Familial mediterranean fever

95 theses under this subject heading

Master'sOpen AccessTR

Ailevi akdeniz ateşi hastalarında otoenflamasyonun incelenmesi

Ailevi Akdeniz ateşi (AAA) en sık görülen ve genetik geçiş gösteren otoenflamatuvar hastalıktır. Ailevi Akdeniz ateşi (AAA) en sık görülen otoenflamatuvar hastalıktır. Mevcut çalışmalar, GSDMD'nin otoenflamasyondaki rolüne ve hastalık atağındaki moleküler değişikliklere dair kısıtlı bilgiler içermektedir. Bu çalışmada, AAA ataklarında meydana gelen enflamasyonda rol oynayan GSDMD, IL-1B ve IL-18 seviyelerinin atak arası dönem, sağlıklı kontrol ve kronik hastalığı olmayan ateşli çocuklarla kıyaslanarak ataktaki enflamatuvar moleküllerin değişikliğinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Çalışmaya AAA tanılı hastalar atak ve atak arası dönemde, sağlıklı çocuklar ve kronik hastalığı olmayıp akut enfeksiyon ile başvuran hastalar dahil edildi. Gasdermin-D gen ekspresyonu RNA izolasyonu sonrası RT-PCR ile ölçüldü. İnterlökin-1B ve IL-18 düzeyleri ELISA ile değerlendirildi. Toplamda 16 AAA hastası atak ve atak arası dönemde, on sağlıklı çocuk ve sekiz akut enfeksiyon nedenli ateşi olan çocuk çalışmaya dahil edildi. Biri hariç tüm AAA hastaları MEFV geninde ekzon 10 mutasyonu taşıyıcısıydı. Atak döneminde GSDMD gen ifadesinin diğer gruplara göre belirgin arttığı, IL-1B ve IL-18 düzeyinin ise atak ve atak arası dönemde yüksek ve benzer düzeylerde olduğu bulundu. Hastalık atağında GSDMD gen ekspresyonu akut faz proteinleri ile anlamlı korelasyon gösterdi. Kolşisin tedavisi ile IL-1B ve IL-18 düzeylerinde belirgin düşüş saptandı. Genotipe göre bu moleküllerde anlamlı bir farklılık gözlenmedi. Ateşli kontrol grubunda, viral enfeksiyonlarda bakteriyel enfeksiyonlara göre daha yüksek olmak üzere, GSDMD düzeylerinde artış gözlendi. Ailevi Akdeniz ateşinde atakların oluşumunda GSDMD kritik özelliktedir. İnterlökin-1B ve IL-18 atak ve atak arası dönemde yüksektir ve kronik enflamasyonun göstergesi olabilir. Genotip ile bu moleküller arasında belirgin bir ilişki bulunmaz.

Ailesel akdeniz ateşiGasderminlerİnflamasyon+1
Pınar Özge Avar Aydın
Hacettepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Ailevi Akdeniz ateşinin erkeklerde seksüel fonksiyon üzerine etkisi

AMAÇ: Bu çalışmanın amacı AAA'nın erkek hastalarda; serum testosteron, seks hormonu bağlayıcı globulin (SHBG) seviyesi ve seksüel fonksiyon üzerine olan etkisini araştırmaktır. GEREÇ VE YÖNTEM: Çalışmaya hasta grubu olarak AAA tanısı almış 35 erkek hasta ve kontrol grubu olarak, hasta grubuna oldukça benzer özelliklere sahip 35 sağlıklı gönüllü erkek dahil edildi. Her iki gruptan kan örnekleri alınarak laboratuvarda total testosteron ve seks hormonu bağlayıcı globulin (SHBG) seviyelerine bakıldı. Seksüel fonksiyonlar her iki grupta da uluslararası erektil fonksiyon anketi (IIEF) ile değerlendirilerek veriler toplandı. Bakılan parametrelerin sonuçları incelenerek iki grup arasındaki ilişki değerlendirildi. BULGULAR: 35 AAA tanılı hasta ve 35 sağlıklı birey çalışmaya dahil edildi. Hasta grupta serum SHBG seviyesi ortalama 25,9686±13,95549 nmol/l saptanırken, kontrol grubunda ortalama 29,8943±12,16238 nmol/l olup her iki grup arasında istatistiksel olarak anlamı fark olmadığı görüldü (p:0,214). Hasta grupta serum total testosteron seviyesi ortalama 18,1540±7,32547 nmol/l saptanırken, kontrol grubunda ortalama 16,5697±6,999610 nmol/l olup her iki grup arasından istatistiksel olarak anlamlı fark olmadığı görüldü (p:0,358). Hasta grupta serbest testosteron seviyesi ortalama 0,3677±0,08116 ng/ml saptanırken, kontrol grubunda ortalama 0,3171±0,11159 ng/ml olup hasta grupta serbest testosteron seviyeleri daha yüksek bulunarak her iki grup arasında anlamlı istatistiksel fark olduğu görüldü (p:0,033). Hasta grupta erektil fonksiyon skorları kontrol grubuna göre daha düşük saptanarak her iki grup arasında anlamlı istatistiksel fark olduğu görüldü (p:0,001). Hasta grupta orgazmik işlev skorları kontrol grubuna göre düşük saptanarak her iki grup arasında anlamlı istatistiksel fark olduğu görüldü (p:0,007). Hasta grubunda cinsel memnuniyet skorları kontrol grubuna göre düşük saptanarak her iki grup arasında anlamlı istatistiksel fark olduğu görüldü (p:0,003). Hasta grubunda ED prevalansı %74,2 olarak saptanırken kontrol grubunda %31,4 olduğu görüldü. SONUÇ: Sonuç olarak yapılan bu çalışmanın, alan yazın taraması sonucunda AAA'ın erkek hastalarda seksüel fonksiyon üzerine olan etkisini araştıran ilk çalışma olduğu görülmektedir. Yapılan bu çalışmada elde edilen bütün bulgular değerlendirildiğinde; AAA hastalığında, erkeklerde seksüel disfonksiyon gelişme riskinin, kontrol grubuna göre yüksek olduğu ortaya çıkmaktadır. AAA hastalığı; erkeklerde, seksüel fonksiyon üzerine olumsuz bir etkiye sahiptir. Hastaların klinisyenler tarafından ilgili dallara yönlendirilmesi ile seksüel fonksiyonlarının artacağı ve hayat kalitelerinin yükseleceği düşünülmektedir.

Ailevi akdeniz ateşiErektil disfonksiyonTestosteron
Burak Yılmaz
Van Yüzüncü Yıl Üniversity
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Kolşisin direnci olan ailevi akdeniz ateşi hastalarında ifadesi değişen miRNA'ların inflamasyon ve ilaç direnci ile ilişkisinin belirlenmesi

Ailevi Akdeniz ateşi klinik heterojenitenin görüldüğü monogenik bir sistemik otoinflamatuvar hastalıktır. Ailevi Akdeniz ateşinde en yaygın tedavi yöntemi günlük kolşisin kullanımıdır. Fakat hastaların %2-5'lik kısmında kolşisin direnci görülmektedir. İlaç direncinin gelişiminde epigenetik mekanizmaların özellikle kodlamayan RNA'lardan mikroRNA'ların rol oynadığına dair çalışmalar mevcuttur. Bu sebeple kolşisin dirençli hastalarda ifadesi değişen mikroRNA'ların ilaç direnci ve inflamasyon ile muhtemel ilişkisinin değerlendirilmesi gerektiği düşünülmüştür. Grubumuz tarafından daha önce gerçekleştirilen miRNA 4.0 array ile mikroRNA ifade analizi yeniden değerlendirilmiş; kolşisin dirençli ve duyarlı hasta grupları arasında ifadesi en az 2 kat değişen 25 mikroRNA bulunmuştur. Bu mikroRNA'lardan ilaç direnci ile yüksek oranda ilişkili bulunanlar hasta grubunda kantitatif gerçek zamanlı polimeraz zincir reaksiyonu ile valide edilmiş, miR-183-5p ve miR-15b-5p'nin ifadesinin kolşisin dirençli hastalarda anlamlı şekilde azaldığı, miR-125a-5p'nin ifadesinin anlamlı olmayan bir azalış gösterdiği bulunmuştur. Biyoinformatik araçlar kullanılarak hem inflamasyon hem de ilaç direnci ile ilişkili genlerin listesi oluşturmuş, kolşisin dirençli hastalarda anlamlı azalış gösteren mikroRNA'ların ilaç direnci ve inflamasyonla ilişkili olası hedef genleri belirlenmiştir. Genlerin ifade analizi için yapılan kantitatif gerçek zamanlı polimeraz zincir reaksiyonu deneylerinde, kolşisin dirençli hastalarda azaldığı görülen mikroRNA'ların olası hedef genleri olarak seçilen NR3C1 ve NFKB1'in ifadesinin, aynı hasta grubunda arttığı gösterilmiştir. Grubumuzun önceki projeleri sırasında oluşturulmuş kolşisin dirençli hücre hattında da aynı mikroRNA'ların ve hedef genlerinin hasta grubuyla benzer değişim gösterdiği saptanmıştır. Bu çalışma sonucunda belirlenen ifadesi değişen mikroRNA'ların, ileride kolşisin direncinin erken tanısı için biyobelirteç olma potansiyeli taşıdığı düşünülmektedir. Anahtar kelimeler: AAA, kolşisin direnci, mikroRNA

Ailevi akdeniz ateşiKolşisinMikro RNA+3
Bilgesu Şafak Özdemir
Hacettepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Çocukluk çağında nedeni bilinmeyen ateş ile izlenen hastaların klinik ve laboratuvar bulgularının değerlendirilmesi

Nedeni bilinmeyen ateş (NBA), etiyolojisinde kendi kendine düzelebilen viral hastalıklardan tedavi verilmediğinde ölümle sonuçlanabilen malignitelere kadar çok çeşitli ve fazla sayıda hastalığın yer aldığı bir klinik tablodur. Bu çalışmada NBA etiyolojisinde ülkemizde sık görülen nedenleri belirlemek, yeni vakalarda tanı ve tedavi adına faydalı olabilecek bir yaklaşım oluşturabilmek ve hekimlerin bu konudaki bilgi birikimini artırmak hedeflendi. Çalışmada 1 Ocak 2014-31 Aralık 2020 tarihleri arasında, Hacettepe İhsan Doğramacı Çocuk Hastanesi'nde, NBA tanısı ile ayaktan veya yatırılarak takip edilen 1 ay-18 yaş aralığındaki çocuk hastaların öyküleri ve fizik muayene bulguları, hastalara uygulanan testlerin sonuçları ve verilen tedaviler ile ilgili veriler, hasta dosyalarından ve hastane bilgi yönetim sisteminden retrospektif olarak incelendi. NBA kriterleri; detaylı öykü, fizik muayene bulguları ve temel laboratuvar tetkikleri ile ateşe yol açan nedenin saptanamadığı, en az 14 gündür devam eden ve her gün vücut sıcaklığının günde en az bir kez 3 38,3 °C ölçülmesi olarak ele alındı. Altmış dokuz hasta çalışmaya dahil edildi. Hastaların 39'u (%56,5) erkek, 30'u (%43,5) kızdı. Hastaların yaş aralığı 5 ay ile 17 yıl 10 ay arasında değişmekteydi, ortalama yaş 4,7 yıl, ortanca yaş ise 2,3 yıl bulundu. Hastaların 49'una (%71) tanı konulabilirken 20'sinin (%29) tanısı konulamadı. Tüm hastalar içinde 22 (%31,9) hastada enfeksiyon hastalığı, 11 (%15,9) hastada romatolojik hastalık, 9 (%13) hastada malignite ve 7 (%10,1) hastada diğer hastalıklar saptandı. Tanı konulamayan hastaların yaşı; enfeksiyon hastalıkları, romatolojik hastalık ve malignite gruplarında olan hastalara göre daha küçüktü. En sık görülen enfeksiyon hastalığı atipik pnömoni iken (6 hasta), tüm enfeksiyöz hastalıklar içinde en sık saptanan viral etken influenza A virusu (2 hastada atipik pnömoni, 1 hastada mikst viral enfeksiyon, 1 hastada ise tek başına etken), en sık saptanan bakteriyel etken Salmonella türleri (3 hasta) oldu. Çalışmanın sonunda çocuklarda NBA etiyolojisinde enfeksiyonların halen daha ilk sırada olduğu ve tanısal test imkanlarında yıllar içinde artış olmasına rağmen hastaların %29'una tanı konulamadığı saptandı. Tekrarlayan öykü, fizik muayene ve ilk basamak invazif olmayan tanısal tetkiklerin ise tanı koyma sürecinde en çok yardımcı olan araçlar olduğu görüldü.

Adenovirüs enfeksiyonlarıAilevi akdeniz ateşiAteş+7
Şükran Bayrak
Hacettepe University
2022
00
DoctorateOpen AccessTR

Ailevi akdeniz ateşi tanılı çocuklar için geliştirilen mobil oyunun hastalık yönetimi ve yaşam kalitesine etkisi

Amaç: Bu araştırma Ailevi Akdeniz Ateşi (AAA) tanılı çocukların mobil oyun veya eğitim kitapçığı aracılığı ile eğitilmesinin hastalık bilgisi, hastalık öz-yeterliği, semptom yönetimi ve yaşam kalitesi üzerine etkisini belirlemek amacıyla gerçekleştirildi. Yöntem: Randomize gruplarda ön test-son test kontrol gruplu deneysel tasarım şeklinde gerçekleştirilen araştırmanın örneklemini 8-14 yaş arası AAA tanısı almış 45 çocuk oluşturdu (Kontrol Grubu=15, Kitapçık Grubu=15, Mobil Oyun Grubu=15). Deney gruplarındaki çocuklara bulunduğu gruba göre eğitim kitapçığı veya mobil oyun ile bir ay boyunca eğitim verildi. Veriler ön test, son test 1 (1. ayın sonu) ve son test 2 (2. ayın sonu) olmak üzere üç aşamada toplandı. Verilerin toplanmasında "Hasta Tanıtım Formu", "Hastalık Bilgi Testi", "Pediatrik Kronik Hastalık İçin Öz-yeterlik Ölçeği (PRCISE-Tr)" ve "Juvenil Otoinflamatuar Hastalık Çok Boyutlu Değerlendirme Ölçeği (JAIMAR)" kullanıldı. Veriler SPSS 25 paket programı ile analiz edildi. Bulgular: Mobil oyun grubu bilgi düzeyinin kontrol ve kitapçık grubundan daha fazla arttığı saptandı. Mobil oyun grubunun son test 1 ve son test 2'de PRCISE-Tr puan ortalamasının arttığı (p=0,000; p=0,000) ve yaşam kalitesi toplam puan ortalamasının azaldığı (p=0,001; p=0,001) belirlendi. Kitapçık grubunun PRCISE-Tr puan ortalamasının yalnız son test 1'de arttığı (p=0,008), son test ölçümlerinde yaşam kalitesi toplam puan ortalamalarının anlamlı düzeyde değişmediği saptandı (p>0,05). Semptom yönetimi açısından mobil oyun grubunun ilaç uyum puan ortalamaları arttı (p=0,002; p=0,004) ve ağrı puan ortalamaları azaldı (p=0,044; p=0,010). Mobil oyun grubunun belirti sayısı son test 1 ve son test 2'de azaldı (p=0,000; p=0,000) ve zaman içinde azalmaya devam etti (p=0,000). Kontrol ve kitapçık gruplarının semptom yönetimi göstergelerinin tüm ölçümlerde benzer olduğu saptandı (p>0,05). Sonuç: Mobil oyunun AAA tanılı çocuklarda bilgi düzeyi, hastalık öz-yeterliği, semptom yönetimi ve yaşam kalitesini daha fazla artırdığı ve etkisinin kitapçıkla eğitim yöntemine göre daha uzun süre devam ettiği belirlendi. Çocuklarda kronik hastalıkların yönetiminde mobil oyun gibi teknoloji tabanlı ve interaktif eğitim metodlarının kullanılması ve yaygınlaştırılması önerilir.

Ailesel akdeniz ateşiHasta eğitimiKalıtsal otoinflamatuar hastalıklar+1
Gamze Kaş Alay
İstanbul University-Cerrahpaşa · Institute of Graduate Studies
2024
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Aı̇lesel akdenı̇z ateşı̇ hastalarında hı̇pertansı̇yon prevalansı ve amı̇loı̇dozun kan basıncı ı̇le ı̇lı̇şkı̇sı̇

Ailesel Akdeniz Ateşi (AAA) tekrarlayan ateş ve serozal inflamasyonla karakterize kalıtsal, otoinflamatuvar bir hastalıktır. AAA inflamatuvar ataklar ve ataklar arasında subklinik inflamasyonla seyreder. Kronik inflamasyon sonucu gelişen sekonder amiloidoz en önemli uzun dönem komplikasyonu ve mortalite nedenidir. İnflamasyonun kardiyovasküler, renal, nöral, endokrin ve doku düzeyinde kan basıncı kontrol sistemlerine etkisini gösteren çalışmalar mevcuttur. Çalışmamızda AAA hastalarında hipertansiyon sıklığının belirlenmesi ve amiloidozun kan basıncı ile ilişkisinin gösterilmesi amaçlanmaktadır. Bu retrospektif veri tarama çalışmasında 2000-2017 yılları arasında Hacettepe Üniversitesi Hastaneleri İç Hastalıkları Anabilim Dalı Nefroloji Polikliniği'ne Ailesel Akdeniz Ateşi tanısı ile başvuran 603 hasta değerlendirildi. 603 AAA hastasının 102'sinde hipertansiyon izlendi. AAA hastalarında hipertansiyon sıklığının %16,9 olduğu görüldü. Hipertansiyon sıklığında kadın ve erkek cinsiyet arasında anlamlı bir fark bulunmadı. AAA hastaları ve 1329 bireyden oluşan kontrol grubu karşılaştırıldığında hipertansiyon sıklığı, sistolik ve diyastolik kan basıncı değerleri AAA grubunda anlamlı olarak daha düşük izlendi (p= 0,028, p<0,001, p=0,012). Hipertansiyon tanısı olmayan AAA hastaları ve kontrol grubu karşılaştırıldığında sistolik kan basıncı değerleri AAA grubunda anlamlı olarak daha düşük izlendi (p<0,001). Homozigot ve heterozigot M694V mutasyonu ile hipertansiyon arasında anlamlı bir ilişki olmadığı görüldü. Amiloidozu olan ve olmayan hastalar karşılaştırıldığında amiloidozu olan hastaların kan basınçlarının daha yüksek olduğu görüldü (p<0,001). Glomerüler filtrasyon hızındaki (GFH) azalmanın kan basıncı üzerine olan etkisini ortadan kaldırmak için GFH<60 ml/min/1.73m2 olan hastalar ayrıldı. GFH>60 ml/min/1.73m2 olup amiloidozu olan ve olmayan hastaların hipertansiyon tanıları ve kan basınçları karşılaştırıldığında iki grup arasında anlamlı farklılık olmadığı izlendi. GFH>60 ml/min/1.73m2 olup amiloidozu olan hastalar kontrol grubu ile karşılaştırıldığında ise sistolik kan basıncının amiloidozu olan grupta anlamlı olarak daha düşük olduğu izlendi (p=0,002). AAA hastalarında normal popülasyona göre hipertansiyon sıklığının düşük olması ve kan basıncı değerlerindeki düşüklüğün kolşisinin anti-inflamatuvar ve kardiyoprotektif etkisi ile ilişkili olabileceği düşünüldü. Amiloidozun glomerüler filtrasyon hızında azalmaya neden olmadıkça kan basıncında yükselmeye sebep olmadığı aksine kardiyovasküler, otonom sinir sistemi ve adrenal bez tutulumu ile sistolik kan basıncında düşmeye neden olabileceği düşünüldü. Anahtar Sözcükler: Ailesel Akdeniz Ateşi, Hipertansiyon, Amiloidoz, Kronik inflamasyon, Kan Basıncı

Ailevi akdeniz ateşiAmiloidozHipertansiyon+3
Gözde Kavgacı
Hacettepe University
2020
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Ailesel akdeniz ateşi ve aksiyel spondiloartrit birlikteliği olan hastaların demografik, klinik ve radyolojik özelliklerinin tek başına ailesel akdeniz ateşi ve tek başına aksiyel spondiloartrit olan hastalarla karşılaştırılması

Bu çalışmanın amacı Ailesel Akdeniz Ateşi (AAA) ile Aksiyel Spondiloartrit (SpA) birlikteliği olan hastaların demografik, klinik ve radyolojik özelliklerinin ortaya konulması ve bu özelliklerin tek başına AAA ile tek başına Aksiyel SpA olan hastalarla karşılaştırılmasıdır. Çalışmaya kliniğimize 01.01.2014 ile 31.07.2019 arası başvuran AAA-Aksiyel SpA birlikteliği olan 136 hasta; tek başına Aksiyel SpA tanısı olan 102 hasta ve tek başına AAA tanısı olan 136 hasta dahil edildi. Tüm hastalarda önceden belirlenmiş klinik ve laboratuvar veriler kaydedilmiştir. Retrospektif olarak toplanan veriler uygun istatistik yöntemlerle değerlendirildi. Analizler sonucunda AAA-Aksiyel SpA hastalarında medyan servikal mSASSS 0 (0- 7), lomber mSASSS 3 (0-7), 33 (%27) hastada sindesmofit ve 5 (%4,1) hastada total ankiloz saptandı. Hastaların 26'sında (%19,1) orta-ileri derece kalça tutulumu ve 12'sinde (%8,8) kalça protezi vardı. M694V pozitif AAA-Aksiyel SpA hastalarında M694V negatif olanlara göre AAA ve Aksiyel SpA semptom başlangıç ve tanı yaşları daha erkendi (p<0,05). AAA-Aksiyel SpA hastalarında AAA grubuna kıyasla ateş daha sık, plevrit daha az, AAA tanı yaşı daha geç, semptom ve tanı sonrası hastalık süresi daha uzundu (p<0,05). Her iki grupta da en sık M694V mutasyonu görüldü ve AAA-Aksiyel SpA hastalarında M694V allel ve homozigot M694V mutasyon sıklığı daha fazlaydı. Ancak fark istatiksel anlamlı değildi. AAA-Aksiyel SpA hastalarında tek başına Aksiyel SpA olan hastalara göre aksiyel hastalık semptom başlangıç ve tanı yaşı daha erken, hastalık süresi daha uzundu (p<0,05). Radyografik olarak ileri evre sakroiliit, lomber sindesmofit, orta-ileri derece kalça tutulumu, kalça protez ve amiloidoz sıklığı AAA-Aksiyel SpA grubunda daha fazlaydı (p<0,05). AAA'nın SpA için tetikleyici bir faktör, sakroiliitin AAA'nın bir özelliği olup olmadığı veya iki hastalığın birlikteliği halen tartışmalıdır. Anahtar kelimeler: Spondiloartrit, aksiyel spondiloartrit, ailesel akdeniz ateşi

Ailevi akdeniz ateşiDemografiSpondiloartrit
Murat Kiracı
Hacettepe University
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Otoinflamatuvar hastalıklarda inflamazom bileşenlerinin hücre göçü sürecinde incelenmesi

Akbaba, T.H., Otoinflamatuvar Hastalıklarda İnflamazom Bileşenlerinin Hücre Göçü Sürecinde İncelenmesi. Hacettepe Üniversitesi, Sağlık Bilimleri Enstitüsü, Tıbbi Biyoloji Yüksek Lisans Tezi, Ankara, 2019. Otoinflamatuvar hastalıklar, periyodik ateş sendromları, enfeksiyon yokluğunda gelişen ve tekrarlayan inflamatuvar cevap ile karakterize hastalıklar grubudur. Otoinflamatuvar hastalıklar arasında en sık rastlanan hastalık olan Ailevi Akdeniz ateşi, MEFV genindeki mutasyonlar nedeniyle mutant pyrinin üretilmesi sonucu ortaya çıkmaktadır. Pyrin proteininin diğer proteinler ile kurmuş olduğu protein-protein ilişkileri yardımıyla inflamatuvar yolaklarda görev aldığı düşünülmektedir. Literatürde pyrinin proinflamatuvar bir düzenleyici olabileceği ve hücre göçü ile ilişkili yolaklarda rol aldığını destekleyen çalışmalar mevcuttur. Tez kapsamında; 11 AAA hastası, diğer otoinflamatuvar hastalıklara örnek olarak 2 HIDS hastası, 1 CAPS hastası ve 7 sağlıklı bireyden alınan kan örneklerinden izole edilen periferik kan mononükleer hücrelerinde inflamatuvar hücre göçü sürecinde pyrin inflamazomu incelenmiştir. Hücrelerde, inflamazom aktivasyonunu tetiklemek amacıyla lipopolisakkarit kullanılırken, inhibisyonu için ise araşidonik asit kullanılmıştır. Yapılan deneyler neticesinde aynı uygulama koşullarında, AAA hastalarına ait hücrelerde, kontrollere göre inflamazomun inhibisyonunun daha az gerçekleştiği saptanmıştır. İnflamazom aktivasyonu ve inhibisyonunun ardından, filtre deneyleri yapılmış ve inflamatuvar hücre göçünü tetiklemek amacıyla dana serumu kullanılmıştır. İnflamazom baskılandığı durumda, AAA hastalarına ait periferik kan mononükleer hücrelerinin, diğer otoinflamatuvar hastalara ve kontrol bireylere ait periferik kan mononükleer hücrelerine göre, hem inflamazom aktifliği hem de hücre göçü oranında sırasıyla istatistiksel olarak anlamlı bir artış bulunmuştur (p<0.0156 ve p<0,0286). Elde edilen bu bulgular, AAA hastalarında, pyrin inflamazomunun daha aktif olması nedeniyle artan hücre göçü oranlarının görülmesi sonucunu desteklemektedir. Bu tez, pyrin proteininin, inflamazom yapısı üzerinden, inflamatuvar hücre göçündeki rolünü aydınlatmaya yönelik önemli katkılar sağlamıştır. Anahtar Kelimeler: Otoinflamatuvar hastalıklar, AAA, pyrin inflamazom, hücre göçü.

Ailevi akdeniz ateşiHücre hareketleriPirin+2
Tayfun Hilmi Akbaba
Hacettepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2019
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Çocukluk çağı otoinflamatuar hastalıklarda genotip-fenotip ilişkisi

ÇOCUKLUK ÇAĞI OTOİNFLAMATUAR HASTALIKLARDA GENOTİP-FENOTİP İLİŞKİSİ Amaç: Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Ç. Romatoloji ve Genel Pediatri polikliniklerine Ailesel Akdeniz Ateşi (FMF) ve otoinflamatuar hastalık ön tanısıyla yönlendirilen, MEFV geninde mutasyon saptanmayan 40 olgunun diğer otoinflamatuar hastalıklar (Tümör Nekroz Faktör Reseptör 1 İlişkili Periyodik Sendrom (TRAPS), Hiperimmunglobulin D Sendromu (HIDS), Kriyopirin İlişkili Periyodik Sendrom (CAPS), Pyojenik artrit, Pyoderma Gangrenosum ve Akne Sendromu (PAPA) ) açısından yeni nesil dizileme (NGS) yöntemi ile değerlendirilmesi amaçlandı. Bu çalışma kesitsel ve kontrollü bir çalışmadır. Gereç ve Yöntem: Çalışmaya dahil edilen 40 olgu ve ebeveynleri ile görüşülerek anket formu (hastalığın başlangıç yaşı, ataklara eşlik eden semptomlar, aile öyküsü, aldıkları tedavi, atak döneminde yapılan tetkik bilgilerini içeren) dolduruldu. Her olgudan 2 cc kan EDTA'lı tüpe alındı. Genetik analiz için Yeni Nesil Dizileme yöntemi ile kullanıldı. Çıkan sonuçlar veritabanlarına göre değerlendirildi. Araştırma verileri SSPS istatistik programında analiz edildi. P < 0.05 olduğu durumlar istatistik olarak anlamlı kabul edildi. Bulgular: Çalışmaya dahil edilen 40 olgudan 16'sında mutasyon saptandı. Mutasyon pozitif olgularda hastalığın ortalama başlangıç yaşı 7.1 ± 4.6, ortalama tanıda gecikme yılı 4.1 ± 3.9, mutasyon negatif olgularda ise hastalığın ortalama başlangıç yaşı 5.2 ± 4.6 olarak saptandı. Mutasyon pozitif olgularda aile öyküsünün %37.5, mutasyon negatif olgularda %16.6 oranında olduğu görüldü. Her iki grupta da ataklara en sık eşlik eden semptomlar ateş, eklem ağrısı ve karın ağrısıydı. Mutasyon negatif olgularda aft ve makulopapüler döküntü mutasyon pozitif olgulara kıyasla anlamlı olarak daha yüksek saptandı (sırasıyla %41 - %0 p=0.003, %37 - %6 p=0.03) Mutasyon pozitif olgularda atak döneminde alınan akut faz reaktan değerlerinin mutasyon negatif olgulara göre istatiksel anlamlı olmasa da daha yüksek olduğu görüldü. NLRP3 gen mutasyonu saptanan 7 olgu CAPS olgu grubuna dahil edildi. 7 hastadan 5'inde Q703K, 1'inde V198M ve 1'inde I313V mutasyonu saptandı. Bu olgularda ortalama hastalık başlangıç yaşı 6.5 ± 3.8 idi. Ataklara en sık eşlik eden semptomlar ateş, artralji, karın ağrısı ve döküntüydü (sırasıyla %86, %71, %43 ve %43). MVK geninde mutasyonu saptanan 6 olgu HIDS olgu grubuna dahil edildi. 6 hastadan 5'inde S52N, 1'inde V377I mutasyonu saptandı. Bu olgularda ortalama hastalık başlangıç yaşı 8.4 ± 5.1 idi. Ataklara en sık eşlik eden semptomlar artralji, karın ağrısı ve döküntüydü (sırasıyla %100, %50 ve %50). TNFRSF1A geninde mutasyonu saptanan 2 olgu TRAPS olgu grubuna dahil edildi. 2 hastadan 1'inde C52Y mutasyonu, 1'inde R92Q mutasyonu saptandı. Bu olgularda ortalama hastalık başlangıç yaşı 7.7 ± 8.8 idi. Ataklara en sık eşlik eden semptomlar ateş, karın ağrısı, artraljiydi (sırasıyla %100, %50, %50). PSTPIP1 geninde A372V mutasyonu saptanan 1 olgu PAPA olgu grubuna dahil edildi. Hastalık başlangıç yaşı 2 yaş olan bu olgumuzun ateş, karın ağrısı ve artraljinin eşlik ettiği 1 gün süren atakları mevcuttu. Tartışma ve Yorum: Bu çalışma Türkiye'de otoinflamatuar hastalıklarla ilgili yapılan kesitsel ve kontrollü ilk çalışmadır. Çalışmamızda saptanan mutasyondan 4'ü kesin patojenik (V377I, C52Y, I313V, A372V), 3'ü düşük penetranslı mutasyon (Q703K, V198M, R92Q), 1'i de patojenik önemi bilinmeyen (S52N) mutasyondur. Mutasyon pozitif hasta grubumuzda hastalık başlangıç yaşının literatürdeki olgulara göre daha geç olmasının, klinik bulgularının daha hafif olmasının, ciddi nörolojik tutulum ve kas iskelet sistemi tutulumu olmamasının, hastalarımızın büyük çoğunluğunda (12 hastada) düşük penetranslı mutasyonların saptanması ile ilişkili olduğu düşünülmüştür. Q703K mutasyonu saptanan 5 olgu ve S52N mutasyonu saptanan 5 olgu incelendiğinde, aynı mutasyona sahip olgularda hastalık başlangıç yaşlarının ve klinik semptomların birbirinden farklı olduğu izlenmiş, mutasyonların değişken penetransı ve oluşturdukları heterojen fenotip nedeniyle aynı mutasyonun farklı olgularda farklı klinik tablo (asemptomatik - ağır atak) yapabileceği görülmüştür. Tekrarlayan ateş, artralji, karın ağrısı yakınmaları ile başvuran FMF öntanısıyla refere edilen ancak MEFV geninde mutasyon saptanmayan olgularda düşük insidans oranına rağmen diğer otoinflamatuar hastalıklar göz önünde bulundurulmalı ve klinik şüphe halinde buna yönelik ileri genetik inceleme yapılmalıdır.

Ailevi akdeniz ateşiMutasyonTümör nekroz faktörleri+3
Gamze Vuran
Ege University
2017
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Ailevi akdeniz ateşi hastalarında sistemik immün inflamasyon indeksinin subklinik inflamasyonla ilişkisi

Ailevi Akdeniz Ateşi (AAA), rekürren ateş atakları ve bu ataklara eşlik eden serozal membran inflamasyonu (plevrit, peritonit), artrit, erizipel benzeri eritem ile giden otoinflamatuar bir hastalıktır. Subklinik inflamasyon göstergesi olarak son dönemlerde Nötrofil/Lenfosit oranı (NLR), Trombosit/Lenfosit oranı (PLR) gibi belirteçler ile ilgili çalışmalar yapılmıştır. Bu çalışma da Sistemik İmmün-İnflamasyon İndeksi (Sİİ=NötrofilxTrombosit/Lenfosit)'nin, AAA hastalarının takiplerinde subklinik inflamasyon belirteci olarak kullanılabilirliğinin değerlendirilmesini amaçladık. Retrospektif olarak yapılan bu çalışmaya Mersin Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi İç Hastalıkları Romatoloji Polikliniğinde takipli, 01.01.2011- 31.12.2021 tarihleri arasında AAA tanısı almış ataksız dönemdeki 56 hasta ve 50 sağlıklı grup olmak üzere toplam 106 hasta dahil edildi. Hasta ve sağlıklı bireylerin yaş, cinsiyet, demografik verileri, hemogram (nötrofil, lenfosit, trombosit), Sedimantasyon, C-Reaktif protein (CRP) gibi inflamasyon belirteçleri taranarak kayıt edildi. Ataksız dönemdeki AAA hastaları ile sağlıklı grubun Sİİ ölçümleri değerlendirildi. AAA hastalarında ve sağlıklı grup arasında Sİİ değerlerinde istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık saptandı (p=0.002). Sİİ parametresinin hasta ve kontrol olan olgular üzerindeki ayırma gücüne Receiver Operating Curve (ROC) analizi ile bakıldı. Parametrenin sınıflamadaki başarısı istatistik açıdan anlamlı bulundu (p=0.002). AAA hastalarında alınan Sİİ ölçümü ile sedimantasyon ölçümü arasında istatistiksel anlamlı, doğrusal pozitif yönde ve orta seviyede bir ilişki saptandı (p=0.006; r=0.362). Çalışmamız Sİİ'nin, AAA hastalarında subklinik inflamasyonu gösteren yararlı bir biyobelirteç olarak kullanılabilmesini desteklemektedir. Sİİ aktif hastalığı olan AAA hastalarını belirlemek için klinisyene yardımcı olabilecek, ucuz ve kolay erişilebilen bir biobelirteç olabilir.

Ailevi akdeniz ateşiSistemik inflamatuar yanıt indeksiİnflamasyon
Nurcan Yılmaz Çetin
Mersin University
2023
00
Master'sOpen AccessTR

COVID-19 testi pozitif çıkan ailevi akdeniz ateşi hastalarında mefv gen mutasyonlarının dağılımı

Ailevi Akdeniz Ateşi (AAA) otoimmün bir hastalıktır. Tam olarak etki mekanizması bilinmemekle birlikte yapılan çalışmalarda AAA tanısı konmuş MEFV mutasyonlarına sahip hastalarda bu mustayonların birçok hastalık ile ilişkisi araştırılmış ve anlamlı ilişkiler bulunmuştur. AAA ile ilişkilendirilen varyantlar arasında patojenitesi en belirgin olan 9 varyant (M694V, M694I, M680I, V726A, R761H, A744S, I692del, E167D ve T267I) vardır. Bu varyantlara ilave olarak anlamı henüz tam olarak bilinmeyen 5 varyant daha tanımlanmıştır (E148Q, K695R, P369S, F479L ve I591T).Günümüzün en büyük problemi olan bulaşıcılığı yüksek COVID-19 insan sağlığı üzerinde büyük bir tehdit oluşturmaktadır. COVID-19 (Koronavirüs - SARS-CoV-2) insanları ve aynı zamanda çok çeşitli hayvanları enfekte eden zarflı, pozitif tek sarmallı büyük RNA virüsleridir. COVID-19 'un ilk belirtisi başlarda pnömoniydi. Sonraki görülen vakalarda ayrıca özellikle küçük çocuklar arasında gastrointestinal semptomlar ve asemptomatik enfeksiyonlar tanımlanmıştır. Hastalığın şiddeti ve etkisi bireyler arasında çok farklılık göstermektedir. Hastalık kendini semptomatik ya da asemptomatik olarak gösterir. Semptomatik hastalarda ateş, öksürük, burun tıkanıklığı, yorgunluk ve üst solunum yolu enfeksiyonlarının diğer belirtilerinden oluşan hastalığın klinik belirtileri genellikle bir haftadan kısa bir süre sonra başlar. Enfeksiyon, başvuru sırasında bilgisayarlı tomografide görüldüğü gibi, hastaların yaklaşık %75'inde pnömoniye karşılık gelen nefes darlığı ve şiddetli göğüs semptomları ile ciddi hastalığa ilerleyebilir. Bağışıklık sistemi üzerinde ciddi ve kalıcı hasarlar bırakabileceği gibi ölümle de sonuçlanabilmektedir. Lenfopeni yaygın görülmektedir ve inflamatuar belirteçler (C-reaktif protein ve proinflamatuar sitokinler) yükselmektedir. AAA hastaları ile COVID-19 arasındaki ortak semptomların başında yüksek ateş gelir. AAA hastalarında atak sırasında ateş 38-40°C'ye kadar çıkabilir. Ateş bir saat ile 4 gün arasında yüksekliği değişkenlik gösterir. Kolşisin kullanan hastalarda kısa süreli ataklar sırasında ateş görülmeyebilir. AAA hastalarının kullandığı tek ilaç olan kolşisin atakların sıklığını ve şiddetini azaltmakla birlikte amiloidoz oluşumunu ve birikimini engellemede de büyük bir role sahiptir. AAA tanısı konmuş ve düzenli kolşisin kullanan hastaların COVID-19'a yakalandıklarında hastalığı çok daha hafif geçirdikleri gözlemlenmiştir. Bu çalışmada AAA - COVID-19 ilişkisinin ortaya konması, AAA hastalarında tanı ve kolşisin kullanımının COVID-19 için öneminin vurgulanması hedeflenmiştir. Öncelikle Konya Şehir Hastanesi'ne başvuran ve AAA tanısı konmuş hastalar ve MEFV varyantı bulunmayan kontrol hastaları belirlenmiştir. Belirlenen hastalardan 18 yaş üstü olanların COVID-19 testi sonuçları, kolşisin kullanma durumları ve demografik bilgileri listelenmiştir. Bu bilgilere HSYS (Halk Sağlığı Yönetim Sistemi) ve HBYS sistemleri üzerinden erişim sağlanmıştır. Toplanan veriler olarak SPSS programı üzerinden iki değişkenli ki-kare analizi ve ikili lojistik regresyon analizi yapılmıştır.MEFV varyantlarının dağılımı ve COVID-19 test sonucu arasında önemli veriler elde edilmiştir. Bu çalışma bize MEFV varyantlarındaki COVID-19 testi negatif çıkan hastaların pozitif çıkan hastalara göre daha fazla olduğunu açıkça göstermiştir ama yapılan analizler sonucunda, COVID-19 testi ile MEFV varyantları ve kolşisin kullanım durumu üzerinde anlamlı bir farklılık bulunamamıştır. Ayrıca kolşisin kullanan hastalarda da kullanmayanlara göre daha az COVID-19 testinin pozitif çıktığını gözlemlemiş olduk. Mutasyonsuz bireyler ile AAA hastası bireylerin COVID-19 test sonuçları karşılaştırıldığında ise MEFV varyantına sahip bireylerin pozitif çıkma oranının daha düşük olduğunu görmüş olduk. Hasta sayısının arttırılmasıyla ve hastalarla yapılacak anketlerle birlikte çalışmanın geliştirilebileceğini, litaratüre katkı sağlayacak veriler elde edileceğini düşünmekteyiz.

Ailevi akdeniz ateşiCOVID 19Genler+4
Tuğba Tekeli
Necmettin Erbakan University · Institute of Health Sciences
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Ailevi akdeniz ateşi tanılı çocuklarda bağırsak geçirgenliğinin araştırılması

Ailesel Akdeniz ateşi (AAA); tekrarlayan ateş, karın ağrısı, artralji, erizipel benzeri cilt döküntüleri, peritonit, plörit gibi klinik bulgular ile kendini gösteren ailesel otoinflamatuar sendromların bir parçasıdır. Atakların sıklığı 1 hafta ile 1 yıl arasında değişmektedir. Ataklar 12 ile 96 saat arasında sürmektedir. AAA hastalığında MEFV geninde mutasyonlar saptanmıştır. Otozomal resesif (OR) geçişli bir hastalıktır. Son dönemde yapılan çalışmalar bağırsak geçirgenliğindeki artış ile kronik ve otoinflamatuar hastalıklar arasında ilişki olduğunu göstermiştir. Serum zonulin ve claudin-3 bağırsak yapısındaki sıkı bağlantılarda görev alan ve bağırsak geçirgenliğini göstermede kullanılan iki önemli belirteçtir. Araştırmamızın çalışma grubuna AAA tanılı çocuklar, kontrol grubuna ise rutin muayene için başvuran sağlıklı çocuklar dahil edildi. İki grup arasında serum zonulin ve claudin-3 seviyeleri karşılaştırıldı. AAA tanılı çocukların yaş, cinsiyet, tanı yaşı, antropometrik ölçümler, atak şekilleri, genetik mutasyonlar kan ve idrar parametreleri ile serum zonulin ve claudin3 seviyeleri arasındaki ilişki belirtildi. Yapılan bu araştırma için Necmettin Erbakan Üniversitesi Tıp Fakültesi Etik Kurul Komisyonundan 15.04.2022 tarih ve 2022/3757 sayılı karar ile onay alındı. Çalışmamız Necmettin Erbakan Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Nefroloji Hastalıkları polikliniğinde AAA tanısı ile takipli 43 çocuk ve Necmettin Erbakan Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Sağlığı Hastalıkları polikliniğine rutin muayene için başvuran 53 sağlıklı çocuk ile oluşturuldu. Araştırmamızda çocukların bağırsak geçirgenliğini değerlendirmek amacıyla serum zonulin ve claudin-3 seviyelerini belirlemek için venöz kan örneği alındı. ELISA yöntemi ile alınan kan örnekleri çalışıldı. Çalışma grubunun %69,8'i (n=30) kız, %30,2'si (n=13) erkekti. Çalışmaya dâhil edilen 43 AAA tanılı çocuğun yaş ortancası 133 (95,0-158,0) ay, kontrol grubundaki 53 çocuğun yaş ortancası 104,00 (68,5-153,5) ay olarak tespit edildi. Çalışma ve kontrol grubunun yaş, boy, vücut ağırlığı, beden kitle indeksi değerleri arasında anlamlı fark saptanmadı. Çalışma grubunun zonulin değeri ortancası kontrol grubuna göre istatistiksel olarak anlamlı derecede daha yüksekti (p=0,004). Serum claudin-3 değeri açısından çalışma ve kontrol grubu arasında istatistiksel olarak anlamlı fark yoktu (p=0,751). Literatürde daha önce AAA tanılı çocuklarda serum zonulin ve claudin-3 seviyeleri ile ilgili bir çalışmaya rastlanmamıştır. Bulgularımız AAA tanılı çocuklarda hastalığın etiyo-patogenezinde bağırsak geçirgenliğininin rolünü göstermede serum zonulin seviyesinin değerli bir parametre olabileceğini düşündürmüştür. Bulgularımız AAA tanılı çocuklarda bağırsak geçirgenliğinin göstermede ilk çalışma olması nedeniyle ileride yapılacak olan çalışmalara ilham verir niteliktedir. Çalışmamız daha geniş kapsamlı çalışmalarla beraber literatüre katkı sağlayacaktır.

Ailevi akdeniz ateşiBağırsak geçirgenliğiClaudin+4
Hüsna Kalay
Necmettin Erbakan University
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Kolşisin tedavisi gören ailevi akdeniz ateşi hastalarında bilişsel süreçler ve depresyon düzeyleri

Bu araştırmada; kolşisin kullanan Ailevi Akdeniz Ateşi (AAA) hastalarının bilişsel süreçleri ve depresyon düzeyleri hasta olmayan grupla karşılaştırılmıştır. Araştırmaya, Marmara Üniversitesi Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nde tedavi gören 15 kadın, 15 erkek 30 AAA hastası ve AAA tanısı olmayan 15 kadın 15 erkek, 30 birey katılmıştır. Araştırmada demografik özelliklerin belirlenebilmesi için araştırmacı tarafından oluşturulan "Demografik Bilgi Formu", bilişsel süreçlerin ölçümünün gerçekleştirilebilmesi için "Rey- Osterrieth Karmaşık Şekil Testi", "Raven Renkli Progresif Matrisler Testi", "Stroop Testi" ve katılımcıların depresyon düzeylerini değerlendirebilmek için "Beck Depresyon Ölçeği" kullanılmıştır. Araştırmada, eşlenmiş gruplar deney deseni kullanılmıştır. Verilerin analizi için SPSS. 20 paket programından yararlanılmıştır. Araştırmadan elde edilen veriler karma desen ANOVA ve eşlenmiş gruplar t-testi ile analiz edilmiştir. Yapılan istatistiksel analizlerin sonucunda kolşisin kullanan AAA grubunun "Rey-Osterrieth Karmaşık Şekil Testi" çizim aşaması puanları, hasta olmayan gruba göre anlamlı düzeyde daha yüksek olmuştur. AAA ve hasta olmayan grubun "Raven Renkli Progresif Matrisler", "Stroop Testi" ve "Beck Depresyon Ölçeği" puanları anlamlı düzeyde farklılaşmamıştır.

Ailevi akdeniz ateşiBilişsel davranışlarBilişsel gelişim+5
Özge Devezer Uslu
Demiroğlu Bilim University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2017
00
Master'sOpen AccessTR

FMF hastalığında mikroRNA'ların rolü

Bu çalışmanın amacı Ailesel Akdeniz Ateşi'nde literatür taraması sonucu seçilen üç farklı miRNA'nın (hsa-miR-335-5p, hsa-miR-26b-5p ve hsa-miR-16-5p) ve ekspresyonlarının ve IL-36Ra proteininin miktarının incelenmesi ve sağlıklı kontrol grubuyla karşılaştırılmasıdır. Çalışmaya Ocak 2021-Haziran 2024 tarihleri arasında Balıkesir Üniversitesi Genetik Hastalıklar Değerlendirme Merkezi'ne başvuran Ailesel Akdeniz Ateşi tanısı almış 40 hasta ve Ailesel Akdeniz Ateşi tanısı olmayan 45 kontrol grubu dahil edildi ve hastalara ait kan numuneleri, Balıkesir Üniversitesi Genetik Hastalıklar Değerlendirme Merkezi'nden temin edildi. Çalışma Balıkesir Üniversitesi Tıbbi Biyoloji Labaratuarı'nda Helsinki Deklerasyonu'na uygun olarak gerçekleştirildi. miRNA ekspresyon seviyeleri qPCR yöntemi ile ve protein seviyeleri ELISA yöntemi ile ölçüldü. Çalışma bulgularında, Ailesel Akdeniz Ateşi hastalarında hsa-miR-16-5p miRNA ekspresyon seviyesinin anlamlı derecede arttığı, hsa-miR-335-5p ve hsa-miR-26b-5p miRNA ekspresyon seviyelerinin anlamlı derecede azaldığı ve IL-36Ra protein seviyesinin arttığı bulundu. Çalışma sonuçları, hsa-miR-335-5p, hsa-miR-26b-5p ve hsa-miR-16-5p miRNA'larının ve IL-36Ra proteininin Ailesel Akdeniz Ateşi patogenezinde önemli bir rol oynayabileceğini düşündürmektedir.

Ailesel akdeniz ateşiMikro RNA
Sedef Erdik
Balıkesir University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2025
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Göğüs ağrısı atağı olan ailevi akdeniz ateşli hastaların demografik, klinik ve laboratuvar özellikleri

Amaç: Göğüs ağrısı atağı olan hastalar ile göğüs ağrısı atağı olmayan ailevi Akdeniz ateşli hastaların demografik, klinik ve laboratuvar özelliklerinin karşılaştırılmasıdır. Gereç ve Yöntem: Çalışmamızda Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Romatoloji Bilim Dalı Polikliniğine "'Ekim 2016-Temmuz 2022'arasında ailevi Akdeniz ateşi (AAA) tanısı alan, 548 hastanın elektronik kayıtları ve dosyaları geriye dönük olarak değerlendirilmiştir. Bulgular: Yaş ortalaması 72 (3-217) ay, 289 (52.7)'i kız olan 548 hastanın tanıda gecikme süresi 26 (0-191) ay saptandı. Akraba evliliği öyküsü %25, ailede AAA öyküsü %66 idi. Atakta hastaların %93.4'ünde ateş, %89'inde karın ağrısı, %53'ünde eklem ağrısı, %25'inde akut artrit, %24.8'inde göğüs ağrısı vardı. Atak sırasında ortalama lökosit sayısı 10503.93±4329.86/ mm3, CRP 69.94±57.46 mg/L, sedimantasyon hızı 32.33±21.91 mm/saat, fibrinojen 4.23±1.16 g/L olarak saptandı. Hastalarda en sık saptanan mutasyonlar; M694V (%72.7), M680I (%19), V726A(%17), E148Q (%14) mutasyonlarıydı. Hastaların ortalama kolşisin dozu 1.31±0.40 mg/kg/gün, kolşisin tedavisi öncesi yıllık atak sıklığı ortalama 12 atak (16.11±11.61) , kolşisin tedavisi sonrası yıllık atak sıklığı ortalama 1 atak (1.78±3.15) olarak bulunmuştur. Kolşisin sonrası atak sayıları kolşisin kullanımı öncesine göre anlamlı düzeyde düşük saptanmıştır (p<0.001). Ailevi Akdeniz ateşi tanısı alan 548 hastanın 136'ında göğüs ağrısı şikayeti saptanmış olup hastaların 74'ü (%54.4) kızdı. Göğüs ağrısı olan hastaların ortanca tanı yaşı 86 (14-209) aydı. Bu hastaların tanı yaşları göğüs ağrısı olmayanlara göre daha büyük bulundu (p<0.01). Ateş ( %91) ve karın ağrısı (%91.2) göğüs ağrısına eşlik eden en sık görülen bulgulardı. Bu hastalarda uzamış febril miyalji göğüs ağrısı olmayan hasta grubundan daha yüksek oranda saptandı (p=0.007). Göğüs ağrısı olan ve olmayan hastalarda mutasyonların görülme sıklıkları arasında anlamlı farklılık saptanmadı. Göğüs ağrısı olan hastaların kolşisin öncesi yıllık atak sayıları, kolşisin dozu, ve kolşisine dirençli hasta oranları göğüs ağrısı olmayanlara göre daha fazla bulundu (p<0.05). Göğüs ağrısı olan hastaların Mor hastalık ağırlık puanı ortalama 2.27±0.74, ISSF hastalık ağırlık puanı ise ortalama 1.94±1.08 saptandı. Bu puanlar göğüs ağrısı olmayan hastaların ağırlık puanlarından daha yüksekti (p<0.001). Sonuç: Sonuç olarak, AAA'de göğüs ağrısı olan hastaların daha yüksek kolşisin doz ihtiyacı, daha fazla oranda kolşisin direnci ve daha yüksek hastalık ağırlık skorları ile göğüs ağrısı olmayan hastalardan daha ağır hastalık özellikleri gösterdiği saptandı.

Ailesel akdeniz ateşiAğrıDemografi+4
Saniye Mertek
Ankara University
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Ailesel akdeniz ateşi tanılı hastalarda mitokondriyal stres ile ilişkili mitokondriyal derive peptidlerin rolü

Ailesel Akdeniz ateşi (AAA) hastalığından sorumlu MEFV geni Pirin proteinini kodlar. Pirin, NLRP3 (Nod benzeri reseptör proteini 3) ve ASC (Apaptoz ilişkili benek benzeir protein) gibi proteinlerle beraber, inflamatuar yanıtları yoğunlaştıran multiprotein kompleksler olan inflamazomların düzenlenmesinde rol oynar. İnflamazomlar, IL-1β ve IL-18 olgunlaşmasına ve salımına neden olan kaspaz-1'in aktivasyonu sağlar. Mitokondrinin NLRP3 inflamazomuna ve sitokinlerin oluşumuna katkı sağladığı halen tartışma konusudur. Mitokondriyal DNA'da kodlanan ve mitokondriyal stresle ilişkili bir takım mitokondriyal derive peptidlerin (MDP) keşfi bu ilişkiler arasında daha karmaşık bir etkileşim olduğunu düşündürmektedir. MDP'lerden Humanin'in sitoprotektif etkileri olduğu ve NLRP3 inflammasomu, IL-1β ve IL-18 üzerinde ise inhibe edici etkisi gösterilmiştir. Diğer bir MDP olan MOTS-C'nin ise antiinflamatuar özellikte olduğu, TNF-α ve IL-6 seviyelerini azaltıp, IL10 seviyesini arttırdığı gösterilmiştir. AAA hastalarının farklı klinik durumlarında (atak, atak dışı, subklinik inflamasyon) Humanin ve MOTS-C'nin nasıl bir değişim gösterdiğini belirlemeyi amaçlayan bu çalışma, literatürdeki ilk çalışmadır. Çalışmaya çocuk romatoloji ve çocuk acil polikliniğine başvuran AAA tanılı çocuklar dâhil edildi. Çalışmadaki hasta grubu dört alt grup olarak şekillendirilirken (remisyon AAA, yeni tanı AAA, Atak AAA, Subklinik inflamasyonlu AAA) karşılaştırma için kontrol grubu da oluşturuldu. Güç analizi ile incelenecek gruplar arası farkın etki büyüklüğünün orta düzeyde (f=0.3) olabileceği varsayılarak, çalışmaya en az 148 kişi (her hasta alt grubu için en az 37 kişi) alındığında %95 güven düzeyinde %80 güç elde edilebileceği hesaplandı. Başvuruda alınan venöz kandan hemogram ve akut faz göstergeleri çalışıldı. Aynı zamanda, çalışma sonuna kadar -80 derecede saklanan ek 10 cc venöz kandan serum MOTS-C, humanin, IL-1β, IL-18 ve IL-10 düzeyleri analiz edildi. Karşılaştırmalar hasta ve sağlıklı grup dışında hasta grubu içindeki alt gruplar arasında da yapıldı. Çalışmamızda MOTS-c düzeylerinin hasta grupta sağlıklı gruba göre anlamlı derecede yüksek olduğunu tespit ettik (p=0,0001). Humanin düzeylerinin ise sağlıklı grupta hasta gruba göre istatistiksel açıdan anlamlı derecede yüksek olduğu saptanmıştır (p=0,024) (Tablo 1). Atak AAA grubunda humanin, yeni tanı AAA, subklinik inflamasyonu olan AAA ve sağlıklı kontrollere göre anlamlı derecede düşüktü (p=0,0001) (Tablo 2). Çalışmamızda hemen tüm gruplarda humanin, IL-1β, IL-10 ve IL-18 arasında istatistiksel anlamlı, pozitif yönde orta-kuvvetli düzeyde korelasyon gösterdiği saptandı (p=0,001). Bu çalışma AAA hastalarında MDP'lerden Humanin'in sağlıklı kontrollerden anlamlı düzeyde düşük olduğu, MOTS-C'nin ise hastalarda sağlıklı kontrollere göre anlamlı düzeyde yüksek olduğunu göstermiştir. Bu sonuçlar AAA hastalarında mitokondriyal stresin daha ileri araştırmalar ile değerlendirilmesi gerektiğinin açık bir örneğidir. AAA'nın mitokondriyal stres ve mitokondriyal derive peptidler ile ilişkisinin daha ileri çalışmalarla ortaya konması otoinflamatuar hastalıkların patogenezinin daha iyi anlaşılmasına katkı sağlayabilir.

Ailevi akdeniz ateşiHumaninMitokondriler+3
Safanur Üstündağ
Pamukkale University
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Serum sTREM-1/sTREM-2 düzeylerinin ailesel Akdeniz ateşi olan hastalarda inflamasyon ile olan ilişkisinin belirlenmesi

Amaç:Ailesel Akdeniz ateşi (FMF), peritonit, plörit, artrit veya erizipel benzeri eritemlerin eşlik ettiği tekrarlayan ateş atakları ile karakterize otozomal resesif geçişli bir hastalıktır. Bu çalışmada klinik olarak FMF tanısı konmuş atak ve remisyon hastalarının serumunda sTREM-1, sTREM-2, TNF-α ve IL-1β düzeylerini ölçmeyi ve inflamasyonla olan ilişkilerini incelemeyi amaçladık. Yöntem: Çalışmamızda romatoloji polikliniği'ne FMF tanısıyla başvuran 27 ataklı hasta ve remisyon döneminde 30 hasta olacak şekilde toplam 57 hasta ile yaş ve cinsiyet olarak eşitlenmiş sağlıklı kontrollerden oluşan 30 birey çalışmaya dahil edilmiştir. Alınan biyokimya kanları 1500 x g'de santrifüj edilmiş ve serumları ayrılmıştır. Daha sonra çalışma günü alınan örneklerden CRP düzeyleri nefelometrik yöntemle, BUN, kreatinin, glikoz, albümin testleri ile ALT, AST ve kreatin kinaz aktivite düzeyleri spektrofotometrik yöntemle, ferritin düzeyleri ise elektrokemolüminesans yöntemle biyokimya laboratuvarında çalışılmıştır. Ayrıca hastalardan EDTA'lı hemogram tüplerine tam kan alınarak aynı gün otoanalizörde tam kan sayımı yapılmıştır. Fibrinojen ve sedimantasyon düzeyleri ise aynı gün hematoloji laboratuvarında bulunan otoanalizörlerde ölçülmüştür. Serum sTREM-1, sTREM-2, IL-1β ve TNF-α düzeyleri ise ELISA yöntemi ile çalışılmıştır. Bulgular: Serum sTREM-1 ve IL-1β düzeyleri FMF ataklı hasta grubunda kontrol ve remisyon grubuna göre anlamlı olarak yüksek bulunmuştur (p<0,001). sTREM-2 ve TNF-α düzeylerinde gruplar arasında fark saptanmamıştır. Sedimentasyon atak grupta yalnızca kontrol grubuna göre anlamlı yüksek bulunurken (p=0,016), fibrinojen (p<0,001) ve ferritin (p=0,004) düzeyleri FMF ataklı grupta kontrol ve remisyon grubuna göre anlamlı olarak yüksek bulunmuştur. CRP her üç grup arasında da anlamlı olarak farklı çıkmıştır (p<0,001). Ayrıca sTREM-1 ve IL-1β düzeyleri ile CRP, sedimentasyon ve fibrinojen düzeyleri arasında zayıf ama anlamlı korelasyon saptanmıştır (r=0.291 p=0.05,r=0.370 p<0.001 r=0.465 p<0,001 ). Sonuç: Serum sTREM-1 düzeyleri FMF hastalarında inflamasyonla ilişkili olup FMF patogenezinde rol alıyor olabilir. Anahtar kelimeler: Ailesel Akdeniz Ateşi, inflamasyon, sTREM-1, sTREM-2

Ailevi akdeniz ateşiSTREM-1
Meryem Cemiloğlu
Hatay Mustafa Kemal University · Institute of Health Sciences
2021
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Ailesel akdeniz ateşi (AAA) hastalarında semaforin 3A düzeyi'nin kolşisin direnci ile ilişkisinin değerlendirilmesi

Materyal ve Yöntem: Çalışmamıza Yıldırım Beyazıt Üniversitesi-Ankara Bilkent Şehir Hastanesi Genel Dahiliye ve Romatoloji polikliniklerine başvuran,18-70 yaş arasındaki, Tel Hashomer kriterlerine göre Ailesel Akdeniz Ateşi tanısını karşılayan, MEFV gen mutasyonu ile tanısı desteklenen AAA hastaları dahil edilmiştir. Kontrol grubu ise Dahiliye-Romatoloji Polikliniğine başvuran, sistemik hastalığı olmayan, malignite ve otoimmun hastalık tanısı olmayan, kronik böbrek hastalığı olmayan, sigara kullanmayan, ilaç kullanımı olmayan 18-70 yaş arası gönüllü birey dahil edilmiştir. Hasta ve kontrol grubu bilgilendirilmiş gönüllü olur formu okutularak, kabul edenlere ilgili form imzalatılarak çalışmaya dahil edilmişlerdir. Hasta ve kontrol grubuna ait veriler hastane bilgi işlem birimi aracılığıyla romatoloji poliklinik epikrizleri, yeniden değerlendirme notları, hastalar ile birebir görüşülerek edinilen anamnez ve muayene bilgileri ile oluşturuldu. Hasta ve kontrol grubunun demografik bilgileri(yaş, cinsiyet), klinikopatolojik bilgileri (hastalık başlangıç yaşı, semptom başlangıç yaşı, aile öyküsü, klinik semptomlar, atak tetikleyici faktörler, atak sayısı/ay ve atak süresi) ve bilgi işlem birimi aracılığıyla takipleri sırasındaki laboratuar değerleri ile MEFV gen mutasyon analizleri tespit edilip kaydedilmiştir. Ayrıca hastaların aldığı mevcut ve önceki tedaviler, ilaç dozları, ek hastalıkları, AAA ilişkili kronik hastalık varlığı, kolşisin yan etki durumu, biyolojik ajana geçiş nedeni, biyolojik ajan kesilme nedeni, hastalık şiddet skoru(ISSF) kayıt altına alınmıştır. Araştırmada laboratuvar parametrelerden tam kan sayımı, karaciğer ve böbrek fonksiyon testleri, aminotransferazlar, eritrosit sedimentasyon hızı(sed), c-reaktif protein(crp), fibrinojen, serum amiloid a, tam idrar tetkiki/spot idrar/24 saatlik idrarda proteinüri kullanıldı. Semaforin 3a düzeyi olarak Enzyme Linked Immuno Sorbent Assay (ELISA) yöntemi ile ölçüldü. Bulgular: Çalışmamıza 78 kolşisin duyarlı ve 49 kolşisin dirençli olarak 127 AAA hastası ve 46 sağlıklı gönüllü dahil edildi. AAA hasta grubunun semaforin 3a düzeyi ortalama 49,88±15,72, kontrol grubunda ise 58,64±20,20 olarak bulunmuş ve AAA grubunda istatistiksel olarak anlamlı düşük saptanmıştır. (p<0,01). Semaforin 3a düzeyi kolşisin duyarlı grupta 48.62 ng/ml ±16.94 ve kolşisin dirençli grupta ise 51.90 ng/ml ±13.47 olarak ölçüldü. Gruplar arası fark istatistiksel olarak anlamlı bulunmadı (p>0,05). Kolşisin dirençli hastalarda amiloidoz, kbh, renal transplantasyon varlığı ile proteinüri şiddeti ve ISSF skorunda artış görüldü.(p<0,05) Proteinüri, amiloidoz, kronik böbrek hastalığı, renal transplantasyon ve ISSF skoru ve semaforin 3a düzeyi arasında ilişki görülemedi. Kolşisin dirençli grupta artrit ve tanı anında proteinüri kliniği daha yüksek saptandı (p<0,05). Kolşisin dirençli ve duyarlı grup arasında CRP, SAA, fibrinojen, sedimantasyon değerleri arasında anlamlı fark saptanmazken, WBC değeri kolşisin dirençli grupta daha düşük bulundu(p<0,05). Genetik mutasyon analizi bilinen hastalar içerisinde kolşisin duyarlı grupta en sık görülen mutasyon 19 kişi(%24,4) ile M694V dışı tek mutasyon taşıyanlar olurken, kolşisin dirençli grupta ise 11 kişi ile (%22,4) M694V homozigot genetik oldu. Gruplar arasında mevcut mutasyon dağılımı açısından istatistiksel olarak anlamlı fark saptandı(p<0,05). M694V homozigot bireylerin semaforin 3a düzeyi ile MEFV mutasyonu bilinen diğer hastalar arasında istatistiksel olarak anlamlı fark bulunamadı (p>0,05). Sonuç: Tüm AAA hastalarının semaforin 3a düzeyi, sağlıklı kontol grubuna göre düşük bulundu. Kolşisin dirençli ve kolşisin duyarlı AAA hastalarında ise semaforin 3a düzeyleri arasında fark görülmedi. Semaforin 3a molekülünün AAA patogenezinde etkili olduğu düşünülmektedir. Ancak kolşisin direnç mekanizması ile ilişkisini kanıtlamak için ek çalışmalara ihtiyaç duyulmaktadır. Anahtar Kelimeler: Ailesel Akdeniz Ateşi, Kolşisin Direnci, Kolşisin Yanıtsızlığı, Semaforin 3a

Ailesel akdeniz ateşiKolşisinSemaforin 3A+1
Şeymanur Ala Enli
Ankara Yıldırım Beyazıt University
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Ailevi Akdeniz ateşi hastalarında demografik bulgular ve biyolojik tedavi sıklığının belirlenmesi

Amaç: Bu çalışmada Ailevi Akdeniz Ateşi (AAA) tanısı almış hastaların demografik görüntülemesinin ve kolşisin direnci mevcut olan hastalarda biyolojik ajan kullanım sıklığının belirlenmesi amaçlanmıştır. Materyal ve Metod: Retrospektif olarak yapılan çalışmaya AAA tanısı olan 246'sı erkek, 488'i kadın toplam 734 hasta dahil edildi. Livneh tanı kriterlerine göre AAA tanısı alan hastalara ait bilgiler retrospektif olarak kaydedildi. Her hasta için romatoloji polikliğine başvuru anında alınan anamnezler ve yapılan tetkikler esas alınarak, yaş, cinsiyet, aile öyküsü, atak sıklığı, amiloidoz varlığı, biyolojik tedavi kullanımı, eşlik eden hastalık öyküsü, kolşisin tedavi dozları, kullanın ek tedaviler, sakroileit varlığı, artrit varlığı, MEFV gen analizi sonuçları kaydedildi. Tüm hastalar demografik ve klinik özellikler açısından istatistiksel olarak değerlendirildi. Sonuçlar: Merkezimizde takipli AAA tanılı 734 hastanın yaş ortalaması 38,84 ± 13,79 (14-81) idi. Çalışmaya dahil edilen 734 hastanın %33.5'i erkek (n=246), %66.5'i kadın (n=488) idi. Hastaların %61.3'ünde ailelerinde AAA öyküsü mevcuttu (n=450). Hastalar klinik özelliklerine göre incelendiğinde, hastaların %49.5'inde (n=363) artrit mevcuttu. Hastaların %12.3'ünde (n=90) sakroileit kliniği mevcuttu. Hastaların %10.2'sinde (n=75) amiloidoz mevcuttu. Çalışma grubumuzdaki hastaların %54.4'ünde (n=399) MEFV gen mutasyonları pozitif saptandı. Hastaların gen mutasyonlarının sıklıkları karşılaştırıldığında M694V gen mutasyonu en sık izlenen gen mutasyonu olup, M694V gen mutasyonlu hasta grubu %17.9 (n=131) olarak saptandı. 2 mg/gün kolşisin dozuyla remisyona girmeyen, kolşisin dirençli olan, tedavilerinde biyolojik ajanlara başvurulan toplam 81 hasta saptandı. Bu hastalarda kullanılan biyolojik tedavi sıklıkları karşılaştırıldığında, en sık kullanılan biyolojik tedavinin Anakinra olduğu saptandı (%3.8 (n=28)). Diğer biyolojik tedavilerin kullanım sıklıkları, Etanersept %3 (n=22), Adalimumab %1.5 (n=11), İnfliksimab %1 (n=7), Golimumab %0.7 (n=5), Kanakinumab %0.5 (n=4), Sekukinumab %0.4 (n=3), Sertolizumab %0.1 (n=1) olarak saptandı. Kolşisin kullanan hastalarla IL-1 blokörü kullanan hastalar karşılaştırıldığında, MEFV mutasyon sıklığı ve M694V mutasyon sıklığı açısından iki grup arasında istatistiksel olarak anlamlı fark saptanmadı. Anahtar Kelimeler: Ailevi Akdeniz Ateşi, MEFV gen mutasyonu, kolşisin direnci, biyolojik tedavi

Ailevi akdeniz ateşiDemografiGenetik+2
Eray Onur Mart
Ankara Yıldırım Beyazıt University
2018
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Ankara ilinde görev yapan aile hekimliği asistanlarının ailevi akdeniz ateşi hastalığı hakkındaki bilgi düzeylerinin değerlendirilmesi

Giriş ve Amaç: AAA ateş ve poliserözit atakları ile karakterize kalıtsal, otozomal resesif geçişli, otoinflamatuvar bir hastalıktır. Hastalığın tanısı; klinik kriterler, aile hikayesi, diğer kalıtsal periyodik ateş sendromlarının dışlanması ve kolşisin tedavisine verilen yanıta dayanır. Erken dönemde tanı alıp kolşisin tedavisi başlanan hastalarda amiloidoz gibi ölümcül bir komplikasyon önlenebilmektedir. Bu bakımdan birinci basamakta sağlık hizmeti veren aile hekimleri AAA açısından önemli bir konumdadır. Çalışmamızda Ankara ilinde görev yapan aile hekimliği asistanlarının AAA hastalığı hakkında bilgi düzeylerinin ve eksikliklerinin değerlendirilmesi, ayrıca farkındalık yaratılması amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Çalışmamız kesitsel tipte bir araştırma olarak planlanmıştır. Çalışma evrenini Ankara ilinde eğitim almakta olan aile hekimliği asistanları oluşturmaktadır. Araştırma verileri araştırıcı tarafından oluşturulan anket formu aracılığı ile toplanmıştır. Anket formları oluşturulurken araştırıcı tarafından literatür taranarak amaca uygun anket soruları belirlenmiştir. 45 sorudan oluşan ve katılımcıların AAA hakkındaki bilgilerini sorgulayan anket formu elde edilmiştir. 01.09.2020 ile 02.11.2020 tarihleri arasında veri toplanmıştır. Veriler SPSS 23.0 paket programında analiz edilmiş, P anlamlılık değeri <0,05 olarak kabul edilmiştir. Bulgular: Araştırmamıza katılan 226 hekimin %56,2'si (n=127) kadın, %43,4'ü (n=98) erkek idi. Çalışmaya katılan hekimlerin %85,8'i (n=194) tam zamanlı aile hekimliği asistanıyken, %14,2'si (n=32) ise sözleşmeli aile hekimliği asistanıydı. Katılımcıların yaş ortalamaları 29,88±5,28 yıl olarak bulundu. Hekimlerin asistanlık süresi ortalamaları 2,34±1,20 yıl iken meslekte geçirdikleri süre ortalaması 5,17±5,02 yıl idi. Hekimlerin, AAA tanısını koymak konusunda kendilerini yeterli görme düzeyleri 10 üzerinden 5,30±1,99 ve AAA takibi konusunda kendilerini yeterli görme düzeyleri 10 üzerinden 5,07±2,04 olarak hesaplandı. Tüm hekimlerin bilgiye dayalı sorulardan aldığı ortalama puan 32 üzerinden 19,41±4,53 olarak bulundu. Katılımcıların yarısından azı, %45,6, AAA tanısının nasıl konulduğu sorusuna doğru cevap verdi. AAA'nın Türkiye'deki taşıyıcılık oranını bilenler ise katılımcıların %5,8'ini oluşturmaktaydı. AAA hakkında eğitim aldığını ifade edenler eğitim almayanlara kıyasla kendilerini hastalığın tanısını koymada ve takibinde daha yeterli görseler de bilgi düzeyinde anlamlı bir fark olmadığı görüldü (p=0,173). AAA birinci basamakta tanı konulup tedavisi başlanabilen bir hastalıktır ifadesine verilen doğru ve yanlış cevap sayıları neredeyse eşitti. Sonuç: Çalışmaya katılan hekimlerin büyük oranda AAA tanısının nasıl konulduğunu bilmediği ve kendilerini hastalığın tanı ve tedavisi konusunda yeterli hissetmediği görülmektedir. Aile hekimleri; AAA'nın Türkiye'deki yaygınlığının, birinci basamakta tanısının konulup tedavisinin başlanabileceğinin, erken tanı ve etkin tedaviyle prognozda dramatik fark yaratılabileceklerinin bilincinde olursa hastalar için büyük bir değişiklik yaratabileceklerdir. Bu açılardan bakıldığında tıp fakültelerinde ve uzmanlık eğitimlerinde AAA hakkında daha fazla ve daha nitelikli eğitime ihtiyaç olduğu söylenebilir. Kongre, seminer ve toplantılarda AAA hakkında farkındalığı artıracak içerik miktarı artırılabilir. Anahtar Kelimeler: Ailevi Akdeniz Ateşi, Aile Hekimliği, Amiloidoz, Kolşisin

Aile hekimliğiAilevi akdeniz ateşiAnkara+5
Furkan Yaşasın
Ankara Yıldırım Beyazıt University
2021
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Kliniğimizde takipli ailevi akdeniz ateşi ilişkili amiloidoz gelişmiş hastalarda anti interlökin-1 tedavinin gerçek hayat verileri

Amaç: Ailevi Akdeniz Ateşi periyodik ateş sendromlarının en sık görülenidir. Türkiye AAA insidansının ve prevalansının yüksek olduğu ülkelerden birisidir. Hastalığın tedavisinde 1972 yılından beri kolşisin kullanılmaktadır. Ancak kolşisin tedavisinin direnç ya da intolerans nedeni ile yetersiz olduğu hastalarda, ileri basamak tedavi seçeneği olarak anti interlökin-1 ilaçlar kullanılmaktadır. Literatürde çok sayıda çalışma ile, anti IL-1 ilaçların AAA tanılı hastalar üzerindeki etkinliği ve güvenilirliği ispatlanmıştır. Bu çalışmada, merkezimiz özelinde takipli AAA ilişkili amiloidoz gelişen hastalarımızda anti IL-1 ilaçların etkinliği ve güvenilirliği ile ilgili gerçek hayat verilerinin elde edilmesi amaçlandı. Materyal ve Yöntem: Ankara Şehir Hastanesi, Atatürk ve Numune Eğitim ve Araştırma Hastaneleri romatoloji poliklinikleri verileri retrospektif olarak 2010 yılından 2020 yılına kadar tarandı ve AAA ilişkili amiloidoz tanısı ile anti IL-1 tedavi alan hastalar belirlendi. Hastaların her biri en az altı ay boyunca anti IL-1 tedavi almış, 18 yaşından büyük, Tel Hashomer kriterlerine göre AAA tanısı almış ve AAA ilişkili AA tipi amiloidoz gelişmiş hastalardı. Hastaların sadece kolşisin kullanımı altında atak sıklığı, eritrosit sedimentasyon hızı, C reaktif protein düzeyi, fibrinojen düzeyi, 24 saatlik idrar protein miktarı, kreatinin ve glomerüler filtrasyon hızı belirlendi. Sonra bu değerler en az altı aylık anti IL-1 tedavi sonrası kontrolde ve en son vizitteki kontrol değerlerle karşılaştırıldı. Ayrıca hastalarla telefon görüşmeleri yapılarak anti IL-1 tedaviye uyumları ve tedavinin yan etki profili, atak sayısı ve şiddetinde azalma da değerlendirmeye alındı. Elde edilen veriler SPSS veri tabanına yüklenip, istatistiksel olarak analiz edildi. Bulgular: Çalışmamızda toplam 26 hastaya ulaşıldı. Bu hastaların %34.6'sı kadın %65.4'ü erkekti. Hastaların yaş ortalamaları 41±9.5 (24-65) idi. Tüm hastalar tolere edebildikleri maksimum dozda kolşisin kullanıyorlardı ve bu tedavi üzerine anti IL-1 tedavi eklenmişti. Toplam 26 hastanın tamamına ilk olarak anakinra başlanmıştı, yedi hastada ise daha sonra kanakinumab tedavisine geçiş yapılmıştı. Hastaların son altı ay içindeki atak sıklıkları belirlendi. Anti IL-1 tedavisi öncesi atak sıklığı 5±3.3 (min:1-maks:12) iken altı aylık tedavi sonrası atak sıklığı 0.8±1.1 (min:0-maks:3) 'e gerilemişti ve bu değer istatistiksel olarak anlamlıydı (p<0.002). ESH, CRP, fibrinojen düzeylerindeki gerileme de istatistiksel olarak anlamlı saptandı (p<0.001). Sedimentasyon için anti IL-1 tedavisi öncesi değer 55±25.4 54 (min:7-maks:112) mm/sa iken altı aylık tedavi sonrası 24±22.3 14 (min:3-maks:76) mm/sa'e gerilemişti. Anti IL-1 tedavisi öncesi CRP değeri 31.4±36.7 19 (min:1-maks:159) mg/l iken altı aylık tedavi sonrasında 7.9±14 3 (min:0.3-maks:54) mg/l saptandı. Fibrinojende ise başlangıç ortalama değer 578±193 575 (min:286-maks:900) mg/l ölçülmüştü ve altı aylık tedavi sonrasında 379±173 342 (min:191-maks:884) mg/l değerlerine gerilemişti. Ayrıca hastaların 24 saatlik idrar proteinüri seviyeleri anti IL-1 tedavi öncesi 5 454±7 396 2 075 (min:229-maks:30 211)mg/gün'den altı aylık tedavi sonrası 2 703±3 179 1 175 (min:100-maks:10 759)'e gerilemişti ve bu değer de istatistiksel olarak anlamlıydı (p< 0.01). Hastalarımızın beyaz küre seviyelerindeki (p=0.007), platelet seviyelerindeki (p=0.002) ve nötrofil seviyelerindeki gerileme de (p=0.02) anti IL-1 tedavisi öncesi ve tedavi sonrası altıncı ay değerlendirmelerinde istatistiksel olarak anlamlıydı. Anti IL-1 tedavi altında böbrek fonksiyon testlerinde ise bozulma gözlendi. Tedavi öncesi kreatinin düzeyi 1.6±0.97 1.3 (min:0.52-maks:4.11) mg/dl iken tedavi sonrası 6. ayda 1.87±1.24 1.5 (min:0.5-maks:4.41) mg/dl düzeyine ilerlemişti (p=0.007). Bu veri ile uyumlu olarak GFR'de de azalma saptandı (p<0.05). Ortalama 44 aylık takip süresinin sonunda bir hasta amiloidoz ilişkisiz bir nedenle ex oldu, beş hastaya böbrek nakli yapıldı ve dokuz hastada son dönem böbrek yetmezliği nedeniyle hemodiyalize başlandı. Kalan 11 hastada kreatinin ve GFR düzeyinde anlamlı değişiklik saptanmazken 24 saatlik idrar protein düzeyindeki gerileme devam etmekteydi (p<0.05). Takip süresinin sonunda hastaların %50'sinde lokal reaksiyon, %11'inde allerjik döküntü, %23'ünde lökopeni ve %11'inde enfeksiyon sıklığında artış görüldü. Enfeksiyon sıklığında artış görülen hastaların ikisi yoğun bakım tedavisi görmüştü. Lökopeni gelişen hastalardan ikisine kemik iliği aspirasyon biyopsisi yapılmış ve malign dönüşüme rastlanmamıştı. Sonuç: Anti IL-1 tedavisi amiloidoz gelişmiş AAA hastalarında klinik, akut faz cevabı ve proteinüri seviyesi üzerinde etkin görünmektedir. Bir kısım hastada proteinüride gerileme sağlayarak kronik böbrek hastalığına ilerlemeyi geciktirebilir. Ancak bir kısım hastada ise, amiloidoz birikimin devam ettiği ve uzun dönemde amiloidozlu birçok hastanın renal replasman tedavisine ihtiyaç duyduğu görülmektedir. Anahtar kelimeler: Ailevi Akdeniz Ateşi, Amiloidoz, Anti IL-1 tedavi, Anakinra, Kanakinumab

Ailevi akdeniz ateşiAmiloidozAnakinra+3
Şule Erel
Ankara Yıldırım Beyazıt University
2021
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Ailesel akdeniz ateşi hastalarında insülin direnci ve metabolik sendrom komponentleri

Ailesel Akdeniz Ateşi (AAA) otozomal resesif, tekrarlayan, kendi kendini sınırlayan ateş ve serozit ataklarıyla karakterize, non-askenazik Yahudiler, Ermeniler, Türkler ve Araplar'da sık görülen otoinflamatuar bir hastalıktır. AAA geni (MEFV geni) mutasyonlarının inflamasyona neden olduğu bilinmektedir ve AAA'da ataksız dönemde de inflamasyonun devam ettiği gösterilmiştir. İnflamasyon, insülin direnci gelişiminde rol oynamaktadır. Bu çalışmada MEFV mutasyonları bilinen AAA hastalarında insülin direnci sıklığını ve metabolik sendrom komponentlerini değerlendirmeyi amaçladık. Çalışmaya 68 AAA hastası (erkek/kadın:38/30), 30 Ankilozan spondilit (AS) hastası (erkek/kadın:17/13) ve 37 sağlıklı kontrol (erkek/kadın:20/17) alındı. Gece açlığını takiben sabah açlık glukoz, insülin, lipid profili, akut faz reaktanları ve tokluk kan şekeri çalışıldı. Kan basıncı, bel çevresi, boy ve kilo ölçümleri yapıldı. İnsülin direnci HOMA (Homeostasis model assesment) indeksi ile, metabolik sendrom varlığı NCEP ATP 3 kriterleri ile belirlendi. Tüm gruplar arasında yaş, cinsiyet, kan basınçları, açlık glukoz, tokluk glukoz, lipid profili ve CRP (C reaktif protein) değerleri arasında anlamlı fark yoktu (p>0.05). Bel çevresi ve vücut kitle indeksi AS hastalarında sağlıklı kontrol ve AAA hastalarına göre anlamlı oranda yüksekti (p=0.001). Homozigot M694V mutasyonuna sahip AAA hastalarında insülin direnci varlığı sağlıklı kontrollere göre anlamlı oranda yüksekti (p=0.01). Metabolik sendrom varlığı AS hastalarında sağlıklı kontrol ve AAA hastalarına göre anlamlı oranda yüksekti (p=0.001). Bu çalışmada M694V mutasyonu taşıyan AAA hastalarında insülin direnci daha fazla saptanmıştır. Bu durum AAA hastalarında artmış aterosklerozun önemli bir sebebi olabilir. Anahtar kelimeler: Ailesel akdeniz ateşi, inflamasyon, insülin direnci, M694V mutasyonu, Ankilozan spondilit.

Ailevi akdeniz ateşiGenlerMetabolik sendrom+4
Gülçimen Soylu
Gaziantep University
2014
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Gaziantep ili ve çevresinde ailevi akdeniz ateşi hastalığı olan çocukların retrospektif değerlendirilmesi

Amaç: Ailevi Akdeniz ateşi (AAA), özellikle Akdeniz coğrafyası ve etrafında görülen, en sık herediter inflamatuvar hastalıklardan biridir. Bu hastalık, Türkiye coğrafyasında da yaygın olarak izlenmektedir. Çalışmamızda Gaziantep ili ve çevresinde, AAA tanısı almış çocuklar retrospektif olarak değerlendirildi. Materyal ve Metod: 2009-2013 yılları arasında, AAA tanısı almış ve/veya takip edilmekte olan, genetik mutasyon sonuçları bilinen ve kolşisin tedavisi başlanmış 302 hasta değerlendirmeye alındı. Olguların dosyaları retrospektif olarak incelenerek başvuru sırasındaki yaşları ile boy ve ağırlıkları, cinsiyetleri, özgeçmiş ve soy geçmiş bilgileri, yakınma ve fizik muayene bulguları, laboratuvar sonuçları, MEFV gen mutasyon analizi sonuçları, batın ultrasonografi ve ekokardiyografi raporları, kontrol değerlendirme sırasındaki yakınma ve bulguları, almakta oldukları tedavilere ait bilgiler kaydedildi ve irdelendi. Bulgular: Hastaların 157'si kız (%52), 145'i erkekti (%48). Tanı yaşı ortalaması 94 ± 42 ay, şikâyetlerin başlangıç yaşı ise 73 ± 40 aydı. En sık görülen yakınmaların karın ağrısı (%90,3), ateş (%69,0) ve artralji (%42,3) olduğu görüldü. Bunları göğüs ağrısı (%15,5), baş ağrısı (%13,4) ve artrit (%10,0) izledi. AAA'ne eşlik eden hastalıklar sıklıkla gastrit ve/veya duodenit (% 6,8), jüvenil idiopatik artrit (%3,4), Henöch-Schönlein Purpurası (%2,7) ve idrar yolu enfeksiyonu (%2,7) idi. Mutant aleller arasında en sık M694V (%42,6), E148Q (%22,3), M680I (%10,2), V726A (%9,3) mutasyonları saptandı. Mutasyonların çoğu heterozigot mutasyon (%48,3) olup % 8,6 olguda mutasyon yoktu. En sık görülen homozigot mutasyon M694V (%71,4), en sık görülen heterozigot mutasyon E148Q (%37,7), en sık görülen bileşik heterozigot mutasyon M694V/E148Q (%20) idi. Artrit varlığı ile homozigot mutasyon (p=0,001) ve M694V mutasyonu (p=0,004) arasında istatistiksel olarak anlamlı ilişki saptandı. M694V mutasyonu olanlarda yakınmaların daha erken yaşta başladığı (p=0,009) ve daha erken yaşta tanı aldıkları (p=0,01) görüldü. M694V mutasyonu olanlar ile anemi arasında (p=0,012) ve homozigot mutasyon varlığı ile splenomegali arasında istatistiksel olarak anlamlı ilişki vardı (p=0,001). En sık anormal batın ultrasonografi bulgusu splenomegali (%12,3), en sık anormal ekokardiyografi bulgusu ise mitral yetmezlikti (%10,8). Hastaların %43,4'ünde kolşisin tedavisi ile kısa sürede tam remisyon sağlanmıştı. Sonuç: AAA'de MEFV gen mutasyonlarının dağılımı bölgelere göre farklılık gösterebilmektedir. Mutasyon tipi ve geçiş şekline göre hastaların yakınmaları değişebilmekte, dolayısıyla tanı alma yaşı farklı olabilmektedir. Amiloidoz gelişimini engellemek için erken tanı ve uygun tedavi esas olmalıdır.

Ailevi akdeniz ateşiGaziantepMutasyon+2
Alper Doğan
Gaziantep University
2014
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Ailevi akdeniz ateşi olan hastalarda atopi prevalansı

Ailevi Akdeniz ateşi (AAA) ülkemizde sık görülen otozomal resesif geçişli kalıtsal bir hastalıktır. AAA bulunan hastalar tekrarlayan ateşle birlikte karın ve eklem ağrıları gibi klinik bulgular vermektedir. Yapılan çalışmalarda hastalığa sahip çocuklarda atopi ve alerjik hastalık sıklığının genel popülasyona göre daha az sıklıkta olduğu gösterilmiştir. Bu çalışmada AAA hastası ile sağlıklı kontrol grubu olgularında, değişik parametreler kullanarak atopi ve alerjik hastalık prevalansını belirlemeyi amaçladık. Çalışmada 61 AAA ve 61 kontrol grubu olgu değerlendirildi. Her iki grupta tüm olgularda atopi ve alerjik hastalık öyküsü sorgulandı. Her hastada eozinofil yüzdesi, total serum IgE düzeyleri, yumurta akı spesifik IgE, buğday unu spesifik IgE ve inek sütü spesifik IgE düzeyleri araştırıldı. AAA grubunda 10 hastada (%16,4), kontrol grubunda 5 hastada (%8,2) atopi saptandı (p=0.27). AAA grubunda 5 hastada (% 8,2), kontrol grubunda 2 hastada (%3,3) alerjik hastalık görüldü (p=0.272). Bakılan serum spesifik IgE düzeylerinden yumurta akı spesifik IgE düzeyi kontrol grubunda 11 hastada (%18), AAA grubunda ise 3 hastada (%5) pozitif saptandı (p=0.044). Buğday unu ve inek sütü serum spesifik IgE düzeyleri her iki grupta benzer bulundu. Total serum IgE düzeyi kontrol grubunda daha yüksek saptandı (p=0.009). Sonuç olarak bu çalışmada, atopi ve alerjik hastalıkların AAA hastalarında kontrol grubu ile benzer sıklıkta görüldüğü, fakat yumurta akı spesifik IgE ve total IgE düzeylerinin kontrol grubunda daha yüksek saptanması AAA hastaları arasında atopinin daha az görüldüğü kanaatini uyandırmıştır.

Ailevi akdeniz ateşiHipersensitivitePrevalans
Serhat Özkan
Bezmialem Vakıf University
2015
00

Related subjects