Earthquake

264 theses under this subject heading

Master'sOpen AccessTR

Afetlerde çevre kirliliği: 1999 Marmara depremi örneği

Çevre, insanların ve diğer canlıların yaşamlarını sürdürdüğü ve birbirleriyle etkileşimde bulunduğu fiziksel, sosyal, biyolojik ve kültürel bir ortamdır. Bu yönüyle insanların yaşamlarını olumlu veya olumsuz yönde etkileyen önemli bir unsurdur. Çevrede meydana gelen kirlilikler insan yaşamının kalitesini önemli ölçüde etkilemektedir. Çevrede meydana gelen kirliliklerden bazıları; hava kirliliği, su kirliliği ve toprak kirliliğidir. Sözü geçen kirliliklerin kontrol altına alınması için yetkililer tarafından çeşitli düzenlemeler ve çalışmalar yapılarak kirliliğin en aza indirilmesi gerekmektedir. Afet, insanların yaşantısını kesintiye uğratarak kişilerin fiziksel, ruhsal, sosyal ve ekonomik kayıplarına yol açan olağan dışı durumlara denir. Bir afet meydana geldikten sonra birçok tehlike ve risk ortaya çıkabilmektedir. Bu risklerden bir tanesi de çevre kirliliği olarak dikkat çekmektedir. Afetin meydana geldiği çevredeki ortaya çıkan kirlilikler birbirleriyle bağlantılıdır ve bir afet meydana geldikten sonra çevredeki kirlilikler artabilmektedir. Bu yüzden de başta bulaşıcı hastalıklar olmak üzere birçok sağlık sorunu ortaya çıkabilmektedir. Dolayısıyla yetkililer afet meydana geldikten sonra çevresel risklerin önlenebilmesi için hem toplumsal hem de kurumsal görev ve sorumlulukları tanımlamalıdırlar. Bu tanımlanmaların bölgesel risk faktörlerinin de dikkate alınarak hazırlanması gerekmektedir. Bu çalışmada çevre kirlilikleri ve afet ile ilişkileri bağlamında, afetlerden sonra meydana gelen çevre kirliliği incelenmiş olup, 1999 Marmara Depremi'nde Adapazarı cadde tozlarında ağır metal kirliliği örneği sunulmuştur. Anahtar Kelimeler: Çevre Kirliliği, Afet, Ağır Metal Kirliliği

AfetlerAğır metal kirliliğiAğır metaller+4
Buse Akcan
Tekirdağ Namık Kemal University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Proficiency in ArtOpen AccessTR

Medya kültüründe görsel algının sanata etkisi: Deprem örneği

21. yüzyılda sanat, medya ve iletişim teknolojileri aracılığıyla kitle iletişimde yeniden şekillenerek toplumun tüm kesimlerine ulaşmıştır. İnsanlığın bilim ve teknolojideki olağanüstü gelişmeleri sayesinde kendisine yeni alanlar açan sanat, medya aracılığıyla yaşam algımızda köklü değişimler yaratmıştır. Yaşamımızın her alanında etkisini hissettiğimiz medya, toplumun tüm kesimlerine ulaşarak görsel imgeler yoluyla toplumda yeni kültürel değerler oluşturmuş ve geleceğe yön vermiştir. Bu gelişmelere önemli derecede katkı sağlayan sanatçılar, dijital teknolojiyi kullanarak sanat üretirken kendileri de bu değişim ve gelişimin bir parçası olmuştur. Bu gelişmelerin ortaya koyduğu teknolojik süreç sanatsal yaratı alanını belirlerken, bu etkinin sanatçıyı eyleme dönüştürücü gücü sanatta önemli bir olgu olarak ortaya çıkmıştır. Bu sürecin sonucunda medyanın gerçeklikle olan ilişkisi sorgulanmış ortaya çıkan yeni durumun, sanatçının üretim algısındaki değişimine etkisi, deprem örneği üzerinden araştırılmıştır. Bu çalışma, medyanın sanat ile ilişkisi üzerinden, medya aracılığıyla yaratılan sanal gerçekliğin görsel algı bağlamında sanata, sanatçıya ve topluma etkilerini sorgulamayı amaçlamaktadır. Medyanın ağ toplumunun yapılanmasındaki etkileri sorgulanırken bu zeminden beslenen sanatçıların etkilenişleri, ürettikleri eserler üzerinden okunabilir. Ayrıca 2000'li yılların sanatçılarının, kendilerini ifade ediş biçimlerinde, düşünce ve sorgulama yapılarında kendi amaçlarını ve toplum değerlerini yapılandırırken medyanın hangi karakteristik özelliklerinden yararlandıkları ve kavramsal ilişkileri araştırılmıştır. Bu alanlara açıklık getirmesi amaçlanan araştırmada, pek çok yabancı kaynağın yanında, hazırlanmış makaleler, yüksek lisans ve doktora tezleri, kitaplar, dergiler ve elektronik yayınlar literatür taramaları ışığında derinlemesine incelenmeye çalışılmıştır.

AlgıDepremKültür+2
Sermin İmre
Süleyman Demirel University · Institute of Fine Arts
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Deprem sonrası afet toplanma alanlarının belirlenmesi: Malatya merkez ilçesi örneği

Türkiye aktif fay zonları üzerinde konumlanması sebebiyle sık sık depremlere maruz kalmaktadır. Depremlerin etkilerini azaltma açısından alınacak önlemlerden biri de afet toplanma alanlarının belirlenmesidir. Bu alanlar afet sonrası süreçte can güvenliğini sağlamak ve afetlerin etkilerini en aza indirmek için büyük önem taşımaktadır. Bu bağlamda Malatya il merkezini oluşturan Yeşilyurt ve Battalgazi ilçeleri olarak belirlenen çalışma sınırı içerisinde 186 mahalle için 16 adet toplanma alanı bulunmaktadır. Bu çalışma kapsamında mevcut toplanma alanlarına ek olarak 15 adet alternatif toplanma alanı önerilmiştir. Toplanma alanlarının uygunluk durumlarını değerlendirmek amacıyla faylara mesafe, jeolojik yapı, eğim durumu, akarsulara mesafe, yola mesafe, yapılara mesafe, sağlık merkezlerine mesafe, nüfus yoğunluğu ve trafolara mesafe olmak üzere toplam dokuz parametre belirlenmiştir. Bu parametreler Analitik Hiyerarşi Süreci yöntemiyle değerlendirilmiştir. Alternatif toplanma alanlarının yanı sıra mevcut toplanma alanları da bu parametreler doğrultusunda değerlendirilerek uygunluk durumları ortaya koyulmuştur. Yapılan analizler sonucunda çalışma sahasının %79,24'ü (1424 km²) uygun alanları kapsamaktayken az uygun alanlar %16,08'lik (289 km²) bir orana sahiptir. Toplanma alanları için en uygun alanlar toplam alanın %4,12'lik (74 km2) bir kısmını oluşturmaktadır. Bu alanlar içerisinde mevcut toplanma alanlarından yalnızca 2 tanesi, önerilen alternatif alanlardan ise 6 tanesi yer almaktadır. Buna karşılık uygun olmayan alanlar sahanın %0,56'sını (10 km2) kaplamakta ve bu alanlar içerisinde herhangi bir toplanma alanı bulunmamaktadır.

Analitik hiyerarşi süreciCoğrafi bilgi sistemleriDeprem+1
Emine Güler
Samsun Üniversity · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Zorunlu göç yaşamış Suriyeli kadınların Elazığ depremine ilişkin yaşam deneyimleri

Deprem afetinden etkilenme düzeyinin sahip olunan kaynaklar, kaynaklara erişim düzeyi, sosyal statü gibi faktörlere göre farklılık gösterdiği bilinmektedir. Araştırmada Suriyeli kadınların deprem sırası ve sonrası süreçlerde hem Suriyeli hem de kadın olmaktan kaynaklı birçok farklı deneyime sahip olduğuna vurgu yapılmakta ve bu özgün deneyimler göç, deprem ve toplumsal cinsiyet ihtiyaç ve sorunları bağlamında değerlendirilmektedir. Bu çalışmanın amacı, 24 Ocak 2020'de Elâzığ'da gerçekleşen 6,8 şiddetindeki deprem afetini deneyimlemiş Suriyeli kadınların deprem sırası ve deprem sonrası süreçteki yaşam deneyimlerini ortaya koymak ve afet, göç ve kadın sorunlarının etkileşiminden doğan sonuçlarını tespit ederek bu doğrultuda afetlerde sosyal hizmetlere ilişkin öneriler sunmaktır. Bu amaç doğrultusunda Elâzığ il merkezinde yaşayan, deprem afetini deneyimlediği sırada bekar ve çocuklu olan 24 Suriyeli kadın ile yarı yapılandırılmış görüşme formu kullanılarak derinlemesine görüşmeler gerçekleştirilmiş ve MAXQDA 2020 programı kullanılarak analiz edilmiştir. Araştırmanın bulguları, Suriyeli kadınların savaş ve göç deneyimlerinin ardından ekonomik kaynaklarını, sosyal destek sistemlerini geride bırakarak yerleştikleri Elazığ'da; toplumun görece sosyoekonomik düzeyi düşük bölgelerde ikamet etmeleri ve Suriyeli ve yalnız yaşayan kadın olmaları sebebiyle deprem karşısında yerel halka kıyasla daha savunmasız olduklarını; hak ve hizmetlere erişimde sosyal dışlanma, ayrımcılık ve eşitsizliklerle karşı karşıya kaldıklarını, sosyal yardım ve hizmetlerden sorumlu kurum ve kuruluşlara dair bilgi eksiklikleri sebebiyle hak kayıpları yaşadıklarını göstermektedir. Suriyeli kadınların içinde bulundukları bu koşulların ise ataerkil toplumlarda eğitim, iş yaşamı ve kamusal alandan uzak tutulmaları ile ilişkili olduğu ve yerleşik toplumsal cinsiyet eşitsizlikleri bağlamında derinleştiği görülmektedir. Bununla beraber, savaş ve göç gibi zorlu yaşam koşullarının öznesi olan Suriyeli kadınların geçmiş travmatik deneyimlerinin kendilerini güçlendirdiği ve depremin psikolojik ve duygusal etkileri açısından kendilerini daha dayanaklı mücadeleciler haline getirdiği görülmektedir. Bu anlamda, afetlerde kırılganlığı yüksek bir grubu ifade eden Suriyeli kadınların çok çeşitli sorun ve ihtiyaçlarına duyarlı ve insan hakları, sosyal adalet ve eşitlik ilkelerinin benimsendiği afetlerde sosyal hizmet uygulamalarına ihtiyaç olduğu değerlendirilmektedir.

Afet yönetimiAfetlerDeprem+7
Aybike Betül Maral
Hacettepe University
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Ankara ili Altındağ ilçesinde İlköğretim okullarında görev yapan öğretmenlerin afete bireysel hazırlık düzeylerinin genel afete hazırlık inanç ölçeği ile değerlendirilmesi

Bu çalışmada Ankara ili Altındağ ilçesinde devlet ilköğretim okullarında görev yapan öğretmenlerin afete bireysel hazırlık düzeylerinin değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Araştırmada, Ankara ili Altındağ ilçesinde 54 devlet ilköğretim okulunda görevli 1552 öğretmene ulaşılmaya çalışılmış ve yüz yüze görüşmeler yapılmıştır. Öğretmenlerin veri toplama formunu Google Formlar üzerinden doldurmaları sağlanmıştır. Veri toplama formu iki bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümü araştırmacılar tarafından hazırlanan yedi bölümden oluşmaktadır. İkinci bölümde Genel Afete Hazırlık İnanç Ölçeği yer almakta olup veri toplama formu 88 maddeden oluşmaktadır. Elde edilen veriler SPSS programı ile analiz edilmiştir. Değişkenlerin normal dağılıma uyup uymadıkları Shapiro Wilks testi ile test edilmiştir. İstatistiksel analizde uygun oldukları yerlerde T testi, Tek Yönlü (One-Way) ANOVA testleri ve regresyon analizi kullanılmıştır. Araştırmaya 436'sı kadın 638 öğretmen katılmıştır. Araştırmaya katılan öğretmenlerin yaş ortalaması 41,3 olarak saptanmıştır. Öğretmenlerin %77,0'si fakülte mezunu olduğunu belirtmiştir. Öğretmenlerin %30,0'u herhangi bir afet yaşadıklarını belirtmiştir. Öğretmenlerin %46,0'sı afetler hakkında eğitim aldıklarını belirtmiştir. Öğretmenlerin %95,5'i afetlerin olumsuz sonuçlarının önlenebilir olduğunu belirmiştir. Öğretmenlerin %26,4'ü afet ve acil durum çantası hazırladığını, %36,3'ü ise yaşadıkları eve Doğal Afet Sigortası yaptırdıklarını belirtmişlerdir. Öğretmenlere uygulanan Genel Afete Hazırlık İnanç Ölçeği için hesaplanan Cronbach-alpha iç tutarlılık katsayılarına göre ölçeğin güvenilirliği yüksek seviyededir. Çalışmaya katılan öğretmenlerin Genel Afete Hazırlık İnanç Ölçeği ortalamaları 3,99±0,51 olarak belirlenmiştir. Afetler hakkında eğitim alan öğretmenlerin ölçek puanları eğitim almayanlara göre ve görev yaptıkları okulda tatbikat yapılan öğretmenlerin genel afete hazırlık inanç ölçeği puanları tatbikat yapılmayan öğretmenlere göre yüksektir.

AfetlerAnkara-AltındağDeprem+4
Bahar Altıntaş Çolak
Hacettepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2023
00
Master'sOpen AccessTR

2011 Van Depreminde merkezi ve yerel yönetimlerin rolü

23 Ekim 2011 tarihinde meydana gelen Van-Erciş merkezli deprem ve 9 Kasım 2011 tarihinde meydana gelen Van-Edremit merkezli deprem; Van ili merkezinde, ilçelerinde ve çevresinde çok kuvvetli bir şekilde hissedilmiştir. Ayrıca bölgede yıkıcı hasarlara da neden olmuştur. Çok sayıda can kaybına da yol açmıştır. 23 Ekim ve 9 Kasım 2011 depremlerinde toplam 644 vatandaşımız hayatını kaybetmiş, 1.966 vatandaşımız yaralanmış, 252 vatandaşımız ise enkazdan sağ olarak kurtarılmıştır. Ülkemizde afet yönetiminin tek elde toplanarak eşgüdümün sağlanması, afet politikalarının gözden geçirilerek olası afetlere karşı daha dikkatli ve hazırlıklı olunması, afet sonrası yönetimde olan bireylerin daha profesyonel davranarak afetin olası etkilerini minimize etmesi, Van Depremi sonrası gerek merkezi, gerekse yerel yönetimler bazında yapılanlar/yapılamayanlar irdelenerek ve fay hattı üzerinde bulunan ülkemizin olası diğer afetlere karşı hazırlıklı olunmasının sağlanması gerekmektedir. Bu çalışmanın birinci bölümünde afet yönetiminden, ikinci bölümde Van depreminden, deprem anı ve sonrasında yönetim birimlerinin yapmış oldukları çalışmalardan bahsedilmiştir. Yapılan çalışmalar ait belgeler birleştirilerek birtakım sonuçlara ulaşılmış ve bazı önerilerde bulunulmuştur.

DepremDoğal afetlerVan+1
Hasan Talas
İstanbul Aydın University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2015
00
Master'sOpen AccessTR

Doğal afetlerde yaşanan aksaklıklarda mahalli idarelerin rolü: Van depremi örneği

Küresel olarak doğal afetler başta insanları ve daha sonra da dünya üzerinde yaşayan ne kadar canlı var ise doğrudan veya dolaylı bir şekilde etkilemektedir. İnsanlığın varlığından günümüze kadar sayısız doğal afetler olmuş toplu can ve mal kayıpları yaşanmıştır. İnsanlık doğal afetlerden dolayı zaman zaman ağır darbeler almış ve elinden geldiği kadarı ile de önleyici tedbirler almaya gayret göstermiştir. Son zamanlarda doğal afetlerin içinde dünya üzerinde yaşayan canlıları daha derin ve aniden etkileyen afet türü ise depremdir. İnsanlık depremin ne zaman, nasıl ve ne şekilde geleceğini tahmin edememesinden dolayı alacağı önlemler sadece yüzeysel ve deprem gerçekleştikten sonraki durumlar içindir. Fiziksel koşullar ele alındığında Türkiye dünyanın deprem kuşağı olarak en faal bölgeleri arasında yer almaktadır. Türkiye deprem kuşağında olması sebebi ile son yıllarda deprem öncesi tedbirler almakta ve sonrası planlama ve düzenlemeler için çeşitli yasa, kurum ve kuruluşlar oluşturmaktadır. Türkiye'de depremin etkin olması fay hatlarının üzerinde bulunmasındandır. Doğu Anadolu fay attı aktif fay hatlarındandır. Van ilimiz ise Doğu Anadolu fay hattı üzerine inşa edilmiş bir ilimizdir. Son yıllarda Van'da ağır iki deprem yaşanmış ve birçok maddi ve manevi zararlar meydana gelmiştir. Bu meydana gelen zararlardın en başında ise yapı denetimlerinin eksiklikleri ve çeşitli kontrol mekanizmalarının olmayışıdır. Van'da yaşanan büyük depremlerin ardından çeşitli önleyici mekanizmalar devreye girmiş olsa da henüz ülke çapında yeterli seviyeye ulaşmamıştır. Çalışmamda yapılan araştırmalar, insanların ve diğer canlıların Van ili kapsamında yaşadığı depremin etkilerini incelemek, insanlara ve diğer canlılara etkisini vurgulamaktır. Bu nedenden dolayı da alınacak tedbirlerin daha sağlıklı ve tüm canlılara olumlu yönde hitap etmesinin altı çizilmiştir.

DepremDoğal afetlerVan+1
Pınar Aydinç
İstanbul Aydın University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2016
00
Master'sOpen AccessTR

Kriz yönetimi açısından geleneksel ve sosyal medya (1999 Marmara – 2011 Van depreminin analizi)

Depremlerin yol açtığı krizler beklenmedik zamanda meydana gelmektedir. Üzerinde yaşanılan jeolojik konumu nedeniyle Türkiye 1. Derecede deprem bölgesidir. Eski tarihlerden beri, sayısızca depremler meydana gelmiş ve geride maddi manevi büyük hasarlar bırakmıştır. Bu nedenle önlenmesi mümkün olamayan doğal afetlerin yol açtığı krizlere karşı hazırlıklı olmaktan başka çare yoktur. Araştırmada, ülkemizde meydana gelen iki büyük deprem incelenmektedir. Marmara depremi 1999 yılında medyana gelmiş ve ülkemiz açısından tarihte yaşanılan en büyük depremlerin arasına girmiştir. Van depremi ise 2011 yılında meydana gelmiş ve Marmara depremine göre şiddeti, geride bıraktığı kayıpları daha az olmuştur. Büyük depremler arasında tarihte yer edinen bu iki depremle ilgili meydana geldikleri dönemlere ait geleneksel ve sosyal medya incelemesi yapılmaktadır. Çalışmada geleneksel medya ve sosyal medyadan iki dönemde de ne şekilde yararlanıldığının üzerinde durulacaktır. Geleneksel medya sadece tek yönlü haber almak için kullanılmakta, buna karşılık sosyal medya çift yönlü bir iletişim ortamı sağlamaktadır. Bu bağlamda sosyal medya ve geleneksel medya karşılaştırılarak başarılı/ başarısız bulunulan yönleri analiz edilecektir.

DepremKriz yönetimiMarmara depremi+3
Kübra Çalışkan
İstanbul Aydın University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Kentsel dönüşüm: 6306 sayılı Kanun kapsamında İstanbul'dan örnekler

Gelecek yüzyıla bakışta kentlerimizi yenilemek, dönüştürmek ve yeniden ele alarak kentlere kimlik kazandırmanın toplumda aidiyet duygusunun sağlanmasının, çevresel, kentsel, tarihi korunmanın sağlanmasının ve bir vizyonu olan tasarımlarla kentsel estetiğe yer verilmesinin kaçınılmaz bir gerçek olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu sebeple ve küreselleşen dünyada artık kentlerin sürdürülebilir bir şekilde değişim ve dönüşümü gerçekleştirerek kent kimliklerini kazanmaları gereği, "kentsel dönüşüm'' olgusunu gündeme getirmiştir. Türkiye üzerinde bulunduğu jeolojik konumu gereği tektonik, sismik, topoğrafik ve iklimsel olaylar sonucu meydana gelen afetlerle sıklıkla yüz yüze kalan bir ülkedir. Bu afetler kimi zaman su baskını, sel, çığ, heyelan olduğu gibi en yaygın ve hasar verici etkisi bakımından en önemlisi depremdir. Ülkemizde 1999'da yaşanan Marmara Depremi ve 2011'de yaşanan Van Depremi ile kentlerimizin acil bir şekilde riskli yapılardan güvenli yaşam alanlarına dönüşmesi zorunluluğu doğmuştur. Bu yaklaşımlarla Ülkemizde; afet riski altındaki alanlar ile bu alanlar dışındaki riskli yapıların bulunduğu arsa ve arazilerde fen ve sanat norm ve standartlarına uygun sağlıklı ve güvenli yaşam çevrelerini teşkil etmek üzere iyileştirme, tasfiye ve yenilemelere dair usul ve esasların belirlenmesi amacıyla 2012 yılında 6306 sayılı "Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkında Kanun" yürürlüğe girmiştir. Kentsel dönüşüm olgusu; Ülkemizde ağırlıklı olarak bu kanun çerçevesinde, mevzuat ve uygulamalar irdelenerek, kamunun ve özel sektörün sürece olan katkıları dâhilinde, İstanbul'dan bir kısmı kendi kavramlarında ilklerden olan örneklere yer verilerek analiz edilmiştir. Kavramlar ve deneyimler doğrultusunda kentsel dönüşümün, Ülkemizde çoğunlukla "riskli bina'' ölçeğinde ele alındığı, örneklerin de bu yaklaşımlarla mekânsal dönüşümlerde başarılı olduğu, buna rağmen dönüşümün "kentsel ölçekte'' bir etkileşim ağı ile birlikte ele alınması gerekliliği görülmüş ve çözüme yönelik stratejiler geliştirmek adına önerilere yer verilmiştir.

AfetlerDepremDeprem riski+4
Makbule Kaymak
İstanbul Aydın University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Beton kazıklar kullanılarak oluşturulan sismik metamalzemelerin optimizasyonu ile deprem genliğinin azaltılması

Depremlerin yıkıcılığı kaçınılamaz bir gerçektir. Sismik etkiler ile ilgili dünyada kabul gören birçok risk azaltma stratejisi, sismik dalgaların yapıya ulaşmasını engellemek yerine yapıya entegre edilen cihazların kullanımıyla yapının izolasyonunu sağlamayı amaçlamaktadır. Geniş alanlara yayılabilen ve oldukça yıkıcı etkiye sahip olan düşük frekans aralığındaki sismik yüzey dalgalarını sönümlemek önemlidir çünkü bu dalgalar korunmak istenen yapılar ile rezonansa girerse tehlikeli sonuçlar doğurabilir. Bu tez çalışmasında, sismik metamalzemeler kullanılarak yapıların uzaktan sismik izolasyonlarını sağlayabilmek amaçlanmıştır. Beton kazıklar kullanılarak oluşturulmuş sismik metamalzemeler, kare örgü, üçgen örgü, dairesel örgü ve sinüzoidal örgü olmak üzere dört farklı örgü yapısında analiz edilmiştir. Analizler hem sayısal hem de deneysel olarak gerçekleştirilmiştir. Sayısal analiz Sonlu Elemanlar Yöntemi (SEY) tabanlı simülasyon programı ile gerçekleştirilmiştir. Zemin deneyleri sonucunda elde edilen veriler sayısal analizde kullanılmıştır. Öncelikle her bir örgü yapısı için birim hücre yapıları analiz edilerek bant diyagramı çizilmiş daha sonra hem frekans hem de zaman alanında çalışmalar gerçekleştirilmiştir. Deneysel analiz, sayısal analiz ile elde edilen optimum boyutlar kullanılarak birebir ölçekli olarak gerçekleştirilmiştir. Deney alanına yerleştirilen harmonik titreşim cihazı ile yüzey dalgaları oluşturulmuş ve bu dalgalar sahalara uygulanmıştır. Sismik metamalzemelerin uygulanmadığı sahaların ölçümleri ivme ölçerlerle kaydedildikten sonra her bir örgü yapısında beton kazıklar sahalara uygulanarak yeniden saha ölçümleri gerçekleştirilmiştir. Zaman alanında elde edilen bu veriler frekans alanına dönüştürülmüş ve sismik haritalandırılmaları yapılmıştır. Sismik metamalzemenin uygulanmadığı ve uygulandığı sahalar birbirleri ile karşılaştırılmış ve sismik yüzey dalgalarının yer değiştirme oranları elde edilmiştir. Sayısal çalışmalar deneysel çalışmalar ile doğrulanmıştır. Sayısal ve deneysel çalışmalar sonucunda her örgü yapısı için iletim kayıpları olduğu, sismik yüzey dalgalarının toplam yer değiştirmelerinin azaldığı ve burumun sonucunda sismik yüzey dalgalarının düşük frekans aralığında sönümlenebileceği görülmüştür.

Beton kazıklarDepremMetamalzemeler+2
Şeyda Gülsüm Kaya
İskenderun Technical University · Mühendislik ve Fen Bilimleri Enstitüsü
2022
00
Master'sOpen AccessEN

Seismic performance assessment of a post tensioned box girder viaduct

In the 1999 Marmara earthquakes (Kocaeli and Düzce earthquakes), some of the existing bridges and viaducts were completely or partially destroyed and the earthquake performance of the existing bridges and viaducts began to be questioned. Evaluating the seismic performance of existing structures is one of the most important preliminary steps before seismic retrofitting of structures, as well as a way to validate the analysis and design specifications. The subject of this study is the seismic performance evaluation of the Molla Gürani Viaduct, located in front of the Elmalı Dam on the TEM (O-2 highway) in Istanbul, according to the Turkey Bridge Earthquake Code published in 2020 and its annexes. First of all, all kinds of information, documents, projects, reports and test results related to the viaduct were examined, analyzed and tried to be verified. It has been tried to obtain healthy information about the current situation of the viaduct by making visual inspections in the region where the viaduct is located. The seismic performance assesment of the existing viaduct were made with the Nonlinear Time History Analysis method described in TBEC 2020. The three dimensional model of the viaduct was prepared using the SAP2000 software. The moment-curvature relationship of the sections were determined with the XTRACT section analysis program, using the axial loads obtained from the non-linear static analysis results performed under non-seismic loads. The cracked section stiffnesses and other section properties were modified before dynamic analyses. Due to the large stirrup spacing in the columns, unconfined concrete properties were used in the moment-curvature analyses. The bending cracked section stiffnesses of each column were calculated separately and included in the model. The nonlinear behavior has been tried to be characterized by the acceptance of lumped plastic hinges. For each of the pier columns, 2 plastic hinges in both directions are defined in the foundation-column junction area and just below the 1.4 m solid part at the top end of the columns. The Nonlinear Time History analyses was carried out using 7 earthquake records selected by considering earthquake magnitudes, fault distances, source mechanisms and local ground conditions compatible with DD1 and DD2a earthquake ground motion levels defined in TBEC-2020 Chapter 2. Selected ground motion records are scaled according to TBEC-2020 Section 2.5. As a result of the existing situation analysis of the viaduct, it has been observed that the deformations occurring in the elastomeric bearings in the longitudinal and transverse directions for the DD-1 Earthquake Ground Motion Level are higher than the values allowed in the TBEC-2020 section 5.4.5.1. The fact that the superstructure is continuous and that it is anchored to the abutment by tie bars eliminates the possibility of falling off the support in the longitudinal direction. As a result of possible ruptures that may occur because of high deformations in elastomeric bearings, elastomeric bearings may not fulfill their function. In this case, the viaduct superstructure beams are likely to be free in the transverse direction and may pound each others under the effects of earthquakes, despite the 1.50 m gap between them. In the seismic performance evaluation analyses of the viaduct, it has been determined that the shear keys on the abutments do not have the capacity to meet the earthquake loads. In the observations made in the field, it is seen that macro cracks are formed in the shear keys on the abutments. Limiting elastomeric bearings deformation and strengthening shear keys before a possible Istanbul earthquake in the Molla Gürani viaduct are among the some of the most important precautions to be taken immediately before an earthquake. Key words: Earthquake, Post-tensioned, Rectangular Hollow Section, Retrofit

EarthquakeStrengtheningBox girder+1
Emir Arslanboğan
Feyziye Schools Foundation Işık University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2022
00
Master'sOpen AccessEN

Design of a high reinforced concrete building according to TBDY 2018

Due to the demand for additional livable space and lodging options for the urban population, towering structures (high-rises) are becoming more and more necessary as the world's population grows every day. For generations, people have had the need to construct big buildings. Tall structures used to be extremely difficult to construct because of a lack of seismic knowledge and computer technology. However, modern advancements in computer technology, amenities like lifts, and engineers' familiarity with earthquake movements are the main factors in the success of tall skyscraper construction. Tall structures are a problem in both industrialized and developing nations today. Engineers now employ norms and guidelines created for normal buildings for tall skyscrapers. Engineers are limited in their ability to apply easy structural solutions for tall buildings since these laws are based on the structure's strength-based design and linear elastic analysis. Engineers may choose earthquake-resistant designs and conduct more complex analyses thanks to the emergence of non-linear behavior in structural systems. Due to a lack of understanding of the non-linear behavior of buildings and the adoption of laws based on the strength that is developed under seismic threat, engineers are forced to build low-rise and mid-rise structures. According to earthquake legislation from 2007 that is largely recognized until 2019, high-rise buildings are not distinguishable from other structures and are equated with them. The Turkish Building Earthquake Regulation is published in 2019, and it analyzed high-rise buildings separately from other types of construction. High-rise structures are divided into three separate level classes under the Turkish Building Earthquake Regulation, and it has been determined to check them in accordance with that content when it comes to design issues. There are five chapters in the research. The introduction is in the first chapter, while information on earthquake-resistant design is in the second. The third chapter is mostly made up of the variables that will be used in this thesis, such the projected computation and design of high-rise structures in the Turkish Building Earthquake Regulation in 2019. The fourth chapter compares the outcomes of linear calculations with the Turkish Building Earthquake Regulation from 2007 and looks at the performance analysis and design of buildings up to 94 meters tall and 30 floors in compliance with the Turkish Building Earthquake Regulation in 2019. A list of resources and annexures follows the fifth chapter's conclusion part.

EarthquakeEarthquake riskEarthquake regulations+1
Obaıdallah Ahmed Balghaıth Alı Qaıqab
Feyziye Schools Foundation Işık University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Deprem etkisindeki betonarme yapılarda meydana gelen hasarlara dolgu duvar etkisinin incelenmesi 30 Ekim 2020 İzmir depremi örneği

30 Ekim 2020 tarihinde Ege Denizi Sisam Adası açıklarında gerçekleşen depremde İzmir ilinin Bayraklı ilçesinde betonarme binalarda göçmeler, Karşıyaka ve Bornova ilçelerindeki betonarme binalarda ise yapısal hasarlar oluştuğu gözlenmiştir. Deprem sonrası Bayraklı ilçesinde bulunan binaların hasar düzeyleri gözlemsel olarak değerlendirilmiştir. Deprem hasarı alan binalar arasında 12 adet bina tamamen veya kısmen göçmüştür. Geçmiş depremlerde yıkılan binalara dikkat edildiğinde, hasar alan binaların çok yüksek katlı olmayan, genellikle alt katlarında otopark, ticari işletme olan ve zemin katlarında dolgu duvar bulunmayan binalar olduğu görülmektedir. Bu durum 30 Ekim 2020 İzmir depreminde yıkılan binalarda da karşımıza çıkan bir durum olmuştur. Bu çalışmada, deprem etkisi altındaki betonarme binalarda dolgu duvar etkileri incelenmiştir. Bu amaçla çalışmada 2020 İzmir depreminde hasar alan bir bina ele alınmıştır. Çalışmada ele alınan bina SAP2000 V22 sonlu elemanlar programında dolgu duvarlı ve dolgu duvarsız olmak üzere iki farklı şekilde, binaya ait gerçek parametreler kullanılarak modellenmiştir. Dolgu duvarlar eşdeğer yay modeli kullanılarak taşıyıcı sisteme yansıtılmıştır. Modelin zaman tanım alanında doğrusal olmayan analizleri 2020 İzmir depremi ivme kayıtları kullanılarak yapılmıştır. Analiz sonuçlarından sistemin maksimum yer değiştirmeleri, kat kesme, kat moment, kolon taşıma kapasite, perde kesme kuvveti ve perde birim şekil değiştirme değerleri elde edilmiştir. Çalışma sonucunda analiz sonuçları karşılaştırılarak incelenmiş dolgu duvarların binanın periyot, zemin kat kesme kuvveti, kolon taşıma kapasitesi, zemin katlarda oluşan göreli kat ötelemesi ve perde kesme kuvvetleri gibi özelliklerini olumlu ölçüde etkilediği, taban kesme kuvvetini arttırdığı görülmüştür.

Betonarme yapılarDepremDeprem analizi+4
Özge Onat
Isparta University of Applied Sciences · Institute of Graduate Studies
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Korkuteli Sinaneddin medresesi'nin deprem etkisi altında yapısal davranışının değerlendirilmesi

21. yüzyılda her geçen gün yeni teknolojik gelişmeler yaşanmaktadır. Ancak hiç şüphesiz gelişmeler tarihi yapılar ve değerler üzerinden devam etmektedir. Anadolu'da ve dünyanın her yerinde teknolojik gelişmeler öncesinde yaşanan zamanlara da tanıklık eden tarihi yığma yapılar medeniyetlerin en güzel yansımasıdır. Günümüzde dahi çoğu yeniliğin deneme-yanılma-gözetleme yöntemleri ile devam ettiği aşikardır. Hal böyle olunca mevcut yapıların geleceğe sağlam ve güvenle aktarılması önümüzdeki kuşakların da yararlanması açısından büyük önem arz etmektedir. Ancak ne yazık ki günümüzde yaşanan doğal afetler ve beşerî faktörler sebebiyle tarihi yığma yapılar fiziksel olarak zarar görmekte, hatta bazen aldıkları ağır hasar sebebiyle kamu güvenliği açısından yıkılmak zorunda kalmaktadırlar. Geçmişin tanığı geleceğin öncüsü olan bu yapıların kaybedilmemesi önemli olmakla beraber yaşanacak doğal ve beşerî afetler öncesi bazı yapısal davranışlar tahmin edilerek, bu yapıların davranışlarının değerlendirilmesi ve buna göre hareket edilmesi gerekmektedir. Çalışmada tarihi yığma yapılar hakkında verilen bilgiler ışığında bu yapıların modelleme teknikleri ve analiz yöntemlerine değinilmiştir. Antalya'nın Korkuteli ilçesinde bulunan ve tarihi 1319 yılına dayanan Sinaneddin Medresesi modellenmiş ardından yapının herhangi bir afet esnasında göstereceği davranışının tahmini olarak saptanması için analizler yapılmıştır. Yapılan modellemede deprem kaynaklı kuvvetli yer hareketi için de söz konusu yapının bulunduğu alanın zemin yapısına uyan sismik kayıtlar kullanılmıştır. Çalışmanın sonuç aşamasında yapılan modellemeler ve analizler ardından tarihi yapının deprem etkisi altında yapısal davranışı yorumlanarak çeşitli değerlendirmelerde bulunulmuştur.

DepremMedreselerSonlu elemanlar yöntemi+3
Mustafa Yılmaz İrban
Isparta University of Applied Sciences · Institute of Graduate Studies
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Tarihi yığma kamu yapılarının dinamik davranışının belirlenmesi; Isparta tescilli taş bina örneği

Türkiye coğrafi konumu nedeniyle geçmişte birçok devletin yaşadığı topraklara ev sahipliği yapmıştır. Bu nedenle bölgede birden çok milletin yapı tarzını yansıtan yapı inşa edilmiştir. Günümüzde bu yapıların bir kısmı halen ilk halini korumaktadır fakat bir kısmı da deprem gibi doğal afetler sonucunda hasar almış veya yıkılmıştır. Bu yapıların gelecek nesillere aktarılabilmesi için yapısal davranışlarının analiz edilerek gerekli tedbirlerin alınması gerekmektedir. Bu tez çalışmasında, Isparta İlinde bulunan Tescilli Taş Binanın dinamik davranışı incelenmiştir. Bu amaçla yapı, rölöve projesine uygun olarak SAP2000 V23 sonlu elemanlar programı aracılılığıyla modellenmiştir. Modelleme esnasında yapının gerçek malzeme parametreleri dikkate alınmıştır. Bu yapı malzemesinin fiziksel ve mekanik özellikleri deneysel metotlarla belirlenmiştir. Çalışmada yapının bulunduğu bölge ve Türk Bina Deprem Yönetmeliğindeki DD-2 düzeyi dikkate alınarak ölçeklenmiş deprem kayıtları kullanılmıştır. Tarihi yapının deprem davranışının belirlenebilmesi için elde edilen deprem kayıtları ile yapının zaman tanım alanında doğrusal analizi yapılmıştır. Yapılan analizler sonucunda yapının periyodu, taban kesme kuvvetleri, yer değiştirme ve gerilme değerleri belirlenmiştir. Her bir deprem için elde edilen değerler karşılaştırılmalı olarak incelenmiştir.

DepremDeprem analiziDeprem davranışı+3
Nesibe Uysal
Isparta University of Applied Sciences · Institute of Graduate Studies
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Tarihi cirimbolu köprüsü ve su kemerinin deprem etkisindeki yapısal davranışının incelenmesi

Tarihi yapılar geçmiş ile günümüz arasında bir bağ oluşturmaktadır. Türkiye'de yaygın olarak görülen tarihi köprüler ve su kemerleri kültürel miras olarak önemli bir yere sahiptirler. Tarihi yapılar dikkatli bir şekilde incelenip gerekli analizleri yaparak çözüm önerileri geliştirilebilir ve bu yapılar aktif bir şekilde korunabilir. Yapıların korunması için deprem etkisindeki yapısal davranışlarının bilinmesi oldukça önemlidir. Bu tez çalışmasında, Isparta ili, Uluborlu ilçesinde bulunan Cirimbolu Köprüsü ve Su Kemeri ele alınmıştır. Tarihi köprü ve su kemeri, SAP2000 programı ile modellenip analiz edilmiştir. Bu analizler doğrultusunda tarihi köprü ve su kemerinin deprem etkisindeki yapısal davranışı incelenmiştir. Günümüzde en uygun yöntemlerden biri olarak kabul edilen sonlu elemanlar analiz yöntemi kullanılmıştır.

DepremDeprem analiziDeprem davranışı+2
Cemile Ünveren
Isparta University of Applied Sciences · Institute of Graduate Studies
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Etnik azınlık kimliğe sahip kadınların 6 Şubat depreminden sonraki deneyimlerinin yorumlayıcı fenomenolojik analiz ile incelenmesi

Bu araştırmada, 6 Şubat depremlerini Hatay'da yaşamış olan Arap Alevi kadınların deprem sonrası olumsuz duygularını nasıl deneyimledikleri, deprem sonrası olumsuz deneyimlerle başa çıkma biçimleri ve psikolojik dayanıklılık faktörlerini kendi bakış açılarından anlamak amaçlanmaktadır. Araştırmada nitel metodoloji kullanılmış olup, öznel deneyime odaklanılması nedeniyle metodoloji olarak Yorumlayıcı Fenomenolojik Analiz tercih edilmiştir. Amaca yönelik ve homojen bir örneklem oluşturmak için araştırmaya Hatay'da yaşamaya devam eden, 35-60 yaş aralığında, evli ve çocuk sahibi, Arap Alevi etnik kökene sahip sekiz kadın katılımcı dahil edilmiştir. Katılımcılardan yarı yapılandırılmış görüşmeler yoluyla veri toplanmıştır. Analiz sonucunda Anne Olarak Yetersizlik ve Suçluluk Hissi, Yardım İsteyen Olarak Hissedilen Utanç Duygusu, "Güçlü Olmak Zorundaydım", İstenmeme ve Ötekileştirilme Hissi, Eşin Öfkesi ve Eşin Duygusal Desteğinden Yoksunluk, Bağlılık Duydukları Şehrin Kaybının Yası, Ayakta Tutan Dayanaklar olmak üzere yedi adet üst tema ortaya çıkmıştır. Katılımcıların öne çıkan olumsuz deneyim ve duyguları çocukları ile ilgili yetersiz hissetme ile devlet desteğinden yoksun kalmaları nedeniyle öteki olduklarını hissetme olmuştur. Katılımcıların olumsuz deneyimlerle başa çıkmalarını kolaylaştıran ve psikolojik dayanıklılıklarını artıran faktörler sırasıyla; aile, dayanışma ve bir işte çalışma olarak bulunmuştur. Tartışma bölümünde temalar, ilgili alan yazın kapsamında ve şema terapi perspektifinden tartışılmıştır. Bulgulara dair klinik çıkarımlar değerlendirilmiş ve ilerideki araştırma ve uygulamalara yönelik öneriler sunulmuştur. Anahtar Kelimeler: Başa Çıkma, Deprem, Olumsuz Duygular, Psikolojik Dayanıklılık, Yorumlayıcı Fenomenolojik Analiz

DepremEtnik azınlıkKlinik psikoloji+1
Sudenur Sivri
Haliç University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Geri dönüşümlü agregadan üretilmiş tam ölçekli kolonların yangın etkisi altındaki deprem performansı

Artan endüstrileşme dikkate alındığında, sınırlı doğal kaynakların etkin kullanımı yenilenebilir enerji konusunu gündeme getirmiştir. Yapı mühendisliği perspektifinden bakıldığında, yapılar deprem, kentsel dönüşüm vb. nedenlerle yıkıldığında ekonomi ve çevre için ağır bir yük olan atık malzemeler ortaya çıkmaktadır. Örneğin, atık miktarı Amerika Birleşik Devletleri (ABD) için 2003 yılında 170 milyon ton, Kanada için 2008 yılında 17.3 milyon ton olarak rapor edilmiştir [Cree vd, 2013]. Ülkemizde ise 6306 sayılı "Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkındaki Kanun"un yürürlüğe girmesi ile kentsel dönüşüm projeleri kapsamında önümüzdeki 20 yıl içinde yaklaşık 6.5 milyon konutun yıkılarak yeniden inşaası planlanmakta ve sonuç olarak yaklaşık 500 milyon ton yıkıntı atığının ortaya çıkması beklenmektedir [www.csb.gov.tr]. Atıkların çevre ve insan sağlığı için bir risk oluşturmadan, yerel ekonomi için değer kazandıracak bir girdiye dönüştürülmesini amaçlayan atık yönetim planlarının oluşturulması, temel bir milli politika haline gelmektedir. Son yıllarda, ABD, Japonya ve Avrupa Birliği'nin de içinde olduğu endüstrileşmiş ülkeler, yapı malzemelerinde karbon ayak izinin azaltılması gibi sürdürülebilirlik temasına dayanan nedenlerle, inşaat ve yıkıntı atıklarının beton yapımında kullanımı konusundaki çalışmaları teşvik etmektedirler. Bu yüzden gelecek yıllarda, yeni binaların yapımında inşaat ve yıkıntı atıklarının geri dönüştürülerek kullanımı ekonomik ve çevresel sürdürülebilirliğin sağlanabilmesi açısından önemli bir alan haline gelecektir. Türkiye'de de atık yönetimi, giderek artan bir şekilde çevre koruma politikaları arasında ağırlıklı bir öneme sahip olmaktadır. Yürürlüğe giren "İnşaat ve Yıkıntı Atıklarının Değerlendirilmesi" projesi inşaat ve yıkıntı atıklarından kaynaklanacak olan çevre sorunlarının giderilmesi, kısıtlı depolama sorununa katkı sağlanması ve bu atıkların ekonomik faydaya dönüştürülmesini amaçlamaktadır [Resmi Gazete 12.01.2013-28586]. Son yıllarda yapılan çalışmalar, inşaat ve yıkıntı atığı betonun geri dönüştürülmesi ile elde edilen agreganın (GDA) yeniden beton üretiminde kullanımı ile ilgili standartlar oluşmasını sağlamıştır [EN 1262, BS 8500-2, DIN 4226-100]. İlgili standartlar, GDA'nın yapısal betonda kullanımını içermemektedir, ancak, GDA'nın kullanımının yaygınlaşmasına katkıda bulunmaktadır. Literatürde, GDA ile üretilmiş betonların, doğal agregalar (DA) ile üretilmiş betonlarla benzer performansa sahip olabileceklerini ortaya koyan çalışmalar bulunmaktadır. Ancak, GDA'nın sürdürülebilir şekilde kullanımı konusunda da zemin hazırlamak önemlidir. Bir yapının servis ömrü boyunca deprem ve yangın geçirme riski bulunmaktadır. 2015 yılında, İstanbul Büyükşehir Belediyesi İtfaiye Daire Başkanlığı tarafından yayınlanan rapora göre, 2010-2015 yılları arasında İstanbul'da meydana gelen yapısal yangın sayısı yaklaşık 60.000'dir. Benzer durumlar dünyanın birçok ülkesinde de görülmektedir [Hall, 2001]. Yangınların büyük çoğunluğunda, yapı elemanlarının beton, yapı çeliği gibi malzemelerinde bozulmalar ve termal genişlemelere bağlı olarak yapısal hasarlar gözlenmekte ve bu değişiklikler yapıların deprem performansını olumsuz yönde etkilemektedir. Kısa dönem içerisinde kullanılmaya başlaması ekonomik ve çevreye olacak olan katkısı dolayısıyla büyük bir kazanım olacak olan GDA ile inşaa edilen yapıların yangın güvenliği ve dayanımı konusunda literatürde yeralan çalışmalar çok sınırlı sayıdadır. Bu durum, GDA ile inşaa edilen yapıyı kullananların can güvenliğini ve yapısal elemanların hasar görmeden güvenli şekilde çalışmaya devam etmesini riske atabilecektir. Ülkemiz, dünyanın en aktif faylarından birisi olan Kuzey Anadolu fay hattı üzerinde yer almaktadır ve her yıl irili ufaklı çok sayıda deprem meydana gelmektedir. Bu nedenle, GDA kullanılarak imal edilmiş olan yapılarda can güvenliğinin sağlanması için, her yangından sonra yapısal hasarın tespit edilmesi ve hasar tespiti safhasında, yapının kalıcı performansının gerçekçi bir şekilde belirlenmesi, yapının tamir edilmesi, güçlendirilmesi veya yıkılıp yeniden yapılmasına karar verilmesi gerekmektedir. Tezin amacı, literatürde daha önce az sayıda araştırmaya konu olmuş olan, GDA ile üretilen, depremde birincil derecede öneme sahip betonarme kolonların yangın sonrası deprem davranışını deneysel olarak ortaya koymak ve yangın sonrası hasar tespiti esnasında yapının onarım, güçlendirme veya yıkılıp yeniden yapılması işlemlerinden en güvenli ve ekonomik olanının tespit edilmesine katkı sunmaktır.

DepremDeprem mühendisliğiGüçlendirme+2
Göktuğ Ünal
İstanbul Technical University · Deprem Mühendisliği ve Afet Yönetimi Enstitüsü
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Afet lojistiği kapsamında Bayrampaşa ilçesi analizi

Afetler tarih boyunca, insanoğlu için fiziksel, ekonomik ve sosyal kayıplara sebep olarak ciddi hasarları beraberinde getirmiştir. 17 Ağustos 1999 Kocaeli Depremi ülkemiz için dönüm noktasıdır. 7.2 büyüklüğündeki deprem, ülke sanayisinin kümelendiği ve nüfus yoğunluğunun yüksek olduğu bir noktada gerçekleşerek, 15.000'den fazla insanımızın ölümüne, 77.000 den fazla binanın hasar almasına sebep olmuştur. Depremde zarar gören kamu binalarının depreme dayanıksız olması, çöken köprüler, kopan telefon hatları ve beraberinde getirdiği bilinmemezlik arama-kurtarma faaliyetlerinin etkisiz kalarak karmaşa ortamı oluşturmuştur. Depremin etkisinin büyük oranda atlatılmasına rağmen psikolojik sorunlar yaşayan insanlar prefabrik evleri tercih eğilimi göstererek psikolojik olarak depremin etkisinden uzun süre kurtulamamıştır. Prefabrik evleri tercih eden kişiler altyapı ve üstyapı (sağlık tesisi, okul) hizmetlerine erişmekte sorunlar yaşanmıştır. Aslında sebep yalnızca 7.2 büyüklüğündeki deprem değil, planlama anlayışımızdaki yanlışlar, standartlara uygun yapılmayan denetimsiz binalar, uygun olmayan zemine yapılaşma faktörlerinin bir araya gelmesidir. Benzer büyüklükteki deprem olayının nüfus yoğunluğu yüksek gelişmiş ülkelerde yaşanması durumunda, kayıplarının çok daha az olması, planlama anlayışımızın, afet bilincimizin ve farkındalığımızın gelişmesi gerektiğinin kanıtıdır. Afetler yaşanmadan önce; kanuni düzenlemeler, yönetimsel çalışmalar, hukuki, teknolojik, bilimsel önlemler alınarak afetlerin etkilerini azaltmak mümkündür. Hızla artan nüfus ve beraberinde getirdiği yapılaşma problemleri, afet durum hazırlıklarımızın artarak bir takım gerekli yasal düzenlemeler ve afet bilincimizin artması ile aşılabilecektir. Dünya çapında düzenlenen; "Uluslararası Afet Zararlarının Azaltılması On Yılı" (1990-1999), "Milenyum Deklerasyonu" (2000), "Birleşmiş Milletler Genel Kurulu" (2003), "Hyogo Çerçeve Eylem Planı, 2005-2015" uluslararası birleşik çalışmaları sayesinde afetlerde oluşacak kayıpların azaltılması yönünde uygulanan politikaların, dünya çapında afet bilincinin artmasına olumlu katkıları olduğu görülmektedir. Ülkemizde ise, İstanbul İli Sismik Mikro-Bölgeleme Dahil Afet Önleme/Azaltma Temel Planı Çalışması (JICA raporu), Marmara Depremi Acil Yeniden Yapılandırma (MEER Projesi) ve buna benzer önemli proje çalışmaları ortaya konmuştur. Bu çalışmalar sonucu elde edilen veriler ışığında, teorinin hayata geçirilmesi yapılan çalışmaların amacına ulaşmasını sağlayacaktır. Ne yazık ki Türkiye'mizin bulunduğu coğrafi şartlar sebebiyle afetlere sıkça maruz kalacağından, durumun bilincinde olarak bu yönde hamleler yapılmalıdır. Afetlerin yalnızca fiziksel olumsuz etkiler ile sınırlı kalmayıp, bunun ötesinde psikolojik, ekonomik ve siyasi olumsuz etkileri beraberinde getirmektedir. Bu sebeple yaşanan afetlerin kayıpsız veya en az kayıp ile atlatılabilmesi için; risk ve zarar azaltma- hazırlık-müdahale-iyileştirme döngüsünün kusursuz işlemesi insanlarımız için büyük önem arz etmektedir. İnsani yardım malzemelerinin ve teçhizatının en kısa zamanda ve en iyi koşullarda ihtiyaç duyulan noktaya ulaştırılması, etkili yardım operasyonlarının önemini arttırmaktadır. Dolayısı ile lojistik faaliyetler insani yardım operasyonlarında ve afet yönetiminde kritik bir yere sahiptir. Başta İstanbul olmak üzere, Tüm Marmara Bölgesini bekleyen büyük deprem sonucunda ortaya çıkacak olan insani yardım ihtiyacının karşılanması noktasında; Çalışma alanı olarak seçilen Bayrampaşa İlçesi; Büyük İstanbul Otogarı, önemli karayolu bağlantı noktaları, Avrupa Yakasının yaş sebze meyve ihtiyacının büyük bölümünü karşılayan Hal'in ilçede bulunmasından dolayı stratejik bir noktadadır. Çalışma kapsamında İlçe Kamu kuruluşları ile; haberleşme, taşımacılık, depolama, altyapı, enkaz kaldırma, geçici iskan, dış kuruluşlarla koordinasyon faaliyetlerini kapsayan anket çalışmaları yapılarak, yıllarca süregelen kontrolsüz ve sağlıksız yapılaşma sonucu muhtemel afet durumunda kritik önem arz eden hastane, depo vb. noktalara erişilebilirlikleri ve hizmet durumları analiz edilmiştir. Çalışmada afet lojistiği kapsamında ilçe içi yerleşimlerin maruz kalabileceği afetler karşısında afet lojistiğinin etkin bir şekilde işleyebilmesi için gerekli olan mekansal yapılanma parametrelerinin ve sürecin belirlenmesine yönelik çalışma yapılarak olası afet durumuna lojistik çözüm önerilerine yer verilmekte olup, başarılı dünya örnekleri incelenerek Bayrampaşa İlçesi afet yardımlarında lojistik operasyonların planlaması ve yürütülmesi anlayışının daha da gelişmesi amaçlanmaktadır.

AfetlerDepremLojistik
Nuri Gençay Genç
İstanbul Technical University · Institute of Graduate Studies in Science
2018
00
Master'sOpen AccessEN

Seismic energy response of a 42-story reinforced concrete tall building

Energy based design approach is an alternative way to design earthquake resistant buildings by implementing strength and displacement characteristics of the building together, along with the effect of ground motion duration. Although there have been reasonable number of studies, there are still many unknowns on this concept; therefore, energy balance concept can not be used for design and evaluation of earthquake resistant buildings in current practices and design codes yet. In this study, a 42-story reinforced concrete dual system building was used to investigate energy components, particularly the dissipated inelastic energy as well as its damage potential and distribution among structural members along building height. Beside these relation between event distance, earthquake significant duration, and hysteretic energy to input energy ratio is investigated. The building was designed by a renowned U.S. engineering company, Englekirk Partners, Inc., for a Pacific Earthquake Engineering Research Center (PEER) project as a reinforced concrete dual system building, i.e., moment-resisting frame building with central core walls. Analyses were conducted in Perform 3D-V6 for three hazard levels, namely, serviceability level earthquakes (SLE), design basis earthquakes (DBE), and maximum considered earthquakes (MCE). Each hazard level included 15 pairs of ground motion data. Perform 3D is capable of checking the energy balance at each time step during the analysis by calculating the energy imparted to the building due to external (earthquake) loads and energy dissipated by the internal (e.g. damping, hysteretic) components. Total energy absorbed by the building equals to the sum of the internal energy components and assumed to be the input energy. Conclusions that were drawn from the analysis of a 42-story reinforced concrete dual system building showed that amount of hysteretic energy increase as the input energy increase, hysteretic energy demand is maximum at beams (columns, shear walls and coupling beams follow it respectively) and lower stories. Hidden shifts on storywise distribution of hysteretic energy occur in case of stiffness differences between the building floors. Direct relation between the the ratio of hysteretic energy to the input energy, significant duration, and event distance were not observed. This thesis summarizes a preliminary investigation of nonlinear energy response of tall reinforced concrete buildings based on energy balance concept. Energy-based seismic design gives important clues to the designer regarding the location of potential damage along the building members and the stories. The amount and distribution of the dissipated energy can be useful to understand the overall behavior of a building, as it provides a measure for the cyclic behavior in terms of both maximum (ultimate) deformation and cumulative deformation due to several cycles. Use of dissipated inelastic energy (versus maximum deformation only) would give more accurate results in terms of damage, therefore, may be considered to estimate demand-to-capacity ratios in seismic performance assessment of buildings.

EarthquakeEarthquake analysisEarthquake behavior+2
Arzu Çilenk
İstanbul Technical University · Deprem Mühendisliği ve Afet Yönetimi Enstitüsü
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Jeoelektrik değişimlerin analizi ile Doğu Anadolu fay zonu ve civarındaki sismik aktivitenin izlenmesi

Bu çalışma, Doğu Anadolu Fay Zonu ve civarında meydana gelen sismik aktivitenin jeoelektrik değişimlerle ilişkilendirilerek izlenmesini amaçlamaktadır. Deprem öncesinde yerkabuğunda meydana gelen fiziksel ve kimyasal değişimlerin, jeoelektrik anormallikler şeklinde kendini gösterdiği bilinmektedir. Bu kapsamda, Harran Üniversitesi Kampüsü'nde bulunan GEO_MUK istasyonunda yapılan ölçümler kullanılarak, 6 Şubat 2023 Kahramanmaraş Depremleri ve sonrasındaki 30 günlük süreçte meydana gelen artçı şoklarla ilişkili olabilecek jeoelektrik sinyaller ve 122Y365 nolu Yerelektrik Değişimlerin Analizi ile Doğu Anadolu Fay Zonu ve Civarındaki Sismik Aktivitelerinin İzlenmesi ve Deprem Erken Uyarı Sisteminin Kurulabilirliğinin Araştırılması isimli TÜBİTAK projesinin 2024 yılına ait verileri analiz edilmiştir. Çalışmada, Hızlı Fourier Dönüşümü (FFT) ve Welch yöntemi gibi spektral analiz teknikleri uygulanarak jeoelektrik değişimlerin zaman-frekans uzayında değerlendirilmesi yapılmıştır. Elde edilen bulgular, belirli anlamlı frekansların0 – 0,04Hz ile 0,15 – 0,20Hz aralıklarında ortaya çıktığını ve bu anomalilerin deprem öncesinde belirgin hale geldiğini göstermektedir. Ayrıca, jeomanyetik fırtınaların jeoelektrik değişimlere etkisini belirlemek amacıyla Kp indeksi kullanılarak analizler gerçekleştirilmiş ve gözlemlenen anomalilerin jeomanyetik fırtınalardan bağımsız olduğu tespit edilmiştir. Sonuç olarak, elde edilen bulgular, jeoelektrik sinyallerin kısa vadeli deprem tahmininde potansiyel bir gösterge olabileceğini ortaya koymaktadır. Bu çalışma, Türkiye gibi deprem tehlikesi yüksek bölgelerde erken uyarı sistemlerinin geliştirilmesine katkı sağlayabilecek bilimsel bir temel oluşturmayı amaçlamaktadır. Bu tez çalışması kapsamında kullanılan 2024 yılı verileri 122Y365 nolu TÜBİTAK ÇAYDAG projesi tarafından desteklenmiştir.

Anomali tespitiDepremDoğu Anadolu fay zonu+2
Sabri Mert İnanç
Harran University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Deprem merkez üssü doğrultusunun yerelektrikölçümleri ile araştırılması

Yeryüzünde gözlemlenen jeoelektrik değişiklikler, sismik olayların öncesinde, sırasında ve sonrasında meydana gelen sıra dışı davranışlar olarak değerlendirilir. Sismik açıdan aktif bölgelerde kaydedilen jeoelektrik değişimler, genellikle depremlerle ilişkili olabilen fiziksel ve kimyasal süreçlerin bir sonucu olarak meydana gelir. Gerçekleşen bu sürecin deprem öncülü olarak belirlenebilmesi için fay zonu civarında gerçekleşen sismik aktiviteler ile jeoelektrik sinyallerin analizi sonucunda elde edilen anormal değişimler arasında ilişki kurulması gerekmektedir. Bu araştırmada, Türkiye'nin yüksek sismik risk taşıyan bölgelerinden biri olan Doğu Anadolu Fay Zonu (DAFZ) ve çevresinde gerçekleşen depremler ile bu süreçlere eşlik eden kısa süreli jeoelektrik potansiyel farkı değişimleri analiz edilmiştir. Harran Üniversitesi Osmanbey Kampüsü arazisine kurulan sismik elektrik sinyallarin (SES) değişimlerini izleme istasyonu, deprem öncesi ve sonrası elektriksel değişimlerin incelenmesine olanak sağlamaktadır. Bölgedeki SES değişimlerinin izlendiği sistem, Kuzey-Güney (KG) ve Doğu-Batı (D-B) doğrultularında yer alan iki farklı hattı kapsamaktadır. Hatlar, L şeklinde 90 derecelik açı ile konumlandırılmış ve her bir hattın uzunluğu 89 metredir. Hatların uçlarında zemine gömülü elektrotlar bulunmaktadır ve yapılan SES ölçümleri bu hatlar üzerinden HIOKI marka veri kayıt cihazına miliVolt mertebesinde kaydedilmektedir. Bu çalışmada 6 Şubat 2023 Kahramanmaraş Depremleri ve sonrasındaki 30 gün süreyle meydana gelen artçı şoklarla ilişkili olabilecek jeoelektrik sinyaller ve 122Y365 nolu Yerelektrik Değişimlerin Analizi ile Doğu Anadolu Fay Zonu ve Civarındaki Sismik Aktivitelerinin İzlenmesi ve Deprem Erken Uyarı Sisteminin Kurulabilirliğinin Araştırılması isimli TÜBİTAK projesinin 2024 yılına ait verileri analiz edilmiştir. Jeoelektrik değişimlere dair anomali tespitleri, Z-skor pik belirleme algoritması kullanılarak yapılmış ve bu anomaliler doğrultusunda azimut hesaplamaları gerçekleştirilmiştir. Elde edilen bulgular, kısa vadeli deprem tahmininde potansiyel bir deprem merkez üssü doğrultusunun belirlenebileceğini göstermektedir.

Anomali tespitiDepremDoğu Anadolu fay zonu+2
Hatice Turap
Harran University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Bir hafıza çalışması: Kolektif bellek üzerinden 2011 Van depremlerine bakmak

Bu tez çalışması, depremin toplumsal hafıza bağlamında incelenmesini konu almaktadır. Bu bağlamda çalışmanın amacı, sosyolojik düzlemde hafıza ile deprem arasındaki ilişkiye odaklanarak, Van kenti örneğinde depreme ilişkin toplumsal hafızanın oluşumunu ve aktarılmasını araştırmaktır. Kolektif bellek, insanların zihinlerinde var olmakla birlikte bireysel bir belleğin dışında var olan ve aynı zamanda bireysel belleği de etkileyen ve şekillendiren hatırlama pratiklerinin toplamıdır. Toplumda kurulan ilişkilere paralel olarak, kolektif bellek katmanları oluşmaktadır. Bir olayın ya da durumun toplumsal belleğe alınması için, birden fazla insanın yaşanılan olay ya da duruma tanıklık etmiş olması gerekir. Depremler de tüm toplumsal hayatı ve aynı zamanda bireysel olarak insanları sarsıntıya uğratan travmatik olaylar olarak, toplumsal belleği derinden etkilemektedirler. Bu bağlamda bu tez çalışmasının temel konusu, 2011 yılında Van ve çevresinde arka arkaya gerçekleşen ve ağır can ve mal kaybıyla sonuçlanan depremlerin, Van'da yaşayan ve iki depremi de deneyimlemiş olan kent halkı tarafından nasıl hatırlandığı ve aktarıldığıdır. Genel anlamda 2011 Van depremlerinin, özel olarak ise ikinci depremle beraber beklenmedik biçimde yıkılan Bayram Otel'in yıkılışının kolektif bellekte nasıl yer aldığı ve depremi yaşayan insanlar tarafından nasıl hatırlandığının ortaya çıkarılması hedeflenmektedir. Bu doğrultunda deprem deneyiminin hafızada nasıl yer aldığı ve bu duruma ilişkin nelerin hatırlanıp nelerin unutulduğu ortaya çıkarılacaktır. Bu çalışma nitel bir araştırma olup, Van'da gerçekleşen depremler süresince başka bir yere gitmeyip şehirde kalan insanlarla yapılan görüşmelere dayanmaktadır. Bunun sonucunda, birinci ve ikinci depreme ilişkin nasıl bir kolektif hafızanın geliştiği ve buna bağlı olarak sembolik bir mekân haline gelen Bayram Otel'in yıkılışına dair neler hatırlandığı, insanların sözlü anlatıları aracılığıyla analiz edilecektir.

BellekDepremKolektif bellek+2
Sevda Taşkın
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
DoctorateOpen AccessTR

Kent ve afet: Depremler açısından Van kent merkezinin zarar görebilirliği

Bu çalışma afet araştırmalarında giderek kabul gören zarar görebilirlik paradigması bağlamında Van kent merkezinin kırılganlığını ele almıştır. Geçmişinde depremler nedeniyle birçok kayıp yaşamış ve bulunduğu aktif sismik risk bölgesi nedeniyle gelecekte de muhtemel şiddetli depremlere maruz kalabileceği öngörülen Van kent merkezinin sosyomekansal, sosyal ve ekonomik zarar görebilirliği, ulusal ve yerel kaynaklardan edinen veriler etrafında değerlendirilmiştir. Araştırma kapsamında kent merkezini oluşturan Edremit, İpekyolu ve Tuşba ilçelerinin 37 mahallesinde ikamet eden 473.913 kişinin barındığı zarar görebilir konut stoku ile yaşlı, engelli, kadın, çocuk, okuryazar olmayan, yoksul kırılgan grupların dağılımları tespit edilmiştir. Benzer araştırmalardan farklı olarak her bir zarar görebilir unsurun müstakil özelliğinden hareketle, kentin hangi bölgesinin hangi özelliği açısından ne düzeyde zarar görebilir olduğu tablo ve haritalar eşliğinde izah edilmiştir. Yapılan araştırmada 2011 yılında hasar almış konut stokuyla ilgili iyileştirme çalışmalarının yetersizliği başta olmak üzere mevcut konut stokunun %93,3'ünün ruhsatsız diğer bir ifadeyle kaçak olması ve poliçeli yapı oranının %17 ile sınırlı kalması kent merkezinin sosyomekansal açıdan yüksek düzeyde zarar görebilir olduğunu göstermektedir. Özellikle kaçak yapılaşma ve poliçesiz yapı stokunun çevre mahallelerde yoğunlaştığı dolaysıyla merkezden çevreye doğru riskin arttığı tespit edilmiştir. Hasarlı ve hala onarılmamış konut stokunun ise tüm kent merkezi coğrafyasına yayıldığı gözlenmiştir. Sosyal göstergeler açısından yine çevre mahallelerin merkeze oranla çok daha zarar görebilir olduğu tespit edilmiştir. Özellikle yüksek orandaki okuryazar olmayan grupların varlığı, afetlerden sakınım konusunda bilinç düzeyinin düşük olduğunu göstermektedir. Yine ortalama hane halkı büyüklüğünün 5 ve üzerinde seyretmesi, işsiz ve niteliksiz kadın nüfusu, güvencesiz yaşlı nüfusu ile yoğun çocuk nüfusu kentin sosyal özellikleri açısından risk teşkil eden diğer taraflarıdır. Merkez nüfusunun %26'sına tekabül eden 123.087 kişinin vakıflardan çeşitli oranlarda yardım aldığının yanı sıra 44.360 çok zayıf, zayıf veya normal nitelikteki hane sayısı kentin ekonomik açıdan da fazlasıyla kırılgan olduğunu göstermektedir. Özellikle 8.273 çok zayıf veya zayıf düzeydeki hane, mevcut halleriyle afet olmadan afet koşullarını yaşamaktadırlar. Özellikle ekonomik zarar görebilirliğin merkezde kalan mahallelere oranla çevre mahallelerde çok daha belirgin olduğu tüm bu özellikleri nedeniyle Van kent merkezinin sismik risk açısından sosyomekansal, sosyal ve ekonomik açıdan yüksek düzeyde zarar görebilir olduğu tespit edilmiştir. Yine kentin çeperindeki mahallelerin merkezdeki mahallelere oranla çok daha fazla kırılgan oldukları bu araştırma ile tespit edilip haritalarla görselleştirilmiştir.

AfetlerDepremDirençlilik+5
Mehmet Baki Bilik
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00

Related subjects