Cisplatin
91 theses under this subject heading
Wwox aracılı miR-182 regülasyonunun meme kanseri hücrelerinde cisplatin direnci ile ilişkisinin CRISPR/CAS9 knockout yöntemi ile araştırılması
Tez projesinin amacı Wwox ifade etmeyen TNBC hücre hattında (MDA-MB-231) gelişen cisplatin direncinin miR-182 regülasyonuna bağlı olup olmadığını açıklığa kavuşturmaktır. Bu amaçla bir onkomiR olduğu bilinen miR-182'nin CRISPR yöntemi ile knockout ya da alternatif bir yöntem olarak düşündüğümüz miRNA inhibitörleri ile knockdown edilmesiyle cisplatinin etkisinin araştırılması hedeflenmiştir. miRNA knockout deneylerinde sıklıkla kullanılmayan fakat günümüzde gen tedavisi çalışmalarında sıklıkla kullanılan CRISPR knockout için miR-182 gen bölgesine spesifik rehberRNA'lar (gRNA) tasarlandı. Agoroz jelde knockout oluşumunu doğrulayacak bir indel (insersiyon/delesyon) gözlemlenmedi. Amacımızı gerçekleştirmek için alternatif bir yöntem olarak belirlediğimiz anti-miR (mikroRNA inhibitörü) kullanılarak knockdown yapılması kararlaştırıldı. Anti-miR182 inhbitörü MDA-MB-231 hücrelerine lipofektamin RNAimax ile transfekte edildi. cDNA sentezi ile Gerçek Zamanlı PZR yapılarak miR-182 geninin knockdown edildiği gösterildi. Anneksin V ile apoptoz testi gerçekleştirildi. Anti-miR182 ve cisplatin uygulanan hücrelerin hücrelerin %20,02'sinin apoptozda olduğunu %20,10'unun ise geç apoptozda olduğunu saptadık. Anti-miR182 ve cisplatin uygulanmayan hücrelerin %11,71'i apoptozda, %18,37'sinin geç apoptozda olduğunu saptadık. Ardından flow sitometri ile hücre döngüsü analizi çalışmaları yapıldı. miR-182 inhibitörü ve cisplatin uygulanan hücrelerde cisplatin ve anti-miR182 uygulanmayan MDA-MB-231 hücrelerine göre G2 fazında %12,23 oranında daha fazla artış saptandı. Sonuçlar, Wwox ifade etmeyen TNBC hücrelerindeki cisplatin direnci ve miR-182 arasındaki bu olası ilişkinin meme kanseri tedavisinde cisplatin direnci için yeni bir gen tedavisi stratejisinin geliştirilmesinde kullanabileceğini önermektedir.
Cisplatin kullanımına bağlı oluşan böbrek hasarında kannabidiolün etkisinin araştırılması
Cisplatin (CIS), kanser tedavisinde yaygın olarak kullanılan bir kemoterapötik ajandır, ancak böbrek fonksiyonlarında ciddi hasarlara yol açmaktadır. Kannabidiol (CBD), hint kenevirinden elde edilen nonpsikoaktif bir bileşen olup anti-inflamatuar, antioksidan, antiapoptotik etkilerle doku koruyucu özelliğe sahiptir. Bu çalışmada yüksek doz CIS uygulamasına bağlı gelişen nefrotoksisitede CBD'nin koruyucu özelliklerinin moleküler olarak detaylandırılması amaçlanmıştır. Çalışmada 32 adet erkek Wistar Albino sıçan rastgele olacak şekilde 4 gruba ayrılmıştır (n=8). Gruplar: Kontrol, CIS (7.5 mg/kg, intraperitoneal tek doz), CBD (5 mg/kg/gün, intraperitoneal 5 doz) ve (CIS+CBD) şeklinde oluşturulmuştur. 5.günün sonunda abdominal insizyonu takiben cerrahi eksanguinasyon yapılarak sıçanlar sakrifiye edilmiştir. Alınan böbrek dokularında histopatolojik, immünohistokimyasal (tümör nekroz faktör-alfa (TNF-alfa), kaspaz-3 (Cas-3), indüklenebilir nitrik oksit sentaz (iNOS)), biyokimyasal [total oksidan durum, total antioksidan durum, oksidatif stres indeksi (OSİ), üre, kreatinin] ve genetik [Sirtun1 (SIRT1), p53, Bcl2 ilişkili X protein (Bax), B-Hücre Lenfoma geni 2 (Bcl2), Kelch-benzeri ECH-ilişkili protein 1 (Keap-1), (Nrf2), Hem oksijenaz(HO-1)] analiz yapılmıştır. Hasar grubunda histopatolojik bulgularda, TNF-alfa, Cas-3, iNOS immün ekspresyonlarında, biyokimyasal olarak OSİ, üre, kreatinin seviyelerinde, genetik olarak p53, Bax mRNA ekspresyonlarında artış gözlenirken SIRT1, Bcl2, Keap-1, Nrf2, HO-1 mRNA ekspresyonlarında azalma gözlenmiş. CBD tedavisi ile tüm bulgular tersine çevrilmiştir. Bu sonuçlar ışığında CBD'nin farklı mekanizmalar üzerinden direk ve indirek anti-inflamatuar, antioksidan, antiapoptotik etkiler gösterdiği bulunmuştur. CBD'nin bu özellikleri sayesinde CIS nefrotoksisitesini azaltabileceği ve kemoterapi alan hastalarda tedavi rejimine eklenebilir bir ajan olabileceği düşünülmektedir.
Deneysel periferik nöropatide aslan yelesi mantarının (hericium erinaceus) rejeneratif etkisinin araştırılması
Aden M, Deneysel periferik nöropatide aslan yelesi mantarının (Hericium erinaceus) rejeneratif etkisinin araştırılması, Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi, Sağlık Bilimleri Enstitüsü, Tıp Fakültesi Fizyoloji Anabilim Dalı, Yüksek Lisans Tezi, Van, 2018. Kemoterapi kaynaklı periferik nöropati (CIPN), kanser hastalarında önemli, doz sınırlayıcı bir yan etkidir. Cis-diklorodiamin (II) platin (CDDP, sisplatin) platin bazlı kemoterapötik ajandır. Dünya Sağlık Örgütü'nün Temel İlaçlar Listesi'nde listelenen sisplatin, baş, boyun, küçük hücreli akciğer kanseri, testis, ovaryum, beyin ve mesane kanserleri gibi çeşitli katı tümörlerin tedavisinde yaygın olarak kullanılmaktadır. Nörotoksisite sisplatin'in en yaygın ve doz sınırlayıcı yan etkisidir. Sisplatin tedavisi alan kanser hastalarının % 30'unda ciddi akut ve kronik periferik nöropatiler görülmektedir. Bu bağlamda kemoterapiyle kanser hastalarını hayata bağlarken periferik nöropati komplikasyonuna karşı önlem almak, hastaların yaşam kalitelerini yükseltmek büyük önem arz etmektedir. Bu nedenle, yeni, etkili ve güvenli nöroprotektif ajanların keşfine yönelik araştırılmalar son yıllarda yaygınlaştı.Yenilebilir ve tıbbi bir mantar olan Aslan Yelesi Mantarı (AYM) (Hericium erinaceus) Asya ülkelerinde binlerce yıldır yaygın olarak tüketilmektedir. AYM'nin antikarsinojenik etkisinin olduğu, sinir ve beyin sağlığı ile ilgili terapötik aktivitelere sahip olduğu bildirilmiştir Bu çalışmada sisplatine duyarlı BALB/c ırkı farelerde periferik nöropati modeli oluşturuldu. AYM'nin sıcak su ekstraktı hazırlandı, intraperitoneal yolla hayvanlara uygulandı. Periferik sinirler üzerindeki etkiler canlı ağırlık testi, elektromyografik inceleme ve immunohistokimyasal tekniklerle araştırıldı. Bulgular periferik nöropati modelinin oluşturulduğunu doğruladı. Morfolojik ve fonksiyonel bulgular AYM'nin periferik nöropatili hayvanlarda periferik sinir rejenerasyonu başlattığını gösterdi. Ancak AYM tedavi grubunun sisplatin grubundan olan farkı istatistiksel olarak anlamlı değildi. AYM'nin rejeneratif kapasitesinin aydınlatılmasına yönelik uzun süreli ve daha ileri çalışmalara ihtiyaç duyulmaktadır.
Ratlarda sisplatin ile oluşturulan nörotoksisiteye karşı protokateşuik asitin koruyucu etkisinin araştırılması
Sisplatin, çeşitli malign tümörlerin tedavisinde yaygın olarak kullanılan kemoterapötik bir ajandır. Bu çalışmanın amacı başlıca antioksidan ve anti-inflamatuar özellikleri bulunan protokateşuik asitin ratlarda sisplatin ile oluşturulan nörotoksisitede beyin üzerindeki potansiyel koruyucu etkilerinin belirlenmesidir. Kırk adet rat dört gruba ayrıldı. 1-Kontrol grubu: 5 hafta boyunca fizyolojik tuzlu su (% 0.9) oral olarak verildi. 2-Protokateşuik asit (PCA) grubu: 5 hafta boyunca protokateşuik asit 100 mg/kg/gün dozunda oral olarak uygulandı. 3-Sisplatin (CIS) grubu: 5 hafta süresince, 2. haftadan itibaren haftada bir kez sisplatin 5 mg / kg/ hafta dozunda i.p. olarak uygulandı. 4-Protokateşuik asit+ Sisplatin (PCA+CIS) grubu: Ratlar 5 hafta boyunca günlük olarak protokateşuik asit oral olarak (100 mg/kg/gün dozunda) ve ilaveten 2. haftadan itibaren haftada bir kez sisplatin i.p. olarak (5 mg / kg/ hafta dozunda) uygulandı. Deneme sonunda dekapitasyon yoluyla sakrifiye edilen hayvanların beyin dokuları kafatasından çıkarıldı ve beyin sagital olarak ikiye bölündü. Bir yarısı histopatolojik incelemeler için, diğer yarısı ise ELISA'da TAC, TOS, TNF-α, IL-6, IL-1β, asetilkolinesteraz, glutamat, GABA, dopamin analizleri için kullanıldı. Alınan antikoagülanlı kanlarda hematolojik parametreler olarak WBC, RBC, hemoglobin ve hematokrit düzeylerine bakıldı. PCA+CIS grubunun CIS grubuna göre TOS (p<0.001), TNF-α (p<0.001), IL-6 (p<0.001), IL-1β (p<0.001), asetilkolinesteraz (p<0.001), glutamat (p<0.01), WBC (p<0.001) düzeylerinin önemle azaldığı, TAC (p<0.001), GABA (p<0.001) seviyelerinin ise istatistiksel olarak önemle yükseldiği saptandı. Bu çalışma ile protokateşuik asit sisplatin kaynaklı nörotoksisiteye karşı beyindeki oksidan/antioksidan durumdaki bozulmayı düzeltti, nöro-inflamasyonu baskıladı, nörotoksisite ile yükselen asetilkolinesteraz aktivitesini düşürdü, nörotransmitterleri kısmen normale döndürdü, artan WBC sayısını azalttı. Histopatolojik incelemelerde CIS grubunda görülen nekroz, PCA+CIS grubunda hiç görülmedi. Sonuçlar, protokateşuik asitin sisplatin ile beraber kullanıldığında terapötik fayda sağlayabileceğini düşündürmektedir.
Meme kanserinde sisplatin hücresel yanıtının DDB2 ve DNA polimeraz ETA üzerinden incelenmesi
Bu çalışmada, MCF-7 meme kanser hücrelerine sisplatin ile birlikte PNR-7-02 verilmesinin hücre canlılıkları ve DNA hasar yanıtlarında görev alan DDB2 ve DNA polimeraz η proteinlerini kodlayan genlerin ekspresyonları üzerine etkisinin incelenmesi amaçlanmıştır. Sisplatin, platin grubu içeren antineoplastik bir ilaçtır. Etkisini DNA'ya bağlanıp replikasyonu engelleyerek ve hücreyi apoptoza götürerek gerçekleştirir. PNR-7-02 ise DNA hasar toleransında görevli insan DNA polimerazı η'nın inhibitörü olarak geliştirilmiş, indol tiyobarbitürik asitten türevlendirilmiş bir kimyasal moleküldür. MCF-7 hücrelerine sisplatin, PNR-7-02 ve kombinasyonları 24 ve 48 saat süre ile uygulanmış, hücre canlılıklarına etkisi MTT deneyi ile belirlenmiştir. Kombine uygulamanın hücre canlılıkları üzerine etkileri Chou-Talalay yöntemiyle değerlendirilmiştir. DDB2 ve DNA polimeraz η gen ekspresyon analizleri kantitatif gerçek zamanlı polimeraz zincir reaksiyonu ile gerçekleştirilmiştir. IC50 değerlerinde verilen ilaç kombinasyonlarının hücre canlılığını anlamlı bir şekilde azalttığı (24 saat için p≤0,01, 48 saat için p≤0,005) gözlenmiştir. Chou-Talalay yöntemi ile düşük sisplatin dozlarında (24 saat için <36µM, 48 saat için <16 µM) kombine ilaç uygulamasının sinerjistik bir etkisinin (CI <1) olduğu hesaplanmıştır. 24 ve 48 saatlik inkübasyon süresi için IC50'ye uygun dozlarda ilaç uygulandığında, DDB2 ve Pol η gen ekspresyonlarının kontrol gruplarına göre sisplatin, PNR-7-02 ve kombine ilaç verilmiş hücrelerde arttığı bulunmuştur.
Serviks skuamöz hücreli kanser hücre serilerinde sisplatin ile eş zamanlı radyoterapiye eklenen metformin'in radyoduyarlılaştırıcı rolünün araştırılması
Serviks kanseri tedavisi sürecinde çeşitli mekanizmalarla radyoterapi (RT) ve sisplatine karşı direnç gelişmektedir. Metforminin kanser hücreleri üzerinde antiproliferatif etkisi olduğunu ve RT ile birlikte uygulandığında radyoduyarlılığı arttırdığını gösteren çalışmalar olsa da serviks kanserinde RT ile eş zamanlı sisplatin uygulamasına metformin eklendiğinde tümör kontrolünün artıp artmadığı ile ilgili veri bulunmamaktadır. Bu amaçla, insan serviks kanseri hücre dizisi HeLa hücrelerinde metforminin tek başına radyoduyarlılaştırıcı etkisi, sisplatin ile eş zamanlı uygulamasındaki etkisi ve 5' adenozin monofosfat (AMP) ile aktive edilen protein kinaz (AMPK) aktivasyonu/inhibisyonu ile radyoduyarlılığın değişip değişmediği bu çalışmada araştırılmıştır. Metforminin iyonizan radyasyon varlığında sisplatin sitotoksisitesini arttırmadığı gösterilmiştir (sisplatin ile kıyaslandığında, p>0.05). Özellikle yüksek iyonizan radyasyon dozlarında sisplatinin radyoduyarlılaştırıcı etkinliğinin azaldığı gösterilmiştir. Yüksek iyonizan radyasyon dozunda hem sisplatin hem de metformin tek başlarına radyoduyarlılaştırıcı etkileri devam etmesine rağmen (hem sisplatin hem de metformin kontrol ile kıyaslandığında, p<0.01) sisplatine metformin eklenmesi radyoduyarlılığı arttırmamaktadır (sisplatin ile kıyaslandığında, p>0.05). AMPK inhibitörü olan dorsomorfinin tüm iyonizan radyasyon dozlarında sisplatinin etkinliğini arttırarak AMPK aktivatörü olan A769662 ve metforminden daha potent bir radyoduyarlılaştırıcı ajan olduğu gösterilmiştir. A769662'nin sisplatinden 24 saat önce uygulanması ile hücre içinde artan AMPK'nın sisplatine direnç oluşturduğu, ancak eş zamanlı uygulamada bu etkinin gözlenmediği görülmüştür. Metformin, sisplatin, A769662 ve dorsomorfinin iyonizan radyasyona duyarlılık üzerine etkileri hücre hasar ve hasar tamiri proteinleri ve hücre siklus duraklaması incelenerek desteklenmiştir.
Serviks kanser hücrelerinde diklofenak sodyumun sisplatin sitotoksisitesi üzerine etkilerinin incelenmesi
Serviks kanseri kadınlarda en sık görülen ikinci kanser türü olup meme ve akciğer kanserinden sonra kanserden ölümlerin önde gelen üçüncü nedenidir. Servikal kanserin mümkün olan en iyi tedavisi radyasyon ve sisplatin bazlı kemoterapi kombinasyonudur. NSAİİ'ler prostaglandin sentezini katalizleyen siklooksijenaz (COX) enzimlerini inhibe etmesiyle en iyi bilinir. Bazı epidemiyolojik çalışmalar NSAİİ'lerin kanser insidansını azaltılabileceğini göstermektedir. NSAİİ'lerin çeşitli kanser hücre hatlarında malign dönüşümü engellediği, tümör baskılayıcı olarak işlev gösterdiği, apoptozisi arttırabildiği ve bazı antikanser ilaçların sitotoksik etkinliğini arttırabildiği gösterilmiştir. NSAİİ bir ilaç olan diklofenak sodyumun insan serviks kanser (HeLa) hücrelerinde sisplatin sitotoksisitesi üzerine etkisinin olabileceği düşünülmektedir. Kemoterapide sisplatin ile birlikte diklofenak sodyumun kombine etkilerine dair çalışmalar oldukça yetersizdir. Bu çalışma MTT yöntemi kullanılarak sisplatinin diklofenak sodyum kombinasyonları ile sitotoksisitesinin değerlendirilmesi ve antikanser etkisine açıklık getirilmesi amaçlanmıştır. Çalışma sonuçlarına göre HeLa hücresinde diklofenak sodyumun 24 ve 48 saatlik inkübasyonda IC50 değerleri sırasıyla, 679 μM ve 238 μM bulunmuştur. Sisplatin için 24 ve 48 saatlik inkübasyonda IC50 değerleri sırasıyla, 24 μM ve 10 μM bulunmuştur. Diklofenak sodyum 24 saatlik inkübasyon için 62,5 μM-1000 μM doz aralığında ve 48 saat inkübasyon için 31,3 μM-1000 μM doz aralığında sisplatinin IC50 değerini doz-bağımlı olarak anlamlı azaltmıştır. Sonuç olarak, bulgularımız diklofenak sodyumun serviks kanser tedavisinde sisplatinin sitotoksik etkinliğini arttırabileceğini ve kanser hücre gelişimi ve ilerlemesine karşı önemli bir rol alabileceğini göstermektedir; ancak antikanser ilaç tedavisinde kombine etkilerin doğrulanması için daha ileri çalışmalar gereklidir. Anahtar Kelimeler: Diklofenak sodyum, sisplatin, sitotoksisite, serviks kanseri
Sıçanlarda sisplatin ile oluşturulan nörotoksisiteye melatoninin etkisi
Nörotoksisite sisplatinin (Cis) önemli yan etkilerden biridir. Patogenezinde oksidatif stres ve inflamasyon vardır. Melatonin (Mel) iyi bir antioksidan ve antiinflamatuar madde olduğundan bu yan etkiyi düzeltme potansiyeline sahiptir. Bu çalışmanın amacı sıçanlarda Cis'in yaptığı nörotoksisite üzerinde Mel'in etkisini değerlendirmektir. Bu amaçla 48 sıçan 6 gruba bölündü. Kontrol (%0.9 NaCl), Çözücü (%5 etanol), Cis (6 mg/kg), Cis (6 mg/kg) + Çözücü, Mel (20 mg/kg), Cis (6mg/kg) + Mel (20 mg/kg). Cis tek doz, Mel 5 gün süre ile kullanıldı. İlaç protokolü sonrası T-maze, rotarod ve hot plate testleri yapıldı. Davranış testleri sonrası sakrifiye edilen sıçanların beyin dokusunda AChE, oksidatif stres ve proinflamatuar belirteçler ölçüldü. Sonuçlarda Cis ve Cis+Çözücü gruplarda kognitif fonksiyonda ve motor performansta belirgin bozukluk saptanırken Cis+Mel grupta kognitif fonksiyonda belirgin, motor performansta istatistiksel anlamlılığa ulaşmayan düzelme saptandı. AChE seviyeleri Cis verilen sıçanlarda yüksekti. Mel eklenmesi önemli bir değişiklik yapmadı. TBARS ve MAO seviyeleri Cis+Çözücü grupta kontrole göre anlamlı yüksek iken (p<0.05) Cis+Mel grupta MAO seviyelerinde anlamlı, TBARS seviyelerinde anlamlı olmayan düşme oldu. SOD ve GPx seviyeleri Cis+Çözücü grupta kontrole göre anlamlı düşüktü. Mel eklenmesi ile belirgin artış gösterdi. GR aktivitesi Cis+Çözücü grupta düşükken Cis+Mel grupta anlamlı yüksekti. TNF- seviyeleri Cis ve Cis+Çözücü gruplarda yüksek iken Mel eklenmesi ile kontrol grup seviyelerine döndü. IL-6 ve IL-1β seviyeleri 3 Cis grubunda da yüksekti. Mel ile sitokin seviyeleri değişmedi. Sonuçlar Mel'in Cis'in yaptığı nörotoksisiteyi önlemede etkili olabileceğini göstermektedir. Kesin bir sonuca ulaşmak için farklı dozlarda ve farklı sürelerde Mel kullanılarak yapılacak çalışmalara ihtiyaç vardır.
Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi İç Hastalıkları Ana Bilim Dalı onkoloji servis ve polikliniğinde takip edilen ve sisplatin bazlı kemoterapi rejimi uygulanan hastalarda, tanı ve tedavi sırasındaki biyokimya ve hemogram parametrelerinin değerlendirilmesi ve nefropati görülme sıklığının retrospektif taranması
Sisplatin birçok solid tümörün tedavisinde yaygın biçimde kullanılan güçlü bir antineoplastik ajandır. En sık görülen yan etkileri nefrotoksisite, nörotoksisite, ototoksisite ve kemik iliği süpresyonudur. En iyi bilinen doz sınırlayıcı yan etkisi yoğun intravenöz salin infüzyonuna rağmen görülebilen nefrotoksisitedir. Daha önceki çalışmalarda, ilk defa sisplatin kullanan hastaların bir kısmında geri dönüşümlü böbrek hasarı geliştiği, tekrarlayan dozların böbrek yetmezliği sıklık ve şiddetini arttırarak geri dönüşümsüz hasara ilerlediği, sisplatinin oluşturduğu toksisitenin sıklıkla kümülatif ve doza bağımlı olduğu belirtilmiştir. Bizim bu çalışmamızdaki amacımız, sisplatin bazlı kemaoterapi rejimi uygulanan malignite hastalarının tanı ve tedavi sırasındaki hemogram ve biyokimya parametreleri ile nefropati görülmesi üzerinde etkili olabilecek olası öngördürücü faktörlerin ve nefropati görülme sıklığının saptanmasıdır. Sisplatin bazlı kemoterapi rejimi uygulanan malignite hastalarının tanı ve tedavi sırasındaki hemogram ve biyokimya parametreleri ile nefropati görülmesi üzerinde etkili olabilecek olası öngördürücü faktörler ve nefropati görülme sıklığını retrospektif olarak araştırmak için Ocak 2014-Aralık 2014 tarihleri arasında Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi İç Hastalıkları Anabilim Dalı Onkoloji Bilim Dalı polikliniğine ve/veya servisine başvuran, başvuru anında yaşı 18 ve üzerinde olan 997 hastanın, sisplatin bazlı kemoterapi rejimi verilmesi planlanan 158'i çalışmaya dahil edildi. İstatistiksel olarak p<0.05 anlamlı kabul edildi. Sisplatin bazlı kemoterapi rejimi uygulanan hastalarda en sık görülen tanı mide kanseri, en sık kullanılan tedavi protokolü sisplatin-gemsitabin kombinasyonu idi. İstatistiksel olarak anlamlı olmasa da ABH ve KBH gelişenlerde, gelişmeyenlere göre sisplatin kümülatif dozu daha yüksek saptandı. 158 hastanın 99'unun bazal hemogram ve biyokimya parametrelerine ulaşılabildi. Bu hastaların 55'inde ABH gelişmezken, 44'ünde ABH, ABH gelişenlerin 15'inde KBH geliştiği saptandı. ABH gelişen hastaların tanı ve ölüm yaşları gelişmeyenlere göre daha yüksek saptandı (p<0.05). Yine ABH gelişen hastaların 2. kür sonrası bakılan PO4 değerleri gelişmeyenlere göre daha düşük saptandı (p<0.05). KBH gelişen hastaların bazal NLR değerleri gelişmeyenlere göre daha yüksek saptandı (p<0.05). Yine KBH gelişen hastaların ilk kemoterapi sonrasında bakılan serum total proteini, ürik asit ve NLR değerleri gelişmeyenlere göre daha yüksek saptandı (p<0.05). KBH gelişen hastaların ABH meydana geldiği sırada bakılan Mg değerleri gelişmeyenlere göre daha düşük saptandı (p<0.05). Takipte ABH ve KBH gelişen hastalarda anemi saptandı (p<0.05). Sisplatine bağlı nefrotoksisitenin önlenmesi oldukça önemlidir. Bu sayede böbrek yetmezliği ilişkili morbidite ve mortalite azalacak, hastaların hastanede yatış süreleri kısalacak ve tedavi maliyeti düşecektir. Ayrıca sisplatine karşı böbrekleri koruyan bir ajanın rutin kullanıma girmesi, etkili bir antineoplastik ajan olan sisplatinin, tekrarlayan kürlerde doz azaltılmadan ve daha yüksek dozda kullanılabilmesine olanak sağlayabilecektir. Anahtar Sözcükler: Kanser, Sisplatin, Nefrotoksisite
Over kanserinin sisplatine direncinde uzun kodlanmayan RNA H19'un rolü
Epitelyal over kanserinin mortalitesi jinekolojik kanserlerde en yüksek sırada yer almaktadır. Epitelyal over kanserli hastaların çoğunda yüksek dereceli seröz kanser tipi gözlenir ve hastaların %75'i ileri 3.evredir. İleri evre over kanserlerinde cerrahiye ek olarak kemoterapi uygulamak standart bir yaklaşım haline gelmiştir. Platin bazlı kemoterapi (paklitaksel veya dosetaksel ile kombinasyon halinde) birinci seçenek kemoterapi arasında yer almaktadır. Platin'in (sisplatin veya karboplatin) klinik yararlılığının ana sınırlaması, yüksek kemorezistans insidansıdır. Bu kemoterapiye direncin nedenini belirlemek için kanser hücreleri ile ilgili çalışmaların yapılması gereklidir. Son yıllarda yapılan çalışmalarda kemoterapiye karşı direnç ve uzun kodlanmayan RNA'lar arasında bazı ilişkiler saptanmıştır. İnsan genomununda protein kodlama kapasitesine sahip olmayan transkriptler kodlanmayan RNA (ncRNA) olarak adlandırılmaktadır. Bu ncRNA'lar uzunluklarına göre küçük kodlanmayan RNA'lar (sncRNA) ve uzun kodlanmayan RNA'lar (lncRNA) olarak iki ana kategoriye ayrılır. LncRNA'lar birçok kanser türünde önemli rol oynar. LncRNA'lar tümör hücresinin hayatta kalması ve ölümünde önemli bir rol oynadığından, lncRNA'ların hücre büyümesini inhibe ederek ve hücre apoptozunu teşvik ederek tümör hücrelerini yok etmeyi amaçlayan kemoterapiye hücre duyarlılığını da değiştirebileceği düşünülebilir. Son yıllardaki çalışmalar, lncRNA H19'un çeşitli insan kanserlerinde tümörün başlaması, ilerlemesi ve nüksetmesinde kritik bir rol oynadığını göstermektedir. Bu çalışmada lncRNA H19'un ekspresyonu ile over kanserinin sisplatine direnci arasındaki ilişkinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Bu çalışmaya over kanseri tanısı konulduktan sonra sisplatin ile tedavi edilmiş hastalar dahil edilmiştir. Hastalara ait formalinle sabitlenmiş, parafine gömülü over doku örnekleri kullanılmıştır. Arşiv doku örnekleri iki gruba ayırılmıştır: 1.grup sisplatine duyarlı hastalar, 2.grup ise sisplatine dirençli hastalardır. Tüm dokulardan RNA izolasyon kiti ile RNA izolasyonu yapılmış, daha sonra cDNA sentez kiti ile cDNA elde edilmiştir. Elde edilen cDNA'lar kalıp olarak kullanılıp lncRNA H19 geninin ekspresyonu Real Time PCR kullanılarak kantitiatif olarak ölçülmüştür. Çalışmamızda Dirençli ve Duyarlı gruplar karşılaştırıldığında Dirençli grupta lncRNA H19'un ekspresyon düzeyinin istatistiksel olarak anlamlı olarak arttığı gözlenmiştir.
DUSP1 proteininin meme kanseri üzerindeki etkilerinin araştırılması
Mitogen-activated protein kinase (MAPK) ailesi hedef proteinlerinin serin ve treonin aminoasitlerini fosforile eden bir protein kinaz ailesidir. Bu protein kinazlar ERK, JNK, p38 olmak üzere üç temel alt aile şeklinde sınıflandırılabilir. MAPK ailesi hücre büyümesi, hücre proliferasyonu, mitoz, apoptozis gibi birçok hayati hücresel fonksiyonun düzenlenmesinde görev alır. Dual-specificity phosphatase (DUSP) ailesi MAPK'leri defosforile eden protein fosfataz ailesidir. Hedef proteinlerinin hem tirozin hem de serin/treonin rezidülerini defosforile edebilme yeteneklerinden dolayı bu proteinlere Çift Spesifik fosfataz ismi verilmiştir. Dual-specificity phosphatase 1 (DUSP1) MAPK aktivasyonunu düzenleyerek inflamasyon, apoptozis, hücre büyümesi, hücre proliferasyonu gibi birçok hücresel fonksiyonda rol alır. Çalışmamızda üçlü negatif meme kanseri olan MDA-MB-231 hücreleri kullanılmıştır. CRISPR/Cas9 yöntemi ile bu hücrelerde DUSP1 proteini ifadesi azaltılmıştır. Bu hücrelerde proliferasyon ve motilite deneyleri yapılmış, Western Blot yöntemi ile MAPK proteinlerinin ifadelerinde değişmeler değerlendirilmiştir. Proliferasyon deneyleri Incucyte live-cell analysis' sistemi ile yapılmıştır. Elde edilen proliferasyon eğrileri üzerinden hücrelerin ikiye katlanma zamanları ve maksimum hücre sayıları hesaplanmıştır. Hücre motilitesi 'Transwell migration assay' ve yara iyileşmesi deneyleri ile ölçülmüştür. Proliferasyon deneylerinde DUSP1 ifadesinin azalmasının hücrelerin proliferasyonunu azalttığı görülmüştür. Ek olarak DUSP1 inhibitörü olan BCI, MDA-MB231 hücrelerinde antiproliferatif etki göstermiştir. Bu antiproliferatif etki kontrol hücrelerinde daha fazladır. Bu durumun nedeninin, DUSP1-CRISPR hücrelerinde DUSP1 proteininin azalmasından kaynaklandığı ve azalmış DUSP1 ifadesi nedeniyle BCI'nın bu grupta daha az etkin olduğu düşünülmüştür. Ayrıca DUSP1 ifadesinin azalması bu hücrelerde sisplatinin antiproliferatif etkisinin artmasına neden olmuştur. Aynı sisplatin konsantrasyonunda DUSP1-CRISPR hücrelerinin ikiye katlanma zamanları kontrol hücrelerine göre daha fazla artmıştır. Yukarıdaki sonuçlara benzer şekilde DUSP1 inhibitörü olan BCI'nın kontrol hücrelerinde sisplatinin antiproliferatif etkisini DUSP1- CRİSPR grubuna göre daha fazla artırdığı görülmüştür. Bu sonuç da benzer şekilde bize, DUSP1-CRISPR hücrelerinde BCI'nın daha az etkili olmasının DUSP1 proteininin azalmasından kaynaklandığını düşündürmüştür. DUSP1-CRISPR uygulaması sonrasında hücrelerin migrasyon kapasiteleri yara iyileşme deneyi ve Transwell migrasyon deneyi ile değerlendirilmiştir. Bu deneyler sonucunda DUSP1-CRISPR uygulamasının hücrelerin migrasyon kapasitesini azalttığı görülmüştür. Bu sonuç DUSP1 düzeyinin azalmasının MDA-MB231 hücrelerinin hareketliliği ve metastaz yeteneğini azalttığını göstermektedir. p38 ve JNK inhibitörleri ile yapılan deneylerde, p38 inhibitörü SB202190'ın her iki hücre grubunda benzer düzeylerde proliferasyonu artırdığı görülmüştür. Sisplatin etkinliğinde, tedavisinde ve gelişen dirençte, p38 ve JNK'nın aktivitesinin rol aldığı düşünülmektedir. Sisplatin ve p38 inhibitörünün beraber verilmesi DUSP1-CRISPR hücrelerinde kontrol hücrelerine göre daha büyük bir proliferasyon artışına yol açmıştır. Bu durum DUSP1-CRISPR hücrelerinde görülen sisplatinin antiproliferatif etkisindeki artışın nedeninin, artmış p38 proteini aktivasyonundan kaynaklanabileceğini düşündürmüştür. Bu sonuçlar DUSP1 aktivitesindeki azalmanın dolaylı olarak p38 proteini aktivitesini değiştirerek sisplatine olan duyarlılığı ve tedaviye direnci etkileyebileceğini göstermektedir. Western blot sonuçlarına göre DUSP1-CRISPR hücrelerinde p38 ve JNK proteinlerinin fosforile/total protein oranlarında artış saptanmış bu artış ERK proteininde görülmemiştir. DUSP1 proteininin hedef seçiciliği düşünüldüğünde DUSP1 aktivitesindeki değişikliğin p38 ve JNK proteini üzerinden olabileceğini göstermektedir ve bu sonuç literatür ile uyumludur. Sonuç olarak DUSP1 proteini ifadesinin azalması MDA-MB231 kanser hücrelerinde, hücre hareketliliğini, migrasyonu ve proliferasyonunu azaltarak antikanser etkinlik göstermektedir. Ayrıca sonuçlarımız, sisplatine olan duyarlılıkta ve gelişen dirençte p38 aktivitesinin önemli olduğunu düşündürmüş ve DUSP1 inhibisyonu ile p38 aktivitesinin dolaylı olarak artırılmasıyla, sisplatin duyarlılığının ve antikanser etkinliğin arttırılabileceğini düşündürmüştür.
Meme kanseri hücre hatlarında sisplatin ve juglonun etkilerinin araştırılması
Meme kanseri dünya genelinde insidansı en yüksek kanser türlerinden biridir. Dünya çapında meme kanseri tüm kanser vakalarının yaklaşık %12'sini oluşturur ve vaka/ölüm oranı %15'tir. 2020 verilerine göre kanser ölümlerinin %11'ini meme kanseri vakaları oluşturmaktadır. Meme kanserinde tedavi yaklaşımları ise cerrahi, radyoterapi, kemoterapi, endokrin tedavi ve hedeflenmiş tedavi olarak sınıflandırılmaktadır. Meme kanseri tedavisinde sıklıkla kullanılan yöntemlerden biri olan kemoterapi, artan olanaklar ve bilgiye ulaşımın hızı sayesinde gün geçtikçe daha umut vadeden sonuçlar vermektedir. Yaygın kullanılan kemoterapi ilaçlarından Sisplatin, DNA onarım mekanizmalarına müdahale eder ve DNA hasarına neden olarak kanser hücrelerinde programlanmış hücre ölümünü uyarır ve kanser hücrelerini yok etmeyi hedefler. Kemoterapinin yanı sıra kanser tedavisinde alternatif tıp tedavilerinde yer verilen fitokimyasalların kullanımı da gün geçtikçe yaygınlaşmaktadır. Bu fitokimyasalların önemli bir örneği de juglondur. Kanser üzerinde de etkili olduğu keşfedilen juglon, canlı hücreler üzerinde antioksidan, antiproliferatif, antitümör, anti-inflamasyon, antivirüs etkileri bulunmaktadır. Vücutta kanserin kökeni olan primer kanserden uzak bir organ veya doku bölgesinde sekonder tümörlerin gelişmesi metastaz olarak adlandırılır. Kodlama yapmayan RNA'lar da metastazda önemli rollere sahiptir. lncRNA ve miRNA'lar hücre içinde birçok kontrol mekanizmasında anahtar rol oynadıkları ve karsinogenezde hem onkogenik hem de supresör özelliklere sahip oldukları görülmektedir. Meme kanseri metastazında rol alan BLACAT1, miR-155-5p ve CCR2 önemli ncRNA'lardır ve meme kanserinin farklı alt tiplerinde anormal ekspresyon seviyeleri gözlenmiştir. Yapılan bu çalışmada meme kanseri hücre hatları MDA-MB-231 ve MCF-7 üzerinde juglon ve sisplatinin sitotoksik etkileri araştırılmıştır. Daha sonra bu hücre hatlarında uygulanan maddelerin BLACAT1, miR155-5p ve CCR2 ncRNA'ların ekspresyon seviyeleri üzerine etkileri qPCR ile incelenmiştir. Son olarak Transwell invasyon deneyi ile hücre hatlarının invazivlik durumları analiz edilmiştir.
Sisplatin ile indüklenmiş in vitro periferik nöropati modelinde kuersetin ve düşük seviyeli lazer tedavisinin etkilerinin incelenmesi
Kemoterapi ile indüklenmiş periferik nöropati (KİPN), kemoterapötik ilaçların yan etkisiyle oluşmaktadır. Sisplatin sonucu oluşan nöron kayıplarını minimalize etmek için farmakolojik ajanlar ve fotobiyostimülatörler kemoterapi ile indüklenen periferik nöropati tedavisinde kullanılmaktadır. Ancak bu metotların etki mekanizması ve kullanım etkinlikleri net değildir, araştırılmaktadır. Bu tez çalışmasında, kuersetin ve düşük seviyeli lazer tedavisinin sisplatin ile indüklenmiş in vitro periferik nöropati modeli üzerindeki etkisinin incelenmesi amaçlanmıştır. Çalışma için PC12 hücre hattı kullanılmıştır. Sisplatin ile periferik nöropati modeli oluşturulan hem farklılaştırılmış hem de farklılaştırılmamış PC12 hücrelerine, kuersetin ve düşük seviyeli lazer tedavi uygulanmıştır. Uygulama yapılan hücrelere hücre canlılığı, apoptoz, mitokondriyal membran potansiyeli, LDH, RT-PCR analizleri yapılmıştır. Analiz sonuçlarına göre sisplatinin hem farklılaştırılmamış hem de farklılaştırılmış PC12 hücrelerinde apoptoz, mitokondriyal membran potansiyelinde, LDH oranlarında artışa, hücre canlılığında, GAP-43 ve Synapsin I gen ekspresyonlarında azalmaya sebep olduğu bulunmuştur. Sisplatin ile indüklenen periferik nöropati modeli oluşturulan hem farklılaştırılmış hem de farklılaştırılmamış PC12 hücrelerine ayrı ayrı uygulanan kuersetin ve DSLT gruplarda ise apoptoz, mitokondriyal membran potansiyelinde, LDH oranlarında azalma, hücre canlılığında, GAP-43 ve Synapsin I gen ekspresyonlarında artışa neden olduğu belirlenmiştir. Ancak kombine tedavi (kuersetin ve DSLT) uygulanan gruplarda ise sisplatin uygulanan gruplar arasında istatiksel olarak bir fark görülmemiştir. Sisplatin ile indüklenen periferik nöropatide kuersetin ve düşük seviyeli lazer tedavisinin uygun dozları belirlenmiştir. Ancak kombine tedavinin etkinliği görülmemiştir. Gelecek çalışmalarda kombine tedavinin mekanizması araştırılacaktır.
Sıçanlarda sisplatin ile oluşturulan testis hasarı üzerine silymarin'in olası etkilerinin morfolojik olarak incelenmesi
Amaç: Bu çalışmadaki amaç sisplatin ile oluşturulmuş testis hasarında silymarin'in, olası koruyucu etkilerinin morfolojik ve biyokimyasal yöntemlerle incelenmesidir. Gereç ve Yöntem: Çalışmamızda ortalama 300/350 gr ağırlığındaki erkek Wistar albino sıçanlar kullanılmış ve her grupta 10'ar sıçan yer almıştır. CON (10): Kontrol grubu; bu grupta bulunan sıçanlara herhangi bir işlem yapılmadı. SM200 (10): Güvenlik grubu (Yüksek doz); bu grupta bulunan sıçanlara 0.günden itibaren 3 gün boyunca 200mg/kg/gün silymarin, oral gavaj yolu ile verildi. Silymarin, 12 saatte bir olmak üzere günde 2 doz halinde 100mg/kg/gün şeklinde verilmiştir. CIS (10): Sisplatin grubu; bu gruptaki sıçanlara 7mg/kg/gün tek doz sisplatin, intraperitoneal olarak verildi ve bu sıçanlar sisplatin uygulamasından 72 saat sonra anestezi altında sakrifiye edildi. CIS+SM50 (10): Düşük doz tedavi grubu; bu grupta yer alan sıçanlara 0.günde 25mg/kg/gün silymarin oral gavaj yoluyla verildi ve 2 saat sonra 7mg/kg/gün sisplatin, intraperitoneal olarak uygulandı. İlk doz silymarin verilmesinden 12 saat sonra tekrar 25mg/kg/gün silymarin oral gavaj yolu ile verildi ve toplam 3 gün boyunca günde 2 kere olmak üzere (12 saatte bir) toplam 50mg/kg/gün silymarin oral gavaj yolu ile verilmeye devam edildi. Tedavinin 3.gününde sıçanlar anestezi altında sakrifiye edildi. CIS+SM200 (10): Yüksek doz tedavi grubu; bu grupta yer alan sıçanlara 0.günde 100mg/kg/gün silymarin oral gavaj yolu ile verildi ve 2 saat sonra 7mg/kg/gün sisplatin, intraperitoneal olarak uygulandı. İlk doz silymarin verilmesinden 12 saat sonra tekrar 100 mg/kg/gün silymarin oral gavaj yolu ile verildi ve toplam 3 gün boyunca günde 2 kere olmak üzere (12 saatte bir) toplam 200 mg/kg/gün silymarin oral gavaj yolu ile verilmeye devam edilerek tedavinin 3.gününde sıçanlar anestezi altında sakrifiye edildi. Sıçanlar, ketamin+ksilazin anestezisi altında sakrifiye edildikten sonra testis dokuları çıkartıldı ve kanları alındı. Sağ testis dokuları histolojik incelemeler için alındı. Bulgular: Yapılan analiz sonuçlarına göre gruplar arasında hayvan ağırlığı, testis ağırlığı, testis longitudinal ve transvers çap ölçümleri ve inhibin B seviyeleri açısından gruplar arasında anlamlı farklılık görülmedi. Tubulus seminiferi contorti çapı, germinal epitel kalınlığı, bazal tabaka kalınlığı, bazal lamina kalınlığı, tunica albuginea kalınlığı, arter çapı, peritubuler atrofi oranı değerleri, sperm sayısı, sperm ölü-canlı oranı ve sperm morfolojisi, TAS, TOS, İnhibin A seviyeleri açısından gruplar arasında anlamlı farklılık görüldü. Sonuç: Silymarin uygulamasının sisplatin ile testis hasarı oluşturulan sıçanlarda olumlu etkisi görüldü. Anahtar kelimeler: Sisplatin, Silymarin, Sıçan, Testis, Morfoloji.
Sisplatin ile indüklenen sıçanlarda testiküler toksisiteye karşı astaksantinin koruyucu etkileri
Amaç: Sisplatinin testis üzerindeki hasarına karşı astaksantinin biyokimyasal, histopatolojik ve immünohistokimyasal yöntemlerle değerlendirip sonuçlandırmayı amaçladık. Yöntem ve Gereç: 36 adet Wistar Albino cinsi erkek sıçanlar kullanıldı ve 4 gruba ayrılarak kontrol ve astaksantin grubunda 8, sisplatin ve sisplatin+astaksantin grubunda 10 adet sıçan olacak şekilde ayarlandı. Deney sonunda dokular toplandı ve histolojik analizler için H-E ve immünohistokimya için Nrf2, HO-1, Vimentin, Kaspaz-3, PCNA ve 3β-HSD ile boyandı. Biyokimyasal analizler için kalpten alınan kanlardan testosteron hormon ve testis dokularından MDA ve tGSH analizi yapıldı. Bulgular: Biyokimyasal sonuçlara göre sisplatin grubunda testosteron seviyesinde ve tGSH düzeyinde anlamlı bir azalma, MDA düzeyinde ise anlamlı bir artış gözlendi. İmmünohistokimyasal sonuçlara göre Nrf2, HO-1, vimentin ve kaspaz-3 immünreaktivitesinde artış, 3β-HSD ise anlamlı bir azalma gözlendi. Histopatolojik sonuçlara göre seminifer epitel ve tübül çapları sisplatin grubunda anlamlı bir azalma gözlendi. Deney öncesi ve sonrası vücut ağırlıkları sisplatin grubunda anlamlı bir azalma, testis ağırlıkları karşılaştırıldığında ise belirgin bir azalma olmasına rağmen istatistiksel olarak anlamlı değildi. Sonuç: Sisplatinin testis üzerindeki sitotoksik etkisine karşı astaksantinin koruyucu ve tedavi edici etkinliği, çalışmamızın sonuçları ile kanıtlanmıştır. Anahtar Kelimeler: Astaksantin, Apoptoz, İnflamasyon, Testis hasarı, Sisplatin, Oksidatif stress.
Gemsitabin ve cisplatin alan akciğer karsinomu olan hastalarda ERCC1 inprognoz ile ilişkisi
GİRİŞ VE AMAÇ: Akciğer kanseri tüm dünyada kadın ve erkeklerde kanserden ölümlerin en sık sebebidir. Küçük hücreli dışı akciğer kanserlerinde platin bazlı kemoterapiler standart tedavidir. Ancak her ilacın olduğu gibi platin bazlı kemoterapilerinde yararının yannda ciddi toksisite ve yan etkileri vardır. Hangi hastalarda hangi tür kemoterapi ajanlarının kullanılacağı, konusunda tedaviden maximum fayda ve minimum zarar elde etmek amacıyla bazı ipuçlarına ihtiyaç vardır. Enzyme repair cross- complementation group 1 (ERCC1) in akciğer kanserinde platin alan hastalarda prognoz üzerindeki etkisinin araştırılarak ileri dönemlerde yeni tedavi başlanacak hastalarda tedavi seçiminde etkili olup olmayacağı amacıyla bu çalışma hazırlanmıştır. Hastalar ve Yöntem: Çalışmaya İnönü Üniversitesi Tıbbi Onkoloji kliniğinde 2008?2012 tarihleri arasında sisplatin-gemsitabin kombinasyonu ile tedavi edilen 26 akciğer kanserli hasta alındı. Hastaların tıbbi kayıtları retrospektif olarak değerlendirildikten sonra immünhistokimyasal inceleme için doku örnekleri uygun olanlar çalışmaya dahil edildi. Tümoral dokuda ERCC1 ekspresyonu immünhistokimyasal boyama tekniği ile değerlendirildi. Bulgular: ERCC1 boyanma şiddeti ve dağılımına göre 4 gruba ayrıldı. 6 hastada 0, 8 hastada +1, 5 hastada +2, 7 hastada +3 bulundu. O ve +1 olanlar ERCC1 negatif kabul edilirken, +2 ve +3 olanlar ERCC1 pozitif kabul edildi.. Tedavi sonrası yapılan değerlendirmede 1 hastada iyi parsiyel cevap (%3,8) , 1 hastada parsiyel cevap (%7,7),5 hastada stabil hastalık (%19,2) ve 18 hastada progresyon (%69,2) gözlendi. Çalışmanın bittiği tarih itibariyle 13(%50) hasta exitus olmuşken 13(%50) hasta yaşıyordu. Hastaların genel sağkalımı ortalama 15 (3?44) ay olarak bulundu. progresyonsuz sağ kalımı ise 9(2?25) ay olarak bulundu. Çalışmamızda genel sağkalım ve hastalıksız sağkalım ile ERCC1 arasında anlamlı bir fark bulunamadı. Sonuç: : ERCC1 ile tedavi cevabı ve sağkalım arasındaki ilişki incelendiğinde genel olarak literatürle benzer sonuçlar bulunmuştur. Hasta sayısı az olmakla birlikte çalışmalardaki sonuçlar arasındaki farklılıklar da dikkate alındığında ERCC1 negatif VI ve pozitif gruplar arasındaki farkın istatistiksel anlamlılığa ulaşmamış olmasını tek başına buna bağlamamak gerekmektedir.
Protective effect of whey protein and N-acetylcysteine against cisplatin-induced nephrotoxicity
Cisplatin is a renowned chemotherapy agent used to manage several types of cancer. However, its strong nephrotoxic and hepatotoxic side effects restrict its clinical application. This research aims to investigate the potential nephroprotective and hepatoprotective impact of whey protein and N-acetylcysteine (NAC) in reducing the toxic effects of cisplatin on the kidney and liver. We induced nephrotoxicity and hepatotoxicity in a rat model by administering cisplatin, with pre-and post-treatment using whey protein and NAC. Important parameters were measured, such as the biochemical markers alanine aminotransferase, aspartate aminotransferase, urea, and creatinine, as well as the oxidative stress marker malondialdehyde and the antioxidant enzymes catalase and glutathione peroxidase. Moreover, histopathological analysis was performed to assess tissue injury. The outcomes revealed that whey protein and NAC effectively reduce cisplatin-induced liver and kidney damage. The strong antioxidant characteristics of whey protein reduced oxidative stress, and NAC increased antioxidant enzyme activity. Compared to the cisplatin-only group, biochemical parameters indicated improved liver and kidney function in the therapy groups. Histopathological examination showed less tissue damage, confirming the benefits of NAC and whey protein as nephroprotective agents. These results imply that the co-administration of whey protein and NAC presents a viable synergistic therapeutic strategy to guard against hepatotoxicity and nephrotoxicity caused by cisplatin, hence improving its clinical utility in cancer treatment.
Sisplatin ile oluşturulan pankreas hasarına karşı epigallokateşin-3-gallat'ın bazı gen ekspresyonları üzerine etkileri
Bazı kanser türlerinde kemoterapi ilacı olarak kullanılan sisplatin, belirli limitlerden sonra hücrelerde DNA hasarı ve bazı organ hasarları meydana getirebilmektedir. Sisplatin ile yapılan hasar çalışmaları daha çok karaciğer, akciğer gibi organlar ve bazı kanser türleri üzerinedir. Pankreas dokusu üzerine yapılan hasar çalışmaları ise nispeten daha az olup özellikle insulin ile ilgilidir. Bu çalışmada sisplatinin pankreas dokusu üzerinde meydana getirdiği genel hasara karşı antioksidan ve antitümör özelliklere sahip EGCG'nin koruyucu etkileri araştırılmıştır. Çalışmada, 28 adet erkek sıçan kullanılmış, 4 gruba ayrılmış ve 4 hafta devam etmiştir. Sisplatin ve EGCG intraperitonal olarak verilmiştir. Malondialdehit, katalaz ve glutatyon seviyeleri spektrofotometrik olarak ölçülmüştür. Kaspaz-3, IL-1α, IL-6, p53, HO-1 protein ekspresyonları Western Blotlama yöntemiyle belirlenmiştir. Ayrıca pankreas dokusunun histopatolojik incelemesi yapılmış ve bulgular istatiksel olarak değerlendirilmiştir. Bulgularımızda, EGCG'nin uygulandığı sıçan gruplarında, pankreas dokusunda malondialdehit seviyesinde azalış, katalaz aktivitesinde ve glutatyonun seviyesinde ise artış gözlenmiştir. EGCG ile tedavi edilen grupta (EGCG+Cis) enflamasyon göstergesi olan IL-1α, IL-6 proteinlerinin ekspresyon seviyelerinin, sisplatin grubuna kıyasla önemli ölçüde azaldığı görülmüştür. Histopatolojik incelemede sisplatin uygulanan grupta pankreas hasarının belirgin olarak oluştuğu ve tedavi grubunda ise azaldığı gözlenmiştir. Bu verilere göre, sisplatin ile oluşturulan pankreotoksisitede, EGCG ile yapılan tedavinin antienflamatuar etki göstererek, toksisiteyi önleyebileceği gösterilmiştir.
Sıçanlarda sisplatin ile oluşturulan testis hasarına karşı epigallokateşin-3-gallat'ın bazı protein sinyal yolaklarına etkisi
Son yıllarda aldığımız gıdalardan, yediğimiz besinlerden, yaşam şartlarımızdan, hava kirliliğinden ve kalıtsal olaylardan ötürü kansere yakalanma riskimiz giderek artmaktadır. Dünya genelinde bakıldığında kanser en yaygın ikinci hastalık olarak görülmekte ve yapılan çalışmalara göre önümüzde ki 10 yıl içinde ilk sıralarda yer alacağı da düşünülmektedir. Anti-inflamatuar, antimutajenik ve antioksidatif etkisi olduğu bilinen epigallokateşin-3-gallat (EGCG)'ın çilek, üzüm ve nar benzeri taneli meyvelerde ve ceviz gibi yiyeceklerde bulunan bir polifenol türevi olduğu belirlenmiştir. Kanser tedavisinde kullanılan ilaçlardan biri olan sisplatinin doku da kalıcı hasarlara yol açtığı bilinmektedir. Sisplatinin neden olduğu testis toksisitesine karşı antikanserojen ve antioksidan etkilere sahip polifenolik bir kateşin olan EGCG'nin koruyucu etkisinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Bu çalışmada, 28 adet erkek sıçan 4 gruba ayrılarak yapılmıştır ve deneyler 28 gün devam etmiştir. Sisplatin ve EGCG tek doz olarak intraperitonal (ip) şekilde sıçanlara verilmiştir. TNF-α, Bcl-2, NF-ĸB ve Bax proteinlerin ekspresyonları western blotlama yöntemiyle belirlenerek testis dokusunun histopatolojik incelemesi yapılmıştır ve bulgular istatiksel olarak değerlendirilmiştir. Sonuç olarak testis dokuda tedavi özelliği olan EGCG'nin uygulandığı sıçan gruplarında, malondialdehit (MDA)'in seviyesinde azalış, katalaz (CAT)'ın aktivitesinde ve glutatyon (GSH)'un seviyesinde ise artış gözlenmiştir. EGCG ile tedavi edilen grupta (EGCG+Cis) enflamasyon göstergesi olan proteinlerin ekspresyon seviyelerinin, sisplatin (Cis) grubuna oranla önemli ölçüde azaldığı görülmüştür. Histopatolojik çalışmada sisplatinin uygulandığı grupta belirgin olarak testislerde hasar oluştuğu ve EGCG verilen tedavi grubunda ise azalma olduğu gözlenmiştir. Bu bulgular, sisplatin ile oluşturulan testis toksisitesinde, EGCG ile yapılan tedavinin antienflamatuar etki gösterdiği ve testis toksisitesini büyük oranda önleyebildiğini göstermektedir.
Sisplatinle indüklenen periferal nöropati modelinde mitokondriyal ATP duyarlı potasyum kanal agonisti diazoksitin etkisinin araştırılması
Kanser tedavisinde platin ilaçların, özellikle sisplatinin, en etkili tedaviler arasında yer aldığı gösterilmiştir. Bununla birlikte, ilacın ciddi yan etkileri vardır. Sisplatinin sitotoksik etkileri nedeniyle kullanımı sınırlıdır. Kanser kemoterapisinde en kısıtlayıcı faktörlerden biri nörotoksisitedir. Bu çalışmada, bir periferal nöropati modelini indüklemek için kronik sisplatinuygulaması 3 mg/kg olarak 5 hafta boyunca haftada bir kez intraperitoneal (i.p) olarak uygulanmıştır. Diazoksit, mitokondriyal ATP'ye duyarlı potasyum kanalının seçici bir aktivatörüdür. Diazoksitin sisplatin nöropatisi üzerindeki olası etkilerini belirlemek için bu çalışmada 5 mg/kg ve 35 mg/kg dozlarında 5 hafta boyunca her gün i.p olarak uygulanarak davranışsal nosiseptif deneyler, sinir iletim hızı değerlendirmeleri, oksidatif stres belirteçleri ve proinflamatuar sitokin düzeylerinin yanı sıra hematoksilen-eozin ve masson trikrom boyama ve immunoblot çalışması yapılmıştır. Ek olarak, diazoksit ile sisplatinin birlikte uygulanmasının, sisplatinin antitümöral aktivitesi üzerindeki olası etkisi, sitotoksisite deneyleri ile in vitro olarak değerlendirilmiştir. Sisplatine maruz kalan hayvanlarda mekanik allodini (p<0.001), termal hipoaljezi (p<0.001), motor disfonksiyon (p<0.01) bulunmuştur. Ayrıca siyatik sinirin motorik ileti hızını azaltmıştır (p<0.05) ve CMAP latens süresini (p<0.01) uzatmıştır. Biyokimyasal olarak oksidatif stres belirteçlerinden TOK (p<0.001) ve proinflamatuar sitokin belirteçlerinden TNF-alfa (p<0.001) ve IL-6 (p<0.001) seviyesinin kontrol grubuna kıyasla yüksek olduğu bulunmuştur. Histopatolojik değerlendirmede akson dejenerasyonu, ödem ve fibrozis saptanmıştır. Diazoksit tedavisi ile, sisplatinin neden olduğu bu yan etkilerin hafiflediği tespit edilmiştir. In vitro deneylerde, diazoksitin, sisplatinin antitümöral etkinliğini azaltmadan iyileştirici etkilere sahip olduğu bulunmuştur (p<0.0001). Sonuç olarak, diazoksitin sisplatin nöropatisinin semptomlarını davranışsal, elektrofizyolojik, biyokimyasal ve histopatolojik olarak iyileştirdiği tespit edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Sisplatin nöropatisi, diazoksit, ATP duyarlı potasyum kanalları, sinir ileti hızı, in vivo deneyler
Sisplatin kullanan hastalarda statik posturografi bulgularının ve işitmenin değerlendirilmesi
Objective; the purpose of this study was to examine the cochleotoxic effects of cisplatin with high-frequency audiometry, to investigate the effects of posturography and cisplatin on balance, and to compare the static posturography results of patients who developed cochleotoxicity according to ASHA criteria and those who did not. Methods; thirty cancer patients were included in the study. Before starting cisplatin and one day after the end of the treatment; Pure tone audiometry, speech audiometry, high-frequency audiometry, acoustic immitansmetry, and posturography tests were performed. Findings; according to ASHA criteria, ototoxicity developed in 17 (56.6%) of 30 patients. Tetrax IBSTM stability index showed statistical differences after treatment in all eight sensory conditions in Group 2, and in NC, PO and PC in Group 1 (p<0.05). A statistically significant difference was found in the weight distribution index values after treatment in PC, HB and HF in Group 1, and in NC, PC, HL, HB, HF in Group 2 (p<0.05). In Fourier index analysis, the postural control performance in Group 2 (F2- 4), (F5-6), (F7-8) frequencies, in Group 1, (F5-6) and (F7-8) frequencies compared with pre-treatment significant deterioration was detected after treatment (p<0.05). When comparing the post-treatment Fourier index values between the groups with and without hearing loss (F2-4), a significant difference was found in the frequency range of NC, PO, PC and HL, HB, HF (p<0.05). Results; deviations in these frequencies indicate that the somatosensory and central nervous systems are affected. These results may indicate the coexistence of cochlear toxicity and vestibular toxicity. The deterioration of balance performance in the patient group who did not develop hearing loss compared top re-treatment shows that the patient who received cisplatin without hearing loss were also at risk in terms of balance. As a result, it is recommended to evaluate balance functions along with hearing in the routine follow-up of patients taking cisplatin.
Osteosarkoma yönelik yeni bir polimerik ilaç taşıyıcı sistemin sentezi ve sitotoksik etkinliğinin değerlendirilmesi
Osteosarkom, gençlerde görülmesi, sağkalım süresinin düşük olması ve kullanılan antikanser ilaçların yan etki profilinin yüksek olması sebebiyle çoğunlukla tedavisi zor bir hastalıktır. Mevcut kemoterapötiklerin kullanımındaki sınırlamaları aşmak amacıyla bu proje bilinen antineoplastik bir ajan olan cisplatin üzerinden bir ilaç taşıyıcı sistem (İTS) formülasyonunun geliştirilmesi üzerine yapılacaktır. İTS'ler son yıllarda yoğun bir şekilde çalışılan, multidisipliner bir alan olarak, akıllı ilaç tasarımlarında önemli rol oynayan teknolojilerdir. Özellikle kanser çeşitlerine yönelik konvansiyonel ilaçların tedavi başarısını arttırmak için lipozom, misel, polimer, jel, altın nanoparçacık, niozom, katı lipid nanopartikül, dendrimer, nanokapsül gibi çeşitli sistemler geliştirilebilmektedir. Bu çalışmada tasarlanan ilaç taşıyıcı sistem için kopolimerik misel yapısı oluşturacaktır. Polimerde 1,1-di-tert-butil-3-(2-(metakriloyloksi)etil)-butan-1,1,3-trikarboksilat (MAETC) monomeri aracılığıyla hem ilacın biyoyararlanımının arttırması hem de cisplatin ilaç molekülünü taşıması, ikinci monomer olan 3-(trimetilsillil) prop-2-in-1-il polimetakrilat (TMSpMA) monomeri ucuna hedeflendirici peptid molekülü eklenmesi, 2-hidroksi etil metakrilat (HEMA) ile hidrofilik özellik kazandırılması ve neticede kendiliğinden misel oluşturacak bir sistemin geliştirilmesi planlanmaktadır.
Platin ve/veya gemsitabin bazlı kemoterapi alan malign epitelyal kanserlerde ilaç direnci, prognostik ve prediktif parametrelerin belirlenmesi
Amaç: Kanserde tanı, tedavi, tedavi yanıtının öngörülmesi ve prognozun belirlenmesi için yeni moleküler belirteçlere gereksinim duyulmaktadır. DNA tamir mekanizması ile ilgili proteinler olan ERCC1 ve RRM1 birçok normal hücre ve malign epitelyal tümör hücrelerinde eksprese olmaktadır. Bu proteinlerin tümör hücre davranışında ve ilaç direncindeki rolü pek çok ileri evre kanserde yoğun olarak araştırılmaktadır. Biz de ileri evre akciğer, over ve pankreas kanserli hastalarda RRM1 ve ERCC1 ekspresyonu ile sisplatin ve/veya gemsitabin kemoterapi yanıtını ve prognozu belirlemedeki etkisini araştırmayı hedefledik.Gereç ve Yöntem: Tedavide sisplatin ve/veya gemsitabin alan akciğer, over ve pankreas kanseri tanılı hastaların dosyaları arşivden belirlenerek, Patoloji ABD'dan parafin bloklarına ulaşıldı ve doku kesitleri immünohistokimyasal yöntemle değerlendirildi. RRM1 ve ERCC1 ekspresyon sonuçları hasta klinik verileri ve tedavi sonuçları ile ilişkilendirildi.Bulgular: Çalışmaya alınan 89 hastanın % 51'ü (n=47) akciğer kanseri, % 30'u (n=27) epitelyal over kanseri, % 19'u (n=17) pankreas kanser idi. Akciğer ve epitelyal over kanserinde ERCC1 ekspresyonu düşük olan hastalarda tedavi yanıt oranı % 62 ve % 90 olarak saptandı(sırasıyla p=0,028 ve p=0,044). Pankreas kanserinde ise ERCC1 ekspresyonu ile tedavi yanıtı arasında anlamlı ilişki saptanmadı. Akciğer ve pankreas kanserinde RRM1 ekspresyon düşüklüğü olan hastalarda tedavi yanıt oranı % 60 ve % 82 olarak saptandı (sırasıyla p=0,020 ve p=0,018). Akciğer kanserinde ERCC1 ve RRM1 ekspresyonu düşük olan hastalarda sağkalım süresi daha uzundu(sırasıyla p=0,001ve p=0,029). Epitelyal over kanserinde ERCC1 ve RRM1 ekspresyon düşüklüğü olan hastalarda median sağkalım süresi yüksek olan hastalara göre daha uzundu(sırasıyla p=0,183 ve p=0,490). Pankreas kanserinde ise ERCC1 ile sağkalım süresi arasında anlamlı ilişki saptanmadı ancak RRM1 ekspresyonu ile sağkalım süresi arasında anlamlı ilişki saptandı (p=0,005).Sonuç: ERCC1'in akciğer ve over kanserinde, RRM1'in ise akciğer ve pankreas kanserinde prediktif önemi olduğunu saptadık. ERCC1'in akciğer, RRM1'in ise akciğer ve pankreas kanserinde prognostik önemini saptadık. ERCC1 immünohistokimyasal değerlendirme ile platinden yarar görecek hastaları predikte etmede tek başına veya RRM1 ile birlikte kullanılabilecek olan prediktif faktördür. Bu iki parametrenin tedavi öncesi kullanılmasını önermekteyiz.Anahtar sözcükler: akciğer, over, pankreas kanseri, ERRC1, RRM1, prognostik ve prediktif faktörler
Sıçanlarda sisplatinin neden olduğu karaciğer hasarına kurkuminin etkisi
Kanser tedavisinde sıklıkla kullanılan sisplatinin özellikle başta karaciğer olmak üzere bir çok doku ve organa zarar verdiği bilinmektedir. Karaciğerde oksidatif stresin artmasına sebep olarak hepatotoksisitenin oluşmasına yol açar. Zerdeçal bitkisinin köklerinden elde edilen kurkumin başta antioksidan özelliği olmak üzere antifibrojenik, antikanserojenik gibi birçok biyolojik aktiviteye sahip bir bileşiktir. Bu çalışmada kurkuminin antioksidan özelliğinin sisplatin verilmiş sıçanlardaki koruyucu etkisi araştırıldı. Çalışmamızda kullanılan 200-250 gr ağırlığındaki 26 adet erkek Wistar Albino cinsi sıçan 4 gruba ayrıldı. Kontrol grubuna 6 gün boyunca 2cc/kg DMSO i.p olarak verildi. Sisplatin grubuna sadece 3. gün 20 mg/kg sisplatin i.p olarak tek doz uygulandı. Kurkumin grubuna 6 gün boyunca günde 200 mg/kg kurkumin i.p olarak verildi. Sisplatin + Kurkumin grubuna da 6 gün boyunca günde 200 mg/kg kurkumin i.p olarak verildi ve sadece 3. gün tek doz 20 mg/kg sisplatin i.p olarak verildi. Hayvanlar 7. gün sakrifiye edildi. Alınan karaciğer dokularında ışık ve elektron mikroskopik incelemelerin yanısıra SOD, GPX ve MDA tayinleri yapıldı. Ayrıca kan örneklerinde AST, ALT ve Total Bilirubine bakıldı. Çalışmamızın sonucunda elde edilen bulgular sisplatinin akut olarak uygulandığında bile hepatositlerde steatozise, sinuzoidlerde ve portal alanlarda konjesyona sebep olduğunu gösterdi. Ancak kurkumin ile birlikte verilen sisplatin grubunda bu hasarlanmaların azaldığı ve dokudaki genel hücre organizsayonunun normale yakın olduğu gözlendi.