Erken dönem uyum bozucu şemalar
Bu konu başlığı altında 148 tez
Romantik ilişkilerde algılanan istismar: Şemalar, cinsiyet rolleri, affetme ve benliğin farklılaşması açısından bir değerlendirme
Bu çalışmanın amacı üniversite öğrencilerinin yakın ilişkilerinde algıladıkları istismar yaşantılarını erken dönem uyumsuz şemalar, toplumsal cinsiyet rollerine yönelik tutumlar, affetme ve benliğin farklılaşması açısından incelemektir. Analiz sonuçları demografik değişkenler açısından değerlendirildiğinde, romantik ilişkide algılanan istismar düzeyinin cinsiyet, baba eğitim düzeyi, yaşamın çoğunun geçirildiği yer ve alkol/madde kullanımı değişkenlerine bağlı olarak istatistiksel açıdan farklılaştığı tespit edilmiştir. Demografik değişkenler ve diğer bağımsız değişkenlerin romantik ilişkide algılanan istismarı ne şekilde yordadığını belirlemek amacıyla yapılan Hiyerarşik Regresyon Analizi sonuçlarına göre ilişki süresi, alkol/madde kullanımı, kopukluk şema alanı, diğeri yönelimlilik şema alanı ve olumluya odaklanma alt boyutu romantik ilişkide algılanan istismar düzeyini pozitif yönde yordarken; cinsiyet (kadın olma), durumu affetme alt boyutu ve erkek cinsiyet rolü alt boyutu negatif yönde yordamaktadır. Demografik değişkenler ve diğer tüm bağımsız değişkenlerin birlikte, romantik ilişkide algılanan istismar düzeyinin %24'ünü açıkladığı görülmektedir. Demografik değişkenler olmadan yalnızca bağımsız değişkenlerin romantik ilişkide algılanan istismar düzeyini ne şekilde yordadığını belirlemek amacıyla yapılan Yol Analizi sonuçlarına göre diğeri yönelimlilik şema alanı, kopukluk şema alanı, olumluya odaklanma alt boyutu ve kadın cinsiyet rolü alt boyutu romantik ilişkide algılanan istismar düzeyini pozitif yönde yordamaktadır. Tüm bağımsız değişkenlerin birlikte, romantik ilişkide algılanan istismar düzeyinin %21'ini açıkladığı görülmektedir.
Genç yetişkinlerde romantik ilişki istismarı: Erken dönem uyumsuz şemalar ve toplumsal cinsiyet rolleri algısı
Bu çalışmanın amacı, genç yetişkinlerin algıladıkları romantik ilişki istismarının erken dönem uyumsuz şemalar ve toplumsal cinsiyet rolleri algısı ile ilişkisini incelemektir. Araştırma ilişkisel tarama modelinde gerçekleştirilmiştir. Araştırma grubunu Ankara ilinde yaşayan 18-35 yaş aralığındaki 477 genç yetişkin oluşturmaktadır. Çalışma grubuna uygun örnekleme yöntemi kullanılarak çevrim içi platformlar aracılığıyla ulaşılmıştır. Araştırmada veri toplama aracı olarak Young Şema Ölçeği Kısa Form-3, Toplumsal Cinsiyet Oluşumu Ölçeği, Romantik İlişkiyi Değerlendirme Ölçeği Revize Formu ve Kişisel Bilgi Formu kullanılmıştır. Analizler SPSS 22.0 programı ile yapılmıştır. Erken dönem uyumsuz şemalar ve toplumsal cinsiyet rolleri algısının romantik ilişkilerdeki istismar mağduriyetini yordayıcılığını belirlemek amacıyla çoklu doğrusal regresyon analizi yapılmıştır. Erken dönem uyumsuz şemalar arasından duygusal yoksunluk ve iç içe geçme/bağımlılık şemalarının daha yüksek düzeyde romantik ilişki istismarı mağduriyeti ile ilişkili olduğu bulunmuştur. Genç yetişkinlerin eşitlikçi toplumsal cinsiyet rolleri algısı ile romantik ilişkilerinde algıladıkları istismar düzeyi arasında negatif yönde anlamlı ilişki bulunurken; geleneksel toplumsal cinsiyet rolleri algısı bulunan genç yetişkinlerin romantik ilişkide algıladıkları istismar düzeyleri arasında pozitif yönde anlamlı ilişki bulunmuştur. Çalışmada romantik ilişki istismarı ile cinsiyet, aile içi şiddete maruz kalma ve tanık olma değişkenlerine göre fark olup olmadığını incelemek için bağımsız gruplar t-testi kullanılmıştır. Çalışma sonucunda belirlenen değişkenler ile romantik ilişki istismar mağduriyeti arasında anlamlı ilişkiler bulunmuştur. Elde edilen bulgular, alan yazın çerçevesinde tartışılmış; alan çalışanlarına, araştırmacılara ve politika yapıcılara yönelik önerilerde bulunulmuştur.
İstismar-ihmal geçmişi ve romantik ilişkide bağlanma: Bilişsel duygu düzenleme ve erken dönem uyumsuz şemaların rolü
Bireyin çocukluk çağı travmaları ile yetişkinlik döneminde sergilediği bağlanma tarzı arasındaki ilişkide erken dönem uyumsuz şemalar ile duygu düzenleme becerilerinin etkisinin değerlendirildiği bu çalışmada sıralı açıklayıcı karma desen kullanılmıştır. Araştırmanın çalışma grubunu, nicel veriler için 304 üniversite öğrencisi ile nitel veriler için çocukluk çağında istismar deneyimi olan 10 kişi oluşturmuştur. "Çocukluk Çağı Ruhsal Travma Ölçeği", "Young Şema Ölçeği Kısa Form – 3", "Bilişsel Duygu Düzenleme Ölçeği", "Yakın İlişkilerde Yaşantılar Envanteri" ve demografik bilgi formu ile yarı yapılandırılmış görüşme formu kullanılarak veri toplanmıştır. Analiz sonucunda, çocukluk çağı travmalarının kaygılı bağlanma üzerinde pozitif yordama etkisinin olduğu, ancak kaçınmacı bağlanma üzerinde anlamlı düzeyde bir yordama etkisinin olmadığı belirlenmiştir. Çocukluk çağı travmalarının uyumlu duygu düzenlemeyi negatif yönde, uyumsuz duygu düzenlemeyi ise pozitif yönde yordadığı gözlenmiştir. Çocukluk çağı travmaları ile kaygılı bağlanma arasındaki ilişkide uyumlu ve uyumsuz duygu düzenlemenin kısmi aracılık etkisinin olduğu bulunmuştur. Çocukluk çağı travmalarının, kopukluk ve reddedilme şema alanını ve zedelenmiş özerklik şema alanını pozitif yönde yordadığı, ancak zedelenmiş sınırlar, diğeri yönelimlilik ve aşırı tetikte olma şema alanı üzerinde anlamlı düzeyde yordama etkisinin olmadığı belirlenmiştir. Çocukluk çağı travmaları ile kaygılı bağlanma arasındaki ilişkide kopukluk ve reddedilme şema alanın tam aracılık etkisinin olduğu; ayrıca çocukluk çağı travmaları ile kaygılı bağlanma arasındaki ilişkide zedelenmiş özerklik şema alanının tam aracılık etkisinin olduğu ortaya konmuştur. Çalışmanın nitel verileri nicel verilerden elde edilen sonuçları desteklemektedir. Araştırma kapsamında ulaşılan bulgular, alanyazın çerçevesinde tartışılmıştır. Son olarak çalışmanın sınırlılıklarından bahsedilmiş; araştırmacılara, uygulayıcılara ve politika yapıcılara öneriler sunulmuştur.
Alkol ve madde bağımlılığı ile erken yaş dönemi uyum bozucu şemalar arasındaki ilişki
Bu çalışmada amaç alkol, madde bağımlısı ve sağlıklı kişiler arasında, erken yaş dönemi uyum bozucu şemalar ve ebeveynlik biçimleri bakımından bir fark olup olmadığını saptamaktır. Araştırma örneklemi, DSM-IV tanı ölçütlerine göre 30 alkol bağımlılığı ve 30 madde bağımlılığı tanısı alan iki hasta grubu ile demografik özellikler bakımından benzerlik gösteren 30 kişilik bir kontrol grubundan oluşmaktadır. Araştırma içerisinde veri edinme araçları olarak Young Şema Ölçeği, Young Ebeveynlik Ölçeği, DSM-IV Eksen I Bozuklukları için Yapılandırılmış Klinik Görüşme ve Ruhsal Belirtiler Tarama Listesi kullanılmıştır. Toplanan veriler, anova, t-test ve ki kare kullanılarak analiz edilmiştir. Sonuçlara göre, alkol ve madde bağımlılığı ile Young erken yaş dönemi uyumsuz şemaları ve Young ebeveynlik biçimleri arasında ilişki olduğu tespit edilmiştir. Çıkan sonuçlar literatüre uygun biçimde tartışılmıştır.
Aynı mesleği seçen üniversite öğrencileri ile birbirinden farklı meslekleri seçen üniversite öğrencilerinin erken dönem uyum bozucu şemalarının ve anksiyete düzeylerinin karşılaştırılması
Bu araştırma aynı mesleği seçen üniversite öğrencilerinde erken dönem uyumsuz şemaları ve anksiyete düzeyleri açısından bir benzerlik olup olmadığını anlamak; varsa hangi şemaların benzer olduğunu ve hangi düzeyde kaygıya sahip olduklarını tespit etmek amacıyla yapılmıştır. Aynı zamanda birbirinden farklı meslekleri seçen öğrencilerin erken dönem uyumsuz şemaları ve anksiyete düzeyleri birbirleriyle karşılaştırılmıştır. Bu amaç doğrultusunda çalışma, gönüllük esasına dayalı olarak, hukuk, tıp, mühendislik ve eğitim fakültelerinde öğrenim gören 206 öğrencinin katılımıyla yapılmıştır. Katılımcılara demografik bilgi formu, Beck Anksiyete Ölçeği (BAI) ve Young Şema Ölçeği- Kısa Form-3 uygulanmıştır. Elde edilen verilerin analizi için SPSS 22.0 programı kullanılmıştır. Verilerin frekans, yüzde, ortalama ve standart sapma değerlerine bakılmıştır. Kruskal-Wallis testi, Mann Whitney U testi, korelasyon analizi, tek yönlü varyans analizi yapılmıştır. Yapılan analizler sonucunda meslek seçimi ile erken dönem uyum bozucu şemalar arasında anlamlı farklar elde edilmiştir. Aynı mesleği seçen üniversite öğrencilerinin benzer şemalara sahip olduğu sonucuna varılmıştır. Örneklem grubunda yer alan tüm öğrencilerinde birbirleriyle ortak şemalarının da olduğu tespit edilmiştir. Öğrencilerin kaygı düzeyleri incelendiğinde grup ortalamaları açısından fark istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur. Buna göre örneklem grubu içinde hukuk fakültesini seçen öğrencilerin kaygı düzeylerinin en yüksek, eğitim fakültesi öğrencilerinin en düşük olduğu saptanmıştır. Anahtar Kelimeler: Erken dönem uyumsuz şemalar, meslek seçimi, kaygı.
Duygu düzenleme güçlükleri ile orthorexia nevrosa arasındaki ilişkide erken dönem uyumsuz şemaların etkisi
Bu çalışmanın temel amacı erken dönem uyumsuz şemaların duygu düzenleme güçlükleri arasındaki ilişkide depresyon ve orthorexia nervosa'nın rolünü araştırmaktır.Amaç doğrultusunda araştırmacı tarafından hazırlanan Sosyodemografik Ölçeği, Young Şema Ölçeği (YŞÖ – S3), Duygu Düzenleme Ölçeği, Beck Depresyon Ölçeği ve Ortho-15 Ölçeği kullanılmıştır. Kullanılan ölçekler 2016 yılında 18- 65 yaş arasında değişen 235 kişiye uygulanmıştır. Ölçeklerden elde edilen veriler, önce bir çok korelasyon analizi ile incelenmiştir. Orthorexia nervosa'nın alt boyutlarından duygusal alan ile zedelenmiş sınırlar/abartılı standartlar asında anlamlı bir ilişki bulunmuştur. Ayrıca demografik veriler ile de orthorexia nervosa arasında anlamlı ilişki saptanmıştır. Daha sonra orthorexia nervosa'nın alt boyutları ile cinsiyet arasında t-testi yapılmıştır. Erken dönem uyumsuz şemalar, orthorexia nervosa ve depresyon yordayıcılarını saptamak için üç hiyerarşik çoklu regresyon analizi yapılmıştır.
Borderline kişilik bozukluğu ve bipolar duygudurum bozukluklarında erken dönem uyumsuz şemaların karşılaştırılması
Bu çalışma, erken dönem uyumsuz şemaların borderline kişilik bozukluğu (BKB) ile bipolar duygudurum bozukluğu (BB) üzerinde yordayıcı etkisinin olup olmadığını belirleyebilmek amacıyla yapılmıştır. Bu amaçla her iki bozukluğa ait şema boyutları elde edilmiş, daha sonra bu şema boyutları karşılaştırılarak bozuklukların şemalar açısından benzerlik ve farklılıkları tespit edilmiştir. Mevcut olan farklılıkların bozukluklar arasında ayırıcı tanı amacıyla kullanılıp kullanılamayacağı değerlendirilmiştir. Araştırma için gerekli olan verileri toplamak amacıyla klinik alandan 32 BKB tanısı alan, 30 BB tanısı alan toplam 62 kişiye ulaşılmıştır. Katılımcılara Young Şema Ölçeği Kısa Form-3 (YŞÖ-KF3), Borderline Kişilik Envanteri (BKE) ve Duygudurum Bozuklukları Ölçeği (DBÖ) uygulanmıştır. Elde edilen veriler üzerinde bağımsız örneklemler için t-testi yapılarak değişkenler arasındaki ilişki incelenmiştir. Analizler sonucunda cezalandırıcılık ve yüksek standartlar dışındaki tüm şema boyutları BKB tanısı alanlarda BB tanısı alanlara göre anlamlı derecede yüksek çıkmıştır. Şema Ölçeği'nden elde edilen bu sonuç, şema boyutlarının klinik alanda sıklıkla birbirine karıştırılan bu iki bozukluk için yordayıcı nitelikte olduğunu ve ayırıcı tanı amacıyla kullanılabileceğini göstermektedir. Ayrıca BKB olanlarda BKE toplam puan sonuçları BB olanlara oranla anlamlı derecede yüksek çıkmıştır. Bu sonuç da BKE'nin BKB için tanı amacıyla kullanılabileceğini ve BKB'yi BB'den ayırt etmede işlevsel olduğunu göstermektedir. BKE sonuçları bu şekilde olmasına rağmen DBÖ puanlarının BKB olanlar ile BB olanlar arasında anlamlı olacak kadar farklılaşmadığı bulunmuştur. Bu sonuç DBÖ'nün bozukluklar üzerinde ayırt edici etkisinin olmadığını göstermektedir. Bulunan tüm bu analiz sonuçları bulgular kısmında ayrıntılı olarak açıklanmış, sonuç kısmında da mevcut literatür ışığında değerlendirilmiştir. Anahtar Kelimeler: Erken Dönem Uyumsuz Şemalar, Bipolar Duygudurum Bozukluğu, Borderline Kişilik Bozukluğu, Şema Terapi.
Erken dönem uyumsuz şemalar ile depresyon ilişkisinin açıklanmasında ontolojik iyi oluş değişkeninin aracı rolü: Bir yol analizi çalışması
Bu çalışmada Erken Dönem Uyumsuz Şemaların depresyona olan etkisi ontolojik iyi oluş aracı değişkeni üzerinden incelenmiştir. Çalışma yaşları 18-30 arası değişen toplamda 252 kişiden oluşmakta olup bunlardan 56'sı erkek 196'sı kadın katılımcılardır. Şema depresyon ilişkisini ontolojik iyi oluş değişkeni aracılığı ile ölçmek amacıyla çalışmada, young şema ölçeği (YŞÖ-S3), Ontolojik İyi Oluş Ölçeği, Beck depresyon ölçeği ve kişisel bilgi toplama formu kullanılmıştır. Araştırmada ortaya atılan hipotezler araştırma verileri ile doğrulanmıştır. Yapılan yol analizine göre; 14 erken dönem uyumsuz şemadan, Sosyal İzolasyon, Onay Arayıcılık, Ayrıcalıklılık, Karamsarlık, Başarısızlık, Kendini Feda ve Duygusal Yoksunluk şemalarının hepsi ontolojik iyi oluş aracılığı üzerinden depresyonla ilişkili çıkmıştır. Ontolojik iyi oluş (Ontological Well-Being) faktörleri; Hiçlik (Nothingness), Harekete Geçme (Activation), Umut (Hope) ve Pişmanlık (Regret) da depresyonla ilişkili olup Pişmanlık ve Hiçlik baskın olarak belirleyici faktörler olduğu gözlenmiştir. Tüm sonuçlar ilgili literatüre göre tartışılmış, araştırma ve uygulamaya yönelik ileride yapılabilecek çalışmalar önerilmiştir.
Yoga yapan ve yapmayan bireylerin şema düzeyi, somatik belirtiler ve öz şefkat açısından incelenmesi
Bu çalışmanın amacı yoga yapan ve yoga yapmayan bireylerin şema düzeyi, somatik belirtiler ve öz şefkat açısından incelenmesidir. Amaç doğrultusunda araştırmacı tarafından hazırlanan Sosyo demografik Ölçeği, Young Şema Ölçeği (YŞÖ – S3), Öz şefkat Ölçeği, Somatizasyon Ölçeği kullanılmıştır. Kullanılan ölçekler kartopu örneklemi ile internet aracılığı ile toplanmıştır. Toplamda 100 yoga yapan ve 100 yoga yapmayan olmak üzere 200 kişiye uygulanmıştır. Ölçeklerden elde edilen veriler, demografik verilerin, somatik belirtiler, öz şefkat düzeyleri ve şemaların üzerindeki farklılaşmasını ölçmek aracılığı ile ANOVA ve MANOVA yöntemleri ile incelenmiştir. Buna göre, cinsiyetin, eğitim ve gelir düzeyinin, yoga yapma durumunun somatizasyon üzerinde olumlu yönde anlamlı bir etkisi bulunmuştur. Yoga yapan grubun ise öz şefkat alt boyutlarından, öz duyarlılık, bilinçli farkındalık üzerinde anlamlı olumlu yönde bir farklılaşma olduğu bulgusuna ulaşılmıştır. Yoga yapma durumları açısından incelendiğinde ise, yoga yapma durumunun şema ölçeği alt boyutlarından iç içe geçme, kendini feda, yüksek standartlar, onay arayıcılık, karamsarlık, cezalandırma üzerinde anlamlı ve olumlu yönde bir etkisi bulunmuştur. Öz şefkatin ve somatizasyonun yordayıcılarını belirlemek amacı ile Hiyerarşik Çoklu Regresyon analizi kullanılmıştır. Buna göre; yoga yapma durumunun ve ekonomik düzeyin öz şefkati olumlu yönde, şema alt boyutlarından zedelenmiş özerklik ve yüksek standartların ise öz şefkati olumsuz yönde yordadığı sonucuna ulaşılmıştır. İkinci olarak, yoga yapma durumunun, şema alt boyutlarından kopukluk reddedilmenin ve öz şefkat negatif alt boyutunun somatizasyonu olumlu yönde yordadığı sonucuna ulaşılmıştır. Anahtar Kelimeler: Yoga pratiği, Öz şefkat, Erken Dönem Uyumsuz Şemalar, Somatizasyon
Cinsel tutumların young şema modeli çerçevesinde incelenmesi
Bu çalışmanın temel amacı erken dönem uyum bozucu şemalar, algılanan ebeveynlik biçimleri ve cinsel tutumlar arasındaki ilişkiyi araştırmaktır. Amaç doğrultusunda araştırmacı tarafından hazırlanan Demografik Bilgi Formu,Young Şema Ölçeği, Hendrick Cinsel Tutum Ölçeği ve Young Ebeveynlik Ölçeği kullanılmıştır. Kullanılan ölçekler yaşı 20-40 arasında değişen 207 genç yetişkine uygulanmıştır. Araştırmanın temel sorularını yanıtlamak amacıyla yürütülen regresyon analizleri sonucunda; cinsel tutumun "onaylayıcılık" boyutu ile yetersiz öz denetim/öz disiplin şeması, "doğum kontrol" boyutu ile onay arayıcılık ve kusurluluk/utanç şeması, "paylaşım" boyutu ile yetersiz öz denetim/öz disiplin ve kusurluluk/utanç şeması, "araç olarak değerlendirme" boyutu ile yüksek standartlar şeması arasında anlamlı ilişki bulunmuştur. Algılanan ebeveynlik biçimlerinden ise; duygusal bakımdan yoksun bırakıcı annenin ve küçümseyici/kusur bulucu babanın "onaylayıcılık", aşırı koruyucu/evhamlı, aşırı izin verici/sınırsız, kötümser/endişeli babanın "doğum kontrol", duygusal bakımdan yoksun bırakıcı annenin "paylaşım", kuralcı/kalıplayıcı, küçümseyici/kusur bulucu, koşullu/başarı odaklı ve duygusal bakımdan yoksun bırakıcı annenin "araç olarak değerlendirme" ile ilişkili olduğu görülmüştür. Analizler sonucunda elde edilen bulgular kuramsal çerçevede tartışılmıştır. Sonuç olarak, cinsel tutumların algılanan ebeveynlik biçimleri ve erken dönem uyum bozucu şemalarla ilişkili olabileceğini göstermiştir.
Madde bağımlılığı tedavisi gören bireylerde çocukluk çağı travmalarının erken dönem uyumsuz şemalar üzerine etkisi: Öz şefkatin aracı rolü üzerine bir inceleme
Bu araştırmanın amacı madde bağımlılığı bulunan bireylerde çocukluk çağı travmalarının erken dönem uyumsuz şemalar ile ilişkisinde öz şefkatin aracı rolünün incelenmesidir. Amaç doğrultusunda araştırmacı tarafından hazırlanan Sosyodemografik Bilgi Ölçeği, Bağımlılık Profil İndeksi Ölçeği (BAPİ), Young Şema Ölçeği (YŞÖ-S3), Çocukluk Çağı Travma Ölçeği (CTQ) ve Öz Şefkat Ölçeği (ÖŞÖ) kullanılmıştır. Kullanılan ölçekler Antalya Ayık Yaşamda Buluşalım Derneği (AYBUDER), Isparta Uyuşturucu Bağımlılıklarla ve Alkolizm ile Mücadele Derneği (UYUMDER) ve Konya Sosyal Rehabilitasyon Derneği (REHADER)'nden alınan araştırma uygulama izinleri neticesinde yaşları 19 ile 43 arasında değişen (O = 27,48, SS = 5,44) 150 madde bağımlılığı bulunan bireylere uygulanmıştır. Katılımcılara ulaşılabilirliği arttırmak amacıyla link sosyal medya aracılığıyla bağımlılıkla mücadele platformlarında da paylaşılmıştır. Madde bağımlılığı tanı kriteri için kullanılmış olup; 150 madde bağımlısı bireye ait olan veriler kontrol edilmiş BAPİ tanı kriterlerine göre remisyonda oldukları belirlenen 5 kişi analiz yapılan örneklemden çıkarılmıştır. Ölçeklerden elde edilen veriler, demografik verilerin şemalar üzerindeki farklılaşmasını ölçmek amacıyla MANOVA yöntemi ile incelenmiştir. Buna göre; cinsiyetin duygusal yoksunluk, terk edilme, güvensizlik, sosyal izolasyon, kusurluluk/utanç, tehditler karşısında dayanıksızlık, boyun eğicilik, kendini feda, yetersiz özdenetim ve karamsarlık şema boyutları üzerinde olumlu yönde anlamlı bir etkisi olduğu bulunmuştur. Çocukluk çağı travmaları ve ayrılma reddedilme şema boyutu arasında öz şefkatin olası aracı rolü Hayes'in paralel çoklu aracılık yöntemiyle test edilmiştir. Buna göre; öz şefkatin pozitif boyutu çocukluk çağı travmaları ve ayrılma reddedilme şema boyutu arasındaki ilişkide aracılık rolü üstlenmiştir.
Yetişkin bireylerde erken dönem uyumsuz şemalar ile sosyal kaygı arasındaki ilişkinin incelenmesi
Bu araştırmanın amacı yetişkin bireylerin erken dönem çocukluk yaşantı ve deneyimlerinde zihinlerinde yer edinmiş kalıplar olarak ifade edilen şemaların bireylerin yetişkin yaşamlarında yaşadıkları sosyal kaygı üzerinde ne düzeyde etki yaratabileceğinin incelenmesidir. Bununla beraber Kişisel Bilgi Formu aracılığıyla katılımcıların demografik özelliklerine ilişkin bilgiler edinilerek bu kişisel özelliklerin, erken dönem uyumsuz şemalar ve sosyal kaygı düzeyi ile ne şekilde ilişki içinde olduğunun incelenmesi de amaçlanmaktadır.Araştırmanın örneklemini 187 birey oluşturmaktadır. Bu örneklemin evren olarak belirlenen İstanbul ilinin üç ilçesinden kolaylı örnekleme yöntemiyle belirlenen 120 kadın ve 67 erkek birey oluşturmaktadır. Araştırma, ilişkisel tarama modeline uygun olacak şekilde tasarlanmıştır. Veri toplama aracı olarak Liebowitz Sosyal Kaygı Ölçeği, Young Şema Ölçeği ve Kişisel Bilgi Formu kullanılmıştır. Elde edilen verilerin analizi için, "Bağımsız Örneklemler T-Testi", "Tek Yönlü ANOVA", "Korelasyon Analizi" ve Çoklu Doğrusal Regresyon Analizi" kullanılmıştır. Araştırma sonucunda elde edilen bulgulara göre katılımcıların erken dönem uyumsuz şemaları ile sosyal kaygı düzeyleri arasındaki ilişki incelendiğinde; sosyal kaygı ile duyguları bastırma, kusurluluk ve karamsarlık şemaları arasında pozitif ve orta düzeyde anlamlı ilişkiler meydana geldiği görülmektedir. Sosyal kaygı ile sosyal izolasyon/güvensizlik, tehditlere karşı dayanıksızlık, terk edilme, başarısızlık, iç içe geçme/bağımlılık, duygusal yoksunluk, cezalandırma, kendini feda, onay arayıcılık şemaları arasında pozitif ve orta düzeyin altında anlamlı ilişkiler meydana geldiği görülmektedir. Bununla beraber ayrıcalıklılık/yetersiz özdenetim şeması ile sosyal kaygı arasında, pozitif ve düşük düzeyde anlamlı ilişkiler meydana geldiği görülmektedir.Buna ek olarak yapılan regresyon analizi sonuçlarına göre duyguları bastırma ve karamsarlık alt boyutlarının sosyal kaygının anlamlı yordayıcıları olduğu görülmektedir. Katılımcıların erken dönem uyumsuz şemalarından cezalandırılma ve yüksek standartlar şeması ile cinsiyetleri arasında anlamlı bir farklılık saptanmıştır. Erkeklerin cezalandırılma ve yüksek standartlar puanlarının ortalamasının kadın katılımcıların ortalamasından daha yüksek olduğu saptanmıştır. Katılımcıların sosyal kaygıları ile cinsiyetleri arasında anlamlı bir farklılık saptanmamıştır. Katılımcıların erken dönem uyumsuz şemalarından iç içe geçme/bağımlılık şeması ile yaşları arasında anlamlı bir ilişki saptanmıştır. Katılımcıların sosyal kaygıları ile yaşları arasında anlamlı bir farklılık saptanmamıştır. Çalışmanın tartışma ve yorum bölümünde elde edilen diğer çalışma bulguları ilgili literatür ışığında tartışılmaktadır.
Sağlık çalışanlarında erken dönem uyumsuz şemalar, algılanan sosyal destek ve stresle başa çıkma stratejilerinin tükenmişlik düzeyini yordayıcı etkisi
Bu araştırmada sağlık çalışanlarının tükenmişlik düzeyleri üzerinde erken dönem uyumsuz şemalar, algılanan sosyal destek ve stresle başa çıkma stratejilerinin yordayıcı etkisi araştırılmıştır. Araştırma İstanbul Mehmet Akif Ersoy Göğüs Kalp ve Damar Cerrahisi Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nde çalışan ve 19-64 yaşları arasında yer alan 226 sağlık çalışanı üzerinde gerçekleştirilmiştir. Araştırmaya 63 erkek, 163 kadın sağlık çalışanı gönüllü olarak katılım göstermiştir. Araştırma bulguları elde edilirken kişisel bilgi formu, Tükenmişlik Ölçeği, Stresle Başa Çıkma Stratejileri Ölçeği, Çok Boyutlu Algılanan Sosyal Destek Ölçeği ve Young Şema Ölçeği Kısa Form-3 'den yararlanılmıştır. Veri analizinde SPSS 24 programı kullanılmıştır. Gerçekleştirilen korelasyon analizleri sonucunda; duygusal tükenmişlik ile sosyal izolasyon/güvensizlik şeması ve zedelenmiş otonomi şema alanı arasında pozitif yönde orta düzeyde bir korelasyon vardır. Zihinsel tükenmişlik ile sosyal izolasyon/güvensizlik şeması, kopukluk ve zedelenmiş otonomi şema alanları arasında pozitif yönde orta düzeyde bir korelasyon vardır. Fiziksel tükenmişlik ile sosyal izolasyon/güvensizlik şeması arasında pozitif yönde orta ölçüde bir korelasyon vardır. Tükenmişlik ile kopukluk şema alanı, sosyal izolasyon/güvensizlik şeması ve zedelenmiş otonomi şema alanları arasında pozitif yönde orta düzeyde bir korelasyon vardır. Sosyal destek aile alt boyutundan alınan destek ile duygusal yoksunluk şeması ve kopukluk şema alanı arasında negatif yönde orta düzeyde bir korelasyon vardır. Sosyal destek arkadaş alt boyutundan alınan destek ile duygusal yoksunluk, sosyal izolasyon/güvensizlik, terkedilme şemaları ve kopukluk şema alanı arasında negatif yönde orta düzeyde bir korelasyon vardır. Araştırmadaki değişkenlerin tükenmişlik üzerindeki yordayıcı etkisini ölçmek için hiyerarşik regresyon modeli uygulanmıştır. Analiz sonucunda tükenmişlik yordama oranının en yüksek olduğu değişken erken dönem uyumsuz şemalar olarak bulunmuştur. Erken dönem uyumsuz şemalardan ise en büyük yordayıcı negatif etkiye sahip olan yüksek standartlar ve bastırılmışlık şema alanı bulunmuştur. Yani yüksek standartlar ve bastırılmışlık şema alanı arttıkça tükenmişlik oranının azaldığı ifade edilebilmektedir.
12-36 ay arasındaki çocuklarda uyku sorunları ve annelerin uyum bozucu şemaları arasındaki ilişki
Bu araştırmanın amacı 12-36 ay arasındaki çocuklarda görülen uyku sorunları ve annelerin uyum bozucu şemaları arasındaki ilişkiyi incelemektir.. Araştırmanın örneklemini 12-36 ay arasında çocuğu olan, farklı demografik özelliklere sahip 153 anne oluşturmuştur. Araştırmanın veri toplama araçları 'Sosyodemografik Form', 'Bebek Uyku Sorunları (Kısa) Tanılama Formu', 'Anne – Bebek Bağlanma Ölçeği' ve 'Young Şema (Kısa) Form'dan oluşmuştur. Veri toplama setinin analizi için IBM SPSS 25.0 kullanılmıştır. Ölçek ve alt boyut puanlarının analizi için betimsel istatistikler, kişi ve yüzde dağılımı için frekans analizleri, normal dağılım gösteren iki kategori arasındaki ilişkinin incelenmesi için ise bağımsız örneklem t testi kullanılmıştır. İkiden fazla kategoriye ait ortalamaların karşılaştırılması için varyans analiz değişkenler arası ilişkinin incelenmesi için Pearson Korelasyon Analizi, kategorik değişkenlerinin dağılımının incelenmesinde ise Ki Kare testi kullanılmıştır. Çocuklardaki uyku sorunları ile annelerin uyum bozucu şemaları arasında ilişkiler saptanmıştır. Bunlara ek olarak, çocukların uyku öncesi rutinlerine ve uykudan uyandıklarında tekrar uyumaları adına yapılan aktivitelere göre annelerin uyum bozucu şemaları ve bağlanma arasında ilişkiler olduğu görülmüştür. Çocukların duygusal, davranışsal ve sosyal gelişimlerine etkisi olduğu bilinen annelerdeki uyum bozucu şemaların, aynı zamanda uyku sorunları ile de ilişkisi olduğu görülmüştür. İleride yapılacak araştırmaların, çocuklardaki uyku sorunları ve annelerdeki uyum bozucu şemalar arasındaki ilişkinin nedeninin anlaşılması konusunda yardımcı olacağı ve literatüre katkıda bulunacağı düşünülmektedir.
Erken dönem uyum bozucu şemaların ilişki bağımlılığı ve aldatma eğilimi ile ilişkisi
Bu araştırma, evli bireylerde erken dönem uyum bozucu şemaların, ilişki bağımlılığı ve aldatma eğilimi ile ilişkisini açıklamayı amaçlamaktadır. Bireylerde şemalarının belirlenmesi, yine kendisiyle ilgili geçmiş̧ yaşantılar, beden algısı, biliş̧, başa çıkma tepkilerinin farkında olmasına destek olur. Birey, erken dönem uyum bozucu şemalarla başa çıkma stratejisi geliştirir ve geliştirdiği bu stratejileri belli alanlarda ortaya çıkartır (Young ve diğerleri, 2009). Erken dönem uyum bozucu şemaların görüldüğü alanlardan biri de evlilik müessesesidir. Evlilik için gerekli olan özellikler sıralanırken öncelikli belirtilen kavram "sadakat" olurken; bu çalışma içerisinde tanım olarak sadakatsizliği de içeren aldatma kavramından bahsedeceğiz. Araştırma da kullanacağımız bir diğer kavram olan ilişki bağımlılığı ise, Peele' ye göre hayatla bağlantıyı kesen kahredici, tek taraflı bir ilişki olarak tanımlanmıştır (Peele ve Brodsky, 1974). Bu bilgiler ışığında bu tür özellikler ve davranışların erken dönem uyum bozucu şemalar ile ilişkisini araştırmak amaçlanmıştır. Araştırma için 18 yaş ve üzeri, 382 evli katılımcıya (264 kadın, 118 erkek) Demografik Bilgi Formu, Young Şema Ölçeği, Aldatma Eğilimi Ölçeği, SpannFischer İlişki Bağımlılığı Ölçeği uygulanmıştır. Verilerin analizi için SPSS 25.00 programı kullanılmıştır. Normallik koşullarını sağlayan veriler için parametrik ve sağlamayan veriler için non-parametrik testlerden faydalanılmıştır. Korelasyon ve regresyon analizleri yapılmıştır. Çalışmada elde edilen bulgulara göre; cinsiyet ile ilişki bağımlılığı arasında bir ilişki bulunmazken; aldatma eğilimi ve erken dönem uyum bozucu şemalarda farklılık göstermiştir. Erkeklerin aldatma eğilimi oranları, kadınlardan daha yüksek bulunmuştur. Erken dönem uyum bozucu şemalarda ise, duygusal yoksunluk, duyguları bastırma, cezalandırılma, kusurluluk ve yüksek standartlar şemaları erkeklerde kadınlardan daha yüksek bulunmuştur. Diğer erken dönem uyum bozucu şemalar ile cinsiyet arasında anlamlı bir farklılık görülmemiştir. Korelasyon analizleri sonucunda ilişki bağımlılığı ile erken dönem uyum bozucu şemalar arasındaki ilişkide en kuvvetli ilişki karamsarlık ve kendini feda şemalarında görülmüştür. Aldatma eğilimi ve erken dönem uyum bozucu şemalar arasında en kuvvetli ilişki ise kusurluluk şemasında görülmüştür. Son olarak yapılan regresyon vii analizleri ile erken dönem uyum bozucu şemaların ilişki bağımlılığına ve aldatma eğilimine olan etkisi incelenmiştir. Erken dönem uyum bozucu şemaların ilişki bağımlılığı üzerindeki en büyük etki sırasıyla karamsarlık, kendini feda ve kusurluluk şemalarında görülürken; aldatma eğilimine en büyük etki sırasıyla, kusurluluk ve yüksek standartlar olduğu görülmüştür. Analizler sonucunda elde edilen bulgular alanyazın incelemesi ile kuramsal olarak tartışılmıştır. Anahtar Kelimeler: Erken Dönem Uyumsuz Şemalar, İlişki Bağımlılığı, Aldatma Eğilimi
Romantik ilişki yaşayan bireylerde erken dönem uyum bozucu şemaların ilişki doyumuna etkisi: İlişkisel obsesif kompulsif semptomların aracı rolünü test etme
Bu araştırmanın temel amacı, romantik ilişki yaşayan bireylerde erken dönem uyum bozucu şemalar ile ilişki doyumu arasındaki ilişkide ilişkisel obsesif kompulsif semptomların (OKS) (romantik ilişki odaklı obsesif kompulsif semptomlar ve partner odaklı obsesif kompulsif semptomlar) aracı rollerini incelemektir. Mevcut çalışma, 475 katılımcı ile yürütülmüştür. Çalışmada veri toplamak amacıyla Sosyo-Demografik Bilgi Formu, Young Şema Ölçeği Kısa Form-3 (YŞÖ-KF3), İlişki Doyumu Ölçeği (İDÖ), Romantik İlişki Obsesyon ve Kompulsiyonları Ölçeği (RİOKÖ) ve Partnere İlişkin Obsesif Kompulsif Belirti Ölçeği (PİOKBÖ) kullanılmıştır. Yapılan analizler neticesinde, erken dönem uyum bozucu şema alanlarının tümünün (kopukluk ve reddedilme, zedelenmiş özerklik ve performans, zedelenmiş sınırlar, başkası yönelimlilik, aşırı uyarılma ve baskılama) ilişki doyumu ile negatif yönde ilişkili olduğu bulunmuştur. Ek olarak, erken dönem uyum bozucu şemaların tümünün ilişkisel obsesif kompulsif semptomlar ile pozitif yönde ilişkili olduğu elde edilen sonuçlar arasındadır. Öte yandan, ilişkisel obsesif kompulsif semptomlar ve ilişki doyumu arasında negatif yönlü bir ilişkiye ulaşılmıştır. Yapılan aracılık analizi sonuçlarında ise, erken dönem uyum bozucu şema alanlarından zedelenmiş sınırlar, başkası yönelimlilik, aşırı uyarılma ve baskılama ile ilişki doyumu arasındaki ilişkilerde partner odaklı obsesif kompulsif semptomların aracı rolünün olduğu bulunmuştur. Ayrıca, zedelenmiş özerklik ve performans, zedelenmiş sınırlar, başkası yönelimlilik, aşırı uyarılma ve baskılama ile ilişki doyumu arasındaki ilişkilerde romantik ilişki odaklı obsesif kompulsif semptomların aracı rolünün olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Sonuç olarak bu çalışma, erken dönem uyum bozucu şemaların ve ilişkisel OKS'nin ilişki doyumu üzerindeki önemli rolünü göstermiştir. Mevcut çalışmanın bulguları ilgili literatür çerçevesinde tartışılmıştır.
Stresle başa çıkmanın yordayıcıları olarak erken dönem uyumsuz şemaları ve öz anlayış
Erken dönem uyumsuz şemalar, çocukluk döneminde yaşanan ve etkileri hayat boyunca gözlenen olumsuz olaylar ya da travmaları içermekte, stresle başa çıkma becerisi gibi hayatın içinde yer alan konularda etkisini göstermektedir. Bu çalışmanın amacı stresle başa çıkmanın yordayıcıları olarak erken dönem uyumsuz şemaları ve öz anlayışı araştırmaktır. Bu çalışma 2020 yılında İstanbul ilinde eğitim-öğretime devam eden kolaylı örnekleme yöntemiyle belirlenen 381 üniversite öğrencisinin (224 kadın - 157 erkek) katılımıyla gerçekleşmiştir. Öğrenci Bilgi Formu, Stresle Başa Çıkma Ölçeği, Young Şema Ölçeği ve Öz Anlayış Ölçeği kullanılarak veriler toplanmıştır. Araştırma sonucu elde edilen verilerin analizleri için, 'Korelasyon Analizi', 'Çoklu Regresyon Analizi', 'Tek Yönlü Varyans Analizi (ANOVA)' , 'Bağımsız Örneklem T-Testi' kullanılmıştır. Araştırma sonuçlarına göre; ''Dine Sığınma'' stresle başa çıkma tutumunun negatif yönde yordayıcıları olarak 'Ayrıcalıklılık/ Yetersiz Özdenetim' ve 'Tehditler Karşısında Dayanıksızlık' erken dönem uyumsuz şemaları bulunmuştur. ''Dış Yardım Arama'' stresle başa çıkma tutumunun pozitif yönde yordayıcıları olarak 'Onay Arayıcılık' ve 'Terk Edilme' erken dönem uyumsuz şemaları olarak bulunmuştur. Negatif yönde yordayıcıları ise 'Ayrıcalıklılık/ Yetersiz Özdenetim' , 'Tehditler Karşısında Dayanıksızlık' , 'Duygusal Yoksunluk' , 'Kendini Feda' erken dönem uyumsuz şemaları bulunmuştur. ''Aktif Planlama'' stresle başa çıkma tutumunun pozitif yönde yordayıcıları olarak 'Sosyal İzolasyon/Güvensizlik' , 'Cezalandırılma' ve 'Yüksek Standartlar' erken dönem uyumsuz şemaları ve Öz-Anlayış olarak bulunmuştur. Negatif yönde yordayıcıları ise 'Ayrıcalıklılık/ Yetersiz Özdenetim' ve 'Duygusal Yoksunluk' erken dönem uyumsuz şemaları bulunmuştur. ''Kaçma (Duygusal-Eylemsel)'' stresle başa çıkma tutumunun pozitif yönde yordayıcıları olarak 'Karamsarlık' ve 'Terk Edilme' erken dönem uyumsuz şemaları olarak bulunmuştur. Negatif yönde yordayıcıları ise 'Duyguları Bastırma' , 'Kusurluluk' erken dönem uyumsuz şemaları bulunmuştur. ''Kaçma (Bio-Kimyasal)'' stresle başa çıkma tutumunun pozitif yönde yordayıcıları olarak 'Duygusal Yoksunluk' , 'Ayrıcalıklılık' ve 'Terk Edilme' erken dönem uyumsuz şemaları olarak bulunmuştur. Negatif yönde yordayıcıları ise 'Onay Arayıcılık' ve 'Cezalandırılma' erken dönem uyumsuz şemaları bulunmuştur. ''Kabul-Bilişsel Yeniden Yapılanma'' stresle başa çıkma tutumunun pozitif yönde yordayıcıları olarak 'Cezalandırılma' erken dönem uyumsuz şeması ve Öz-anlayış bulunmuştur. Araştırmaya katılan üniversite öğrencilerinin verdiği yanıtlar aracılığıyla bu sonuçlara ulaşılması, çalışmanın sınırlılıklarını oluşturmaktadır. Anahtar Kelimeler: Erken dönem uyumsuz şemalar, Stres, Stresle Başa Çıkma, Öz anlayış
Çocukluk çağı travmaları ve duygusal yeme arasındaki ilişki: Erken dönem uyum bozucu şema alanlarının aracı rolü
Bu araştırmada, çocukluk çağı travmaları ile duygusal yeme arasındaki ilişki ve erken dönem uyum bozucu şema alanlarının bu ilişkideki aracı rolü araştırılmaktadır. Araştırmanın örneklemi yaşları 18 ve 61 arasında değişen toplam 300 katılımcıdan oluşmaktadır. Katılımcılara Young Şema Ölçeği Kısa Form-3 (YŞÖ-KF3), Çocukluk Çağı Ruhsal Travma Ölçeği (CTQ), Üç Faktörlü Yeme Ölçeği (TFEQ-Tr21) ve Demografik Bilgi Formu uygulanmıştır. Değişkenler arasındaki ilişkileri belirlemek amacıyla korelasyon analizleri ve Bootsrappting yöntemi ile aracılık analizleri yapılmıştır. Elde edilen sonuçlara göre, CTQ ölçeğinden alınan toplam puan ve duygusal ihmal ile duygusal istismar alt boyutlarıyla duygusal yeme arasında pozitif yönlü ilişki bulunmuştur. Şema alanları ile duygusal yeme arasındaki ilişki incelendiğinde ise, kopukluk ve reddedilme şema alanı, zedelenmiş özerklik ve performans şema alanı, başkaları yönelimlilik şema alanı son olarak da aşırı uyarılma ve baskılama şema alanı ile duygusal yeme arasında da pozitif yönlü ilişki görülmüştür. Erken dönem uyum bozucu şema alanlarının çocukluk çağı travmaları ve duygusal yeme arasındaki ilişkideki aracılık etkisi incelendiğinde ise, kopukluk ve reddedilme şema alanı ile zedelenmiş özerklik ve performans şema alanının tam aracılık ettiği ortaya konulmuştur. Araştırmadan elde edilen bulgular ilgili literatür kapsamında tartışılmıştır.
Psoriasis hastalığında erken dönem uyumsuz şemalar duygu düzenleme stresle baş etme yaşam kalitesi ve psikolojik belirtiler
Bu araştırmanın amacı, psoriasis hastalarında Erken Dönem Uyumsuz Şemalar, psikolojik belirtiler, yaşam kalitesi, hastalığın şiddeti, işlev kaybı, stresle baş etme tarzları ve duygu düzenleme güçlüğünü incelemektir. Araştırmanın katılımcıları araştırmaya katılmayı gönüllü olarak kabul eden ve katılma kriterlerini karşılayan 25- 45 yaş 100 psoriasis hastası ve kontrol grubunda ise deri hastalığı olmayan 107 kişi olmak üzere toplam 207 kişiden oluşmaktadır. Yapılan analizler sonucunda Erken Dönem Uyumsuz Şemalardan Duygusal Yoksunluk, Onay Arayıcılık, Karamsarlık, Kendini Feda, Cezalandırıcılık ve Yüksek Standartlar şemalarının kontrol grubuna göre psoriasis tanılı grupta bulunan katılımcılar lehine istatistiksel olarak anlamlı düzeyde farklılaştığı saptanmıştır. Duygu düzenleme güçlüklerinden açıklık ve kabul etmeme alanlarının kontrol grubuna göre tanılı grupta bulunanlar lehine istatiksel olarak anlamlı düzeyde farklılaştığı saptanmıştır. Stresle baş etme tarzlarından sosyal destek aramaya başvurma ve problem odaklı baş etmenin istatistiksel olarak anlamlı düzeyde kontrol grubunda olan katılımcılar lehine farklılaştığı belirlenmiştir. Karamsarlık ve cezalandırıcılık şemalarının psikolojik belirtilerde genel semptomu anlamlı yordadığı, duygu düzenleme güçlüğü dürtü alt boyutu ile stresle duygu odaklı baş etmenin de genel semptomların anlamlı yordayıcısı olduğu saptanmıştır. Erken Dönem Uyumsuz Şemaların duygu düzenleme güçlüğü, stresle duygu odaklı baş etme ve psoriasis işlev kaybı üzerinde; stresle duygu odaklı baş etmenin ise psoriasis yaşam kalitesinde bozulmada ve psoriasis alan şiddeti üzerinde anlamlı yordayıcılık etkisinin olduğu görülmüştür. Erken Dönem Uyumsuz Şemalar ile psoriasis tanılı hastalarda yaşam kalitesindeki bozulma arasındaki ilişkide, Erken Dönem Uyumsuz Şemalar ile psoriasis alan şiddeti arasındaki ilişkide duygu odaklı stresle baş etme tarzının tam aracılık etkisinin olduğu saptanmıştır. Anahtar Kelimeler: Psoriasis, Erken Dönem Uyumsuz Şemalar, Stresle Baş Etme, Duygu Düzenleme Güçlüğü, Yaşam Kalitesi, İşlev Kaybı.
Evlilik doyumunun öncülleri ve sonuçları: Depresyon, kaygı, erken dönem uyumsuz şemalar
Amaç: Bu araştırma evlilik doyumunun erken dönem uyumsuz şemalar, depresyon ve kaygı belirtileri ile ilişkisini incelemeyi ve algılanan sosyal desteğin evlilik doyumu ile depresyon ve kaygı arasındaki ilişkide aracı rolünü ele almayı amaçlamaktadır. Yöntem: Araştırmada 106'sı kadın 44'ü erkek olmak üzere 150 evli birey yer almıştır. Veri toplama aşamasında katılımcılara, Sosyodemografik Bilgi Formu, Evlilik Yaşamı Ölçeği, Young Şema Ölçeği Kısa Form-3, Beck Depresyon Ölçeği, Beck Anksiyete Ölçeği ve Çok Boyutlu Algılanan Sosyal Destek Ölçeği uygulanmıştır. Bulgular: Araştırmada yapılan analizlere göre katılımcıların güvensizlik ve iç içe geçme/bağımlılık şema boyutları evlilik doyumunu öngörmektedir. Tüm erken dönem uyumsuz şema alt boyutlarının depresyon ve kaygı ile istatistiksel açıdan pozitif yönde ve anlamlı bir ilişkisi olduğu bulunmuştur. Ek olarak evlilik doyumu düşük olan katılımcıların depresyon düzeyleri, duygusal yoksunluk şema boyutu ile; kaygı düzeyleri ise yüksek standartlar şema boyutu ile açıklanmaktadır. Çalışmada algılanan sosyal desteğin değişkenler ile ilişkisi incelendiğinde evlilik doyumu ile algılanan sosyal destek arasında ters yönlü anlamlı bir ilişki olduğu görülmüştür. Algılanan sosyal destek ile depresyon düzeyi arasında pozitif yönde anlamlı bir ilişki bulunurken kaygı düzeyi ile algılanan sosyal destek arasında istatistiksel açıdan anlamlı bir fark bulunmamıştır. Son olarak evlilik doyumu ile depresyon düzeyi arasındaki ilişkide algılanan sosyal desteğin rolü incelendiğinde evlilik doyumu artıkça depresyon düzeyinin azaldığı; algılanan sosyal desteğin aracı rolü incelendiğinde ise yine evlilik doyumu artarken depresyon düzeyinin azaldığı ancak algılanan sosyal destek artarken depresyon düzeyinin de arttığı görülmüştür. Sonuç: Araştırmada erken dönem uyumsuz şemaların evlilik doyumunu öngördüğü bulunmuştur. Bunun yanında evlilik doyumu düşük olan katılımcıların depresyon ve kaygı düzeylerinin erken dönem uyumsuz şemalar ile açıklandığı görülmüştür. Algılanan sosyal desteğin evlilik doyumu ve depresyon ile ilişkili olduğu bulunmuştur. Aynı zamanda algılanan sosyal desteğin evlilik doyumu ile depresyon arasındaki ilişkide aracı role sahip olduğu görülmektedir.
Ruh sağlığı çalışanlarında ikincil travmatik stres ile uyum bozucu şemalar, çocukluk çağı travmaları ve mesleki ve sosyodemografik değişkenlerin ilişkileri
Amaç: Bu araştırmanın amacı, ruh sağlığı çalışanlarının ikincil travmatik stres seviyelerinin belirlenmesi, çocukluk çağı travma düzeyleri ve erken dönem uyum bozucu şemalar ile ilişkisinin incelenmesidir. Yöntem: Bu amaç doğrultusunda araştırmanın örneklemini psikolog, psikiyatrist ve psikiyatri hemşiresi olmak üzere 144'ü kadın, 108'i erkek 252 ruh sağlığı çalışanı oluşturmaktadır. Araştırmaya katılmayı kabul eden katılımcılardan veri toplamak amacıyla Sosyodemografik ve Diğer Bilgi Formu, İkincil Travmatik Stres Ölçeği, Çocukluk Çağı Travmaları Ölçeği ve Young Şema Ölçeği Kısa Form-3 uygulanmıştır. Bulgular: Yapılan analizler sonucunda, örneklemimizde ikincil travmatik stres seviyesi ile çocukluk çağı travma düzeyleri arasında negatif, erken dönem uyum bozucu şema puanları arasında ise pozitif yönde anlamlı ilişkiler gözlenmiştir. Yaş, çalışma saati, mesleki deneyim yılı, hasta sayısı, travma hastası sayısı arttıkça ikincil travmatik stres düzeylerinin de arttığı gözlenmiştir. Süpervizyon desteği alan, mesleğini isteyerek seçen ve nöbet tutmayan katılımcıların ikincil travmatik stres düzeylerinin anlamlı düzeyde düşük olduğu saptanmıştır. Örneklem içerisinde yer alan ruh sağlığı çalışanlarından psikologların diğer meslek gruplarına oranla daha düşük ikincil travmatik stres düzeyine sahip olduğu belirlenmiştir. Sonuç: Araştırmamızın sonucunda ruh sağlığı çalışanlarının ikincil travmatik stres gelişimiyle ilişkili olabilecek değişkenler incelenmiş ve anlamlı bulgular elde edilmiştir. Elde edilen sonuçlar ilgili literatür ışığında tartışılmıştır. Anahtar Kelimeler: Travma, İkincil Travmatik Stres, Uyum Bozucu Şema, Ruh Sağlığı Çalışanı, Çocukluk Çağı Travmaları
Algılanan anne tutumları, duygu düzenleme stratejileri ve erken dönem uyumsuz şemaların yeme tutumu üzerindeki yordayıcı rolü
Bu araştırmada; algılanan anne tutumları, duygu düzenleme güçlükleri ve erken dönem uyumsuz şemaların; yeme tutumu üzerinde yordayıcı bir rolünün olup olmadığını incelenmek amaçlanmıştır. Araştırmanın örneklemini 19-40 yaş aralığındaki 327 kadın oluşturmaktadır. Araştırmada Sosyo-demografik Bilgi Formu'nun yanı sıra anneden algılanan ebeveynlik tutumlarını değerlendirmek için Young Ebeveynlik Ölçeği-Anne Formu (YEBÖ-A),duygu düzenleme sürecinde yaşanan güçlükleri değerlendirmek için Duygu Düzenleme Güçlükleri Ölçeği (DDGÖ-16), erken dönem uyumsuz şemaları tespit etmek için Young Şema Ölçeği- Kısa Form 3 (YŞÖ- KF3) ve yeme tutumundaki bozulmaları değerlendirmek için Yeme Tutum Testi (YTT-26) kullanılmıştır. Yapılan analizler sonucunda elde edilen bulgular; algılanan anne tutumları, duygu düzenleme güçlükleri ve erken dönem uyumsuz şemaların; yeme tutumu üzerinde yordayıcı bir rolünün olduğunu göstermiştir. Araştırma kapsamında kullanılan tüm ölçeklerin alt boyutları ile yeme tutumundaki bozulma arasında anlamlı bir ilişki olduğu bulunmuştur. Anneden algılanan küçümseyici/kusur bulucu ve sömürücü/istismar edici tutum ve davranışlar; ve yüksek standartlar şema alanı yeme tutumundaki bozulmalar üzerinde yordayıcı bir etkiye sahiptir. Ayrıca bedensel görünüşten memnuniyet, diyetisyen başvurusu, psikiyatrik tanının olup olmaması, kilo algısı ve beden kitle indeksi gibi sosyo-demografik veriler de yeme tutumları ile ilişkili bulunmuştur.
Erken dönem uyum bozucu şemalar ve dijital flört şiddeti arasındaki ilişkide olumlu duygu düzenleme güçlüğü ve olumsuz duygu düzenleme güçlüğünün aracı rolü
Mevcut araştırmada erken dönem uyum bozucu şemaların dijital flört şiddeti ile arasındaki ilişkide olumlu duygu düzenleme güçlüğü ve olumsuz duygu düzenleme güçlüğünün aracı rolünün incelenmesi amaçlanmıştır. Araştırmanın örneklemi, romantik ilişki içerisinde olan veya son 1 yılda romantik ilişkisi olmuş olan 18-30 yaş arası 298 bireyden oluşmaktadır. Araştırmanın verileri; Demografik Bilgi Formu (DBF), Siber Flört İstismarı Ölçeği (SFİÖ), Young Şema Ölçeği-Kısa Form (YŞÖ-KF3), Duygu Düzenleme Güçlüğü Ölçeği-Kısa Form (DDGÖ-16) ve Olumlu Duyguyu Düzenleme Güçlükleri Ölçeği (ODDGÖ) aracılığıyla toplanmıştır. Erken dönem uyum bozucu şemalar, olumlu duygu düzenleme güçlüğü, olumsuz duygu düzenleme güçlüğü ile uygulanan ve maruz bırakılan dijital flört şiddeti arasındaki ilişkiyi belirlemek için Pearson Korelasyon Analizi'nden yararlanılmıştır. Yapılan istatiksel analizler sonucunda, zedelenmiş sınırlar şema alanı ile hem uygulanan hem maruz kalınan dijital flört şiddeti arasında anlamlı ilişki bulunamamış, diğer temel değişkenler arasında pozitif yönlü ve anlamlı ilişkiler olduğu bulunmuştur. Olumlu duygu düzenleme güçlüğü ve olumsuz duygu düzenleme güçlüğünün aracı rolünü belirlemek amacıyla Aracı Değişken Analizi yapılmıştır. Araştırma sonuçları, tüm şema alanları ile uygulanan ve maruz bırakılan dijital flört şiddetinde olumlu duygu düzenleme güçlüğünün kısmi aracı rolü olduğunu, kopukluk ve diğerleri yönelimlilik şema alanı ile maruz kalınan dijital flört şiddetinde olumsuz duygu düzenleme güçlüğünün kısmi aracı rolü olduğunu göstermiştir. Araştırmadan elde edilen bu bulgular ilgili literatür doğrultusunda tartışılmıştır. Araştırmanın sınırlılıklarına ve gelecek çalışmalar için önerilere yer verilmiştir.
Ebeveyn erken dönem uyumsuz şemalarının çocuğun problem davranışları ile ilişkisinde ebeveyn bağlanma stilinin aracı etkisi
Bu araştırmanın temel amacı, annelerin erken dönem uyumsuz şemalarının çocuğun problem davranışları ile ilişkisinde ebeveyn bağlanma stilinin aracı etkisini incelemektir. Buna ek olarak annenlerin erken dönem uyumsuz şemaları, annelerin bağlanma stilleri ve çocukların problem davranışları değişkenleri sosyo-demografik verilere göre farklılaşıp farklılaşmadığı incelenmiştir. Araştırma örneklemini 4-6 yaş döneminde çocuğu olan 211 anne oluşturmaktadır. Araştırmaya katılan annelere Yakın İlişkilerde Yaşantılar Envanteri – II (YİYE-II, Young Şema Ölçeği Kısa Form-3 (YŞÖ-KF3), Güçler ve Güçlükler Anketi (4/17) Ebeveyn Formu (GGA) ve Sosyo-Demografik Bilgi Form uygulanmıştır. Araştırma sonucunda, annenin zedelenmiş otonomi şema alanı ve çocuk problem davranış ilişkisinde annenin kaygılı bağlanma stili aracı etki göstermezken kaçıngan bağlanma stilinde kısmi aracılık etkisi görülmüştür. Annenin kopukluk ve reddedilmişlik şema alanı ve çocuk problem davranış ilişkisinde annenin kaygılı ve kaçıngan bağlanma stili kısmi aracılık etkisi göstermektedir. Annenin zedelenmiş sınırlar şema alanı ve çocuk problem davranış ilişkisinde annenin kaygılı ve kaçıngan bağlanma stili tam aracı etki göstermektedir. Annenin diğeri yönelimlilik şema alanı ve çocuk problem davranış ilişkisinde annenin kaygılı ve kaçıngan bağlanması kısmi aracılık etkisi göstermektedir. Ayrıca annelerin yüksek standartlar şema alanının çocuk sayısı ve öğrenim düzeyi değişkenlerine göre, zedelenmiş sınırlar şema alanının annenin yaşı ve çocuğun yaşı değişkenlerine göre, diğeri yönelimlilik şema alanının çocuğun yaşı değişkenine göre ve anne kaçıngan bağlanma stilinin anne öğrenim düzeyine göre, çocuk problem davranışlarının ise annenin öğrenim düzeyi ve annenin yaşı değişkenlerine göre anlamlı bir farklılaşma gösterdiği görülmüştür. Araştırma sonuçlarının çocukların problem davranışlarının ortaya çıkmasında ebeveynlerin erken dönem uyumsuz şemalarının, bağlanma stillerinin ve diğer risk faktörlerinin değerlendirilebilmesine katkı sağlamasının yanı sıra elde edilen bulguların ebeveyn psiko-eğitim programlarına da kaynak oluşturulabileceği düşünülmektedir.