Demokrasi
Bu konu başlığı altında 479 tez
Demokratik barış teorisi'ne bir bakış: Mülkiyet hakkı perspektifi
Bu tezde demokrasi özellikleri gösteren fakat mülkiyet hakkının korunmasını güçlü bir şekilde sağlayamayan ülkelerin dış politikada çatışmaya daha yatkın olup olmadıkları araştırılmıştır. Demokratik kurumsallaşma açısından birbirine yakın olan liberal ve illiberal demokrasilerin mülkiyet hakkının ihlali konusunda ne şekilde ayrıştıkları incelenmiştir. Bu durumu incelemek için, demokratik kurumlar, girişim özgürlüğü, dış ticaret özgürlüğü, yabancı yatırım özgürlüğü gibi kontrol değişkenleri kullanılmış, bağımsız değişkenler olan mülkiyet hakkının korunmasındaki başarının/başarısızlığın ve yolsuzluğun, çatışmaya etkileri incelenmiştir. Mülkiyet hakkı iyi korunan, yolsuzluğun görece az olduğu, şeffaf demokrasilerde çatışmaya yatkınlığın mülkiyet hakkı kötü korunan, yolsuzluğun görece fazla olduğu şeffaf olmayan demokrasilere göre daha az olduğu gözlemlenmiştir.
Kurumsalcı perspektiften kurumlar, siyasal rejim tipleri ve ekonomik kalkınma ilişkisi
Bu çalışmada kurumlar, siyasal rejim tipleri ve ekonomik kalkınma arasındaki ilişki incelenmektedir. Söz konusu ilişkinin varlığı, belirlenim yönü, nedensellik derecesi ve ampirik boyutları literatürde kapsamlı bir şekilde tartışılmaktadır. Bu tez uluslararası güç yapısının yükselen ülkeler lehine değiştiği, illiberal rejimlerin sayısının arttığı ve 2008 Krizi-sonrası dönemde demokrasi-merkezli kalkınma modellerinin cazibesini yitirdiği bir bağlamın ürünü olarak ortaya çıkmıştır. Tezin temel amacı ise küresel güç geçişleri döneminde önem kazanan siyasal rejim-ekonomik kalkınma ilişkisini tekrar ele almak ve nedensellik mekanizmalarının aydınlatılmasına katkı sağlamaktır. Bu tezde Modernleşme kuramının ekonomik kalkınmanın nihai olarak demokrasiye neden olacağı yönündeki varsayımını test etmek amacıyla Çin örneği 'en-olası vaka' analizi olarak ele alınmakta ve bu teorinin günümüzde geçerli olmadığı ortaya konmaktadır. Bu tezde ayrıca siyasal rejim tiplerinin açıklayıcı değişken olarak ekonomik kalkınmayı belirlediği savunulmaktadır. Spesifik olarak ise, ekonomik kalkınma performansı ve sürdürülebilirlik açısından liberal demokratik rejimlerin diğer kurumsal yapılara kıyasla daha elverişli bir çerçeve sunduğu hipotezi ileri sürülmektedir. Tezin bu bölümünde nedensellik mekanizmalarını aydınlatmak amacıyla karşılaştırmalı perspektiften kurumsalcı bir analiz geliştirilmektedir. Liberal demokratik rejimler demokratik, anayasal ve ekonomik kurumlar ve koruduğu sivil hak ve özgürlükler vasıtasıyla ekonomik üretkenliği artırmakta ve dolaylı olarak beşeri sermaye, sosyal sermaye, teknolojik gelişmeyi ve kalkınma-yanlısı ekonomik reformları teşvik etmesi ve toplumsal ve siyasal istikrarı sağlayan çatışma yönetimi kurumları vasıtasıyla kalkınma için gerekli olan piyasa-dışı koşulları sağlamaktadır.
Are richer countries more democratic? the case of Muslim-majority countries
In this study, the correlation between democracy and economic growth is investigated in the context of forty-six Muslim-majority countries. Although the relationship between democracy and economic variables has been quite popular in the literature, the case of Muslim-majority countries has been rarely studied. Moreover, the existing studies have not yet reached a clear conclusion considering the correlation. I study the time period 1960-2015 because this is the longest time span for which all of the variables of interest to this study are available. A contribution of the study is that data from four different sources that publish democracy indices for the specified time interval and countries are used. By using data from four sources that adopt different definitions of the multi-pronged concept of democracy, this study generates a more detailed and more reliable picture of the link between democracy and income per capita. One democracy index, called V-Dem, has been fairly recently developed and has several advantages over the other indices (Freedom House, Polity IV, and Vanhanen Democracy Indices). To estimate the regression model, the fixed effects model is chosen, since it takes into account the heterogeneity among countries, which is quite high. The results support the hypothesis that in the group of Muslim-majority countries and in the time period 1960-2015; ceteris paribus, the ones that have a higher domestic product per capita are the ones that are more democratic. Keywords: Democracy, economic growth, Muslim-majority countries
Kusurlu demokrasilerde korku ve dış politika ilişkisi
Bu çalışmada kusurlu demokrasilerde korku ile dış politika tercihleri arasındaki ilişkiye odaklanılmaktadır. Çalışmadaki ana düşünce, liberal demokrasilerden farklı olarak, kusurlu demokrasilerin ülkedeki ekonomik refahın dağıtımı konusunda bir korku motivasyonuna sahip olduğudur. Bu motivasyonu anlamak ve analiz etmek için kaynakların keyfi dağıtımı, yolsuzluk ve ahbap-çavuş kapitalizmi seviyesi müdahil değişken olarak incelenmiştir. Bu değişkenlerin yüksek olduğu ülkelerdeki hükümetlerin denetimsizliği ise bağımsız değişken olarak tanımlanmıştır. Liberal ve kusurlu demokrasilerin dış politikada yaşadıkları çatışma/anlaşmazlık sayıları bağımlı değişken olarak kullanılmıştır. Çalışma göstermektedir ki, kaynakların keyfi dağıtılmadığı, yolsuzluğa karşı şeffaflığın yüksek olduğu ve iktisadi düzenin ahbap çavuş kapitalizmine dayanmadığı liberal demokrasiler daha barışçıl ve daha az çatışmacı dış politika tercihlerinde bulunurken; kaynakların keyfi dağıtıldığı, yüksek yolsuzluğun-düşük şeffaflığın olduğu ve ahbap-çavış kapitalizminin yüksek olduğu kusurlu demokrasiler daha çatışmacı ve daha az uzlaşmacı dış politika tercihlerinde bulunmaktadır. Anahtar Kelimeler: Korku, Kusurlu Demokrasi, Yolsuzluk, Çatışma, Liberalizm
State repression and populist discourse: A comparative case study of Gezi Park Movement, Occupy Wall Street Movement and the Egyptian Revolution
Why do democracies repress nonviolent civilian mobilization? Why do democracies use populist discourse as a response to nonviolent civilian mobilization? This thesis examines the effect of populist discourse on state repression of nonviolent civilian mobilization. The central claim of this thesis is that governments respond to nonviolent civilian mobilization with populist discourse, i.e., independent variable, to expand the limits of political opportunities for repression. I built on the literature by including an independent variable, namely populist discourse, to the existing model of repression and mobilization. The causal effect of "populist discourse" is tested through a structured and focused comparative case study, namely most similar systems analysis, through which I compare Gezi Park Movement, the Egyptian Revolution and Occupy Wall Street Movement. These three cases provide evidence that the populist discourse effects state repression of nonviolent mobilization.
Merkezi otoritenin zayıfladığı ortamlarda kimlik gruplarının ortaya çıkması, birbirleri ve merkezi otoriteyle ilişkileri
Bu tezin amacı, ulus devlet sistemi içerisinde yaşanan problemler neticesinde bölünmüş toplumlarda aktörlerin davranışlarını uluslararası ilişkilerdeki denge kavramıyla incelemektir.Vestfalya Barış anlaşması sonrası ulus devlet düzeni tüm dünyada benimsenerek insanların bir arada yaşaması ve devletin meşruiyeti homojen bir yapıda olduğu varsayımına dayandırılmıştır. Bu çalışmada ulus devlet sistemi içersinde etnik dini ya da mezhepsel olarak homojen olmayan devletlerde çıkması muhtemel halk hareketliliklerinin sebebi incelenecek, çatışmasızlığın sağlanması adına izlenmesi gereken yollar tartışılacaktır. Halk hareketliliklerinin bir iç savaşa evrildiği toplumlarda iç savaşın her bir aktörünün tıpkı uluslararası sistemde devletlerin hareket ettiği gibi bağımsız hareket edeceği ve kendi çıkarı için ilişkiler tesis edeceği yapısal denge teorisine göre ele alıncaktır. Aktörlerin söz konusu bağımsızlığı iç savaşın dengelenerek çatışmasızlık ortamına alan yaratabileceği bir durum oluşturabileceği gibi çatışmayı daha da şiddetlendirebilir. Çalışmamızda tüm bu durumları inceleyerek bölünmüş toplumlarda aktörler arası ilişkilerin ne şekilde gelişeceğini 2012 sonrası halk hareketliliği olarak başlayan ve iç savaşa dönüşen Suriye örneği özelinde incelenecektir.
Domestic political constraints for the eu's democracy promotion: A comparative analysis of democratic consolidation performances in croatia, Serbia, and Slovenia
This comparative study is an inquiry into democratization reforms from selected Western Balkan countries to offer a generalizable explanation for democratic consolidation. Even though all post-Yugoslav societies have a similar background, have started their state-building processes simultaneously, and have been in contact with the EU as the agent of 'democratization promotion', their democratic consolidation performances vary. While some of them -Slovenia and Croatia- achieved a certain level of democratic consolidation in the early phase of their transition, some others are still defective democracies according to worldwide democratic governance indexes. In this regard, this study aims to find out what explains the varying democratization experience across Western Balkan countries- namely Croatia, Serbia, and Slovenia. Building upon Tolstrup's (2013) analytical framework, which emphasizes the significance of gatekeeper elites' role in controlling and using the external actor's democratization influence, this research explains the variation across the selected cases and also seeks to complement the aforementioned framework as it focuses on how and under what circumstances the political elites embrace democratic reforms. By examining critical junctures in each country's historical democratization processes, the study suggests that the interests of the political elites, their connection to the pro-European agenda, features of the playing field -power distribution and institutional settings- are the dimensions that define the differences in domestic political contexts.
Demokrasi ve nükleer silahlar: İran örneği
Demokrasi, toplumsal ve ekonomi durumu gözetmeksizin tüm vatandaşların eşit sayıldığı, halkın özgür ve adil seçimler yoluyla temsilcilerini seçme hakkına sahip olduğu barışçıl bir yönetim sistemidir. Uluslararası İlişkiler literatürüne 1980'lerden itibaren giren Demokratik Barış teorisi de bir ülkenin yönetim sisteminin dış politikasındaki davranışlarını belirlediğini dolayısıyla yönetim sistemi demokrasi olan ülkelerin dış politikalarında barışçıl yaklaşımlarda bulunduklarını ve aralarındaki çıkan sorunları savaş ya da çatışma yöntemlerine başvurmadan çözmeye çalıştıklarını savunmaktadır. Tarihte çeşitli nedenlerden dolayı ülkelerarasında birçok anlaşmazlık yaşanmıştır. Ülkelerarasında yaşanan anlaşmazlıklardan biri de nükleer silahlanma yarışıdır. Tek bir hamleyle orduları, şehirleri hatta bölgeleri tamamıyla ortadan kaldırabilecek kapasitede olan nükleer silahlar, yok etme gücüyle tüm dünyanın korkulu bir rüyası haline gelirken diğer taraftan da askeri, siyasi, ekonomi, diplomasi gibi birçok alanda sağladığı avantajları elde etmek için ülkeleri peşinden sürüklemiştir. Nükleer silahların ülkeler arasında yayılması nükleer savaş tehlikesini arttıracağından dolayı uluslararası ortamda endişe oluşturmuştur. Bu noktada tez, bu endişelenmede demokrasinin rolünü, nükleer silahlar ile demokrasi arasındaki ilişkiyi İran nükleer programı üzerinden Demokratik Barış teorisi varsayımları çerçevesinde açıklamayı amaçlamıştır. Anahtar Kelimeler: Demokrasi, Nükleer Silahlar, Nükleer Silahsızlanma, Demokratik Barış Teorisi, İran
Demokrasi göstergelerinin ekonomik büyüme üzerine etkisi: BRICS-T ülkelerinden ampirik bulgular
Dünyadaki eşitsizliğin ve yoksulluğun kökenlerini anlamak ülkelerin geleceklerine yön vermeleri açısından önem taşımaktadır. Geçmişte ulusların zenginlik ve refahı yalnızca ekonomi politikaları ile açıklanmaktaydı. Günümüzde ise; ekonomi politikaları yanında kurumsal yapının varlığı ve işleyişi de ekonomik büyümeyi etkileyen ana unsurlar arasında sayılmaktadır. Kurumsal yapı, birey ve toplum arasındaki ilişkileri düzenleyen kuralların oluşturulmasına ve geliştirilmesine katkı sağlamaktadır. Ekonomik özgürlükler ve demokrasi, kurumsal yapıyı belirleyerek ekonomik büyüme ve refah düzeyini etkilemektedir. Kurumsal yapının temel göstergeleri arasında sayılan ekonomik özgürlükler ve demokrasi ile ekonomik büyüme arasındaki ilişkiyi açıklayan teorik yaklaşımlar incelendiğinde çatışma yaklaşımı, bağdaşma yaklaşımı ve şüpheci yaklaşım ön plana çıkmaktadır. Bu çalışmada demokrasi ve ekonomi kavramlarının alt bileşenlerini özümseyerek, küresel dünyada yeni bir güç odağı olan BRICS-T ülkeleri kapsamında demokrasi ve ekonomik büyüme arasındaki ilişkinin açıklanması ve yukarıda sözü geçen yaklaşımlardan hangisinin ele alınan ülke grubu için geçerli olduğunun ortaya konulması amaçlanmıştır. Bu bağlamda, demokrasi düzeyinin ve ekonomik büyümenin ölçülmesinde kullanılan çeşitli endekslerden yararlanılarak, BRICS-T grubunda yer alan ülkeler özelinde ve 2006-2019 periyodunda elde edilen verilerle ekonometrik analiz gerçekleştirilmiştir. Çalışmada veri analiz metodu olarak, panel regresyon analizi benimsenmiştir. Ekonometrik analizin ilk aşamasında panel birim kök testleri gerçekleştirilmiş ardından panel regresyon modeli, EKK ve Dinamik EKK tahmin yöntemlerinden yararlanılarak tahmin edilmiştir. Ekonometrik analiz sonucunda elde edilen bulgular, demokrasi ve ekonomik büyüme arasındaki ilişkinin açıklanmasında ve çatışma, bağdaşma ve şüpheci yaklaşımlardan hangisinin ele alınan ülke grubunda geçerli olduğunun açıklanmasında kullanılmıştır.
Bütçe hakkı ve demokrasi: OECD ülkelerinden ampirik bulgular
Bütçe hakkı, kamu mali kararları olan gider ve gelirlerin belirlenmesinde halkın söz sahibi olması anlamına gelmektedir. Bu bağlamda bütçe hakkının varlığı ve etkin işlemesi bir ülkedeki millet iradesinin kesin bir şekilde ifadesi olmaktadır. Demokrasi ise mali kararlarda dahil olmak üzere egemenliğin halka ait olduğu bir yönetim biçimidir. Tarihi süreçte bütçe hakkı geliştikçe demokrasiler de gelişme göstermiştir. Bütçe hakkı uzun yıllardır halk adına, halkın seçtiği temsilciler tarafından kullanılmaktadır. Ancak temsili demokrasinin krizde olduğu dönemlerde bütçe hakkının kullanımı zedelenmektedir. Bu çalışma ilgili literatür ışığında demokrasi ve bütçe hakkının birbiriyle ilişkili ve birbirini tamamlayan süreçleri ifade ettiğini savunmaktadır. Demokratik değerlerin artması bütçe hakkının tesisini ve kullanımını kolaylaştırmaktadır. Bütçe hakkının kullanılamadığı bir ortamda demokrasi açığı olduğu düşüncesinden yola çıkılarak bütçe hakkının nasıl geliştirilebileceği sorusuna demokrasi boyutunda cevap aranmaktadır. Demokrasinin öngördüğü temel ilkelerle bağlantılı olan ve bütçe hakkını güçlendiren şeffaflık, katılım ve hesap verebilirliğin hayata geçirilmesinin hem demokratik yapıyı güçlendirdiği hem bütçe hakkının kullanımını kolaylaştırdığına dair kanıtlar sağlanmaktadır. Bu çalışmada, demokratik değerlerin bütçe hakkı üzerindeki etkisi ampirik bir analiz aracılığıyla incelenmiştir. OECD üyesi 19 ülkenin açık bütçe endeksi, demokrasi endeksi, politik istikrar endeksi, kişi başına gelir değişkenlerine ilişkin 2012-2021 dönemine ait verileri panel regresyon analizi aracılığıyla çözümlenmiştir. Ekonometrik analizler sonucunda bütçe şeffaflığı ile demokrasi arasında pozitif ve anlamlı bir ilişki bulunmuştur. Araştırma konusu ve ana hipotezi ifade eden bütçe şeffaflığı ve demokrasi ilişkisinin desteklendiği görülmüştür. Daha demokratik ülkelerin daha fazla bütçe şeffaflığı sağladığı ve neticede bütçe hakkının kullanımını kolaylaştırdığı sonucuna ulaşılmıştır. Benzer şekilde çalışmada ele alınan diğer bağımsız değişkenler ile bütçe şeffaflığı arasında da pozitif ve anlamlı ilişki tespit edilmiş ve bu faktörlerin de bütçe şeffaflığı sürecine katkı sağladığına dair kanıtlar elde edilmiştir.
Karşılaştırmalı elektronik demokrasi: İspanya ve İsviçre örneği
Bilgi ve İletişim Teknolojisi; sosyal alandan, eğitim sektörüne; ekonomik alandan, siyasal alana kadar hayatımızın her alanında yardımcı araç olarak yaşamımızı biçimlendirmiştir ve biçimlendirmeye devam etmektedir. Özellikle insanlar arası mesafeyi ortadan kaldıran BİT, sunduğu teknoloji ile demokrasi için de yeni bir dönem başlatmaktadır. Demokrasinin imkânsızlığına karşı BİT, günümüzde tam anlamı ile demokrasinin var olabileceğini çeşitli araçlar ile insanlığa göstermektedir. Bugün BİT kullanılarak gerçekleştirilen siyasal katılıma e-demokrasi denmektedir. 1848 yılından beri doğrudan demokrasi yönetim biçimi ile yönetilen İsviçre ve henüz yeni olmasına karşın 1977 yılında demokratik yönetim biçimine hızla adapte olmuş İspanya da belirgin e-demokrasi araçlarını kullanmaktadır. Bu araştırmanın amacı da iki farklı demokrasi tarihine sahip İsviçre ve İspanya ülke örneklerini vererek, e-demokrasinin uygulanabilirliğini sorgulamaktır. İkincil verilerden (siyasi akademik yazın, ilgili endeksler, haber kaynakları, strateji planları) yararlanılarak sunulan çalışmada, BİT'nin 'internet güvenliği' sorunu dışında demokrasiye iyi yönde hizmet ettiği gözlemlenmiştir. İsviçre örneğinde, BİT doğrudan demokrasiye hizmet ederek ülke yönetimini kolaylaştırmıştır ve ülkede internet güvenliği dikkate alınarak çalışmalar yürütülmektedir. Bu bağlamda İsviçre'de e-devlet, e-oylama, siyasal katılım araçları oldukça dikkat çekmektedir. İspanya örneğinde; 'Pegasus Casus Yazılım' skandalı ile internet güvenliği sarsılmış olsa da; ülkede e-demokrasi araçlarından, e-devlet, e-siyasi parti ve yerelde 'decide.madrid.es' portalı e-demokrasi adına önemli girişimlerdir. Bu çalışmanın sonucunda BİT'nin kullanım amacına göre şekillenebilen muazzam bir araç olduğu tespit edilmiştir.
İki darbe arası demokrasi bilinci ve yapılan genel seçimler (27 Mayıs 1960 – 12 Eylül 1980)
Türkiye Cumhuriyeti'nde 27 Mayıs 1960 darbesiyle başlayan, 12 Eylül 1980 darbesiyle biten dönem; kaosun, istikrarsızlığın, koalisyonların ve daha birçok darbe girişiminin yaşanmış olduğu uzun ve karmaşık bir dönemdir. Bu dönemde ülke; sağ ve sol kutuplaşması ile karşı karşıya kalmış, anarşi çatışmaları artmış ve büyük ekonomik krizler yaşamıştır. 27 Mayıs darbesinde Demokrat Parti tasfiye edilmiş ve ülkenin yönetimi askerlerden oluşan Milli Birlik Komitesi'ne (MBK) geçmiştir. MBK kendi içinde askeri vesayetten yana olan ve olmayanlar olarak ikiye ayrılmıştır. Askeri vesayeti savunan grup MBK'nin içinden uzaklaştırılmış ve böylece seçimlere giden yol açılmıştır. MBK bu süre zarfında bilim heyetini toplamış ve heyetin hazırladığı 1961 Anayasası halk oyuna sunularak kabul edilmiştir. Yeni partiler kurulmuş ve sonrasında yapılan ilk genel seçimlerde tek başına iktidara gelebilecek oyu hiçbir parti alamamıştır. Bunun üzerine koalisyon hükümetleri kurulmuştur. 1965 seçimlerine gelindiğinde Adalet Partisi tek başına iktidara gelebilecek oy almıştır. Böylece 12 Mart 1971 muhtırasına kadar ülkeyi AP yönetmiştir. Muhtıradan sonra ilk genel seçimler 1973 yılında gerçekleşmiştir. Burada ön plana çıkan CHP, iyi bir oy oranı almış olsa da seçim sisteminin getirmiş olduğu durumdan dolayı tek başına iktidar olamamıştır. Böylece Milliyetçi Cephe hükümeti kurulmuştur fakat bu MC hükümeti de ülkedeki sağ - sol çatışmalarını, artan öğrenci olaylarını ve kaos ortamını yok edememiştir. 1977 seçimlerinde de CHP yine tek başına iktidara gelebilecek bir oy almış, fakat seçim sisteminden dolayı yine iktidar olamamıştır. İki güçlü parti CHP ve AP'nin uzlaşma yolu bulup koalisyon kuramaması neticesinde tekrardan MC hükümeti kurulmuş ve bu süreç 12 Eylül 1980 darbesine giden yolu açmıştır. Çalışmamızda kaynak çeşitliliğine dikkat edilmiş ve yardımcı bilim dallarından yararlanılarak farklı bakış açıları geliştirilmiştir. Döneme ait gazeteler ve arşiv belgeleri de taranarak çok yönlü bir araştırma esas alınmıştır. Çalışma giriş ve altı bölümden oluşmaktadır. Çalışmanın giriş bölümünde demokrasi kavramının tarihsel gelişimi ve Osmanlı'dan Türkiye Cumhuriyet'ine yenileşme hareketleri ile seçimler ele alınmıştır. Birinci bölümde genel olarak seçim sistemleri üzerinde durulmuştur. İkinci bölümde; 1961 seçimlerine giden süreçte yaşanan olaylar, seçim kampanyaları, seçim sistemi ve seçim sonuçları, üçüncü bölümde; 1965 seçimlerine giden süreçte yaşanan olaylar, seçim kampanyaları, seçim sistemi ve seçim sonuçları, dördüncü bölümde; 1969 seçimlerine giden süreçte yaşanan olaylar, seçim kampanyaları, seçim sistemi ve seçim sonuçları, beşinci bölümde; 1973 seçimlerine giden süreçte yaşanan olaylar, seçim kampanyaları, seçim sistemi ve seçim sonuçları, altıncı bölümde; 1977 seçimlerine giden süreçte yaşanan olaylar, seçim kampanyaları, seçim sistemi ve seçim sonuçları ele alınmıştır. Anahtar Sözcükler Osmanlı, Türkiye, Seçim, Hükümet, Koalisyon, MBK, Kaos, Anarşi, Sağ ve Sol çatışmaları, Ekonomik kriz, Muhtıra, Darbe, Anayasa
1960'lar Türkiye solunda demokrasi tartışmaları: Bir dergi, bir parti
27 Mayıs 1960 askeri darbesi ile açılan 12 Mart 1971 askeri müdahelesi kapanan 1960'lı yıllar, Türkiye'de birçok çok açıdan değişimi ve gerilimi simgeler. 1960'lı yıllar Türkiye'sinde yeni bir anayasa, idam cezaları, darbe teşebbüsleri, yeni yayınlar, yeni partiler ve yeni figürler bir arada olmuştur. Bu sebepten 1960'lı yıllar hem demokratik hem de antidemokratik siyasal gelişmeleri barındırmıştır. Öte yandan Türkiye'de sol hareketler siyasal ve toplumsal açıdan önemli bir konum kazanmıştır. Bu dönemde Türk solunun iki büyük akımı olarak Yön-Devrim Hareketi ve Türkiye İşçi Partisi ortaya çıkmaktadır. Bu iki akımın aynı ve farklı özellikleri bulunmaktadır. 1960'lı yıllar Türkiye'sinin radikal ortamında bu iki akım aydınlara platform olması yönünden ortaklığa sahiptir. Fakat bu çalışmanın içeriğini parlamento içinden bir parti ile meclis dışından bir derginin demokrasiye olan yaklaşımları oluşturmaktadır. Yön-Devrim Hareketi ile Türkiye İşçi Partisi'nin demokrasiye karşı nasıl bir yaklaşım sergiledikleri, bu yaklaşımların sebepleri, sonuçları ve bu hususta geleceğe bıraktıkları miraslar çalışmayı bütüncül hale getirmektedir. Anahtar Sözcükler: Demokrasi, Türkiye İşçi Partisi, Yön Devrim Hareketi, Sol
Yurttaşlık düşüncesi bağlamında ulus devlet ve sorunları
Araştırmanın konusu tarihsel geçmişine bakıldığında hemen her zaman bir imtiyaz ve var olma aracı olarak düşünülmüş olan yurttaşlık düşüncesinin ve pratiğinin ulus devletler gibi homojen yapılarda uğradığı kırılmadır. Antik Yunan'da devlet ve yurttaşlık kavramı daha çok ideal alanın bir nesnesi olarak tartışılmışken, Roma İmparatorluğu'nda bu durum farklı bir boyuta taşınarak somut ilişkilerin belirlediği, belirli yasaların rehberliği ve gözetiminde hukuki bir statü kendisini ortaya koymuştur. Her iki kültürün, hem düşünsel hem de pratik anlamda, -Ortaçağ'ı da kapsayan ve uzun süren bir sessizlikten sonra- tekrardan ortaya çıkan Avrupa kent devletleri ve buna bağlı olarak yeniden tartışılmaya başlanan yurttaşlık düşüncesine olan etkileri oldukça önemlidir. Bütün bu geçmişe bağlı olarak, modern düşünce ile birlikte tarihinden farklılaşarak yeniden şekillenmeye başlayan yurttaşlık düşüncesi, bugün hala etkisinde olduğu Fransız Devrimi özelinde büsbütün başka bir konuma yerleşmiştir. Bu bağlamda tarihsel mirasın yeniden işlenmesiyle ortaya çıkan millet, milliyetçilik ve cumhuriyet düşüncesi, yurttaş ve devlet ilişkisinin bürokrasi çerçevesinde giderek belirginleşmesi ile de harmanlanarak yepyeni bir yurttaş ve devlet anlayışı ortaya koymuştur. Tezin konusunun da üzerine inşa edildiği asıl kırılma noktası burasıdır. Tebaa olmaktan çıkan her tek insan artık yurttaş olarak ulusun en önemli parçası ve meşruiyetin dayanağı olarak tarihsel bir konum elde etmiştir. Söz konusu olan bu yeni yurttaş, artık başka bir düzlemde başka anlamlara gelmektedir. Tam da bu noktada ulus devletler, bir sözleşme ile toplumu oluşturan her tek bireye diğeri ile aynı düzlemde eşitlik sağlayan, aynı zamanda hukuk veya yasalar karşısında eşitliği temel alan politik birliktelikler olarak bu yeni yurttaşın inşasında önemli bir rol oynamıştır. Ancak ulus devletler gibi üniter yapılar içerisinde yurttaşlık, tekil, saf ve rafine bir özne olarak şekillenip her tek bireyi yurttaşa dönüştürerek siyasal yapı içerisinde bir yerde konumlandırırken diğer taraftan güçlü bir birleşme adına ulus ve onu oluşturan yurttaşı bölgesel kültür ve iç çeşitliliğin bastırılmasının bir aracı olarak kullanmıştır. Bu yurttaş, artık tarihsel geçmişinde olduğu gibi imtiyaz sahibi yurttaştan farklı olarak ulus devletin inşasında hemen herkesin zorunlu olarak elde ettiği biçimsel yurttaş olarak tekleşme, aynılaşma ve homojenize etmenin enstrümanına dönüşmüştür. Bu türden bir kırılmanın sonucu olarak, inşa sürecindeki ulus devletlerin kurucu unsuru olarak yurttaş, homojen bir birliktelik tasavvuru olarak ulus düşüncesinin ulusal kimlikle bütünleştiği hayali birlikteliğin temel unsuru olarak merkeze yerleşmiş ya da öyle olduğu iddia edilmiştir.
Yerel demokrasi mekanizmaları olarak kent konseyleri ve Silivri Kent Konseyi
Kent konseyleri, yerel, demokratik katılım mekanizmalarından biridir. Kentin sosyal, kültürel ve kentsel yaşamına katkı sağlamak amacıyla oluşturulmuş yapılardır. Kent konseylerinin temeli, ülkemizde de uygulanmış olan Yerel Gündem 21 Programına dayanmaktadır. Yerel Gündem 21 Programı ile Türkiye'de kent konseylerinin oluşumu ve gelişmesi sağlanmış, daha sonrada yasal çerçevesi oluşturulan bir yönetmelik ile Türkiye'de yaygınlaştırılması sağlanmıştır. Bu çalışma ile kent konseylerinin geçmişten bugüne kadar geldiği nokta ve ulusal ölçekte yapılan çalışmalar anlatılmıştır. Ayrıca kent konseylerinin gelişimi ve desteklenmesi için oluşturulan birlik ve platform faaliyetleri hakkında bilgiler verilmiştir. Bir kent konseyi deneyimi olarak, Silivri Kent Konseyinin çalışmaları anlatılarak, örneklerle değerlendirilmiştir. Kent konseylerinin işlerliği konusunda yaşanan sıkıntıların yanında daha etkin yapılara dönüştürülmesi için gösterilen çabalar önem taşımaktadır. Bu çabaların sonucunda kent konseyleri, geliştirilerek önemli zamanla artan ve yerel demokrasinin gelişimine daha fazla katkı sağlayan yapılar haline dönüşecektir.
Türkiye'de demokratik katılım ve yerel yönetim ilişkisi; demokratikleşme ve yerelleşme sürecinde sorunlar ve çözüm önerileri
Bütün dünyada kamu yönetimin önemli unsuru olan yerel yönetimler, kamusal nitelikte hizmetleri yerine getiren merkezi otorite dışındaki yerel yönetim birimidir. Merkezi yönetimler ile yerel yönetimler arasındaki ilişki yetki genişliği ile sağlanır. Kendiliğinden karar alma ve uygulama yetkisi olarak adlandırılabilen yetki genişliği için yerel yönetim, karar verme ve özerklik kavramlarından yararlanmaktadır. Yerel halkın alınan kararlara katılması kaynakların kullanımının verimliliğini artırırken, demokratikleşme sürecini de hızlandırmaktadır. Yerel yönetimlerin etkinliğinin sağlanmasında önemli faydaları olan siyasal katılımın ve yerel halkın yerel sorunlar karşısında bürokratik engelleri aşarak yerel yönetim ile etkileşime geçmesi ve yararları hala tartışılmaktadır. Bu Yüksek Lisans tezinde Türkiye'de demokratik katılımın, yerel yönetimlere etkisi, yerelleşme sorunları ve çözüm önerileri bağlamında incelenmektedir.
Türkiye'nin siyasallaşmasında yerel yönetimlerin yeri ve etkisi
Türk toplumunun ve idari yapısının tarihsel evriminde, demokratikleşme süreci her zaman kırılgan ve çelişkili bir yapı üzerinde oluşmaktadır. Kapitalist sistemin çevresinde yer alan Türkiye?nin demokratikleşmesinin yerel ve ulusal düzeyde gelişmesi pek çok faktöre bağlıdır. Merkezi otoritenin meşruiyet krizini aşmaya yönelik önlemleri, askeri darbeler, kapitalizm, ekonomik krizler, sivil haklar, özgürlükler ve demokrasi kültürünün düzeyi, geleneksel kamu yönetiminin dönüşümünü ve değişiminin nedenleridir. Bu çalışmada, Türkiye?de demokrasinin demokratikleşmesi bağlamında yerel yönetimlerin 1980 askeri darbesinden sonra yaşadığı dönüşümü, sivil toplumun kendi kimliğini rahatça ifade edebilme ve haklar elde edebilme süreci tartışılmaktadır. Anahtar Sözcükler 1. demokrasi 2. demokratikleşme 3. siyasallaşma 4. yerel yönetim 5. belediye 137
Anayasal demokrasilerde siyasi partilerin hukuki niteliği
Bu çalışmada, anayasal demokrasilerde, siyasi partilerin hukuki niteliği hakkında yapılan tartışmalar incelenmiştir. İnceleme konusu, anayasalarında siyasi partilere yer veren ülkelerin Anayasaları ve Siyasi Partiler Kanunu hükümleri çerçevesinde ele alınmış, siyasi partilerin tarihsel gelişimi, tanımı, işlevleri ile unsurlarının nelerden ibaret olduğu ve siyasi parti türleri incelenmiştir. Bu kapsamda, siyasi partilerin demokrasi ile ilişkisi ve temsili demokrasi kurumları üzerindeki etkileri ve temsili demokrasiyle olan benzerlik ve farklılıklarına değinilmiştir. Daha sonra, Türk hukukunda ve karşılaştırmalı hukukta, anayasal ve yasal temelde siyasi partilerin hukuki düzenlemelere ne şekilde konu edildiği ele alınacak; devamında ise, Türk ve dünya doktrininde siyasi partilerin hukuki niteliği hakkındaki görüşler incelenerek, konu açıklanmaya çalışılmıştır. Temel olarak, siyasi partilerin hukuki niteliği konusunda, kamu hukuku görüşü, özel hukuk görüşü ve uzlaşmacı görüş olarak üç farklı nitelemeye yer verilen çalışmamızda, bu görüşlerin dayanağı olan temel hususlar incelenmiştir. Son olarak, Türk Anayasa Mahkemesi'nin bu konudaki tutumu, Türkiye İşçi Partisinin, Birlik Partisinin, Sosyaldemokrat Halkçı Partinin, siyasi partilere devlet yardımı konusunda yapılan birtakım düzenlemelere karşı açtığı iptal davalarında vermiş olduğu kararlar çerçevesinde değerlendirilmiştir. Anahtar Sözcükler 1. Siyasi Parti 2. Hukuki Nitelik 3. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi 4. Anayasa Mahkemesi 5. Parti Kapatma
Yerel demokrasi ve Bağcılar Belediyesi örneği
Bu çalışmada öncelikle demokrasi kavramı üzerinde durulmuştur. Bununla birlikte yerel demokrasi kavramı ve bu kavramın temel ilke ve değerlerine yer verilmiştir. Ayrıca yerel demokrasi ve halkın yönetime katılımı ele alınmıştır. İkinci bölümde Bağcılar Belediyesi ve bu belediyenin bünyesinde faaliyet gösteren meclisler incelenmiş. Aynı zamanda Bağcılar' da demokrasinin ortaya çıkış süreci irdelenmiştir. Üçüncü ve son bölümde Gelişmiş demokrasilere sahip ülkelerin yerel yönetim modelleri ile Türkiye'de var olan yerel yönetim modelleri açıklanmıştır. Aynı zamanda bu bölümde Bağcılar Belediyesi'nde uygulanan doğrudan demokrasi ve yönetime katılım modelleri detaylı olarak incelenmiştir. Sonuç olarak Bağcılar Belediyesi kuruluşundan bu yana Türkiye'de belediyecilik ve yerel demokrasi alanında birçok ilke imza atmıştır. Bu uygulamalar ile Bağcılar Belediyesi'nin yerel yönetimlerde, halkın katılımına önem verdiği ve bunu da "Halk meclisleri, İstişare Kurulları ve Şuralar" ile daha katılımcı bir yönetim istediğini göstermektedir. Bu ilk uygulamalar sayesinde hem Bağcılar sınırları içerisinde yaşayan halkın yönetime katılımı her geçen gün artmış, hem de diğer belediyelere örnek teşkil etmiştir. Aynı zamanda bu uygulamalar Türkiye'de yerel demokrasi ve ülke demokrasinin ilerlemesine büyük katkı sağlamıştır. Anahtar Sözcükler: 1. Yerel Demokrasi 2. Bağcılar 3. Belediye 4. Katılım 5. Demokrasi
Türkiye'de yerel yönetimler ve demokrasi ilişkisi
Yerel yönetimler ve demokrasi arasında birçok noktada pozitif ilişkiler mevcuttur. Yerel yönetimlerin yerel halk tarafından seçimle işbaşına getirilmiş olması, her şeyden önce demokratik karakterlerini göstermektedir. Yerel halka en yakın yönetim birimleri olması, bu kurumları yerel halkın katılımına elverişli hale getirmektedir. Merkezi yönetim ile yerel yönetimler arasındaki ilişki yetki genişliği ile sağlanır. Yerel yönetimler sağlanan yetki genişliği ile karar alma ve uygulama işlemlerini yürütmektedir. Demokratik kültürün ve imkanların geliştiği ülkelerde yerel yönetimlerin işlerliği ve özerkliği daha geniş bir alana sahiptir. Bu durum yerel halkın yönetime ve alınan kararlara etkin katılımını, aynı zamanda kaynakların yerel yönetim tarafından verimli kullanılmasını hızlandırmaktadır. Yerel yönetimlerin yetki alanının gelişmesi ve özerk duruma gelmeleri demokratikleşme açısından önemli bir durumdur.
Belediyelerde yerel demokrasi ve katılım: Beylikdüzü örneği
Ülkemizde belediyelerin model olarak uyguladığı yerel demokrasi ve katılım, demokrasiye sosyal bir boyut kazandırmış ve demokrasi sürecinin önemli bir noktaya gelmesini sağlamıştır. Bu çalışma yerel demokrasi kavramının uygulamadaki ve teorideki karşılığı hakkında bilgi vermeyi amaçlamış, bu kavramın "katılım" ile doğrudan kurduğu ilişkiye dikkat çekerek ortaya çıkan matrikse vurgu yapmıştır. Belediyeler yerel yönetimler olarak demokrasinin ve katılımın gözlemlenebileceği en önemli kamu örgütü yapılanmasıdır. Yurttaşların doğrudan katılımını temsil etme fonksiyonuna sahip olan belediyeler, siyasi, hukuki ve tarihi süreçlerden etkilenmiş ve çeşitli farklılıklar ve gelişim ivmesi ile şu anki halini almıştır. Bu çalışma belediyelerde önemli bir hale gelen yerel demokrasi ve katılım kavramlarını Beylikdüzü Belediyesi özelinde incelemiş ve yerel demokrasinin temelini oluşturan ana strüktür açısından ele almıştır.
Yerel siyasette etik
Yerel yönetimler, demokrasi kültürünün doğduğu ve geliştiği örgütsel yapılardır. Toplumun yönetim ve karar alma süreçlerine katılma imkanının daha yüksek olduğu bu örgütsel yapılar, bir çok bireysel ve toplumsal değerlerin ortaya çıkmasına da zemin hazırlamaktadır. Toplumsal ihtiyaçları karşılamak amacıyla kurulan yerel yönetimler, halka sunmuş oldukları hizmetleri karşılıksız olarak hiçbir kar amacı gütmeden yerine getirmektedirler. Yerel yönetimlerin halka yakın olması, içinde bulunduğu toplumun ahlaki ilkelerine ve kültürel değerlerine uygun hareket etme noktasında daha dikkatli davranmasını gerektirmektedir. Bu yakınlık, toplum için yerel yönetimlerin uygulamalarındaki olumlu ve olumsuz yönleri değerlendirme açısından kolaylık sağlamaktadır. Yerel yönetimlerin yönetim mekanizmalarında, karar alma ve uygulama süreçlerinde bazı zafiyetlerin olması muhtemel bir durumdur. Bu zafiyetler süreç içerisinde etik ilkelerin ihlaline ve etik dışı davranışların oluşmasına neden olmaktadır. Yerel yönetimlerde mali kaynakların etkin ve verimli kullanılması, kaliteli ve nitelikli hizmet sunulması, şeffaf, hesap verebilir ve kamu yararı ilkesini gözeten bir yönetim anlayışının oluşturulması noktasında, etik ilkelerin önemi ortaya çıkmaktadır. Etik ilkeler, toplumlar arasında farklılıklar göstermekle birlikte, adil davranma ve bireyin hakkını koruma düşüncesiyle geliştirilen değerlerdir. Bu değerlere aykırı davranılması, toplumun zararına etik dışı bir tutumdur. Günümüzde yerel yönetimlerde etik dışı davranışlar içerisinde en yaygın olanları: rüşvet, irtikap, zimmet, kayırmacılık, çıkar çatışması, bireysel menfaat elde etme amacıyla görevi kötüye kullanma, partizanlık ve kamu yararını gözetmeme şeklinde sayabiliriz. Kentsel yaşamda, günümüzde artan toplumsal ihtiyaçların karşılanması ve kaliteli hizmet sunulması açısından, yerel yönetimlerin etik dışı uygulamalara yönelik olarak, etkin çözümler üretmelerini bir zorunluluk olarak değerlendirebiliriz. Etik dışı davranışlara yönelik olarak, son zamanlarda yerel yönetimlerde oluşturulan etik komisyonları, yolsuzluk, usulsüzlük ve yozlaşmaya karşı mücadelede en belirgin ve en etkin denetim mekanizmalarıdır. Bu komisyonlar belirlenen kriterler doğrultusunda, yerel yönetimlerde görülen etik dışı davranışlara bazı yaptırımlar uygulamaktadır. Etik değerleri yaygınlaştıran ve sürekliliğini sağlayan bu tür çalışmalar, aynı zamanda toplumun bu değerleri öğrenme ve benimsemesi noktasında da katkı sağlamaktadır. Toplumsal, Ahlaki, Siyasi ve Yönetsel yozlaşmaların önlenebilmesi, yasal ve idari yaptırımların yanı sıra, etik ilkelerin bu alanlarda etkin bir şekilde uygulanması ile ancak mümkün olmaktadır. Modern çağda etik kavramı, oluşan farkındalıkla birlikte anlam ve önemi gün geçtikçe artan bir nitelik kazanmıştır.
İstanbul (Kağıthane) ilçesi yerel yönetim uygulamaları ve katılımcı demokrasi açısından tartışılması
Yerel yönetimler, merkezi yönetimin yetkilerinin yerel birimlere aktarılmasını sağlayıp, hizmeti daha süratli, etkin ve verimli sunulmasını sağlamaktadır. Yerel ihtiyaçlar daha kısa sürede ve halkın da yönetimde söz sahibi olabildiği eşit imkanlarda karşılanmaktadır. Yerel yönetimler halkın yönetime katılmasına önem vermekte ve birimlerini buna göre şekillendirmektedir. Bu çalışmada yerel yönetimlerin tanımı yapılmış, ülkemizdeki yerel yönetimler tarihi anlatılmış, katılımcı demokrasi konusu işlenmiş, ülkemizde katılımcı demokrasi açısından yapılan kanuni düzenlemeler ve yerel yönetimlerin katılımcı demokrasi uygulama biçimlerinden bahsedilmiştir. Çalışmada ayrıca örnek ilçe olarak İstanbul ili Kağıthane ilçesi belediye çalışmaları katılımcı demokrasi açısından incelenmiş ve belediye tarafından yapılan çalışmalar, örneklerle sunulmuştur.
Democracy and ethnic diversity: A case study of Nigeria, a comparative study of Igbo, Yoruba, and Hausa-Fulani in Nigerian democracy 1999-2015
It is an issue of a common sense among most scholars of ethnic politics that democracy is not likely to consolidate in multiethnic democracies, thus perceiving ethnicity as a threat to democratic development. On the contrary, few scholars of ethnic politics has since refuted this claim, and insisted that ethnic diversity in itself does not constitute a threat to democratic development, rather there are extrinsic factors that hides behind ethnic diversity to hinder democratic development. This research investigates both claims on democracy and ethnic diversity by sampling Nigeria, a multiethnic democracy, to ascertain the impact of ethnic diversity on democratic development. First, the research started by questioning what constitutes ethnic diversity by critically examining the previous theories on ethnic fractionalization, and how it can be used to define the Nigerian ethnic factor. In addition, the research studied the socio-political behavior of each amongst the three ethnic nationalities it identified in Nigeria. In recognizing the presence of other tribal groups in the country, the research adopted geography and total percentage of population in distinguishing between ethnic group and tribal groups in Nigeria. On the political impact of democracy by ethnic variable, the research examined the political system of government under which multiethnic democracies are built upon. Finally, the research acknowledged that federal democracies that fully implements democratic values are likely to survive in an ethnic diverse society. Keywords: Democracy, Ethnic diversity, Federalism, and identity politics.