oranları, GKS ve FOUR skorları ile anlamlı ilişkili saptanırken, APACHE II ve SOFA skorları ile ilişkili bulunmadı. Yoğun bakıma entübe gelen olgularda OSKÇ yüksek ölçülürken, takipleri esnasında entübe edilenlerde ise daha düşük bulunmuştur. Çalışmamızda mortalite oranları tüm skorlamalar ile ilişki olarak saptanmıştır. Çalışmamızın sonucunda OSKÇ ölçümlerinin yoğun bakımda İKB artışı tespitinde kullanılabileceğini ve prognoz tahmininde kullanılabileceğini düşünmekteyiz. Özellikle hemodinamik olarak instabil, BT çekimi için radyoloji ünitesine gidemeyecek olan olgularda İKB artışı ultrasonografik OSKÇ ölçümü ile takip edilebilir. Anahtar Kelimeler: Beyin Hasarı, İntrakranial Basınç Artışı, Kranial Bilgisayarlı Tomografi, Optik Sinir Kılıfı Çapı, Ultrasonografi
Beyin, boyun, toraks, abdomen ve kardiyak bilgisayarlı tomografi tetkiklerinin kurumsal doz seviyelerinin belirlenmesi, ulusal ve uluslararası doz referans seviyeleriyle karşılaştırılması
Amaç: Bilgisayarlı Tomografi tetkiki medikal radyasyon maruziyetinin yaklaşık % 60'ından sorumlu olan ve her geçen gün tıbbi pratikte daha çok kullanılan bir görüntüleme modalitesidir. Bu çalışma kurumumuzda sıklıkla elde olunan beyin, boyun, toraks, abdomen ve kardiyak incelemelerin doz raporlarını analiz ederek kurumsal doz raporumuzu ortaya koymayı amaçlamaktadır. Kurumumuzda daha önce sistematik bir doz rapor çalışması yapılmamış olması, radyoloji teknisyenleri, radyologlar ve klinisyenlerin radyasyon dozu yönetimiyle ilgili yeterli farkındalığının bulunmaması nedeniyle bu çalışma düzenlenmiştir. Bu çalışma kurumumuzda doz verilerini sistematik bir şekilde inceleyerek, eğilimleri, doz optimizasyonu için potansiyel alanları ve ulusal ile uluslararası DRL'lere uyumu belirlemeyi hedeflemektedir. Gereç ve Yöntem: Çalışmamızda, hastanemizde tetkik esnasında 18 yaşın üzerinde olan hastalara ait kontrastlı ve kontrastsız beyin, boyun, toraks ve abdominopelvik BT incelemeleri ile retrospektif EKG-kapılı KABT, yüksek pitch ile prospektif EKG-kapılı KABT,Triple Rule-out BT anjiyografi ve koroner arter kalsiyum skorlama tetkikleri 31.05.2024 tarihinden itibaren geriye dönük ardışık olarak incelenmiştir.Bu tetkiklere ait hasta cinsiyeti, yaşı gibi demografik veriler; mAs, kVp, pitch değeri gibi protokol verileri ile CTDIvol ve DLP gibi doz verileri toplanarak analiz edilmiştir.Doz verisi parametreleri ulusal ve uluslararası DRL değerleriyle karşılaştırılarak incelenmiştir. Bulgular:Çalışmada ortalama yaşı 53.6±15,8 olan% 45'i kadınlardan % 55'i erkeklerden oluşan hastalara ait 11457 adet tetkik değerlendirilmiştir.Boyun ve abdomen BT tetkiklerinde kadın hastaların oranı daha fazla saptanmıştır.BT-2'de elde olunma oranı bütün tetkikler için daha fazlaydı.Triple rule out BT hariç bütün tetkiklerde erkeklere ait SL verisi daha uzun saptandı(p<0,001). Beyin BT ve boyun BT tetkiklerinde erkek hastalara ait DLP değeri; abdomen BT, kalsiyum skorlama tetkikleri ve yüksek pitch ile KBTA'da kadın hastalara ait DLP değerleri anlamlı yüksek bulundu(p<0,001).Beyin BT tetkiki için medyan CTDIvol değerimiz 53 mGy DLP değerimiz 1113 mGy.cm olup DLP verisi karşılaştırılan 9 DRL değerinden ulusal DRL'de dahil olmak üzere 3'ünden yüksek bulundu(p<0,001).Abdomen BT tetkiki için medyan CTDIvol değerimiz 17,5 mGy DLP değerimiz 909 mGy.cm olup DLP verisi yine 3 DRL'den yüksek bulundu(p<0,001). Retrospektif KBTA için CTDIvol 57,4 mGy DLP 940 mGy.cm izlenmiş olup Fransa 2015 DRL'sinden verilerimiz anlamlı yüksekti(p<0,001).Toraks BT, boyun BT, kalsiyum skorlama ve yüksek pitch ile EKG-kapılı KBTA tetkiklerinde belirgin doz yüksekliği saptanmadı. Sonuç: DRL'lerinin kullanımının çeşitli kısıtlamaları olsa da doz optimizasyonu sürecinin önemli bir parçası haline gelmişlerdir. Bu çalışmada elde ettiğimiz veriler DRL değerleriyle kıyaslandığında beyin BT, abdomen BT ve retrospektif EKG-kapılı koroner BT anjiyografi tetkiklerinde protokol optimizasyonu ihtiyacını göstermiştir.Ayrıca toraks BT, boyun BT ve prospektif EKG-kapılı koroner BT anjiyografi tetkiklerinde ise doz kontrolünde başarımızı göstermiştir. Doz optimizasyonu tektiler yapıldıkça süren bir süreç olup bu konudaki çalışmalarımız devam etmelidir. Anahtar kelimeler:Bilgisayarlı tomografi, X ışını, radyasyon dozu, diagnostik referans düzeyi
15 mm'den küçük akciğer nodüllerinde perkütan transtorasik biyopsi sonuçları
Amaç: Bu çalışmada, uzun aksı 15 mm'den küçük akciğer nodüllerinde, perkütan transtorasik akciğer biyopsi işleminin etkinliğinin ve güvenirliliğinin araştırılması amaçlanmıştır. Giriş: Bilgisayarlı tomografi (BT) eşliğinde perkütan transtorasik akciğer biyopsi (PTB), akciğer lezyonlarının tanısında önemli yere sahiptir. İşlem sonrası düşük sıklıkla da olsa pnömotoraks, kanama veya nadiren hava embolisi gibi komplikasyonlar görülebilir. Akciğerdeki lezyonun küçük boyutlu oluşu, santral yerleşimli olması, ana bronş veya vasküler yapılara yakın olması ve altta yata parankim hastalıkları, komplikasyon riskini arttıran esas etkenlerdir. Literatürde küçük boyutlu akciğer lezyonlarında PTB sonuçlarını bildiren yeterli sayıda yazı bulunmamaktadır. Gereç ve Yöntem: Çalışmaya Ocak 2005 ve Haziran 2020 tarihleri arasında Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Radyoloji Anabilim Dalı Nonvasküler Girişimsel Radyoloji ünitesinde BT eşliğinde PTB yapılan erişkin hastalar dahil edilmiştir. Hastalara ait demografik veriler, altta yatan akciğer hastalığı, lezyon boyutu, yerleşimi, lezyondan plevraya kadar iğne mesafesi, işlem sonrası komplikasyonlar ve histopatolojik tanılar retrospektif olarak incelenmiştir. Komplikasyonlarla ilişkili olabilecek faktörler istatistiksel yöntemlerle araştırılmıştır. Bulgular: Çalışmaya dahil edilen toplam 97 hastanın (%56 erkek) yaş ortalaması 63±9,9 yıl idi. Biyopsi yapılan nodüllerin ortalama uzun aksı 12±2,3 mm idi. Nodüllerin %15'i (n=15) 1-9 mm, %41'i (n=40) 10-12 mm, ve %44'ü (n=42) ise 13-15 mm aralığında idi. Biyopsi yapılan hastalarda %94,8 oranında örnek tanısal değerlendirme için yeterli bulunmuştur. Toplam 5 (%5) hastada ise biyopsi ile tanı alınamamıştır. Lezyondan plevraya kadar iğne mesafesi 3 cm'den az olan hastalarda yetersiz örnekleme oranı, diğer gruplara (3-4,9 cm ve 5 cm üzeri) göre daha fazla görülmüştür (p=0,026). Komplikasyonların büyük çoğunluğu (%84) klinik önemi olmayan hemorajiler (51 hasta) ve tedavi gerektirmeyen pnömotorakslardı (14 hasta). 2 hastada pnömotoraks sonrası drenaj kateteri gerekmiştir. Grade 2 ve üzeri hemoraji 19 hastada (%19,6) görülmüştür. Hemoraji izlenen hastaların hiç birinde kan transfüzyonu veya kanama nedeni ile ek girişimsel müdahaleye gerek duyulmamıştır. Hemoptizi olan 2 hastada, ek müdahaleye gerek kalmadan spontan düzelme aynı gün içerisinde görülmüştür. Hastanede kalış süresinde uzamaya neden olan parankimal hemoraji ve hemoptizi olgusu izlenmemiştir. 61 hastaya (%63) işlem günübirlik yatış yapılarak yapılmış olup hastalar aynı gün taburcu edilmiştir. 36 hastaya ( %37) ise hastaneye yatışını takiben işlem yapılmıştır. Bu 36 hastanın 2'sinde drenaj gerektiren pnömotoraks olması nedeniyle yatışı takiben taburculuk 3. ve 5. günlerde olmuştur. Diğer 34 hastada ise taburculuk işlemi yatışı takiben ertesi gün olmuştur. Lezyon-plevra iğne mesafesi arttıkça parankimal hemoraji görülme sıklığının istatiksel olarak anlamlı derecede arttığı görülmüştür (p=0,008). Benzer şekilde, lezyon ile en yakın pulmoner fissür arası mesafe <1 cm olan hastalarda hemoraji gelişimi diğer grupa göre daha yüksek görülmüştür ( p=0,019). Sonuç: Çalışmamızda 15 mm altındaki akciğer nodüllerinde, PTB'nin etkin, güvenilir ve yüksek tanısal doğruluğa sahip bir yöntem olduğu gösterilmiştir. Küçük boyutlu nodüllerde, özellikle plevraya yakın yerleşimin veya geçilen akciğer parankim mesafesinin az olmasının, iğne manüplasyonunu kısıtlaması sonucu, yetersiz örnekleme ile ilişkili olabileceği gösterilmiştir. Çalışmamızın bir sonucu olarak, hedeflenen nodüle ulaşmak için en kısa mesafenin değil, en uygun iğne manüplasyonu sağlayacak akciğer parankim trasesinin tercih edilmesini önermekteyiz. Anahtar kelimeler: Akciğer, nodül, BT, perkütan transtorasik biyopsi.
Halitozisin sinonazal bölge anatomik varyasyonları ve mukozal değişiklikleri ile ilişkilerinin değerlendirilmesi
Sinonazal kavitelerin anatomik varyasyonları oldukça yaygındır, bu varyasyonlar daralmaya veya tıkanmaya neden olabilmektedir. Osteomeatal kanalların tıkanması, sinüslerin normal hava akışını ve mukosiliyer klirensini engeller. Sinüzit genellikle enfeksiyon, alerji ve mukosiliyer aktivitedeki taşıma bozuklukları gibi osteomeatal kompleksin tıkanmasına neden olabilen herhangi bir rahatsızlıktan kaynaklanmaktadır. Halitozis, ağız boşluğundan yayılan toplumsal rahatsızlığa neden olabilen hoş olmayan rahatsız edici bir koku olarak tariflenmektedir. Halitozise, üst solunum yolları sebep olabilmektedir. Bu çalışmada Ocak 2024-Mayıs 2024 tarihleri arasında Uşak Üniversitesi Eğitim ve Araştırma Hastanesi Kulak Burun Boğaz Polikliniğine başvuran ve paranazal sinüs bilgisayarlı tomografisi çekilen, sistemik hastalığı olmayan, ağız hijyeni iyi, 18-76 yaş aralığında 66 kadın 86 erkek 152 hastanın paranazal sinüs bilgisayarlı tomografisi incelenerek anatomik varyasyon ve sinonazal mukozal değişiklik ilişkisi değerlendirilmiştir. Bu hastalarda halitozis varlığı anket çalışması ve organoleptik yöntemle prospektif olarak değerlendirilmiştir. En sık görülen anatomik varyasyon (%77.6) septum deviasyonu olmuştur. En az görülen anatomik varyasyon ise (%5.3) onodi hücresidir. Olguların %44.1'inde sinonazal mukozal değişiklikler gözlenirken, %55.9'unda sinonazal mukozal değişiklikler gözlenmemiştir. 18-45 yaş grubundaki bireylerde konka bulloza varlığı daha sık gözlenmiştir (p=0,027). Erkeklerde krista galli pnömatizasyonu görülme oranı daha yüksektir (p=0,021). Kadınlarda sinonazal mukozal değişikliklerin görülme oranı daha düşüktür (p=0,003). Sinonazal bölge anatomik varyasyonları ile sinonazal mukozal değişiklikler ve halitozis arasında istatistiksel olarak anlamlı ilişki bulunmamıştır (p>0,05). Halitozisin var olduğu kişilerde anket sorusunda da hastalara göre halitozis olma oranının daha yüksek olduğu gözlenmiştir (p=0,023). Halitozis ile diş fırçalama sıklığı arasında istatistiksel olarak anlamlı ilişki belirlenmiştir (p=0,034). Sinonazal bölge anatomik varyasyonları ile sinonazal mukozal değişiklikler ve halitozis ilişkisinin değerlendirilmesi için daha geniş örneklem büyüklüğü ve geniş çaplı merkezler kullanılarak gelecek çalışmaların yapılabileceğini düşünmekteyiz.
Torasik vertebralardaki dejeneratif değişikliklerin değerlendirilmesi ile erişkinlerde yaş tayini
Yaş tayini kimlik tespitinin önemli bir parçasıdır. Yaşayan bireylerde, ölmüş kişilerin kimliklendirilmesinde ve iskelet kalıntılarında yaş tayini gerçekleştirilmektedir. Adli nedenlerle, tıbbi endikasyon dahilinde veya arkeolojik çalışmalarda yaş tayini gerekmektedir. Adli bilimler ve tıp bilimleri alanında özellikle adli tıpta yaş tayini işlemi gerçekleştirilmektedir. Bu çalışmada yaşayan erişkin bireylerde, torasik omurganın çeşitli dejeneratif özellikleri incelenerek yaş tayini yapılması amaçlanmaktadır. Hacettepe Üniversitesi Hastaneleri Radyoloji Anabilim Dalı tarafından 01/01/2022 ile 16/05/2022 tarihleri arasında Toraks BT (Bilgisayarlı Tomografi)'si çekilen olguların görüntüleri retrospektif olarak incelenmiştir. Tetkik sırasında yaşı 20-79 arasında olan olgular çalışmaya dahil edilmiştir. Vertebrada patolojik lezyon, vertebra travma öyküsü veya cerrahisi, konjenital anomali, kalça, pelvis, alt ekstremite deformiteleri, komorbid nörolojik patolojisi (SVO, nöropati), lipodistrofi varlığı, malignansi öyküsü, romatolojik hastalık öyküsü, immün yetmezlik tanısı, uzun dönem steroid kullanım öyküsü, sistemde kayıtlı obezite veya osteoporoz tanısı olanlar çalışma dışında bırakılmıştır. Olguların BT görüntülerinden osteofit dejenerasyonu, faset eklem dejenerasyonu, disk dejenerasyonu, vertebra yükseklik kaybı, vertebra dansitesi, paraspinal kasların kesit alanı ve paraspinal kas dansitesi, bağ (ligament) ossifikasyonu ve kifoz açısı incelendi. İfade edilen parametrelerden otuz iki değişken elde edilmiş olup değişkenler cinsiyetler ve yaş grupları arasında incelenmiştir. İşlem karakteristik eğrisi analizi ile anlamlı değişkenler için eşik değerler belirlendi. Değişkenler Tek değişkenli ve Çok Değişkenli Lineer regresyon modeli ile değerlendirilmiştir. Regresyon modelini değerlendirmek için Standart Hatası (SEE), Determinasyon Katsayısı (R2 ) ve Ortalama Mutlak Hata (MAE) hesaplandı. Olguların yaş ortalaması 49,50±17,35 olarak tespit edilmiştir. Erkeklerde osteofitin maksimum evresi (L maks), ileri osteofit evrelerinin toplamı (L2-5) ve köprüleşme (M3) daha fazla bulunmuş, diğer değişkenlerden ise disk dejenerasyonu sayısı, bağ ossifikasyonu, paraspinal kas hacmi ve genel olarak kas dansitesi erkeklerde yüksek bulunmuştur. Kadınlarda ise ileri faset artroz değeri (Faset2-3) daha yüksek bulunmuştur. Her iki cinsiyette de değişkenler yaş grupları arasında anlamlı farklılık göstermiştir. Yaşla birlikte dejeneratif değişikliklerin arttığı bulunmuş, yaşla korelasyonu en yüksek erkeklerde L Toplam (r: 0.846), kadınlarda ise M toplam (r: 0.819) olduğu saptanmıştır. Tek değişkenli regresyon analizinde; erkeklerde L0 değişkenin R2 değerinin 0,714 olduğu ve SEE 9,33 yıl olduğu, kadınlarda ise L0 ve Faset 0 için 0,655 olduğu ve SEE 10,26 yıl olduğu saptanmıştır. Çok değişkenli regresyon analizi Step wise yöntemi ile oluşturulmuş olup erkeklerde çok değişkenli denklemin daha az hataya sahip olduğu tespit edilmiştir. 5 farklı değişkenden oluşan çok değişkenli regresyon denkleminde r2 değeri 0,844 ve SEE 6,91 yıl olarak bulunmuştur. Sonuçlara göre yaşayan erişkin bireylerde osteofit ve diğer değişkenler yaş tayininde geleneksel yöntemlere ek olarak kullanılabilir. Dejenerasyon ile yaş tayini için geniş örneklemlerle yapılacak ileri çalışmalara ihtiyaç vardır.
Kalkaneus kırıkları sanders sınıflamasının ortopedi asistanları tarafından öğrenilmesi ve yorumlanması: Bilgisayarlı tomografi görüntüleri, üç boyutlu baskı ve sanal gerçeklik gözlükleri ile yapılan kıyaslamalı bir çalışma
Amaç: Çalışmanın amacı, kalkaneus kırıklarının Sanders sınıflamasının öğrenilmesi ve yorumlanması sürecinde, modern teknolojik araçların eğitimdeki etkilerini incelemektir. Bilgisayarlı Tomografi (BT), 3B (üç boyutlu) baskı ve sanal gerçeklik (SG) gözlükleri kullanılarak, ortopedi ve travmatoloji eğitimine olan katkılar karşılaştırılmıştır. Çalışma, bu yöntemlerin kalkaneus kırıklarının sınıflandırılmasındaki etkinliğini belirlemeyi hedeflemiştir. Gereç ve Yöntem: Çalışmaya, kalkaneus kırığı tanısı almış ve BT görüntüleri mevcut 33 hasta dahil edilmiştir. 25 ortopedi ve travmatoloji asistanı, her bir kırığı sırasıyla 2B BT kesitleri, 3B baskılar ve SG görüntüleri üzerinden değerlendirmiştir. Gözlemci-içi ve gözlemciler arası uyum ile her bir yöntemle yapılan sınıflamaların doğruluğu analiz edilmiştir. Üç farklı değerlendirme oturumu düzenlenmiş ve her oturumda farklı bir yöntem kullanılarak sonuçlar kaydedilmiştir. Bulgular: Gözlemciler arası uyum açısından 3B baskı yöntemi en başarılı sonuçları vermiştir. Doğruluk açısından ise BT ile yapılan değerlendirmelerde en yüksek doğru yanıt oranına ulaşılmıştır. En çok tercih edilen yöntem ise SG olmuştur. Eğitim yılına göre yapılan analizde, asistanların eğitim düzeyine bağlı olarak sınıflama başarısında anlamlı bir fark bulunmamıştır. Sonuç: Çalışma, kalkaneus kırıklarının sınıflanmasında modern 3B teknolojilerinin, BT yöntemlerine kıyasla daha yüksek uyum sağladığını göstermektedir. Ancak doğruluk açısından BT en etkili yöntem olarak öne çıkmaktadır. Çalışma, 3B teknolojilerinin ortopedi eğitimine entegrasyonunun, eğitim süreçlerinde önemli katkılar sağlayabileceğini vurgulamaktadır. Anahtar Sözcükler: Kalkaneus Kırıkları, Kırık Sınıflandırması, Bilgisayarlı Tomografi, Üç Boyutlu Baskı, Sanal Gerçeklik
Femur bilgisayarlı tomografisi kullanılarak femoral anteversiyon ölçümü
Bu çalışmada, proksimal femur bilgisayarlı tomografilerinde belirlenen anatomik yapılar yardımı ile femur anteversiyon açısının ölçülüp ölçülemeyeceği araştırılmıştır. Kadavralardan elde edilmiş 61 kuru femur kemiğinin bilgisayarlı tomografisi çekilmiştir. Literatürde femur anteversiyonu ölçümünde kullanılan standart teknik (posterior kondiler aks ile caput femoris ve collum femoris orta noktalarını birleştiren izdüşümsel çizgi arasındaki açı) ile femur kemiklerinin anteversiyon açıları belirlenmiştir. Bilgisayarlı tomografi aksiyel kesitlerinde trochanter major ve trochanter minor yapılarının caput femoris ve collum femoris santral noktalarını izdüşümsel olarak birleştiren aksa göre retroversiyon açıları ölçülmüştür. Ayrıca bu anatomik yapıların aksiyel kesitlerde en belirgin kesimlerini izdüşümsel olarak birleştiren intertrokanterik aks belirlenmiştir. Epicondylus femoris medialis ve lateralis yapılarının en belirgin noktalarını birleştiren transepikondiler aks belirlenerek posterior kondiler aks ile arasındaki açı değerleri ölçülmüştür. Yapılan ölçümlerde femur anteversiyon değerlerinin ortalaması 9,4° (-8° ile 19° arası) bulunmuştur. Posterior kondiler aks ile transepikondiler aks referans alınarak yapılan femur anteversiyon ölçümleri arasında korelasyon saptanmamıştır. Trochanter major retroversiyon açıları ortalaması 13,3° (7° ile 21° arası), trochanter minor retroversiyon açıları ortalaması 54,8° (40° ile 78° arası) olarak bulunmuştur. İntertrokanterik aks ile posterior kondiler aks arasında korelasyon saptanamamakla beraber trochanter minor retroversiyonu ˂50° olan femur kemiklerinde posterior kondiler aksla intertrokanterik aks arasındaki açının -3° ile +3° değerleri arasında olması arasında istatistiksel olarak anlamlı ilişki bulunmuştur (P=0,029). Femur retroversiyonu görülen kemiklerde trochanter major retroversiyonun da oransal olarak arttığı saptanmıştır. Bu çalışma; distal kesitler kullanılmadan sadece proksimal femur bilgisayarlı tomografisi kullanılarak femur anteversiyon ölçümü yapılabileceğini ve trochanter major retroversiyonu ile femur retroversiyonunun ilişkili olduğunu göstermektedir Anahtar Kelimeler: Femur, femur anteversiyonu, trochanter major, trochanter minor, posterior kondiler aks
Bilgisayarlı tomografi ile elde edilen pubis görüntülerinden cinsiyet tayini
İnsan iskeletleri kalıntılarından biyolojik profilin elde edilmesi adli antropologlar ve diğer adli araştırmacılar için oldukça önemlidir. Adli Antropologlar kimliklendirmenin önemli bir parçası olan cinsiyet tayini için genel olarak morfolojik ve metrik metodlar kullanırlar. İskelet parçaları her zaman bir bütün olarak bulunmadığı için cinsiyet tayininde belirli kemiklerin kullanımı da göz önünde bulundurulmalıdır. Bu çalışmann konusu, coxa kemiğinin pubis bölümündeki seksüel dimorfizmi bilgisayarlı tomografi görüntüleri üzerinden biyometrik açıdan ele almaktadır. Bu çalışmada Azerbaycan Cumhuriyetinin, Bakü şehrinde bulunan M.A. Topçubaşov'un adını taşıyan Bilimsel Cerrahi Merkezinin arşivindeki BT görüntülerinden 26 kadın, 47 erkek olmak üzere toplam 73 bireye ait bilgisayarlı tomografi görüntüsü kullanılmıştır. Çalışmada pubis bölgesinden önceden belirlenmiş ve bu konuyla ilgili çalışmalarda kullanılmış 4 metrik ölçüm uygulanmıştır.
Predicting kidney tumor subtype from CT images using radiomics and clinical features
This study aims to evaluate the performance of machine learning methods in predicting the subtype (clear-cell vs. non-clear-cell) of kidney tumors using clinical patient and radiomics data from CT images. CT images of 192 malignant kidney tumor cases (142 clear-cell, 50 other) from TCIA's KiTS-19 Challenge were used in the study. There were several different tumor subtypes in the other group, most of them being chromophobe or papillary RCC. Patient clinical data were combined with the radiomic features extracted from CT images. Features were extracted from 3D images and all of the slices were included in the feature extraction process. Initial dataset consisted of 1157 features of which 1130 were radiomics and 27 were clinical. Features were selected using Kruskal Wallis - ANOVA test followed by Lasso Regression. After feature selection, 8 radiomic features remained. None of the clinical features were considered important for our model as a result. Training set classes were balanced using SMOTE. Training data with the selected features were used to train the Coarse Gaussian SVM and Subspace Discriminant classifiers. Coarse Gaussian SVM was faster compared to Subspace Discriminant with a training time of 0.47 sec and 11000 obs/sec prediction speed. Training duration of Subspace Discriminant was 4.1 sec with 960 obs/sec prediction speed. For Coarse Gaussian SVM was found as 0.86 while for Subspace Discriminant AUC was 0.85. Both models produced promising results on classifying malignant tumors as ccRCC or non-ccRCC.
Brakisefalik köpeklerde kolumna vertebralis ve medulla spinalis'in bilgisayarlı tomografi ile görüntülenmesi
Amaç: Bu tez çalışmasında, brakisefalik özellikler gösteren küçük ırk köpeklerde (Fransız Bulldog, Pekinez ve Pug) servikal, torakal ve lumbal vertebra segmentlerine ait çok sayıda morfometrik parametre üç düzlemde (sagittal, transversal, dorsal) detaylı biçimde değerlendirilmiş ve segmental düzeyde karşılaştırılmıştır. Ölçümler; vertebra korpus uzunluğu, vertebra yüksekliği, dorsal ve ventral paraspinal kas yükseklikleri, insersiyon açısı ve insersiyon noktasına olan uzaklık gibi daha birçok parametreyi kapsamakta olup, elde edilen veriler kolumna vertebralisin yapısal, fonksiyonel ve kliniksel çeşitliliği açısından anlamlı sonuçlar ortaya koymuştur. Gereç ve Yöntem: Çalışma materyalini bilgisayarlı tomografi (BT) ile görüntülenmiş, 23 birey oluşturmuş; veriler multiplanar reformat (MPR) teknikleriyle ve DICOM tabanlı analiz yazılımlarıyla ölçülmüştür. SPSS ile yapılan istatistiksel değerlendirmelerde ANOVA ve post-hoc analizler sonucunda, hem segmentler arası hem de ırklar arası anlamlı morfometrik farklılıklar belirlenmiştir. Bulgular: Servikal vertebralarda fleksibilitenin yüksek olmasıyla uyumlu olarak insersiyon açılarında ve paraspinal kas yapılarında artış eğilimi gözlenmiştir. Torakal segmentlerde ise kranialden kaudale doğru uzanan progresif morfometrik değişim, yük aktarımı ve postüral denge açısından önem taşımaktadır. Lumbal vertebra segmentleri arasında gözlenen yükseklik ve insersiyon açıları gibi morfometrik varyasyonlar, bölgesel mobilite ihtiyacı ve mekanik yüklenmeye bağlı olarak oluşmuş yapısal adaptasyonları yansıtmakta; bu durumun, özellikle stabilizasyon kapasitesi ve hareket açıklığı üzerinde belirleyici bir rol oynayabileceği düşünülmektedir. Irklar bazında değerlendirildiğinde, Fransız Bulldog ırkı genellikle daha gelişmiş paraspinal kas yapıları ve yüksek insersiyon açıları ile öne çıkarken; Pekinez ve Pug ırkları daha kompakt ve kısa segmental morfoloji göstermiştir. Segmental düzeyde değişkenlik gösteren paraspinal kas yükseklik oranları, insersiyon açısı ve vertebral morfometri farklılıkları, intervertebral disk hastalıkları açısından potansiyel risk faktörleri olabileceği gibi; implantasyon, stabilizasyon ve cerrahi planlama açısından bireyselleştirilmiş yaklaşımların önemini de ortaya koymaktadır. Bu bulgular, literatürde tanımlanan ırk içi ve ırklar arası morfolojik farklılıklarla örtüşmekte ve radyolojik ve klinik değerlendirmelerde bu varyasyonların dikkate alınması gerektiğini açıkça göstermektedir. Sonuç: Bu tez tez, küçük ırk köpeklerde vertebral morfometrinin hem ırksal hem de segmental düzeyde anlamlı değişkenlik gösterdiğini ortaya koymuş; özellikle brakisefalik ırklarda spinal cerrahi müdahalelerde dikkatli ve bireyselleştirilmiş planlamaların kaçınılmaz olduğunu vurgulamıştır.
Tavşanlarda carpal bölge anatomisinin görüntüleme yöntemleriyle incelenmesi
Amaç: Bu tezde tavşanlarda el bilek bölgesinin morfolojik ve morfometrik yapısının farklı görüntüleme yöntemleri kullanılarak incelenmesi hedeflenmiştir. Gereç ve Yöntem: Bu tezde karpal bölgeyi incelemek amacıyla 16 adet tavşan kadavrası kullanılmıştır. Karpal bölge, iskeletinde yer alan kemiklerin proximal'den distal'e doğru sıralanışına göre altı farklı bölgeye ayrılarak incelenmiştir. Bu amaçla anatomik diseksiyon, histolojik kesit, BT ve MR (3 Tesla) görüntüleme yöntemi kullanılmıştır. Bu bölgelerden alınan kesitler ve görüntülerden elde edilen veriler karşılaştırmalı olarak incelenmiş ve istatistiksel olarak değerlendirilmiştir. Bulgular: Bu çalışmada karpal bölgede bulunan anatomik oluşumlar morfolojik ve morfometrik olarak incelenip yöntemler arası karşılaştırmalar yapılmıştır. Karpal bölgenin tavşanlarda çok küçük olması görüntüleme yöntemlerinin bu yönde kısıtlılıklarına neden olmuştur. Özellikle MR görüntüleme yöntemlerinde istenilen yumuşak doku verilerine ulaşmada zorluklar yaşanmıştır. Dolayısıyla histolojik kesit yöntemleri bölgeyi incelemede oldukça faydalı olmuştur. Karpal bölgede klinik önemi açısından karpal tünel daha detaylı incelenmiş ve tünel içinden geçen yapılar ile tüneli palmar yönde çevreleyen retinaculum flexorum'un incelenmiştir. Tavşanlarda karpal tünelin insanlara benzediği dikkati çekmiştir. Karpal tünelin kemiksel çatının alanı distal'e doğru daralırken kanalın derinliğinin arttığı, bu derinliği os carpi accessorium'un belirlediği tespit edilmiştir. Ayrıca yapılan ölçümlerle karpal tünelin n. medianus'un tuzak nöropati bölgesi olabilceği gösterilmiştir. Tavşanlarda karpal tünelin biraz distal'inde kıkırdak bir yapının görüldüğü ve bu yapının köpeklerdeki torus carpi'i gibi karpal tünelden çıkan yapıları koruduğu düşünülmektedir. Sonuç: Yapılan bu tezde tavşanların karpal bölgesi özellikle burada bulunan karpal tünelin morfolojik ve morfometrik yapısı detaylı olarak sunulmuştur. Elde edilen verilerin ilerideki karpal bölgeye ait klinik ve deneysel çalışmalara ışık tutacağı düşünülmektedir. Anahtar kelimeler: Anatomi, Bilgisayarlı Tomografi, Histoloji, Karpal Tünel, Manyetik Rezonans Görüntüleme, Tavşan
Bilgisayarlı tomografi ile elde edilen volumetrik verinin işlenerek üç boyutlu görüntüye dönüştürülmesi
Medikal görüntüleme teknikleri tıp biliminin tanı ve tedavi süreçlerinde, oldukça yaygın bir şekilde kullanılmaktadır. Bu nedenle bu tekniklerin araştırılıp geliştirilmesi tıp ve mühendislik bilimleri alanında çok önemlidir.Bu çalışmada medikal görüntüleme tekniklerinden biri olan bilgisayarlı tomografi ile görüntü elde etme yöntemleri üzerine bazı araştırmalar ve uygulamalar yapılmıştır. İlk aşamada Radon Dönüşümü kullanılarak tomografik görüntülerden sinogram verisi (tomografik veri) Matlab ortamında elde edilmiştir. Çalışmanın esas amacını teşkil eden ikinci aşamada, bu sinogram verilerinden yeniden görüntü elde etmek amacıyla Matlab ortamında dört farklı rekonstrüksiyon yöntemi modellenmiş ve bu modeller kullanılarak görüntüler yeniden oluşturulmuştur. Çalışmada kullanılan yöntemler şu şekildedir: i) filtrelenmiş geri izdüşüm algoritması (FBP), ii) yelpaze hüzme algortiması (FBBP), iii) cebirsel rekonstrüksiyon algoritması (ART), iv) eşzamanlı cebirsel rekonstrüksiyon algoritması (SART).Matlab ortamında modellenen rekonstrüksiyon algoritmaları kullanılarak elde edilen görüntüler, görüntü kalitesi ve rekonstrüksiyon süreleri bakımından karşılaştırılmış ve değerlendirilmiştir. Görüntü kalitesi bakımından iteratif yöntemlerin direkt yöntemlere kıyasla daha kaliteli sonuçlar verdiği, fakat rekonstrüksiyon süresi ve büyük boyutlara sahip matrislerin kullanımı bakımdan bazı problemler oluştuğu görülmüştür.Daha sonra, rekonstrüksiyon algoritmaları modifiye edilmiş ve 34 tomografi kesitine uygulanmıştır. Matlab ortamında bulunan ?Volume Visualization? algoritması kullanılarak üç boyutlu görüntüler elde edilmiş ve elde edilen görüntüler görüntü kalitesi bakımından karşılaştırılmıştır. SART ve FBP algoritması sonucu elde edilen üç boyutlu görüntülerin diğer görüntülere göre daha kaliteli olduğu gözlemlenmiştir.
Kafatası ve omurga sütununun yaralanması sonucu meydana gelen travmalarda bilgisayarlı tomografi görüntüleme tekniği ile hasarlı yapıların morfolojik açıdan incelenmesi
Kafatası ve omurga travmaları, ülkemiz de dahil olmak üzere dünya genelinde can ve mal kaybı ile bunların yanı sıra ekonomik açıdan da kayıplara sebebiyet veren ciddi problemlerdir. Çoğunlukla motorlu taşıt kazaları kaynaklı olmak üzere; bu durumu düşme, darp, ateşli silah yaralanmaları, kesici ve delici alet yaralanmaları, iş kazaları gibi nedenler izlemektedir. Çalışmamızda; kafatası ve omurga travmasına bağlı yaralanma ve ölümler incelendi. Travmaya bağlı meydana gelen kırıkların çeşitli derecelerde sekele sebebiyet verme durumu ve ölümle ilişkisi belirlenerek, adli tıp polikliniğinde kayıtlı hastaların raporlarındaki travma nedenleri, travma bölgesi, kırık tipi ve eşlik eden patolojiler tanımlanarak, bunların birbirleriyle olan ilişkisini analiz etmeyi amaçladık. 01.01.2017 – 31.12.2020 tarihleri arasında Hitit Üniversitesi Erol Olçok Eğitim ve Araştırma Hastanesi Adli Tıp Polikliniği veri tabanında kayıtlı kafatası ve omurga travmasına maruz kalmış 18 – 75 yaş arasındaki 24 kadın ve 81 erkek olmak üzere toplamda 105 hastanın dosyasını ve BT raporlarını incelemek amacı ile 384 numaralı etik kurul izni ve Çorum İl Sağlık Müdürlüğü' nden hasta bilgilerine erişim izni alındı. Olgularda; cinsiyet, travmanın meydana geliş mekanizması, yaralanma bölgesi, çoklu bölge yaralanmalarının varlığı ve birbirleri ile ilişkisi, travmaya eşlik eden patolojilerin varlığı değerlendirildi. Excel'de hazırlanan verilerin analizi IBM SPSS Statistics 22.0 istatistik programı ile gerçekleştirildi. Chi Square (ki kare) ve Fisher Exact testleri ile kategoriler arası analiz gerçekleştirildi. Pearson korelasyon testi ile veriler arası analiz gerçekleştirildi, istatistiksel olarak p<0.05' i sağlayan değerler anlamlı kabul edildi. Çalışmamızda, en sık travma 51-60 yaş aralığında ve erkek bireylerde hesaplandı. En sık travma nedeni %48,6 (51 olgu) oranla trafik kazalarıydı. Kafatasında en çok lineer kırık tespit edildi. En fazla os frontale'de kırık gözlemlendi. Komplikasyon olarak en sık pnömosefali saptandı. Omurga bölgesinde en çok korpus bölgesinde kompresyon tipi kırık meydana geldi. En fazla lumbal vertebralarda kırık gözlemlendi. En çok eşlik eden komplikasyon medulla spinalis hasarı ve paraplejiydi. Tromboemboli ile C1, C4, C5 omurları arasında pozitif yönde, çok yüksek düzeyde, istatistiksel açıdan anlamlı (r=1,000; p<0,001) ilişki tespit edildi. Çalışmamızın hastanelerin Adli Tıp ve Acil Tıp birimlerine başvuran hastaların gözlem, tanı, tedavilerinde hekimlere yol göstermesi açısından fayda sağlayacağını düşünmekteyiz.
Beyin BT görüntülerinden inme teşhisine yönelik derin öğrenme tabanlı hekim karar destek sistemi
Anomalileri tespit eden, insan hatasını en aza indiren, doğru sonuçlar veren ve harcanan zamanı azaltan derin öğrenme modellerinden belli ölçüde yararlanılmaktadır. Özellikle radyoloji ve nöroradyoloji, üretilen büyük miktarda veri nedeniyle derin öğrenme modellerinin uygulanması için uygun alanlardır. Görüntü işleme kurallarının anlamlı bir şekilde uygulanarak tıbbi teşhis güvenilirliğinin sağlandığı en önemli alanlardan biri de tıbbi görüntülemedir. İnme, nörogörüntülemenin klinik yönetiminde önemli rol oynayan hastalıklardan biridir. Tüm dünyada önemli bir sağlık sorunu olan inme, yetişkinlerde fiziksel, sosyal, psikolojik ve ekonomik yıkıma neden olan sakatlık ve ölümlerin en önemli nedenlerinden biridir. İnmenin erken evrelerinde beyin sağlıklı beyin fonksiyonları gibi davrandığından erken teşhis zorlaşır. Uzman radyologlar bile inmenin başlangıç aşamasındaki bulguları gözden kaçırabilirler. İnmede zaman faktörü çok değerlidir. Bu nedenle tedavilerin etkili olabilmesi için semptomların başlaması ile birlikte bu tedavilerin mümkün olan en kısa sürede uygulanması gerekmektedir. Erken tedavi hayat kurtarır. Bu nedenle inme olgularında inmenin nedeninin (iskemik, hemorajik) ne olduğunun anlaşılması, kanamanın ekarte edilmesi, enfarktüs bölgesinin belirlenmesi, etiyoloji hakkında bilgi edinilmesi ve tedavi planlamasının yapılabilmesi için görüntülemeye ihtiyaç duyulmaktadır. Kontrastsız BT, inme şüphesi olan hastaların ilk değerlendirmesinde kullanılan birincil görüntüleme protokolüdür. Hızlı inme protokollerinin ilk adımı olan kontrast madde verilmeden elde edilen Beyin BT görüntülerinde inmenin patolojik tipinin belirlenmesine yönelik derin öğrenme çalışmaları oldukça sınırlıdır. Bu tez çalışması, kontrastsız beyin BT görüntülerinden inme lezyonlarının tespiti ve teşhisi için derin öğrenme tabanlı yeni bir otomatik segmentasyon ve sınıflandırma yaklaşımının etkisini göstermeyi amaçlamaktadır. Bu tez, 2015 ile 2020 yılları arasında yayınlanan derin öğrenme tabanlı Evrişimli Sinir Ağları kullanılarak beyin BT görüntülerinden inme tespiti, inme sınıflandırması ve patolojik inme tipinin segmentasyonu için belirli kriterlere göre filtrelenmiştir. Elde edilen görüntüler hemorajik, iskemik inme türü içeren hastalar ile BT görüntü bulguları normal olan hastalardan oluşmaktadır. İnme enfarktüs alanlarını saptamak için çeşitli görüntüleme yöntemleri kullanılabilir. Sınıflandırma sonuçlarının doğruluk oranı %94,75'tir. Deneyde AUC, %98.47'lik bir başarı oranı göstermiştir. Bu, modelimizin inme bulunan beyin BT sınıfı ile normal beyin BT sınıfı arasında ayrım yapabilme olasılığının %98,47 olduğu anlamına gelmektedir. Her biri 10 saniye süren 300 epoch sonucunda, önerdiğimiz segmentasyon modelimiz %83,32'lik bir doğrulama ortalama IoU skoruna ulaşmıştır. Bu tez kapsamında, sınıflandırma ve anlamsal bölütleme problemleri için elde edilen başarılı sonuçlar neticesinde beyin felcinin tespiti için bir hekim karar destek sistemi önerilmiştir.
Bilgisayarlı tomografi görüntüleri kullanılarak COVID-19 hastalığının tanısı için derin öğrenme yöntemlerinin kullanılması
İnsanlık tarihinde çeşitli zamanlarda epidemiler ve pandemiler yaşanmıştır. Bunlara 2019 yılında Covid-19 hastalığı da eklenmiştir ve Dünya Sağlık Örgütü tarafından 2020 yılında pandemi olarak kabul edilmiştir. Hastalığın bulaş riski ve öldürücü etkisi göz önüne alındığında hastalığın erken tanı ve tedavisi oldukça önem arz etmektedir. Hastalığın bu etkileri bilgisayarlı destek sistemlerine olan ihtiyacı arttırmıştır. Hastalığın akciğerlerde yarattığı enfeksiyonlu bölgeler bilgisayarlı tomografi ile rahatça görülebilir, bilgisayarlı destek sistemlerinde tanınabilir ve teşhis konusunda sağlık çalışanlarında konusunda yardımcı olabilir. Yapay zekâ günümüzde sağlık, ulaşım, eğitim gibi birçok alanda insanlara hizmet vermektedir. Bu çalışmada da derin öğrenme teknikleriyle uzmanlara destek olabilecek bir yapay zekâ sistemi tasarlanmıştır. Sağladığı yüksek doğruluk ve güvenilirlik ile sağlık alanında derin öğrenme ile geliştirilen bilgisayar destekli sistemler sıklıkla kullanılmaktadır. BT ile elde edilen akciğer görüntülerini kullanan bu çalışma, Covid-19 hastalığını derin öğrenme teknikleri ile tespit etmeyi amaçlamaktadır. Çalışmaya 118 Covid-19 hastasından elde edilen 751 BT görüntüsü ve 100 sağlıklı insandan elde edilen 628 BT görüntüsü dâhil edilmiştir. Görüntüler çalışmada önerilen iki yönteme de giriş olarak verilmiştir. Birinci yöntemde görüntüler AlexNet, VGG-16, VGG-19 ve GoogleNet ağlarına ek olarak önerilen ağa giriş olarak verilmiş ve hastalık tespiti gerçekleştirilmiştir. İkinci yöntemde görüntüler ilk olarak VGG-16, VGG-19, DenseNet-121, ResNet-50 ve MobileNet ağlarına giriş olarak verilmiş ve BT görüntülerinden özellik çıkarımı gerçekleştirilmiştir. Elde edilen özellikler arasından en anlamlı özellikler Relief-F özellik seçim yöntemi ile seçilerek XGBoost, AdaBoost, Destek Vektör Makineleri ve Rastgele Orman sınıflandırıcıları ile hastalık teşhisi gerçekleştirilmiştir. Bu çalışmanın, yapay zekâ kullanımıyla maliyetleri düşürürken, sağlık çalışanlarının iş yükünü azaltmasının yanı sıra Covid-19 hastalığının da erken teşhisine yardımcı olacağı düşünülmektedir
Bilgisayarlı tomografi imgelerinden beyin kanaması tespiti yapan derin öğrenme tabanlı akıllı tanı modeli
Bilgisayarlı Tomografi (BT) imgeleri, uzman hekimlerin hastalarının problemlerini teşhis etmek ve tedavi yöntemi belirleyebilmek için kullandığı başlıca verilerdendir. Travmatik beyin yaralanmaları beyin kanamalarına sebep olabilir ve eğer bu kanamalar en kısa zaman içerisinde ve doğru yaklaşımlarla tedavi edilemezse sakatlıkla veya ölümle sonuçlanabilir. Beyin kanamasını teşhis edip aynı zamanda konumunu belirleyebilmek için sağlık kurumlarındaki mevcut protokol, uzman radyologlar tarafından bilgisayarlı tomografi taramalarının incelenmesi ve yorumlanmasını gerektirmektedir Bu durum, uzman kaynaklı hatalardan oluşabilecek yanlış yorumlar veya bazı ayrıntıların gözden kaçırılmasıyla, hastalar üzerinde geri dönüşü olmayacak hasarların ortaya çıkmasına neden olabilmektedir. Bu amaçla tasarlanan akıllı tanılama modelleri, günümüz sağlık sektöründe özellikle sahadaki sağlık uzmanlarının daha etkili ve doğru teşhis ve tanılama ortaya koymasına yardımcı olabilmek adına çok çeşitli uygulama alanlarında güncel olarak kullanılmaktadır. Bu çalışmada makine öğrenmesinin bir alt dalı olan derin öğrenme yöntemleri araştırılarak bilgisayarlı tomografi imgelerinden beyin kanaması ve kanama bölgesinin tespitinin hızlıca yapılabilmesi amacıyla bir akıllı tanı modelinin geliştirilmesi amaçlanmaktadır. Derin öğrenme algoritmaları özellikle sağlık alanında birçok değişik uygulamada kullanım alanı elde etmiştir. Bu amaçla önerilecek akıllı tanılama modelinde, derin öğrenme algoritmaları arasında özellikle imge bölütleme (segmentasyon) başlığında öne çıkan U-Net mimarisinin kullanımı ve başarım değerlendirmelerinin yapılması planlanmaktadır. Başarım değerlendirmesinin, var olan derin öğrenme modelleri üzerinden karşılaştırmalı olarak da sunulması amaçlanmaktadır.
Akciğer bilgisayarlı tomografilerinden görüntü işleme ve derin öğrenme ile COVID-19 tespiti
Yeni koronavirüs hastalığı (COVID-19) SARS-CoV-2 virüsünün sebep olduğu bir salgın hastalıktır. Bulaşıcılığının çok yüksek olması sebebiyle hastalığın kontrol altına alınabilmesi için enfekte olmuş bireylerin hızlıca tespit edilip izole edilmesi gerekmektedir. Hastalığın tespit edilmesinde sıklıkla tercih edilen yöntem ters transkripsiyon-polimeraz zincir reaksiyonu (RT-PCR) testleridir. Bu testlerin sonuç verme sürelerinin uzunluğu ve başarım yüzdelerinin hastalığın evrelerine göre farklılık gösterebilmesi önemli dezavantajları olarak öne çıkmaktadır. Hastalığın erken evrelerinde hızlı ve doğru bir şekilde COVID-19 tanısı koyabilmek için tıbbi radyolojik görüntüleme yöntemleri de kullanılmaktadır. Bu yöntemler, hasta ile daha az temas gerektirdiğinden daha az bulaş riskine sahiptir. Özellikle, X-ışını (X-Ray) ve Bilgisayarlı Tomografi (BT) görüntüleri üzerinden derin öğrenme temelli yaklaşımlar ile COVID-19'un tespit edilmesini hedefleyen çalışmalar literatürde yoğun ilgi görmektedir. Bu çalışmada, akciğer BT görüntülerini içeren bir veri kümesi oluşturulmuştur. Bu veri kümesi üzerinde derin öğrenme temelli mimariler kullanılarak COVID-19'un tespiti gerçekleştirilmiştir. Derin öğrenme mimarileri kullanılırken iki farklı izlem takip edilmiştir. Birinci izlemde, Basit-CNN ve VGG16 mimarileri kullanılarak ağ derinliğinin başarım üzerindeki etkisi incelenmiştir. İkinci izlemde ise öğrenme aktarımı yönteminin derin öğrenme mimarilerinden VGG19, MobileNet ve DenseNet'in başarımları üzerindeki etkisi araştırılmıştır. Çalışmalar sonucunda DenseNet201 mimarisinin 0,99 test doğruluğu ile en yüksek başarıma sahip olduğu gözlemlenmiştir.
Elektron dansite tablosu doğruluğunun planlama verileri üzerine etkisi
Bu çalışmada elektron dansite tablosunun planlama sistemine olası yanlış girilmesi sonucu plan verilerinde oluşacak değişimlerin değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Bu amaçla Ankara Şehir Hastanesi Radyasyon Onkolojisi Kliniğinde elektron dansite farklılığının en fazla olduğu anatomik yerleşim olan toraks bölgesinde çalışılması planlanmış ve bu doğrultuda akciğer kanseri nedeniyle definitif dozda radyoterapi uygulanmış 15 hasta değerlendirilmiştir. Değerlendirme için hastaların simülasyon tomografilerinin elde edildiği GE Discovery bilgisayarlı tomografinin (BT) elektron dansite tablosu (EDT) verileri ile farklı bir radyoterapi merkezi olan Atatürk Hastanesi'nin Toshiba Aquilion BT'sinin EDT verileri kullanılmıştır. Hastaların simülasyon BT'leri kullanılarak Helikal Tomoterapi Accuray Radixact tedavi planlama sisteminde (TPS) helikal yoğunluk ayarlı radyoterapi (Hel-YART) tekniği ile tedavi planlaması yapılmıştır. TPS'de, doz hesaplama parametrelerinde hiçbir değişiklik yapmadan sadece farklı BT cihazının EDT kullanılması mümkün olduğu plan verifikasyon bölümünde (QA)(Kalite Güvenirliği); planlama BT imajlarından QA fantomları elde edilmiştir. Sonrasında plan parametre ve iterasyon bilgilerinde değişiklik yapılmadan iki BT'nin EDT tablosu sisteme yüklenmiştir. İki hesaplamaya ait dozimetrik veriler SPSS programına yüklenerek hesaplanan dozlar arasında istatistiksel anlamlılık değerlendirilmiştir. Hedef hacim doz sarımı açısından iki plan karşılaştırıldığında doğru EDT ile yapılan hesaplamada D95 (p=0,001), CI (p=0,002), HI (p=0,045) ve GI (p=0,001) değerleri planlama sıcak doz noktası açısından iki EDT ile yapılan ölçümler arasında anlamlı fark saptanmamıştır (p=0,842). Kritik organ doz parametreleri açısından değerlendirildiğinde spinal kord maksimum dozu doğru BT EDT ile yapılan hesaplamada daha düşük bulunmuştur (p=0,015). Özefagus, akciğer ve kalp için bakılan tüm parametrelerde farklı EDT tablosu kullanılarak yapılan hesaplama sonuçları düşük bulunmuştur. Özefagus max (p=0,001), özefagus mean (p=0,003), kalp mean (p=0,011), Akciğer-PTV için sırasıyla mean (p=0,001), V20 (p=0,001) ve V5 (p=0,001) farklı EDT ile yapılan planlarda daha düşük bulunmuştur. Sonuç olarak EDT'nun doz analizinde istatistiksel anlamlı farklılıklara neden olmaktadır.
Paranazal sinüs ve nazal kavite varyasyonlarının bilgisayarlı tomografi ile değerlendirilmesi
Multiplanar görüntüleme kullanarak paranazal sinüs bilgisayarlı tomografi (BT) taramalarını değerlendirmek bu bölgenin karmaşık anatomisinin ve birçok anatomik varyasyonun daha iyi anlaşılmasını sağlar. Radyologların bu anatomik varyasyonları tanımasının kritik klinik sonuçları olacağının farkında olmaları önemlidir. Radyolog ve cerrah arasındaki iletişim, değerlendirmelerin genel kalitesini iyileştirerek daha iyi cerrahi sonuçlar sağlar(1). Bu çalışmada özellikle tehlikeli olabilecek varyasyonların cerrahi öncesi tanınması, tespiti ve buna bağlı olası komplikasyonların önlenmesi amaçlanmıştır. Çalışmamızda Ocak 2020-Aralık 2021 tarihleri arasında Gaziantep Üniversitesi Tıp Fakültesi Şahinbey Eğitim Araştırma Hastanesi Radyoloji polikliniğinde paranazal sinüs BT'si çekilen yaşları 18-84 arasında değişen 402 (177 kadın, 225 erkek) olgunun paranazal sinüs BT'leri retrospektif olarak incelendi. Sinüs cerrahisi öyküsü olan olgular, 18 yaşından küçük olgular, sinonazal masif polipozis, ciddi sinüs enflamatuar hastalığı, konjenital majör anomalisi, fibroosseöz lezyonu ve sinüs malignitesi bulunan olgular çalışmaya dahil edilmedi. Çalışmamızda en sık saptanan anatomik varyasyon %77,6 (n=312) ile ager nazi hücresi oldu. En az tespit edilen anatomik varyasyonlar ise %0 (n=0) ile pnömotize alt konka ve unsinat proçes (UP) agenezisi varyasyonları oldu. Ayrıca literatürde nadir olarak bildirilen ve çalışılan bifid alt konka, bifid UP, alt konka hipoplazisi ve anterior etmoid arter kanalı ile lamina paprisea dehissansı (LP) çalışılmış olup literatüre katkı sağlayacağımızı düşünmekteyiz. Çalışmamızda özellikle multiplanar yapılan değerlendirmenin varyasyon değerlendirmesinde tartışmasız çok değerli bir görüntüleme metodu olduğu birkez daha vurgulanmıştır. Anahtar kelimeler: Paranazal sinüs, anatomik varyasyon, bilgisayarlı tomografi, sfenoid sinüs, fonksiyonel endoskopik sinüs cerrahisi.
Parçacık detektörlerinin tıpta kullanımı
X-ışınlarının 1895 yılında Röntgen tarafından keşfedilmesinden hemen sonra tıpta görüntüleme alanında kullanılmaya başlanması ve daha sonraları radyoaktif elementlerin kanser tedavisinde kullanılabileceğinin keşfedilmesiyle tıp alanında yeni bir çığır açılmış oldu. 20. yüzyılın başlarından itibaren, birçok hastalıkların tanı ve tedavisindeki en önemli gelişmeler fizikte, özellikle parçacık fiziğinde kullanılan deneysel tekniklerdeki yeni buluşlar sayesinde olmuştur.Bu çalışmada, hastalıkların tanısında kullanılan görüntüleme teknikleri (Bilgisayarlı Tomografi (BT), Tek Foton Yayınımlı Tomografi (SPECT), Pozitron Yayınım Tomografi (PET), vb.) ve kanser tedavisinde kullanılan yöntemler ile kullanılan detektörlerin fiziği ve çalışma prensipleri derlenmiştir.Anahtar Kelimeler : Tıbbi Fizik, Röntgen, BT, PET, MR
Akut mezenterik iskemi tanısında rutin ve dinamik bifazik kontrastlı abdominal bt incelemeleri
Amaç:Çalışmamızda; karın ağrısı ya da akut primer (vasküler) mezenter iskemi (AMİ) ön tanısı ile gelen olgularda, konvansiyonel ve dinamik bifazik (arteriyel ve venöz) anjio BT tetkiklerinin AMİ tanısındaki rolünün ve BT bulgularının değerlendirilmesi amaçlanmıştır.Materyel metod:Toplam 55 hastanın 22'sine konvansiyonel BT, 33'üne dinamik bifazik anjio BT (tek detektörlü spiral) tetkikleri uygulandı. Konvansiyonel BT incelemesinde oral ve IV pozitif kontrast madde kullanıldı. Dinamik anjio BT incelemesinde otomatik enjektör ile IV pozitif kontrast madde, oral ve rektal negatif kontrast madde (su) uygulanarak arteriyel ve venöz faz batın BT tetkikleri elde olundu. Konvansiyonel ve dinamik BT görüntüleri ile mezenterik vasküler yapılar ve AMİ'nin sekonder BT bulguları değerlendirildi. AMİ tanısı için %95 ve üzeri seçicilik gösteren BT bulguları anlamlı kabul edildi ve hem konvansiyonel BT için hem dinamik BT için ayrı ayrı belirlendi.Bulgular:Çalışmaya alınan 55 olgunun 18'i primer (vasküler) AMİ tanısı aldı. 18 olgunun 15'inde tanı operasyonla 3'ünde klinik, biyokimyasal ve radyolojik tetkiklerle konuldu. 55 hastanın 29'u opere edildi. Opere edilen hastaların 15'inde primer AMİ, 6 olguda sekonder AMİ tanısı saptandı.Çalışmamızda konvansiyonel BT için %95 ve üzeri seçicilik gösteren BT bulguları SMA oklüzyonu, SMV oklüzyonu, portomezenterik gaz, solid organ infarktı olarak belirlendi. Dinamik BT için %95 ve üzeri seçicilik gösteren BT bulguları SMA oklüzyonu, SMV oklüzyonu, pnömatozis intestinalis, barsak duvarının hipokontrastlanması, barsak duvarının hipoatenüasyonu olarak belirlendi. SMA ve SMV lümenlerinin oklüzyon bulguları hem konvansiyonel BT hem dinamik BT için %100 seçicilik gösteren BT bulguları olarak saptandı. Bu anlamlı BT bulguları eşliğinde çalışmamızda AMİ tanısında, konvansiyonel ve dinamik anjio BT'nin her ikisi için duyarlık %89, seçicilik %100 olarak hesaplandı.Sonuç:Çalışmamızın sonuçları dinamik BT ve konvansiyonel BT tetkiklerinin AMİ tanısında %80-90 gibi yüksek duyarlılıkta olduğunu göstermektedir. Oranların her ikisi için benzer olmasının olgu grubu sayısının azlığından kaynaklanabileceği düşünülmüştür. AMİ tanısı için en güvenilir (%100 seçicilik gösteren) BT bulguları SMA ve SMV lümen oklüzyonu olup, diğer sekonder BT bulguları, diğer patolojilerle örtüşmekte ve bu nedenle duyarlılık ve seçicilik oranlarının daha az olduğu dikkati çekmektedir.Bununla birlikte, dinamik anjio BT ile dahi olguların tamamına, muhtemelen uç ve küçük dalların obstrüksiyonunun doğrudan gösterilememesi nedeniyle, AMİ tanısı konulamamaktadır. Bu nedenle BT sonuçları negatif çıkan ancak klinik ve laboratuvar bulguları ile AMİ düşünülen olguların anjiografi gibi tamamlayıcı tetkiklerle birlikte değerlendirilmesinin uygun olacağı düşünülmektedir.
Temporal kemik multiplanar reformat görüntüleme
Amaç:Günümüzde temporal kemik görüntülemesinde, Bilgisayarlı Tomografi (BT) temel radyolojik yöntemdir. Ancak temporal kemiğin kompleks anatomik yapısı ve çekimlerdeki hasta konumlandırılmasındaki fiziksel kısıtlamalar nedeni ile görüntüler optimal şekilde elde olunamamaktadır.Çalışmamızda aksiyal planda elde olunan kesitlere retrospektif olarak rekonstrüksiyon uygulayarak temporal kemik anatomik yapılarının ve patolojilerinin en iyi hangi pozisyonda gösterilebileceğini bulmayı hedefledik.Gereç ve Yöntem:BT ünitemize Temporal kemik BT istemi ile yönlendirilen hastalardan, Siemens marka, Somatom-Emotion model Spiral BT cihazımızla aksiyal planda kesitler alarak, çekim sonrasında değişik düzlemlerde retro-rekonstrüksiyon uygulayarak çok düzlemli görüntüler elde ettik.Bulgular:Aksiyal planda elde olunan görüntüleri çekim sonrasında 0.1 mm aralıkla ince açarak üç referans plan (aksiyal,sagital, koronal) üzerinden rekonstrüksiyon uyguladık. Çok düzlemli retro-rekontrüksiyonların getirdiği yeni değerlendirme açılımları ile hangi anatomik düzlemin hangi normal yapıyı daha iyi şekilde gösterdiğini belirledik. Temporal kemik anatomik yapılarının (kemikçik zinciri, stapes-oval pencere, yuvarlak pencere, kohlea, vestibuler akuadakt, yarım daire kanalları ve fasiyal sinir) ve patolojilerinin optimal şekilde değerlendirildiği oblik planları saptadık. Elde edilen rekonstrükte görüntülerin; anatomik ve patolojik detayı artırdığını, anatomik yapıların ve patolojinin diğer normal bölümlerle ilişkisini değerlendirmede önemli katkılar sağladığını belirledik.Sonuç:Hastaların çekilmiş rutin aksiyal görüntülerinin retro-rekonstrüksiyon ile çok düzlemli yeni görüntülerinin elde edilmesi ve değerlendirilmesi ile hem günlük uygulamalarda standart temporal kemik BT tetkikinde kullanılan koronal kesitlerin çekimine gerek kalmadı hem de yeni düzlemlerin varlığı ile anatomik detay çeşitlenerek temporal kemik BT değerlendirmesi daha uygun koşullarda yapıldı. Ayrıca koronal düzlem çekimlerinin yapılmayarak retro-rekonstrüksiyon ile yeni görüntülerin elde edilmesi ile hastanın aldığı radyasyon dozu azaltılması ve tetkik süresinin kısaltılması sağlandı.Anahtar kelimeler: temporal kemik, BT, multiplanar reformat
Boyun kitlelerinde bilgisayarlı tomografi perfüzyon
AmaçBilgisayarlı tomografi(BT) ve manyetik rezonans görüntüleme(MRG), anatomi ve baş- boyun patolojilerini belirlemede oldukça duyarlı bir yöntemdir. Ancak anormal dokunun patofizyolojisini belirlemede sınırlıdır. Son yıllarda yeni uygulanmaya başlanan dinamik kontrastlı perfüzyon tomografi tekniği ile bu sınırlamalar giderilmeye çalışılmaktadır. Dinamik görüntüleme bolus kontrast madde enjeksiyonu sırasında kesit alınmasıyla sınırlıdır ve kantititatif bilgi sağlamaktadır. Major avantajı, daha kolay ulaşılabilir, daha kolay kullanılabilir ve daha ucuz oluşudur.Çalışmamızda anabilim dalımızda boyun kitlesi nedeniyle dinamik kontrastlı BT tetkiki yapılan hastaların verilerini retrospektif olarak cihazda bulunan bir software yardımı ile tekrar değerlendirilip kitlelerin BT perfüzyon görüntüleri ve verileri elde edilerek benign-malign kitle ayrımında perfüzyon BT'nin yararlılığının araştırılması amaçlanmaktadırGereç ve YöntemBT ünitemize boyun kitlesi nedeniyle dinamik boyun BT istemi ile refere edilen hastaların, Siemens marka Somatom-Emotion model Spiral BT cihazımızda Medrad Vistron CT injection system marka otomatik enjektör ile İV kontrast madde verilerek yapılan dinamik BT verileri üzerinden bir software yardımı ile BT perfüzyon görüntüleri ve verileri elde edilmiştir.Bulgular11 malign ve 24 benign hasta grubunda perfüzyon görüntüler elde edildi. Perfüzyon parametreleri incelendiğinde kan hacmi ve permeabilite değerleri ortalaması tüm kitlelerde(benign ve malign) (BV= 91,0886 mL/100g ve CP=95,5800 mL/100g/dk) kas dokularından(BV=22,9171 mL/100g ve CP=22,2657 mL/100g/dk) belirgin farklılık gösterdiği ve aradaki farkın istatistiksel olarak anlamlı olduğu saptandı(p<0,05). Aynı şekilde benign ve malign kitleler ayrı ayrı düşünüldüğünde kan hacmi ve permeabilite değerleri kas dokusundan belirgin farklılık göstermekte olup aradaki fark istatistiksel olarak anlamlı bulundu(p<0,05).Benign ve malign olguların perfüzyon parametre değerlerinin karşılaştırılmasında kan hacmi değerleri malign kitlelerde daha yüksek olup (Malign kitlelerde, BV= 142,9455 mL/100g benign lezyonlarda BV=67,3208 mL/100g/dk) aradaki fark anlamlı bulundu(p= ,030). Permeabilite değerleri malign kitlelerde daha düşük olup (Malign kitlelerde CP=60,1273 mL/100g/dk; benign lezyonlarda CP=111,8292 mL/100g/dk) aradaki fark anlamsız bulundu(p= ,206).SonuçÇalışmamızda perfüzyon BT'nin malign kitlelerin benign lezyonlardan ayrımında, perfüzyon parametrelerinden BV değerinin faydalı olabileceği gösterilmiştir. Ancak malign ve bening kitllerin CP değerleri arasında anlamlı bir fark bulunamamıştır. BTP'de, uygulanan tekniğe, lezyonun heterojenitesine, artefaktlara, hasta hareketine bağlı olarak farklı sonuçlar elde edilebileceği göz önüne alındığında boyun kitlelerinin benign-malign ayırımında BTP yönteminin yararlılığının tam ortaya konabilmesi için daha homojen oluşturulmuş hasta sayısı yüksek serileri içeren çalışmalara gereksinim olduğunu düşünmekteyiz.
Acetabulum ve proksimal femur morfometrisinin bilgisayarlı tomografi görüntüleme yöntemi ile değerlendirilmesi
Articulatio coxae, acetabulum facies lunata'sı ve caput femoris arasında yer alan çok güçlü bir spheroid eklemdir. Bu eklemin çevresi kuvvetli kaslarla ve fibröz bir yapı ile kaplıdır. Articulatio coxae, kas iskelet sisteminin statik ve dinamik fizyolojisinde önemli bir yere sahiptir, yük taşıma ve mobilizasyondan sorumludur. Bölgenin anatomik ve radyolojik değerlendirilmesi cerrahi operasyonların planlamasının yapılmasında son derece önemlidir. Bu çalışmanın amacı, sağlıklı bireylerde proksimal femur ve acetabulum yapılarına ait morfometrinin değerlendirilmesidir. Bu çalışmada, Adana Yüreğir Devlet Hastanesi'ne 2022 yılında çeşitli nedenlerle başvuran 18-50 yaş arasındaki sağlıklı bireylerin abdominal ve pelvik bölge bilgisayarlı tomografi (BT) görüntüleri retrospektif olarak incelenmiştir. Bu inceleme sonucunda kendi toplumumuzdan elde edilen acetabulum ve caput femoris ile ilgili morfometrik ölçümlerin articulatio coxae'yı içeren ortopedik cerrahi işlemlere yol göstermesi amaçlanmaktadır. Bu değerlendirmelerin sonuçlarının kalça artroplastisi, kalça displazi, kalça kırıkları gibi os femoris ve acetabulum'u içeren cerrahi işlemlerde oluşabilecek komplikasyonların önlenmesinde faydalı olacağını ve elde edilen verilerin ülkemiz kaynaklı çalışmalara fayda sağlayacağını düşünüyoruz. Anahtar Kelimeler: Acetabulum, Articulatio coxae, Bilgisayarlı Tomografi, Morfometri, Proksimal Femur