Endodonti
Bu konu başlığı altında 74 tez
Farklı ı̇rrı̇gasyon aktı̇vasyon yöntemlerı̇nı̇n, yan kanallardaki bı̇ofı̇lm kaldırma etkı̇nlı̇klerı̇nin karşılaştırılması
Giriş: Bu tez çalışması, farklı irrigasyon tekniklerinin, 3 boyutlu yazıcıda üretilmiş yan kanallara sahip rezin bloklarda biofilm taklit eden hidrojeli çözme kapasitesini karşılaştırmayı amaçlamıştır. Endodontik tedavide irrigasyon tekniklerinin önemi ve etkinliği üzerine daha fazla bilgi edinmek, bu alanda daha etkin ve daha başarılı klinik uygulamaların geliştirilmesine yardımcı olabilir. Gereç ve Yöntem: Çalışmada, SAF, Endoactivator, ultrasonik irrigasyon ve kanal içi ısıtma yöntemleri, 75 adet rezin bloğun, üst ve alt yan kanallarındaki biofilmi çözmek için uygulanmıştır. Biofilmi taklit etmek için hidrojel kullanımıştır. Hidrojel, rezin blokların üst ve alt yan kanallarına yerleştirildikten sonra, herbir irigasyon aktivasyon metodu uygulanmıştır. Bloklar işlem öncesi ve sonrasında tartılarak ve görsel olarak skorlandırılarak, kaldırılan hidrojel miktarı ölçülmüştür. Bulgular: Elde edilen veriler, kullanılan farklı irrigasyon tekniklerinin hidrojel çözme kapasitesi arasında belirgin farklılıklar olduğunu göstermiştir. SAF grubunun, diğer gruplara kıyasla en yüksek hidrojel skorlarına sahip olduğu görülmüştür. Kontrol grubuna kıyasla, tüm irrigasyon tekniklerinin hidrojel çözme kapasitesi anlamlı derecede yüksektir, ancak Endoactivator grubunun hidrojel çözme kapasitesi diğer tekniklere kıyasla daha düşük kalmıştır. Sonuç: Farklı irrigasyon tekniklerinin endodontik tedavide önemli bir rol oynadığı ve teknikler arasında hidrojel çözme kapasitesi açısından farklılıklar olduğu görülmüştür. Bu çalışma, bu farklılıkların daha iyi anlaşılmasına katkıda bulunmayı hedeflemektedir. Anahtar kelimeler: Biyofilm taklit, Endoaktivator, Hidrojel, Self Adjusting File, Ultrasonik sistem
Endodontik tedavi uygulayan diş hekimlerinin mesleki tecrübeleri, komplikasyon ve malpraktis üzerine görüşlerinin değerlendirilmesi bir anket çalışması
Hekimlerin etik değerlerden ve hukuki yönden sorumlulukları bulunmaktadır. Bu sorumluluklar hastalarına ve tedavilerine yansır. Tedavi esnasında istenmeyen olumsuzluklar meydana gelebilir, hasta zarar gördüğü gerekçesiyle şikayetçi olabilir.Hukuki sorumlulukta, tıbbi uygulamada kusur bulunmaktadır. Tedavide özensizlik, ekipman hataları, tecrübe eksikliği gibi birden fazla erkeni vardır. Tedavideki hatalar cezai yaptırımlarla sonuçlanabilir. Bu çalışmanın amacı, diş hekimlerinin hukuki sorumluluk hakkında bilgi düzeylerini araştırmak, komplikasyon ve malpraktis olgularının sebepleri ve çıktılarını elde etmektir. Mesleki tecrübeler, tedaviler, malpraktis ve komplikasyon kavramları ile olgu örnekleri, hukuki farkındalıklar ile ilgili 36 soru , microsoft forms platformunda hazırlanarak önce 10 kişilik pilot bir çalışma ile düzenlendi. Ardından haftada en az 3 endodontik tedavi yapan pratisyen, araştırma görevlisi, öğretim üyesi olan diş hekimlerince toplam 280 katılımcı tarafından tamamlandı. İstatistik anlamlılık düzeyi p=0.05 olarak analiz edildi ve Ki-kare testi, SPSS istatistik paket programı kullanıldı. Diş hekimlerinin, komplikasyon, malpraktis kavramları ve olguları hakkında bilinçli olduğuna ulaşılırken, hukuki sorumluluk hakkında yeterli eğitim alınmadığına, herhangi bir şikayet durumundaki hukuki süreç hakkındaki bilginin yeterli olmadığı sonuçlarına ulaşıldı. Fakülteler, sağlık kurumları, meslek odaları, bünyelerindeki hekim ve hekim adaylarına tıbbın hukuki boyutlarında bilinçlenmelerine destek olmalı ve teşvikte bulunulmalıdır
Endodontik enfeksiyonlu hastalarda moleküler ve konvansiyonel yöntemlerle etyolojik ajanların tespiti
Bu çalışmanın amacı, nekrotik pulpalı dişlerden ve endodontik tedavi başarısızlığı görülen kök kanallarından alınan örneklerde, belirlenmiş olan bazı anaerob bakterilerin varlığının PCR yöntemi kullanılarak araştırılması ve bu patojenlerin birbirleri ile ve klinik semptomlarla ilişkilerinin incelenmesidir.Çukurova Üniversitesi Diş Hastalıkları ve Tedavisi Anabilim Dalı kliniğine başvuran ve kök kanal tedavisi endikasyonu konmuş olan toplam 107 bireyin yer aldığı çalışmada, daha önce herhangi bir endodontik tedavi görmemiş 72 primer enfeksiyonlu (nekrotik pulpalı) ve endodontik tedavi görmüş ancak apikal periodontitis bulgusu gösteren 35 sekonder enfeksiyonlu (apikal periodontitisli ve eski kanal tedavili) dişlerden alınan kök kanalı örnekleri incelendi.Primer ve sekonder enfeksiyonu bulunan dişlerin kök kanallarından alınan klinik örneklerde anaerob bakterilerden Fusobacterium nucleatum, Porphyromonas gingivalis, Porphyromonas endodontalis, Prevotella intermedia, Prevotella melaninogenica, Prevotella nigrescens, Tannerelle forsythia, Peptostreptococcus micros suşlarının tanısı spesifik primerler kullanılarak in-house PCR yöntemi ile yapıldı.Tüm örneklerdeki pozitiflik oranları değerlendirildiğinde 107 örnekten 55 (%51,4)'de pozitif bulunan P.gingivalis'in en yüksek orana sahip olduğu; bunu sırasıyla %46,7 ile P.micros, %44,9 ile P.endodontalis, %43,9 ile F.nucleatum, %33,6 ile P.intermedia, %30,8 ile T.forsythia, %22,4 ile P.melaninogenica ve %15,9 ile P. nigrescens' in takip ettiği belitlenmiştir.Hem primer hem de sekonder enfeksiyona sahip olan dişlerde pozitiflik oranları değerlendirildiğinde, P.gingivalis pozitifliğinin, sırasıyla %54,2 ve %45,7 oranlarında yer aldığı ve her iki grupta da en yüksek pozitifliğe sahip anaerob tür olduğu tespit edilmiştir.Tüm kök kanal örneklerinden elde edilen pozitiflikler değerlendirildiğinde, örneklerin %22,4'ü sadece tek bir tür bakteri pozitifliği gösterirken, %23,4'nün sadece iki bakteri, %13,1'nin sadece üç bakteri, %27,1'nin dört bakteri, %11,2'nin beş bakteri ve %2,8'nin ise 6 bakteri pozitifliği gösterdikleri tespit edilmiştir.Primer enfeksiyonlu dişlerde F.nucleatum ve P.gingivalis, sırasıyla %6,9 ve %4,2 ile tek başına en çok tespit edilen bakteri türleri olurken, sekonder enfeksiyonlu dişlerden alınan örneklerde, P.endodontalis ve P.gingivalis, sırasıyla %14,3 ve %8,6 oranları ile, sadece bir kanal örneğinde tek başına en çok bulunan bakteri türleri oldukları tespit edilmiştir.Tüm kök kanal içi örneği alınan 107 hastadan 21'nin klinik belirti ve bulgu göstermeyen asemptomatik vakalar oldukları, 86'nın da klinik olarak belirti ve bulgu gösteren semptomatik vakalar oldukları belirlenmiştir.Anahtar sözcükler: Anaerob bakteri, Endodontik, Primer enfeksiyon, Sekonder enfeksiyon, Semptom
Endodontik tedavi sonrası periapikal dokuların değerlendirilmesinde periapikal radyografi ve konik ışın hüzmeli bilgisayarlı tomografinin kullanımı
Bu klinik çalışmanın amacı, kök kanal tedavisinden 18 ay sonra periapikal radyografi ve konik ışınlı bilgisayarlı tomografi (CBCT) kullanarak her bir kökün periapikalindeki radyolojik değişiklikleri karşılaştırmaktır.Kök kanal tedavisi planlanan, klinik ve radyolojik dahil edilme kriterlerini (PAI ? 3) taşıyan 42 hastanın 86 dişinden diyagnostik dijital periapikal radyografi ve CBCT taraması alındı. Hastalar operasyondan 18 ay sonra tekrar değerlendirildi. Mevcut olan periapikal radyolusensinin varlığı veya yokluğu hem de boyutunun artması veya azalması üç kalibre olmuş araştırmacı tarafından değerlendirildi. Veriler istatistiksel olarak McNemar's testi ile analiz edildi. Periapikal indeks (PAI) ve CBCTPAI skorları belirlendi ve tüm sonuçların korelasyonlarına Spearman's rho testi ile bakıldı.`İyileşti' oranı periapikal radyografi değerlendirmesinde %44,19 iken, CBCT değerlendirmesinde aynı oran %26,74 olarak saptandı. Sistemler arasında istatistiksel bir fark bulundu (p<0,05). Bu oran `efektif tedavi' gruplandırılmasında (periapikal radyoluseninin boyutunun azalması) sırasıyla %95,35 ve %93,02 çıkarak yükselmiştir. Başlangıçta var olan lezyonlar, takip sürecinde alınan periapikal radyografi ve CBCT görüntüleriyle `lezyon var veya yok' şeklinde tekrar değerlendirildi. Bu gruplandırmada da istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulundu bulundu (p<0,05). Ardından PAI ve CBCTPAI skor sonuçları `iyileşiyor', `iyileşti', `değişmedi' ve `genişledi' olarak kategorilendirildi. Gruplar arasında istatistiksel olarak fark bulundu (p<0,05). Lezyonlar PAI ve CBCTPAI gruplarında `lezyon var veya yok' şeklinde tekrar gruplandırıldı. İstatistiksel olarak iki grup arasında fark bulundu (p<0,05).Sonuç olarak; CBCT grubu ile değerlendirilen kök kanal tedavileri yapılmış dişlerin, periapikal radyografiler ile yapılan değerlendirmesine göre daha düşük `iyileşiyor' ya da `iyileşti' oranına sahip olduğu gözlenmiştir. Lezyonların milimetrik ölçümleri, PAI ve CBCTPAI skor sistemleri başlangıçta benzer korelasyon gösterirken, zamanla bu sistemler arasındaki korelasyonun azaldığı görüldü.
Nikel titanyum eğe sistemlerinin döngüsel yorgunluklarının farklı test yöntemleri ile karşılaştırılması
Nikel-titanyum döner eğeler kök kanal tedavisi sırasında en yaygın kullanılan sistemlerdir. Ni-Ti sistemlerin en büyük dezavantajı kullanım sırasında çeşitli sebeplerle meydana gelen kırıklardır. Bu çalışmanın amacı Reciproc, Waveone, Protaper Next, OneShape ve TF Adaptive Ni-Ti sistemlerin döngüsel yorgunluklarını üç farklı test metodu ile değerlendirmektir. Bu çalışmada 45° ve 60° kurvatür açılarına sahip üç farklı döngüsel yorgunluk test metodu kullanılmıştır. Bu metodlar üç pin yöntemi, eğimli paslanmaz çelik blok ve oluklu metal bloktur. Beş farklı markanın toplamda 300 eğesi üretici firmanın önerdiği tork ve hızda kırılana kadar kullanılmıştır. Kırılana kadarki süre dakikadaki devir ile çarpılarak döngü sayısı hesaplanmıştır. Rastgele seçilen örnekler kırık tiplerini ve uzunluklarını incelemek için stereomikroskop altında x10 büyütmede incelenmiştir. Sonuç olarak 45° üç pin test metodu hariç bütün testlerde kullanılan her marka enstrümanın kırılana kadarki süreleri arasında istatistiksel olarak anlamlı fark vardır. Reciproc eğeleri bütün test metodlarında en yüksek dönüş sayılarına sahiptir. Bu fark oluklu metal blok 45° ve 60° gruplarında istatistiksel olarak anlamlıdır (p<0.05). Test metodları karşılaştırıldığında kullanılan enstrümanlara bağlı olarak istatistiksel olarak anlamlı farklar bulunmuştur. (p<0.05) Karşılaştırılabilir güvenli sonuçlar için döngüsel yorgunluk test metodlarının standardizasyona ihtiyacı vardır çünkü farklı test yöntemleri kullanıldığında aynı eğelerde farklı sonuçlar bulunmuştur.
Düşük yoğunluklu lazer uygulamasının endodontik cerrahi sonrası yumuşak ve sert doku iyileşmesi üzerine etkileri
AMAÇ: Bu prospektif çalışmanın amacı; endodontik cerrahi sonrası düşük yoğunluklu lazer tedavisinin (DYLT) yumuşak ve sert doku üzerindeki muhtemel klinik yararlarını ölçmektir. YÖNTEM: Maksiller kesici dişlere endodontik cerrahi yapılan 76 hasta bu çalışmaya dahil edildi. Hastalar randomize olarak kontrol grubu ve lazer grubu olmak üzere ikiye ayrıldı. Lazer grubunda operasyondan hemen sonra ve postoperatif 7 gün boyunca hergün lazer uygulaması yapıldı. Kontrol grubunda lazer uygulaması yapılmadı. Hastalar ağrı (Visual analogue scale, VAS), ödem, ekimoz, kullanılan toplam analjezik tablet sayısı, yumuşak doku iyileşmesi, periapikal indeks, defekt alanı, defekt hacmi, kemik densitesi ve yaşam kalitesi indeksleri [Oral Health Impact Profile-14 (OHIP-14) (Ağız Sağlığıyla İlişkili Hayat Kalitesi İndeksi-14) ve General Oral Health Assessment Index (GOHAI) Genel Ağız Sağlığı Değerlendirme İndeksi)] bakımından karşılaştırıldı. BULGULAR: 71 hasta çalışmayı tamamladı (Kontrol grubu n=37, lazer grubu n=34). Lazer grubu kontrol grubuna kıyasla ödem, yara iyileşmesi ve kullanılan toplam analjezik tablet sayısı bakımından, ameliyat sonrası 1., 3. ve 7. günlerde istatistiksel olarak daha iyi sonuçlar göstermiştir. Ameliyat sonrası 1. günde iki grup arasında ekimoz açısından istatistiksel olarak anlamlı fark yokken, 3. ve 7. günlerde lazer grubunda ekimozlarda istatistiksel olarak anlamlı bir azalmanın olduğu görüldü. VAS skorları, lazer grubunda kontrol grubuna kıyasla, hastaların postop 1. ve 3. günlerde ağrılarının anlamlı derecede daha düşük olduğunu ortaya koydu. OHIP-14 ve GOHA indekslerinde, lazer grubu operasyon sonrası 1. ve 3. günlerde kontrol grubuna kıyasla belirgin şekilde daha iyi sonuçlar verdi; bununla birlikte, sonuçlar postop 7. günde iki grup arasında karşılaştırılabilir düzeydedir. Lazer grubu kontrol grubuna kıyasla, postop 3. ayda kemik yoğunluğu, defekt hacmi, defekt alanı ve periapikal indeks bakımından belirgin olarak olumlu sonuçlar verdi. SONUÇ: Bu çalışma ile endodontik cerrahi sonrası DYLT uygulamasının, yumuşak ve sert doku iyileşmesini geliştirdiği ve özellikle iyileşme döneminin erken fazında ağrı ve yaşam kalitesi açısından olumlu sonuçlar gösterdiği sonucuna varıldı.
Üç farklı kanal içi medikamentin retreatment vakalarında, postoperatif ağrı ve ve flare-up insidansı üzerine etkisinin değerlendirilmesi
Bu araştırmanın amacı, üç farklı kanal içi medikamentin asemptomatik retreatment vakalarında, postoperatif ağrı ve flare-up insidansı üzerine etkilerinin incelenmesi ve karşılaştırılmasıdır. Önceki endodontik tedavisinin üzerinden en az 2 yıl geçmiş olmasına rağmen radyolojik olarak endodontik problemleri hala devam eden, spontan ağrısı veya şişliği olmayan, asemptomatik tek köklü ve tek kanallı 108 diş, rastgele ve eşit olacak şekilde üç gruba ayrıldı. Her grup için cinsiyet ve yaşa göre tabakalı randomizasyon yapıldı. Araştırmamızda, standart retreatment işlemleri uygulanarak kök kanal boşluğu tekrar kazanıldıktan sonra kanal içi medikamentler kök kanalına uygulandı. Kullanılan kanal içi medikamentler sırası ile kalsiyum hidroksit (Ca(OH)2), klorheksidin (CHX) jel ve kalsiyum hidroksit+klorheksidin jel kombinasyonudur. Medikament uygulaması sonrası ağrı değerleri 6. - 12. saatlerde ve 1-2-3-4-5-6-7. günlerde görsel analog skala (VAS) kullanılarak kaydedildi. Ayrıca hastaların; 48. saat ve 7. günde klinik muayeneleri yapılarak perküsyonda hassasiyet, spontan ağrı, şişlik varlığı ve antibiyotik gereksinimlerinin olup olmadığı değerlendirildi. Tedavi sonrasında, gruplar arasında tüm zamanlarda VAS skorları açısından istatistiksel olarak anlamlı bir fark yoktur (p>0,05). Ancak CHX jel grubu ağrı değerleri 7 gün boyunca diğer gruplara göre istatistiksel olarak anlamlı olmasa da daha yüksek seyretmiştir. CHX jel grubunda yalnızca 1 hastada flare-up gözlenmiş olup diğer gruplarda flare-up gözlenmemiştir. Bunun yanında 48. saat ve sonrasında en düşük VAS skorları, Ca(OH)2 + CHX jel grubunda gözlenmiş olup bu grupta 7. günde postoperatif ağrı gözlenmemiştir. Yaş ve postoperatif ağrı arasındaki ilişki değerlendirildiğinde; 12. saat, 3. gün, 4. gün ve 7. günde 35- 49 yaş aralığındaki hastalarda anlamlı derecede daha fazla ağrı görülmüştür (p<0,05). Fistül varlığı ve postoperatif ağrı arasındaki ilişki değerlendirildiğinde; fistülü olmayan hastaların 24.saatte ağrı değerleri anlamlı düzeyde daha yüksek olduğu bulunmuştur (p<0,05). Koroner restorasyon varlığı ve ağrı arasındaki ilişki değerlendirildiğinde ise yalnızca 6. saatte koroner restorasyonu olan hastalarda daha fazla ağrı olduğu görülmüştür (p<0,05). Primer kök kanal dolgu seviyesi ve postoperatif ağrı arasındaki ilişki değerlendirildiğinde ise; 24. saat ve 48. saatlerde kısa ve taşkın gruplarda kabul edilebilir kök kanal dolgu seviyesine sahip gruba göre istatistiksel olarak anlamlı düzeyde daha fazla ağrı olduğu görülmüştür (p<0,05). Ancak cinsiyet, periapikal lezyon varlığı ve postoperatif ağrı arasında anlamlı bir ilişki bulunmamıştır (p>0,05). Sonuç olarak, araştırmamızın verileri postoperatif ağrı ve flare-up insidansı açısından üç farklı kanal içi medikament arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark olmadığını ortaya koymuştur. Hastalarda benzer ağrı insidansının görülmüş olması, her üç medikamentin de postendodontik ağrı değerleri açısından retreatment vakalarında klinik olarak tercih edilebilir olduğunu göstermektedir. Literatürde kanal içi medikamentlerin retreatment vakalarında postendodontik ağrı üzerine etkisini araştıran az sayıda klinik araştırma olması sebebiyle, bulgularımızın yeni araştırmalar ile desteklenmesinin klinik açıdan faydalı olacağını düşünmekteyiz.
İrreversible pulpitisli semptomatik mandibular molarlarda intraligamenter + bukkal infiltrasyon anestezisi ile inferior alveolar sinir bloğu + bukkal infiltrasyon anestezilerinin etkinliğinin değerlendirilmesi
Bu klinik çalışmanın amacı endodontik tedavi planlanan akut semptomatik irreversible pulpitisli mandibular molar dişlerde bukkal infiltrasyon anestezisi +intraligamenter anestezi ile inferior alveolar sinir bloğu anestezisi + bukkal infiltrasyon anestezilerinin başarısını değerlendirmektir. Bu çalışmaya, yaşları 18-65 arasında değişen, mandibular molar dişine semptomatik irreversibl pulpitis teşhisi konulmuş olan toplam 50 hasta dahil edildi. Hastalar her bir grupta toplam 25 hasta olacak şekilde randomizasyon bloklarına uyularak iki gruba ayrıldı. İASB + BI anestezi uygulama tekniklerinde sırasıyla 1.8 ml + 1 ml olmak üzere toplam yaklaşık 2,8 ml anestezik solüsyon uygulanırken, BI + ILI için sırasıyla 1 ml + 0,72 ml olmak üzere toplam yaklaşık 1,72 ml anestezik solüsyon uygulandı. Anestezi işleminden sonra kanal tedavisi için hastanın ilişkili dişine rubber dam yerleştirilerek endodontik giriş kavitesi açıldı ve kanal preparasyon işlemlerine başlandı. Hastaların endodontik tedavi aşamalarında ( tedavi başlangıcı, endodontik giriş kavitesinin açılması ve pulpa ekstirpasyonu esnasında olmak üzere) hissettikleri ağrı düzeyleri Heft-Parker VAS skalası ile belirlendi. İşlemler esnasında hiç ağrı hissetmeyen (HP-VAS oranı = 0) veya hafif düzeyde ağrı hisseden (HP-VAS oranı ≤ 54) hastalarda anestezi başarılı kabul edildi. Verilerin gruplar arasında karşılaştırılmasında Ki Kare ve Shapiro-Wilk testi kullanıldı. VAS değerlerinin takip boyunca değişimini incelemek ve bu değişime etki eden özellikleri belirlemek için Genelleştirilmiş Tahmin Denklemleri (Generalized Estimating Equations- GEE) yöntemi kullanıldı. Verilerin istatistiksel analizinde IBM SPSS Statistics Versiyon 20.0 paket programı kullanıldı. Tüm testlerde istatistiksel önem düzeyi 0.05 olarak alındı. Araştırma sonucunda İASB + BI ve BI + ILI grupları için anestezik başarı oranları sırasıyla % 44 ve % 36 olarak tespit edildi. Gruplar arasındaki fark istatistiksel olarak anlamlı bulunamadı. (p>0.05). Araştırma limitasyonları göz önünde bulundurularak; semptomatik irreversible pulpitisli mandibular molar dişlerde anestezi yöntemi olarak BI + ILI, IASB + BI anestezisine alternatif olabilir.
Kök kanallarından farklı kök kanal alet çıkarma tekniklerinin dinamik yükleme sonrası kök kırıklarına etkisi
Bu çalışmanın amacı, ultrasonik-BTR-Pen veya trefan frez BTR-Pen teknikleri ile kök kanallarından alet çıkarıldıktan sonra restore edilen dişlerin çiğneme simülatöründe yaşlanma sonrası kırılma direncinin değerlendirilmesidir. Elli dört tek köklü insan dişi, kırılan enstrümanın çıkarılma yöntemine göre 4 gruba (2 kontrol grubu ve 2 çalışma grubu) ayrıldı. Kırık aletler ya ultrasonik+BTR-Pen sistemi ile ya da trepan frez+BTR Pen teknikleri kullanılarak çıkarıldı. Aletin çıkarılmasındaki başarı oranı ve harcanan süre kaydedildi. Kanallarından aletler çıkarıldıktan sonra restore edilen dişlere çiğneme simülatörü ile yükleme yapıldı. Bu çalışmada 6 aya tekabül eden 120.000 devir (1.6 Hz) kullanılmıştır. Yaşlandırma işlemlerinden sonra dişler kesilmiş ve kök bölümleri üniversal test cihazında 1mm/dak hızla bir yüke maruz bırakıldı. Dişlerin kırık alet çıkarma başarı oranı, süresi ve kök kırılma direnci istatistiksel olarak analiz edildi. Trefan frez + BTR Pen ve ultrasonik sistem + BTR Pen ile kırık aleti çıkarma başarısı sırasıyla %95,50 ve %86,40 olarak bulundu ve iki teknik arasında istatistiksel olarak anlamlı fark bulunamadı (p>0,05). Süre karşılaştırıldığında, ultrasonik+BTR-Pen sistemi (23,97±8,35 dk), trepan frez+BTR-Pen (24,1 ± 8,28 dk) ile benzer sonuçlar gösterdi (p > 0,05). Dişlerin kök kırılma dirençleri incelendiğinde trefan ve ultrasonik grupları arasında fark yoktur (p=0.989). Hem Trefan hem de ultrasonik grup pozitif ve negatif kontrol gruplarına göre istatistiksel olarak kırılma dirençleri anlamlı derece daha düşüktür (p<0,0001). Sonuç olarak trefan frez +BTR Pen ve ultrasonik sistem + BTR Pen grupları arasında kırık alet çıkarılabilme başarısı, süresi ve kök kırılma direnci açısından anlamlı derecede fark yoktur. Anahtar Sözcükler: BTR-Pen, kırık alet, ultrasonik,trefan frez
Farklı endodontik giriş kavitesi açılan mandibular molar dişlere termodöngü uygulandıktan sonra kırılma dirençlerinin karşılaştırılması
Endodontik tedavi görmüş dişlerin kırılma direnci, vital dişlere göre daha düşüktür. Geleneksel endodontik kavite tasarımlı dişlerde, önemli ölçüde dentin kaybına bağlı olarak fonksiyon sırasında dişlerin kırılma direncini azalır. Bu çalışmanın amacı, kompozit rezin ile restore edilmiş ve termodöngü uygulanmış mandibular molar dişlerde farklı endodontik kavite tasarımlarının kırılma direncine olan etkisini karşılaştırmaktır. Toplam 50 adet yakın zamanda çekilmiş, çürüksüz mandibular molar diş toplandı. Konik ışınlı bilgisayarlı tomografi ile görüntülendi ve kök kanal morfolojileri göz önüne alınarak dişler kontrol (n=8) ve 3 test grubuna (n=14) ayrıldı. Grup1 kontrol, grup2 geleneksel endodontik kavite (GEK), grup3 truss (kafes) endodontik kavite (TREK) ve grup4 ninja (ultrakonservatif) endodontik kavite (NEK) olacak şekilde ayrıldı. Giriş kavitesinin gruplarda belirtildiği şekilde hazırlanmasından sonra, tüm dişlerin kontrol grubu hariç WaveOne Gold eğeleriyle (Dentsply Maillefer, Ballaigues, İsviçre) kanal preparasyonu yapıldı ve %1,25 sodyum hipoklorit ile irigasyonu yapıldı. Kök kanalları Waveone Conform Fit gutta perka ve AHplus kanal patı kullanılarak tek kon tekniği ile dolduruldu. Giriş kaviteleri kompozit ile restore edildi. Tüm dişler daha sonra 5°C ile 55°C arasında 60 saniye boyunca 1200 ısıl döngüye tabi tutularak 6 ay yaşlandırıldı. Örnekler, 1 mm/dk hızda 2,5 mm çapında yuvarlak uçlu bir pistona sahip evrensel bir yükleme makinesinde (Testometric, M500-25kN, İngiltere) kırılmak üzere yüklendi ve kırılma değerleri Newton cinsinden kaydedildi. Veriler tek yönlü ANOVA varyans analizi ve çoklu karşılaştırmalar için Tukey post hoc analizi ile analiz edildi (P <.05). Kırılma paternleri 'onarılabilir' ve 'onarılamaz' olmak üzere kategorize edildi. En yüksek kırılma değeri kontrol grubunda elde edilmiş olup; GEK, TREK ve NEK gruplarından isitatistiksel olarak anlamlı derecede daha yüksektir (sırasıyla, p<0.0001, p=0.003 ve p=0.017). Kafes ve ninja kavite grupları arasında fark bulunmazken (p=0.900), ninja grubu geleneksel kavite grubundan anlamlı derede daha yüksek kırılma değeri göstermiştir (p=0.035). Kök kanal şekillendirme süreleri açısından gruplar arasında anlamlı fark bulunmamıştır (p=0.112). Toplam süreler incelendiğinde kafes ve ninja kavite grupları arasında fark gözlenmezken (p=0.710) geleneksel kavite grubunda kafes ve ninja kavite gruplarına göre daha kısa sürede kök kanal tedavisi tamamlanmıştır (sırasıyla, p=0.003 ve p<0.0001). En fazla onarılabilir kırık sağlam kontrol grubunda (%75) iken diğer gruplarda benzer oranda onarılabilir kırık mevcuttu (%28,57). GEK erişimli dişler, TREK veya NEK ile hazırlananlardan daha düşük kırılma mukavemeti gösterdi. Ninja "ultra konservatif" endodontik kavite erişimi, truss "kafes" endodontik kavite erişimi ile hazırlananlara kıyasla dişlerin kırılma mukavemetini artırmadı. Giriş kavite boyutunun küçültülmesi ile elde edilen dentin koruması, endodontik tedavili dişin kırılma direncini arttırmaktadır. Farklı giriş kaviteleri kök kanal şekillendirme sürelerini etkilemedi. Ancak Geleneksel kavite grubunda daha kısa sürede kök kanal tedavisi tamamlanmıştır. Kontrol grubundaki dişler, hazırlanan tüm dişlerden daha fazla kırılma direncine sahipti ve daha fazla restore edilebilir kırık gösterdi.
Cam fiber ve biyolojik dentin postlarının, kırılma direnci ve bağlantı dayanımı açısından karşılaştırılması
Post-korlar, endodontik tedavili ve aşırı şekilde hasar görmüş dişlerde, restorasyonun tutuculuğunu arttırmak için kullanılmaktadır. Bu çalışmanın amacı, farklı post sistemlerinin bağlanma dayanımlarının ve kırılma dirençlerinin karşılaştırılmasıdır. Çalışma için doksan adet çekilmiş insan üst santral, lateral ve kanin diş seçildi. Dişler, kırılma direnci ile bağlantı dayanımı testleri için iki ana gruba ayrıldı (n = 45). Her grup, üç alt gruba (n = 15) bölündü; 1. Biyolojik dentin postu, 2. Cam fiber post 3. Kompozit post. Postlar self adeziv rezin siman ile simante edildi. Her bir örneğe, universal test makinesi kullanılarak kırılma meydana gelene kadar 1 mm / dak hızla, dişin uzun eksenine paralel olacak şekilde kuvvet uygulandı. Kırılma için gereken maksimum kuvvet değeri ölçüldü ve sonuçlar 2 yönlü Anova ve Tukey HSD testleri ile analiz edildi. Bağlantı dayanımı testi için, her dişten 5 dentin dilimi (2 mm kalınlıkta) elde edildi ve itme kuvveti universal test cihazı kullanılarak beş farklı seviyede uygulandı. Veriler Tukey HSD ve Kruskal Wallis Testleri ile analiz edildi. Test gruplarının ortalama kırılma dayanımı değerleri sırasıyla 957 N, 1332 N ve 1165 N şeklinde kaydedildi. Cam fiber post ile biyolojik dentin postu arasındaki fark istatistiksel olarak anlamlıydı (p0.05). Test gruplarının ortalama itme bağlantı değerleri sırasıyla 8.57 MPa, 5.45 MPa ve 4.49 MPa şeklinde kaydedildi. İtme bağlantı testinde istatistiksel olarak en yüksek bağlantı dayanımı biyolojik dentin post grubunda gözlenmiştir (p<0.05). Biyolojik dentin postları iyi estetik ve fonksiyon sağlar. Ekonomik ve biyouyumlu olmalarına rağmen kırılma dayanıklılığı diğer post sistemlerinden daha üstün değildir. Anahtar kelimeler: Biyolojik dentin postu, kırılma dayanımı testi, itme bağlantı dayanımı testi
Farklı apex bulucuların farklı ebatlardaki apikal açıklıklarda doğruluğunun değerlendirilmesi
Bu çalışmanın amacı, hem kapalı hem de farklı apikal açıklıklarda, farklı apeks bulucu cihazların çalışma boyu saptanmasındaki etkinliklerinin karşılaştırılmasıdır. Çalışma için 80 adet kök gelişimini tamamlamış üst çene santral ve lateral insan dişi kullanıldı. Gerçek çalışma boylarının ölçümü, x6 büyütmeli loupe eşliğinde yapıldı. Çalışma boyları, 10 numaralı K-eğenin kök ucunda görüldüğü noktadan 1 mm kısa olacak şekilde tespit edildi. Dişler 4 gruba ayrıldı (n=20). Birinci grup (G 0) olgun apeksli dişleri içeriyordu. Diğer grupların (G 34, G 59 ve G 84) kök kanalları 0.34, 0.59, 0.84 mm'lik apikal boyutlara kadar genişletildi. Tüm dişler, elektronik ölçümler için aljinatla doldurulmuş kalıplara gömüldü. Elektronik ölçümler, Raypex 6, Apex ID ve Root ZX mini cihazları ile üretici firma talimatları doğrultusunda yapıldı. Ölçümler 3 kere yapılıp ortalamaları alındı. Gerçek çalışma boyu ve elektronik ölçümler istatiksel olarak analiz edildi. Kapalı (bozulmamış) apeksli ve açık apeksli dişlerde, elektronik ölçüm ile gerçek boylar arasında, kullanılan apeks bulucu cihazdan bağımsız olarak, istatiksel olarak anlamlı bir fark görülmedi. Her 3 cihaz da hem açık hem de kapalı apeksli dişlerde, klinik kullanım için uygundur. Anahtar kelimeler: Elektronik apex bulucu, Apikal foramen, Gerçek çalışma boyu
Açık apeksli nekrotik pulpalı dişlere uygulanan rejeneratif endodontik tedavilerin retrospektif olarak değerlendirilmesi
Çürük, travma ve dental anomaliler gibi çeşitli nedenlerle dişler nekrotik hale gelebilir ve endodontik tedavi gereksinimi ortaya çıkabilir. Kök gelişimi dişler ağız içerisine sürdükten 3 yıl sonra tamamlanır. Bu süreçte nekroz meydana gelirse kök gelişimi tamamlanamaz, kökler kısa ve ince kalır. Ayrıca apeks kapanmadığından ideal bir endodontik tedavi gerçekleştirilemez. Böyle dişler için rejeneratif endodontik tedavi son yıllarda uygulanan popüler bir tedavi şeklidir. Bu tedaviyle kök gelişimi devam eder, apeks kapanır ve vitalite testine pozitif yanıt alınabilir. Çalışmamıza, 2015-2019 tarihleri arasında başvuran, açık apeksli nekrotik pulpalı dişleri olan 20 hasta dâhil edilmiştir. Kayıt altına alınan radyografiler ile Image J programı kullanılarak; periapikal lezyonun durumu, kök uzunluğunda ve genişliğindeki artış, apeksin durumu değerlendirilmiştir. Ayrıca, vitalite testi sonuçları da incelenmiştir. Toplam takip süresi 9-49 ay arasındadır. İncelenen periapikal radyografilerde 20 hastanın tamamında periapikal lezyonda iyileşme gözlenmiştir. 11 hastada kök uzunluğunda artma gözlenirken, 15 hastada kök dentin genişliğinde artma gözlenmiştir. Apeksin durumu değerlendirildiğinde 15'inde apeks kapanması başlamış, 8 hastada apeks tamamen kapanmıştır. 8 hasta vitalite testine pozitif yanıt vermiştir. Apeksi kapanan 8 hastadan 6 tanesinde vitalite testine pozitif yanıt gözlenmişken, apeksi kapanmayan 2 hastada da pozitif yanıt alınmıştır. Kök uzunluk değişiminde gözlenen en fazla artış 2,984 mm olmuşken 8 hastada tedaviden önce ve sonra bir fark gözlenmemiştir. Kök genişlik değişiminde ise gözlenen en fazla artış 0,729 mm olup 4 hastada hiçbir fark kaydedilmemiştir.
Farklı restoratif materyallerle yapılan post endodontik restorasyonların in-vivo değerlendirilmesi
Endodontik tedavi sonrası uygulanan koronal restorasyon, başarıda önemlidir. Endodontik tedavi sonrası yapılan restorasyonlar, kalan diş dokularının kırılmasını önlemeli, sızıntıyı engellemeli, dişin fonksiyon görmesini sağlamalıdır. Bu çalışmanın amacı kanal tedavili dişlerde farklı restoratif materyallerle uygulanan restorasyonların başarısının in-vivo olarak değerlendirilmesidir. Bu çalışmaya Ocak 2018 ile Ocak 2020 yılları arasında 18-40 yaş aralığında toplam 60 hasta dahil edildi. Hastalar 3 gruba ayrıldı. Birinci grup kompozit ile restore edildi. İkinci grup kısa fiberle desteklenmiş kompozit ile tedavi edildi. Üçüncü grup ise endokron ile restore edildi. Uygulanan restorasyonlar 2 yıl boyunca retrospektif olarak incelendi. Grup 1'de, iki restorasyon da kırık, bir dişte kırık ve iki restorasyonda polisajlanabilir yüzey meydana geldi. Grup 2'de bir restorasyon kırığı, bir dişte polisajlanabilir yüzey görüldü. Grup 3' de ise yüzey özellikleri veya kenar bütünlüğü ile ilgili bir olumsuzluk meydana gelmemiştir. Yapılan periodontal değerlendirmede; dişeti cep derinliği, plak indeksi, furkasyon tutulumu, kanama indeksi, mobilite derecesi, dişeti çekilme miktarı, değerleri istatiksel olarak benzerdi (p<0.05). Altı ay periyotlarla alınan radyografilerde, kenar uyumu bozulması ve çürüğe rastlanmadı. Hasta memnuniyeti ise son randevuda visual analog skalası (VAS) ile hem estetik hemde fonksiyonel olarak değerlendirildi. Restorasyonlar arasında fonksiyonel olarak anlamlı bir fark yoktu (p>0.05), estetik olarak endokron ile yapılan restorasyonlar anlamlı olarak daha başarılı bulundu (p<0.05). Anahtar Kelimeler: Endokron, everx posterior, kompozit, kanal tedavisi, postendodontik restorasyon, tüberkül kaplama.
Endodontide kök kanalı hazırlanmasında kullanılan nikel-titanyum döner hareket ve resiprokasyon hareketi yapan sistemlerin karşılaştırılması
Kök kanallarının şekillendirilmesinde döner hareketin yanında resiprokasyon hareketini kullanan enstrüman sistemleri de bulunmaktadır. Reciproc ve WaveOne sistemler yakın zamanda farklı firmalar tarafından geliştirilerek piyasaya sürülmüş tek-kullanım ve tek-eğe konseptine sahip resiprokasyon sistemleridir. Bu çalışmada, Reciproc ve WaveOne NiTi tek-eğe resiprokasyon sistemleri ile ProTaper NiTi döner sistemin hazır şeffaf akrilik blokların eğimli yapay kanallarını şekillendirme yetenekleri ve güvenilirliklerinin karşılaştırılması ve akrilik blokların eğimliyapay kanallarında döner hareket ve resiprokasyon hereketiyle kullanılan NiTi enstrümanların kullanım sonrası yüzeylerinde meydana gelen topografik değişikliklerin incelenmesi amaçlanmıştır.Çalışmamızın ilk bölümünü oluşturan şekillendirme yeteneği deneyinde, 90 adet akrilik blok üç gruba ayrıldıktan sonra yapay kanalların şekillendirme öncesi çalışma boyları tespit edilmiş, kanal eğim açıları ölçülmüş ve blokların meziyodistal, bukkolingual ve apikokoronal yönde işlem öncesi dijital görüntüleri alınmıştır. Oluşturulan üç grup, üç farklı enstrüman sistemiyle etkin çalışma süreleri kaydedilerek şekillendirilmiştir(1. grup ProTaper SX-F2 enstrümanlar, 2. grup Reciproc R25 enstrüman,3. grup WaveOne Primary enstrüman ile). Şekillendirme işleminden sonra,yapay kanalların çalışma boyları ve kanal eğim açıları tekrar ölçülmüş ve blokların meziyodistal, bukkolingual ve apikokoronal yönde işlem sonrasıdijital görüntüleri alınmıştır. İşlem öncesi ve sonrasında alınan görüntüler özel bilgisayar programları kullanılarak çakıştırılmış ve elde edilen görüntüler üzerinde ölçümler yapılmıştır. Meziyodistal yön göz önünde bulundurulduğunda, eğimin iç kısmında ProTaper sistem; eğimin dış 187kısmında ise WaveOne sistem, diğer sistemlerle karşılaştırıldığında, daha fazla miktarda madde uzaklaştırmıştır. Bukkolingual yön göz önünde bulundurulduğunda, kanalın bukkal ve lingual kısmında WaveOne sistem, diğer sistemlerle karşılaştırıldığında, daha fazla miktarda madde uzaklaştırmıştır. Meziyodistal yön göz önünde bulundurulduğunda ProTaper sistem; bukkolingual yön göz önünde bulundurulduğunda WaveOne sistem, diğer sistemlerle karşılaştırıldığında, daha fazla miktarda genişletme yapmıştır. Meziyodistal yönde en az miktarda kanal transportasyonu Reciproc sistem ile; bukkolingual yönde en az miktarda kanal transportasyonu ProTaper sistem ile elde edilmiştir. Şekillendirme süresi bakımından Reciproc ve WaveOne sistemler daha etkin; çalışma boyu değişimi açısından ProTaper ve Reciproc sistemler daha güvenilir; kanal eğim açısı değişimi açısından Reciproc sistem daha güvenilir bulunmuştur. Şekillendirme sırasında hiçbir grupta enstrüman kırığı meydana gelmediğinden, tüm sistemler enstrüman kırığı bakımından güvenilir bulunmuştur.Çalışmamızın ikinci bölümünü oluşturan AFM deneyinde,birer adet yeni PoTaper F2, Reciproc R25 ve WaveOne Primary enstrüman ve eğimli yapay kanala sahip 3 adet hazır şeffaf akrilik blok kullanılmıştır. Her bir enstrüman şekillendirme işleminde kullanılmadan önce AFM cihazına yerleştirilmiş ve dinamik modda uç 3 mm?lik kısımları boyunca 5 farklı nokta ve 2 farkli alan taranmıştır. Her bir enstrüman için şekillendirme işlemi öncesi 3-boyutlu AFM görüntüleri ve RMS ve Ra analiz verileri kaydedilmiştir. Her bir enstrüman yapay kanalların şekillendirilmesinde kullanıldıktan sonra AFM cihazına tekrar yerleştirilmiş ve şekillendirmeden önce taranan nokta ve alanlar taranmıştır. Her bir enstrüman için şekillendirme işlemi sonrası 3-boyutlu AFM görüntüleri ve RMS ve Ra analiz verileri kaydedilmiştir. Şekillendirme işleminden sonra tüm enstrümanlarda incelenen tüm alanlarda RMS ve Ra değerleri değişmiş ve yüzey bozukluğu meydana gelmiştir. İncelenen alanlarda en 188fazla yüzey bozulması WaveOne Primary enstrümanda; en az yüzey bozulması ProTaper F2 enstrümanda meydana gelmiştir. İncelenen yüzey alanının boyutu değiştikçe elde edilen bulgular da değiştiğinden, birden fazla alanın incelenmesinin elde edilen bulgu ve sonuçlar üzerinde etkili olduğu sonucuna varılmıştır.Anahtar kelimeler: Resiprokasyon hareketi, akrilik blok, şekillendirme yeteneği, transportasyon, atomik kuvvet mikroskobu.189
Diş gelişim bozukluklarının görülme sıklığının ve tiplerinin konik ışınlı bilgisayarlı tomografi kullanarak belirlenmesi
1. ÖZET Bu çalışmanın amacı, kliniğe belirli tarihler arasında başvurmuş hasta popülasyonundaki dental anomali varlığını konik ışınlı bilgisayarlı tomografi (KIBT) kullanarak inceleyip, veri toplamak ve anomalilerin yaygınlığını değerlendirmektir. Fırat Üniversitesi Diş Hekimliğ Fakültesi Fakültesi Ağız, Diş ve Çene Radyolojisi Anabilim Dalı'na başvuran 1180 hastadan alınmış KIBT görüntüleri kullanıldı. Diş kaybı bulunmayan, protetik veya endodontik işlem uygulanmamış, periapikal lezyonsuz, kök gelişimi tamamlanmış dişlere sahip hastaların KIBT görüntüleri araştırmada kullanıldı. Yaş ve cinsiyet sınırlaması planlanmadı. KIBT görüntüleri sagital, koronal ve aksiyal düzlemlerde tarandı. İncelenen 1180 hastanın 125(80 kadın, 45 erkek)'inde anomali tespit edildi. Anomali görülen 125 hastada toplam 176 dişte anomali saptandı. Dental anomali sıklığı %10,6 olarak tespit edildi. Kadın ve erkeklere göre dağılımı ise: kadın hastalarda %12, erkek hastalarda %8,72 olarak hesaplandı. Radyografik inceleme sonucu, sırasıyla en çok taurodontizm (%4,1), radix molaris (%3,3), dilaserasyon (%3), dens invajinatus (%0,17) ve füzyon (0,08) tespit edildi. Geminasyona rastlanmadı. Diş hekimleri kök kanal tedavisi sırasında karşılaşabilecekleri dental anomaliler ve bu anomalilerin prevalansları ile ilgili yeterli bilgiye sahip olmalıdır. Kök kanal tedavisi planlanan dental anomaliye sahip bir dişin yanlış tanısı ve tedavisi başarısızlığa neden olabilir. Dental anomali varlığı, dişlerin kök ve kanal yapıları KIBT kullanılarak başarılı bir şekilde tespit edilebilmektedir. Anahtar Kelimeler: dental anomali, endodonti, KIBT
Rotasyon hareketi yapan farklı koniklik açısına sahip nikel titanyum eğe sistemlerinin apikalden taşan debris miktarlarının karşılaştırılması
Bu tez çalışmasının amacı rotasyon hareketi yapan farklı koniklik açısına sahip nikel titanyum eğe sistemlerinin apikalden taşan debris miktarlarının karşılaştırılmasıdır Apeks tam olarak oluşturulmuş, kırıksız, daha önce endodontik tedavi görmemiş ve bir kök kanalına sahip altmış mandibular premolar seçildi. Sadece Vertucci tip I sınıflandırmasına sahip premolarlar seçildi. Seçilen dişler yirmişerli olacak şekilde üç gruba ayrıldı. Bu gruplar 3 farklı tapera sahip eğelerle kanal preparasyonu tamamlandı. Her diş kendi grubundaki Ni-Ti döner alet eğeleriyle prepare edildi. Preparasyonda kullanılan eğeler her seferinde kök kanalından çıkarıldı ve steril gazlı bez ile temizlendi. Her eğe kullanımından sonra dişler %2,5 NaOCl ile irrige edildi ve apikal foramende 15 numara K-file kullanılarak açıklık kontrol edildi. Ekstrüde döküntüleri toplamak için bu çalışmada daha önce açıklanan bir aparat benimsenmiştir (82).Her numune, numunenin apikal 5 mm'lik bölümü tüpün içinde ve koronal kısmı dışarıda olacak şekilde önceden özel olarak yapılmış bir delikten bir Eppendorf tüpünün kapağına sabitlendi. Numune ile Eppendorf tüpü arasındaki boşluk Top Dam (FGM, Joinville, SC, Brezilya) ile kapatıldı. Daha sonra, Eppendorf tüpü ters çevrildi ve alt kısım kesildi, apikal kök tamamen aplanana kadar %1,5 agaroz jelin döküldüğü bir açıklık oluşturuldu. Aparat jel katılaşana kadar aynı pozisyonda kaldı. Agaroz jeli, debris toplamak için bir matris sağladı (82). Taşan dentin talaşı artıklarının ağırlığı, başlangıç ağırlığının (boş tüp ağırlıkları) son ağırlıktan çıkarılmasıyla belirlenmiştir. . Eğe sisteminin değişen tapera göre taşan debris miktarında farklılık bulunup bulunmadığını tespit etmek üzere One way Anova testinden yararlanılmıştır. Grupların ikili kıyaslaması için Post Hoc testi olarak Bonferroni testinden yararlanılmıştır. Tüm aletler apikal debris ekstrüzyonu ile ilişkilendirilmiştir. Elde edilen sonuçlara göre gruplar arasında taşan debris miktarları bakımından istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık bulunmaktadır (F=469,279, p<0,05). Taşan debris miktarı ağırlığının en yüksek 0.6 Taper eğede (0,031±0,003), en düşük ise 0.2 Taper eğede (0,008±0,002) olduğu belirlenmiştir.
Kablolu ve kablosuz endodontik motorların tork değerlerinin karşılaştırılması
Teknolojinin ve metalürjinin gelişmesiyle birlikte endodontide de yenilikler olmuştur. Ancak bu yenilikler doğru kullanılmadığında cihaz arızalarına ve alet kırılmalarına sebep olmaktadır. Bu çalışmada, endodontik motorlaron tork değerlerini torkmetre ile ölçerek karşılaştırmayı amaçladık. VDW Resiproc Gold, Dentsply Xsmart kablolu, VDW Connect, Dentsply IQ Smart endomotorları kullanıldı. Kanal eğesi olarak Scope Uni Gold serisinin F1 eğesi kullanıldı. Kanal eğesi 18 mm de endomotora sabitlendi. Endomotorlar daki en düşük hızda otoreverse hareketi yapana kadar rotasyon hareketi yaptırıldı. Tork metre de ki başlangıç değeri ve otoreverse hareketi yaptığı anda ki değerler kaydedildi. Bu işlemler 10 defa tekrarlandı. İstatiksel analiz olarak kategori sayısı iki ise ilişkisiz örneklemler Mann Whitney U testi, kategori sayısı ikiden fazla ise Kruskall Wallis testi kullanıldı. Dizayn ettiğimiz laboratuar şartları altında VDW Connect drive 1Ncm, 2Ncm, 3Ncm gruplarında VDW Resiproc kabloluya göre daha fazla tork üretmiştir. Dentsply kablolu endomotor, kablosuz endomotora göre 1Ncm, 2Ncm, 3Ncm gruplarında daha fazla tork üretti. Dentsply ve VDW kablosuz endomotorların da 1Ncm, 2Ncm, 3Ncm arasında anlamlı farklılıklar gözlenmedi. Bu durumun endomotorların üretim şekillerinden kaynaklı olabileceğini düşünmekteyiz. Dönme miline bir sensörün sinyal iletimini ve güç kaynağı cihazını takmak zor olduğu için işlemin teknik hassasiyeti yüksektir. Klinisyenler endomotorun herhangi tork değerinde çalışırken kayıtlı torka güvenmemeli ve her zaman operasyonel torku artıracak uygulamalardan kaçınmalıdırlar. Anahtar Kelime: Alet Kırılması, Endomotor, Tork
Farklı etkenlerin endodontik tedavi görmüş dişlerde stres oluşumu üzerine etkilerinin sonlu elemanlar analizi ile değerlendirilmesi
Endodontik tedavi sonrası dişler vital dişlerden daha kırılgan hale gelmektedir. Endodontik tedavi sonrası üst küçük azı dişlerinde kırıkların sıklıkla görüldüğü bildirilmiştir. Bu tez çalışmasının amacı; endodontik olarak tedavi görmüş üst 2. küçük azı dişlerinin farklı kompozit restorasyon yapım tekniklerinin, kompozit restorasyon altına farklı kaide materyallerinin kullanılmasının ve farklı yöndeki okluzal kuvvetlerin kalan diş dokularında oluşan stres üzerine etkilerini 3 boyutlu sonlu elemanlar stres analiz yöntemi ile incelemektir.Çalışmamızda, öncelikle üst 2. küçük azı dişin modeli bilgisayarda özel bir yazılım (Rhinoceros 4.0, USA) kullanılarak elde edildi. Daha sonra elde edilen model üzerinde MOD kavite, endodontik giriş kavitesi ve takiben kök kanal dolgusu modellendi. Ana model üzerinde on beş farklı restorasyon modeli hazırlandı. Kaide materyali olarak rezin modifiye cam iyonomer siman ve akışkan kompozit rezin kullanıldı. Restorasyon olarak ise iki tüberkülün kaplanması, palatinal tüberkülün kaplanması, standart MOD restorasyon, okluzal bölgede fiber ağ kullanımı ve fiber ağ ile birlikte palatinal tüberkülün kaplanmasını temsil eden modeller hazırlandı. Daha sonra, hazırlanan modellere oblik veya vertikal yönden iki farklı okluzal kuvvet uygulanarak diş dokularında oluşan stres 3 boyutlu sonlu elemanlar stres analiz yöntemi ile değerlendirildi.Çalışmanın sonucunda, tüm modellerde oblik kuvvetlerin vertikal kuvvetlerden daha fazla stres oluşumuna neden olduğu gözlendi. Tüm modellerde en yüksek stres değerleri akışkan kompozit rezinin kaide olarak kullanıldığı modellerde, en düşük stres değerleri ise kaide materyalinin kullanılmadığı modellerde elde edildi. Endodontik tedavi görmüş üst 2. küçük azı dişlerin restorasyonunda fiber ağ ve tüberkül kaplama gibi ek uygulamaların stres oluşumunu azaltmada etkisinin olmadığı görüldü.
Genç sürekli dişlerde protaper rotary sisteminin etkinliğinin mikro bilgisayarlı tomografi ile değerlendirilmesi
Kök kanal tedavisinde kullanılan Ni-Ti dönen sistemlerin başarısı ve güvenilirliği birçok çalışma ile kanıtlanmıştır. Ancak kök ucu yeni kapanmış genç sürekli dişlerde kullanımına dair yeterli bilgi mevcut değildir. Bu çalışmanın amacı, ProTaper sistemi ve Ni-Ti el eğesi ile genç sürekli dişlerde kanal şekillendirme özelliklerinin; kök kanal hacim değişiklikleri, prepare edilmemiş yüzey alanı ve kanalın merkez hattında meydana gelen sapma miktarları açısından Mikro Bilgisayarlı Tomografi (?BT) kullanılarak değerlendirilmesidir.Çalışmada, 15-18 yaş arası hastalardan çekilen 30 adet 2.molar diş kullanılmıştır. 1.Grup (Ni-Ti el eğesi): Geleneksel ?step-back? tekniği ile %2,25'lik NaOCl irrigasyon solüsyonu kullanılarak kök kanal şekillendirmesi yapılmıştır. 2.Grup (ProTaper sistemi): Glyde kayganlaştırıcı jel ve %2,25'lik NaOCl solüsyonu birlikte kullanılarak ?crown-down? tekniği ile kök kanal şekillendirmesi yapılmıştır. Kök kanal şekillendirmeleri öncesi ve sonrasında dişlerin ?BT yöntemiyle kayıtları alınmıştır. Bu çalışmada; preparasyon öncesi ve sonrası kök kanal hacimleri, bu hacimler arasındaki yüzdesel farklılıklar, prepare edilmemiş yüzeylerin toplam yüzeye oranı, kanalın merkez hattında meydana gelen sapma miktarları incelenmiş ve istatistiksel analizleri yapılmıştır.Çalışma sonucunda, her iki grupta da tüm kanallarda preparasyon öncesi ve sonrası kanal hacmi farkı ve hacmindeki artış oranları istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur (p<0,001). Hem Ni-Ti el eğesi grubu ile ProTaper dönen Ni-Ti eğe sistemi grubu arasında, hem de gruplar içinde (dar ve geniş kanallar) değerlendirme yapıldığında kanal hacmi farkı, hacmindeki artış oranları, prepare edilmemiş yüzey alanı ve kök kanalının merkez hattında meydana gelen sapma miktarı açısından istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmamıştır (p>0,05).Apeksi kapalı genç sürekli dişlerin kök kanal tedavisinde, ProTaper sisteminin el eğelemesine alternatif olabileceği, seans süresinin kısalması açısından çocuk hasta gruplarında önemli bir avantaj sağlayacağı düşünülmektedir.Anahtar Kelimeler: ProTaper, Mikro Bilgisayarlı Tomografi (?BT), Genç Sürekli Diş
Başarısız kök kanal tedavilerinde dezenfeksiyon amacıyla kullanılan üç farklı yöntemin mikrobiyolojik açıdan değerlendirilmesi
Bu çalışma, başarısız kök kanal tedavisi olgularında, geleneksel kimyasal yıkayıcılarla, lazerin ve bunların kombine kullanımının kök kanalındaki mikroorganizmaları yok etmedeki etkinliklerinin karşılaştırılması amacıyla yapıldı.Genel sağlık durumu iyi, en az 4 yıllık kanal tedavisine sahip, apikal radyolüsensi bulunan, kanal dolgusu apikal daralımdan en fazla 4 mm kısa olan 43 olgu klinik çalışma için seçildi. Kanal içi dezenfeksiyon olarak sodyum hipoklorit + EDTA (Grup 1), Nd:YAG lazer (Grup 2) ve Nd:YAG lazer + sodyum hipoklorit + EDTA (Grup 3) uygulandı. Kanallar 50 numaraya kadar genişletildi. Kanal dolgusu çıkarıldıktan, kanal genişletmesi yapıldıktan, dezenfeksiyon yöntemlerinden biri uygulandıktan ve kanal içi ilaç pansumanı yapıldıktan sonra kanal içinden kağıt konlarla kültür örnekleri alındı (sırasıyla S1, S2, S3, S4). Kanal içinden alınan bu örnekler geleneksel kültür yöntemi ve biyokimyasal ve enzimatik yöntemlerle tiplendirildi ve sayıları belirlendi.Tekrarlayan kanal tedavisi sırasında olguların % 55,8'inde Corynebacterium spp, % 39,5'inde Bacillus spp, % 25,5'inde Enterococcus faecalis, % 25,5'inde Streptococcus mutans ve % 25.5'inde tanımlanamamış oral streptokoklar belirlendi. Üç dezenfeksiyon yönteminde de anlamlı derecede bakteri azalması görüldü (t-testi; p<0.05). sodyum hipoklorit + EDTA uygulamasının (Grup 1) ve Nd:YAG lazer + sodyum hipoklorit + EDTA kombinasyonunun (Grup 3) daha etkili dezenfeksiyon yöntemleri olduğu fakat aradaki farkın istatistiksel olarak anlam taşımadığı belirlendi (Kruskal-Wallis testi; p>0,05). Lazer uygulamasının olasılıkla kök kanalı dentin duvarında yaptığı etkiden dolayı, pansuman maddesi olarak yerleştirilen kalsiyum hidroksitin antibakteriyel etkinliğini bir miktar azalttığı tespit edildi. Yalnızca sodyum hipokloritin uygulanıp ardından kalsiyum hidroksit pansumanın yapıldığı Grup 1'de en yüksek mikroorganizma azalması olduğu fakat diğer gruplarla aradaki farkın istatistiksel açıdan bir farklılık göstermediği belirlendi. (Kruskal-Wallis testi; p>0.05)
Perforasyon tamirinde kullanılan iki farklı materyalin asit ve nötr ortamda sızdırmazlıklarının karşılaştırılması
Amaç: Endodontik tedavi sırasında anatomik farklılıklar veya iyatrojenik nedenlerle çeşitli komplikasyonlar meydana gelebilmektedir. Furkasyon perforasyonları da bu komplikasyonlardan birisidir. Bu tür istenmeyen durumlarda doğru müdahale prognozu olumlu yönde etkileyebilmektedir. Bu da perforasyon alanının gingival sulkusla arasındaki bağlantıyı kesecek biyouyumlu bir materyalle hemen tamir edilmesine bağlıdır. Bu çalışma, asidik ve nötr ortamlarda furkasyon perforasyonlarının tamirinde kullanılan Mineral Trioksit Agregate (MTA) ve Biodentine materyallerinin sızdırmazlık kabiliyetlerinin karşılaştırılmasını amaçlamaktadır. Gereç ve Yöntem: Çalışmada periodontal nedenlerle çekilmiş 96 adet mandibular molar diş kullanıldı. Dişler çalışmaya başlamadan önce en az 48 saat %10'luk formalin ile tamponlanmış suda bekletilip temizlendi. Endodontik giriş kavitesi her molar diş için açıldı ve pulpa odalarındaki pulpa dokusu bir ekskavatör yardımıyla temizlendi. Kuronlar koronal seviyeden mine-sement birleşim seviyesine 5 mm'ye kadar kısaltıldı. Standartizasyonu sağlamak için perforasyonlar, furkasyon bölgesinde 1.4 mm çapındaki round frezlerle oluşturuldu. Örnekler rastgele iki eşit gruba ayrıldı(n=48), perforasyonlar MTA ve Biodentine materyalleriyle onarıldıktan sonra her grup kendi içinde dört alt gruba (n=12) ayrıldı. Bu alt gruplar fosfat tamponlu salin (FTS) ve asetik asit solüsyonlarında bekletildi ve sonrasında tüm gruplar metilen mavisi çözeltisine daldırıldı. Fazla boyayı uzaklaştırmak için örnekler 15 dakika distile su ile durulandı. Her bir örnek İsomet cihazıyla perforasyon alanını ortalayacak şekilde iki kesite ayrıldı. Alınan kesitler stereomikroskop altında boya penetrasyonu için incelendi ve tüm gruplarla ilişkili mikrosızıntı verileri değerlendirildi. Bulgular: Değişkenlerin normal dağılımdan gelme durumları araştırılırken birim sayılarına göre KolmogorovSmirnov veya ShapiroWilk's' den yararlanılarak normallik testi sonuçları incelendi. Gruplar arasındaki farklılıklar incelenirken değişkenlerin normal dağılımdan gelmemesi durumunda Mann Whitney U Testinden yararlanıldı. Sonuçlar yorumlanırken anlamlılık düzeyi p<0,05 olması durumunda anlamlı bir farklılığın olduğu belirtildi. Asit ortamında Biodentine materyalinin kısa dönem mikrosızıntı değeri MTA materyaline göre anlamlı derecede düşüktür. Asit ortamında uzun dönem mikrosızıntı değerleri bakımından materyaller arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık bulunmamaktadır (p>0,05). Biodentine materyalinde nötr ortamın uzun dönem mikrosızıntı değeri ise asit ortamına göre anlamlı derecede düşüktür (p<0,05). Sonuç: Nötr ortamda hem MTA hem de Biodentine her iki bekletilme süresinde de asit ortama göre daha düşük mikrosızıntı değerleri göstermiştir. Anahtar Kelimeler: Mineral trioksit aggregate (MTA), Biodentine, mikrosızıntı, asetik asit, fosfat tamponlu salin.
İki farklı materyal ile hazırlanan endokron restorasyonların basma dayanımı dirençlerinin karşılaştırılması
Amaç: Çalışmamızın amacı, farklı materyallerden CAD/CAM tekniği ile hazırlanan farklı kavite derinliklerine sahip endokron restorasyonların basma dayanımı dirençlerinin karşılaştırılmasıdır. Gereç ve Yöntem: Çalışmamızda, toplam 40 adet, çekilmiş insan alt birinci molar dişi kullanıldı. Dişlere standart kanal tedavisi işlemi uygulanıp, endokron preparasyonu yapıldı. Endokronlar kullanılan CAD/CAM materyaline (lityum disilikat seramik IPS e.max CAD, polietereterketon (PEEK) göre her grupta 20 adet olacak şekilde rastgele iki gruba ayrıldı. Ayrıca her grup santral retansiyon kavite derinliği 2 mm (n = 10) ve 4 mm (n = 10) olan iki gruba ayrılarak toplam 4 grup oluşturuldu. Restorasyonlar kimyasal polimerize olan Super-Bond C&B (Sun Medikal Company, Kyoto, Japonya) rezin siman kullanılarak dişlere simante edilmiş ve örnekler distile suda 37°C'de 24 saat süreyle bekletildi. Daha sonra tüm örnekler 5°C ve 55°C arasında 5000 döngülük termal siklus işlemine tabi tutuldu. Üniversal test makinesi ile bukkal tüberkülün uzun eksenine 45 derece açıyla 0,5 mm / dk hızla, kırık oluşana kadar yükleme yapıldı. Restorasyonların maksimum kırılma dayanıklılığı (Newton) değerleri kaydedildi. Örneklerin kırılma tipleri incelenip, fotoğraflanmıştır. Elde edilen veriler IBM SPSS Statistics Version 21 paket programı ile analiz edildi. Gruplar arasındaki farklılıklar incelenirken Mann Whitney U ve Kruskal Wallis H Testinden yararlanıldı. Bulgular: Kırılma değerleri bakımından materyaller arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık bulunmaktadır (p<0,05). Lityum disilikat endokronlar (848,4±90,34 N), polietereterketon endokronlar (507±90,85 N) grubuna göre yüksek kırılma direncine sahip bulundu. Kavite derinliğine göre kırılma değerleri bakımından gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık bulunmaktadır (p<0,05). 4 mm kavite derinliğine sahip lityum disilikat endokronların kırılma değeri (912,8±68,22 N), 2 mm kavite derinliğine sahip lityum disilikat endokronların (784±57,95 N), 2 mm kavite derinliğine sahip PEEK endokronların (498,7±92,61 N) ve 4 mm kavite derinliğine sahip PEEK endokronların (515,3±93,24 N) kırılma değerlerine göre yüksektir. Sonuç: Lityum disilikat cam seramik endokronların, polietereterketon endokronlara göre yüksek kırılma dayanımı gösterdiği bulundu. Kavite derinliği ile gruplar arasında ilişki incelendiğinde, kavite derinliği arttıkça kırılma dayanımının arttığı sonucuna varıldı.
Türkiye'de diş hekimlerinin endodontik tedavi görmüş dişlerde üst restorasyon tercihlerinin ı̇ncelenmesi
Endodontik tedavili dişlerde üst restorasyonun, endodontik tedavinin sonucunu etkileyebileceği kanıtlanmış bir gerçektir. Bu çalışmanın amacı, Türkiye'deki diş hekimlerinin kök kanal tedavili dişlerde üst restorasyon tercihlerini araştırmaktır. Mevcut çalışmada, veri toplamak için oluşturulan anket 30 soru içermektedir. Anketin birinci bölümünde katılımcıların genel özelliklerine yönelik 7 demografik soru (yaş, cinsiyet, uzmanlık deneyimi, mezun olduğu program, çalıştığı kurum, bilimsel içerikli konge, seminer veya sunuma katılım), ikinci bölümünde ise çoktan seçmeli sorularla diş hekimleri tarafından endodontik tedavili dişlerin üst restorasyon tipi, zamanlaması, tercih edilen materyal ve tedavi protokolünün belirlenmesi amacıyla 15 soru, çeşitli kavite çizimleri aracılığıyla restorasyon tercihlerinin sorgulandığı 8 soruya yer verilmiştir. Anketi yanıtlayan 311 katılımcının büyük çoğunluğu üst restorasyonu kendilerinin yaptığını ve endodontik tedaviden sonra hemen tamamlamayı tercih ettiklerini belirtmişlerdir. Katılımcı hekimler, en sık kor materyali olarak kompozit rezin, en sık post materyali olarak fiber post kullandıklarını ve adeziv rezin siman ile yapıştırdıklarını belirtmişlerdir. Katılımcıların çok büyük bir kısmı ferrule etkinin endodontik tedavili dişlerde kırılma direncini arttırdığını düşündüklerini bildirdi (p<0,5). Katılımcıların rubber dam kullanım oranı oldukça düşük bulunmuş; kullandıklarında en sık alt molar diş grubunda tercih ettiklerini belirtmişlerdir (p<0,5). Katılımcıların çok büyük bir kısmı endodontik tedavi sırasında büyütme cihazlarından yardım almadığını belirtirken, lup kullanımının dental operasyon mikroskobu ve endoskopa göre daha yüksek olduğu tespit edilmiştir (p<0,5). Mevcut çalışmanın sonucunda katılımcı hekimlerin endodontik tedavi sonrasında üst restorasyonun hemen yapılması noktasında farkındalığı olduğu tespit edildi. Bununla birlikte adeziv uygulamaların tercihinin gittikçe arttığı belirlendi. Bu çalışmanın limitasyonları dahilinde hekimlerin endodontik tedavili dişlerde üst restorasyon tercihlerinin değerlendirilmesinde, eksik yönlerin olduğu tespit edildi. Bu nedenle endodontik tedavili dişlerde üst restorasyonları konu alan kurs ve eğitimlerin bu eksikliğin giderilmesi adına gerekli olduğu düşünülmektedir.