Early maladaptive schemas
79 theses under this subject heading
Dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu tanısı almış erişkinlerde bilişsel şemalar: Karşılaştırmalı bir çalışma
Bu çalışmada, Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu tanısı almış erişkin bireylerin, bu tanıyı almamış erişkin bireylerle bilişsel şemalar bakımından karşılaştırılması amaçlanmıştır. Bu doğrultuda, örneklem olarak, Ankara ilinin Çankaya ilçesinde özel bir muayenehanede takip edilen, DEHB tanısı konmuş erişkin bireyler ile bu tanıyı almamış erişkinlerden oluşan iki ayrı grup belirlenmiştir. Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu, erken çocukluk döneminde başlayan, etkileri erişkinlik döneminde de devam eden, gelişimsel bir sendromdur. Temel belirtileri; dikkat eksiliği, hiperaktivite ve dürtüsellik olan bu sendrom, bireylerin erişkinlik döneminde de kişiler arası ilişkiler, eğitim ve mesleki beceriler gibi alanlarda zorluk çekmelerine neden olur. Süregelen DEHB semptomlarının varlığı ve birey üzerindeki olumsuz etkileri, bu bireylerde çeşitli bilişsel şemaların gelişmesi aşamasında oldukça önemli bir role sahiptir. Şemalar, insanoğlunun hayatta karşılaştığı birçok olayı değerlendirmesine ve anlamasına yarayan bilişsel yapılar ve mantıksal kategoriler olarak tanımlamışlardır. Bu bağlamda, şema, olaylar karşısında, bireyin çocukluk yaşantılarından itibaren ebeveynleri ve çevresiyle kurmuş olduğu iletişimden elde ettikleri deneyimlerin sonucunda ortaya çıkan duygu ve düşünce kalıplarıdır. Birey oluşturduğu bu duygu ve düşünce kalıpları ile kendisine sunulan yeni uyaranı özümser ve sonucunda eyleme nasıl geçeceğini bu kalıpların yardımıyla belirler. Young, kötü geçen çocukluk sonucu gelişen şemalar başta olmak üzere, bazı şemaların; kişilik bozukluklarının, karakter problemlerinin ve birçok kronik Eksen I bozukluğunun temelinde yatan düşünce yapıları olabileceğini belirtmiştir. Bu bağlamda, bazı şemalar tanımlamış ve bunları "erken dönem uyumsuz şemalar" olarak adlandırmıştır. Çalışmada, Young Şema Ölçeği-Türkçe Kısa Form 3 kullanılarak, DEHB tanısı bulunan erişkinlerle bu tanıyı almamış bireyler, erken dönem uyumsuz şemalar açısından kıyaslanmıştır. YŞÖ-KF3 Türkçe versiyonu, 14 şema ve 5 şema alanını incelemektedir. Çalışma sonuçlarında; klinik örnekleme dâhil olan Erişkin DEHB tanısı almış bireylerde yalnızca Kendini Feda ve Duyguları Bastırma şemalarına ait anlamlı sonuçlar bulunmamıştır. Bu bağlamda, DEHB'li erişkinlerin, bu tanıyı almamış insanlara göre daha güçlü bir biçimde erken dönem uyumsuz şemalarının etkisi altında oldukları söylenebilir. Anahtar kelimeler: Erişkin DEHB, Şema, Erken Dönem Uyumsuz Şemalar, Bilişsel Davranışçı Terapi
Erken dönem uyumsuz şemaların evlilik doyumu ile ilişkisi: Duygulanımın aracı değişken rolü
Bu çalışmanın amacı, evli ya da boşanmış yetişkinlerin erken dönem uyumsuz şemaları ile evliliklerinde yaşadıkları doyum arasındaki ilişkiyi ve bu ilişkideki pozitif ve negatif duygulanımın aracı rolünü incelemektir. Rastgele seçilen, 132'si erkek ve 168'i kadın olmak üzere toplam 300 kişi çalışmaya dahil edilmiştir. Tüm katılanlara, Kişisel Bilgi Formu, Young Şema Ölçeği Kısa Form (YŞÖ-KF3), Pozitif ve Negatif Duygulanım Ölçeği ile Evlilik Yaşam Ölçeği uygulanarak veriler elde edilmiştir. Elde edilen veriler, SPSS 21.0 programı kullanılarak regresyon analizi sonuçlarına göre değerlendirilmiştir. Veriler, üç model çerçevesinde incelenmiştir: İlk modelde erken dönem uyumsuz şema alanları ve evlilik doyumu arasındaki ilişkiye; ikinci modelde pozitif ve negatif duygulanımın evlilik doyumu ile ilişkisine; üçüncü modelde ise şema alanları ve evlilik doyumu arasındaki ilişkide, duygulanımın aracı değişken rolüne bakılmıştır. Araştırma bulguları, erken dönem uyumsuz şema alanlarından, duygusal yoksunluk, başarısızlık, karamsarlık, sosyal izolasyon, duyguları bastırma, onay arayıcılık, iç içe geçme/bağımlılık, ayrıcalıklılık/yetersiz özdenetim, terk edilme, kusurluluk, tehditler karşısında dayanıksızlık ve yüksek standartların, evlilik doyumunun anlamlı birer yordayıcısı olduğunu göstermiştir. Pozitif ve negatif duygulanım da evlilik doyumunu anlamlı bir şekilde yordamıştır. Araştırma sonuçları bize; erken dönem uyumsuz şemaların, evlilik doyumu ile olumsuz bir ilişkisi olduğunu, bireylerin pozitif ve negatif duygulanımlarının bu ilişkiyi anlamlı bir şekilde etkilediğini göstermektedir.
Çocukluk dönemi örselenme yaşantıları ile erken dönem uyumsuz şemalar arasındaki ilişkinin incelenmesi
Bu çalışmada, çocukluk dönemi örselenme yaşantıları ile erken dönem uyumsuz şemalar arasındaki ilişkinin değerlendirilmesi amaçlanmıştır.Aynı zamanda YŞÖ-KF3 ile ÇÖYÖ-KF alt boyutlarının çeşitli sosyodemografik değişkenlere göre farklılaşıp farklılaşmadığı incelenmiştir.Araştırmanın örneklemini 2017-2018 yılında Kütahya Dumlupınar Üniversitesi'nde öğrenim gören 415 (147 Kadın, 268 Erkek) öğrenci oluşturmuştur. Katılımcılara Sosyodemografik Bilgi Formu, Young Şema Ölçeği Kısa Form-3 (YŞÖ-KF3) ve Çocukluk Dönemi Örselenme Yaşantıları Ölçeği Kısa Formu (ÇÖYÖ-KF) uygulanmıştır.Tüm veriler SPSS 24 programı ile analiz edilmiştir.Veriler normal dağılım gösterdiğinden parametrik analiz yöntemleri kullanılmıştır.Elde edilen bulgulara göre; YŞÖ-KF3 ile ÇÖYÖ-KF'nin alt boyutları arasında pozitif yönlü ve istatistiksel olarak anlamlı ilişkiler bulunmuştur.ÇÖYÖ-KF Duygusal İhmal alt boyutu puan ortalamaları çeşitli sosyodemografik değişkenlere göre anlamlı farklılık göstermiştir.YŞÖ-KF3'nin alt boyutları puan ortalamaları da çeşitli sosyodemografik değişkenlere göre anlamlı farklılık göstermiştir. Elde edilen bulgular ilgili literatür temelinde tartışılmış ve önerilerde bulunulmuştur.
İhmal ve istismar mağduru ergenlerde psikolojik destek alma tutumları ve terapötik işbirliğinin psikopatolojik özellikler ve şemalarla ilişkisi
Bu çalışmada, ihmal ve istismar mağduru gençlerin psikolojik destek almaya yönelik tutum ve terapötik işbirliği ile psikopatolojik özellikleri ve erken dönem uyumsuz şemaları arasındaki ilişki araştırılmıştır. Çalışmaya 12-18 yaşlarında ihmal ve istismar mağduru 65 kız çocuğu katılmıştır. Örnekleme uygulanan "Belirti Tarama Testi (SCL90-R)" ile "Psikolojik Destek Almaya Yönelik Tutum Ölçeği-Kısa Form (PYAİTÖ-KF)" ve "Terapötik İttifak Ölçeği-Hasta Formu (TİÖ-HF)" ölçekleri arasındaki ilişki analizinin sonucunda; "Kişilerarası Duyarlılık", "Anksiyete", "Somatizasyon", "Paranoid Düşünceler" ve "Obsesif Kompulsif Belirtiler" arttıkça psikolojik yardım alma tutumlarının ve terapötik işbirliğinin olumsuz etkilendiği ortaya çıkmıştır. "Young Şema Ölçeği-Kısa Form3 (YŞÖ-KF3)" ile PYAİTÖ-KF ve TİÖ-HF ölçekleri arasında uygulanan diğer bir ilişki analizi sonucunda; "Onay Arayıcılık/Tanınma Arayıcılık" şemasının ve "Cezalandırıcılık/Acımasızlık" şemalarının psikolojik destek tutumlarını olumlu etkilediği; "Duygusal Yoksunluk" şemasının terapide ortak amaçların belirlenmesine yardımcı olduğu; "Cezalandırıcılık/Acımasızlık" şemasının da, terapötik amaç, bağ ve görev işbirliğinin her birinde artışa yol açtığı; "Onay Arayıcılık/Tanınma Arayıcılık" şemasının da terapötik bağı arttırdığı sonuçlarına ulaşılmıştır.
Panik bozukluğu hastalarında erken dönem uyum bozucu şemalar ve şema sürdürücü başa çıkma davranışlarının şema terapi modeli çerçevesinde incelenmesi
Araştırmanın temel soruları çerçevesinde, panik bozukluğu hastalarında gözlenen uyum bozucu şemalar ve kullandıkları başa çıkma davranışları (şemadan kaçınma ve aşırı telafi) incelenmiştir. Malatya eğitim ve araştırma hastanesi psikiyatri kliniğinde panik bozukluğu tanısı alan DSM 5 tanı ölçütlerini karşıladığı belirlenen panik bozukluğu yaşayan bireylerin (n=30) ve panik bozukluğu tanısı alan bireylerle benzer yaş, cinsiyet ve demografik özellikler gösteren karşılaştırma grubu (n=34) araştırmanın örneklemini oluşturmaktadır. Araştırmada veri toplama araçları olarak kişisel bilgi formu, Young şema ölçeği Kısa Form-3, Young telafi ölçeği ve Young- Rygh kaçınma ölçeği uygulanmıştır. Araştırmanın temel sorularını yanıtlamak amacıyla bir dizi Ki kare, t testi ve Mann Whtiney U test analizleri yapılmıştır. Analiz sonuçları panik bozukluğu tanısı alan grubun karşılaştırma grubuna kıyasla Young Şema Ölçeği Kısa Form-3, Young telafi ölçeği ve Young- Rygh kaçınma ölçeklerinin birçok alt boyutundan yüksek puan aldıklarını göstermiştir. Panik bozukluğu tanılı bireyler kontrol grubuna kıyasla başarısızlık, karamsarlık, tehditler karşısında dayanıksızlık, iç içe geçme şema boyutlarında daha yüksek puanlar almışlardır. Young telafi ölçeği alt boyutları bakımından gruplar arasında anlamlı fark saptanamamış ancak panik bozukluğu tanılı katılımcıların Young telafi ölçeği alt boyutlarından eleştiriye tahammülsüzlük puanlarının kontrol grubundakilere göre daha yüksek olma eğiliminde olduğu görülmüştür. Young kaçınma ölçeği alt boyutlarından psikosomatizm ve sıkıntıyı Yok Sayma alt boyutundan da anlamlı derecede daha yüksek puanlar aldıkları görülmüştür. Anahtar kelimeler: erken dönem uyum bozucu şemalar, şema kaçınması, şema telafisi, panik bozukluğu
Madde bağımlılarının erken dönem uyumsuz şemaları ve işlev bozucu baş etme biçimleri: Şema terapi perspektifinde bir inceleme
Bu araştırmada belirlenen temel sorular çerçevesinde madde bağımlılarının çeşitli demografik özellikleri, erken dönem uyum bozucu şemaları ve işlev bozucu başa çıkma biçimleri incelenmiştir. Araştırma Konya' da madde bağımlılarının hastane sonrasında sosyal rehabilite çalışmalarını yürüten Sosyal Rehabilitasyon Derneğinde yürütülmüştür. Araştırmaya 50 madde bağımlısı olan kişi ve 50 tane de madde kullanmayan kişi katılmıştır. Araştırmada hem olgu grubunun hem de karşılaştırma grubunun cinsiyet özellikleri, yaşları ve araştırmaya katılan kişi sayıları benzerdir. Bu çalışmada demografik bilgi formu, Young Şema Ölçeği Kısa Formu 3, Young Rygh Kaçınma Ölçeği ve Young Telafi Ölçeği kullanılmıştır. Araştırmanın temel sorularına cevap bulmak için ki kare ve t testi kullanılmıştır. Yapılan analizler neticesinde madde bağımlısı olan grubun karşılaştırma grubuna kıyasla YŞÖ KF-3, YR-KÖ ve YTÖ ölçeklerinden anlamlı olarak yüksek puan aldıkları tespit edilmiştir. Madde bağımlısı olan grup karşılaştırma grubuna göre tüm şema boyutlarından ve kaçınma ile telafi ölçeklerinde yer alan tüm alt boyutlardan anlamlı olarak daha yüksek puan almıştır. Anahtar Kelimeler: erken dönem uyum bozucu şemalar, kaçınma baş etme biçimi, aşırı telafi
Erken dönem uyumsuz şemalar ile cinsel yaşam kalitesi ve ilişki doyumu arasındaki ilişkinin incelenmesi
Bu çalışmanın amacı Erken Dönem Uyumsuz Şemalar ile Cinsel Yaşam Kalitesi ve İlişki Doyumu arasındaki ilişkiyi incelemektir. 226'sı kadın, 122'si erkek olmak üzere 348 kişi uygun örnekleme yöntemiyle seçilerek çalışmaya dahil edilmiştir. Katılımcılara ; Kişisel Bilgi Formu, Young Şema Ölçeği- Kısa Form (YŞÖ-KF3), Cinsel yaşam Kalitesi Ölçeği- Kadın Formu (CYKÖ-Kadın), Cinsel Yaşam Kalitesi Ölçeği- Erkek Formu (CYKÖ-Erkek) ve İlişki Doyum Ölçeği uygulanmıştır. Elde edilen veriler SPSS 26.0 programı ile Bağımsız Örneklem t Testi, Pearson Korelasyon Analizi, Çoklu Doğrusal Regresyon Analizi ve Tek Yönlü Varyans Analizi (ANOVA) kullanılarak analiz edilmiştir. Araştırma sonuçlarına göre; Duygusal Yoksunluk, Karamsarlık, Onay Arayıcılık ve İç İçe Geçme/Bağımlılık alt boyutlarının İlişki Doyumunu anlamlı düzeyde yordadığı, şema alt boyutlarının tümünün İlişki Doyumundaki varyansın %21'ini açıkladığı bulunmuştur. Duygusal Yoksunluk ve İç İçe Geçme /Bağımlılık alt boyutlarının Cinsel Yaşam Kalitesini anlamlı düzeyde yordadığı, şema alt boyutlarının tümünün Cinsel Yaşam Kalitesindeki varyansın %26'sını açıkladığı bulunmuştur. Şema alt boyutları ile cinsiyet ve medeni duruma göre anlamlı farklılıklar bulunmuştur. Bulgular tartışılmış ve alanda çalışan araştırmacılara önerilerde bulunulmuştur. Anahtar Kelimeler: Erken Dönem Uyumsuz Şemalar, İlişki Doyumu, Cinsel Yaşam Kalitesi, Cinsellik
Öğretmenlerin erken dönem uyumsuz şemalarının, kişilerarası ilişki tarzları ve yalnızlıkları arasındaki ilişkilerinin incelenmesi
Bu araştırmada, Gaziantep ili Şehitkamil ve Şahinbey'de bulunan random yöntemiyle belirlenmiş 15 ilkokulda halihazırda görev yapmakta olan sınıf öğretmenlerinin erken dönem uyumsuz şemalarının, kişilerarası ilişki tarzları ve yalnızlıkları arasındaki ilişkilerinin incelenmesi amaçlanmıştır. Araştırmadaki çalışma grubunu 2018 - 2019 eğitim ve öğretim yılında belirlenen ilkokullarda görev yapmakta olan 427 sınıf öğretmeni oluşturmaktadır. Katılımcıların 234 kişisini Şehitkamil, 191 kişisini Şahinbey ilçesinde bulunan sınıf öğretmenleri oluşturmaktadır. Katılımcıların kişisel bilgilerine erişmek için ''Kişisel Bilgi Formu'', erken dönem uyumsuz şemalarının ölçülebilmesi için ''Young Şema Ölçeği-Kısa Form 3 (YŞÖ-KF3)'', yalnızlık düzeyinin ölçülmesi için ''UCLA Yalnızlık Ölçeği'', kişilerarası ilişki tarzlarını ölçebilmek için ''Kişilerarası Tarz Ölçeği (KTÖ)'' kullanılmıştır. Verilerin analizinde 't Testi' , 'Tek Yönlü ANOVA' ve 'Pearson Korelasyon Katsayısı' yöntemlerinden yararlanılmıştır. Yapılan analizler sonucunda, erken dönem uyumsuz şemalar ile kişilerarası ilişki tarzları arasında pozitif yönde anlamlı bir ilişki bulunmuştur. Erken dönem uyumsuz şemalar ile yalnızlık düzeyleri arasındaki ilişki incelendiğinde pozitif yönde anlamlı bir ilişki olduğu saptanmıştır. Kişilerarası ilişki tarzları ile yalnızlık düzeyleri arasındaki ilişkiye bakıldığında da pozitif yönde anlamlı ilişki bulunmuştur. Elde edilen bulgulardan hareketle; sınıf öğretmenlerinin uyumsuz şemalarının şiddeti arttıkça kişilerarası ilişki tarzları ve yalnızlık düzeyleri de artmaktadır, denilebilir. Araştırmanın sonucunda elde edilen bulgulardan hareketle okul psikolojik danışmanlarının okul idaresi, öğretmenler, öğrenciler, veliler ve okul çevresi ile iş birliği içerisinde gerçekleştirebileceği eğitim ve etkinlikler sağlıklı çocukluk dönemi ve uyumlu ilişki tarzları ile bunun sonucu olarak yalnızlık düzeyinin azalması açısından önem arz etmektedir. Anahtar Kelimeler: Erken Dönem Uyumsuz Şemalar, Yalnızlık, Kişilerarası İlişki Tarzları, Öğretmen
Yetı̇şkı̇n bı̇reylerde karanlık üçlü kı̇şı̇lı̇k özellı̇klerı̇nı̇n yordanmasında erken dönem uyumsuz şemaların rolü
Karanlık üçlü kişilik özellikleri bireylerde narsisizmi psikopati ve makyavelizm alt boyutlarından oluşmaktadır. Karanlık kişilik, kötücülük kişilik özelliklerinden oluşur. Bu bireyler hile, aldatma ve manipülasyonlara eğilimlidir. Araştırmada erken dönem uyumsuz şemaların karanlık üçlü kişilik özelliklerindeki rolü incelenmektedir. Araştırmanın örneklemi 18-55 yaş arasındaki 635 katılımcıdan oluşmaktadır. Veriler toplanırken Young Şema Ölçeği- Kısa Form 3 (YŞÖ- KF 3), Kısaltılmış Karanlık Üçlü ölçeği ve araştırmanın demografik değişkenlerinin bulunduğu kişisel bilgi formu kullanılmıştır. Araştırmada yordayıcı korelasyon desen kullanılmıştır. Korelasyon düzeyinin anlamlı çıktığı görüldüğünde regresyon analizinden yararlanılmıştır. Araştırmada erken dönem uyumsuz şemalar ile karanlık üçlü arasındaki ilişkiler incelendiğinde anlamlı ilişkiler saptanmıştır. Erken dönem uyumsuz şemaların karanlık üçlü kişiliğin bir yordayıcısı olduğu bulunmuştur. 14 şema boyutunun narsisizmi %29, psikopatiyi %18, makyavelizmi ise %19 oranda açıkladığı bulunmuştur. Özellikle yüksek standartlar ve yetersiz öz denetim şemalarının hem narsisizm, hem makyavelizm hem de psikopatide ilişkili olduğu görülmüştür. Araştırma sonuçlarının alandaki diğer araştırmalar ile tartışılması sonucu tutarlı olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Araştırma ile ilgili öneri ve değerlendirmeler yapılmıştır. Anahtar Sözcükler: Erken Dönem Uyumsuz Şemalar, Karanlık Üçlü Kişilik Özellikleri, Makyavelizm, Narsisizm, Psikopati.
Yetişkin bireylerde ilişki istikrarının yordanmasında duygusal zeka ve erken dönem uyumsuz şemaların rolü
Bu araştırmada yetişkin bireylerde ilişki istikrarının yordanmasında duygusal zeka ve erken dönem uyumsuz şemaların rolünün incelenmesi amaçlanmıştır. Araştırma yöntemi olarak nicel araştırma yöntemlerinden ilişkisel tarama modeli kullanılmıştır. Araştırmanın örneklemini 201 kadın (%77.6) ve 58 erkek (%22.4) olmak üzere toplam 259 katılımcı oluşturmaktadır. Araştırmada veri toplama aracı olarak Kişisel Bilgi Formu, İlişki İstikrarı Ölçeği, Duygusal Zekâ Ölçeği ve Young Şema Ölçeği- Kısa Form 3 (YŞÖ- KF 3) kullanılmıştır. Araştırma sonuçlarında katılımcıların cinsiyetlerine göre ilişki doyumu, ilişki yatırımı, bağlanım boyutlarında gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmadığı sonucuna ulaşılmıştır. İlişki süresine göre ilişki doyumu, bağlanım ve seçeneklerin niteliğini değerlendirme düzeylerinde de gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmazken, ilişki yatırımı boyutunda gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmuştur. Son olarak katılımcıların yaş gruplarına göre ilişki doyumu düzeylerinde istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmuştur. Bu farkın kaynağını belirlemek için yapılan Post-Hoc Scheffe Testi sonucuna göre 18-28 yaş arasındaki bireylerin ilişki doyumu ortalamaları 29-38 yaş grubundaki bireylere göre daha yüksektir. İlişki süresine göre ilişki istikrarı incelendiğinde ise alt boyutlardan yalnızca ilişki yatırımı arasında anlamlı farklılık olduğu görülmüştür. Bu farklılığın kaynağı araştırıldığında ise ilişki süresi 6 yıl ve üzeri olan grubun ilişki süresi 1-5 yıl olan gruba göre daha yüksek anlamlı ortalamaya, 1-5 yıl olan grubun ise 1 yıldan daha az ilişki süresi olan gruba göre daha yüksek ve anlamlı olduğu sonucuna ulaşılmıştır. İlişki doyumunu en fazla duygusal zekânın iyimserlik boyutunun yordadığı; onu sırayla erken dönem uyumsuz şemalardan duygusal yoksunluk, başarısızlık ve duyguları ifade etmenin izlediği, diğer bağımsız değişkenlerin yordayıcı etkilerinin istatistiksel olarak anlamlı olmadığı sonucuna ulaşılmıştır. Anahtar Sözcükler: Duygusal zekâ, erken dönem uyumsuz şemaları, ilişki istikrarı, romantik ilişki, yetişkin.
Borderline kişilik özelliklerinin şema mod modeli çerçevesinde incelenmesi
Bu araştırmada, borderline kişilik özelliklerinin klinik olmayan bir örneklemde Şema Terapi Mod modeli çerçevesinde incelenmesi amaçlanmıştır. Bu amaç doğrultusunda işlevsiz ebeveyn modları, çocuk modları, uyum bozucu başa çıkma modları ve Sağlıklı Yetişkin modunun borderline kişilik özellikleri üzerindeki yordayıcı rolüne bakılmıştır. Bunun yanı sıra borderline kişilik özellikleri erken dönem uyumsuz şema alanları ve şema modları açısından değerlendirilmiştir. Araştırmanın örneklem grubunu 18-65 yaş arasında 437 kadın ve 107 erkek olmak üzere 544 katılımcı oluşturmaktadır. Araştırma verileri, demografik bilgi formu, Şema Mod Envanteri Versiyon-3 (ŞME), Young Şema Ölçeği-Kısa Form 3 (YŞÖ-KF3) ve Borderline Kişilik Envanteri (BKE) ölçüm araçları aracılığıyla toplanmıştır. Analizlere geçilmeden önce katılımcılar BKE'de belirtilen kesme puanına göre Yüksek Risk Grubu ve Düşük Risk Grubu olmak üzere iki gruba ayrılmıştır. Katılımcıların erken dönem uyumsuz şemalar ve şema modları açısından farklılık gösterip göstermediğini değerlendirmek için yapılan Tek Yönlü Çok faktörlü Varyans Analiz (MANOVA) bulguları, Yüksek Risk Grubu'nun tüm şema alanlarında düşük risk grubuna göre daha yüksek puan aldığını göstermiştir. Kadın katılımcılar Zedelenmiş Otonomi ve Yüksek Standartlar şema alanlarında erkek katılımcılardan daha yüksek puan almıştır. Bunun yanı sıra Yüksek Risk Grubu'nun tüm uyumsuz modlardan Düşük Risk Grubu'na göre daha yüksek, adaptif modlardan daha düşük puan aldığı bulunmuştur. Yürütülen bağımsız örneklemler için t-testi bulguları, borderline şiddetinin kadınlarda daha yüksek olduğunu göstermiştir. Araştırmada şema modlarının borderline kişilik özelliklerini yordayıcı etkilerini incelenmek amacıyla hiyerarşik regresyon analizi yürütülmüştür. Analiz bulgularına göre, Öfkeli Çocuk, Dürtüsel Çocuk, Kopuk Korungan, Kopuk Kendini Yatıştırıcı ve Sağlıklı Yetişkin modları borderline kişilik özelliklerinin yordayıcıları olarak bulunmuştur. Analiz edilen bu model, borderline kişilik özelliklerinin görülme varyansının %56.8'ini açıklamaktadır. Diğer taraftan Cezalandırıcı Ebeveyn modu tek başına borderline kişilik özelliklerinin görülme varyansının %29.5'ini açıklamıştır. Sonuç olarak, Borderline Kişilik Bozukluğu kuramsal Mod modelinin kısmen doğrulandığı görülmüştür. Kuramsal çerçeveyi ve uygulamaları destekleyen bu bulgular, alanyazın çerçevesinde tartışılmıştır. Anahtar Kelimeler: Borderline Kişilik Özellikleri, Şema Modları, Erken Dönem Uyum Bozucu Şemalar, Şema Terapi, Şema Mod Model
Ortaokul öğrencilerinin erken dönem uyumsuz şemaları ile duygu düzenleme yöntemleri arasındaki ilişkinin incelenmesi
Bu araştırmanın amacı, Burdur ilinde öğrenim gören ortaokul öğrencilerinin erken dönem uyumsuz şemaları ile duygu düzenleme yöntemleri arasındaki ilişkiyi ortaya çıkarmak ve öğrencilere ait bazı değişkenlere göre ölçeklerden elde edilen puanlar arasında istatistiksel olarak anlamlı düzeyde farklılaşmanın olup olmadığını belirlemektir. Araştırmada ilişkisel tarama modeli kullanılmıştır. Araştırmanın çalışma grubunu, 2017-2018 öğretim yılında Burdur merkezinde öğrenim gören 1629 öğrenci oluşturmaktadır. Araştırmanın verileri, "10-16 Yaş Çocuk ve Ergenler İçin Erken Dönem Uyumsuz Şema Ölçekler Takımı (ÇEŞÖT)", "Ergenler İçin Duygu Düzenleme Ölçeği (EİDDÖ)" ve araştırmacı tarafından geliştirilen "Kişisel Bilgi Formu" ile toplanmıştır. ÇEŞÖT'ün Cronboach alfa güvenirlik katsayısı .92 olarak hesaplanmıştır. EİDDÖ'nün ise Cronboach alfa güvenirlik katsayısı .68 olarak hesaplanmıştır. Verilerin çözümlenmesinde, frekans, yüzde, aritmetik ortalama, standart sapma, Independent-Samples t testi, One Way ANOVA, Pearson Momentler Çarpım Korelasyonu, Doğrusal Regresyon Analizi- Stepwise Tekniği kullanılmıştır. Araştırma sonuçlarına göre erkek öğrencilerde uyumsuz şemaların daha fazla olduğu ve cinsiyete göre alt boyutlarda anlamlı düzeyde faklılık olduğu görülmektedir. Duygu düzenleme yöntemlerinin cinsiyete göre alt boyutlarda anlamlı düzeyde faklılık olduğu görülmüştür. Öğrencilerin erken dönem uyumsuz şemaları anne ve baba eğitim düzeyine göre farklılaşmaktadır ve eğitim seviyesi yükseldikçe uyum bozucu şemaların varlığı azalmaktadır. Öğrencilerin uyumsuz şemaları anne ve baba mesleğine göre de anlamlı farklılaşmaktadır. Elde edilen bir diğer bulgu anne-baba mesleğine göre öğrencilerde duygu düzenleme yöntemlerinden sadece içsel işlevsel duygu düzenleme yönteminde anlamlı farklılık ortaya çıkmıştır. Bir diğer bulgu anne-baba eğitim düzeyine göre öğrencilerde duygu düzenleme yönteminde anlamlı farklılık ortaya çıkmıştır. Erken dönem uyumsuz şemalar ile duygu düzenleme yöntemleri arasındaki ilişki incelendiğinde orta ya da düşük düzeyde ilişki bulunmuş ve ilişkinin yönü alt boyutlara göre değişiklik göstermiştir. Son olarak uyumsuz şemaların duygu düzenleme yöntemlerini yordama düzeyi incelenmiş ve "Zedelenmiş Özerklik ve Performans" şema alanı ve "Başkalarına Yönelimlilik" şema alanının varyansın %33'ünü açıkladığı, "Kopukluk ve Reddedilmişlik" şema alanının ise varyansın %21'ini açıkladığı görülmüştür. Ayrıca işlevsel olmayan duygu düzenleme yöntemlerinin farklı uyumsuz şemaları yordadığı görülmüştür.
Erken dönem uyumsuz şemaların sınav kaygısını yordayıcılığının incelenmesi
Erken dönem uyumsuz şemalar bireyin çocukluk ve ergenlik döneminde yaşantıları yoluyla edindiği anı, fiziksel duyum, duygu ve bilişlerden oluşan bireyin benliği ile uyumsuz, zamanla işlevsizleşmiş zihinsel örüntülerdir. Erken dönem uyumsuz şemaların başta kaygı bozuklukları, depresyon, kişilik bozuklukları, madde bağımlılıkları olmak üzere birçok ruh sağlığı sorunuyla ilişkili olduğu düşünülmektedir. Sınav sürecinde ve öncesinde bireyin yaşadığı, performansı etkileyen; zihinsel, bedensel ve duygusal semptomları olan bir kaygı sorunu olarak sınav kaygısı özellikle eğitim hayatındaki bireyler arasında prevelansı en yüksek psikolojik sorun olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu çalışmada bireyin erken dönem uyumsuz şemalarının sınav kaygısını yordayıcılığı incelenmiştir. Araştırma ilişkisel tarama modelinde düzenlenmiş olup Çukurova üniversitesinde eğitim gören 18 yaşının üstünde, araştırma formları doldurulduktan sonraki 6 ay içinde Ölçme, Seçme ve Yerleştirme Merkezi'nin (ÖSYM) düzenlediği ulusal ve merkezi herhangi bir sınava girecek 444 katılımcıyla yürütülmüştür. Araştırmada, araştırmacı tarafından ilgili literatür kapsamında geliştirilen '' Kişisel Bilgiler Formu'', ''Young Şema Ölçeği Kısa Form 3 (YŞÖ-KF3)'' ve ''Westside Sınav Kaygısı Ölçeği (WSKÖ) '' kullanılmıştır. Form toplam 113 madde ve 3 bölümden oluşmaktadır. Araştırmanın veri analizi sonucunda; katılımcıların sınav kaygısı düzeyinin; cinsiyet, yaş, sınav türü, eğitim kademesi demografik değişkenlerinde anlamlı olarak farklılaştığı ancak algılanan ebeveyn tutumları, gelir ve doğum sırası demografik değişkenleri arasında anlamlı bir farklılaşma olmadığı bulgusuna ulaşılmıştır. Yapılan korelasyon analizi sonucunda erken dönem uyumsuz şemaların tamamı ile sınav kaygısı arasında pozitif yönde anlamlı bir ilişki olduğu gözlenmiştir. Sınav kaygısı ve şemaların korelasyonu incelendiğinde; başarısızlık, iç içe geçme/bağımlılık, dayanıksızlık, terk edilme, kusurluluk, sosyal izolasyon / güvensizlik, onay arayıcılık, karamsarlık ve cezalandırma uyumsuz şemaları ile sınav kaygısı arasında orta düzeyde ve pozitif yönde anlamlı bir ilişki olduğu; Duygusal yoksunluk, kendini feda, duyguları bastırma, ayrıcalıklılık / yetersiz özdenetim ve yüksek standartlar uyumsuz şemaları sınav kaygısı ile düşük düzeyde pozitif yönde anlamlı bir ilişki olduğu gözlendi. Ayrıca verilerin doğrusal regresyon analizi yapıldığında başarısızlık, iç içe geçme/bağımlılık, tehditler karşısında dayanıksızlık, terk edilme, kusurluluk, sosyal izolasyon / güvensizlik, onay arayıcılık, karamsarlık, cezalandırma, yüksek standartlar, ayrıcalılık / yetersiz özdenetim, kendini feda şemalarının bireyin sınav kaygı düzeyinin anlamlı yordayıcısı olduğu bulunmuştur. Aşamalı doğrusal regresyon analizi yapıldığında ise sınav kaygısını en çok sırasıyla karamsarlık, başarısızlık ve cezalandırılma şemalarının anlamlı yordadığı gözlenmiştir. Yordayıcılığın incelendiği karamsarlık, başarısızlık ve cezalandırılma şemalarından oluşan model toplam varyansın % 31,3'ünü açıklamaktadır.
Majör depresif bozukluk tanısı almış bir grup hastada erken dönem uyumsuz şemaların incelenmesi
Bu çalışmada, klinik örneklem grubu olarak Majör Depresif Bozukluk (MDB) tanısı almış bir grup hastanın, erken dönem uyumsuz şemalarının şiddetinin çeşitli değişkenlere göre sağlıklı kontrol grubuyla karşılaştırılarak incelenmesi amaçlanmıştır. 20 Ocak 2021-28 Şubat 2021 tarihleri arasında, Adana Dr. Ekrem Tok Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Hastanesi Psikiyatri polikliniğine başvuran ve birincil tanısı DSM-V'e göre MDB olan, basit şeçkisiz örnekleme yöntemi ile seçilmiş 100 hasta ve sosyodemografik özellikler bakımından benzer 50 sağlıklı kontrol grubu ile gerçekleştirilmiştir. Katılımcılara sırasıyla, Sosyodemografik ve Klinik Veri Formu, Beck Depresyon Envanteri (BDE), İntihar Düşüncesi Ölçeği (İDÖ) ve Young Şema Ölçeği Kısa Form-3 (YŞÖ-KF-3) uygulanmıştır. Elde edilen veriler, SPSS Verslon 21.00 Windows paket programı ile değerlendirilmiştir. MDB tanılı hastaların, BDE toplam ölçek puanı ortalaması, sağlıklı bireylerin ölçek ortalama puanlarından anlamlı bir şekilde daha yüksek olduğu saptanmıştır (p=0.001). Aynı şekilde YŞÖ-KF-3 tüm alt ölçek puanı ortalaması, MDB tanılı hastalarda sağlıklı bireylere kıyasla anlamlı bir şekilde daha yüksek olduğu saptanmıştır (p=0.001). MDB hastalarının BDE puan ortalaması ile YŞÖ-KF-3 alt boyutlardan duygusal yoksunluk, başarısızlık, karamsarlık, sosyal izolasyon/güvensizlik, duyguları bastırma, iç içe geçme/bağımlılık, ayrıcalık/yetersiz özdenetim, kendini feda etme, terk edilme, cezalandırılma, kusurluluk, hastalıklar/tehditler karşısında dayanıksızlık ve yüksek standartlar ölçek puanı ortalamaları arasında pozitif yönlü anlamlı ilişkilerin olduğu bulunmuştur (r=.50; p<0.01; r=.58; p<0.01; r=.55; p<0.01; r=.63; p<0.01; r=.54; p<0.01; r=.51; p<0.01; r=.32; p<0.01; r=.34; p<0.01; r=.45; p<0.01; r=.42; p<0.01; r=.5572; p<0.01; r=.44; p<0.01; r=.21; p<0.05). Benzer şekilde MDB hastalarının BDE puan ortalaması ile YŞÖ-KF-3 şema alanlarından zedelenmiş otonomi, kopukluk, diğeri yönelimlilik ve zedelenmiş sınırlar ölçek puanı ortalamaları arasında pozitif yönlü anlamlı ilişkilerin olduğu saptanmıştır (r=.65; p<0.01; r=.75; p<0.01; r=.44; p<0.01; r=.32; p<0.01). Son olarak intihar girişimi olan MDB hastalarının da YŞÖ-KF-3 puanı intihar girişimi olmayan MDB hastalarının YŞÖ-KF-3 puanından anlamlı bir şekilde yüksek olduğu bulunmuştur (p=0.001). Araştırmaya katılan bireylerin ortalama BDE puanı (31,24) hastaların belirgin düzeyde depresif duygudurumuna sahip olduğunu göstermektedir. Depresif belirti düzeyi arttıkça şemaların aktivasyonu da artmaktadır. Elde edilen bu sonuçlar, alanyazındaki birçok çalışmanın sonuçları ile uyumlu olduğu görülmüştür.
Üniversite öğrencilerinde erken dönem uyumsuz şemalar, mizah tarzları ve psikolojik uyum arasındaki ilişkinin incelenmesi
Bu araştırma, erken dönem uyumsuz şemalar, mizah tarzları ve psikolojik uyum arasındaki ilişkileri incelemek ve mizah tarzlarının erken dönem uyumsuz şemaları ile psikolojik uyum arasındaki ilişkide aracı rolü olup olmadığını belirlemek amacıyla yapılmıştır. Bu çalışma korelasyonel (ilişkisel) nitelikte olan kesitsel bir araştırmadır. Araştırma örneklemi; 2021-2022 yılında Çukurova ve Çağ Üniversitelerinde öğrenimine devam eden, 18-45 yaş arası (ort. =21.36, S=2,51), 292'si kız 116'sı erkek olmak üzere toplam 408 üniversite öğrencisinden oluşmaktadır. Araştırmada veri toplamak amacıyla Young Şema Ölçeği (YŞÖ-KF3), Depresyon, Anksiyete ve Stres Ölçeği (DASÖ-21) ve Mizah Tarzları Ölçeği (MTÖ) ölçme araçları ve araştırmacı tarafından hazırlanan Kişisel Bilgi Formu kullanılmıştır. Toplanan veriler, Pearson Momentler Çarpımı Korelasyon Analizi ve Çoklu Aracılık Analizi yöntemleri kullanılarak analiz edilmiştir. Araştırma sonucunda kendini geliştirici mizah tarzının, kopukluk ve zedenmiş otonomi şema alanları ile psikolojik uyum arasında aracı rolü olduğu bulunmuştur. Kendini yıkıcı mizah tarzının ise kopukluk ve zedelenmiş otonominin yanı sıra diğeri yönelimlilik şema alanı ile psikolojik uyum arasında aracı rolü olduğu saptanmıştır. Araştırma sonuçları ilgili literatür aracılığı ile tartışılmış, sonuçlara yönelik olası açıklamalar yapılmıştır. Araştırmanın sınırlılıkları ve gelecekte yapılacak olan çalışmalar için öneriler belirtilmiştir.
The relationship between early maladaptive schemas, perceived maternal parenting style, emotion regulation difficulties and psyhological well-being
Although many studies have elaborated the relationships between early maladaptive schemas, perceived maternal parenting style and psychopathology regarding Young's Schema Theory, few researches examined the relations of these dynamics with emotion regulation difficulties. Therefore, the purpose of the present study was (1) to examine possible effects of demographic variables on schema domains, maternal parenting style, emotion regulation difficulties and psychological symptoms; (2) to investigate the relationships between perceived maternal parenting style, schema domains, difficulties in emotion regulatory processes and psychological distress level; (3) to determine predictive factors of schema domains, emotion regulation difficulties and psychopathology. The sample of the study consisted of 372 individuals who were mostly recruited from the Doğuş University (285). Young Schema Questionnaire- Short Form 3 (YSQ-SF3), Young Parenting Inventory (YPI), Difficulties in Emotion Regulation Scale (DERS) and Brief Symptom Inventory (BSI) were administered to participants. In order to investigate the research question, a separate set of MANOVAs, ANOVAs, t- tests, bivariate correlation and hierarchical regression analyses were conducted. Results of MANOVA yielded that females had lower scores in Disconnection schema domains while they obtained higher score in Clarity subscale of DERS than males. Besides, younger participants had higher scores in this Clarity subscale, compared to older ones. The zero order correlations indicated a number of significant correlations between measures of the study, which was consistent with the previous findings. The hierarchical analyses revealed that negative maternal parenting behaviors were significant predictor of all schema domains. Regarding Goal subscale of DERS, the negative maternal parenting and Impaired Autonomy positively predicted difficulties in engaging goal-directed behaviors during negative emotional state, whereas Disconnection was negatively predicted difficulties in engaging goal-directed behaviors. In terms of Strategy and Impulse subscales of DERS, the negative maternal parenting and Impaired Autonomy were positively associated with difficulties in using effective strategies and controlling impulsive behaviors when experiencing negative affect, Impaired Limits appeared as negatively associated factor for Strategy and Impulse subscale. The significant predictor of Non-Acceptance subscale of DERS was found as Impaired Autonomy. Regarding Clarity and Awareness subscales, Disconnection was positively predicted difficulties in being clear and aware of negative emotions, whereas Other-Directedness was negatively predicted difficulties in Clarity and Awareness subscales. Finally, perceived negative maternal parenting style, Impaired Autonomy and Disconnection schema domains were positively associated with psychological symptoms, while Impaired Limits was negatively associated with psychological distress level. On the contrary of expectations, emotion regulation difficulties were not appeared as significant predictors of general psychological disturbances in spite of the fact that the zero-order correlation analyses found significant association between them. These results were discussed regarding potential limitations and future suggestions. Keywords: Early maladaptive schemas, perceived maternal parenting styles, emotion regulation difficulties, psychological symptoms.
Üniversite öğrencilerinde sigara kullanan ve kullanmayanların erken dönem uyum bozucu şemalar ve ebeveynlik biçimleri açısından karşılaştırılması
Araştırmanın amacı, üniversite öğrencilerinde sigara kullanan ve kullanmayan gruplar arasında karşılaştırma yapılarak, erken dönem uyum bozucu şemalar ve ebeveynlik biçimleri arasında anlamlı fark ortaya çıktığını tespit etmektir. Sigara kullananlar özelinde nikotin bağımlılığı ile şemalar, ebeveynlik özellikleri arasındaki ilişkiyi incelemek ve ortaya çıkarmak amaçlanmıştır. Araştırmaya, G. Power analizi yöntemine göre belirlenen 290 kişi katılmıştır. Araştırmanın amacı ve içeriğinin anlatıldığı, araştırmaya gönüllü olarak katılımın sağlandığını belirten bilgilendirilmiş onam formu, katılım sonrası bilgi formu, demografik bilgi formu, Young Şema Ölçeği, Young Ebeveynlik Ölçeği veri toplama araçları olarak sigara kullanan ve kullanmayan tüm katılımcılara uygulanmıştır. Sigara kullananlarda Fagerström Nikotin Bağımlılığı Ölçeği kullanılmıştır. Verilerin analizinde t-testi, pearson korelasyon yapılmıştır. Araştırmanın bulgularına göre, sigara kullanan katılımcıların %51,7'si kadın, %48,3'ü erkektir. Katılımcıların yaş ortalamaları 22,42±2,78'dir. Sigara kullanmayan katılımcıların %49,7'si kadın, %50,3'ü erkektir. Katılımcıların yaş ortalaması 22,42±4,16'dır. Şema boyutlarından başarısızlık, karamsarlık ve cezalandırılma ile birlikte şema alanlarından zedelenmiş otonomi ve diğeri yönelimlilik sigara kullanan katılımcılarda istatistiksel olarak anlamlı şekilde yüksek bulunmuştur (p<0,05). Ebeveynlik biçimlerine göre annelik özelliklerinden kuralcı/kalıplayıcı, aşırı koruyucu/evhamlı, aşırı izin verici/sınırsız ve kötümser/endişeli annelik sigara kullanan katılımcılarda yüksek bulunmuştur (p<0,05). Babalık özelliklerinden kuralcı/kalıplayıcı, küçümseyici/kusur bulucu, duygusal bakımdan yoksun bırakıcı, sömürücü/istismar edici, aşırı izin verici/sınırsız, kötümser/endişeli, cezalandırıcı ve değişime kapalı/duygularını bastıran babalık sigara kullanan katılımcılarda yüksek bulunmuştur (p<0,05). Nikotin bağımlılık düzeyi ile şema faktörlerinden başarısızlık, sosyal izolasyon/güvensizlik, kusurluluk ve kopukluk arasında pozitif yönde ve zayıf düzeyde ilişkiler bulunmuştur (p<0,05). Nikotin bağımlılık düzeyi ile kuralcı/kalıplayıcı, sömürücü/istismar edici, koşullu/başarı odaklı, aşırı izin verici/sınırsız ve kötümser/endişeli annelik özellikleri arasında pozitif yönlü ve zayıf düzeyde ilişkiler bulunmuştur (p<0,05). Babalık özellikleri bakımından ise nikotin bağımlılığı ile aşırı izin verici/sınırsız babalık arasında pozitif yönde ve zayıf düzeyde ilişki bulunmuştur (p<0,05). Sonuç olarak, üniversite öğrencilerinde sigara kullanımının nedenleri arasında aile ve arkadaş etkisinin büyük bir risk faktörü olarak yer aldığı görülmektedir. Sigara kullananların kullanmayanlara göre erken dönem uyum bozucu şemaya sahip olma eğiliminde oldukları söylenebilir. Algılanan ebeveynlik özelliklerinin, üniversite öğrencilerinde sigara kullanımını tetikleyici rolünün olduğu düşünülmektedir. Genç yaşlarda sigara ve benzeri zararlı alışkanlıkların gelişimini önlemeye dönük alınacak tedbirler arasında, ailenin gençlere yönelik yaklaşımlarında tutarlı olmaları, kişilerin sigara ve benzeri zararlı davranışların sağlık bakımından olası tehlikeleri konusunda bilgilendirilmeleri gerekmektedir. Anahtar Kelimeler: Sigara, Nikotin Bağımlılığı, Şema, Ebeveynlik Biçimi
Kadınlarda toplumsal cinsiyet rolleri ile erken dönem uyum bozucu şemalar, şema başa çıkma biçimleri ve beden imgesi baş etme stratejilerinin ilişkisi
Amaç: Yapılan bu çalışmanın amacı kadınlarda toplumsal cinsiyet rolleri ile erken dönem uyum bozucu şemalar, şema başa çıkma biçimleri ve beden imgesi baş etme stratejilerinin ilişkisinin incelemesidir. Yöntem: Bölgelerde ve meslek gruplarında ve diğer sosyo demografik değişkenleri ayırt etmeksizin gönüllülük temelinde katılım sağlamak koşuluyla 1000 kişilik örnekleme seçkisiz olarak ulaşılmıştır. Örneklemi oluşturan katılımcılar, gönüllülük esası dikkate alınarak araştırmaya dâhil edilmiştir. Araştırmada Kişisel Bilgi Formu, Toplumsal Cinsiyet Roller Tutum Ölçeği, Young Şema Ölçeği, Beden Imgesi Baş Etme Stratejileri Ölçeği, Young Kaçınma Ölçeği ve Young Telafi Ölçeği kullanılmıştır. Veri toplama araçları ile elde edilen veriler bilgisayar ortamına sayısal ifade olarak girilmiş ve bu veriler sosyal bilimler için istatistik paket programı (SPSS 25) kullanılarak istatistiksel analiz edilmiştir. Bulgular: Gelenekçi tutum ile duygusal yoksunluk, sosyal izolasyon/güvensizlik, terk edilme, kusurluluk şemaları arasında pozitif ilişki saptanmıştır. Kusurluluk, duygusal yoksunluk ve terkedilme ile eşitlikçi tutum arasında negatif ilişkili bulunmuştur. Bu çalışmada, Gelenekçi tutum ile başarısızlık, tehditler karşısında dayanıksızlık, iç içe geçme/bağımlılık şemaları arasında pozitif ilişki saptandı. Bu şemaların hepsi eşitlikçi tutum ile negatif ilişkili bulundu. Gelenekçi tutum ile onay arayıcılık ve kendini feda şemaları arasında pozitif ilişki saptanmıştır. Bu şemalar ile eşitlikçi tutum arasında herhangi bir ilişki saptanmamıştır. Gelenekçi tutum ile cezalandırma, duyguları bastırma, yüksek standartlar ve karamsarlık şemaları arasında pozitif ilişki saptanmıştır. Duyguları bastırma ve karamsarlık şemaları eşitlikçi tutum ile negatif ilişkili bulunmuştur. Toplumsal cinsiyet rolleri alt boyutu eşitlikçi tutum artıkça, olumlu mantıksal kabullenme ve görünüşü düzeltme puanları artmakta ve kaçınma puanları azalmaktadır. Geleneksel tutum puanları artıkça, görünüşü düzeltme ve kaçınma puanları artmaktadır. Çalışmamızda, young şemanın alt boyutu olan başarısızlık, terk edilme, sosyal izolasyon/güvensizlik, onay arayıcılık, tehditler karşısında dayanıksızlık, yüksek standartların görünüşünü düzeltmeyi pozitif yönde anlamlı düzeyde yordadığı görüldü. En fazla yüksek standartlar, onay arayıcılık, başarısızlığın görünüşü düzeltme üzerinde anlamlı bir yordayıcı olduğu görülmektedir. Young Şema Ölçeğinin alt boyutu olan başarısızlık, iç içe geçme/ bağımlılık, terk edilme, kusurluluk, karamsarlık, sosyal izolasyon/güvensizlik, duygularını bastırma, onay arayıcılık, tehditler karşısında dayanıksızlık, yüksek standartlar, duygusal yoksunluğun kaçınmayı pozitif yönde anlamlı düzeyde yordadığı görülmektedir. Kusurluluk, terk edilme, duyguları bastırma, tehditler karşısında dayanıksızlık şemalarının kaçınma üzerinde daha anlamlı bir yordayıcılar olduğu saptandı. Young Şema Ölçeğinin alt boyutu olan sosyal izolasyon, terk edilme, cezalandırma, ayrıcalıklılık/yetersiz özdenetimin olumlu mantıksal kabullenme üzerinde anlamlı bir yordayıcı olduğu bulundu. Terkedilme, cezalandırma, ayrıcalıklılık/yetersiz özdenetimin etkisi pozitif ve sosyal izolasyonun etkisi negatifti. Sonuç: Çalışmanın sonuçları kapsamında toplumsal cinsiyetlerinin erken dönem uyum bozucu şemaların oluşumunda etkili olduğu ve alanyazında yapılmış çalışmalarla sonuçlar desteklenmiştir.
Erken dönem uyum bozucu şema alanları ile aleksitimi ilişkisinde duygusal şemalar ve şema kaçınmasının aracı rolü
Son yıllarda gelişen üçüncü kuşak yaklaşımlarla birlikte bilişsel davranışçı terapi literatüründe davranışlar, düşünceler, duygular, üst bilişsel süreçler ve duygulara ilişkin öz-değerlendirmeler bütüncül bir şekilde ele alınmaktadır. Ülkemizde, "duyguları tanıma ve ifade güçlüğü" anlamına gelen aleksitimi kavramına ilişkin yapılan araştırmaların sayısı son 10 yıl içerisinde artış göstermiştir. Alanyazın incelendiğinde, pek çok çalışmada erken çocukluk yıllarındaki deneyimlerin aleksitiminin gelişiminde etkisi olduğu vurgulanmaktadır ancak bu ilişkiye hangi değişkenlerin aracılık ettiğine ilişkin kapsamlı bilgi bulunmamaktadır. Dolayısıyla bu çalışmada, üçüncü kuşak terapi yaklaşımlarından şema odaklı psikoterapi, şema odaklı terapinin bileşenlerinden şema kaçınması, Leahy'in üst biliş kuramını temel alarak geliştirdiği duygusal şema modeli ve aleksitimi ilişkisi üzerinde durulmaktadır. Bu bağlamda, erken dönem uyum bozucu şema alanları ve aleksitimi ilişkisinde duygusal şemalar ve şema kaçınmasının aracı rolü incelenmiştir. Araştırmanın bağımsız değişkeni, erken dönem uyum bozucu şema alanları, bağımlı değişkeni aleksitimi düzeyidir. Duygusal şemalar ve şema kaçınması düzeyleri ise aracı değişkenlerdir. Çalışmanın ilk adımında, 18-65 yaş arası 265 kadın 103 erkek toplam 368 (n=368) katılımcıya internet yoluyla, Kişisel Bilgi Formu, Toronto Aleksitimi Ölçeği (TAÖ), Leahy Duygusal Şema Ölçeği (LDŞÖ), Young Şema Ölçeği- Kısa Form 3 (YŞÖ-KF3) ve Young-Rygh Kaçınma Ölçeği (YR-KÖ) uygulanmıştır. İlk olarak, aleksitimi, erken dönem uyum bozucu şema alanları, duygusal şemalar ve şema kaçınması değişkenleri arasındaki ilişkiler Pearson Korelasyon Analizi ile değerlendirilmiştir. Ardından, erken dönem uyumsuz şema alanları ve aleksitimi ilişkisinde duygusal şemalar ve şema kaçınmasının aracı rolü Hiyerarşik Regresyon Analizi ile incelenmiştir. Aracılık analizi Hiyerarşik Regresyon ve PROCESS (Hayes,2016) eklentisiyle yapılmıştır. Analiz sonuçları incelendiğinde aleksitimi, erken dönem uyum bozucu şema alanları, duygusal şemalar ve şema kaçınması değişkenleri arasında anlamlı ilişkiler (p<0.010) bulunmuştur. Aracı değişken analizi sonuçlarına göre, erken çocukluk dönemi uyum bozucu şema alanları, duygusal şemalar ve şema kaçınması ile birlikte aleksitimiyi (p<0.010) yordamaktadır. Çalışmanın bulguları ilgili alanyazın ışığında tartışılmıştır.
Psikolojik belirtiler ve erken dönem uyum bozucu şemalar arasındaki ilişki: Üstbiliş ve duygu düzenlemenin rolü
Yetişkinlik döneminde açığa çıkan psikolojik belirtiler farklı faktörler bağlamında gelişmekte ve sürdürülmektedir. Erken dönem uyumsuz şemaların, olumsuz duygu düzenleme stratejilerinin ve üstbilişlerdeki bozulmaların psikolojik belirtilerin gelişmesi ve sürdürülmesinde etkili faktörler olduğu bilinmektedir. Bu çalışmanın amacı, erken dönem uyumsuz şema alanları ile psikolojik belirtiler arasında duygu düzenleme güçlüğü ve üstbilişin aracı rolünü incelemektir. Çalışmanın örneklemi 18-65 yaş arası, 248 kadın, 168 erkek olmak üzere toplam 416 katılımcıdan oluşmaktadır. Çalışmadaki değişkenleri ölçmek amacıyla katılımcılara Sosyodemografik Bilgi Formu, Young Şema Ölçeği-Kısa Form 3, Duygu Düzenleme Güçlüğü Ölçeği, Üstbilişler Ölçeği-30 ve Belirti tarama listesi uygulandı. Yapılan analizlerde tüm değişkenler arasında yüksek düzeyde, pozitif yönlü ve istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki olduğu hem şema alanlarının hem de üstbiliş ve duygu düzenleme güçlüğünün psikolojik belirtileri yordadığı gözlendi. Kopukluk, zedelenmiş sınırlar, diğeri yönelimlilik, zedelenmiş otonomi ve yüksek standartlar şema alanları ile depresyon, anksiyete ve obsesif kompulsif belirtileri arasındaki ilişkide duygu düzenleme güçlüğü ve üstbilişin kısmi aracılık etkisi bulundu. Yüksek standartlar şema alanı ile somatizasyon ve fobik anksiyete ilişkisinde duygu düzenleme güçlüğü ve üstbilişin tam aracılık etkisi olduğu; somatizasyon ve fobik anksiyete ile kopukluk, zedelenmiş sınırlar, diğeri yönelimlilik ve zedelenmiş otonomi şema alanları arasında duygu düzenleme güçlüğü ve üstbilişin kısmi aracılık etkisi olduğu saptandı. Çalışmanın sonuçları ve sınırlılıkları ilgili literatür bağlamında tartışıldı.
Erken dönem uyumsuz şemalarda başa çıkma: Psikodinamik, bilişsel-davranışçı ve duygusal bağlamda bir inceleme
Bilimsel araştırmalar ve klinik deneyimler, erken dönem uyumsuz şemaların ruh sağlığı üzerinde olumsuz etkileri olduğunu göstermektedir. Bu bağlamda, erken dönem uyumsuz şemalar üzerine yapılacak teorik çalışmalar ve pratik uygulamaların ruh sağlığı için oldukça önemli olduğu söylenebilir. Bu araştırmada, erken dönem uyumsuz şemaların psikolojik iyi oluş üzerindeki etkisinde savunma biçimleri, bilişsel esneklik, başa çıkma tutumları ve duygu düzenleme becerilerinin aracı rolü incelenmiştir. Araştırmada, elverişli örnekleme yöntemi ile seçilen 600 katılımcı yer almaktadır. Veri toplama araçları olarak, Sosyodemografik Bilgi Formu, Young Şema Ölçeği, Bilişsel Esneklik Envanteri, Stresle Başa Çıkma Ölçeği, Duygu Düzenleme Becerileri Ölçeği, Savunma Biçimleri Testi ve Psikolojik İyi Oluş Ölçeği kullanılmıştır. Araştırmada, aracılık etkisini belirlemek üzere Baron ve Kenny'nin nedensel adımlar yaklaşımı temel alınmıştır. Analizler ise Process Macro yazılımı ile yapılmıştır. Analizlerde SPSS 25 sürümü kullanılmıştır. Araştırma sonucunda, genel olarak şema alanlarının -özellikle kopukluk ve zedelenmiş özerklik alanları- psikolojik iyi oluş üzerindeki etkisinde, başta duygu düzenleme becerileri ile bilişsel esneklik olmak üzere; başa çıkma tutumlarından problem odaklı başa çıkmanın ve savunma mekanizmalarından immatür savunmaların öne çıkarak aracı rol üstlendiğini gösteren sonuçlar elde edilmiştir.
Evli kadınlarda anneden algılanan narsisizm ile erken dönem uyum bozucu şemaları ve bilişsel esneklik arasındaki ilişkinin incelenmesi
Bu çalışma, evli kadınlarda anneden algılanan narsisistik özellikler, erken dönem uyumsuz başa çıkma şemaları ve bilişsel esneklik arasındaki ilişkileri incelemeyi amaçlamıştır. Nicel araştırma yöntemlerinden olan anket uygulaması ile gerçekleştirilen araştırma 335 evli kadın katılımcı ile yürütülmüştür. Veriler IBM SPSS Statistic v.23 paket programı ile istatistiksel analize tabi tutulmuştur. Analiz neticesinde elde edilen bulgular, anneden algılanan narsisistik özelliklerin, erken dönem uyumsuz başa çıkma şemaları ile, erken dönem uyumsuz şemaların bilişsel esneklikle ilişkili olduğunu ortaya koymuştur. Genç evli kadınların yüksek standartlar ve bastırılmışlık düzeylerinin daha yüksek olduğu, genç-orta yaş grubundaki kadınların ise kişisel sınırlarının daha fazla zedelendiği belirlenmiştir. Ayrıca eğitim düzeyinin evli kadınların uyum bozucu şemalarındaki rolü incelenmiş ve yüksek eğitim düzeyine sahip bireylerin daha az uyum bozucu şemalar geliştirdiği ve daha sağlıklı bilişsel ve duygusal yapılar oluşturduğu bulunmuştur. Korelasyon analizi, bilişsel esneklik ile erken dönem uyum bozucu şemalar ve anneden algılanan narsisizm arasında ilişkiler olduğunu göstermiştir. Ancak, beklenmedik bir şekilde anneden algılanan narsisizm ile bilişsel esneklik arasında pozitif yönlü ve anlamlı olmayan bir ilişki tespit edilmiştir. Sonuç olarak, bu araştırma evli kadınların psikolojik sağlığını etkileyen faktörleri anlamak adına önemli bir katkı sunmuştur. Genç ve orta yaş grubundaki kadınlar için ve eğitim düzeyi daha düşük kadınlar için özgün müdahale stratejilerinin geliştirilmesine, önleyici ve destekleyici eğitimlere, sosyal programlara ve psikolojik destek sistemlerinin güçlendirilmesine yönelik öneriler sunmaktadır.
Yetişkin bireylerde erken dönem uyumsuz şemalar ve duygu düzenleme güçlüğü ile duygusal yeme ve psikolojik belirtiler arasındaki ilişkiler
Bu çalışmanın amacı, yetişkin bireylerde erken dönem uyumsuz şemalar ile duygu düzenleme güçlüğü, duygusal yeme ve psikolojik belirtiler arasındaki ilişkileri incelemektir. Araştırmanın örneklemi 18-65 yaşları arasında olan, İzmir'de yaşayan, 212 kadın (% 54,4) ve 178 erkek (% 45,6) 390 katılımcıdan oluşmaktadır. Katılımcılara Demografik Bilgi Formu, Young Şema Ölçeği- Kısa Form 3 (YŞÖ-KF3), Duygu Düzenleme Güçlüğü Ölçeği, Hollanda Yeme Davranışları Anketi (HYDA) ve Kısa Semptom Envanteri (KSE) uygulanmıştır. Erken dönem uyumsuz şemalar, duygu düzenleme güçlüğü, duygusal yeme ve psikolojik belirtiler değişkenlerinin demografik özelliklere göre farklılaşıp farklılaşmadığını incelemek amacıyla bağımsız örneklemler t testi ve tek yönlü varyans analizi (ANOVA) yapılmıştır. Değişkenler arası ilişkiler, Pearson korelasyon analizi ile test edilmiştir. Psikolojik belirtiler ve duygusal yemeyi yordayan değişkenleri belirlemek amacıyla hiyerarş̧ik regresyon analizi yapılmıştır. Araştırmanın sonuçları erken dönem uyumsuz şemalar, duygu düzenleme güçlüğü, duygusal yeme ve psikolojik belirtiler değişkenlerinin ilişkili olduğunu göstermiştir. Cinsiyet açısından kopukluk, yüksek standartlar ve diğeri yönelimlilik şema alt boyutlarında, farkındalık ve hedefler duygu düzenleme güçlüğü alt boyutlarında, duygusal yeme puan ortalamalarında ve psikolojik belirtiler anksiyete alt boyutu puan ortalamaları arasında anlamlı bir farklılık olduğu görülmüştür. Hiyerarşik regresyon analizi sonucunda; zedelenmiş otonomi, kopukluk, zedelenmiş sınırlar, diğeri yönemlilik ve yüksek standartlar ve açıklık, stratejiler ve dürtü alt boyutlarının psikolojik belirtileri anlamlı olarak yordadığı bulunmuştur. Yapılan diğer bir hiyerarşik regresyon analizinde; zedelenmiş otonomi, zedelenmiş sınırlar, yüksek standartlar ve kabul etmeme ve hedefler dürtü alt boyutlarının duygusal yeme davranışının anlamlı yordayıcıları oldukları görülmüştür. Elde edilen bulgular ilgili alanyazın bağlamında tartışılmış, sonuçlar ve öneriler sunulmuştur. Anahtar Sözcükler Erken Dönem Uyumsuz Şemalar, Duygu Düzenleme Güçlüğü, Duygusal Yeme, Dışsal Yeme, Kısıtlayıcı Yeme, Psikolojik Belirtiler
Majör Depresif Bozukluk tanılı bireylerde erken dönem uyumsuz şemalar ile depresyon düzeyi arasındaki ilişkide kişiler arası ilişki tarzlarının aracı rolü
Bu çalışmanın amacı majör depresif bozukluk tanılı bireylerin depresyon düzeyleri ile erken dönem uyumsuz şemalar arasındaki ilişkide kişiler arası ilişki tarzlarının aracı rolünün incelenmesidir. Araştırmanın örneklemi Elazığ Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Hastanesine başvuran ve DSM-V ölçütlerine göre majör depresyon tanısı almış 87 kadın (%77,7), 25 erkek (%22,3) katılımcıdan oluşmaktır. Araştırmanın modeli, değişkenler arasındaki ilişkilerin aracılık analizi ile incelenmesini amaçlayan ilişkisel modelde tasarlanmıştır. Veri toplama araçları olarak araştırmacı tarafından hazırlanan Demografik Bilgi Formu, Beck Depresyon Ölçeği, Young Şema Ölçeği- Kısa Form 3 ve Kişiler Arası Tarz Ölçeği kullanılmıştır. Verilerin analizinde, betimsel istatistik yöntemleri, bağımsız örneklemler t-testi, tek yönlü varyans analizi (ANOVA), Pearson korelasyon analizi ve Paralel Çoklu Aracı Değişken analizi yöntemleri kullanılmıştır. Araştırma bulgularına göre, majör depresyon düzeyinin yaş ile pozitif yönde ilişkili, eğitim durumu ile negatif yönde ilişkili olduğu belirlenmiştir. Cinsiyete göre değerlendirildiğinde, zedelenmiş otonomi ve diğeri yönelimlilik boyutlarında kadınların daha yüksek ortalamaya sahip olduğu ve erkeklerin daha yüksek oranda baskın tarz kullandığı görülmüştür. Bununla birlikte, zedelenmiş otonomi boyutunda aile öyküsünde psikiyatrik bir bozukluk bulunmayanların, diğeri yönelimlilik şema boyutunda ise aile öyküsünde psikiyatrik bozukluğu olanların daha yüksek puan aldığı belirlenmiştir. Alınan tedavi biçimine göre incelendiğinde, zedelenmiş otonomi, diğeri yönelimlilik ve yüksek standartlar boyutlarında yalnızca medikal tedavi alanların, zedelenmiş sınırlar boyutunda ise medikal tedavi ile birlikte psikoterapi alanların daha yüksek puan ortalamasına sahip olduğu belirlenmiştir. Bununla birlikte, baskın tarzda medikal tedavi ile birlikte psikoterapi alanların, duygudan kaçınan/duyarsız tarz boyutunda ise henüz herhangi bir tedavi almayanların daha yüksek puan ortalamalarına sahip olduğu belirlenmiştir. Majör depresyon düzeyi, şema alanları ve kişiler arası ilişki tarzları arasında pozitif yönlü anlamlı bir ilişki bulunduğu görülmüştür. Aracı değişken analizi sonucunda, erken dönem uyumsuz şemalar ile majör depresyon düzeyi arasındaki ilişkide kaçınan tarzın ve duygudan kaçınan/duyarsız tarzın aracı rolünün olduğu görülmüştür. Elde edilen sonuçlar ilgili alanyazın ışığında tartışılmış ve önerilerde bulunulmuştur. Anahtar Sözcükler: Majör Depresyon, Erken Dönem Uyumsuz Şemalar, Kişiler Arası Tarzlar