Internship and residency
96 theses under this subject heading
Trakya Üniversitesi Tıp fakültesi intörn doktorlarının prekonsepsiyonel danışmanlık bilgi ve tutumları
Prekonsepsiyonel bakım gebelik, anne ve çocuk sağlığı için risk oluşturabilecek faktörlerin gebelik öncesi dönemde tespit edilip en aza indirilmesi için uygun müdahalelerin sağlanmasıdır. Prekonsepsiyonel bakım koruyucu sağlık hizmetlerinin bir parçasıdır. Hekimlere bu bakımın sağlanmasında büyük görev düşmektedir. Bu çalışmada Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesi son sınıf öğrencilerinin prekonsepsiyonel danışmanlık bilgi ve tutumlarının değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Tanımlayıcı ve kesitsel tipteki bu çalışmanın evrenini 01.05.2023 – 01.08.2023 tarihleri arasındaki intörn doktorlar oluşturmaktadır. Belirtilen sürede dönem 6'da 238 öğrenci mevcuttur. Çalışmaya gönüllü olarak katılmayı kabul eden ve çalışmaya alınma kriterlerini karşılayan 186 öğrenci çalışmaya dahil edildi. Katılımcılara araştırmacılar tarafından literatür taranarak oluşturulan ilk bölümünde katılımcıların sosyodemografik bilgilerini sorgulayan, ikinci bölümünde ise prekonsepsiyonel bakım hakkında soruların olduğu bir anket çözdürüldü. Katılımcıların 85'i (%45,7) erkek, 101'i (%54,3) kadındı. Çalışma popülasyonunun ortalama yaşı 24,4±1,3 olup yaş ortalaması kadınlarda 24,3±1,2 erkeklerde 24,5±1,3 olarak saptanmıştır. Prekonsepsiyonel bakım ve danışmanlık kavramını daha önce duyup duymadıkları sorgulandığında 125 (%67,2) katılımcı evet, 61 (%32,8) katılımcı ise hayır cevabını vermiştir. Prekonsepsiyonel bakım kavramını duyanların %58'i fakülte derslerinde duyduğunu belirtmiştir. Düzenli egzersiz yapan katılımcıların doğru cevap sayısı, düzenli egzersiz yapmayan katılımcılara oranla anlamlı olarak yüksek saptanmıştır. En çok yanlış yapılan sorular beslenmeyle ilgili sorular olmuştur. Çalışmanın sonuçlarına göre intörn hekimlerin prekonsepsiyonel danışmanlık bilgi düzeyleri oldukça düşüktür. İntörn hekimler olumsuz gebelik sonuçlarına neden olabilecek risk faktörlerini genel olarak biliyorlar fakat sadece gebelikte değil, gebelik öncesinde de önlem alınması gerektiği ve nasıl müdahale edilmesi gerektiği konusunda bilgi düzeylerinin arttırılmasına ihtiyaçları vardır. Anahtar kelimeler: Döllenme Öncesi Bakım, İntörnlük, Aile Hekimliği, Tutumlar
Tekirdağ Namık Kemal Üniversitesi Tıp Fakültesi stajyer ve intern doktorlarının COVİD-19 pandemisi dönemindeki tıp eğitimine bakış açıları ve depresyon düzeyleri
Çin'de 2019 yılında başlayarak hızlı bir şekilde yayılanCOVID-19 hastalığı, 12 Mart 2020'de pandemi olarak nitelendirilmiştir.Bu süreçte virüsün yayılımını önlemek amacıyla YÖK okulların bir süreliğine kapatılarak eğitim-öğretimin uzaktan eğitimle yapılması yönünde karar almuştır. Dünya tarihinde pandemiler, kişileri yalnızca fiziksel sağlıkları yönünden tehlikeye atmakla kalmayıp aynı zamanda ruhsal sağlıklarını da ciddi düzeyde etkilemişlerdir. Bu dönemde hem salgının sağlık konusunda yaşattığı endişeler hem de okulların kapanmasıyla akademik gelecekleri için hissettikleri kaygılar nedeniyle öğrenciler, pandemi döneminde ne çok etkilenen gruplardan biri olmuşlardır. Çalışmamız 2021-2022 eğitim ve öğretim yılında Tekirdağ Namık Kemal Üniversitesi Tıp Fakültesi 4. Sınıf, 5. Sınıf ve 6. Sınıfta eğitim alan 321 öğrenci üzerinde yapılmıştır. Çalışmamızın amacı, Covid-19 pandemisinin öğrencilerin eğitimine etkisi, bu yeni eğitim yapısıyla ilgili memnuniyet durumları ve depresyon düzeylerinin değerlendirilmesidir. Öğrencilere sosyodemografik özellikler, Uzaktan Eğitime Bakış Açısı Ölçeği(UEBA) ve Birinci Basamak İçin Beck Depresyon Tarama Ölçeği(BDÖ-BB)'nden oluşan bir anket uygulanmıştır. Verilerin istatistiksel analizi SPSS.23 programı ile ShapiroWilk's testi, Levene's Testi, bağımsız T testi, Mann Whitney-U testi, Kruskal Wallis-H Testi,ANOVA, Sperman'srho korelasyon testi kullanılarak yapılmıştır. Katılımcı öğrencilerin 85'i (%26,5) 4.sınıf, 157'si (%48,9) 5.sınıf ve 79'u (%24,6) 6.sınıf tıp öğrencileriydi ve 149'u (%46,4) erkek, 172'si (%53,6) kadındı. En küçük katılımcı 21, en büyüğü ise 28 yaşında olup, ortalama yaşları 23,16±1,33'tü. Öğrencilerin tekrar seçme şansları olsa 119'u (%37,1) tekrar tıp fakültesini seçeceğini, 102'si (%31,8) seçmeyeceğini, 100'ü (%31,2) ise kararsız olduğunu belirtmişlerdir. Pandemi döneminde öğrencilerin 224'ü (%69,8) aile evinde, 133'ü (%41,4) öğrenci evinde, 16'sı (%5,0) ise yurtta ikamet etmişlerdir. Öğrencilerin 17'si (%5,3) sadece online eğitim sistemini, 127'si (%39,6) sadece yüz yüze eğitim sistemini, 177'si (%55,1) ise online ve yüz yüze eğitimin beraber olduğu sistemini tercih ettiğini belirtmişlerdir. UEBA ile BDÖ-BB arasında istatistiksel olarak anlamlı derecede bir ilişki olduğu saptanmıştır. Kadın öğrencilerin UEBA ortalaması 1,81±0,41, erkek öğrencilerin ortalaması 1,95±0,45 olarak görülmüştür.Tıp fakültesi 4 sınıf öğrencilerinin ortalama UEBA puanı 1,83±0,45, 5. sınıf öğrencilerinin 1,96±0,41, 6. sınıf öğrencilerinin ise 1,80 ± 0,45 olarak hesaplanmıştır.Covid 19'un öğrencilerin psikolojileri üzerindeki etkileri incelendiğinde, iyi yönde etkilenenlerin ortalama UEBA puanı 2,11±0,38, kötü yönde etkilenenlerin 1,80±0,45, etkilenmeyenlerin 2,15±0,35, kararsız olanların ise 1,89±0,35 olarak elde edilmiştir. Bugünden itibarensadece online eğitimle eğitim almayı tercih eden öğrencilerin ortalama UEBA puanı 2,23±0,60, yüz yüze eğitim sistemini tercih edenlerin ortalaması 1,64±0,39, online ve yüzyüze eğitim sistemini seçenlerin ortalaması 2,02±0,36 olarak hesaplanmıştır. 4.sınıf tıp öğrencilerinin ortalama BDÖ-BB puanı 6,44±4,27,5. sınıf öğrencilerinin 5,06±3,64, 6. sınıf öğrencilerinin ise 4,87±4,20 olduğu görülmüştür. Covid 19'dan iyi yönde etkilenenlerin ortalama BDÖ-BB puanı3,12±3,45, kötü yönde etkilenenlerin 6,25±4,13, etkilenmeyenlerin 4,21±3,48, kararsız olanların ise 3,88±3,01 olarak elde edilmiştir. Sonuç olarak; öğrencilerin uzaktan eğitime bakışlarının kararsız düzeyde olduğu görülmüştür ve uzaktan eğitim memnuniyetini cinsiyet, ev ortamı, sahip olunan internet kotası, teknik sorunlar, kullanılan ders materyalleri, eğitimde kullanılan online platform, sınav sistemleri gibi pek çok faktörden etkilendiği saptanmıştır. Öğrencilerin çoğunun salgının ekonomik, sosyal ve akademik alanlarda sebep olduğu büyük değişimlerden kötü yönde etkilenerek depresif belirtiler gösterdiği saptanmıştır ve bu öğrenciler uzaktan eğitim sistemlerinden daha az memnun kalmışlardır. Acil durumlar başta olmak üzere normal eğitim-öğretim zamanlarda da yüz yüze eğitimin önemli bir alternatifi ve destekleyicisi olan uzaktan eğitime dair memnuniyet çalışmamız ve diğer destekleyici araştırmalarla arttırılmaya çalışılacaktır.
Tekirdağ Namık Kemal Üniversitesi hastanesi asistan hekimlerinin teletıp (Uzaktan sağlık hizmetleri) hakkındaki bilgi düzeyi ve tutumlarının değerlendirilmesi
Tekirdağ Namık Kemal Üniversitesi Hastanesi asistan hekimlerinin teletıp hakkındaki bilgi düzeyi ve tutumlarını araştırdığımız aynı zamanda teletıpla ilgili farkındalık oluşturmayı amaçladığımız çalışmamıza 192 kişi dahil edilmiştir. Asistan hekimlerin rızası alınarak yüz yüze ve online anket yoluyla 1 Haziran 2022- 1 Ekim 2022 tarihleri arasında yürütülen bu çalışma gözlemsel tipte kesitsel bir çalışmadır. Anketteki ilk 6 soru katılımcıların sosyodemografik özelliklerini tanımlamak amacıyla, geriye kalan 30 soru ise katılımcıların teletıp uygulamaları hakkındaki görüşlerini tespit etmek amacıyla oluşturulmuştur. Katılımcıların sosyodemografik özellikleri incelendiğinde; %47,4'ünün kadın, %52,6'sının erkek olduğu, %67,7'sinin dahili bilimlerde, %25'inin cerrahi bilimlerde, %7,3'ünün temel bilimlerde çalıştığı ve yaş ortalamalarının 29,9 olduğu görülmektedir. Çalışmamızda katılımcıların, %77,6'sının teletıbbın gelecek sağlık sistemi için faydalı olacağını düşündüğü, %74'ünün pandemi sürecinin teletıbba bakışını etkilediği ve %64,1'inin teletıbbı kendi branşında uygulanabilir gördüğü tespit edilmiştir. Teletıbbın radyoloji, patoloji, dermatoloji, psikiyatri, pediatri, dahiliye, aile hekimliği, nöroloji ve kardiyoloji alanlarında kullanılabileceğini düşünenler, teletıbbın gelecek sağlık sistemi için faydalı olacağı yönünde daha fazla olumlu görüş bildirmiş olup bu durum istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur (p<0,05). Çalışmamızdan elde ettiğimiz sonuçlar ve yapılan geniş literatür araştırmalarına göre; teletıbbın birçok avantajının olduğu hali hazırda çok sayıda ülkede aktif ve yaygın olarak kullanıldığı, teletıbbın birçok alanda kullanılabileceği, sağlık hizmetine erişimi kolaylaştırdığı ve böylece ihtiyaç halinde daha çok hastaya ulaşılabilmesine imkân sağladığı görülmüştür.
Samsun ilindeki aile hekimliği asistanlarının periyodik sağlık muayeneleri hakkındaki bilgi düzeylerinin değerlendirilmesi
Amaç: Sağlığın korunması ve iyileştirilmesi olarak özetlenebilecek koruyucu sağlık hizmetlerinin, periyodik sağlık muayeneleri ile geliştirilmesi amaçlanmıştır. Periyodik sağlık muayenesi (PSM); kişileri, yaşadıkları toplumdaki mortalite ve morbiditeyi en çok etkileyen rahatsızlıkların risk faktörlerine yönelik, kişinin cinsiyet ve yaş gruplarına göre kanıta dayalı olarak muayene ve tarama testlerinin gerçekleştirilmesi, danışmanlık ve hasta eğitimi faaliyetleri ile bağışıklamayı da kapsayan hizmet sunumudur. Çalışmamızın amacı Samsun ilinde görev yapan ve ileride birinci basamak sağlık hizmetlerini yürütecek olan aile hekimliği asistanlarının, Sağlık Bakanlığının "Aile hekimliği uygulamasında önerilen periyodik sağlık muayeneleri ve tarama testleri" rehberine yönelik bilgi düzeylerini belirlemek ve bu konunun toplum sağlığı açısından önemini ve gerekliliğini vurgulamaktır. Gereç Yöntem: Analitik, kesitsel nitelikte planlanmıştır. Çalışmamızın evrenini Samsun ilinde çalışan 114 tam zamanlı aile hekimliği uzmanlığı (AHU), 23 sözleşmeli aile hekimliği uzmanlığı (SAHU) olmak üzere toplam 137 aile hekimliği asistanı oluşturmaktadır. Veriler, 2015 yılında yayınlanan Sağlık Bakanlığının "Aile hekimliği uygulamasında önerilen periyodik sağlık muayeneleri ve tarama testleri" adlı kılavuzdaki öneriler doğrultusunda, bu çalışmanın araştırıcıları tarafından literatürden yararlanılarak hazırlanmış olan veri toplama formundan elde edilmiştir. Veri toplama formumuzda ilk 14 soru, katılımcıların sosyodemografik özellikleri ilgili olup devamındaki 65 soru PSM hakkındadır. Çalışmada veri analizi için SPSS (Statistical Packet for The Social Science) 25.0 paket programı kullanılmıştır. Verilerin istatistiksel analizinde Kolmogorov-Smirnov testi, Spearman korelasyon analizi, Mann Whitney U testi, Kruskal Wallis H testi, Games-Howell Post-Hoc testi, chi square test kullanılmıştır. Tüm analizlerde anlamlılık düzeyi p<0,05 olarak belirlenmiştir. Bulgular: Çalışmamızda 137 kişilik evrende; 97 AHU, 21 SAHU asistanı olmak üzere toplamda 118 kişiye ulaştık. Katılımcıların %82,2'si (n= 97) AHU asistanı olup %17,8'i (n= 21) SAHU asistanıdır. Hekimlerimizin yaş ortalaması 30,58'dir. Hekimlerin %55,9'u (n= 66) kadın %44,1'i (n= 52) erkektir. Hekimlerin %41,5'i (n= 49) aile sağlığı merkezinde (ASM) çalışmış olup %58,5'i (n= 69) hiç ASM'de çalışmamıştır. PSM toplam bilgi puanında hekimlerin ortalaması 65 puan üzerinden 51,72±6,11'dir. PSM toplam bilgi puanı ile AHU asistanlarının aile hekimliği asistanlığında geçirdikleri yıl arasında düşük düzey pozitif yönlü istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki saptanmıştır (rho= 0,243 p= 0,016). Yaşı 40 yaş üstü olan hekimlerin (n= 9) diğer gruplara kıyasla PSM toplam bilgi puanı daha yüksek bulunmuştur (p= 0,047). Çalışmamızda hekimlerin, hekimlik yaptıkları yıl ile PSM toplam bilgi puanları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık saptanmıştır (p= 0,032). PSM toplam bilgi puanı ile ilgili rehberi okuma durumu arasında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık saptanmıştır (KW= 9,341 p= 0,025). ASM'de çalışma deneyimi daha fazla olan (6 yıl ve üzeri) hekimlerin PSM toplam bilgi puanı diğer gruplara göre yüksek bulunmuştur (p= 0,015). Asistanlık tipi SAHU olanların (n= 21) AHU olanlara (n= 97) kıyasla PSM toplam bilgi puanları daha yüksek bulunmuştur (Z= -2,481 p= 0,013). Sonuç: Aile hekimlerinin PSM hakkındaki bilgi düzeylerinin yeterliliği, koruyucu sağlık hizmetleri adına önem arz eder. İlgili rehberi okuma durumunun, meslekteki tecrübe ve pratiğin, ASM'de çalışma deneyiminin, AHU asistanlığında geçirilen sürenin PSM bilgi düzeyi üzerinde olumlu etkisi olduğunu saptadık. PSM'nin sahada standardize edilmesi adına bulgularımızın, aile hekimliği asistan eğitiminin gelecekteki güncellemelerinde ve eğitim içeriğindeki önceliklendirmede pay sahibi olmasını diliyoruz. Anahtar kelimeler: Periyodik sağlık muayenesi, Aile hekimliği, Koruyucu sağlık hizmetleri, Bilgi düzeyi
Enfeksiyon hastalıkları ve klinik mikrobiyoloji uzmanlık alanında mezuniyet sonrası tıp eğitiminde gelişim sınavlarının geliştirilmesi
Bu çalışmada Türkiye Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Derneği Eğitim ve Yeterlik Kurulu (EMEK) tarafından enfeksiyon hastalıkları ve klinik mikrobiyoloji uzmanlık alanında eğitim alan tıpta uzmanlık öğrencilerine yönelik yılda iki kez biçimlendirici, senkronize çevrim içi yapılan sınavların, rehber önerileri (AMEE 71) doğrultusunda standardize edilerek yapılandırılması, gelişim sınavı formatına dönüştürülmesi ve uygulanabilirliğinin ortaya konulması amaçlanmıştır. Bu çalışma müdahale ve tanımlayıcı tipte bir çalışma olarak planlanmış, çalışma sürecinde ardışık iki sınava dâhil olunmuştur. Uzmanlık eğitimi gelişim sınavı (UEGS) olarak adlandırılan, bahar ve sonbahar 2021 dönemi sınavları olarak yapılan bu sınavlara sırasıyla 301 ve 322 tıpta uzmanlık öğrencisi katılmıştır. Çalışma öncesi yapılan EMEK sınavlarının gelişim sınavı amacı ile yapıldığı ancak gelişim sınavı standartlarını karşılamadığı tespit edilmiştir. EMEK sınavları, gelişim sınavları standartları kapsamında incelenmiş, bu sınavların soruların oluşturulması, sınav yönetimi, sonuçların analizi ve incelenmesi ile paydaşlara geri bildirim aşamalarında yapılandırılmasına ihtiyaç olduğu görülmüştür. Bu tez çalışmasında sınav sonuçları rapor haline getirilerek paydaşlara; soru analizleri ve sınavların güvenirlik hesaplaması yapılarak eğiticiler ve sınav kuruluna geri bildirim yapılmıştır. Sonuç analizi, incelenmesi ve paydaşlara geri bildirim aşamalarında iyileştirmeler kaydedilmiştir. Her iki sınava giren tıpta uzmanlık öğrencilerinin bahar ve sonbahar dönemi sınavlarında aldıkları median puanlar sırasıyla 68,52±9,4 ve 71,84±13,7 olarak bulundu. Aralarındaki fark istatistiksel olarak anlamlıydı (p<0,001). Bahar dönemi sınavına göre sonbahar dönemi sınavında puanını yükselten 123, düşüren 82 ve puanını koruyan 20 tıpta uzmanlık öğrencisi olduğu görüldü. EMEK UEGS sorularının alanda uzmanlar tarafından hazırlanması, alan mezuniyet öğrenim hedeflerini kapsaması, sınav puanlarının dördüncü kıdem yılına kadar artış göstermesi, her iki sınavın KR20 değerinin 0,71 ve 0,81 olması nedeniyle EMEK UEGS' leri yapı ve kapsam geçerliliğini sağlamış, güvenirlilik düzeyi yüksek sınavlar olarak kabul edildi. İkinci sınav olan sonbahar dönemi sınavından sonra tıpta uzmanlık öğrencilerinin ve eğitim sorumlularının EMEK UEGS' ye yönelik görüşleri görüşme yöntemi ile alınmış, tıpta uzmanlık öğrencileri ve eğitim sorumluları tarafından EMEK UEGS' nin sınav formatı gereği eksikliklerini tespit eden, geri bildirimi sayesinde öğrenmeye teşvik eden iyi bir değerlendirme aracı olarak kabul gördüğü anlaşılmıştır.
Yeterliğe dayalı kardiyoloji uzmanlık eğitiminde ölçme ve değerlendirmeye ilişkin paydaş görüşleri
Çalışmanın amacı, Türkiye'de kardiyoloji uzmanlık eğitiminde kullanılan ölçme ve değerlendirme yöntemlerini saptayıp biçimlendirici işbaşı ölçme ve değerlendirme yöntemlerinin uygulanabilirliğine ilişkin paydaş görüşleri almak, yöntemlerin yaygın kullanılabilirliğinin önündeki olası engelleri, zorlukları ve geliştirilmesi önerilen yönleri belirleyerek uygulamaya yönelik çözüm önerileri sunmaktır. Araştırma, tanımlayıcı türde tasarlanmış olup karma yöntem araştırmalarından çeşitleme deseni kullanılmıştır. Nicel bölümde ülkemizde kardiyoloji uzmanlık eğitimi vermekte olan merkezlerin eğitim sorumluları ve/veya bölüm başkanlarının görüşleri anket ile sorgulanmıştır. Nitel bölümde üçü eğitici, biri uzman ve ikisi asistan hekim grubu olmak üzere toplam 6 odak grupla yarı yapılandırılmış görüşmeler yapılmıştır. Sayısal veriler Ki-Kare veya t-testi ile karşılaştırılmış, nitel veri seti tümevarımcı kodlama tekniğinin kullanıldığı içerik analizi ile çözümlenmiştir. Merkezlerde en sık kullanılan ölçme yöntemi asistan hekim karnesi olarak bildirilmekle birlikte düzenli doldurulmasında ve işlevselliğinde sorunlar olduğu saptanmıştır. Merkezlerin %73,8'i uzmanlık öncesi yeterlik bilgi sınavında, %58,5'i beceri sınavında başarılı olma şartı konması konusunda olumlu görüş bildirmiştir. İşbaşında değerlendirme yöntemlerinden vaka temelli tartışma uygulanabilirliği en yüksek yöntem olarak ifade edilmiştir. İş yükü nedeniyle uzmanlık eğitimine yeterli zaman ayrılamadığı, hizmet ve eğitimin bir arada yürütülmesinde zorluklar yaşandığı ve eğitimde kurumlar arası standardizasyon farklılıkları ana sorunlar olarak vurgulanmıştır. Ülkemizde işbaşı değerlendirme yöntemlerinin geliştirilmesinde eğiticiler ve eğitilenler başta olmak üzere yeterlik kurulu, yeterlik sınavı koordinatörleri dahil sistemin tüm paydaşlarının sağlık otoritelerinin desteği ile birlikte çalışması gerektiği sonucuna varılmıştır. Anahtar sözcükler: Kardiyoloji, mezuniyet sonrası tıp eğitimi, ölçme ve değerlendirme
İntörn hekimlerin tükenmişlik durumları, akademik başarıları, eğitim ortamı algıları ve öğrenme yaklaşımlarının değerlendirilmesi
Bu çalışmada, Zonguldak Bülent Ecevit Üniversitesi Tıp Fakültesi'nin (BEUNTF) intörn öğrencilerinde tükenmişlik durumu ile sosyodemografik özellikler arasındaki ilişki değerlendirilmiştir. Çalışma tek merkezli, kesitsel, tanımlayıcı tipte olup 01 Ocak 2022 ile 31 Mart 2022 tarihleri arasında yürütülmüştür. Öğrencilerde akademik tükenmişliği değerlendirmek için Maslach Tükenmişlik Envanteri-Öğrenci Formu (MTE-ÖF), öğrenme yaklaşımları ve çalışma becerilerini değerlendirmek için Öğrenme Yaklaşımları ve Çalışma Becerileri Değerlendirme Ölçeği (ASSIST), eğitim ortamı ile ilgili algılarını değerlendirmek için Dundee Mevcut Eğitim Ortamı Değerlendirme Ölçeği Türkçe Formu (DREEM-TR) kullanılmıştır. Ölçekler araştırmacı tarafından yüz yüze görüşülerek doldurtulmuştur. Gruplar arası karşılaştırmalarda uygun istatistiksel yöntemler kullanılmıştır. p değeri 0,05'in altında bulunduğunda gruplar arası farkın istatistiksel olarak anlamlı olduğu kabul edilmiştir. Eğitim gören 160 tane intörn öğrenciden 99 tanesi (%61.8) anketleri doldurmuştur. Çalışmamızda, erkek katılımcıların kadınlara göre daha duyarsızlaşmış oldukları görülmüştür. Buna karşın tükenmişlik ve başarısızlık hisleri bakımından kadın ve erkekler birbirlerinden ayrışmamışlardır. Akademik not ortalaması 3.3'ün altında olan katılımcılar MTE-ÖF'nun her üç alt başlığından daha olumsuz puanlar almışlardır. Okulda aldığı eğitimden memnun olmayan katılımcıların daha tükenmiş, daha duyarsız ve daha başarısız hissettikleri görülmüştür. DREEM-TR'ne göre öğretimle, eğitici ile ve öğrenme iklimi ile ilgili algı olumlu yönde bulunmuştur. Çalışmamızda, stratejik öğrenme yaklaşımını tercih eden öğrenciler daha az tükenmişlerdir. DREEM-TR toplam puan ortalaması düştükçe MTE-ÖF alt başlık puanları da düşmektedir. Araştırmanın bulguları alanyazınla uyumlu olarak katılımcıların akademik tükenmişlik düzeyleri ile eğitim ortamı algıları ve öğrenme yaklaşımlarının birbiri ile bağlantılı olduğunu göstermiştir.
Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi'nde tıpta uzmanlık eğitimini sürdüren hekimlerin impostor fenomeni açısından özeliklerinin ve tıp alanında akademik öz-yeterlik düzeyleri ile ilişkisinin incelenmesi
Mevcut çalışma Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi'nde görev yapmakta olan araştırma görevlilerinin İmpostor Fenomeni seviyelerini ve akademik öz-yeterlik algısı seviyelerini araştırmayı ve bu iki kavram arasındaki olası ilişkiyi ortaya koymayı amaçlamıştır. Çalışmaya katılan 261 gönüllünün %51'i erkekti. Çalışma grubunun ortanca akademik öz-yeterlik skoru (MASS) 67, ortanca Clance İmpostor Fenomeni Skalası (CIPS) skoru 54 idi. Çalışma grubunun yaş, cinsiyet, hekimlik mesleğinde tamamladıkları süre gibi değişkenler ile İmpostor seviyeleri ve akademik öz-yeterlik seviyeleri arasında herhangi anlamlı ilişki tespit edilmedi. Çalışmaya katılan uzmanlık öğrencilerinin görev aldıkları ana bilim dallarında tamamladıkları süreye göre 5 gruba ayrıldı. Görev alınan ana bilim dalında tamamlanan süre ile CIPS skoru arasında anlamlı bir ilişki olduğu tespit edildi (p< 0,001). Post hoc analizde istatistiksel açıdan farklılığı 0-12 ay grubunun oluşturduğu tespit edildi. Ana bilim dalında tamamlanan süre ile CIPS skorları arasında yapılan korelasyon analizinde negatif yönlü orta düzeyde ilişki tespit edildi (R= - 432, p<0,001). Görev alınan ana bilim dalında tamamlanan süre ile MASS skoru arasında anlamlı bir ilişki olduğu tespit edildi (p< 0,001). Yapılan post hoc analiz sonucunda 0-12 ay grubunda MASS skorlarının diğer gruplara göre anlamlı düzeyde düşük çıktığı tespit edildi. Ana bilim dallarında görev yaptıkları süre ile MASS skorları arasında pozitif yönde orta düzeyde ilişki tespit edildi (R=0,503 p<0,001). Katılımcıların MASS skorları bağımlı değişken; CIPS skorları, görev aldıkları ana bilim dalında tamamladıkları süre ve hekimlik mesleğinde tamamladıkları süre bağımsız değişken olarak kabul edilerek kurulan çoklu doğrusal regresyon analizinde orta düzeyde anlamlı ilişki tespit edildi (düzeltilmiş R2=0,585 p=<0,001). Oluşturulan denklemde CIPS skoru için standardize edilmiş B= -0,668, p<0.001; ana bilim dalında tamamlanan süre için standardize edilmiş B= 0,213, p<0.001 olarak bulundu. Akademik öz-yeterliğin İmpostor duygusu ile ilişkili olduğu sonucuna varıldı. Bu bulgu, İmpostor yoğunluğu yüksek olan araştırma görevlilerinin tıp alanında akademik olarak yeterlikleri gerçekleştirebileceklerine dair inançlarının düşük olduğunun göstergesidir. Akademik öz-yeterlik performansın önemli bir yordayıcısıdır. Bu ilişki bireyin uzun vadeli başarısıyla ilgili bir problemi ortaya koymaktadır. Erken dönemde İmpostor duyguları ile tanışıp bu duyguları sık olarak hisseden bireyin refahı ve gelecek başarısı ciddi anlamda zarara uğrayabilir. Öz-yeterliği düşük olan bireyin öğretim etkinliği, araştırma üretkenliği ve hasta yönetim başarısı etkilenebilir. Bu bağlamda kişisel ve dolaylı deneyimlerin özellikle mezuniyet sonrası eğitimin başlarında olumlu yönde pekiştirilmesi, bireyin kademeli olarak öğrenmesini ve öğrenmeden keyif almasını ve bireyin öz-yeterlik algısının artmasını sağlayacaktır. Öz-yeterlik algısının artışı ise İmpostor duygusunun azalmasına ve başarıyı içselleştirebilen, CanMeds'in hedeflediği hekim profiline uygun bireylerin yetişmesine katkı sağlayacaktır.
Ankara'daki Tıpta uzmanlık öğrencilerinin nomofobi düzeyinin yaşam kalitesine etkisi
Ankara'daki Tıpta Uzmanlık Öğrencilerinin Nomofobi Düzeyinin Yaşam Kalitesine Etkisi. Bu çalışmanın amacı farklı hastanelerde çalışan tıpta uzmanlık öğrencilerinde nomofobi düzeyinin belirlenmesi ve nomofobi düzeyinin tıpta uzmanlık öğrencilerinin yaşam kalitesi üzerine etkisinin değerlendirilmesidir. Çalışma, 2022 yılında Ankara'da aktif olarak tıpta uzmanlık eğitimine devam eden 424 öğrenci ile yürütülmüştür. Veriler, 21 sorudan oluşan sosyodemografik ve mesleki özellikler, 20 sorudan oluşan Nomofobi Ölçeği (NMFÖ) ve 27 sorudan oluşan Dünya Sağlık Örgütü Yaşam Kalitesi Ölçeği Kısa Form Ölçeğini (WHOQOL-BREF) içeren form kullanılarak, 20.04.2022 ile 01.11.2022 tarihleri arasında çevrimiçi olarak toplanmıştır. Uzmanlık öğrencilerinin ankete ulaşabilmesi için sosyal medya platformları üzerinden anket linki paylaşılmış ve çalıştıkları kurumlar ziyaret edilip, basılı olarak hazırlanan anket linki için türetilen karekod dağıtılmıştır. Çalışmaya katılan 424 araştırma görevlisinin 261'i (%61,6) kadın iken yaş ortalaması 27,9±2,6 yıldır. Asistanların %68,6'sı üniversite hastanesinde görev yapmakta, çoğunluğu (%82,8) dahili tıp bilimlerindedir. Araştırma görevlilerinin üçte ikisinden fazlasında 10 yıldan daha uzun süredir akıllı telefon kullanımı ve günlük 3 saatten fazla akıllı telefon kullanımı mevcut iken, %90'a yakını günlük 1 saate kadar telefon ile konuşmaktadır. Asistanların 117'sinde (%27,6) hafif düzeyde, 221'inde (%52,1) orta düzeyde, 86'sında (%20,3) aşırı düzeyde nomofobi olduğu saptanmıştır. Uzmanlık öğrencilerinin asistanlıkta geçirdikleri süre azaldıkça, günlük telefon kullanım süresi arttıkça orta ve aşırı düzeyde nomofobi riskleri artmaktadır. Ayrıca, orta ve aşırı düzeyde nomofobisi olanların yaşam kalitesi düzeyleri, hafif düzeyde nomofobisi olanlara göre daha düşük seviyededir. WHOQOL-BREF-TR ölçeğinin alt boyutlarına bakıldığında, erkeklerin ruhsal alan, sosyal alan ve çevresel alan yaşam kalitesi düzeyleri kadınlara göre; evlilerin sosyal alan yaşam kalitesi bekarlara göre daha yüksektir. Ayrıca, evde eş ve/veya çocukları ile yaşayanların sosyal alan yaşam kalitesi düzeyleri tek başına yaşayanlara, anne ve/veya baba ile yaşayanlara ve diğer kişilerle yaşayanlara göre daha yüksektir. Son olarak, aylık hane halkı geliri 30000 TL üzerinde olanların çevresel alan yaşam kalitesi düzeyi hane halkı geliri daha aşağıda olan tüm gelir gruplarından daha yüksek olduğu bulunmuştur. Sonuç olarak, asistan hekimlerde aşırı cep telefonu kullanımı nomofobi şiddetini arttırdığı ve nomofobi düzeyi ile yaşam kalitesi arasında negatif yönlü bir ilişki olduğu saptanmıştır. Bu nedenle, gerek toplum sağlığı bakımından gerek sağlıklı yaşam açısından topluma rol model olma ve gerekse de kendi yaşam kalitelerinin iyileştirilmesi açısından hekimlerin nomofobiden korunması gerekmektedir. Anahtar Kelimeler: tıp asistanlığı, cep telefonu, akıllı telefon, nomofobi, yaşam kalitesi.
Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi Tıp Fakültesi öğrenci ve asistan hekimlerin yapay zekaya yönelik genel tutumları
Giriş ve Amaç: Teknolojik gelişmeler doğrultusunda Yapay Zekâ (YZ) teknolojisinin sağlıktaki yeri giderek artmakta ve kullanımı yaygınlaşmaktadır. Ancak hekimlerin, YZ hakkında yetersiz bilgiye sahip olması ve ön yargıları bu ilerlemenin önünde engel oluşturmaktadır. Başta hekimler olmak üzere, tüm sağlık çalışanlarının YZ konusundaki bilgi ve düşünceleri; sağlık alanında YZ kullanımının geleceği için önem teşkil etmektedir. Bu çalışma ile Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi Tıp Fakültesi öğrenci ve asistan hekimlerinin; YZ'ye yönelik genel tutumlarını belirlemek, YZ hakkında düşüncelerini ortaya koymak ve YZ algısı hakkında fikir edinmek amaçlanmaktadır. Elde edilecek sonuçlar ışığında Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi Tıp Fakültesi öğrenci ve asistan hekimlerinin yapay zekaya yönelik tutumunun sorgulanması ve bu tutumun iyileştirilebilmesi için atılabilecek adımların ele alınması hedeflenmektedir. Sonuçlar doğrultusunda öğrenci ve asistan hekimlerin yapay zekayı bilimsel çalışmalarda aktif bir şekilde kullanabileceğinin gösterilmesi de çalışmanın amacı ve literatüre katkıları arasında yer almaktadır. Gereç ve Yöntem: Bu çalışma, tanımlayıcı ve kesitsel tipte bir anket çalışmasıdır. Literatür taraması sonucunda, Yapay Zekaya Yönelik Genel Tutum Ölçeği Formu oluşturulmuş; bu form, sanal ortamda, Van YYÜ öğrenci/asistan hekimlerinden oluşan 157 gönüllüye, 15.09.2024-15.10.2024 tarihleri arasında uygulanmıştır. Cronbach's Alpha değerinin (0.894) 0.8'den büyük olması ölçeğin güvenilir olduğu göstermektedir. İstatistiksel analizler MS Excel ve SPSS (ver. 27) paket programları aracılığıyla yapılmıştır. Kategorik değişkenler için tanımlayıcı istatistikler verilmiştir. Yapay zekaya karşı tutumun sosyodemografik bilgilerle olan ilişkisini incelemek için, bağımsız örneklem t testi ve Oneway ANOVA testi kullanılmıştır. İstatistiksel olarak anlamlılık sınırı %5 (p<0.05) kabul edilmiştir. Bulgular: Bu çalışmada 157 katılımcıdan elde edilen sonuçlar irdelenmiş, bulgular ve tartışma bölümlerinde detaylı ve kıyaslamalı şekilde sunulmuştur. Katılımcıların Yapay Zekaya Yönelik Genel Tutum Ölçeği Formu'ndan aldıkları skor puanları hesaplanmış ve ortalama puan 3.389, minimum puan 1.250 ve maksimum puan 4.550 olarak elde edilmiştir. Cronbach's Alpha değeri 0.894 olarak elde edilmiş ve ölçeğin güvenilir olduğu görülmüştür. Analizler sonucunda, yapay zekaya karşı; erkeklerin kadınlara (𝑋=3.441> 𝑋=3.334); 26-30 yaş grubunun (𝑋=3.620) diğer yaş gruplarına; 5-9 yıl deneyime sahip katılımcıların (𝑋=3.548) da diğer deneyim gruplarına göre daha olumlu tutum sergilediği görülmüştür. Yapılan testler sonucunda, cinsiyet ve mesleki deneyim alt gruplarında yapay zekaya karşı tutum açısından anlamlı farklar olmadığı görülmüş; 17-25 yaş grubunun yapay zekaya karşı tutumu ile 26-30 yaş grubunun tutumu arasında anlamlı bir farkın olduğu tespit edilmiştir. Sonuç: Katılımcıların cinsiyeti ve mesleki deneyimlerine göre; yapay zekaya karşı tutumda anlamlı farklar görülmemiş (p>0.05) ancak yaş gruplarında anlamlı bir fark (p<0.05) tespit edilmiş ve bu farkın sebebinin 17-25 yaş grubu ile 26-30 yaş grubu arasındaki fark olduğu görülmüştür. Katılımcıların ortalama puanı 3.389 olarak saptanmıştır. Bu durum, katılımcıların daha çok olumlu tutum sergilediğinin göstergesidir. Çalışma sonucunda; yapay zekâ ile ilgili eğitimlerin tıp fakültesi müfredatlarında yer alması, "yapay zekâ ve tıp" konulu eğitici içeriklere daha fazla yer verilmesi önerilmiştir. Anahtar Kelimeler: Yapay zekâ, asistan hekim, intörn.
Radyoloji uzmanlık eğitimini organ sistemi radyolojisine veya görüntüleme yöntemine dayalı yürüten programların incelenmesi
Radyoloji hastalıkların ve travmaların tanı, tedavi ve izlem süreçlerinde görüntülemeyi kullanan bir bilim dalıdır. Radyologlar tüm tanısal görüntüleme yöntemlerini (modaliteler) kullanmak ve yorumlamak için eğitim alırlar. Teknolojik gelişmelerle birlikte kullanılmaya başlayan yeni modaliteler, radyoloji sorumluluk alanlarında da genişlemeye yol açmıştır. Radyoloji uzmanlık eğitim programlarının yapılandırılmasında görüntüleme yöntemlerinin mi yoksa organa dayalı sistemlerin mi esas alınacağı tartışmalara neden olmaktadır. Bu tez çalışmasının amacı; her iki şekilde program yürüten uzmanlık programlarının rotasyon düzenlerinin incelenmesi ve avantaj-dezavantajlarının belirlenmesidir. Araştırma, radyoloji uzmanlık eğitiminde yürütülen eğitim programlarının rotasyon düzenleri ve katılımcı görüşleri üzerine betimsel bir çalışmadır, 28 radyoloji birimine ulaşılarak bilgi ve görüşler toplanmıştır. 28 fakülteden 25'i organ sistem temelli rotasyon düzenine sahipken, 3'ü görüntüleme yöntemine dayalı programlarını yürütmektedir. Rotasyon düzenlerini belirleyen en önemli 2 etken, araştırma görevlisi/asistan sayısı ile öğretim üyesi sayısı olarak belirlenmiştir. Katılımcılar organ sistemi radyolojisine dayanan programların avantajlarını; daha kaliteli bir asistan eğitimi verebilmeleri, kapsamı ve sınırları belirlenmiş, odaklanmış bir eğitim sunabilmeleri, daha sistematik teorik çalışma planı oluşturabilmeleri ve ilgili sistem hakkındaki tüm modalitelerin kullanıldığı algoritmik ve detaylı öğrenmeyi sağlayabilmeleri olarak bildirmiştir. Katılımcılar görüntüleme yöntemine dayalı programlarda önemli bir avantaj bildirilmezken en çok bildirilen dezavantajlar diğer tetkikler ile uyumlu düşünememe, sistem bazında eğitim eksikliği, organ bazlı vücudun sistematik eğitiminin tamamlanamaması, her sisteme ait yeterli pratik yapılamamasıdır.
Türkiye'deki kardiyoloji asistanlarının aldıkları uzmanlık eğitimine ve bulundukları eğitim ortamına yönelik algılarının incelenmesi
Bu çalışmanın amacı Türkiye'deki Kardiyoloji asistanlarının uzmanlık eğitimi ve eğitim ortamına dair algılarını değerlendirmek, bu algının farklı değişkenlerle ilişkisini incelemektir. Araştırma Türkiye'deki 44 Kardiyoloji kliniğinden 133 uzmanlık öğrencisi ile yapılmıştır. Örneklem seçimi tabakalı örneklem seçimi ile yapılmış, nicel veri toplama yöntemleri seçilmiştir. Verilerin toplanması için, Mezuniyet Sonrası Hastane Eğitim Ortamı Ölçeği (MSHEOÖ) ve bir Eğitim Değerlendirme Anketi kullanılmıştır. Veriler elektronik ortamda toplanmıştır. Yaş, cinsiyet, mezun olunan tıp fakültesi, meslek yılı, kıdem, çalışılan kurum tipi, haftalık eğitim saati, aylık nöbet sayısı ve coğrafik bölge değişkenlerinin eğitim ortamı algısına etkileri incelenmiştir. Araştırma sonuçlarına göre meslek yılı 1-4 yıl olanların MSHEOÖ skoru meslek yılı 5 ve daha fazla olanlardan, 1. yıl asistanlarının skoru 3., 4. ve 5. yıl asistanlarından, vakıf üniversitesindekilerin skoru devlet üniversitelerindekinden, haftalık eğitim saati 0 olanların skoru 2 ve daha üzeri olanlardan daha yüksek bulunmuştur. Asistanların 7 temel yetkinliğe dair kazanımları ile ilgili algıları da MSHEOÖ ile pozitif yönde ilişkili bulunmuştur. Kardiyoloji uzmanlık eğitimi ile ilgili sorunlu olarak görülen alanların; fiziki ortam, çalışma süreleri ve iş yükü, eğitim ve eğitime ayrılan sürenin yetersizliği konuları olduğu tespit edilmiştir. Çalışma sonuçları Türkiye'deki kardiyoloji asistanlarının genel algılarını ve eğitim sürecindeki sorunlu alanları göstermesi yönüyle birçok veri sunmaktadır. Bu veriler kardiyoloji eğitiminde var olan sorunların tespiti ve iyileştirme çalışmaları açısından klinik ve hastane sorumluları, eğitim müfredatını hazırlayanlar ve sağlık politikalarını belirleyenler için yönlendirici olabilir.
Tıp fakültesi son sınıf öğrencilerinin hastane öncesi ve acil servislerde travmalı hastaya yaklaşımının senaryo temelli simülasyonla değerlendirilmesi
Bu çalışma, 6. Sınıf intörn hekimlerin hastane öncesi ve acil serviste travmalı hasta yönetimi konusundaki yeterliliklerinin senaryo temelli simülasyon uygulamaları ile değerlendirilmesi amacıyla nitel ve nicel verilerin birlikte kullanıldığı karma yöntem araştırması olarak yürütülmüştür. 12 Nisan - 08 Temmuz 2021 tarihleri arasında Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi İyi Hekimlik Uygulamaları ve Simülasyon Eğitim Merkezi'nde yürütülen çalışmada nicel veriler için 9 kontrol ve 9 çalışma grubu öğrencisine hastane öncesi ve acil serviste çoklu travmalı bir vakanın yönetimi konusunda standart hasta-hibrit yöntem kullanılarak hazırlanmış senaryo temelli simülasyon uygulanmış, kontrol listeleri ile uygulamalar değerlendirilmiştir. Çalışma grubuna değerlendirme öncesi hastane öncesi ve acil serviste travmalı hasta yönetimini içeren sunum ve video gösterimi ardından önce hastane öncesi sonrasında acil serviste travmalı hasta yönetimini içeren senaryo temelli simülasyon uygulamaları yaptırılmış, çözümleme oturumları düzenlenmiştir. Ayrıca, çalışma grubu öğrencilerine Modifiye Simülasyon Etkililik Aracı uygulanmıştır. Nitel veriler için, odak grup görüşmeleri düzenlenmiş olup, bu görüşmelere kontrol (8 öğrenci) ve çalışma (6 öğrenci) grubu intörn öğrencileri ile bu grupları acil tıp stajında gözlemleyen acil servis çalışanları (3 kişi) katılmıştır. Çalışmada, acil serviste yönetilen travmalı hasta senaryo simülasyonları hastane öncesi yönetilen travmalı hasta senaryo simülasyonlarından başarılı bulunmuştur. Hastane öncesi ve acil serviste yönetilen travmalı hasta simülasyon değerlendirmesine göre gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmuştur (p<0,05). Odak grup görüşmelerine göre, her iki grup öğrencilerinin kendilerini hastane öncesi travmalı hasta yönetiminde yeterli görmedikleri saptanmıştır. Acil Servis çalışanlarının gözlemleri sonucu her iki grubun da stajda fark edilir şekilde öz güvenli oldukları belirlenmiştir. Sonuç olarak, travmalı hastanın hastane öncesinde ve acil serviste yönetimi konusunda öğrencilerin öz-yeterliliklerini artırmak için müfredata konu ile ilgili ders eklenmesi ve dersin kapsamında senaryo temelli simülasyon uygulamasının yapılması önerilmektedir. Anahtar kelimeler: Acil servis, hastane öncesi, intörn hekim, öz-yeterlilik, simülasyon, travma yönetimi
Bir üniversiteye bağlı üçüncü basamak hastanelerde çalışan tıpta uzmanlık öğrencilerinin ve hemşirelerin çalışma koşullarının, algılanan stres düzeyinin ve pandeminin; aile ve çocuklarıyla olan yaşamlarına yansımalarının değerlendirilmesi
Bu araştırma Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanelerinde Temmuz-Eylül 2021 aylarında çalışmakta olan 101 hemşire ve 198 asistan hekimle yürütülmüştür. Bu çalışmada sağlık çalışanlarının pandemi sürecindeki çalışma koşulları, stres durumları ve aile yaşamlarına yansıması araştırılmıştır. Katılımcıların %66,2'si asistan hekim, %33,8'i hemşirelerden oluşmaktadır. Katılımcıların %66,2'si kadın, %33,8'i erkektir. Katılımcıların yaş ortalaması 32,2±6,8, ortanca değeri 30 olup yaş aralığı 24 ile 57 arasında değişmektedir. Hemşirelerin %60,4'ü ve tıpta uzmanlık öğrencilerinin %57,6'sı "08.00-17.00" mesai düzeninde çalışmaktadır; tıpta uzmanlık öğrencilerinin %11,6'sı nöbet ertesi gün mesai şeklinde çalışmakta, hemşirelerde böyle bir çalışma düzeni bulunmamaktadır (p<0,001). Katılımcıların %33,1'i kendisinin, %52,1'i birinci derece ve %26,1'i ikinci derece yakınlarının COVID-19 tanısı aldığını belirtmiştir. Tıpta uzmanlık öğrencilerinin %33,3'ü ve hemşirelerin %28,6'sı pandemi döneminde çocuklarına aşı yaptırmakta gecikme yaşadıklarını belirtmiştir (p>0,05). Tıpta uzmanlık öğrencilerinin Algılanan Stres Ölçeği'nden aldıkları puan ortalaması hemşirelerden yüksek bulunmuştur (p<0,001). Hemşirelerin COVID-19 Hanehalkı Çevre Ölçeği çatışma alt boyutundan aldıkları puan ortalaması Tıpta uzmanlık öğrencilerinden daha yüksek bulunmuştur (p=0,005). Katılımcılardan evli olanların Algılanan Stres Ölçeği'nden aldığı puan ortalaması 28,9±7,8 bekar katılımcılara göre daha düşük (30,8±7,7) bulunmuştur (p=0,03). Katılımcıların son 1 aylık çalışma düzenine göre Algılanan Stres Ölçeği'nden aldıkları puan ortalaması değerlendirildiğinde; en yüksek puan ortalamasına sahip grubun nöbet ertesi mesai (36 saat) şeklinde çalışanlar olduğu bulunmuştur (p=0,01). Katılımcılardan pandemi süresince çalıştıkları birimler ile Algılanan Stres Ölçeği'nden aldıkları puan ortalamaları karşılaştırıldığında; COVID-19 hastalarına hizmet veren yoğun bakım ünitesinde (p=0,002), diğer servis/ poliklinikler (p=0,02) ve yönetim (p=0,01) biriminde çalışanlar bu birimlerde çalışmayanlardan daha yüksek puan almıştır. Son 1 aydır nöbet ertesi mesai (36 saat) şeklinde çalışmak, mesai ile çalışmaya göre 1,688 kat yüksek stres düzeyi ile ilişkili bulunmuştur (p=0,04).COVID-19 hastalarına hizmet veren yoğun bakım ünitesinde çalışan kişilerin çalışmayanlara göre yüksek strese sahip olma durumları 1,748 kat bulunmuştur (p=0,03).Katılımcılardan çocuğu olanlarınCOVID-19 Hanehalkı Çevre Ölçeği Çatışma alt boyutundan aldıkları medyan puan, çocuğu olmayanlardan daha yüksektir ve aralarındaki fark istatistiksel olarak da anlamlıdır (p=0,002). Pandemide iş yükünde artış olduğunu düşünenler medyan puanı en yüksek gruptur. Gruplar arasındaki bu fark istatistiksel olarak da anlamlı bulunmuştur (p<0,001). Sağlık çalışanlarının pandemi sürecindeki çalışma koşulları stres düzeylerini etkileyen önemli bir faktördür. COVID-19 pandemisinden elde edilen deneyimlerle, gelecekte sağlık çalışanlarının stresini azaltmaya yönelik önlemler alınarak hastane pandemi planları oluşturulmalıdır.
Çocuk yanık yoğun bakım ünitesi yatak başı klinik ekip vizitlerinde çocuk cerrahi asistanlarının vizit yönetim becerilerinin değerlendirilmesi ve klinik vizit sürecinin incelenmesi
Araştırma, Çocuk Yanık Yoğun Bakım Ünitesinde gerçekleştirilen yatak başı (klinik) çocuk cerrahisi doktor vizitlerinin sürecini incelemek ve çocuk cerrahisi asistanlarının vizit yönetim becerilerini değerlendirmek amacıyla karma desende yapılmıştır. Araştırmanın örneklemini, Ankara Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Hematoloji Onkoloji Eğitim Araştırma Hastanesi'nin çocuk cerrahisi bölümünde görev yapan 8 çocuk cerrahisi asistan doktorları ve 6 öğretim görevlisi oluşturmuştur. Asistanların vizit yönetim becerileri değerlendirilmeleri için yatak başı vizit gözlemleri, vizit sürecini tanımlamak için öğretim görevlileri ile yarı yapılandırılmış görüşmeler gerçekleştirilmiştir. Gözlemsel verilerin değerlendirilmesinde sayı, yüzdelik, ortalama ve Mann Whitney U testi kullanılmıştır. Görüşme verilerinin analizinde tematik analiz yöntemi kullanılmıştır. Araştırmada gözlemlerden elde edilen bulgulara göre çocuk yanık yoğun bakım ünitesinde eğitim viziti oranı (%16,3), klinik vizit süresi (11,3 dk.) ve eğitim viziti süresi (24,5 dk.) olarak bulunmuştur. Her iki gözlemde asistanların teknik olmayan vizit yönetim becerileri ortalamaları teknik vizit becerileri ortalamalarından düşük olduğu tespit edilmiştir. Her iki gözlem sonucunda cinsiyete göre asistanların vizit yönetim becerilerinde fark görülmemiştir. Birinci gözlem sonunda asistanların doktor ve çocuk cerrahı deneyim sürelerine göre fark olmamakla birlikte ikinci gözlem sonucunda asistanların teknik olmayan vizit yönetim becerilerinin puan ortalamasında fark (p=0,044) görülmüştür. Eğitici görüşlerinde vizit türü, vizite katılanların rol ve sorumlulukları, vizitin niteliğini etkileyen faktörler, vizit yönetim becerisi, asistanın sahip olması gereken özellikler, vizit süreci önerileri öne çıkan temaları olmuştur. Çalışmanın niteliksel boyutu sonucunda, eğitici görüşlerinde vizit sürecini anlamaya ve açıklamaya yararlı olabilecek bilgiler elde edilmiştir. Niceliksel boyutu sonuçlarında, yatak başı klinik vizitlerde çocuk cerrahisi asistanlarının teknik olmayan vizit yönetim becerilerinin gelişilmesi önerilmektedir.
Dahili ve cerrahi bilimler araştırma görevlilerinde tükenmişlik sendromu oranlarının karşılaştırılması ve işyeri doyumuyla olan ilişkisinin gösterilmesi
Tükenmişlik sendromu; özellikle insanlarla yüz yüze çalışılan mesleklerde görülen, iş yerinde maruz kalınan yoğun stres durumuna karşı çalışanlarda gelişen psikososyal bir fenomendir. Sağlık çalışanlarında, özellikle hemşireler-doktorlar gibi meslek gruplarında tükenmişlik sendromu gelişme oranlarının yüksek olduğu birçok çalışmada gösterilmiştir. Tükenmişliğe karşı olumlu pekiştiricilik özelliği olan en önemli etkenlerden biri de iş doyumudur. Bu çalışmada amaç; Hacettepe Üniversitesi Hastanelerinde dahili ve cerrahi bilimler bölümleri altında çeşitli uzmanlık alanlarında çalışan araştırma görevlilerinin tükenmişlik düzeylerini karşılaştırarak, iş doyumu ile olan ilişkisinin gösterilmesidir. Araştırma; Hacettepe Üniversitesi Erişkin ve Onkoloji hastanesinde 11/2018- 04/2019 tarihleri arasında yapılmıştır, toplam 206 araştırma görevlisi doktor çalışmaya dahil edilmiştir. Veri toplama formları olarak; 18 sorudan oluşan "Sosyodemografik Veri Formu", tükenmişlik sendromunun alt boyutlarının ölçümü için "Maslach Tükenmişlik Ölçeği", iş doyumu değerlendirilmesi için "Minnesota İş Doyumu Ölçeği" kullanılmıştır. Çalışmaya dahil edilen araştırma görevlilerinin yaş ortalaması 27,92±2,72 yıl olup, %48,50'i kadın %51,50'i erkek cinsiyetindedir. Katılımcıların %61,20'si dahili bilimler araştırma görevlisi, %38,80'i cerrahi bilimler araştırma görevlisidir. Araştırma görevlilerinde yüksek düzey duygusal tükenme, orta düzey duyarsızlaşma, yüksek düzey kişisel başarı saptanmıştır (19,35, 8,71, 13,75 sırasıyla). Minnesota İş Doyum Ölçeği (MİDÖ) genel doyum puan ortalaması ise 60,80 olarak saptanmıştır. Çalışmada dahili ve cerrahi bilimler gruplarının tükenmişlik düzeyleri karşılaştırıldığında; cerrahi bilimlerde daha yüksek düzeyde duyarsızlaşma olduğu (9,48 vs. 8,22, p<0,05), diğer iki alt boyutta ve iş doyumunda anlamlı fark olmadığı bulunmuştur. 9 saatin üstünde çalışanlarda (20,31 vs. 14,97 and 9,21 vs. 6,43 both p<0,05), nöbet tutmayanlara göre nöbet tutanlarda (19,94 vs. 15,60 and 9,83 vs. 6,23 both p<0,05), hekimliğe devam etmek istemeyenlerde (23,84 vs. 17,19 and 10,67 vs. 7,76 both p<0,05), sigara-alkol kullananlarda (22,00 vs. 18,50 and 10,28 vs. 8,21 both p<0,05) daha yüksek duygusal tükenmişlik ve duyarsızlaşma düzeyleri bulunmuştur. Duygusal tükenme puanı ile genel doyum puanı arasında istatistiksel olarak anlamlı orta düzey negatif bir ilişki, duyarsızlaşma puanı ile genel doyum puanları arasında orta düzey negatif bir ilişki, kişisel başarı puanı ile genel doyum puanları arasında orta düzey negatif bir ilişki bulunmuştur. Sonuç olarak; çalışmamızda tükenmişlik sendromu tüm araştırma görevlilerinde yüksek düzeyde bulunmuştur, nöbet tutmanın-sigara-alkol kullanımının-uzun çalışma saatlerinin tükenmişlikle alakalı olduğu görülmüştür. İş doyumunu tükenmişlik üzerinde negatif ilişkisi olduğu gösterilmiştir. Tükenmişlik için daha genel yorumlar yapılabilmesi için daha geniş bir örneklem ile çok merkezli çalışmalar yapılması gerekmektedir.
Ankara'da pediatri araştırma görevlilerinin çalışma yaşamı özellikleri ve işle ilgili yaşam kalitesi ve bilinçli farkındalık düzeyi değerlendirilmesi
Bilinçli farkındalık yargısız olarak mevcut anın farkındalığı olarak tanımlanır, iyilik hali ve çalışma yaşamı ile arasındaki ilişki son yıllarda farklı boyutları ile incelenmekte ve müdahalelere konu olmaktadır. Türkiye'de pediatri asistanlarında bilinçli farkındalık çalışılmamıştır ve iş ile kişisel yaşam arasındaki etkileşimin karmaşıklığı göz önüne alındığında bu etkileşimin değerlendirilmesi önemlidir. Bu kesitsel araştırmada Ankara'daki pediatri asistanlarının sosyodemografik özellikleri, sağlık durumu, iyilik durumu, işle ilgili yaşam kalitesi ve bilinçli farkındalık durumunun kişisel bildirime dayalı olarak ilgili ölçekler ve değişkenler doğrultusunda hazırlanan anket aracılığı ile araştırılmış ve bu özellikler arasındaki ilişkiler incelenmiştir. Ankara'da altı üniversite ve dört eğitim ve araştırma hastanesinde eğitimine devam eden tüm pediatri asistanları demografik özellikler, sağlık durumu, iyilik durumu (Ruh Sağlığı Sürekliliği Kısa Formu), iş baskısı (İsveç İş Yükü-Kontrolü-Destek Ölçeği), çalışma yaşamı kalitesi (İşle İlgili Yaşam Kalitesi Ölçeği) ve bilinçli farkındalık (Bilinçli Farkındalık Ölçeği) durumunu ölçen anket formları doldurmak üzere çalışmaya davet edilmiştir. Toplam 486 pediatri asistanından 355'i (tamamlanma yüzdesi 73) anket formlarını tamamlamıştır. Değişkenler içinde cinsiyet (kadın olma), düzenli alkol kullanımı, herhangi bir sağlık yakınması ve kronik hastalık varlığı, düzenli ilaç kullanımı, gelir yeterliliği puanı düşük, toplam iyilik ve çalışma yaşamı kalitesi düşük olanlarda bilinçli farkındalık puanı daha düşük saptanmıştır. Pearson ve Spearman korelasyon katsayıları bilinçli farkındalık ve toplam iyilik puanı, çalışma yaşamı kalitesi puanı, iş kariyer memnuniyeti puanı ve çalışma koşulları puanları arasında düşük-orta düzeyde pozitif bir ilişki olduğunu göstermiştir.
Describe the behaviors of senior students of Medical faculty to express situations that threaten patient safety
Communication breakdowns make significant contributions to medical errors and adverse events in health care. Speak up about patient safety creates a safe atmosphere which is vital to keeping patients safe, preventing errors, and improving the quality of care. Intern doctors are junior medical staff in healthcare institutions, and they experience difficulties in addressing situations that threaten patient safety. This study aims to explore intern doctors' likelihood of speak up for patient safety and identify factors that affect intern doctors' speak up decisions. A qualitative design was used in this study. Purposeful sampling was used as a sampling technique, and a sample of this study consists of nine intern doctors who were enrolled in the 6th Year regular Medical Doctor (MD) program at Hacettepe University Faculty of Medicine in 2017-2018 Spring Semester. Data was collected with face to face semi-structured interviews using semi-structured questions on June 2018. Thematic analysis was used to interpret the data. The results of the study revealed that intern doctors frequently witnessed medical errors during internship and they attempted to speak up at least once before. However, intern doctors are reluctant to speak up about issues that threaten patient safety. Individual, relationship, situational, decision making, consequence related and cultural barriers are preventing intern doctors to speak up. Further, the essential motivator behind the decision to speak up in circumstances that threaten patient safety is feeling empathy for the patient and their relatives. The hierarchical status of the person was decisive in their way of speaking. Interns are supportive and grateful to speak up, and superiors' reactions are often suppressive, sometimes punitive. In line with the results of the research, recommendations were offered at the institutional and national level to improve the records of medical errors, to make arrangements to increase intern doctors' speak up, and to internalize the safety culture of all health care team.
NEÜ Meram Tıp Fakültesi intern hekimlerinin prekonsepsiyonel bakım hakkındaki farkındalıklarının değerlendirilmesi
Amaç: Prekonsepsiyonel (gebelik öncesi) bakım gebelik, anne ve çocuk sağlığı için risk oluşturabilecek faktörlerinin gebelik öncesi dönemde tespit edilip en aza indirilmesi için uygun müdahalelerin sağlanmasıdır. Bireylerin sağlıklı yaşam tarzı edinmesi, gelecek nesillerin ve toplumun sağlıklı bireylerden oluşmasına katkıda bulunur. Prekonsepsiyonel bakım koruyucu sağlık hizmetlerinin bir parçasıdır ve hekimlere bu bakımın sağlanmasında büyük görev düşmektedir. Bu çalışmada Necmettin Erbakan Üniversitesi Tıp Fakültesi son sınıf öğrencilerinin prekonsepsiyonel bakım hakkındaki bilgi, tutum ve farkındalıklarının değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Gereç ve yöntem: Tanımlayıcı ve kesitsel tipteki bu çalışmanın evrenini 2022-2023 akademik yılı Necmettin Erbakan Üniversitesi Tıp Fakültesi Dönem 6 öğrencileri oluşturmaktadır. Belirtilen sürede Necmettin Erbakan Üniversitesi Tıp Fakültesi Dönem 6'da 227 öğrenci mevcuttu. Çalışmaya gönüllü olarak katılmayı kabul eden ve çalışmaya alınma kriterlerini karşılayan 208 öğrenci (%91,6'sı) çalışmaya dahil edildi. Katılımcılara araştırmacılar tarafından literatür taranarak oluşturulan ilk bölümünde katılımcıların sosyodemografik bilgilerini sorgulayan, ikinci bölümünde ise prekonsepsiyonel bakım hakkında soruların olduğu bir anket uygulandı. Elde edilen verilerin analizinde SPSS (Statistical Package for Social Sciences for Windows) 20.0 programı kullanıldı. p<0,05 değeri istatistiksel olarak anlamlı kabul edildi. Bulgular: Katılımcıların %59,1'i kadın olup yaş ortalaması 23,83±1,24 (min=22; maks=32) yıldı. Katılımcıların %96,6'sı bekar, %99'u çocuksuzdu. İntern hekimlerin %78,8'i prekonsepsiyonel bakım kavramını duymamış, %21,2'si duymuştu; prekonsepsiyonel bakım kavramını duyanların %79,5'i fakülte derslerinde duyduğunu belirtmiştir. İntern hekimlerin %91,8'i prekonsepsiyonel bakım hakkında daha önce eğitim almamış, %8,2' si eğitim almıştı; eğitim alanların %94,1'i fakülte derslerinde eğitim aldığını belirtmiştir. Cinsiyet ile prekonsepsiyonel bakımı duyma ve eğitim alma durumu arasında istatistiksel olarak anlamlı ilişki saptanmamıştır (sırasıyla p=0,858, p=0,067). Katılımcıların %48,1'i prekonsepsiyonel bakım tanımını doğru bilmiştir. Prekonsepsiyonel bakımı duyma ile prekonsepsiyonel bakımın tanımını doğru bilme arasında anlamlı ilişki saptanmış olup daha önce prekonsepsiyonel bakım kavramını duyanlar duymayanlara göre prekonsepsiyonel bakım tanımının sorulduğu soruya daha çok doğru cevap vermişlerdir(p<0,001). Prekonsepsiyonel bakımda ele alınan konulardan en çok doğru bilinenler sırasıyla beslenme-egzersiz-kilo yönetimi (%82,2), sigara-alkol-madde kullanımı (%77,9), aile öyküsü-genetik hastalıklar (%76,0), aile planlaması (%75,0), ilaç kullanımı (%71,6), kronik hastalıklar (%71,6), enfeksiyonlardır(%65,9). Katılımcıların %79,3'ü folik asit desteğine ideal başlama zamanının gebelik öncesi olduğunu bilmiştir. Sonuç: Çalışmanın sonuçlarına göre intern hekimlerin prekonsepsiyonel bakımı duyma ve eğitim almış olma oranları oldukça düşüktür. İntern hekimler olumsuz gebelik sonuçlarına neden olabilecek risk faktörlerinin genel olarak farkındadırlar fakat prekonsepsiyonel bakımın önemi, risk faktörlerine sadece gebelikte değil gebelik öncesi dönemde de önlem alınması gerektiği ve nasıl müdahale edilmesi gerektiği konusunda bilgi ve farkındalıklarının arttırılmasına ihtiyaçları vardır. Anahtar kelimeler: Prekonsepsiyonel bakım, intern hekim, gebelik öncesi dönem, tıp fakültesi
Çocuk sağlığı ve hastalıkları uzmanlık eğitimi alan hekimlerin erken çocukluk döneminde gelişim ve gelişimsel sorunlara yaklaşım ile ilgili bilgi düzeyinin değerlendirilmesi
Giriş: Erken çocukluk döneminin önemine dair son yıllarda ulusal ve uluslararası düzeyde önemli farkındalıklar kazanılmış ve bu konu ile ilgili çalışma planlamalarına sağlık sisteminde ve çocuk sağlığı ve hastalıkları alanında daha fazla yer verilmeye başlanmıştır. Özellikle orta ve düşük gelirli ülkelerdeki sağlık sistemi içinde çocukların gelişimsel güçlüklerinin önlenmesi ve erken tanımlanmasına yer verilmesinin gerekliliği önemle vurgulanmaktadır. Günümüzde çocuk sağlığı ve hastalıkları uzmanlarının, çocukların iyilik hali üzerindeki güçlü etkileri nedeni ile gelişimsel ve sosyal bağlamda da sorumlu oldukları kabul edilmektedir. Çocukların en üst gelişimsel potansiyellerine ulaşabilmelerini sağlamak için erken tanı ve erken müdahale esastır ve çocuk sağlığı hizmeti verenlerin bir önceliği olmalıdır. Genel pediatride tüm yakınmaların yaklaşık %25-%30' u gelişim ya da davranış kökenlidir. Gelişimsel sorunların saptanması ve erken tedavi edilmesindeki yetkinliğin çocuk sağlığı ve hastalıkları eğitimi esnasında bu alanda alınan eğitimin kalitesine bağlı olduğu gösterilmiştir. Çocuk sağlığı ve hastalıkları uzmanı tarafından yapılacak muayene sırasında ailelere çocuk gelişimi hakkında kanıta dayalı ve doğru bilgileri verebilmek onları desteklemek ve gelişimsel sorunları önlemek için önemli bir fırsattır. Amaç: Bu çalışmada Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalında uzmanlık eğitimi alan hekimlerin erken çocukluk döneminde gelişim ve gelişimsel sorunlara yaklaşım konularında bilgi düzeylerinin değerlendirilmesi, aynı zamanda uzmanlık eğitimi alan hekimlerin bilgi düzeylerinin uzmanlıktaki eğitimi süresi ve erken çocukluk döneminde gelişim ve gelişimsel sorunlara yaklaşım konularında eğitim almış olmak ile ilişkisinin değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Çalışma, 01/05/2022-01/05/2023 tarihleri arasında Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları uzmanlık eğitimi almakta olan araştırmaya onam veren ve anketi yanıtlamaya gönüllü olan asistanlara uygulanmıştır. Çocuk sağlığı ve hastalıkları uzmanlık eğitimi almakta olan 106 pediatri asistanına klinik uygulamalarında gelişimsel konulara yer verme, karşılaştıkları zorluklar ve ilişkili etmenleri içeren, 30 soruluk bir anket uygulanmıştır. 15 Bulgular: Çalışmaya toplamda 106 (%69,7) hekim katıldı. Hekimlerin 85 (%80,2)' si kadın, 21 (%19,8)' i erkekti ve yaş ortancası 28 yıl idi (en az: 24- en çok:47 yıl). Çalışmaya katılan hekimlerin uzmanlık eğitim süresi ortancası 24 ay (en az: 1- en çok: 68 ay) olup, 22'si (%20,75) ilk yıl, 26'sı (%24.52) ikinci yıl, 20'si (%18,86) 3.yıl, 38'i (%35,84) 3.yıl üzeri asistan idi. Gelişimsel Pediatri asistan derslerine katılan asistanların sayısı 61 (%57,5), katılmayan asistan sayısı 45 (%42,5) idi. Gelişimsel Pediatri rotasyonu yapan katılımcı sayısı 11 (%10,4), rotasyon yapmayan katılımcı sayısı 95 (%89,6) idi. Sağlıklı çocuk izlem sırasında yeterli gelişimsel destekleme beceri ve tutumlarına sahip olduğunu düşünen (8-9-10 puan veren) katılımcıların sayısı 36 (%34) kişiydi.Hekimlerin 1/5'i gelişimsel zorlukların erken tanısında kullanılacak olan araçları bildiğini, gelişimsel zorluklara erken tanı koyarak etkili yönlendirme yapabileceğini bildirmiştir (% 18). Gelişimsel zorlukları ya da riskleri bulunan prematüre bebeklerin gelişimsel risklerinin saptanması, değerlendirilmesi ve yönlendirilmesinde hekimler % 26 oranında kendilerini yeterli olarak değerlendirmiş, serebral palsi gibi kronik hastalıkları olan çocukların izleminde ise kendilerini yaklaşık % 20 oranında yeterli olarak değerlendirdiklerini bildirmişlerdir. Erken çocukluk çağında sık karşılaşılan davranış sorunlarından yeme ve uyku sorunlarına yaklaşım deneyimleri konusunda ise hekimlerin % 10'u kendilerini yeterli bulduklarını bildirmiştir Çocuk sağlığı ve hastalıkları uzmanlık eğitimi alan hekimlerin KDÖ toplam puanı ortancası ile yaş (p=0.001) ve kıdem ayı (p=0.000), uzmanlık eğitimi süresinde gelişimsel pediatri asistan dersi almış olmak (p= 0.000) ve gelişimsel pediatride rotasyon yapmış olmak arasında Pearson Chi-Square testi kullanılarak yapılan analizde istatistiksel olarak anlamlı ilişki saptanmıştır. Sonuç: Anket sonuçlarına göre asistanlarımızın çoğunun sağlıklı çocuk izlemi sırasında gelişimi sağlayan ve destekleyen temel kuramları yeteri kadar bilmedikleri görüldü. Özellikle prematürite, serebral palsi ve altta yatan kronik hastalığı olan hastaların gelişiminin değerlendirilmesi ve desteklenmesi konusunda asistanların kendilerine güvenmedikleri ve bu sorularda kendilerine 8 ve üzeri puan veren asistanların sayının az oluğu görüldü. Anahtar Sözcükler: Pediatri eğitimi, Gelişimsel sorunlar, Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları uzmanlık eğitimi.
Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi tıp ve yan dal uzmanlık öğrencilerinin bildirimi zorunlu hastalıklar konusundaki bilgi, tutum ve davranışlarının değerlendirilmesi
Amaç: Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi tıp ve yan dal uzmanlık öğrencilerinin bildirimi zorunlu bulaşıcı hastalıklar (BZBH) ve meslek hastalıkları konusunda bilgi, tutum ve davranışlarını değerlendirmektir. Gereç ve Yöntem: Kesitsel araştırmanın evrenini Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesinde görev yapan tıp ve yan dal uzmanlık öğrencisi hekimler (26.07.22 tarihinde akademik personel biriminden alınan sayıya göre 1103 kişi) oluşturmaktadır. Minimum örneklem hacmi 284'dür. Örneklem, temel, dahili ve cerrahi bilim dalları ve yan dal uzmanlık öğrencileri listesinden ağırlıklı tabakalı olarak seçilmiştir. İsim listesinden 432 (%40 hedef) kişi seçilmiş olup 375'ine ulaşılabilmiştir (%86,8'lik katılım). Veri toplama formu 61 sorudan oluşmaktadır ve gözlem altında doldurulmuştur. Verilerin analizinde SPSS 26.0 çevrimi kullanılmıştır. Tanımlayıcı istatistikler ortalama, standart sapma, ortanca, minimum, maksimum değerler ve yüzde şeklinde hesaplanmıştır. Sayısal verilerin normal dağılıma uyumu değerlendirilmiştir. Bağımsız değişkenlere göre kategorik verilerin karşılaştırılmasında Ki-kare ve Fisher Exact testleri kullanılmıştır. İstatistiksel anlamlılık düzeyi p<0,05 olarak alınmıştır. Bulgular: Araştırma sonucunda hedeflenen 432 kişiden 375'ine (%86,8) ulaşılmıştır. Yaş ortalaması 29,17±4,37 ve %57,9'u kadındır. Meslekte ve kurumda çalışma süresi ortalamaları sırasıyla 4,16±4,17 ve 1,95±1,25 yıldır. Çalışma grubundakilerin 272'si (%72,5) daha önce farklı kurumlarda çalışmıştır. Çalışma grubunun %30,4'ü çalışmakta oldukları kurumda bildirim yaptığını belirtirken; yapmama nedeni olarak en sık verilen yanıt %55,2 (kişi, yanıtlar içinde %46,6) ile "bildirim yapmamı gerektiren bir iş tanımım yok"tur. Çalışma grubunun %10,4'ü (yanıt verenlerin de %15,7'si) tanısı konulan bildirimi zorunlu bulaşıcı hastalıkların hepsine doğru ICD kodu girdiğini belirtmiştir (en fazla doğru ICD kodu girmeme nedeni "bildirimi zorunlu hastalıkları bilmediğim için" yanıtıdır). Çalışma grubuna BZBH ve meslek hastalıkları ile ilgili sorulan pek çok soruda bilgi düzeyi düşüktür (çoğunlukla en fazla "bilmiyorum" yanıtı işaretlenmiştir). BZBH'ların ve meslek hastalıklarının bildirimini iyileştirmeye yönelik olarak en çok yapılan öneri eğitimdir. Zorunlu hizmet yapanlar, yan dal uzmanlık öğrencileri, BZBH'lar konusunda eğitim aldığını, ICD kodunun açılımını bildiğini belirtenler ve daha önce çalıştıkları kurumda bildirim yapanlar daha fazla tanı koydukları tüm BZBH'lar için doğru ICD kodu girdiklerini, ilgili formu (ve tam) doldurduklarını belirtmişlerdir. Çalışma ve meslek süresi daha fazla olanlar, çalışılan kurumda bildirim yapanlar ile tanı koydukları tüm BZBH'lar için doğru ICD kodu girdiklerini, ilgili formu doldurduklarını ve doldururken doğru ve düzgün yaptıklarını belirtenler genel olarak bilgi sorularını daha yüksek oranda doğru bilmişlerdir. Sonuç: Bulaşıcı hastalıklarla savaşımda bildirim temel araçlardan biridir. Öncelikle bildirim sitemine yönelik yönetmelik, genelge ve bildirim rehberlerinin gözden geçirilmesi ve düzeltilmesi gerekmektedir. Mezuniyet öncesi ve mezuniyet sonrası sahaya yönelik, uygulamalı ve düzenli aralıklarla eğitim yapılmalıdır. Düzenli ve sık denetim yapılmalı ve geri bildirim verilmelidir. Bildirimden sorumlu olan personel ya da ekipler oluşturulmalı, hekimler bu konuda karar verici ve yönlendirici olmalıdır. COVID-19 ve meslek hastalıklarının bildirimi konusunda da benzer çalışmalar yapılmalıdır. Gerek ülkemizde gerekse de tüm dünyada bulaşıcı hastalıklar konusunda hekimlerin bilgi ve bildirim düzeyini değerlendiren çalışmalar kısıtlıdır. Bu konuda ve yapılan müdahalelerin sonuçlarını yansıtan daha fazla çalışma yapılması önerilir.
Aydın Adnan Menderes Üniversitesi Tıp Fakültesi'nde çalışan asistan hekimler arasında algılanan stres ve ilişkili faktörler: Kesitsel çalışma
Giriş ve Amaç: Uzmanlık eğitimi döneminde asistan hekimlerin maruz kaldıkları ağır iş yükü, kötü çalışma koşulları, sosyal ve ekonomik problemler gibi stres faktörleri hekimleri olumsuz etkilemektedir. Yüksek stres düzeyleri bir yandan hekimlerin hayatını diğer yandan sağlık hizmetlerinin uygulanmasını ve kalitesini kötü etkiler. Bu çalışma ile Aydın Adnan Menderes Üniversitesi Tıp Fakültesi'ndeki asistan hekimlerin algılanan stres düzeyinin ve buna etki eden faktörlerin belirlenmesi amaçlanmıştır. Bu çalışma strese neden olabilecek değiştirilebilir faktörler için yapılacak iyileştirme çalışmaları açısından bir ön çalışma olarak değerlendirilebilir. Gereç ve Yöntem: Kesitsel, tanımlayıcı tipte olan çalışmamız Ekim-Aralık 2022 tarihleri arasında, Aydın Adnan Menderes Üniversitesi Tıp Fakültesi'nde çalışan 332 asistan hekimle tamamlanmıştır. Belirtilen tarihler arasında aktif olarak çalışmakta olan ve çalışmaya katılmayı onayladığını bildiren asistan hekimler çalışmaya dahil edilmiştir. Katılımcılara, katılımcıların tanıtıcı özelliklerini içeren ve literatür taranarak hazırlanan sosyodemografik veri formu ve Algılanan Stres Ölçeği yüz yüze yöntemle uygulanmıştır. Veriler SPSS istatistik programı kullanılarak analiz edilmiştir. Bulgular: Katılımcıların yaş ortalaması 28,65±2,57 (24-41 yaş arası) ve % 53,9 'u (s=179) kadın, %63,3'ü (s=210) bekardı. Katılımcıların Algılanan Stres Ölçeği puan ortalaması 27,54±7,62 olarak tespit edildi. Ölçek iki kategoriye ayrılacak şekilde 28 puan kesme noktası olarak alındığında, ölçek skoru ≥28 olan ve stresli olduğu kabul edilen toplam katılımcı oranının % 52,1 olduğu görüldü. Katılımcıların sosyodemografik, ruhsal ve iş hayatına dair bazı özellikleri ve düşüncelerinin algılanan stres düzeyiyle ilişkili olduğu tespit edildi. Sonuç: Asistan hekimlerin yarısı kadarının algılanan stres düzeyi yüksek seviyedeydi. Özellikle yüksek stres düzeyi saptanan grupların çalışma koşullarının iyileştirilmesi ve bu gruplara psikolojik destek sağlanarak stres yönetimi programlarının yürütülmesi, toplum sağlığını da etkileyebilmesi açısından önemlidir.
Aydın Adnan Menderes Üniversitesi Tıp Fakültesi intörn hekimlerinin izolasyon önlemleri konusunda bilgi ve farkındalık düzeyleri
Bu çalışma tanımlayıcı nitelikte olup, Aydın Adnan Menderes Üniversitesi Tıp Fakültesi intörn hekimlerinin izolasyon önlemleri konusunda bilgi ve farkındalık düzeylerini belirlemek, çıkan sonuçlar doğrultusunda öneriler geliştirmek amacıyla 2020 Şubat - 2020 Haziran tarihleri arasında gerçekleştirilmiş nicel bir çalışmadır. Araştırmanın evreni, Aydın Adnan Menderes Üniversitesi Tıp Fakültesinde 2019-2020 eğitim yılında öğrenim gören ve araştırmaya gönüllü olarak katılan 101 intörn hekimden oluşmuştur. Veri toplama aracı olarak, literatürden yararlanarak hazırlanan ve üç bölümden oluşan anket formu kullanılmıştır. Anketin ilk bölümünde kişisel bilgilerin yer aldığı altı adet soru, ikinci bölümde intörn hekimlerin izolasyon önlemleriyle ilgili bilgilerini değerlendirmek amacıyla hazırlanmış olan ve yalnız bir doğru yanıtın olduğu 15 adet çoktan seçmeli soru, üçüncü bölümünde ise 18 maddeden oluşan intörn hekimlerin izolasyon önlemlerine uyumunu belirlemeye yönelik Beşli Likert Ölçeği şeklinde hazırlanan ifadeler yer almaktadır. Anketler araştırmacı tarafından yüz yüze görüşme ile uygulanmış ve intörn hekimlerin onayları alınmıştır. Araştırmadaki verilerin sonuçları IBM SPSS Statistics 26 programı kullanılarak analiz edilmiş, tanımlayıcı istatistiksel metodlar, Ki-kare ve Kruskal Wallis testleri kullanılmıştır. P<0,05 olan değerler istatistiksel olarak anlamlı kabul edilmiştir. İntörn hekimlerin %90'ından fazlasının izolasyon önlemleri, standart izolasyon önlemleri, el hijyeni, eldiven kullanımı, bulaş yoluna yönelik izolasyon yöntemlerinin figürleri, temas izolasyonunda kullanılan ekipmanlar ve damlacık yoluyla bulaşmayan enfeksiyon etkeni konusunda yeterince bilgili oldukları; hastanedeki beş el yıkama endikasyonu, koruyucu ekipmanlar, temas ve solunum izolasyonu gerektirmeyen enfeksiyon etkenleri, damlacık ile solunum izolasyonunda kullanılan maske çeşitleri ve negatif basınçlı odanın kullanıldığı izolasyon yöntemi konusunda %50'sinin bilgilerinin eksik olduğu gözlemlenmiştir. Ayrıca intörn hekimlerin tamamına yakınının cerrahi el yıkama süresini yanlış bilmesi de bu konudaki eksikliklerini ortaya koymuştur. İntörn hekimlerin bilgi sorularına verdikleri doğru yanıtlar cinsiyete göre incelendiğinde, koruyu ekipman çıkarma sırası ile temas izolasyonu gerektirmeyen enfeksiyon etkeni sorusuna verilen yanıtlar arasındaki fark anlamlı bulunmuştur. Bilgi sorularına verilen doğru yanıtlar akademik başarı değişkenine göre incelendiğinde ise cerrahi el yıkama süresi ile temas izolasyonu gerektirmeyen enfeksiyon etkeni sorusuna verilen yanıtlar arasındaki fark anlamlı bulunmuştur. Çalışmamız sonuçları ışığında intörn hekimlerin izolasyon önlemlerine yönelik daha fazla eğitime ihtiyaç duydukları ortaya konulmuştur. Bu nedenle hekim adaylarımızın izolasyon önlemleri konusundaki bilgi düzeyleri gözden geçirilmeli, eğitim müfredatlarında izolasyon yöntemleri konusuna daha fazla yer verilmeli ve pratik eğitimlerde bu konular üzerinde daha fazla durularak intörn hekimlerin mezuniyet öncesinde izolasyon önlemlerine yönelik bilgi eksiklikleri tamamlanmalıdır. Anahtar Kelimeler: El dezenfeksiyonu, Hastane enfeksiyonları, Hasta izolasyonu, İntörnlük.
Tıpta uzmanlık eğitimi alan Aile Hekimliği asistanları ile aile hekimlerinin akılcı laboratuvar kullanımı hakkında bilgi düzeyleri ve tutumları
Yüzyıllardır, hekimlerin gözlemlerine, deneyimlerine ve çıkarımlarına dayalı tıp anlayışından, son yıllarda bilimselliğe, net sonuçlara ve güvenilirliğe dayanan kanıta dayalı tıp anlayışına geçilmiştir. Klinik laboratuvarlar, kanda glukoz ölçümü ile başlayan yaklaşık yüz yılda üç binden fazla testin hızlı, güvenilir, net sonuçlarla çalışıldığı, kanıta dayalı tıbbın vazgeçilmez unsurları haline gelmiştir. Önemli tıbbi kararların yaklaşık %70'i laboratuvar testlerine dayanılarak verilmektedir. Böylesine önemli bir gücün en verimli şekilde ve toplum yararına kullanılması akılcı kullanımı ile sağlanabilir. Test istemini önemli ölçüde etkileyen nüfus artışı, yaşlılık gibi değişkenlerin hızını katlayarak artan laboratuvar kullanımı sürdürülemez bir hale gelmiştir. Bu durum maliyet ve iş yükü artışına, hasta ve sağlık çalışanlarına zararlı sonuçlar doğurmaktadır. Uygunsuz, gereksiz veya yetersiz testlerin çoğu laboratuvar öncesi dönemde yapılmaktadır. Birinci basamak sağlık hizmetleri, laboratuvar testlerinde önemli bir paya sahip olmakla birlikte hekimler, test istemi sürecinin başlangıcında bulundukları için kilit rol oynamaktadırlar. Bu çalışmanın amacı birinci basamakta görev yapan hekimlerin bilgi düzeyleri ve akılcı laboratuvar kullanımı hakkında tutumlarını incelemektir. Çalışma literatür taranarak oluşturulan web tabanlı anket yöntemi kullanılarak yapılandırılmıştır. Anketin, ilk kısmında demografik verilerin yer aldığı genel bilgiler bölümü, ikinci kısmında bilgi düzeyine yönelik sorular ve üçüncü kısımda tutum ile ilgili önermeler yer almaktadır. Araştırma, ilimizde birinci basamakta görevli, ulaşılan 354 (%40) hekim ile yürütülmüştür. Çalışmamıza katılan hekimlerin 185 (%52,3) kadın, 169 (%47,7) erkektir. En çok istenen test (%94) glukoz ölçümü olmuştur. Katılımcılar en fazla 11 puan alınabilen bilgi sorularına yönelik ortalama 7,2 (±1,6) puan, yine en fazla 11 puan alınabilen tutum ile ilgili önermelerden ortalama 7,3 (±1,1) puan almıştır. Sosyodemografik özellikler ile bilgi düzeyi ve laboratuvar kullanımı arasında anlamlı bir ilişki bulunamamıştır. Sadece hastaların önceki tetkiklerini sorgulama gibi, küçük bir müdahale uygulamaya dâhil edildiğinde bile laboratuvar testleri dramatik azalmakta diğer değişkenler etkisiz kalmaktadır. Sonuç olarak laboratuvar testlerini azaltmaya yönelik çözüm yolları uygunsuz, gereksiz veya yetersiz laboratuvar testlerini büyük oranda azaltmaktadır. Bu durum akılcı laboratuvar kullanımı önündeki engellerin tanımlanmasını, nedenlerin ve çözüm yollarının araştırılmasının değerini bir kat daha arttırmaktadır. Hekim, hasta, laboratuvar çalışanları ve sağlık çalışanları birlikte, multidisiplin bir yaklaşım izlenmeli, güncel eğitimler tıp müfredatı da dâhil olmak üzere düzenlenmelidir. Anahtar kelimeler: Test, Laboratuvar, Birinci Basamak, Bilgi, Tutum.