Caregivers
263 theses under this subject heading
İnmeli hastalara bakım veren hasta yakınlarının bakıma hazır oluşluk ve stres durumlarının değerlendirilmesi
Giriş ve Amaç: Bu araştırmanın amacı, inmeli hastalara bakım veren hasta yakınlarının bakıma hazır oluşluk ve stres durumlarını değerlendirmektir. Gereç ve Yöntemler: Kesitsel tanımlayıcı tipte olan bu araştırma, nöroloji kliniğinde inme tanısı almış 118 hastanın primer bakım verici olan hasta yakınları ile yürütüldü. Veriler 'Bakıma Hazır Oluşluk Ölçeği', 'Bakım Verenin Stres Ölçeği' ve 'Hasta Yakını Tanıtım Formu' kullanılarak toplandı. Çalışmada elde edilen veriler, tanımlayıcı istatiksel yöntemler (ortalama, standart sapma, frekans, yüzde, maksimum, minimum) ve Student t testi, Oneway Anova testi, Kruskall Wallis testi ve korelasyon analizi kullanılarak değerlendirildi. p< 0,05 değeri istatiksel olarak anlamlı kabul edildi. Bulgular: Bakım vericilerin yaş ortalamasının 52.00±14,00 yıl, %70,3'ünün kadın, %80,5'inin evli, %66,9'unun ilköğretim mezunu olduğu saptandı. Bakım vericilerin cinsiyet, medeni durum, eğitim durumu, çocuk sayısı, çalışma durumu, gelir düzeyi, kronik hastalığa sahip olma durumu, hastaya yakınlık derecesi gibi özelliklerinin bakım vermeye hazır oluşluk ve stres durumlarını etkilemediği saptandı. Köyde yaşayanların bakım vermeye hazır oluşluk düzeylerinin düşük, stres düzeylerinin ise yüksek olduğu bulundu. Sonuç: Bakım vericilerin stres düzeyi arttıkça bakım vermeye hazır oluşluk düzeylerinin azaldığı saptandı. İnme geçiren hastaların yakınlarının bakıma hazır oluşluk ve stres durumlarının hemşireler tarafından değerlendirilmesi ve gerekli girişimlerin uygulanması önerilmektedir.
Açık kalp cerrahisi geçiren hastaların yakınlarına yapılan bilgilendirmenin hastaların yaşam kalitesi ve bakım verici yüküne etkisi
"Açık Kalp Cerrahisi Geçiren Hastaların Yakınlarına Yapılan Bilgilendirmenin Hastaların Yaşam Kalitesi ve Bakım Verici Yüküne Etkisi", Trakya Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü, Hemşirelik Anabilim Dalı, Doktora Tezi, Edirne, 2025. Giriş ve Amaç: Açık kalp cerrahisi sonrası hastaların yaşam kalitelerinde düşüş ve bakım vericilerin bakım verme yükünde artış görülebilmektedir. Bu dönemde hastaların yaşam kalitelerinin artırılmasında ve bakım vericilerin bakım verme yüklerinin azaltılmasında taburculuk sürecinde hemşireler tarafından bilgilendirme yapılması önem taşımaktadır. Bu tez çalışması, açık kalp cerrahisi geçiren hastaların bakım vericilerine yapılan bilgilendirmenin hastaların yaşam kalitesine ve bakım vericilerin bakım verme yüküne etkisini belirlemek amacıyla yapıldı. Gereç ve Yöntemler: Bu tez çalışması 06.10.2022- 30.12.2023 tarihleri arasında Trakya Üniversitesi Hastanesi Kalp Damar Cerrahisi Servisi'nde açık kalp cerrahisi geçiren 94 hasta ve bakım vericilerinde randomize kontrollü tek kör deneysel araştırma deseninde (çalışma grubu 47, kontrol grubu 47) yürütüldü. Tüm hastalar ve bakım vericileri 4 aşamada (taburculuk öncesi, taburculuk sonrası 4.hafta, 8.hafta ve 12.hafta) değerlendirildi. Çalışma grubu bakım vericilerine kontrol grubu bakım vericilerinden farklı olarak birinci değerlendirme öncesinde hemşirelik bilgilendirmesi yapılarak ''Kalbime İyi Bak'' bilgilendirme kitapçığı verildi. Verilerin toplanmasında Hasta Tanıtım Formu, Bakım Verici Tanıtım Formu, Çok Boyutlu Yaşam Kalitesi Ölçeği, Bakım Verme Yükü Ölçeği, Bakım Vericilerin Günlük Yaşam Aktiviteleri Zorluk Düzeyi Değerlendirme Anketi kullanıldı. Verilerin analizinde Mann- Whitney U testi, Kruskal-Wallis testi, Dunn's multiple comparison testi, Wilcoxon signed ranks testi, Ki-Kare testleri, araştırma değişkenleri arasındaki nedenselliğin araştırılmasında Yapısal Eşitlik Modeli analizi kullanıldı. Anlamlılık sınırı p<0,05 olarak değerlendirildi. Bulgular: Çalışma ve kontrol grubunda yer alan hastaların her dört değerlendirmedeki yaşam kalitesi puan ortalamaları karşılaştırıldığında, çalışma grubunun üçüncü değerlendirmesinden elde edilen yaşam kalitesi toplam puan ortalamalarının ve T1-T4 değerlendirmelerinden elde edilen puan farkının kontrol grubundan anlamlı derecede yüksek olduğu belirlendi (p<0,05). Çalışma ve kontrol grubu bakım vericilerinin her dört değerlendirmedeki bakım verme yükü puan ortalamaları karşılaştırıldığında, çalışma grubunda yer alan bakım vericilerin ikinci değerlendirmesinden elde edilen puan ortalamalarının kontrol grubundan anlamlı derecede vii düşük olduğu (p<0,05); T1-T4 değerlendirmelerinden elde edilen puan farkının gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı olmadığı belirlendi (p>0,05). Sonuç: Açık kalp cerrahisi geçiren hastaların bakım vericilerine yapılan taburculuk bilgilendirmesinin hastaların yaşam kalitelerinin artırılmasında ve bakım vericilerin kısa dönemdeki (ilk 4 hafta) bakım verme yüklerinin azaltılmasında etkili olduğu, uzun dönemde (8. ve 12.hafta) etkisinin olmadığı görüldü. Bu sonuçlara göre açık kalp cerrahisi geçiren hastaların bakım vericilerine taburculuk bilgilendirmesi yapılmasını, çalışmanın farklı popülasyonlarda da yürütülmesini önermekteyiz.
Grieving schizophrenia: Impacts and coping with ambiguous loss among parents of adults diagnosed with schizophrenia
The aim of this study is to explore in depth how parents who care for their adult child with schizophrenia experience and cope with ambiguous loss, which is seen as one of the caregiver burdens experienced by caregivers. For this purpose, in-depth interviews were conducted with 10 participants, all members of the schizophrenia solidarity associations in Ankara. The data obtained from the participants with semi-structured interviews were analyzed by reflexive theme analysis, one of the qualitative methodology methods. As a result of the analysis, four superordinate themes were identified: objective burdens, subjective burdens, family & social burdens and coping. The findings showed that the participants experienced ambiguous loss and grief regarding their children and burdens in different dimensions of their own lives. In this sense, the findings are generally consistent with the relevant literature. The findings related to coping revealed the importance of functional coping strategies used by parents caring for their children in coping with ambiguous loss. The results are discussed and clinical implications and directions for future research are provided. Keywords: Schizophrenia, Caregiver Burden, Ambiguous Loss, Grief, Coping
Serebral palsili çocukların ebeveynlerinin hastalık, fizyoterapi ve rehabilitasyon hakkındaki farkındalık durumlarının incelenmesi
Bu çalışmanın amacı Serebral Palsi'li (SP) çocuklara primer bakım veren ebeveynlerin hastalık, fizyoterapi ve rehabilitasyon hakkındaki farkındalık durumlarını incelemekti. Çalışmaya 4-18 yaş arası SP'li çocuğu olan 78 ebeveyn dâhil edildi. Farkındalık düzeyinin belirlenmesinde Serebral Palsi Hastalık, Fizyoterapi ve Rehabilitasyon Farkındalık Değerlendirme Formu kullanıldı. Verilerin istatiksel analizinde IBM SPSS 24 paket programı kullanıldı. Kategorik değişkenlerin karşılaştırılmasında ki kare testi kullanıldı. Yapılan analizler sonucunda katılımcıları büyük oranda annelerin oluşturduğu bulundu (%85,9). Anket sonuçlarına göre ebeveynlerin genel farkındalık düzeyleri düşük (%5,17), orta (%56,41) ve yüksek (%38,46) düzeyde bulundu. Ebeveynlerin eğitim düzeyi ve ekonomik durumuna göre katılımcıların farkındalık düzeyleri benzer bulundu (p>0,05). Ayrıca SP'li çocukların cerrahi geçirme durumu, yaş dağılımı ve kaba motor fonksiyon seviyelerine göre de katılımcıların farkındalık düzeyleri arasınds fark bulunmadı (p>0,05). Sonuç olarak SP'li çocukları olan ebeveynlerin hastalık, fizyoterapi ve rehabilitasyon hakkındaki farkındalık düzeylerinin genel olarak orta ve yüksek farkındalık düzeyinde olduğu saptandı.
Tip 2 diyabetli hastaların ve diyabetik hastalara bakım veren hemşirelerin hastalığa karşı tutumları
Çalışma Tip 2 diyabetli hastaların ve bu hastalara bakım veren hemşirelerin diyabete karşı tutumlarını değerlendirmek amacıyla, Aralık 2021 ile Mart 2022 tarihleri arasında bir kamu hastanesinin dahiliye ve endokrinoloji polikliniği ve servislerinde, tanımlayıcı olarak gerçekleştirildi. Örneklem sayısının belirlenmesi için güç analizi yapıldı ve 105 hasta ve 105 hemşire olmak üzere toplam 210 gönüllü çalışmaya dahil edildi. Araştırma öncesi gerekli izinler alındı. Çalışmanın verileri; hasta ve hemşireler için oluşturulan Soru Formu ve Diyabet Tutum Ölçeği ile toplandı. Ölçek maddeleri 1'den 5'e kadar değişen likert tipi puanlama ile puanlandırıldı. Puan >3 ise pozitif tutumu, puan ≤3 ise negatif tutumu ifade etmektedir. Elde edilen veriler t testi, tek yönlü ANOVA, Kruskal Wallis, Ki kare, Mann Whitney U testi, Pearson Spearman sıra korelasyon katsayıları ile değerlendirildi. Araştırmaya katılan hastaların %56,2'sının erkek, yaş ortalamalarının 55,40±9,52 ve diyabet süresi ortalamalarının 10,27±6,68 yıl olduğu, %31,4'ünün okuryazar olmadığı, %34,3'ünün oral antidiyabetik ilaç kullandığı belirlendi. Kadınların Diyabet Tutum Ölçeği toplam puanlarının, erkeklerden anlamlı düzeyde yüksek ve hastaların tutumlarının negatif yönde olduğu tespit edildi. Diyabet tutum ölçeği alt gruplarından en yüksek tutumun diyabetin ciddiyeti alt grubu, en düşük tutumun özel eğitim gereksinimi alt grubu olduğu saptandı. Araştırmaya katılan hemşirelerin ise %81'inin kadın olduğu, %87,6'sının Lisans/Lisansüstü eğitim aldığı, %23,8'inin gündüz, %76,2'sinin vardiyalı çalıştığı ve diyabet tutumlarının negatif yönde olduğu tespit edildi. Diyabet tutum ölçeği alt gruplarından en yüksek tutumun hastanın yaşamına diyabetin etkisi alt grubu, en düşük tutumun ise özel eğitim gereksinimi alt grubu olduğu belirlendi. Bu sonuçlar doğrultusunda, hastaların ve hemşirelerin negatif tutumlarının iyileştirilmesi, pozitif tutumlarının desteklenmesi ile başarılı diyabet yönetimine katkı sağlanacağı düşünülmektedir. Anahtar Kelimeler: Hasta; Hemşire; Tutum; Tip 2 diyabet.
Bakım verici aile üyelerinin basınç yaralanmasını önleme konusunda bilgi düzeyinin belirlenmesi
Evde bakım gerekisinimi olan yatağa bağımlı hastalarda basınç yaralanması gelişme ihtimali çok yüksektir. Bu hastalara çoğu zaman evlerinde informal bakım vericiler/aile üyeleri tarafından bakım verilmektedir ve basınç yaralanmasının önemli bir kısmı hasta hastaneye gelmeden önce gelişmektedir. Bu nedenle basınç yaralanmasının önlenmesinde bakım verici aile üyelerinin bilgi düzeyi oldukça önemlidir. Bu çalışmada, bakım verici aile üyelerinin basınç yaralanmasını önleme konusundaki bilgi düzeylerinin belirlenmesi amaçlandı. Tanımlayıcı türde yapılan çalışmanın evrenini, Gaziantep ili sınırları içindeki Abdulkadir Yüksel Devlet Hastanesi ve SANKO Üniversitesi Hastanesi yataklı servislerinde, taburculuğu planlanan, basınç yaralanması gelişme riski olan ve evde bir aile üyesi tarafından bakım alacak hastalar ve hastaların bakım verici aile üyeleri oluşturdu. Çalışmanın örneklemine, araştırmanın yürütüleceği tarihler arasında araştırma kriterlerini karşılayan 105 hasta yakını dahil edildi. Veriler, Şubat- Nisan 2023 tarihleri arasında toplandı. Verilerin toplanmasında; Hasta ve Bakım Verici Aile Üyesi Tanıtıcı Formu ve Basınç Yaralanması Önleme Bilgi Testi kullanıldı. Verilerin analizinde SPSS 22.0 programıyla frekans, yüzde, ortalama, standart sapma, Mann-Whitney U testi, Kruskal Wallis testi, Dunn's testi ve Spearman korelasyon analizi testi kullanıldı. Hastaların %38,1'i (n=40) erkek, %61,9'u (n=65) kadın ve yaş ortalaması 68,96 (SS (Standart Sapma)=18,07) idi. Hastaların %30,48'i serebrovasküler olay nedeni ile %28,57'si ise yaşlılık nedeni ile yatağa bağımlıydı. Bakım verenlerin %71,43'ü kadın (n=75), %28,57'si erkek (n=30) olup, yaş ortalaması 47,11 (SS=14,85), %47,62'si ilköğretim mezunu, %57,14'ü hastanın 1.derece yakını, %75,24'ü evli, %62,86'sı ev hanımı, %73,33'ünün çalışmadığı, %86,67'sinin sosyal güvencesi olduğu, %77,14'ünün gelirinin giderinden az olduğu tespit edildi. Buna ek olarak hastaların %28,57'sinde basınç yaralanması mevcuttu. Bakım veren aile üyelerinin Basınç Yaralanması Önleme Bilgi Testini doğru bilme oranı %58.82 dir. Bilgi testi puanı ile eğitim ve gelir düzeyi arasında anlamlı bir fark saptandı (p=0,006; p=0,002). Bakım verici aile üyelerinin basınç yaralanması önlemesi ile ilgili bilgiye ihtiyacı olduğu tespit edildi. Bu nedenle taburculuk planlaması içerisinde bu grup hastalasr için basınç yaralanmasının önlenmesi ile ilgili eğitime yer verilmesi ve evde sağlık hizmetleri birimi tarafından gereken izlemi yapılması önerilmektedir. Anahtar Kelimeler: Basınç Yaralanması; Evde Bakım; İnformal Bakım Verici; Hasta Yakını; Bilgi Düzeyi
Evde bakım alan, enteral tüple beslenen hastaların bakım verenlerinde bakım yükü ve yaşam kalitesi
Amaç: Günümüzde yaşlı nüfusun artışı ve teknolojinin hızla gelişmesi sonucunda enteral tüple beslenme, hastaların kendi ev ortamlarında aileleriyle birlikte yaşamını sürdürmesine imkân sağlayan bir yöntem haline gelmiştir. Bu yöntem yaşlı, kronik hastalığı olan, bakıma gereksinim duyan kişilerde beslenmenin sürdürülebilmesi açısından hayati öneme sahip olsa da hem hasta hem de bakım verenler için beraberinde birçok fiziksel, psikolojik ve sosyal problem getirebilmektedir. Bu problemler bakım verenlerin bakım yükünde artış ve yaşam kalitesinde düşüşe neden olabilmektedir. Çalışmamızın amacı Samsun Üniversitesi Samsun Eğitim ve Araştırma Hastanesi Evde Sağlık Hizmetleri (ESH) birimine kayıtlı, evde enteral tüple beslenen hastaların ve bakım verenlerin özelliklerini, beslenmeye ilişkin yaşadıkları sorunları, bakım verenlerin bakım yükü ve yaşam kalitelerini değerlendirmektir. Gereç Yöntem: Araştırma kesitsel, analitik, anket tabanlı tanımlayıcı bir çalışmadır. Araştırmanın evrenini 23.03.2022-23.05.2022 tarihlerinde Evde Sağlık Hizmetlerine kayıtlı 152 enteral tüp yoluyla beslenen hastanın bakım verenleri oluşturmuştur. Araştırma kabul ölçütlerine uygun ve araştırmaya katılmayı kabul eden 140 hastanın bakım verenleri araştırmanın örneklemini oluşturmuştur. Katılımcılara sosyodemografik verileri içeren anket formu, Zarit Bakım Yükü Ölçeği (ZBYÖ) ve Kısa Form-36 (Short Form-36, SF-36) ölçeği uygulanmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde Mann Whitney U testi ve Kruskal Wallis H testi uygulanmıştır. p<0.05 istatistikçe anlamlı kabul edilmiştir. Bulgular: Çalışmaya dahil edilen 140 bakım verenin %75,6'sı (n=106) 35-64 yaş grubunda idi. Bakım verenlerin %74,3'ü (n=104) kadındı. Bakım verenlerin %54,3'ü (n=76) hastanın çocuğu idi. Bakım verenlerin %57,9 (n=81)'u hastaya 0-4 yıldır bakım vermekte idi. Hastaların %82,1'i (n=115) perkütan endoskopik gastrostomi (PEG), %17,9'u (n=25) nazogastrik tüp (NGT) yöntemi ile beslenmekteydi. Bakım verenlerin ZBY ölçek ortalama puanı 49,00±12,36 idi. Bakım verenlerin ZBYÖ grupları incelendiğinde %20,7'sinin (n=29) orta dereceli bakım verme yükü olduğu, %61,4'ünün (n=86) ileri dereceli bakım verme yükü olduğu, %17,1'inin (n=24) aşırı derecede bakım verme yükü olduğu belirlenmiştir. Bakım verenlerin ZBYÖ toplam puanları ile sosyal güvence arasında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık saptanmıştır (Z=-2,109 p=0.035). Sosyal güvencesi olmayanların bakım yükü daha fazla bulunmuştur. Katılımcıların ZBYÖ toplam puanları ile hastaların diabetes mellitus tanısı olması arasında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık saptanmıştır (Z=-2,523 p=0.012). Bakım verenlerin SF-36 ölçeği tüm alt boyutlarında puan ortalaması düşük saptanmıştır. ZBYÖ toplam puanları ile tüm SF-36 ölçeği alt boyut puanları arasında negatif yönlü istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki saptanmıştır. Sonuç: Enteral tüple beslenen hastalara bakım verenlerin bakım yükü fazla, yaşam kalitesi kötüydü. Evde sağlık hizmetleri profesyonelleri tarafından enteral tüple beslenen hastalara bakım verenlerin sağlık ve bakım alanındaki bilgi gereksinimleri göz ardı edilmemeli ve yapılan ev ziyaretlerinde hastanın tedavi ihtiyacı yanında bakım verenlerin eğitimlerine de zaman ayırılmalıdır.
Nöromusküler hastalığı olan çocukların egzersize uyum ve motivasyonu ile bakım verenin psikososyal durumu arasındaki ilişkinin incelenmesi
Bu çalışma nöromusküler hastalık (NMH)'a sahip olan çocukların egzersize uyum ve motivasyonu ile bakım verenlerinin psikososyal durumu arasındaki ilişkiyi araştırmak amacıyla planlandı. Bu amaçla 8-18 yaş aralığındaki 54 NMH tanısı almış çocuk ve çocukların bakım verenleri dahil edildi. Katılımcıların demografik bilgileri ve hastalığa ait ayrıntılı bilgileri kaydedildi. Çocukların motivasyon düzeyi Pediatrik Motivasyon Ölçeği (PMÖ), fiziksel aktivite düzeyi Çocuklar İçin Fiziksel Aktivite Anketi (PAQ-C), fiziksel aktivitelerine etki eden faktörler ve fiziksel aktiviteye ilgileri Çocukların Fiziksel Aktivite İlişkileri Anketi (CPAC); bakım verenlerin anksiyete, depresyon, stres düzeyi Depresyon Anksiyete Stres Ölçeği (DASS-21), bakım yükü Zarit Bakıcı Yük Ölçeği, yaşam kalitesi Nottingham Sağlık Profili (NHP) ve aile etkilenim düzeyi PedsQL™ Aile Etki Modülü (PedsQL™: FIM) ile değerlendirildi. Değerlendirme sonuçlarının istatistiksel analizinde SPSS (ver. 23) programı kullanıldı. Katılımcı çocukların yaş ortalamaları 10,93±2,64 olarak bulundu. PMÖ ile DASS-21, Zarit Bakıcı Yük Ölçeği, NHP ve PedsQL™: FIM arasında farklı yön ve kuvvetlerde istatistiksel olarak anlamlı ilişkiler tespit edildi (p<0,05). CPAC ile DASS 21 Zarit Bakıcı Yük Ölçeği, NHP ve PedsQL™: FIM arasında farklı yön ve kuvvetlerde istatistiksel olarak anlamlı ilişkiler bulundu (p<0,05). PAQ-C ile Zarit Bakıcı Yük Ölçeği ve PedsQL™: FIM arasında negatif yönde ve farklı kuvvetlerde istatistiksel olarak anlamlı ilişkiler tespit edildi (p<0,05). Çalışma sonuçları, NMH'li çocukların egzersize uyum ve motivasyonunda bakım verenin psikososyal durumunun (anksiyete, depresyon, stres düzeyinin, bakım yükünün, yaşam kalitesinin ve aile etkilenim düzeyinin) önemli bir etken olabileceğini göstermektedir.
Kanser hastalarına bakımverenlerin psikososyal sorunları ve başetme becerilerinin incelenmesi
Kanser, teşhis, tedavi, bakım ve sürekli kontrol işlemleri ile hastayı bakım ve desteğe bağımlı kılan zorlu bir süreçtir. Kişi bu süreçleri yaşarken eş, çocuk, birinci ve ikinci derece yakınlarının bakım ve desteğini almak zorundadır. Bu bakımverenler hastanın yaşadığı sorunların nesnel ve duygusal yüküne doğrudan maruz kalmaları nedeniyle birçok fiziksel, ekonomik ve psikososyal sorunlarla karşılaşmaktadırlar. Bu araştırmanın amacı; kanser hastalarına bakımverenlerin sorunlarının tespit edilmesi ve bu sorunlarla başetmek için kullandıkları mekanizmalar hakkında bilgi edinilerek sosyal hizmet müdahalelerinin planlanmasına bilgi oluşturmaktır. Nicel araştırma yönteminin kullanıldığı bu çalışmada bakımverenlere yönelik genel bir kanıya ulaşmak için "genel tarama yöntemi" kullanılmıştır. Araştırmada bakımverenlerin yaşadığı sorunları ve başaçıkma tarzlarını etkileyen çok sayıdaki değişkenlerin varlığını ve derecesini tespit etmek için "ilişkisel tarama metodu" kullanılmıştır. Araştırmanın veri kaynağını Ankara'da Dr. Abdurrahman Yurtaslan Onkoloji Eğitim ve Araştırma Hastanesinde yatarak tedavi gören hastaların bakımverenleri oluşturmaktadır. Veriler, Hacettepe Üniversitesi Etik Komisyon onayından sonra, bakımverenlere yönelik hazırlanan Görüşme Formu, Beck Depresyon Envanteri ve Stresle Başaçıkma Ölçeği aracılığıyla toplam 322 bakımverenden toplanmıştır. Araştırma verilerinin analizi sonucunda; bakımverenin sosyo-demografik özellikleri ile hasta ve hastalık sürecine ilişkin faktörlerin bakımverenin depresyon düzeyine ve stresle farklı başaçıkma tarzlarının benimsenmesinde etkili olduğu görülmüştür. Araştırmadan elde edilen bulgular ışığında bakımverenlerin kurumsal olarak hizmet odağına alınması, ekonomik, psikolojik ve sosyal olarak desteklenmesi gerektiği anlaşılmıştır. Elde edilen sonuçlar kapsamında farklı ölçeklerde önerilerde bulunulmuştur.
Ev programı nitelik değerlendirme ölçeğinin geliştirilmesi ve geçerlik ve güvenirliğinin incelenmesi
Bu çalışma, Ev Programı Nitelik Değerlendirme Ölçeği'ni (EPNÖ) geliştirmek ve psikometrik özelliklerini incelemek amacıyla planlandı. Formlar, terapist (Terapist Formu) ve danışan/bakım veren (Danışan/bakım veren formu) olmak üzere iki grubun yanıtlayacağı şekilde hazırlandı. Ölçek formlarını geliştirmek için madde havuzları oluşturuldu. Kapsam geçerliliği, uzman görüş formlarından alınan yanıtlarla hesaplandı (Terapist Formu KGİ=0,9921; Danışan/bakım veren formu KGİ=0,9974). Buna göre formların son hali verildi. Formlar, terapist (n=179) ve danışan/bakım veren (n=185) grubuna uygulandı. Ölçeğin yapı geçerliliğini incelemek için Açımlayıcı ve Doğrulayıcı Faktör Analizleri her bir grup için ayrı ayrı yapıldı. Başlangıçta her iki form için de 38 olarak belirlenen madde sayısı, yapılan analizler sonucunda, Terapist Formu için 11'e, Danışan/Bakım veren Formu için 8'e indi. EPNÖ Terapist Formu toplam varyansın %44,792'sini açıklarken Danışan/bakım veren formu %69,793'ünü açıklamaktaydı. EPNÖ Terapist Formu için elde edilen uyum değerleri χ2/df= 2,664, RMSEA= 0,097, SRMR= 0,06, TLI=0,886, GFI= 0,909, CFI= 0,913 ve IFI= 0,914 olarak bulundu. SRMR, GFI, CFI, IFI indeksleri kabul edilebilir uyum; χ2/df mükemmel uyum değerlerine sahip olduğunu gösterdi. EPNÖ Danışan/bakım veren formu için uyum indeksleri χ2/df= 3,370, RMSEA= 0,113, SRMR= 0,027, TLI=0,950, GFI= 0,929, CFI= 0,968 ve IFI= 0,968 olarak bulundu. χ2/df, GFI, TLI indeksleri kabul edilebilir uyum; SRMR indeksi mükemmel uyum değerlerine sahip olduğunu göstermektedir. Ölçeğin güvenilirlik analizinde Terapist Formu için ICC=0,998 ve Cronbach alfa=0,868; Danışan/bakım veren formu için ICC=0,990 ve Cronbach alfa=0,932 olarak hesaplandı. Test-tekrar test sonucunda istatistiksel anlamda pozitif ve anlamlı bir ilişki bulundu. Her iki ölçümden elde edilen sonuçlar, ölçeğin tutarlı ölçüm yaptığını ve güvenilir sonuç verdiğini göstermektedir. Çalışmamızın sonucunda ölçeğin, ev programlarının niteliğini ölçmede geçerli ve güvenilir bir yapıda olduğu tespit edildi.
Hedef odaklı yaşam tarzı eğitiminin serebral palsili çocuğa sahip anneler üzerine etkilerinin incelenmesi: Randomize kontrollü çalışma
Bu çalışma SP'li çocuğa sahip annelerde hedef odaklı yaşam tarzı eğitiminin (HOYTE) ruh sağlığı, fiziksel aktivite düzeyi, uyku kalitesi, oküpasyonel performans ve memnuniyet düzeyi, yaşam kalitesi, bakım veren yükü üzerine etkilerinin incelenmesi amacıyla planlanmıştır. 46 SP'li çocuğa bakım veren anne ile tamamlanan çalışmada, randomize olarak 22'si ile haftada 2 kez olmak üzere 4 hafta boyunca telefon görüşmesi yapılırken, 24'üne haftada 2 kez olmak üzere 4 hafta boyunca HOYTE uygulanmıştır. Annelerin ruhsal durumu Depresyon, Anksiyete, Stres Skalası ile, fiziksel aktivite düzeyi Uluslararası Fiziksel Aktivite Anketi ile, uyku kalitesi Pittsburgh Uyku Kalitesi İndeksi ile, oküpasyonel performans ve memnuniyet düzeyi Kanada Aktivite Performans Ölçümü ile, yaşam kalitesi Nottingham Sağlık Profili ile, bakım veren yükü Zarit Bakıcı Yükü Ölçeği ile değerlendirilmiş, ilk ve son değerleri karşılaştırılmıştır. SP'li çocuğun seviyesi kaba motor fonksiyon sınıflandırma sistemine (KMFSS) göre değerlendirilmiştir. Sonuç olarak HOYTE grubunun ruhsal durumu (p=0,001), fiziksel aktivite düzeyi (p=0,03), uyku kalitesi (p=0,001), oküpasyonel performans ve memnuniyet düzeyi (p=0,001, p=0,001), yaşam kalitesi (p=0,001) ve bakım veren yükünde (p=0,001) iyileşme tespit edilmiştir. Kontrol grubunda uyku kalitesi (p=0,013), oküpasyonel performans (p=0,009) ve oküpasyonel memnuniyet düzeyi (p=0,021), yaşam kalitesi (p=0,003) ve bakım veren yükünde (p=0,011) kötüleşme görülürken diğer parametrelerde anlamlı farklılık bulunamamıştır. Bu bulgular ışığında HOYTE'nin uzun dönem takibinin yapılacağı ileri çalışmalara gereksinim duyulmaktadır. Sonuç olarak ruhsal durum, uyku kalitesi, oküpasyonel performans ve memnuniyet düzeyi, yaşam kalitesi üzerine olumlu etkisi olan HOYTE'nin SP'li çocuklara bakım veren annelere yönelik müdahalelere dahil edilmesinin faydalı olacağı düşünülmektedir. Anahtar kelimeler: Bakım veren, serebral palsi, yaşam tarzı, ruh sağlığı, uyku kalitesi, yaşam kalitesi, bakım veren yükü
Bakım verenlerin bilgi, tutum ve davranışlarının epilepsili çocuğun fiziksel aktivite seviyesi üzerine etkisi
Bu çalışma bakım verenlerin bilgi, tutum ve davranışlarının epilepsili çocuğun fiziksel aktivite seviyesi üzerindeki etkisini araştırmak amacıyla planlandı. Çalışmaya yaşları 5-18 yaş arası değişen epilepsi tanısı almış 55 çocuk ve bakım verenleri dahil edildi. Çocukların ve ailelerin demografik bilgileri kaydedildikten sonra çocukların epilepsi şiddetleri "Epilepsi Şiddetinin Küresel Değerlendirmesi", fiziksel aktivite düzeyleri "Fiziksel Aktivite Anketi", yaşam kaliteleri "PedsQL™ 4.0 Kısa Form 15" ve "PedsQL™ Epilepsi Modülü" ile değerlendirildi. Bakım verenlerin epilepsi ile ilgili bilgileri "Ebeveyne Yönelik Epilepsi Bilgi Ölçeği", epilepsili çocuğa yönelik tutum ve davranışları kapalı uçlu sorulardan oluşan soru grubu ile, epilepsi ile ilgili korkuları "Ebeveynlerde Epilepsi ile İlgili Korkular Anketi", depresyon düzeyi "Beck Depresyon Ölçeği", anksiyete seviyesi "Beck Anksiyete Ölçeği", epilepsi ile ilgili kaygıları "Nöbetlere Yönelik Ebeveyn Kaygıları Ölçeği" ile değerlendirildi. Çalışma sonucunda bakım verenlerin bilgi, tutum ve davranışları ile epilepsili çocuğun fiziksel aktivite seviyesi ve yaşam kalitesi arasında ilişki bulunmadı (p>0,05). Ayrıca bakım verenlerin korku, depresyon, anksiyete ve kaygı düzeyi ile epilepsili çocuğun fiziksel aktivite seviyesi arasında da anlamlı bir ilişki bulunmadı (p>0,05). Ancak bakım verenlerin nöbetlere yönelik kaygı ve depresyon düzeyleri ile çocuklar için yaşam kalitesi epilepsi modülü arasında zayıf kuvvette istatistiksel olarak anlamlı ilişkiler olduğu bulundu (p<0,05). Her ne kadar ebeveynlerin bilgi düzeyi, tutum ve davranışları ile epilepsili çocukların fiziksel aktivite seviyesi arasında ilişki bulunmamış olsa da ilgili literatür ışığında ailelerin bilgi düzeyinin artırılmasının, çocuğun fiziksel aktivite katılımı için önemli olduğu gösterilmektedir. Epilepsili çocuğun rehabilitasyonu sürecinde bakım verenlerin kaygı ve depresyon düzeyini iyileştirmeye yönelik değerlendirme ve müdahalelerin de çocuğun yaşam kalitesini iyileştirmede bir etken olabileceği düşünülmektedir. Anahtar kelimeler: epilepsi, bakım veren, fiziksel aktivite, yaşam kalitesi
Trakeostomili hastalar ile bakım verenlerinin hastane ve evdeki deneyimleri
Araştırma, trakeostomili hastalar ve bakım verenlerinin hastane ve evdeki deneyimlerinin belirlenmesi amacıyla fenomenolojik yaklaşım temel alınarak niteliksel araştırma olarak yapılmıştır. Çalışma Aralık 2018- Temmuz 2019 tarihleri arasında İbni Sina Hastanesi ve Hacettepe Üniversitesi Erişkin Hastanesi Kulak Burun Boğaz (KBB) servislerinde trakeostomi açılmış olan 13 hasta ve 13 bakım veren ile gerçekleştirilmiştir. Veriler tanıtıcı bilgi formu ve yarı yapılandırılmış görüşme soruları kullanılarak toplanmıştır. Araştırma iki aşamada tamamlanmıştır. Birinci aşamada trakeostomi açılan hasta ve bakım verenlerinin hastane ortamındaki deneyimleri, ikinci aşamada ise taburculuktan bir ay sonraki hasta ve bakım verenlerinin evde bakım sürecine ilişkin deneyimleri belirlenmiştir. Veriler hastalarla olan görüşmelerde metin yazdırma yöntemi ile bakım verenlerle olan görüşmelerde ise ses kaydı cihazı kullanılarak toplanmıştır. Verilerin transkripsiyonu yapılarak tümevarımsal yöntem ile içerik analizi yapılmış ve temalar belirlenmiştir. Çalışmada hastanede yatarken hastaların ve bakım verenlerin çoğunluğunun trakeostomi açılma süreci nedeniyle üzüntü yaşadıkları, iletişimde zorlandıkları belirlenmiştir. Ayrıca hastaların bu süreçte trakeostomi kanülünün tıkanmasını ve aspirasyon işlemini en kötü deneyimler olarak tanımladıkları bulunmuştur. Evde hastaların ve bakım verenlerin çoğunluğunun sosyal hayatlarının, psikolojilerinin, ekonomik durumlarının olumsuz etkilendiği saptanmıştır. Hastaların ve bakım verenlerin evde iletişim ve banyo konusunda zorlandıkları, enfeksiyon ve trakeostomi kanülünün tıkanması konusunda endişe yaşadıkları saptanmıştır. Elde edilen veriler ışığında; trakeostomili hastaların ve bakım verenlerinin hastane ve evde fiziksel, sosyal, ekonomik, psikolojik alanlarda desteklenmesini sağlayacak düzenlemelerin gerçekleştirilmesi önerilmiştir.
Filial terapinin bakım elemanlarının öz-yeterlik ve kaygı düzeyleri ile korunma ihtiyacı olan çocukların davranış sorunları üzerine etkisi
Bu araştırmanın amacı Filial terapinin bakım elemanlarının öz-yeterlik ve kaygı düzeyleri ile korunma ihtiyacı olan çocukların davranış sorunları üzerine etkisini incelemektir. Araştırmaya İstanbul ili Bahçelievler Şeyh Zayed 0-12 Yaş Çocuk Yuvası'nda çalışan 21 bakım elemanı ve 3-4 yaş grubundaki 70 korunma ihtiyacı olan çocuk katılmıştır. Araştırmada deney grubunda 21 bakım elemanı ve ilgilendiği 33 korunma ihtiyacı olan çocuk ile kontrol grubunda 37 korunma ihtiyacı olan çocuk yer almıştır. Bakım elemanlarına, 10 haftalık Filial terapi eğitimi ve 3 oturum süpervizyon verilmiş ve deney grubundaki çocuklara 10 oturum oyun seansı uygulamaları sağlanmıştır. Araştırmada bakım elemanlarının kaygı düzeyleri Beck Anksiyete Ölçeği ile; öz-yeterlik düzeyleri Genel Öz-yeterlik Ölçeği ile; çocukların davranış sorunları Okul Öncesi Davranış Sorunları Tarama Ölçeği ile eğitimden önce, sonra ölçülmüş ve eğitimden 2 ay sonra da izleme testleri yapılmıştır. Araştırma sonunda Filial terapi eğitiminin bakım elemanlarının öz yeterlik düzeylerini arttırmada ve kaygı düzeylerini azaltmada etkili olduğu saptanmıştır. Ayrıca çocukların davranış sorunlarını azaltmada da etkili olduğu bulunmuştur. Sonuçlar ilgili alanyazın ışığında tartışılmıştır.
Yatalak hastalara bakım veren kişilerin depresyon, yaşam projeleri, temel psikolojik İhtiyaçlar düzeyinin bakım yüklerine göre incelenmesi
Bakım verme eylemi kişiler için zorlu bir süreç olabilmekte ve kişilerin olumlu ruh sağlığını etkileyebilmektedir. Bu süreç içerisinde kişiler psikolojik ve fiziksel olarak etkilenebilmektedir. Yapılan çalışmalar göz önüne alındığında duygudurum bozukluklarına yönelik çalışmalar mevcut iken, kişilerin özerklik, yeterlilik ve ilişkili olmadan oluşan temel psikolojik ihtiyaçlarının, ontolojik iyi oluşlarının ve depresyon düzeylerinin olumlu ruh sağlığı ile olan ilişkileri göz önüne alınarak yapılan bu araştırmanın amacı, yatalak hastalara bakım veren kişilerin bakım yüklerinin depresyon düzeyleri, yaşam projeleri ve temel psikolojik ihtiyaçları üzerinde etkili olup, olmayacağının araştırılmasıdır. Araştırmanın örneklemi 303(201 kadın, 102 erkek) kişi olmak suretiyle 16-78 yaş aralığında bakım veren kişilerden oluşmaktadır. Bakım veren kişilerin, bakım verme yüklerinin belirlenmesi için " Bakım Veren Yükü Envanteri", depresyon düzeylerini belirlemek amacıyla, "Beck Depresyon Envanteri", ontolojik iyi oluş düzeylerini ölçmek için "Ontolojik İyi Oluş Envanteri" ve son olarak temel psikolojik ihtiyaçlarının karşılanma düzeyini ölçümlemek için "Temel Psikolojik İhtiyaçlar Envanteri" uygulanmıştır. Analiz sonuçları, bakım veren yükünün depresyon ve ontolojik iyi oluş üzerindeki etkisinin temel psikolojik ihtiyaçlar tarafından aracılık edildiğine dair bulgulara işaret etmektedir. Anahtar Kelimeler ; Bakım Veren Yükü, Temel Psikolojik İhtiyaçlar, Ontolojik İyi oluş, Depresyon, Olumlu Ruh Sağlığı
Toplum ruh sağlığı merkezlerinde izlenen ikiuçlu ve ilişkili bozukluk tanılı hastaların birincil bakım vericilerinde empati ve psikolojik dayanıklılık
Amaç: Toplum Ruh Sağlığı Merkezleri'nde izlenen iki uçlu ve ilişkili bozukluk tanılı hastaların birincil bakım vericilerinin empatik eğilim ve psikolojik dayanıklılık düzeylerini incelemek amacıyla kesitsel ve tanımlayıcı tipteki araştırma, Mart-Ağustos 2019 tarihleri arasında gerçekleştirilmiştir. Gereç ve Yöntem: G-Power istatistik analizine göre örneklem sayısının minimum 110 birey olması belirlenmiş olup, 145 birincil bakım veren ile çalışma tamamlanmıştır. Veri toplama aracı olarak, bilgi formu, Kişilerarası Tepkisellik İndeksi ve Psikolojik Dayanıklılık Ölçeği kullanılmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde tanımlayıcı istatistikler, Mann-Whitney U testi, Kruskall Wallis testi ve Spearman Korelasyon Analizi kullanılmıştır. Bulgular: Yaş ortalaması 45,97±13,31 (min:18-max:70) olan katılımcıların, büyük çoğunluğunun evli (% 80; n=116) ve kadın (% 61,4; n=89) olduğu belirlenmiştir. Bakım verilen hastalarda tanıdan bu yana geçen süre ortalama 11.18±7.42 yıldır. Katılımcıların bakım vermeye bağlı en fazla kaygılı, üzgün, çaresiz, güçlü ve huzurlu hissettikleri görülmüştür. Kişilerarası Tepkisellik İndeksi kapsamında ''Empatik Düşünce''alt ölçeği puan ortalaması (21.62±4) ve ''Psikolojik Dayanıklılık Ölçeği'' toplam puan ortalaması (119.38±24.26) (min.61-max.160) yüksektir. Katılımcıların yakınının psikiyatrik rahatsızlığına bağlı tedavi ve bakım gereksinimlerini karşılamada yeterlilik algısı ortalaması ile Psikolojik Dayanıklılık Ölçeği toplam puan ortalaması ve Kişilerarası Tepkisellik İndeksi ''Perpektif Alma'' ve ''Empatik Düşünce'' alt ölçekleri puan ortalamaları arasında "pozitif"; ''Kişisel Rahatsızlık'' alt ölçeği puan ortalaması ile "negatif" yönde anlamlı ilişki vardır. Sonuç: Bakım verenlerin empatik eğilim ve psikolojik dayanıklılık düzeylerini geliştirecek uygulama ve eğitimlerin Toplum Ruh Sağlığı Merkezleri'nde planlanıp uygulanması yararlı olacaktır. Anahtar Kelimeler: Psikolojik dayanıklılık, Empati, İki uçlu ve ilişkili bozukluk, bakım veren
Yaşlı hastalara bakım veren kadınların bakım yüklerinin ve yaşam kalitelerinin incelenmesi
Bu araştırmanın amacı yaşlı hasta yakınlarına bakım veren kadınların bakım yükünü, yaşam kalitelerini ve durumluk sürekli kaygı düzeyleri arasındaki ilişkiyi incelemektir.Araştırmanın evrenini İstanbul ili Zeytinburnu ilçesinde yaşayan, Zeytinburnu Belediyesi Aile Kadın Destekleme ve Engelliler Merkezi evde bakım biriminde kayıtlı olan 155 aileden gönüllü olarak araştırmaya katılan 140 aile oluşturmaktadır. Araştırmaya katılan yaşlı hastalara bakım işi yapan kadınların 60'ının (% 42.9) yaşlı hastalara bakım veren bakıcılardan, 80'inin (% 57.1) yaşlı hastalara bakım veren hasta yakınlarından oluşmaktadır.Araştırmanın amaçlarını incelemek için, örneklemin demografik özelliklerini belirlemek için Sosyodemografik Özellikleri Anket Formu, bakım verenlerin yükünü belirlemek için Bakım Verenlerin Yükü Envanteri, bakım verenlerin yaşam kalitelerini belirlemek için Yaşam Kalitesi Kısa Form-36 (SF-36) ve bakım verenlerin kaygı düzeylerini belirlemek için Durumluk Sürekli Kaygı Ölçeği (STAI TX-1, STAI TX-2) kullanılmıştır.Yaşlı hasta yakınlarına bakım veren kadınların bakım verme yük düzeyleri ile yaşam kalitesi ve durumluk-sürekli kaygı düzeyleri arasındaki ilişkileri test etmek için non-paremetrik testlerden Kruskal Wallis H-testi ve Mann Whitney U Testi uygulanmıştır. Yaşlı hastalara bakım veren kadınların bakım verme yükünün, yaşam kalitesi ve durumluk-sürekli kaygı düzeylerinin aralarındaki ilişkinin anlamlı düzeyde yordayıp yordamadığı regresyon analizi ile hesaplanmıştır.Araştırmanın sonucunda elde edilen bulgular aşağıda özetlenmiştir.Araştırmada elde edilen sonuçlar, konu ile ilgili kuramsal yaklaşımlar, yurt içi ve yurt dışında yapılan çalışmalar temelinde tartışılmıştır.1. Bakım veren kişinin özelliklerinin bakım verme yük düzeyinde doğrudan etkili olduğu görülmüştür.2. Bakım yük düzeyi arttıkça yaşam kalitesinin düştüğü görülmüştür.3. Bakım yükü ile durumluk sürekli kaygı arasında doğrudan bir ilişki olduğu görülmüştür.4. Yaşlı hastalara bakım veren bakıcı kadınların bakım verme yükü düzeylerinin işlerinden memnun olma durumu ile doğrudan ilişkili olduğu görülmüştür.5. Ücretli bakım veren bakıcı kadınların, yakınlarına bakım veren kadınlara karşılaştırıldığında, benzer şekilde yaşam kalitelerinde düşüş olduğu görülmüştür.6. Hastaya olan yakınlık derecesi ile bakım yükü arasında anlamlı bir ilişki olduğu görüşmüştür.7. Bakım yükü ve yaşam kalitesi ile bakım verme işine harcanan süre karşılaştırıldığında, fiziksel ve sosyal yük düzeyinde farklılık olduğu görülmüştür.8. Bakım yükü ile bakım verilen hastanın hastalığı karşılaştırıldığında, özellikle fiziksel yük düzeyinde farklılık olduğu görülmüştür.
Madde bağımlılığında nesne kavramının psikanalitik kuramla incelenmesi: Bir olgu sunumu
Bu çalışma, madde bağımlılık öyküsü bulunan bireylerin ilk bakım veren kişiler/nesnelerle kurdukları ilişki üzerinden ruhsallıklarında oluşan nesne kavramını incelemeyi amaçlamıştır. Bağımlı bireyin hem kendisini algılama biçimi hem de çevresiyle kurduğu ilişkiden hareketle maddenin ruhsallığında nasıl bir yeri olduğu anlaşılmaya çalışılmıştır. Bağımlılıkla ilgili sorunsallar psikanalitik kuramın nesne ilişkileri ve nesne kavramına dair görüşlerinden yararlanılarak ele alınmıştır. Çalışma, 18 yaş üstü, madde kullanımını bırakmış ve tedavi aşamasında olan bir katılımcı ile yapılan klinik görüşmeler şeklinde gerçekleşmiştir. Ekim 2018-Şubat 2019 tarihleri arasında toplamda dokuz görüşme gerçekleştirilmiştir. Görüşme içerikleri tematik söylem analizi ile incelenmiştir. Görüşmeler sonucu yapılan analiz doğrultusunda vakanın aile ile ilişkilerinin yeterli ruhsal dinginliği sağlayacak nitelikte olmadığı, anne ve babasının kendisine dair duygularını olumsuz değerlendirdiği görülmüştür. Anne babanın ilgi ve müdahale alanı dışında kalan arkadaş çevresi aracılığı ile başladığı madde ise bir nesne olarak vakanın ruhsallığında bir yeri olması gereken eksikliğin üstünü örtme işlevini gördüğü düşünülmüştür. Vakanın daha çok eşiyle kurduğu ilişkiyi dayanak alarak kendi hayatında olumlu adımlar attığı görülmüştür. Anahtar Kelimeler: Madde Bağımlılığı, Nesne, Nesne İlişkileri, Psikanaliz, Lacan, Söylem Analizi
Spinal kord yaralanması olan hastalarda bakım verenlerde bakım yükünün depresyon, anksiyete ve yaşam doyumuna etkisi
Bakım yükü; bakım veren bireylerin yaşamlarını etkileyebilmektedir. Bakım veren bireylerde bakım yüküne bağlı depresyon, anksiyete oluşabilmekte ve bakım veren bireylerin yaşam doyumları azalabilmektedir. Bu çalışmada, spinal kord yaralanması olan hastalara bakım veren bireylerde bakım yükünün depresyon, anksiyete ve yaşam doyumuna etkisi olup olmadığı araştırılmıştır. Çalışma farklı kliniklerden 28'i erkek 55'si kadın olmak üzere toplamda 83 spinal kord yaralanması olan hastaya bakım veren birey ile gerçekleştirilmiştir. Çalışmada sosyodemografik form ile birlikte, Zarit Bakım Yükü Ölçeği, Yaygın Anksiyete Ölçeği, Psikolojik Sağlık Ölçeği ve Yaşam Doyumu Ölçeği kullanılmıştır. Çalışmanın sonuçlarına göre, spinal kord yaralanması olan hastalara bakım veren bireylerin depresyon ve anksiyete düzeyleri ile bakım yükünün ilişkili olduğu ancak yaşam doyumu ile ilişki olmadığı saptanmıştır. Yan amaçlar olarak demografik değişkenlerle bakım yükü, anksiyete, depresyon ve yaşam doyumu ilişkileri incelenmiş ve birtakım bulgular elde edilmiştir. Elde edilen bulgulara bakıldığında cinsiyetin bakım yükü, depresyon ve kaygı ile ilişkili olduğu gelir düzeyinin ise kaygı, bakım yükü ve yaşam doyumu ile ilişkili olduğu gözlenmektedir. Bunun yanı sıra bakım veren bireylerin bakım yükü, anksiyete, yaşam doyumu ve depresyonunun yaş, eğitim düzeyi, medeni hal ve hastanın yaralanma düzeyi ile ilişkili olmadığı gözlenmektedir.
Şizofreni tanılı hastalara birincil bakım veren bireylerin duygu dışavurumu açısından değerlendirilmesi
Problemin Tanımı: Şizofreni hasta bireyi etkilediği gibi hastaya bakım veren ve birlikte yaşamakta olduğu bireyleri de etkileyen bir hastalıktır. Bu araştırmanın amacı, şizofreni tanılı hastalara birincil bakım veren bireylerin duygu dışavurumlarının incelenmesi ve hastaların hangi klinik özellikleri ile ilişkili olduğunun araştırılmasıdır. Yöntem: Çalışmada, şizofreni tanısı almış olan hastaların ve bu hastalara birincil bakım vermekte olan kişilerin özellikleri araştırılarak bakım verenlerin duygu dışavurumları açısından incelenmiştir. Araştırmanın örneklemi, Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nde yatarak ve ayaktan tedavi görmekte olan 53 şizofreni tanılı hasta ve bu hastalara birincil olarak bakım veren 53 katılımcıdan oluşmaktadır. Veriler, Hastaya Ait Özellikler Bilgi Formu, Bakım Verene Ait Özellikler Bilgi Formu, Duygu Dışavurumu Ölçeği (DDÖ), Beck Depresyon Ölçeği (BDÖ) ve Beck Anksiyete Ölçeği (BAÖ) kullanılarak elde edilmiştir. Bulgular: Hasta grubunun 28'i kadın ve 25'i erkektir ve yaş ortalaması 40,98±12,82'dir. Bakım veren grubunun ise 35'i kadın 18'i erkek olup yaş ortalaması 49,34±15,15'tir ve 23'ü hastanın ebeveynidir. Ebeveyn bakım verenlerde DDÖ'nün düşmancıl/eleştirel oluş (EDO) puanlarının diğer bakım verenlere oranla anlamlı düzeyde daha yüksek olduğu belirlenmiştir. Bakım verenler arasında, kadın, çalışma hayatı olmayan ve hastanın ebeveyni olan bireylerde BDÖ ve BAÖ puanlarının erkek ve çalışma hayatı olan bakım verenlere oranla anlamlı düzeyde daha yüksek olduğu gözlenmiştir. Şizofreni başlangıç yaşı daha küçük olan hastaların bakım verenlerinin, başlangıç yaşı daha yüksek olanlara oranla DDÖ toplam puanlarının anlamlı düzeyde daha yüksek olduğu gözlenmiştir. Hastaneye yatışı olan şizofreni hastalarına bakım verenlerin DDÖ puanlarının, hastaneye yatışı olmayan hastaların bakım verenlerine oranla anlamlı düzeyde daha yüksek olduğu gözlenmiştir. Bakım veren grupta DDÖ toplam ve alt ölçek puanları ile BDÖ ve BAÖ arasında pozitif yönde anlamlı bir ilişki bulunmuştur. Şizofreni hastalarının yaşları ile bakım veren bireylerin BDÖ ve BAÖ puanları arasında negatif yönde anlamlı bir ilişki bulunmuştur. Şizofreni hastalarının hastalık başlangıç yaşı ile bakım veren bireylerin DDÖ toplam, BDÖ ve BAÖ puanları arasında negatif yönde anlamlı bir ilişki bulunmuştur. Hastaneye yatış sayıları ile hastalara bakım verenlerin DDÖ toplam puanları arasında pozitif yönde anlamlı bir ilişki bulunmuştur. Sonuç: Özetle çalışmamızda, şizofreni tanılı hastalara bakım veren bireylerin duygu dışavurumlarının, hastaların hastalık başlangıç yaşı, hastaneye yatış sıklığı ve bakım verenin hastanın kendi ebeveyni olması ilişkili bulunmuştur. Anahtar Kelimeler: Şizofreni, bakım veren, duygu dışavurumu, depresyon, anksiyete.
Otizm spektrum bozukluğuna sahip çocuklara bakım veren kişilerin algıladıkları sosyal destek ile tükenmişlik düzeyleri arasındaki ilişkide adil dünya inanç düzeyinin aracı etkisi
Amaç: OSB tanısına sahip çocuklara bakım veren kişilerin algıladıkları sosyal destek ile tükenmişlikleri arasındaki ilişkide adil dünya inancının aracı etkisini incelemek bu araştırmanın temel amacını oluşturmaktadır. Buna ek olarak, algılanan sosyal destek, adil dünya inancı ve tükenmişlik ile ilgili bulguların sosyodemografik değişkenlere göre farklılaşıp farklılaşmadığı da incelenmiştir. Yöntem: Araştırmaya OSB tanısına sahip 6-18 yaş arasındaki çocuklara bakım veren 345 katılımcı katılmıştır. Veriler Sosyodemografik Özellikler Formu, Çok Boyutlu Algılanan Sosyal Destek Ölçeği (ÇBASDÖ), Adil Dünya İnancı Ölçeği (ADİÖ) ve Tükenmişlik Ölçeği Kısa Formu (TÖ-KF) ile toplanmıştır. Adil dünya inancı ölçeğinin kişisel ve genel olmak üzere iki alt boyutu analiz sürecinde ele alınmıştır. Bulgular: Araştırmada ulaşılan sonuçlara göre bakım veren kişilerin algıladıkları sosyal destek arttıkça bireysel/genel adil dünya inançlarının arttığı ve tükenmişliklerinin azaldığı, bireysel/genel adil dünya inançları arttıkça tükenmişliklerinin azaldığı görülmüştür. Bakım veren kişilerin algıladıkları sosyal destek ile tükenmişlikleri arasındaki ilişkide bireysel/genel adil dünya inancının kısmi medyatör etkisi olduğu bulgulanmıştır. Buna ek olarak, algıladıkları sosyal destek, bireysel/genel adil dünya inançları ve tükenmişliklerinin; bakım verenin eğitim düzeyi, çocuğun yaşı, çocuğun cinsiyeti, çocuğun okula devam durumu, bakım verenin yakınlık derecesi, çocuğun otizm düzeyi gibi birtakım sosyodemografik değişkenlere göre farklılaştığı saptanmıştır. Sonuç: Araştırmanın belirtilen değişkenlerinin literatür araştırmalarında sınırlı araştırmada çalışılmış olması sebebiyle bu araştırmanın literatüre önemli ölçüde yarar sağladığı düşünülmektedir. Anahtar Kelimeler: Otizm Spektrum Bozukluğu, Algılanan Sosyal Destek, Bireysel/Genel Adil Dünya İnancı, Tükenmişlik, Bakım Verme
Down sendromlu bireylere bakım veren kişilerin beslenme bilgi düzeylerinin ve sağlıklı beslenme tutumlarına etkilerinin incelenmesi
Günümüzde Down Sendromlu bebek doğum oranı artmakta ve Down Sendromlu çocuğu olan ebeveynlerin Down Sendromlu çocuklarının beslenmesi konusunda bilinçlendirilmeye ihtiyaç duyduğu gözlenmektedir. Bu çalışma Down Sendromlu çocuğu olan veya Down Sendromlu bireylere bakım verenlere uygulanacak olan üç farklı ölçek türünden seçilen sorulardan oluşan anket formunun beslenme eğitimi öncesi ve eğitimden 3-4 hafta sonra uygulanması şeklinde oluşturulmuş olup beslenme eğitiminin bakım verenler ve Down Sendromlu bireyler üzerindeki etkisi belirlenmek istenmektedir. Araştırmaya Down Sendromlu danışanlarım ve Uluskararası Down Sendromlular Federasyonu Gebze üyeleri katılımıştır. Çalışmamızdaki Beslenme bilgi düzeyi ve beslenme durumunun tespit edilmeye çalışıldığı anket formunda birinci bölüm demografik maddeleri içermekte olup 4 sorudan oluşmaktadır, ikinci bölümünü oluşturan 35 soruluk kısımda ise; Beslenme Bilgi Ölçeğinden (BBÖ)- Nutrition Knowledge Scale (NKS); Beslenme Problemleri Tarama Testi Ölçeğinden (BEPTÖ)- Screening Tool of Feeding Problems (STEP) ve Anne Baba (Ebeveyn) Beslenme Tarzı Anketinden alıntılanmış olup bakım verenlerin Down Sendromlu bireylere olan yaklaşımları ve genel yaşam tarzları ile ilgili bilgilere ulaşılmaya çalışılmıştır. Anket formu oluşturulurken alıntılanan cümleler daha anlaşılır ve kısa hale getirilerek, Down Sendromlu bireylerin bakım verenlerinin kolaylıkla cevaplayabileceği şekle dönüştürülmüştür. Besinlerin türleri ve içeriklerine yönelik bilgi düzeyleri için uygulanan ve iki ölçek ve bir anketten alıntılanarak oluşturulan anket formu; 28 kişinin katılımıyla yapılmıştır. Katılımcıların %96,4'ü 12-45 yaş aralığında Down Sendromlu bireyden ve %67,3'ü 25-55 yaş aralığında olan ebeveyn ve bakım veren kişilerin %75 oranında ortaöğretim ve altı eğitim düzeyine olduğu belirlenmiştir. Eğitim öncesi ve sonrası test arasındaki değişimlerin karşılaştırılmasında non-parametrik analiz yöntemlerinden Wilcoxon İşaret Testi kullanılmış ve tanımlayıcı istatistiklerden ortalama ve standart sapma değerleri incelenmiş olup anlamlılık düzeyi p<0,05 olarak belirlenmiş ve pozitif yönde anlamlı bulunmuştur. Diğer yapılan çalışmaların da desteklediği gibi Down Sendromu konusunda eğitimlerin devamlılığının gerekliliği düşünülmektedir.
KOAH'lı hastalarda öz-etkililiğin, bakım verenlerin yükü ile ilişkisi
Bu çalışma, Kronik Obstrüktif Akciğer Hastalığı (KOAH) olan bireylerde öz-etkililiğin, bakım verenlerin yükü ile ilişkisini incelemek amacı ile kesitsel tanımlayıcı bir çalışma olarak yapıldı. Çalışmanın örneklemini KOAH tanısı olan 182 birey ve bu bireylere bakım veren 182 birey oluşturdu. Veri toplama aracı olarak KOAH'lı bireyler için "Bilgi Formu", "KOAH Değerlendirme Testi [COPD Assessment Test (CAT)]" ve "KOAH Öz-etkililik Ölçeği" kullanıldı. Bakım veren bireylere ise; "Bilgi Formu" ve "Bakım Verenlerin Yükü Ölçeği" uygulandı. Her iki gruba veri toplama araçları aynı anda uygulanarak, yüz yüze görüşme tekniği ile elde edildi. Verilerin değerlendirilmesinde Kolmogrov Smirnov Testi, Mann Whitney-U Testi, Kruskall Walls-H Testi, Bonferroni düzetmesi, Sperman Korelasyon Analizi kullanıldı ve anlamlılık düzeyi p<0,05 kabul edildi. Yaş ortalaması 63,55±11,75 olan KOAH'lı bireylerin KOAH Öz-Etkililik Ölçeği puan ortalaması 2,32±0,43 ve CAT puanı 26,97±5,25'dır. Bireylerin %96,2'sinin KOAH Öz-Etkililik puanı 3'ün altında ve KOAH nedeni ile günlük yaşamları ve sağlıkları yüksek düzeyde etkilenmektedir. Yaş ortalaması 48,77±14,09 olan bakım verenlerin Bakım Verme Yükü Ölçek puanı 30,51±10,62'dir. Bakım verenlerin %64.8'inin bakım verme yükü hafif düzeydedir. KOAH'lı bireylerin öz-etkililiğinin artması ile bakım verenlerin yükünün azaldığı (r=-0,33; p<0,015), KOAH'ın günlük yaşama ve yaşam kalitesine etkisi artarken bakım verenlerin yükünün arttığı (r=0,51; p<0,001) görülmüştür. Sonuç olarak KOAH'lı bireylerin öz-etkililiği ve yaşam kalitesi bakım verenlerin yükünü etkilemektedir. Anahtar Kelimeler: KOAH, CAT, Öz-Etkililik, Bakım Veren
Multipl skleroz hastalarına evde bakım veren aile bireylerinin bakım yükü ve yaşam kaliteleri arasındaki ilişki
Kronik hastalıklar fizyolojik olarak geri dönüşümsüz değişikliklere yol açan, yaşamın uzun bir dönemini kapsayan sürekli tıbbi bakım gerektiren hastalıklardır. Bireyin hayatına beklenmedik bir anda giren hastalık olgusu, kendisinden beklenen kişisel, sosyal rol ve fonksiyonlarını yerine getirmesini engellemekte ve neticede birtakım psikolojik, sosyal ve ekonomik sorunlar yaşamasına neden olmaktadır. Hastalığın kronik halde seyri ise hasta ve yakınları için bu sorunları uzun dönemli ve karmaşık bir hale getirip yaşam kalitelerini olumsuz yönde etkilemektedir. Hasta yaşamının tüm süreçlerinde yaşam kalitesinde olumsuzluklara ve güçlüklere yol açan, hem hastanın hem de bakım vericinin yaşam kalitesinde önemli ölçüde düşüşe neden olan tıp literatüründe yer alan hastalıklardan biri de Multipl Skleroz (MS) hastalığıdır. Dolayısıyla bu çalışma araştırma, tanımlayıcı ve kesitsel tipte olup multıpl skleroz hastalarına evde bakım veren aile bireylerinin bakım yükleri ve yaşam kaliteleri arasındaki ilişkiyi belirlemek amacıyla yapılmıştır. Araştırma, bir üniversite hastanesinin nöroloji kliniğine kayıtlı 158 hasta yakını birey oluşturmuştur. Verilerin toplanmasında, Bakım Vereni Tanıtıcı Bilgi Formu (Ek-1), Bakım Verme Yükü Ölçeği (Burden İnterview) (Ek-2), Bakım Vericilerin Yaşam Kalitesi Ölçeği–(Ek-3) nin kullanılmıştır. Verilerin değerlendirilmesi Statistical Package For Social Science (SPSS) programı kullanılarak yapılmıştır. Çalışmamızda, bakım vericilerin Bakım Verme Yükü Ölçeği puan ortalaması 57.89 ± 15.33 olarak tespit edilmiştir. Bakım vericilerin eğitim durumuna, çocuk sahibi olma durumuna, hastaya olan yakınlık derecesine, hasta ile aynı evde yaşama durumuna, toplam bakım verme süresine, tedavi sürecinde sağlığının etkilenme durumuna, sorumlulukları etkileme durumuna, evlilik ilişkilerinde sorun yaşama durumuna göre, aile ilişkisinde sorun yaşama durumuna göre bakım verme yükü ölçeği puan ortalamalarında istatistiksel olarak anlamlı olduğu tespit edilmiştir (p<0.05). Çalışmamızda Bakım Vericilerin Yaşam Kalitesi Ölçeği'nden elde edilen bulgulara göre yaşam kalitesi ölçeği puan ortalamasına bakıldığında, puan ortalamasının en yüksek olduğu madde yük alt boyutunda olmuştur (26.00 ± 9.75). Ayrıca Bakım Verme Yükü Ölçeği ile Bakım Vericinin Yaşam Kalitesi ölçeği arasında negatif yönde orta güzeyde ilişki olduğu belirlenmiştir.